Maide Sûresi - Kuran - 005Maide - 23. Sayfa
MAİDE SÛRESİ
Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla
1- Ey inananlar, yaptığınız sözleşmeleri yerine getirin. Size haram oldukları okunacak olanların dışında kalan hayvanlar sizin için helâl kılındı. Yalnız ihramda iken avı helâl saymamak şar-tiyle. Allah, istediği hükmü verir.
2- Ey inananlar! Allah'ın işaretlerine, haram aya, kurbana, gerdanlıklı kurbanlara ve de Rablerinin lütuf ve rızasını arzu ederek Beyt-i Haram'a doğru gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Ha-ram'dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı beslediğiniz kin, sizi saldırıya sevk etmesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlasın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın, Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.[1]
.
Sözlük
Kulla Rabbi ve kulla kardeşi arasındaki sözleşmeler, akidler. El-Vefa: Sözü bozmamak ve gereğini eksik yapmamak.Deve, sığır ve davar...[2]Ve siz ihramlı. Hac veya umre sebebiyle ihramlı iken.Allah'ın ölçüleri. Hac ve umre kuralları ve Allah-u Teâlâ'nın dininin diğer ölçüleri.Haram ay. Receb ayı. Bu ay Mudar kabilesinin saygı gösterdiği aydı. (Mudarhların ayı deniyordu.) Haram aylar dört tanedir. Bu aylarda mecbur kalınmadıkça savaş yapılmaz.Kurban. Kabe'ye ve Harem'e hediye edilen deve, sığır ve davar.
Gerdanlık. Kurbanlık hayvana asılan ve kişinin emniyete kavuşmak için gerdanlık şeklinde takındığı, harem ağaçlarının kabukları, anlamına gelen kılade kelimesinin çoğulu."Beytül harama doğru gelenler. Ticari kazanç veya Allah-u Teâlâ'nın rızasını kazanmayı isteyerek beyt-i harama doğru gelenlere.
İhramınızdan çıktığınız zaman...[3]Bir kavme duyduğunuz kin, sizi onlara zulmetmeye sevk etmesin!
Sizi engellemeleri. Sizi çevirdiler diye Hayır ve takva üzerine. EI-Birr: Allan a ve Rasûlüne itaat. Takva; Allah ve Rasûlünün emrettiklerini yapmak, yasakladıklarım bırakmak. Günah ve düşmanlık üzerine. Günahlar. El-Udvan: Zulüm ve haddi aşmak Azabı şiddetli olan. Cezası, dayanılmaz tarzda şiddetlidir.[4]
Açıklama
! Allah-u Teâlâ, mü'min kullarına, "mü'min" unvanıyla sesleniyor: "Ey iman edenler... Bana, Rasûlüme, vaadime ve tehdidime inananlar, verdiğiniz sözleri yerine getirin.[5] Andlaşmalarımzı bozmayın, verdiğiniz sözleri tutmamazlık etmeyin. Hiçbir farzı terketmeyin, hiçbir yasağı da işlemeyin. Ne bir helali haram, ne de bir haramı helâl sayın! Size şu sayılacaklar dışındaki hayvanlar; yani deve, sığır ve davar helâl kılınmıştır. Haram kılınanlar ise şu âyette gelmiştir. [6] "Size leş, kan... haram kılınmıştır." Bu helâl kılınanları sakın ha haram saymayın! Size ihramlı iken avlanmak da haram kılınmıştır, sakın helâl saymayın! İşi bana havale edin de, helâl ve haram kılınanlar konusunda çekişmeyin! Ben dilediğim gibi hüküm veririm.
İlk ayetin kapsamı budur: "Ey iman edenler, akitleri yerine getirin! Size okunacak olanların dışında kalan hayvanlar size helal kılındı. Yalnız ihramda iken [7]avı helal saymamak şartıyla. Allah dilediği hükmü verir. "[8]
İkinci âyet ise, bir kısmı ile amel etmek açısından geçersiz kılınmış, bir kısmı ile amel etmeninse kıyamete kadar geçerli olduğu hükümleri kapsar. Muhkem (nesh edilmemiş ve manası açık olan) olanlardan bazısı şunlardır: Hac ve umre gerekleri bu alâmetlerdendir. Haram ay da mensuh (hükmü kaldırılmış) olanlardandır. Zira haram aylarda savaşmak haramken sonradan Allah-u Teâlâ'nın: "Müşrikleri nerede bulursanız tepeleyin!" [9]âyeti İle nesh-olunmuştur. Müşriklerin kurbanları, kıladeleri (kurbanlıklara taktıkları takılar,
süsler) ve bizzat kendileri ile alâkalı ahkâm da mensuh hükümlerdendir. Müşriklerin ne hareme girmesine, ne de kurbanlarına müsaade edilir.Harem ağaçlarının kabuklarından takmaları da -haremin bütün ağaçlarını takınmış olsalar bile- onları öldürülmekten korumaz. Bu da Cenab-ı Hakk'ın şu sözünün anlamıdır: "Ey iman edenler, ne Allah'ın Ölçülerine, ne haram aya, ne kurbana, [10]ne gerdanlıklara [11] ve ne de Rablerinin lütuf ve rızasını arzu ederek Beyt-i Haram'a doğru gelenlere saygısızlık etmeyin." Lûtuftan maksat, haçta ticaretle nzık elde edilmesidir. Rızadan maksat ise, mü'minlerin rı-zıklarına bereket verip, hayatlarını koruması için haccederek Allah'ın rızasını istemeleridir."İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz." Hitap, mü'minleredir. İh-ramlı iken haram olan avlanmaya ihramdan çıktıktan sonra izin vermektedir. "Sizi Mescid-i Haram'dan çevirdiklerinden dolayı bir kavme karşı duyduğunuz kin, sizi haksızlık yapmaya sevketmesin."Mü'min kullarına, Hudeybiye Barışı'nda kendilerini Mescid-i Haram'a girmekten alıkoyan bir kavme duydukları kinin, kendilerini, Allah-u Teâlâ bu konuda izin vermediği halde onlara haksız bir şekilde saldırmaya sevketmesini yasaklıyor. Savaşırlarsa savaşılır, savaşmazlarsa savaşılmaz.Sonra Cenab-ı Hakk iyilik ve takva üzere yardımlaşmayı emretti, yani farzları ve faziletleri edada, haramları ve rezaletleri terketmekte yardımlaşmayı. Aksi hususlarda yardımlaşmayı ise yasakladı: "İyilikte ve takvada yardımlasın,[12]günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayla.."[13]Takva, gerek yapılacak, gerekse yapılmayacak konularda dinin bütününü kapsadığından, mü'minlere takvayı emretti: O'na ve Rasûlüne iman ederek yapılacak ve ya pılmayacak hususlarda yine O'na ve Rasûlüne itaat ederek Allah'tan korkun! Emrini ihmal etmelerinden de sakındırdı: "Çünkü Allah'ın cezası çetindir." Öyleyse takvaya sarılmak suretiyle O'ndan çekinin! [14]
Sonuç
1- Kulla Allah arasındaki sözleşmeleri yerine getirmek ve kulla kul arasındaki akitleri korumak, sözünü tutmak farzdır. Çünkü âyet her ikisini de kapsamaktadır.
2- Leş dışında deve, sığır ve koyun etleri yenilebilir.
3- İhramh iken avlanma haram, ihramdan çıktıktan sonra helâldir. Haram olan deniz hayvanları değil, kara hayvanlarıdır.
4- Dinin bütün alâmetlerine, yerine getirilmesi gerekeni yerine getirerek, yapılmaması gerekeni yapmayarak saygı göstermek farzdır.
5- Saldırganlık mutlak surette -hatta kâfire bile- haramdır.
6- Dini yaşamak hususunda mü'minler arası yardımlaşma farz ve dini bozma hususunda yardımlaşma haramdır.
3- Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, tahta veya taşla vurularak öldürülmüş, yukarıdan düş-müŞyboynuzlanmış ve canavar parçalayarak ölmüş olan hayvanlar - henüz canı çıkmadan kestikleriniz hariç-, dikili taşlar (putlar) adına boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır, insanı yoldan çıkaran kötü şeylerdir. Bugün artık inkâr edenler, sizin dininizi yok etmekten umudu kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün sizin için dininizi olgunlaştırdım, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'a razı oldum. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa ona günah yoktur. Doğrusu Allah bağışlayan, esirgeyendir.[15]
Sözlük
Ölü. Kendi kendine, kesilmeksizin ölen deve, sığır, koyun.[16] Allah'tan başkasının adına kesilen. Besmeleyle, Allah'ın adıyla değil de, meselâ bir şahsın ve yahut bir putun adıyla kesi len.Boğazlanmış. İple vb. boğularak öldürülmüşVurulmuş. Sopayla veya taşla vurularak öldürülmüş.Düşmüş. Yüksek bir yerden, meselâ tavandan, duvardan,dağdan duşup olmuş.Boynuzlanmış. Bir hayvanın boynuzuyla süsmesi, toslaması sebebiyle ölen...
Yırtıcı hayvanın yediği. Kurt vesaire gibi yırtıcı hayvanların parçaladığı.Ancak kestiğiniz. Henüz canı çıkmamışken yetişip kestiğiniz hariç,[17]Bir ilahı, önderi ya da uluyu temsil eden dikili putlar adına kesilen hayvanlar...
Ve kismetlenmeniz. Oklarla şans oyunu oynayarak kazandıklarınız da size haram kılındı. Bunun benzeri kehanet sahiplerinin, teşvikçilerin aldıkları ile niyetçilerin niyet çektirmeleri ve içinde tılsımlar, cin ve şeytan isimleri bulunan batıl muskalardır,
Bu fasıklıktir. Leş'in yenmesinden fal oklarıyla şans oyunu oynamaya kadar sayılanlar, Allah'ın itaatinden çıkış ve O'na isyandır.
Kim mecbur olursa. Aflık zaruretinde kalan kimsenin sayılanları yemesinde bir sakınca yoktur.
Şiddetli açlıkta. Sıkıntıda.
Günaha meyletmeden. Leşten,ölmeyecek kadar yemek, isyana özenmeden bir ihtiyacını gidermek. Helâl yiyeceklerden bulduğunda haramları hemen bırakmalıdır.[18]
Açıklama
Bu âyet-i kerime, bu sûrenin ilk âyetinin tefsir ve ayrıntılı izahıdır. "Size haram oldukları okunacak olanlar dışında..." Nitekim bu âyette Allah-u Teâlâ, diğer haram kılınmış etleri saydı. Bunlar, on adettir:
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulan, darbe ile öldürülen, yüksekten düşen, boynuzlanan, yırtıcı hayvanlarca parçalanan ve dikili taşlar, putlar üzerine boğazlanan hayvanlar.[19]
"Henüz canları çıkmadan kestikleriniz hariç..." Yani kestiğinizde, kesildiğinden dolayı hareket eder, ayaklarını kımıldatırsa, bu, onun canlı olduğunun ve kesimle Öldüğünün belirtisidir.
"Fal oklarıyla şans oyunu oynamanız." Yani fal oklanyia şans çekişmeniz ve bundan dolayı verileni yemeniz de size helal değildir. Aslı şuydu: Araplar cahiliye döneminde "ezlam" dedikleri fal oklarını kese gibi bir bohçaya koyuyorlardı. (Ezlam, zülem'in çoğuludur. Bunlar uçsuz ve tüysüz küçük oklardı.) Birinin üzerinde "Rabbim emretti", diğer okta ise "Yasakladı" yazılmıştı. Sonra şans çektirici bu okları bohçada sallayıp karıştırıyor ve birini çekiyordu. Eğer üzerinde "Rabbim emretti" yazanı bulursa, yolculuk, evlilik, alım, satım, vs. işini yapıyordu. Üzerinde "yasakladı" yazanı bulursa, yapmaya niyetlendiği işten vazgeçiyordu.[20]Derken İslâm geldi. Ve fal oklarıyla şans çekmeyi haram, istihareyi sünnet kıldı.
İstihare şöyledir: Mü'min iki rek'at sünnet namaz kılar. Sonra: "Allah'ım, bana ilminle hakkımda hayırlısını bildirmeni isterim. Kudretin yettiği için ben senden kuvvet ve takat isterim. Ve hayra ermemi, senin büyük lütuf ve kereminden niyaz eylerim. Çünkü sen herşeye kadirsin. Bense kadir değilim. Sen herşeyi bilirsin, halbuki ben bilemem. Sen gaybları hakkıyla bilensin. Yarabbi, sen bilirsin, eğer bu iş benim dinim, dünyam, işimin sonu ve başı için hayırlı ise bunu bana nasib eyle ve kolaylaştır. Sonra bunda benim için feyiz ve bereket ihsan eyle ve kolaylaştır. Sonra bunda benim için feyiz ve bereket ihsan et. Ve sen bilirsin, bu iş dinim, dünyam, işimin sonu ve başı şer ise bunu benden defet, beni de bundan vazgeçir. Benim için hayır nerede ise onu takdir et ve beni o hayra razı et..." der. Bu şekilde ihtiyacını belirtir ve niyetlendiği şeyi yapar veya yapmaz. İçine doğan şey Allah'ın izni ile hayirhsıdır.
Allah-u Teâlâ fal okları için: "Bunlar fısktır." Yani Allah'ın ölçülerinden dışarı çıkmaktır. Size haram kılındığı açıklananların yapılması fısktır. O halde bu fışkı terk edin!
"Artık bugün inkâr edenler, sizin dininizi yok etmekten umudu kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun!" Allah-u Teâlâ mü'min kullarına, müşrik ve diğer kâfirler, Mekke fethedilmeden, Sakîf ve Hevazin kabileleri İslâm'a girmeden, aranızda olan her savaşta kendilerine galip gelmezden önce umdukları gibi sizi dininizden döndürmekten artık umut kesmişlerdir, diye haber veriyor. O halde, bundan böyle sizi mağlub edip küfre döndürmelerinin mümkün olabileceğine dair onlardan korkmayın da benden korkun. Onlar yerine benden korkun! Korkmanız da şöyle olsun: Bana ve Rasûlüme itaat edin, çizdiğim sınırları aşmayın, yarattığım âlemde kurallarımı kabullenin! Değilse ihsanımı çekip almak suretindeki intikamıma maruz kalırsınız. Çünkü bana itaat edenlere yardım eyler, isyankârları rezil ederim."Bugün size dininizi mükemmele erdirdim, size nimetimi tamamladım. Ve size din olarak İslâm'ı seçtim."[21] Bu da yine Cenab-ı Hak'tan mü'min kullarına, nimet verişini bildirip hatırlatmadır. İlki, dini, bütün inançları, ibadetleri, hükümleri ve âdabı ile mükemmele erdirdirmektir.[22]Hatta belirtilir ki, bu âyet, Veda Haccı'nda Arefe günü akşamleyin inmiştir. RasÛlüllah (s.a.v.) bu âyetten sonra sadece seksenbir gün yaşayıp sonra vefat etmiştir. İkincisi, Allah-u Teâlâ'nın onlara olan nimetini tamamlayıp, korkudan sonra güvene, zayıflıktan sonra güçlülüğe kavuşturması; mağlub ve zelil olduktan sonra yardım ederek güçlendirip efendi yapması, ülkeleri fethettirmesi, dinlerini üstün kılması, küfrü ve kâfirleri onlardan uzaklaştırması, cahilken eğitmesi, sapıkken hak yolu göstermesidir. İşte onlara tamamladığı nimet budur. Üçüncüsü, onlar için din olarak İslâm'a razı olmasıdır. Rasûlünü İslâm için göndermiş, Kitab'ı İslâm'a dair indirmiştir. İnançlarını ve hükümlerini açıklamıştır. Dolayısıyla mü'minleri yahudilik, hristiyanlik ve mecûsilik gibi bâtıl dinlerden uzaklaştırmış, onları kendileri için razı olduğuna karşılık bu bâtıl dinlerden beri kılmıştır. Gözünüzü açın, bu din, açıkta gizlide Allah-u Teâlâ'ya teslimiyete dayalı İslâm'dır. İslâm, olgunluklara yükselen bir merdiven, her faziletli kişinin, ulaşacağı yükselme yeridir. Allah'a hamd ve senalar olsun."Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir."
Allah-u Teâlâ "zorunda kalan kimse" derken şunu kastediyor: Eğer şiddetli açlık size haram kılınan leş ve benzerlerini yemeye sevk eder de yerseniz günah yoktur. Çünkü ben mü'min kullarımı bağışlar ve onlara merhamet ederim. Ancak leş ve benzerlerini isyan maksadıyla, haram kılışıma önem vermeden isyana meylederek yemiş olursa o başka. İşte bana isyan eden, intikamıma ve azabıma maruz kalan odur. Tevbe ederse ben bağışlar ve merhamet ederim. İnad ederse, azabım acı ve çetindir.[23]
Sonuç
1- Leş ve birlikte zikredilenler -ki toplamı on adettir- haramdır.
2- Fal oklarıyla şans oyunu oynamak haramdır. Benzeri, niyetçilerin niyet çektirmesi, kum falcıları ve kâhinlerin çizgileri vs.haramdır.
3- Putlar adına kurban kesmek[24] şirktir.
4- Yaralanmış, kırılmış veya herhangi bir öldürücü sebeple ölmek üzere bile olsa müslümanın, henüz canlı iken yetişip kestiği helâl hayvanın eti yenir.
5- Allah'tan korkmalı, kâfirlerden korkmamalıdır.
6- Dinde bid'atçilik haramdır. İslâm şeriatine zıt dindarlık da haramdır.
7- Zaruret halinde kalanın leş yemesi caizdir. Zaruret halinde kalan, açlıktan darda kalıp da mubah bir yiyecek bulamayan kimsedir. Ancak şu şartla yiyebilir: Günaha meyletmeden, isyana niyetlenmeden...
4- Sana, kendilerine neyin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: "Size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarını yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın, Allah'tan korkun. Çünkü Allah, hesabı çabuk görendir.
5- Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitab verilenlerin yemeği, size helal, sizin yemeğiniz de onlara helâldir, inanan namuslu, hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitab verilenlerden namuslu hür kadınlar -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir biçimde evlenmek üzere me-hirlerini verdiğiniz takdirde- size helâldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun işi boşa çıkmıştır ve o, âhirette kaybedenlerdendir.[25]
Sözlük
Temiz. Allah-u Teâlâ'nın, yenilmesine izin verdiği ve mü'minkullarına helâl kıldığı yiyecekler.Avcı hayvanlar.
Avcılar. Avcı hayvanı ava yollayanlar. Hayvanın tazı veyakuş olması farketmez._Ehli kitabın yemeği. Kendilerine kitap verilenlerin kestikleri. Yahudi ve hristiyanların kestikleri.Muhsane'nin çoğulu. Namuslu hür kadınlar Mehirleri. Zina etmeksizin. Gizli dost.Kim îmânı inkâr ederse. İmândan dönerse.Ameli boşa gitmiştir. Yaptığı bütün işleri boşa gitti de sevap alamadı.[26]
Açıklama
Cebrail (a.s.) Hz. Peygamber'e (s.a.v.) gelip izin istedi. Hz. Peygamber de (s.a.v.) izin verdi. Evde küçük bir köpek olduğu için girmekten çekinerek: "Biz içinde köpek bulunan bir eve girmeyiz," dedi. Bundan sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) köpeklerin öldürülmesini emretti de öldürüldüler. Sonra bazı sahabiler gelip hangi köpek cinslerinden yararlanmanın kendilerine helâl olduğunu sordular. Allah-u Teâlâ bu ayet-i kerimeyi indirdi. "Sana kendilerine neyin helâl kılındığını soruyorlar.[27]De ki; "Size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı." İyi ve temiz şeyler, A13ah-u Teâlâ'nın helal kıldığı, yasaklamadığı her lezzetli ve hoş şeydir. Size eğittiğiniz hayvanların avladıkları da aynı şekilde helâl kılınmıştır. Eğitilen hayvanlar, ava has köpekler (tazı), parslar, kaplanlar ve doğan ve benzen kuşlardır. Avcılar, sizin için yakalasın diye avcı hayvanları avın üstüne gönderenlerdir, "allah'ın size öğrettiğinden öğretiyorsunuz." O av hayvanlarını Allah-u Teâlâ'nın sizi eğittiği eğitimle terbiye ediyorsunuz. Eğitilmiş hayvanın ölçüsü, ava salındığında gitmesi, dur deyince durması, çağrıldığında gelmesidir. "Avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adım anın." Avcı hayvanın eğitilmiş olmasına ek olarak avın helâl olması için iki şart ifade ediyor: İlki, hayvanı ava salarken Allah'ın adını anmak. Meselâ: "Bismillah. Getir şunu!" demek.[28] İkincisi, avcı hayvanın avdan yememiş olması. Şayet yemişse gönderen için değil kendisi için avlamıştır. Yok eğer avcı av henüz ölmemiş, canlı durumda iken yetişir, sonra da keserse, o zaman avlamayla değil kesmeyle helâl olmuş olur.[29] "Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir," sözü, yenmesi haram kılınan leş ve benzerini, eğitimsiz hayvanların avladığı avı veya eğitimli avcı hayvanın avladığı ama yediği ve daha kesilmeden ölen avı yemekte Allah'tan korkmayana bir tehdittir. O kimse bu konuda Allah'ın cezalandırmasından korksun. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.5. ayete gelince: "Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı." Allah-u Teâlâ'nın size dini olgunlaştırdığı şu günde, size sorduğunuz şeyleri helâl kıldı: Temiz ve leziz yiyecekleri... Sizden önce kitab verilmiş olanların, özellikle yahudi ve hristiyanların yemekleri de böyledir. Onların yemekleri, yani kestikleri size helâldir. Sizin yemekleriniz de onlara helâldir. Onlara yemek yedirmenizde de bir sakınca yoktur. Bu, hem onlara, hem size caizdir. Namuslu, iffetli mü'mine hanımları ve sizden önce kitap verilenlerin iffetli kadınlarını, şu şartlarla nikahlamanız da size helâl kılınmıştır: Mehirlerini vermeniz; zina etmemeniz, yani mehre, veliye, şahitlere, icab ve kabul biçimlerine dayalı nikâh sözleşmesini yapmanız; kadına şartlarını tam anlamıyla yerine getirerek nikâh kıymadan sadece cinsel ilişki ücretini vermek biçiminde zina etmemeniz, görüşelim konuşalım, dost hayatı yaşayalım, sevişelim diye gizlice nikâh kıyarak dost tutmamanız şartıyla... Çünkü bu zinadır. Ne parayla, ne de parasız helâl değildir. "Kim îmân etmeyi kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o ahirette kaybedenlerdendir," sözünde haramları helâl saymanın ve buna cür'et etmenin, insanı küfre götürdüğüne bir işaret vardır. İmân ettikten sonra inkâr edenin ameli boşa çıkmıştır, yani müslümanken yaptığı amellerinin sevabı iptal olmuştur. Hatta artık gerisingeri İslâm'a dönse bile artık onun ancak islâm'a girdikten sonraki amelî vardır. İslâm'a girmeden ölürse, o, ahirette kesinlikle kaybedenlerdendir. Çünkü ebedî kalmak üzere cehennem ateşine atılanlardandır.[30]
Sonuç
1- Bilmeyenin bilmesi gereken şeyi sorması meşrudur.
2- Şartlan yerine getirilirse avlanmak helâldir. Şartları ise: Avcı hayvanın eğitilmiş olması, ava salınırken Allah'ın adının anılması, hayvanın avdan yememiş olması... Atış sırasında besmele çekilmesi şartıyla kurşunla (veya saçma ile) yahut keskin bir aletle avlanmış avın, ölü olarak bulunsa ve kesilmese bile, yenmesi caiz olur.
3- Ehl-i Kitab'm yiyecekleri ve kestikleri helâldir.
4- İffetli hür olmak, İslâmi nikâh kıymak şartıyla kitabî kadınlarla evlenmek helaldir.
5- Mut'a (Geçici olan yani belli bir ücretle belirli bir süreye kadar yapılan nikah) nikahı ile dostluk ve Özel İlişki nikahı haramdır.
6- İsyanlar, insanı küfre sürükler.
7- İslâmdan çıkanın ameli boşa gider. Yeniden İslama girse bile irtidat etmeden önceki fiillerinden dolayı sevap verilmez. İslama dönmeden Ölürse kıyamette hem kendini kaybeder, hem de hanımından mahrum olur.
6- Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzleriniz ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın[31] Başlarınızı mesnedin. İki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz tam temizlenin. Hasta, yahut yolcu iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş da su bulamamıssanız temiz toprağa teyemmüm edin; ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve size olan nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz.
7- Allah'ın size olan nimetini ve O'na verdiğiniz sözü hatırlayın! Hani: "İşittik ve itaat ettik!" demiştiniz. Allah'tan korkun; Çünkü Allah, göğüslerin içini bilir.[32]
Sözlük
Abdestsizken namaza kalkmak istediğinizde.Yüzlerinizi yıkayın. Elleri üç defa yıkadıktan ve üçer defa ağzınızı çalkalayıp, burnunuza su çektikten ve sümkürdükten sonra... RasûlüUah (s.a.v.) böyle açıklamıştır.[33]Ayaklarınızı topuklarınıza kadar yıkayın. Ancak mest giy-mişseniz o başka. Çünkü ayaktan çıkarıp ayakları yıkamaksı-zın mestler üzerine meshetmek caiz olur. Tabii abdestli iken giymiş ve yolcu olmayıp giymesinin üzerinden bir gün (24 saat) geçmemişse... Rasûlüllah'ın (s.a.v.) uygulaması budur.[34]Eğer cünüpseniz. Ya eşinizle ilişkiden dolayı veya rüyalanma sonucu yıkanmanızı gerektiren durum var ise.Temizlenin. Gusledin. Gusl, bütün vücudu su ile yıkamaktır.Büyük abdes bozma, işeme, mezi ve yellenmeyi birlikte ifade eden bir kelimedir.Veya kadınlara dokunduğunuzda. Kadınlarla cinsel ilişkide bulunduğunuzda demek, eşlerinizle meşru ilişki demektir. Yere teyemmüm edin. Yeryüzündeki temiz toprak, taş, kum ve yeryüzü cinsinden olan bir şeyle teyemmüm edin.
Meşakkat, güçlük ve sıkıntı.
Onun ahdi. Allah'ın açık-seçik ve sorarak aldığı sözdür. Burada kelime-i şehâdet anlamına geliyor. Çünkü bütün dini sorumluluklar kelime-i şehâdetle geçerli olur; yani kelime-i şehâdet hepsini kapsamaktadır.[35]
Açıklama
AUah-u Teâlâ kendisine, Rasûlüne, vaadine ve tehdidine inananlara, namaz kılmak istediklerinde temizlenmelerini emrediyor. Namaz, "Namaz kılan"Rabbine yakarmaktadır," hadisine binaen kulun Rabbine yakarışıdır.[36]Ce-nab-ı Hakk mü'minlere temizlik çeşitlerinden küçük temizliği -abdest alma-ve büyüğünü -gusül- ve de temizlik yapılacak suyun mevcudiyetine bir engel olduğunda veya kullanamadıklarında bunların yerine geçecek olanı -teyemmüm- açıkladı: "Ey inananlar! Namaz kılmak istediğiniz zaman yüzlerinizi..." Yüzün ölçüsü, saç bitim yerleri, kulaklar ve çene altı arasında kalan alandır.[37]"... dirseklere kadar ellerinizi yıkayın..." Yıkama, elleri ve pazuların başladığı yere dek dirsekleri kapsar. "... başlarınızı meshedin..." Lafız, hepsine ve bir kısmına şeklinde anlaşılabilir. Sünnet, nasıl olacağını açıklamıştır. Başını mesheden bütün mesh de yapabilir, yani bütün başını meshetmiş olur. Bunu avuçlarındaki ıslaklıkla yapar. Yine Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sünneti gösteriyor ki, kulakların içi ve dışı baş meshedildikten sonra meshedilir. "... ayaklarınızı da topuklara kadar..." Ayaklarınızı da topuklara ve kaval kemiğinin başladığı yerdeki eklemlere kadar yıkayın. Besmeleyle başlayıp üçer defa elleri yıkama, ağzı çalkalama, burna su çekip sümkürmenin daha iyi olduğunu ve mest giyilmişse ayaklara meshetme iznini sünnetten öğreniyoruz.
Yıkanan organları sırayla yıkamanın gerektiğini de, peşpeşe yani arayı zamanla ayırmamak gerektiğini hep sünnetten öğeniyoruz. Sünnet, niyetin gerekli olduğunu da tekid etmiştir, kuvvetlendirmiştir. Öyle ki niyet, abdestin sıhhat şartlarından bir şart gibidir.
"Eğer cünüp iseniz tam temizlenin." Sizden biri cünüp olursa..! Bu da ya cinsel ilişkiyle ya da ihtilamla olur. Dolayısıyla hammıyla ilişki kurup zekeri ferce girerse, boşalmasa da, yani menisi gelmese de cünüp olmuştur. İhtilam olup menisi çıkan da cünüp olmuştur. Dahası, uykuda ya da uyanıkken menisi şehvetle çıkan herkes cünüp olur. Kadının hayız kanınm ve nifas kanının kesilmesi de cünüplük gibidir, gusletmesi gerekir. "... tam temizlenin..." Gusledin demektir. Guslün nasıl yapılacağını sünnet açıklar: Kişi cünüplüğü gidermeye kalben niyet eder. Bismillah diyerek ellerini yıkar, önünü arkasını ve etraflarını yıkar, sonra herkesin bildiği gibi abdest alır, sonra elleriyle saç diple-
Ardından üç defa başını yıkar. Ondan sonra yukarıdan aşağıya vücudunun sağ tarafına su dökülür, peşinden de sol tarafına... Suyun dokunmayabileceği göbek çukuru, koltuk altları ve kasıklar gibi yerlere özen gösterilir.
"Hasta yahut yolcu iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş ve su bulamamışsanız..." Cenab-ı Hakk, bu cümlede ab-dest bozan şeylerle, abdestten teyemmüme geçmeyi gerektiren şeyi zikretti: "Hasta..." Hasta, harekete gücü yetmediğinden, vücudunun zayıf düşmesi sebebiyle abdest alamayabilir. Suyu kullanmasına mazeret teşkil edecek yaraları ve ağrıları olabilir. Çünkü suyun temasıyla hastalık artabilir. "... yahut yolcu iseniz..." Zira yolculukta su bulunmaması ihtimali vardır. İşte bunlar, abdestten teyemmüme intikali gerektiren hususlardır. "... yahut biriniz tuvaletten gelmişse ya da kadınlara dokunmuş ve..." (Yani hanım ile ilişkide bulunmuşsa.)İlk cümlede abdesti bozan şeyleri topluca zikretti: Büyük ve küçük abdest bozma, yellenme, idrar ve mezi. Bunları üstü kapalı bir biçimde söyledi: "... Yahut biriniz tuvaletten gelmişse..." Gâit, büyük ve küçük abdest demektir. Gusletmeyi gerektiren şeyi de zikretti: Cinsel ilişki. Bunu da, mü'min kullarına karşılıklı konuşmalarındaki yüksek seviyeli görgü kurallarını öğreterek, "dokunmak" kelimesiyle kinayeli biçimde söyledi. "... Su bulamamışsanız..." Abdest için veya gusül için arayıp su bulamamışsanız teyemmüm edin. "Temiz toprağa" dediğinde, yeryüzünün toprak, kum, tuzlu toprak, taş ve yer cinsinden olup da temiz olan kısımlarına demek istiyor. "... Yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün..." ifadesinde ise teyemmümün nasıl yapılacağını açıkladı: Kişi, temiz bir toprak bulur, bulmak mümkün olmazsa, mümkün olanı ile yapar. Sonra avuçlarını yere sürtüp yüzünü mesheder, ikinci defada da ellerini dirsekleriyle beraber mesheder. "Ondan" ifadesi, o temiz topraktan demektir. Böylece Allah teyemmümün nasıl yapılacağım açıkladı. Rasûlüllah'm (s.a.v.) Ammar b. Yasir'e (r.a.) öğrettiği teyemmüm budur.[38]"Allah size güçlük çıkarmak istemiyor." Allah-u Teâlâ bize küçük temiz-abdest alma-, büyük temizlik -gusül- ve mümkün olmadığında abdest ve gusül yerine geçecek -teyemmüm- kısmıyla temizlenmeyi emretmekle bizi sıkıntı ve güçlüğe düşürmek istemediğini, bununla bizi sadece abdestsizlik-ten ve günahlardan temizlemek istediğini haber veriyor. Çünkü abdest, hadiste açıklaması geçtiği gibi [39]abdest alanın günahlarına keffarettir. "Fakat sizi temizlemek ve size olan nimetini..." Sizi İslâm'a yöneltmek ve ahkamını öğretmek suretiyle "... tamamlamak istiyor ki..." böylece sizi şükrüne hazır-, lasın. Cenab-ı Hakk'a şükretmek ise İslâm'ın getirdiği açık ve gizli amellerle O'na itaat etmekle olur. "Ki şükredesiniz." ifadesinin anlamı budur.
"Allah'ın size olan nimetini ve O'na verdiğiniz sözü hatırlayın: Hani: "İşittik ve itaat ettik," demiştiniz. Allah'tan korkun; çünkü "Allah göğüslerin içini bilir." Allah-u Teâlâ mü'min kullarına İslâm'la şükretsinler diye îmâna yönlendirme nimetini hatırlamalarını emir buyuruyor. O'na verdikleri sözü hatırlamalarım da emir buyuruyor. Bu söz, mü'minin kendisi için Rabbine, Lâ ilahe İllallah Muhammedün Rasûlüllah, derken verdiği, O'na ve Rasûlüne itaat etme sözüdür. "Hani, işittik ve itaat ettik, demiştiniz!" Bunu, Sahabe-i Kiram, Rasûlüllah'a ferahlıkta ve sıkıntıda (s.a.v.) itaat etmek üzere bi'at ettiklerinde sözlü olarak söylemişlerdi. Her müslüman, bunu Allah'ın birliğine ve peygamberinin peygamberliğine şehadet getirdiğinde yaşayışı ile söyler.
"Allah'tan korkun!" sözü, şeriata sarılmak; inanç, ibadet, muamelat ve ahlâkını yerine getirmek demek olan takvayı emretmektedir. "Allah göğüslerin içini bilir." Onlara ilmi ile gizli işlerini bildiğini haber veriyor ki Allah'tan sakınsınlar, gizlide ve açıkta O'ndan korksunlar. İşte bu da, olgunlaştırmak ve saadete erdirmek için Allah-u Teâlâ'nın mü'min kullarını eğilmesidir. Elhamdülillah.[40]
Sonuç
1- Temizlenme emredilmiş; abdest, gusül ve teyemmümün nasıl olacağı açıklanmiştır.[41]
2- Mü'mini abdestten teyemmüme götüren mazeretler açıklanmıştır.
3- Abdest almayı ve gusletmeyi gerektiren şeyler açıklanmıştır.
4- Şükür, nimetlerin artırılmasına sebep olur.
5- Verilen sözlerin hatırlanması, o sözleri yerine getirip tutmaya yardımcı olur.
8- Ey inananlar, Allah için adaletle şahitlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın, takvaya uygun olan budur. Allah'tan korkun, kuşkusuz Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.
9- Allah, inanıp iyi işler yapanlara vaadetmiştir: Bağışlanma ve büyük mükâfaat onlarındır.
10- İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin halkıdır.
11- Ey inananlar, Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani bir topluluk size saldırmaya yeltenmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun. Mü'minler Allah'a dayansın» lar.[42]
Sözlük
Ayakta tutar halde. Yerine getirir halde. Allah-u Teâlâ'nın haklarını, O'na karşı yerine getirmesi gerekenlerle kul haklarını çokça gözeten. Bu konuda hiçbir şeyi eksik bırakmayan.Adaletle şahitlik. Yani yapacağınız şahitlikleri Allah için adaletle yerine getirin.Sizi sürüklemesin. Kin ve düşmanlık. Adalet. Zulmün tersi. Zulmetmeksizin eşit davranmak.Adalet takvaya daha uygundur. Adil olmak takvalı olmanın birgereğidir.Kavim harekete geçmeye kalkıştı. İsteklerini uygulamağa niyetlendiler. Kasdedilen Beni Nadir yahudileridir.Ellerini size uzatmak. Peygamberinizi (s.a.v.) öldürmek için harekete geçmeye kalkıştılar.Onların ellerini durdurdu. Size yapacakları saldırıyı engelledi. Hz. Peygamber'i (s.a.v.) öldürme isteklerine imkân tanımadı.[43]
Açıklama
Ayetler, mü'minleri kendilerini olgunlaştıracak ve saadete erdirecek şeylere yönlendirip aydınlatmaya devam ediyor.
8. âyette Allah-u Teâlâ, mü'minlere, kendisine karşı bütün ibadet hukukunu çokça yerine getirenler ve şahitlik ettikleri dost ya da düşman olsun hiçbir şeyde haksızlık ve zulüm yapmadan doğrulukla tanıklık edenler olmalarını
, emrediyor. Bir kavme duydukları kinin veya düşmanlığın, onları emrolunduk-lan doğruluğu terk etmeye sürüklemesini yasaklıyor. Sonra adaletli olmalarını
. emrediyor ve adaletli insanların takvaya en ehil insanlar olduğunu bildiriyor. Adaleti, melekesi haline getiren kişi, hak ve görevleri yerine getirmeye, zulmü terketmeye ve yasaklardan kaçınmaya en muktedir kişidir. Sonra durumunu pekiştirerek yine takvayı emrediyor. Çünkü takva işin Özüdür. Ve Allah-u Teâlâ'yı unutmama melekeleri artsın diye yaptıklarından haberdar olduğunu bildiriyor ki doğruluk ve takva ile kurtuluşa ersinler.
9. âyet ise bir müjdeyi içeriyor: Rableri, îmân edip salih amel işleyenlere günahlarını bağışlamayı ve büyük Ödülü, yani cenneti vaadediyor. Çünkü onlar, îmân ve salih amel sahibi insanlardır. Allah onlardan razı olsun ve razı etsin.
10. âyet, Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerini gönderip desteklediği delillerini yalanlayan kâfirler için şiddetli bir tehdid taşımaktadır. Yalanlama ve inkârlarına kötü ruhlu oluşları da eklenmiştir. Onun için onlara ancak cehennem azabı yaraşır. Böylece, ebediyen içinden çıkmayacak cehennemlikler olmuşlardır.[44]
11. âyette Cenab-ı Hakk nimetlerinden büyük bir nimeti anıyor: Peygamberleri Muhammed'i (s.a.v.) düşmanlarının öldürmesinden kurtarması. Düşmanları, yahudilerdir. Çünkü bu âyetin iniş sebebine dair özetle şu rivayet o-lunur:
Bir müslüman tarafından yanlışlıkla öldürülen iki Amirî'nin -(onları kâfir zannederek öldürmüştü) velileri, ölülerinin diyetini istemeye geldiler. Rasû-lüllah (s.a.v.) Ebubekir, Ömer, Osman Ali ve (r.anh.) Abdurrahman b. Avfla birlikte barış antlaşması gereğince bu diyetten birazını üstlenmek isteyen Beni Nadir'in yanma gitti. Antlaşmanın maddeleri arasında, iki tarafın da böyle maddi meselelerde diğer tarafa yardım etmesi bulunuyordu. Peygamberle (s.a.v,) ashabı, yahudilerin Medine'nin doğusundaki diyarına varınca, Allah Rasûlü'nü (s.a.v.) izzet ve ikramla karşıladılar. Evlerinden bir evin duvarı dibine, uygun bir yere oturttular. Yemek ve para hazırladıklarını duyurdular. Bazıları başbaşa vererek Rasûlüllah'ı (s.a.v.) öldürmek için suikast tertib ettiler. Şöyle dediler: "Hazır fırsat. Aman kaçırmayalım!" İçlerinden birine büyük bir değirmen taşını evin damından Rasûlüllah'ın (s.a.v.) başına atıp öldürmesini emrettiler. Henüz tuzak kurulmaktayken Allah-u Teâlâ Rasûlüne bu rezil suikasti vahyederek haber verdi. Rasûlüllah (s.a.v.) hemen kalktı, ashabı da onu izledi. Medine'ye girdiler. Yahudiler de fırsatı kaçırdı. Tabii böylelikle lânetlenmeyi, antlaşmanın bozulmasını ve Medine'den sürülmeyi hak ettiler. Hikâyeleri, Haşr sûresinde geçer. Bundan maksat, şu ayette ifade edilendir: "Ey inananlar, Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: hani bir topluluk size el uzatmaya..." Peygamberi (s.a.v.) öldürmeye "... yeltenmişti de (Allah) onların ellerini sizden çekmişti."[45] Allah-u Teâlâ, Rasûlüne yahudilerin tertiplerini vahyetmişti de geri dönüp, onları istediklerini yapamadan ter-kedivermişti. "Onların ellerini sizden çekmişti,"[46] ibaresinin anlamı budur.
Sonra Allah-u Teâlâ mü'minlere kendinden korkmalarını emretti. Çünkü takva, Allah korkusu, olgunlaşma merdiveni, kurtuluş yoludur. Takva, O'nun ve Rasûlünün emrine yapışmayı, yasakladıklarından kaçınmayı dile getirir. Cenab-ı Hakk, mü'minlere, şu sözüyle bütün işlerinde kendisine dayanmak gerektiğini işaret etti: "Mü'minler Allah'a tevekkül etsinler."[47]
Sonuç
1- Kulun Allah-u Teâlâ'mn hakkmı yerine getirmesi farzdır. Bu hak, ibadetle Allah'ı zikir ve ona şükürdür.
2- Hükümde, sözde, şahitlikte, davranışta dost düşman ayirdetmeden doğruluk, adalet gereklidir.
3- Allah'tan (c.c.) korkmak vurgulanmıştır.
4- Sûrenin 9. ve 10. âyetlerinde olduğu gibi Allah'ın vaadi tehdidiyle özendirmeli ve sakındırmahdır.
5- Nimetleri anmak nimetlere karşı şükretmeye iletir.
6- Allah-u Teâlâ'ya tevekkül etmek ve Cenab-ı Hakk'ın emirlerini yerine getirmekte şarttır.
12- Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. İçlerinden on iki başkan göndermişti. Allah demişti ki: "Ben sizinle beraberim: eğer namazı kılar, zekatı verirseniz; elçilerime inanır, onlara yardım eder ve Allah'a güzel borç verirseniz, Allah için yoksullara sadaka verirseniz, yahut ihtiyacı olanlara Allah için ödünç para verirseniz, elbette sizin günahlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.[48]
Sözlük
Söz. Ahid. îmân edeceklerine dair söz.Israiloğullan. Yahudiler.Vekil. Naib. Onlara vekalet eden, işlerine bakan ve meselelerini üstlenen.
Ve ona saygı gösterdiniz. Saygı göstererek yardım edip savunursanız.Allah'a borç verdiniz. Yani harcadıklarınızın ödülünü sadece Allah'tan umarak onun yolunda harcama yapmanız.Günahlarınızı örterim. Hesaba çekmem. Affederim.Size yakında gelir.Doğru yoldan ayrıldı. Kişiyi umduğuna nail, korktuğundan
emin kılan hidayet yolunu şaşırmıştır.[49]
Açıklama
Allah-u Teâlâ, mü'minlerden andlaşmalarını yerine getirmelerini ve sözlerinin sahibi olmalarım isteyince, bu âyette de İsrailoğullarından söz alışını, onlannsa sözlerini yerine getirmeyerek dünyada yardımsız kalmayı, ahirette azaba uğramayı hak edişlerini zikretti. Bunu,mü'minlere ibret olsun da sözlerini tutmamazlık etmesinler ve andlaşmalarını bozmasınlar diye zikretti. Aynı zamanda bu, yahudilerin andlaşmayı bozmasını ve Hz. Peygamber'i (s.a.v.) öldürmeye kalkışmalarını büyütenlerin bu büyütmesini boşa çıkarmadır. "Allah İsrailoğullarından söz almıştı." Bu, ileride gelecek: "Ben sizinle beraberim; eğer..." sözüdür. "İçlerinden oniki başkan göndermiştik."[50] Oniki kabileleri vardı. Her kabileden, başkan misali onları gözetecek ve hallerini teftiş edecek birer temsilci gönderilmişti. Musa'nın (a.s.) savaşmadan önce Ken'anilerin [51]durumlarını tanısınlar diye Filistin'e göndermiş olduğu bunlardır.
"Ben sizinle beraberim; eğer..." Söz alma metni budur "... namazı kılar..." İzzetimle celâlime yemin ederim ki "... namazı kılar, zekâtı verir, elçilerime inanır..." getirdiklerini tasdik eder "... onlara..." desteğinizle, saygınızla "...
yardım eder ve..." farz olan zekâta, genel itibariyle yardıma ve imanla, salih amellerle kendinizi temizlemeye ek olarak "... Allah'a güzel borç verirseniz..." Yani Allah yolunda malınızla canınızla cihad ederseniz fedakarlık gösterip çalışırsanız. Temizlenip arınmcaya kadar üzerinizdeki etkilerini gidermek suretiyle "... elbette sizin günahlarınızı örterim ve..." bu temizlemeden sonra "... altlarından..." ağaçlarıyla köşklerinin altından "... ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse..." ve andlaşmayı bozar, maddelerini ihmal ederse "... dosdoğru yolu sapıtmış olur." Dünya ve ahiret-teki kurtuluş yolunu şaşırmış olur. Yürüyenini kurtuluşa ve mutluluğa götüren yoldan çıkmış olur.[52]
Sonuç
1- Dinin gereklerini tastamam yerine getirme teşvik edilmiştir.
2- Yahudilerin düzenbazlığını, andlaşmayı bozmalarını, rezilliklerini garipseyip büyütenlerin, garipseyip büyütmesi yersizdir. Çünkü onlar çoğunlukla bu çirkinlikleri yapagelmişlerdir.
3- Bu Muhammed ümmeti Allah-u Teâlâ'ya namazı kılarak, zekatı vererek ve Allah yolunda harcayarak ibadet etmektedir.[53]
4- Rasûlüllah'a (s.a.v.) saygı duymak, ümmetine ve dinine yardımcı olmak farzdır.
13- Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaşırdık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Uyarıldıkları şeyden almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma; çünkü Allah güzel davrananları sever.
14- "Biz hristiyanız." diyenlerin de sözünü almıştık, ama uyarıldıkları şeyden almayı unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah, onlara, ne yaptıklarını haber verecektir.[54]
Sözlük
Andlaşmayı bozmak. Sözleşmenin kapsadığı emir ve yasaklara uymayarak bozmak.
Onları lanetledik. Merhamet icab ettiren, izzet ve kemâl gerektiren şeylerden uzak kıldık Kelimeleri değiştiriyorlar. Kötü amaçlarla sözü değiştirip anlamlarını yorumluyorlar. Kelim: Söz, Allah kelâmı. Kendilerine söylenenlerden bir bölümünü unuttular. Allah-u Teâlâ'nın kendilerine zikrettiğinden, yani kendilerine verdiğiKitab'ta emrettiklerinden büyük bir bölümünü terkettiler. Hıyanet ederek veya aralarından hain bir grup.Onları affet ve bırak. Onlara iyilik yaparak, kendilerini hesaba çekme, yüzünü çevir!Biz hristiyanız. Kendilerini İsa (a.s.)'ya nisbet ettirdiklerini söyleyenler.
Aralarında düşmanlık bıraktık. Yaptıkları zulümlerinden dola- yı Allah'ı inkâr edenlerin ve onun ölçülerini aşan hristiyanların aralarında düşmanlık çıktı. Çünkü onlar adaletli davranmayı terkedince birbirlerine de zulmetmeye ve düşmanlığa başladılar.[55]
Açıklama
Ayetler, yahudilerin rezilliğini ve hainliğini anlatmaya devam ediyor. Bu âyet-i kerimede de Cenab-ı Hakk, Musa (a.s.) zamanında Tevrat'a göre amel edeceklerine ve Ken'anilerle savaşıp onları Kudüs toprağından atacaklarına dair söz aldığı ve aralarından oniki nakib gönderdiği, yahudilerin sözlerini tutmadıklarını, kendisinin de onlara lanet edip kalblerini katıl aştırdığını, bunların kelimelerin yerlerini değiştirdiklerini bildiriyor.
"Sözlerini bozdukları için..." Tevrat'a göre amel edeceklerine ve Rasûl-le-rine itaat edeceklerine dair kendilerinden alman sözü bozdukları için "... onları lanetledik..." Rahmet halkasından, hayır ve esenlik bahçesinden uzaklaştırdık. "... ve kalblerini katılaştirdık..." Kalpleri, öğütle yumuşamaz, hidayeti kabul edemez kıvamda katılaştı. "Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar..." Arzularına uysun diye öne alıyorlar, geriye atıyorlar, bazısını kaldırıyorlar, manalarını kendilerince yorumluyorlar. Meselâ Tevrat'taki İsa'nın (a.s.) ve Mu-hammed'in (s.a.v.) peygamberliğini gösteren âyetleri yorumlayışları böyledir. "Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular" Yani emrolunduklan birçok kanun ve hükümleri, sanki hiç emr olunmam iş İare asına yüz çevirip unuttular. Hali böyle olanların zalimlikleri, andlaşmayı bozuşları, hıyanetleri hiç garipsenir mi? Ey Rasûlümüz "onlardan daima.." Beni Nadir'in hıyanet ettiği gibi hıyanet eden "...hain.." bir grup ".. görürsün.." ".. içlerinden pek azı hariçtir.." Abdullah b. Selâm ve diğerleri gibi, o azınlık grup hıyanet etmezler. Binaenaleyh ".. onları affet," öldürerek hesaba çekme ".. aldırma.."[56] kötülüklerine hedef olma. Onlara böylece iyi davran. "Allah iyi davrananları sever." 13. âyetin muhtevası budur.14. ayette ise Cenab-ı Hakk hristiyanlardan [57] ve onların durumunun da yahudilerin hali gibi olduğundan haber veriyor. Biz hristiy anlardan, bana ve rasûlüme iman edeceklerine, dinime göre yaşayacaklarına dair söz aldık. Ama söz verdikleri şeylerin çoğunu unutarak terkettiler. Biz de sözlerini bozmalarının meyvesi olarak aralarına düşmanlık ve kin soktuk.[58]Her grup kendi görüşünde taassupta bulundu da aralarında düşmanlıklar çıktı, mücadeleler çoğaldı. Bu halleri, kıyamete kadar da devam edecektir. Allah-u Teâlâ, onlara yaptıkları bâtılı, şerri ve fesadı bildirecek ve kötü huyluluklarına, kötü amellerine göre cezalandıracaktır. Senin Rabbin üstündür ve hikmet sahibidir.[59]
Sonuç
1- Anlaşmaları bozmak, sözleri tutmamak haramdır. Hele bir de kulla Rabbi arasında olursa...
2- Hıyanet, yahudilerden çoğunun vazgeçilmez özelliğidir. Bu özellikten kurtulabilenlerinin sayısı çok azdır.
3- Gücü yettiği halde affetmek müstehaptır. Bu, iyilerin özelliğidir.
4- Hristiyanların durumu da yahudilerin durumundan pek farklı değildir. Sanki aynı sudan içmişlerdir. Binaenaleyh, onlardan meydana gelen kötülük garipsenmez; onlara sır emanet edilmez. İslâm düşmanıdırlar. İslâm'la savaşmak üzere yardımlaşır ve danışırlar.
15- Ey kitab ehli, elçimiz size geldi. Kitab'dan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah'tan bir aydınlık ve açık bir kitab gelmiştir.
16- Allah onunla, rızasına uyanları esenlik yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletir.[60]
Sözlük
Kitab ehli. Burada, yahudiler ve hristivanlarsâ Size elçimiz geldi. Bu elçi Muhammed (s.a.v.)dir. Kitaptan gizliyorlar. Tevrat ve încil'dekileri gizliyorlar. Gizledikleriyse, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) özellikleri ve meselâ recm gibi sertliğinden ürktükleri için inkâr ettikleri hükümler. Ve çoğunu affeder. Pek çok hükümleri açıklamayıp affediyor. Böylece size kolaylık sağlıyor.
ve apaçık bir kitap. Muhammed (s.a.v.) ve Kur'an.Doğru yola. İslama. Kendisinden başkasıyla kurtuluş olmayan gerçek dine.[61]
Açıklama
Ayetler yine kitab ehlinden söz ediyor. Allah-u Teâlâ bâtıl hallerini ve içinde bulundukları kötülüğü açıkladıktan sonra, onları Rableri ve kendilerine kendilerinden daha merhametli olarak kurtulacakları ve olgunluğa erecekleri yola çağırıyor: Rasûlüne ve kitabına îmân etmeye... O Rasûl ki gösterdiği yolu takib eden kimse pişman olup yardımsız kalmamıştır. O Kitab ki bağlanan hiç kimse sapıtmamış, yoldan çıkmamıştır. "Ey kitab ehli, size Rasûlü-müz..." Hz. Muhammed (s.a.v.) "... geldi, Kitabtan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor." Vahyimiz sayesinde, rezil olmak korkusuyla gizlediğiniz çoğu şer'î/dinî meseleyi açıklıyor. Korkuyorsunuz, çünkü onlar inkâr ettiğiniz gerçeklerdir. Bunlar, ümmi peygamberin özellikleri ve sıfatlan -ki insanlar ona inanmasın diye gizliyorsunuz- ve Tevrat'taki recm hükmü vb. gibi şeylerdir. "Çoğundan da geçiyor." Yani affediyor. Çoğunu terkediyor, zikredilmesine gerek olmadığından zikretmiyor. Ey ehl-i kitab! "Gerçekten size..." Rabbiniz "... Allah'tan bir nur..." Rasûlümüz Muhammed (s.a.v.)[62] ve açık bir Kitab geldi." Kur'an. Çünkü bütün din ve dünya işlerini, insanın burada ve öteki dünyada mutluluğuna ve mükemmelliğine ilişkin herşeyi açıklamıştır. "Onunla Allah (c.c), rızasının peşinde gidenleri..." Bu, sevdiği her inanç, söz ve davranışı yapıp kızdıklarını terketmek vasıtasıyla Allah'ın rızasını kazanmayı samimiyetle istemekle olur, "... esenlik yollarına iletiyor ve onları..." Allah'ın rızasını izleyenleri; kâfirlik, şirk ve şüphe "... karanlıklarından..." Allah'ın muvaffakiyet ve yardımıyla nefsi temizleyen ve şuuru süsleyen ve hakikaten Allah'ın rızasını arzulayanları doğru yola götüren sağlam iman ve sağlıklı ibadet "... aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletiyor." Artık sapıtmıyorlar ve sonsuza kadar yoldan çıkmıyorlar. Bu, ondan başkasını kabul etmediği hak dini İslâm'dır. Öyle bir din ki, yüz çeviren doğru yola girmez, mutlu ve olgun olmaz.[63]
Sonuç
1- Allah-u Teâlâ ehl-i kitab'a, esenlik yollarına, yani İslâm'a girmeye çağırarak nasihat ediyor.
2- İnsanlar İslama inanmasın ve girmesin diye hristiyan ve yahudilerin hile yapıp haset ederek çoğu dini hükümleri ve Hz. Muhammed'e ait peygamberlik delillerini inkâr ettikleri açıklanıyor.
3- Hz. Muhammed'in (s.a.v.) sünnetine uymak, kişiyi saadet ve olgunluğa götürür.
4- Kur'an, her hususta hakkı beyan ettiğinden dolayı bütün insanlara rehberdir.
5- Allah'ın rızasını samimiyetle istemek, her hayrı kazandırır, her zarardan kurtarır.
17- "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir," diyenler küfre gitmişlerdir. De ki: "Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olanların hepsini helak etmek istese, Allah'a karşı kimin elinde bir şey var? Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşey O'nundur. O, dilediğini yaratır. Allah, herşeyi yapabilendir.
18- Yahudiler ve hristiyanlar: "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz, " dediler. De ki: "O halde niçin günahlarınızdan ötürü Allah size azab ediyor?" Hayır, siz de O'nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. Dönüş de O'nadir.
19- Ey kitab ehli, elçilerin arasının kesildiği, bir boşluk meydana geldiği sırada size Elçimiz geldi. Size gerçekleri açıklıyor ki, yarın kıyamette: "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi." demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, herşeyi yapabilendir.[64]
Sözlük
Kâfirler, hakkı inkâr ettiler. Çünkü hakkı inkâr etmiş ve yalansöyleyerek "Allah, Mesih bin Meryem'dir," demişlerdir. Mesih. Allah'ın kulu ve Rasûlü Meryem'in oğlu Isa (a.s.)'ın lâkabıdır. İsrailoğullarının salih kadınlardan İmran'm kızı ve isa'nın(a.s.) annesi. Öldürür. eder.Her şeye gücü yeten. Var veya yok etmeyi istediği herşeyi var veya yok etmeye güç yetiren.Dostlar, yardımcılar.Ara dönem. Allah-u Teâlâ'nın Rasûl göndermeyişinden dolayıvahyin kesildiği zamana fetret denir.Müjdeleyen ve uyaran. Beşir: Hayrı müjdeleyen. Nezir: Kötüden sakındıran. O, Rasûlüllah'tır ki (s.a.v.) mü'minlere müjde-- Iemekte, kâfirleri sakındırmaktadır.[65]
Açıklama
Ayetler halen kitab ehlinden söz ediyor17. âyette Allah-u Teâlâ pekiştirerek haber veriyor: "Andolsun ki: Allah Meryem oğlu Mesihtir, diyenler küfre girmişIerdir!"[66] Kâfirlikleri şöyledir: Yaratılmış ve kul olanı, herşeyin Yaradam ve Rabbi Allah yerine koyarlar. Bu en çirkin küfürdür. Bu, her ne kadar çoğu hristiyanm görüşü değilse de, onlar hristiyanlığa bağlanmakla, o görüşte olmakla ve prensip ve öğretilerine rıza gösterip uymakla hesaba çekilirler. Çünkü küfre rıza küfürdür."Allah'a karşı kimin elinde birşey var?" Rasûlüne, bu bâtıl inançtakilere nasıl delil getireceğini öğretiyor; Onlara şöyle de: Mesih bin Meryem'le annesini (a.s.) "... ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese..." Allah'a karşı kimin elinden birşey gelebilir? Cevap, kesinlikle hiç kimsedir. Öyleyse Allah'ın kulu, nasıl Allah yahut Allah'la birlikte ilah olabilir? Bu sapıklığın ta kendisi ve akim tümden gitmesi değil midir? Sonra Allah-u Teâlâ göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşeyin yaratmasının da, çekip çevirmesinin de kendisine ait olduğunu, dilediğini yarattığını bildirdi. Dilediğini engel-lenmeksizin ve çekinmeksizin yaratır. "O, herşeye kadirdir." Adem'i topraktan anasız ve babasız yaratmıştır. Havva'yı da Adem'den yaratmıştır. İsa'yı da Meryem'den babasız olarak yaratmıştır. Dilediğini dilediği şekilde yaratır.O herşeye kadirdir. Mesih'in (a.s.) yaratılışı, babasız olarak "Kün = Ol!" ke-limesiyledir. Ne aklen ne de şer'an İsa'nın Allah, Allah'ın oğlu ve çoğu hris-tiyanın inandığı gibi Allah'la beraber üçün üçüncüsü olması gerekmez. Asıl şaşılacak şey bu batılda ısrar etmeleridir. 17. âyetin kapsamı budur.
18. âyet ise, hem yahudilerin, hem hristiyanların sapıklık ve şaşkınlığını ortaya koymaktadır. Güya onlar: "Allah'ın oğulları ve sevgilileri" imişler. Çünkü Allah-u Teâlâ onlardan şöyle söz ediyor: "Yahudi ve hristiyanlar: "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz, dediler."[67] Bu boşu boşuna bir öğünme, şaşkınlık ve sapıklıktır. Allah-u Teâlâ Rasûlüne onlara şöyle cevap vermesini emrediyor: Ey peygamberimiz, onlara de ki: "Öyleyse Allah size günahlarınızdan dolayı niye azab ediyor?" Baba, çocuklarına azab eder mi, seven sevdiğine işkence yapar mı? Öyle ya evlat babaya itaat etse haylazlık yapmasa baba da evladı dövmez. Hem de bizzat kendiniz atalarınızın buzağıya kırk gün tapması günahı sebebiyle cehennemde kırk gün azab olunacağınızı söylüyorsunuz?!.. Bu sözü, Allah-u Teâlâ şu âyette onların ağzından şöyle ifade etmişti: "Dediler ki: Sayılı birkaç gün dışında bize ateş asla dokunmayacaktır."[68] Gerçekte onların bu sözü, yaşamakta oldukları bÖAtıl ve gerçek dışı-lıkların sürüklediği sonuçtur. Yoksa -haşa- Allah baba olmaktan, başkasının çocuğu olmaktan ve eş edinmekten beridir. Ama ey yahudi ve hristiyanlar siz Allah'ın yarattığı kullarsınız. O'na karşı, yarattığı ve kulu mevkiindesiniz. Hanginiz îmân eder ve salih amel işlerse, Allah kendisini bağışlar ve ikram eder. Hanginiz de inkâr eder ve kötü amel işlerse, ona azab eder. İtiraz olunmaz. Zira göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olanların sahibidir. Siz de O'nun sahip olduklanndansımz. Varıp ulaşacağınız yer, O'nun divanıdır. O'na döndürüleceksiniz. O da size halinize göre karşılık verecek. O hikmet sahibidir, herşeyden hakkıyla haberdardır.
19. âyet ise, ehl-i kitab'a karşı bir delil getirmektedir. Allah-u Teâlâ onlara: "Ya ehle'l-kitab!" diye seslendi ve Rasûlü Muhammed'in (s.a.v.) kendilerine gönderildiğini, kurtuluş yolunu, aynı zamanda mutluluğa ulaştıran yolu açıkladığını, hem de bunu rasûllerin gönderilmesinin kesildiği bir fetret döneminde yaptığını haber verdi. Çünkü İsa'nın göğe yükselmişinden beri vahiy kesilmişti. Bunun Üzerinden yaklaşık beşyüzyetmiş sene geçmişti.
İşte size Rasûlümüzü gönderdik ki şirkinize, kâfirliğinize, şerr ve fesadınıza mazeret uydurmayasınız: "bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi!"[69]demeyesîniz. İşte müjdeleyici: Hz. Muhammed (s.a.v.).[70] Size gelmiştir. O'na inanıp uyun ki kurtulun ve mutlu olun. Yoksa size azab edilmesi gerekir. Allah, herşeye kadir olduğu gibi size azab etmeye de kadirdir.[71]
Sonuç
1- Allah-u Teâlâ'ya eksiklikler yakıştırmak kâfirliktir.Çünkü o hertürlü noksanlıktan beridir.
2- Yahudi ve hristiyanların: "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz." iddiası akli ve nakli delille çürütülmüştür.
3- Yaratıkların Allah karşısındaki durumu, istediği gibi tasarruf ettiği, dilediği gibi karar verdiği yaratıklar ve kullar olmaktan öte geçemez.
4- Fetret döneminde Hz. Peygamber'in (s.a.v.) gönderilmesi, ehl-i ki-tab'm mazeretlerini kesip atmıştır.
20- Musa, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, Allah'ın size o-lan nimetini hatırlayın; zira O, aranızda peygamberler var etti, sizi hükümdarlar ve mülk sahipleri yaptı ve size dünyalarda hiç kimseye vermediğini verdi."
21- Ey kavmim, Allah'ın size yazıp nasib ettiği Kutsal Toprağa girin, arkanıza dönmeyin, yoksa kaybedersiniz!
22- Dediler ki: "Ey Masa, orada zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyiz. Eğer çıkarlarsa, o zaman oraya gireriz."
23- Allah'tan korkanlardan, Allah'ın nimet verdiği iki adam dedi ki: "Onların üzerine kapıdan girin, eğer kapıdan girerseniz, muhakkak ki siz gâlib gelirsiniz. Haydi eğer inanıyorsanız Allah'a dayanın!"[72]
Sözlük
Üzerinizdeki Allah'ın nimeti. Allah'ın üzerinizdeki nimetinihatırlayın. O, nimetlerden bir tanesi de sizin Firavun ve ce-maatinden kurtulmanızdır.O sizin aranızda peygamberler var etmişti. Musa ve Harun (a.s.)da onlardandır.
Firavun'un sizi köle yapmasından sonra sizi kendinize buyuran sultanlar yaptı. Alemler. Zamanınızdaki ve Öncekilerden. Allah'ın kâfirleri kovduktan sonra girmenizi ve yerleşmenizi farz kıldığı temiz toprağa.Yenilerek geriye dönmeyinZorlu, savaşçı bir kavim, iri cüsseli ve dilediklerini kendilerine
boyun eğmeye zorlayan. Allah'ın emrine ve Rasûlüne karşı gelmekten korkanlardan.Düşmanlarının durumlarını keşif için zorbaların yurtlarına girdikleri zaman gördükleri şeylerin sırrını yaymama noktasın-
dan ismet nimeti ile Allah o iki kişiye nimet vermiştir. Onlar on iki soyludan Yûşâ ve Kâlib isimli şahıslardır.[73]
Açıklama
Ayetler ehl-i kitapla, özellikle de yahudilerle ilgili olarak devam etmektedir.
Allah, Rasûlü Muhammed (s.a.v.)'e buyuruyor ki: Hatırla,[74]Musa kavmine şöyle demişti: Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O sizin içinizden Musa ve Harun gibi peygamberler çıkarmış, sizi kendilerinin sahipleri olan, Rabbinizin egemenliğinden başka hiç bir kavmin üzerinizde egemenliği olmayan hükümdarlar ve mülk sahipleri yapmıştı.[75] Ey kavmim Allah'ın size girmenizi ve orada yerleşmenizi farz kıldığı yere girin. Şehrin kapısını açın, düşmanın karşısına çıkın. Çünkü siz galip geleceksiniz. Sakın yenilerek geriye dönmeyin! Yoksa bu şekilde zarar edenler olursunuz! Allah'ın cihad emrine itaat etmemiş, mukaddes şehre de girmemiş ve yerleşmemiş olursunuz!..Ey Rasûlümüz, onların seni inkâr ve seni öldürmeye kalkışmalarını büyük bir şey görmenin ortadan kalkması ve onların şaşkın, alçak, kendilerinde hayır bulunmayan insanlar olduklarını anlaman için şu kavmin verdiği cevaba bak. Onlar peygamberleri Musa'ya verdikleri cevapta şöyle demişlerdi: Ey Musa, orada zorba[76] bir toplum var; biz onlar oradan çıkmadıkça asla oraya girmeyiz! Eğer çıkarlarsa gireriz...
Bu ruhî yıkıntının sebebi, kavmin ileri gelenlerinin, Kenanlı Amelikaları insan aklıyla tasavvur edilemeyecek vahşî sıfatlarla niteleyen, korku ve ürperti veren haberleri onlara anlatmış olmalarıdır. Fakat o toplumdan sadece iki kişi -ki bunlar Yûşâ bin Nün ve Kalib bin Yuhanna'dır- hakkında Allah şöyle buyurmuştur: Allah'ın emrine muhalefet etmekten korkanlardan Allah'ın kendilerine nimet verdiği ve gördükleri Kenanlılarm kuvvetlerini sadece Musa'ya haber veren iki kişi topluma şöyle dedi: Şehrin kapısından onların üzerlerine girin; oraya girdiğinizde siz gaüb geleceksiniz! Bunun nedeni ansızın baskındır- Ansızın baskın harblerde Önemli bir unsurdur. Allah'a tevekkül edin, O kavim üzerine hücum edin, zorla şehre girin![77]Eğer Allah'ın size farz kıldığı cihada ve bu topraklarda oturma ve yaşama emrine inanıyorsanız girin! Çünkü bu topraklar mübarek ve temiz topraktır..,işte dört âyetin ihtiva ettiği mana budur. İlerki âyetlerde yahudilerin bu iki adama verecekleri cevabı öğreneceğiz.[78]
Sonuç
1- Allah yahudilerin pisliklerini, aşırı derecede zayıf ve hasta kalpli olduklarım haber vermekle Rasûlüne teselli
vermiştir.
2- Ayetlerde peygamberleriyle beraber belaya uğradıkları ortaya konmakla îsrailoğulları rezil olmuşlardır.
3- Ayetler kavmin ileri gelenlerinin bildirdikleri yalan ve korkunç haberlerin kötü neticesini açıklıyor.
4- Ayetler Allah'ın kuralını açıklamıştır. O kural da: Hiç bir zaman ve mekan insanlara karşı dinin delili olacak bir salih şahıstan mahrum değildir.
5- Harbde ansızın baskının faydası ve bunun zaferde önemli olduğu ortaya konmuştur.
24- Dediler ki: "Ey Musa, onlar orada olduğu sürece' biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabb'in, gidin, savaşın, biz burada oturuyoruz!"
25- Musa: Ya Rabbi, dedi, ben kendimden ve kardeşimden başkasına malik değilim. Bizimle, o yoldan çıkmış toplumun arasını ayır."
26- Allah buyurdu ki: "Orası onlara kırk yıl yasaklandı. O yerde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış o toplum için üzülme."[79]
Sözlük
Oraya asla girmeyeceğiz. Halkına hücum ve oraya girme emredilen şehre asla girmeyeceğiz. Fasıklar. Allah'ın ve Rasûlü'nün emrinden, korkarak cihadı terketmekle, çıkanlar.Üzerlerine haram olunmuş. Dini açıdan değil de sadece dünyevi ve kazai olarak onlara yasak kılınmıştır.Yeryüzünde şaşkın dolaşıyorlar. Sina toprağında şaşkın şaş- km, kırk yıl nereye gideceklerini bilmez bir vaziyette.Üzülme, kederlenme.[80]
Açıklama
İşte iki salih adamın düşmanlara karşı şehre girme isteğine toplumun cevabı şöyle olmuştur: "Ey Musa, biz o şehre, onlar o şehri ister savunsunlar isterse savunmasınlar orada oldukları sürece asla girmeyiz.[81] Sen ve Rabbin gidin[82] savaşın! Biz burada oturacağız..."
Hangi isyan bundan daha büyüktür? Hangi korkaklık bundan daha büyüktür? Hangi kötü ahlâk bundan daha düşüktür? Musa kendinin fasıklar topluluğundan ayrı olduğunu söyleyerek şöyle dedi: "Ey Rabbim, şüphesiz ben ken Ti dim ve kardeşim Harun'dan başkasına sahip değilim.[83]Bizimle fasık toplum arasını ayır. "[84]
Bu dua ile O, onlardan ve yaptıklarından uzak olmayı istemiştir. Çünkü onlar kesinlikle azabı hak etmişlerdir. Bu istek üzerine Allah ona şöyle cevap vermiştir: "O yer, yani mukaddes toprak onlara kırk yıl yasaktır. Onlar oraya girmeyeceklerdir. Ancak bu zaman süresinin geçmesiyle oraya girebilirler. Onlar bu zaman süresinde nasıl olacaklar? Yolculuklarında hayretler içerisinde şaşkın şaşkın dolaşacaklar, ve nereye gideceklerini bilemeyecekleri gibi nereye döneceklerini de bilemeyecekler. Ey Rasûlümüz, sen buna üzülme ve bu fâsık kavmin yaptıklarından dolayı kederlenme. Çünkü bu, onlara, yaptıklarından dolayı hemen verilmiş bir cezadır. Şu halde bunu tadsınlar![85]
Sonuç
1- Yahudilerin korkak, Rablerine ve peygamberlerine karşı edepsiz bir kavim oldukları açıklanmıştır.
2- Fasıkların yaptıkları İşe buğzetmek ve kendi başlarına gelecek Allah'ın azabından korunmak İçin fâsık ehlinden uzak olmak gerekir.
3- Kendilerine ve başkalarına yaptıkları zulüm ve fâsikliklarmın cezası olarak fâsık ve zalimlere ilâhi azab geldiğinde, onlara acımak ve üzülmek haramdır.
27- Onlara iki Adem oğlunun haberini gerçek olarak oku: Hani her biri birer kurban sunmuşlardı, (kurban) birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, kabul edilene): "Seni öldüreceğim!" demişti. (O da); "Allah, sadece (azabından) korunanlardan kabul eder." dedi.
28- "Andolsun, eğer sen beni öldürmek için bana elini uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbinden korkarım!"
29- "Ben isterim ki sen, benim günahımı da, senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur."
30- Nefsi, onu kardeşini öldürmeye çağırdı, (o da nefsine u-yarak) onu öldürdü, ziyana uğrayanlardan oldu.
31- Derken Allah, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Karganın yaptığını görünce): "Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim (ben)!" dedi ve pişman olanlardan oldu.[86]
Sözlük
Üzerlerine oku. Seni ve ashabım öldürmeyi kararlaştıran yahudilere oku.Ademoğullannın haberlerini. Adem'in oğulları Hâbil ve Kâbİl'in haberini. Kurban. Namaz ve sadaka gibi, Allah'a ibadet maksadıyla yapılan şeye kurban denir. Bana elini uzatsan beni Öldürmeye kalkişsan bile. Benim ve senin günahınla dönmeni. Yani beni öldürme günahı ve senin isyan günahınla kıyamet günü Allah'a dönmeni,Nefsi ona hoş gösterdi. Nefsi ona öldürmeyi güzel gösterip teşvik etti, o da öldürdü.Karga.Kardeşinin cesedini örtüyor. Toprakla kardeşinin cesedini örtüyor. Bu yapılan iş hakkında sev'e (kötü iş, ayıp) denmiştir.Çünkü ölüye bakınca insan ondan hoşlanmaz. Sev'e, bakmanın hoş olmadığı şeydir.[87]
Açıklama
Ayetler Peygamberimiz ve ashabını Öldürmeye niyetlenen Ben-i Nadr yahudilerinden bahse devam ediyor. Bu sebeple Allah, Rasûlüne buyuruyor ki: Onlara Habil ile Kabil'in olayını anlat. Taki niyetlendikleri öldürme suçunun cezasını ve senin şerefli konumunu bilsinler; çünkü galip geldiğin halde onları öldürmeyip, bir ders olması için affettin. Sen onlara karşı Adem'in iki oğlundan iyi olanı gibisin. O ikisi Allah için kurban [88]sunmuşlardı, Allah da onlardan birinin kurbanını kabul etmişti.[89] Çünkü o kurban, onun malının en iyisindendi ve o ondan hoşlanırdı. Allah diğerinin, Kabil'in kurbanım kabul etmedi; çünkü o kurban, malının en değersizindendi ve halâ onda gözü vardı. Kardeşi Habil'e kıskançlığından dolayı şöyle demişti: Elbette seni Öldüreceğim. -Aynı şekilde yahudiler seni ve kavmini peygamberlik konusunda kıs-kanmıslardır.- Kardeşi ona dedi ki: Senin kurbanının kabul edilmeyişi, başkasına değil sana bağlıdır. Allah, şirkten sakınanların kurbanını kabul eder.[90] Eğer sen şirkten sakmsaydın senin kurbanın da kabul edilirdi. Çünkü Allah sırf kendi için olanı kabul eder. Oysa sen kendini ve arzunu kurbanına ortak ettin. Bu sebeple de kurbanın kabul edilmedi. Vallahi bana elini öldürmek için uzatırsan, ben sana öldürmek için elimi uzatacak değilim. Bu düşüncesinin sebebini bu şekilde belirtiyor: Ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. Yani, O'nunla zulüm, yaparak akıttığım kanla karşılaşmaktan korkarım. Sen beni öldürmeye razı olsan da ben seni öldürmeyeceğim. Çünkü ben, benim ve senin günahınla dönmeni (yani kıyamet günü beni öldürme günahı ve hayatında işlediğin günahlarınla Rabbine dönmeni) istiyorum, ki bu sebeple sen cehennemde ebedî kalacak cehennem halkından olasın.
Allah şöyle buyuruyor: "İşte bu, zalimlerin cezasıdır. Nefsi ona güzel göstererek teşvik etti, o da kardeşini öldürdü. Böylece o pişman olanlardan oldu."[91]Ve o ne yapacağını bilmiyordu. Bu nedenle omuzunda kardeşinin cesedini taşıyordu. Ceset kokuncaya kadar yürüdü. Tam bu sırada Allah ayaklan ve gagasıyla yeri eşen, beraberindeki Ölü karganın üzerine toprağı örtünceye kadar yayan bir karga gönderdi. Kabil karganın ölü karga kardeşine yaptığı işi görünce pişman olarak: Vah bana, vah şu başıma gelenlere!.. Sonra şöyle diyerek kendini kınadı: Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini, karganın hemcinsi olan karga cesedini gömmesi gibi gömmekten aciz miyim?! Bu şekilde taşıdığı şeye, Öldürmesine, defnedemeyişine pişman oldu.
Fakat sırf pişmanlık tevbe olamaz. Bunun yanında kasten adam öldürenin tevbe etmesi onu cehennemden kurtarmaz.[92]
Sonuç
1- Meşru olan: Allah'ın sevdiği ve razı olduğu şekilde onun nzasınijelde etmeye çalışmaktır.
2- Hasedin ve ondan doğan kötü sonuçların suçu büyüktür
3- Salih amellerin kabul edilmesi, sırf Allah rızası için yapılmasına bağlıdır.
4- Adam öldürme işini ilk çıkaran Kabil'dir. Bu sebeple her haksız yere adam öldürenden Adem'in bu oğlu için bir pay vardır. Çünkü Öldürmeyi âdet olarak ilk çıkarandır.
5- Ölüyü gömme ve zamanını açıklama işi mubahtır.[93]
6- Adem'in bu iki oğlundan hayırlısı öldürülen, hayırsızı da haksız yere öldürendir. [94]
32- Bundan dolayı İsrailoğullarına şöyle yazdık: Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu (hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur. Andolsun elçilerimiz onlara açık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu, yine yeryüzünde israf etmekte (aşırı gitmekte)dirler.[95]
Sözlük
Yazdık. Vahyettik. Veya yeryüzünde fesat. Allah'a, Rasûlüne mü'minlere harb açarak.Kim diriltirse. Kim, bir kişi haksız yere öldürmekten vazgeçerse. Bu niyetini terkederse. Delillerle. Hüküm ve deliller içeren açık ayetlerle.İsraf edenler. İsraf etmektedirler, yani çok isyan ve günah işlemektedirler. Haramlarla uğraşmaktadırlar,[96]
Açıklama
Allah şöyle buyuruyor; Öldürmenin ve bundan doğacak zararın miktarı tesbit edilemeyeceği için ve bundan doğacak fesadın suçunun çirkinliğinden dolayı, aralarında öldürme ve kan akıtma yayıldığından biz onlara şunu yazdık: Onlar elçilerini ve öldürmeye bu derece düşkün olmalarından dolayı adaleti emreden insanları öldürmüşlerdir. Meselâ, Zekeriyya ve Yahya peygamberi Öldürmüşler ve İsa ve Muhammed gibi her peygamberi öldürmeye niyetlenmişlerdir. İşte bundan dolayı cezayı onlara ağırlaştırdık.[97]Çünkü bir cana haksız yere, yani sırf düşmanlık ve zulümden dolayı kıyarsa, öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de bir canı yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmış gibidir. Yani bütün insanlara can vermenin ecri ona verilir.
İşte bütün bunlar Allah'ın onları ısrar ettikleri adam öldürmeden vazgeçirmek ve onları, uzaklaşıp tanımadıkları affa teşvik etmek için koyduğu hükümlerdir. Andolsun ki Rasûlleri onlara delillerle gelmişti. Allah, Rasûlü'nü öldürmeye azmeden onlarken, Rasûlüllah'ın onlar hakkında taşıdığı endişeden dolayı onu teselli ederek onların halini haber veriyor. Yahudilerin ayrılmaz Özelliği olan şer ve fesad, özellikle de adam Öldürme ve harp çıkarma asla onların cehalet ve bilgisizliklerinden dolayı değildir. Aksine onların elçileri, onlara açık delil, sağlam hüküm ve yüce ahlâkla gelmiştir. Fakat onlar iftira eden, hükümlere karşı gelen, şer ve fesadda aşırı giden bir toplumdur. Bu sebeple onların çoğu vallahi şer ve fesadda aşırı giderler.
Bu âyetin sonundan itibaren, Peygamberimizi ve ashabını öldürmeye ni-yetlenmeleriyle alâkalı olarak yahudİlerin anlatılması sona ermiştir. Allah bunları Rasûlüne ve ashabına teselli vermek İçin anlatmıştır. Aynı şekilde bu yahudilerin tuzağına maraz kalan her mü'min için bir tesellidir.[98]
Sonuç
1- Allah İsrailoğullarını cezalandırmış; fakat onlar bundan ibret almamışlardır.
2- îsrailoğullarının çıkardığı fesad bilgisizlikten doğmamıştır. Gönderilen elçilerin öğretmesiyle biliyorlardı. Nefislerine uyuyorlardı. Bu sebeple Allah onlara gazab ve lanet etmiştir. Gerçi nefse uymakta sonuçlan değerlendire-memekten gelen bir çeşit cehalettir.
3- Yahudilere suçlarının cezası ve iyiliklerinin mükâfatı artırılmasına rağmen, yine de onlar yeryüzünde insanların şer ve fesadda en ileri gidenleridir.
33- Allah ve Elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası: (Ya) öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin, ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyada çekecekleri rezilliktir. Ahirette ise onlara büyük bir azab vardır.
34- Ancak sizin onları (yenip) ele geçirmenizden önce tevbe edenler olursa bilin ki Allah, bağışlayan, esirgeyendir (tevbe edenleri affeder).[99]
Sözlük
Allah ve Rasûlü ile savaşıyorlar. İtaatten çıkarak ve mü'min-lere karşı silah çekerek, öldürerek, mallarını alarak ve onların mahremiyetlerine karşı sının aşarak Allah ve Rasûlüyle harb edenler.Ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak İçin çalışıyorlar. İnsanlan korkutarak, yollarını keserek, mallarını alarak ve ırzlarına tecavüz ederek yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanlar. Veya asılmaları. Kütük ağacına bağlanır ve öldürülür veya öldürüldükten sonra oraya bağlanmaları.Çaprazlama; yani sağ el sol ayakla beraber, sol el sağ ayakla beraber kesilerek.
Veya yeryüzünden sürülmeleri. Veya İslâm topraklarından sürülmek suretiyle çıkarılmaları.
Dünyadaki alçaklık ve rezillikleridir. Büyük azab, cehennem azabı.Onları yakalaman. Önce uzağa kaçıp ardından müslüman olarak gelmeleriyle, onları ele geçirmeden önce.[100]
Açıklama
Allah (c.c.) adam öldürmeye ve fesada aşırı cüretkar yahudiler için farz kıldığı cezanın ağırlığını bildirdikten sonra, müslümanlarla harb eden ve memleketlerinde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezalarını da açıklamaktadır. Allah ve Rasûlüyle savaşan, îmân ettikten sonra inkâr eden, emandan sonra, yani normal olarak İslâmî konular içinde emniyet halinde yaşarken malları gasbeden, haksız adam öldüren ve adil yönetime savaş açanlann[101] müslü-manları korkutarak, yollarını keserek, mallarını alarak, ırz ve namuslarına tecavüzde bulunarak yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezası, benim size bildirdiğim cezadır, öyleyse bilin ki o ceza şudur: Onlar ya Öldürülür, ya asılır, ya elleri ve ayakları çaprazlama kesilir veya bulundukları yerden sürülürler. "Öldürülürler" demek, ceza ve başkalarına ibret olsun maksadıyla tek tek öldürülürler, demektir. "Asılırlar" demek, öldürüldükten sonra üç gün süreyle bir oduna asılırlar, demektir. "Bulundukları yerden sürülürler" demek ise, İslâm diyarından çıkarılırlar ve denizdeki bir ada gibi uzak bir yere sürülürler veya müslümanlar onların eziyet ve kötülüklerinden kurtuluncaya kadar hapsedilirler, demektir. Bu ceza onlar için bu dünyada rezillik olmuş olur. Ahi-rette ise büyük bir azap, cehennem azabı vardır.Ancak sizin ele geçirmenizden önce tevbe edenler olursa, bilin ki, Allah esirgeyendir, bağışlayandır. Bu ayette geçen istisna. Aciz kalıp ele geçireme-diğimiz, fakat bir zaman sonra tevbe ederek gelen olursa, bunun hükmü öncekilerin hükmünden farklıdır. "Bilin ki Allah gafurdur, rahimdir" ifadesi, onların hükmünün hafifletildiğine açıkça işaret etmektedir. Bu şu demektir: Eğer daha sonra müslüman olmuşsa İslâm kendinden öncekileri silip götürür ve âyette anlatılan bütün cezalar ondan düşer. Eğer elinde mevcutsa aldığı mallar sahiplerine iade edilir. Eğer öldürmüş, günah işlemiş ve had uygulanmayı isterse bu kişiye had uygulanır. Aksi durumda Allah'a bırakılır. Allah gafurdur, rahimdir.[102]
Sonuç
1- İsyanın hükmü ve mahiyeti açıklanmıştır. Eğer iki kişi veya daha fazlası ellerinde güç ve silah bulunur, şehir ve köylerden uzaklaşarak çıkar ve müslümanlara saldırır, öldürür, mallarına el kor, ırzlarına tecavüz ederlerse bu isyandır, bunu yapanlara âsî denir. Bunların hükmü 31. ayette geçen hüküm-dür.[103]
2- Yönetici güveni temin için uygun gördüğü ceza indiriminde serbesttir. [104]Ayette seçme durumu vardır dersek dediğimizde hüküm böyledir. Aksi takdirde kim öldürür, mal alır, insanları korkutursa öldürülür ve asılır. Eğer adam öldürür fakat mal almazsa sadece öldürülür; hem adam öldürür hem de mal alırsa elleri ve ayakları çaprazlama kesilir;[105]eğer, hem öldürmemiş hem de mal almamışsa sadece sürülür
3- isyan edenlerden yakalanmadan önce tevbe edenler affedilir, fakat elindeki aldığı mal sahiplerine iade edilir. Yahut kendisi, kendisine had uygulanmasını isterse onun bu isteği yerine getirilir.
4- Allah'ın ahdi, tevbe edeni bağışladığı ve esirgediği için büyüktür.
35- Ey inananlar, Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.
36- O inkâr edenler var ya, eğer yeryüzünde olanların hepsi ve onun bir katı daha kendilerinin olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için bunları fidye verseler, kendilerinden kabul edilmez. Onlar için acı bir azab vardır.
37- Ateşten çıkmak isterler, ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için sürekli bir azab vardır.[106]
Sözlük
Allah'tan korunun. Allah'ın azabından korkun; bu sebeple O'nun ve Rasûlünün emrine sarılıp, yasakladıklarından kaçının.isteyin.Vasıta, aracı.[107]Ona istediklerini yaparak, hoşlanmadıkların-dan kaçarak yaklaşın ki ona yaklaşmaya nail olasınız.[108] Onun yolunda cihad edin. Nefsinizi öğrenmeye, amel etmeye ve öğretmeye teşvik ederek nefsinizle cihad edin. islâm düşmanlarını hakka çağırarak bu hususta onlarla savaşarak cihad edin. Kurtulursunuz. Azaptan kurtulup cennete giresiniz. Sürekli azab. Son bulmayan azab.[109]
Açıklama
Allah, kendisine, Rasûlüne, vaadine ve tehdidine inananlara, sakınacakları ve onları Allah'ın rahmetine yaklaşmak için yapacakları şeyi göstermek için sesleniyor: Ey îmân edenler, Allah'tan korkun ve ona yaklaştıracak vesile arayın, onun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz!..
Allah'tan korkun, demek, Allah'ın azabından korkun, emrettiklerini yaparak ve yasakladıklarından kaçınarak O'na itaat edin, demektir. Allah'ın azabından ancak takva ile korunulur. Ona vesile arayın demek, sevdiklerini yaparak, istemediklerini terkederek ona yaklaşma çaresi arayın ki yaklaşmayı başarasıniz. Onun yolunda cihad edin, demek, ona itaat hususunda kendinizle, isyan hususunda şeytanla, ona teslim olma ve onun dinine girmeleri hususunda bütün gücünüzü ve imkânınızı sarfederek cihad edin, demektir. İşte 35. âyetin ihtiva ettiği mana budur. 36. âyette Allah buyuruyor ki: O inkâr edenler var ya, eğer yeryüzünde olanların tamamı ve onunla birlikte bir misli onların olsa, kıyamet gününün azabından kurtulmak için onları fidye verseler de kendilerinden kabul edilmez. Onlar için daimi bir azab vardır.
Bu âyet, ilk âyette çağırılan takvayı emir ve Allah'a yaklaşma isteğinin sebebidir. Bu sayılanlar ise ancak îmân ve salih amelle olur. Çünkü onlara sakınmaları emredilen azab, asla güç yetirilemeyecek bir azabtır. Kâfirler Öyle kimselerdir ki yeryüzünde bulunan mal, susan ve susmayan her şey onların olsa, onunla beraber bir misli de onların olsa ve bunlar azabtan kurtulma fidyesi olarak onlardan kabul edilse, kendilerini kurtarmak İçin bunları verirlerdi. O azab, çok acı veren bir azabtır. Onlar bütün kalpleriyle ateşten çıkmayı temenni ederler. Oysa onlar oradan çıkacak değillerdir.[110] Onlar için daimî bir azab vardır.[111]
Sonuç
1- Allah'tan korkmak, yaklaşmayı istemek ve O'nun yolunda cihad farzdır.
2- Allah'a îmân ve sâlİh amelle onun rızasına vesile aramak caizdir.
3- Kıyamet gününün azabı büyük ve şiddeti sonsuzdur.
4- Kıyamet günü kâfirleri cehennemden çıkaracak. Ne bir şefaat ne de bir fidye yoktur.
5~ Emir ve nehileri güzel açıklamalarla, emri yapmaya teşvik etmek ve nehidende sakındırmaya çalışmak güzel bir ameldir.
38- Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin! Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
39- Kim yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder, uslanırsa şüphesiz Allah, onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayan, acıyandır.
40- Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmedin mi? (O), dilediğine azab eder, dilediğini bağışlar, Allah herşeye kadirdir.[112]
Sözlük
Hırsız, erkek kasdedilmektedir. Dinarın dörtte biri veya daha fazla miktarda malı koruma altından gizlice alan kimse. Hırsız kadın. Dinarın dörtte biri veya daha fazla miktarda malı koruma altından gizlice alan.Ellerini kesin. Onlardan hırsızlık yapanın elini bilekten kesin. İbret olacak. Ders olacak. Allah katından başkasını hırsızlık yapmaktan alıkoyacak bir ceza olarak.[113] Azizdir hakimdir. Allah üstündür, O'nunla isteği arasına girilmez, idare ve hükmünde hikmet sahibidir. Zulmünden sonra. İnsanların malını alarak Allah'a isyan etmek suretiyle kendisine zulmettikten sonra.Ve düzeltti. Tevbe ve salih amelle nefsini temizleyerek kendini düzeltirse.Şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Dilerse onu bağış- lar ve ona acır. Semaların ve arzın mülkü onundur. Yaratma, mülkiyet ve ida- re olarak yerin ve göklerin mülkiyeti ona aittir.Dilediğine azab eder. Çünkü o Allah'ın emrine karşı gelerek, hakkına nankörlük ederek ölmüştür Dilediğini affeder. Kendisine tevbe eden ve yönelenden dilediğini bağışlar.[114]
Açıklama
Allah (c.c.) koyduğu hükümlerden birini haber veriyor ki bu hüküm bir dinarın dörtte biri veya daha fazlasını koruma altında olan malı [115]gizlice çalan, akıl baliğ bir kimsedir. Bu kişi hakime iletilir. Hırsız kadın da aynı şekildedir. Şu halde hüküm hırsızın sağ elinin bilekten, aynı şekilde hırsız kadının da sağ elinin bilekten, başkalarının malına tecavüzle zulüm etmelerine karşılık ceza olarak kesilmesidir. İnsanları, başka birinin malını hırsızlık yoluyla almaya teşebbüsten sakındıracak, Allah katından bir ceza olarak onların ellerini kesin! Allah azizdir, hakimdir. Yani Allah emrinde üstündür, hükmünde hikmet sahibidir. İşte hırsız erkek ve kadının elini yaptıklarına karşılık ceza olarak kesin! Allah azizdir, hakimdir, ayetinin manası budur.Fakat zulmettikten sonra hırsızlıktan kim tevbe eder, tevbeyle kendini düzeltirse -ki malın sahiplerine iadesi de bundandır- şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Çünkü O, tevbe edenleri bağışlayan ve mü'minlere acıyandır.Sen bilmedin mi ki yerin ve göklerin mülkü Allah'ındır?!.. Allah burada Rasûlüne ve anlamaya ehil olan herkese hitap ediyor ve şöyle diyor: Sen bilmedin mi ki yerin ve göklerin mülkü Allah'a aittir? Cevap evet şeklindedir.Öyleyse hüküm de ona aittir, bu konu tartışılmaz. Bu nedenle o azab eder, hırsızın elini keser ve hırsızlıktan tevbe edeni ve uslananı bağışlar. O herşeye kadirdir.[116]
Sonuç
1- Ayetlerde hırsızlık suçunun cezası açıklanmıştır. Bu ceza hırsızın elinin kesilmesidir.[117]
2- Hırsızlıktan tevbe ederek vazgeçen, uslandığında Allah onun tevbesini kabul eder.
3- Hırsız hakime bildirilmediğinde eli kesilmese bile tevbesi sahihtir. Ancak hakime bildirilirse, hırsızın tevbesi ancak elinin kesilmesiyle olur. Eğer eli kesilirse günahlarından hiç günah işlememiş gibi arınır.
4- Allah'ın hükmüne teslimiyet farzdır. O üstündür, hikmet sahibidir.
41- Ey elçi, ağızlariyle "inandık" dedikleri halde kalbleri i-nanmamış olanlar arasında küfürde yarış edenler seni üzmesin. Yahudiler arasında da yalana kulak veren, sana gelmemiş olan bir kavme kulak verenler vardır. Onlar kelimeleri yerlerinden kaydırırlar: "Eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının!" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın! Onlar öyle kimselerdir ki, Allah onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette büyük bir azab vardır.
42- Yalana kulak verirler, haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir; eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hüküm ver. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.
43- İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar, ondan sonra da (verdiğin hükümden) dönüyorlar? Onlar inanan kişiler değillerdir![118]
Sözlük
Seni üzmesin. Hüzün, arzu edilen bir şeyi kaybetme korkusunun sebep olduğu, nefsin ızdırap duymasıdır.Küfürde yarışıyorlar. Çünkü onlar, küfür fırsatı çıktığında ondan ayrılırlar ve onu açığa vururlardı.Ağızlarıyla inandık dediler. Bu münafıklar ağızlarıyla inandık
derler.Yahudilerden bir kısmı.Yalana çok kulak verirler.j Sözü tahrif ederler, kendi arzularına uyması için onu değiştirirlerSize bu verildiğinde.Onun fitnesi. Onu saptıracak sebepler. Kalplerini temizlemeleri. Kalplerini küfür ve nifaktan temizlemeleri.. Rezillik, alçaklık. ıRüşvet ve faiz gibi haramı çok yerler.onlardan yüz çevir. Aralarında hüküm verme. Adaletle.Onlar mü'min değillerdir. Konuşarak iddia etseler de gerçekte onlar mü'min değillerdir.[119]
Açıklama
"Ey Rasûl seni küfürde yarışanlar üzmesin" hitabiyla başlayan âyet, sonuna kadar Rasûlüllah'ı teselli etmek, münafık ve yahudilerden duyduğu ve ördüğü davranışlardan dolayı hissettiği elemi hafifletmek içindir. Allah ona, münafık ve yahudilerin yalanladığı "peygamber" unvanıyla hitap ediyor. Seni yalanlayarak küfürde yarışanların hali seni üzmesin, derken onun sıkıntısını artıran üzüntüden onu men ediyor. Çünkü onlar küfür batağından uzaklaşma-mışlar, aksine ona daha çok saplanmışlardır.Sen onlardan inkâr sözünü duyduğun zaman ona aldırma, ta ki senin içinde üzüntüye sebep olmasın. Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla i-nandık diyenler arasından küfürde yarışanların hali seni üzmesin. Aynı şekilde senin peygamberliğini yalanlayan ve inkâr eden yahudilerin hali de seni üzmesin. Yahudilerden bir kısmı yalana, yani sana gelip inanmamış olan diğer yahudilere, meselâ Hayber ve Felek yahudilerine inanırlar. Onlar senin hakkında kötülük bulunan sözler söyleyen hahamlarının söylediği yalanlara kulak verirler. Yine onlar senin haberlerinin nakledildiği başka bir yahudi grubuna da kulak verirler. Tıpkı vesait kavmi olan yahudiler ki onlar sana gelip inanmamışlardır. Bunlar Hayber yahu dil eridir. Onlara kendileri için Rasûlül-lah'a zinanın cezasını sormalarını söylediklerinde, kelimeleri oynatırlar, âyetin içerdiği Allah'ın hükmünü değiştirirler. Onlar için derler ki: Eğer size zina eden evliler hakkında yüzü siyaha boyamakla ve sopayla vurmakla fetva verirse bunu alın, eğer recimle fetva verirse bunu kabul etmekten kaçının.İşte "onlar kelimeleri yerlerinden oynatırlar, eğer bu verilirse alın, verilmezse almayın sakının derler," âyetinin manası budur.Allah, Rasûlüne buyuruyor ki: Allah, büyük günah işlediği için kimi haktan saptırmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Öyleyse onların küfürde yarışmaları seni üzmesin. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah onların kalplerini hased, şirk ve serden temizlemek istememiştir. Dolayısıyla onlar îmânı ve hakkı kabule engel olmuşlardır. Onlar için dünyada rezillik, ahirette ise inkârlarının ve taşkınlıklarının karşılığı olarak büyük azap vardır. İşte 41. âyetin işaret ettiği mana budur.
42. âyet ise bu yahudilerin Özelliklerini anlatmaktadır. Bu da, haramı çokça yemelerine ilave olarak yalanı çok dinlemeleridir. Allah onlar hakkında buyuruyor ki: Onlar yalanı çok dinlerler, haramı çok yerler. Eğer sana yanında davalaşmak için gelirlerse, sen Allah'ın indirdiğiyle hükmedip etmemek konusunda serbestsin.[120] Veya onlardan yüz çevirir, onları diledikleri gibi hüküm verecek alimlerine, bırakırsın. Eğer onlardan yüz çevirir, aralarında hüküm vermezsen, sana az bir zarar bile veremezler. Çünkü Allah senin dostun ve yardımcındır. Eğer aralarında hükmedersen, adaletle hükmet. Çünkü Allah bunu sever. Onun için bunu yap.43. âyette ise Allah şöyle buyuruyor: İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat onların yanmdayken seni nasıl hakem tayin ederler?! Yani, onların seni a-ralarında zina edenlere recmle hükmedesin diye hakem tayin etmeleri şaşılacak bir şeydir. Oysa onların yanında aynı hüküm bulunan Tevrat vardır. Onlar, arzularına uyarak onu bırakmışlardır. İşte bunlar sana, hükmüne ve de Tevrat'ın hükmüne inananlar değillerdir.[121]
Sonuç
1- Üzüntüleri meydana getiren sebeplerinden kaçınarak hüznü bırakmak iyi bir şeydir.
2- Mühim bir ihtiyaç olmadan yalan dinlemek haramdır.
3- Sözü tahrif ve bozgunculuk için çirkinleştirmek haramdır.
4- Müslüman hakim ehl-i kitap arasında hüküm vermede serbesttir. Dilerse hüküm verir, dilerse onları kendi alimlerine havale eder.
5- Hükümde adalet farzdır. Aleyhinde hüküm verilen müslüman olmasa bile bu böyledir.
6- Yahudilerin küfrü ve inanmayişları ortaya konmuştur.
44- Gerçekten Tevrat'ı biz indirdik. Onda yol gösterme ve nur vardır. İslâm elçileri, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Allah'a vermiş zahidler ve âlimler de Allah'ın Kitabını korumakla görevlendirildiklerinden onunla (hüküm verirlerdi) ve onu gözetip kollarlardı. Ey hakimler, insanlardan korkmayın, benden korkun ve benim âyetlerimi az bir paraya satmayın! Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte kâfirler onlardır!
45- O (Hak Kitabı)nda onlara: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık kısas (ödeşme) yazdık. Kim bunu bağışlarsa (kısas hakkından vazgeçerse),
bu kendisi için keffaret olur. Ve kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte zalimler onlardır.
46- Onların ardından, yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu isa'yı gönderdik ve ona, içinde yol gösterme ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan, korunanlar için yol gösterici ve Öğüt olan İncil'i verdik.
47- İncil sahipleri, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, yoldan çıkmışlardır.[122]
Sözlük
Tevrat'ı, Musa'nın kitabını.Hidayet ve nur olarak. Hidayet kelimesi arzu edilen şeye u- laştirandır. Nur ise yürüyene amacını gösteren şeye denir.Rabbaniler. Allah dostları. Eğiten, hâkim, âlim demektir. Ehli kitap alime denir. Ve yazdık. Onlara farz kıldık.Kısas. Eşitlik.Ve gönderdik. Onların arkasından Meryemoğlu İsa'yı (a.s.) gönderdik. Fasıklar. Allah ve Rasûlüne itaatten çıkanlar.[123]
Açıklama
Ayetler İsrailoğuHarından söz etmeye devam ediyor.Allah İsrailoğullarına verdiklerini haber vererek şöyle buyuruyor: Tevrat'ı biz indirdik. Onda her türlü sapıklıktan kurtuluş ve hükümleri açıklayan, bilgisizlik karanlığından çıkaran aydınlık vardır. İsrailoğullarından, kalplerini Allah'a teslim etmiş, iç ve dış bakımından O'na boyun eğmiş peygamberler Tevrat ile yahudiler için hüküm verirler. Alimler ve İsrailoğullarından olan hâkimler Allah'ın kitabı Tevrat'ı korumakla görevlendirildiklerinden -ki onu değiştiremesinler- onunla hükmederlerdi. Ve ey yahudiler, sizin tersinize onlar noksanlaştırnıa ve ilâve konusunda onu kollayıp gözetirlerdi. Oysa siz kelimeleri değiştirdiniz, onunla hükmetmeyi bıraktınız. Size ne oluyor? Gerçeği,Muhammed'in sıfatını ve ona inanma emrini, recmin olduğunu ve onun zina hakkında uygulandığını ortaya koyun, bu konuda insanlardan korkmayın, Allah'tan korkun. Ö korkmaya daha fazla hak sahibidir. Allah'ın âyetlerini -ki bunlar uygulamadıkları hükümlerdir- güzel kayırdığınız ve Allah'ın dininin hesabına göre yağcılık yaptığınız kişilerden alacağınız az bir paraya karşılık satmayın. Kim ki Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, onlar kâfirlerin ta kendileridir.[124]Onlar îmân yerine nasıl küfürden memnun olabilirler? İşte 44. âyetin işaret ettiği mana budur.45. âyette ise Allah şöyle buyuruyor: "Biz Tevrat'ta onlara şunu yazdık: Can cana karşılıktır." Allah burada haber veriyor ki, O, Tevrat'ta İsrailoğul-larına cana kıyma ve yaralamada kısas cezasını farz kılmıştır. Bu sebeple can cana karşılık öldürülür, göz göze karşılık [125] çıkarılır, burun buruna karşılık kesilir, kulak kulağa karşılık koparılır.[126]Eğer kırılmışsa diş dişe karşılık kırihr[127], eğer çıkarılmışsa çıkarılır. Yaralar da misliyle kısasa tâbidir.[128]Ve Allah haber veriyor ki, kim cinayet işleyeni affederek iyilikte bulunursa bu af, affedenin günahları için keffaret olur. Eğer ona sadaka olarak vermez (iyilik yapmaz) ve kısas isterse, kişinin yaptıklarından pişman olarak ve Allah'tan af dileyerek kısasa yönelmesi şartıyla cinayeti işleyenin günahlarına keffaret olur.Ayetin sonunda Allah şöyle buyuruyor: Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. Bunun sebebi, katilden başkasının öldürülmesi, veya iki kişi yerine bir kişinin Öldürülmesi, veya iki göz yerine bir gözün çıkarılmasıdır; ki Nadr oğullan daha şerefli oldukları bahanesiyle, Kurayza'ya karşı böyle muamele ediyordu. İşte 45. ayetin işaret ettiği mana budur. 46. âyete gelince Allah şöyle buyuruyor:"Onların peşlerinden Meryem oğlu İsa'yı gönderdik." Allah, daha Önceki, İsrail oğullarından olan peygamberlerin ardından Meryem'in oğlu İsa'yı müjdeci peygamber olarak gönderdiğini haber veriyor. Onların ardından Meryem'in oğlu İsa'yı önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. İsa onu inkâr etmemiş, bilmezlikten de gelmemiştir. Biz ona içinde yol gösterme ve ışık bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan, muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik. İncil'i vahyettiğimiz bir vahiy olarak ona verdik. O Allah'ın ona indirdiği, içinde sapıklıktan, helâl ve haram noktasından hükümleri açıklayan, bir nur olan mukaddes kitaptır.
önündeki Tevrat'ı doğrulamaktan maksad, Hz. İsa'nın onu kabul etmesi, İncil'le Allah'ın kaldırdığı hükümler hariç, onun hükümlerini yerleştirmesidir. Takva ehli olanlar o İncil'de Allah'a giden yolda yürümeleri için yeterli hidayet ve hayatlarında alacakları tam bir öğüt bulurlar. İşte 46. âyetin işaret ettiği mana budur.
47. âyette ise Allah şöyle buyuruyor: "İncil sahipleri Allah'ın onda indirdiği hükümle hüküm versinler." Yani, biz İncil ehline Allah'ın onda indirdiği hükümle hükmetmelerini emrettik. Biz onlara haber verdik ki: Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar Allah'ın emrinden dışarı çıkmış olanlardır. Bazen zulüm, fısk ve küfür olur.[129]
Sonuç
1- Allah'tan, farz kıldıklarını yaparak, haram kıldıklarını terkederek korkmak gerekir.
2- Allah'ın hükümlerini inkâr eden, onları reddeden, yani onları kabul etmeyen kâfir olur. Allah korusun.
3- Cana kıyma ve yaralarda kısas vardır. Yani, İsrailoğullarına farz kılınan bu ümmete de farz kılınmıştır.
4- Bir kişiye karşılık iki kişi öldürülmesi, katilden başkasının öldürülmesi, iki göz yerine bir gözün çıkarılması, bir çeşit zulümdür. Eğer helâl kabul edilerek yapılırsa küfürdür, aynı zamanda da zulümdür.
5- İncil'de de kısas farzdır ve İncil ehli onu uygulamakla yükümlü tutulmuştur. Eğer bu hükümleri, inandıkları halde ihmal ederlerse, fasık oldukları âyetlerde ortaya konmuştur.
48- Sana da kendinden önceki Kitab'ı doğrulayıcı ve onu kollayıp koruyucu olarak bu Kitab'ı gerçekle indirdik. Artık onların aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen gerçekten ayrılıp onların keyiflerine uyma! Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik. Allah isteseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat size verdiği nimetler için de sizi sınamak istedi. Öyleyse hayır işlerine koşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O
size ayrılığa düştüğünüz şeylerin hakikatini haber verecektir.
49- Aralarında Allah 'm indirdiğiyle hükmet. Onların keyifle-rine uyma ve onların, Allah'ın indirdiği şeylerin bir kısmından seni şaşırtmalarından sakın! Eğer dönerlerse bil ki Allah, bazı günahları yüzünden onları felâkete uğratmak istiyordur. Zaten insanlardan çoğu, yoldan çıkmışlardır.
50- Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar?! İyi bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?[130]
Sözlük
Kitap. Kur'an-ı Kerim.Kitaptan. Bu kelime cins isimdir. Tevrat ve İncil'den Önceki kitabı.Koruyan. Kollayan. Onu kontrolü altına alan, yani ondaki hak-ki gerçekleştiren, ona yapışmış bâtılı yok edenYol ve program. Amel edeceğiniz şeriat ve saadetiniz ve kemâle ermeniz için gireceğiniz hidayet yolu.Tek ümmet. Aranızda akide, ibadet ve hükümde ayrılık olmayan tek bir ümmet.Yarışın. Önce olanların kazanması için, hayır işlemeye koşun. Seni fitneye düşürmeleri. Seni haktan sapıtmalarından.Eğer yüz çevirirlerse. Onları çağırdığın ve onunla hüküm vermelerini istediğin haktan yüz çevirirlerse.CahİIİye hükmü. Cahiliye toplumunun üzerinde bulunduğu, Allah'ın vahyine dayanmayan, sadece görüş ve arzulara dayanan kabile hükümlerini.[131]
Açıklama
Allah, Tevrat'ı indirdiğini ve onda kurtuluş ve ışık olduğunu açıkladıktan sonra İncil'i ve onda da kurtuluş ve nur olduğunu anlatmış, (ondan sonra) Kur'an'ı anlatmaya başlamıştır. Allah buyuruyor ki: Biz sana da bu Kitab'ı, Kur'an'ı, hakla, yani eksiklik ve fazlalıktan uzak olduğundan doğruluk ve hak ondan ayrılmaz bir şekilde,, önündeki önceki kitapları doğrulayıcı, koruyup gözeten olarak indirdik. Dolayısıyla hak onun gerçekleştirdiği, bâtıl da onun iptal ettiği şeydir. Öyleyse ey Rasûl, yahudiler ve sana hüküm için müracaat edenler arasında Allah'ın sana indirdiği, katilin öldürülmesi ve zina edenin recmedilmesi hükmüyle hükmet, yahudilerin istediği gibi hükmetme. Sana gelen hakkı bırakarak onların bu konudaki isteklerine uyma. Bil ki biz her ümmet için mutluluk ve olgunluğa eri sürümeleri hususunda girecekleri özel bir yol ve şeriat tayin ettik. Eğer Allah dileseydi hükümlerinde farklılık olmayan tek şeriat ortaya koyardı. Fakat o çeşitli şeriatlar var etti, helâl ve haram kıldı, bir şeriatta yasakladığı ve emrettiğini diğer şeriatta aynen bırakmadı. Bunun nedeni, size verdiği nimetler ve âsi ile isyankârı ayırdetmek için size indirdiği şey hakkında sizi denemek içindir. Buna göre gelin, iyiliğe koşun; [132]yani salih amellere koşun ve her biriniz yarışı kazanan olmaya çalışın. Şüphesiz sizin dönüşünüz Allah'adır. O size ayrılığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir. Sonra da dilerse hayrı misliyle, şerri de misliyle cezalandıracaktır.49. âyette ise Allah şöyle buyuruyor: Allah Kur'anda bu ayette Rasûlüne emretti, yasakladı, sakındırdı, bildirdi, düşmanlarının ayıplarını ortaya koydu, kendisine hüküm için müracaat edenler arasında Allah'ın indirdiği ile hükmetmesini emretti."Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet." Allah, Rasûlünü yahudilerin arzularına uymaktan menediyor ve buyuruyor ki: "Onların arzularına uyma." Allah onu, onların bazı görüşlerine uyup, Allah'ın indirdiklerinden bazısını bırakarak amel etmekten sakındırıyor.[133]"Onların seni Allah'ın indirdiklerinin bir kısmından saptırmalarından sakın." Allah ona bildiriyor ki: Yahudiler eğer onun hak ve âdil hükmünü kabulden yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah, İşledikleri günah ve yaptıkları hatanın karşılığı olarak onların başına ceza indirmeyi ister. Eğer onlar yüz çevirirlerse bil ki Allah onların bir kısım
günahları sebebiyle onları felâkete uğratmayı istiyor.
Allah Rasûlü'nün düşmanlarının ayıbını ortaya koyuyor. Yani, onların çoğunun fasık, Allah'a ve Rasûlüne itaatten dışarı çıkanlar olduğunu haber veriyor. "Şüphesiz insanlardan çoğu fasıktır." Allah bu âyetle onu teselli etmiş, yahudi ve münafıkların isyanından, getirdiği ve çağırdığı hak'tan yüz çevirmelerinden dolayı duyduğu hüznünü hafifletmiştir.
50. âyette ise Allah onların ilâhî bir hüküm ve vahiy olmayan cahiliye hükmünü istemelerini hoş görmüyor. Bu ancak güzel âdetler, adalet, rahmet olan sünnet ve kitabın hükmünden yüz çevirdikleri haldeki arzularıdır. Allah şöyle buyuruyor: "Onlar cahiliye hükmünü mü istiyorlar?[134] Allah-u Teâlâ kendini hükmünden daha merhametli ve âdil hüküm olmadığını belirterek haber veriyor: "İyi bilen bir toplum için hüküm yönünden Allah'tan daha iyi kim olabilir?"[135]
Sonuç
1- Her meselede kitap ve sünnetle hüküm vermek farzdır.
2- Kitap ve sünnetin dışında ilahi vahye dayanmayan hangi kanun ve hukuk olursa olsun başka bir şeyle hükmetmek caiz değildir.
3- İnsanların arzularına, hak yoldan sapıtma korkusuyla uymaktan sakınmak gerekir.
4- Farklı şeriatların olmasındaki hikmet açıklanmıştır ki bu da imtihandır.
5- Dünyadaki felâketlerin çoğu bazı günahlar sebebiyledir.
6- İslâm dininin hükmü acıma ve adalet yönünden hükümlerin en güzelidir.
51- Ey inananlar, yahudileri ve hristiyanları veliler edinmeyin! Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o, onlardandır. Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.
52- Kalplerinde hastalık bulunanların: "Bize bir felâket gelmesinden korkuyoruz!" diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Belki Allah fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
53- O zaman inananlar: "Bunlar mı o, bütün güçleriyle sizinle beraber olduklarına yemin edenler?" derler. Bütün çabaları boşa çıkmış, kaybedenlerden olmuşlardır.[136]
Sözlük
İnandılar. Allah'ı, Rasûlünü, Allah'ın ceza ve mükafatının gerçek olduğunu tasdik ettiler.Dostlar. Veliler. Yardım ve muhabbetle severek yahudi ve hristiyanları kendinize dostlar edinmeyin.Onlar birbirlerinin dostudurlar. Bir yahudi, kardeşi yahudinin, bir hristiyan kardeşi hrıstiyanın dostudur.Zalimler. Allah'ın ve Rasûlü'nün düşmanlarını dost edinen, Allah'ın, Rasûlü'nün ve mü'minlerin dostluğunu terkeden zalim toplum.Hastalık, nifak, şüphe ve şirk.Onlarda yarışıyorlar. Onların dostlukları üzere, yani yahudi ve hristiyanların dostlukları üzere kalmada koşuşturduklarını. Musibet. İnsanın başında dolaşan bir felaket. Fetihle, zaferle. Kâfirlere karşı mü'minlere yardım etmek, mü'minlerin lehine zaferle sonuçlandırmak; Mekke'nin fethinde olduğu gibi. Olanca güçleriyle.Onların amelleri boşa çıktı; ondan hiçbir şekilde faydalanmadılar; çünkü o ameller Allah rızası için değildi.[137]
Açıklama
Bu ayetin iniş sebebi hakkında şöyle bir rivayet gelmiştir: Samit oğlu Ubade el-Ensari ve Ubey oğlu Abdullah'ın Medine yahudilerinden müttefiki vardı. Peygamber (s.a.v.) ve mü'minler Bedir'de zafer kazanınca, yahudiler hiddetlendiler ve kötü niyetlerini ilân ettiler. Bunun üzerine Samit oğlu Ubade müttefikinden uzaklaştı, Allah Rasûlü ve mü'minlerin dostluğunu kabul etti. Ubey oğlu ise bunu yapmadı. Bu âyette bahsedilenlerden bir kısmını söyledi. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: Ey îmân edenler, mü'minleri bırakarak yahudi ve hristiyanları kendiniz için dost edinmeyin.[138] Onlar birbirinin dostudur.
Bu ifade onları dost edinmenin yasaklanmasının nedenini açıklamaktadır. Çünkü bir yahudi yahudiyi, bir hristiyan hristiy anı müslümanlara karşı dost bilir. Öyleyse onların dostlukları nasıl caiz olur ve dostluk konusunda onlar nasıl doğru sözlü olabilirler?! Kabul edilebilir mi ki, seni bir hristiyan sevsin ve kendi kardeşinden hoşlanmasın ve kardeşine karşı sana yardım etsin?
Sîzden onları kim dost edinirse, ey mü'minler, muhakkak ki o, onlardan-dır.[139]Zira onların dostluğunun hükmüyle o, Allah Rasûlüne ve mü'minlere karşı harb edecek, bununla da o kesinlikle onlardan olacaktır. "Şüphesiz Allah zalim kavmi hidayete erdirmez." Bu sebep bildiren cümle şunu ifade etmektedir: Yahudi ve hristiyanları mü'minlerden kim dost edinirse onlar gibi olup, Allah'ın hidayetinden mahrum kalır. Çünkü Allah zalim kavmi hidayete erdirmez.
fe Zulüm bir şeyi yerinden başka bir yere koymaktır. Bu yahudi ve hrıs-tiyanları dost edinen kişi, dostluğu başka bir yere koyduğundan zulmetmiş olur. Şöyle ki: O, Allah'a ve Rasûlüne düşman olmuş, Allah'ın, Rasûlü'nün ve mü'minlerin düşmanı olan yahudi ve hristiyanlara dost olmuştur.
52. âyet, Ubey oğlu'nun yeminini yerine getirerek söylediği bazı sözleri ihtiva ediyor. Ki bu şahsın durumu rezilliktir, çünkü yahudilerle dostluk üzere devam etmektedir. Allah, Rasûlüne onların halini haber veriyor: Sen kalplerinde hastalık olan Ubey oğlu gibi şahısları onların aralarında, dostlukları uğruna,"başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz!" diyerek koşuştururken görürsün.
Ayette geçen hastalık nifak hastalığıdır. Allah âyette, onların dostluğuna koşarken, dememiştir.
Belki Allah fetih [140]ya da kendi katından bir iş getirir de onlar içlerinde gizledikleri nifaktan, yani, mü'minlere kin duyma ve kafirleri sevmelerinden pişman olurlar. "Asa" fiili Allah için kullanıldığında olayın kesin oluşunu ifade eder. Bu âyet Rasûlüllah ve mü'minler için bir müjdedir: Fetih ve zafer geliyor. Onlar pişman olurlar fakat bu pişmanlık onlara fayda vermez.
53. âyette Allah şöyle buyuruyor: Allah fetih veya katından bir iş [141]ki bu mü'minlerin zaferi, kâfirlerin yen ilmesidir- getirirken, münafıklar pişman olur. Mü'minler münafıklara işaret ederek şöyle derler: "Bunlar mı Allah'a bütün güçleriyle yemin edenler?!" Şüphesiz onların amelleri boşa çıkmış ve zarara uğrayan olmuşlardır. Çünkü onların amelleri Allah rızası için değildir.[142]
Sonuç
1- Yahudi, hristiyan ve diğer kâfirlerin dost edinilmesi haramdır.[143]
3- Kâfirin dost edinilmesi, îmânın zayıflığından doğar. Bu sebeple kişinin küfre gitmesine sebep olur.
4- Nifakın sonu kötüdür, küfrün sonu acıdır.
54- Ey inananlar, sizden kim dininden dönerse (bilsinki) Allah, yakında öyle bir toplum getirecek ki (O) onları sever, onlar da O'nu severler. Mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve kesin kararlıdırlar. Allah yolunda cihad ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lûtfudur, onu dilediğine verir. Allahf(ın lûtfu) geniştir, (O), bilendir.
55- Sizin dostunuz, ancak Allah, O'nun Elçisi ve namazlarını
kılan, zekâtlarını veren, rükû1 a varan, mü'minlerdir.
56- Kim Allah'ı, Elçisini ve nıü'minleri dost tutarsa (bilsin ki) galib gelecek olanlar, yalnız Allah'ın taraftarlarıdır.[144]
Sözlük
Kim dönerse. İmân ettikten sonra kim küfre dönerse. Mü'minlere karşı yumuşak ve şefkatli. Kâfirlere karşı kararlı, onurlu.[145]Kınayanın kınamasından.Allah'ın taraftarları, yardımcıları. Allah ve peygamber'e inanarak onların yolunda mallarıyla, canlarıyla ve hertürlü imkanlarıyla çalışanlar.[146]
Açıklama
54. âyet: Kur'an'm haberi doğrudur, bu nedenle de Kur'an'ın Allah'ın kelâmı ve Rasûlüne indirilen kitap olduğuna delil olan gayb haberlerinden birini ihtiva ediyor. Allah haber veriyor ki: Mü'minlerden kim dininden dönerse Allah, kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği kimseler arasından onlardan daha hayırlısını getirecektir. O kimseler mü'minlere karşı şefkatli, kâfirlere karşı kararlı, onurlu ve serttirler. Allah'ın yolunda cihad ederler ve kınayanın kınamasından çekinmezler.
Rasûlüllah ölür ölmez Arapların ahmaklarından bir grup [147]dinden dönmüş, zekatı vermemişler, Ebû Bekir sahabeyle birlikte onlarla savaşmıştır. Onları neticede İslâm'a boyun eğdirmişler ve onlar iyi birer müslüman olmuşlardır. Ebû Bekir ve arkadaşları Allah'ın, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever, onlar Allah yolunda cihad ederler, kınayanın kınamasından korkmazlar, diye vasıflandırdığı kimselerdendir. Şu rivayet sahih olarak gelmiştir ki: Peygamber (s.a.v.) bu ayet inince onu okumuş, bu sırada Ebû Musa el-Eş'âri Önünde bulunuyordu. Rasûlüllah ona işaret etmiş ve: "Bu ayette, "bunun kavmi," yani Ebu Musa el-Eş'ari'nin kavmine işaret vardır," demiştir. Rasûlül-lah'm vefatından sonra Ebu Musa el-Eş'ari'nin kavmi gelmiş bu ayetin hakikati ortaya çıkmış, mucize tamam olmuş ve Allah doğruyu söylemiştir. Bu Allah'ın lûtfudur. Burada Ebû Bekir, sahabe ve Eş'arilerden olan mü'minlere Allah'ı sevme, mü'minlere yumuşak kâfirlere onurlu, kararlı ve sert davranma gibi lâyık olan sıfatlara işaret vardır. Allah'ın onlara, hak eden kimseler olmaları hasebiyle lûtfu geniştir.Bu ayette iki toplumdan söz edilir: Biri İslâm'dan dönen ve bu yüzden silinip gidecek olan dönek toplum, diğeri onların yerine gelip İslâm uğrunda cihad ederek yükselecek olan toplum.İslâm'ın ilk devirlerinde onbir fırka dinden dönmüştür. îrtidad olayı denen bu vak'alardan üçü, Hz Peygamber'in hayatınm sonlarına doğru meydana gelmiş, yedisi Hz. Ebubekir devrinde, biri de Hz. Ömer devrinde olmuştur. Bunları ismen zikretmeye lüzum yoktur. Yalnız bunlar çabucak silinip gitmişlerdir. Ayette bunların tam karşısına Allah uğrunda cihad eden, Allah'ı seven ve Allah tarafından sevilen kahraman insanlar konmuştur. Acaba bu kahraman topluluk kimdir? Bu hususta çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunların, Hz. Ebubekir ve ashabı, Ensar, Yemen halkı vs. olduğu söylenmiştir. İrtidad olayım bir devre hasretmek doğru olmadığı gibi, Allah yolunda cihad edenleri de belirli bir halka mâl etmek doğru değildir. Her asırda böyle dinden dönen topluluklar olacak, onların yerine Allah, uğrunda cihad eden, Allah'ı seven, Allah tarafında sevilen kahraman insanlar getirecek, onlar İslâm ışığını yükselteceklerdir.
55. âyet ise Allah'ın, Sabit oğlu Ubade ve Selâm oğlu Abdullah'ı ve de yahudilerin dostluğundan kendilerini uzak kılıp, Allah'ı ve Rasûlünü dost edinen kimseleri teskin edişini ihtiva etmektedir. Allah haber veriyor ki, onların dostu kendisi ve Rasûlü ve de îmân edenlerdir. "Sizin dostunuz ancak Allah, Rasûlü, namazlarını kılan, zekâtlarını veren ve rükûa varan mü'minlerdir." Yahudi ve hristiyanların dostluğuna gelince onda onlar için hayır yoktur. Onlar, onlardan beridir. Allah onları sadece kendi dostluğuna, Rasûlünün ve mü'minlerin dostluğuna has kılmıştır.
56. âyette Allah onlara haber veriyor: Kim Allah'ı, Rasûlünü ve mü'minleri dost edinirse, Allah ona yardım edecek, onun için Önemli olan şeylerde ona yetecektir. Çünkü o, Allah'ın taraftarlarından olmuştur. Allah taraftarları,yani dostları ise galip olanlardır. İşte bu âyetin ihtiva ettiği mana budur. Kim Allah'ı, Rasûlünü ve mü'minleri dost edinirse, şüphesiz ki galip gelecek olanlar yalnızca Allah'ın taraftarlarıdır.[148]
Sonuç
1- Kur'an gaybı doğru olarak haber vermiştir. Dolayısıyla bu, onun Allah kelâmı olduğuna delildir.
2- Hz. Ebû Bekir ve Hz. Musa el-Eş'ari'nin kavmi olan Eş'arilerin -ki bunlar Yemen halkındandır- faziletlidirler.
3- Allah'ı sevmek, mü'minlere tevazu göstermek ve kâfirlere onurlu ve kesin kararlı davranmak, Allah yolunda cihad, hakkı söyleme ve bu konuda sebat, kınayanlara aldırmamak bir fazilettir.
4- Namazı kılmak, zekatı vermek, huşu ve tevazu fazilettir.
5- Allah'ın, Rasûlünün ve mü'minle.rin dostluğu, sahibi için düşmanlarına galip gelmeyi gerektirir.
57- Ey inananlar, sizden önce kitab verilmiş olanlardan ve kâfirlerden, dininizi eğlence ve oyun yerine koyanları dost tutmayın; inanıyorsanız Allah'tan korkun.
58- Namaza çağırdığınız zaman onu eğlence ve oyun yerine koydular. Düşüncesiz bir topluluk oldukları için böyle yaptılar.
59- De ki: "Ey kitab ehli, Allah'a, bize indirilene ve bizden önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz?!.. Oysa sizin çoğunuz yoldan çıkmıştır."
60- De ki: "Allah katında bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allah kim(ler)e lanet ve gazab etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şaytana tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır."[149]
Sözlük
Eğlence ve oyun.Kendilerine kitap verilenler. Burada yahudilerdir.Kâfirler. Müşrikler.Namaza çağırdığınızda. Ezan okuduğunuz vakit Bizden öç mü alıyorsunuz. Bizden hoşlanmıyor bizi ayıplıyor musunuz?Karşılık olarak.
Fasıklar. Küfür ve isyanla Allah'a itaatten ayrılanlar. Maymunlar. Bu kelime "kırd" kelimesinin çoğuludur, Hınzır kelimesinin çoğuludur. Domuzlar, demektir.Mekân olarak daha şerlidir. Kıyamet günü cehennemdeki yeri
itibariyle daha kötü.[150]
Açıklama
Ayetler, mü'mİnleri Allah ve Rasûlünün düşmanları olan yahudilerle ve hrisuyanlarla dost olmaktan sakındırmaya devam ediyor. Allah şöyle buyuruyor: Ey Rab olarak Allah'a, Rasûl olarak Muhammed'e ve din olarak İslâm'a inananlar, kitap ehli yahudilerden ve kâfirlerden, yani münafık ve müşriklerden dininizle alay eden kimseleri dost, yardımcı ve müttefik edinmeyin.[151]Eğer îmân konusunda sadık mü'minler iseniz onları dost edinmede Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın, Rasûlü'nün ve mü'minlerin sevgisi düşmanlarının sevgisine aykırıdır. İşte 57. âyetin işaret ettiği mana budur.
58. âyette ise, Allah, mü'minlerin dinini oyun ve eğlence edinenlere düşman olmanın farz oluşunu kuvvetlendiren delilleri haber vermektedir. Onlar öyle kimselerdir ki namaz için okunan ezanı işittiklerinde onu oyun ve eğlenceye alırlar. Birisi bu ses der, diğeri bu merkep amrmasıdır der. Allah onlardan şöyle bahsediyor: Siz namaza çağırdığınızda, onlar onu eğlence ve oyun edinirler.[152] Bu onların düşünmeyen bir kavim oluşları sebebiyledir. Gerçekten onlar düşünmezler. Eğer sözü düşünseler, namaza çağırma akıl sahiplerinin işittiği en güzel seslerden bîridir. Çünkü o temizliğe, arınmaya, iyilik ve sevgiye, Allah'ı anmaya ve ibadete bir çağrıdır. Fakat onlar, Allah'ın da haber verdiği gibi, düşünmezler. Onların durumu, hayvanların durumu gibidir; hatta hayvanlar onlardan daha üstündür. 58. ayetin açıklaması budur.
59. âyette Allah, Rasülüne, yahudilere ve kâfirlere şöyle demesini buyurmaktadır. Ey kitap ehli, yalnızca Allah'a, bize indirilen kitaba ve ondan önce indirilen Tevrat ve İncil'e inanmamız ve sizin de çoğunuzun fasık olması sebebiyle bize düşmanlık edip savaş açarak bizden intikam almağa çalışıyor, yani bizi sevmiyor, ayıplıyorsunuz. Bizim bu inancımız nasıl hoş görülmez ve ayıplanır?! Ey Allah'ım, elbette ki hayır. Fakat siz düşünmeyen bir toplumsunuz.
60. âyette ise Allah, Rasülüne, domuzların ve maymunların kardeşi olan ve: "Biz senin dininden daha şerli bir din bilmiyoruz!" diyen bu yahudilere nasıl cevap vereceğini öğretiyor. Olay şöyle cereyan etmişti: Onlar bir gün Rasûlüliah (s.a.v.)'e: "Kime inanıyorsun?" diye sormuşlar. Rasûlüliah da: "Allah'a, bize ve bizden önce Musa ve İsa'ya indirilene inanıyorum" demişti. Bunu söyleyince onlar, İsa (a.s.)'a kin duyup onu sevmediklerinden: "Senin dininden daha şerli bir din bilmiyoruz!" demişlerdi. Bunun üzerine Allah: "Size Allah katında karşılık bakımından bundan daha şerlisini haber vereyim mi? Allah kime lanet etmiş, gazab etmiş, onlardan domuzlar ve maymunlar ve de şeytana tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır," âyetini indirdi. Çünkü onlardan bir grup Davud (a.s.) zamanında maymun, diğer bir grup da domuz şekline sokulmuştu. Ayette geçen "Abadettağut," şeytana tapanlar, demektir. Bu tapma işi, şeytanın çektiği yana ve onlara süslediği şer ve fesada boyun eğmeleri ve ona itaat etmeleri nedeniyledir. "Ey yahudi topluluğu, siz kıyamet günü yer bakımından daha kötü ve bu dünya hayatında gidişat açısından daha sapıksınız!"[153]
Sonuç
1- Yahudi, hristiyan ve müşrikleri, özellikle de onların zalimlerini dost edinmek haramdır.
2- Yahudiler kötü ahlâklı ve bozuk fikirlidirler.
3- Yahudilerin kendi sapıklıklarını bilmeleri, müslümanların sapıtması için çalışmalarına yol açmıştır.
4- Yahudiler hakkında maymun ve domuz şekline çevirilme işi olmuştur, gerçektir.
5- Yahudiler, kıyamet günü yer bakımından insanların en kötüsü ve bu dünyada insanların en sapıklarıdırlar.
61- Onlar size geldiklerinde "inandık" derler. Oysa küfürle (yanınıza) girmişler, yine onunla (yanınızdan) çıkmışlardır. Allah onların içlerinde gizlediklerini daha iyi bilir.
62- Onlardan çoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kötüdür!
63- Rabbanilerin ve hahamların, onları günah söz söylemekten, haram yemekten menetmeleri gerekmez miydi?! Yaptıkları şey ne kötüdür![154]
Sözlük '
Gizliyorlar, içlerinde gizledikleri şeyi.Günahta ve düşmanlıkta. İsim her zararlı ve bozuk şeye denir. Allah'ın haram kıldığı itikat, söz ve iş gibi. "Udvan," zulümdür. Burada, günah ve zulümde, manasrndadir. Rüşvet ve faiz gibi haram mal. Burada, kelimelerin tahrif ve tevili karşılığında aldıkları mal, demektir.Terbiye edenler ve bilginler. Rabbaniyyun, burada bizdeki ta- savvuf şeyhleri gibi eğitici insanlar, ahbar ise, âlimlerdir.[155]
Açıklama
Ayetler yahudilerin ayıplarını ortaya koymaya ve onları dost edinmektenvazgeçirmenin yanında, çirkinliklerini de açıklamaya devam etmektedir.Allah 61. âyette onların münafıklarından haber veriyor ve buyuruyor ki: Onlar size geldiklerinde, yani sizin meclislerinize geldiklerinde inandık derler. Oysa inanmamışlardır. Fakat münafıklık yaparlar. Kalplerindeki küfürle girmişler, onunla çıkmışlardır. Allah onların içlerinde gizledikleri inkârı ve size kurmaya niyetlendikleri tuzağı daha iyi bilir.
62. âyette Allah Rasûlüne haber veriyor ki: Onların işledikleri günahların çokluğu ve daldıkları isyanın fazlalığı sebebiyle sen çoğunu günah ve zulümde, gizlemeden, saklamadan açıkça haram mal yemede koşuştururken görürsün... Allah bu sebeple onların yaptığı işi kötü bulmuştur. Allah şöyle buyuruyor: "Onların yaptıkları ne kötü şeydir!"
63. âyette Allah onların abidlerinin ve alimlerinin, onların avam tabakasının suçlan karşısında susuşlarını, yaltaklanarak ve yağ çekerek kabulleniş-leri için hoş görmemiş ve şöyle buyurmuştur: Rabbanilerinin ve âlimlerinin onları yalan ve kötü söylemekten, rüşvet., faiz gibi haram mal yemekten men etmeleri gerekmez miydi? [156]Ve Allah, âlimlerinin onlar karşısında susuşunu ayıplıyor: Onların yaptıkları ne kötüdür! İzzetim ve şerefim hakkı için, onların yaltaklanarak, iyice bildikleri ve maharet kazandıkları, özellikle bazı menfaatler için susmaları dolayısıyla âlimlerinin yaptıkları bu şey ne kötüdür! Allah'a sığınırız!..[157]
Sonuç
1- Rasûlüllah zamanında Medine'de yahudilerin münafıkları vardı.
2- Ayetlerde yahudilerin aşırı yalancı oldukları ve açıkça suç işlemeye aldırmadıkları açıklanmıştır.
3- Alimlerin kötülük karşısında susması ve onu yapan karşısında hareketsiz kalması çirkindir. Bu sebeple sahabe ve tabiinden çoğu: "Bu âyet âlimler için en sert ve tehlikeli ayettir," demişlerdir.
64- Yahudiler "Allah'ın eli bağlıdır (cimridir)," dediler. Kendi elleri bağlandı ve söyledikleri sözden ötürü lanetlendiler. Hayır, Allah'ın iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbin-den sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz onların aralarına ta kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kın ekmişizdir. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah da bozguncuları sevmez.
65- Eğer kitab ehli inanıp Allah'ın azabından korunsalardı
kötülüklerinden geçerdik ve onları nimeti bol cennetlere sokardık.
66- Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, muhakkak ki üstlerinde(ki ağaçların meyvelerinden) ve ayaklarının altındaki ürünlerden yerlerdi. İçlerinde ileri geri gitmeyen, ılımlı bir ümmet var, ama onlardan çoğu, ne kötü işler yapıyorlar.[158]
Sözlük
Allah'ın eli bağlıdır. Onlar Allah'ın kendilerine rızkı daralttığını ve bol vermediğini kastediyorlar.Onların elleri bağlandı. Bu onlara hayır yolunda ve kendilerine fayda verecek şeylerde infakta bulunmaktan mahrum olmaları için yapılmış bir bedduadır.Dediklerinden dolayı lanet olundular. Allah'ı cimrilikle tavsif etmeleri sebebiyle onun rahmetinden kovuldular. Tersine, iki eli de açıktır. Hayır onların dedikleri gibi Allah'ın eli bağlı değil, yani infakta bulunmaktan vazgeçmiş değil,O'nun elleri açıktır. Taşkınlık. Yalan sözlerinde ve bozuk işlerinde itidal sınırınıaşmalarını, taşkınlıklarını.Ve aralarına attık. Yahudi ve hristiyanlar arasına attık.Ateşi tutuşturdular.Onlar harb için tahrik, teşvik, fitne ve düşmanlıkların ateşini yaktıklarında. Şayet kitap ehli olanlar, yahudi ve hristiyanlar. Üstlerinden ve ayaklarının altlarından. Bu ifade onlara rızkın genişletilmesinden bir kinayedir.Adil ümmet. İfrat ve tefrite düşmüş değil ,orta bir ümmet.[159]
Açıklama
Allah yahudilerin inkârlarını, kötü ve yalan sözle Allah'a karşı taşkınlık ve terbiyesizlik ettiklerini haber veriyor ve buyuruyor ki: Yahudiler dediler ki:"Allah'ın eli bağlıdır!"[160] Bu sözleriyle Allah'ın rızkı onlara daralttığını kastediyorlar. Allah buna şu şekilde cevap veriyor; "Onların elleri bağlansın!" Bu onlar için, kendilerine fayda verecek yerlere infakta bulunmaya muvaffak olmamalarıyla yapılmış bir bedduadır. Söyledikleri söz sebebiyle Allah'ın laneti onlara olsun. Allah'ın yerde ve gökte bulunan bütün salih kimselerin laneti, bu bozuk, çirkin sözü söyledikleri için onlara olsun! Allah onların bu sözlerini yalanlıyor: "Aksine, Allah'ın iki eli de açıktır! Aksine uzun elleri açıktır. Dilediğine verir!" Aynı şekilde bu konuda Buhari'de Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: "Allah'ın eli açıktır, cömerttir, gece ve gündüz verir."[161]Sonra Allah elçisi Muhammed'e, yahudilerin rezaleti ve inkârlarından dolayı içinde duyduğu sıkıntıyı hafifletmek ve teselli vermek için buyuruyor ki: Andolsun ki onların rezaletini açıklayan ve onları rezil edecek kötü amellerinden örtüyü kaldıran, sana indirilen âyetler yahudilerden pek çoğunun taşkınlıklarını ve küfrünü yani, seni ve sana indirileni yalanlamaları sebebiyle küfür, şer ve zulümde aşırı gitmelerini artıracaktır. Bunu yapmalarının sebebi kendi saçma düşüncelerini ve taşıdıkları inanç ve kötü ameli kabul ettirmek için hakkı engelleyip uzaklaştırmaktır... Sonra Allah, intikam almak için onlar hakkındaki iradesini, yani kararını Rasûlüne haber veriyor: Biz kıyamete kadar onların arasına düşmanlık ve kin attık,[162] Yani yahudİ ve hristiyanlar arasındaki düşmanlık kıyamet gününe kadar son bulmayacaktır. Sonra Allah ya-hudiler hakkında onların harb için her ateş tutuşturduklarında, o ateşi söndürdüğünü haber veriyor. Onların harb için ateş tutuşturmaları, fertler ve gruplar, hatta kabile ve kavimler arasında fitne çıkarma, tahrik etme ve dedikodu yoluyladır. Ama onlar istedikleri bu şeyde başarıya ulaşamamışlardır. Allah onları Rasûlünün ve mü'minlerin eliyle rezil ve aşağılık etmiş, onları İslâm diyarından sürmüştür. Allah onların daima yeryüzünde fesad çıkarmak için çalısaçaklarını haber vermiştir. Bu sebeple Allah onlara buğz ve gazab etmiştir. Çünkü Allah fesad çıkaranları sevmez. Bu 64. ayetin işaret ettiği manadır.
65. âyette ise, yahudi ve hıristiyanlardan olan kitab ehli eğer Allah'a, Rasûlüne ve gelen hak dîne inansalar, onunla amel etseler ve de küfür, şirk ve büyük günahtan sakınsalardı, Allah onların günahlarını örter, onları hesaba çekmez, onları rezil etmez ve onları naim adlı cennetine sokardı, buyuruluyor. Bu Allah'ın yahudi ve hristiyanlara vaadidir. Eğer onlar inanıp sakınsalardı, Allah bunu onlar için kesinlikle gerçekleştirirdi. O vaadinden dönmez.
66. âyette Allah başka bir vaadini haber veriyor. Bu vaad şudur: Yahudi ve hristiyanlar İncil'i, Tevrat'ı ve Rableri katından bu Kur'an'da indirileni uygu-lasalar, yani müslümanca yaşasalar, Allah onlara bol rızık verir, onlar da kendilerini her taraflarından kuşatan bereket ve hayır içinde olurlardı... Allah sonra onların acı durumlarını haber veriyor ve şöyle diyor: Onların arasında ılımlı bir ümmet vardır. İsa hakkında ifrat ve tefrite düşmemiş ve Allah'ın oğludur, veledi zinadır dememiş, ancak Allah'ın kulu ve Rasûlü demiş ılımlı bir ümmet vardır. Bu nedenle, peygamberimiz, İsa'nın müjdesi geldiği zaman ona inanmışlar ve onun getirdiği hidayet ve hak dini tasdik etmişlerdir. Bu kişiler, Selâm oğlu Abdullah ve bazı yahudiler ve hristiyanlardan Necaşi ve de benzeri bir topluluktur. Kitap ehlinden çoğu kötü iş yapmıştır, yani onlar küfür, şirk, şer ve fesad tarzında kötü işler işlemişlerdir.[163]
Sonuç
1- Allah'ı şanına yakışmayan özelliklerle tanımlayıp anmak çirkindir.
2- Allah'ın el sıfatı vardır. Buna Allah'ın maksadı doğrultusunda ve şariffla yakışan bir şekilde inanmak gerekir.
3- Yahudi ve hıristiyanlar arasında düşmanlık ve kin vardır.
4- Yahudiler daima yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar.
5- Allah ehl-i kitaba vaadde bulunmuştur. Eğer onlar inansalar ve sakınsalardı Allah onları cennete sokardı.
6- Allah ehl-i kitaba şu vaadde bulunmuştur: Tevrat, İncil ve Rableri katından kendilerine indirileni uygularlarsa. Yani Tevrat ve İncil'de geçen ümmi nebiye inanmayı ve İslâm'a girmeyi kabul etseler, üç asır boyunca müslüman-lar için meydana geldiği gibi onlar için de iyi şeyler meydana gelirdi. Allah'ın bildirdiği şeyler, bütün kişi veUoplumlar için aynen olagelmektedir.
67- Ey Elçi, Rabb'inden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O'nun öğretisini duyurmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu yola iletmez.
68- De ki: "Ey Kitab ehli, siz Tevrat'ı, İncil'i ve Rabb'inizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz." Ey Muhammed, Rabb'inden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlık ve inkârını artıracaktır. Sen o kâfirler toplumu için üzülme!
69- inananlar, yahudiler, sabiiler ve hristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanan ve iyi işler yapanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.[164]
Sözlük
Elçi. Adem oğullarından kendisine bir din vahyedilen ve onun tebliği emredilen Peygamber. Burada Muhammed (s.a.v.)'dir.Sana indirileni tebliğ et;[165] tevhid, hüküm ve ilkelerini duyur, anlat.
Seni korur. Allah seni, kimsenin sana kötülük yapamayacağı bir korumayla korur.Üzülme, kederlenme,
Yahudiler.Sabiiler. Sâbî kelimesinin çoğuludur. Bunlar kitap ehlinden bir gruptur.[166]
,
Açıklama
67. ayette Allah, şanını yücelterek, kendisinin vahyettiği inanç, hüküm ve kuralları duyurması için Rasûlüne şöyle sesleniyor: Ey Rasûl, Rabbinden sana indirileni apaçık anlat. Eğer ihmalkâr davramrsan, herhangi bir düşünce sebebiyle onu apaçık etmezsen Rabbinin öğretmek istediğini duyurmamış olursun.[167]Allah herhangi bir eziyetin dokunmasından seni korur.[168]Bu sebeple ister ehli kitapla ilgili olsun, isterse başkalarıyla ilgili olsun herhangi buseyi duyurmayı terketmede senin için bahane yoktur... Bundan dolayı Rasûlüllah duyurması emredilen şeylerden hiçbirini gizlememiştir.
Allah kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez. Bu, Rasûlünü koruma vaadini ortaya koymaktır. Çünkü Allah kafirleri istedikleri ve arzu ettikleri gibi, peygambere eziyete muvaffak kılmaz. Bu âyet inince Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: "Beni korumayın. Çünkü beni Allah korur." İşte 67. âyetin işaret ettiği mana budur.
68. âyette Allah şöyle buyuruyor: De ki: Ey kitap ehli, siz Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden bize indirileni uygulamadıkça hiç bir şey üzerinde değilsiniz... Bu ifade daha önce geçmiş, burada da tekrarlanmıştır. Bu, emredildikleri ve nehyedîldikleri ve de Allah'ın onları Tevrat, İncil ve Kur'an'da yer alan çağırdığı salih amelleri yerine getirmedikçe, yahudi ve hristiyanların Allah'ın dostluğu ve hak din üzere olmadıklarının Allah tarafından açıklanmasıdir.
"Elbette Rabbinden sana indirilen onların azgınlık ve inkârlarını artıracaktır." Bu da, Allah tarafından, Rasûlüne, kendisine gönderilen hak dine tabi olmayı emreden duyuruların, yahudi ve hristiyanların inkâr ve azgınlıklarını artıracağının haber verilmesidir. Bu nedenle, ey benim Elçim, sen onların sana ve getirdiğine inanmamalarına üzülme.[169]Çünkü onlar kâfir bir toplumdur.
69. âyette Allah şöyle buyuruyor: Şüphesiz ki îmân edenler, yahudi-ler, [170]hristiyanlar ve sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inananlar ve salih amel işleyenler için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Yahudiler, hristiyanlar, müslümanlar ve sabiiler îmân edenlerdir. Sabiiler ehl-i (zebur'a inananlardan) kitaptan bir gruptur. Bu sayılanlardan ve başkalarından Allah'a, ahiret gününe îmân eden ve îmânın gereğini yapan Kur'an ve sünnete göre i-nanan ve amel eden kim olursa olsun dünyada, kabir aleminde ve kıyamet gününde korku yoktur. Ona bu üç hayatta üzüntü de ulaşmaz. Allah'ın vaadi haktır. Allah'tan daha doğru sözlü kimdir?[171]
Sonuç
1- Apaçık ve eksiksiz anlatıp duyurmak. Rasûlüllah için farzdır ve bu farzı o en güzel ve en mükemmel bir şekilde yerine getirmiştir.
2- Kayıtsız şartsız Rasûl korunmuştur.
3- Peygamberimize inanan ve onun getirdiği dinle amel edenler hariç, ehli kitap kâfirdir.
4- Deliller ve ikna yollan inatçıların ve büyüklenenlerin ancak taşkınlık ve inkârlarını artırır.
5- Allah'ın önem verdiği: îmân edip salih amel işlemek ve şirk ile isyanı terketmektir. Dine bağlı olduğunu kurukuruya söylemek bir fayda verecek değildir.
70- Andolsun, biz İsrailoğullarından söz almış ve onlara elçiler göndermiştik. Ne zaman bir elçi onlara canlarının istemediği bir şey getirdiyse (gelen elçilerin) bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
71- Bir fitne kopmayacak sandılar; kör oldular, sağır kesildiler. Sonra Allah onların tevbesini kabul etti. Sonra yine çokları kör, sağır kesildiler. Allah yaptıklarını görüyor!
72- Andolsun, "Allah, ancak Meryem oğlu mesih'tir," diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih demişti ki: "Ey İs-railoğulları, benim Rabb'im ve sizin Rabb'iniz olan Allah'a kulluk edin. Zira kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak ki, Allah ona cenneti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir; zalimlerin yardımcıları yoktur!"[172]
Sözlük
Söz verme. Anlaşma. Yeminle bağlanmış sözleşme; and içme, andlaşma.Nefislerinin arzulamadığı. Hasta nefislerinin hoşlanmadığı ve meyletmediği.Bir grup yalanladı. Rasûllerden kimisini yalanladılar, kimisini öldürdüler.Fitne olmayacak. Günahları sebebiyle sıkıntılarla ve belalarla imtihan edilmeyeceklerini sandılar.Kör ve sağır oldular. İbret karşısında kör ve nasihatleri işitme karşısında sağır oldular.Kim Allah'a şirk koşarsa. Allah'a, yaradılmışlardan bir şeyi şirk koşan ve her hangi bir şekilde Allah'la beraber ona da ibadet eden kimseye Allah ona cenneti haram kılmıştır.[173]
Açıklama
Ayetler, kitap ehlinden söz etmeye devam ediyor.
Allah İsrailoğullarından söz aldığına dair yemin ediyor. Bu, Tevrat'ta şu şekildedir: Onlar, kendileri için koyduğu hükümlerle sadece Allah'a kulluk edecekler, emir ve yasağında ona itaat edeceklerdir. Allah onlara peşipeşine elçilerini göndermişti [174]bir elçi onlara arzularına uygun olmayan [175]bir şey getirince ya onu getirdiği ve çağırdığı hususta yalanlamışlar ya da öldürmüşlerdir. Onlar zannetmişlerdir ki günahları sebebiyle hesaba çekilmeyeceklerdir. Dolayısıyla hak karşısında kör ve nasihatları işitmede sağır olmuşlardır. Allah onları böyle imtihan etmiş, ardından başlarına kötü azabı getirmiştir. Daha sonra onların tevbesini Allah kabul etmiş işleri düzelmiş ve halleri iyileşmiş, ama tekrar, az bir kısmı dışında sağır ve kör olmuşlardır. Allah onlara tekrar kötü bir azab vermiştir. İşte onlar sağırlık ve körlük içinde olan kimselerdir. Allah onların yaptıklarını görendir. Onlara, tevbe edip îmân etmezler ve de hak din olan İslâm'ı kabul etmezlerse azabını indirecektir. İşte 70 ve 71. âyetlerin ihtiva ettiği mana budur.72. âyette Allah şöyle buyuruyor: "Allah Meryem'in oğlu mesihtir"[176] diyenler şüphesiz kâfir olmuşlardır...[177] Allah kendisine ve Rasûlüne iftira eden ve Allah'ın Meryem'in oğlu Mesih olduğunu iddia edenler karşısında hükmünü ortaya koyarak şunu haber veriyor: (O dedi ki): "Ey İsrail oğulları benim ve sizin Rabbİniz olan Allah'a kulluk edin. Zira kim Allah'a şirk koşarsa Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin yardımcıları yoktur." Allah, kullarından birisi olmaktan yücedir. Allah'ın kulu ve Rasûlü olan ise kendisi için "Sen Allah'sın," denmesini kabul etmekten uzaktır.
Yukarıdaki bu söz, Allah veya Allah'ın oğlu olduğunu iddia eden birinden çıkar mı?! Seni tenzih ederiz ey Allah'ım! Bu büyük bir iftiradır.[178]
Sonuç
1- Ayetlerde İsrailoğullarınm tarihleri açıklanmış ve onların gizledikleri küfür ve cinayet suçları ortaya çıkarılmıştır.
2- Allah Israiloğullanna ikram etmiş, onlara lütuf ta bulunmuş, oysa onlar ona karşı gelmişler, sözünü reddetmişler,elçilerini öldürmüşler, yalanlamışlar ve onlara tuzak kurmuşlardır.
3- "Mesih Allah'tır" sözleri sebebiyle hristiyanlar kâfirdirler.
4- İsa da Allah'ın kuludur.
5- Cennet, Allah'a şirk koşarak O'na kavuşana haram kılınmıştır.
73- "Allah, üçün üçüncüsüdür," diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa yalnız bir tek ilah vardır, başka ilah yoktur. Bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azab dokunacaktır.
74- Halâ Allah'a tevbe edip O'ndan af dilemiyorlar mı?! Allah bağışlayan, esirgeyendir.
75- Meryem oğlu Mesih, bir elçiden başka bir şey değildir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Annesi de dosdoğruydu, ikisi de yemek yerlerdi. (Yaşamak için yemeğe muhtaç olan nasıl ilah olabilir? Bak, onlara nasıl âyetleri açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) çevriliyorlar?
76- De ki: "Allah'ı bırakıp size ne zarar, ne de yarar vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? oysa Allah, işiten, bilendir. (O'na tapmanız gerekmez mi?).[179]
Sözlük
Üçün üçüncüsü [180] Burada, baba, oğul ve Ruhu'l-kudüs'tür. Bunların hepsi de ilahtır. (Onların inançlarında.)Ondan önce pek çok elçi gelip geçti.Annesi de dosdoğruydu.Nasıl da haktan geri çeviriliyorlar!..[181]
Açıklama
Ayetler hıris ti yanların inkârını açıklamaya devam ediyor.Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir," diyenlerin inkârı açıklanmıştı.73. âyette ise, "Allah üçün üçüncüsüdür," diyenlerin inkârı yer almıştır. Çünkü Allah bu ayette şöyle buyuruyor; Baba, Oğul ve Ruhu'l-kudüs'ü kastederek "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler kâfir olmuşlardır. Onlardan bir kısmı Baba, Oğul ve Ana, üçü bir ilahtır, derler, Allah onların bu iftiralarını reddederek şöyle buyuruyor: Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. İş onların söyledikleri yalan gibi değil. Allah, tektir. Cebrail ise onun meleklerinden biridir. İsa, kulu ve elçisidir. Meryem, İsa'nın annesidir. Hepsi kendisinden başka rab ve ilah olmayan Allah'ın kuludur...Sonra Allah bu yalancı kâfirlere tehditte bulunarak şöyle diyor: Eğer onlar bu söylediklerinden vaz geçmezlerse bu kâfirlere elim bir azab dokunacaktır.[182]
74. ayette Allah rahmetinin yüceliği sebebiyle onları, kabul etmek ve bağışlamak için tekrar tevbe etmeye çağırıyor. Allah gafurdur, rahimdir. Onlar inkâr ve batılı terkederek Allah'a tevbe edip af dilemezler mi? Allah, tevbe edenleri bağışlayan ve mü'minlere acıyandır.
75. âyette Allah, hristiyanların batıl inanışlarına şu şekilde delil getirmesini Rasûlüne öğretiyor: Meryem'in oğlu Mesih elçiden başka bir şey değildir. Ne rabdır, ne de ilâhtır. O ancak üstün bir elçidir. Ondan önce nice üstün elçi gelip geçmiştir. Annesi de dosdoğru, yalan bilmeyen bir kadındır. Bu kadın ve oğlu diğer insanlar gibi insandırlar. Buna şu işaret ediyor: Onlar ihtiyaç duydukları için yemek yerler çünkü onların vücudu ancak bu şekilde ayakta durur. İhtiyaç duyarak yemek yiyen, sonra da artığını dışarı atan ilah olmaya uygun olur mu?!
Sonra Allah (c.c.) Elçisine (s.a.v.) şöyle diyor: "Bak, haktan nasıl döndürülüyorlar!.. Oysa hakkı âyetlerimizle apaçık ortaya koymuşuzdur...
76. âyette Allah (c.c), bu kimselere şunu demesini emrediyor: "Allah'ı bırakıp, sizin için bir fayda ve zararı olmayan şeylere mi tapıyorsunuz?!" Yani, size zarar ve fayda verme gibi, herşeyi yapmaya gücü yeten, mutlak sonsuz güç sahibi Allah'a (c.c.) ibadet ve saygıyı bırakıyor, yüz mü çeviriyorsunuz?!.. Oysa O öyle Allah ki, herşeyi işiten, her şeyi bilendir.[183]
Sonuç
1- Hristiyanların inançlarındaki teslis (üç ilahlılık) iptal edilmiş ve tevhid ortaya konmuştur.
2- İsa ve annesi insanlar için ilâhlık davasında bulunmaktan beri kılınmışlardır.
3- Eğer tevbe ederlerse hristiyanlar hakkında da tevbe kapısı açıktır.
4- İsa ve Meryem'in, vücutlarının ayakta durması için yemeğe ihtiyaç duymaları deliliyle insan oldukları ortaya konmuştur. İhtiyaç sahibi olanın ak-len de dinen de ilahlığı uygun değildir.
5- Allah'tan başkasına tapan herkes yerilmiştir. Çünkü bütün yaratıklar muhtaçtır, kendisi için ve kendine ibadet eden için hiç bir fayda ve zarara sahip değillerdir. Dua edenin duasını işitmez, halini bilmezler. Oysa sadece Allah bütün kullarının sözünü işitir ve bütün amellerini ve hallerini bilir. O, hakiki mabuddur, diğerleri batıldır.
77- De ki: "Ey Kitab ehli, dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın ve önceden sapmış, bir çoğunu da saptırmış, düz yoldan şaşmış bir topluluğun arzusuna uymayın!'1
78- Israiloğullarının nankörlerine, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Çünkü (onlar) isyan etmişlerdi ve saldırıyorlardı.
79- Yaptıkları kötülükten vazgeçmiyorlardı. Ne kötü işler yapıyorlardı!
80- Onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. Gerçekten nefislerinin, kendileri için yapıp gönderdiği ne kötüdür (ki o yüzden) Allah onlara gazabetmiştir ve azab içinde de sürekli kalacaklardır.
81- Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilene inansalardı, o (inkâr ede)nleri kendilerine dost edinmezlerdi. Ama onlardan çoğu yoldan çıkmış insanlardır.[184]
Sözlük
Dininizde aşırılığa dalmayın. Gulüv; Bir şeyde aşırı gitmek, sınırı aşmaktır. Meselâ, bize abdest alırken ellerimizi dirseklere kadar yıkamamız emredilmiştir. Kolların omuzlara kadar yıkanması gulüvdur, aşırılıktır. Yine, Rasûlüllah'a tazim göstermemiz emredilmiştir. Ondan bir şey istemek dinde gu-lüv'dür, aşırılıktır.
Sapık kavmin heva ve hevesleri. Ehva, heva kelimesinin çoğuludur. Heva sahibi demek, arzusuna göre, elinde delil olmadan ve dinden bir delil onu onaylamadan iş yapan, söz söyleyen ve inanan kimse, demektir.Ve çoğunu saptırdılar. Onlardan pek çoğunu arzu ve batıl inançlarıyla saptırdılar.Dosdoğru yoldan. İçinde sağa sola meyil olmayan yoldan. Lanet olundular. Onlara lanetle beddua edildi. Lanet, onları hayır, rahmet ve bunları gerektiren şeyden uzaklaştırmaktır. İsyan ettiklerinden ve haddi aştıklarından. Onların Rasûlleri- ne isyanları ve dinde aşırı gitmeleri sebebiyle.Birbirlerini men etmezler. Onların bir kısmı bir kısmını kötülükten men etmezdi.'l Onların yaptıkları şey ne çirkindir! Bu, iyiliği emredip kötülüğü yasaklamayı terketmeleridir...Kâfirleri dost edinenler. Mü'minleri bırakarak inkâr edenlerle dostluk edip yardımilşanIar.
'Eğer Allah'a ve Nebî'ye inananlar olsalardı. Eğer onlar Allah'a ve Muhammed'e inanmada doğru sözlü olsalardı, Mekke'de müşrikleri, Medine'de münafıkları dost edinmezlerdi.[185]
Açıklama
Ayetler, yahudi ve hristiyan olan ehl-İ kitaptan söz etmeye devam ediyor.
Allah, nebîsi Muhammed'e buyuruyor ki: Ey Rasûlümüz, de ki: Ey kitap ehli, dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın. Allah'ın sizin için koyduğu hakkın dışında; bidatlere düşmeyin ve onlara sarılmada ve onları savunmada aşırılığa gitmeyin!.. Sıkı olmak ve sebat etmek Allah'ın itikad, söz ve amel bakımından emrettiği hak da iyidir. Yoksa batıl bidatlerde iyi değildir. Önceden sapmış ki bunlar yahudilerdir-, pek çok insanı da arzularından kaynaklanan hevalanyla saptırmış kavmin keyiflerine uymayın. Çünkü onlar İsa ve annesi hakkında heva ve zanlarıyla konuşup, İsa'ya "sihirbaz," annesi için "zaniye" demişlerdi. Onlar bugün de itikad, amel ve sözlerinde hak ve düzgün yoldan uzaklaşmış sapıklardır. İşte 77. âyetin ihtiva ettiği anlam budur.
78. âyette Allah şunu haber veriyor: İsrailoğulları'nın kâfir olanlarına Zebur'da Davud'un, İncil'de İsa'nın ve Kur'an'da Muhammed (s.a.v.)'in diliyle lanet edilmiştir. Allah buyuruyor ki: İsrailoğulları'ndan [186]kâfir olanlara Davud'un ve Meryem'in oğlu İsa'nın diliyle lanet edilmiştir. (Davud zamanında) onlardan bir grup maymun şekline, {İsa zamanında ise) bir grup domuz şekline sokulmuştur. Onlar aynı şekilde Kur'an'da pek çok ayette Peygamberimizin diliyle de lanetlenmişlerdir.Lanet, kişiyi bu dünyada ve ahirette her iyilik, rahmet ve bunların sebeplerinden uzaklaştırmadır. Bu onların isyan etmeleri, yani Allah ve Rasûlüne farzları terkederek, haramları yaparak karşı gelmeleri ve dinde aşırılık, bidat ve peygamberlerin öldürülmesiyle haddi aşmaları sebebiyledir. 79. âyette Allah onların lanete uğramalarına sebep olan isyan ve aşırılıklarının çeşitlerini haber veriyor: Onlar yaptıkları kötülükten birbirlerini menetmezlerdi. Yani onlar laneti hakettiklerinde, büyük kötülük işliyorken, bir kısmı bir kısmını me-netmiyordu. Nitekim RasûlüIIah (s.a.v.) şöyle haber veriyor: "İsraİloğullan arasına ilk giren şey tartıyı eksik yapmaktır. Bir kişi bir kişiyle karşılaşıyor ve ona şöyle diyordu: Ey falanca Allah'tan kork, yaptığını bırak. Çünkü o sana helâl değildir. Sonra onunla yarın yine karşılaşıyor, o kişi yine aynı hal üzeredir. Bu sefer onu yediği içtiği ve oturduğu şeyden menetmiyordu. Onlar bunu yapmca kalplerini birbirlerine karıştırdı (benzetti)." Sonra RasûlüIIah (s.a.v.) sonuna kadar bu ayeti ve 81. ayetin sonuna kadar okudu. Daha sonra da şöyle dedi: "Hayır, Allah'a yemin ederim ki ya iyiliği emreder kötülüğü men edersiniz sonra zalimin elinden tutup onu zorlayarak hakka yöneltir veya zorlarsınız, ya da Allah sizin kalplerinizi birbirine benzetir de onlara lanet ettiği gibi size de lanet eder." [187] Ayetin sonunda Allah onların yaptığı işi çirkin buluyor ve buyuruyor ki: Onların yaptıkları ne de kötüdür. Sonra Allah Rasûlüne şöyle diyor: Sen onlardan, yani, Medine'deki yahudilerden çoğunu, kâfirleri, yani Mekke'de ve Medine'deki müşrik ve münafıkları, dost edinir, onlara yardım eder görürsün. Oysa dinleri, yani Tevratta yahudilerin, müşrik ve münafıkları dost edinmeleri yasaklanmıştır. Onlar da bunu bile bile yapıyorlar. Onların yaptıkları ne kötüdür!Gerçekten nefislerinin teşvik ettiği şer, inkâr ve fesadın neticesi ne kötüdür! Bu, Allah'ın onlara kızması, onların ölümlerinden sonra sonsuza kadar azab içinde kalmalarıdır. Allah buyuruyor ki: Onların nefislerinin yaptıkları ne kötüdür ki (o yüzden) Allah onlara öfkelenmiştir ve azabda sürekli kalacaklardır. Oradan asla çıkmayacaklardır!.Allah sonra onların inkâr, batıl, şer ve fesadlarını izahına ilavede bulunarak şöyle buyurdu: Eğer onlar gerektiği gibi Allah'a, Muhammed'e ve onun getirdiği hidayet dine ve de ona indirilen Kur'an'a inansalardı, müşrik kâfirleri ve münafıkları dost edinmezlerdi. Fakat onların dost edinmelerinin sebebi, az bir kısımları hariç fasık olmalarıdır... Allah'ın emrinden dışarı çıkan, itaatten ayrılan ebediyen fesad konusunda bir sınırda durmaz. İşte bu, "Eğer Allah'a, Rasûlüne, ona indirilene inansalardı, onları dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu fasıktır," âyetinin manasıdır.[188]
Sonuç
1- Dinde aşırılık, bidat ve heva sahibine uymak haramdır.
2- İsyan ve haddi aşmak, sahibi için mahrumiyet ve zarar neticesini doğurur.
3- Kötülük ve haksızlık karşısında susmak haramdır ve onun kötü sonucu herkese dokunur.
4- İnkâr, şer, fesad ehliyle dostluk haramdır.
5- Mü'minleri bırakarak, yardımlaşma ve ahbap olmak suretiyle küfür ehliyle dostluk, böyle bir kişide küfrün nişanı ve delilidir.
82- İnsanlar arasında mü'minlere en acımasız düşman olanların yahudiler ile müşrikler olduğunu göreceksin. Buna karşılık müzminlere en çok sempati duyanların "Biz hristiyanız" diyenler olduğunu göreceksin. Çünkü hristiyanlar arasında Allah'a bağlı bilginler ile din adamları vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.
83- Peygambere indirilen Kur'an'ı işittiklerinde, gerçeği tanımalarının sonucu olarak gözlerinden yaşlar akarken onların şöyle dediklerini görürsün: "Ey Rabbimiz, inandık, bizi de gerçeğe şahit olanlar arasında yaz."
84- "Rabbimizin bizi iyi kulları arasına katacağını umarken neden Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?/.."
85- Bu sözlerinden dolayı Allah onları altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetler ile ödüllendirdi. Bu iyi kulların mükâfatıdır.
86- Kâfirlere, âyetlerimizi yalan sayanlara gelince onlar temelli cehennemliktirler.[189]
Sözlük
Düşmanlık. Kişiyi, düşmanlık beslediği kimseden uzaklaştıran, ona iyilik ve sevgi ile yaklaşmasını engelleyen ve kimi zaman kendisine de kötülük yapmayı istemesine yolaçan bir nefret duygusu demektir. Sevgi. Kişiyi, sevdiği kimseye iyilikle yaklaşmaya ve onu kötülüklere karşı korumağa sevkeden bir sevgi duygusu demektir.
Hrİstiyan din bilgini. "Kıssis"in çoğuludur. "Kıssis," hristi-yanlara göre din bilgini, din alanındaki bilgisi sayesinde önder sayılan kişi. anlamına gelir.Hrİstiyan din bilgini. "Rehbet" kökünden türemiş "rahip" kelimesinin çoğuludur. Hrİstiyan inanışına göre dünyadan el-etek çekip bir kiliseye ya da bir manastıra kapanarak kendisini ibadete adayan kimse, demektir.Resul'e, yani elçiye indirilen, anlamına gelir. "Resul"den maksat Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'dir. "Resul'e indirilen"den maksat ise, Hz. İsa ile annesi Meryem'in selam üzerine olsun- onurlu kişiler olduklarını vurgulayan ve İsa'nın Allah'ın kulu olduğunu belirten Kur'an âyetleridir. Şahitler. "Şahid"in çoğuludur. Allah'ın birliğine ve Hz. Muhammed'in peygamberliğine şehadet eden ve bu inanca bağlı- lığını sürdüren kimse, anlamına gelir. Salihler. İyi işler yapanlar. "Salih"in çoğuludur. Allah'a inana- rak, O'nun nimetlerine ibadetle karşılık vererek Allah'a karşı olan görevlerini; ve insanlara karşı iyi davranarak, kötülük etmekten sakınarak insanlara karşı olan görevlerini eksiksiz biçimde yerine getiren kimse anlamına gelir. Dediklerinden dolayı Allah onlara sevap verdi. Yani gerek iman ettiklerini belirten sözleri ve gerekse işlemeye muvaffak edildikleri iyi işleri için Allah onları altlarından ırmaklar akan cennetler İle mükafatlandırmıştır.[190]
Açıklama
Yüce Allah yahudiler ile müşriklerin mü'minlere düşman olduklarını ve bu düşmanlıkların diğer inanç gruplarının besledikleri düşmanlıktan daha koyu olduğunu Peygamberimize -salât ve selâm üzerine olsun- haber vererek şöyle buyuruyor: "İnsanlar arasında mü'minlere en amansız düşman olanların yahudiler ile müşrikler olduğunu göreceksin." Yahudilerin müslümanlara yönelik düşmanlıklarının sebebi atalarından miras alarak kuşaktan kuşağa aktardıkları gerçeği inkâr etme ve gerçeğe karşı çıkma biçimindeki sapıklıklarıdır. Bunun yanısıra eski parlak dönemlerini geri getirmeye ve devletlerini yeniden kurmaya yönelik Özlemleri de İslâm çağrısı ile ters düşüyordu. Müşriklere gelince, onlar cahilliklerinden, haramlara aşırı düşkünlüklerinden, uzun yıllar boyunca alıştıkları putperestlik ve sapıklıktan dolayı mü'minlere karşı amansız düşman kesilmişlerdi.
Yüce Allah bu âyetin devamında mü'minlere en çok yakınlık ve sempati duyanların hristiyanlar olduğunu belirterek şöyle buyuruyor: "Buna karşılık mü'minlere en çok sempati duyanların, biz hristiyanız, diyenler olduğunu göreceksin."[191]Bu yakınlığın ve sempatinin gerekçesini de: "Çünkü hristiyanlar arasında Allah'a bağlı bilginler ile din adamları vardır ve onlar büyüklük taslamazlar," diye açıklıyor. Yani, bu yakınlık duygusunun sebebi, hristiyanlar arasında bilginlerin ve din adamlarının bulunmasıdır. Bilindiği gibi İncil uzmanı ve din önderi konumunda olan bilginler çoğunlukla adaleti, merhameti ve iyiliği, zulme, sertliğe ve kötülüğe tercih ederler. Bu din adamları da dünyadan el-etek çeken, dünyaya düşkün olmayan kimseler oldukları için müslümanlara yakınlık duyarlar. Yüce Allah onlardaki bu sempatiyi "ve onlar büyüklük taslamazlar" gerekçesine dayandırıyor. Yani büyüklük hissine, gurura kapılarak gerçeğe yüz çevirmezler, gerçeği kabul etmeme, onu ağza almama inadını göstermezler. Bu böyle olduğu İçindir ki, hristiyan toplumlarda maddecilik yayılmaya yüz tutunca, Allah'ı tanımazlık, helâl ve haram bilmezlik sapıklıkları kök saldıkça mü'minlere yönelik bu sempatileri ya zayıflamış ya da tamamen yokolmustur.Ayetleri okumaya devam edelim:"Peygambere indirilen Kur'an'ı işittiklerinde, gerçeği tanımalarının sonucu olarak gözlerinden yaşlar akarken onların şöyle dediklerini görürsün: "Ey Rabbimiz, inandık, bizi de gerçeğe şahit olanlar arasında yaz!"Bu âyette İslâm'ın yayılma dönemindeki Habeşistan Kralı Necaşi ve daha bir çokları gibi Kur'an âyetlerini işitir işitmez hemen müslüman olan hristiyanlar kasdediliyor. "Bizi gerçeğe şahit olanlar arasında yaz," sözünün anlamı şudur: Sözkonusu hristiyanlar kendilerine okunan Kur'an âyetlerini işitince etkilenmişler, gerçeği tanıdıkları için gözyaşlarını tutamamışlar ve Allah'tan kendilerini gerçeğin tanıkları arasında yazmasını, böylece onlarla birlikte cennete girmelerini sağlamasını istemişlerdir. Şahitler, yani gerçeğin tanıkları bu ümmet içinden Yüce Allah'ın birliğini ve Peygamberimizin peygamberliğini onaylayanlar, Allah'a ve Peygamberimize itaat edenler, demektir.
Onlar sözlerine şöyle devam ediyorlar:"Rabbimizin bizi iyi kulları arasına katacağını umarken neden Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?Bu sözlerin anlamı şudur: Yüce Allah'ın Rab ve ortaksız tek ilâh olduğuna, evlâdı ve ana-babası olmadığına, O'nun birliği ve peygamberi Hz. Mu-hammed'in -selâm üzerine olsun- peygamberliği hakkında bize ulaşan gerçek bildirime neden inanmayalım?!.. Bu gerçeklere inanmamızı engelleyecek ne sebep var ki?!.. Rabbimizin bizi bu ümmetin arasındaki iyi kulları ile birlikte cennete koymasını neden ummayalım?!.. Onlar böyle dedikleri için Yüce Allah kendilerini: "Altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetler" ile ödüllendirdiğini haber vermekte [192] ve lâyık görüldükleri bu ödülün "iyi kulların mükâfatı" olduğunu belirtmektedir. "İyi kullar" sağlıklı inanca sahip olmalarının yamsıra [193] iyi sözler söyleyen, iyi ameller işleyen, müşrik-liğe ve günahkârlığa bulaşmaksızın kalplerini temiz tutanlar, anlamına gelir.Yüce Allah daha sonraki âyette, Allah'ın tek ilah olduğunu ve Peygamberinin peygamberliğini İnkâr edenlerin, Kur'an'ın âyetlerini yalan sayanların Allah'ın rahmetinden uzak kalacaklarını ve ebedî olarak cehennemde yanacaklarını, bildirmektedir.[194]
Sonuç
1- Yahudilerin ve müşriklerin İslâm'a ve müslümanlara karşı besledikleri düşmanlık büyüktür.
2- İnançlarına samimiyetle bağlı olan hristiyanlar müslümanlara yakındır.
3- Alçak gönüllülük erdemli, buna karşılık kendini beğenmişlik, yani gurur çirkin bir tutumdur.
4- Bu ümmet, yani Muhammed Ümmeti daha önceki ümmetlerden üstündür.
5- Ehl-i kitabtan müslüman olup da İslâm'ı güzel fazileti anlatılmıştır.
6- Kâfirler ve ilâhi duyuruyu yalanlayanlar ebedî olarak cehennemde kalacaklardır.
7- Kur'an önce vaadleri ve sonra tehditleri dile getirerek özendirme-korkutma üslubunu kullanır.
87- Ey mü'minler, Allah'ın size helâl kıldığı tertemiz nimetleri haram saymayın, sınırları aşmayın. Hiç kuşkusuz Allah sınırları aşanları sevmez!
88- Allah'ın size bağışladığı helâl ve temiz nimetlerden yiyince kendisine inandığınız Allah'tan korkun!
89- Allak sizi ağız alışkanlığı ile yaptığınız yeminlerden dolayı değil, bilerek yaptığınız, yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Böyle bir yemini bozmanın cezası, kefareti ya ailenize yedirdiğiniz yemeğin ortalaması üzerinden on yoksulu doyurmak veya yine on yoksulu giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Bunların hiç birini bulamayan (yapamayan) kimse üç gün oruç tutar, işte bozduğunuz yeminlerin cezası, kefareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, şükredesiniz diye, size âyetlerini böyle açık açık anlatıyor.[195]
Sözlük
Haram etmeyin. "Tahrim" yasaklamak demektir. Yani "kendinize yasaklamayın.Allah'ın size helâl ettiği. Yani evlenmek, yemek ve içmek gibi Yüce Allah'ın size mubah kıldığı, yararlanmanıza izin verdiği nimetleri kendinize yasaklamayın.Helâl, temiz. Yani mubah olan, iğrenç ve tiksindirici olmayan. Allah size gelişigüzel şeylerden dolayı hesab sormaz. Yani Yüce Allah sızı yemin amacı taşımaksızın sırf ağız alışkanlığı ile yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz.Ettiğiniz yeminler. Yani yapmaya ya da yapmamaya kalpten kesin karar vererek yaptığınız yeminler.Orta halli olandan. En üst derecelisinden ya da en alt derecelisinden değil, halk arasında en yaygın olanından..Ehliniz. Eşinizden ve çocuklarınızdan oluşan aileniz.Köleyi serbest brrakmak. Kölenin boynundaki kölelik zinciriniçözmek.Allah âyetlerini size açıkladı. Yani Yüce Allah vacip, helâl ve haram gibi dininin içerdiği hükümleri size açık açık anlattı.[196]
Açıklama
Okuduğumuz âyetlerin ilk ikisi Mes'ut oğlu Abdullah ve Maz'un oğlu Osman'ın da aralarında bulunduğu bir grup sahabi hakkında indi.[197]Bunlar Peygamberimizin (s.a.v.) bir sohbetini dinledikten sonra dünyayı bırakarak ahi-rete yöneldiler, dünyadan tamamen el-etek çekerek kendilerini ibadete verdiler. Bir gün Peygamberimizin eşi Hz. Ayşe'ye giderek Peygamberimizin ne kadar namaz kıldığım ve gecelerinin ne kadarını ibadetle geçirdiğini sordular. Aldıkları cevaplar üzerine, Peygamberimizin ibadet miktarını azımsar gibi bir havaya kapılarak aralarından biri: "Ben hiç kadınlarla birlikte olmam!" dedi. Bir başkası: "Ben hiç ara vermeksizin bütün yılı oruçlu geçiririm!" dedi. Üçüncü olan bir başkası da: "Ben gecelerimi hiç uyumadan ibadetle geçiririm!"
" Bunun üzerine: "Ey mü'minler, Allah'ın size helâl kıldığı tertemiz nimetleri haram saymayın,"[198] âyeti indi. Yani: "Helâl yiyecekleri, içecekleri ve kadınlarla birlikte olmayı haram saymayın." Fakat helâl sınırını aşıp haramlar alanına dalmak sureti ile "sınırları da aşmayın."[199] Çünkü Rabbiniz olan Allah "sınırları aşanları sevmez." "Allah'ın size bağışladığı helâl ve temiz nimetlerden yeyin." Haram maddelere gelince, onlar size rızik olamazlar. "Allah'tan korkun!" Yani sizi dünyadan büsbütün kopmaya sürükleyecek olan aşırılıklardan ve ölçüsüzlüklerden uzak durarak Allah'tan korkun. Çünkü İslâm'da dünyadan el-etek çekmek, dünya nimetlerini boykot etmek yoktur. "Kendisine inandığınız Allah'tan..." yani sizin için helâlleri ve haramları belirleyip bildiren bir Rabb olarak ayrıca kendisine ibadet ve itaat edilen bir ilâh olarak inandığınız Yüce Allah'tan korkun.Yukarıda okuduğumuz âyetlerin ilk ikisi, bu gerçekleri vurguluyor. Şimdi de üçüncü âyeti okuyalım:"Allah sizi ağız alışkanlığı İle ettiğiniz yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz."Bu âyet de yukardaki ayetlerde sözü edilen sahabi grubu hakkında indi. Sözkonusu sahabiler: "Biz dünyadan el-etek çekeceğimize dair yemin etmiştik. Şimdi o yeminlerimiz ne olacak, ne yapacağız?" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah yeminlerini bozdukları takdirde neler yapmaları gerektiğini onlara açıklamak üzere şöyle buyuruyor: "Allah sizi ağız alışkanlığı ile yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz." Burada sözü edilen yemin, yemin amacı taşımayan, "vallahi hayır", "vallahi evet" gibi sırf ağız alışkanlığı ile söyleni-veren biçimsel yemin türüdür. Eğer bir kimse "Bu iş şöyledir, ya da böyledir," diye yemin eder de sonradan yanıldığı, sandığının tersinin doğru olduğu ortaya çıkarsa, bu yemini de ayni çeşide girer, yani sahibine sorumluluk yükle-mez. "Fakat sizi bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar." Yani kesin amaçlı olarak, bile bile yaptığınız yeminlerden sorumlusunuz.[200] Böylesine amaçlı bir yemini yaptıktan sonra onu bozan kimseye, günahtan kurtulabilmek için kefaret gerekir. Bu kefaret: "On yoksulun karnını doyurmaktır." Her yoksula vereceğiniz yiyecek "ailenize yedirdiğiniz yemeğin ortalaması üzerinden" yarım sa'[201] ağırlığında olmalı, ne bundan daha çok ve pahalı ne de daha düşük kaliteli ve ucuz olmalıdır. Ya on yoksulu "giydireceksiniz." Her birine giyim eşyası olarak ya bir fes ile bir dış gömlek ya da bir iç gömlek ile bir palto vermelisiniz. Ya da "bir köle azad edeceksiniz." Yani erkek-kadm, genç-yaşlı bir mü'min köleyi serbest bırakacaksınız.
Yeminini bozan mü'min kefaret olarak bu üç şıktan istediğini tercih etmekte serbesttir. Eğer bunların hiç birini bulamazsa, yani yapacak güçte olmazsa üç gün oruç tutar. Bu üç günlük orucu ister ardarda, isterse ara vererek tutar. İşte âyette geçen: "Bunların hiç birini bulamayan yapamayan, kimse üç gün oruç tutar/' cümlesinin anlamı budur. Bunun arkasından gelen: "İşte bozduğunuz yeminlerin cezası, kefareti budur," cümlesi de şu anlama gelir: Size anlatılan bu .sıklar, yeminlerinizi bozmanın vicdanlarınıza bindirdiği günah yükünün kaldırılma yollarıdır.
"Yeminlerinizi tutun"[202]emri ise, "Sık sık yemin etmeyin. Aksi halde yeminlerinizi bozarak günaha girer ve kefaret ödemek zorunda kalırsınız," demektir.Ayetin sonunu oluşturan: "Allah, şükredesiniz diye, size ayetlerini böyle açık anlatıyor," cümlesi ise şu anlama gelir: Yüce Allah bu âyette size nasıl yeminlerinizi bozma ve bunun gerektirdiği kefareti ödeme konusunu açık anlatıyorsa dininin diğer emir ve yasaklarını da âyetlerinde öyle açık açık anlatıyor. Maksat, böylece sizi kendisine şükretmeye hazırlamaktır. Bu şükrün yolu da size emrettiklerini yaparak ve yasaklarından kaçınarak O'na itaat etmektir. Hamd ve minnet O'na mahsustur.[203]
Sonuç
1- Allah'ın helâl kıldığı şeyleri haram saymak, tıpkı O'nun haram kıldığı şeyleri helâl saymak gibi haramdır.
2- Sahabilerin Yüce Allah'a ibadet etmekte ne kadar istekli oldukları anlatılıyor. Bu İstekliliğin gerekçesi Allah'ın azabının korkusu ile, nimetlerine yönelik özlemdir.
3- Dinin sınırlarım aşmak, aşırı kısıntı ve sıkılığa ve de gevşekliğe yönelmek haramdır.
4- Yemin bozmanın kefareti ayrıntılı biçimde anlatılmıştır.
5- Sık sık yemin etmek mekruh, buna karşılık Allah'tan başkası adına yemin etmek kesinlikle haramdır ve küfürdür.[204]
6- Eğer bir kimse yasaklanmamış bir şeyi yapmamaya ya da bir yasaklanmışı yapmaya yemin etmiş ise yemini bozup kefaretini ödemesi güzeldir. Buna karşılık eğer bir farzı yapmamaya ya da bir haramı işlemeye yemin etmiş ise yeminini bozup kefaretini ödemesi farzdır.[205]
7- Yeminler üçe ayrılır.[206] Sırf ağız alışkanlığı ile edilen amaçsız yemin [207]Bu yemin kefaret gerektirmez. Çünkü sahibine günah kazandırmaz, b) Bile bile yalan yere edilen yemin. Bu yemin kefareti değil, tevbe etmeyi gerektirir, c) Bir mü'minin bir işi yapmayı ya da yapmamayı amaçlayarak bile bile yemin etmesi.İşte Yüce Allah'ın yukarıdaki âyette kefaret yollarını açıkladığı yemin türü budur.
90- Ey mü'minler, içki, kumar, anıt taşları ve fal okları şeytan işi iğrençliklerdir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresi-niz.
91- Şeytan içki ve kumar yolu ile aranıza kin ve düşmanlık tohumları ekmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlara son veriyorsunuz, değil mi?!
92- Allah'a ve Peygambere itaat edin, onlara karşı gelmekten sakının. Eğer bu emre sırt çevirirseniz, bilin ki, Elçimizin görevi sadece açıkça duyurmaktır."
93- İmân edip iyi amel işleyenler Allah'tan korkup îmân ettikleri, arkasından yine Allah'tan korkup mü'minliklerini devam ettirdikleri ve sonra yine Allah'tan korkup iyilik yaptıkları takdirde, vaktiyle tattıkları haram yiyecek ve içeceklerden dolayı sorumlu tutulmazlar. Hiç şüphesiz Allah iyilik yapanları sever.[208]
Sözlük
İçki ve kumar. "Hamr"[209]Hammaddesi ne olursa olsun, miktarı çok ya da az olsun, her türlü sarhoş edici madde, anlamına gelir. "Meysır" ise, kumar [210]demektir. Putlar. "Nusub" kelimesinin çoğuludur. Allah'a yaklaşmak,
O'na saygı göstermek amacı ile dikilen anıtlar ve heykeller anlamına gelir. Günümüzde görülen devlet adamı ve siyasi önder heykelleri bu kapsama girer.Fal okları, "zelem" kelimesinin çoğuludur. Arapların İslâm'dan önceki dönemde her hangi bir işin iyi mi, yoksa kötü mü; kârlı mı, yoksa zararlı mı olacağım anlamak amacı ile attıkları oklar anlamına gelir. Kâhinlerin çektikleri kuralar, kum falı ve parmak hesabına dayanan tahminler de bu çeşide girer.Pislik. Maddî ve manevî anlamda pis olan şey. Bilindiği gibi haram olan her şey iğrenç ve tiksindirici olmasa da pistir. Şeytanın amelindendir. Yani şeytanın insanları yoldan çıkarmak için süslediği, sevdirdiği ve özendirdiği şeylerdendirler.Ondan sakının. Onu bir yana bırakın, kalpleriniz ona yönelmesin, vücutlarınız ondan uzaklaşsın. Kurtulursunuz. Kemale erersiniz; dünyada ve ahirette mutlu olursunuz.Alikor. vazgeçilir.Son veriyor musunuz?.. Yani "son verin." Soru üslubunun amacı cevap beklemek değil, emir vermektir.Yeyip içtiklerinizde günah. Yani mü'minler, bu yasaklayıcı yetin inişinden önce içtikleri içkilerden ve yedikleri kumar kazançlarından dolayı sorumlu değildirler[211]
Açıklama
Yüce Allah, mü'minlere helâlleri haram ilân etmeyi yasakladıktan sonra, insanlara zarar verdikleri, kalplerini ve ruhlarını bozdukları gerekçesi ile yasakladığı, uzak durmaya ve kaçınmaya çağırdığı şeyleri açıklamak üzere: "Ey mü'minler..." diye söze giriyor.[212] Yani: Ey Allah'ı Rabb, İslâm'ı din ve Hz. Muhammedi -salât ve selâm üzerine olsun- Peygamber olarak onaylayan, kabul eden kimseler, biliniz ki "içki, kumar, anıt taşları ve fal okları şeytan işi pisliktir."[213] Yani bunlar şeytanın yapmaya çağırdığı, gönüllere hoş gösterdiği, süsleyip püsleyerek özendirdiği iğrenç birer pisliktir. Şeytan bu pislikleri yaptırmakla tek bir vücud gibi biribirine tutkun olmaları gereken mü'minler arasında kin ve düşmanlık tohumlan ekmeyi, koruyucu zırhları olan Allah'ı anmaktan alıkoymayı, Rabb'lerine yakınlaştırıcı miraçları olması yanında kendilerini iyiliklere özendirip kötülüklerden uzak tutan namazdan uzaklaştırmayı amaçlamaktadır.
Yüce Allah, daha sonra bu dört haramın fert ve toplum hayatında meydana getireceği yıkımın ve kötülüğün büyük vehametini en etkili biçimde kalplere işletecek olan dolaylı bir emir üslûbunu tercih ederek, mü'minlere: "Artık bunlara son veriyorsunuz, değil mi" diye sesleniyor. Arkasından, Yüce Allah: "Allah'a ve Peygamber'e İtaat ediniz, karşı gelmekten sakının!" buyruğu ile mü'minleri isyankârlığın kötü sonuçlan konusunda uyarmaktadır.Arkasından mü'minlere şu bilgi veriliyor: Eğer onlar gerçeğin ne olduğunu gördükten sonra ona sırt çevirecek olurlarsa bu sırt çevirmenin Peygambere hiç bir zararı yoktur. Çünkü onun görevi gerçeği açık bir dille anlatmaktır ve o bu duyurma görevini yerine getirmiştir. Peygamberin çağrışma sırt çevirenlere gelince, onlar tıpkı kafirler gibi alçaltıcı ve ebedi cehennem azabına çarpılacaklardır. "Allah'a ve Peygamber'e itaat ediniz, karşı gelmekten sakınınız. Eğer bu emre sırt çevirirseniz, bilin ki, Peygamberimizin görevi sadece açıkça duyurmaktır," âyetinin anlamı işte budur.[214]Şimdi de yukardakİ âyetlerin sonuncusunu okuyalım:"İmân edip iyi amel işleyenler, Allah'tan korkup îmân ettikleri, arkasından yine Allah'tan korkup mü'minliklerini devam ettirdikleri ve sonra yine Allah'tan korkup iyilik yaptıkları takdirde, vaktiyle tattıkları haram yiyecek ve içeceklerden dolayı sorumlu tutulmazlar. Hiç şüphesiz Allah iyilik yapanları sever." Bu âyet bazı sahabelerin: "Ya Rasûlüllah, içki içerek ve kumar oynayarak ölen kardeşlerimizin durumu ne olacak?" sorusunu sormaları üzerine indi.[215]Yani: "Bu kötülükleri işlerken Ölenlerin halleri ne olacak? Sorumlu mu tutulacaklar, yoksa af mı edilecekler?" İşte bu soru üzerine Yüce Allah bu âyeti indirerek mü'mınlere şu gerçeği açıklıyor: Mü'minler, yasaklayıcı âyetin inişinden önce tattıkları haram yiyecek ve içecekler yüzünden günahkâr sayılmayacaklar, sorumlu tutulmayacaklar. Yalnız bunun için Allah'tan korkup kendilerine daha önce bildirilmiş olan haramlardan kaçınmış, kendisine ve yasalarına inanmış emrine uyma ve yakınlığını kazanmak amacı ile iyi işler yapmış olmaları şarttır. Geçmiş kötülüklerden sorumlu tutulma zorluğundan kurtulmaları bu şarta bağlıdır. Ayetteki: "Arkasından yine Allah'tan korkup mü'minliklerini devam ettirdikleri..." ifadesi şu gerçeği vurguluyor: Ölmüş bulunanlar gibi, halen yaşamakta olan mü'minler de yasaklama emrinin gelişinden önce tattıkları haram içeceklerden ve yiyeceklerden Ötürü sorumlu tutulmazlar. Ama bunun için îmân etmiş olmaları, iyi amel işlemeleri, Öbür haramlardan kaçınmaları, bu alanlarda Yüce Allah'a içtenlikle bağlanarak îmânlarını, haramlardan sakınma titizliklerini ve iyilik yapmaya yönelik kararlılıklarını devam ettirmeleri gerekir.[216]
Sonuç
1- İçki içmek, kumar oynamak, anıtlara ve heykellere saygı göstermek, fal oklarından medet ummak haramdır.
2- Yasak emri iner-inmez bu haramları işlemeye derhal son vererek, Hz. Ömer (r.a.) gibi: "Son verdik, ey Rabbimiz!" demek farzdır.
3- İçki içme ve kumar oynama yasağının gerekçesi açıklanıyor. Bu gerekçe, insanlar araşma kin ve düşmanlık tohumlarının ekilmesi ve müslümanı, ruhi hayatının dayanağını oluşturan Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymasıdır.
4- Allah'a ve Elçisi'ne itaat edip onlara karşı gelmekten sakınmak farzdır.
5- Ölünceye kadar kötülüklerden sakınmak, bunun yamsıra inançta, sözde ve davranışlarda iyilikten yana kararlı bir tutum "sergilemek farzdır.
94- Ey mü'minler, Allah kendisini görmeksizin O'ndan kimlerin korktuğunu belirlemek için sizleri ihramlı iken ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av hayvanları aracılığı ile dener. Kim bu denemeden sonra yasakları çiğnerse kendisini acıklı bir azap beklemektedir.
95- Ey mü'minler, ihramlı iken av hayvanı vurmayınız. Kim bu durumdayken bilerek bir av hayvanı vurursa, işlediği suçun vebalini tatması için, ya içinizden iki adil kişinin vurulan av hayvanının dengi olduğuna karar verecekleri bir kurbanlığı, ceza olarak, Kabe'ye ulaştırıp kesmesi, ya kefaret olarak yoksullara yemek yedirmesi, ya da bunun dengi kadar gün oruç tutması gerekir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha aynı suçu işlerse Allah ondan öç alır. Hiç şüphesiz Allah üstün iradeli ve Öc alıcıdır.
96- Deniz hayvanlarını avlama ve hem kendiniz hem de yolcular için besin maddesi olarak yemek size helâl kılındı. Huzurunda biraraya getirileceğiniz Allah'tan korkunuz.[217]
Sözlük
Sizi denemek, sınamak İçin. Uy Av hayvanı. [218]Ellerinizin eriştiği.[219]Kuş yumurtası ve civciv gibi.
Mızraklarınızın yetiştiği. Rımah, "Rumh" kelimesinin çoğuludur. "Ellerinizin erdiği" deyiminden maksat çeşitli türdeki hayvanlardır.Kim görmediği halde Allah'tan korkarsa? Yüce Allah bu deneme yolu ile kimin kendisinden korkarak av hayvanı vurmaktan sakındığını ortaya çıkarmak istiyor.Haram olduktan sonra kim haddi aşarsa. Yasaklayıcı emri aldıktan sonra av hayvanı vurmak suretiyle, kim haddi aşarsa.Ve sizler ihramdasınız. Hunim "HaraırTın çoğuludur. Haram da demek ihramda demektir. Yani Hac ya da Umre için ihrama giren kişi demektir. Bu anlamda "Haram erkek" ya da "Haram kadın" deyimleri kullanılır.Hayvanlar. Deve, sığır ve koyun gibi hayvanların genel adı.Sizden adalet sahibi. Adil karar verebilecek nitelikte iki bilgili kişi.
Yaptığının sonucu. Sununun cezasının yükünü. Çünkü av hayvanı vurmak yasak olduğu halde böyle bir hayvanı vurdu. Ve yolcular. Yolcular onu yol azığı yaparlar. "Deniz yiyeceği" sahile atılan deniz hayvanı anlamına gelir.[220]
Açıklama
Yüce Allah, vurgulamah bir ifade ile mü'min kullarına seslenerek haber . veriyor ki, kimin itaatkâr ve kimin isyankâr olduğu ortaya çıksın diye kendilerini sınavdan geçirmektedir.[221] Ayeti okuyalım:"Ey mü'minler, Allah kendisini görmeksizin O'ndan kimlerin korktuğunu belirlemek için sizleri ihramlı iken ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği ! av hayvanları aracılığı ile dener." Böylece Yüce Allah bir yandan ihrama bürünmüş mü'minlere avlanmayı yasaklarken, öbür yandan bu hayvanları el-; lerînin ve mızraklarının kolayca ulaşabileceği bir yakınlıkta bulundurarak onları denemekte, sınavdan geçirmektedir; tıpkı vaktiyle cumartesi günü balık avlamayı yasaklayarak İsrailoğullarını sınavdan geçirdiği gibi. Bilindiği gibi bir sahil kasabasında oturan yahudiler Cumartesi yasağına uydukları gün deniz balık akınına uğrarken, bu yasağı çiğnedikleri gün böylesine bir balık bol-' luğu göre iniyorlardı. Yüce Allah emirlerini çiğneyen bu kimseleri böylece ' sınavdan geçirmişti. Sözkonusu yahudi topluluğu Yüce Allah'ın yasağım • çiğneyerek cumartesi günleri balık avladılar ve bu yüzden çarpılma cezasına uğratılarak aşağılık maymunlara dönüştürüldüler. Fakat müslümanlar bunun tersini yaparak Rabb'lerinin buyruğuna uydular ve emrini yerine getirdiler.Ayetin sonunu oluşturan: "Kim bu denemeden sonra yasaklan çiğnerken dişini acıklı bir azap beklemektedir," cümlesi, kim bu yasaklamadan sonra av hayvanı öldürürse acıklı bir azaba çarptırılır, demektir.95. âyete gelince, onu birlikte inceleyelim: "Ey mü'minlere [222] İhramlı iken }■ av hayvanı vurmayınız."[223]Yüce Allah bu cümlede av hayvanı vurma yasağım
bir daha vurguladıktan sonra: "Kim bu durumda iken bilerek bir av hayvanı vurursa," ifadesi ile sözü bu suçun gerektirdiği cezaya getiriyor ve bu cezanın, "öldürülen av hayvanının dengi olan kurbanlık bir hayvan," yani bir deve, bir sığır ya da bir koyun olduğunu belirtiyor. Hangi kurbanlık hayvanın hangi av hayvanın dengi olduğuna "içinizden iki âdil kişi karar verecektir." Bu âdil kişiler önce vurulan av hayvanına bakarlar ve sonra onun dengi olacak olan kurbanlık hayvanı belirlerler. Meselâ, deve kuşunun dengi deve, vahşi ineğin dengi sığır ve ceylanın dengi keçidir. Diğer hayvanlar da bu şekilde denk-leştirilir. Böylece deve, koyun ya da sığır kurban etmesi kararlaştırılan kimse, eğer isterse [224]kesmek zorunda olduğu kurbanı Mekke yoksullarına gönderir. Eğer isterse o kurbanlık hayvanın parası ile yiyecek maddesi satın alıp fakirlere dağıtır. Eğer İsterse her yarım s a' ağırlığındaki yiyecek maddesi yükümlülüğünün karşılığında bir gün hesabı ile cezasını oruçla karşılar. İşte: "Ya bir kurbanlığı Kabe'ye ulaştırıp kesmesi, ya kefaret olarak yoksullara yemek yedirmesi, ya da bunun dengi kadar gün oruç tutması gerekir," ifadesi bu hükmü açıklıyor.
Ayette geçen: "davranışının cezasını tatmak için," ifadesi, yasağı çiğnemesinin gerektirdiği cezanın yükünü çekmek İçin, anlamına gelir. "Allah geç-miştekileri affetmiştir," ifadesi, Allah sizi geçmişte işlediğiniz bu tür suçlarınızdan dolayı sorumlu tutmamaktır, demektir. İlerde işleyeceğiniz bu tür suçlara gelince Allah bu konuda: "Fakat kim bir daha aynı suçu işlerse Allah ondan öc alır.[225] Hiç şüphesiz Allah üstün iradeli ve öc alıcıdır," buyuruyor. Bu ifade: "Allah İlerde aynı suçu işleyecek olan kimseyi cezaya çarptıracaktır. O'nun iradesinin önüne hiç bir engel dikİlemez. Haberiniz olsun, O'ndan korkun da ihramlı iken av hayvanı vurmaktan sakının, anlamını taşır.
96. âyete gelince, İhramlı mü'minlerin avlanmalarının yasak olduğu ve bu yasağa rağmen avlananlara verilecek cezanın belirlenmesinden sonra Yüce Allah bu âyette kolaylık olsun diye ihramlı mü'minlere deniz hayvanı avlamayı ve dalgaların sahile attığı ölü deniz hayvanlarını yemeyi helâl kıldığını haber veriyor.[226]"Hem kendiniz: hem de yolcular için besin maddesi olarak..." ifadesi şunu anlatmak istiyor: Yolcular yol boyunca bu deniz hayvanlarını azık edinebilirler. Çünkü ihramlı oldukları sürece kara hayvanı avlamaları yasaktır. Yüce Allah, bu âyetin sonunda mü'minlere kendisinden, yani vereceği eczadan korkarak O'na titizlikle itaat etmelerini, bunun için buyruklarını yerine getirip yasaklarından uzak durmalarını emrediyor. Ayrıca kıyamet günü hesaplaşma ve ceza biçme amacı ile herkesi huzurunda biraraya getireceğini hatırlatarak sözü bağlıyor: Okuyalım: "Huzurunda biraraya getirileceğiniz Allah'tan korkunuz."[227]
Sonuç
1- Yüce Allah Hudeybiye'de müslümanları denedi. Çevrelerinde çok sayıda av hayvanı bulundurmasına rağmen avlanmayı yasak ederek onları sınavdan geçirdi. Sahabiler Allah'ın emrine uyarak avlanmadılar. Böylece ya-hudilerden daha hayırlı ve peygamberlerinin taahhüdü uyarınca daha üstün olduklarını ısbatlamış oldular.
2- Deniz hayvanları dışında kalan hayvanları avlamak ihramlılara yasaktır.
3- İhramlı iken av hayvanı vurmanın cezası, vurulan hayvanın dengi olan helâl bir hayvanı kurban olarak kesmektir.
4- İhramlı iken vurulan av hayvanının dengini belirlemek için iki bilirkişinin hakemliğine başvurmak gerekir. Av hayvanını vuran kimsenin bu konuda kendi kendine belirleyeceği kefaret geçersizdir.
5- Harem-i şerif sınırları içinde av hayvanı vurmak ihramlı-ihramsız herkese yasaktır.
97- Allah Kabe'yi, o dokunulmaz evi, insanlar için güvenli bir barınak kıldı. Savaşılması yasak ayları, kurbanlıkları ve (bu bölgeye sığınma göstergesi olarak takılan) gerdanlıkları da bu dokunulmazlığın kapsamına aldı. Allah'ın göklerde ve yeryüzünde olan her şeyi bildiğini, O'nun bilgisinin her şeyi kapsamına aldığını bilesiniz diye bunu böyle yaptı.
98- Biliniz ki, Allah azabı ağır olan, bunun yanında da affedici ve merhametli olandır.
99- Peygamberin görevi sadece duyurmaktır. Allah gerek açığa vurduğunuz ve gerekse gizlediğiniz her şeyi iyi bilir.
100- De ki: "Murdarın çokluğu (yaygınlığı) senin beğenini kazanmış olsa da, murdar ile temiz aslında bir değildir." Buna göre, ey aklı başında kimseler, Allah'tan korkun ki, kurtuluşa ere siniz.[228]
Sözlük
Kabe, dört köşeli binaların genel adıdır. Buradaki anlamı Bey-tullah'tır.İnsanların işlerini yürütme yeri. Allah Kabe'yi insanların hem dini ve hem de dünyevi işlerini yapmalarına elverişli bir yer olarak belirledi. İnsanlar orada hac ve umre ibadetlerini yaparak dinî işlerini yerine getiriyorlar. Oranın güvenli bir yer olması ve dünyanın her yerinden gelen nimetlerin edinilebileceği bir pazar olması açısından da dünya işlerinin görüldüğü bir yer olmaktadır."Yasak aylar." Buradaki anlamı savaşmanın yasak olduğu dört aydır ki bunlar Recep, Zilkaade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Ancak fitneyi kaldırmak için eğer şartlar savaşmayı gerektiriyorsa bu aylarda da savaşılır.Kurbanlık. Kabe'ye bağışlanan her türlü armağan.Gerdanlık, kolye. "Kaladete" kelimesinin çoğuludur; Harem~i Şerife armağan edilen deve ve sığır gibi kurbanlık hayvanların boyunlarına takılan gerdanlık anlamına gelir.Mesaj, duyuru, ilân. Yüce Allah'ın kendisine duyurmayı emrettiği mesajın duyurulması.
Açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz her şey.Pis. "Temiz" karşıtıdır, haram anlamına gelir. Maddî-manevî bütün haram türlerini kapsar.Akıl sahiplen, aklı başında kimseler.[229]
Açıklama
"Allah Kabe'yi, o dokunulmaz evi, insanlar için güvenli bir barınak kıldı."[230] Buradaki "insanlar"dan maksat, İslâm öncesinin, yani cahiliye döneminin araplandır. "Güvenli bir barınak" deyimi şu anlama gelir: Beytullah insanların bir çok işlerinin görüldüğü, çeşitli ihtiy açlar inin karşılandığı bir yerdir. Orada hac ve umre ibadeti yapılır. Oraya gelen, sınırlarından içeri giren herkes güvenliğe kavuşur. Zilkaade, Zilhicce, Muharrem ve Recep'ten oluşan yasak aylar da böyledir. Harem-i şerife armağan edilen kurbanlık hayvanlar da böyledir. Kabe'ye gönderilen kurbanlıkların boyunlarına takılan ve Kabe'ye armağan edildiklerini simgeleyen gerdanlıklar da böyledir. Kabe'yi ziyaret eden kimsenin oraya gittiğinin veya oradan geldiğinin belirtisi olsun diye yakasına taktığı ağaç kabukları da böyledir. Saydığımız bu dört şey, yani Bey-tulharam. yasak aylar, kurbanlık hayvan ve gerdanlıklar cahiliye dönemi Arapları arasında güç sembolü olarak kabul edilir ve başta Harem-i Şerifte yaşayan Kureyşliler olmak üzere bütün Araplara ülkelerinde güvenlik ve refah sağlardı. Bu durumu kullan için plânlayan Yüce Allah'tır. Bu da Onun bilgisinin, gücünün, hikmetinin ve rahmetinin delilidir. Nitekim Yüce Allah bu gerçeği vurgulamak üzere: "Allah'ın göklerde ve yeryüzünde olan her şeyi bildiğini, O'nun bilgisinin her şeyi kapsamına aldığını bilesiniz diye bunu böyle yaptı," buyuruyor. Ayetin bu bölümü şu anlamlan taşır: Ey Araplar, Kabe'de bir devletiniz, bîr yönetiminiz olmadığı halde Allah size orada böylesine bir güven ve refah ortamı bağışladı. Böylece şunları bilmenizi istedi: O göklerde ve yeryüzünde bulunan diğer bütün âlemleri, bütün yaratıkları bilir. Bunların hiç biri O'nun için sır değildir. O her şeyi bilir. O kendisi dışında başka bir ilâh olmayan, kendisinden başka bir Rabb bulunmayan gerçek ilâhtır. O halde O'na kulluk edin. O'na dayanın, O'ndan başkasına tapmaya son verin, O'ndan başkasına bakmayın. Eğer böyle yapmazsanız O, sizi ilerde en ağır ve en katlanılmaz azaba çarptıracaktır. Çünkü O "azabı ağır olan"dır. Bu gerçeği bilin de O'ndan korkun!99. âyet ise 98. âyette yer alan; "Biliniz ki, Allah azabı ağır olandır," biçimindeki ağır tehdidin içeriğini vurgular niteliktedir. Bu âyet: "Peygamberin görevi sadece duyurmaktır.''[231]diye başlıyor. Peygamber kendisine iletileni duyurdu, uyardı ve ileri sürülebilecek hiç bir bahaneye yer bırakmadı. Artık iş size kaldı. Eğer Rabb'inize sığınır, O'na itaat ederseniz, O sizi affeder, size merhamet eder. Çünkü affedici ve merhametlidir. Yok, eğer O'ndan yüz çevirir, emirlerine karşı gelirseniz, O bunu bilir, sîzi bu yüzden sorumlu tutar ve cezalandırır. O azabı ağır olandır. Ayette yer alan: "Allah gerek açığa vurduğunuz ve gerekse gizlediğiniz her şeyi iyi bilir," ifadesi hem bir vaat ve hem de bir tehdittir. Çünkü Yüce Allah'ın gizli-açık her şeyi bilmesi, kulların davranışlarının karşılıksız kalmayacağı sonucunu doğurur. Eğer davranış iyi ise karşılığı iyi, kötüyse kötü olur.
100. âyette ise Yüce Allah, Peygamberimize buyuruyor ki: İnancın, sözlerin, davranışların, adamların ve malların "pisleri, murdarları asla temizleri ile bir değildir."[232] Pis şeylerin çokluğu sizin hoşunuza gidebilir.[233]Fakat önemli olan çokluk ya da azlık değildir.[234]Her hangi bir şey az olsa bile önemli olan onun temiz ve faydalı olması, zararlı olmamasıdır. "Buna göre, ey aklı başında kimseler, Allah'tan korkunuz." Yani ondan çekinerek emirlerine uyunuz ve yasaklarından kaçının. Böylece korktuklarınızdan uzak kalıp arzu ettiklerinize kavuşarak mutluluğa erebilirsiniz.[235]
Sonuç
1- Yüce Allah'ın, yarattığı varlıkların hayat akışım hayret edilecek bir mükemmellikle düzenlediği anlatılıyor. Çünkü Kureyşlilerin ve arapların ihtiyaçlarını karşılıyor, onlara güven ve düzenliliğin devamını sağlıyor. Bunun sonucu olarak mutluluk ve zenginlik, bolluk ortaya çıkıyor. Bütün bunlar O'nun kullarının kalplerine aşıladığı Beytullah'a, yasak aylara, kurbanlıklara ve kurbanlıkların boyunlarına takılan gerdanlıklara yönelik saygı ve dokunulmazlık duygusudur. Bunu Allah'tan başka hiç kimse yapamaz.
2- Peygamberimizin insanlara karşı taşıdığı sorumluluğun ne olduğu açıklanıyor. Bu sorumluluk sadece Allah'tan gelen haber ve bildirileri duyurmaktır. O da bu duyurma görevini yerine getirmiştir.
3- Önemli olanın nicelik (azlık-çokluk ve dış görünüş) değil, nitelik (iyi-lik-kötülük, fay dalı-zararlı) olduğu gerçeği dile getiriliyor. Öyle ya, bir mü'min on kafirden daha faydalı, bir tek helâl lira on haram liradan ve kabul edilen iki rekâtlık namaz, kabul edilmeyen on rekâtlık namazdan daha hayırlıdır.
4- Mutluluğa ermeyi umabilmek için günahlardan sakınmak gerektiği vurgulanıyor._
101- Ey mii'minler, açıklandıkları takdirde zorunuza gidecek konuları sormayın; eğer Kur'an inerken bu konuları sorarsanız onlar size açıklanır. Oysa Allah onlara değinme mistir. Hiç şüphesiz Allah affedicidir, şefkatli davranandır.
102- Sizden önceki bir kavim böyle konuları sordu, fakat sonra bunlar yüzünden kâfir oldular.
103- Allah Bahire, Şaibe, Vesile ve Hami diye bir şey ortaya koymamıştır. Fakat kâfirler Allah adına yalan uydurdular. Onların çoğu düşünme yeteneğinden yoksundur.
104- Onlara: "Allah'ın indirdiği Kur'an'a ve peygambere uyun," denildiğinde: "Atalarımızın miras bıraktığı düzen bize yeter," derler. Peki, ya ataları hiç bir şey anlamayan, doğru yoldan uzak kimseler idi ise?[236]
Sözlük
Eğer size açıklanırsa. Açıklandıkları takdirde zararınıza olur.Allah ondan sorumlu tutmadı. Allah onu söylemedi, gündeme almadı ya da sizi ondan sorumlu tutmadı.Bir kavim onu sordu. Sizin dışınızda, eski ümmetlerden biri onun gündeme getirilmesini istedi.Allah yasallaştırmadi; şart koşmadıKulağı yarılmış dişi deve.Salıverilmiş, dişi deve. İlk yavrusu dişi olan deveMüşrikler kendi ilahlarına adadığı için sırtına dokunulmayan,yani ne binilen ve ne de yük vurulan deve.[237]
Açıklama
Bir gün sahabiler peygamberimize (s.a.v.) okadar çok soru sordular ki, sonunda sıkılan peygamberimiz ayağa kalkarak: "Bu gün bana ne sorarsanız hepsinin cevabım vereceğim," dedi. Dinleyiciler arasında Hazake oğlu Abdullah adında biri vardı. Bu adam kimle kırıcı bir tartışmaya girişse babasından başkasına nispet edilir, yani piçlikle suçlamrdı. Bu zat ayağa kalkarak Peygamberimize: "Ya Rasûlüllah, benim babam kim?" diye sordu. Peygamberimiz ona: "Senin baban Hazake'dir," diye cevap verdi.Öre yandan Ebû Hureyre'nin verdiği bilgiye göre Peygamberimiz sahabi-lere yaptığı bir konuşmada: "Ey insanlar, Allah size hacca gitmeyi farz kıldı, hacca gidiniz," deyince dinleyenlerden biri: "Her yıl mı, ya Rasûlüllah?" diye sordu. Peygamberimiz cevap vermedi. Adam aynı soruyu üç kere tekrarlayınca, Peygamberimiz "Hayır, eğer 'evet' deseydim, her yıl hacca gitmeniz farz olurdu. Eğer farz olsa bunu yapamazdınız," dedikten sonra sözlerini: "Size söylemediğim şeyleri kurcalamayın, söylediğim kadarı ile yetinin," diye bağladı. Bunun üzerine: "Ey mü'minler, açıklandıkları takdirde zorunuza gidecek konulan sormayın!"[238]ayeti İndi. Yani eğer açıklama yapılır, sorunuza cevap verilirse, sizi üzecek, zararınıza olacak bir sonuç ortaya çıkabilir. Yalnız: "Eğer Kur'an inerken bu konuları sorarsanız, onlar size açıklanır. "[239]Yani merak ettiğiniz konulan Peygamberiniz size açıklar. Ama henüz hakkında âyet inmemiş olan meseleleri sorarsanız, bu size yakışmaz. Çünkü bu davranışınızla Peygamberi sıkıntıya sokmuş, ona eziyet etmiş olursunuz. "Allah onları affetmiştir." Yani sorduğunuz o tür sorulardan ötürü sizi sorumlu tutmamıştır. "Hiç şüphesiz, Allah affedicidir ve yumuşak tutumludur." Öyleyse O'na dönüp tevbe edin, O tevbenizi kabul eder.[240]O'ndan af dileyin ki, sizi af etsin, size merhamet etsin. Çünkü affedicidir, merhametlidir.Şimdi de 102. âyeti inceleyelim: "Sizden önceki bir kavim böyle konuları sordu, fakat sonra bunlar yüzünden kâfir oldular. "[241] Yani sizden önceki topluluklardan biri vaktiyle bu tür ayrıntıya inen, zorluk getirici sorular sordular da "bu yüzden kâfir oldular." Çünkü omuzlarına taşıyamayacakları yükümlülükler bindirildi. Peygamberlerine sordukları kurcalama amaçlı soruların cezası kendilerine ağır geldiği için gereklerini yerine getiremediler ve böylece kafir oldular. Yukarıdaki ayetlerin ilk ikisinin açıklamaları bunlardır.Şimdi üçüncü âyeti ele alalım: "Allah Bahire (kulağı yarılmış dişi deve), Şaibe (salıverilmiş dişi deve), Vesile (ilk yavrusu dişi olan deve) ve Hami (müşriklerin kendi ilahlarına adadığı için sırtına binmeyi ve yük taşıtmayı haram ettikleri deve), diye bir şey ortaya koymamıştır. Müşrikler bu develerin yenmesini, binilmesini ve onlarla yük taşınılmasını kendi kafalarından haram kılmışlardı. Allah böyle birşey koymamıştı." Belki de biri Peygamberimize Bahire ve diğerleri hakkında soru sormuş ve bunun üzerine bu ayet inmiştir. Yani Bahire, Şaibe, Vesile ve Hami'ye ilişkin uygulamalar Allah'ın koyduğu bir kurala dayanmıyor. Bu uygulamaları ortaya atanlar kafirlerdir, ama kendi uydurmalarını yalandan ve iftira olarak Allah'a maletmeye kalkışmışlardır. "Onların çoğu düşünme yeteneğinden yoksundur." Eğer düşünebiîseler Allah'a iftira etmezler, kendilerinin uydurduğu, kafalarından çıkarıp kurallaştır-dikları bir şeyi Allah'a dayandırmazlardi. Bu sakat gelenek uyarınca İlk defa develeri salıveren ve Hz. İsmail'in -selâm üzerine olsun- Öğrettiği dini değişikliğe uğratan kişi Luhay oğlu Amr'dir. Peygamberimiz Mirac'da bu adamı cehennemde bağırsaklarını sürükler durumda görmüştü.
104. âyette ise Yüce Allah bize şu haberi veriyor: Kendi şirk nitelikli uydurmalarım yalan yere Allah'a dayandırmaya kalkışan müşriklere "Allah'ın indirdiği Kur'an'a ve peygambere uyun," böylece Bahire ve Saİbe gibi konularla İlgili iddialarınızın asılsızlığı ve yalanlarınızın iç yüzü ortaya çıksın, dendiğinde, gerçeğe dönmeyi reddederek: "Atalarımızın miras bıraktığı düzen bize yeter," başkalarına ihtiyacımız yok, derler. Yüce Allah onların bu sakat görüşlerini aşağılayıp: "Peki, ya ataları hiç bir şey anlamayan kimseler idi"ise?" diye cevap veriyor. Yani bunlar atalarının sapık geleneklerine uyuyorlar, onları delil olarak gösteriyorlar.. Peki ya o ataları cahil, beyinsiz, gerçeğin zerresini bile kavrayamamış, iyiye ve faydalıya götüren yolun uzağına düşmüş aptal kimseler idi ise, hâlâ yine mi körükörüne onların izinden-gidecekler?[242]
Sonuç
1- Soru sorarken ısrarlı, didikleyici, kurcalayıcı ve lüzumsuz ayrıntılarla boğucu bir üslûp kullanmak mekruhtur.
2- Dİne hurafe ve bid'at katmaya kalkışmak haramdır ve bu tutum insanlar arasında müşriki iğin meydana çıkmasına sebep olur.
3- Tartışmalı konularda Kur'an'a ve sünnete baş vurmak ve bu kaynaklardan çıkacak hükme razı olmak farzdır.
4- Cahilleri taklit etmek, onların sapık heveskârlıklarına uymak haramdır.
105- Ey mü'minler, siz kendinizden sorumlusunuz. Eğer siz doğru yolda olursanız sapıklar size zarar veremez- Hepinizin dönüşü Allah'adır; O size yapmış olduklarınızın içyüzünü bildirecektir![243]
Sözlük
İnanın. Yani emirleri yerine getirip yasaklardan kaçınarak Allah'ı ve Elçisini onaylayanlar, çağrılarına olumlu cevap verenlerden olun.Kendinizi düzeltin. Yani, siz kendi kendinizi doğru yola yöneltip düzeltmeye gayret edin.Hidayete erdiğinizde. Gerçeği tanımaya yönelip bu yolu izlediğiniz takdirde.Dönüşünüz Allah'adır. İster sapık olun, ister doğru yolda olun,hepiniz Allah'a döneceksiniz.Size açıklayacak. Yani, Yüce Allah size yaptığınız işleri bildirir ve karşılıklarını verir.[244]
Açıklama
Yüce Allah bu âyetin başında mü'mİn kullarına: "Ey mü'minler!" diye sesleniyor. Yani: Ey Allah'ı, Elçisini, Allah'ın vaadlerini ve tehditlerini onaylayanlar "siz kendinizden sorumlusunuz!"[245] Yani, nefsinizin doğru yolda olmasına, îmân etmek, iyi amel işleyerek, müşriklikten ve günahkârlıktan uzak durarak temizlenmesine gayret ediniz. "Eğer siz doğru yolda olursanız sapıklar size zarar veremez." Yani, eğer siz doğru yolda iseniz, başkalarının sapıklığı size zarar vermez. Çünkü hiç kimsenin günahı başkasının sırtına yüklenmez. Herkes başkasının yaptıklarının değil, kendi yaptıklarının cezasına çarptırılır. Kim doğru yolda olursa kendi faydasına doğru yolda olmuş olur. Kim yoldan çıkarsa kendi zararına doğru yoldan çıkmış olur.Yalnız; iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, doğru yolda olmanın gereğidir. Eğer mü'minler iyiliği emredip kötülükten sakındırma görevini yapmazlarsa, doğru yolda sayılmazlar. Çünkü kötülük karşısındaki suskunluk kötülüğün çoğalıp yayılmasına yolaçar. Bu da günün birinde mutlaka mü'minlere de bulaşarak onların doğru yolda olma şanslarını kaybetmelerine sebep olur. Nitekim Hz. Ebu Bekir (r.a.) bir gün yaptığı bir konuşmada şöyle dedi: "Ey insanlar, görüyorum ki, siz: 'Ey mü'minler, siz kendinizden sorumlusunuz... [246]âyetini okuyor, sonra da onu yanlış yorumluyorsunuz, ona asıl anlamının dışında bir anlam veriyorsunuz. Çünkü ben Peygamberimizin: Eğer insanlar kötülüğü gördükleri halde onu değiştirmezlerse, ortak bir cezaya çarpılacakları gün yakın olur!' dediğini işitmiştim!.."
Yukarıdaki âyetin sonunu oluşturan: "Hepinizin dönüşü Allah'adır; O size, yapmış olduklarınızın iç yüzünü bildirecektir!" ifadesi hem vaad hem de tehdit içerir. Allah'a ve Elçisine itaat edenlere vaat, karşı gelenlere tehdit vardır.[247]
Sonuç
1- Mü'minin içini ve dışını düzeltmesi, kendisini müşrikliğin ve günahların kirlerinden arındırması gerekir. Bu da iman edip salih amel İşlemekle olur.
2- Başkalarının sapıklığı mü'minlere zarar vermez. Yalnız bunun için mü'm inlerin sapıklara karşı, iyiliği emredip kötülükten sakındırma, görevini yerine getirmeleri gerekir.[248]
3- Bu âyette Ölümden sonra yeniden dirilme İlkesi vurgulanıyor.
4- İnsanın mutluluğuna ya da mutsuzluk ve felaketine yolaçan en büyük sebebin kendi davranışları olduğu belirtiliyor.
106- Ey mü'minler, içinizden biri ölmek üzereyken vasiyet edeceği zaman sizden olan iki sözüne güvenilir kişiyi şahid tutsun. Ya da eğer yolculuk sırasında ölüm olayı ile karşı karşıya gelirseniz sizden (müslüman) olmayan iki kişiyi şahit tutarsınız.
Eğer (bu gayri müslimlerin şahitlikleri konusunda) kuşkuya düşerseniz namazdan sonra onları alıkoyarak: "Sözkonusu olan akrabalarımız bile olsa şahitliğimizi menfaat karşılığında satmayız; Allah'ın emaneti olan şahitliği saklamayız; yoksa günahkarlardan oluruz!" diye kendilerine Allah adına yemin ettirirsiniz.
107- Eğer daha sonra bu şahitlerin günaha girdikleri ortaya çıkarsa, şahitlikleri yüzünden hakları çiğnenen iki kişi onların yerine geçerek "Bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur; biz hiç bir hakkı çiğnemiyoruz; yoksa zalimlerden oluruz!" diye yemin ederler.
108- Bu işlem şahitlerin gerektiği gibi şahitlik yapmalarını ya da yapacakları yeminden sonra başkalarının yeminine başvurulmasından çekinmelerini sağlayacak en kestirme yoldur. Allah'tan korkun ve (O'nun direktifini) iyi dinleyin. Çünkü Allah fasıkları doğru yola iletmez.[249]
Sözlük
Şehadet, gözle görme ya da sezgi kaynaklı bir bilgiye dayanan sözdür: tanıklık etmek. "Aranızda" ifadesi, "biribirinize şahitlik etmeniz" anlamına gelir. Yani, eğer yolcu iseniz ikindi namazından sonra.O iki şahidin doğru söyleyecekleri, dürüst davranacakları konusunda kuşkuya düşerseniz.Eğer bu iki şahidin kendilerine emanet edilen gerçeklere ihanet edip yalan söylediklerinin farkına varılırsa. En yakın.yani, gerçekte olduğu gibi, aslına uygun olarak. Ne olduğundan fazla, ne de olduğundan az.[250]Yani, Yüce Allah'ın ve Peygamberimizin emirleri ile yasaklarına aldırış etmeyenler, bunlara bağlılığı gerekli saymayanlar.[251]
Açıklama
Kur'an mü'minlere yol göstermeye, onları olgunluğa ve mutluluğa erdirecek uygulamalara iletmeye, kendilerine bu uygulamaların neler olduğunu öğretmeye devam ediyor.
106. âyette Yüce Allah mü'min kullarına şöyle buyuruyor: "Ey mü'minler, içinizden biri Ölmek üzereyken vasiyet edeceği zaman sizden olan iki sözüne güvenilir kişiyi şahit tutsun." Sizden olan. yani müslüman olan bu iki sözüne güvenilir kişi, içinizden ölmek üzere olan kimsenin yapacağı vasiyete şahitlik etsinler. Ama: "Eğer yolcu iseniz" ve bu yolculuk sırasında ölümün eşiğine gelen kimsenin yanında kâfirlerden başkası yoksa, o zaman, "sizden olmayan iki kişiyi şahit tutarsınız."
Eğer sözkonusu iki kâfir şahidin doğru haber vereceği, şahitliği dürüst biçimde yapacakları konusunda .şüpheniz varsa, namazdan sonra onları mes-cidde alıkoyup kendilerine yemin verdirin. Yani imkan varsa böyle yapın. İmkan yoksa zamanı şartlara göre ayarlayın. Onlardan: "Vallahi şahitliğimizin ya da yeminimizin ilgili tarafı akrabamız bile olsa yeminimizi bir kaç paraya satmayız!" diyerek Allah adına and içmelerini isteyin. Ayrıca onları şöyle demeye çağırın: "Allah'ın emaneti olan şahitliği saklamayız" eğer Allah için yapmayı üstlendiğimiz bu şahitliği saklarsak, "günahkârlardan oluruz!"
"Eğer bu müslüman olmayan şahitlerin daha sonra günaha girdikleri ortaya çıkarsa.." yani, ölmek üzere olan kişinin yanında bulunup da kendilerine bildirilip emanet edilen vasiyeti doğru olarak aktaracakları yolunda yemin eden bu iki şahidin üstlendikleri emanete hıyanet ettikleri, yemine rağmen yalan söyledikleri ortaya çıkarsa, "..onların şahitlikleri yüzünden hakları çiğnenenlerden iki kişi onların yerine geçerek" şöyle yemin ederler: Vallahi "bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur." Yani bizim yeminimiz onların yemininden daha gerçek, daha dürüsttür. Biz onlara asılsız bir suçlama yönelterek "hiç bir hakkı çiğnemiyoruz," eğer böyle yapmış olsak "zalimlerden oluruz!" Ölünün mirasçıları bu yemini ettikleri zaman, üzerine yemin ettikleri malı almayı hakederler, yani, ölüm olayı sırasında vasiyete şahitlik edenlerin gizledikleri, inkâr ettikleri mal kendilerine geri verilir. Yüce Allah: "Bu işlem, şahitliklerini gerektiği gibi yapmalarını sağlayacak en kestirme yoldur," diyor. Yani bu işlem, .şahitlerin zulümden ve haksızlıktan uzak âdil bir şahitlik yapmalarını sağlamanın en kestirme yoludur. "Ya da yapacakları yeminden sonra başkalarının yeminine başvurulmasından çekinmelerini sağlayacak en kestirme yoldur,' ifadesi ise şu anlama gelir: Yani bu uygulama,sözkonusu şahitlerin şahitliklerinin reddedilmesinden korkmalarını, rezil olmamak endişesi ile yalan söylememelerini sağlayacak en etkili bir yöntemdir."Allah'tan korkun!" Yani: "Ey mü'minler, Allah'tan korkun da O'na itaat çerçevesi dışına çıkmayınız; "Ve O'nun emrini dinleyin!" Size verilen emri tutun ve o konuda Yüce Allah'ın çağrısına olumlu karşılık verin. Çünkü Yüce Allah, itaat çerçevesi dışına çıkan fasıkları iyilik ve olgunluk yoluna iletmez; öyleyse faşıklıktan uzak durun, ondan çekinin![252]
Sonuç
1- Hem kendi mekânında, hem yolculuk sırasında vasiyet etmek meşrudur. Okuduğumuz âyetler vasiyeti teşvik ediyor, özendiriyor.
2- Vasiyeti şahitlerin huzurunda yapmak gerekir.
3- Eğer müslüman şahit bulunmaz ise müslüman olmayan kimseleri [253]
vasiyete şahit tutmak caizdir.[254]
4- Yemine ağırlık kazandırmak amacı İle namazdan sonra yemin etmek müstehaptır.
5- Hakim şahitlerin doğru söyleyip söylemedikleri konusunda şüpheye düştüğü takdirde onlara yemin verdirir, bu meşrudur.
109- Allah, bütün peygamberleri biraraya getireceği gün onlara: "İnsanlar çağrılarınıza ne cevap verdi?" diye sorar. Peygamberler de: "Bizim bir şey bildiğimiz yok; hiç şüphesiz sen bilinmeyenleri bilensin!" derler.
110- Hani Allah dedi ki: Ey Meryem oğlu İsa, sana ve an. -ne vermiş olduğum nimetleri, ayrıcalıkları hatırla. Hani seni Ru-
hul Kudüs (Cebrail) aracılığı ile destekledim, hem beşikte ve hem de yetişkin yaştayken insanlarla konuşabiliyordun...
Hani sana Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İnciri öğretmiştim... Hani sen benim iznimle çamurdan kuşa benzeyen bir şekil yapıyordun da içine lifleyince, iznimle, canlı bir kuş oluveriyordu... Hani sen benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileş-tiriyordun...
Hani sen benim iznimle, ölüyü dirilterek mezardan çıkarıyordun...
Hani açık mucizeler göstermen üzerine İsrailo gutlarının kâfirleri: 'Bu düpedüz bir büyüdür!1 dediklerinde seni onların ellerinden kurtarmıştım...
111- Hani havarilere vahiy yolu ile: 'Bana ve Peygamberime inanın!' diye emir vermiştim de bunun üzerine onlar da: 'İnandık, şahit ol ki bizler müslümanız!' dediler... [255]
Sözlük
O gün Allah peygamberleri toplar. Yani: "Allah'ın peygamber lerİ biraraya getireceği günü hatırla." Bu olay kıyamet günügerçekleşecektir.'' [256]"Gayb" kelimesinin çoğuludur; gözlerin göremediği, duyu organları aracılığı İle algılanamayan şey, demektir.Seni güçlendirdim, sana yardım ettim.Cebrail. -Selâm üzerine olsun Beşik. Meme çağındaki çocuğun yattığı yer.Gençlik çağı, yani otuzuncu yaşını, aşmış kimse.Yazı, yazı yazabilme. Hikmet, ilim. Şeriatın sırlan; her konuda doğruyu bulma yeteneği.Kuşa benzer bir şekil yapardın, düzenlerdin.
Ekmeh, doğuştan kör; Ebres, beres (alaca) hastalığına yakalanmış kimse. Alakoydum, sana dokunmalarını engelledim. "Havari" kelimesinin çoğuludur; hem içinden ve hem de açıktan samimi biçimde seven kimse.[257]
Açıklama
Yüce Allah, mü'minleri yeniden dirilme gününün dehşeti konusunda uyarıyor. O gün bütün peygamberleri biraraya getirerek, olup-bitenleri onlardan daha iyi bildiği halde, kendilerine: "İnsanlar çağrılarınıza ne cevap verdiler?" diye sorar. Yani: "Ümmetleriniz size itaat mı ettiler, yoksa karşı mı geldiler?" Yüce Allah'ın bu sıkıştırması üzerine bildiklerini unutan peygamberler işi O'na havale ederek: "Bizim bir şey bildiğimiz yok; hiç şüphesiz sen gayb-leri bilensin!"[258] derler. O gün peygamberler bu duruma düşeceklerine göre, acaba onlardan daha zayıf durumda olan sıradan insanlar ne duruma düşer?Yüce Allah bu dehşetli sahnede diğer peygamberler arasından Hz. İsa'yı seçip onunla konuşuyor. Çünkü onun hakkında iki büyük ümmet ölçüyü kaçırıp sapık düşüncelere kapıldı. Yahudiler onun büyücü ve piç olduğunu iddia ederlerken, hristiyanlar kendisinin Allah ve Allah'ın oğlu olduğunu ileri sürdüler. Bu yüzden, o ümmetlerin de işitebilecekleri bir sahnede Yüce Allah, Hz. İsa'ya şöyle sesleniyor: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene vermiş olduğum nimetleri, ayrıcalıkları hatırla: "Sen benim kulum ve peygamberim olduğun gibi annen de benim kulumdur!.. Yüce Allah, Hz. İsa'ya yönelik nimetlerini sayıyor: "Hani seni Ruhul Kudüs (Cebrail) aracılığı ile destekledim..." "Ru-hul Kudus"ten maksat Cebrail'dir. "Sen beşikteyken İnsanlarla konuşabiliyordun..." Yani henüz bebekken konuşabilmiştin. Bilindiği gibi Hz. İsa "beşikteyken konuşmuş ve şöyle demişti: "Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap vererek beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni insanlara yararlı kıldı. Bana sağ oldukça namaz kılmamı ve oruç tutmamı emretti. Beni a-nama düşkün bir oğul olarak yarattı; dik kafalı ve kötülük düşkünü biri olmaktan uzak tuttu. Doğduğum gün, öleceğim gün ve tekrar diriltileceğim gün Allah'ın rahmeti ve bağışı benimle birliktedir." -Meryem, 33.-
Ay eti eri okumaya devam edelim: "Yetişkin yaştayken de insanla konuşursun..." Yani sen yetişkin yaştayken de insanlarla konuşursun. Bu ifade Meryem'e müjde içeriyor. Ona oğlunun küçük yaşta kalmayıp büyüyeceğini haber veriyor. O genç bir delikanlı iken insanlarla konuştu, tekrar yeryüzüne dönüşünde olgunluk çağında da insanlarla konuşacak.
Yüce Allah, Hz. İsa'ya yönelik nimetlerini sayarak şöyle buyuruyor: "Hani sana Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim..." Yani sen yazı yazabilmiş, hikmetli söz söyleyebilmiş ve hikmetli davranışlarda bulunmuştun. Sana Musa'nın kutsal kitabı olan Tevrat'ı ve sana vahyedilmiş olan İncil'i öğrettim.
"Hani sen benim iznimle çamurdan kuşa benzeyen bir şekil yapıyordun da içine lifleyince, iznimle, canlı bir kuş oluyordu..." Hani İsrailoğullan senden peygamber olduğunu kanıtlayacak gözle görülür bir mucize istemişler ve sana: "Bize bir kuş yarat!" demişlerdi. Sen de yerden aldığın çamura kuş biçimi vermiştin. Bunu benim İznimle yapmıştın. Arkasından yine benim iznimle o çamurdan kuşun içine üflemiştin de canlı bir kuş oluvermişti.
Yine sen, "Benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyor-dun..." Bunları benim yardımımla, benim sana verdiğim güçle yapabiliyordun.
"Hani sen, benim İznimle, ölüyü dirilterek mezardan çıkarıyordun..." Ölüleri diri olarak mezardan çıkarmıştın... Hz. İsa, Yüce Allah'ın izni ile bir kaç ölüyü diriltip mezardan çıkarınca, İsrailoğulları kendisine: "Nuh'un oğlu Şam'ı dirilt!" dediler. Hz. İsa da onun mezarı başına dikilerek ona seslendi; Nuh'un oğlu Sam da İsrailoğullarınin gözü Önünde mezarından çıkıverdi.
"Hani açık mucizeler göstermen üzerine seni İsrailoğullannin ellerinden kurtarmıştım..."[259]Somut mucizeler göstermen üzerine onlar seni yalanlamışlar, seni öldürmeye, çarmıha germeye niyetlenmişlerdi. "İsrailoğullarinm kafirleri: 'Bu düpedüz bir büyüdür!' dediler,"
Hani senin dininden "havarilere vahyettim ki: Bana ve Peygamberim İsa'ya iman edin!"[260]Onlar da: "İnandık, şahit ol ki, biz müslümanız, dediler." Yani: Sana boyun eğiyor, senin gerek Rabbimize ve gerekse sana uymayı buyuran, emirlerine uyuyoruz, dediler.[261]
Sonuç
1- Kıyamet günü son derece dehşetli ve çetindir. Öyle ki, peygamberleri bile şaşkına çevirmektedir.
2- Yüce Allah'tan korkmak suretiyle o güne hazırlanmak gerekir.
3- Hz. İsa konusunda yahudiler tefrite ve hristiyanlar ifrata düştükleri için her iki grup da kınanmaktadır.
4- Yüce Allah'ın Hz. İsa'yı onurlandırdığı, ona bazı ayrıcalıklar ve nimetler bağışladığı belirtiliyor.
5- Hz. İsa'nın gösterdiği mucizeler onaylanıyor ve tek tek anlatılıyor.
112- Hani havariler "Ey Meryem oğlu İsa, senin Allah'ın bize gökten bir sofra indirebilir mi?" diye sordular da, ha onlara: '!E~ ğer mii'min iseniz Allah'tan korkun,'" demişti.
113- Havariler ona dediler ki: "istiyoruz, ki, o softr/r^ı yemeklerinden yiyelim, kalplerimiz güven bulsun; bize doğnı söylediğini kesinlikle bilelim ve olayın tanıklarından olalım."
114- Bunun üzerine Meryemoğlu İsa şöyle dedi: "Allah'nn., ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bu gün, öncekilerimiz hem de sonrakilerimiz için bir bayram ve senin bize gösterdiğin bir mucize olsun! Bize nzık ver, sen rızık verenlerin en hayırlı-sisin!"
115- Allah dedi ki: "Ben o sofrayı size indireceğim, ama ondan sonra kim kâfir olursa onu hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptırırım!"[262]
Sözlük
Gücü yeter mi?"[263]Yani, Allah İsteğini dinler, razı olur mu?
Gökten sofra. Mâide, sofra ve üzerine konan şeyler ya da yenıek anlamına gelir. Burada "yemek" anlamında kullanılmıştır.Kalplerimiz mutmain olsun. Yani: kalplerimiz kesin inancın pekişmesi üe dundur, tatmin olur.Ve ona şah olman .-. tem. Yani: o sofranın gökten indiğinin şahitleri oluruz.Ravrarn. Yani: tekrarlanan, içinde Allah'ı andığırnız ve O'na şükrettiğimi/ -^r ü»in olur.
Senden alâmet. Senin Kudretine, rahmetine ve peygamberinin peygamberliğine cici s i.
Bundan sonra si/t'en n;m inkâr ederce... F.y gökten sofra inmeşini isteyeııleı sofra indikleri sonrı içinizden kim kafirolursa...Alcınlcrfîen hir kimseye, yani kendi döneminizdeki hiç bir topluma, i-k-a^ekur.[264]
Açıklama
Yüce Allah, bundan önceki İli. âyette, kulu ve peygamberi Hz. İsa' (a.s.)'a: "Hani havarilere vahiy yolu ile: 'Bana ve peygamberime inanın!' diye emir vermiştim de burum üzerine onlar da: İnandık, şahit ol ki. bizler müslü-manianz!1 dediler." diye buyurmuştu.
112. âyette Havarilerin sözleri söyle devam ediyor: "Hni havariler: 'Ey Meryem oğlu İsa. senin Allah'ın bize gökten bir sofra indirebi ir mi?" Bu söz-leri. içlerinde bir küsku olduğunu. Rabb'ierinin gücüne kesin bir şekilde inanmadıklarını gösteriyor. Bu yüzden Hz. İsa, onlara: "Eğer mü'min iseniz Allah'tan korkun!" diye cevap veriyor. Yani böyle konuşmayın. Bunun üzerine havariler yakışıksız sözlerinden dolayı özür diliyorlar. Okuyalım: "Havariler dediier ki: istiyoruz ki. o sofranın yemeklerinden yiyelim, kalplerimiz güven bulsun, bize doğru söylediğini kesinlikle bilelim ve olayın tanıklarından olalım." Yani: Bu sofranın, senin onun indirilmesini Rabb'inden istemen üzerine indirildiğine şahit olalım.
Havarilerin bu isteği üzerine Hz. İsa Rabb'ine yalvararak şöyle diyor: "Allah'ım, ey Rabb'imiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bu gün öncekilerimiz İçin bir bayram olsun.." yani, şu anda hayatta olanlarımız için ve "sonrakilerimiz için de." Yani, bizden sonraki kuşaklar için de bayram günü olsun. "Ve senin bize gösterdiğin bir mucize olsun." Yani, bu olay senin birliğinin, üstün gücünün ve beni İsrailoğullanna peygamber olarak gönderdiğin yolundaki sözlerimin doğruluğunun göstergesi olsun. "Bize rızık ver.." Rızkım ve lûtfu-nu bize göndermeye devam et. Çünkü "sen rızık verenlerin en hayırlısısm!" Yüce Allah, Hz. İsa'nın bu duasına şöyle cevap verdi: "Ben o sofrayı size indireceğim.." Nitekim indirdi de.[265]"..Ama ondan sonra kim kâfir olursa.." Ey kendilerine sofra indirmemi isteyen İsrailoğullan, ben bu sofrayı indirdikten sonra kim, ya birliğimi inkar ederek, ya Peygamberimin peygamberliğini tanımayarak, ya da gücümün üstünlüğünü kabul etmeyerek kâfir olursa, "..onu, hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptırırım!.." Nitekim Yüce Allah, bu olaydan sonra kâfir olan İsrailoğullarını, tehdid ettiği azaba çarptırarak, maymunlara ve domuzlara dönüştürmüştür[266]
Sonuç
1- Yahudiler peygamberlerine karşı kaba, saygısız ve edepsizce davranmışlardır. Nitekim Hz. Musa'ya: "Git sen Rabbin ile birlikte savaş, biz burada kalıyoruz!" dediler. (Mâide, 24.)
2- Hz. İsa'nın: "Allah'tan korkun!" biçimindeki cevabı onların yakışıksız bir söz söylediğini gösterdiği gibi, "Bize doğru söylediğini kesinlikle bilelim!" biçimindeki sözleri de şüphe içinde olduklarını kanıtlar.
3- Allah'a ibadet etmek, namaz kılmak, zikretmek ve şükretmek suretiyle değerlendirilecek dinî bayram günleri meşrudur. Nitekim İslâm'da Ramazan ve Kurban bayramı olmak üzere iki bayram vardır.
4- Firavun'un yakınları, münafıklar ve kendilerine sofra indirilen İsrail-oğullarının kâfirleri, kıyamet günü en ağır azaba çarptırılacak olanlar arasında yer almaktadır.[267]
116- Ve yine Allah demişti ki:
"Ey Meryem oğlu İsa,
sen mi insanlara: 'Beni
ve annemi, Allah'tan
başka iki ilah
edinin' dedin?
117- Ben onlara sadece bana emrettiğini, yani: 'Benim ve sizin Rabb'iniz olan Allah'a kulluk edin!' dedim. Aralarında bulunduğum sürece onların üzerinde gözetleyici oldum. Fakat sen canımı alınca onların tek gözetleyicisi sen oldun. Her şeyin şahidi sensin!
118- "Eğer onları azaba çarptırırsan, onlar senin kullarındır; eğer günahlarını affedersen, kuşku yok ki, sen üstün iradeli ve hikmet sahibisin!.."
119- Allah dedi ki: "Bugün doğruların doğruluklarının yararını görecekleri gündür; onlar için altlarından nehirler akan ve içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetler vardır." Allah onlardan razıdır, onlar da O'ndan razıdırlar. İşte büyük kurtuluş, büyük başarı budur.
120- Göklerin, yeryüzünün ve her ikisinde bulunan tüm varlıkların egemenliği Allah'ın elindedir. O'nun gücü her şeye yeter.
Sözlük
İki ilâh. Benim dışımda tapılan iki ilahSeni tenzih eder, yüceltirim. Bana yakışmaz; benim için mümkün değil. Gözetleyici, denetleyici.Gözetleyici, koruyucu. Eğer onları cehennem ateşine atarsan... Onlar senin kullarındır, onlara istediğini yaparsın.Eğer onların günahlarım görmezden gelirsen... Cennetine koymak suretiyle onlara merhamet edersen.Aziz ve hakim. El-aziz: "İradesi ile kendisi arasına hiç bir engelin giremediği ve hep galip olan," demektir. El-Hakim ise: "Her şeyi yerli yerine koyan, buna göre müşriki cehenneme atarken, Allah'ın birliğini onaylayanı cennete yerleştiren," anlamına gelir.Doğru. "Sadık"in çoğuludur. "Sırf Rabb'ine kulluk ederek O'nun birliğini onaylayan kul," anlamına gelir. Ondan razı oldu. Çünkü Yüce Allah onları, iyi amellerinin karşılığında altlarından ırmaklar akan cennetlerle ödüllendirdi Her şeye gücü yeler. Yani, iradesinin taallûk ettiği, yapmak istediği her şeyi yapabilir; herhangi bir şey O'nu asla aciz bırakamaz.[268]
Açıklama
Yüce Allah, peygamberi Hz. Muhammcd'e diyor ki: Müslümanlara hatırlat; hani A ilah peygamberleri bir yere toplayıp da, ümmetlerinin, çağrılarına ne cevap verdiklerini sorduğu gün, o kıyamet gününde, hristiyanları müşrik-likleri yüzünden kınama olarak Hz. İsa'ya şu soruyu sorar: "Ey Meryem oğlu İsa, sen mi, Allah'dan başka beni ve annemi de ilah edinin, dedin?" Yani: Seni ve anneni tapılacak iki ilâh saymalarını onlara sen mi telkin ettin? Bu sorunun vurguladığı durumu Hz. İsa derhal reddeder ve Rabb'ini noksanlıklardan tenzih edip, O'nun ululuğunu dile getirerek şöyle der: "Haşa! Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim; gerçek olmadığını bildiğim bir sözü söylemek bana yakışmaz. "[269]Hz. İsa kendisine yöneltilen suçlama ile ilgisiz olduğunu kesin bir dille vurgularken, Allah'ın huzurunda taraftarlarını kınıyor: "Eğer böyle bir söz söyleseydim sen bunu bilirdin." Ya Rabbi, "sen benim içimdekini bilirsin." Sözümü ve davranışımı haydi haydi bilirsin. Ama, "ben senin özündekİni bilemem." Sadece senin bana bildirdiğin kadarını bilirim. Çünkü, "sen bilinmezlerin bilenisin!"Hz. İsa sözlerine devam ediyor: "Ben onlara sadece bana emrettiklerini söyledim." Senin emrin uyarınca onlara söylediklerim şunlardır: "Benim ve sizin Rabb'iniz olan Allah'a kulluk edin, aralarında bulunduğum sürece onların üzerinde gözetleyici oldum."[270] Fakat beni yakınlığına yükseltmek suretiyle "canımı alınca onların tek gözetleyicisi sen oldun." Sen onların davranışlarını gözetledin ve karşılıklarını vermek üzere yazıya geçirdin. "Sen her şeyin
şahidisin," gözetleyicisi ve yazıya geçirenisin."Eğer onları azaba çarptırırsan..." Yani: Eğer onların müşrik olanlarım cehenneme atarak cezalandırırsan, buna senin gücün yeter. Ama, "... eğer günahlarını affedersen..." Yani: Eğer onların arasındaki senin birliğine inanmış kişilerin günahlarını bağışlayarak kendilerini cennetine koyarsan, bu kişiler buna lâyıktırlar. Sen yücesin, emrinde galipsin ve hikmet sahibisin; yani her şeyi yerli yerine koyarsın; bunun sonucu olarak ne sana ortak koşanlara nimet sunar ve ne de senin birliğini onaylayıp emirlerine uyanları azaba çarptırırsın.
Yüce Allah Hz. İsa'nın bu sözlerine şöyle cevap veriyor: "Bu gün doğruların doğruluklarının yararını görecekleri gündür. "[271]Yani: Onlar Allah'a ettikleri îmâna samimiyetle bağlı kalarak kendisine hiç bir ortak koşmaksızın sırf O'na kulluk ettiler. Buna karşılık altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî olarak kalacakları cennetlere girerek bu îmânlarının faydasını gördüler. Üstelik Allah onlardan razı olduğu gibi, onlar da kendilerine bağışlanan bitip-tükenmez nimetlerden ötürü Allah'tan hoşnut oldular. "İşte büyük kurtuluş, büyük başarı budur."
Yüce Allah sûrenin sonuncu âyetinde haber veriyor ki: "Göklerin, yeryüzünün ve her ikisinde bulunan tüm varlıkların egemenliği Allah'ın elinde-dir."[272]
Yanİ: Göklerde ve yeryüzünde bulunan bütün varlıkların ve âlemlerin mülkiyeti, yaratışı ve tasarrufu O'nun elindedir. Onlara ne isterse yapar; ister merhamet eder, isterse azaba çarptırır. "Onun gücü her şeye yeter." Ne yerde, ne gökte herhangi bir güç O'na engel olamaz; O her şeyi işitir, her şeyi[273]
Sonuç
1- Hristiyanlar Hz. İsa ile annesini ilâh edindikleri için kıyamet günü mahşer alanında kınanıyorlar.
2- Hz. İsa'nın, ehl-i kitab'm ve hristiyanların müşrikleri ile hiç bir ilgisi olmadığı belirtiliyor.
3- Müşriklerin cezalandırılmaları ve Allah'ın birliğine inananların nimetlere kavuşturulmaları ilâhi bir hikmete dayanır.
4- Doğruluk ve samimiyet, dünyada da ahirette de sahibine fayda sağlayan birer erdemdir. Nitekim peygamberimiz şöyle buyuruyor: "Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk sahibini iyiliğe çağırır, iyilik de cennete götürür. İnsan doğru olmaya ve doğruyu aramaya devam ettikçe, sonunda Allah katında doğrular arasına yazılır."
5- Allah'tan istenmesi gereken şeyleri Allah'tan başkasından istemek, haktan sapmanın ve müşrikliğin bir türüdür. Çünkü Allah'tan başkasının elinde Allah'ın vereceği şeyler yoktur. Bir şeyi olmayan nasıl ve nereden başkalarına bir şey verebilir? [274]
[1] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/317
[2] Mâide Sûresi, son olarak inen Kur'an sûrelerindendir. Bu sûrede şu âyet dışında nesh edilmiş ayet yoktur: "Ey inananlar! Allah'ın işaretlerine, haram aya, kurbana, gerdanlıklara..." Şa'bi'nin görüşü budur. Mâide Sûresinde diğer sûrelerde bulunmayan hükümler vardır. Kitap ehlinden namuslu kadınlara ait hükümlerle, hırsızlığın hükmü bunlardandır.
[3] "İhramdan çıktığınız zaman, avlanın," âyetindeki emir kipinin farz gereklilik için değil, mübahlık için olduğunda görüş birliği vardır. Bu bir usûl kaidesi-dir: Yasaklamadan sonra gelen her emir mübahlık bildirir.(O zaman âyetin anlamı, mealde verdiğimiz gibi: "İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz," olur.)
[4] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/318-319.
[5] Hasan Basri: Allah-u Teâlâ, borçlanma akidlerini kastediyor, der. Bu akidler, kişinin akdettiği satım, alım, kiraya verme, kiralama, nikahlama, boşama. Ziraat işleri, anlaşmalar ile aynı şekilde Allah-u Teâlâ'ya söz verdiği adak ve şer'î-dinî tekliflerdir...
[6] Ve de sünnetin haram kıldığı hayvanlar. Yani parçalayıcı hayvanlarla yırtıcı kuşlar sahih hadislerde sabit olduğu üzere haramdır.
[7] İhramdan çıktınız mı, avlanma, ihramsızken helâl olduğu gibi helâldir. Ancak haremin av hayvanlarını avlayamazsımz. Çünkü bu ihramlıyken de, değilken de haramdır.
[8] Bu cümle, meseleyi Allah'a bırakıp helâl ve haram kıldığı konularda O'na itiraz etmemeyi gerektirir.
[9] Tevbc suresi, 5.
[10] Harem'c hediye edilen kurbanlık, demektir. Belirlenmesi, özelliklerindendir. Belirlenme işlemi, kan aksın diye hörgücünün sağ tarafının kanatılmasidır. Böylece kurban olduğu bilinir. Ebû Hanife dışındaki bütün fakihler kanatma görüşündedir.
[11] Kanatılıp takı takıldı mı kurban'ın satışı artık haram olur. Çünkü Allah'a vakfedilmiş gibi olmuştur. Takı takılması ise, boynuna onun kurban olduğunu belirtecek bir takı takılmasıdır. Bu ise koyun (davar) cinsinde olur. Çünkü koyunların sırtı kanatılmaz.
[12] İyiliğe insanlar razı olur, takvaya da Allah... İnsanları ve Allah'ı razı eden hayrın hepsini toplamış, dünyada ve ahirette mutluluğu tamamlamış olur.
[13] Büyük günahlarda ve fuhşiyat, zulüm ve saldırganlık yapmakta yardımlaşma-yın! Allah her türlüsünü haram kılmıştır.
[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/319-321.
[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/321-322.
[16] Eti yenebilen bütün hayvanlar da böyledir. Avlanması sırasında besmele çekileni müstesna, av hayvanları da aynıdır. Çünkü kesilmese bile avlanırken besmele çekilen hayvanın eti yenir, ona murdar (leş) denmez.
[17] Ensesinden kesilenin yenmeyeceğine dair icma vardır. Ama kesen kimsenin kes-
me işlemini bitirmeden elini kaldırıp sonra hemen kesmeye devam etmek üzere indirdiğinin yenip yenmeyeceği tartışılmıştır. Doğrusu, yenebileceğidir. Azdığında veya bir kuyuya düştüğünde herhangi bir şekilde kesilen devenin yenebileceğinde ihtilaf yoktur; dayanağı sahih hadistir.
[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/322-323.
[19] Şah damarlarını kesecek her türlü keskin âletle kesim yapılır. Ancak kemik ve dişle kesim yapılmaz. Hz. Peygamber (s.a.v.): "Diş ve tırnak yok," buyurmuştur. Çünkü diş kemiktir, tırnak ise Habeşlilerin çakışıdır.
[20] Bunlar üç adet oktu. Birinin üzerinde "Rabbim emretti", ikincisinde ise Rabbim yasakladı" yazıyordu, üçüncüsü boştu ve üzerine bir şey yazılmamıştı. Şans çekici bunları bohçasına koyuyordu. "Emretti" çıkarsa, işini yapıyor, "Yasakladı" çıkarsa yapmak istediği şeyi yapmıyor, boş çıkarsa bohçaya bir daha sarıyordu. Saydıklarımızdan başka iki tip fal oku daha vardı.
[21] "Bugün sizin dininizi tamamladım" âyeti, Veda Haccı'nda Arefe günü ikindiden sonra, RasÛlüllah (s.a.v.) kulağı yarık devesinin üstünde iken inmiştir. (Müslim)
[22] Dinin tamamlaması şudur: İslâm, Hicretten önce kelime-i şehadctle sınırlı idi.Allah Rasûlü (s.a.v.) Medine'ye hicret edince, din günbegün inmeye başladı. Sonunda olgunlaştı ve Allah-u Teâlâ Veda Haccı'nda şöyle ilân etti: "Bugün size dininizi tamamladın)."
[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/323-326.
[24] Tezkiye'nin (hayvan kesme) âdabından bazısı şunlardır: Hayvana yumuşak davranmak, bıçağı keskinletmek, hayvanı kıbleye doğru yaîırmak, derisini yüzmeden önce soğuyuncaya kadar beklemeye bırakmak, kesime başlamadan önce niyet etmek, Allah'ın nimetini itiraf etmek. Çünkü bu hayvanı bizim emrimize vermiştir. Dileseydi üzerimize saldırtirdı. Helâl kılmıştır. Dileseydi haram kılardı. Bütün bu âdâb Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şu hadisinde yer alır: "Allah herşeyi güzel yapmayı farz kılmıştır. Güzelce öldürün. Hayvan kestiğinizde, kesimi güzel yapın."
[25] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/326-327.
[26] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/327-328.
[27] Kurtubi kaydeder: "Sana kendilerine neyin helâl..." ayeti Adiyy bin Hatim ile Rasûlüllah'ın (s.a.v.) Zeyd el-Hayr adını verdiği Zeyd el-Hayl sebebiyle inmiştir. Bu ikisi: "Ya Rasûlüllah, biz köpeklerle ve şahinlerle avlanan bir toplumuz. Köpekler bize sığır, zebra ve ceylan yakalar. Bazılarını kesmeye fırsat bulamıyoruz, bazısını da köpekler öldürüyor da kesmeye yetişemiyoruz. Allah-u Teâlâ ise leşi (murdarı) haram kıldı. Bize hangisi helâl oluyor?" dediler. "Sana soruyorlar..." âyeti indi. Bizim tefsirde kaydettiğimizle bunun arasında çelişki yoktur. Çünkü soran soruyor, bunun üzerine peygamber okuyor.
[28] Kurtubî, şu hususta görüş birliği olduğunu kaydeder: "Köpek siyah değilse, bir müslüman eğitip ava saldığında saldırıyor, çağırdığında geliyor, avladığı ve yaraladığı ya da diş geçirdiği avı yemesin diye azarladıklarında pençesine aldığı avı bırakıyorsa, bu hayvanla bir müslüman avlanıyor ve ava salarken besmele çekiyorsa avı sahihtir." Siyah olup olmaması şartı tartışılmaktadır.
[29] "Allah'ın adını anıp köpeğini saldığında, ye!" (Hadis)
[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/328-330.
[31] Bu âyetin tefsirine dair anlaşmazlık vardır. Dönüp dolaşılır: Her namaza ab-dest almak farz mıdır yoksa müstehap mıdır? Ya da başkasına değil, sadece ab-desti olmayana farz, başkasına da müstehap mıdır? Ayette takdim ve te'hir var mıdır? sorulan sorulur. Çoğunluğun kabul ettiği şudur: Abdest ona buna değil sadece namaz kılmağa niyetlenen ama abdesü olmayana farzdır. Başkasına da müstehaptır. Ayetin yorumu yukarıda tefsirde verdiğimiz şekildedir. Abdest, gusül ve teyemmüm; hepsinin bu âyetin inmesinden önce dini birer gereklilik olduğuna işaret etmek gerekir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.v.) abdestsiz bir tek namaz kılmamiştir. Teyemmüm, Müreysi Gazvesi'nde meşru kılınmıştır. Müreysi gazvesi ise Hicrî 5 veya 6. yılda vuku bulmuştur. Binaenaleyh bu âyet bütün temizlik çeşitlerini kapsamıştır? Niye? Allah'ın Kitabı ebediyen okunur, tilavetiylc ibadet edilir (namaz kılınır), ilmen ve amelen muhtevası ile amel edilir. Çünkü dahâ\Önce de geçliği gibi Mâidc sûresi inen en son sûredir.
[32] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/330-331.
[33] Osman b. Afian (r.a.) hadisinde böyle gelmiştir.
[34] Müslim, Hz. Ali'den: Şu şekilde rivayet etmiştir.
"Mestlere meshetmek konusunda Rasûlüllah (s.a.v.) yolcu için üç gün üç
[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/332.
[36] Hadis metni şöyledir: "Sizden biriniz namaz kıldığında Rabbine yakarmaktadır." Buhârî'deki bir rivayette şöyle geçer: "Sizden biriniz namazda iken, Rabbi onunla Kâ'be arasındadır."
[37] Tefsirde abdestin, guslün ve teyemmümün özelliklerine dair sıraladıklarımız, sahih ve sünen kitaplarda geçmektedir. Aralarında zayıf hadis veya rivayet yoktur.
[38] "Sana şöyle niyetlenmen yeter, buyurdu. Sonra ellerini toprağa bir defa vurdu (sürttü), sonra da sol eliyle sağ elini, ellerinin dış kısmını ve yüzünü mes-hetti." (Buhari'Müslim) Rasûiüllah'ın (s.a.v.) ellerini toprağa vurup yüzünü meshettiği, sonra yine fjprağa vurup ellerini meshettiği rivayet edilmiştir. İbn Ömer'den gelen rivayetle de ellerini dirseklerle birlikte meshettiği geçer.
[39] Abdestin faziletine dair birçok sahih hadis gelmiştir. Meselâ: Kim abdestini güzel alırsa,yani şartlarını yerine getirirse, sonra namaza durursa, günahları kulağından, gözünden, ellerinden ve ayaklarından dökülür." "Abdest alıp abdestini güzelce yapan, sonra gözünü göğe dikip: Eşhedu en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûlüh. Allah'ım beni tevbe edenlerden eyle. Allah'ım beni temizlenenlerden eyle! derse, ona sekiz cennet kapısı açılır."
[40] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/332-335.
[41] "Temizlek, imanın yansıdır." (Müslim) Abdest, gusüî, teyemmüm, mestlere mesh gibi konular için ilmihal ve fıkıh kitaplanna başvurunuz.
[42] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/335-337.
[43] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/337.
[44] Ayette ebedi sanatlardan biri olan kasır üslubu vardır. "İşte onlar cehennemliktir." Yani başkası değil de azaba ve ebediyen azapta kalmaya sadece onlar müstehakmış gibi. Çünkü suçlan çok büyüktür: İnkâr ve yalanlama.
[45] Bu hadisenin benzerleri vardır. Yahudi ve müşrikler Hz. Peygamber'e (s.a.v.) ve mü'minlere çeşitli suikastler düzenlemişlerdir. Hudeybiye'de, Gavras ve Dıı'sûr vakalarında bpyiedir. Allah bu suikastleri boşa çıkarmıştır.
[46] El çektirme, öldürtmemek ve savaştırmamak anlamındadır.
[47] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/338-339.
[48] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/339-340.
[49] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/340-341.
[50] Bu oniki nakib arasında Yaşa' ile Kâlibde vardı. Bu ikisi salih insanlardı. Gerisi helak oldu. İyi insanlar değillerdi.
[51] Ayette, dinî veya dünyevî bir ihtiyacı öğrenmeye gerek duyulan konularda tek kişinin haberini kabul etmeye delil vardır. Casus kullanmaya da delil vardır. Nitekim peygamber de fs.a.v.) casus kullanmıştır.
[52] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/341-342.
[53] Bunlar sadece Muhammed ümmetine has şeyler değildir. Çünkü bu ibadetler saadete erişmek, insanı olgunlaştırmak için konmuştur. Bu sebeple nefislerini paklama ve ahlâklarını güzelleştirmekten dolayı Muhammed ümmetinin olgun ve mutlu olduğu gibi diğer ümmetler için de birer ibadet ve dini ölçüler olarak konulmuştur.
[54] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/342-343.
[55] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/343-344.
[56] Bu, onu (s.a.v.) güzel ahlaka sevketmedir. Sıkıntı verip dururlarken sıkıntıya sıkıntıyla değil aksine bağışlamayla karşılık vermesini emretti. Böylece gözlerinde daha da büyüyecekti.
[57] Nasara kelimesinde iki önemli bir işaret vardır: Nasara demek yardım etti ve yardım eden demektir. Bu kelimeyi hristiyanlar kendilerine isim olarak almışlardı. Bu ayetle sabittir. İsa (a.s.)'nın: "Allah yolunda kim benim yar-dımcımdır?" demesi üzerine, Havarilerin: "Biz Allah yolunun yardımcılarıyız!" demelerini alarak dine, hakka ve hak sahiplerine yardımı gözetmektedirler. Öyleyse niçin hakka yani İslâm ve müslümanlara yardım etmiyorlar?
[58] Aralarına düşmanlık ve kin sokulanların hristiyanlar ile yahudiler olması mümkündür. Çünkü aralarında düşmanlık vardır. Ancak metnin gelişinden, bunun, hristiyanlar arasına sokulduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten de değişik düşman ve kindar gruplar halindedirler.
[59] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/344-345.
[60] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/345-346.
[61] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/346-347.
[62] Nurun İslâm olması da\:aizdir. Hz. Peygamber de (s.a.v.) nurdur, İslâm da.
[63] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/347.
[64] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/347-349.
[65] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/349-350.
[66] Ayetten maksat, sapıklıklarını ve sözlerini bozmalarım açıklamak değil, bu söyleyiş tarzıyla kâfirliklerini açıklamaktır.
"Allah, Meryem oğlu Mesih'tir," sözü bazı hıritiyanlarm "Mesih yarı tanrı, yarı insandır," sözüne dönüktür. Bu benzersiz bir karıştırmadır. En meşhur mezhepleri olan Ortodokslar, Katolikler ve Nasturiler, Allah'ın Mesih olmasını inkâr ederler. Ama, İsa, Allah'ın oğludur. Allah da tanrıdır, derler. Bu, açık bir yalan ve kâfirliktir.
[67] Tevrat ve İncil, Allah'a yakıştırılan babalık ve oğulluklarla dolup taşmaktadır. Kitaplarının uğradığı tahrif işte budur. "Bu babalık ve oğulluk yüceltme gayesiyledir" diyenlerin bu sözüyle son dönem hristiyanlan aldanmış ve gerçek olduğuna inanmışlardır. Bu görüşte kabul edilemez bir tehlike söz konusudur.
[68] İbn Abbas (r.a.): "Rasûlüllah (s.a.v.), bir yahudi topluluğunu cezaya çarptırılacaklarını haber vererek korkuttu. Onlar: Biz korkmuyoruz; çünkü Allah'ın oğullan ve sevgilileriyiz, dediler. Bu ayet indi." diye anlatmıştır.
[69] Bakara Sûresi, 80.
[70] İbn Abbas'tan (r.a.): Mu'az bin Cebel, Sa'd bin Ubâde ve Ukbe bin Vehb yahu-
dilerc: "Yahudi toplumu! Vallahi siz Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğunu biliyorsunuz. Hani siz bize, o gönderilmeden ondan söz ediyordunuz ya, özelliklerini sayıyordunuz ya..." deyince şöyle dediler: "Allah Musa'dan sonra birkitab İndirmemiş ve müjdeleyici ve uyarıcı göndermemiştir." Onun üzerine bu âyetindi.
[71] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/350-352.
[72] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/352-353.
[73] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/354.
[74] Bu âyette Musa'nın yahudilerden gördüğü eza ve cefayı Allah bildirmiştir ki, Peygamberimize, Medine yahudilerinden gördüğü inad ve direnmeye üzülmesinden dolayı bir teselli vardır.
[75] Hasan ve Zeyd bin Eslem'den gelen rivayette; evi, hizmetçisi ve hanımı olan, zengindir ve mülk sahibidir. Abdullah bin Amr bin As'ın görüşü de Müslim'de geçtiğine göre böyledir. Bir adam ona şöyle sormuştu. Biz muhacirlerin fakirlerinden değil miyiz? Abdullah da ona şöyle dedi: Sana sığınan bir hanımın yok mu? O: Evet, dedi. Oturduğun bir evin yok mu? diye sordu. Evet, var, dedi. Abdullah: Öyleyse sen zenginlerdensin, dedi. O şahıs: Benim kölem de var, deyince, Abdullah: Sen köle sahibisin dedi.
[76] Cabbar kelimesi, iri ve uzun cüsseli manasınadır. İnsanlar için kullanıldığında,kendini büyük gören, fakirlik ve boyun bükmekten uzak veya insanlara baskı yaparak istediklerine zorlayan kişidir.
[77] Bu yer, Akdeniz, Ürdün Nehri ve Ölü Deniz arasında kalan Filistin toprağıdır. Kuzeyde Hamaya, güneyce ise Harvan ve Gazze'ye kadar uzanır.
[78] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/354-356.
[79] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/356-357.
[80] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/357.
[81] Kavmin başına gelen korkaklığın nedeni şudur: Yûşâ ve Kâlib hariç kavmin ileri gelenlerinin onlara Amclikaları pek zorba, şöyle iri cüsseli böyle uzun ve geniş insanlar, diye anlatmış olmalarıdır.
[82] Bu ifade toplumun Allah'ı ve onun için gerekli tezimi tanımadığını gösterir. Ve, eğer Allah'ı ve sıfatlarını bilmeme sebebiyle mazur görülmezse, küfür ifade eden bir sözdür.
[83] Sahip olmak sözünün manas, köleye sahip olmadaki mana gibi değildir O kar-dcşıne nas.I sahip olsun ki? Bu sözden maksat, benim ve kardeşimin İsraıl-oğullan üzerinde onların kötülüklerini engelleme gücüm yok, demektir
[84] Onlardan isyan meydana gelince ayrılmak istemiştir ki, onların basma gelecek azab kendine de gelmesin.
[85] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/357-358.
[86] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/357-360.
[87] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/360.
[88] Kurban hem tekil hem de çoğul için kullanılan cins isimdir. Çünkü onlardan herbirinin kurbanı vardır. Orlak oldukları tek bir kurban yoktur.
[89] Kabul edildiği, kabul edilmediğinden nasıl ayırdedilir, denirse, şöyle cevap verilir. Allah'ın geçmiş ümmetler hakkındaki âdeti şudur: Birisi Allah için kurban kestiğinde eğer Allah onu kabul ederse bir ateş gönderir, ateş o kurbanı yakardı. Eğer kabul etmezse bunun tersi olurdu. Buna İsrailoğullarının ganimetleri hakkındaki Buharı hadisi işaret etmektedir: Çünkü ganimetler onlara haramdır, ancak Muhammed ümmeti için helâldir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Bir ateş gökten ganimetlerin üzerine iner ve onu yakardı. "
[90] Bu ifadede Kabilin muttaki olmadığına işaret vardır. Kabil İsrailoğullarının dilinde Kabin şeklindedir. Habil de aynı şekildedir.
Allah ancak şirkten sakınanlardan kabul eder, sözünden Önce başka sözler de vardır ki buna işaret etmektedir. Daha önce geçen söz şu şekildedir: Niçin beni öldüreceksin, ben hiç bir şey gömmedim?! Kurbanımın kabulü konusunda benim bir günahım yok! Kurbanın kabul edilmesi benim Öldürülmemi gerektirmez. Allah ancak muttakilerden kabul eder.
[91] Öldürme işini ilk kez yapan o olunca, haksız yere kıyılan her candan ona bir pay olur. Bunun delili şu hadistir: "Bir cana haksız yere kıyılmca Adem'in oğluna ondan bir pay olur. Çünkü o öldürme işini ilk yapandır." Bir başka hadiste şöyle buyurulur: "Kim ki bir kötü âdet çıkarırsa, onun ve onu kıyamete kadar işleyecek olanın günahı ona olur."
[92] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/360-362.
[93] Kabrin geniş olması mustehabtır. Bunun delili şudur: Peygamber efendimiz bir hadisi şeriflerinde kabir kazın ve kabri geniş yapın Lahdi de güzel yapın diye buyurmuştur. Ölüyü kabre koyanın Bismillah, ve ala milleti Rasûlüllah demesi ve definde bulunanın kabre baş tarafından üç kere toprak alması müste-h apt ir.
[94] "İki müslüman kılıçlarıyla karşı karşıya gelirse, Ölen de öldüren de cehennemdedir," sahih hadisi hakkında şunlar söylenebilir: Bu hadis, haksız yere savaşarak öldürmeyi ve öldürülmeyi hak edenler için geçerlidir. Fakat bir kişi zulme uğrar, kendini savunur ve öldürülürse bu kişi şehiddir. Kim müslümanlara isyan ederse onunla savaşmak farzdır. Onunla savaşan.mücahiddir, Öldürülürse şehiddir.
[95] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/362-363.
[96] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/363.
[97] Bu öldürmeye cüret etmelerinden dolayı îsrailoğullarına sert davranmak için sadece İsrailoğullarına mahsus kılınmış bir hükümdür. Belki onlar böylece kan akıtmaktan vazgeçerler. Çünkü onlar peygamberlerini ve kendilerine adaleti emredenleri bile öldürmüşlerdir.
[98] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/363-364.
[99] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/364-365.
[100] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/365-366.
[101] Urayneliler yedi kişiydiler. Bunların üçü Ukalden dördü de Urayne'dendi. Bu kişiler Medine'de îmân ettiklerini açıkladıktan sonra Medine'nin havasını ağır bulduklarını iddia etmişler. Rasûlüllah da onlara şifa verecek şeylerle yardımcı olmuş. İyileştiklerinde inkâr etmişler, bir çobanı öldürmüşler, develeri önlerine katıp götürmüşlerdi. Ayet, dinden dönen diğer kişiler hakkında da geçerlidir. Hüküm ise bu âyette Allah'ın açıkladığı hükümdür. Müslümanların süvarileri onlara yetişmiş ve geri getirmiştir. İşte bu âyet Allah'ın onlar hakkındaki hükmünü açıklamak için inmiştir. Lafzın umumi manâsına itibar edilir, sebebin hususiliğine itibar edilmez. Bu sebeple bu hüküm kıyamete kadar onların benzeri olanlar için geçerlidir.
[102] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/366-367.
[103] Hırsız da isyancı gibidir. Ondan Allah adına vazgeçmesi istenir; eğer direnirse savaşılır ve öldürülür. Hırsızın Öldürdüğü kişi cennettedir. Eğer hırsız öldü-rülürse cehennemdedir. Bunun delili Ebu Hureyre'den rivayet edilen şu hadistir: Bir adam Rasûlüllah (s.a.v.)'e gelip dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü, bir adam malımı almak için gelse ne dersin? Rasûlüllah ona: Malını verme, dedi. Adam: Benimle savaşırsa deyince, Rasûlüllah: Sen de onunla savaş, dedi. Adam: Ya beni Öldürürse? dedi. Rasûlüllah: Sen şehidsin. dedi. Adam: Ben onu Öldürürsem? deyince, Rasûlüllah: O cehennemdedir, buyurdu. Ancak hırsızlık suçundan dolayı ebedi cehennemde kalmaz.
[104] Bu çoğunluğun görüşüdür. Bu görüş âyete daha uygundur.
[105] Hem eli ve ayağı çaprazlama kesilir, hemde öldürülür.
[106] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/367-368.
[107] Vesile sözlükte ibadet manasındadır, çoğulu vesaildir. İsmi meful manasında-
dır. Yani kendisiyle yaklaşılan, yaklaşmaya vesile olan, demektir. Birine vesile edilen bu şekilde ona yaklaşmış demektir.
[108] Her ibadet Allah'ın rızasına yaklaştıran bir vesiledir. Buna göre, her salih amel
vesiledir. Bir hadiste şöyle buyurulur: Bana kulum, farz kıldığımdan daha sevimli bir şeyle yaklaşmamıştır.
[109] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/368-369.
[110] Kurtubi şöyle anlatır: Cabir b. Abdullah'a denildi ki: Ey Muhammed'in esha-bi, siz, bir kavim cehennemden çıkacak, diyorsunuz, Allah ise, onlar oradan çıkacak değiller, buyuruyor, denince, Cabir: Siz umumî kelimeyi özel kelime yapıyorsunuz, özeli olanı da umumî yapıyorsunuz. Bu hüküm özellikle kâfirler hakkındadır, dedi ve bu âyeti baştan sona okudu.
[111] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/369-370.
[112] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/370-371.
[113] Elin kesilmesiyle beraber çalınan malın durumu hakkında? Malikiler şöyle derler: Eğer hırsızın yanında mal varsa alınacağını, yine zenginse malından alınacağını, fakirse kesmekle yetinileceğini, söyler. Bu en doğru hükümdür. Hırsızın eli Ebû Davûd, Tirmizî ve Neseî hadisi gereği boynuna asılır.
[114] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/371-372.
[115] Sözlük manasına göre hırsız, gizlice muhafazalı bir yere gelen ve kendinin olmayan malı oradan alan kişidir. Eğer açık yerden alırsa yan kesicidir. Eğer aldığı vermişse gasibdır.
[116] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/372-373.
[117] Babanın çocuğunun malını çalması durumunda elinin kesilmeyeceğinde görüş birliği vardır. Bunun delili peygamberimizin: "Sen ve senin malın babanındır," buyurmuş olmasıdır. Tersi bir durumda ihtilaf vardır. Tercih edilen görüş elin kesilmcmesidir. Yolculuk sırasında ve dâru'l harbde elin kesilip kesilmeme-sinde anlaşmazlık vardır. Mâlik, hadlerin darul'harbde de uygulanacağı görüşündedir. Eller ve ayaklar bileklerinden kesilir. Çocuğun ve delinin eli kesilmez. Köle eğer efendisinin malını çalmışsa, efendi de kölesinin malını çalmişsa elleri kesilmek.
[118] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/373-375.
[119] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/375.
[120] Mâlik ve Şafiî'nin görüşleri: Yahudiler kan, mal ve namus meselesini hakime ilerince hakim onların arasında, Allah'ın indirdiğiyle hükmeder. Eğer ilettikleri dava mal, kan ve namusla ilgili olmazsa, onları kendi hallerine bırakır.
[121] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/375-377.
[122] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/377-379.
[123] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/379.
[124] İhtilafsız olan görüş şudur: Bir müslüman inkâr etmediği müddetçe sırf Allah'ın indirdiği ile hükmetmedi diye kâfir olmaz. Fasık olur ve İslâm milletinden olan fasıklardan olur. Kişi ancak şu şartla tekfir edilir: Kur'an'ın hidayet ve elverişliliğini inkâr eder, başkasını üstün tutar ve onu hafife alarak yüz çevirirse tekfir edilir.
[125] Gözlerde diyet olduğunda ihtilaf yoktur. Tek gözde yan diyet vardır. İki gözde tam diyet geçerlidir.
[126] İşitmenin yok olması durumunda diyet vardır. İşitiyorsa yara durumuna göre adil bir hüküm vardır.
[127] Sahih hadis sebebiyle dişte beş tane deve ceza olarak verilir.
[128] Dudaklarda da diyet vardır. Bir dudakta yarı diyet vardır.
[129] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/379-381.
[130] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/381-383.
[131] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/383.
[132] Burada, farzların öne alınıp, ertelenmemesinin gerektiğine delil vardır. Özellikle de beş vakit namaz (böyledir).
[133] İbn İshak'm İbn Abbas'tan rivayetine göre: Yahudi âlimlerinden bir grup bir araya geldiler. Bunların arasında İbn Suniye, Ka'b ve Şas da vardı. Onlar dediler ki: "Bizi Muhammed'e götürün, belki biz onu dininden çeviririz. O da ancak bir insan..." Onlar Rasûlüllah'a geldiler ve dediler ki: "Biliyorsun ki ey Mu-hammed, biz yahudilerin âlimleriyiz. Eğer sana uyarsak bize yahudilerden hiç bir kimse muhalefet etmez. Bizimle, toplum arasında bir dava var. Biz onları hüküm vermen için .sana getiririz. Bizim lehimize onların aleyhine hüküm ver. Neticede biz buna inanalım..." Onların bu isteğini Rasûlüllah reddetti ve bu âvet indi.
[134] Cahiliye arapları soylunun hükmünü, sıradan insanın hükmünün tersine verebi-liyorlardı. Yahudiler de zayıflara hadleri uyguluyor, kuvvetlilere uygu-lamıyorlardı.
[135] Yani Allah kendi hüknHinden daha güzel bir hükmün var iddiasını hoş görmüyor.
[135] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/383-385.
[136] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/385-386.
[137] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/386-387.
[138] Dostluğun hakikati, sevgi ve yardımlaşmadır. Dolayısıyla yahudi ve hristiyanı kim dost edinirse onları sevecek, müslümanlara karşı onlara yardım edecektir. Bunun sonucu olarak da müslümanlara kin besleyecek ve onları yardımsız bırakacaktır. Böylece de, kâfir olacaktır.
[139] Kâfirleri dost edinmenin ^ıaram olması, kıyamete kadar geçerlidir.
[140] İbn Abbas (r.a.) diyor ki: Allah fethi getirmiş, Kurayza oğullarının savaşçıları öldürülmüş, kalanları esir alınmış ve Benu'n-Nadr yurdundan sürülmüştür.
[141] "Katından bir işi" ifadesini, Hasan'ül-Basri: münafıkların işini ortaya çıkarma, onların isimlerini açıklama ve onların öldürülmesini emretme, şeklinde tefsir etmiştir. Bu, apaçık aydınlık olan tam bir tefsirdir.
[142] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/387-388.
[143] Yahudi ve hristiyanları ticaret, yapı yapma ve zanaat işlerinde kullanarak dost edinmek, ihtiyaç olduğunda caizdir. Onları sırdaş edinmek ve cihadda onlardan yardım istemek doğru değildir. Ancak; hayra, adalete ve mü'minlerin yararına olduğu zaman kabul edilir.2- Bir kâfirin bir mümine karşı dost edinilmesi dinden çıkma olarak kabul edilir.
[144] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/388-390.
[145] Ibn Abbas şöyle demiştir: Bu kişiler mü'minler için baba-oğul, efendi-köle gibidirler. Kâfirlere karşı kararlı, onurlu ve tavizsizdirler.
[146] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/390.
[147] Ibn İshak şöyle diyor: Rasûlüllah vefat edince üç mescid hariç Araplar dinden döndüler. Bu mescidler Medine, Mekke ve Cuasi mescidleridir. Cuas Bahreyn'de bir kalenin ismidir. İrtidat edenler iki kısımdı. Bir kısmı zekâtı vermiyor, şeriatın diğer hükümlerini kabul ediyor, bir kısım da şeriatı tamamen atıyordu.
[148] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/390-392.
[149] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/392-393.
[150] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/393-394.
[151] Ayette, müşriklerden yardım ve destek istemenin caiz olmadığına delil vardır. Cabir'den şöyle rivayet edilir; Nebi (s.a.v.) Uhud'a çıkmayı isteyince yahudilerden bir grup geldi ve Rasûlüllah'a şöyle dedi: "Biz de seninle yürüyeceğiz." O şöyle buyurdu: "Biz işimizde müşriklerden yardım istemeyiz." Ancak, Peygamber Efendimiz, Mekke'nin fethinde müşriklerden yardım almıştır. Bu da gösteriyor ki, mü'minlerin genel menfaatlerine uygun olduğunda yardım alınabilir..
[152] Mekke'de ezan yoktu. Mü'minler, "es-salâtu câmiatun" şeklinde namaza çağrılırlardı. Rasûlüliah hicret edip, kıble Kabe'ye çevrilince, ezan emredildi ve çeşitli maksatlarla, emir olduğundan dolayı essalâtu câmiatun bir müddet öylece bırakıldı. Ashabı ezan işi ilgilendirince, Zeyd el-Ensari oğlu Abdullah ve Hz. Ömer onu rüyasında gördü.
[153] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/394-395.
[154] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/395-396.
[155] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/396.
[156] İbn Abbas şöyle diyor: Kur'an'da azarlama açısından bu ayetten daha serti yoktur. Ayet her ne kadar, Medine yahudileri hakkında inmişse de, hristiyanlardan da bahsetmiştir. Çünkü durumları birdir. Ayet bu günkü müslüman âlimlere de uygun düşmektedir. Yani, âlimlerimiz emir ve nehyi bırakmışlardır. Bunun sonundan Allah'a sığınırız! Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: "İnsanlar bir zalimi görünce onun elirkien tutmazlarsa, engellemezlerse, Allah katından bir azabın hepsini kapsaması pek yakındır!" Bunu Tirmizî rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir.
[157] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/396-397.
[158] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/397-399.
[159] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/399.
[160] Her ne kadar bu sözü söyleyen Azura oğlu Fcnhas oluyor ise de, yahudiler bu sözü kabul edince, onun yoluna girmiş oluyor, bu sözü söyleyenler olarak kabul ediliyorlar. Çünkü küfre rıza küfürdür.
[161] Şöyle demek te doğrudur: Beynchumden maksad, onlar yani yahudiler arasında,
demektir. Onları birlik sanırsın, oysa kalpleri ayrıdır, ayetinde olduğu gibi. Maksadın yahudi ve hiristiyanlar arasında olması da mümkündür. Yahudi ve hıristiyanlan dost edinmeyin, âyetinde onlar birlikte anılmıştır. Olaylar da bunu doğrulamıştır.
[162] Bu hadis, lafız olarak değil mana olarak burada yazılmıştır. Daha önce Buhari ve Müslim'deki lafzıyla tefsirde geçmiştir.
[163] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/399-401.
[164] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/401-402.
[165] Müslim, Meşruk ve Âişe (r.a.) vasıtasıyla şöyle rivayet etmiştir. Hz. Âişe şöyle demiştir: Sana kim Muhammed (s.a.v.) vahiyden bir şeyler gizledi derse, yalan söylemiştir. Allah şöyle buyuruyor: Ey rasûl, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, bunu yapmazsan, onun öğretisini duyulmamış olursun.
[166] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/403.
[167] Bu âyette nebinin takiyye yaparak kendisine vahyedilenlerden bir şeyler gizlediğini söyleyen Rafizilere red vardır. Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki onlar yalan söylemişlerdir. Mü'minlerin annesi Hz. Âişe şöyle diyor: Eğer bir şeyler gizlemek Rasûlüllah'ın gücü dahilinde olsaydı, "Abese ve tevella" âyetini gizlerdi. Çünkü bu, onun için bir azarlamadır.
[168] Müslim'in Hz. Aişe'den rivayetine göre o şöyle
demiştir: Rasûlüllah Medine'ye gelişinde bir
[169] Bu ilahi irşadda Rasûlüllah için teselli vardır. Kederin men edilmesi yoktur. Çünkü kişi kederlenmemeye güç yetiremez. Ancak onun sebebini engellemeye güç yetirebilir. Kişi o sebeplerin peşine düşmeyi bırakırsa içinde hüzün kalmaz.
[170] Müminlerin, yahudi, hristiyan ve Sabiilerle beraber anılmasındaki hikmet, kuru kuruya bağlılığa, zaman ve mekana olmadığına en güzel bir şekilde işaret içindir. Kurtuluş ve cennete girme ancak Allah'a, ahirete inanmakla ve Allah'ın Kitabının ve Rasûlünün bildirdiği iyi işleri yapmakla olur.
[171] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/403-404.
[172] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/405-406.
[173] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/406.
[174] Musa, Harun ve onlardan sonra gelenler ve de Davud, Süleyman, Zekeriyya, Yahya ve İsa (a.s) gibiler.
[175] Burada İrailoğullarının tarihine işaret vardır. Onların işleri yoluna girmiş, Musa b. Nun zamanında Filistin'de devletleri olmuş, sonra devletleri Babil-liler zamanında suçları sebebiyle yıkılmıştır. Sonra onların sözü birleşmiş, Davud ve Süleyman zamanında tekrar devletleri olmuş, bu âyette geçtiği gibi Allah'ın açıkladığı suçları sebebiyle o da yıkılmıştır.
[176] Bu Yakubiye mezhebine bağlı olanların sözüdür. -Onlar hıristiyanlardan bir guruptur.- Çünkü onlar baba ve oğlun bir olduğunu söylemişlerdir. Dolayısıyla onların bozuk itikatlarında mesih Allah'tır.
[177] Bu yahudilerin batıl inanışlarının iptal edilmesinden sonra hristiyanların batıl inanışlarının iptali için bir başlangıçtır. Bu sebeple aralarındaki ilgi çok kuvvetlidir. Çünkü onların her ikisi de İslâm'ın ve müslümanlarm düşmanlarıdırlar.
[178] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/406-407.
[179] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/408-409.
[180] Bu söz Mülkaniye, Nasturiye ve Yakubiye'nin sözüdür. Onlar; "Üç ilah, ilah üçtür." demiyor, bundan kaçınıyorlar, ama neticesi budur.
[181] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/409.
[182] Ayet, bu "kâfir" tanımlamasıyla hristiyanların söylediğini söyleyenin kâfir olacağına ve acı azabı hak edeceğine işaret etmektedir.
[183] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/409-410.
[184] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/410-412.
[185] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/412-413.
[186] Bu ayette kâfirlere lanetin caiz olduğuna delil vardır. Velev ki onlar peygamberlerin çocuklarından olsalar bile caizdir; soyun yüce olması kâfir hakkında lanet edilmesine enge Koimaz.
[187] Ebu Davud, Abdullah b. Mesud'dan rivayet etmiştir.
[188] Bu âyette kâfiri dost edinenin mü'min olamayacağına işaret vardır. Çünkü bu dostluk onu kâfirin söylediğini söylemeye, yaptığını yapmaya, hatta inandığına inanmaya, böylece de kâfir olmaya götürür. Bunun delili: "Bir kavme benzeyen ondandır," hadisidir.
[188] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/413-415.
[189] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/415-416.
[190] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/416-417.
[191] Bu âyet o tarihlerde Habeşistan kralı olan Necaşi ile adamhın hakkında indi. Bilindiği gibi müslümanlar iki grup halinde müşriklerin baskılarından kaçarak Habeşistan'a göçetmişlerdi. Bir süre sonra Kureyş müşrikleri As oğlu Amr ile Rcbia oğ!u Abdullah'ı bazı hediyelerle Necaşi'ye gönderdiler. Bu elçiler göçmen müslümanların geri verilmesini istiyorlardı. Bunun üzerine Necaşi hahamlarını ve rahiplerini toplantıya çağırdı. Göçmen müslümanlar arasında bulunan Ebu Talip oğlu Cafer, bu toplantıya katılan hristiyan din adamlarına Meryem sûresini okudu. Adamlar sûreyi dinlerken hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Bunun üzerine bu âyet indi.
[192] Bu ödül onların inançlarında samimi olduklarının ve doğru konuştuklarının delilidir. Çünkü böyle olduğu için Yüce Allah onların isteklerini karşılamış, beklentilerini ve özlemlerini gerçekleştirmiştir. İşte îmânı samimi ve yönelişi doğru olan herkesin ödülü, bunlar gibi, cennet olur.
[193] Bu ifade sınırlama amacı taşır. Çünkü bütün hristiyanlar Kur'an'ı dinleyince ağlayan, Allah'tan samimiyetle dilekte bulunan, îmân edip iyi amel işleyen ve bunların sonucu olarak cennetle ödüllendirilen kimseler değildirler. Tersine onların çoğu Peygamberimizi ve Kur'an'ı yalanlayarak kafir kalmışlardır. Onların cezası içinde ebedî olarak kalacakları cehennemdir. Çünkü onlann kalpleri karanlık ve vicdanları kirlidir.
[194] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/417-420.
[195] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/420-421.
[196] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/421-422.
[197] Buhari'nin verdiği bilgiye göre, sahabilerden Hz. Enes
şöyle diyor: Bir gün üç kişiden oluşan bir grup Peygamberimizin eşlerinden
birinin evine geldi. Peygamberimizin nasıl ibadet ettiği hakkında bilgi almak
istediler. Kendilerine gereken bilgi verilince, işittiklerini azımsar gibi bir
havaya girerek: "Biz nerede, peygamberimiz nerede? Allah O'nıın geçmiş
gelecek bütün günahlarını affetmiştir." dediler. Aralarından biri:
"Bana gelince, bütün
[198] Alimlerimiz diyorlar ki: Bu ve buna benzer âyetlerle aynı anlama gelen hadisler aşırı sofularla, dünyadan el-etek çekerek bir köşeye kapanan dervişlerin tutumunu reddeder. Nitekim Taberî: "Hiç bir müslümanın Yüce Allah'ın mü'min kullarına helâl kıldığı temiz bir şeyi kendine haram sayması caiz değildir," der.
[199] İnsan, bir şeyi kendine haram sayınca o şey aslında haram olmaz. Yalnız eşi hariç. Çünkü erkek, boşadiğında eşini kendine haram etmiş olur.
[200] Bu hüküm isîisnalı olmayan yeminler için geçerlidir. İstisna "inşaallah" sözünün yemine eklenmesi ile olur. İstisnalı yeminler kefaret ve sorumluluk getirmez. Yalnız bunda "inşaaüah" sözünü açıkça söylemek şartı ir.
[201] Tefsir bilgini Kurtubi bu âyetten çıkım bir başka sonucun, yeminini bozan kişinin yeminin kefaretini hemen ödemeye girişmesi gerektiğini belirtiyor. Bu titizliğin kefareti unutmayı önleme amacından kaynaklandığı açıktır.
[202] Alimlerimizin bildirdiklerine göre yeminler dörde ayrılır. İkisi, bozulduğu takdirde kefaret gerektirirken, öbür ikisi, bozulduğu takdirde kefaret gerektirmez. Kefaret gerektiren iki yeminin biri: "Vallahi şu işi şöyle yapmayacağım," deyip de bozulan yemindir. İkincisi ise: "Vallahi şu işi şöyle yapmayacağım," deyip de bozulan yemindir. Kefaret gerektirmeyen iki yemin türüne gelince, bunlardan biri: "Vallahi bu iş şöyledir," diye yemin edildikten sonra öyle olmadığı meydana çıkan geçersiz yemindir. İkincisi ise: "Hayır vallahi," veya "evet, vallahi" gibi kasıtsız olarak dil alışkanlığı ile yapılan yemindir. Bir beşinci yemin türü var ki. buna "Ycmin-iğamus" denir. Bu bile bile yalan yere yapılan yemindir. Bunun kefareti tevbe-etmekle olur. başka bir kefaret biçimi yoktur. Tevbenin yanısıra kefaret de ödenirse iyi olur.
[203] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/422-425.
[204] Çünkü Tirmizî'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz: "Kim Allah'dan başkası adına yemin ederse ya müşrik ya da kâfir olur," buyuruyor. Peygamberimiz başka bir sahih hadiste de şöyle buyuruyor: "Haberiniz olsun ki. Yüce Allah, alalarınız adına yemin etmeyi size yasaklıyor. Kim yemin edecekse ya Allah adına yemin elsin ya da dilini tutsun."
[205] Çünkü Peygamberimiz şöyle buyuruyor: "Kim bir konuda yemin eder de tersinin daha hayırlı olduğunu görürse, hayırlı gördüğü işi yapsın ve yeminin kefaretini versin."
[206] Bu sayı ayrıntılı değildir. Yukarda yeminlerin ayrıntılı olarak beşe ayrıldığını açıklamıştık.
[207] Çünkü Buhari'nin bildirdiğine göre Peygamberimize soru sormaya gelen bir Bedevi ile Peygamberimiz arasında şöyle bir karşılıklı konuşma oldu: Bedevi: Ya Rasûlüllah, büyük günahlar nelerdir? Peygamberimiz: Allah'a ortak koşmaktır. Bedevi: Sonra hangi günah gelir? Peygamberimiz: Ana-babaya karşı kötü davranmak. Bedevi: Sonra hangi günah gelir? Peygamberimiz: Yemin-i ğamus. Bedevi: Ycmin-i ğamus nedir?Peygamberimiz: Bir müslümanın malına haksızlıkla el konulmasına yolaçan yalan yemindir.
[208] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/425-427.
[209] Elimizdeki güvenilir bilgiye göre Hz. Ömer bir konuşmasında şöyle dedi: "Ey insanlar, bilesiniz ki, bir gün içki yasağına ilişkin âyet indi. İçki şu beş maddeden yapılır: Üzüm, hurma, bal, buğday, arpa. îçki insanın aklını örten, abuk-sabuk, yalan-doğru konuşmasına yolaçan maddedir."
[210] Madem ki, içki ile kumarın yasaklık gerekçesi müslümanlar arasında düşmanlık çıkarması, bunun yanısıra insanı Allah'ı zikretmekten ve namazdan alıkoymasıdır.. O halde, müslümanlar arasında düşmanlığa sebep olan, insanı zikirden ve namazdan yani İslâm'dan alıkoyan her şey haramdır.
[211] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/427-428.
[212] Bu âyet Hicret'in üçüncü yılında gerçekleşen Uhtıd savaşından sonra indi. Fakat sonra bu sureye yerleştirildi. Ayet içkinin mübahlığına ilişkin hükmü yürürlükten kaldırmıştır. Elimizdeki bilgiye göre bu ayetin İniş sebebi Ebu Vakkas oğlu Saad ile Ensar'dan biri arasında bir ziyafette içtikleri içki yüzünden meydana gelen sürtüşmedir.
[213] Anıt taşlan ile fal oklarının içki ve kumarla birlikte anılmasının amacı, hanımlık hükmünü vurgulamak, güçlülük kazandırmaktır. Çünkü bunlarla ilgili alışkanlığın vicdanlardaki kökleri derindir. Dikili taşlarla ilgili yasaklamaktan maksat, bu taşlara tapmayı, onları yapmayı ve satmayı yasaklamaktır.
[214] Ayette yeralan bilin ki cümlesi, şart cümlesinin cevabı niteliğindedir. Yani: "Eğer siz Allah'a ve Elçisine itaat etmekten yüz çevirirseniz, bilin ki, sizin bu yüz çevirmeniz, Elçi'ye bir zarar vermez. Çünkü Elçi'nin görevi sadece aldığı vahyi duyurmaktır ve o size karşı bu duyurma görevini yerine getirmiştir.
[215] Elimizdeki bilgiye göre bu soruyu soran Hz. Ebû Bekir'dir. Bu soru sözkonusu haram maddeyi içerken ölenlere karşı duyulan merhameti, acımayı gösterir.
[216] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/428-430.
[217] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/430-432.
[218] Yılan, akrep, karga ve fare gibi zararlı hayvanlar ile arslan, kaplan, kurt ve sırtlan gibi yırtıcı hayvanları öldürmek ihramh-ihramsız herkese serbesttir. Çünkü Peygamberimiz: "Şu beş. hayvan zararlıdır. Harcm-i Şerifle ve Harem-i şerif dışında da Öidürülebilirlcr: Yılan, alaca karga. fare. kuduz köpek ve doğan."
[219] "Ellerinizin erişebileceği" av hayvanlarından inaksal küçük av hayvanları ile bu hayvanların yavruları ve yumurtalarıdır. "Mızraklarınızın erişebileceği" av hayvanları deyimi ile ise elle değil, ancak av araçları ile yakalanabifen büyük av hayvanları kastedilmekledir.
[220] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/432-433.
[221] Yani; maksat, durum o kimseler için açıkça ortaya çıksın da böylece ileri sürer bilecekleri bir bahane kalmasın. Yoksa Yüce Allah bu durumu çok öncedenbilmektedir ve bu bilgisi ezelidir.
[222] Elimizdeki bilgiye göre Ensar müslümanlarından Malik oğlu Ebû Yusr Amr'ın Hudeybiye yılında Umre yapmak amacı ile ihramlı iken bir yaban eşeği öldürmesi üzerine bu ayel indi.
[223] Öldürmek, vurmak, sözlük anlamı ile hayvanın canını gidermek demektir. Bunun çeşitli yöntemleri vardır. Başlicalan: mizraklamak, boğazlamak, boğmak, taşla öldürmek ve benzerleridir.
[224] Bilginlere göre av hayvanlarının dengi dört ayaklı hayvan ya da kuş olabilir. Dört ayaklı hayvanların dengi yaratılış ve biçim bakımından benzeri bir başka hayvan olur. Büyük baş hayvanlarda denkiik vücud iriliği iie ölçülür. Kuşlarda denkliğin Ölçüsü değeridir. Yalnız güvercin hariç. Onun dengi koyundur.
[225] Alimlerin ortak görüşüne göre ihramlı iken av hayvanı vurup da cezasını ödedikten sonra bir daha av hayvanı vuran kimse, her vurduğu av için fidye ödemek zorundadır. Yani avın değeri kadar para vermesi lazımdır. Fakat bazı âlimlere göre av yasağını çiğneme suçunu tekrarlayan ihramhya yeni bir ceza verilmez. Bu kimse Yüce Allah'a havale edilerek kendisine: "Allah senden intikamını al.sın!" denir.
[226] İmam-ı Mâlike göre ölü deniz hayvanları mutlak olarak helâldir. Çünkü Peygamberimiz: "Denizin suyu temiz ve ölüsü helâldir." buyurmuştur. Ayrıca Anbcr hadisi de bu hükmün bir başka delilidir.
[227] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/433-435.
[228] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/435-436.
[229] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/437.
[230] Yüce Allah. İbrahim'e Kabe'yi yapmasını emretti. O da onu yaparak meydana çıkardı. Fakat bu olay Kabe'nin son meydana çıkışıdır. İlk ortaya çıkışı Hz. Adem dönemindedir.
[231] Yani. insanları doğru yola iletmek, doğru yapmayı ve sevap kazanmayı başarmalarım sağlamak Peygamberin görevi değildir. Peygamberin görevi, Yüce Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara duyurmak; bu duyurmayı insanların akıl ve vicdanlarına erecek en etkili ve en güzel sözlerle gerçekleştirmektir.
[232] Pis. ne miktar bakımından ne infak değeri bakımından ne konumu ve ne de gideceği yer açısından temiz ile bir değildir. Temiz sağa yönelirken pisin yöneleceği isiikamet sol taraftır. Temizin ve temizlerin yeri cennet; buna karşılık pisin ve pislerin yeri cehennemdir.
[233] Fıkıh bilginlerine göre, "Pisler, asla temizler ile bir değildir" âyeti, geçersiz ahş-veriş sözleşmesinin feshedilmesi ve mal bedelinin müşteriye geri verilmesi gerektiğinin delilidir. Bu hükmün sünnet kaynaklı delili ise Peygamberimizin: "Kim hakkında emrim olmayan bir iş yaparsa yaptığı iş geçersizdir." şeklindeki hadisidir.
[234] "Pisin çok oluşu senin hoşuna gitse de" ifaciesindeki "en" hitabı, bu ümmetten olup da muhatap olmaya, bu âyetin anlamından yararlanmaya layık olan her aklı başında kimse için geçerlidir. Bu yüzden "hoşuna gitse de" denmiş, "hoşunuza gitse de" denmemiştir.
[235] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/437-439.
[236] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/439-441.
[237] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/441.
[238] Bu âyet, gereksiz soruların sorulmasının mekruh okluğuna delildir. Nitekim Müslim'de yeralan bir hadise göre Peygamberimiz şöyle buyuruyor: "Yüce Allah, ana-babaya asi olmayı, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi... yasakladı; dedikodu yapmayı, çok soru sormayı ve malı yanlış yerde harcamayı da size mekruh saydı."
[239] Şöyle bir soru akla gelebilir: Yüce Allah neden önce mü'minlcre soru sormayı yasakladığı halde arkasından: "Eğer Kur'an inerken bu konuları sorarsanız onlar size açıklanır..." diye buyurarak mü'minlerin soru sormalarına izin verdi? Sorunun cevabı şudur: Soru serbestliği getiren ifade: "Eğer o meseleler dışında gerekli olan konular hakkında soru sorarsanız..." anlamına gelir.
[240] Vahyin kesilişinden sonra insanlar "zorlarına gidecek" bir hükmün inme ihtimalinden emin oldular. Bununla birlikte kurcalama ve ayrıntıyı eşeleme amaçlı sorular her zaman mekruhtur. Nitekim Peygamberimiz sahih bir hadisinde: "Kişinin iyi bir müslüman olduğunun belirtilerinden biri gereksiz şeylerden uzak durmasıdır," buyuruyor.
[241] Hz. Salih'in kavminin deve hakkındaki soruları ile Hz. İsa'nın havarilerinin kutsal sofra konusundaki soruları bu tür soruların örneklerindendir. Bu âyette mü'minler, öbür ümmetlerin yaptıkları hataların aynısını yaparak onlar gibi helak olmak konusunda uyarılıyor. Nitekim Peygamberimiz Müslim'de yeralan bir hadisinde şöyle buyuruyor: "Bir müslümamn. müslüman kardeşleri aleyhine işleyebileceği en ağır suç, haram olmayan bir konu hakkındaki sorusu yüzünden o konunun haram olmasıdır.
[242] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/441-444.
[243] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/444.
[244] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/444-445.
[245] Bu âyette daha önce sözü edilen körükörüne taklitçi, zararlı ve yıkıcı bidatler ortaya çıkaran ümmetlerin düştükleri hataya düşmeme konusunda bir uyarı vardır.
[246] Bir görüşe göre bu âyet hem nasihi hem de mensuhu biraraya getiren tek âyettir.
Nasılı: "Eğer siz doğru yolda olursanız," ifadesidir. Mensuh ise: "Siz kendinizden sorumlusunuz," cümleciğidir. Çünkü doğru yolda olan kimseye sapık zarar veremez. Ama doğru yolda olma hali ancak iyiliği emredip kötülükten sakındırdıktan sonra gerçekleşebilir.
[247] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/445-446.
[248] islâm bilginlerine göre iyiliği emredip kötülükten sakındırma görevinin gereklilik kazanabilmesi için, söylenecek sözün dinleneceğinin ve işlenen yanlışın düzeltileceğinin umulması gerekir. Ayrıca bu görevi yapanın ya kendisi ya da diğer müslümanlar katlanılmaz bir zararla karşılaşacaklara, bu görev gerekliliğini kaybeder.
[249] Tefsir bilginlerinin çoğunun ortak görüşüne göre bu âyet Temimiddari ile Beda oğlu Adiy hakkında indi. Gerek Buhari'de gerek başka hadis kaynaklarında verilen bilgiye göre. Temimiddari ile Beda oğlu Adiy sık sık Mekke'ye gidip gelirlerdi. Yolculuklarının birinde Schmoğullanndan bir delikanlı da yanlarında idi. Bu delikanlı yolda, herhangi bir müslümanm bulunmadığı bir yerde öldü. Sözkonusu iki yol arkadaşı ölünün vaziyeti üzerine yanındaki eşyasını ailesine verdiler. Fakat altın kaplamalı bir gümüş kabı yanlarında alıkoydular. Peygamberimizin teklifi üzerine ölünün eşyasının bir parçasını saklamadıkları, sözü edilen allın kaplamalı gümüş kaptan haberleri olmadığı yolunda yemin ettiler. Fakat bir süre sonra sözkonusu kab Mekke'de bulundu ve kabı çilerinde bulunduranlar onu Adiy ve Temim'den satın aldıklarını söylediler. Bunun üzerine ölen adamın iki varisi geldi ve gümüş kabın akrabalarına ait olduğuna, şahitliklerinin Temim ile Adiy'nin şahitliklerinden daha doğru olduğuna, haksızlık yapmak amacı taşımadıklarına yemin ettiler ve sözkonusu kabı aldılar. Bu olay üzerine yukardaki âyet indi.
[249] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/446-448.
[250] Yani: Değiştirme, başkalaştırma, arttırma ve eksiltme ile gölgelenmemiş olarak.
[251] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/448.
[252] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/449-450.
[253] Bu hüküm, bu âyetin mensuh olmadığı varsayımına dayanır. Bu da âlimlerin azınlığı tarafından kabul görmüş bir görüştür. Abmed b. Hanbel bu azınlık arasında yer alır. Fakat tercih edilen görüş budur. Ayet bu hükmü güçlü bir şekilde ifade eder. Bazı âlimler bu hükmün Talâk süresindeki: "İçinizden iki adil kişiyi şahit tutun," âyeti ile bağdaşmayacağı endişesini dile getirmişlerdir. Bu endişe yersizdir. Çünkü burada yolculuk sıkıntısı ile müslüman bir şahit bulamama meselesi vardır. Ayrıca eğer şahidin dürüstlüğünden şüphe edilirse, kendisine yemin verdirmenin bir sakıncası yoktur. Özellikle toplumsal ahlâkın bozukluğu yüzünden dürüst insanın az bulunduğu ortamlarda bu yola başvurmak normaldir. Bu bakımdan ben âyeti açıklarken muhkem olduğu, onunla amel etmenin caiz olduğu görüşünden hareket ettim.
[254] Sahabilerden Ebu Musa Eş'ari bu âyetin mensuh değil muhkem olduğu, onunla amei edilebileceği görüşündedir. Ayrıca bu âyete göre hüküm vermiştir. Yine sahabilerden Abdullah b. Kays ve Abdullah b. Abbas da bu görüşledir. Tabiinden Said b. Museyyeb. Said b. Cubeyr, İbrahim Nahai ve daha birkaç kişi de aynı görüşü paylaştıkları gibi, mezhep imamlarından Ahmed b. Hanbel de bu görüşün taraftarlanndandır.
[255] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/450-452.
[256] Bu âyet ile daha Önceki âyetler arasındaki bağlantı açıktır. Çünkü Yüce Allah birinci âyette mü'minlere takvayı, emirlere ve yasaklara uymayı emrediyor. Bu âyette ise onlara kıyamet gününün dehşetli olaylarım hatırlatıyor. Maksat onları takvaya teşvik elmek, itaatkarlığa özendirmektir.
[257] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/452-453.
[258] Yani: "Ümmetlerimiz çağrımızı sözle kabul ettikten sonra ne derece samimi davrandıklarını, verdikleri söze uygun davranıp davranmadıklarını bilmiyoruz!.." anlamında. Nitekim Peygamberimizin sahih bir hadisi ayetin anlamını teyid eder: "Ben havuzumun başındayken yanıma bazı topluluklar gelir ve çırpınırlar. Bunun üzerine ben: 'Ya Rabb'i, ümmetimi bana bağışla,' derim. O sırada bana 'Sen onların senden sonra ne yaptıklarını bilmiyorsun!' diye cevap verilir.
[259] Yani: 'Hak peygamber olduğunu kanıtlayan deliller ve gözle görülür açık mucizeler göstermen üzerine seni yalanladılar, "Mucizelcr"dcn maksat, bu âyetlerde sayılan anadan doğma körleri ve alacalı hastalan İyileştirmek ve ölüleri diriltmek gibi olağanüstülüklerdir.
[260] Vahiy, peygamberler dışında kalan kimseler için ilham anlamına gelir. Peygamberlere gelince, onlara vahyin hangi yollardan geldiği Şûra sûresinin sonunda açıklanmaktadır.
[261] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/453-455.
[262] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/455-456.
[263] Mü'minler. "Senin Rabb'in gökten bize bir sofra indirebilir mi?" ifadesini yorumlamakla güçlük çekmişlerdir. Yüce Allah'ı bilmemenin ve O nun peygamberi olan İsa'ya karşı nezaketsiz davranmanın açık bir göstergesi olan böyle bir ifadeyi Allah'ın taraftarları olan Havariler nasıl kullanırlardı! Bir açıklamaya göre buradaki "yapabilir mi," "Rabbin bu yoldaki dileğini dinler mi." anlamındadır. Başka bir görüşe göre bu ifade. "Rabb'indcn isleyebilir inisin ki, bize gökten bir sofra indirsin!" demektir.
[264] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/456-457.
[265] Tirmizi'nin Yaser oğlu Ammar'a dayanarak bildirdiğine göre, Peygamberimiz: "Yüce Allah ekmekten ve etten oluşan bir sofra indirdi," buyurmuştur.
[266] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/457-458.
[267] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/458-460.
[268] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/460-461.
[269] Tirmizi'nin Hz. Ebû Hureyre'ye dayanarak bildirdiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Hz. İsa, 'Ey Meryem oğlu İsa, sen mi, Allah dışında beni ve annemi ilah edinin, dedin?' sorusu karşısında kesin delil niteliğindeki cevabını ona yine Yüce Allah şu âyeti ile iletiyor: "Haşa! Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim, gerçek olmadığını bildiğim bir sözü söylemek bana yakışmaz!"
[270] Yani: Ben onların davranışlarını kolluyor, onları senin emirlerine uygun işler yapmaya çağırıyor, sana karşı gelmekten alıkoyuyordum.
[271] Yüce Allah'ın: "Bu gün doğruların doğruluklarının yararını görecekleri gündür." sözü daha önceki âyetlerle bağlantılıdır. Bu âyette peygamberlerin toplanacakları gün okıp-bitecek olanlar noktalanmış, bu arada samimi mü'minlcrin ödülünün cennete girmek ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak olduğu belirtilmiş ve bu sonuç büyük kurtuluş ve başarı olarak nitelenmiştir.
[272] Bu ayet, Yüce Allah'ın bütün alemlerin İlâhı ve Rabbi olduğuna; hrisliyân-ların Hz. İsa'nın ve annesinin ilâhlığı yolundaki iddialarının asılsız olduğuna dair kesin delil oluşturur.
[273] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/461-462.
[274] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/462-463.
İslami Okul Okulların En Önemlisi