Tefsir Kulliyati - 16. Sayfa - 005Maide
31. DERS YİYECEK MADDELERİNDEN HELAL VE HARAM OLANLAR
Ayetlerin Lafzı Tahlili
Ayetlerin İcmali Manaları
Âyetlerin Nüzul Sebebleri
Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler
Âyetlerdeki Şer'î Hükümler
İkinci Hüküm; Ayetin İşaret Ettiği Hayvanların Etlerinden Haram Olanlar Hangileridir?
Üçüncü Hüküm: Şer'i Kesim Nasıl Yapılır?
Dördüncü Hüküm : Yırtıcı Hayvanlarla Kuşların Avladıkları Hayvanların Hükmü Nedir?
32. DERS ABDEST VE TEYEMMÜMÜN HÜKÜMLERİ
Ayetlerin Lafzi Tahlili
Ayetlerin İcmali Manaları
Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler
Ayetlerdeki Şer’i Hükümler
1 Birinci Hüküm; Kitap Ehlinin Kestiği Hayvanların Hükmü Nedir?
İkinci Hüküm; Bir Yahudi Ve Hıristiyan Kadınla Evlenmenin Hükmü Nedir?
Üçüncü Hüküm: Abdestl Bozulmayan Kimsenin Namaz Kılacağı Zaman Yeniden Abdest Alması Farz Mıdır?
Dördüncü Hüküm: Baca Methetmenin Hükmü Nedir Ve Basın Ne Kadarına Meshedtllr?
Beşinci Hüküm: Cünüpiük Nedir, Cünüp Kimsenin Neleri Yapması Haramdır?
Altıncı Hüküm: Boy Abdesti Alırken Ağız Ve Buruna Su Vermenin Hükmü Nedir?
Yedinci Hüküm: Su Bulunduğu Zaman Hasta Ve Yolcunun Hükümleri Nelerdir?
Sekizinci Hüküm: Teyemmümde Elleri Dirseklerle Meshetmek Farz Mıdır?
Âyetlerden Alınacak Dersler
Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler
33. DERS HIRSIZLIĞIN VE YOL KESMENİN CEZASİ
Ayetlerin Lafzî Tahlili
Âyetlerin İcmali Manaları
Âyetlerin Nüzul Sebebleri
Bu Âyetlerin Önceki Âyetlerle Münasebeti
Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler
Ayetlerdeki Şer’i Hükümler
Birinci Hüküm: Ayette Şer’i Hükümleri Bildirilen Muhoribler, Yol Kesenler Kimlerdir?
İkinci Hüküm: Âyette Varld Olan Hükümler Arasında Bir Tercih Yapılır
Üçüncü Hüküm: Asma Cezası Nasıî Uygulanır?
Dördüncü Hüküm; Hırsızın Eli Ne Zaman V& Hangi Şartlarda Kesllfr?
Beşinci Hüküm: Hırsızın Eli Nereden Kesilir?
Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler
34. DERS YEMİNİN KEFARETİ -İÇKİ VE KUMARIN HARAM EDİLMESİ
Ayetlerin Lafzı Tahlili
Ayetlerin Icmali Manaları
Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler
Âyetlerdeki Şer'! Hükümler
Birinci Hüküm: Yemin Çeşitleri.
İkinci Hüküm: Yemini Bozmadan Evvel Kefaret Vermek Sahih Midir?
Üçüncü Hüküm: Yemin Kefareti Orucunu Aralıksız Tutmak Şart Mıdır?
Dördüncü Hüküm: Hamr Kelimesi Sarhoş Edici Bütün Maddeleri Şamil Midir?
Beşinci Hüküm: Haram Olan Hamr'rn Bizzat Kendisi De Pis Midir?
Âyetlerdeki Teşri'i Hikmetler
31.
DERS YİYECEK MADDELERİNDEN HELAL VE
HARAM OLANLAR
1 — Ey İman edenler, bağlandığınız ahidlerl yerine getirin. Siz ih-ramlı olduğunuz halde avlanmayı helal saymamak ve size (aşağıda) okunacak olanlar hariç kalmak şartıyla davariarfın etleri) size helal edildi. Şüphesiz ki Allah ne dilerse onu hükmeder.
2 — Ey İman edenler, Allanın şealrine, haram olan aya, kurbanlık hediyelere, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden hem bir ticaret, hem bir rıza arayarak Beyti haramı kasdedip gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız vakit (isterseniz) avlanın. Sizi mescidi haramdan men ettiler diye bir kavme karşı beslediğiniz kin, sakın sizi tecavüze sevk etmesin. İyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda blrblrlnizle yardımlasın. Günah işlemek ve haddi aşmak üzerinde yardımlaşmayın. Günah İşlemek ve haddi aşmak üzerinde yardımlaşmayın. Alla ht an korkun. Şüphesiz ki Allah, cezası çok çetin olandır.
3 — Ölü, kan, domuz eti, AHahtan başkası adına boğazlanan, —(henüz canı üstünde iken yetişip) kestikleriniz müstesna olmak üzere— boğulmuş, vurulmuş, yukarıdan yuvarlanmış, susulmuş, canavar yırtmış olup da ölenler, dikili taşlar üzerinde (onlar adına) boğazlanan (hayvanlar), fal oklartyfa kısmet (ve hüküm) aramanız üzerinize haram edilmiştir. (Bütün) bunlar yoldan çıkıştır. Bu gün kafirler dininizden umudlarını kesdiler. Artık onlardan korkmayın. Benden korkun. Bugün sizin dininizi kemale «r-dirdim, üzerinizdeki nimetlerimi tamamladım ve size din olarak müslüman-lığı (verip ondan) hoşnud oldum. Kim son derece açlık halinde çaresiz kalırsa, günaha meyli maksadı olmaksızın (haram olan etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
4 — Kendilerine hangi şeyin helal edildiğini sana sorarlar. De ki: Bütün iyi ve temiz (nimetler) size helal edilmiştir» Allanın size öğrettiğinden öğretip (terbiye ederek) yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuverdlk-lerlnden de yeyin ve üzerine besmele çekin. A İlahtan korkun. Çünkü Allah, hesabı pek çabuk görendir.
Ayetlerin Lafzı Tahlili
(Evfu bi’lugûdi): Evfa, ifa kökünden türemişbir fiildir. Sözünü yerine getirme demektir. Ukud, akd'in çoğuludur. Akld, lügatta bağlamak anlamındadır. Âyette ise sözle bağlanma demektir.
(Behimetü'l-en'âm): Behime'nin sözlük manası konuşması olmayandır. En'am, neame'nln çoğuludur. Neame ise, sığır, koyun ve deveye denir.
(Hürümün): Hürüm, haram kelimesinin çoğuludur. Hac veya umre İçin ihrama girme demektir.
(Şeâİrallâhi) Şealr, şeriet'in çoğuludur. Şeiret, bir şeyin alametidir. Âyette ise. haccda yapılan ibadetlere denir.
(El galâide); Kalaid. kaladet'in çoğuludur. Kurbanlik hayvanların boynuna takılan halkaya denir.
(Yecri metıneküm); Yecrün, cürüm kökünden türemiştir. Günah kazanma monasındadır.
(Şeneânü): Şene'an, buğzetme demektir.
(Ühill): Ühllle, ihlal kökünden türemiştir. Tekbir alma ve aldırrna manalarına gelir. Âyette ise kesilme manastndadtr.
(El mütereddfyotü): Dağdan ve duvardan düşürülen birşey demektir*
(En netihatü ); Netihat, bir hayvanın diğer bfr hay-" yanı vurup öldürmesine denir.
(Zekkeytüm): Zekat kökünden türemiş fiildir. Kesrnek demektir.
(Eh nusubi): Put veya dikili taş demektir.
(El-ezlâmi): Ezlam, zelem'in çoğuludur. Kumarda atılan oka denir.
(Mahmasan): hams kökünden türemiştir. Açlık demektlr.
(Mütecânlfln): Mütecanif, cenef kökünden türemiştir Meyletme demektir.
(El-cevâribi); Cevarİh, carihe'nln çoğuludur. Hay-l vanlardan ve kuşlardan avcılık (cin yetiştirilen hayvan anlamındadır.
(Mükellibîn): Mükellib kelimesinin çoğuludur. Mükellib İse teklib kökünden türemiştir. Av için av hayvanı yetiştiren kimseye denir.
(El mevkuzetü): Döğülerek öldürülen hayvan anlamındadır.
Ayetlerin İcmali Manaları
Allah (cc), müminlere, kendi aralarındaki ah itleri ve Allah (cc) İle aralarındaki ahitleri yerine getirmelerini emretmektedir,
Deve. sığır ve koyun etlerinin kesimden sonra müminlere helal oldu-:: ğunu zikrederek İleride tafsilatı geleceği gibi murdar ölmüş hayvanı ve t kanı haram kılarak hac ve umre Icin İhramlı bulundukları vakitlerin dışın-I da avlanmalarının mubah olduğunu bildirmektedir.
Allah (cc)'tn alametlerinden olan hac menasiktnde yapılması haram olan şeylerin helal bilinerek yapılması, haram aylarda savaşılması, hac esnasında kesilecek kurbanlarla bunların boyuntarındaki gerdanlıklara sal-dırılmasını yasaklamaktadır. Mescid-i harama yalnız Allah (cc)'ın rızasını
i\ taleb etmek için gelenlere düşmanlık edilmemesini onlarla savaşılmamasını emretmektedir.
Allah (cc), hac İhramından çıktıktan sonra müminlere avlanmanın mübah olduğunu bildirerek yalnızca sevmedikleri Icin insanlara sebebsiz yere tecavüz ederek saldırmalarını da yasaklamıştır. Zira zulüm çok çirkin |bir fiildir ve Allah {cc}, haddi aşmayı ve zulmetmeyi bütün şekilleriyle haram kılmıştır.
Allah (cc), müminlere hayır ve takva üzerine birbirlerine yardımcı olmalarını emrederek günah ve aşırı derecede düşmanlık yapmak hususunda müminlerin birbirlerine yardım etmelerini yasaklamaktadır. Allah (cc)'ın emirlerine muhalefet edenler için çok şiddetli bir ceza olduğu da bildirilmektedir.
Üçüncü âyette, surenin başında Icmalen zikredilen haramlar tafsilatlı olarak beyan edilmektedir. Bunlardan oklarla kumar oynama ve oklarla et taksim etme İstisna olmak üzere tamamı yiyecek maddeleri ile ilgilidir. Bu âyette horam kılınan maddeler, cahiliyet devrinde helal sayılarak yeniliyordu.
Haram edilen yiyecek maddeleri şunlardır: murdar ölmüş hayvan eti, kon, domuz eti, Allah (cc) dışında başka varlıklar adına kesilen hayvan etleri, boğularak öldürülen hayvan etleri, sopayla dövülerek öldürülen hayvan etleri, yüksek bir yerden veya kuyuya düşerek Ölen hayvanların etleri, yırtıcı hayvanların Öldürdüğü hayvanların etleridir. Ancak Ölüm şekilleri sayılan 6u hayvanlar, ölmeden önce yetişilerek şer'î şekilde -kesilirferse o zaman helal olurlar. Bir de putlara veya insanlara saygı Icin kesilen hayvanların etleri haramdır. Allah (cc), fal veya kumar oklartyla herhangi birşeyi taksim etmeyi, —ki onlar bir hayvanı kestikten sonra üzerinde sayılar olan oklarla taksim ederlerdi ve bunu ilanlarıyla istişare olmak üzere yaparlardı— Allak (cc), haram kılarak bunların şeytanın İşlerinden olduğunu beyan etmiştir.
Allah (cc), mevzumuz âyetin sonunda İslâmın en kamil din olduğunu, şeriatının da tamamlanmış bir şeriat olduğunu, zaruret halleri hariç;güzel şeylerfn helal, pis şeylerin de haram olduğunu bildirmektedir.
Âyetlerin Nüzul Sebebleri
İbni Abbas (ra)'tan rivayet edildiğine göre, müşrikler Kabeyi tavaf ederler kurbanlarını keserler ve Hz. İbrahim'den kalma hac menasiklerine tazim ederlerdi. Müslümanlar bunu değiştirmek istediler. Bunun üzerine, »Ey iman edenler. Allanın şeairine, haram olan ava, kurbanlık hediyelere, (onlardaki) gerdanlıklara...» âyeti nazil oldu. [1]
Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler
Birinci incelik: Allah (cc), hacda kesilecek kurbana saldırmayı yasaklamıştır. Bundan ayrı olarak da kurbanlıkların boyunlarındaki gerdanlıklara saldırmanın yasak olduğunu bilhassa bildirmiştir. Burada boyunlarına halka takılan kurbanlık koyunların şerefine işaret edilerek hayvanların kendilerine değil, boyunlarına takılan halkalara bile saldırmak yasaklanmaktadır. Bu yasaklama şekli jle, «Mümin kadınlara da şöyle, gözlerini saİanssnîar, ırzlarını korusunlar. Zinetlerini açmasınlar.» (Nur: 31) âyetin-deki yasaklama aynı inceliği taşımaktadır. «Zinetterini açmasınlar» İfadeslnden maksat, ziynet eşyalarının yasaklanması değil, bu eşyaların takıldığı mahallerin yasaklanmasıdır. Allah (cc) kadınlara değil ziynet mahallerini, ziynetlerin kendilerinin gösterilmesini bile yasaklamaktadır. Eğer yasaklama yalnızca ziynet mahallerine hasredilseydi, bundan ziynet eşyalarının gösterilebileceği anlaşılabilirdi. Mevzumuz âyette de boyunlar-deki halkalara saldırmak bile yasaklanarak kurbanlık koyunların şerefi ve saldırılmamalan gerektiği bildirilmektedir. Bu, ancak Allah (cc}'ın kelamında görülebilecek bir inceliktir.
İkinci İncelik: Cahiliyet adetleri, körü körüne bir ırk ve kabile taassubu üzerine kurulmuştur. Onlar, «Kardeşine zalim de olsa, mazlum da olsa yardım et.» derlerdi. «Kardeşsten maksat, kendi kabilesinden bir ferd-di ve kabilenin ferdine zalim de olsa yardım etmek esastı. Çünkü cahiliye devrinde bir insan kabilesinin yolu üzere bulunmak zorundaydı. Bu yolun doğru veya sapık olması önemli değildi. Bu hususu cahiliye devri şairlerinden Düreyd bin Esemmete bir şiirinde şöyle dile getirir: «Ben, Gaziyye kabilesinin bir ferdiyim. Kabilem saparsa ben de saparım. Doğru yoldan giderse ben de doğru yoldan giderim.» [2]
İslâm, cahiliyet devrindeki kabile taassubunu ve ırkçılığı kaldırarak İnsanlığı topyekün kuşatan bir bakışla hayır ve takvada yardımlaşma, günah ve haddi aşmada yardımlaşmama gibi cemiyetin fertlerini birbirlerine bağlayıcı en güzel ve esaslı bir kural getirmiştir. İşte bu hususu «İyilik et-mek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlasın. Günah işlemek ve haddi aşmak üzerinde yardım (asmayın, Allahtdn korkun. Şüphesiz ki Allah, cezası çak çetin olandır.» âyetiyle beyan etmiştir.
Üçüncü incelik: Cahiliyet devrinde uzak bir yere gitmeden, savaşa, ticarete çıkmadan, evlenme teşebbüsünde bulunmadan Önce, birisinin nesebinde şüpheye düşüldüğü veya faili meçhul bir cinayetin failinin bulunması istendiği zaman yada diğer bazı önemli İşlerde Mekke'deki putların en büyüğü olan Hübel'in yanına gelerek oradaki falcıya yüz dirhem karşılığında fal okları çektirirlerdi. Eğer üzerinde «Rabbim bana emretti» yazılı ok çıkarsa, düşündükleri işi hemen yaparlardı. Şayet üzerinde «Rabbim bana yasakladı» yazılı ok çıkarsa teşebbüs etmek istedikleri işten vazgeçerlerdi. İşte Allah (cc), «...Fal oklarıyla kısmet ve (hüküm) aramanız üzerinize haram edilmiştir.» buyurmuştur. Bu âyetle nakledilen batıl inanç ve adet yasaklanmıştır.
Ne yazık ki, çağımızın müslümanları bilerek veya bilmeyerek onbeş asır evvelki adetleri yerine getirmektedirler. Herne kadar bugün fal okları yoksa da onun yerine başka alet ve edevatlar konulmaktadır. Bazıları da mesela, aynaya veya bildiğimiz fasulye tanelerine bakarak insanların geleceği hususunda bilgi vermektedirler. Onlara bu bilgiyi kimden aldıkları sorulunca, «Bu bilgileri cinlerden alıyoruz» diye hiçbir aslı olmayan yalanlarına İnsanları inandırmaya çalışırlar. Okuyucularımızın faydalanmaları için bu hususta birkaç hadis naklediyoruz :
Hz. Ayşe'den şöyle rivayet edilmiştir: «Halktan bazıları Resulullaha falcılar hakkında sordular. «Falcılar birşey değildir.» buyurdu. Onlar. «Ya Resulullah (sav), falcıların bazı söyledikleri doğru çıkıyor.» dediler. «O doğru çıkan söz, onların onlara söyledikleridir. Yalnız onlar cinlerden aldıkları çok az bilgiye yüzlerce yalan katarak söylerler.» buyurdu.» [3]
Safiyye binti ebi Abid (r.anha), Resulullah (sav)'ın zevcelerinden rivayet etmişlerdir: «Kim falcıya giderek ondan birşey sorar ve aldığı cevabı tasdik ederse kırk gün namazları kabul edilmez.» [4]
Resulullah (sav)'ın bu sözlerinden anlaşılıyorki, falcılık İslâm'da, kesin olarak yasak edilmiştir. Hem müslümanım demek, hem de cahili adetlere a[ inanmak nîüstümanlıkla bağdaşır birşey değildir.
Dördüncü incelik: «...Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzeriniz- <* deki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığı (verip ondan) *'' hoşnut oldum...» âyeti, Resulullah (sav)'a veda haccında ve cuma günü ® Arafatta nazil olmuştur. Cuma günü Arefe vakfesinin yapılması bayramı ^ müjdelediği gibi, bu âyetin nüzulü de iklncf bir bayram müjdesi olmuştur. Hatta yahudilerden- biri Hz. Ömer'e gelerek, «Kitabınızda okuduğunuz bir âyet vardır ki, eğer biz yahudilere öyle bir âyet nazil olsaydı biz o günü bayrom ilan ederdik.» dedi. Hz. Ömer, «Hangi âyeti kasdedlyorsunuz?» S diye sorunca da, «Bugün sizin dininizi kemale erdirdim...» âyetidir.» de- n di. Bunun üzerine Hz. Ömer, «Allah (cc)'a yemin ederim ki o âyetin hangi e gün ve saatte Resulullah {sav)'a nazil olduğunu biliyorum. O, cuma günü Arafatta, yatsı vaktinde nazil oldu,» dedi. [5]
Bir rivayete göre bu âyet nazil olduğunda Hz. Ömer, Resulullah (sav)'a ¥ ağlayarak «Biz dinimizden daha birçok şeylerin gelmesini bekliyorduk, n Çünkü birşey tekamül ettimi ondan sonra günden güne noksanlaşmaya si başlar.» dedi. Buna karşılık Resulullah (sav), «Doğru söylüyorsun ya Ö-mer.» buyurdu. Bu âyet, Resulullah (sav)'ın bu dünyadan ahrete teşrif e-deceğine de işaret etmektedir. Nitekim Resulullah (sav), bu âyetin nüzu- " lünden sonra 81 gün yaşamıştır. [6]
Âyetlerdeki Şer'î Hükümler
^
Birinci hüküm: Âyetteki «ahidler» kelimesinden maksat nedir? >l
Bazı alimlere göre, âyetteki «ahftlen» kelimesinden maksat, borç, alış, satış ve ticari sözleşmeleridir. Bu, Hasan-ı Basrî (ra)'nin de görüşüdür.
Diğer bazı alimlere göre İse âyetteki «ahitler» kelimesinden maksat * hac, namaz, oruç, itikaf ve adak gibi şer'! sözleşmelerdir. İbni Abbas (ra) ., ve Mücahid (ra) de bu görüştedirler. Taberl de bu görüşü tercih etmiştir. L
Sahih olan, Kurtubî ve müfessirlerin cumhurunun görüşleridir. Buna göre âyetteki «ahitler» kelimesinden murad müslümanların muamele (alışveriş, borç kiralama vb.) ve şeriatın teklifleri, Allah (cc)'ın kullarına far-zettfklerl, helal ve haram ettikleri şeyler hakkındaki ahitleridir.
Kurtubî bu hususta şöyle der: «Zeccac'a göre âyetin anlamı şöyledir: «Allah (cc)'ın size emrettikleri ile kendi aranızda birbirinizle yapmış olduğunuz alış-veriş, kiralama ve diğer muamelatı yerine getiriniz.»
«Âyet, Zeccac'ın dediği gibi tefsir edilirse, «ahidler» kelimesinden anlaşılan umumi ahitlerdir. Ahld bahsinde sahih olan görüş de budur. Çünkü Resulullah (sav), «Müminler ancak alış-veriş ve diğer muameleleriyle bilinirler.» buyurmuştur.» [7]
İkinci Hüküm; Ayetin İşaret Ettiği Hayvanların Etlerinden Haram Olanlar Hangileridir?
Âyet, etleri haram olan hayvanları tafsilatlı olarak bildirmiştir. Bunlar: Murdar ölmüş hayvanlar, kan, domuz eti, putlar için kesilen hayvanlar, Allah (cc)'tan başkasının adına kesilen hayvanlar, boğularak öldürülen, sopa ile dövülerek öldürülen hayvanlar, yüksek bir yerden düşerek ölen, diğer bir hayvanın vurmasıyla ölen ve aslan, ayı, kurt gibi yırtıcı hayvanların öldürdüğü hayvanların etleridir.
Ancak Allah (cc), sopayla dövülen, yüksek bir yerden düşen, diğer bir ehli hayvan tarafından vurularak düşürülen, yırtıcı hayvanlar tarafından yaralanan hayvanların ölmeden önce, canları tam çıkmadan Önce yetişilerek şeriatin emrettiği şeklide kesilirlerse helal olacaklarını da istisnaen bildirmiştir.
Fakihler bu tür hayvanlar —ki bunlar ölmüş hükmündedirler— şer'İ bir kesim ile kesildikleri takdirde helal olup olmayacakları hususunda ihtilaf etmişlerdir.
Şafii mezhebinde meşhur olan görüşe göre, bu tür hayvanlardan herhangi birine ulaşıldığında onda hayat eseri —kuyruğunu sallamak, ayağını çekip uzatmak gibi— varsa kesildiği takdirde etj helaldir. Hanefi mezhebinin görüşü de bu yoldadır.
Diğer alimler ise bu tür hayvanlar için istikrarlı bir hayat —ki hemen ölecek değil— şartı koymuşlardır. Bu istikrarlı hayatın belirtisi ise hayvanın kesim vakti değil, kesimden sonra hayat belirtisi sayılan hareketleri —ayağını uzatıp çekme, kuyruğunu sallama gibi— yapmasıdır.
İmam Malik (ra)'ten yapılan bir rivayete göre bu tür hayvanlar kesilmediği takdirde hemen ölürse kesim onu helal kılmaz. Çünkü o zaten ölmektedir.
Fakihler arasındaki bu ihtilafın sebebi, âyetteki «kestikleriniz müstesna» İfadesindeki istisnanın muttasıl mı, yoksa muntokı mı olduğu hususudur. [8] Alimlerden âyetteki «kestikleriniz müstesna» ifadesini istisna-i muttasıl olarak anlayanlara göre «kestikleriniz» kelimesinden önce âyetin akışında sıralanan kazaya uğrayan hayvanların kesim ile helal olacağı hükmüne varılır. Buna göre âyetin manası şöyle olur: «Siz kazaya uğrayan hayvanlara ulaştığınız zaman onlarda hayat belirtileri varsa kesmenizle onların etleri size helal olur.»
Âyetteki «kestikleriniz müstesna» ifadesini istisna-i müntakı olarak anlayan alimlere göre ise kazaya uğrayan hayvanlara ulaşıldığında onda hayat belirtileri görülse dahi kesilmesi halinde eti helal değil, haram olur. Bu görüşe göre de âyetin anlamı şöyle olur: «Âyette sayılan vasıftaki hayvanlar size haramdır. Ancak Allah (cc)'ın size helal kıldığı hayvanlardan kestiğiniz takdirde size helal olur.»
Buradaki istisnanın istisna-i muttasıl olarak anlaşılması tercihe daha şayandır. Zira yüksek bir yerden düştüğü halde ölmeyen bir hayvanın kesilmesi caiz ve helaldir. Hayvanın düştükten birkaç gün sonra kesilmesi halinde helal olacağı konusunda zaten ittifak vardır.
Âyetteki istisna, sıralanan hayvanlardan istisna edilir. Yani sıralanan beş sınıf hayvandan bir tanesi geçirmiş olduğu kazadan dolayı ölmediği takdirde kesilmesi ve eti helaldir. Hz, Ali ve İbni Abbas (ra) da bu görüştedir.
Üçüncü Hüküm: Şer'i Kesim Nasıl Yapılır?
İmam Malik (ra)'e göre şer'ı kesim, hayvanın nefes borusu ve şahda-marları kesilerek yapılır.
İmam Şafii (ra)'ye göre. hayvanın nefes borusu ve yemek borusunun kesilmesi kafidir. Şahdamarlarının kesilmesine gerek yoktur. Zira nefes ve yemek borularının kesilmesi hayvanın hayatına son verir.
lmam-ı Azam (ra)'a göre şer'î kesim, yemek, nefes borularının veya şahdamarlarından herhangi birinin kesilmesiyle olur.
Bu husustaki tafsilat fıkıh kitaplarından öğrenilebilinir. Şu kadarını söyleyelim ki. İmam Malik (ra} ile Ebu Hanife {ra) kesimde etin tadını göz önüne alarak hayvanın şahdamarlartndan birinin kesilmesini şart koşmuşlardır. Çünkü bu damarlardan birinin kesilmesiyle kan daha rahat boşanacağı gibi, Resulullahın, «Hayvanın kanı akıtılırken Allah (ra)'ın ismi anı-lırsa o hayvanın etini yiyiniz.» [9] hadisine de uygun davrantlmış olur.
Kan akıtan her alet —diş ve tırnak hariç— kesim aleti olabilir. Hatta İmam Ebu Hanife (ra)'ye göre diş ve tırnak kendi başlarına kesici olurlarsa onlarla da kesim yapmak caizdir.
Vahşileşen veya kuyuya düşen bir deve av hayvanı gibidir. Av hayvanın da nasıl kesim şart değilse, besmeleyle atılan kurşun veya ok kesim sayılıyorsa vahşileşen deve hakkında da kesim sayılır. Zira Buharı, Nesaî ve Ebu Davud, Rafi bin Hadic'ten şöyle rivayet etmişlerdir: «Bir yolculukta Resulullah iie birlikte idik. Arkadaşların develerinden bir tanesi ürktü ve kaçtı. Yanımızda onun arkasından yetişebileceğimiz bir at da yoktu. İçimizden biri bir ok attı ve deveyi yere düşürdü. Bunun üzerine Resulullah (sav), «Ehli hayvanlar do vahşiler gibi insanlardan kaçıp uzaklaştılar mı şimdi atılan ok ile vurulduğu gibi siz de onu atın ve vurun.» buyurdu.»
İmam Malik (ra)'e göre ise böyle vahşileşerek kaçan ehil hayvanın kesimi yine ehli bir hayvan gibi yapılmalıdır, imam Hanbel (ra), bu hususta, «öyle sanıyorum ki İmam Malik (ra), Rafi bin Hadic'in rivayet ettiği hadisi iş itme m iştir.» der.
İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'an İsimli tefsirinde Rafi bin Hadic'in rivayet ettiği hadisi tevil ederek şöyle der: «Ehli hayvanlardan bir tanesi ürküp kaçsa ve vahşi hayvanlar gibi insanları gördükçe kaçmaya devam etse onu ok veya başka bir silahla vurmak caizdir. Bu vuruş hayvan için kesim sayılır. Çünkü eti yenen vahşi hayvanların da yakalanıp kesilmeleri pek mümkün değildir. Bu yüzden avcılar tarafından ok veya herhangi bir silahla vurulduğu takdirde o vuruş, onun kesimi sayılır.»
Dördüncü Hüküm : Yırtıcı Hayvanlarla Kuşların Avladıkları Hayvanların Hükmü Nedir?
«Allanın size öğrettiğinden öğretip (terbiye ederek) yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutu verdik terinden de yeyin ve üzerine besmele çekin» âyeti köpek, pars, doğan, şahin gibi hayvan ve kuşların yakaladıkları y»-nilmesi mubah olan hayvanların etlerinin kesilmeden yenilmesine delalöt ederek. Ancak avcı hayvanın mutlaka eğitilmiş olması gerekir.
Fakihter eğitilmiş her köpeğin etinin yenilmesinin caiz olduğunda ittifak etmişlerdir. Çünkü Resulullah (sav), Adiy bin Hatem'e, «Sen eğitilmiş köpeğini avlayacağın hayvanı yakalamak üzere bıraktığın zaman besmele çek. Yakaladığı hayvandan herhangi bir kısmını koparıp yememişse onun etinden ye. Şayet o, avladığı hayvanın etinden yerse siz artık ondan yemeyin.» [10] buyurmuştur.
Bazı alimler av ipin eğitilmiş köpek hakkında bazı şartlar ortaya koymuşlardır. Bu şartları haiz hayvanın yakaladığı av hayvanının eti yenebilir. Bu şartlar şunlardır:
1- Eğitilmiş köpeği çağırdığınız zaman mutlaka gelmesi lazımdır. O köpek birşey yaparken sahibi yapma dediğinde hemen bırakmalıdır. Zira Allah (cc). «Allanın size öğrettiğinden öğretip (terbiye ederek) yetiştirdiğiniz...» buyurmuştur. Bu âyet köpeğin mutlaka eğitilip terbiye edilmesini şart koşmaktadır. Köpeğin terbiyesi de ancak çağrıldığı zaman gelmesi. İstenilen blrşeyi yapması, istenilmeyenleri yapmaması ile bilinir.
2- Av köpeği, avladığı hayvanın etinden yememelidir. Zira Ailah (cc}, «...avcı hayvanların size tut/erdiklerinden de yiyin...» buyurmuştur. Buradan köpeğin avından yememesi gerektiği anlaşılmaktadır.
3- Av köpekleri ov üzerine bırakıldıkları zaman besmele çekmek şarttır. Çünkü Allah {cc}, «...üzerine besmele çekin.» buyurmuştur. Ayrıca yukarıda nakledilen Adiy bin Hatem hadisinde Resulullah (sav)'ın «...Bıraktığın zaman besmele çek» demesi de besmele çekmenin farz olduğuna delalet etmektedir.
4- Eğitilmiş hayvanlarla avcılık yapanın müslüman olması şarttır.
Bu şartlar hakkında fakihler İhtilaf etmişlerdir. Bunlar geniş olarak fıkıh kitaplarında yazılıdır.
32. DERS ABDEST VE TEYEMMÜMÜN HÜKÜMLERİ
5- Bugün size bütün iyi ve temiz (nimetler) helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği sizin İçin helal olduğu gibi sizin yiyeceğiniz de onlar tein helaldir. Namuskar, zinaya sapmamış ve gizli dostlar da edinmemiş (insanlar) halinde (yasamanız sortiyle) müminlerden hür ve iffetH kadınlarla kendilerine sizden evvel kitap verilenlerden yine hür ve fffetll kadınlar dahi siz onların mehlrlerinf ver(ip nikah edjince (size helaldir). Kim İmanı tanımayıp kafir olursa her halde bütün yaptığı boşuna gitmiştir ve o ahirette en çok ziyana uğrayanlardandır.
6- Ey iman edenim, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınızı meshedip, her İki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp olduysanız boy abdestl alın. Eğer hasta olmus-samz, yahud bir sefer üzerinde İseniz veya İçinizden biri ayak yolundan gelmişse, yahud da kadınlara dokunmuşsanız ve bu halde su da bulamamış-sanız o vakit tertemiz bir toprakla teyemmüm edin, binaenaleyh (niyetle) ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah, sizin üzerinize bir güçlük yapmayı dilemez, fakat iyice temizlenmenizi ve üstünüzdekl nimetinin tamamlanmasını diler. Tak! şükredesiniz.
Ayetlerin Lafzi Tahlili
(Taâmü'): Taam, lügatta yenilen herşeye denir. Ayette fse kesilmiş hayvanların etlerine denilmektedir.
(Elmuhsenatü): Muhsenat, hasim kökünden türemiştir. Hasim ise korunmaya denir. Âyette muhsenattan maksat kadınlardan iffetli olanlardır.
(Müttehlzî ehdanln): Ehdan, hlden kelimesinin çoğuludur. Hlden, dost anlamındadır.
(Yekfür bil İmani): Bu cümlenin âyetteki manası şer'î hükümlerini inkar etmektir.
(Hobita amelühü): Hablta, yok olma demektir. Amel ise sevap manasındadır. Âyetteki anlamları ise, şer'î hükümleri inkar edenlerin amelleri yok olur demektir.
(Fağsilü): Gasl kökünden türemiştir. Gasl ise herhangi birşeyln temizlenmesi İçin üzerine su dökmektir.
(El ka'beynl): Ka'beyn, iki topuk manasınadır.
(Mİn harecin): Harec, darlık ve sıkıntılı yere der nir.
Ayetlerin İcmali Manaları
Allah (cc), müminlere hitapla şöyle buyurmaktadır: Ey müminler, ben size yiyeceklerden güzel olanları helal kıldım. Kitap ehil (hırlstiyan ve ya-hudi)nin kestikleri size, sizin kestikleriniz de onlara helaldir. İmanlı ve iffetli müslüman -kadınlarla İffetli kitap ehli kadınları, mehlrlerini verdiğiniz takdirde, namusunuzu korumak için nikahlamanız size helaldir. Kadınlardan dost ve sevgili edinerek onlarla gizlice zina etmeyin.
Her kim islâm'dan dönerse, daha önce yapmış olduğu ibadetlerin sevapları yok olur. Ahirette de en çok zarar eden yine onlar olacaktır.
Allahu taala daha sonra abdest ve teyemmümün hükümlerini bildirerek müminlere şöyle hitap eder: Ey müminler, abdestsiz olduğunuz halde namaz kılmak İstediğinizde yüzlerinizi ve ellerinizi dirseklerle, ayaklarınızı topuklarla birlikte yıkayarak başınıza da mesh edin.
Eğer cünüp iseniz temiz bir su İle bütün vücudunuzu yıkayın. Hastalık ve yolculuk anlarında abdestsizseniz, hanımınızla temasta bulundunuzsa abdest veya gusül için su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Teyemmüm yapmak için yüzlerinizi ve ellerinizi dirseklere kadar temiz toprakla mesh edin. Zira Allah (cc), dini hükümlerde size hiçbir zaman sıkıntı verecek şeyleri İrade etmez. Ancak Allah (cc), sfzln günahlardan, kir ve pisliklerden temizlenmenizi ister. Allah (cc), şer'î hükümlerini beyan et-
mekle size nimetlerini tamamlamıştır. Sizin onun nimetlerine şükretmeniz
Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler
Birinci İncelik: Âyette iffetli ve mümin kadınların iffetli ehli kitap kadınlardan önce anılması, herne kadar ehli kitap kadınlarla evlenmek helal İse de, iffetli mümin kadınlarla evlenmenin daha efdal olduğuna delalet eder. Zira mümin kadınlarla evlenmek daha hayırlıdır. Nitekim bu hususu Resuluilah (sav) şöyle ifade etmişlerdir: «Kendinize saklayacağınız en hayırlı şeyi size haber vereyim mi?» Sahabller, «Evet ya Resuluilah.» dediler. «Kişinin kendisine saklayacağı en hayırlı şey, saliha bir kadındır.» buyurdu. Salih olmak ise ancak imanla mümkündür. İşte. «Ey İman edenler, mümin kadınları nikahlayın...» (Ahzab: 49) âyetinde de nikahın imanlı kadınlarla sınıflandırılmasının s&bsbl budur.
İkinci İncelik: «...Siz onların mehirlerini ver(in nikah ed)!nce...» âyetinde kadınların nikahla helal olması için mahirlerinin verilmesi şartı konulmuştur. Bu do evlilikte kadınlara verilen mehrln vacib olduğunun tekidine delalet ediyor, öyle ise herhangi bir kimse evlendiğinde mehir vermezse onun karısıyla teması zahiren zina sayılır. Âyette mehrin doğrudan değil de «ücret» kelimesiyle ifade edilmesi verilecek mehrln bir sınırı olmadığına delalet eder. Burada esas olan, tarafların anlaşarak tayin ettikleri miktardır. İşçi ücretlerinde nasıl bir sınır yok ve işçinin ücreti işverenle yapılan anlaşmayla ortaya çıkarsa mehirde de durum öyledir.
Üçüncü incelik: Başa mesh etme hükmü, yıkanması farz olon azalar sayılırken baş ve sonda değil de orta yerde gelişinde çok latif bir işaret vardır. O da abdest alırken âyetteki diziliş şekline göre abdest alınmasına dikkat çekilmesidir. Mesela, evvela yüz, sonra eller dirseklerle, sonra başa mesh, daha sonra da ayaklar topuklarla birlikte yıkanmalıdır. Bazı mezheplere göre herne kadar farz değilse de bu tertip üzere abdest alınması sünnettir. En üstün, en mütekamil şey de Resuluilah (sav)'in sünnetidir.
Ayetlerdeki Şer’i Hükümler
1 Birinci Hüküm; Kitap Ehlinin Kestiği Hayvanların Hükmü Nedir?
Müfessfrlerin cumhuruna göre, «Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği sizin İçin helaldir.» âyetindekj yiyecekten maksat, kitap ehlinin kestiği hayvanların etleridir. Onların yetiştirdikleri sebzeler ve pişirdikleri ekmekler değil. Zira onların kesdikleri bizzat onların kesimleriyle helaldir. Yoksa ekmek, meyveler ehli kitaba helal olduktan sonra zaten müminlere mübahtı r.
Kitap ehlinin kestiklerinin helal oluş hükmü, yalnız kitap ehline hastır. Hiçbir semavi kitaba inanmayan, yalnız putlara tapan müşriklerle ateşe tapan mecusilerin kestikleri hayvanların etleri ve onların kadınları haramdır. Zira Allah (cc). «Üzerlerine Allanın İsmi anılmayanlardan yemeyin. Çünkü bu, muhakkak ki bir risktir.» (En'am: 121) buyurmuştur.
Müşrikler ve mecusiler hayvanları keserken ya şer'î manada bir kesim yapmazlar, yada kesim yapsalar bile bunu Allah (cc)'ın İsmini anarak yapmazlar. Onların kadınlarıyla evlenmenin haram olduğunu yine Allah (cc), «Allaha eş tanıyan müşrik kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin.» (Bakara: 221) âyetiyle bildirmiştir.
Kitap ehlinin kestiği hayvanlarla ve onların kadınlarıyla evlenme hu-, susunda hususi hükümler mevcuttur. Bu hükümler müşrik ve mecusileri kapsamaz. Mecusj ve diğer müşrikler kitap ehli olanlar ile bir konuda, İslâm devleti tarafından cizye alınması konusunda eşittirler.
Hz, Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: Hz. Ali, Arapların Beni Tağallüb kabilesinden olan hırlstiyanları diğer hıristiyanlardan istisna ederek, «Onların hırlstiyanlıkla hiçbir ilişkileri yoktur. Ancak hıristiyanlardan içki içmeyi öğrenmişlerdir.» der. Hz. Ali'nin bu beyanından anlaşılıyor ki, «Ben hırlstlyanım» diyen kimse kitap ehli sayılamaz. Hıristiyanların kitabı olan İncil'e göre amel etmeleri ve gerek İtikad, gerek ibadetlerinin de kitaplarına uygun olması gerekmektedir.
İmam Şafii (ra) de Hz. Ali'nin yukarıdaki beyanını esas alarak aynı görüşü kabul etmiştir.
Ibni Abbas (ra)'a Arap hıristiyanların kestikleri hayvanların etlerinin yenilmesi hususu sorulunca, «Onların kestiklerinin yenilmesinde bir sakınca yoktur. Yenebilir.» demiştir, imam-ı Azam (ra) da bu görüştedir. [11]
Allah (cc)'ın, «...Sizin yiyeceğiniz de onlar İçin helaldir.» âyetinde kadınların evlenme hükümlerini beyan etmemesinde gizli bir uyan vardır. Nikahla kesilen etlerin hükümleri bir değildir. Çünkü müslümanlar ile kitap ehlinin kestikleri hayvan etlerinin mubah olmasında iki taraf İçin bir eşitlik vardır. Yani müstümanların kestikleri etler kitap ehline, kitap ehlinin kestiği hayvanların etleri müslümanlara helaldir.
Kadınlarla evlenmenin helal olması hükmü ise yalnız müslümanlara has bir hükümdür. Müslümanlar kitap ehli kadınlarla evlenebilecekleri halde kitap ehli erkekler müslüman kadınlarla hiçbir zaman evlenemezler. Şayet bir hırlstiyan erkek müslüman bir kadınla evlenirse İslâm hukukuna göre o müslüman kadın üzerinde hıristiyan erkeğin velayet hakkt olacaktır. Halbuki Allah (cc) hiçbir zaman kafirlere müslümanlar üzerinde bir velayet hakkı vermemiştir.
İkinci Hüküm; Bir Yahudi Ve Hıristiyan Kadınla Evlenmenin Hükmü Nedir?
Faklhlerln cumhuru, bir müslümanın zımmi olan yahudi ve hıristiyan-lardan bir kadınla evlenmesinin helal olduğuna, «...Sizden evvel kitap verilenlerden yine hür ve İffetli kadınlar dahi, siz onların mehirlerinl ver (ip nikah ed)lnce (size helaldir)» âyetine dayanarak hükmetmişlerdir.
Ibni Ömer (ra) bu hususta şöyle der: «Müslüman bir erkeğin zımmi olan yahudi veya hıristiyan bir kadınla evlenmesi caiz değildir. Çünkü Allah (cc), «(Ey müminler) Alloha eş tanıyan kadınlarla, onlar İmana gelinceye kadar evlenmeyin.» buyurmaktadır. Ben, «Rabbim İsa'dır» demekten daha büyük bir şirk bilmiyorum. Şüphesiz Allah (cc}, kafirlerden uzaklaşmayı farz kılmıştır. Çünkü Allah (cc), «Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız (olanlar)ı dostlar edinmeyin.» (Mümtehine: 1) buyurmuştur. Dost edinmek veya evlenmek ise yakiaşmayı gerektiren en büyük amillerdendir. Allah (cc) İse bilindiği gibi «Müşrikleri dostlar edinmeyin» buyuruyor. Bundan kesinlikle anlaşılıyor ki, yalnız müşrik bir kadınla değil, hıristiyan ve yahudi bir kadınla evlenmek de haramdır.»
Bize göre mevzumuz âyet, kitap ehfi yahudi ve hıristiyan kadınlarla evlenmenin caiz olduğunu sarahatle ortaya koymaktadır. Fakihterin cumhurunun görüşü de budur.
Zannediyorum ki tbni ümer (ra), hıristiyan kadınla evlenen erkeğin ve ikisinin dünyaya gelecek çocuklarının bozulacağını ve İslâmî bir terbiye Ü6 yetişemeyeceğlni nazarı itibara alarak yahudi vs hiristiyan kadınlarla evlenmenin caiz olmadığına hükmetmiştir. Şüphesiz evlilik hayatı, karı-koca arasındaki sevgiyi kuvvetlendirdiğinden bazan erkeğin kadının dinine meylettiği görülmektedir. Çocuklar İse zaten yaratılış İtibariyle annelerine daha çok meylederler. Hatta çoğu defa hıristiyan bir kadınla evlenen erkeğin çocukları annelerinden aldıkları dini terbiye ile hıristiyan veya yahudi olmaktadırlar. İşte böyle bir evlilik neticesi doğacak çocuklara, evliliğin büyük zararı olduğundan bu tür evlilik kati surette haramdır. Şayet böyle bir evlilikte yukarıdaki zararlardan emin olunduğu takdirde veya evleneceği kadını müslüman etme niyetini taşıyorsa böyle bir evliliğin haram olduğuna dair ne ayet, ne hadiste bir delil vardır. Allah (cc) en İyi bilendir.
Üçüncü Hüküm: Abdestl Bozulmayan Kimsenin Namaz Kılacağı Zaman Yeniden Abdest Alması Farz Mıdır?
«Ey İman edenler, namaza kalkacağınız zaman yüklerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza meshedip, her İki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın.» âyetinin zahiri, ister abdestl i olsun, İster abdestsiz namaza kalkan herkesin abdest almasına delalet eder.
Alimler ise ancak abdesti bozulan kişinin namaza kalkacağı zaman abdest alması gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Öyleyse âyette abdestsizlik kaydı gizlidir ve âyetin acık manası şudur: «Ey iman edenler, siz abdestsiz olduğunuz halde namaza kalktığınız zaman...». «Siz abdestsiz olduğunuz halde» ifadesi âyette gizlidir. Alimler âyeti böyle tevil ederek ab-; dest almanın ancak abdestsiz olana farz olduğu hususunda Icma etmişlerdir. Çünkü abdest âyetinin devamı, yalnız abdestsiz olan kişinin nama-!' za kalkacağı zaman abdest alması gerektiğine delalet eder.
Şüphesiz teyemmüm, abdestin karşılığıdır ve onun yerine geçmektedir. Ayette teyemmümün ancak suyun bulunmadığı yerde abdestsiz kişi için farz olduğu bildirilmektedir. Namaza kalkışta asıl olan abdesttir. Ancak abdest mümkün olamayınca teyemmüm olur. Teyemmüm İse abdestsiz kimseler için farzdır. Şu halde abdestin farz oluşu da ancak abdestsiz olan içindir.
Abdest almakla emrolunmamızla gusletmek için emrolunmamız arasında bir fark yoktur. Gusletme emri de büyük abdestsizlik tabir edilen1 cünüplükle bağlantılı olarak vaki olmaktadır. Zira Allah (cc), «...Eğer cü-nüp olduysanız boy abdesti alın...» buyurmaktadır, öyleyse gusletmemem-'5 rinln benzeri olan abdest alma emri de küçük abdestsizlik olan abdest-' sizlik haliyle kayıtlıdır, özetle abdest aima, namaza kalkıldığı zaman yal-, nızca abdestsiz olan kimselere farzdır.
Ayrıca Resulullah (sav), Mekke fethedildiği gün bütün namazlarını tek abdestle kılmıştır. Bu da namaza kalkışta abdest alma emrinin yalnızca abdestsjzlere ait olduğuna delalet etmektedir. Hatta Hz. Ömer, «Ya Resulullah, bugüne kadar hic yapmadığınızı yaptınız.» dedi. Çünkü Resulul-lah (sav) daha evvel her namaz vaktinde abdest alırdı. Hz. Ömer'in sorusuna Resulullah (sav), t Ben bugün yaptığımı kasten yaptım.» buyurdu. Resulullah (sav)'m «kasten yaptım» buyurması, ümmetine abdesti bozulma-dığı takdirde beş vakit namazın aynı abdestle kılınabileceğini göstermek İçindir. Fakat şurası da vardır ki, Resulullah (sav) ve raşid halifelerden varkJ olan haberlere göre onlar, her namaz Icin ayrı ayrı abdest almışlardır. Yalnız bu, her namaz için ayrı abdest almanın farz olduğuna delalet etmez. Sünnet olduğuna delalet eder. Çünkü Resulullah (sav), daima efdal olanı sever ve yapardı. Resulullah (sav)'ın fiiliyatında her namaz için abdest almanın farz olduğuna delalet edecek birşey de yoktur.
Dördüncü Hüküm: Baca Methetmenin Hükmü Nedir Ve Basın Ne Kadarına Meshedtllr?
Fakihler başı meshetmenin abdest in farzlarından olduğunda ittifak etmişlerdir. Çünkü Allah (sav), «...baslarınızı mesnedin...» buyurmuştur.
Şu kadar vgrki, fakihler başın ne kadarının meshedileceğl hususunda ihtilaf etmişler ve birkaç görüşe ayrılmışlardır.
1- Maliki ve Hanbeliler ihtiyaten başın tamamının meshedllmeslnln farz olduğuna hükmetmişlerdir.
2- Hanefiler, Resulullah (sav)'in fiiliyatını -O, başının ön kısmına meshederdl— dayanarak başın dörtte birinin meshedifmestnin farz olduğuna hükmetmişlerdir.
3- Safiler İse başın birkaç kılının meshedilmesi dahi kafidir derler.
1- Maliki ve Honb alilerin dal İlleri:
Malikiler ile Hanbeliler başın hepsinin meshedilmesinin farz olduğuna delil olarak âyetteki «biruuslküm» Ifadeslndekl Ba'nın tekit Icin fazla olduğuna İtimat etmişlerdir. Çünkü ba kelimesi, nasıl asli manayı ifade e-derse, öyle tekit İçin fazla da olabilir. Bunlara göre âyetin manası şudur: «Siz başlarınızı mesnedin.»
Maliki ve Hanbelllere göre abdest âyeti teyemmüm âyetine benzer. Kİ Allah (cc) teyemmüm âyetinde «Ondan yüzlerinize ve ellerinize «ürün.» buyurmuştur. Bu âyetle yüzün her tarafının meshedilmesi emredllmekte-dfr. Teyemmümde yüzün her tarafına meshetmek farz olduğuna göre ab-destte de başın tamamının meshedilmesi farzdır. Başın bir kısmını mesetmek kafi değildir. Bu görüşü Resulullah (sav)'ın fiili de tekid etmektedir. Çünkü Resulullah (sav)'ın abdest alırken başının tamamını meshettlği tes-bit edilmiştir.
Hanefi ve Şaftilerln dellllflrl:
Şafii ve Hanefiler abdest âyetin de ki «blruusiküm» deki Banın «bazi-yet» (bir kısım) ifade ettiğin) kabul ederek başın tamamının değil bir kısmının meshedilmesinin farz olduğuna hükmetmişlerdir. Bunlara göre âyetin, manası şöyledir: «Başlarınızın bir kısmını meshedin. «Ancak âyette ifade edilen «başın bir kısmı»nı başın dörtte biri olarak takdir etmişlerdir. Çünkü Muğire bin Şu'be (ra)'den şu rivayet yapılmıştır.- «Resululloh (sav) bir seferde iken abdestini alırken nasiyesl (başın ön kısmı) üzerine mesnetti». Başın ön kısmı da alından tepeye kadar başın dörtte biri olmaktadır.
Şafiilere göre ise «Biruuslküm» deki ba «baziyet» ifade eder. Bu bakımdan başın bir kısmını meshetmek âyetin emrinin yerine gelmesi için yeterlidir. Âyette başın tamamının ve çoğunun meshedilmesine dair acık bir İşaret yoktur, öyleyse başın tamamını veya çoğunu meshetmek farz değil, sünnettir.
İmam Şafii (ra) şöyle der: «Ayetteki «başınızı meshedin» ifadesinden hem başın tamamının meshedilmesi gerektiği, hem de bir kısmının meshedilmesi gerektiği anlaşılabilir. Sünnet İse başın bir kısmının meshedilmesinin kafi geleceğini göstermektedir. Çünkü Muğire bin Şa'be (ra)'nln de rivayet ettiği gibi Resulullah (sav) başının ön kısmını meshetmiştir. Başın ön kısmı da başın bazısıdır.»
imam Şafii (ra) sözlerine şöyfe devam eder: «Teyemmüm âyetinde de «yüzünüzü meshedin» buyuru (muştur. Teyemmümde yüzün yalnız bir kısmını meshetmek kafi midir diye sorulabilir. Bunun cevabı sudun Teyem-ıde yüzü meshetmekten kasıt yüzü yıkamanın yerine geçmesi İçin-Mademki abdest alırken yüzün tamamının yıkanması farzdır, teyem-^ müm ederken de yüzün tamamının meshedilmesi Icabeder.
«Başı meshetmek ise yıkamanın yerine konulmuş değildir. Zaten ab- -a dest âyetinde başla ilgili hüküm meshtir. Yani bası meshetmek asıldır. Ki- u sacası abdestte başı meshetmek ile teyemmümde yüzü meshetmek arasında acık bir fark vardır. Şu halde başın tamamının değil, bJr kısmının meshedilmesi kafidir.»
Kurtubî, bu hususta şunları söyler: «Maliki alimleri. Şafii ve Hanefi alimlerinin delil aldıkları Muğire bin Şa'be (ra)'den rivayet edilen hadisteki Resulullah (sav)'tn başının ön kısmını meshetmesi hadisesinin bir özürden dolayı olduğu görüşündedirler. Zaten o zaman Resulullah (sav) her an özrün bulunabileceği, bazı şeylerde kısaltmanın caiz olduğu sefer1e idi. Sonra aynı olayda Resulullah (sav), başının ön kısmını meshet-mekle yetinmeyerek sarığının üzerine de rneshetmiştir. Eğer başın tamamının meshedilmesi farz olmasaydı Resulullah (sav) sarığını meshetmez-di.[12]
Bize göre, Arap söz yapısında ba harfi baziyet için vazedilmiştir. Bo'-yı oyette fazla kabul etmek esasa muhaliftir. Zaten Arap dili ve edebiyatına göre de kelimeler, kendi asıl konumlarında kullanılması mümkün ise asıl konumlarında kullanılır. Bu âyette de böyle kullanılmıştır. Öyleyse başı meshetmekte farz oian başın tamamını değil bir kısmını meshetmektir. Başın tamamını meshetmek ise sünnettir. Şafii ve Hanefüerin görüşü daha acıktır. Honbelİ ve Malikilerin görüşü ise ihtiyata daha uygundur. En doğrusunu Allah (cc) bilir.
Beşinci Hüküm: Cünüpiük Nedir, Cünüp Kimsenin Neleri Yapması Haramdır?
Cünüplük şer'İ bir hükümdür ki, cünüp olan kimse gusledinceye kadar namaz kılmaktan, Kur'an okumaktan, Kur'anı tutmaktan, camiye girmekten kaçınmalıdır. Günkü Allah (cc), «...Eğer cünüp olduysanız boy abdesti alın» buyurmuştur. Resulullah (sav) cünüplüğün iki oyrı sebebten birisi ile vücuda geleceğini bildirmiştir.
1- Meninin gelmesidir. Çünkü Resulullah (sav), «Gusletmek, ancak su (meni) iledir.» buyurmuştur.
2- Sünnet edilen iki uzvun birbirleriyle temas etmesi. Çünkü Resulullah, «İki sünnet yeri birbirine temas edince gusletmek farzdır.» buyurmuştur.
Cünüp olunca gusletmek nasıl farzsa ay hali adetinin kesilmesi veya İohusalık kanının kesilmesiyle de gusletmek farzdır. Çünkü Allah (cc), aybaşı adeti hususunda, «...Temizlendikleri vakte kadar kendilerine yaklaşmayın...» (Bakara: 222) buyurmuştur. Temizlendikleri vakitten maksat ise, boy abdesti almaktır.
Resulullah (savj, Fatıma binti Hubeyş'e, «Ay halin başlayınca namaz kılmayı bırak. Ay halin sona erince guslet ve namazını kıl.» buyurdu. [13]
Lohusa kadının tohusalık zamanı sona erince onun da gusletmesi farzdır. Çünkü İohusalık da ay hali gibidir. Lohusalığın hükmü ise sahabilerin icmaı ile sabittir.
Altıncı Hüküm: Boy Abdesti Alırken Ağız Ve Buruna Su Vermenin Hükmü Nedir?
Faklhler boy abdesti alırken ağza ve burna su vermenin hükmü hususunda ihtilaf etmişlerdir.
Maliki ve Şafiilere göre boy abdesti alırken ağız ve burna su vermek; farz değildir.
Hanbeli ve Hanefiiere göre ise ağza ve burna su vermek farzdır,
Maliki ve Şafillerin delilleri:
Sahabilerden bir gurup Resulullah (sav)'ın meclisinde guslün usulünü tartışıyorlardı. Herkes nasıl guslettiğini beyan etti. O sırada Resulullah (sav), «Ben guslederken tepeden aşağıya üç defa su döktüm mü gusletmiş olurum.» buyurdu. Resulullah (sav)'ın bu sözü boy abdesti alırken ağız ve burna su vermenin farz olmadığını göstermektedir. Eğer farz olsaydı şüphesiz Resulullah ağız ve burnuna su verdiğini de söylerdi.
Hanbeli ve Hanefilerln delilleri:
Âyetteki «temizlenme» emri, vücudun dış parçalarını ve yıkanması mümkün olan iç uzuvları kapsar, ic uzuvların yıkanması mümkün olanlar ise ağız ile burundur. Öyleyse boy abdestinde ağız ve buruna su vermek farzdır.
Maliki ve Şafillerin boy abdesti alırken ağız ve buruna su verilmesinin farz olmadığına dair delilleri olan hadis hakkında Hanbeli ve Hanefiler şöyle derler: Resulullah (sav)'ın hadisinden maksat, boy abdesti aldıktan sonra birçok sahabinin de anladığı gibi namaz abdesti almanın farz olmadığıdır. Çünkü Resulullah (sav) bu hadisi ile yalnız guslün farz olduğunu beyan etmiştir. Fıkıh ıstılahında taharet-i suğra (namaz abdesti)nin tanaret-i kübro (boy abdesti) iğinde olduğunu bildirmektedir. Yani boy obdesti aldıktan sonra namaz abdesti almak farz değildir, sünnettir.
Yedinci Hüküm: Su Bulunduğu Zaman Hasta Ve Yolcunun Hükümleri Nelerdir?
Âyetin zahiri, hasta için kayıtsız şartsız teyemmümün caiz olduğuna delalet etmektedir. Yalnız bu âyet mutlak değil, mukayyettir. Yani teyemmümü ancak abdestin hastalığına zarar vereceği kişiler edebilir. Çünkü ibnl Abbas (ra) ve tabiinden bir cemaatten yapılan kesin rivayete göre âyetteki hastalıktan maksat cildinde yara olan veya suyun vücuduna zarar verdiği kimsenin hastalığıdır. Bundan dolayı fakihier hastalığı birkaç nev'e ayırmayı uygun görmüşlerdir:
1- Suyun kullanılması ile hayat tehlikesi veya bir uzvun sakat olma-olacaksa Maliki ve Hanefilere göre teyemmüm etmesi caizdir. İmam Şa-ed i I irse fakfhlerin İttifakıyla o kişinin teyemmüm etmesi caizdir.
2- Suyun kullanılması hastalığın artmasına veya uzamasına sebeb olacaksa Maliki ve Hanefilere göre teyemmüm etmesi caizdir. İmam Şafii (ra)'nin sahih görüşü de budur. Zira Cabir bin Abdullah (ra)'dan rivayet edilen, «Bir yolculukta İken bir arkadaşımız başına İsabet eden bir taşla yaralanmıştı. Bir gece ihtllam oldu. Bize «Teyemmüm etmem için bir ruhsat biliyor musunuz?» dedi. «Suyu kullanabileceğin halde sana nasıl ruhsat bulalım.» dedik. Bunun üzerine gusletti. Fakat başındaki yara ağır-laştı ve onun ölmesine vesile oldu. Medine'ye, Resulullah (sav)'ın yanına vardığımız zaman hadiseyi ona anlattık. Resulullah {sav}, «Arkadaşları onu öldürmüşler. Haberiniz olsun. Bilmediklerinizi sorunuz. Zira bilgisizliğin şifası sormaktır.» buyurdu.» [14] hadisi açıktan delalet ediyor ki, suyu kullanmak bir tehlike arzedlyorsa teyemmüm yapmak caizdir.
3- Suyun kullanılması halinde hayati tehiike ortaya çıkarmayan, ağtrlaşmayacak olan ve iyileşmesi de gecikmeyecek olan hastalık halinde teyemmüm caiz değildir. Çünkü bu hastalık suyun kullanılmasına mani değildir. Mademki suyun kullanılmasına bir mani yoktur öyleyse böyle bir kimsenin teyemmüm etmesine de gerek yoktur. Maliküere göre ise böyle bir hastanın da teyemmüm etmesi caizdir. Çünkü âyetteki «...Hasta ol-muşsamz...» ifadesi mutlak bir nass olduğundan teyemmüm etmesine hiçbir mani yoktur
4- Eğer hastalık bazı azalarda ve obdest azalarına çoğu sağlam ise sağlam uzuvlar yıkanır. Hasta veya yaralı uzuvlar meshedilir. Teyemmüm caiz olmaz. Şayet azaların çoğu yaralı ise İmam-ı Azam (ro)'a göre teyemmüm etmesi caizdir
İmam Şafii (ro)ye göre iseuzuvların sağlam taraflarını yıkar, yaralı olan yerlere şu vurmayarak teyemmüm eder.
imam Malik (ra)'e göre ise abdest azalarında yara İster az, ister çok olsun farketmez, hastanın teyemmüm etmesi caizdir!
Bu açrklamaiardan anlaşılıyor ki, hasta bir kişinin su bulsa dahi teyemmüm etmesine ruhsat vardır. Yolcu ise su bulamadığı yerde teyemmüm fldBbillr.
Sekizinci Hüküm: Teyemmümde Elleri Dirseklerle Meshetmek Farz Mıdır?
28. Derste izah ve tahkikini yaptığımız Nisa suresi 43. âyetlndekl «sald» kelimesinden maksadın temiz bir toprak olduğu açıktır. Şeriatçe arzu edilen teyemmüm ise temizlik maksadıyla temiz bir toprağın İki muayyen azada kullanılmasıdır. Bu azalardan maksat da Hanefilere göre yüz lld dirseklere kadar ellerdir. Şafillere görede tercih edilen görüş budur.
Maliki ve Hanbeiilere göre ise yüz İle bilekler kadar ellerdir.
Hanefi ve Şafiilerin delilleri :
«Ondan yüzleriniz© ve ellerinize sürün» âyetindeki «eller» kelimesin-; den maksat uzvun hepsidir. Teyemmüm abdest yerine alındığı için abdest-, te nasıl eller dirseklere kadar yıkanıyorsa teyemmümde de dirseklere kadar meshedilmesl farzdır. Çünkü yıkamak asıl, teyemmüm ise aslın yerine geçen bedeldir. Bedel asıla muhalif olamaz.
İkinci delilleri de Coblr. bin Abdullah'dan mervi hadistir. Resulullah (sav), «Teyemmüm iki darptır. Darbıif biri yüz için, diğeri İse bileklerin dirseklerle beraber mesh i içindir.» buyurmuştur.
Maliki ve Hanbelilerİn delilleri:
Bunlara göre elden maksat bilekten aşağı ve üzerinde beş parmak bulunan uzuvdur. Dolayısıyla teyemmümde ellerin dirseklere kadar değil bileklere kadar meshedilmesl farzdır. Çünkü Allah (cc). «Erkek hırsızla kadın hırsızın ellerini kesin...» âyetinde elin bileğe kadar kesilmesini emretmiştir. Bu hususta bütün alimler ittifak etmişlerdir. Mademki hırsızlık cezasında el, bileğe kadar kesiliyor, teyemmüm de de elin bileğe kadar mes-hedilmesi kafidir
Ebu Hayyan şöyle der: «Ebu Hanife (ra) ve Şafii (ra)'den rivayet edilen görüşe göre teyemmümde ellerin dirseklerle birlikte meshedilmesi farzdır. Diğer bir gurup alime göre ise ellerin yâlnız bileklere kadar meshedilmesi farzdır. Bu, İmam Hanbel ve Taberi'nin görüşüdür. İmam Malik (ra) ve Şa'bi (ra)'den rivayet edilen görüşe göre ise yalnız ellerin İçinin meshedilmesi farzdır. Bazı hadis alimleri de bu görüşle hükmetmişlerdir. Uygun o-[an da bu görüşü kabul etmektir. Çünkü hadiste de böyle geçmiştir. Müslim bu hususta Ammar bin Yasir (ra)'den şöyle rivayet etmiştir: «Resulul-lah (sav), «Senin toprağa el vurman, ellerine üfürdükten sonra onlar ile el ve yüzlerini meshetmen kafidir.» buyurdu.» [15] Yine Ammar bin Yasir (ra)'den yapılan rivayete göre «Resulullah (sav), ellerini temiz toprağa vurarak silkeledikten sonra yüzünü ve ellerinin ayasını meshetmiştir.»
Bu görüşü Buhari'de rivayet edilen, «Resulullah (sav) ellerini yere vurduktan sonra ağzına yaklaştırarak onlara üfledi ve yüzünü ve ellerinin ayasını meshetti.» hadisi de teyid etmektedir. Bu sahih hadisler, teyemmümde meshedilen uzuvları ve bu uzuvlarda yapılan meshin keyfiyetini
vuzuha kavuşturacak şekilde açıklamaktadır.» [16]
Âyetlerden Alınacak Dersler
1- Kitap ehlinin kestiği hayvanların etlerini yemek mubahtır.
2- Müminlerden iffetli, namuslu kadınlarla kitap ehli iffetli ve namuslu kadınları nikahlamak mubahtır.
3- Namazın sıhhati için abdestli olmak şarttır.
4- Su bulunmadığı yerde veya su kullanmak tehlikeli ise teyemmüm etmek caizdir.
5- İslam kolaylık dinidir. Onda zorluk ve sıkıntı halleri yoktur.
Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler
Yüce İslâm dininin hedeflerinden birisi de İnsanın temizliğidir. İnsanlığı iç ve dış. maddi ve manevi kirlerden temizlediği gibj Allah (cc)'ın huzurunda durmaya da hazırlamaktadır. Ki insan o huzur İle kemalin zirvesine ulaşabilmektedir. İşte İslâmda abdest almanın müminler için meşru kılınması bedenî temizliğe İslâmin ne kadar Önem verdiğini, insanın günahlardan ve bütün kötü şeylerden arıtmaya çalıştığını göstermektedir.
Abdest ile gusülden maksat bedenî temizlik olduğu gibi onun manevi ve ahlaki temizliğe ulaşmasını da sağlamaktır. İslâm müminlerin azalarının, elbiselerinin, yemelerinin, içmelerinin temiz olmasını, insanın temiz bir hayat yaşamasını ister. İslâmin temizliğe azami derecede önem vermesine «Elbiseni temizle» (Müdessir: 4) âyeti delalet eder. Ki dış temizlik iç temizliğin bir cüzüdür. İslâmin hedefleri arasında insan temizliğinin de bulunmasında hayret edilecek bir taraf yoktur. Çünkü Allah (cc), mev-zumuz âyetin İhtiva ettiği hükümlerin sonunda, «Allah, sizin üzerinize bir güçlük yapmayı dilemez, fakat İyice temizlenmenizi ve üstünüzdeki nimetinin tamamlanmasını diler. Taki şükredeslniz.» buyurarak hükümlerin teşrii hikmetini beyan etmiştir. Resulullah (sav) da temizlik hususunda, «Temizlik imanın yarısıdır.» buyurmuştur. Zaten temizlik müslümanların hayatlarının temelidir. Allah (cc) namazı abdestsiz kabul etmez. Her türlü manevi pisliklere boyanan bir kişiyi kıyamet günü kendi huzuruna nasıl alır?
İslâm, şüphesiz temizlik dinidir, İç temizlik asıl, dış temizlik İse onun bir parçasıdır. Zahiri temizlik, yani abdest ve gusül nasıl namazın sahih olması İçin şart ise ruhi temizlik de cennete girmenin şartıdır. Çünkü Allah (cc), «O günde ki ne mal faydo eder nede oğullar. MeğeT ki Allaho tamamen solim bir kolb ile gelenler ola.» (Şuara: 88-89) buyurmuştur. Ruh temizliği İle beden temizliği Allanın sevmesine sebeb olur. Çünkü Allah (cc), «Her halde Altah hem çok tövbe edenleri, hem de çok temizlenenleri sever.» (Bakara: 222) buyurmuştur.
33. DERS HIRSIZLIĞIN VE YOL KESMENİN CEZASİ
33 — Allaha ve Resulüne (müminlere) harb açanların, yeryüzünde (yol kesmek suretiyle) fesadcıfığa koşanların cezası, ancak Öldürülmeleri, ya asılmaları, yahud (sağ) elleriyle (sol) ayaklarının çaprazvart kesilmesi yahud da (bulundukları) yerden sürütmeleridir. Bu onların dünyadaki rüs vaylığıdır. Ahlrette İse onlara (başkaca) pek büyük bir azab da vardır.
34 — Şu kadar ki siz kendileri üzerine kaadir olmazdan (kendilerini ele geçirmezden) evvel tövbe eden (muhariblerle yol kesen)ler müstesnadırlar. Bilin ki şüphesiz Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
35 — Ey İman edenler. Al la ht an korkun. Ona (yaklaşmaya) vesile a-rayın ve onun yolunda savaşın. Takİ muradınıza ereslniz.
36 — O İnkar edip kafir olanlar (yok mu) eğer yeryüzünde bulunan herşey ve onun bir o kadarı daha onların olsa da kıyamet gününün azabından (kurtulmak İçin) onu feda etseler yine kendilerinden kabul olun* maz. Onlar İçin pek acıklı bir azab vardır.
37 — Onlar ateşten çıkmalarını dilerler. Halbuki onlar bundan çrkı-cılar değildir. Onlar için kendilerini tutup durduracak (salıvermeyecek) bir azab vardır.
38 — Erkek hırsızla kadın hırsızın —o İrtikab ettiklerine bir karşılık ve ceza ve Alfahton (insanlara) İbret verici bir ukubet olmak üzere— ellerini kesin. Allah mutlak galiptir, yegane' hüküm ve hikmet sahibktfr.
39 — Fakat yaptığı o haksız hareketinden sonra tövbe (ve rücu) eder, kendisini düzeltirse şüphesiz k| Allah onun tövbesini kabul »der. Çünkü Allah çok yarltğayıcı, çok esirgeyicidir.
40 — Hakikatte göklerin ve yerin mülk(ü saltanat)) Allahm olduğunu bilmedln mi? (Elbette bildin) O, kimi dilerse azaba çeker, kimi dilerse yar-lığar. Allah herseye hakkıyla kadirdir
Ayetlerin Lafzî Tahlili
(Yüharibune): Harb kökünden gelir. Savaş demektir. Harbin asıl manası, haddi aşmak ve mal gasbetmektir. Bu âyetteki manası ise, Allah ve Resulünün dostları ile savaşmaktır.
(Fesaden): Fesed, bozgunculuk demektir. Bozulmuş şeye fesat denir. Bu âyette fesattan maksat, yolcuları korkutmak, öldürmek, yaralamak ve ellerinden mallarını almaktır.
(Yukattelu): Taktil kökünden türemiştir. Kelimenin taktll kökünden gelişi âyette vasfı gecen kişinin mutlaka Öldürülmesi lazım geldiğini bildirmektedir. Öldürülen kişinin yakını tarafından affedllse bile affedilmez, öldürülmesi farzdır demektir.
ma demektir.
kesilmesi.
helal etmektir.
(YusoHibû): Tastib kökünden türemiş bir fiildir, astl-(Mln Mlafln): Önce sağ el ile sol ayağın bilekten
(Yüneu): Nefyetmek manasındadır. Asıl anlamı
(Hızyün): Rezil, rüsvay etmek manasındadır.
(El vasllete): Âyetteki anlamı. İnsanı Ailaha ka-
(Nekalen): Ceza manasınadır.
Âyetlerin İcmali Manaları
Altahu taala icmalen şöyle buyurmaktadır: Yeryüzünde İnsanlar arasında bozgunculuk yapanların cezalan ölüm, asmak, sağ eli ile sol gyak-larının bileklerden çaprazlama kesilmesi, bozgunculuk yaptığı yerden sürgün edilmesi, halk içinde teşhir etmektir. Bunlar dünyadaki cezalardır. Allah (cc) katında onlar için daha büyük azab vardır ki o da ateştir. Bı* bozgunculuk yapanlar meğer ki yakalanmadan Önce tövbe eder, tutum yâ davranışları da gerçekten tövbe ettiklerine delalet ederse o zaman sayı* lan cezalarla cezalandırılmazlar.
Şüphesiz bflmiş olun ki, Allah {cc} çok yarlığayıcı ve çok esirgeyicidir. Kullarının günâhlarını affeder ve onlara merhamet eder.
Allahu taala müminlere takva olmalarını emreder Allah (cc)'a taat-leriyle yaklaşmayı ve Allah (cc)'ın razı olacağı işleri yapmayı, Allah (cc) yolunda ve yalnız dinin yücelmesi için cihat etmeyi emretmiştir. Bu güzel amellerle yüksek derecelere kavuşacak, cezalardan kurtulmuş mutlu insanlar olacaklardır.
Allah (cc)'ın kitabına ve Resulü (sav)'ne inanmayan kafirler, kendlle/l-ni ahlretteki Allanın azabından kurtaramayacaklardır. Bütün dünya ortlafin mülkü olsa, hatta onun birkaç misli daha onların olsa ve hepsini kurtulmak için feda etseler yine de Allah (cc) bunu kabul etmeyecek ve onlar cehennem azabından kurtulamayacaklardır. Çünkü Allah (cc), kafirlerin cehennem azabında ebedi olarak kalacağına hükmetmiştir. Kafirlerin ateşten çıkmalarına bir yol yoktur. Bunu ne kadar isterlerse istesinler. Onlar daimi bir azab İçinde kalacaklardır.
Allahu taala, hırsızlık yapan kadın ve erkeklerin cezalarını zikrederek onların ilk hırsızlıklarında, hırsızlık şartlarını tamamlıyorlarsa sağ ellerinin bilekten kesilmesini emretmektedir. Hırsızların görecekleri cezanın yalnız hırsızlık sucundan olduğunu beyan ederek bu cezaların sebebinin hırsızlık suçu olduğunu bildirmektedir. Hırsızların ellerinin kesilmesi cezası halkın İçinde uygulanmalıdır. Ki diğer insanlar bundan ibret alsınlar. Onlar da bozgunculuk yapmaya, haddi tecavüz etmeye, halkın mal ve can emniyetini ortadan kaldırmaya meyletmesinler. Bu tür kötü kişiler ortadan yok olsunlar. Böylece insanların can ve mal emniyeti sağlansın. Bu hırsızlık cezasındaki teşrii de nerşeye gücü yeten ve herşeyde hikmetle hükmeden Allah (cc)'ın teşriidir. Allah (cc), kullarının maslahatlarına en iyi muttali olandır.
Alîah (cc)'ın hüküm ve hikmetinden dolayı bir kötü düşünce taşıyan ve kötü şeyler yapanlar tövbe ettikleri takdirde tövbelerinden sonra durumlarını iyice düzelterek hayırlı kişilerin yolunda gittiklerini gösterirlerse kendilerini affedeceğini vaodetmiştir. Çünkü Allah (cc), «(Bununla beraber) şüphesiz ki ben tevbe ve iman edenleri, İyi iyi amel ve (harekette) bulunanları, sonra da doğru yolda (ölünceye kadar) sebat edenleri elbette çok yar-lıgayıcıyım.» (Taha: 82) buyurmuştur.
Âyetlerin Nüzul Sebebleri
Arapların Arlnet kabilesinden birkaç kişi Medine'ye geldi. Fakat burayı sevmediler. Resulullah (sav) onları zekat malı olan develerin merasına göndererek develerin sütlerinden içmelerini emretti. Adamlar bir müddet merada kaldıktan sonra, sıhhatleri İyice düzelince de Islömdon dönerek mürted oldular. Meradaki develerin çobanını öldürüp develeri alarak kaçtılar. Bu haberi alan Resulullah (sav), peşlerine adam göndererek yakalattı. Resulullah (sav) onların bir el ve ayaklarını çaprazlama olarak kestirdi. Sonra da gözlerini oydurarak susuz bir yere bıraktırdı. Bunun üzerine, tAlfah ve resulüne harb açanların, yeryüzünde fesadcılığa koşanların cezası...» âyeti nazil oldu. [17]
Bu Âyetlerin Önceki Âyetlerle Münasebeti
Allah (cc), bundan önceki âyetlerde Hz. Adem'in oğulları Habil ile Kabil'in kıssasını zikrettikten sonra adam öldürmenin çok büyük bir günah olduğunu açıklayarak katilin günahının çok şiddetli olduğunu zikrettikten sonra haksız yere bir insanı öldürenin bütün bir insanlığı öldürmüş gibi olacağın* beyan etmektedir.
Mevzumuz âyette ise yeryüzünde fitne ve fesat çıkaranların dünyada karşılaşacakları azabı bildirmektedir. Bildirilen bu azabın icra edilmesi halinde artık insanlar içerisinde soygunculuk yaparak mal ve can emniyetini ortadan kaldıracak kişilerin bu fiillere cesaret etmeleri bahis mevzuu edilemez. Âyetler ayrıca hırsızlık yapan erkek ve kadının cezalarını da İzah etmektedir. Çünkü cemiyet içinde insanların emniyetini ihlal eden fiillerden biri de hırsızlıktır.
İşte, Allah (cc)'ın İslâmî cezalan vazetmesinin hikmeti, halkın mal ve can emniyetini tehlikeye sokan bozgunculuk, hırsızlık ve yol kesme gibi fiillere mani olmaktır. Sayılan sebeblerden dolayı hırsızlıkla yol kesme cezaları, adam öldürme fiilinden sonra anılarak kötülüklerine dikkat çekilmiştir.
Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler
Birinci incelik : Âyetteki «Aflaha harb açanla» ifadesi mecazi bir mana ifade etmektedir. Allah (cc)'a açılan savaş, O'nun dostlarına açılan savaş demektir. Bu mananın doğrudan değil de «Allaho savaş açanlar» şekfinde ifade edilmesi, Allah (cc) dostlarına savaş açmanın günahının büyüklüğünü göstermek içindir. Onlar, Allah (cc)'a savaş açmış demektirler aslında.
Buna benzer bir ifade ile, «Kimdir o kt, Alloha güzelce bir ödünç versin de onu kat kat birçok artırsın.» (Bakara: 245) âyetinde de karşılaşmaktayız. Buradaki «Alloha Ödünç verme» ifadesi, Allah (cc)'ın fakir ve düşkün kimselere karşı nekadar şefkatli olduğunu göstermektedir. Allah (cc)'ın fakir ve düşkün kullarına ödünç vermek yoluyla yardım etmek, sanki Allah (cc)'a yardım etmek gibidir. Yoksa —haşa— Allah {ccj'ın ödünç almaya İhtiyacı yoktur.
Yine sahih bir kudsl hadisde de şöyle Duyurulmaktadır: «Ey İnsanoğlu, ben dünyada senden yiyecek talebinde bulunduğumda sen bana vermedin...» Elbetteki Allah (cc) kendisi için yiyecek talebinde bulunmamaktadır. Bu taleb, fakir ve düşkün kulların talebidir. Allah (cc). kullarına olan şefkatinden dolayı bunu «Ben istedim.» şeklinde ifade etmektedir. Buna benzer örnekler Kur'anın daha birçok yerinde geçmektedir.
Kısaca, ne Allah {cc)'la muharebe edilebili., ne ödüne verilebilir, nede O'nun yiyecek maddesine İhtiyacı vardır. Çünkü O, bütün kemal sıfatlarıyla muttasıf, bütün noksan sıfatlardan da münezzehtir.
İkinci incelik: Yeryüzünde bozgunculuk yapanların cezası. «...Yeryüzünde (yol kesmek suretiyle) fesadcılığa koşanların cezası... sürülmelsrl-
dir.B âyetinde bildirildiği gibi sürgün olduğu gibi hapis de olabilir. Hatta bir rivayete göre İmam Malik (ra), «Nefyetmek hapsetmekle olur.» demiştir. Çünkü hapsedilen kişi dünya nimetlerinden uzaklaştırılarak dar bir yere sıkıştırılmış demektir. Bulunduğu yerden uzaklastınlmamış bile olsa ne ahbablanm, ne yakınlarını görebilir, ne de leziz dünya nimetlerinden birşey tadabilir.
İmam Fahreddin Razı, bu hususta şöyle der: «Salih bin Abdülkuddus zındıklık zannıyla dar bir yere hapsedildi. Burada uzun bir zaman kaldık-tan sonra hapislik hayatını şu şiirle dile getirdi: «Dünyadan ve dünya insanlarından uzaklaştık. Biz ne yaşayanlardan, nede ölmüşlerdeniz. Hapishane görevlileri yanımıza geldiklerinde hayret eder ve şu adam dünyadan gelmiş deriz.» [18]
Üçüncü incelik: Zemahşeri: «...Kıyamet gününün azabından (kurtulmak için) onu feda etseler yine kendilerinden kabul olunmaz...» âyeti, kafirler için azabın lüzum ve devamlılığını İfade etmektedir. Onlar bu azab-tan kurtulmak için hiçbir yoi bulamazlar. Çünkü Resulullah (sav), «Kıyamet günü Allah (ca) kafirlere, «Yeryüzü dolusu altıntn olsa, kurtulmak için onu feda eder misin?» diye sorar. Onlar da, «Evet, feda ederim.» cevabını verirler. Allah (cc), «Ne yazfk ki dünyada sizden çok kolay bir-şey İstendi. O şey sizin bana şirk koşmamanızdı. Siz ise dünyada bana şirk koştunuz,» buyurur.» [19]
Dördüncü incelik: Allah (cc), âyette hırsızlık yapan erkeği, hırsızlık yapan kadından önce zikretmiştir. Zina âyetinde İse önce zina eden kadın, sonra erkek zikredilmiştir. Bundaki incelik, kadına göre erkeğin daha kolay hırsızlık yapmasıdır. Zina ise erkekte de çirkindir ama, kadıntn zinası daha çirkindir. Hatta kadın müsade etmezse zina olayı olmaz. İşte bu İnceliklerden dolayı hırsızlıkta erkek, zinada İse kadın daha Önce zfk-redilmlştir.
Beşinci nicelik: Şair Esmâî şöyle anlatır: «Yanımda bulunan bir bedeviye «Erkek hırsızla kadın hırsızın... ellerini kesin. Allah mutlak gallptfr, yegane hüküm've hikmet sahibidir.» âyetini okudum. Âyetin sonundaki «Alton mutlak galiptir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir.» bölümünü yanlışlıkla, «Allah (cc) çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyicidir.» şeklinde okudum. Bunun üzerine bedevi «Okuduğunuz kimin kelamıdır?» diye sordu. «Allah (cc) kelamıdır.» dedim. Bedevi, âyeti tekrar okumamı istedi. Âyeti tekrar ve sonunu yine yanlış olarak okudum. Bedevi, «Okuduğunuz Allah (cc) kelamı değildir.» diye uyardı. Bu defa doğru olarak yeniden okudum. Bedevi, «!şîe şimdi Allah (cc) kelamını okudunuz.» dedi. Ona, «Siz Kur'an okuyor musunuz?» diye sordum. «Kur'anı ne okumuşum, nede okuyorum.» dedi. «Öyleyse benim hata yaptığımı nasıl anladınız?» dedim. «Madem ki hırsızın elinin kesilmesini emrediyor. Öyleyse O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir. Eğer sehven okuduğunuz gibi çok esirgeyici ve cotc bağışlayıcı olsaydı hırsızlık yapanın elini kesmezdi.» dedi.» [20]
Şair Emâi ile bedevi arasında geçen konuşma, bedevinin çok zeki olduğunu gösterdiği gibi, âyetin başı ile sonu arasında Kuvvetli bir irtibat ve insicamın olduğuna da delalet etmektedir.
Ayetlerdeki Şer’i Hükümler
Birinci Hüküm: Ayette Şer’i Hükümleri Bildirilen Muhoribler, Yol Kesenler Kimlerdir?
Âyet, Allah (cc) ve Resul (sav)'ünün dostları ile savaşanlar ve fesad «çıkaranların hükümlerini boyan etmektedir. Allah (cc) bunlar için Öldürmeye, asmaya, el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesine ve savaştığı bölgeden uzaklaştırmaya hükmetmiştir. Fakat bu muhariblerin kimler olduğunda fakihler ihtilaf etmişlerdir.
İmam Malik (ra)'e göre «muharibi, ister şehirde, İster çölde silahla halka zulmeden ve onları korkutandır.
İmam Ebu Hanife (ro)'ye göre «muharib», çöl veya farda halka silahla saldıran kimseye denir. Şehirde İnsana saldıran kimseye İse muharib veya yol kesen denilmez. Çünkü şehirde yapılan bir saldırıda saldırıya uğrayana yardım edecek İnsanlar vardır.
imam Şafii (ra)'ye göre de şehirde hıırsızlık yapan ve yol kesen her kişiye «muharib» denir. Yol kesme veya adam soyma; ev, yol, çöl veya köyden hangisinde olursa olsun farketmez. Bu işi yapana muharib denir.
R İbni Münzir'e göre âyet umumilik İfade eder. «Muharib*liği b!r yere ve şahsa tahsis etmeye kimse yetkili değildir. Nerede ve ne zaman yapılırsa yapılsın İş aynı İştir.
Âyetteki ifadenin umumiliğine bakılırsa İbnl Münzir'İn görüşü daha doğru görülmektedir. Çünkü şehirlerde de meydana getirilen çeteler çöldeki çetelerden yol kesme, adam soyma bakımından daha büyük bir tenlike arzedebilir. Böyle bir çetenin bulunduğu şehirde ne mal emniyeti, ne de can emniyeti kalır.
İkinci Hüküm: Âyette Varld Olan Hükümler Arasında Bir Tercih Yapılır
Bazı alimlere göre İmam (devlet başkanı), muharibler hakkında âyette bildirilen hükümlerden birini tercih edebilir. Yani, yol kesen kimse için öldürmek, asmak, el ve ayaklarını çaprazlama kesmek ve sürgün etmek
cezalarından birini uygulayabilir. Çünkü âyetin zahiri bunu göstermektedir.
Mücohld, Dahhak ve Nehâr'nln görüşü budur. Maliki mezhebi de bu görüştedir.
Ibnl Abbos {ra} şöyle der: cKur'anda ceza hükümleri sıralanırken aralarında t»v» (veya) kelimesinin kullanılması, bu hükümlerin icrası hususunda (mamın dilediğini seçebileceğini gösterir.» [21]
Sahabi ve tabiinden bir alimler cemotine göre ise âyet, cinayetlere göre hükümler tertib ve tevziine delalet eder. Mesela, bir kimse diğer bir kimsen'n molırı also ve onu öldürse, fcendlsi-de hem Öldürülür hem de cenazesi sehpada sallandırılır. Bir kimsenin zorla malını alan kimsenin ise el veya ayağı bileklerinden çaprazlama kesilir. Kimseyi Öldürmeyen, malını almayan, fakat korkutan kimse ise bulunduğu yerden başka biryere sürgün edilir. Şafii mezhebinin, İmam Muhammed (ro) ve İmam Ebu Yusuf (ra)'un görüşleri de budur. Bu görüş Itoni Abbos (ra)'tan da rivayet edilmiştir.
İmam Ebu Hanife (ra)'ye göre hükümlerin uygulanması İmamın tercihine bağlıdır. Bu yalnız mutlak tmuharib» icfn değil, hususi bir fesadcı, bozguncu İçin de böyledir. Mesela, bir adam bir başkasını hem öldürmüş, hem de moltnı almışsa İmam bunun için dört hükümden birini tercih hakkına sahiptir:
1- İmam dilerse böyle bir caniyi önce el ve ayaklarını çaprazlama kestirdikten sonra öldürür.
2- İmam dilerse o caniyi el ve ayaklarını çaprazlama kestirdikten sonra astırır.
3- İmam dilerse caninin el ve ayaklarını kestirmeyerek yalnızca astırır.
4- İmam dilerse caniyi yalnızca öldürür, başka blrşey yaptırmaz, jmam-ı Azam (raj'a göre çaprazlama ei ve ayağın bilekten kesilmesi
ne öldürme veya asmanın birlikte olması lazımdır. Çünkü cinayette hem Öldürme, hem de malını atma vardır. Yalnız adam öldürmenin cezası caniyi Öldürmektir. Cebir yoluyla maİ gasbetmenln cezası da çaprazlama el ve ayağını bilekten kesmektir. Bu cinayette hem öldürmek, hem de el ve ayağı çaprazlama kesmek suretiyle halkı korkutmak ve bu tür suçları ortadan kaldırmak gayesi vardtr. Bu tür suç ve fiillerin kökünün kazınması İçin yalnız el kesme cezasının uygulanması yeterli değildir. El kesmenin yanında öldürme ve asma cezalarının da uygulanması lazımdır.
Üçüncü Hüküm: Asma Cezası Nasıî Uygulanır?
Fakihlerin cumhuruna göre âyetin zahiri, İmamın İstediği cezayı İcra etmesini mümkün kılmaktadır. Buna göre İmamın bir caniyi asması da caizdir. Çünkü Allah (cc), «Allaha ve Resulüne harb açanların, yeryüzünde fesadcılığa koşanların cezası ancak... asılmalarıdır.» buyurmuştur.
Asılmanın keyfiyeti İse, canlı olarak ve Öldürmeyecek biçimde asılması ve böylece bir veya üç gün tutulmasıdır. Bu, kötü kimselerin İbret almaları İçin yapılır. Asılan adam bir veya üç gün sonra süngülenerek öldürülür. İmam Malik Ve Ebu Hanife (ra)'nin görüşü budur.
Diğer bir alimler topluluğuna göre caninin öldürülmeden önce canlı olarak asılması uygun değildir. Çünkü canlı olarak asıldığı takdirde namaz kılmasına, yeme ve içmesine mani olunmuş olur. Cani önce öldürüİür, sonra asılarak teşhir edilir. Ancak bu arada gasli ve kefeni yapılır, cenaze namazı kılınır. Bu işlemler bittikten sonra asılır. İmam Şafii {ra} de bu görüştedir.
İmam Şafii (ra), «Asılı olduğu halde öldürülmesi çok çirkindir. Zira Resulullah (sav) azabla öldürmeyi yasaklamıştır.» der.
Alusî ise, «Cani canlı olarak asılır ve Ölünceye kadar süngülenir.» der.
Dördüncü Hüküm; Hırsızın Eli Ne Zaman V& Hangi Şartlarda Kesllfr?
Hırsızlık (sirkat), lügatta bir malı gizilce almaya denir. Sirkat, şeriatta da şöyle tarif edilir: Âkil ve baliğ bir kişinin muayyen bir miktarda para veya malı haksız olarak saklandığı yerden gizlice almasıdır. Bir kimseye hırsız denilebilmesi için bir malı saklandığı yerden gizlice alması lazımdır, öyleyse her hırsızlıktan dolayı el kesilemez. Ancak belli bir şahsın muayyen bir miktar para veyo malı ona mahsus olan yerden gfzllce alması halinde eli kesilebilir. İslâm şeriatı böyle varid olmuştur. Hırsızda . akıl ve buluğun şart olması, hırsızlığın bir cinayet sayılmasındadır. Cina-. yet ancak akıllı ve baiiğ bir kişide tahakkuk eder. Deli ve çocuk İse mü-. kellef değildir. Bunlar hırsızlık sucunu isteseler dahi hırsızlık cezası İle . cezalandırılmazlar. Ancak çocuk İmam tarafından tazir yapılır.
Elin kesilmesine sebeb olan para veya malın miktarı hususunda ihtilaf edilmiştir:
İmam Ebu Hanife (ra} ve Süfyan Sevri (ra)'ye göre çalınan para veya mal enaz 10 dirhem gümüş para veya karşılığı mal olursa hırsızın eli kesilir. Şayet 10 dirhemden aşağı olursa el kesme cezası uygulanamaz.
İmam Malik (ra) ve Şafii (ra)'ye göre İse el kesme cezasının uygulanması için çalınan para veya malın 1 altın liranın dörtte biri veya 3 dirhem gümüş para veya karşılığı mal olmalıdır. Bu miktardan aşağı para veya mal için el kesme cezası uygulanamaz.
İmam Ebu Hanffe'nin delilleri:
1.) Rivayete göre Resulullah (sav), «Çalınan mal veya para 10 dirhem gümüş paradan aşağı olursa hırsızın eli kesilmez.» buyurmuştur. [22]
2.) İbni Abbas (ra), İbni Mes'ud (ra), İbni Ömer (ra) ve Ata (raj'ya göre de çalınan mal veya para 10 dirhem gümüş paradan aşağı olursa hırsızın eli kesilmez.
İmam Malik ve İmam Şafii'nin delilleri:
1.) Hz. Ayşe'den şöyle rivayet edilmiştir: tResulullah (sav), çalınan mal veya paranın miktarı 1 altın liranın dörtte birinden daha fazla olursa hırsızın elini keserlerdi.» [23]
2.) İbnf Ömer (ra)'den rivayet edilmiştir: «Resulullah (sav) 3 dirhem gümüş para değerinde olan bir kalkanı çatan adamın elini kesmiştir.» [24]
3.) Müslim, Hz. Ayşefden şöyle rivayet etmiştir: «Resulullah (sav), «Hırsızın eli ancak 1 alttn liranın dörtte biri veya onun kadar malı veya daha fazlasını çatması halinde kesilir.» buyurdu.» Bu hadis, Hz. Ebubeklr, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'den de nakledilmiştir.
İşte Maltkj. ve Şofiiler nakledilen bu hadisler İle bu mevzudakl diğer hadisleri delil alarak hırsızın elinin kesilmesi için enaz 1 altının dörtte biri veya daha fazla değerde para veya karşılığı mal çalması gerektiğini söylemektedirler.
Şeyh Sayis, görüşünü şöyle belirtir: «Hadler şüpheli durumlarda düşer. Bu durum gözönüne alınırsa İhtiyatlı davranmak gözyumulması caiz olmayan bir gerçektir. Ayrıca kaçınmanın ibohet (mubah kılma)dan her zaman önce geldiği göz önünde tutulursa Hanefi mezhebinin görüşünü tercih etmek daha doğrudur. Çünkü asrı saadette çalınan kalkanın değeri konusunda farklı görüşler bildirilmiştir. Bu kalkanın değeri bazı alimlere göre 3 dirhem gümüş, bazılarına göre 4, bazılarına göre de 10 dirhemdir. Muhtelif alimler tarafından yapılan fiyat takdirlerinin en yükseğini kabul etmek daha uygundur. Eğer fiyatların en azım alırsak yapılan hırsızlığın doğrudan doğruya bir cinayet olmadığı zannı ve şüphesi ortaya çıkar. Halbuki İslâmda hadler (cezalar) şüphe ile defedilir, öyleyse el kesmeyi icabettiren çalınan mal bedelini 10 dirhem olarak kabul etmek ve bu meblağdan aşağı değerdeki mal İçin hadden kaçınmak Icabeder. Kaçınma* her zaman mubahtan öncedir.» [25]
Çalınan malın mutlaka kapalı bir yerden çalınması lazımdır. Bu yerin durumu mala göre değişir. Çünkü Resululfah (sav), «Ağaçtaki meyve veya dağdaki üstü açık bir barınaktan çalınan mat için el kesilmez. Ancak bir barınaktan, bir harman yerinden çalınan mai, bir kalkan değerinde olduğu takdirde hırsızın eti kesilir.» buyurmuştur. [26]
Baraka, halkın kendini ve malını korumak İçin yaptığı bina, çadır ve benzeri yerlere denir. Çalınan mal, adı geçen yerlerden calmırsa hırsızın elinin kesilmesi icabeder.
Saffan bin Ümeyye'den şöyle rivayet edilmiştir: «Camide, üzerimde 30 dirhem gümüş para değerinde bir elbise ile uyuyordum. Dışarıdan gelen birisi hırsızlık niyetiyle elbisemi alınca hemen uyanarak yakaladım ve Re-resutullah (sav)'a getirdim. Resulullah (sav) onun elinin kesilmesini emretti. Bunun üzerine ben, «Ya Resulullah, 30 dirhem gümüş para değerinde bir mal için mi elini kesiyorsun? Ben o malı sator, bedelini de hemen olmozdım.» dedim. Resulullah (sav), «Bu adamı bana getirmeden önce dediklerini niçin yapmadın?» buyurdu.»[27]
Cezanın uygulanması İçin çalınan malın hırsız için helal olduğu yolunda bir şüphe de bulunmamalıdır. Çünkü Resulullah (sav), «Hadlerde (cezalarda) şüphelerden kaçınınız,» buyurmuştur. Bu şart meşhur olduğundan zaruri olarak bilinen şeylerdendir. Şu halde köle efendisinin, baba oğlunun, oğul babanın, ortakct ortağının malını çaldığı için eli kesilemez. Çünkü bu sayılan mallarda hırsızın hakkının bulunacağı şüphesi vardır. Halbuki hırsızlıkta hırsızın çaldığı mal üzerinde şüphe derecesinde dahi hakkının olmaması şarttır.
Beşinci Hüküm: Hırsızın Eli Nereden Kesilir?
«Erkek hırsızla kadın hırsızın... ellerini kesin.» âyeti hırsızların elinin kesilmesine delalet eder.
Fakihler kesilecek elin sağ el olduğunda icma etmişlerdir. Zira İbnl Mes'ud (ra) âyeti, «ellerini kesin» yerine «sağ ellerini kesin» şeklinde okumuştur.
Fakihler elin nereden kesileceği konusunda ihtilaf etmişlerdir.
Cumhur (dört mezhep imamı), hırsızlıkta elin dirsek veya omuzdan değil bilekten kesilmesine hükmetmişlerdir.
Haricilere göre hırsızlık yapanın eli omuzdan kesilir.
Diğer bir gurup alime göre İse hırsızın yalnız parmakları kesilir.
Cumhurun delilleri:
Rivayete göre. «Resulullah (sav), hırsızın elinj bilekten kestirmiştir.» Ayrıca Hz. Ali ve Hz. Ömer'in uygulamalarının da hırsızın elinin bilek maf-sciındon kesildiği yolunda olduğu tesbit edilmiştir.
Hırsızın eli kesildikten sonra ikinci kez hırsızlık yaptığı takdirde bu defa bütün fakirilerin ittifakıyla sol ayağı bilekten kesilir. Darü'l-Kutnf, Resulullah (sav)'tan şöyle rivayet etmiştir: «Birisi hırsızlık yaptımt elini kesin İkinci defa hırsızlık yaparsa sol ayağını bilekten kesin.»
Hz. Ali ve Hz. Ömer'in sahabilerin huzurunda, bir eli kesildikten sonra yine hırsızlık yapan birisinin sol ayağını bilekten kestirdikleri tesbit edilmiştir. Hiçbir sahabi bu uygulamaya itiraz etmediğine göre bu hususta icma olduğu da tesbit edilmiş olmaktadır.
Hanbeli ve Hanefilere göre el ve ayağı kesildikten sonra üçüncü defa hırsızlık yapan kimsenin hiçbir yeri kesilmez. Çaldığı ödetilir ve tövbe edinceye kodar habsedilir.
Maliki ve Şafiilere göre ise üçüncü defa hırsızlık yapan kimsenin bu kez de sol eli bilekten kesilir. Yine tövbe etmeyip dördüncü defa hırsızlık yaparsa sağ ayağı da bilekten kesilir.
İmam Ebu Hanife (ra)'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: «Ben bir kişiyi yemek yiyecek elden, yürüyecek ayaktan mahrum bırakmaktan Allah (cc)'tan utanırım.» Bu görüş, Hz. Ali, Hz. Ömer ve diğer bazı sahabl-lerden de rivayet edilmiştir.
Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler
İslâm kıyamete kadar baki kalacak kanunlarıyla insanlık haysiyet ve şerefini koruduğu gibi cana, mala ve ırza saldırmayı da en büyük günahlardan telakki etmiştir. Bu yüzden bu suçlar cezaların en ağırını Icabettİrir. Yeryüzünde, toplumda taşkınlık yaparak kan dökenler öldürülür, asılır, halkın mal emniyetini ortadan kaldıranların elleri bileklerinden kesilir. Bu gibi cürümleri İşleyenlerin cok şiddetli cezalara çarptınlmasıyla cemiyetin böylesi zararlı insanlardan temizlenmesi amaçlanmaktadır. Ağır cezalar, zararlı kimselerin gerek ferdin, gerekse cemiyetin, fesat çıkararak, can ve mal emniyetini ihlal etmemeleri içindir.
İslâm, taşkınlık yaparak yol kesmek, meskenlere saldırmak gibi suçları işleyenlere öldürmek, asmak, el ve ayağın kesilmesi ve sürgün gibi cezalar vazetmiştir. Bu cezaların vazedllişlndeki hikmet kötülükleri ve şerri kökünden kazımak ve fenalık henüz cok küçükken önleyerek halkın emniyet ve huzur içinde yaşamasını temindir.
İslâm ve insanlık düşmanlar* bu suçları İşleyenleri öldürmenin, ellerini kesmenin cok büyük bir facia olduğunu ileri sürerek bu gibi suçluların daha İnsanî cezalarla ıslah edilmesi gerektiğini iddia etmektedirler. Güya medeni bir tuplumda insanları böyle cezalarla cezalandırmak uygun değilmiş.
Bunlar, bu gibi hadiselerde cemiyetin menfaati mi, yoksa ferdin menfaati mi göz önünde tutulması gerektiği üzerinde hiç düşünmüyorlar. Eğer ferdin menfaati göz önünde tutulursa, günümüzde misallerine bol bol ras-landığı üzere, hapishanelerin bu gibi suçlularla dolup taşmasına rağmen yine de cemiyette mal ve can emniyeti sağlanamaz.
Aklı selime dayanmayan bu görüşlerden dolayı birçok ülkede sırf a-dam öldürmek, soygunlar yapmak için bir dernek gibi ortaya çıkan topluluklar oluşmaktadır. Bu yüzden de mal ve can emniyeti devamlı İhlal ediliyor.
İslâmın vazettiği cezaları çok şiddetli bularak medeni çağımıza uygun olmadığını iddia edenlere hayret etmemek mümkün değil. Çünkü onlar, ölüm cezasını, recmetmeyl, el kesmeyi ortadan kaldırdıklarını İddia ediyorlar. Fakat öte yandan İslâmın vazettiği cezalardan çok daha feci suç ve fillerin İşlenmesine mani olamıyorlar. Habersiz bir kimse suçsuz yere öldürülüyor, çocuk ve kadınlara saldırılıyor, insanların barındığı meskenler yakılıp yıkılıyor. Bunları vahşet telakki etmiyorlar da İslâmın vazettiği cezaları vahşet kabul ediyorlar.
Bir şair, bu mantığın temelinden yatan yanlışa şöyle işaret eder: tBir adamı öldürmek şüphesiz hafif bir ceza değildir. Buna karşılık cemiyetin emniyet ve huzurunun bozulması, katledilmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele değil midir?ı
Evet, İslâm el kesme cezasını meşru kılmıştır. Bu ceza şüphesiz büyük bir cezadır. Fakat bir de halkın mal ve 'can emniyeti düşünülürse, böyle bir hadisenin ikinci defa tekerrür etmemesi için kaçınılmazdır. Eğer böyle bir ceza uygulanmazsa bu gibi içtimai hastalıkların toplumu sari hastalıklar gibi sarması, yayılması nasıl engellenebilir. Mikrop vaktinde Öl-dürülmezse nasıl bütün vücudu sararsa bu tür suçlar da cemiyeti öyle sarar. Şu halde insanlık cemiyetini temsil eden bir İnsan bedenindeki bir bulaşıcı yaranın diğer uzuvlara yayılmadan önce naslı tedavisi gerekiyorsa, cemiyet hayatındaki nizamın ahengini bozacak İçtimai hastalıkların da aynen tedavi edilmesi icabeder.
Beşeri sistemlerle hikmet sahibi olan Allah (cc)'ın kanunları mukayese edildiği .zaman elbettekı aklı setim sahipleri ilahi kanunların üstünlüğünü görecek ve kabul edeceklerdir.
34. DERS YEMİNİN KEFARETİ -İÇKİ VE KUMARIN HARAM EDİLMESİ
89 — Allah sizi yeminlerinizden lağvden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat kalblerinizln azmettiği yeminler yüzünden muaheze eder. Bunun da kefareti ailenize yedirmekte olduğunuzun orta (derece)sinden on yoksulu doyurmak, ya onları giydirmek, yahud bir kul azad etmektir. Fakat kim (bunları) bulamaz (bulmaya muktedir olamaz)sa üç gün oruç (tutması lazımdır), işte bu andettiğlniz vakit yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi muhafaza edin. Allah âyetlerini size böylece açıklıyor. Tok! şükredeslniz.
90 — Ey (man edenler! içki, kumar, (tapmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bun(lar)dan kaçının ki muradınıza ereslniz.
91 — Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allahı anmaktan ve namazdan alıkoymak İster. Artık siz (hepiniz) vazgeçtiniz değil mi?
92 — Allaha ve Resulüne itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki peygamberimizin üstüne düşen yalnız apaçık tebliğden ibarettir.
Ayetlerin Lafzı Tahlili
(Akkadtüm'ül lymone): Akadtüm, akid kökünden türemiş bir fiildir. Akid düğüm demektir. Maddi ve manevi sözleşmeleri dile getirir. Âyetteki manası, yeminleri Allah (cc)'ın ismiyle bağlamaktır.
(Tahrirü rakabetin): Tahrir, hürriyete kavuşturmak, rakabe ise köle demektir.
(Rlcsün): Rics, aklın, insan tabiatının sevmediği, çirkin gördüğü şeylere denir.
(Fectenibuhü): Fectenlbû. ictinab kökünden gelir ve kaçınmak, uzaklaşmak manalarındadtr. Ayetteki manası ise, birşeyi kesinlikle haram etmektir.
Ayetlerin Icmali Manaları
Ey müminler! Allah taala sizi, ağzınızdan çıkan lağv yeminler yü2ürv den, kalbinizden O'nun ismiyle kasdetmediğiniz takdirde, muaheze etmer
Ancak yeminleri azmederek yapmışsanız, üzerine yemin ettiğiniz işi yerine getiriniz. Gereğini yerine getirmeyerek veya tersini yaparak bozduğunuz yeminler için kefaret vermeniz icotoetmektedir. Bu da aile efradınıza yedirdiğiniz veya giydirdiğiniz şeylerin vasatından on fakiri giydirmek veya yedirmek veya bir köleyi Allah (cc) rızası için azad etmektir. Yemini bozan şahıs fakirleri yedirmeye, giydirmeye veya bir köle azad etmeye güç yetiremezse üç gün aralıksız oruç tutmalıdır.
Ey müminler, yeminlerinizi koruyun, hatta zaruret olmadan yemin etmeyin.
Ey müminler, içki, kumar, tapmaya mahsus dikili taşlar, fal okları müminlere yakışmayan fakat şeytanın insana güzel gösterdiği murdar İş ve amellerdendir. Bunlardan kaçınmanız, uzaklaşmanız farzdır. Çünkü şeytanın maksadı içki ve kumar vasıtasıyla müminler arasına düşmanlık ve kin düşürmek, onları Allahı anmaktan, namazdan alrkoymaktır.
Ey müminler, bu çirkin işlerden vazgeçin. Allah (cc)'a ve Resul (sav)'-ûne İtaat edin. sakının, Allah (cc) ve Resul (sav)'ünün emirlerine muhalefet etmeyin. İtaat etmeyen, sakınmayan insanlar, şeytanın amelleri peşinde koşan insanlar, kıyamet günü en şedid azaba müstahak olurlar. Peygambere düşen yalnız apaçık bir tebliğdir.
Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler
Birinci incelik: Ayetin sonundaki «kaçının» tabiri, «haram kılma» tabirinden daha şümullüdür. Zira kaçınmanın anlamı yasaklanan şeyden tamamen uzaklaşmaktır. Buradaki tabire Isra suresinin zinayı yasaklayan 32. âyetinde de raslamaktayız. Bu âyette de zina yasaklanırken «zina etmeyin» denilmemiş, «zinaya yaklaşmayın» tabiri kullanılmıştır. Yani zinanın kendisi değil, ona yaklaşmak haram kılınmıştır. Zinaya yaklaşmak haram kılınınca bilfiil zinanın kesin biçimde haram olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Zaten bu. Kur'an-ı kerimin umumi bir üslub özelliğidir. Birşeyin hürmetinin (haramlığtnın) şiddeti bildirileceği zaman daima «kaçıran» tabiri kullanılmaktadır. Nitekim, «Artık o pis putlardan ve yalan sözden kaçının» (Hac: 30) âyetinde de putlara tapmanın, yalan söylemenin cok büyük günah ve haram olduğu «kaçının» tabiri ile bildirilmiştir. Buradaki büyük incelğii tefekkür edin.
İkinci incelik: «Şeytan İçkide v» kumarda... Artık siz (hepiniz) vot-g«çtiniz değil mi?» âyeti herne kadar soru şeklinde tamamlanıyorsa da aslında emri ifade etmektedir. Âyetin soru şeklinde ifadesi Cenabı Allanın kullarına karşı olan şefkatini dile getirmektedir. Âyetin gerçek anlamı ise açık ve kesin olarak «vazgeçin»dir.
Arapçada buna benzer dolaylı ifadeler pek çoktur. Bir örnek olarak Ferra'nın şu satırlarını aktaralım: «Birgün bedevinin biri. bana iki defa. «Sen sükut etmez misin?» dedi. Bedevinin maksadı bana soru değildi. Aslında benim susmamı istiyordu.»
Hz. Ömer içki ve kumarı yasaklayan âyeti duyunca ikj defa «Ey Rab-bimiz. vazgeçtik.» demiştir. Hz. Ömer'in bu ifadesi de âyetteki soru şeklindeki ifadenin emir anlamı taşıdığına delalet etmektedir.
Üçüncü incelik: Kur'an-ı kerimde hükümlerin illeti hep veciz ifadelerle zikredilmiştir. İçki ve kumarla ilgili hükümlerin illetleri ise tafsilatlı olarak beyan edilmiştir. Çünkü içki ve kumarın haramlık sebebleri arasında müminler arasına düşmanlık ve kin düşürmek olduğu gibi onları Allah (cc)'ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak da vardır, içki ve kumarın «murdar» ve «şeytanın işlerinden» olduğunun bildirilmesi de en büyük ziyan ve günahın bu iki çirkin fiilde olduğunu göstermektedir.
Dördüncü incelik: «Eğer yüz çevirirseniz bilin ki peygamberimizin üzerine düşen yalnız apaçık bir tebliğden ibarettir.» âyeti, zahiren herne kadar birşeyi ihbar ediyorsa da gerçekte insanlar için büyük bir tehdittir. Yani âyetin anlamı gerçekte. «Benim Resulümün üzerine düşen ancak e-mirleriml size tebliğ etmektir. Kıyamet günü sorulacak hesap ise bana aittir. Dünyada yaptıklarınızın hesabını yalnız ben göreceğim.»dir. Aliahu taala bunu, «Muhakkak dönüşleri bizedir. Sonra onların hesabını görmek bize düşer.» (Gasiye: 25-26) âyetinde de bildirmektedir.
Âyetlerdeki Şer'! Hükümler
Birinci Hüküm: Yemin Çeşitleri.
Alimler yemini üç kısma ayırmışlardır: Lağv yemin, yapılmış (mınakıd) yemin, gamus (insanı günaha sokan) yemin.
Lağv yemin, şer'î hiçbir hükmü olmayan yemindir. Bu yemini Hz. Ayşe şöyle tarif etmiştir: «Lağv yemin kişinin hiçbir kasdı olmaksızın «vallahi böyledir» veya «vallahi böyle değildir» demesidir»
Lağv yemin hususunda İbni Abbas (ra)'tan da şöyle rivayet edilmiştir: «Kişi zann üzere birşeyin olacağına yemin eder ki gerçekten böyle değildir. Madem ki yemini yapan kişi olan herhangi bir fiili zannı galib ile bildiğinden dolayı yapmaktadır ve o iş hiç de onun sandığı gibi değildir, bu yemin lağv yemindir. Çünkü o. bu yemini kandırmak, hile yapmak için yapmamıştır.»
Yapılmış (akdedilmiş) yemin: Kişi gelecekte bir işi yapacağına veya yapmayacağına dair yemin eder. Sonra da yeminin tersine o işi yapmaz veya yapar. İşte bu tür yeminde mevzumuz âyette tafsilatlı olarak bildirildiği gibi kefaret vermek farzdır.
Gamus (günaha sokan) yemin: Şahsın yalan yere kasden yemin etmesidir. Mesela; yaptığı birşeyi bile bile inkar eder ve buna inandırmak için de Allah (cc) adı ile yemin eder. Yapmadığı bir işi yapmış gibi yemin etmek de böyledir. Bu yemine gamus adı verilmesi yapan kişiyi cehennemin ateşine götürmesinden dolayıdır. Bu yeminin günahı öyle büyüktür ki. kefaretle dahi karşılanamaz. Çünkü bu vemini yapan şahıs yalanına Allah (cc)'ın azametli ismini alet etmiştir.
Daru'l-Kutnî. süneninde İkrime vasıtasıyla Abdullah'tan şöyle rivayet etmiştir: «Yemin dörttür. İkisinin kefareti vardır, ikisinin ise yoktur. Kefareti olan yeminler kişinin yapmayacağına yemin ettiği birşeyi yapması veya yapmaya yemin ettiği birşeyi yapmamasıdır. Kefareti gerektirmeyen yeminlerin günahları öylesine büyüktür ki kefaret bile bunların günahlarını karşılamaz. Bunlardan biri geçmişte yaptığı bir işi bile bile yalan yere yapmadığına dair yemin etmesidir. Diğeri ise. yine geçmişte yapmadığı bir işi bile bile, yalan yere yaptım diye yemin etmesidir.»
Kurtubî, bu hususta şöyle der: «Fakihler gamus yemin hakkında ihtilaf etmişlerdir. Fakihlerin cumhurunun ittifak ettiklerine göre gamus yemin hile, yalan ve kandırma yeminidir. Bu, yemin olarak kabul edilmemektedir. Bu bakımdan kefaret vermek de farz değildir.
«İmam Şafii (ra), «Gamus yemin akdedilmiş bir yemindir. Çünkü onu kasıtla yapmış ve Allah (cc)'ın ismi ile de bağlamıştır. Bu yemine de kefaret vermek farzdır.» demektedir. Sahih olan görüş ise, cumhurun görüşüdür. İmam Malik (ra) ve ona ittiba eden Medine alimleri ile Küfe alimlerinden rey sahipleri de cumhurun görüşü ile hükmetmişlerdir.» [28]
Buhari, sahihinde şöyle rivayet eder: «Bir bedevi Resuiullah (sav)'a kebair (büyük günahlar)ı sordu. Resuiullah (sav). «Allah (cc)'a ortak koşmaktır.» -buyurdu. Bedevi. «Ondan sonra hangisi?» dedi. «Anne ve babaya isyan etmek.» buyurdu. Bedevi, «Bundan sonra hangisidir?» diye sorunca, Resulullah (sav), «Gamus yemindir.)) buyurdu. Bedevi Resulullah (sav)'-ın sözünü anlamayarak, gamus yemini sorunca da, «Gamus yemin, müs-lümanlorın malını elinden almak için yapılan hileli yemine denir.» buyurdu.» [29]
İkinci Hüküm: Yemini Bozmadan Evvel Kefaret Vermek Sahih Midir?
Şafiilere göre verilecek kefaret eğer yedirmek, giydirmek veya köle azad etmek ise yemini bozmadan önce de verilmesi sahihtir. Eğer bunları yapamıyor da oruç tutacaksa yemini bozmadan önce bu sahih olmaz. Bu görüşlerini mevzumuz âyetin zahirine dayandırmışlardır. Zira âyette «kefaret», yeminle birlikte yemin bozmayı zikretmeksizin ifade edilmiştir. «İçte bu, andettlğiniz vakit yeminlerinizin kefaretidir.» âyeti ile de bu görüşlerini takviye etmişlerdir.
Şafiiler, bu hükme ulaşmak için zekata da kıyaslamışlardır. Çünkü zekat malının üzerinden zekat verilebilmesi için bir sene geçmesi lazımdır. Fakat sene dolmadan önce zekat verilse sahih olduğu gibi, sene dolduğunda tekrar zekat vermek icabetmez. Zekat nasıl fakirin hakkı ise yemin kefareti de öyle fakirin hakkıdır. Zekat, senesi dolmadan verilebildiğine göre, kefaret de yemini bozmadan verilebilir. Fakat kefaret oruçla kar-şılanacakso bu ancak yemin bozulduktan sonra olabilir. Zira daha önceki üç şartın herhangi birinin yerine getirilip getirilmeyeceği yemin bozulduktan sonra ortaya çıkar. Ayrıca Resulullah (sav) da, «Ben blrşeyi yapmak için yemin etsem ve sonra onu yapmamanın daha hayırlı olduğunu görsem yeminimin kefaretini verir hayırlı olanı yaparım.» buyurmuştur. [30]
Şafiilerin bu görüşü, Malikilerin de meşhur olan görüşüdür.
Hanefiler ise, yemini bozmadan kefaret vermenin caiz olmadığı görüşündedirler. Mevzumuz âyeti de bu görüşlerine uygun olarak, «yemini bozduğunuz vakit» şeklinde anlamaktadırlar. Bunun bir başka örneğine de «Artık sizden kim (o günlerde) hasta, yahud sefer üzerinde olur (ve orucunu yemiş bulunur)sa tutmadığı günler sayısınca başka gönlerde (tutar).» (Bakara: 184) âyetinde rastlanılmaktadır. Çünkü «orucunu yemiş bulunursa» ifadesi âyetin akışında yoktur. Fakat böyle olması mukadderdir.
Rivayete göre Resulullah (sav), «Kim birşeyi yapmak için yemin eder de sonra hayrı o işte değil başkasında görürse hakkında hayırlı olanı yapsın ve yeminine de kefaret versin.» buyurmuştur. [31] Hanefilere göre bu hadis de görüşlerini isbat eden delillerdendir. Zira kefaretin farz kılınması günahın ortadan kaldırılması içindir. Yemin bozulmadan günah ortaya çıkmayacağına göre kefaret verilmesi de sahih olamaz. Bunun gibi farz olan bütün ibadetler de zamanından önce yerine getirilirse sahih olmaz. Mesela, vakit girmeden önce o vakte ait namazın kılınması sahih olmaz, işte bunun gibi, yemin bozulmadan önce sonrası için farz olan kefaretin verilmesi de sahih olamaz. Bu görüşü Eşheb, İmam Malik (ra)'ten de rivayet etmiştir.
Üçüncü Hüküm: Yemin Kefareti Orucunu Aralıksız Tutmak Şart Mıdır?
Yedirmekten, giydirmekten ve köle azad etmekten aciz olan bir kimsenin kefaretini oruçla karşılamasının farz olduğuna âyetin zahiri delalet etmektedir. Ancak fakihler, bu orucun aralıksız mı tutulacağı, yoksa aralıklı olarak tutulmasının da caiz mi olduğu konusunda ihtilafa düşmüşlerdir.
Hanefiler, kefaret orucunun aralıksız tutulmasının şart olduğu görüşündedirler. Zira ibni Mes'ud (ra) âyeti, «üç gün oruç» ifadesine «mutatabiatin» (aralıksız) kelimesini de katarak okumuştur. Hanefilerln bu görüşü ibni Abbas (ra) ve Mücahid (ra)'den de rivayet edilmiştir.
Şafillerin görüşü ise kefaret orucunu aralıksız tutmanın şart olmadığı yolundadır. Bunlara göre kefaret orucu aralıklı olarak da tutulabilir. Şafiilerin bu görüşü İmam Malik (ra)'ten de rivayet edilmiştir.
Kurtubî, bu husustaki görüşleri şöyle özetlemiştir: «Yeminini bozan kişi yiyecek, giyecek ve azad edecek köleye sahip değilse kefareti oruçla karşılar. Çünkü Allahu taala. «Fakat kim (bunları) bulamaz, (bulmaya muktedir olamaz)sa üç gün oruç (tutması lazımdır).» buyurmuştur, ibni Mes'ud (ra) da bu âyeti «mutatabiatin» (aralıksız) kelimesini ekleyerek okumuştur. «Mutatabiatin» kelimesi ile «üç gün oruç» kayıtlandığı takdirde orucun aralıksız tutulması lazım gelir.
«imam-ı Azam (ra) ile İmam Sevrî (ra) de bu görüşle hükmetmişlerdir. İmam Şafii (ra)'den nakledilen iki kavilden birisi de budur. İmam Mezeni bu görüşü, oruç kefaretini zihar kefaretine [32] kıyaslayarak tercih etmiştir. Çünkü zihar kefareti aralıksız tutulur.
İmam Malik (ra) ile İmam Şafii (ro)'dan nakledilen ikinci kavile göre, kefaret orucu, arası açılarak da tutulabilir. Zira «aralıksız» (tetabi) kelimesi bir sıfattır ki, ancak bir nass veya nassla yapılan kıyasla farz olur. Bu mevzuda nass ve kıyas bulunmadığına göre aralıksız tutmak da yoktur.» [33]
Dördüncü Hüküm: Hamr Kelimesi Sarhoş Edici Bütün Maddeleri Şamil Midir?
Hamr, aklı örten içilecek her maddenin genel adıdır. Fakihlerin cumhuru da bu görüştedir.
Hanefilere göre ise «hamr». yalnız üzüm suyundan kaynatılmış ve mayalanmış şıraya yani şaraba denir. Aklı izale eden, fakat üzüm suyu cinsinden olmayan meşrubatlar herne kadar haram iseler de bunlara «hamr» denilemez.
Cumhura göre «hamr» kelimesi yalnız kaynatılmış ve mayalanmış ü-züm suyuna has bir isim değildir. Zira üzüm suyunun haricindeki sarhoş edici her içki nass ile haramdır. Zira Enes bin Malik (ra)'ten şöyle rivayet edilmiştir: «Hamr haram kılındı. Hamr ise üzüm, hurma, bal, buğday, arpa ve darı sularından yapılır.» Bütün fakihler sarhoş edici her maddenin haram olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Aralarındaki ihtilaf ise «hamr»ın neyin ismi olduğu hususundadır. Bu mevzunun tafsilatı Bakara Suresinin 219. âyetinin hükmü tahlil edilirken geçmişti.
Beşinci Hüküm: Haram Olan Hamr'rn Bizzat Kendisi De Pis Midir?
Alimler «hamr»ın haramlığından, şeriatin onu pis göstermesinden, ona murdar ismi verilmesinden ve ondan şiddetle «kaçınılması» emrinden dolayı bizzat kendisinin de necis olduğu hükmüne varmışlardır. Yalnız İmam Şafii (ra)'nin arkadaşı İmam Mezeni ile Hanefi fukahasından bazıları alimlerin cumhuruna muhalefetle onun temiz olduğuna hükmetmişlerdir. Bunlara göre, haram edilen «hamr»ın içilmesidir. Birşeyin haram edilmesi o-nun necasetini, murdarlığını gerektirmez. Çünkü şeriatta birçok şey vardır ki haramdır fakat pis değildir. Mesela ipek ve altın erkeklere haram olduğu halde pis değildir.
Sahih olan cumhurun görüşüdür. Zira Allahu taalanın ona «murdar» demesi, necis olduğuna delalet eder. Şüphesiz âyetteki «rics» (murdar) kelimesi lügatta necasete denilir.
Bazı sahabilerden yapılan rivayete göre Resulullah (sav)'a, «Yolculuklarımızda birçok müşrik ve hıristiyan ülkelere gidiyoruz. Onlar çömleklerinde domuz eti pişirir ve kapları ile şarap içerler. Oralardan geçerken ne yapalım?» diye sorulunca. «Onların kaplarında yemek yapmayın, onların kaplarından yemeyin ve su içmeyin. Şayet başka kap bulamazsanız onların çömlek ve kaplarını temizce yıkadıktan sonra kullanın.» buyurmuştur. Resulullah (sav)'ın «temizce yıkayın» emri kapların şaraptan dolayı necis olduğuna delalet eder. Eğer necis olmasaydı Resulullah (sav), «temizce yıkayın» diye emretmezdi.
Ayetlerden alınacak dersler
1- Akdolunan yeminde kefaret farzdır. Lağv yeminde ise vacib değildir.
2- Kefareti oruçla karşılamak yedirmek, giydirmek ve köle azad etmekten aciz olanlar için sahihtir.
3- içki ve kumar içtimai günahların en büyüklerindendir. Bu, âyetin akışında «(tapınmak için) dikilen taşlar» ile birlikte anılmasından da anlaşılmaktadır.
4- Düşmanlık ve kin insanlar arasına içki ve kumar vasıtasıyla girer. Kumar aileleri dağıtan, ekonomiyi sıfıra indiren içtimai bir hastalıktır. Allah (cc)'ın haram kıldığı herşeyden bilhassa içki ve kumar gibi büyük günahlardan kaçınmak, uzaklaşmak farzdır.
Âyetlerdeki Teşri'i Hikmetler
Allah taala. mevzumuz âyetlerde de diğer âyetlerde olduğu gibi insanların içki ve kumardan şiddetle kaçınmalarını emretmektedir. İçki ve kumarın İslâm nazarında ne kadar çirkin olduklarını göstermek için de bunları tapınmak için dikilen taşlar ve fal oklarıyla birlikte anmıştır. Ferdi ve içtimaî zarar ve tehlikelerini, toplum ve aile hayatını nasıl tehdit edip yıktığını beyan ederek İslâm ümmetini uyarmaktadır. içki aklı izale ettiği gibi sıhhati de bozar. Bununla da kalmayarak insanın malını zayeder. Akıl gittikten sonra toplum altüst olur. suçlar çoğalır, arbede başlar. Bir sarhoş hiçbir akıllı kimsenin yapmadığını yapar, konuşmadığını söyler. Hatta bir sarhoş cevherle pisliği, menfaatli olanla zararlı olanı bile birbirinden ayıramaz.
Kumar da başlı başına bir felakettir. Kumar oynayan bir insan şuur ve duygularını kaybeder. Parasının ve bütün varlığının elinden nasıl çıkıp gittiğini dahi anlayamaz. Çünkü her verişinde bir önce verdiğini yeniden kazanmak peşinde koşar ve her defasında da kaybeder. Evine eli ve cebi boş döndüğü zaman içi. parasını alan kişiye karşı kin ve düşmanlıkla dolar. İçine düştüğü buhran sonucu onu öldürmeye kalkar veya bizzat kendini öldürmeye kalkışır.
Kumar yüzünden yıkılmış çok aile vardır. Ailenin ferdleri kumar yüzünden ahlaksızlığa ve kötü yollara düşmüşlerdir. Müreffeh bir hayat süren ailelerin kumar yüzünden evsiz yurtsuz, sokaklarda, hamam külhanlarında perişan bir vaziyette yaşamaya çalıştıkları az görülmemiştir. Bir zamanlar onların selamlarını bile kendileri için bir şeref sayanlar, kumar afeti yüzünden perişanlığa düştükten sonra onlarla değil selamlaşma ve konuşma onları görmek bile istemezler.
işte bunların hepsini Allah (cc). «Şeytan İçkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek sizi Allaht anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vazgeçtiniz değil mi?» âyetlyle beyan etmiştir.
[1] F. Razi. tefsir, C. 11, S. 128. Taberi, tefsir. C. 8, S. 54.
[2] Dr. Hasan Şazeîi. Arap Edebiyatı Tarihi ve Metinleri, Cidde. 1G76. C. 1, S. 15.
[3] İmam Nevevi, Riyazü's-Salihin. Lübnan baskısı, S. 590.
[4] İmam Nevevi, age, S. 561.
[5] Buhari, Müslim. Tirmizi ve Nesai.
[6] Şeyh Cemal. Fütuhat-ı İlahiye, C. l, S. 463.
[7] Taberl, tefsir. C. 6. S. 33
[8] İstisna-i muttasıl: İstisna edilenlerin içerisinde olduğu haide bilahere çıkarılana denir. Mesela -İstanbul ve kazalarının müftüleri geldiler.- denildiği zaman bütün müftülerin geldiği anlaşılır. Bilahere. -İlla Eminönü müftüsü gelmedi- denildiği zaman Eminönü müftüsü -illa- kelimesiyle istisna edilmiş olur.
istisnai munkatı: istisna edilen şeyin başlangıçtada istisnalar arasında olmamasıdır. Mesela. «Merkez vaizleri geldiler, illa müftü gelmedi.- sözünde peşin olarak müftü dışarda bırakılır. Daha sonra müftü vaizlerden İstisna edildiğinde buna istisna-i munkatı denir (Çeviren)
[9] Buharı ve Müslim.
[10] Kutub-i sitte S 464
[11] F.Razi. age, C. ıı. S. 148.
[12] Kurtubi, age. C. ö, S. 88. 474
[13] Irşadüs-Sari Şerh-i Buharİ. C. 1. S 358.
[14] Ebu Davud. IbnJ Mace.
[15] Buharı şerhi, trşadûs Sâri kenarındaki Müslim Şerhi C. 2. S. 440-44f.
[16] Ebu Hnyyan. Bahr-i- Muhit. C. 3. S. 200.
[17] Buhari ve Müslim. 484
[18] F. Razi, age. C. il. S. 216.
[19] Buharl ve Müslim. Katade, Enes'ten rivayet etmiştir
[20] F. Razi. age, C. 11, S. 229. İbnl-Cevzi. age. C. 2, S. 354.
[21] Kurtubl, age. C. 8, S. 152. 488
[22] Amr bin Şuayb babasından, o da dedesinden. Zeylai. Nebbûrraeti, C. 3, S. 355.
[23] Ebu Davud, Nesâi. Tirmİzi.
[24] Ahmed bfn Hanbel. Tirmİzi, İbni Mace.
[25] Şeyh Sayis. Tefsiri Âyeti! Kuran. C. 2. S- 189.
[26] İmam Malik. Muvatta.
[27] Ebu Davud.
[28] Kurtubi. age. C. e. S 267.
[29] Buharı. Abdullah bin Amr bin As'dan rivayet etmiştir.
[30] Ebu Davud. Ebu Musa el-Eş'ari'den rivayet etmiştir.
[31] Müslim ve Nesai.
[32] Zihar kefareti: Bu bahis Mücadele Süresindeki ahkam âyetlerinin tefsirinde gelecektir.
[33] Kurtubi, age. C. 6. S. 283.
İslami Okul Okulların En Önemlisi