EN ÂM Sûresi - Kuran - 006Enam - 23. Sayfa
EN
ÂM SÛRESİ
Mekke ve Medine Döneminde İndirildi Ayet Sayısı: 165
Bismillahirrahmanirrahim
1- Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı yoktan vareden, Allah'a mahsustur. Durum böyleyken kâfirler bu yaratıkları Rablerine denk tutuyorlar.
2- O sizi çamurdan yaratan, sonra da ecelinizi belirleyendir. Ayrıca O'nun katında, tasarıya bağlanan bir vade daha vardır. Gerçek böyleyken, sizler kuşkuya kapılıyorsunuz.
3- O göklerin de Allah'ıdır, yeryüzünün de Allah'ıdır. Sizin gizlinizi, açığınızı ve yaptığınız her şeyi bilir.[1]
Sözlük
Hamdetmek. Cemal ve celal sıfatlarını sayarak Övülene sözlüövgü yöneltmektir.Yarattı. Yoktan varetti, ortaya çıkardı. Eşit tutuyorlar. Başkasını Yüce Allah ile denk tutup O'nun yanısıra ona da tapıyorlar. Belirli vakit. Ecel her hangi bir iş için belirlenen bitiş, sona eriş zamanı. Ayetteki ilk ecel her insanın eceli, ikinci ecel ise dünyanın eceli anlamına gelir.Şüphelenirsiniz. Yani yeniden diriliş ve hesap verme konusunda kuşkuludurlar. Tıpkı Yüce Allah'ı bir bilip sırf O'na ibadet etmenin, bu İbadete başkasını ortak etmemenin gerekli olduğu konusunda şüpheli oldukları gibi.O Allah semalardadır. Yani Yüce Allah hem göklerde ve hem yeryüzünde kendisine ibadet edilmede tektir. Elde ettiğiniz. Yani hayır olsun, kötülük olsun; yararlı olsun, zararlı olsun. [2]
Açıklama
Yüce Allah, En'am sûresinde [3]okuduğumuz ayetlerin birincisinde hamd-lerin tümüne lâyık olduğunu, hamdin Cemâl ve Celâl sıfatları ile nitelenmek ve bunların dile getirdiği övgüyü O'na yöneltmek demek olduğunu haber veriyor. Bu arada dolaylı olarak kullarına kendisine hamd etmelerini emrediyor. Bu ifade ile kullara: "Elhamdülillah deyin," der gibidir. Arkasından bir başkasına değil de kendisine hamdedilmesinin gerekçelerini dile getirerek: "Gökleri ve yeri yaratan,[4]karanlıkları ve aydınlığı yoktan var eden..." diye buyuruyor. Gökleri, yeri; göklerdeki, yerdeki ve bu ikisi arasındaki diğer varlıkları yoktan var eden, hayatın en temel iki unsuru olan karanlıklar ile aydınlığı yaratan Allah hamdedilmeye ve övgüye hakkı olandır, bir başkası böyle bir saygıya lâyık değildir. Böyle olduğu halde kâfirler bir takım putları ve yaratıkları O'na denk sayıp O'nunla birlikte onlara kulluk ederler. Ne şaşılacak şey!
İkinci ayete gelince; Yüce Allah bu ayette müşriklere sesleniyor; onları cahillikleri yüzünden kınayıp asılsız saplantıları yüzünden azarlayarak: "O ki, sizi çamurdan yarattı" buyuruyor.[5]Çünkü insanların atası olan Hz. Adem (a.s.) çamurdan yaratıldı. Sonra bütün insanlar ondan çoğaldı. Buna göre bütün insanlar ve bu arada müşrikler asılları itibarı ile çamurdan topraktan yaratılmışlardır. Hem insanların hayat unsuru olan besin maddeleri de topraktan elde edilir. Ve de Yüce Alalh herkes için bir yaşama süresi ve sınırlı ömür belirledi. Ayrıca hayatın tümü için de bir süre belirledi. Bu süre dolunca hayat sona eriyor. Bu süre O'nun katında belirlenmiştir, onu sırf kendisi bilir, başkası bilmez, kendisinden başkasına bu bilgiyi açmaz, bu bilgiyi gizli tutmasının bir çok yüce hikmetleri vardır. Bütün bunlardan sonra, siz, ey cahil müşrikler O'nu bir bilmenin gerekliği konusunda, öldükten sonra sizi diriltmeye gücünün yeteceği konusunda [6]sizi hesaba çekip iyi-kötü, güzel-çirkin bütün yaptıklarınızın karşılıklarını vereceği konusunda niçin kuşku duyuyorsunuz?
Okuduğumuz ayetlerin üçüncüsünde Yüce Allah göklerde ve yeryüzünde gerçek mabud olduğunu, O'nun dışında başka bir Rab, başka bir ilah bulunmadığını haber verdikten sonra: "O sizin gizlinizi, açığınızı ve yaptığınız her şeyi bilir" buyuruyor. İyi-kötü her yaptığınızdan haberdardır. O yaratıklarından ayrı bir konumda Arş'ınm üzerindedir. Kullarının gizlediklerini, açığa vurduklarını, davranışlarını ve organları ile işledikleri bütün eylemlerini, gözlerinin hain bakışlarını ve kalplerinde saklı duran duygularını bilir. Bu yüzden O'nun katındaki iyiliğe rağbet etmek ve bildirdiği azaptan korkmak, kaçınmak gerekir. Bu da ancak kullarının O'na sığınmaları, O'na kulluk etmeleri ve O'na dayanmaları ile gerçekleşir.[7]
Sonuç
1- Yüce Allah'a lâyık olduğu biçimde hamdetmek ve O'nu övmek gereklidir.
2- Eğer bir kimse Allah'a O'nun kâmil sıfatlarından olmayan bir sıfatla hamdederse onun hamdı kabul olmaz.
3- Kulluk etme açısından yaratıklar ile yaratıcıyı bir tutanların tutumunun şaşırtıcı olduğu vurgulanıyor.
4- Yüce Allah'ın yaratıcılıktaki şaşırtıcı eserlerini ve gücünün tezahürlerini gördüğü halde yeniden dirilişi ve ahiret hayatını inkar eden kimsenin tutumunun şaşırtıcı olduğu vurgulanıyor.
5- Yüce Allah'ın ilim sıfatı vurgulanıyor; göklerde ve yerde O'nun için hiç bir şeyin gizli olamayacağı, gizli-açık her şeyi bildiği dile getiriliyor.
4- Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet geldiği zaman ondan hemen yüz çeviriyorlardı.
5- Nitekim onlar kendilerine gelen gerçeği, Kur'an'ı derhal yalanladılar. Fakat, alay konusu ettikleri gerçeklerin haberleri ilerde kendilerine gelecektir.
6- Onlardan önceki nice nesilleri yokettiğimizi görmediler mi? Oysa o nesillere size vermemiş olduğumuz derecede geniş yerleşme ve yaşama imkanları vermiş, yurtlarına gökten bol yağmurlar yağdırmış, ayakları altından nehirler akıtmıştık. Fakat,işledikleri günahlar yüzünden onları yok ederek arkalarından başka kuşaklar yarattık.[8]
Sözlük
Ayetten. Buradaki ayetten maksat Kur'an'ın Allah'ın birliğinedelâlet eden, peygambere inanmaya çağıran ve kıyamet günü buluşmasını haber veren ayetleridir. Yüz çevirici. Bu ayetlere iltifat etmezler, onlar üzerinde düşünmezler.Hak. Burada "Hak"tan maksat peygamberimiz ile O'nun getirdiği gerçek dindir.Haberler. Kâfirlerin alay konusu ettikleri haberler. Bunlar dünya ve ahiret azabı ile ilgili haberlerdir.Asırdan. Belirli bir çağda yaşamış eski ümmetler. Çağ, yüzyıl demektir.Onları yeryüzüne yerleştirdik. Onlara şu müşriklere vermemiş olduğumuz maddi güçler verdik. Sürekli ve bol yağmur.Günahları sebebi ile. Bu günahlar Allah'a ve peygamberine karşı gelmeleridir.Yarattık. Eski kuşakları yokettikten sonra onların yerine başka bir kuşak yarattık.[9]
Açıklama
Okuduğumuz ayetler Rablerini O'nun dışındaki yaratıklarla bir tutan o müşriklerden sözetmeye devam ediyor: Yüce Allah onlar hakkında şu bilgiyi veriyor: Allah'ın peygamberine vahyettiği ve Kur'an'a eklediği ayetlerden biri onlara gelince bu ayeti tam bir yüz çevirme ile, taşıdığı hidayete ve nura iltifat etmeden karşılarlar. Bunun sebebi onların kendilerine gelen hakkı yalanlamalarıdır. Bu hak, Peygamberimiz ile yanında getirdiği hidayettir. Bu tutumlarının sonucu olarak: "Alay konusu ettikleri gerçeklerin haberleri ilerde kendilerine gelecektir." Bu müşrikler kendilerine yöneltilen tehditler ile alay ettiler. Oysa yalanladıkları, alay konusu ettikleri azap yakında başlarına gelecektir. Nitekim başlarına gelen ilk azap Bedir savaşında uğradıkları bozgundur. Sonra yedi yıl süren bir kıtlıkla karşılaştılar. Ayrıca içlerinden müşrikolarak ölenler ebedi olarak cehennemde yanma azabına çarpılacaklardır. Onlara: "Alay konusu ettiğiniz cehennem azabını tadın bakalım!" denir.Yüce Allah onlara: "Onlardan önceki nice kuşaklan yokettiğimizi görmediler mi?" diye sesleniyor. Yani geçmiş yüzyıllarda yaşamış ve sonra yokedil-miş bir çok insan kuşakları görülmüştür. Yüce Allah bu milletlere Kureyşli kâfirlere verdiği devletin, egemenliğin, servetin ve nüfusun çok daha fazlasını vermiş, onları yeryüzünde egemen kılmış, topraklarına bol yağmurlar yağdırmış, ağaçlarının ve köşklerinin altından nehirler akıtmıştır. Yüce Allah buyuruyor kİ: Onlar benim birliğimi inkâr edince, peygamberimi yalanlayınca ve emirlerime karşı gelince "Günahları yüzünden onları yokettik!" Bu yokediş bizim onlara yaptığımız bir zulüm değildi, tersine bu ceza onların kendilerine yaptıkları zulmün sonucu idi. "Onların arkasından yerlerine başka milletler ortaya çıkardık." Bu bizim için kolay bir işti.[10]
Sonuç
1- Haktan yüz çevirmenin sebebi onu yalanlamaktır. Eğer o kafirler o hakka inansalardı, ona yönelirlerdi.
2- Dini alay konusu yapmak, azaba çarpılmanın ve o azabın yakın olmasının gerekçelerindendir.
3- Eski milletlerin yokolmasından, zalimlerin toplu kırıma uğramasından
ibret almak gerekir.
4- Milletlerin yokoluş sebebi işledikleri günahlardır. Her musibet bir günahın sonucudur.[11]
7- Eğer sana kağıda yazılmış, somut bir kitap indirmiş olsaydık da onu kâfirler etleri ile tutsalardı, "Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değil" diyeceklerdi.
8- Onlar: "Muhatnmed'e bir melek indirilseydi ya" dediler. Eğer melek indirseydik, onların işleri hemen bitirilir, kendilerine hiç mühlet tanınmazdı.
9- Eğer meleklerden bir peygamber gönderseydik, onu insan kılığında gönderecektik. O zaman da kâfirleri şimdiki yanılgılarının aynısına düşürmüş olurduk.
10- Senden önceki bir çok peygamberler de alaya alınmıştı. Fakat bu alaycılar, alay konusu yaptıkları gerçek tarafından kıskıvrak kuşatılır erdiler.
11- Onlara de ki; "Dünyayı geziniz de peygamberleri yalanlayanların sonu nice oldu, görünüz.[12]
Sözlük
Üzerine yazı yazılan deri ya da kâğıt. Elleri ile dokunup varlığından emin olurlar. Melek. Meleklerin tekil hali.
Emir hükme bağlanır, hayatları sona ererdi Kendilerine mühlet tanınmaz.Eğer onu melek yaratsaydık. Onlar insandan peygamberi inkâr ettikleri için eğer kendilerine meleklerden bir peygambergönderseydik.Zihin kargaşasına, belirsizliğe düşürürdük. Alaya alındı, hakir görüldü, küçümsendi.Üzerlerine azap indi, inen azap tarafından kuşatılıp yokedildiler.[13]
Açıklama
Allah, okuduğumuz ayetlerde taptıkları ve Rableri katında kendilerine aracılık edeceklerini sandıkları putları Rab yerine koyan müşriklerden sözetmeye devam ederek buyuruyor ki: Ey peygamber, "eğer sana somut bir kitap indirseydik" yani sana deri parçasına ya da kâğıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar onun gökten indiğini [14]gözleri ile görselerdi, ona parmaklan ile dokunabilselerdi, yine ona inanmazlardı ve: "Bu apaçık bir büyüdür. Muhammed bununla sizi büyüledi, yoksa nasıl olur da gökten kitap iner?" derlerdi. Müşrikler sözlerine devam ederek "Muhammed'e bir melek indiriIseydi[15] ya" dediler. Ona bir melek indirilseydi ya. Niye onu destekleyecek, onun Allah'ın görevlendirdiği bir elçi olduğunu onaylayacak bir melek kendisine indirilmiyor? Yüce Allah onlara: "Eğer melek indirseydik..." diye cevap veriyor. Melek indirmek Yüce Allah'ın bu konudaki sünnetine uygun değildir. Eğer melek indirse de onu yalanlasalar o zaman onları yok edecekti. Çünkü melekler sadece çiğnenen bir hakkı geri almak için yeryüzüne inerler. Buna göre eğer melek inse o müşriklerin defterleri durülerek yok edilirler, kökleri kazınırdı. Oysa Yüce Allah'ın onlar hakkındaki isteği bu değildir. "Kendilerine hiç mühlet tanınmazdı" ifadesi onlara bir an bile süre tanınmaz, meselâ tevbe etmelerine ya da mazeret dilemelerine fırsat verilmezdi, demektir. "Eğer meleklerden bir peygamber gönderseydik" ifadesi şöyle açıklanabilir: Eğer onlara meleklerden bir peygamber gönderseydik müşrikler: "Biz İnsanız, meleğin dediklerini nasıl anlayabiliriz?" diyecekler ve kendilerine insanlardan bir peygamber gönderilmesini isteyeceklerdi.[16]
Yüce Allah, müşriklerin bu konudaki samimiyetten uzak tutumlarını açıklamaya şöyle devam ediyor: "Eğer meleklerden bir peygamber gönderseydik, onu insan kılığında gönderecektik; o zaman kâfirleri şimdiki yanılgılarının aynısına düşürmüş olurduk." Yani o zaman kafalarını karıştırmış, yanılgılarını belirsizliğe büründürmüş olur, onları şüpheye düşürürdük. Yüce Allah bunun arkasından peygamberimizi (s.a.v.) teselli etmek üzere şöyle buyuruyor: "Senden önceki bir çok peygamber de alaya alınmıştı."[17]tıpkı seninle alay edildiği gibi. Öyleyse sabret. O eski dönemlerdeki alaycılar, alay konusu ettikleri gerçekler tarafından çepeçevre kuşatıldılar. Peygamberler onları Yüce Allah'ın azabı ile korkuttuğunda onları alaya alırlar, hem peygamberleri ve hem de tehdit edildikleri ilâhi azabı hafife alırlardı.
Peygamberimizin Kureyş kabilesinin ileri gelen günahkârlarını Allah'ın azabı ile tehdit ettiğinde onların alayları ile karşılaşıyordu. Yüce Allah, Peygamberimize bu alaycılara, "dünyayı geziniz" demeyi emrediyor.[18] Yani Arap yarımadasının güneyini gezip Âdo kavminin yıkık ülkelerini inceleyin; yarımadanın kuzeyini gezip Semûd kavminin yıkık ülkesini inceleyin ve batıya doğru geziye çıkıp Lût gölünün çevresini inceleyin. O zaman: "Peygamberlerini yalanlayanların sonunun nice olduğunu görünüz!" sizin gibilerin akıbetlerini öğreniniz. Böylece belki azgınlığınızın ve yalanlayıcı tutumunuzun bilincine varırsınız da geriye dönüşünüz kolaylaşır.[19]
Sonuç
I- Mucizelere ve olağanüstü olaylara, tanık olanların bir kısmı iman edip bir kısmı da iman etmez. Hatta bu olaylar kimi zaman kâfirliğe ve inatçılığa sebep olurlar. Bundan dolayı Yüce Allah Kureyşlilerin bu yoldaki isteklerini kabul edip Peygamberimize onların önerdikleri mucizeleri gösterme imkânı vermemiştir.
2- İnsan olarak gönderilmiş peygamberin peygamberliğini inkâr etmek bütün milletlerde görülmüş ortak bir tepkidir. "Bu adam sadece sizin gibi bir insandır!" itirazına bîr çok ayetlerde rastlıyoruz. Oysa meleklerden peygamber göndermekle varılmak istenen hedefe ulaşılamaz. Çünkü insanoğlu meleklerden mesaj alamaz, onlarla diyalog kurmaya yetenekli değildir. Eğer Yüce Allah meleklerden bir peygamber gönderseydi, insanlar: "Biz onun insan olmasını isteriz!" diyecekler ve bu yüzden zihinleri karışacak, yanılgıya düşeceklerdi.
3- Peygamberleri ve hak yola çağıranları alaya almak neredeyse değişmez bir insanlık geleneğidir. Bu yüzden peygamberlerin ve hak yola çağıranların buna karşı sabırlı olması gerekir.
4- Yalanlamanın ve alaycılığın sonu yalanlayıcıların ve alaycıların yokolmaşıdır.
5- Mezarlıkları ziyaret etmek [20]meşrudur. Çünkü bu sayede insanoğlunun, sonunun nereye vardığının farkına varılır. Böylece zulmün ve kargaşanın sebebi olan dünya hırsı, dünya düşkünlüğü ve onun uğruna girişilen amansız yarışın hızı frenlenmiş olur.
12- De ki; "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır. O merhametliliği üzerine görev yazdı. Sizleri geleceği kuşkusuz olan, kıyamet günü kesinlikle biraraya getirecektir. Kendilerine kıyanlar var ya, buna sadece onlar inanmazlar.
13- Gecenin ve gündüzün barındırdığı her şey O'nundur. O her şeyi işitir ve bilir.
14- De ki; "Allah'tan başkasını mı dost edineyim ki, O göklerin ve yerin yoktan varedicisidir; yedirir, fakat yedireni yoktur. De ki; "Müslümanların ilki olmam emredildi, bana 'sakın Allah'a ortak koşanlardan olma' denildi."
15- De ki; "Eğer Rabbimin buyruklarına karşı gelirsem büyük günün azabından korkarım."
16- O gün kim azaptan uzak tutulursa Allah onu kayırmış olur. İşte kesin kurtuluş budur.[21]
Sözlük
Merhameti kendi nefsine yazdı. Yüce Allah yaratıklarına karşı merhametli olmayı üstlendi.Onda şüphe yoktur. Belirlenmiş vakti gelince meydana geleceğİnde kuşku yoktur.Nefislerine zarar verenler. Nefislerini müşrİklik ve günah kirleri ile lekelediler, ondan yararlanamadılar.Gecenin ve gündüzün barındırdığı hareketli ve hareketsiz bütün varlıklar O'nundurDost. Yani sevdiği, yardımını beklediği; desteğini, sevgisini ve koruyuculuğunu aradığı merci Kimden giderilirse. Azap kimden uzak tutulursa Açık ve kesin başarı. Çünkü cehennem ateşinden kurtulup cennete girmek büyük bir başarı ve kurtuluştur.[22]
Açıklama
Okuduğumuz ayetlerde Rabb'lerini başka varlıklarla bir tutan müşriklerden sözetmeye devam ediliyor. Yüce Allah, Peygamberimize: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" buyuruyor.[23] Yani bütün bu varlıkları kim yarattı, kim yoktan varettİ; onların mülkiyeti, tasarrufu ve düzenlenmesi kime aittir? Onların ne diyeceklerini beklemeden hemen cevap ver ve "Allah" de. Çünkü onların bunun dışında verebilecekleri başka bir cevap yoktur. "Bunların hepsi Allah'a aittir." O Allah ki, "Merhametliliği üzerine görev yazdı."'[24]Yani merhametli olmaya karar verdi, onu kendi için gerekli saydı.
Bu merhametin yansıması, İzleri insanlar üzerinde açıkça görülüyor. İnsanlar O'nun varlığım inkâr ettikleri, O'na karşı günah İşledikleri halde O onları yediriyor, İçiriyor, kayırıyor, koruyor. Buna rağmen asla O'na hamdetmez-ler. Yüce Allah'ın merhametinin göstergelerinden biri de insanları kıya-met günü bİraraya getirip onları hesaba çekmesi ve amellerinin karşılıklarını vermesi, bu karşılıkları belirlerken iyiliklerin karşılıklarını bire on, buna karşılık kötülüklerin karşılığını sadece bire bir olarak değerlendirmesidir. Yüce Allah'ın şu sözü bunun delilidir: "Sizi geleceği kuşkusuz olan Kıyamet günü kesinlikle biraraya getirecektir." Yani o günün geleceği kuşkusuzdur.
Yüce Allah'ın: "Kendilerine kıyanlar var ya, buna sadece onlar inanmazlar" sözü bize şu haberi veriyor: İnsanların kaderlerinin yazılı olduğu kitapta bazı kimselerin ezelde hüsranda olduğu belirtilmiştir, işte bu kimseler bu yüzden bu gerçeğe inanmazlar. Onlar hakkında ezelde yazılan yazı, bu tutumlarına ilişkin tam bir bilgiye dayanır. Onlar kafirlikleri, inatçılıkları, müşriklik-leri, kötülükleri ve bozgunculukları ile bu ezeli bilgiye uygun bir görünüm sergilemişlerdir. Okuduğumuz ayetlerin ilkinin açıklaması budur.
İkinci ayeti okuyalım: "Gecenin ve gündüzün barındırdığı her şey O'nundur." Bu ifade Yüce Allah'ın her şeyin Rabbi, her şeyin sahibi olduğunu anlatıyor. Çünkü kâinatın bütün varlıkları O'nun emriyle hareket ederler. O gerek insanların ve gerekse diğer yaratıklarının hallerini işitir; onların saklı ve açık bütün davranışlarını bilir. Bu yüzden O'nun yaptıklarında adalet vardır, Allah (c.c.) dilediğini yapar, istediği hükmü verir; bundan dolayı O'na sığınmak, O'na dayanmak, O'nun emirlerine ve yasaklarına boyun eğmek gerekir.
Şimdi de yukardaki ayetlerin üçüncüsünü (14.) okuyalım: "De ki: Allah'tan başkasını mı dost edineyim ki, O göklerin ve yerin yoktan varedicisİ-dir; yedirir, fakat yedireni yoktur." Yüce Allah, bu ayette Peygamberine müşriklerin tekliflerini reddetmeyi emrediyor. Onların müşrikliklerini onaylaması ve kendileri ile birlikte sözde ilahlarına tapması yolundaki isteklerine karşı şöyle demesini İstiyor: "Yüce Allah göklerin ve yerin yoktan varedİcisidir; başkalarını yedirir çünkü herkes O'na muhtaçtır; fakat O'nun bir yedireni yoktur.[25]çünkü O'nun hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Ey müşrikler, şimdi ben tıpkı sizler gibi davranarak O'nun dışında bir dost edinip ona mı tapayım, O'nu bir yana bırakıp sizin dost edindiğiniz putlara mı tapayım? Bu asla olmaz!" Yüce Allah bu ayetin devamında peygamberimize açık-seçik bir dille: "Bana müslü-manlarm ilki olmam emredildi" demeyi emrediyor. Yani yüzünü Allah'a çevirenlerin ve O'na yönelerek koyduğu kurallar uyarınca kendisine kulluk edenlerin ilki olmamı emretmiş ve "sakın müşriklerden olma!" diyerek müşriklerin arasına katılmamı yasaklamıştır; benden Allah'ın yanısıra bir başka varlığa tapanlardan uzak durmamı istemiştir.
15. ayette ise Yüce Allah Peygamberin Allah'ın birliği ilkesinden ayrılmasını arzu eden müşriklere: "Eğer Rabbimin buyruklarına karşı gelirsem büyük günün azabından korkarım! "[26]demesini istiyor. Bu kıyamet günü azabıdır. O dayanılmaz, katlanılmaz derecede acı bir azaptır. O gün kim bu azaptan uzak tutulursa [27]Yüce Allah onu kayırmış, yani onu cennetine koymuş demektir. Cehenemden kurtulup cennete girmek büyük kurtuluştur. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette: "O zaman kim cehennem ateşinden uzak tutulur da cennete konursa gerçekten başarıya, kurtuluşa ermiştir." (Al-i İmran, 185) Gerçekten ne güzel başarı, ne güzel kurtuluş! Hangi kurtuluş, hangi başarı azaptan kurtulup esenlik yurduna girmek kadar büyük olabilir ki?!.. Elbette ki, Allah'ın mü'min kullarına bahşetmiş olduğu cennetten daha büyük bir kurtuluş olamaz. Çünkü cennet Allah'ın rızası sonucunda elde edilmiştir.[28]
Sonuç
1- Yüce Allah'ın rahmeti yaygındır, herkesi kapsamına alır. O yüce rahmeti sınırlayacak veya herhangi bir şahısa özgü kılacak hiç kimse yoktur.
2- Bedbahtlığın ve mutluluğun varlıkların yaratılışından önce ezelde belirlendiği vurgulanıyor. Yani Allah'ın ilminde olmuş ve olacak herşey bellidir. Allah'tı Teâlâ bunları levhi mahfuz adlı kitapta yazmıştır.
3- Yüce Allah her şeyin Rabbi ve sahibidir. Çünkü kainattaki herşeyi o yaratmıştır ve ölçülerini de O koymuştur. Dolayısıyla herşeyin idaresi de O'na aittir.
4- Allah'tan başkasını dost edinmek haramdır: Allah'a ortak koşmak haramdır. Buradaki haramlılık küfür ve şirk manasınadır. Çünkü Allah'tan başkasını ilah edinmek O'na şirk koşmaktır.
5- Ahiretteki başarı, azaptan kurtulup cennete girmektir. Bu başarının elde edildiği yer ise, dünya hayatındaki iman ve salih amellerdir. Kişi imanı ve salih amelleri vasıtasıyla ahiret yurdunu elde eder.
17- Eğer Allah başına bir musibet verirse onu O'ndan başka hiç kimse gideremez. Eğer sana bir iyilik verirse, şüphesiz O'nun gücü her şeye yeter.
18- O kulları üzerinde kesin egemendir. O'nun yaptığı her şey yerindedir, O her şeyden haberdardır.
19- De ki; "En büyük şahitlik kiminkidir?" De ki; "Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur'an gerek sizi, gerekse ulaştığı herkesi uyarayım diye bana vahyedildi. Sizler Allah'ın yanı-sıra başka ilahlar olduğuna mı şehadet ediyorsunuz?" De ki; "Ben buna şehadet etmem." De ki; "O tek bir ilahtır ve ben sizin O'na koştuğunuz ortaklardan uzağım."[29]
Sözlük
Sana isabet ederse, dokunursa.Zarar verir. Hastalık ve üzüntü gibi bedene ya da ruha elem
veren durumHayır. Bedene ya da ruha mutluluk veren durum. Galip, ezici, üstün.Şahitlik. Bir şeyi bilen kimsenin gerçeğe ters düşmeyecek şekilde bilgi vermesi. Sizi uyarayım. Yüce Allah'ın düşmanlarına yönelik tehditleri konusunda sizi korkutayım diye.Tek ilâh. Çünkü O tek Rabdır. Sebebine gelince Rab, yaratıcı,rızık verici ve her şeyi önceden düzenleyici olan Allah'tan başkasına ibadet edilmez[30]
Açıklama
Yüce Allah okuduğumuz ayetlerde peygamberimizi yönlendirmeye, başka varlıkları Rableri ile bir tutan müşriklere karşı durumunu güçlendirmeye devam ederek şöyle buyuruyor: "Eğer Allah başına bir musibet [31]verirse onu O'ndan başka hiç kimse gideremez." Yani eğer Yüce Allah vücuduna zarar verecek bir dert verirse bu derdi başından sadece O savabilir, seni o dertten yalnız O kurtarabilir. "Eğer O sana bir iyilik verirse..." Eğer Allah senin hakkında bir iyilik dilerse ona hiç kimse engel olamaz.[32] "Hiç şüphesiz O'nun gücü her şeye yeter." Buradaki hitap Peygamberimize (s.a.v.) yönelik olmakla birlikte, aslında herkes için geçerlidir. Buna göre Allah'ın verdiği bir musibeti O'nun dışında hiç kimse gideremez; O'nun her hangi bir kimseye yönelik lütfuna da hiç kimse engel olamaz.
Okuduğumuz ayetlerin ikincisinde (18.) Yüce Allah şöyle buyuruyor: "O kullan üzerinde kesin egemendir. O'nun yaptığı her şey yerindedir; o her şeyden haberdardır." Bu ayet Yüce Allah'ın ilahlığının gerekçesi olan Rabligini vurguluyor. Çünkü O'nun herkesi kapsayan egemenliği ve yönetmesi, sözünün üstünlüğü ve bilgisinin her şeyi kapsaması ile birlikte İlahlığının, itaat edilmesinin, dostluğunu aramanın, O'ndan başkasına, yönelik dostluk arayışının saçmalığının, O'ndan başkasına kulluk edilemeyeceğinin gerekçesidir.
Şimdi de yukardaki ayetlerin üçüncüsünü (19.) okuyalım': "Deki: En büyük şahitlik kiminkidir?" Bu ayet Mekkeli müşriklerin Peygamberimize: "Bize senin peygamber olduğunu onaylayacak bir şahit göster!" demeleri üzerine indi. Bilindiği gibi ehl-i kitap, Peygamberimizin peygamberliğini inkâr etmişti. Bunun üzerine Yüce Allah onlara karşılık olmak üzere kendilerine "En büyük şahitlik kiminkidir?" sorusunu sormasını emretti. Peygamberimizin bu sorusu karşısında müşriklerin "Allah'tır" demekten başka bir cevaplan olamayacağı için Yüce Allah, peygamberimize; "Benimle sizin aranızda Allah şahittir! "demesini emretti. Yüce Allah'ın benim peygamberliğime şahitlik etmesi, bu Kur'an'ı bana vahyetmesi suretiyle gerçekleşmiştir. Ki o Kur'an'Ia ben gerek sizi ve gerekse onu işiten ve ondan haberdar olan [33]herkesi uyarıyorum. Bu Kur'an'ın ulaştığı kimselerden kim ona inanmaz, onun getirdiği inançları, ibadetleri ve yasaları hayata aktarmaz ise Kıyamet günü hüsrana uğrar, nefsine kıymış olur.
Yüce Allah, daha sonra Peygamberimize müşrikliklerini kınamasını, bu inançlarının sapıklığını vurgulamasını emrederek şöyle buyuruyor: "Sizler Allah'ın yamsıra başka ilahlar olduğuna mı şahitlik ediyorsunuz?!"[34] Bu şahitliğinizi o asılsız ilâhlara inanmakla, onlara tapmakla ortaya koyuyorsunuz. Bana gelince böyle bir inancı kabul etmiyorum; bu inanca şahitlik etmek şöyle dursun, onu reddediyorum!.. Yüce Allah Peygamberimize, müşriklerin asılsız ilâhlarım reddettikten sonra tek Allah'ın ilâhlığmı vurgulamasını, onların düzmece ilâhlarından uzak olduğunu belirtmesini emrederek buyruğunu şöyle noktalıyor: "O tek ilahtır ve ben sizin O'na koştuğunuz ilahlardan uzağım!"[35]
Sonuç
1- Yüce Allah'ın yaratıklarından herhangi birine değil, sırf Allah'a sığınmak gerekir. Çünkü başa gelen bir musibeti sadece O giderebilir.[36]
2- Yüce Allah okuduğumuz ayetlerde Peygamberimizin peygamber olduğuna, kendisine indirilen Kur'an'ın gerçek ve gösterdiği mucizelerin hak olduğuna bizzat şahitlik ediyor.
3- Peygamberimizin uyarısı Kıyamet gününe kadar Kur'an-ı Kerim'in ulaştığı herkese ulaşmış ve ulaşacaktır.
4- Bu ayetlerde "Lâ ilahe illallah" cümlesinde ifadesini bulan tevhîd ilkesi ile müşriklikteıı uzak durma gereği vurgulanmaktadır.
20- Kendilerine kitap verdiklerimiz peygamberi ve Kur'an'ı tıpkı çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Fakat, kendilerine kıyanlar var ya, onlar asla inanmazlar.
21- Allah hakkında yalan uydurarak O'na iftira edenden ya da O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Hiç şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler.
22- O gün onların tümünü bir yere toplarız da sonra Allah'a ortak koşanlara: "Hani nerede Allah'ın ortakları olduklarını sandıklarınız? " diye sorarız.
23- Sonra bu müşriklerin "Vallahi, ey Rabbimiz, biz müşrik değildik'1 demelerinden başka bir akibetleri olmaz.
24- Kendileri aleyhinde nasıl yalan söylediklerini ve uydurma ilahları tarafından nasıl yüzüstü bırakıldıklarını görüyor musun?[37]
Sözlük
Kendilerine kitap verilenler. Yahudi ve hristiyan din bilginleri. Onu tanıyorlar. Hz. Muhammed'in Allah'ın peygamberi olduğunu bilirler.Allah'a yalancılık iftirasında bulundular. Yalan uydurdu, bu yalanı kendi kendine allayıp pulladı ve söyledi.Zalimler kurtulamazlar. Kıyamet günü, Allah'ın azabından kurtulamazlar.Büyük ortaklarınız nerede? (Bu müşriklere yönelik kınama içerikli bir soru cümlesidir.)İddia ediyorsunuz; zannediyorsunuz. Onların, Allah katında size aracılık edeceklerini, Allah'ın rtaklari olduklarını iddia ediyorsunuz.Onları terkettiler. Onların yalandan uydurdukları ilahlar kendilerini bırakıp gittiler, yanlarında olmadılar.[38]
Açıklama
Yüce Allah buyuruyor ki: "Kendilerine kitap verdiklerimiz..." yani yahudi ve hristiyan din bilginleri "O'nu tanırlar, bilirler." Yani Hz. Muhammed (s.a.v.)'in (s.a.v.) Allah'ın peygamberi ve Kur'an'm da Allah'ın kitabı olduğunu çocuklarını bildikleri gibi bilirler. Çünkü onun haberlerine ve sıfatlarına ait bilgiler ellerindedir. Bu açıklama, bazı Arapların Peygamberimize: "Eğer sen gerçekten peygamber olsaydın bu konuda kendilerine kitap verilenlerin senin lehine şahitlik etmeleri gerekirdi!" biçimindeki itirazlarına cevap niteliğindedir. Ardından Yüce Allah bize şu gerçeği açıklıyor: Allah'ın ezeli takdiri ve hükmü uyarınca kendilerine kıyanlar, nefislerini hüsrana sürükleyenler bu gerçeği kitaplarından öğrenmiş olsalar, anlasalar ve doğruluğunun bilincine varmış olsalar da buna inanmazlar. Onların inanmamalarının sırrı budur. Öyleyse onların inanmamaları Hz. Muhammed'in peygamber olmadığına, Allah'ın elçisi olmadığına delil olamaz. Okuduğumuz ayetlerin ilkinin (2O.)anlamı budur.
Okuduğumuz ayetlerin ikincisinde (21.) ise Yüce Allah hem müşrik Araplara hem de ehl-i kitabın kâfirlerine seslenerek şöyle buyuruyor: "Allah hakkında yalan uydurarak O'na iftira edenden daha zalim kim oIabilir?"[39]Bu zalimlerin ilk bölümü Allah katında kendilerine aracılık edecekleri gerekçesi ile putlara tapan müşrikler, ikinci bölümü ise Allah'ın ayetlerini yalan sayan kitap ehlidir. Yüce Allah haber veriyor ki, gerek müşrikler gerekse ehl-i kitabın kâfirleri İslâm'a ve tevhid ilkesine zıt tutumları konusunda zalimdirler ve zalimler kurtuluşa eremezler. Buna göre her iki grubun da hüsrana uğradığı hükme bağlanmıştır. Yalnız bunlardan Allah'a iman edenler, sırf O'na ibadet edenler ve böylece müslümanların safına katılanlar bu hükmün kapsamı dışındadır.
Yüce Allah, yukarıdaki ayetlerin üçüncüsünde (22.): "O gün onları bir yere toplarız [40]" buyuruyor. Yani müşrikler ile kitap ehli ne dünyada ve ne de (bir yerde toplanacakları) Kıyamet günü iflah olmazlar. Çünkü zalimdirler. Yüce Allah daha sonra haber veriyor ki, Kıyamet gününün gündeme gelmesi münasebeti ile o gün mahşerde toplananların arasındaki müşriklere: "Hani Allah'ın ortaklan olduklarını sandıklarınız şimdi nerede?" diye sorar. Yani: "Hani bu gün size Allah katında aracılık edeceklerini sandığınız düzmece ilahlarınız nerede?" Bu sorguya çekmenin, bu kınamanın tek sonucu sadece onların: "Vallahi, ey Rabbimiz, biz müşrik değildik!"[41]biçimindeki sözleri o-lur. Yani uydurmuş oldukları o yalanı inkâr ederler. Çünkü Yüce Allah'ın müşrikleri affetmediğini, onların cehennem ateşinden kurtulamıyacaklannı görmüşlerdir.
Daha sonra Yüce Allah, Peygamberine müşriklerin bu yüz kızartıcı durumlarını hayretle karşılamasını emrederek: "Kendileri aleyhinde nasıl yalan uydurduklarına bak!" buyuruyor.[42] Onlar sadece kendilerini kandırıyorlardı. Rabbleri onların ne olduklarını biliyordu. "Onları yüzüstü bıraktı"; gözlerinden uzaklaştı; "uydurdukları düzmece ilahlar" ilahları.[43]
Sonuç
1- Kitap ehlinin İslâm'a girmesine engel olan tek faktör onların dünyayı ahirete tercih etmeleridir.
2- Allah adına yalan uydurmak ile O'nu, Kitabını ve Peygamberini inkar etmek iki ağır suç gerekçesidir.
3- Zalimlerin ne dünyada ve ne de ahirette iflah olmayacakları vurgulanıyor.
4- Ölmeden önce tevbe etmemiş olan müşrikin bu günahı affedilmez.
25- Onların içinde seni dinleyenler vardır, biz onların kalplerini, Kıır'an'ı anlamalarına engel oluşturacak biçimde, perdeledik, kulaklarını da sağırlaştırdık. Bu yüzden her türlü mucizeyi görseler bile ona inanmazlar. Nitekim bu kâfirler tartışmak için yanına geldiklerinde sana: "Bu Kur'an, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
26- Onlar hem başkalarını Kur1 an'dan uzak tutuyorlar, hem de kendileri ondan uzak duruyorlar. Böylece aslında kendilerini mahvediyorlar, ama bunun farkında değildirler.
27- Cehennemin başında durdurulduklarında onların; "Ah ne olaydı, dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabb'imizin ayetlerini yalanlamasak ve mü'minlerden olsak" dediklerini keşke görseydi n!
28- Hayır, sadece daha önce içlerinde sakladıklarının akıbeti önlerinde belirdi diye böyle hayıflanıyorlar. Yoksa eğer dünyaya geri gönderilseler yine s akındır ıldıkları yola dönerler. Onlar gerçekten yalancıdırlar.
29- Onlar, "Hayat, sadece dünyadaki hayatımızdan ibarettir, bir daha diriltilecek değiliz" dediler.[44]
Sözlük
Perdeler, örtüler. Kılıf gibi bîr şeyin içinde saklandığı örtü. Ağır işitme, sağırlık, onlar bu yüzden işitmezler.Seninle tartışırlar.Eskİ toplumlar hakkında yazılan ve anlatılan hikayeler.Ondan uzak duruyorlar.
Aslında kendileri için açığa çıktı, açıkça gördüler.Bu hayatımızdan başka bir hayat yoktur.Öldükten sonra diriltilmek; önceki hale döndürülmek.[45]
Açıklama
Okuduğumuz ayetler, Rab'lerini başka varlıklarla bir tutanlardan, başka varlıkları O'na ortak koşanlardan sözetmeye devam ediyor. Yüce Allah onlardan bazılarının durumunu anlatmak üzere şöyle buyuruyor: "Onların içinde seni dinleyenler vardır." Onlar seni Kur'an okurken dinlerler. Fakat Kur'an kalplerine sinmez, onun içerdiği sırlan ve hikmetleri kavrayamazlar. Oysa ancak onu kavrarlarsa gerçeği tanıyıp ona inanabilirler. Çünkü yaratmaya ilişkin yasalarımız uyarınca yaptıklarından dolayı kendi kalplerine perde gerdik ve kulaklarına da ağır işitme özrü verdik. Bu yüzden onlar dinlerler, ama işite-mezler ve anlayamazlar. Bu perde ve sağırlık Peygamber'e karşı yüreklerinde taşıdıkları kin İle getirdiği tevhid ilkesine karşı besledikleri husûmet ve hoşgörüsüzlüktür. Bu yüzden onlar ölülerin diriltilmesi ve meleklerin yeryüzüne indirilip gözle görülmeleri türünden gösterilmesini İstedikleri bütün mucizeleri görseler de onlara inanmazlar. Çünkü onlar inanmak istemiyorlar. Yüce Allah buyuruyor ki: "Bu yüzden her türlü mucizeyi görseler bile ona inanmazlar. Nitekim bu kâfirler tartışmak üzere yanma geldiklerinde!" tevhid ilkesi ile kendi düzmece ilahları konusunda konuşmak için yanına geldiklerinde: "Bu Kur'an, eskilerin masallarından başka bir şey değildir!" derler.[46] Yani, bu Kur'an sana söylenip yazdırılmış veya tarafından başkalarına yazılmışdınlmış bir masal kitabıdır, şimdi sen onu okuyorsun! Yoksa ne sana vahiy geldi ve ne de sen bir peygambersin... İşte okuduğumuz 25. açıklaması budur.Öbür ayetlere gelince bu ayetlerin ikincisinde (26.): Yüce Allah, onların davranışları hakkında bize bilgi veriyor. Bu bilgiye göre onlar insanları Peygamberimize ve getirdiği ilkelere inanmaktan, uymaktan ve dinine girmekten alıkoydukları gibi kendileri de iman etmekten uzak duruyorlar. Kısacası ne iman ediyorlar ne Peygamberimize uyuyorlar. Bu, Yüce Allah'ın onlar hakkında bildirdiği en kötü sıfattır. Bu da gerçek doğrudan; hak1 tan ve iyilikten uzak durmak, bunun yanısıra insanları hakdan ve iyilikten uzak tutmak, bunlara yaklaşmalarını yasaklayıp engellemektir. Bundan dolayı Yüce Allah onlar hakkında: "Böylece aslında kendilerini mahvediyorlar!" diye buyuruyor. Yani Peygamberimize ve tevhid ilkesine yönelik bu düşmanca ve aşağılık tutumları yüzünden kendilerini mahvediyorlar. Fakat bunun farkında değildirler. Çünkü farkında olsalar bu tutumlarından vazgeçerler. Onların şuurlarını kaybetmelerine yolaçan etken eğriliği ve kötülüğü sevmeleridir. Bu sevgi onları Peygamberimize ve getirdiği ,Allah'a kulluk etmek, O'nu bir bilmek gibi temel ilkelere düşman olmaya sürüklemiştir.
İşte onlar şimdi cehenneme yollanan ilk kafileyi oluşturmuşlardır. Yüce Allah, Peygamberimize şöyle buyuruyor: "Sen onları cehennemin başında durdurulduklarında görsen!.."[47] Artık cehenneme girecekleri, onun ateşi tarafından sarılacakları, alevleri içinde yanacakları kesindir. Cehennem ateşinin ortasını boyladıklarında: "Ah ne olaydı, dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve mü'minlerden olsak!.." derler. Vallahi, onların bu sözleri doğru değildir! Bu sözler bir takım samimiyetsiz temennilerdir; uğradıkları azabın şokunun ve cehennem ateşinin korkusunun baskısı ile böyle konuşuyorlar.
Dünyada gizli tuttukları, gece-gündüz gözlerden sakladıkları suç ve kötülükleri ortaya çıkınca, işte asıl o zaman rezil olacaklardır.[48]Nitekim her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Yüce Allah: "Yoksa eğer dünyaya geri gönderilseler yine s akındın İdi klan kötü yola dönerler, onlar gerçekten yalancıdırlar" buyuruyor. Hiç şüphesiz Yüce Allah'ın söylediği doğrudur. Onlar geri gönderilseler yine aynı kötülükleri işlemeye devam ederler.
Yukardaki ayetlerin sonuncusunda (29.) Yüce Allah onların uğradıkları belânın ve katlandıkları sıkıntıların asıl sebebini açıklıyor. Onların bu kadar akılsız ve garip bir cür'etle müşrîkliğe ve tevhid düşmanlığına sarılmalarının nedenini vurguluyor. Tevhid ilkesinin bağlıları üzerine niçin bunca dayaklarla, öldürmelerle ve işkencelerle yüklendiklerini izah ediyor. Bütün bunların ana sebebi ölümden sonraki yeniden dirilişi ve ahiret günü hesaplaşmasını inkâr etmeleridir. Çünkü Yüce Allah'ın kendi ağızlarından aktardığına göre onlar şöyle diyorlar: "Hayat, sadece dünyadaki hayatımızdan ibarettir, bir daha diriltilecek değiliz."[49]
Sonuç
1- Yüce Allah'ın şu yasası açıklanıyor: Eğer insan birini sevmez, ondan nefret eder ve bu nefretini aşırı boyutlara vardırırsa o kimsenin söylediklerini işitmez ve işittiği sözlerinin anlamını kavramaz olur.
2- Kötülük önderlerinin en kötüsü kendisi doğru yola sırt çevirdiği gibi başkalarına da sırt çevirmeyi emreden ve bu yola yönelenleri engelleyen kimsedir.
3 Yeryüzünü saran kötülüklerin sebebi Allah'ı inkâr etmek, yeniden dirilmeyi ve ahiret günü hesaplaşmasını yok saymaktır.
30- Onları Rab'terinin huzurunda durdurulmuş iken bir görsen; Allah "bu gerçek değil miymiş?" dedi. Dediler ki, "Evet, Rabbimiz hakkı için gerçektir!" "Öyle ise inkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın!" dedi.
31- Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten ziyana uğradılar. Nihayet kendilerine ansızın o saat gelip çatınca, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak: "Hayatta iyi işler yapmaktan geri kalıp günah işlememizden ötürü vah bize!" dediler. Bakın, ne kötü şeyler yüklenip taşıyorlar!
32- Dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Korunanlar için elbette ahiret yurdu daha iyidir. Düşünmüyor musunuz?[50]
Sözlük
Onların getirilip Allah'ın haklarındaki hükmünün önünde durdurulduğunu.Evet. Vallahi o haktır. Rabbimizdir. Küfredenler kendileri ziyana uğradılar.Kıyamet günü yeniden dirilme işinin âni gelişi.Vah bize! Hasret kelimesi geçip gidene üzülme ve hayıflanmayı ifade etmektedir. Onlar, hüzün ve elemlerinde bir artışla pişmanlıkları ifade ediyorlar. Günahlarının yükü.Oyun ve eğlence ise, insanı hayır kazanmak veya zararı defetmek gibi kendisine faydalı olan şeylerden alıkoyan iştir.[51]
Açıklama
Allah, Rasûlüne şöyle diyor: Sen ahireti inkâr eden ve "bu, ancak dünya hayatıdır, biz tekrar diriltilmeyeceğiz" diyenlerin Allah'ın haklarındaki hükmünün önünde durduruluşunu bir görsen! Onlar kıyametin belâları; hesab, ceza ve azabı seyrederlerken onlara "bu" sizin yalanladığınız "gerçek değil mi?" denir. Onlar hızla "evet vallahi" diyerek cevap verirler. Dedikleri şeyi desteklemek için Allah adına yemin ederler. Onlara şöyle denir: Öyleyse inkâr ettiğinizden dolayı tadın azabı!" Bizden bir zulüm olarak değil de sizin inkârınız sebebiyle azabı tadın. Çünkü inkâr Allah ve Rasûlüne itaatten alıkoymaktır. Oysa nefis itaatle temizlenir. İşte 30. ayetin işaret ettiği anlam budur.
31. ayette Allah küfre karşılık imanı, şirke karşılık tevhidi ve isyana karşılık itaati satan kâfirlerin akdinin zayi olduğunu ilân ediyor ve buyuruyor ki: Allah'ın huzuruna çıkmayı yani öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenler gerçekten ziyana uğradılar. Bu, felâket ve sıkıntının nedenidir. "Nihayet onlara ansızın o hayatın sona eriş ve ahiret hayatının geliş vakti geldiğinde, günahlarını sırtlarına yüklenmiş vaziyette: Hayatta geri kalmamız yani imana karşılık inkarı, tevhide karşılık şirki satın alışımız itibariyle akdimizde geri kalıp günah İşlememizden ötürü vah bize! deyip pişmanlıklarını ilan ederek avaz avaz haykırırlar. (Günahlarını taşımalarında) şu da caizdir: Onlara şirk, inkâr, zulüm, kötülük ve bozgunculukları çirkin bir adam şeklinde gösterilir, onlar o adamı kıyamet meydanına kadar sırtlarında taşırlar. Bu konuda bize haber (nakli delil) gelmiştir. Bunun için Allah: "Bakın ne kötü şeyler yüklenip taşıyorlar!" buyuruyor.
32. ayette Allah öğüt üslûbunda hatırlatarak söyle buyuruyor: Ey Allah'ın kulları, dünya hayatı yalnızca oyun ve eğlencedir. Bırakın, lezzetlerine aldanmayın. Çünkü dünya nimetleri yok olacaktır, onun durumu ancak oynayan ve eğlenen kimsenin durumu gibidir. Sonra, oynayan ve eğlenen bir fayda elde edemez. Ama ahiret hayatı hayırdır; fakat şirk ve serden sakınanlar için böyledir.[52]
Sonuç
1 - Deliller ve örnekler verilerek öldükten sonra dilirlenin ve hesaba çekilmenin prensibi ortaya konmaktadır.
2- Günahların çirkinliği anlatılmaktadır. Çünkü ahiret günü kişinin taşıyacağı en kötü yük bunlardır,
3- Kıyameti inkar edenlere ve Allah'a inanıp salih amel işlemeyenlerekarşı Allah-u Teâlâ onların kaybettiklerine hüküm vermektedir.
4- Kıyamet saati aniden gelecektir. Birtakım alametlerinin önceden açığa çıkması kıyametin aniden kopmasına mani değildir. Çünkü alamet kesin zaman bildirmediğinden dolayı ölçü değildir.
5- Kur'an dünya hayatına aldanmamalan için akıllı İnsanlara nasihat etmektedir.
33- Biliyoruz, onların dedikleri seni üzüyor, gerçekte onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler bile bile Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlar.
34- Senden önce de elçiler yalanlanmıştı. Yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler, nihayet onlara yardımımız yetişti. Allah'ın kelimelerini yardım vaadini değiştirecek kimse yoktur. Sana da elçilerin haberinden bir parça gelmiştir.
35- Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi ya~ pabilirsen, yerin içine inebileceğin bir delik ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin!Allah, dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı, o halde cahillerden olma![53]
Sözlük
Seni üzüyor. Hidayete ermelerini İstediğin kimselerin yok olması veya o kişilerden seni yalanlama ve eziyet gibi batıl sözler işitmenden dolayı seni üzüntüye sokuyor.
Onlar seni yalanlamıyorlar. Senin doğru söylediğini yakînen bildikleri için gizli toplantılarında ve kendi içlerinde seni yalana nisbet etmiyorlar.Peygamberler yalanlandı. Nuh, ibrahim, Musa ve Isa (a.s) gibi peygamberleri kendi ümmet ve kavimleri yalanlamıştı. Allah'ın kelimelerini değiştirici yoktur. Dostlarına yardım ve düşmanlarına helak vaadi içeren kelimelerini değiştirecek kimse bulamazsın.
Peygamberlerin haberlerinden. Davetleri hususunda, ümmetleriyle beraber haberlerinden bir kısmı sana geldi.
Yerin altında delik ararsın.Veya göğe çıkabileceğin bir merdiven.Âyet. Harikulade bir şey, yani mucize.Cahillerden olma. Allah'ın mahlûkati hakkındaki takdiriyle, cahillerin durduğu yerde durma.[54]
Açıklama
Bu âyetler Allah'ın, Rasûlünün terbiye ve kararlılığını kuvvetlendiren ve tebliğ ve açıklaması kendisine ait olan hakka davette sebatını arttırmağa yöneliktir. Allah (c.c) Rasûlüne şöyle buyurmaktadır: "Biliyoruz, onların sana söyledikleri" seni yalanlama ve seni sihirle itham etme sözleri, Allah'a iftiraları ve senin için kötülük olan daha başka şeyler "seni üzüyor." Hakikatte onlar [55]senin doğruluğunu bildiklerinden, seni yalanlamıyorlar. Halbuki onlar sen onlara peygamberliğini haber vermeden önce seni "emin" sıfatıyla lâkap Ancak durumu bu olan zalimler, senin doğru söylediğini bildikleri ve kendi Özel meclislerinde bunu kabul ettikleri halde sana iftira ediyorlar. Ancak onlar adetleri üzere kalma amaçlarını gerçekleştirmeye ve alıştıkları ibadeti sürdürmek için senin yalancı olmadığını ve doğru söylediğini bildikleri halde sana dilleriyle yalan nisbet ediyorlar.[56] Bunu bildiğinde, birincisi, buna üzülme; ikincisi, senden önce de peygamberler, senin eziyet görüp yalanlanman gibi yalanlandılar ve eziyet gördüler. Onlar, bizim yardımımız gelinceye kadar sabrettiler. Sen de, bizim yardımımız gelinceye kadar sabret. Çünkü Allah'ın, dostlarına yardım vaadini, düşmanlarına da helak tehdidini İçeren sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Şüphesiz sana peygamberlerin haber ve olaylarından bir kısmını sana vahyettiğimiz bu kitapta, Allah'ın yardımı gelinceye kadar, senin sabretmene yardım edecek şey gelmiştir. Üçüncüsü, "Eğer onların senin davetinden ve Allah'a inanmaktan yüz çevirmeleri, san ağır geliyorsa" öyleyse sen; yalan konuşmalarına rağmen, senden istedikleri ve sana kötü söyledikleri gibi, senin peygamberliğine ve sana inanmaya mecbur edecek bir mucize getir.
Yerin altından veya gökten bir mucize istemeye gücün yetiyorsa, yap. Bu gücünün ve takatinin yetmeyeceği bir şeydir, öyleyse bunu isteme. Şu halde sana, sabır düşmektedir: "Eğer sana, onların yüz çevirmeleri ağır geliyorsa, haydi yere inen bir delik veya göğe bir merdiven ara ki onlara bir mucize ge-tiresin." Sen, buna güç yetiremezsin, öyleyse sabret. Dördüncü olarak Allah onları, sana, rİsaletine iman ve dinine girme üzere toplamaya kadirdir, fakat Allah bunu yüce hikmetler sebebiyle istememiştir. Öyleyse Rabbinin istemediğini sen de arzu etme. Muhakkak ki sen, bunu yaparsan cahillerden [57]olursun ve biz bunu senin için istemiyoruz.[58]
Sonuç
1- Rasûl bir insandır. Bu sebeple her insan gibi sevdiğini kaybedince üzülür.
2- Allah, vaadettiği yardım gelinceye kadar, Rasûlünü sabra teşvik ve teselli etmiştir.
3- Âyetlerde Allah'ın geçmiş ümmetler hakkındaki kuralları açıklanmıştır.
4- Allah, Rasûlünü cahillerin yanından uzaklaştırarak hallerin en üstününe ve makamların en hayırlısına irşad erdirmiştir.
36- Ancak işitenler gelir, ölülere gelince, Allah onları diriltir, sonra O'na döndürülürler.
37- Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" De ki: "Şüphesiz Allah, bir mucize indirmeye kadirdir, fakat çokları bitmezler."
38- Yeryüzünde yürüyen^ hiç bir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, onlarda sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra onlar, Rablerinin huzuruna toplanacaklardır.
39- Bizim âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir.[59]
Sözlük
Ancak uyarlar. Rasûlüllah (s.a.v)'in çağırdığı hak davete ancak işitenler icabet eder, inanır ve hidayete ererler.
Allah onları diriltecektir. Bu kıyamet günü olacaktır.Ona bir âyet indirilmeli değil miydi?Rabbinden bir âyet. Doğru söylediğine delil olan bir mucize.İnanmazlar. Mucizeyi getirmesi- üzerine gerekecek helak ve yok olmayı bilmiyorlar.Hareketli her canlı. Dabbe, yer yüzünde yürüyen insan ve hayvan cinsinden her şeydir.Kitapta. Kaderlerin yazılı olduğu kitapta veya levh-i mahfuzda.Sağır ve dilsiz halde. Karanlıklarda.
Doğru yol ki, dünya ve ahiret mutluluğuna götüren İslâm dinidir. [60]
Açıklama
Geçen ayetlerde Allah, Rasûlünü teselli ve sabra teşvik ettikten sonra, sabır ve sebatta yardımcı olacak ilmî hakikatleri bildiriyor. Şöyleki: Allah, Rasûlüne, davetim işitenlerin geleceğini bildiriyor. Çünkü o kimselerdeki işitme duyusu sağlamdır. Vazifesini yerine getirmesine engel olacak hakkı çirkin görme, ehline ve ona davet edene kin besleme O mü'minlere isabet etmemiştir. İşte daveti kabul edecek olanlar bunlardır. Çünkü bu kimseler diridirler, ölü değildirler. Çünkü devleti, ölüler işitmez. Bu nedenle onlar daveti kabul etmezler. Ancak, Allah onları kıyamet günü diriltecek, bütün herkes Ona, kabul eden kimseler olarak dönecektir. Kalbi ölü olduğu için kabul etmeyen kimselere Allah, işlediklerinin karşılığını tam olarak verecektir. Şüphesiz Allah herşeye kadirdir. İlk ayetin (36.) delâlet ettiği mana budur.
37. ayete gelince; "Ona Rabbinden bir âyet indirilmeli değil miydi?" ifadesiyle Allah, Rasûlüne haber vermekte ve müşriklere: "Allah âyet indirmeye kadirdir" demesini öğretmektedir. Âyetlerde geçen "âyet" kelimesi ölüye can vermek, dağları yürütmek ve gözleriyle görecekleri melekleri indirmek, gibi mucizedir. Fakat Allah, hikmetli idare ve yüce hikmetler nedeniyle bu mucizeyi indirmemiştir. "Fakat insanların çoğu" bu konudaki hikmeti "bilmezler."[61] Eğer bilselerdi ki, bu mucize indirildiğinde hayatlarının sonu olacak, onlar bu ayeti istemezlerdi. 37. ayetin içerdiği anlam budur.
38. ayete gelince ki bu Allah'ın, "Yeryüzünde yürüyen hiç bir hayvan veya iki kanadıyla uçan [62] hiç bir kuş yoktur ki onlar da sizin gibi birer ümmet olmasın..." sözüdür. Bu ayet, Allah'ın kemâlini, ilminin kapsamını, kudretinin büyüklüğünü ve idaresinin genişliğini ifade için, âyetler indirmeye kadir olduğuna delil olarak indirilmiştir. Yeryüzünde yürüyen veya gökte kanatlarıyla uçan hiç bir hayvan yoktur ki, yaratılış, rızık ve hayatlarını idare konusunda Allah'a muhtaç olan insan cinsi gibi birer ümmet olmasın... Bunun üzerinde bu nimetler karşısında insanın amelinin sayılması, sonra kıyamette tekrar diriltilmesi, muhasebesi ve karşılığının verilmesi vardır. Bütün bunlar her an bir şey olurken, kader kitabının yazdığı kapsadığı şeylerdir. Kader kitabından yani levh-i mahfuzdan hiç bir şey dışarda kalamaz. "Biz Kitab'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık." Allah'ın mucize indirmekden aciz olması düşünülebilir mi? Yarattığı her şey onun kudretine, ilmine, birliğine ve rızasına uygun olarak ona kulluk yapmak gerektiğine delâlet etmektedir. "Sonra onlar Rablerinin katında toplanacaklardır."[63] Yani, her hayvan ve her kuş ister istemez öle-isteseler de istemeseler de tekrar diriltileceklerdir.[64]Sadece Allah öldüren, dirilten, hesaba çeken ve karşılık verendir. Bundan dolayı Allah'ın ayetlerini yalanlayanlar "karanlıklar içerisinde sağır ve dilsizdirler." Çünkü diri olanlar işitir, konuşur ve görürler. Öyleyse bunlar diri değil ölüdürler ve hiç bir şeyin farkında değildirler. Son olarak Allah kullarına bildirdi ki, bu kişilerin, nasıl ki sapıtmaları Allah'ın elindeyse, hidayetleri de O'nun elindedir. Kimi isterse onu hidayete erdirir, kimi isterse onu saptırır. Buna göre, kim hidayet isterse, doğruluk üzere Allah (c.c)'den istesin, kim de hidayetten yüz çevirirse, hidayet ona asla verilmeyecektir.[65]
Sonuç
1- Allah'a, Rasûlüne ve onlara kavuşmaya iman hayat, bunları inkâr ölümdür. Şu halde mü'min diri, kâfir ölüdür.
2- Mucizelerin geriye bırakılış nedeni, Allah'ın indirdiği takdirde inanmayacaklarını, bundan dolayı da azabı hakedeceklerini bitmesidir.
3- Yeryüzünde ümmetler ve cinsleri birden fazladır.[66]Fakat hepsi Allah'ın idaresine boyun eğer ve ona kulluk eder.
4- Kaza ve kader ve bunların Ümmü'l-kitap'ta (Levh-i Mahfuz) yazılı olduğu açıklanmaktadır.
40- De ki: "Hiç kendinizi düşündünüz mü? Size Allah'ın azabı gelse, ya da o kıyamet saati gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru sözlü iseniz söyleyin."
41- Hayır, yalnız ona yalvarırsınız; o da dilerse kaldırmasını istediğiniz belayı kaldırır. Ve o zaman ortak koştuğunuz putları unutursunuz.
42- Senden önce de ümmetlere elçiler göndermiştik, inkârlarından dönüp bize yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırmıştık.
43- Hiç olmazsa kendilerine böyle baskınımız geldiği zaman yalvar salardı! Fakat kalpleri katılaştı. Ve şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterdi.
44- Kendilerine yapılan uyarıları unutunca üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik. Kendilerine verilenle sevince daldıkları zaman da ansızın onları yakaladık, birdenbire bütün umutlarını yitirdiler.
45- Böylece haksızlık eden milletin ardı kesildi. Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun.Ne dersiniz; görüşünüz nedir? Bana haber verin.Kıyamet günü.Kaldırır, uzaklaştırır, kurtarır.Zorluk ve meşakkat. Harb ve hastalık cinsinden afetler ve kötü durumlar.Umuyorlar. Huşu içinde ve tevazu halinde Rablerine ibadet ederek onun rızasını umuyorlar.Aniden, habersizken Ümitsizliğe düştüler, üzüldüler.Kavmin sonu. Yani başından sonuna kadar helak edildiler. Hamd Allah içindir. Güzellik, övgü ve şükür Allah'a aittir.[67]
Açıklama
Ayetler, Allah'a putları ve taşları denk tutan müşriklerin hidayetini isteme konusunda devam etmektedir. Allah, Rasûlüne: Ey Rasûlüm, bize putları eş tutan şu kimselere "de ki: "Düşündünüz mü kendinizi hiç?"(O bana haber verin "Size," bugün sizden intikam almak için "Allah'ın azabı gelse veyahut da o saat gelse" ki o saatte kıyamet gününün azabı vardır. Sizi azaptan kur-
(1) Kurtubi diyor ki: "Bu âyet bir yaratıcısı bulunduğunu kabul eden müşriklerle münakaşa hakkındadır. Onlara: "Siz sıkıntı zamanında Allah'a dönüyorsunuz; kıyamet gününde de Allah'a döndürüleceksiniz. Bolluk içindeyken Allah'a şirkde niye ısrar ediyorsunuz?" deniyordu. Müşrikler putlara ibadet ediyor^ kendilerinden azabı defetmesi için Allah'a yalvanyorlardı.tarması ve sizden azabı çevirmesi için "Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız?" Şayet ilahlarınızın fayda ve zarar vereceği, kötülüğü engelleyip hayrı getireceğinde "doğru sözlüyseniz, söyleyin!" demektedir. Cevap malûmdur. Siz o ilâhlara, icabet etmelerinden ümit kestiğiniz için yalvarm az siniz. Sizin yalvaracağınız sadece Allah'tır. Dilerse sizin istediğiniz belayı ortadan kaldırır ve siz, şirk koştuğunuz putları, onlar yanmızdayken bile unutursunuz. Dolayısıyla siz putların hakir ve zayıflığı sebebiyle size karşılık vermelerinden ümit kestiğiniz için putlara yalvarmazsmız... 40 ve 41. âyetlerin içerdiği mâna budur.
42. âyette Allah, Rasûlüne: "Senden önce de ümmetlere elçiler gönderdik." ifadesiyle haber vermektedir ki: Peygamberleri o kavimlere imanı ve tevhidi emretti. Onlar ise kâfir oldular ve isyan ettiler. Biz de onları yaptıklarından dolayı harpler, açlıklar ve hastalıklar gibi sıkıntılarla cezalandırdık. Ta ki, onlar bize boyun eğsinler, küfürden sonra imana, şirkten sonra tevhide, isyandan sonra itaate dönsünler. Bunu yapmadıklarında Allah, "hiç olmazsa kendilerine böyle baskımız geldiğinde yalvarsalardı!.." sözüyle onları kınamaktadır. "Ancak kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yaptıkları şirk ve isyanı güzel" gösterdiğinde tersi oldu: Rasûllerinin kendilerine hatırlattığı şeyi unuttular. Ona yönelmeyerek yüz çevirdikleri halde ameli terkettiler. Bütün bu yaptıklarına rağmen süre tanımak için Allah onlara bütün hayırların kapılarını açtı, hatta onlar bununla sevindiklerinde!1) ve kalpleri hoşnut olduğunda ve aralarında kurtuluş ehli kalmadığında Allah şöyle dedi: "Biz onları şiddetli bir azapla ansızın yakaladık. Birden kurtuluş ümitlerini yitirdiler. Böylece haksızlık eden milletin ardı kesildi; azapla onların kökleri kurutuldu ve işleri sona erdi. "Hamd, dostlarına yardım eden, düşmanlarını helak eden Alemlerin Rabbi Allah'adır." Bu sebeple ey Rasûlümüz, bu olayları kavmine hatırlat. Umulur ki onlar Allah'ın dosdoğru yoluna dönerler; kendisine yalvardıkları hakka dönerler.[68]
Sonuç
1- Müşrik insanın bolluk ve huzur anında dua ettiği batıl ilâhların hiç biti) Ahmet'in bin Hambel'in Ukbe b. Amir vasıtasıyla Rasûlüllah'tan rivayetine göre o şöyle dedi: "Allah'ın, isyanlarına karşılık bir kişiye dünyadan istediğini verdiğini gördüğünde, bu ancak istidrac demektir" dedikten sonra Rasûlüllah şu ayeti okudu:
rine sıkıntı anında dua etmeyip sadece
Allah'a dua etmesi, şirk'in batıl ve asılsız olduğunun apaçık bir delilidir..
2- Ayetler, Allah'ın geçmiş ümmetleri helak edişteki kuralını açıklamaktadır.
3- Bir ümmetin Rabbinin ve Rasûlünün emrinden çıktığı, azaptan ibret almayıp isyan üzere devam ettiği halde Allah'ın onlara rızkını genişlettiğini, onların üzerine hayrı bollaştırdığını görürsen bil ki helâka adım adım yaklaşmaktadırlar ve bunlar helak olucudurlar.
4- Zulüm kötüdür ve zalimler helak olur.
5- Her işin sonunda Allah'a hamd etmek gerekir.[69]
46- "De ki: "Söyleyin bana, eğer Allah işitme duyunuzu ve gözlerinizi alsa, kalplerinizin üstüne de mühür vursa, Allah'tan başka bunları size getirip verecek ilâh kimdir?" Bak, nasıl âyetleri döndürüp türlü türlü açıklıyoruz; sonra yine onlar yüz çeviriyorlar."
47- "De ki: "Hiç kendinizi düşündünüz mü? size Allah'ın azabı ansızın, ya da açıkça gelse, zalim toplumdan başkası mı helak edilir? "
48- "Biz elçileri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar."
49- "Ayetlerimizi yalanlayanlara da yaptıkları fenalık yüzünden azap dokunacaktır."
Sözlük
Gördünüz mü? Bana haber verin. Bu ifadede bir çeşit hayret ve azarlama vardır. Sizi kör ve sağır yapsa.Kalplerinize mühür vursa, yani kalbinizi hiç bir şeyi muhafaza edemez ve anlamaz kılsa.Ayetleri açıklıyoruz. Daha iyi açıklama ve İzah için çeşit çeşit üslûp kullanıyoruz. Yüz çeviriyorlar.Bildirmeden ve önceden bir işaret olmadan ansızın veya bildirerek ve onu göstererek bir alâmetle, açıkça.Helak eder mi?. Yok edilmez.[70]
Açıklama
Âyetlerin akışı Rablerine putları denk tutan kimseleri tehdide devam etmektedir. Allah(c.c), Rasûlüne, müşriklerin batıl düşüncelerini boşa çıkaracak delilleri şöyle bildirmektedir: "De ki "ey kavmim!" Bana söyleyin: Allah sizin işitme duyunuzu alsa" sizi sağır yapsa "ve gözlerinizi alsa" "kalplerinize mühür vursa" siz bir şey düşünmeyen ve anlamayan kişiler olsanız. Allah'ın sizden aldıklarını hangi ilâh size verebilir? Cevap, hiçbiridir. Öyleyse sizin duyma ve işitme duyularınıza ve içinizde ve yanınızda olana sahip olan Allah'a ibadeti nasıl terkediyor ve bunlardan hiç birine sahip olmayana ibadet ediyorsunuz?! Hangi sapıklık bu sapıklıktan daha büyüktür?!.. Sonra Allah, Rasûlüne şöyle diyor: Ey Rasûlüm "bak, biz nasıl ayetleri tekrar tekrar açıklıyoruz..." yani açıklanmasında ve onunla delili ortaya koymada güçlendirme yapmak için üslûbu çeşit çeşit yapıyoruz. "Sonra onlar" Rablerine, hiç bir fayda veya zararı olmayan şeyleri denk tutarak "yüz çeviriyorlar."
47. âyette Allah, Rasûlüne, müşriklere şöyle demesini emrediyor: "Onlara de ki: Bana haber verin" haktan yüz çevirmekle üzerinize gelmesini gerekli kıldığınız "Allah'ın azabı size" önceden herhangi bir alâmet olmadan "ansı-zın[71]veya" size onu hatırlatacak daha önceden bir alâmetle "açıktan" gelse, zalim olan kavimden başkası mı helak olur? Yani ibadeti hak etmeyen batıl ilâhlara ibadet ederek, kendisine farz olan ibadeti terkedİp zulmeden kavimden başkası mı helak edilecek? [72] İbadete hakkıyla lâyık olan ise sadece Allah (c.c.)'dır.
Sonra Allah, Rasûlünü "biz elçileri yalnızca müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz"[73] diyerek teselli etmektedir. Yani, biz onları, inanan ve düzgün işler yapan kimselerin kurtulacağı ve cennete gireceği müjdesinden ve inkâr edip kötü işler yapanları uyarmaktan başka bir şeyle yükümlü tutmayız. Allah şöyle buyuruyor: "Kim iman edip, güzel işler yaparsa, onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar. Rasûllerle gönderdiğimiz "ayetlerimizi yalanlayanlara" ona inanmayıp salih amel işlemeyenlere de "yaptıkları fenalık yüzünden" yani, âyetleri yalanlayıp, bize ve Rasûlümüze itaatten dönmeleri sebebiyle "azab dokunacaktır." Çünkü onlar Allah'ın âyetlerine inansa-lar, O'na ve Rasûlüne itaatten ayrılmazlardı. Dolayısıyla onların uğursuzlukları yalanlamalarındadır. İşte bu da cezalarıdır [74]
Sonuç
1- Kul işitmesi, görmesi, kalbi ve bütün hayatı için Allah'a muhtaçtır ve onun sadece Allah'a ibadet etmesi gerekir.
2- Zalimler hemen veya daha sonra helak olacaklardır, bundan kurtulu yoktur.
3- Peygamberlerin vazifeleri, itaat edeni müjdelemek, isyan edeni uyarmaktır. Hidayet ve karşılık verme sadece Allah'a aittir.
4- Allah'a ve Râsulüne itaatten ayrılmak inkârın, itaat ise imanm seme-residir.[75]
50- De ki: "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem, size ben meleğim de demiyorum." "Ben sadece bana vahyolunana uyarım." De ki: "Körle gören bir olur mu? Düşünmüyor musunuz?"
51- Rablerinin huzuruna toplanacaklarına inanıp bu durumdan korkanları onunla uyar ki, kendilerinin, O'ndan başka ne dostları ne de bekçileri vardır. Onları uyar, umulur ki, korunurlar,
52-
53- Böylece biz onların kimini kimiyle denedik ki:"Allah aramızdan şunlara mı lûtfu layık gördü? "desinler. Allah, şükreden-leri daha iyi bilmez mi?
Sözlük
Hazineler. Bir şeyin kendi içerisinde saklanıp muhafaza edildiği şeye denir.Gayb. Gözlerden uzak ve göğüste (insanın içinde) meydana gelen şeye denir. İki kısımdır. Birincisi hakiki gayb, ikincisi izafi gaybtır. Hakiki gayb sadece Allah'ın, izafi gayb ise bir kısım insanların bilip, bir kısmının bilmediği bilgilerdir.Onunla uyar. Kur'an'la korkut.Fecrin doğmasından güneşin doğmasına kadar olan zaman. , Kovarsın. Onları toplantı yerinden uzaklaştırasm.Denedik. Bir kısmını bir kısmıyla, zengini fakirle, şerefli olanı zelille imtihan ettik.Allah onlara lütufta bulundu (müslüman etti). Şükredenler. Salih amel işleyip ve iman ettikleri için Allah'ın lütuf ve fazlını hakedenler.[76]
Açıklama
Ayetler, Rablerine putları denk tutan ve Muhammed'in peygamberliğini inkâr eden kimseleri anlatmağa devam etmektedir. Allah, Rasûlüne onlara şöyle demesini emrediyor: "Ben size yanımda Allah'ın rızık hazinelerinin olduğunu söylemiyorum ve gaybı da bilmem."[77] "Ben size, meleğim de demi-
yorum." Ben sadece elçi bir kulum; Rabbimin bana vahyettiğine uyarım ve onun vahyi gereğince konuşur ve amel ederim. [78]Sonra Allah, Rasûlüne onlara şöyle sormasını söylüyor: "De ki: Hiç körle gören bir olur mu?" [79] Cevap, hayırdır. Aynı şekilde mü'minle kâfir, hidayette olanla sapık bir olmaz. 50. âyetin işaret ettiği mâna budur."
51. âyete gelince, Allah (c.c), Rasûlüne Kur'an'la âsi mü'minleri uyarmasını emrediyor ve diyor ki: "O Kur'anla Rablerinin huzuruna" kıyamet günü günahkâr oldukları halde "toplanmaktan korkanları uyar." Onların Allah'tan başka dostu ve şefaatçileri yoktur.[80] Bunlara senin Kur'an'la uyarman fayda verir. Yalanlayan kâfirlere gelince, onlar ölü gibidirler, çağrıya icabet edemezler. Bu Allah'ın Kaf süresindeki şu âyetinin benzeridir: "Azap tehdidinden korkanları Kur'an'la uyar." İşte bu kimseleri uyarırsan ey Rasûl, belki Allah'a ve sana karşı gelmekten sakınırlar, "Umulur ki sakınırlar" âyetinin anlamı budur.
52. âyete gelince: "Sabah
"lah'a yalvaranları kovma. Bu düşünceden vazgeçirmede aşırılık sağlamak için "onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur." Yani onların hatası varsa, onlardan sen sorumlu değilsin, onlar da senden sorumlu değil, öyleyse onlan niye kovuyorsun, demektedir.[82] "Onları kovupta zalimlerden olmayasın..." Böyle yapma!.. Rasûlüllah, onların dediklerini yapmadı.
53. âyette şöyle denir: "Biz onların bir kısmını bir kısmıyla denedik." Böylece onların bir kısmını bir kısmıyla imtihan ettik. Şu zengindir, şu fakirdir, şu rezildir, şu şereflidir, şu kuvvetlidir, şu zayıftır. Ta ki İş dönsün ve şerefli zenginler, mü s lü inanlardan zayıf fakirlere, onları hakir görerek ve hafife alarak şöyle desinler: "Bunlar mı aramızdan Allah'ın, hidayet ve rüşdle kendilerine ihsanda bulunduğu kimseler?!" Allah da şöyle der: "Şükredenleri en iyi bilen Allah değil midir?" Evet şükreden kimseler, Allah'ın hayırla nimetlendir-mesini hak edenlerdir. Kâfirlere gelince, nimete nankörlükleri ve şükretmemeleri yüzünden onlara hiç birşey verilmez ve artırılmaz.[83]
Sonuç
1- Rasûl de bir insandır.
2- Peygamber gaybı bilemez ancak Allah'ın bildirdiği kadarını bilir ve Peygamber âlemde hiç bir şeyde tasarrufta bulunamaz. Ancak Allah'ın müsaade ettiklerini yapar, esası vurgulanmıştır.
3- Mü'min ve kâfir eşit değildir. Çünkü mii'min hakkı görür, kâfir ise hakkı örttüğü için kördür.
4- Yoksul, takva ve iman sahibi kişilerle oturmak iyidir.
5- Zengin-fakir, soylu-garip, kuvvetli-zayıf İnsanların var olmasının hikmeti imtihandır.
6- Şükredenler nimetin artmasını, kâfirler ise nimetin eksilmesini ve yok olmasını hak eden kimselerdir.[84]
54- Ayetlerimize inananlar, sana geldikleri zaman "size selâm olsun," de. Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazmış, yarattıklarına acımayı prensip edinmiştir. Sizden kim, bilmeyerek kötülük yapar da sonra ardından tevbe eder, uslanırsa muhakkak ki o, bağışlayandır, esirgeyendir.
55- Böylece âyetleri tekrar tekrar açıklıyoruz ki suçluların yolu belli olsun.
56- De ki: "Ben, Allah'tan başka yaşardıklarınıza tapmaktan men olundum." De ki: "Ben sizin keyiflerinize uymam, çünkü o takdirde sapıtmış ve yola gelenlerden olmamış olurum."
57- De ki: "Ben, Rabbimden gelen açık bir delil üzerindeyim. Siz ise onu yalanladınız. Acele istediğiniz azab da benim yanımda değildir. Hüküm vermek, yalnız Allah'a aittir. O gerçeği anlatır ve O, davayı çözüp ayır dedenlerin en iyisidir.
58- De ki: "Eğer acele istediğiniz şey benim yanımda olsaydı, elbette benimle sizin aranızda iş, şimdiye kadar çoktan bitirilmişti. " Allah zalimleri daha iyi bilir.
Sözlük
Size selâm olsun. Bütün kötülüklerden emin olmakla dua etmek anlamınadır. Bu söz Dünyada ve Âhirette mü'minlerin selâmıdır.Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazmıştır. Bu sebeple ancak uyarcfcktan sonra azap eder ve tevbe edenin tevbesini kabul eder.Kötülük. Kendine kötülük yapacağı bir günah işlerse. Bilmeyerek. Cehalet çeşitlidir. Onlardan biri de günahın sonunun ne olacağını takdir edememe ve Rabbinin büyüklüğünü unutmadır.
Belli olsun, ortaya çıksın.Men edildim. Yani Rabbim putlara ibadet etmeme engel oldu.İbadet ettiğiniz.Apaçık gerçek. Yapmak veya yapmamakla hüküm vermeyi gerekli kılan akla dayalı açık delil.Hüküm ancak... Hüküm verme yetkisi sadece Allah'a aittir. Hakkı haber verir.O ayırdedenlerin en hayırlısıdrr. Fasl kelimesi hükme bağlama anlamındadır. "el-Fasılu fi'I-kadıyye" ifadesinin anlamı, sözde ayırıcı sözün doğru mu veya yanlış mı olduğuna hükmeden, demektir.[85]
Açıklama
Allah, hidayete ermelerini umarak kâfirler yanma gelsin diye kendi meclisinden mü'minleri uzaklaştırma niyetinden Rasûlünü alıkoyduktan sonra, kendine davette ideal yolun nasıl olduğunu Rasûlüne göstermektedir. Allah şöyle demektedir: "Ayetlerimize inananlar sana geldikleri zaman" [86] yani senin peygamberliğini, kitabını ve getirdiğin hak dini tasdik edenler sana geldiği zaman, her ne kadar işlemiş oldukları günahları olsa da, "onlara selâm ver."[87] Allah onlara haber verdi ki, O kendine rahmeti yazdı.[88]Dolayısıyla nefislerinize itaati yerleştirdikten, imanla Allah'a yöneldikten ve tevbe ettikten sonra günahlardan sakınırlar. "Sizden kim bilmeyerek bir kötülük yapar da sonra ardından tevbe eder" af dileyerek ve pişman olarak günahtan vazgeçerse, iyi işlerle kendini düzeltirse, şüphesiz ki Rabbi gafurdur, rahîmdir. Bu sebeple onu affedecek ve merhamet edecektir. Kurtuluş yoluna eren bir müslüman kendisine gelen herkesi, azarlayarak, iterek kakarak değil de selâmla, güler yüzle ve müjdeyle karşılar. 54. âyetin işaret ettiği mâna budur.
55. âyete gelince, Allah, Peygamberini, büyüklenen müşriklerin teklifleriyle müslümanları kovmaktan alıkoyduktan, zengin-fakir, kuvvetli-zayıf insanların var olma hikmetini ve bütün bunlardan sonra tevbe eden kimseyi karşılamada ideal yolu açıkladıktan sonra şöyle diyor: "Böylece âyetleri açıklıyoruz." Yani bu açıklamanın benzeriyle, isteyen hidayete ersin ve Allah'ın yolu açığa çıksın diye ilahi hidayeti açıklamaya yönelerek âyetleri açıklıyoruz. Dolayısıyla onlara uyulmasın ve onlara uymaya engel olunsun. Çünkü bu helak ve yok olma yoludur. 55. âyetin ifade ettiği anlam budur.
56, 57 ve 58. âyetlere gelince; bu ayetler, Rabbine davet yolunda Rasûl için ilahi hidayetin var olduğu mânasını taşıyor. Bu âyetlerden her biri "de ki" diye başlıyor, yani kendi şirklerine seni uymaya ve benden başkasına ibadet etmeye çağıran şu müşriklere de ki: "Ben men edildim." Beni, Rabbim sizin çağırdığmız[89] şeylere ibadet etmekten menetti. Onlara deki : "Ben, sizin gibi sapık olan babalarınızdan size miras kalan; Allah'tan başkasına ibadette sizin arzularınıza uymam! Şüphesiz ben bunu yaparsam doğru yoldan sapmış olurum ve kurtuluş yoluna erişenlerden olmam." De ki: "Ben Rabbimden bir delil üzerindeyim." Yani Allah'a inanma, bir olduğu ve ona davet etmek gerektiği hususunda kesin bir bilgi üzerindeyim. Halbuki siz, ben sizi korkuttuğumda azabı ve bütün bunları inkâr ettiniz. Oysa sizin aceleyle istediğiniz azap benim yanımda değildir. Eğer benim yanımda olsaydı, size gelirdi ve işiniz biterdi. Fakat hüküm verme yetkisi başkasına değil Allah'a aittir. Allah, Rasûlleri aracılığıyla azab isteyen geçmiş ümmetlerin haberlerini size anlattı. Siz, azabın onlara nasıl geldiğini gördünüz. "Allah hakkı anlatır, o ayıranların en iyisidir." Dolayısıyla Allah benimle sizin aranızda hüküm vermeyi isteyince, şüphesiz ki o ne güzel hüküm ve adalettir ve O hüküm verenlerin en iyisidir. Ey Rasûlüm onlara de ki: "Eğer sizin çarçabuk istediğiniz azab benim yanımda olsaydı" zalimin yok edilmesiyle "benimle aranızdaki iş bitirilmiş olurdu." "Allah zalimleri daha iyi bilir." Onlardan başkasını helak etmez. Çünkü zalimler zulümleri sebebiyle azabı hak eden kimselerdir. [90]
Sonuç
1- Fetva isteyenlere yumuşak ve nazik davranıp, kaba ve katı davranmamak gerekir.
2- Nefsin arzusuna göre hareket eden kimseye uymak kişiyi saptırır ve helak eder.
3- Allah'ın yoluna davet eden müslümanm Allah, tevhid, vaad, vaid ve dini hükümler hakkında yeterli bilgiye sahip olması gerekir.
4- Davetçilerin, sapık kişilerde gördüğü batıl taklitlere sabır ve tahammül etmesi gerekir.[91]
59- Gaybın (görünmez bilginin) anahtarları onun yanındadır, onları O'ndan başkası bilemez- O, karada ve denizde olan her şeyi bilir. Düşen bir yaprak, -ki mutlaka onu bilir- yerin karanlıkları içinde gömülen dane, yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki, a-paçık bir kitapta olmasın.
60- O, geceleyin sizi öldürür gibi uyutur, gündüzün ne işlediğinizi bilir, sonra belirlenmiş süre geçirilip tamamlansın diye gündüzün sizi diriltir. Sonra dönüşünüz O'nadır, sonra O, dünyada yaptıklarınızı size haber verecektir.
61- O, kullarının üstünde tek hakimdir. Size koruyucu melekler gönderir, nihayet birinize ölüm gelince elçilerimiz onun canını alırlar, onlar bu hususta hiç geri kalmazlar.
62- Sonra o canları, gerçek ilahları olan Allah'a döndürülüp götürülürler. Doğrusu, hüküm yalnız onundur. O, hesap görenlerin en çabuk olanıdır.
Sözlük
Gaybın anahtarları.
Buna göre âyetin mânası "gaybın saklandığı yerler onun karındadır"
olmaktadır.Kara ve deniz.Yapraklar.Dane. Arpa, buğday ve üzüm gibi şeylerin
danesi.Yaş manasındadır.Apaçık kitaptadır. Burada kastedilen mâna
"kaderlerin yazılı olduğu kitapta, levh-i mahfuzda "dır.Sizleri
Açıklama
Geçen âyetin sonunda Allah, azabı hak eden zalimlere haber verdiği durumun, kendi dediği gibi olduğunu bildirmişti. Bunun delili, Allah'ın görüneni de görünmeyeni de bilen olmasıdır. Çünkü: "Gaybın hazineleri O'nun yanın-dadır."[93]O gayb ki onun bilgisini Allah sadece kendisine mahsus kılmıştır. Bu sebeple O'ndan başkası gaybı bilemez. O, karada ve denizde olanı bilir.[94]İşte bu görülen âlemdendir. Buna ilave olarak olmuş ve olacak her olayı, ismi levh-i mahfuz olan kitap içermektedir. Buna delil "düşen bir yaprak -ki onu bilir- yerin karanlıkları içinde gömülü dane, yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta olmasın" âyetidir. Mevcudiyetinden önce yazdığı şeyi de o bilmiştir. Öyleyse o hem görüleni, hem de görülmeyeni bilendir. Her şeyi tane tane saymış ve ilimle onları kuşatmıştır. Öyleyse nasıl olurda O'na ibadet edilmez, o arzu edilmez ve ondan korkulmaz?! Yüceliği ve mükemmelliği açısından O nerede, ölü putlar nerede?!.. 59. âyetin işaret ettiği anlam budur.
60. âyete gelince, bundan önceki ayetin işaret ettiği Allah'ın kudretini, ilmini ve hikmetini tahkik ediyor. Allah kendinden haber vererek şöyle diyor: "O'dur ki," siz uykudayken "geceleyin sizi Öldürür." Çünkü uyuyanın ruhu, u-yuduğu sürece kabzolunur; sonra, Allah uykusundan uyanmasını murad ettiğinde ruhu ona gönderilir. "Sonra sizi o günde diriltir." Bunun sebebi insanın, Allah'ın onlar için belirlediği, insanın yaşam süresi ister uzun olsun ister kısa olsun yaşayacağı süreyi tamamlaması ve bitirmesidir. "Belirlenmiş süre bitirilsin diye o günde sizi diriltir" âyetinin anlamı budur. "Sonra" hiç şüphesiz "dönüşünüz onadır." Bu dönüş sürenin bitiminden sonradır. "Sonra size işlediğiniz" hayır ve şerri "haber verecek" ve bununla size karşılık verecektir. O ayırdedenlerin en iyisidir. 61. âyette Allah, kendisine ibadet etmeyi, arzu etmeyi ve korkmayı gerektiren otoritesinin büyüklüğünü izah için kendinden haber veriyor, "O, kullarının üstünde tek hakimdir." Yani bütün kullarının üstünde tam hakimiyet ve tam bir üstünlük sahibidir. Ey insanlar "size , koruyucu melekler gönderir" onlar sizin amellerinizi yazarlar ve onunla kar-„ şıhk göresiniz diye sizin için muhafaza ederler. "Nihayet birinize ölüm gelince ' bizim elçilerimiz" ölüm meleği ve yardımcıları "onun canım alırlar." "Onlar bu i: hususta hiç geri kalmazlar." Yani verilen emri aksatmazlar. Son olarak büyük İşi haber veriyor: Bu iş, yalnız kendisine ibadet edilme-si gereken gerçek Rabbİn önünde durmaktır. Oysa insanların çoğu O'nu inkâr edip isyan etmişler, emrinden çıkmışlar ve itaati terketmişlerdir. Bundan daha da kötüsü, O'nun yaratmış olduklarına ibadet etmişlerdir. Hükümleri ve hesapları nasıl olacaktır? Allah diyor ki: "Sonra gerçek ilâhları olan Allah'a döndürülürler. Dikkat edin hüküm sadece O'na aittir. O hesap görenlerin en hızlısıdır."[95]
Sonuç
1- Âyetler, Allah'ın ilim, hikmet ve kudretinin tezahürünü açıklamaktadır.
2- Gaybı yalnız Allah bilir.
3- Kaderlerin yazılı olduğu kitap, ağaçtan bir yaprağın düşmesine varın-. caya kadar her şeyi içerir ve Allah bunları bilir.
4- Uykuya "ölüm" demek doğrudur.
5- Âyetlerde Âhiret, hesab ve ceza esasları açıklanmıştır.[96]
63- De ki: Gizli ve açık olarak: "Bizi bu güç durumdan kurtarırsa elbette şükre derilerden olacağız!" diye O'na yalvarıp yakar-dığınız zaman, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?..
64- De ki: "Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarıyor, sonra siz yine O'na ortak koşuyorsunuz?"
65- De ki: "O, sizin üzerinize üstünüzden, yahut ayaklarınızın altından bir azab göndermeye ya da sizi bölük bölük birbirinize düşürüp kiminize kiminizin h'ncını tattırmaya kadirdir."
Bak, anlasınlar diye âyetleri nasıl açıklıyoruz?
66- O, gerçek iken, kavmin O'nu yalanladı. De ki: "Ben size vekil değilim."
67- Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında bilirsiniz.
Sözlük
Sizi kurtarır. Korktuğunuz şeyden sizi kurtaracak. Ümit ederek ve korkarak. Bundan. Helak olmaktan.Şükredenlerden. Senin lütfunu kabul eden ve yaptığın şeye karşılık sana hamdedenlerden olacağız. Üzülmeyi ve acı duymayı gerektiren sıkıntı. Ortak kabul ediyorsunuz. Putlara dua etmeniz ve onlara kurban kesmenizle Allah'a şirk koşuyorsunuz. Üstünüzden. Meselâ yıldırımlarla, azap göndermeye kadirdir.Ayaklarınızın altından. Örneğin, yer kayması ve zelzele gibi azap göndermeye gücü yeter Sizi bölük bölük birbirinize düşürmeye,Kiminize kiminin hıncını tattırma: Bir birinizi öldürttürür, dolayısıyla her grup diğerine harbin acısını tattırır. Onlara dediğimizin anlamını belki anlarlar. Kavmin onu yalanladı. Vekil. İşin kendisine havale edildiği kişi.Her haberin gerçekleşeceği bir kararlaşma vardır.[97]
Açıklama
Ayetler, putları 'rab1 gibi gören müşrikleri anlatmağa devam etmektedir. Allah, Rasûlüne diyorki: "Karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?" Çölde biriniz yolunu kaybettiğinde, gecenin karanlığı bastığında ya da deniz yolculuğuna çıktığında bulutun, gecenin ve denizin karanlığı onu kuşattığında ve korkudan içi titrediğinde kime yalvarır? Şüphesiz o, kendisini sadece Allah'ın kurtaracağını bildiğinden O'na gizli ve açık şöyle yalvarır: "İzzetin için, başımıza gelen şu helak olmaktan bizi kurtarırsan, sana şükreden-lerden olacağız!" Sonra duanızı kabul ederek sizi kurtarıp, korkudan emin olduktan sonra birden bire, başkasına yalvararak şirke dönersiniz. 63. âyetin ("De ki: Gizli ve açık olarak: "Bizi bundan kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız, diye O'na yalvarıp yakardığınız zaman, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?") anlamı budur.
64. âyette Allah "sizi kim kurtaracak" sözüne cevap olarak, Rasûlüne şöyle demesini emrediyor: İçinizin çalkalandığı, yok olmaktan korktuğunuz "Bu durumdan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır." Sonra böyle olmakla beraber ne gariptir ki siz O'na putları ortak koşarsınız.[98]Ey elçimiz onlara de ki: Sizi her türlü sıkıntıdan kurtaran O'dur. O, üstünüzdeki gökten, altınızdaki yerden azab göndermeye ya da işinizi size karışık yapıp -ki bu sebeple siz de birbirinize düşüp ihtilaf eder ve birbirinizi öldüren grup ve fırkalar olursunuz-kiminize kiminin hıncını tattırmaya kadirdir. Sonra Allah, Rasûlüne şöyle diyor: "Ey Rasûlüm", dediğimiz sözün manasını anlayıp, hak yolu bularak sadece Allah'a inansınlar; O'na kavuşmaya, Rasûlüne ve Rasûlünün getirdiğine inansınlar, neticede de kemâle erip mutlu olsunlar diye, kelâmı çeşit çeşit yaparak ve onun mânasını açıklayarak âyetlerimizi izah ediyoruz. 66. âyette Allah, Kur'an'm ve haber verdiği müjde ve tehditlerin doğruluğunu, gerçekleşeceğini ve inkâr eden kavmin hadisesini haber veriyor ve yalanlamalarından sonra, onlara şöyle demesini Rasûlüne emrediyor: "Ben size vekil değilim." Yani ben, inanmamanız ve tevhidi kabul etmemeniz nedeniyle başınıza geleceklerden korkuyorum. "Her haberin gerçekleşecek bir zamanı vardır." Ben, yalanlamanıza ve şirkinize mukabil uğrayacağınız azabı size haber vermiştim. "Yakında" başınıza gelecek bu günü "bileceksiniz."[99]
Sonuç
1- Müşriklerin ileri sürdükleri şirkin batıl olduğuna, sıkıntı anında yalnızca Allah'a dua etmelerinden daha büyük delil yoktur.
2- Sıkıntılardan kurtaran yalnızca Allah'tır.
3- Bölünüp parçalanmaya sebep olan ihtilaftan kaçınmak gerekir.[100]
4- "Her haberin gerçekleşeceği zaman vardır.", "Yakında bileceksiniz" sözü de böyledir.[101]
68- Âyetlerimiz hakkında münasebetsizliğe dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir, eğer şeytan sana bunu unutturursa hatırladıktan sonra hemen kalk, o zalimler topluluğuyla beraber olma!
Sözlük
Ayetlerimiz hakkında tartışmaya dalanlar.Onlardan yüzçevir. Onlara aldırmadan, yaptıkları boş şeyi protesto ederek kalk.Hatırladıktan sonra. Fakat hatırlatmak. Onları (kâfirleri) bırak.Oyun ve eğlence: Dini oyun yapmalarının nedeni, ondan hiç bir fayda elde edememeleri; eğlence yapmalarının nedeni ise,onunla oynadıkları, onu kemâle erdirecek ve mutlu yapacak hak dinden alıkoyduğu içindir.Nefsin tutulup hesaba çekilmesi. Yaptıklarının eline teslim edilip hesaba çekildikten sonra cehenneme hapsedilmeye görsün.Her adi. Her türlü fidye.Hapsedilenler. Yaptıkları eline teslim edilmiş kişiler, yani işledikleri şirk ve isyan sebebiyle cehenneme hapsedilmiş kişilerdir.Kaynar sudan.Acı verici azab.[102]
Açıklama
Ayetlerin akışı, Rablerine putları eş tutan müşrikleri anlatmağa devam ediyor. Allah, Rasûlüne diyor ki: "Âyetlerimiz hakkında (münasebetsizliğe) dalan"[103] Kur'an âyetlerini hafife alan ve onun işaret ettiği tevhid ve kâfirlere azab edileceğiyle ilgili hükümlerle alay eden "kimseleri gördüğün zaman" "onlardan yüz çevir" onlardan ayrıl, "tâki onlar başka bir söze dalıncaya kadar." Eğer şeytan sana bu yasağımızı unutturur da, onlarla oturur ve sonra hatırlarsan, hemen kalk ve zalim toplulukla beraber oturma. "Allah'tan sakınanlara, onların hesabından bir sorumluluk yoktur." Yani muttaki mü'nıinlere, sana ve ashabına bir sorumluluk yoktur. Fakat onlar bir batıl işe daldıklarında, onlara bir öğüt olsun diye oradan kalkın ki Allah'ın âyetleri hakkında münakaşaya dalmaktan vazgeçsinler. Bu olay İslâm kuvvetlenmeden önce Mekke döneminde olmuş, Allah'ın âyetleri hakkında münakaşaya daldıklarında münafıklar ve kâfirlerle beraber oturmanın yasaklanması ise Medine'de inmiştir. Kim münakaşa eden kimselerle beraber oturursa, o da onlar gibi olur. Bu ağır bir durumdur. Allah şöyle diyor: "Allah size kitapta indirmişti ki: Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz. (Nisa 140). Yukarda geçen iki âyetin ifade ettiği mâna budur.
70. âyete gelince, Allah, Rasûlüne getirdiği hak dini alay ederek oyun ve eğlence edinen, dünya hayatının aldattığı kimseleri terketmesini emrediyor, Allah diyor ki: "Bırak o dinlerini oyun ve eğlence yerine koyan ve dünya hayatının aldattığı kimseleri."[104] Yani onları terket, onların işi seni ilgilendirmesin.Bu âyette kâfirlerin azmettikleri küfür ve alaya karşılık onların tehdit edilmesi söz konusudur. Allah Hicr sûresinde "O alay edenlere karşı biz sana yeteriz!" (Hicr 95) buyurmaktadır. "Sen" Kur'an'la "şunu hatırlat ki bir kişinin eline, yaptığı iş teslim edilmeyegörsün" yani işlediği günah ve şirk sebebiyle azaba teslim edilmeyegörsün "o kişinin" o azaba teslim edildiği gün "Allah'tan başka" kurtuluşunu sağlayacak "ne bir dostu" "ne de bir şefaatçisi vardır." Yani kendisine şefaat edip, onu cehennem azabından kurtaracak kimsesi olmayacaktır. "O, her türlü fidyeyi verse de artık ondan kabul edilmez." Kendisi için mümkün olan herşeyi verse de, hatta yer dolusu altın fidye olsa da ona bunlar fayda vermez ve cehennem azabından kurtarmaz. Sonra Allah şöyle diyor: "İşte onlar, kazandıkları ellerine teslim edilmiş olanlardır. Onlar için kaynar sudan bir içki ve acı veren bir azab vardır." Âyette geçen "Ubli-su," teslim edilmiş ve işledikleri günahlar sebebiyle tutularak cehenneme götürülmüş, demektir. Cehennemde onlar için sıcak sudan içki ve acı verecek bir azab vardır. Bu, onların Allah'ı, âyetlerini ve Rasûlünü inkâr etmeleri sebebiyledir. Bundan onların ruhlarının pis olduğu ortaya çıktığından, onların özelliği ancak cehenneme uygun düşmektedir. Allah bu sûrede şöyle diyor: "Onlara en uygun karşılığı verecektir. Şüphesiz o hâkimdir, âlimdir."[105]
Sonuç
1- İslâm'la, onun hükümleriyle ve müslümanlarla alay edilen mecliste oturmak haramdır.
2- Allah'a ve Rasûlüne karşı gelinen herhangi bir meclisde gereği gibi mücadele edemiyecekse, protesto için terketmek gerekir.
3- Müslümanlar zayıf olduklarında, kâfirlerden yüz çevirmeleri gerekir.
4- Kur'an'ı her insana anlatmak ve ulaştırmak gerekir.
5- Kim inkâr üzere ölürse, cehennemden kurtulamaz.[106]
71- De ki: "Allah'tan başka, bize ne yarar, ne zarar verebilen şeylere mi yalvaralım? Ve Allah bizi doğru yola ilettikten sonra ökçelerimiz üzerinde eski durumumuza döndürülüp, şeytanların ayartarak şaşkın bir halde çölde bıraktıkları, arkadaşlarının ise: "Bize gel" diye doğru yola çağırdıkları kimse gibi şaşkın bir duruma mı düşelim? De ki: "Yol gösterme, ancak Allah'ın yol göstermesidir. Bize, alemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir. "
72- Namazı kılın ve O'ndan korkun diye emredilmiştir. Varıp huzuruna toplanacağınız O'dur.
73- Gökleri ve yeri hak ve hikmet ile yaratan odur."Ol" dediği gün, oluverir. Sözü haktır. Sur'a üfleneceği günde, mülk onundur. Gizliyi ve açığı bilendir. O, hükümdardır, herşeyi haber alandır.
Sözlük
Çağrrır mıyız? ibadet eder miyiz?Bize, fayda veya zarar veremeyen.Gerisin geri döneriz. İnandıktan sonra kâfirler olarak geri döneriz.Şeytanların tesirleri altına aldıkları: Şeytanların yeryüzünde yolunu saptırdığı, şaşkınlık içersinde nereye gideceğini bilmeden yürüyen kimse.O'ndan sakının. Karşı gelmeyi bırakarak ve ibadette tek olduğunu kabul ederek O'ndan sakının. O gün ol dediği olur.Sur İsrafil'in üfleyeceği boynuza benzer bir çalgı.Hakim. İşlerinde hikmet sahibi ve kullarının durumundan ha-berdardir.[107]
Açıklama
Ayetler, bazı mü'minlere, onlarla beraber kendi ilâhlarına ibadet etmeleri için müşriklerin teklifte bulunduklarına işaret etmektedir. Allah da Rasûlüne, bu çirkin teklifi reddetmesini emrediyor: "De ki: Allah'tan başkasına" (ibadet ettiğimizde"yarar vermeyen" ibadet etmeyi terkettiğimizde de "zarar vermeyen şeylere) mi yalvaralım?" Allah bizi imana, onu ve onun dinini tanımaya iletmişken... Biz bununla, topuklarımız üzerinde'[108] tevhidden şirke döndürülmüş oluruz. Dolayısıyla durumumuz, şeytanların çölde şaşkın bir vaziyette yolunu şaşırttığı, nereye gideceğini ve nereye geleceğini bilmeyen kişinin durumu gibi olur. "Arkadaşlarının ise, 'bize gel', diye hidayete çağırdıkları kimsenin durumuna mı düşelim?" Oysa o kişi onlara cevap vermeye ve şeytanın aklını çelmesi sebebiyle, onlara gitmeye güç yetiremez. Sonra Rasûlüne şöyle demesini emretti: Sapıklık ve hüsranın bulunmadığı gerçek hidayet, Allah'ın bizi ilettiği, kendi hidayetidir. Dikkat edin bu İslâm'dır. Allah bize, kalplerimizi ve yüzlerimizi (içimizi, dışımızı) kendisine teslim etmemizi emretti. Çünkü o âlemlerin Rabbidir. Dolayısıyla müslüman olduk. Aynı şekilde namazı dosdoğru kılmamızı emretti. Biz de kıldık. Kendisinden korkmamızı emretti. Biz de korktuk. Kıyamet günü huzuruna toplanacağımızı bize bildirdi, tasdik ettik. Sonra bize doğru yolu gösterdi; artık sapıklığa dönmeyiz... İşte birinci ve ikinci âyetin içerdiği mâna budur.
73. âyete gelince, adaletinin, ilminin ve kudretinin tezahürlerini ortaya koyarak Rabbin şerefini belirtmeyi içermektedir. Allah şöyle demektedir: Kendisine teslim olmamızı emreden âlemlerin Rabbi Allah "Yeri ve göğü hak ile yaratmış"[109]boşuna yaratmamış, aksine orada anılması ve kendisine şük-redilmesi için yaratmıştır. Var etmeyi veya yok etmeyi istendinde "ol" dediği onda "ol" sözüyle daima Allah'ın istediği oluverir. "Sur'a"[110] yok oluş üfürü-ğüyle "üfürüldüğü günde" sadece kahhar ve tek olan kendisinin kaldığı günde "mülk onundur." Allah şöyle buyurmaktadır: "Bu gün mülk kimin?" Ona hiç kimse cevap veremez. Şöyle diyerek kendi kendine cevap verir. "Kahhar ve tek olan Allah'ındır." "O gizliyi de açığı da bilir." Yani gayb hazinelerinde herkesten gizli olanı da bilir, görüneni ve ortada olanı da. O, tasarruflarında, diğer işlerinde, mahlûkatı idaresinde hikmet sahibi ve işlerin içyüzünden de, aşikar olanından de haberdardır. O'na yerde ve gökte hiç bir şey gizli kalamaz. Bu sebeple Allah meşru kıldığı, ibadetlerden hiç birinin kendisinden başkasına yapılmasının caiz olmadığı gerçek mabuddur.[111]
Sonuç
1- Dinden dönme küfür ve sonu hüsrandır.
2- Batıl ehlinin çağırdığı batıla icabet haramdır.
3- Allah'ın hidayetinden başka hidayet yoktur. Yani İslam'dan başka din yoktur.
4- Allah'a teslimiyet, namaz kılmak, emredileni yapmak ve yasaklananı terketmekle Allah'tan korkmak farzdır.
5- Âhiret, hesap ve ceza gerçektir.[112]
74- İbrahim, babası Azer'e demişti ki: "Sen ilâhlar, tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum."
75- Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu (büyük ve harikulade muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki kesin inananlardan olsun."
76- Üzerine
77- Ayı doğarken görünce, "Budur Rabbim" dedi. O da batınca "Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapan topluluktan olurdum," dedi.
78- Güneşi doğarken görünce: "Budur Rabbim, bu daha büyük, " dedi. O da batınca dedi ki: "Ey kavmim, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.
79- Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben O'na ortak koşanlardan değilim.
Sözlük
ibrahim. Sam b. Nuh'un oğullarından Azer'in oğlu, Rahman'ındostu.Sanem kelimesinin çoğuludur. Taştan yapılan heykeldir.İlâhlar.İlah kelimesinin çoğuludur. Mabud (ibadet edilen) de-mektir.Sapıklıkta.Hakyoldansapmak.Mülkler.Saltanat.Geceninkaranlığıbastırdığında.Kaybolduğunda.Doğan.Sapıklar. Hak yoldan batıl yola dönenler.Yüzümü çevirdim. Yani kalbimle, Rabbime yöneldim ve O'nundişındakilerden yüz çevirdim.Sapıklıktan hidayete yönelmiş olarak.[113]
Açıklama
Âyetlerin akışı, Rablerine putları denk tutup, onlara ibadet eden kimselere, belki hidayete ererler diye, hidayeti açıklama hakkında devam etmektedir.Allah, Rasûlü Muhammed'e diyor ki: "İbrahim, babası Azer'e[114] demişti ki:" Yani onlara İbrahim'in, babası Azer'e söylediği şu sözü hatırlat: "Putları ilahlar mı ediniyorsunuz?" Taştan yapılmış heykelleri ilah mı yapıyorsunuz? Ey baba "ben seni ve kavmimi," gireni kurtaracak hak yoldan uzaklaşmış "açık bir sapıklık içinde görüyorum. "[115]74. âyetin işaret ettiği mâna budur.
75. âyete gelince, Allah diyor ki: "Biz İbrahim'e göklerin ve yerin me-lekûtunu gösteriyorduk ki..." Babasının putlara tapmasının batıl olduğu hakkında gerçeği ona gösterdiğimiz gibi, yer ve göklerin saltanatında uluhiye-timizi gerektiren hükmümüzün, İlmimizin ve kudretimizin tezahürlerini de ona gösterdik. Ta ki O, şüphe duymadan inananlardan olsun. Yakîn, imanın derecelerinin en yüksek olanıdır. 75. âyetin işaret ettiği mâna budur.
76. âyette, Allah'ın yukarda geçen âyeti açıklaması yer almaktadır. Ve şöyle demektedir: "Gecenin karanlığı onun üzerine çöktüğü zaman bir yıldız gördü." "Dedi ki: "Budur benim Rabbim..." Bu yıldız batınca, "ben batanları sevmem," dedi. Ayı doğarken görünce, "budur benîm Rabbim," dedi. Ay batınca dedi ki : "Eğer Rabbim beni doğru yola İletmeseydi, yoldan çıkmış kavimden olurdum..." Güneşi doğarken görünce, "bu benim Rabbim, bu daha büyük," dedi. Yani, diğer yıldızlardan daha büyük, dedi. "Gecenin gelişiyle güneş kaybolunca dedi ki: Ey kavmim, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım." Böylece İbrahim, yontulmuş putların temsil ettiği yıldızlara ibadet eden kavmiyle yüzyüze geldi. Onları, kendileriyle ulaşmayı istediği hakikatle yüz yüze getirdi ki, bu, Allah'tan başkasına ibadetin iptal edilmesidir. "Ben yüzümü yeri ve gökleri yaradana, onu birlemiş olarak çevirdim." Sizin elinizle yontup, Rabbinizin emriyle değil de kendi arzunuzla ibadet ettiğiniz putlara yüzünüzü dönmeniz gibi değil. Açıkça berî olduğunu ilan etti: "Ben müşriklerden değilim." [116]
Sonuç
1- Şirki, şirk koşanlar için hoş görmemek ve en yakın akraba bile olsa, onları onaylamamak gerekir.
2- Allah'ın en yüce fazlı, hidayete ermesini istediği kişiyedir.
3- Yakîn derecesi, bir şeyi görür gibi bilmesi isteklerin en üstünü ve en değerlisidir.
4- Sonradan meydana gelen eşyayla, hikmet sahibi yaradanın varlığına
delil getirilir.
5- Eğitim ve öğretimde basamak basamak ilerlenmesi bir kaidedir.
6- Şirkten ve Allah'a şirk koşan kimselerden uzak olmak gerekir.[117]
80- Kavmi onunla tartışmaya girdi. O onlara dedi ki: "Beni doğru yola iletmiş iken Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben, sizin ona ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak Rabbimin dilediği olur! Rabbim bilgice herşeyi kuşatmıştır. Hâlâ kendinize gelip öğüt almıyor musunuz?
81- Hem siz, Allah'ın size, ilâh olmaları hakkında hiç bir delil indirmediği şeyleri, O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da ben nasıl sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkarım? Şimdi biliyorsanız söyleyin. İki topluluktan hangisi; tek olan Allah'a inananlar mı, yoksa O'na ortak koşanlar mı güvende olmaya daha layıktır?
82- İnananlar ve imanlarına zulmü (şirki) karıştırmayanlar.. İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulan da onlardır.
83- İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delilleri' mizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
Sözlük
Kavmi onunla mücadele etti ve onu delille altetmeye kalkıştı..Hüccet: Kuvvetli delil demektir. Benimle Allah hakkında tartışıyor musunuz? Delil olarak.Güven, emniyet İmanlarını zulme bulaştirmayanlar[118]
Açıklama
İbrahim, Allah'tan başkasına ibadet etmenin batıl olduğuna delil getirdi ve kendinin şirk ve müşriklerden uzak olduğunu söyledi. Kavmi de bu konuda onunla mücadeleye girdi. Bu sebeple İbrahim onların durumunu hoş görmeyerek şöyle dedi: "Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle mücadeleye mi giriyorsunuz?" Allah'ın birliği ile ona ibadeti ve ondan başkasına ibadet etmeyi terketme konusunda, onlar hiç bir şey yaratmamış, hiç bir fayda ve zarar vermemişken, sizin benimle mücadeleniz nasıl doğru olabilir? Bununla beraber, Allah beni kendi varlığının ve birliğinin delillerine ulaştırdı ve ben O'nun katından açık bir delil üzere oldum. Yukarda geçen âyetin işaret ettiği anlam budur.
Şüphe yok ki onlar, İbrahim, ilâhlarından yüz çevirince, ilâhlarıyla korkutmuşlar ve ona bir zararın[119]dokanacağmı belirtmişlerdir. Bu sebeple İbrahim şöyle diyerek onlara cevap vermiştir: "Ben sizin ortak koştuğunuz ilâhların bana bir sıkıntı vermesinden korkmam. Ancak Rabbimin bir şey dilemesi hariç..." Çünkü o (dilediği) mutlaka olur. "Rabbim herşeyi ilmiyle kuşattı. "Sonra onları şöyle diyerek kınadı: "Hâlâ öğüt almıyor musunuz?" öğüt alın, sizin üzerinde olduğunuz düşünce batıldır; benim sizi kendisine çağırdığım haktır... Sonra şöyle dedi: "Sizin şirk koştuklarınızdan nasıl korkayım?!" Onlar hakir, zayıf ve aciz oldukları için ne bir zarar ne de bir fayda veren, donuk putlardır. Siz de dilediğini yapan, öldüren, dirilten, bir olan Allah'tan korkmuyorsunuz. Kendisiyle, putlara ibadet konusunda getireceğiniz hiç bir delili size indirme misken, Allah'a ortak koştunuz... Sonra onların elinden delili almak, onları delilsiz bırakmak için şöyle dedi: Hangi grup korkudan emin olmaya daha lâyıktır? Ben Rabbin (Allah'ın) bir olduğunu söylüyorum, siz o'na şirk koşuyorsunuz? Cevap bellidir: Tek olan Rabbe İbadet eden, sayılan birden çok olan, işitmeyen, görmeyen donuk ilahlara ibadet edenlerden daha fazla emniyete lâyıktır. Allah onların arasında hüküm verdi ve şöyle dedi: "İman edenler ve imanlarını haksızlığa bulaştirmayanlar..."[120] yani şirke bulaştır-mayanlar "İşte güven onlar içindir ve doğru yolu bulan da onlardır." Dünyada ve âhirette güven onlar içindir. Kemal ve saadet yoluna, yani İslam'a, yaşantılarında ulaşanlar da onlardır. Sonra Allah şöyle buyurdu: "İşte bunlar, bizim kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delilimizdİr." Bu âyette daha önce geçen İbrahim'in kavmiyle mücadelesine, batıl inançlarını çürütmesine ve onların aleyhinde delil getirmesine işaret vardır. İbrahim'e verdiği iman, kesin ve apaçık bilgiyi kastederek "dilediğimizi derecelerle yükseltiriz" buyurmakta ve bunun sebebi olarak şöyle demektedir: "Şüphesiz O hikmet sahibidir, bilendir." Yani idaresinde hikmet sahibi ve yarattığı şeylerden haberdar olandır.[121]
Sonuç
1- Hidayete ererler ümidiyle, müşrikler ve inkarcılarla onlara karşı delil getirmek için münakaşa etmek caizdir.
2- Her zaman ve mekânda şirk ehli olanların akılları sapıktır.
3- İşlediği günahın sonundan korkmayan günahkârın haline şaşmak gerekir.
4- Kulların, korkudan emin olmaya en lâyık olanı, Allah'a inanıp, O'na hiç bir şeyi şirk koşmayan kimselerdir.
5- Âyetler, "Allah, inanan kimselerin dostudur; onları karanlıklardan nura çıkarır," âyetinin anlamını ortaya koymaktadırlar.[122]
84- Biz O'na İshak'ı ve Yakub'u verdik, hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nuh'a ve onun soyundan Davud'a Süleyman'a, Eyyub'a, Yusuf'a, Musa'ya ve Harun'a da doğru yolu gösterdik. Biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
85- Zekeriyya'ya, Yahya'ya, İsa'ya ve İlyas'a da yol göstermiştik. Hepsi iyilerdendi.
86- İsmail'e, el-Yasa'a, Yunus'a ve Lut'a da yol gösterdik. Hepsini alemlere üstün kıldık.
87- Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını da... Onları seçtik ve doğru yola ilettik.
Sözlük
Ona verdik. Bizden bir lütuf olarak verdik.İbrahim'in oğlu İshak'ı ve İshak'ın oğlu Yakub'u -ki İsrail lakabı verilmektedir- verdik. Her birine doğru yolu gösterdik Onun soyundan, Davud baba, Süleyman oğuldur. İkisi de hem devlet yöneten ve hem de peygamberdir.Zekeriyya baba, Yahya oğuldur. İkisi de peygamberdir. Kendi zamanlarının alemlerine üstün kıldık, yoksa bütün âlemlere değil. Çünkü Muhammed (s.a.v) peygamberlerin en üstün olanıdır. Onların soyundan ve kardeşlerinden hepsini değil bir kısmını seçtik ve doğru yola ilettik, Peygamberlik için seçtik ve islâm'a hidayet ettik.[123]
Açıklama
Allah, İbrahim'e verdiği kuvvetli delili ve düşmanlarına üstünlüğünü anlattıktan sonra, İbrahim'e verdiği başka bir nimeti zikrediyor. Bu nimet, İbrahim yaşlı olmasına rağmen İshak ve Yakub'u ona vermesidir. İshak, İbrahim'in oğlu, Yakub da torunudur. Yine baba, oğul ve torunu hidayete erdirme-sidir. Aynı şekilde Allah, onlardan önce Nuh'u hidayete erdirdi. Hepsi Nuh'un soyundan olsalar da, İbrahim'in soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusufu, Musa'yı ve Harun'u [124] da hidayete erdirdi. Allah onların hepsinin iyi kişiler olduğuna işaret ediyor. Dolayısıyla iyilere yaptığı ihsanla onları mükâfaatl an diriyor. İhsan; amelde ihlaslı olmak ve söz ve hareketle kötülük etmeyip mahlukata iyilikte bulunmak ve de Allah'ın razı olacağı şekilde yaşamaktır... 84. âyetin işaret ettiği mâna budur.
85. âyete gelince, Allah, aynı şekilde Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas (a.s.)'ı peygamberlik görevine seçmiş, meşru kıldığı yükümlülük ve emirlerini yerine getirmekle vazifelendirmiştir. Onlardan her birini Allah haklarını ve kul haklarını eda eden salih kimselerden yapmıştır. İlk grubun, yani Davud ve Süleyman'ın ve bunlardan sonra zikredilen kimselerin en belirgin özelliği ihsandır. Bunun sebebi, onlarda mülk, hakimiyet ve devlet olmasıdır. İkinci grubun yani Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'ın en belirgin özellikleri de salih olmalarıydı. Çünkü onlar, dünya ve metaından el-etek çekmiş kimselerdi.
86. âyetteki üçüncü ve dördüncü grubun yani İsmail, Elyasa, Yunus ve Lut'un İlk iki grub gibi, belirgin bir özellikleri yoktur. Çünkü onlar ne devlet kurdular ne de dünyadan el etek çektiler. Sonra, Allah onlardan her birini kendi zamanının varlıklarına üstün kıldığını haber vermektedir. Bu da şeref, iyilik ve ihsan olarak onlara yeter.
87. âyete gelince, Allah bu âyette onların babalarından bazısını, onların soylarından ve kardeşlerinden bir kısmını hidayete erdirdiğini belirtip, fakat isimlerini söylemesek de onlar çoktur, diyor. Babalarını ulaştırdığımız, halis dine ve gerçeğe onları da ulaştırdık. Tamamım peygamberlik için seçtik. "Onları doğru yola" İslâm'a "erdirdik" buyuruyor.[125]
Sonuç
1- Allah'ın lûtfu geniştir
2- Dünya hayatında, ki siye gerilen nimetlerin en hayırlısı doğru yola crdı-rilmesidir.
3- İyi ve doğruluğun hepsi güzeldir ve fazilettir.
4- Devlet başkanlığıyla peygamberlik veya idarecilikle salih olma arasında zıtlık yoktur.
5- Dünya nimetlerine kapılmamak ve devamlı Ahirete rağbet etmek üstünlüktür, fazilettir.[126]
88- İşte bu, Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini buna iletir. Eğer onlar Allah'a ortak koşsalardı, yaptıkları güzel şeyler heba olur giderdi.
89- İşte onlar, kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Şimdi şunlar, (yani Kureyş kavmi,) bunları inkâr ederse, bilsinler ki biz, bunları inkâr etmeyecek, koruyacak bir toplumu, onlara vekil bırakmışızdır.
90- İşte onlar, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Onların yoluna uy ve de ki: "Ben ona karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O, sadece alemlere bir öğüttür.
Sözlük
Allah'ın doğru yolu. Hidayet kelimesi dalalet kelimesinin zıt anlamlısıdır. Allah'ın hidayeti, O'nun, kullarından dilediği kimseyi ilettiği şey, demektir. Bu da iman ve doğru yoldur.Onların yapmış olduğu amelleri heba oldu. O amellere karşılık,onlara ne az ne de çok, hiçbir sevap verilmedi.Hikmet. İşlerde isabet ve doğrulukla birlikte kitabı anlamak.Onlar bunu inkâr ediyor. Mekke ahalisi İslâm davetini inkâr ederse.Bunları inkâr etmeyecek bir toplumu. Bunlar, Medine'deki ensar ve muhacirlerdir."İktedi" kelimesinin anlamı, tâbi olmaktır. Fiilin sonundaki
"ha", duruş sebebiyle ilave edilmiştir.Ona karşılık bir ücret. İslâm'ın tebliğine karşılık, bir ücret, Hatırlatma. Habersiz ve unutmuş olan kimseye, öğüt alsın diye yapılan hatırlatma.[127]
Açıklama
Âyetler, Allah'ın, kullarından dilediği kimseye, sadece kendisinin vermeye güç yetireceği üstünlük ve hidayeti bağışladığını anlatmaya devam etmektedir. Bu demek değil ki Allah, bazı insanların hidayetini engelliyor, bazılarını da zorla hidayete erdiriyor. Allah âdildir. Ne kâfire ne de mü'mine asla zulmetmez. Adaleti gereği bütün kullarına hidayet imkânlarını bahsetmiştir. Hiç birini bu imkânlardan mahrum bırakmamıştır. Ancak kul kendi iradesiyle iman eder veya kendi iradesiyle küfrü seçer. Tabii sonucuna da kendisi katlanır. Bu sebeple, Allah 88. âyette bunu ifade etmiştir. İşaret edilen bu şey, Allah'ın, onsekiz Rasûlüne bağışladığı ve yolunu gösterdiği nübüvvet ve hak dindir. Bu hak din Allah'ın kullarından dilediğini doğru yola ulaştırdığı, hidayetidir. "Eğer ortak koşsalardı, yaptıkları şeyler heba olurdu." Allah bu âyetiyle, bir gerçeği ortaya koyuyor. Bu gerçek, ortak koşmanın yapılan işleri boşa çıkarmasıdır. Zira, bu rasûller üstünlük ve derecelerinin yüceliğine rağmen, eğer Rablerine başkasını ortak koşup, aynı zamanda başkasına da ibadet etselerdi, şüphesiz yaptıkları her iş boşa giderdi. Bu durum, faraziye kabilindendir. Yoksa, peygamberler günah işlemekten masumdurlar. Fakat âyetteki bu ifadeler, olayın insanlara öğüt ve ibret olması içindir. 88. âyetin ifade ettiği anlam budur.
89. âyette Allah, kendilerine kitap verdiğini haber vererek ismini andığı peygamberleri yüceltmektedir. Bu kitaplar: İbrahim (a.s)'ın sahifeleri, Musa (a.s)'ın Tevrat'ı, Davud (a.s)'ın Zebur'u ve İsa (a.s)'ın İncil'idir. Âyette geçen "hükm", her işte itidal, isabet ve anlayış, anlamındadır. Sonra Allah (c.c)şöyle buyuruyor: Kur'an'ın âyetlerini ve onların taşıdığı kuralları, hükümleri ve İslâm'ın doğru yolunu, Mekke halkından olan bu kimseler inkâr ederlerse, Önceden biz "bir kavmi bunlara vekil bırakmışızdır." Bu vekil bırakılanlar, âyette ismi geçen peygamberler ve onların yolunda giden bütün kavimlerdir. Topluluk olarak da onlar mevcutturlar. Bunlar Medineli muhacir ve ensar ile daha sonra çeşitli memleket ve bölgelerden gelmiş olan kişilerdir.
"îşte onlar, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Şu halde onların yoluna uy." Allah, Rasûlüne, bütün üstün vasıflarında bu Rasûllere uymasını emrediyor. Ta ki onlarda var olan her üstün vasfı kendinde toplasın. Böylece Rasû-lüllah (s.a.v) kay it sız-şartsız onların en üstünü olsun. Ve böyle de olmuştur. Âyet-ı kerimenin bitimindeki "de ki: Ona karşılık bir ücret istemiyorum" ifadesiyle Allah-u Teâlâ, Rasûlüne, putları Rablerine ortak koşan bu müşriklere, "siz hidayete ulaşasınız diye size okumam emredilen bu Kur'an'a karşılık sizden hiç bir ücret istemiyorum" demesini emrediyor. "O sadece âlemlere bir öğüttür." Yani, şayet kulak verip arzularından sıyrılır, hidayeti isterlerse, Kur'an kendisiyle öğüt alacakları bir nasihattir.[128]
Sonuç
1- Şirk ve dinden dönme (Allah'a inanmamak) küfürdür. Ve bunlar amelleri yok eder.
2- Kur'an ve Sünnet tek ölçü olup, diğer beşeri sistemlerden üstündür.
3- Kur'an ve Sünnete uymak farzdır. Alimler bu iki ölçüye uydukları müddetçe onlara da uyulur.
4- İslâmı tebliğ etmek her müslümana farzdır.
5- Kur'an, okuyan ve kulak veren herkes için öğüttür. O şahiddir, kalb de yer bulur.[129]
91- Allah'ı, şanına yaraşır bir şekilde tanıyamadılar. Zira, "Allah insana bir şey indirmedi" dediler. De ki: "Öyleyse Musa'nın, insanlara nûr ve yol gösterici olarak getirdiği, -ki siz onu parça parça kâğıtlar haline getirip gösteriyorsunuz, çoğunu da gizliyorsunuz- ve ne sizin, ne de babalarınızın bildiği şeylerin size öğretildiği kitabı kim indirdi?" "Allah" de, sonra bırak onları, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar.
92- Bu da şehirlerin anası Mekke'yi ve çevresindeki insanları uyarman için sana indirdiğimiz feyz kaynağı ve kendinden önceki kitapları doğrulayıcı bir kitaptır. Âhirete inananlar, buna inanırlar ve onlar namazlarına devam ederler.
Sözlük
Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. O'na lâyık olan saygıyıgöstermediler, O'nu hakkıyla tanımadılar.Bir beşere. Adem oğullarından bir insana.Musanın getirdiği kitab (Tevrat)."Kırtas" kelimesinin çoğuludur. Kırtas, üstüne yazı yazılan yaprak ve benzeri şeylerdir.Açığa çıkardığınız, gösterdiğiniz.Deki: Allah. Bu söz, Kur'an'i kimin indirdiğini soran kimseyecevaptır.Onları bırak. Daldıkları boş şeyde. Mübarek. Feyiz kaynağı. Bu kelimenin haberi .(bitmeyen) kelimesidir. Bu takdirde mânası "onun feyzi son bulmaz" şekündedir.Şehirlerin anası, yani Mekke.Muhafaza ederler. Temiz bir şekilde, namaz için belirlenmiş vakitlerde, namazları kendi başlarına ya da cemaatle kılarlar.[130]
Açıklama
Âyet, Rablerine putları denk tutan müşriklerle devam ediyor. Allah, onların ilahi vahyi inkârlarım ve Kur'an'ı yalanlamalarını çirkin buluyor. Çünkü, onlar şöyle diyorlar: "Allah insana hiç bir şey indirmedi."[131] Buradan hareketle Allah da diyor ki: "Onlar Allah'ı hakkıyla bilemediler." Yani O'na gösterilmesi gerektiği gibi saygıda bulunmadılar. Müşrikler, "Allah insana hiç bir şey indirmedi" dediklerinde Allah, Rasûlüne tekrarlaması için şu delili haber veriyor: "Onlara de ki: Öyleyse Musa (a.s)'m" Allah'a giden yolda kendisiyle ışık temin edilen ve doğru yola ulaşılan bir "nûr olarak getirdiği Kitab'ı kim indirdi?" Allah (c.c)'ın âyette söz ettiği kitap Tevrat'tır. Yahudiler, Tevrat'ı sayfa haline getiriyor, kendi istek ve arzularına göre bir kısmını gösteriyor, bir kısmım da gizliyorlardı. "Babalarınızın ve sizin bilmediğiniz şeyi size kim Öğretti?" Size, bir oluşu, isimleri, sıfatları, Âhiret yurdunu, orada olan ebedi nimet ve yakıcı azab gibi gerçekleri, bu Kur'an vasıtasıyla Allah (c.c) öğretti. Sonra Rasûlüne, susmaları için müşriklere yönelttiği soruya cevap vermesini emrediyor: "Allah, de.." yani Musa (a.s)ya Tevrat'ı indiren Allah'tır, de. "Sonra" bu batıla dalışla, kendilerine dönecek hiçbir fayda elde edemeyip, tıpkı oynayan çocuklar gibi olmaları itibariyle "onları oyun oynar bir şekilde bırak." 91. âyetin içerdiği anlam budur.
92. âyet, evvela, "Allah insana hiç bir şey indirmedi" diyen kimselerin sözünün reddedilişini içermektedir. Yani, bu Kur'an önünüzde okunurken, Allah insana hiç bir şey indirmedi, nasıl denir? Allah, hayrının bitmeyeceği, faydasının azalmayacağı bir feyiz kaynağı, daha önceki Tevrat ve İncil gibi, onların inanmaları için indirdiğimiz kitapları doğrulayıcı bir kitap olarak ve "şehirlerin anası (Mekke'yi) ve çevresindeki" yakın ve uzak köylerde yaşayan insanları, küfrün ve sapıklığın götüreceği sonuçtan korkutasm diye, Kur'an'ı in- Çünkü küfr, tam bir hüsran ve helaktir. Âyet ikinci olarak, Âhirete inanan kimselerin, Kıır'an'a inanacağını ve namazlarına devam edeceğini haber veriyor. Bu, onların imanlarının doğruluğunun delili ve sadık mü'minlerin elde edeceği imanın meyvesidir.[132]
Sonuç
1- Allah'ı yalanlayan, şirk koşan, uygun olmayan sıfatlarla onu vasıflandıran herkes, Allah'ı hakkıyla tanıyamamıştır.
2- Yahudiler, Allah'ın kitabıyla, bir kısım hüküm ve haberlerini göstererek bir kısmını da saklayarak oynayıp alay ederler. Bu hareket, nefislerinin arzusundan, isteklerinden ve Dünyayı Ahirete tercih etmelerinden kaynaklanan bir tasarruftur.
3- Allah, hidayete ersinler diye Kur'an'ı kendi dillerinde indirmekle Araplara lûtufta bulunmuştur.
4- Allah (c.c), hakkı yalanlayan ve onunla mücadele edenlere nasıl cevap verileceğini ve delil getirileceğini, Rasûlüne öğretmiştir.
5- Kur'an'rn iniş nedeni, ona inanmak ve müşrikleri ve yalanlayanları korkutmaktır.
6- Ahirete iman bütün hayırların, inkâr da bütün kötülüklerin sebebidir.[133]
93- Allah'a karşı yalan uyduranlardan, ya da kendisine bir vahiy indirilmemiş iken; "bana vahyolundu" diyenden ve: "Ben de Allah'ın indirdiği gibi indireceğim," diyenden daha zalim kim olabilir? O zalimleri ölüm dalgaları içinde, melekler ellerini uzatmış: "Haydi canlarınızı çıkarın, Allah'a gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı büyüklük taslamanızdan ötürü, bugün alçaklık azabıyla cezalandırılacaksınız!'1 derken onların halini bir görsen!
Sözlük
Allah'a karşı yalan uyduran, O'nun demediğini O'na iftira eden veya uzak olduğu şeyi O'na nisbet eden.Bana vahyediliyor.Ruh alımrkenki ölüm sıkıntıları.Vurmak ve canını çıkarmak için melekler ellerini uzatmış Horlayıcı şekilde tek ve yalnız olarak, yanınızda ne mal ne demsan bulunmadan azab edilirsinizHayaline daldırdığımız, veya Dünya mal ve metaından size verdiğimiz şey.Arkanızda, dünyada.Sizden kaybolmuş. İddia ettiğiniz.[134]
Açıklama
Âyetler, kendisine eş ve ortak edindiğini söyleyerek, Allah'a iftira atan, yalan isnad eden ve şirk koşanlar hakkında devam etmektedir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Mekke'de Said b. Ebu Şerh,[135]Hanife oğulları kabilesinde Müseyleme ve Yemen'de Ansa'nın iddia ettiği gibi, Allah'ın, kendisine haber verdiğini ve kendisinin nebi olduğunu iddia ederek [136]"Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?" Ey Allah'ım, kendisine hiçbir şey vahyedilme-mişken "bana Allah katından vahyediliyor" diyenden ve "ben de Allah'ın indirdiği gibi" vahiy "indireceğim" diyenden daha zalim kimse yoktur. Sonra Allah, Rasûlüne şöyle diyor: "O zalimler ölüm sarhoşluğunun sıkıntıları içersinde, ölüm meleği ve yardımcıları ona vurmak ve canını çıkarmak için "ellerini uzatmış", ölmek üzere olan kimselere, onları aciz bırakmak ve eziyet etmek için "Haydi canınızı çıkarın, Allah'a gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı" haksız yere yeryüzünde "büyüklük taslamanızdan ötürü, bugün alçaklık azabıyla cezalandırılacaksınız!" (derken) onların halini bir görsen!" (Yeryüzünde haksız yere büyükleniyor). Çünkü o, insan dışkısı taşıyan, aslı pis bir nutfe ve sonu pis bir leş olan varlıktır. Gerçekte, yeryüzünde büyüklük taslama, hiç bir durumda yapan için doğru olmayan boş ve anlamsız kendini beğenmişlikten kaynaklanmaktadır. 93. âyetin işaret ettiği mâna budur.
94. âyette Allah, büyüklük taslayan müşriklerin kıyamet günündeki durumunu haber veriyor. Şöyle ki: Allah onlara diyor ki: "Sizi ilk kez" yalın ayak,çıplak "yarattığımız gibi..." "Yine tek olarak bize geldiniz [137]ve sizi hayaline daldırdığımız" mal ve çocuğu "ardınızda" dünyada bıraktınız..." "Hani sizin hakkınızda (ibadet ve yaratılışınızda) ortak olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi sizinle beraber görmüyoruz." Siz, iddianızda yalancı, inancınızda batıl olan kişilersiniz!.. "Aranızdaki bağlar kesilmiş" yani aranızdaki dostluk ipi çözülmüş, "zannettiğiniz şeyler" yani dünyadayken yalanladığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir."[138]
Sonuç
1- Hangi şekilde olursa olsun, Allah'a yalan isnad etmek şirktir ve bu yalancılardan daha zalimi yoktur.
2- Kabir azabı, ölüm sarhoşluğu ve sıkıntısı gerçektir. Hadiste: "Şüphesiz ölü için sarhoşluklar vardır," buyurulmaktadır.
3- Kendini beğenmişlik çirkin bir şeydir ve günahı büyüktür.
4- Öldükten sonra tekrar dirilme, Dünyada işlenenlere ceza ve mükâfat
verme olacaktır.
5- Sahih sünnetin beyan ettiğine göre, Peygamberimiz ve âlimlerin, Allah'ın izin vermesi ve şefaat edecekleri kişiden Allah'ın razı olması şartıyla şefaat etmeleri hariç, kıyamet gününde kimse kimseye şefaat edemiyecekür.[139]
95- Daneyi ve çekirdeği yaran, şüphesiz Allah'tır. O, ölüden' diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır. İşte Allah budur. O halde nasıl, yalnızca O'na tapmaktan çevriliyorsunuz,?
96- Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran O1 dur. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı vakitlerin bilinmesi için birer hesap ölçüsü yapmıştır. Bu, o üstün ve bilen Allah'ın takdiridir.
97- O'dur ki, karanın ve denizin karanlıklarında yolu bulmanız için size yıldızları yarattı. Gerçekten biz, bilen bir toplum için ayetleri geniş geniş açıkladık.
98- O'dur ki sizi, bir tek nefisten yarattı. Sizin için bir ka-lış ve bir emanet olarak konuluş yeri ve süresi vardır. Gerçekten biz, anlayan bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık.
99- O'dur ki size, gökten su indirdi. Onunla her çeşit bitkiyi Çıkardık, o bitkiden bir filiz çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş daneler, hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri çıkarıyoruz. Bunları kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Her birinin meyvesine bakın: Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman, şüphesiz bu size gösterilenlerde, inananlar topluluğu için elbette çok ibret vardır.
Sözlük
Bitki çıkarmak için taneyi yaran. Neva kelimesi nuvat kelimesinin çoğuludur. Hurma filizi çıkarmak için çekirdeği yaran, mânasına da gelir. Ölüden diriyi çıkarır. Meselâ, yumurtadan tavuğu çıkarır.Diriden de Ölüyü çıkarıcıdır.Peki, nasıl sapıtırsınız? ÎBöyle kudret sahibi olan Allah'ın birliğini bırakıp nasıl cansız varlıklara ibadete yöneliyorsunuz? Aydınlık ve ışık ortaya çıksın diye sabahı yaran. İnsanların oturup, dinlenecekleri bir zamanı. Kendileriyle gün ve gecelerin, ay ve senelerin vakitlerinin bilineceği bir hesap ölçüsü.İşinde üstün, galib ve kullarının hâl ve hareketlerini bilen Allah'ın düzene koyması ve yaratmasıdır.Onunla yol bulsunlar diye. Yolcuların, karada ve denizde bunlarla yollarını tanımaları için. Tek candan (Ki bu, beşerin babası Adem'dir.) Kararlaşma yeri. Rahimlerde bir süre kalış. Emanet olarak konulma yer ve zamanı vardır. Yani babalarınızın belinde bir süre emanet bırakılırsınız. Anlayanlar. Eşyaların sırrını ve hareketlerin nedenlerini anlayanlar.Yeşillik. Yere ekilmiş mahsûlden ilk ortaya çıkan şeye, yeşilliğe verilen isim.Birbiri üzerine binmiş, başak halinde.Hurmanın çiçeği.Üzüm salkım. Tekili 'krnv' kelimesidir. Salkım demektir. Mağrip ülkelerinin (Fas, Tunus ve Cezair dilinde hurma salkımına 'urcun' denir.Benzeyen ve benzemeyen. Renkte birbirine benzer, tadda birbirlerine benzemezler.Olgunlaştığında.[140]
Açıklama
Âyetler, Allah'a ibadet etmenin farz, başka ilahlar edinip onlara ibadet etmeninse batıl oluşu hakkında devam etmektedir. Allah, Rab oluşunu isbat eden, ilâhlığını açıklayan ve müşriklerin kendileri için dost olduklarını iddia ettikleri, Allah'tan başka şeylerin rab ve ilâhlıklannı çürütüp hikmetli büyük işleriyle kendini sıfatlandırarak şöyle diyor: "Daneyi ve çekirdeği yaratan O'dur." Yani daneyi yaran ve ondan mahsul çıkaran, başkası değil O'dur. Yine çekirdeği yaran, ondan hurma ve ağaç çıkaran başkası değil, odur. O, gerçek ilahtır. Öyleyse O'nun dışında edinilen ilâhlar batıldır. Allah âyetin devamında şöyle diyor: "(O) ölüden diriyi çıkarır." Mesela: Canlı mahsulü ölü taneden çıkarır. "Diriden ölüyü çıkarır."[141]Mesela: Canlı mahsûlden taneyi, hurma ve ağaçtan ölü çekirdeği çıkarır. "İşte Allah budur." Yani ilâhlığı, ibadetin sadece kendisine yapılmasını hak eden O'dur. "O halde nasıl (yalnız O'na tapmaktan) çevriliyorsunuz?!" Hayret doğrusu... Allah'a kulluk etmekten ve O'nun ilahlığım tanımaktan, başkasını ilâh tanımaya ve başkasına kulluk etmeye nasıl çevriliyorsunuz?!
96. âyette Allah şöyle diyor: "Karanlığı yarıp sabahı çıkaran O'dur." Yani gecenin karanlığını yaran ve ondan gündüzün aydınlığını ortaya çıkaran O'dur. "Geceyi" canlıların dinlenmeleri için, gündüzün yorgunluğunu atacakları "dinlenme zamanı, ayı ve güneşi de birer hesap (ölçüsü) yapmıştır."[142] Yani gu-neş ve ayı kendi yörüngelerinde ancak kendisinin takdir edeceği bir hesapla döndürür. İnsanlar bu dönüşle vakitleri ve buna bağlı ibadet, iş ve yüklendikleri işler için nihai müddetleri ve haklan bilmektedirler. Sonra Allah buna şöyle işaret ediyor: "Bu üstün ve" yarattığı mahrukatı, hallerini ve ihtiyaçlarını "bilen (Allah)'ın takdiridir." Bütün bunları, kullan için yapmıştır. Bu sebeple, nasıl olur da, onların kendisine ibadet etmelerini ve O'nu ilah olarak tanımalarını hak etmez? Ademoğlunun haline şaşarım, onları hangi şey yoldan çıkardı?!
97. âyette Allah şöyle buyuruyor: "Karanın ve denizin karanlıklarında yolu bulmanız için size yıldızları yaratan O'dur." Bu, Allah'ın insanlara iyiliklerinden bir iyilik ve kudretinin işaretlerinden bir işarettir. Şöyle ki: Allah karada ve denizde yolcular doğru yolu bulsunlar ve yollarını şaşırıp helak olmasınlar diye yıldızları yaratmıştır. Bunlar Allah'ın güç yetireceği bir nimettir. Öyleyse, niçin O'nu inkâr ediyor ve başkasına ibadet ediyorlar?
Allah (c.c), "Gerçekten biz bilen bir toplum için ayetleri geniş geniş açıkladık," ifadesiyle başka bir nimeti haber veriyor. Bu nimet ise, ilim ışığı altında hakla batıl, zararlı İle faydalının arasını ayırdeden âlimlerin ve bütün mü'minlerin istifade etmesi için, âyetleri açıklaması ve ortaya koymasıdır.
Allah 98. âyette, "Sizi bir tek nefisten yaratan O'dur" buyuruyor ki, bu nefis Adem (a.s)'dır. Rahimler de bir müddet kalır, (babalarınızın) bel-ler(in)de emanet bırakılır.[143] Bu, Allah'ın kudretinin, lûtfunun ve ihsanının belirtilerinden biridir. Âyet şu şekilde son buluyor: "Biz âyetleri" sözün esrarını, nedenini ve maksadını bildiklerinden, diğer mahrukatın ulûhiyeti değil de, Allah'ın ulûhiyeti konusunda, kendileri için delilin bulunduğunu "anlayan kavim için açıkladık."
Allah (c.c), 99. âyette şöyle buyuruyor: "Gökten yağmuru indiren O'dur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık." Yani bitmeyi kabul eden (bitme Özelliğine sahip) başka bitki ve mahsulleri bitirip büyüttük." O bitkiden bir filiz, ondan da başaklarında birbiri üzerine binmiş daneler, hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar" yani hurma tomurcuğundan sarkan salkımlar çıkar. Sarktığı için de onları koparmak ve almak isteyen fazla zahmete girmez. "Zeytin ve nar bahçeleri çıkarıyoruz." Allah o yağmurla hurma ve üzüm bahçeleri çıkardı, yine o yağmurla renkleri bir birine benzeyen fakat tadları birbirine benzemeyen nar ve zeytin çıkardı. Ürün verip olgunlaştığında onların meyvalarını yiyin. Ayet şu şekilde son bulmaktadır: "Şüphesiz bu, size söylenenlerde inanan topluluk için" Allah'ın tek ve hak ilâh olduğu başkalarının ilâhlığının ise batıl oluşuna işaret eden "açık alâmetler vardır." Bu alâmetlerin inanan toplum için olmasının nedeni şudur. Onlar bir iş yapar, düşünür ve anlarlar. Onların dışında yer alan inkarcılara gelince; onlara şirk ve isyanın kötü kokusu hakim olduğundan kalpleri ölüdür. Bu sebeple düşünmezler ve anlamazlar. Durum böyle olunca onlar için. bu âyetlerde Allah (c.c)'in birliğine işaret eden âyeti bulmaları nasıl söz konusu olsun?[144]
Sonuç
1- Allah her şeyin Yaratıcısı ve her şeyin Rabbidir. Bu sebeple başkasının değil, sadece onun ilâh kabul edilmesi imanın gereğidir.
2- Allah her şeye kadir, her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır.
3- Yıldızların yaratılışmdaki hikmetlerden biri de geceleyin denizde ve karada yolculuk yaparken doğru yolu bulmaktır.
4- Olayların görünen ve görünmeyenini anlamak düşünmekle olur.
5- Eşyanın sırlarını anlamak ilim ve ince kavrayışla olur.
6- İşlerin anlaşılmasında iman hayat, inkâr ölüm konumundadır.[145]
100- Tuttular cinleri Allah'a ortak yaptılar. Halbuki onları O yaratmıştır. Bilmeden O'na oğullar ve kızlar isnad ediyorlar. Haşa O, onların ileri sürdüğü niteliklerden münezzehtir.
101- O gökleri ve yeri yoktan var edendir. O'nun nasıl çocuğu olabilir ki? Kendisinin bir eşi yoktur, herşeyi o yaratmıştır ve O herşeyi bilendir.
103- Gözler, O'nu görmez, O gözleri görür; o Lâtifdir, lütfü çok olduğu halde kendisi görülemez, O, her şeyi haber alandır.
Sözlük
Ortaklar. Allah'a ibadette ortaklar çıkardılar.Cin. Cinleri ilâh olarak icad ediyorlar.Vasıflandırıyorlar. Oğlu ve ortağı olduğunu söyleyerek acizlik belirtisi özelliklerle sıfatlandırıyorlar. Nitelendiriyorlar.Yerin ve göklerin yaratıcısı. Önceden bir benzeri olmadan yaratmış olması bakımından onların yaratılışım mükemmel yapmıştır.O'nun çocuğu nasıl olabilirkü? Kâfirlerin iddia ettikleri gibi, onun nasıl çocuğu olabilir?! Onun bir hanımı da olmadı.Gözler O'nu idrak edemez. Dünyada O'nu göremez, Ahirette görür ama kuşatamaz. O, gözleri kuşatır.
O lâtiftir. O'nun ilmi, işlerin iç yüzüne ve sırların derinliklerine ulaşır, O'nu hiç bir şey engelleyemez.[146]
Açıklama
Geçen âyetlerde, inârcıların inkarını çürüten, Allah'tan başka ilâh olmadığını ve O'ndan başka Rab bulunmadığını kabule mecbur eden deliller ve akli belgeler yer almıştı. Fakat, bunun yanında cahiller, Allah'a cinleri ortak yapmışlar, insanlara süslü gösterdikleri putlara ibadet hususunda onlara itaat etmişlerdi. İşte, 100. âyette Allah'ın haber verdiği şey budur. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: "Cinleri Allah yaratmışken[147], onları Allah'a ortaklar yaptılar.[148] bilmeden O'na oğullar ve kızlar icad ettiler. Allah, onların vasıflandırdıkları şeylerden yüce ve münezzehtir." Âyetin açıklaması şudur: Müşrikler, putları ve cinleri, Allah'a ibadet konusunda O'na ortaklar yaptılar. Bunun sebebi şuydu: Müşrikler, şeytanın kendilerine süslü gösterdiği putlara ibadet konusunda şeytana itaat etmişlerdi. Halbuki cinleri Allah yaratmıştır. Dolayısıyla ister ibadet eden olsun isterse kendisine ibadet edilen olsun, bütün cin ve putlar onun tarafından yaratılmışlardır. (Putların asıl canlı hali kastedilmektedir. Her put, Önceleri bir liderdi. Daha sonra onun putunu yapıp ona taptılar.) Onlar sapıklıklarına bir sapıklık daha ilave ettiler. Şöyle ki: Allah'a kız ve erkek çocukları isnad ettiler. Oysa bütün bunlar, şeytanın onlara güzel ve süslü göstermesinden dolayı idi. Yoksa, içinde cin, insan ve melek türünün de yer aldığı dünya ile beraber bütün kâinatı yaratan için kız ve erkek çocukların olmasında hangi mâna olabilir? İşte bu Allah'ın, şu âyetiyle kastettiği anlamdır: "Onlar Allah'a, bilmeden kız ve erkek çocuklar isnad ediyorlar. Allah onların vasıflandırdıkları şeylerden yüce ve münezzehtir." Tamamen yalan söyleyerek ve iftira ederek, Allah'ı vasıflandırdıkları kız ve erkek çocuğunun olması sıfatından Allah kendini uzak ve beri kılmıştır. Bu konuda onların ne akli ne de nakli hiçbir delilleri yoktur.Bu batıl inanışa, kitap ehlinin (yahudi ve hristiyanların) müşrikleri de ortak olmuştur. Çünkü, onlar meleklerin Allah'ın kızları, yahudüer Üzeyr'in Allah'ın oğlu, hristiyanlar ise İsa'nın Allah'ın oğlu olduğunu söylüyorlardı. Allah, batıl işler yapanların söylediği sözlerden yüce ve münezzehtir. İlk âyetiniçerdiği anlam budur.
101. âyet, bu çirkin yalanın, yani Allah'a çocuk nisbet etme yalanının batıl oluşu hususunda reddedilme imkânı olmayan delil ihtiva etmektedir. Allah şöyle buyurmaktadır: "(O) gökleri ve yeri" daha önceden bir benzerleri olmadan "yoktan var edendir." "Eşi yokken, onun nasıl çocuğu olur?! Çünkü yeryüzünün mâmur olmasv ve Allah'a kulluk edilmesi için insan neslinin devamına ve artmasına ihtiyaç olduğundan, çocuk sahibi olma işi kadın erkek arasında olur. Allah'a gelince O, her şeyin yaratıcısı ve her şeyin Rabbİ"dir. Öyleyse O'nun çocuk edinmesinin ne anlamı var? Eğer şeytanların onlara bâtılı süslü göstermeleri olmasaydı, onların dostu insanlar bâtılı kabul etmezdi. "O her şeyi bilendir." Bu âyet ahmakların Allah'a çocuk isnad etmelerinin batıl olduğuna ikinci delildir. Çünkü, eğer Allah'ın çocuğu olsaydı onu bilirdi. Nasıl bilmesin ki, O herşeyi bilendir. 101. âyetin içerdiği anlam budur.
102. âyet ise şudur: "Rabbiniz Allah, işte budur." Yeri ve gökleri mükemmel bir şekilde yaratan ve her şeyin yaratıcısı ve herşeyden haberdar olan Allah, kendinden başka İlâhın olmadığı, her şeyin yaratıcısı olan Allah'tır. Öyleyse O'na ibadet edin ve başkasını O'na ortak koşmayın. Çünkü O, size rızık vermeye, korumaya ve işlediğiniz şeylere göre karşılık vermeye kefildir.
O, herşeye kadirdir.
Son âyet olan 103. âyette Allah büyük bir hakikati ortaya koyuyor. Bu hakikat de, Allah'ın zat ve sıfatlarında yarattığı şeylere benzememesi, onun benzeri bir şeyin olmamasıdrr.[149]Şu halde O'na nasıl ortak koşarlar ve O'nun nasıl çocuğu olur? Onu gözler göremez, [150]fakat O, gözleri görür. O, ilmi kainatın süfli en düşük varlıklarının da en yüce varlıklarının da en ufak parçacıklarına kadar nüfuz eden lâtif, yarattığı her şeyi bilen âlimdir.-O'ndan ne yerde ne de göklerde zerre miktarı bir şey uzak olamaz. O azizdir, hakimdir.[151]
Sonuç
1- İnsanlardan bir kısmı, cinlere itaat ederek ve onların emrettiği, süslü gösterdiği şeyleri kabul ederek onlara kulluk eder.
2- Allah, ortaktan ve çocuğu olmaktan münezzehtir.
3- Allah yarattığı mahlûkata benzemez.
4- Dünyada Allah'ı görmek mümkün değildir. Âhirette ise lütuf olarak, sadece dostlarının görmesi mümkün olacaktır.[152]
104- Doğrusu size Rabbinizden basiretler,gönül gözleri, hakikati görme kabiliyetleri, geldi. Artık kim gerçeği görürse yararı kendisine, kim de gerçeğe karşı kör olursa zararı kendisinedir. Ben sizin üzerinize bekçi değilim.
105- İşte böylece âyetleri tekrar tekrar açıklıyoruz ki, onlar sana: "Sen ders atmışsın, bunları bir yerden okumuş öğrenmişsin," desinler ve bilen bir topluluk içinde onu iyice açıklayalım.
106- Rabbinden sana vahyedilene uy; O'ndan başka ilâh yoktur. O'na ortak koşanlara da aldırma!
107- Allah dileseydi, ortak kusamazlardı. Biz seni, onların üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin.
Sözlük
Rabbinizden basiretler. Besair kelimesi basiret kelimesinin çoğuludur. Bununla maksat hakkı bildiren, akli delillerle onu ispat eden âyetlerdir. Bu âyetler, sahibi için gören göz kuvve-tindedir.
Muhafaza eden. Sorumlu, vekil.
Âyetleri açıklarız. Arzu edilen hidayeti izah ve gerçeği açıklama bakımından biz ayetleri çeşitli şekillerde gönderiyoruz. Sen okumuş, ders almışsın, desinler. Allah'ın gönderdiği va- hiyle değil de, sen bunu okumuş öğrenmişsin, desinler. Müşriklerden yüz çevir. Müşriklere aldırma ve davet ettiğin yolda devam et.
Eğer Allah dileseydi. Eğer Allah, şirk koşmasınlar diye, şirkle onlar arasına engel koymayı isteseydi, bunu yapardı ve onlar da şirk koşamazlardı. Fakat kimseyi zorlamadı.[153]
Açıklama
Âyetler, Müşriklerin hidayete ermesini isteme ve bunun yolunu onlara açıklama konusunda devam etmektedir.
104. âyette Allah şöyle buyuruyor: Ey insanlar! "Size Rabbinizden basiretler" kurtuluş yolunu açıklayan Kur'an âyetleri" geldi. "Kim" âyetleri gören gözle gördüğü gibi "görürse" bu görmesi "kendi menfaatinedir." Çünkü kendisi kurtulur ve mutlu olur. "Kim de kör olursa", görmezse onun görmeyişi kendi aleyhinedir. Çünkü kendisi bedbaht olur. "Ben sizin doğru yolu bulmamanızdan sorumlu değilim."
105. âyette ise Allah şöyle buyuruyor: "İşte biz âyetleri" daha önce bu Kur'an'da açıkladığımız şekilde, doğru yolu arayan ve isteyen kimseler için "açıklıyoruz." Bunların dışında kalan kişiler ise sen bunu başkasından Öğrendin, okudun diyecekler.[154] dolayısıyla sana ve senin peygamberliğine inanmayı reddedeceklerdir. (Bundan Allah'a sığınırız.)
106. âyette Allah, Rasûlüne kendisine vahyedilen hak ve hidayete uymasını, sen bunu başkasından okudun, diyen, sonunda da peygamberin getirdiği ve davet ettiği Kur'an âyetlerini kabul etmeyen inatçı müşriklerden yüz çevirmesini emrediyor. Allah, Rasûlüne şöyle diyor: Kendisinden başka ilâh bulunmayan "Rabbinin katından sana vahyedilen (Kitab)a uy ve müşriklerden yüz çevir."[155]107. âyetteyse Allah, Rasûlü'nü teselli ediyor ve müşriklerin, davetinden yüz çevirerek onunla harp etmelerinden kaynaklanan üzüntüsünü hafifletiyor. Allah, Rasûlüne şöyle buyuruyor: "Eğer Allah dileseydi, o müşrikler şirk koşamazlardı." Allah onların şirk koşmamalarını isteseydi, yani onları zorla imana getirmek isteseydi onların şirk koşmaya güçleri yetmezdi. Ancak Allah adaleti gereği kulunun iradesine zorla hükmetmez. Dinde zorlama yoktur ölçüsüne göre kulların kendi hür iradeleriyle seçim yapmaları hükme bağlamıştır.[156] Öyleyse sen onlara üzülme. Ayette geçen birinci teselli budur. İkinci teselli: "Biz seni onların üzerine" onları gözleyen, yaptığı işleri sayan ve karşılıklarını veren "bekçi yapmadık," ve gücünün üstünde bir emirle seni, onların doğru yolu bulmalarını üstlenecek bir "vekil olarak da göndermedik." Şüphesiz sana düşen dinin tebliğidir. Sen de bunu tebliğ ettin. Öyleyse üzülmeye ve kederlenmeye gerek yok! [157]
Sonuç
1- Kur'an'm âyetleri, onu kabul eden kimse için, Kur'an'la 4oğru yola görüp, kurtuluşa ererek mesut olanın gözleri gibidir.
2- Ayetlerin ve bunlarda yer alan hidayetlerin açıklanmasından bütün insanlar yararlanır. Ancak ilmi ve tecrübesi daha çok olan daha fazla yararlanabilir. 105. âyetten anlaşılan budur.
3- Ayetlerin açıklanmasındaki hikmet, insanların hidayete ermelerine yardımcı olmaktır.
4- Kur'an ve Sünnet'te yer alan vahye uymak farzdır.
5- Kaderiyye mezhebi batıldır.[158]
108- Onların Allah'tan başka yalvarttıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek, taşkınlıkla Allah'a sövmesinler! Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik; sonunda dönüşleri Rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verecektir.
109- Eğer kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına, olanca güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: Mucizeler ancak Allah'ın yanındadır." Hem bilir misiniz o mucize gelmiş olsa da onlar inanmazlar.
U0- Gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilkin ona inanmadıkları gibi mucizeyi gördükten sonra da inanmazlar. Ve bırakırız onları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.
Sözlük
Küfretmeyin. Onların ilahlarına kötü söz söylemeyin ki onlar da Allah'a kötü söz söylemesinler.
Düşmanca. Haksız yere.Her ümmetin amellerini süsledik. İşlemeleri için, ister hayırolsun ister şer olsun, her ümmete işlerini güzel gösterdik.Yeminlerinin olanca gücüyle. Allah'a yeminde olanca güçleriyle.Ayet, delil. Ölüleri diriltmek vb. mucize"Size ne bildirdi; nereden bildiniz?Onları bırakırız. Hayretler içinde bocalar. [159]
Açıklama
Rasûlüllah ortaya çıkıp, önce gizli olarak daha sonra açıktan İslâm'a daveti ilân ettiğinde, bazı sahabiler müşriklerin putlarına kötü sözler söylüyorlar, müşrikler de buna kızıyor ve mü'minlerin ilahı ve Rabbi Allah'a kötü söz söylüyorlardı. Bu sebeple Allah onları şu âyetle müşriklerin ilâhlarına söv-mekten menetmiştir: "Allah'tan başka ilahlara dua eden kimselerin ilâhlarına kötü sözler söylemeyin ki onlar da taşkınlıkla haksız yere bilmeden sizin ilâhınıza kötü söz söylemesinler."[160] Onlar bilmeden kötü söz söylerler, çünkü Allah'ın yüceliğini bilseler, O'na kötü söz söylemezlerdi. "İşte biz her ümmet için işlerini bu şekilde süslü gösteririz." Bu, Allah tarafından mahlukatı hakkındaki kuralının açıklanmasıdır. Bu kural: Bir kişi bir şeyi sever, ister ve bunların peşine düşerse, bu sevgi ve istek, gerçekte çirkin bile olsa onun için güzel olur. Bundan dolayı, müşriklerin batıl ilâhlarını savunmaları da bu kabildendir. Bu sebeple onlar, ilâhlarına kötü söylenmesine razı olmamışlar ve Rasûlüllah'ı, eğer müslümanlar onların ilâhlarına kötü söz söylerlerse, kendilerinin de Allah hakkında kötü sözler söyleyecekleri, şeklinde, tehditte bulunmuşlardır.
109 ve 110. âyetlerde ise Allah, Rasûlüne müşriklerin, kendilerine, Safa dağının altına dönüştürülmesi, gibi bir mucizenin gösterilmesi halinde, peygamberliğine inanacaklarına ve getirdiği dine uyacaklarına dair olanca güçleriyle yemin ettiklerini haber veriyor. Bu sözleri müşriklerin elebaşları söylüyordu. Allah biliyordu ki, onlara bir mucize gelse bile inanmayacaklar. Bu sebeple Rasûlüne, onlara şöyle cevap vermesini emrediyor: "Âyetler" dilerse getirecek olan "Allah'ın yanındadır." Ben bunlara sahip değilim. Fakat yine de mü'minler, müşriklerin inanmaları ve iki grup arasında dönüp duran mücadelenin sona ermesi için bir mucizenin gelmesini istediler. Allah da onlara: Ey inananlar: Müşriklere bir delil geldiğinde ona inanmayacaklar, dedi. Ve inanmama sebeplerini şöyle açıkladı: "Gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz." Yani müşriklerin kendi inkârlarından dolayı göremez ve anlayamazlar. Yoksa haşa Allah onların hidayetlerini zorla engellemez. Bundan dolayı gönülleri bir şey ezberleyemez ve anlayamaz, gözleri de görmez. Dolayısıyla Kur'an'a i-nanmaya çağırıldıklarında ilk başta inanmadıkları gibi yine inanmazlar. "Biz onları bırakırız, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar." Yani onları zulüm ve şirkleri içinde şaşırmış bir vaziyette bocalar durumda bırakırız. Hakkı batıldan, hidayeti sapıklıktan ayıramazlar.[161]
Sonuç
1- Başkalarının Allah ve Rasûlü hakkında kötü söz sarfetmesine sebep
olacak söz veya fiilde bulunmak haramdır.
2- İster hayırlı, ister zararlı olsun, her işi sahibi güzel gördüğü için yapar.
3- Hidayet Allah'ın elindedir ve bazen mucizeleri gören kimseler bile onlara inanmazlar.[162]
111- Biz onlara melekleri indirseydik, ölüleri kendilerine konuşsaydı ve herşeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikten sonra yine inanmazlardı; fakat çokları bunu bilmezler.
112- Böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle başbaşa bırak.
113- Ki ahirete inanmayanların kalpleri onların yaldızlı sözlerine kansın, ondan hoşlansınlar ve onlar, işledikleri suçları işlemeye devam etsinler?
Sözlük
Melekler. Onlar, yüce kullar olarak göklerde yaşar, Allah'a karşı gelmezler ve kendilerine emredilen şeyleri yaparlar, erkeklik ve dişilikle vasıflandırılmazlar (erkeği ve dişisi yoktur). Ölüler. Mevta, Meyyit kelimesinin çoğuludur. Hayattan ayrılmış kişiye, ölüye verilen isimdir. Toplasak. Haşretsek. Açıkça, gözle görülür bir şekilde.Cahillik ederler. Allah'ın büyüklüğünü, kudretini iradesini vehikmetini bilmezler.Şeytanlar. Şeytan, insan ve cinden, kötü ve asi olanlara denir. Birbirlerine vahyederler. Sessiz, süratli bir şekilde birbirlerine öğretirler.
Sözün güzeli. Güzel gösterilmiş süslü yalan.Aldatmak için. insanları aldatmak için.iftira ederler. Yalan söylerler.Ona meyletsin. Günah ve isyan işlesinler diye.[163]
Açıklama
Âyetler, Rablerine eş koşan ve müslüman gördükleri zaman Allah'a ve Rasûlüne inanmaları için mucizeler isteyen kişiler hakkında devam etmektedir. Allah, bu ayetlerde, gökten melek indirse, ölüler onlara fısıldayıp konuşsalar ve Allah'tan başka ilah olmadığım ve Muhammed (s.a.v)'in O'nun elçisi olduğunu söyleseler, gözle görebilecekleri şekilde herşey önlerine konulsa veya gözleriyle seyrederken grup grup bütün mahlûkat gelse ve "Allah'tan başka ilah yok Muhammed O'nun Rasûlü'dür" dese bile, inanmak istemeyenler yine de sana inanmazlar, seni ve senin getirdiğini tasdik etmezler, buyuruyor. Fakat bu Allah'a putları ortak edenlerin çoğunun, şayet mucizeleri görürlerse inanacaklarını iddia ettikleri halde, mucizelerden sonra inanmamaları onların inat ve nankörlüklerindendir, 111. ayetin içerdiği anlam budur.
112. âyette Allah şöyle buyuruyor: Ey Rasûlüm, bu ortak koşanlardan seninle mücadele ve harp eden düşmanlar olduğu gibi, senden önce gönderdiğimiz her Nebi için de kendisiyle mücadele ve harp eden insan ve cin şeytanlarından düşmanlar oldu. "Bunlar, aldatmak için birbirlerine" yalanla güzelleştirilmiş ve batılla süslenmiş "yaldızlı sözler fısıldarlar.'[164] Ey Rasûl "şayet Rabbin" fısıldamamalarını zorla "isteseydi onu yapamazlardı. Öyleyse onları sen uydurdukları şeylerle başbaşa bırak." Kendi hür iradeleriyle başbaşa bırak. Sonucuna da yine onlar katlanacaklardır.
113. âyette ise Allah: "Ki ahirete inanmayanların kalpleri meyletsin, ondan hoşlansınlar ve işledikleri suçları işlemeye devam etsinler" diyor. Bu dört cümle de "aldatmak için yaldızlı sözler fısıldayanlar" içindir. Yaldızlı sözleri hem kâfirler birbirlerine söylerler hem de şeytanlar insanları saptırmak için fısıldarlar. Çünkü insan ve cin şeytanlarının amacı, vahiy konusunda insanları aldatmak, yani insanları saptırmak isterler, "ki ahirete inanmayanların kalbi meyletsin." Bunlar Rablerine eş koşan müşriklerdir. "Ve ondan hoşlansınlar diye" hoşlanmalarının nedeni onlara şeytanlar tarafından hakkın batıl gösterilmesi ve süslenmesidir. Aldatma ve meylin sonu da batıla rıza ve faydasına inanmaları, dolayısıyla şirk, isyan ve küfür çeşitlerinden işledikleri şeyleri işlemeye devam etmeleridir.[165]
Sonuç
1- "Allah'ın dilediği olur, dilemediği asla olmaz. Yani Allah bir şeyi yaratmayı dilerse o olur. Dilemezse olmaz. Allah dilediğine hidayet verir dilemediğine vermez sözü ise, Allah hiç kimseyi zorla inanmaya veya inkâra yöneltmez, demektir. Çünkü zorlayarak iman verse veya zorla küfre soksa o takdirde bu fiil Allah'ın âdil sıfatma yakışmaz. Allah adaleti gereği her insanı hür iradesiyle yapacağı işlere göre yargılar. Bu şekilde Allah'ın öncekiler için de sonrakiler için de ilâh ve Rab olduğu ortaya çıkmaktadır.
2- Allah yoluna davet eden herkes ve her peygamber için bir tesellidir. Çünkü Allah yoluna çağıran herkesle savaşan, insan ve cin düşmanları olmuştur. Allah da düşmanlara karşı mü'minlere yardımcıdır.
3- Hakkı batıl gösterme ve aldatmadan sakınmak gerekir. Çünkü şeytanın en tesirli silahı yapılan işi süslü göstermek ve kandırmaktır.
4- Allah'a ve âhirette ceza ve mükâfatın gerçekleşeceğine inanmaktan uzak kalmış kalp, batıla; şer ve kötülüğe en çok meyilli olandır[166]
114- Allah size kitabı açıklanmış olarak indirmişken O'ndan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, Kur'an'ın gerçekten Rableri tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Hiç kuşkulananlardan olma.
115- Rabbinin sözü hem doğruluk, hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.
116- Yeryüzünde bulunan insanların çoğuna uysan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar sadece zan da bulunuyor ve onlar sadece saçmalıyorlar.
117- Rabbin, evet O, yolundan sapanları çok iyi bilir ve o yolda olanları çok iyi bilir.
Sözlük
İsterim.Hakim. Hüküm vermesi için, kendisine baş vurduğu kişi Size Kitab'i indirdi. Doğru yolu bulaşınız, böylece kemale erip mesut olasınız diye kitabı indirdi.Açıklanmış, kendisinde gizli ve kapalı yer kalmamış.
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler. Yahudi ve hristiyan alimler- Şüphecidirler.Doğru ve adil. Haberinde doğru ve hükmünde adaletli olarak.Çünkü Kur'an'ın verdiği her haber doğrudur ve onda zulüm içeren bir hüküm yoktur; aksine onun bütün hükümleri adildir. Onun kelimelerini değiştirici yoktur. İlâve yaparak veya noksanla ştırarak, yahutta takdim ve tehir yaparak onun kelimelerini değişterecek kimse yoktur. İşiten ve bilen. Kulların sözlerini işiten, işlerini ve (bu işlerde) niyetlerini bilendir. Buna göre, Allah onlara karşılık verecektir AUalı'ın yolu. İslâm. Çünkü, insanı Allah'ın rızasına götüren veçevresinde kendisine kıymet verilmesini sağlayan İslâm'dır.Tahminin sebep olduğu bir yalan söylüyorlar.apan kimseyi.Hidayete ermişler. Allah'ın dini olan İslâm'a uyarak Allah'ayönelmede doğru yolu bulanlar. [167]
Açıklama
Âyetler, Rabbe putları ortak koşanlar hakkında devam etmektedir. Onların mucize istemelerindeki maksad, Rasûlüllah'ın, Allah'ın elçisi, Kur'an'in Allah kelâmı olduğu ve O'ndan başka ilah olmadığı yolundaki tebliğinin doğruluğuna hükmetmektir. Ancak onlara bu işi şeytanların vesvese olarak verdiği, onları aldatmak ve günahlarına devam etmelerini sağlamak için süslü gösterdiği ve fısıltı halinde söylediği sözler kabîlindendir: Bu sebeple onlar Allah'a ve Rasûlüne inanmazlar ve tevbe etmezler. Bundan dolayı Allah, Rasû-lüne şu âyeti indirmiştir: "Allah'tan başka hakem mi istiyorlar?" Bu âyet Ra-sûlüllah (s.a.v.)e müşriklere: "Ben de sizin batıl inanışınıza mı meyledeyim ve ona razı mı olayım. Böylece de benimle sizin aranızda "benim Rasûl olmadığım ve getirdiğimin de Allah'tan vahy olmadığı hakkındaki iddianızda Allah'tan başka hakem mi arayayım? Rasülüllah Allah'tan başkasının hakem tayin edilmesini hoş bulmuyor ve Allah onlara âyetleri açıklanmış bir şekilde Kur'an'ı indirmişken neye göre hakem olur (hakem tayin edilir)? Hangi delil, binlerce âyeti varken Kur'an'a üstün gelebilir? Bu birinci delildir. İkincisi, bunlardan önce gelmiş olan ehli kitap (yahudi ve hristiyan âlimleri) kendi toplumlarındaki müşriklerin inkâr ettikleri şeyin kendisinde, hiç bir şüphe bulunmadığını, hak olduğunu itiraf ve ikrar etmişlerdir. Öyleyse ey Rasûl, davetine devam et ve şüphe içinde olanlardan olma. Çünkü sen, pek yakın bir zamanda müş-riklere galip geleceksin. Verdiği her haberde ve senin zafer kazanacağın düşmanlarının ise yenileceği vaadinde doğruyu söyleyen, ihtiva ettiği hükümlerde adil olan bir kitap olarak sana indirdiği bu Kur'an'da Rabbinin kelimesi tamam oldu.[168]Vaadini değiştirerek veya bir hükmünü iptal ederek onu
değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Senin Rabbin, kullarının sözlerini duyan ve onların maksatlarını ve içlerini bilendir. Ona ne güç yetirdi, onları ne de aciz bıraktı! Bu sebeple sadece Allah'ın istediği olur, onların hiç bir isteği olmaz. Bil ki ey Rasûl, elbette sen "yeryüzünde bulunanların çoğuna itaat edersen, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Bunun sebebi, onların çoğunun basireti ve önlerinde hak bilgisi olmayışıdır. Söyledikleri bütün sözler nefsin istediği ve şeytanların fısıldadığı şeylerdir. Çünkü onlar zan ifade eden sözlere uyarlar. Oysa söyledikleri şeylerde yalan söylerler ve saçmalarlar. Rabbinin onları bilmesi yeter. Çünkü Allah hak yoldan ayrılanı da, doğru yolda olanı da en iyi bilendir.[169]
Sonuç
1- İlahî vahiyden başkasmı hakem tayin etmek batıl ve haramdır.
2- İki şeyle İslâm'a davette bulunmak uygundur. Birincisi Kur'an, ikincisi Peygamberin sünneti ve bu iki ölçüye uygun olan her metod.
3- Kur'an'ın üstünlüğünün sebebi şudur: Bütün haberleri doğru ve bütün hükümleri adildir.
4- Allah'ın vaadleri ebediyyen değişme ve takdim-tehir şeklinde tahrife uğramaz.
5- İnsanların çoğuna uymak sapıklığa götürebilir. Bu sebeple yalnızca ilimde olgunlaşmış bilginlere uyulur.[170]
118- "O halde Allah'ın âyetlerine inanıyorsanız, üzerine O'nun adı anılan hayvanlardan yeyin.
119- Üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan niçin yemeyesiniz? Çaresiz yemek zorunda kaldıklarınız dışında, size haram kıldığı şeyleri Allah size açıklamıştır. Doğrusu bir çokları, bilmeden, keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Muhakkak ki Rab-bin, sınırı aşanları çok iyi bilir.
120- Günahın açığını da, gizlisini de bırakın! Günah kazananlar, yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
121- Kesilirken üzerine Allah'ın adı anılmayan hayvanlardan yemeyiniz! Çünkü onu yemek yoldan çıkmaktır. Şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için fısıldar, telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, şüphesiz siz de ortak koşanlar gibi olursunuz. '
Sözlük
Üzerine Allah'ın ismi söylenenlerden. Boğazlama sırasında Bismillah, Allahu ekber" denen hayvanlardan. Size haram kıldığı şeyleri açıkladı. 3u açıklama Nahl suresinin i- <fedir-Sizi zaruretin mecbur bıraktığı hariç: Bu zaruret ise açlıktan dolayı yemeye mecbur kalmaktır.Helal sınırını aşıp harama, hak sınırını aşıp batıla düşenler.Gözle görülen ve görülmeyen günahları terkedin. İsm (günah) her zararlı, bozuk ve çirkin şeydir. İşledikleriyle. Kazandıkları günahlarla.3--âl OI j Muhakkak ki o fasıklıktrr. Üzerinde Allah'ın isminin anılmadığı hayvanlardan yemek Allah'ın yolundan çıkmadır.Sizinle mücadele etmeleri için dostlarına yönelirler. Ölü etiniyemeyi terkettiğinizden, münakaşa etmeleri için şeytanın dostları kısanlara fısıldarlar.Müşrikler. Sız de Allah'ın haram kıldığını onlar helal kılarken onun helâl olduğuna inanırsınız. Dolayısıyla bu hareketinizle onlara kulluk etmiş olursunuz. Allah'tan başkasına kulluk da şirktir.[171]
Açıklama
Cin şeytanlarının, insan şeytanları olan kardeşlerine fısıldadığı sözlerden biri de Rasûlüllah ve mü'minler için: "Allah'ın öldürdüklerini yani kesilmeden kendi kendine ölenleri yemeye engel olurken, kendi öldürdüklerinizi nasıl yiyorsunuz?" demeleridir. Bundan dolayı Allah: "Şayet inanıyorsanız üzerinde Allah'ın isminin anıldığı hayvanlardan yiyin."[172]âyetini indirdi ve mü'minle-re, müşriklerin söylediği şeyi kabul etmemelerini emretti. "Üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan niçin yemeyesİniz?" Yanı üzerine Allah'ın İsminin anıldığı şeyden yemenize hangi şey engel oluyor? "Allah, size haram kıldığı şeyi açıkladı. Çaresiz yemek zorunda kaldıklarınız dışında." Meselâ çok acıkmış olmaktan dolayı ölmekten korkan kimse tercih durumunda Allah'ın haram kıldıklarından yer. Sonra Allah onlara, insanların pek çoğunun bilmeden arzularına uyarak başkalarını doğru yoldan çıkardıklarım, meselâ helâl ve haram belirlediklerini, oysa onların yaptıkları bu işte haksız olduklarını ve haddi aştıklarını çünkü helal ve haram belirlemenin insanlardan hiçbir kimsenin değil Allah'ın hakkı olduğunu haber veriyor. Allah şu âyetle böyle kimseleri tehdit ediyor: "Şüphesiz ki, Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir." Bu âyetten anlaşılan şudur: Allah onları, haddi aşmaları ve zulmetmeleri sebebiyle, haram ve helâl konusunda Allah'ın hakkına tecavüz etmeleri karşısında hak etmiş oldukları azabla cezalandıracaktır.
120. âyette Allah, "günahın açığını da gizlisini de bırakın" buyurarak, kullarına, açık olanını da, gizli olanını da terketmeyi emrediyor. Çünkü günah, çirkin, kötü ve zararlı olan her şeydir.
Sonra Allah günahın gizli olanını da açık olanını da terkedip emrine sarılmayan kimselere şu şekilde tehditte bulunuyor: "Günah işleyenler, işledikleri günahlarla cezalandırılacaklardır." Yani kıyamet günü Allah onlara işledikleri günahlarına karşılık muamele yapacak ve tevbe edip tevbesi kabul olan hariç hiçbiri kurtulamayacaktır.
121. âyette Allah, üzerinde Allah'ın ismi anılmamış olan, müşriklerin ve mecusilerin boğazladıkları, hayvanlardan yemekten kullarını menederek şöyle buyuruyor: "Üzerinde Allah İsminin anılmadığı hayvanlardan yemeyin."[173] Allah bu âyette, üzerinde kendi adının anılmadığı mecusi ve müşriklerin boğazladıklarından yemenin, fisk ve Allah'a itaatin dışına çıkma olduğunu, bunun da Allah'tan başka ibadet edilen ilâhların isminin anılmasına rıza göstermek olduğundan küfrü gerektireceğini haber veriyor. "Kendi öldürdüklerinizi helal sayarken Allah'ın öldürdüklerini neden haram sayıyorsunuz?" Bu fısıltılarından da amaçları sizlerle bu sözleriyle münakaşa etmektir. Allah, mü'minleri onlara itaat etmekten ve onların fısıldadığı şeyleri kabul etmekten sakındırıyor ve şöyle buyuruyor: "Eğer onlara itaat ederseniz..." yani onların boğazladıklarından yer veya Allah'ın ismini anarak boğazlamış olduğunuz hayvanları yemeyi bırakırsanız "muhakkak siz de Allah'a ortak koşmuş olursunuz." Çünkü siz böyle yapmakla Allah'ın emrettiğini terkederek şeytanın emrettiklerini kabul ediyorsunuz.[174]
Sonuç
1- Ehli kitabın kestiği yenir. Kestiği ise zaten helâldir.
2- Boğazlarken, hayvanlar üzerine Allah'ın adının anılması gerekir.
3- Nefsin arzularına uymak haram, Kur'an ve Sünnete uymak farzdır.
4- İster kapalı ister açık olsun, ister kalbin ister azaların fiillerinden olsun, günahlardan kaçınmak gerekir.
5- Besmele yerine Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen hayvanın etini yemek haramdır..
6- Şeytanlara itaati helâl saymak şirktir. (Allah korusun.)[175]
122- Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyeMleceği bir ışık verdiğimi, kimse, *ra»Wtor içinde kahp, ondan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu? işte kafir lere yaptıkları işler öyle süslü gösterilmiştir.
123- Böylece her şehrin büyüklerini oranın suçluları yaptık ki orada tuzak kursunlar (her şehrin ileri gelenlerine tuzak kurmaları için fırsat verdik.) Onlar kendilerinden başkasına tuzak kurmuyorlar, ama farkında değiller.
124- Onlara bir âyet gelince: "Allah'ın elçilerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe katiyyen inanmayız!" dediler. Allah elçiliğini nereye koyacağını, elçilik görevini kime vereceğini bilir. Suç işleyenlere Allah, katında
bir aşağılık ve yaptıkları hileye karşı çetin bir azab erişecektir.
Sözlük
Ölü. Burada ölüden maksat, "iman ruhu kaybolmuş, kendisini terketmiş" kişidir.Onu dirilttik. İman ruhuyla ona can verdik.Onun örneği, karanlıklardan çıkamayan kimse gibi midir?Kent. Büyük şehir.Orada kötülükler yapar. Kötü işler yaparak ve hileli, aldatıcı ifadeyle kötülük işlemeye çağırarak orada tuzak kuran. A Onlar sadece kendilerine tuzak kuruyorlar. Çünkü tuzağın sonu tuzak kurana dönecektir. Buna delil şu ayettir: "Kötü tuzak ancak sahibini bulur."Onlara bir ayet gelince. Onlara, kendilerini hakka çağıran bir Kur'an ayeti gelince. Aşağılık; hor ve hakir.[176]
Açıklama
Ayetler; şeytanın kendilerine Allah'ın helâl kıldığım haram, haram kıldığını helâl gösterdiği, Rablerine putları denk tutan kişilerin isyanı hakkında devam etmektedir. Allah şöyle buyuruyor: "Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği ışık verdiğimiz" Yani şirk ve küfürle ölü iken iman ve tevhidle can verdiğimiz kişinin itaati -ki bu Ömer b. Hattab veya Ammar b. Yasir'dir- küfr ve isyan karanlığında olan ve oradan hiç çıkamayan kimsenin -ki bu Ebu Cehü'dir- itaati gibi midir. [177] Cevap, 'hayır'dir. Öyleyse, müşrikler nasıl oluyor da Ebu Cehil'e itaat ediyor ve Ömer (r.a)'a karşı geliyorlar?.. Cevap şöyledir: Kâfirler kendilerine zulüm ettikleri ve nefislerinin arzusuna tabi olduklarından, onların aklı yoktur. Allah'ın şu kuralı gereği şeytan onlara kötü amellerini güzel gösterir: Kim ki bir şeyi sever, bir hidayet ve basiret üzere olmamasına rağmen sevgisinde aşırı gider, bu kişinin gözünde güzel çirkin; iyi de kötü olur. Bu sebeple Allah: "Her şehrin büyüklerini oranın suçluları yaptık ki orada tuzak kursunlar..." Dolayısıyla helak olsunlar, buyurmaktadır. [178]
"Onlar kendilerinden başkasına tuzak kurmuyorlar, ama farkında değiller." Bu Allah'ın dediği gibidir. O'nun sözü haktır ve mülk O'nundur. Bu sebeple tuzak kuran kimse, insanların inancını ve ahlâklarını bozdukları, aldatıcı, hileli parlak sözlerle onları hak yoldan saptırdıkları için suçluların ileri gelenlerindendir. Gerçekte ise onlar kendilerine tuzak kurarlar. Çünkü dünyada ve ahirette azap onları bulacaktır. Zaten, kötü tuzak ancak sahibine isabet eder. Fakat onlar kendilerine tuzak kurduklarını bilmezler ve anlamazlar.
124. âyette Allah (c.c): "Onlara bir âyet gelince" yani onları Rasûlüllahı tasdik etmeye, getirdiği dine imana ve tevhide çağıran, Kur'an âyetlerinden bir aklî delil geldiğinde "Allah'ın elçilerine verilenin aynısı bize de verilme-dikçe[179] katiyyen inanmayız, dediler" haberini veriyor. Yani, Musa (a.s)'a asa, İsa'ya da üfürdüğünde Allah'ın izniyle uçmuş olan bir kuş mucizeleri gibi mucizeleri bize de verilmedikçe asla inanmayız, dediler. Allah da onların bu kibirlenme ve büyüklenmelerini şöyle reddetti: "Allah elçiliğini nereye koyacağını en iyi bilendir." Çünkü O peygamberliği parlak kalplere ve temiz nefislere kor, karanlık kalplere ve pis nefislere koymaz. Allah'a karşı şirk ve isyanla, başkalarına karşı da kalplerini ve akıllarını bozmakla "suç işleyen kimselere Allah katında bir aşağılık," insanları saptırarak, tahrik ve teşvik ettikleri günah ve şirkle akıllarını ve kalplerini bozarak, "insanlara yaptıkları hileye karşı çetin bir azap erişecektir."[180]
Sonuç
1- İman hayat, küfür ölümdür. Mü'min nur içinde, kafir ise karanlıklar İçinde yaşar.
2- Şeytan ise çirkin amelleri işleyen kişilere o ameli güzel gösterir.
3- Her şehirde, halka tuzak kuran suçlular vardır.
4- Tuzağın sonu, tuzak kuranın kendisine döner.
5- Kur'an inerken Mekke'de müşrikler hakkı kabul etmemek için direnmişlerdir.
6- Peygamberlik Allah tarafından bağışlanır, istemekle elde edilmez.
7- Yeryüzünde suç işleyenler cezalandırılacaktır.[181]
125- Allah, kimi doğru yola iletmek isterse, onun göğsünü İslâm'a açar, kimi de saptırmak isterse, onun göğsünü o kimse göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allak, inanmayanların üstüne işte böyle pislik çökertir.
126- İşte Rabbinin doğru yolu budur. Biz, öğüt alanlar için â-yetleri geniş geniş açıkladık.
127- Rableri katında esenlik yurdu onlarındır. Yaptıkları güzel işlerden dolayı O, onların dostudur.
128- Hepsini bir araya topladığı gün: "Ey cinler topluluğu, der, siz insanlarla çok uğraştınız." Onların, insan dostları derler ki: "Rabbimiz, birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık." Allah da buyurur ki: "Durağınız ateştir. Allah'ın dileyip affetmesi hariç, orada ebedi kalacaksınız." Şüphesiz Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
Sözlük
Göğsünün açılması. Göğsünü İslâm'a açar. Göğsün açılması, hakkın kabulü ve bundan dolayı meydana gelecek iman nurunun taşınması için kalbin genişletilmesidir. Bunun alameti: Aldatıcı dünya hayatının geçiciliğini bilip ölüme hazırlan-maktır. Zorluk, darlık. Hakkı kabul edemeyecek ve iman nurunu alamayacak kadar dar.Sanki göğe çıkıyormuşçasına, yani göğe çıkıyor gibi imanın kabulü ona zor gelir.Pislik, şeytan gibi kendisinde hayır olmayan. Âyetleri iyice açıkladık. İbret alır. Öğüt alan.Çok yaptınız. İnsanları yoldan çok çıkardınız ve onları çok saptırdınız.Mutluluk Yurdu; cennet. Selâm, Allah'ın isimierindendir, Allah'a izafe edilir. ;Bize tayin ettiğin ecelimiz. Birbirimizden faydalandık.Bizim için tayin ettiğin vakit. İnsanoğluna Cenab-ı Allah'ın tayin etmiş olduğu ömür. Durağınız, ikamet yeriniz.Hakim ve Âlîm. Her şeyi yerli yerine koymakta hikmet sahibidir. Dolayısıyle iman ehli cehennemde ebedi olarak kalmaz. İnkâr edenler de oradan çıkamaz. İnkâr ve iman sahiplerini bilendir.[182]
Açıklama
Sûrenin baş tarafında, hak yola davet edilen ve putları Rablerine denk tutan kimselerin anlatıldığı, onların: "Bize de peygamberlere verilen verilmedikçe asla inanmayız" dedikleri âyete kadar hidayet yolunun açıklanmasından sonra Allah şunu bildiriyor: Hidayet de, saptırma da onun elindedir. Dilediğini hidayete erdirir, dilediğini de saptırır. Hidayet ve sapıklıktan herbirinin takip edilen yolları vardır. Kim hidayeti ister, doğru olarak onu arzularsa Allah bunu bilir, o kişiye hidayet yolunu kolaylaştırır ve sebeplerim hazırlar. Bundan dolayı iman nurunu kabul etmesi için onun kalbini genişletir, o da iman eder, müslüman olur, böylece de kemale ererek mesud olur. Her kim de sapmayı ister, içinden gelerek onu arzu ederse, Allah bunu bilir, o kişiye sapıklığın sebeplerini hazırlar, kapısını açar, göğsünü iman ve nurunu kabul edemeyecek kadar küçültür, gücü yetmemesine rağmen sanki göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. İşte bu, Allah'ın, hidayet ve sapıklık hususundaki kuralıdır. Burada Allah'ın asla zorlaması sözkonusu değildir. Kulun kendi hür iradesi ile tercihine göre ödül bir şekilde karşılığını görür. "İşte Allah inanmayanlar üstüne böyle pislik döker." Yani hidayet ve sapıklıkta Allah'ın işi böyledir; pisliği yani kendisinde hayır bulunmayan, kibir, hased, küfr ve şeytanı kabul etsin diye o kimselerin kalplerine döker. Bu, onların imandan ve Âhirete inanmaktan mahrum olmalarının neticesidir.
"İşte bu Rabbinin doğru yoludur." âyetinde Allah, açıkladığı hidayete işaret ederek Rasûlüne şöyle diyor: İşte bu Rabbinin doğru yoludur. Öyleyse ona gir ve sarıl. Çünkü o, seni Rabbinin lûtfuna ve Naim cennetinde O'nun kom-şuluğuna götürür. "Biz, öğüt alan toplum için âyetleri iyice açıkladık." Allah -hamd ve şükür onadır- "öğüt alan toplum" için ifadesiyle işaret edilmiş olan hidayeti, isteyenlerin bulmaları için bu ümmete ihsan ettiği âyetlerin tafsilini (açıklanmasını) sağlam yaptı. O topluluk öğüt alır, iman eder ve amel eder; neticede de kemale erer ve selâm yurdunda mutlu olur. Allah onlara şöyle bu-yuruyor: "Rableri katında onlar için selâm yurdu vardır, onların dostu O'dur." Yani onlara, dünyada yardımı ve desteği, Ahirette ise "işledikleri iyi ameller sebebiyle" lûtufta bulunmayı üstlenen O'dur. Ayetlerin ifade ettiği mânalar budur.
128. âyet dünyada yapılan amellere göre karşılık verilecek yer olan Âhirete bakışı ihtiva etmektedir. Âyette Allah şöyle buyuruyor: "Allah onların hepsini" insanını, cirmini "bir araya topladığı gün" şöyle der: "Ey cin topluluğu" saptırarak ve doğru yoldan çıkararak "insanlarla çok uğraştınız." Onlara şirk, fesad, şer ve küfürde yardım eden insan cinsinden dostları şöyle der: Ey Rabbimiz, birbirimizden faydalandık..." Hepimiz birbirimizin hizmetinden faydalandık... Onlar şunu demek istiyorlardı: Şeytan onlara nefsin isteklerini süslü göstermiş, çirkinlikleri güzel yapmış ve kötülüklerle aldatmıştır. İşte bu, onların şeytanlardan faydalanmalarıdır. Cinler ise pisliklerini ve sapıklıklarını yaparken, insanların onlara boyun eğmeleri ve itaatleriyle, onlardan faydalanmıştır. "Biz, bizim için tayin ettiğin sürenin sonuna ulaştık." Bizim bu işimiz, hayatın sonu olan bizim için tayin ettiğin ecel vaktine kadar devam etti. İşte şimdi huzurundayız... Sanki onlar bu sözleriyle Allah'tan özür diliyorlar. Allah onları haklarındaki hükmünü belirterek reddediyor: "Durağınız ateştir, Allah'ın dilemesi hariç orada ebedi kalacaksınız." Nesvakum kelimesi, ebedi olarak kalacağınız yer, anlamındadır. "Allah'ın dilemesi hariç" ifadesi, her şeyin bağlı olduğu Allah'ın mutlak iradesinin açıklanmasından istisnadır. Şöyle ki: Eğer Allah onları ateşten çıkarmayı isterse çıkarır. Allah bundan aciz değildir. Bu istisnadan murad, insanlardan Allah'a İnanan fakat şeytanın saptırmasıyla büyük günah ve fısk-u fücur işlemiş olan kimseler de olabilir. Bu kimseler imanları sebebiyle ateşten çıkarlar. Âyette geçen (ma) harfinin anlamı men (kimse)dir. Yani, Allah'ın dilediği kimse hariç, demektir. Allah maksadını en iyi bilendir.
Âyetin sonunda, "Rabbin hakimdir, alimdir" buyurulmaktadır. Allah'ın hikmetinin ve ilminin belirtilerinden biri de -ister cin olsun ister insan- isyan . ve küfr sahibi olanları cehenneme atmasıdır.[183]
Sonuç
1- Hidayet ve sapıklık konusunda Allah'ın bir kuralı vardır.
2- İman kendisine arzedildiğinde, kâfir çok katı bir şekilde karşı çıkar.
3- İnanmayan kalbe, kendisinde hayr olmayan şüphe ve şehvet atılır. Ve o kalp şeytanın oturma yeri olur.
4- Öğüt almayı sağlayan hatırlatma fazilettir. Ki bu Öğüt alma, ders alıp
amel etmedir.
5- Cin ve insanlardan asi olanlar birbirleriyle kötülükte yardımlaşır.
6- Allah'ın iradesi mutlaktır. Dilediğini yapar, dilediği hükmü verir, ona hiç bir şey tesir etmez. [184]
129- işte, kazandıkları günahlarından ötürü, zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine böyle takarız.
130- "Ey cin ve insan topluluğu, içinizden, size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" "Kendi aleyhimize şahidiz" dediler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şahitlik ettiler.
131- Bu böyledir. Çünkü Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helak edici değildir.
132- Her birinin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rab-bin onların yaptıkları şeylerden habersiz değildir.
Sözlük
Zalimleri birbirine dost yaparız. Onların şer ve fesad ıstemeterini bir araya toplamak için, birbirlerinin dostu yaparız. Elde ettiklerinden dolayı; kazandıkları zulm, şer ve fesattanötürü.
131 Size içinizden Rasûller gelmedi mi? Âyette geçen soru azarlamak ve kınamak içindir. Rusûl, Rasûl kelimesinin çoğuludur.Rasûl Allah'ın, kendisine dinini vahyettiği ve ona tebliğ etmesini emrettiği kimsedir. Cinden rasul olmasma gelince, cinler insandan olan Rasûlden bilgi alır ve cin kardeşlerine tebliğ ederler. Bunlara Nuzur (uyarıcı) denir.Size âyetlerimi anlatır. Araştırarak, kendisinde hüccetler bulunan şeyi size haber verirler, Öyle ki size ulaştırmadık ve bildirmedik bir şey bırakmazlar.Karşılaşma gününüz için uyanr. Bu gününüzde, yani Kıyamet " gününde olacak azap ve sıkıntıyla sizi uyaran.Ve halkı habersiz, gafil. Halkına Rablerini ve O'na itaati tanıtacak bir davet gelmemiş ve bu nedenle de cezalandırılmaları söz konusu olmayan ülke.[185]
Açıklama
"İşte kazandıkları günahlarından ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının dostu yaparız" âyeti, Allah'ın zalimler hakkında geçerli olan adetini haber veriyor. Bu adet, Allah'ın, şu anlamda onları birbirlerinin dostu yapmasıdır: İnsan ve cin cinsinden olan şeytanlar yaptıkları kötü işlerde, sevgi duyarak ve yardım ederek, birbirlerini dost edinirler. Dolayısıyla onların ortak özellikleri isyan ve kötülüktür. Bu özellikler de zulüm ve düşmanlıktır. Bu âyet "zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının hükmü altına veririz" anlamında olabilir. Bunun delili şu âyeti kerimedir. "Allah Kıyamet günü onlardan bir grubu diğer bir grubun ardından peşpeşe cehenneme atacaktır." Bütün bu yorumlar lafzın işaret ettiği mânaya uygundur ve doğrudur.
"Ey insan ve cin toplulukları!" Bu ifade, Allah'ın Kıyamet günü onlara azar tonuyla sesleneceğini haber veriyor." İçinizden, sizin cinsinizden, sizi anlayan sizin de kendilerini anladığınız "size âyetlerimi anlatan" okuyan ve âyetlerimin ihtiva ettikleri hüccet ve delilleri, bana inanıp, sadece bana kulluk edesiniz diye size haber veren "sizi bu gününüzle karşılaşacağınıza dair uyaran" korkutan "elçiler gelmedi mi?" Bu gün bütün amellerin Allah'a arzedilip, İster hayır olsun ister şer, karşılıklarının verileceği ve kâfirlerin cehenneme atılacağı gündür. Bu kimseler şöyle cevap verirler: Biz kendi aleyhimize şahitlikte bulunuyoruz... Daha önce bu ifade şu şekilde geçmiştir: Onları dünya hayatı aldatmış, onlar da bütün fısk ve zulmün peşine takılmışlardır.
"Onlar kendi aleyhlerinde kâfir olduklarına dair şahitlik ettiler." 129 ve 130. âyetlerin ihtiva ettiği anlam budur.
131. âyet ise insan ve cin cinsine peygamber göndermenin nedenini açıklamaktadır. Allah: "Bu böyledir, çünkü Rabbin, halkı habersizken ülkeleri zulüm ile helak edici değildir..." buyuruyor. Peygamber göndermenin sebeplerinden biri de şudur: Ne kendi zulmü sebebiyle ne de onların zulümleri sebebiyle, kendilerine neyin emredilip neyin yasaklandığından habersizken, zulmün sonunun ne olduğu ve başlarına gelecek azap onlara öğretilmemişken bir belde halkını yok etmesi Allah'ın hükmünün gereği değildir.
132. âyet de her iyi ve kötü iş yapanın, ameli cinsinden derecesi olduğunu; eğer yapılan iş iyi ise cennette yüksek derecelerin, kötü ise cehennemde derin çukurların olacağını ve bunların, Allah'ın her iş yapanın işini bilmesine göre olacağını haber veriyor. İşte şu âyetin işaret ettiği anlam budur: "Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir."[186]
Sonuç
1- İnsan ve cinlerin aralarında dost olmalarına sebep olan ameller hakkında Allah'ın adeti şudur: İyi iş sahibi iyi kişilerle, kötü iş sahibi de kötü kişilerle dost olur.
2- Dünya hayatına kapılıp aldanmamak gerekir.
3- Peygamber göndermenin sebebi: Onlara karşı Allah'ın varlığına ve birliğine dair delil getirmek ve kendilerine peygamber göndermeden önce helak etmemektir.
4- Amellerin durumuna göre karşılık olacaktır. Dolayısıyla iyi ameller yüksek dereceler; kötü ameller cehennemde derin çukurlar getirecektir.[187]
133- "Rabbin zengin, rahmet sahibidir. Dilerse sizi ortadan kaldırır, sizi nasıl başka bir topluluğun soyundan yarattı ise, sizden sonra da dilediğini yaratıp sizin yerinize getirir,
134- Size söylenen uyarı, muhakkak gelecektir, siz onu engelleyemezsiniz.
135- De ki: "Ey kavmim, gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapacağımı yapıyorum. Yakında dünya yurdunun sonunun kime aid olacağını bileceksiniz. Zalimler, asla kurtulamazlar!
Sözlük
Zengindir, kendi dışındakilere muhtaç değildir. Allah'ın zenginliği zatındandır, insanlarınki gibi sonradan kazanma değildir.Rahmet sahibi. Bütün mahlûkatı, özellikle de mü'min kullarını kapsayan rahmet sahibidir.Yerine seçer. Dünyada insanlara halef olacak başka bir topluluk yaratır.Vaad olunduğunuz gelicidir. Allah'ın kullarına vaadettiği cennet ve cehennem muhakkak gelecektir.Yerinizde durun. İyi veya kötü hallerden gücünüz yettiğince yapınız.Yurdun sonu. Dünya yurdu. Bundan maksat iman ve salih amele göre oluşacak olan Âhiret mutluluğudur. Zalimler kurtulamazlar. Zalimler cehenneme girmekten kurtularak cennete girmeyi başaramazlar. Çünkü işledikleri zulümler onları cehennemde alıkoyar[188]
Açıklama
Allah'a kulluk, onun birliğine inanmaya davet, itaatkâr kimsenin mükâfatı ve Ahirette kimin zarar göreceği açıklandıktan sonra Allah, Rasûlüne şöyle hitap ediyor: "Rabbin zengin[189] ve rahmet sahibidir." Kullarına kendine itaat etmelerini emreden ve onlara kendisine isyan etmeyi yasaklayan Rabbin, onlara muhtaç değildir, aksine onlar Allah'ın lûtfuna muhtaçtırlar. O'nun rahmeti daha önce gelmiş olanları da, daha sonra gelecek olanlarını da kuşatmış ve onlardan hiç birini açıkta bırakmamıştır. Bu ifadenin sebebi, Rablerine putları denk tutanların, Allah'ın onları bir kerede helak ederek ortadan kaldırmaya ve onların yerine kendisine itaat eden başka topluluk getirmeye gücü yettiğini bilmeleri içindir. "Dilerse sizi oradan kaldırır ve sizden sonra, sizi nasıl başka bir topluluğun soyundan yarattıysa, dilediğini yaratır." Bu ifadelerin sebebi ise, müşriklerin, kendilerine vaad edilen yeniden dirilme, hesap ve cezanın mutlaka geleceğini bilmeleri içindir. Siz Allah'a engel olamaz ve ondan kurtulamazsınız. Bunun için hepsi yaptığı iyi veya kötü işlere göre karşılık göreceklerdir. O buna kadirdir. 133 ve 134. âyetlerin işaret ettiği mâna budur.
135. ayette, Allah, Mekke kâfirleri olan müşriklere Rasûlüllah'ın şöyle demesini emrediyor: "Gücünüz yettiğince" küfür ve şirkte ısrara devam ettiğiniz sürece" yapın,[190] ben de yapacağımı yapıyorum." Dünya yurdunun sonunun kime ait olacağını yakında bileceksiniz.[191]Bu dünya yurdunun sonu selâm yurdu olan cennettir. Ben veya siz şunu biliyoruz ki zalimler cehennemden kurtulup cennete girerek rahata eremeyeceklerdir. Hiç şüphesiz siz, Allah'ı inkâr ve O'na ortak koşmanız sebebiyle zalimsiniz.[192]
Sonuç
1- Allah yarattığı şeylere hiç bir şekilde muhtaç değildir.
2- Allah dilerse bir topluluğu ortadan kaldırıp, başka bir topluluk getirmeye kadirdir.
3- Allah'ın vaadi doğrudur, vaadinden dönmez.
4- Eğer küfr ve şirkte isyan ederlerse müşriklere azab edeceğine dair Allah tehdit etmiştir. Bu, "Gücünüz yettiğince yapın, ben de yapıyorum! Pek yakında dünya yurdunun sonunun kimin için olacağını bileceksiniz! Zalimler asla kurtulamazlar" âyetinden anlaşılmaktadır.[193]
136- Allah'ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan Allah'a pay ayırdılar. Zanlarınca: "Bu Allah'a, bu da ortaklarımıza" dediler. Ortakları için ayrılan Allah'a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan, ortaklarına ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyorlar!
137- Yine ortakları, müşriklerden çoğuna evlatlarını öldürmeyi süslü gösterdiler ki böylece hem onları mahvetsinler, hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allah dileseydi (yani isyan etmek isteyenlerin iradesine zorla müdahale etseydi) bunu yapamazlardı. Öyleyse sen de onları, uydurduklarıyla başbaşa bırak.
138- Zanlarınca dediler ki: "Bunlar dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtına binilmesi yasaklanmış hayvanlar." Bir kısım hayvanları da üzerlerine Allah'ın adını anmadan boğazlarlar. Bütün bunları Allah'a iftira ederek ortaya çıkardılar. Allah onları iftira-larıyla cezalandıracaktır.
139- Dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olanlar, yalnız erkeklerimize aittir, kadınlarımıza haramdır." Eğer hayvanın karnındaki yavru ölü doğarsa, o zaman hepsi ona ortaktır. Bu nitelendirmelerinden dolayı Allah onların cezasını verecektir. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
140- Bilgisizlik yüzünden beyinsizce, çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki, ziyana uğradılar, saptılar, yola gelici de değiller!
Sözlük
Yarattığı şeylerden. Ekin ve hayvanlardan. Nasib; pay, hisse.Ortaklarımız için. Allah'a ibadette ortak koştukları putları için.Ne kötü hüküm veriyorlar! Bu konuda verdikleri hüküm ne kötüdür! Çünkü onlar putları Allah'a tercih etmişlerdir.Onları reddetsinler. Sonunda onları mahvetsinler. Fiilin başındaki (L) harfi sonuç bildiren lâm'dır.Karıştırsınlar. Onlara, dinlerini karıştırsınlar.Yasak. Yemeleri için izin verilenlerden başkasına yasak olan.Onların sırtlan haram edildi. Onlara binmiyorlar ve yük de taşıtmıyorlar.Allah'a yalan isnad etmektir. ' Kadınlarına.Eğer ölü olursa. Eğer o yavrular ölü doğarsa kadınlar da er-kekler de ona ortaktır.îlimsiz. ahmakça. Bilgisizlik yüzünden ahmakça çocuklarını öldürenler.[194]
Açıklama
Âyetler, Rablerine putları ortak koşan müşriklerin işlerinin ayıplığını ortaya koyma hususunda devam ediyor. Allah onların, bir kitap, hidayet ve ilim olmadan ortaya koydukları hüküm ve bid'atleri haber veriyor. Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah'a bir pay ayırdılar." Bu kimseler, Allah'la beraber ilâh kabul ettikleri putlara pay ayırdıkları gibi, yarattığı ekin ve hayvanlardan, Allah'a da bir pay ayırdılar. "Onlar zanlarınca: "Bu Allah'ın, bu da ortaklarımızın dediler." Zanlarınca dediler. Çünkü, Allah onlardan bunu istememiş ve onlar için hüküm olarak koymamıştır. Ancak onlar Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Sonra Allah için ayırdıkları hayvanlar doğurur ve tarlalar ürün verir, fakat putlar için ayırdıkları hayvanlar doğurmaz ve ürün vermezse, putların fakir, Allah'ın ise zengin olduğunu ileri sürerek biten ve doğanı da putlara ayırırlar. Tersi plduğunda yani Allah için ayırdıkları doğmaz ve bitmezse aynı mantık ve delille putlar için ayırdıklarım Allah için ayırmazlar.
Bu delil (yukarda da geçtiği gibi) putların fakir Allah'ın zengin olmasıdır. "Putları için ayırdıkları Allah'a ulaşmaz, fakat Allah için ayırdıkları putlarına ulaşır..." âyetinin manası işte budur. Bu mantık nefretlik bir uygulama ve batıl bir hüküm vermedir. Bundan ötürü Allah onların bu işini çirkin bulmuştur. "Verdikleri hüküm ne kötüdür." Yani yapılan iş açısından ne kötüdür; onların yaptıkları bu şey ne kötüdür! Onlar Allah için ayırdıklarını misafir ve fakirlere eriyor, putlar için ayırdıklarını ise putlara ibadet eden ve dayanan kimselere yediriyorlardı. 136. âyetin işaret ettiği mâna budur.
137. ayette Allah: "Yine ortakları, müşrikler denin çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdi." buyuruyor. Yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah'a pay ayırmaları, fakat Allah'la putları arasında eşit davranmamaları konusunda bu da yalan bir iddia ve batıl bir hükümdür. Müşriklerin uydurdukları ortakları -ki bunlar insan ve cin şeytanlarıdır- müşriklerden çoğuna, meselâ namus korkusuyla kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleri ve fakirlik korkusuyla veya ilâhlarına adamış olmak için erkek çocuklarını öldürmeleri gibi, çoğuna çocuklarını öldürmeyi güzel gösteriyordu. Şeytanların böyle yapmaları, neticede onları mahvedip, hak dinlerini onlara karıştırmak içindi. "Onları mahvetmek ve gerçek dine şirk karıştırmak içindi. Şeytanın maksadı işte budur." âyet bunu anlatmaktadır.
"Allah dileseydi, onu yapamazlardı." Bu âyet, "Allah engellemeyi isteseydi onlara engel olurdu. O her şeye kadirdir..." âyeti gibidir. Öyleyse ey Rasûl, sen onları bu çirkin, batıl ve cahillik eseri olan hükümlerinde, uydurdukları yalanla başbaşa bırak.
138. âyette Allah şöyle buyuruyor: "Onlar zanlarınca dediler ki: Bunlar dokunulması yasak hayvanlar ve ekinlerdir. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtlarına binilmesi yasaklanmış hayvanlardır. Bir kısım hayvanları keserken de üzerine Allah'ın ismini anmazlar. Bunlar Allah'a iftiradır. Bu âyet üç çeşit cahilane hüküm (âdet) ve batıl inanışı anlatmaktadır.
1- Cahiliye devrinde insanlar bir takım hayvanları ve ekinleri dokunulmaz kabul ediyor, bunları Allah'a ve O'nunla beraber ibadet ettikleri putlara ayırıyorlardı.
2- Bir takım develere de, meselâ bir kişinin hastalıktan kurtulması sonucu putlara adadığı "şaibe" deve ve kendisinden on kere döl alınan, bu nedenle "ham" demlen develere binmek yasaktı.
3- Üzerinde Allah'ın ismini andıkları deveyle hac yaparlar, eğer binecekler veya yük taşıtacaklar s a, Allah'ın ismini o deve üzerinde anmazlardı.
Ayetin sonunda Allah şöyle buyuruyor: "(Bunlar) Allah'a iftiradır." Çünkü Allah bunları onlara haram kılmamış, onlar kendi kendilerine haram kılmışlar, bir de Allah haram kıldı demişlerdir. Bu sebeple Allah, onların yalanlanna karşılık şöyle vaadde bulunuyor: "Onları iftiralarıyla cezalandıracaktır." Yani onların yalanlarına uygun karşılığı verecektir, ki bu da ahiret azabıdır.
139. âyette ise Allah: "Onlar dediler ki: Bu hayvanların karınlarında olanlar yalnız erkeklerimize aittir, kadınlarımıza haramdır... Eğer yavru, ölü doğarsa, o zaman hepsi onda ortaktır." âyeti bunu anlatmaktadır. Bu ayet de onların kendi kendilerine icad ettikleri bir başka batıl hükmü ihtiva ediyor. Onlar zannediyorlar ki, Allah onlar için şu hükmü koymuştur: Hayvanların karnında olan yavruları kadınlara haram, sadece erkeklere helal kılmıştır. Dolayısıyla kadınlar bu hayvanların sütünden içemeyecek, eğer o hayvanları boğazlarlarsa onların etlerinden yiyemeyecekler ve herhangi bir şekilde faydalanamayacaklardır. Bunların tamamı Allah'a İftiradır. Sonra hayvan ölü doğarsa onda da kadın-erkek ortak olurdu. Dolayısıyla erkek ve kadınların hep beraber bu Ölmüş hayvanlardan yemesi helâl olurdu. Bu iftiralarından dolayı Allah onlara şöyle tehditte bulunuyor: "Bu nitelendirmelerinden dolayı Allah onların cezasını verecektir. O hakimdir, alimdir." Allah onların bu yalanlarına karşılık hak ettikleri azabı verecektir. Çünkü O, hükmünde hikmet sahibidir, kullarını bilendir.[195]
140. âyette Allah bu hükmü koyanların zarar ettiklerini, doğru yoldan çıktıklarını ve hidayet üzere olmadıklarını haber veriyor. "Bilgisizlik yüzünden ahmakça çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki ziyana uğradılar, saptılar ve doğru yola gelici de değiller."[196]
Sonuç
1- Dinin aslında olmayan bir şeyi sonradan dindenrniş gibi ortaya çıkarmak ve Allah'ın koyduğu hükme ters hüküm koymak ve bu hükmü Allah'a is-nad ettirmek Allah'a karşı bir iftiradır.
2- Günümüzde, cahillerin Allah'tan istenilmesi gereken hususları evliyalardan isteyerek, evliyalara hayvan, ekin, ağaç v.s. adamaları, şeytanların cahil müslümanlara süslü gösterdiği, müşriklerin eskiden beri süregelen işlerin-dendir -
3- Hangi sebeple olursa olsun cana kıymak haramdır. Günümüzde nüfus planlaması ve buna bağlı olarak doğum kontrolünün teşviki, bazı devlet idarecilerinin, insanları bununla yükümlü tutması, cahiliyye devri insanlarının yaptığı işlerdendir. Onlar bilgisizlik yüzünden ahmakça kendi çocuklarını öldürüyorlardı. Mesela, ilerde namusuna leke sürmesinden korktuklarından kız çocuklarını ve nüfuslarının artarak fakir düşmelerinden korktuklarından erkek çocuklarını öldürüyorlardı.[197]
141- Çardaklı ve çardaksız üzüm bahçeleri, ürünleri çeşit Çeşit hurmaları, ekinleri, zeytinleri, narları -birbirine benzer, benzemez biçimde- yaratan hep O'dur. Her biri meyva verdiği zaman meyvasından yeyin, hasat günü hakkını, sadakasını verin; fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez!
142- Hayvanlardan da çeşit çeşit yarattı. Kimi yük taşır, kiminin tüyünden sergi yapılır. Allah'ın size verdiği rızıktan yeyin, şeytanın adımlarını izlemeyin, onun peşinden gitmeyin. Zira o, sizin için apaçık bir düşmandır.
143- Sekiz çift hayvan: Koyundan iki, keçiden iki. De ki: "Allah iki erkeği mi haram etti, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Eğer doğru iseniz bana bilgi ile haber verin.
144- Ve deveden iki, sığırdan iki. Deki: "İki erkeği mi haram etti, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Yoksa Allah'ın size böyle vasiyet ettiğine şahitler mi oldunuz? Allah, böyle tavsiyeler ederken siz O'nun yanında mıydınız? Böyle bilmeden insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah o zalim topluluğu doğru yola iletmez.
Sözlük
Bahçeler yarattı. Cennât, cennet kelimesinin çoğuludur.Bahçeler manasma gelir. Çardaklı-çardaksız. Yenecek ürünleri çeşit çeşit.Birbirine benzeyen.Yaprakları birbirine benzeyen fakat tat ve tanesi benzemeyen.
Vacip olan zekâtı. Has ad günü.Onu çıkarmada israf etmeyin. Aile halkınıza hiçbir şey bırakmayacak şekilde zekatı çıkarmada israf etmeyin.Yük taşıyan develer. Küçük hayvanlar.. Şeytanın adımları, yolları. Saptırmak ve yoldan çıkarmak için haram ve helal kılmada şeytanın takip ettiği yol.Yoksa iki dişinin rahminde bulunan yavrular mı?Bana ilimle haber verin. Bana, şeytamn vesvesesi ile değil de doğru bir bilgiyle haber verin, hangisini haram kıldı?Yoksa siz şahit miydiniz? Eğer sizin zannettiğiniz gibi haram kıldiysa, bunları size haram kılarken orada mıydınız?[198]
Açıklama
Diledikleri şeyi haram ve helal kılan, bunu da Allah'a yalan söyleyerek nisbet eden, fakat bunu Allah'ı bilmeme ve tanımamaları sebebiyle yapan, bilmeleri durumunda O'na taşlardan ortaklar koşup, ortaklarımız ve Allah katında şefaatçilerimiz, diyen yalancılara, Allah tehditte bulunduktan sonra,bu dört ayette kudretinin, ilminin, hikmetinin, emrinin, nehyinin, kulları için helal kıldığı şeyleri müşriklerin haram kılmalarım iptal etmek için ortaya koyduğu delillerinin belirtilerini anlatmakta ve şöyle buyurmaktadır: "Çardaklı ve çardaksız[199] üzüm bahçeleri, ürünleri" ve tadı "çeşit çeşit hurmaları," yaprakları "birbirine benzeyen" fakat taneleri ve tatları birbirlerine "benzemeyen zeytinleri ve narları yaratan O'dur." Allah bunların herbirinin yenmesine izin vermiş ve mubah kılmıştır. O, onların sahibi ve yaratıcısıdır.Allah şöyle buyuruyor: "Ürün verdiğinde onun Ürününden yeyin." Yani ürünleri olgunlaştığında onlardan yeyin. Allah bu mallardan, verilmesi farz olan zekâtı çıkarmayı da emrediyor: "Hasad gününde" öğütüp elekten geçirdikten sonra "hakkını verin. "[200]Çünkü bunlar yapılmadan zekât verilmez. Yüce Allah âyetin devamında israftan men ediyor. Buradaki israf, zekâtı verirken aşın giderek sınırı aşıp, ihtiyaç içinde olan mirasçılarına hiçbir şey bırakmamaktır. "İsraf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez."[201]
O, hayvanlardan (deve sığır ve koyun gibi) kimini (büyük oldukları için) yük taşır, kimini de tüyünden sergi yapılır" olarak yarattı. Allah bir kere daha rızık olarak verdiği şeylerden yemeğe izin veriyor: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden yeyiniz." Bunun yanında Allah kendisinin helâl kıldığı şeyi müşriklerin haram, haram kıldığı şeyi helâl kılmaları konusunda şeytanın yoluna uymaktan onları men ediyor: "Şeytanın adımlarını izlemeyin." Men ediş nedenini de şöyle izah ediyor: "Çünkü şeytan sizin için apaçık bir düşmandır." Düşmanını tanıyan kimse, kendisinden uzak bile olsa ondan sakınır. Allah, Rasûlüne helal ve haram kılma konusunda yalan söyleyenlere şu şekilde bildirmesini emrediyor: Ey Rasûlümüz onlara "De ki: Allah iki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Eğer doğru iseniz bana ilimle haber verin." Eğer Allah erkek hayvanları haram kıldı derseniz, bu sözden, bütün erkeklerin haram olduğu sonucu çıkar. Eğer dişileri haram kıldı derseniz, bundan da bütün dişilerin haram olması sonucu çıkar. Eğer karınlardaki yavruları haram kıldı derseniz, onlardan dünyaya gelen bütün hayvanların, ister erkek olsun isterse dişi, haram olması gerekir. Öyleyse siz nasıl oluyor da bir kısmını haram, bir kısmını da helâl kılıyorsunuz?! Bunu hangi bilgiyle kabul ettiniz?! Eğer sözünüzde doğruy-sanız bana haber verin. "Deveden iki (erkek deve ve dişi deve) sığırdan iki (öküz ve inek.) De ki: İki erkeği mi haram etti, iki dişiyi mi yoksa dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Allah erkekleri haram kıldı derseniz, diğer erkekler de haramdır, yok dişileri haram kıldı derseniz, diğer dişiler de haramdır, veya huffa yani dişilerin rahimlerinde bulunan yavruları haram kıldı derseniz, bu takdirde de onlardan doğan her hayvan, -erkek olsun dişi olsun-haramdır. Böylece sizin Allah'a yalan söylediğiniz ve O'na iftira attığınız ortaya çıkıyor. Şu halde Allah bu sekiz sınıftan hiç birini haram kılmamış, ancak ölüyü ve üzerinde Allah ismi anılmayan hayvanı haram kılmıştır. "Yoksa Allah'ın size böyle vasiyet ettiğine şahitler mi oldunuz?" Bu ifade onları azarlamak ve mahcup etmek içindir. Çünkü Allah, onların haram kıldıklarım haram kılmamış, tavsiye etmemiş ve onlar bu vasiyet sırasında orada bulunmamışlardır. Bu ancak Allah'a iftiradır. Son olarak Allah, onların yalancı, zalim ve başkalarım bilmeden yoldan çıkaran kimseler olduklarını ve hidayeti hak etmediklerini kaydedip şöyle buyuruyor: "Bilmeden insanları saptırmak için[202] Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah o zalim topluluğu doğru yola iletmez."[203]
Sonuç
1- Zeytin, hurma ve hububatta, nisab miktarına
ulaştıklarında zekât farzdır. Nisab beş vesaktir. Bir vesak altmış sa, bir sa
ise dört avva miktarıdır. (Bir vesak
2- Hurmayı toplanmadan ve zekatı vermeden önce yemek caizdir.
3- Faydasız yerlere infakta bulunarak veya tamamını infak ederek malı israf etmek haramdır.
4- Sekiz sınıf olan dört ayaklı hayvanların etini yemek helâldir. Bunlar koyun, keçi, deve ve sığırdır. Bunlar dişi-erkek olarak hesaplanırsa sekiz sınıf yapar. [204]
5- Cahiliyye devrine ait haram ve helâl kılma hükmü iptal edilmiştir. Helâl Allah'ın helâl kıldığı, haram da Allah'ın haram kıldığıdır.
6- Hakkı ortaya koymak ve batılı çürütmek için tartışma ve münakaşa caizdir.
7- Allah'a karşı yalan uyduran ve O'nun koymadığı hükmü kullan için koyan kişiden daha zalimi yoktur.[205]
145- Deki: Bana vahyolunanda, bu haramdır, dediklerinizi yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, yahut akıtılmış kan, yahut domuz eti, -ki pistir- ya da Alah'tan başkası adına boğazlanmış bir fısk (murdar olmuş hayvan) olursa başka, bunlar haramdır. Ama kim çaresiz kalırsa başkasının hakkına saldırmamak ve zorunluluk sınırını aşmamak üzere bunlardan yiyebilir. Çünkü Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir.
146- Yahudilere (tevratta) bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sığır ve koyunun da, yağlarını onlara haram kıldık, yalnız hayvanların sırtlarının, yahut bağırsaklarının taşıdığı, ya da kemiğe karışan yağlarını haram etmedik. Aşırılıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.
147- Eğer seni yalanladılarsa, de ki: "Rabbiniz bol rahmet sahibidir. Fakat O'nun azabı da suçlu toplumlardan geri çevrilmez (gazabı suçluların üzerine bir indi mi, onu kimse geri çevi-remez. ")
Sözlük
Yiyen kimseye yasaklanmış. Ölü veya akıcı kan. Boğazlanmadan ölmüş hayvanleşı veya akıtılmış, kemik ve etle içice olmayan kan. Pisliktir.Veya fısk olarak Allah'tan başkasına kesilen. Fısk Allah'a ıtaatin dışına çıkmadır. Burada maksat, üzerinde Allah ismi anılmadan, putların ismi anılarak boğazlanmış olan hayvanlardır. Uhille kelimesi, boğazlama sırasında, hayvanın kendisi için kesildiği şeyin ismini sesli olarak söylemek demektir. Kim çaresiz kalırsa, tecavüz etmeden ve haddi aşmadan. zorda kalmak, zaruretin mecbur etmesi demektir. Bu zaruret açlıktan dolayı haram olan şeylerden yemeye ve içmeye mecbur kalmaktır. Bağın zalim, Âdin ise haddi aşan demektir.Yahudilere.Tırnaklı. Bunlar deve ve deve kuşu gibi tırnakları birbirinden
ayrı olmayan hayvanlardır.[206]Sırtlarınm veya bağırsaklarmın taşıdığı [207]Veya, kemikle karışmış olan, sırta bitişik olan yağ ile bağır- sak yağlarını affettiği gibi affetmiştir.Taşkınlıkları sebebiyle.Onun azabı çevrilemez. Allah'ın yakalaması ve azabı geri çevrilemez.[208]
Açıklama
Ayetler, Allah'ın haram kılmadığı şeyleri haram kılan kişilerle mücadele hakkında devam etmektedir. Âyetlerin baş tarafında Allah, Rasûlüne, kendisine iftira ederek haram kılmadığı şeyi haram kılan kişilere şöyle demesini emrediyor: Ben Allah'ın Rasûlüyüm "bana vahyedilen şeylerde yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş "...ki bu kesilmeden ölen, yani dine uygun bir şekilde boğazlanmayan hayvan "veya" ciğer ve dalakta olduğu gibi et ve kemikle karışmış durumda olmayan "akıtılmış kan ve domuz eti -ki bu pisliktir-" haramdır. "Yine Allah'tan başkası adına boğazlanmış hayvanın etinden yemek de haddi aşmaktır, bunlar haramdır." Allah'ın admı anmadan putların adını anarak boğazlanan hayvan "fısk"tır.[209] Yani hayvan kesmeyi isteyen kimseye, o hayvanın etini yemenin helal olması için keserken Allah'ın ismini anmayı emreden Allah'a itaatten dışarı çıkma hâlidir. "De ki, bana vahyolunanda yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, yahut akıtılmış kan, yahut domuz eti -ki bu pistir-yahut da Allah'tan başkası adına boğazlanmış bir fısk olursa başka (bunlar haramdır)." âyetinin manası budur.[210]
"Ama kim çaresiz kalırsa, taşkınlık yapmamak (yani leş eti yiyerek) zulüm yapmamak..." Bu âyette söz edilen leşi et yemekten maksat, ölüm belasını def etmek için değil de sırf zevk almak için et yemek kastedilmektedir. "ve mubah kılman sınırı aşmamak üzere (yiyebilir.)" Burada mubah kılman miktar, kendinden ölüm belasını def edecek olan miktardır. "Çünkü Rabbin bağışlayandır, merhamet edendir." O'nun bağışlama ve merhamet etmesinin belirtilerinden biri de, zorda kalan için, haram olan şeyi zaruret anında yemeye müsaade etmesidir.
146. âyette Allah, mü'minlere, leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına boğazlanmış olmanın dışında hiç bir şeyi haram kılmadığını açıkladıktan sonra, yahudilere tırnaklı hayvan eti yemeyi haram kıldığını haber veriyor. "Tırnaklı hayvan," deve, deve kuşu, ördek ve kaz gibi parmakları birbirinden ayrı olmayan hayvandır. Sığır ve koyundan onlara, Allah iç yağım haram kılmış, bunun yanında koyun ve sığırın sırtlarında taşıdıkları ve bağırsakla-nna bitişik yağları mubah kılmıştır. Yine Allah onlara kuyruk yağı gibi kemik-le içice olan ilik, kulak ve göz yağlarını da mubah kılmıştır. "Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram ettik. Sığır ve koyunun da yağlarını onlara haram kıldık, yalnız sırtlarının, yahut bağırsaklarının taşıdığı, ya da kemiğe karışan yağlarını haram etmedik" âyetinin taşıdığı anlam budur.
Daha sonra Allah, onlara bu yağları haram kılışının onlar için, işledikleri suç ve zulümleri sebebiyle ceza olduğunu haber veriyor ve şöyle buyuruyor: "Aşırılıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık."[211] Yani, bizim onlara bu şeyleri haram kılmamız zulümlerinin karşılığıdır. "Biz elbette" haber verdiğimiz hadisede "doğru söyleyenleriz." Müşrikler yalan söyleyenlerdir. Çünkü müşrikler: "Bu İsrail'e haram kılındı. Biz onun peşinden gidenleriz. Bize hiçbir şey haram kılınmadı" derler. Şüphesiz onlar yalan söyleyenlerdir. "Eğer seni" haber verdiğin konularda yahudüer[212] "yalanladılarsa, onlara de ki: Rab-biniz geniş merhamet sahibidir[213] Bu sebeple sizi cezalandırmada acele dav-ranmadı. Halbuki siz O'nu ve Rasûlü'nü yalanladınız, Rasûlü'ne iftira attınız. Fakat bu, sizin azaptan kurtulmanız anlamına gelmez. Çünkü Allah'ın azabı sizin gibi suçlu toplumdan geri çevrilmez.[214]
Sonuç
1- Maide sûresinde zikredilen leş ve diğer leş çeşitlerini yemek haramdır. Bunlar boğularak, vurularak öldürülmüş ve yukardan düşmüş veya boynuzlanarak ve vahşi hayvan tarafından parçalanarak ölmüş, Allah'tan başkası adına veya dikili taşlar adına boğazlanmış hayvan, domuz eti, sünnetle haram kılınmış evcil merkep,[215] köpek dişli vahşi hayvanlar ve pençeli kuşlardır.
2- Yahudilerin dini alaya almaları ve Allah'a sürekli olarak isyan etmeleri yüzünden Allah da onlara bir takım şeyleri haram kılmıştır.
3- Allah'ın suçlulara zaman tanıması, onların cezasız kalacağına işaret etmez. Çünkü Allah'ın azabı suçlu toplumdan çevrilemez. etmez. Çünkü Allah'ın azabı suçlu toplumdan çevrilemez.[216]
148- Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne de babalarımız ortak koşmazdık, hiç bir şeyi haram yapmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar da Öyle demişlerdi de nihayet azabımızı tadmışlardu De ki: "Yanınızda bize çıkarıp göstereceğiniz bir bilgi yazılı belge var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz."
149- De ki: "Üstün delil, Allah'ındır. Allah dileseydi, elbette hepinizi doğru yola iletirdi."
150- De ki:"Haydi Allah'ın bunu yasakladığına şahitlik edecek ilâhlarınızı getirin." Eğer onlar şahitlik ederlerse şen onlarla beraber şahitlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların 've Ahirete inanmayanların keyiflerine uyma. Nasıl uyarsın ki; onlar, Rable-rine eş tutmaktadırlar.
Sözlük
Şirk koştular. Allah'a, O'nunla beraber ibadet edecekleri ortaklar edindiler. Biz hiç birini haram kılmadık. Müşriklerin bahire, şaibe, vesile ve ham isimlerini verdikleri ve haram saydıkları şeylerden hiç birini haram kılmayız.Azabımızı tattılar.Yalan söylüyorsunuz. Üstün delil. Batıl iddiayı sona erdirecek delil. Şahıdlerınızı getirin.Eş koşuyorlar. Onlar Rablerine putları ve başka batıl mabud-ları denk tutuyorlar.[217] .
Açıklama
Âyetler, ilâhlık konusunda başkalarını Allah'a şirk koşan, Rabb'e başka şeyleri denk tutan kimselerin boş ve batıl
iddialarını redde devam etmektedir.
148 ve 149. âyette Allah müşriklerin, kendi şirk ve batıl düşüncelerini kabul ederek bir şüpheye tutunduklarını zikrediyor. Bu şüphe âyette yer alan ve kendilerinin ifadesiyle şudur: "Allah isteseydi ne biz ne de babalarımı[218]O Allah'a şirk koşmaz ve hiç bir şeyi haram kılmazdık." Onlar bu ifadeleriyle şunu söylemeye çalışıyorlardı: "Biz O'na şirk koşar ve bazı şeyleri haram kılarken O'nun bizi hesaba çekmemesi Allah'ın bu şeylere razı olduğunu gösterir. Aksi takdirde bizi bundan alıkor ve bize bunu yapmadan önce engel olurdu... Allah bu söylediklerini şu âyetiyle red ve iptal etmektedir: "İşte onlardan öncekiler de böyle yalanladılar, neticede azabımızı tattılar!"
Rablerine putları" denk tutan Kureyş kâfirleri ve müşrikler tarafından söylenen yalana benzer yalanları, onlardan önceki topluluklar da söylemiş, Allah onları kuvvetli ve herşeye gücü yetenin yakalayışıyla yakalayıncaya kadar onlar yalanlarına devam etmişlerdi. Eğer Allah onların şirk, kötülük ve batıl inanışlarına razı olsaydı, sonunda da onları hesaba çekmezdi.[219] Dolayısıyla Allah'ın insanlara zaman tanıması, tevbe etmeleri içindir. Yoksa bu mühlet şirk ve kötülüğe razı olduğunu göstermemektedir. Bunun delili, tanınan zaman sona erince, yalanlayanlara Allah'ın azabının inmesidir. De ki: Yanınızda bize çıkaracağınız ilim var mı?" Allah, Rasûlüne, Rablerine başkalarını denk tutup şirk koşanlara şöyle demesini emrediyor: Sizin yanınızda bize çıkaracağınız ilim var mı? Yani sizin yanınızda iddia ettiğiniz konuda bir delil yok ki onu bize çıkarasımz! "Siz yalnızca zanna uyuyorsunuz." Siz batıl iddialarınızda ancak zanna uyuyorsunuz. "Siz ancak saçmalıyorsunuz." Yani sadece tahminle konuşuyor ve yalan söylüyorsunuz. "De ki: Üstün delil Allah'a aittir." Allah, Rasûlüne şüphelerini yok ettikten sonra onlara şöyle demesini Öğretiyor: Şayet sizin deliliniz yoksa, üstün delil Allah'ındır. Bununla beraber Allah sizin hidayetinizi "isteseydi sizi topluca doğru yola iletirdi." O, buna kadirdir. O'nun kulları hakkındaki hükmü ve âdeti, imtihan etmek için onları sorumlu tutması, onlara doğru yolu göstermesi ve onlara karşı delil getirmesidir. Dolayısıyla kim hidayete ererse kendi lehine kim de doğru yoldan saparsa kendi aleyhinedir.
150. âyette Allah şöyle buyuruyor: "De ki: Haydi sizin haram kıldığınız şeyleri Allah'ın da haram kıldığına şahitlik edecek ilâhlarınızı getirin." Muhakkak onların gücü onları getirmeye yetmez. "Eğer onlar şahitlik ederse, onlarla beraber şahitlik yapma." Müşriklerin asla batıl inanışlarım kabul etme. Aksine onlara iddialarının yersiz ve boş olduğunu açıkla. Çünkü onlar iddialarında sadece nefsin arzularına uyuyorlar. Buna binaen: "Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve âhirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine başkalarını denk tutmaktadırlar." Bu müşrikler Allah'ın âyetlerini yalanlama, Âhirete inanmama ve Rablerine şirk koşma gibi büyük günahları kendilerinde toplamışlardır. Şu halde, onlar suçlu ve doğru yoldan çıkmışken onlara uymak nasıl doğru olabilir?[220]
Sonuç
1- Günah işleyerek günah işlemeye gücün yettiğini delil getirmek batıldır.
2- Delil sadece, sağlam ve doğru bilgi esasına dayalı konularda geçerlidir.
3- Allah'ın gücü yetmesine rağmen, bütün insanların hidayete ermemesindeki hikmet imtihandır.
4~ Şehadet ve şahitlerin mecliste hazır bulunması İslâm'a uygundur.
5- Batıl şehadet onaylanmaz ve onun karşısında susulmaz.
6- Allah'ın âyetlerini yalanlayan heva sahiplerine uymak haramdır.[221]
51- De ki: "Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz besliyoruz. Fuhuşların açığına da kapalısına da yaklaşmayın ve haksız yere Allah'ın yasakladığı cana kıymayın! Düşünesiniz diye Allah size bunları tavsiye etti.
152- Yetimin malına yaklaşmayın: yalnız ergenlik çağına erişinceye kadar onun malına en güzel biçimde yaklaşabilir, onu uygun tarzda sarfedebilir siniz; ölçü ve tartıyı tam adaletle dengeli yapın. Biz kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Konuştuğunuz zaman yakınlarınız aleyhine de olsa adaleti gözetin ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Hatırlayıp öğüt alasınız diye Allah size bunları tavsiye etti.
153- İşte benim doğru yolum budur, ona uyun, başka yollara uymayın ki, sizi O'nun yolundan ayıramasınlar! Korunmanız için Allah size böyle tavsiye etti.
Sözlük
Okuyorum.Fakirlikten.Fuhuşlar. Fevahiş, fahişe kelimesinin çoğuludur. Zina ve cimrilik gibi yüz kızartıcı her söz ve fiile denir.Allah haram kıldı. Öldürmeyi haram kıldı. Buradaki kişi, harp halinde olan kâfir hariç herkestir.Ancak haklı olarak, haklı olma durumunda. Bu ise öldüren şahsın öldürdüğü şahsa karşılık kısas edilmesi, evli iken zina eden kişinin recmedilmesi ve dinden dönerek İslâm'a ve müslümanlara karşı savaş açanın öldürülmesidir. En güzel bir şekilde. ? Akıl ve baliğ olunca.Adaletle,Ancak gücün yettiği kadar.Öğüt alasınız.
Yollar. 'Subul,' kelimesi, yol anlamındaki Sebil kelimesinin çoğuludur.[222]
Açıklama
Âyetler, Allah'ın haram kılmadığı şeyleri kendi arzularıyla haram kılan müşriklerin batıl inanışlarını çürütmeye devam etmektedir.
Allah bu üç âyette Rasûlüne onlara şöyle söylemesini emrediyor: "Gelin," sizin kendi arzunuzla haram kılıp ortaklarınızın size güzel gösterdiği şeyleri değil de "Allah'ın size neyi haram kıldığını okuyayım." Bu ilk âyette beş şey haram kılınmıştır: Şirk, anne babaya karşı gelmek, çocukların öldürülmesi, yüz kızartıcı suç işlemek ve cana kıymak. Allah şöyle buyuruyor: "De ki: "Gelin [223]Allah'ın size neleri haram kıldığını [224]okuyayım. O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın..."(En lâ tüşriku) âyetinin başındaki (en) haram kılınan şeyleri açıklamak için kullanılmıştır. (Lâ) ise yasak ifade etmektedir. Bu cümle, sayılan ilk haramdır. Bu da Allah'a şirk koşulmasıdir. "Anne babaya güzel davranın" Bu ifade de emirdir. Âyetin yorumu şu şekildedir: Ana bayaya iyi davranın... Bir şeyi emretmek demek, onun aksini yasaklamak demektir. Öyleyse, iyi davranmayı emir, ana babaya kötü davranmayı haram kılma demektir. Onlara kötü davranma ise isyandır. Ana babaya isyan ise bu âyette zikredilen haramların kapsamında yer almaktadır. "Çocuklarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyin.[225]Sizi de, onları da biz rızıklandınyoruz." Bu üçüncü haramdır. O da fakirlik korkusuyla çocukların öldürülmesidir. Bu sebep kabul edilir bir sebep değildir. Çünkü herhangi bir sebeple çocukların öldürülmesi caiz değildir. Müşrikler çocuklarını fakirlik endişesiyle öldürdükleri İçin âyet bu olayı sözkonusu ediyor. Allah yasaklayış nedenini de şöyle açıklıyor: "Sizi de, onları da biz rızıklandınyoruz." Yani, sizi de çocuklarınızı da Allah rızıklandırıyor, öyleyse niçin onları öldürüyorsunuz?!.. Bu âyette fakir baba için ona ve çocuklarına Allah'ın nzık vereceği, bu sebeple sabredip, Allah'tan korkması ve çocuklarını öldürmemesi gerektiği müjdesi yer alıyor. "Kötülüklerin gizli olanına da, açık olanına da yaklaşmayın. "Bu dördüncü haramdır. O da -ister gizli olsun ister açık, farketmez- zinadır. Âyette söz konusu olan yasak kötülüğü fazla olan, dolayısıyla ister söz, ister davranış, isterse inanç olsun, yüz kızartıcı bir İş olan her huyu kapsamaktadır. "Haksız yere öldürmeyin; Allah'ın yasakladığı cana kıymayın." Bu beşinci haramdır. Ki, Allah'ın haram kıldığı, insanın canına kıymakdır. Âyette söz konusu olan, harp halindeki düşman hariç herkestir. Çünkü harp edeni öldürmek haram değildir. İslâm'a ve müslümanlara harp açmak, haram olan cana kıymayı haklı [226]kılar yani bir kimse, kasıtlı olarak bir kişiyi öldürürse, öldürdüğü kişiye karşılık olarak onu Öldürmek caizdir.
Sonra, muhsan olduktan (yani dine uygun evlilik akdi yaptıktan) sonra zina yapılmasıdır. Yani, muhsan olan bir kişi zina ederse, suçuna keffaret olarak öldürülebilir. Yine, dinden dönüp müslümanlara savaş açan da öldürüle-bilir. Bu haklar (öldürmeyi haklı kılan sebepler) konusunda Rasûlüliah şöyle buyuruyor: "Bir müslümanm kanı ancak üç sebepten biriyle helal olur. Cana karşı can, Zina eden evli ve müslüman topluluğu terkederek, dinden çıkıp müslümanlara savaş açmak."[227] Allah âyetin sonunda: "Umulur ki onlar düşünürler..." buyurmaktadır. Yani Allah, bu beş şeyi terketmekle, akıllı kişiler arasında yer alınacağını vaad ediyor. Çünkü Allah'a ortak koşan, ana-baba-sma kötü davranan, çocuklarını öldüren, zina fiilini işleyenler ve insanları öldüren kimsenin büyük günah işledikleri ortadadır. Yani, bu kişiler gaflette olmasalar bu büyük günahlara tevessül etmezler.Allah ikinci âyette: "Onlar akıl baliğ oluncaya kadar yetimin malına ancak en iyi bir şekilde yaklaşın. Ölçü ve tartıyı adaletle kullanın. Biz insanı ancak gücünün yettiğiyle sorumlu tutarız. Konuştuğunuz zaman akrabanız aleyhine bile olsa adaletli davranın; Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Hatırlayıp öğüt alasınız diye (Allah) size bunları tavsiye etmekte." buyuruyor. Bu âyette dört şey haram kılınmıştır: Yetimin malını yemek, eksik tartmak ve ölçmek, hüküm ve sözde zulüm (haksızlık) ve verilen sözü tutmamak. Noksanlaş-tırarak veya bozarak değil de ancak onu en güzel bir biçimde artırmak ve muhafaza etmek için yetimin malına yaklaşın. "Ta ki onlar akıl baliğ oluncaya kadar..." Bu ifade bir çocuğun yetim kabul edilip ona belirli şekilde davran-ıl-masını gerekli kılan yaş süresini açıklıyor. Bu süre doğum ve babasının vefatından bulûğa erinceye kadarki zamandır. Akıl baliğ olma, erkek çocukta, gece düşlenme (ihtilam) ve etek kıllarının çıkmasıyla anlaşılır. Kız çocuğunda İse, hayız (adet görme) ile. Çocuk on sekiz yaşına ulaşmakla birlikte, akıl ve baliğ olması şartına göre,[228] akıl baliğ değilse kefilinin sorumluluğunda kalmaya devam eder."Olçü [229] ve tartıyı adaletle yapın; biz kişiyi ancak gücünün yettiğiyle sorumlu tutarız." Allah ölçü ve tartıyı tam yapmayı emrediyor. Bir şeyi emir, aksini yasaklama demektir. Bununla ölçü ve tartıda eksiklik ve değişiklik yapmak haram kılınmaktadır. Ne eksik ne de fazla, "ölçüyü adaletle tam yapın." "Biz," yanılarak ve kasıtsız olarak eksik veya fazlalık yaptığında, müslümam sıkıntıdan kurtarmak için "kişiyi ancak gücünün yettiğiyle sorumlu tutarız.""Konuştuğunuz zaman yakınlarınızın aleyhine de olsa adaletli olun." Bu üçüncü haramdır. Bu haram, yalan söylemek ve yalan yere şahitlik yapmaktır. Çünkü yalan yere şahitlik yapmak hakkı gizlemektir. Bu durumda başkasına zulmedilmiş olur. Aynı zamanda Allah'ın emrine isyan edilmiştir. Onun için yalan yere şahitlik haramdır."Allah'a verdiğiniz sözü tutun." Bu dördüncü haramdır. Bu haram anlaşmaya uymama ve vaadden dönmedir. Çünkü anlaşmaya (sözleşmeye) uymayı emir, onu bozma ve uymamayı yasak etmek demektir." Hatır lay as iniz diye Allah bunları size tavsiye etti." Burada Allah'ın kullarına neleri haram kıldığına işaret vardır. Allah'ın bu tavsiyesi öğüt almaya, dolayısıyla O'nun haram kıldığından kaçınmaya sizi hazırlamak içindir. "İşte budur benim doğru yolum, ona uyun, (başka) yollara uymaym ki sizi O'nun yolundan ayıramasınlar. Korunmanız için (Allah) size böyle tavsiye etti." Bu, on adet tavsiye ihtiva eden âyetlerden üçüncüsüdür. [230]Ayet İslâm'ın inanç, hüküm, ahlâk ve adap olarak kabul edilmesini emrediyor. Aynı şekilde âyette "yollar" olarak ifade edilen başka din ve mezheplere uymak yasaklanıyor. İslâm'a sarılma emri devam ettikçe, aynı zamanda İslâm'dan ayrılmanın yasaklanmasını da ihtiva ediyor. Âyetin yasakladığı İslâm'ı bırakıp başka dinlere uyma, müşriklerin kendi arzusuyla ve ortaklarının onlara güzel göstermesiyle kıldığı haramlardan değil de Allah'ın, kullarına yasakladığı şeylerdendir. "Korunmanız için size böyle tavsiye etti." Âyette İslâm'a sarılmaya ve onun dışında olan inanç ve düşünceleri terketmeye işaret vardır. Bu tavsiye Allah'ın sizi takva sahibi olmaya hazırlaması içindir. Takva Allah'ın öfke ve azabından korkmaktır.[231]
Sonuç
1- Bu on tavsiye İslâm'ın dayanağı ve her iki dünyada insanın mutluluk kaynağıdır. Abdullah b. Mesud bu konuda şöyle diyor: "Kim üzerinde Allah mühürü bulunan tavsiyelere bakmak isterse En'am süresindeki bu üç âyeti okusun."
2- Şirk, ana-babaya karşı gelmek, çocukları öldürmek, zina ve eşcinsellik, ister söz ister iş isterse inanç olsun her kötü şey, haksız yere insan öldürmek, yetimin malım yemek, ölçü ve tartıyı noksan tutmak, yalan söylemek ve yalan yere şahitlik, sözünde durmamak, vaadden dönmek, İslâm'dan çıkmak, batıl mezhep ve sapık yollara uymak haramdır.
3- İlk beş haramdan sakınmak için akl-ı selim sahibi olmak gerekir.
4- Daha soraki dört haramdan kaçınmak için murakabe (kendi kendini kontrol) melekesinin mevcut olması şarttır.
5- Cehennemden ve her iki dünyada rezil ve rüsvay olmaktan kurtulmak için ölünceye kadar İslâm'a sarılmak, başka din ve yollardan uzak olmak gerekir. [232]
154- Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak ve yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitab'ı verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlar.
155- İşte bu Kur'an da indirdiğimiz mübarek kitaptır. O'na uyun ve korunun ki size rahmet edilsin."
156- Onu size indirdik ki; "Kitap, yalnız bizden önceki topluluğa yahudilere, hristiyanlara indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik, o kitapları okuyamıyor, dillerini anlayamı-yorduk" demey esiniz.
157- Yahut: "Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demey esiniz- İşte size de Rabbinizden açık delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenlerden daha zalim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.
Sözlük
Kİtap. Tevrat.Her şeyi açıklayıcı olarak. İsrail oğullarının akaid, ibadet, fazilet ve hüküm konularında ihtiyaç duydukları her şeyi açıklamak İçin.İşte bu indirdiğimiz kitap. Bu kitap Kur'an-ı Kerim'dir.Mübarek. İyilik ve faydası daimi olan.Bizden önceki iki topluluğa. Bunlar yahudi ve hristiyanlardır.Kitapları. Onların kitaplarım okumaktan habersizdik. Çünkü o kitaplar onların lisanıyla idi, biz ise bu lisanları bilmiyoruz.
O'ndan yüz çevirdi. Azabın en kötüsünü.[233]
Açıklama
Bu âyetler daha önceki âyetlerle bağlantılıdır.
154. âyette yer alan summe (sonra) kelimesi atıf içindir. Atıf yapılan yer, "De ki: Gelin size okuyayım..." âyetidir. Sonra Allah: Ey Rasûlüm, "Rab-lerine güzelce itaat eden kimselere" nimetini tamamlamak, İsrail oğullarının inanç, ibadet ve özel ve genel hükümlerinde ihtiyaç duyduğu her şeyi açıklamak ve yola iletici ve dünya hayatında davetten hayır ve adalete varıncaya kadar, Rablerine kavuşma ümidiyle yüklendikleri pek çok vazife sebebiyle, onlara rahmet olmak üzere Musa'ya indirdiğimiz kitaptır. İşte bu, 154. âyetin ihtiva ettiği mânadır. "Ta ki onlar Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlar." Bu sebeple de iyi işler yapıp, Allah'ın azab ve öfkesini çekecek serden ve kötü işlerden uzak dursunlar.
155. âyette Allah: "İşte bu da indirdiğimiz mübarek kitaptır. Öyleyse ona uyun ve korunun ki size rahmet edilsin..." buyurmaktadır. Allah bu âyette, inanan ve iyi işler yapan, ibadet ve öğrenme maksadıyla Kur'an'ı okuyan herkese ihsanda bulunduğunu bildiriyor ve Kur'an'ı indirmekle lûtufta bulunurken Kur'an'ı övüyor. O, kullarına Kur'an'da gelen inanç, ibadet ve hükümlere uymasına Kur'an'da gelen inanç, ibadet ve hükümlere uymayı emrediyor. Çünkü kim Kur'an'a uyarsa onu iki dünyada mutluluk ve kemâle götürür. "Sakının ki size merhamet edilsin"; yani Kur'an'a uyun, onun ölçülerine göre hareket edin. Allah'ın kanunlarına karşı sakının ki Dünya ve Âhirette size merhamet edilsin.
156. âyette ise: "Kitab sadece bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik, demeyesiniz diye (onu size indirdik)." Duyurulmaktadır. Bunun anlamı şudur: Allah, Rasûlü Muhammed'e kitap indirdi ve kâfir Araplar, sadece bizden önceki yahudi ve hıristiyanlara kitap indirildi, demesinler diye, Kur'an'ı insanlara tebliğ etmesini ve okumasını emrediyor. Burada müşriklerin sözünde geçen kitaptan maksat Tevrat ve İncil'dir. "Biz onların okumasından habersizdik." Çünkü biz ne onların dilini biliyorduk ne de kitaplarım nasıl okuduklarını. Dolayısıyla sizin lehinize, bİzimse aleyhimize elinizde delil olurdu. İşte bu delili ortadan kaldırmak için Kitab'ı indirdik.
157. âyette Allah: "Yahut bize kitap indirilseydi biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk, demeyesiniz diye size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi." buyuruyor. Böylece Allah, kıyamet gününde müşriklerin, kitap yahudi ve hristiyanlara indirildi, bize hiç bir şey indirilmedi, bu sebeple biz Rahbimizi bilemedik, onun sevdiği ve hoşlanmadığı şeyleri tanıyamadık ki sevdiği şeyleri yapıp hoşlanmadıklarını terkederek O'na itaat edelim, şeklinde özür beyan etmelerini engellemiştir. Yine, bize doğru yolu gösteren kitap indirilseydi, bizden önce kendilerine kitap verilen yahudi ve hris-tiyanlardan daha çok hidayet üzere olurduk, şeklinde özür beyan etmelerini de engellemiştir. "Size de Rabbinizden bir delil geldi." Bu delil Kur'an ve onu tebliğ eden Rasûlüllah'tır. Size Kur'an'ın taşıdığı hidayet ve rahmet geldi. Dolayısıyla kıyamet günü Allah katında delil olarak ileri süreceğiniz hangi deliliniz kaldı?! Çünkü siz bu delili ve onun taşıdığı hidayet ve rahmeti kabul etmediniz! Allah'ın âyetlerini yalanlayıp, ondan yüz çevirdiniz. Allah'ın âyetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimse yoktur. Allah sizi, âyetlerini yalanlayıp yüz çeviren kimseleri cezalandıracağı cezaya çarptıracaktır. 157. âyetin ihtiva ettiği anlam budur.[234]
Sonuç
1- Allah, Musa (a.s.)'a lûtufta bulunmuş ve ihsanda bulunduğu için övmüştür.
2- Kıyamet günü yeniden dirilme ve hesap gerçektir.
3- Kur'an ve onun taşıdığı bereket, hayır, hidayet ve rahmet övülür.
4- Allah Peygamber (s.a.v.)'i göndererek ve Kur'an'ı indirerek müşriklerin delillerini çürütmüştür.
5- Allah zulmü kötülemiş [235] âyetlerini yalanlayan ve ondan yüz çeviren kimseleri cezalandıracağını belirtmiştir.[236]
158- İnanmak için ille meleklerin gelmesini yahut Rabbinin gelmesini yahut da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün, daha önce inanmamış, ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye, artık inanması, fayda sağlamaz. Deki: "Bekleyin, biz de beklemekteyiz. "
159- Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya senin onlarla hiç bir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır, sonra Allah onların yaptıklarını haber verecektir.
160- Kim iyilik getirirse, ona o getirdiğinin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezalandırılır, onlar haksızlığa uğratılmazlar.
Sözlük
Rabbinin bazı âyetleri. Kıyamet alâmetleri, kıyamete çok yakın bir zaman güneşin batıdan doğması bu âyetlerdendir.Veya imanında hayrı elde etti. İmanında itaat ve ibadetten dolayı bir hayır elde etti.Dinlerini ayırdılar. Dinlerini birbirinden uzak ve farklı mezheplere, yollara ayırdılar.Gruplar haline geldilerKim bir iyilikle gelirse. Kıyamet günü kim Allah'a iman edipO'nun birliğini kabul eder, O'na ve Rasûlü'ne itaatten ibaretolan iyiliği getirirse.Ve kim bir kötülükle gelirse. Kim de Allah'a şirk ve isyanı getirirse.[237]
Açıklama
Şirkin batıl ve tevhidin hak olduğuna en büyük delil olan âyetler indirilip, deliller ortaya konduktan sonra, müşrikler Allah ve Rasûlüne düşmanlığa hâlâ devam ediyorlardı. Bu sebeple Allah, Rasûlüne şu âyeti İndirdi: "İnanmak için ille de ruhlarını çekip alacak meleklerin gelmesini yahut kıyamet günü hüküm vermek üzere Rabbinin gelmesini mi yahut ta güneşin batıdan doğması gibi kıyamet vaktinin yaklaştığını gösteren Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar?! Muhakkak ki yalanlamada inatçılık, Allah'ın zikrettiği yu-kardaki üç şeyi bekleyen kimsenin hâlidir. "Ama Rabbinin kıyamet vaktinin yaklaştığını gösteren bazı âyetleri geldiği gün [238]bu âyet kıyametin yakın olduğunu bildirmek için güneşin batıdan doğmasıdır- Allah, daha önce inanmamış olan kimsenin o an inanmasının kabul edilmeyeceğini ve bu imanın kendisine fayda vermeyeceğini haber veriyor. Çünkü kıyamet koptuktan sonra edilen iman tercihle değil, zoraki kabul edilmiş bir inanmadır. Yine, Kıyamet alâmetlerinden Önce bir insan inansa, fakat münafıklığından dolayı imanında bir hayır elde etmese veya hayır elde etmeyi arzu etmemiş olsa, bu da o kişiye fayda vermez ve bu imana karşılık kendisine cevap verilmez. Çünkü münafıklık küfürdür. Küfür ise Allah'ın reddettiği bir özelliktir."Bekleyin, biz de beklemekteyiz..." Allah, kendisine putiarı ortak eden müşriklere, Rasûlünün şöyle demesini emrediyor: "Beklediğiniz kadar bekleyin; biz de sizin helak olacağınız vakti bekliyoruz. Çünkü, bu vakit, hiç şüphesiz apaçık bir delildir."
159 ve 160. âyetlerde Allah, Rasûlüne, dinlerini paramparça edip bolük-pörçük olan yahudi ve hristiyanlar gibi insanları haber veriyor. Kim bu ümmetten bid'at ortaya atar ve o bid'ate uyarsa, birbiriyle münakaşa ve mücadele eden farklı grup ve fırkalar olurlar. "Senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur." Sen onlardan uzak, onlar da senden uzaktır. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. O Allah onları cezalandırmayı üzerine almıştır. Allah, onları kıyamet günü bir araya getirecek ve işledikleri şer ve şirki onlara haber verecektir. "Kim bir i-yilik getirirse, ona getirdiği iyiliğin on katı sevap vardır. Kim de bir kötülük getirirse, ancak dengiyle cezalandırılacaktır. Siz bizim tarafımızdan bir zulme uğratılmazsınız! Dolayısıyla biz onlardan iyilik yapanın hiç bir iyiliğini eksiltmez, kötülüğüne de fazladan kötülük katmayız. Bu, Allah'ın onlar hakkındaki hükmüdür. [239]
Sonuç
1- Allah kıyamet günü mahşer meydanında hüküm verecektir.
2- Kıyametin alâmetleri vardır. Bunlardan biri, güneşin batıdan doğması-dır. Bu doğuştan sonra tevbe kapısı kapatılacaktır.
3- Dinde gruplara ayrılmak haramdır. Yahudi ve hristiyanlar dinlerini parça parça ayırmışlardır. Bu ümmetin başına da grupçuluk gelip çatmıştır. Bu grupların, bir hadiste 73 tane olacağı haber verilmiştir.
4- Rasülüllah, onların dinlerini paramparça etmelerinden uzaktır ve aralarında hüküm verme işini Allah'a bırakmıştır.
5- İyiliklerin kat kat artması fakat kötülüklerin artmaması Allah'ın adaletindendir.[240]
Sözlük
Doğru öteden beri dost doğru gelen bozulmamış sapasağlam
İbrahim'in dini. Bu din İslâm dinidir.
Hakka yönelen.Kurbanım. Allah'a ibadet olarak kestiğim kurbanım.Hayatım.Rab isterim. Kendisine ibadet edeceğim Rab mı arayayım Hiç bir taşıyıcı taşımaz. Kimse kimsenin günahını çekmez. Başka yük, günah.
Yeryüzünün halifeleri. Bir nesil ölerek diğer bir nesil yaşayarak hayatın sonuna kadar birbirinizi takip edersiniz.
Size verdiğimiz şeylerde sizi imtihan etmek için. Size verdiği sıhhat, hastalık, zenginlik-fakİrlik ve bilgi ve cehalet gibi ko-nularda sizi denemek için.[241]
Açıklama
Bu âyetlerle, sayısı yüzaltmiş küsuru bulan bütün âyetleri müşriklerle mücadeleyle ve belki inanırlar, müslüman olurlar diye hidayet yolunun onlara açıklanmasıyla ilgili olan bu sûre son bulmaktadır.
Bu âyetlerde Allah, Rasûiü'ne, müşriklerden ayrı olduğunu ilan etmesini emrediyor ve şöyle buyuruyor: "De ki: Namazım [242] ibadet için kestiğim kurbanım, "yaşamım", yani ben yaşarken Allah'ın bana verdiği herşey, "ölümüm," yani ölürken üzerinde bulunduğum ibadet ve iyi işler sadece "âlemlerin Rabbi olan Allah içindir."
"O'nun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum." Yani Rabbim bana bunu emretti "Ben müslüman olanların ilkiyim."
Yine, Allah» müşriklerin, Peygambere kendi ilâhlarına kendileriyle beraber ibadet etmek, müşriklerin de Peygamberle beraber Allah'a ibadet etmek, biçiminde teklifte bulunmalarını hoş görmüyor ve buyuruyor ki: "De ki: Allah'tan başka Rab mi arayayım?" Halbuki Allah, bu hayatta mevcut olan herşeyin Rabbi, nzık vereni, koruyanı ve yaratanıdır... Allah, Rasûlüne herkesin kazandığı iyilik ve kötülüğün kendisine ait olduğunu ve hiç bir kimsenin başka bir kimsenin işlediği günahı taşımayacağını ve hepsinin dönüşünün Allah'a olduğunu haber veriyor. "Sonra sizin dönüşünüz Rabbinizedir. O, size ihtilâfa düştüğünüz konulan haber verecektir." Yani aranızda hüküm verecek, kurtulan kurtulacak, yok olan da yok olacaktır.
Yine Allah, Rasûlüne şöyle demesini haber veriyor: "Sizi yeryüzünde bir biri ardınca yaratan odur." Siz birbirinizi takip edersiniz; biriniz ölür, diğeriniz geride kalır, o ölür diğeri geride kalır. "Derece bakımından sizin bir kısmınızı bir kısmınızdan üstün yaptı." Şu fakirdir, bu zengindir, bu sağlıklıdır, o hastadır... Sonra Allah bizim hakkımızdaki bu takdirinin sebebim şöyle açıklıyor: "Size verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için." Ta ki şükredeni, nankörlük edeni görsün. İmtihanın sonunda ortaya çıkacak olan sonuç ya başarılı olmak ya da kaybetmektir. Bu sebeple Allah: "Rabbin cezası çabuk olandır. O, bağışlayan, esirgeyendir." buyuruyor. Çünkü o nankörü cezalandıracak, şükredeni ise affedip esirgeyecektir.[243]
Sonuç
1- İbrahim'in dini İslâm'dır.
2- Namaz için kalkarken, "namazım, kurbanım, Ölümüm, yaşamam alemlerin Rabbi olan Allah içindir" demek caizdir.
3- Allah'tan başka Rab aramak caiz değildir. Çünkü her şeyin Rabbi
O'dur.
4- Allah'ın adaleti dünyada olduğu gibi kıyamet de günü tecelli edecektir.
5- Allah'ın suçlulara ceza verme adaleti de kıyamet günü gerçek olacaktır.
6- İnsanlar zenginlik, fakirlik, sağlık, hastalık, v.b. yönlerden birbirlerinden farklıdır. Her şeyde Allah'ın idaresinin belirtisi vardır. Gaflette olanlar değil de hatırlayanlar bunlardan istifade ederler.[244]
[1] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/467.
[2] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/467-468.
[3] Taberani'nin Abdullah b. Ömer'e -Allah her ikisinden de razı olsun- dayanarak
bildirdiğine göre Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- şöyle
buyuruyor: "En'am sûresi bana bir bülün halinde bir defada indirildi. Bu
sûreyi yetmiş bin melek yola çıkardı, onlar bu uğurlama sırasında yüksek sesie
ve hep bir ağızdan hamd ve teşbih ediyorlardı." Sûreye "En'am"
adının verilmesinin sebebi, içinde "En'am" kelimesinin altı kez
geçmiş olmasıdır. Bir
[4] "O ki. gökleri ve yeri yoklan varelti: karanlığı ve aydınlığı yarattı." Bu iki ifade
Yüce Allah'a hamdetmenin gerekçelerini gösterir. Çünkü kâinat cevherlerden ve arazlardan oluşur. Cevherler gökler, yer. göklerdeki, yerdeki ve bu ikisi arasındaki bülün varlıklardır. Arazlar ise karanlıklarla aydınlıktır. Öyleyse bütün bunlardan oluşmuş kâinatı yaratan Allah kuiluk edilmeye lâyıktır, başkası böyle bir saygıya lâyık değildir. Böylece hem pullar, melekler ve peygamberler gibi cisimlere, hem de zerdüştilerin taptıkları karanlıklar ile-aydınlığa kulluk edilmesi yolundaki düşünceler kökten çürütülmüş, gerekçesiz bırakılmış oluyor.
[5] Tefsir bilgini Kurtubi: "Bütün cevherlerin bir cinsten olduğuna dair bu ayette delil var mı?" diye soruyor. Sorunun cevabı "evet"ür. Çünkü toprağın canlı, güçlü, bilgili bir insana dönüşmesi caiz olduğuna göre, cevherlerin diğer bütün hallerine dönüşmesi de caizdir. Sebebine gelince bu ayet cansızın canlıya dönüşmesinin mümkün ve geçerli olduğuna delil teşkil etmektedir.
[6] Yüce Allah'ın insanın topraktan yaratıldığını belirtmesinde ölümden sonraki dirilişi inkâr edenlerin görüşlerini reddetmeye yönelik bir işaret vardır. Onlar ikinci bir hayatın mümkün olamayacağı yolundaki iddialarını öldükten sonra toprağa dönüşmelerine dayandırırlar. Fakat ioprağa dönüştürülmesinin yeniden yaratılmalarının delili olduğunu gözardı ederler. Çünkü toprağa dönüştürülmekle asli yaratılışlarına döndürülüyor, böylece ilk hayatlarından daha mükemmel bir hayata döndürülmeye elverişli hale getirüiyorlar.
[7] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/468-469.
[8] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/470-471.
[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/471.
[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/471-472.
[11] Bunun Kur'an'daki delili şu ayettir: "Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizle işlediğiniz günahlar yüzündendir; Bununla birlikte Allah çoğu günahlarınızı affeder. (Şura, 30)"
[12] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/472-473.
[13] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/473-474.
[14] Abdullah b. Abbas -Allah her ikisinden de razı olsun- bu ifadeyi şöyle açıklıyor: Burada sözkonusu olan gökle yer arasında asılı duran ve müşriklerin gözleri ile görebilecekleri bir kitaptır. Yoksa sözkonusu olan vahiy olsaydı, o zaten olmakta olan bir olaydı. İşle müşrikler o gözleri ile görecekleri somut kitaba bile inanmaya yanaşmayacaklardı.
[15] Bu müşriklerin bir önerisi idi. Onları bu öneriyi yapmaya kibirlilikleri ve inatçılıkları şevketinizi.
[16] Çünkü Yüce Allah'ın yasasına göre anlaşma, konuşma ve ilişki kurma aynı türden iki canlı arasında olabilir. İnsan ile insan, hayvan ile hayvan gibi. Buna göre melek ile insan ya da insan ile hayvan arasında anlaşma, konuşma ve ilişki olmaz.
[17] Bu ayette Peygamberimiz teselli edilmektedir. Böylece hemşehrilerinin alaylarına, hakaretlerine, inatçılıklarına ve büyüklük taslamalarına karşı sabırlı olmasına çalışılmaktadır.
[18] Tefsir bilgini Kurtııbi'yc göre bu tür geziler eski milletlerin eserlerinden, yurtları yıkıma uğramış halkların kalıntılarından ibret alındığı takdirde mendüp-tur, yani güzeldir. Benim görüşüme göre bu tür gezilere çıkanlar eski milletlerden kahin yıkıntıları gaflet içinde, yemekli-içkili eğlencelerin başıboşluğuna kapılarak değiK yaşlı gözlerle ya da hiç olmazsa ağlamaklı yüzlerle ziyaret etmelidirler.
[19] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/474-475.
[20] Bu meşruluğun dayanağı Yüce Allah'ın "Dünyayı geziniz..." diye başlayan yu-kardaki ayetidir. Sünnet kaynaklı delili de Peygamberimizin -salât ve selâm üzerine olsun- şu sahih hadisidir: "Ben daha önce mezarlıkları ziyaret etmenizi yasaklamıştım. Ama bundan böyle oraları ziyaret ediniz. Çünkü mezarlıklar size ahireti hatırlatır."
[21] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/475-477.
[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/477-478.
[23] Bu ifade müşriklerle yapıldığı farzediien bir başka tartışmadır. "Onlara de ki: Göklerdeki ve yerdeki tüm varlıklar kimindir? Eğer onlar bu soruya "Kimindir?" diye soru ile karşılık verirlerse, kendilerine hemen "Allah'ındır" diye cevap ver. Fakat onlar "Allah'ındır" sözünden başka bir karşılık vermezler, Çünkü Allah'tan başka bir yaratıcının, bir rızık vericinin, bir mülk sahibinin olmadığını biliyorlar.
[24] Yüce Allah bundan dolayı onları kâfirliklerinin ve inatçılıklarının gerektirdiği cezaya hemen çarptırmaz. Buhari ile Müslim'in Ebu Hureyre'ye -Allah ondan razı olsun- dayanarak bildirdiklerine göre Peygamberimiz şöyle buyuruyor: "Yüce Allah kâinatı yarattığında Arş'ının üstünde, yanında bulunan bir kitapta 'Benim rahmetim Öfkemi yener diye yazmıştır.
[25] Yani O herkesin rızkını verir, fakat O'na rızık veren biri yoktur ihtiyacı da yoktur. Nitekim başka bir ayette: "Ben onlardan nzık istemiyorum, bana yiyecek vermelerini beklemiyorum" (Zariyat, 57") buyuruluyor. O kullarını rızık vererek doyurur, fakal O'nu doyuran biri yoktur. Çünkü O'nun yaratıkları gibi beslenmeye muhtaç olduğu düşünülemez.
[26] "Eğer Rabbiine karşı gelirsem" cümlesinde Allah'a karşı gelmenin ne kadar çirkin bir nankörlük olduğuna işaret vardır.
[27] Yani Kıyamet günü azap kimden uzak tutulursa Allah ona merhamet ederek kendisini ateşten kurtardıktan sonra üstelik cennetine koymuştur.
[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/478-480.
[29] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/480-481.
[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/481-482.
[31] Durr, yani musibet, insana elem veren, insanın mutluluğuna ters düşen her tür kötülüktür. Bunun karşıtı fayda'dır ki, o da insanın mutluluğu ile uyuşan her iyilik demektir. Buna göre buradaki "durr" kelimesi hastalık anlamına gelen "maraz" kelimesinden daha geniş kapsamlıdır. Çünkü durr kelimesi hastalık ile birlikte insana zarar veren diğer bütün halleri de içerir.
[32] Bunun delili Tirmizi'de yeralan Abdullah b. Abbas'm -Allah her ikisinden de razı olsun- rivayet ettiği şu sahih hadistir: Peygamberimiz Abdullah b. Abbas'a şöyle buyuruyor: "Evlâdım, bir şey isteyeceğin zaman Allah'tan iste; yardım dileyeceğin zaman Allah'tan dile. Bilesin ki, bütün ümmet sana bir yarar sağlamak üzere biraraya gelse, sadece Allah'ın üzerine yazdığı yararı sana sağlayabilir. Yine bütün Ümmet sana bir kötülük yapmak amacı ile biraraya gelse, sadece Allah'ın hesabına yazdığı bir kötülüğü sana yapabilir. Artık kalemler havaya kaldırılmış ve sayfalar kurumuştur."
[33] Peygamberimiz Buhari'de yer alan bir hadisinde şöyle buyuruyor; "Benden işittiklerinizi, tek bir ayet bile olsa, başkalarına duyurun. İsrailoğullan hakkında konuşun. Bu sakıncalı değildir. Kim bilerek benim adıma yalan söz uydu-rursa cehennemdeki yerini ayırsın!" Tefsir bilgini Mukalil: " İnsan olsun, cin olsun, Kur'an kime ulaşırsa o onun için uyarıcıdır," diyor. Yine Tefsir bilgini Kurtubi de: "Kur'an kime ulaşmış ise o Peygamberimizi görmüş ve O'nu dinlemiş gibidir," diyor.
[34] Bu soru kınama ve azarlama ile karışık reddetme anlamı taşır. Reddedilen şey müşriklerin cahillikle ve inatçılıkla putların ve taşların ilâh olduğu biçimindeki dayanaksız şahitlikleridir.
[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/482-483.
[36] Yunus sûresinde yeralan bu konudaki ayetler son derece çarpıcıdır. Yüce Allah, peygamberi Yunus'a şöyle sesleniyor: "Allah dışında sana ne yarar ne zarar do-kunduramayan putlara, düzmece ilahlara sakın tapma! Eğer böyle bir şey yaparsan o takdirde kesinlikle zalimlerden olursun. Eğer Allah başına bir sıkıntı verirse onu O'ndan başka hiç kimse gideremez. Eğer sana bir yarar dokundurmak islerse O'nun lütfunu hiç bir şey engelleyemez. O yararı dilediğine dokundurur. Allah affedicidir, merhametlidir." (106-107)
[37] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/484-485.
[38] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/485.
[39] Bu soru azarlama içerikli olumsuz bir sorudur. Yani hiç kimse Allah hakkında yalan uydurandan ya da O'nun ayetlerini inkâr edenden daha zalim olamaz. "Allah'ın ayetleri" deyimi Kur'an'in ayetleri ile Peygamberimizin gösterdiği mucizeleri içerir.
[40] Yani: Ey Muhammed. sorgulama ve hesaba çekme işleminin gerçekleşeceği günü ve o gün o müşriklerin halinin nice olacağını kavmine hatırlat.
[41] Müşrikler, ahirette Yüce Allah'ın tevhid inancının bağlılarını affettiğini, onların günahlarını görmezden geldiğini görünce, müşriklikle ilgilerini keserler, ondan uzak olduklarım söylerler.
[42] Uydurdukları yalanın açıklaması şöyledir: Onlar taptıkları putlar için: "Bunlar bize Allah katında aracı olurlar, bizim O'na daha yakın olmamızı sağlarlar..." diyorlardı. Fakat bu durumda yalanları ve iftiraları uçup gitti ve acı gerçeğin çıplak yüzü ile karşı karşıya kaldılar.
[43] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/486-487.
[44] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/487-488.
[45] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/489.
[46] Abdullah b. Abbas'uı bildirdiğine göre Mekke müşriklerinin liderlerinden Nadir b. Haris'c. "Muhammcd ne diyor?" diye sordular. Nadir şöyle dedi: "Dudaklarını oynattığını görüyorum. Söyledikleri eski masallardan başka bir şey değildir. Tıpkı benim size anlattığım eski çağlara ait hikayeler gibi." Nadir anlattığı hikayeler ile meşhurdu. Bu hikayeleri ticaret amacı ile eski İran'a yaptığı gezilerde öğrenmişti.
[47] Yani onlar sırat köprüsü üzerindedirler ve cehennem altlanndadir. Ya da cehennemin yakınında durdurulmuşlar da orayı gözleri ile görebiliyorlar. "Görsen!" şartının cevabı gizlidir. Bu gizli cevap, "o zaman korkunç bir manzara ile karşılaşırdın" biçiminde ifade edilebilir.
[48] "Daha önce gizli tuttukları şeyler açıkça karşılarına çıktı" ayeti şöyle açıklanabilir: Dünyadayken sakladıkları kâfirlik, yalanlama ve inatçılık gibi suçlar açık bir biçimde karşılarına çıktı... Bu ayet şöyle de yorumlanabilir: Bu kâfirler dünyadayken kendilerine anlatılan dini hükümlerin ve tevhid ilkesinin doğru olduğunu biliyorlardı. Fakat kafir yoldaşları ve müşrik bağlıları durumun farkına varmasınlar diye bu bilgilerini gizli tutuyorlardı.
[49] Onların bedbahtlıklarının sebebi budur. Yani yeniden dirilişi ile ahiret günü hesaplaşmasını inkâr etmeleri ve dünya hayatından başka bir hayat olmadığı yolunda kendilerini kandırmalarıdır.
[49] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/489-491.
[50] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/491-492.
[51] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/492.
[52] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/493.
[53] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/493-495.
[54] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/495.
[55] Rivayel edildiğine göre Ebu Cehil ve onunla beraber Kureyş'ten bir grup insan Nebi (s.a.v.)'nin yanına geldiler ve ona: "Seni yalanlamıyoruz, muhakkak sen bize göre doğrusun, anCak biz senin getirdiğini yalanlıyoruz!" dediler. Ayet, bu rivayetin doğru olduğuna şahittir. "Seni yalanlıyorlar" sözünün manası, seni yalana nisbet ediyorlar ve sözünü reddediyor!ardır.
[56] İbn İshak ve başkalarının rivayciinc göre: Ahncs b. Şerik, Ebu Cehil'e gelerek ona dedi ki: "Ey Ebu Hakem, (Ebu cehil'in künyesi Ebu hakem'dir) Mu-hammed'den işittiğim sözler hakkında görüşün nedir?" Çünkü müşrikler Peygamberimizin evine geliyor, o namaz kılarken Kur'an dinliyorlar, gün ağarmca dağılıyor!ardı. Ebu Cehil ona şöyle dedi: "Ne işitlin?" "Biz ve Abd-i Menaf oğulları şerefte mücadele ettik. Onlar yedirdi biz de yedirdik. Onlar verdi biz de verdik: Her konuda onlarla at başı yarıştık; Şimdi onlar kendisine gökten vahy inen peygamber bizdcn,diyorlar. Biz bunu asla kabul edemeyiz, dedi.
[57] Senin gibi birine bu gibi şeyler uygun değildir. Bütün bunlar Rasûlüllah'ı teselli etmek ve onu sabretmeye yöneltmek içindir. Kıyamet gününe kadar Allah yoluna her çağıran, eziyetle ve yalanlamayla yüz yüze gelecektir.
[58] Mânânın, bilginin ve ağır başlılığın zıddı-olan cchl olması da caizdir. Birinci mânâyı Allah dileseydi onları hidayet üzere toplardı, ikinci mânaya "sana onların yüz çevirmeleri ağır geliyorsa" âyeti uygun düşmektedir.
[58] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/495-496.
[59] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/497-498.
[60] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/498.
[61] Ayet indirmemcsinin hikmeti, indirseydi onlar inanmayacak ve onları helak ed-
ecekti. Fakal Allah onların neslinden kendisine ibadet eden ve bir olduğunu kabul eden kimseler çıkarmak için onları bırakmayı, helakeimcmeyi istiyordu.
[62] İnsanla hayvan ve kuş arasındaki bu benzerlik, insanın hayvana zulmetmemesi-
ni, eziyet etmemesini ve emrcdildiği şeyi aşmamasını gerektirmektedir. Aradaki benzerlik her ikisinin de Allah'ı teşbih etmesi ve vahdaniyetine delâlet etmesidir.
[63] Kurtııbi demiştirki: "Hayvanların hasredileceğim kabul etmek sahih olan görüştür. Her ne kadar hayvanlarda, hüküm sebebiyle kalem cereyan etmiyorsa da kendi aralarında olan şeylerle hesaba çekileceklerdir. Ebu Zer'den rivayete göre: Rasûlüllah'ın yanında iki koç toslaşmış, Rasûlüllah: "Ey Ebu Zer bunların toslaşmaları konusunda bir şey biliyor musun?" demesi üzerine, Ebu Zer: "Hayır," demiş. Rasûlüllah Allah biliyor ve aralarında hükmedecek!" demiştircek,
[64] "Haşrolunacaklar" ayeti hakkında bunun ölüm olduğu söylenmiştir. îbn Abbas'tan gelen rivayet budur. Mücahid ve Dahhak da aynı şeyi söylemişlerdir. Haşr'ın kıyamette iekrar dirilmek olduğu da söylenmiştir. Doğru olan da budur.
[65] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/498-500.
[66] İbn Kesir, Hafız Ebu Yala. Cabir b. Abdillah'tan gelen kendi senediyle şöyle rivayet etmektedir: "Çekirgeler Ömer (r.a)'m halifeliği zamanında bir sene görülmedi. Çekirgeleri sordu, ona hiç birşey haber verilemedi. Bu sebeple hüzünlendi ve Şam'a varıncaya kadar çeşitli bölgelere atlı gönderdi. O şöyle soruyordu: "Çekirgelerden her hangi bir durum görüldü mü görülmedi mi?" Yemen tarafından gelen kişi bir avuç dolusu çekirge getirdi ve Ömer'in önüne attı. Ömer bunu görünce tekbir getirdi ve şunu söyledi: Rasûlüllah'ı şöyle derken işittim: "Allah bin ümmet yarattı. 600'ü denizde 400 rü karadadır. Bunlardan ilk yol alacak çekirgelerdir."
[67] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/500.
[69] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/10.
[70] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/11.
[71] "Ansızın ve alenen" kelimeleri,
[72] Ayetteki soru, onlar aleyhine zulmü kaydederek ve helak sebeplerinin kendi zulümleri olduğunu bildirerek, helakin sadece zulüm sahipleri hakkında geçerli olduğunu ifade etmek içindir.
[73] "Müjdeleyici ve uyarıcılar" kelimesi gramer olarak, "Peygamberler" kelimesinden hâldir. Bu iki kelimede peygamber göndermenin sebebi mevcuttur. Müjdeleme kelimesinin mânası gizli bir işi haber verme; uyarma kelimesinin mânası ise ister dünyevî ister uhrevî olsun zararlı bir haberi iletmedir. Burada her iki kelimeden maksat Âhiretin nimet ve azabıdır.
[74] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/11-12.
[75] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/12-13.
[76] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/14.
[77] Âyet müşriklerin çeşitli şeyler istemelerine karşılık olan cevaptır. Allah, Rasûlüne: "Ben Allah'ın rızık hazinelerine sahip değilim ki sizin istediklerinizi verebileyim. Gaybı da bilmem ki beklediğiniz azabı haber verebileyim. Ben sadece bana vahyedileni haber veririm..." demesini buyuruyor.
[78] Bu ifade Rasûlüllah'ın ietihad etmesini ortadan kaldırmamaktadır. Çoğunlukla Rasûlüllah iclihad eder, hakkında nas bulunan konuya kıyas ederdi. Fakat hak olmayan ve Allah'ın razı olmayacağı şeyde karar kılmazdı.
[79] Bu soru şeklindeki hitapta mü'minle kâfir arasında tam bir farklılık olduğuna işaret vardır. Müslüman görendir, kâfir ise kör olandır. Dolayısıyla onlar düşünemez ve küfür karanlığından çıkamazlar.
[80] Âyette putların, ibadet edenlerine şefaat edemeyeceğine delil vardır. Aynı şekilde "Biz Allah'ın oğullarıyız, bize babamız şefaat edecek diyen ehl-i kitabın iddiasını iptal söz konusudur. Kıyamette şefaat. Allah'ın şefaat edenizin, şefaat edilene razı olmasıyla olacaktır.
[81] Müslim'in Sa'd b. Ebi Vakkas'lan rivayetine göre o şöyle demiştir. "Biz bir gün
altı kişi Rasulullah'la beraberdik. Müşrikler Rasûlüllah'a dedi ki: "Şunları yanından uzaklaştır." Onlar kovmak için bize karşı cesaret edemedikleri için peygamberin bizi kovmasını istiyorlardı. Bu altı kişi şunlar idi: Ben, îbn Mesud, Huzeyl'den bir adam, ve ismi olmayan iki kişi ve Bille beraberdik. İşte bu olay üzerine Allah Teâlâ şu ayetini peygamberine indirdi: "Sabah-akşam Rablerinin rızasını isteyerek dua edenleri Kureyş büyüklerinin arzusuna uyarak kovma...
[82] Âyette, insana makam ve elbise sebebiyle saygı göstermenin, adı sanı olmaması ve elbisesinin eski olması sebebiyle hakir görmenin caiz olmadığını işaret ediyor.
[83] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/14-16.
[84] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/16.
[85] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/18.
[86] Evdeyl b. Abbas'tan rivayete göre: Müslümanlardan bir grup Rasûlüllah'a geldi ve biz günah işledik bizim için af dile, dediler. Rasûlüllah onlardan yüz çevirdi ve bu âyet indi.
[87] Yani, Allah size din ve canınız konusunda da emniyet lütfetsin. Rasûlüllah on-
ları görünce önce selâm veriyordu ve şöyle diyordu: Ümmetimden, kendilerine önce selâm vermemi isteyen kimseler çıkaran Allah'a hamdolsun."
[88] Buradaki "yazma" farz kılma manasınadır.
[89] Burada dua lafzî söylenmiş ve ibadet kastedilmiştir. Çünkü duada, Allah'a kulluğun ortaya konması söz konusu olduğundan, dua ibadet ve ibadetin Özüdür.
[90] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/18-20.
[91] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları:3/20.
[92] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/22.
[93] Buhari'nin İbn Ömer'den rivayetine göre Nebi (s.a.v.) şöyle demiştir: "Gaybın anahtarları beştir; bunları Allah'tan başkası bilemez. Rahimlerin neyi gizlediğini yalnız Allah bilir, yarın ne olacağını yalnız Allah bilir, yağmurun ne zaman nereye ne kadar yağacağını Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Hiç bir kimse nerede öleceğini bilemez, ancak Allah bilir. Kıyametin ne zaman kopacağını yalnız Allah bilir."
[94] Müslim'in Hz. Aişe'den rivayetinde, Hz. Aişe şöyle diyor: "Rasûlüllah'm yarın ne olacağını haber verdiğini iddia eden, Allah'a en büyük iftirayı atmıştır."
[95] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/22-23.
[96] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/23-24.
[97] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/25.
[98] Bu cümle onlar için azarlama anlamı taşımaktadır. Yani, Rabbinizin sizi kurtarmasına rağmen siz ona şirk koşuyorsunuz. Bu ne alçaklık bu ne küstahlık!.. Ne var ki onlar önceden de Allah'a şirk koşuyorlardı.
[99] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/25-26.
[100] Müslim'in Şevban'dan rivayetine göre Rasûlüllah şöyle demiştir: "Al!ah benim için yeryüzünü bir araya getirdi, doğusunu batısını gördüm. Ümmetimin hakimiyeti benim için toplanan yerlere ulaşacak. Bana kırmızı ve siyah iki hazine verildi. Allah'tan ümmetimi umumi afetle helak etmemesini ve kendilerinden başka düşmanı onlara musallat etmemesini istedim ki onların güçleri gitmesin. Allah dedi ki: "Ben bir hüküm verince o reddedilmez. Senin ümmetin birbirlerine düşüp, savaşıp birbirlerini esir etmeye kalkışmadıkça onlara umumi bela vermeyeceğim. Bütün düşmanları ümmetinin aleyhine toplansa bik-onlara zarar veremezler.
[101] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/26-27.
[102] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/28-29.
[103] Hitap, Rasûlüllah ve ashabınadır, fakat ümmeti de bu hitaba dahildir. Ayette büyük günah sahipleriyle, özellikle günah işlerlerken onların yanında oturmanın caiz olmadığına delil vardır. Bu görüş selefin, bu mesele hakkındaki görüşüdür.
[104] Müşriklerin oyun ve eğlence yerine koydukları din hakkında ihtilaf edilmiştir.
Açık olan, Peygamberin getirdiği İslam'dır. Çünkü Allah'ın bundan başka dini yoktur ve Allah bu dinle Rasûlünü onlara göndermiştir. Dolayısıyla bu din, onların da dinidir. Maalesef onu reddetmişler, alay ederek oyun ve eğlence yerine koymuşlardır.
[105] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/29-30.
[106] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/30.
[107] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/32.
[108] Hidayetten sapıklığa döneriz.
[109] Kurtubi, "(hak ile) kelimesinin manası (hak söz demektir)'diyor." Yani o (kün)
kavlini kastediyor. Yine o "hak ile" kelimesinin "hikmetle" anlamında olduğunu söylüyor.
[110] İnsanların hatalarından biri de 'sur' kelimesinin resim manasına gelen suretin çoğulu olduğunu söylemeleridir. "Sura üfürülecek" demek "hayat tamam olacak" demektir. Sur kelimesini suret'in çoğulu anlayanların bu anlayışı, sahih hadislere ters düşmektedir. Çünkü Allah "ona bir kere daha üfürülecek" demiş. Âyette geçen üfürmek'ten maksat hayatın sona erdiği üfürmedir. Bundan sonra gelecek olan ba's (dirilme) üfürmesidir. Burada, onlar hesap alanındayken Sura üfürmesi ve dördüncü olarak, hesap için kalkacakları bir üfürme daha vardır. Böylece kıyametle birlikte iki ve kıyametten sonra iki olmak üzere Sur'a dört defa üfürülmüş olur.
[111] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/32-33.
[112] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/33-34.
[113] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/35.
[114] Azer'in başka bir ismi daha vardır ki o da Tarh'dır. Bu, Yakub'un hem Yakııb hem de İsrail isminin olması gibidir. Azerin, amcası olduğunu söyleyenler karıştırıyor. Bir Allah elçisinin babasının cehennemde olduğunu söylemeye dilleri varamadığından dolayı, Azer'in Hz. İbrahimin amcası olduğunu söylüyorlar.
[115] ibrahim'in kavmi Sabii idi. Yıldızlara tapıyorlar ve onlar için putlar yapıyorlardı. KeManilerin dini buydu. Onlar, putlara kendilerini Allah'a yaklaştırsın ve vesile olsun diye ibadet ediyorlardı. Bu nedenle onlar müşrik idiler.
[116] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/35-36.
[117] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/37.
[118] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/38.
[119] İbn Kesir'in, İbn Merduye'den naklettiğine göre Rasûîüllah şöyle demiştir: "Kime bir nimet verilirse şükretsin, verilmezse sabretsin. Kim bir günah işlerse af dilesin, kim bir haksızlığa uğrarsa affetsin. Kimde haklı olduğu halde susarsa..." Ona ne var, ey Allah'ın Rasûlü, denince: "İşte onlar için tam bir güven vardır ve hidayete eren onlardır!" buyurdu.
[120] İbn Mesud'dan es-Sahih (Buhari)de rivayete göre bu ayet indiğinde, ayet ashaba
ağır geldi ve şöyle dediler: "Hangimiz, kendine haksızlık etmedi ki? Rasûîüllah şöyle buyurdu: ""Haksızlık sizin zannettiğiniz gibi değildir. O, Lokman'm oğluna dediği: "Ey oğulcuğum, Allah'a şirk koşma, çünkü şirk büyük bir zulümdür, sözü gibidir."
[121] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/38-40.
[122] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/40.
[123] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/41.
[124] Ibn Abbas diyor ki: "Bu peygamberlerin hepsi Hz. İbrahim'in soyuna nisbet edilmiştir. Halbuki bazıları ne ana ne baba tarafından onunla irtibatlı değildir. Çünkü Lut, İbrahim'in kardeşinin oğludur. İsa'yı da, İbrahim'in zürriyetindcn saydı. Oysa o bir kızın oğludur." Buradan, Şafii ve Ebu Hanife, oğluna ve oğlunun oğluna vakfeden kimsenin vakfına, kızının oğlunun da dahil olduğuna karar vermişlerdir. Çünkü "Veled" sözü hem kızı hem de erkek çocuğu kapsar.
[125] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/41-42.
[126] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/42-43.
[127] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/43-44.
[128] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/44-45.
[129] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/45.
[130] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/46-47.
[131] Bunun anlamı şudur: Müşrikler: "Allah hiç bir şey indirmedi..." derlerken, Allah (c.c)'ın, kullarına karşı hiç bir delil getirmediğini, onlara, kendisinde menfaatleri olan hiç bir şeyi emretmediğini ve yine kendisinde zararları olan hiç bir şeyi de yasaklamadığını söylüyorlardı. Bu söyleriyle de Allah'ı hakkıyla tanıyamamış ve onun herşeye kadir olduğuna inanmamış oluyorlardı..
[132] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/47-48.
[133] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/48.
[134] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/49.
[135] Said b. Ebi Şerh, Rasûlüllah için "şüphesiz biz
insanı yarattık..." âyetini yazarken, yaratılışın tafsilatıyla
açıklanması, onu hayrete düşürmüş ve "münezzeh olan Allah yaratanların en
iyisidir" demiştir. Bunun üzerine, Rasûlüllah bu sözün âyet olarak inmiş
olduğunu söylemiş, bu olay üzerine Said şüpheye düşerek irtidat etmiş ve
müşriklere sığınmıştır. Mekke'nin fethinde tekrar İslâm'a dönmüş, Hz. Osman'ın
vasıtasıyla iyi bir müslüman olmuştur. Çünkü Hz. Osman'la Said süt kardeşidir.
Said, Afrika bölgesinin fatihidir. Allah'a, namaz kılarken canını alması için
dua ederdi. Bu sebeple
[136] Kurtubi diyor ki: Şu hadise de, bu üslûp kabilindendir: Bir kişi fıkıhtan, sünnetten ve selefin görüşünden yüz çevirir, "aklıma şu geldi, kalbim bana şunu haber verdi ve kalbim bana Allah'tan şunu haber verdi" der, bunlarla hüküm verir, bozukluktan arındığı ve dünyayı ve her şeyini terkettiği için böyle yaptığını iddia eder, bu hükümlerin sıradan halk ve geri zekalılar için verileceğini söyler... İşte bu kimseler zındıktır. Bu sözü söyleyen öldürülür. Tev-besi kabul edilmez ve bu sözleri ortadayken başka delile ihtiyaç duyulmaz.
[137] Rivayete göre Hz. Aişe bu âyeti okumuş ve şöyle demiştir. "Ben Allah Rasû-
lüne; Ey Allah'ın Rasûlü, kadın ve erkeklerin üstü başı açıldı, hep beraber Allah'ın huzuruna toplanacaklar, birbirlerinin avret yerlerine bakarlarsa (ne olacak?) dedim. Bunun üzerine o da şöyle dedi: O gün herkesin kendisine yetecek işi olacak; erkekler kadınlara, kadınlar erkeklere bakmayacak; uğraşacak başka işleri olduğundan birbirlerini ihmal edeceklerdir.
[138] Sahih-i Buhari'de şöyle bir rivayet yer almaktadır: Rasûlüllah şöyle dedi: "A-demoğlu malım, malım der. Senin yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden, ta-sadduk etmekle ayırdığından başka malın varmı ki? Bunların dışındakiler gider ve sonunda o malları, başka insanlara terkeder.
[138] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/50-51.
[139] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/51.
[140] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/53-54.
[141] Ölü nulfeyi diri insandan ve canlı insanı ölü nutfeden çıkarır.
[142] "Husbanen" demek; kullarının menfaatlerinin alâkalı olduğu hesapla, demektir. Husban, hesab kelimesinin çoğuludur. Bu mânaya göre âyetin anlamı şudur: Allah güneş ve ayın seyrini bir hesapla yapmıştır. Bu hesap ne artar ne de eksilir. Husban aynı zamanda ateşe de denir. Bir âyette: "Allah onların üzerine gökten (husban) ateş gönderir," buyurulmaktadır.
[143] Abdullah b. Mesud demiştir ki: "O nefsin, rahimde bırakılma ve Öleceği dünyada emanet olarak bırakılma süresi vardır." Bu yorum, kaf harfinin fethayla okunuşuna göredir. Tefsir(ler)de yazıldığına göre müfessirlerin çoğu müs-takarın (kalmanın) rahimde, müstevda'ın erkeğin belinde olduğunu söylemişlerdir. Said b. Cübcyr diyor ki: "Bana İbn Abbas: Sen evli misin? dedi. Ben de cevap olarak: Hayır, dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: Şüphesiz Allah, senin sırtından, oraya emanet bıraktığı şeyi çıkarır." Sizin için yeryüzünde belirli bir vakte kadar kalış ve emanet bırakılma vardır" âyetinde geçen müstakar, insanın kıyamet gününe kadar emanet olarak bırakılacağı kabirdir.
[144] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/54-56.
[145] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/56.
[146] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/57-58.
[147] "Halakahum" (Onları Allah yarattı) cümlesindeki "Onlar"ın "denk tutan kimselere" ait işaret ismi olması da mümkündür. (Bununla beraber) insanların Allah'a ortak ettikleri, O'nunla beraber ona da ibadet ettikleri cin için işaret ismi olması da mümkündür.
[148] İnsanların cinleri ortak etmeleri üç şekildedir: a- Cinne itaat ederler: Allah'la beraber ona da ibadet ederler, b- Meleklere: Hem meleklere Allah'ın kızı derler, hem de onlara itaat ederler. Bu "cinleri Allah'a ortak ettiler" âyetinin anlamıdır, c- Zındıklar demişlerdir ki: Allah, suyun, nurun, yer hayvanlarının, iblisin, karanlığın, yırtıcı hayvanların, yılanların ve akreplerin yaratıcısıdır.
[149] Bu, Allah'ın çocuğu olduğu sözünün batıl olduğuna en büyük delildir. Çünkü herşeyi O yaratmıştır. Allah her şeyi yaratmışken o şeyleri yaratanın çocuğu olduğu söylenebilir mi? Eğer bu söz doğru olsaydı, bir şeyler yapan her kişi için, yaptığı şeyin babasıdır, denirdi. Şüphesiz böyle söyleyen yoktur.
[150] "Gözler O'nu gÖremez"den maksat, yani tamamen idrak edemez, demektir. Bu
sebeple, cennette dostları O'nu gözle görecekler ve mübarek vechine bakacaklardır. Dünya hayatında, O'nun görülmesi imkânsızdır. Çünkü Musa görmey' istemiş, insan bundan aciz olduğundan bu gözlerle görememiştir.
[151] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/58-60.
[152] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/60.
[153] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/61.
[154] 'Okudun' kelimesi, mütalâa ettin (zakerte) yani sen onu ehli kitapla müzakere ettin, onlardan öğrendin, şeklinde de okunmuştur. 'Liye'kulu'daki "li" harfi netice bildirmek içindir. Yani, sonunda onlar, sen başkasından öğrendin, diyecekler, anlamındadır.
[155] Bu âyet cihadın farz olduğunu bildiren âyetle izah edilmiştir.
[156] Ayette, kaderin olmadığını söyleyen ve fiillerin takdir edilmediğini, onları, Allah'ın izni olmadan kendilerinin yarattıklarını iddia eden kaderiye mezhebinin batıl olduğuna delil vardır.
[157] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/61-62.
[158] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/62-63.
[159] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/63-64.
[160] İbn Abbas demiştir ki: Ebu Taiib'e Kureyş kâfirleri demişti ki: "Mulıammed ve arkadaşlarını ilâhlarımız hakkında ileri geri konuşmaktan ve onları aşağı düşürmekten ya vazgeçirirsin, ya da biz de onun ilâhına kötü konuşur ve aşağılamaktan." vazgeçmeyiz. Bu olay üzerine bu âyet indi. Bu hüküm kıyamete kadar bakidir. Eğer mü'minlerin, kâfirler hakkında kötü konuşması, Allah ve Rasûlüne kötü konuşmalarına sebep oluyorsa, mü'minlerin, onlar ve ilâhları hakkında kötü konuşması caiz olmaz.
[161] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/64-65.
[162] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/65.
[163] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/66-67.
[164] Buradaki vahiy, vesvese yoluyla onun kalbine batıl fikirler atar, demektir. Çünkü vahiy sessiz ve hızlı haber vermeye denir. Buna delil: "Sizden hiç bir kimse yoktur ki ona cinden bir arkadaş vekil kılınmasın" sözü üzerine, senin yok mu ey Allah Rasûlü, diye sorulunca, benim de var fakat, Allah ona karşı bana yardım etti ve müslüman oldu, hadisidir.
[165] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/67-68.
[166] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/68.
[167] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/69-70.
[168] Kûfeli alimler "kelime" sözünü tekil olarak "kelime" şeklinde okumuşlardır. Diğerleri ise çoğul olarak "kelimat" şeklinde okumuştur. Kelimat hakkında İbn Abbas şöyle diyor: Kelimeler, Allah'ın vaadleridir.
[169] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/70-71.
[170] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/71.
[171] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/72-73.
[172] Bu âyet yeme içme ve boğazlama sırasında Allah'ın isminin anılmasının gerekli olduğu konusunda delildir.
[173] Nesai'nin İbn Abbas'dan rivayetine göre: Müşrikler müslümanlarla münakaşa etmişler ve "Allah'ın boğazladığını yani kesilmeden kendi kendine öleni yemeyin, kendi boğazladığınızı yiyin," demişlerdi. Bu sebeple Allah "Üzerinde Allah'ın isminin anıimadığı hayvanlardan yemeyin" buyurdu. Lafzın hususiliği mânanın umumiliğine engel değildir. Lafızlarda sebebin hususi olmasına değil lafzın umumi olmasına itibar edilir. Bu sebeple .âyetten şunlar anlaşılır: Boğazlama sırasında Allah'ın adını anmak gerekir. Eğer müslüman Allah'ın adını anmayı unutursa, boğazladığı yenir, kasıtlı olarak terkedcrse yenmez. Bazı fa-kihler müslümanm hafife almadıkça, kasten terki sebebiyle, boğazladığının haram olmadığını söylerler.
[174] Ayet, Allah'ın haram kıldığını helâl sayanın kâfir olduğuna delildir. Ölü etini Allah haram kılmıştır. Eğer Allah'tan başkasının helâl kıldığını duyan bunu gönülden kabul ederse yine müşrik olur. İbn Arabî diyor ki: Müslüman müşrike inançta itaat ederse müşrik olur. Eğer amelde itaat eder fakat akidesi sağlam olur; tevhid ve tasdik üzere devam ederse kâfir değil asidir.
[174] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/73-74.
[175] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/74-75.
[176] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/76.
[177] Ayet bütün mü'min ve kâfirleri kapsamaktadır. Ölüm, cehalete de denir.
[178] Âyette takdim ve tehir vardır. Yani başka bir hikmete dayalı olarak cümle sıra-
lamalarında gramer açısından önce gelmesi gereken söz sonra gelmiş, Ekabir, ekber kelimesinin çoğuludur. Oranın ileri gelenleri ve büyükleridir. Ekabir Özellikle zikredilmiştir. Çünkü bir beldenin üeri gelenleri, diğer insanlara göre bozgunculuğa en fazla gücü olanlardır.
[179] Bu bir takım insanların söylediği sözdür. Velid b. Mugİre RasûlüIIaha demişti ki: Eğer peygamberlik gerçek olsa idi, ben ona senden daha layık olurdum. Çünkü benim yaşım senden büyük ve senden daha çok mala sahibim!.. Ebu Cehil de şöyle demişti: Bize de sana geldiği gibi vahy gelmedikçe, biz sana inanmayız ve tâbi olmayız.
[180] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/76-77.
[181] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/78.
[182] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/79-80.
[183] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/80-81.
[184] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/81-82.
[185] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/83.
[186] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/83-84.
[187] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/84-85.
[188] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/86.
[189] Zengin, başkasına muhtaç olmayan kimsedir. Mahlûkatın zenginliği hakiki değil nisbidir. Allah'ın zenginliği ise hakikidir. Bu sebeple "Rabbin zengindir" ifadesi, Rabbin hiçbir kimsenin ortak olmadığı mutlak zengindir, anlamındadır. Bunun için âyette gerçek zenginlik sadece Allah'a ait kılınmıştır.
[190] Bu emir tehdit içindir. (Yani Türkçe karşılığı: "Yapın bakalım, sizinle nasıl olsa görüşeceğiz! demektir.")
[191] Bunlar çok kuvvetli tehdit içeren cümlelerdir. Aynı zamanda Rasûlüllah'ın, Allah'ın yardımından ve iyi sondan emin olduğuna işaret etmektedir. Akibet, işin sonu ve yapılan işin eseri, anlamındadır. Bir şeyin akibeti demek, o şeyden ortaya çıkan netice, demektir.
[192] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/86-87.
[193] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/87.
[194] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/89-90.
[195] Kurtubi diyor ki: Bu âyette şuna delil vardır: Alime yakışan, kabul etmese bile muhalifinin sözünü öğrenmesi, bu sebeple de onun görüşünün bozuk olduğunu tanıması ve ona nasıi cevap vereceğini bilmesidir. Çünkü Allah, Nebi ve ashabına, onların görüşlerinin bozuk olduğunu bilmeleri için muhaliflerinin görüşlerini öğretiyor.
[196] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/90-92.
[197] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/92-93.
[198] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/95.
[199] Marusat, kelimesiyle birbirinden farklı olan ağaç cinsleri, gayr-ı marusat'la da çöl ve vaha ağaçlan kastedildiği de rivayet edilmiştir. Çardaklı ve çardaksız şeklinde olan yorum, kelimelerin bu manaya delaletleri sebebiyle daha uygundur.
[200] Zekâtın farz olmasından önce hasadı yapılan veya meyvanın zekâtı şöyle veri-
liyordu: Topladığı ürünü fakire getiriyor, ister az olsun ister çok bir kısmını ona veriyordu. Zekât farz kılınıp, miktarı belirlenince, zekât bu miktarla, Allah tarafından genel ifade ile, açıklanmıştır.
[201] Ayette, israfın haram olduğuna delil vardır. İsraf her şeyde haramdır. îsraf, normal ve orta halin dışına çıkmaktır.
[202] Bu hitaba öncelikle Amr b. Luhay dahildir. Çünkü o, Hicaz bölgesine ilk putu getiren kimsedir.
[203] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/95-97.
[204] Bu demek değil ki sekiz sınıfın dışında helâl olan hayvan yoktur. Âyet sadece müşriklerin bu sekiz sınıf hayvan için Allah'a uydurdukları iftiraya cevap vermiş olmaktadır.
[205] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/97-98.
[206] "Tırnaklı" kelimesi hakkında çeşitli yorumlar yapılmıştır. Kabule en değer olanı, tırnaklan birbirinden ayrı olmayan, şeklinde yorumlayan görüştür.
[207] "Havâyâ" kelimesinin tekili, hâviye'dir. Bu kelimeden maksad, bağırsaklardır.
[208] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/99-100.
[209] Burada anlatılmak istenen şudur: Allah'tan başkası adına boğazlanan hayvanın etinden yemek fısk olmaktadır. Çünkü Allah'tan başkası için kurban kesmek şirktir. Fısk da Allah ve Rasûlü'ne itaatten uzaklaşmaya verilen isimdir.
[210] Bu âyet Maide süresindeki âyetle neshedilmiş midir? Bu konuda ihtilaf vardır. Tercih edilen görüş mensuh olmamasıdır. Çünkü bu âyetler haber âyetleridir. Haberlerde ise nesh olmaz. Maide süresindeki (Maide, 3) âyetin zikrettiği şeyler leş hükmündedir. Put için boğazlanan hayvan Allah'tan başkası adına boğazlanan hayvan grubuna dahildir. Öyleyse âyet muhkemdir.
[211] Onların aşırılıklarından bir kaçı şunlardır: Peygamberlerini Öldürmeleri, faiz yemeleri, kadınların açık saçık kırıtarak yürümeleri, hile ve yanlış fetvalarla haramları helâl saymalarıdır.
[212] Yalanlayanlardan maksad, müşrikler de olabilir. Yahudiler olduğu da söylenmiştir. Her iki grup da yalanlayan ve inkâr edendir. Dolayısıyla her iki mana da
doğrudur.
[213] O'nun rahmetinin belirtilerinden biri, karşı gelene yumuşak davranması ve ona müddet vermesidir. Ta ki o kişiler tevbe ederler. Cezalandırmada acele davranmaması O'nun geniş rahmet sahibi olduğunun bir delilidir.
[214] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/100-102.
[215] Kurtubi şöyle diyor: Evcil merkebin haram kılınmasının nedeni yük taşımak ve binmek için onlara ihtiyaç duyulmasıdır. Kurtubi burada başka bir sebep daha söylüyor: ki bu, merkeplerin pis olmasıdır.
[216] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/102.
[217] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/103-104.
[218] Gaflet içinde olan müslümaniar kendilerinden daha Önce yaşamış olan müşrik-
lerin ileri sürdükleri delilleri ileri sürüyor ve: Allah namaz kılmamızı isteseydi kılardık, eğer haram yemeyi terk etmemizi isteseydi terkederdik, derler. Bu delil mantıksız, batıl bir delildir.
[219] "Böylece onlardan öncekiler de yalanlamıştı" âyetinde müşriklerin, Allah dile-seydi şirk koşmazdık, sözleriyle sadece Rasûlüllah'ı ve getirdiği şeyi yalanlamayı istediklerine işaret vardır. Dolayısıyla onların sözleri gerçekte doğru, fakat kendisiyle yanlış anlatılmaya çalışılan söz kabilindendir.
[220] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/104-105.
[221] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/105-106.
[222] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/107-108.
[223] Teâlev: Gelin, demektir. Âyette haram kılınan şeylerin, onlardan sakınmaları için üm-mete açıklanmasının farz olduğuna delil vardır. Bu vazife alimlere yüklen-miştir.
[224] Bu hayetten 153. âyetin sonuna kadar on adet tavsiye yer almaktadır. îbn Abbas bu hükümlerin muhkem olduğunu ve kabul edip amel etmek üzere ilahî hükümler ihtiva ettiğini söylemiştir.
[225] Hamileliği engellemek için azl ve günümüzde kullanılan hapların haram olduğunu söyleyenler bu âyeti delil getiriyorlar. Çoğunluk ise, Rasûlüllah'm azl konusundaki hadisi sebebiyle sadece zaruret olduğunda bunu caiz görüyorlar. Rasûlüliah şöyle buyuruyor: "Bu bir çeşit gizli diri diri çocuk gömmedir." Bu hadis işin haram olduğunu değil, mekruh olduğunu gösteriyor.
[226] "Haksız yere" ifadesiyle hükmün kapsamından harp halindeki kâfirin Öldürülmesi çıkmaktadır. Bunun dışındaki her cana kıyma haramdır. Bu sebeple Rasûlüliah anlaşma halindeki kâfir ve zımminin öldürülmesini haram kılmıştır. O: "Kim haksız yere (bizimle) anlaşmış olan kişiyi öldürürse, o kişi sanki anlaşmayı bozmuş gibidir. Allah ona cenneti haram kılmıştır..." buyuruyor.
[227] Dinden dönenin öldürülmesi iki boyutludur. Birincisi; dinden döndüğü halde İslâm'a savaş açmayanlar. Bunlar, dinde zorlama yoktur âyetinin ortaya koyduğu prensibe göre hiç bir zorlama yapılamaz. İkincisi ise, dinden dönüp İslâm'a ve Müslümanlara karşı fiilen savaş açanlardır. Bunlar saldırganlıkları ve zulümlerinin gereği savaş ortamı olduğu için öldürülürler.
[228] Çünkü, çocuğun, malında tam tasarrufla bulunmaya hak kazanacağı rüşd ancak akılla olabilmektedir. Allah: "Eğer onlardan bir rüya belirtisi sezinlerseniz..." buyuruyor. Rüşd, sefeh (malını ölçüsüz savuran)ın zıddıdır. Sefeh: Kendi elinde bulunan malda kişinin kötü davranmasıdır.
[229] Tartıyı eksik yapma konusunda çok şiddetli tehdit gelmiştir. Allah şöyle buyruyor: "Yazıklar olsun ölçü ve tartıda eksiklik yapana! " Rasûiüllah da şöyle buyuruyor: "Ölçü ve tartıyı eksik yapan hiç bir toplum yoktur ki rızık onlardan kesilmesin!..
[230] Bu on tavsiye Tevrat'ın baş tarafında da yer almaktadır. Maalesef isyanları sebebiyle yahudiler bu tavsiyeleri tutmamışlardır.
[231] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/108-111.
[232] Dârımi, İbn Mesud'dan rivayet etmiştir: Rasûlüllah bir gün bize bir çizgi çizdi ve şöyle dedi: "İşte bu Allah'ın yoludur. Sonra bu çizginin sağ ve sol tarafından o ana çizgiye çaprazlama çizgiler çizdi. Bu diğer yollardır. Onların her birinde, onlara davet eden şeytan vardır.
[232] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/111-112.
[233] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/113.
[234] Ümmi olan Peygamberin gelmesiyle sizin özrünüz anlamsız ve geçersiz olmuştur. Rasûlüllah ahlâkî ve yaratılış üstünlüğü ve sahip olduğu ilahi bilgiler sebebiyle bir delildir. Çünkü o okuma yazma bilmeyen bir kimsedir.
[234] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/113-115.
[235] Sahih hadiste: Zulümden sakının; çünkü zulüm kıyamet gününde karanlıklar olarak insanın karşısına çıkacaktır.
[236] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/115-116.
[237] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/116-117.
[238] Buradaki âyetler, kıy amel in yaklaştığını gösteren işaıetlcı anlamındadır. Müs-limin rivayet ettiği hadiste bunlar on tanedir. Huzeyfc b. Useyd el-Gıfari'den şöyle rivayet edilir: Rasûlüllah, biz kıyametten bahsederken odasından çıkarak yaklaştı ve şöyle dedi: Kıyamet şu on alâmet görülmcder kopmayacaktır: Güneşin barıdan doğması, duman, dabbetü'l arz, ye'cüc me'cucıın çıkması, Isa (a.s)'ın gökten inmesi, Dcccal'ın çıkması, üç yerde toprağın yerin dibine geçmesi ki bunların biri batıda biri doğuda biri de Arap yarımadasında olacaktır. Aden tarafından insanları sürükleyip bir araya toplayan, onlar uyurken ve gecelediği zaman onlarla geceleyen bir ateşin çıkması.
[239] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/117-118.
[240] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/118-119.
[241] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/119-120.
[242] Buradaki namaz. Kurban Bayramı namazıdır. Nafile namaz olduğu da söylenmiştir. Bütün namazlar olması daha uygundur. Nusuk, kurban kesmeye verilen isimdir. Burada maksad da budur. Fakat diğer bütün ibadetlere de nusuk ismi verilmektedir.
[243] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/120-121.
[244] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/121.
İslami Okul Okulların En Önemlisi