Araf Süresi - Kuran - 007Araf - 23. Sayfa
ARAF
SÜRESİ
1- Elif, Lâm, Mim, Sâd
2- Bu, sana indirilen bir kitaptır. Onunla insanları uyarman ve inananlara Öğüt vermen hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın. Hiç kuşkulanma, tasalanma, bu tamamen Allah ta-rafındandır. Sen hemen insanları uyar.
3- Ey insanlar! Rabbinizden size indirilene uyun ve ondan başkasına uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
4- Nice
kentler helak ettik,
5- Azabımız onlara geldiğinde: "Biz gerçekten zalimler-misiz" demelerinden başka sözleri kalmadı.
Sözlük
Bu harfler parça parça ve tek tek olarak bazı sûrelerin başındavardır. Bunlara mukatta harfleri denir. Mânasını yalnızca Allah bilir. Kitap. Kur'an-ı Kerim.Sıkıntı, darlık. Hatırlatma. İnananlara bir öğüttür. Onlar Allah'ı ve O'nun katında olanı anar ve O'na itaate yönelirler.Dostlar, yardımcılar. Kâfirlerin şirkte ileri gelenleri. Öğüt alıyorsunuz. Öğüt alıp hakka dönersiniz, Şehirlerden pek çoğunu.Onlar uyurken geceleyin azabımız. Veya dinlenmeleri sırasında gündüz uyurken Onların duaları olmadı Onların yalvarmaları, biz-ğer Şekten zalimler topluluğundan başka bir şey değiliz, oldu.[1]
Açıklama
"Elif, Lam, Mim,
Sad" şuna işaret ediyor: Kur'an benzer harflerden oluşmuştur, fakat siz
onun benzerini bir araya getirmekten acizsiniz. Dolayısıyla Kur'an'ın Allah
kelâmı olduğu ortaya çıkmış ve onlar da iman etmişlerdir. "Bu, sana
indirilen kitaptır." Onunla şirk ve sapıklıklarının sonu hakkında kavmini
uyarman, inananlara öğüt vermen hususunda kalbinde bir sıkıntı olmasın. Onlara
de ki: Rabbiniz katından size indirilen hidayet ve nura uyun; onu bırakıp, size
sadece şirki, şerri ve fesadı emreden dostlara uymayın.[2] Bu
dostlar, Kureyş'in şirkte ileri gelenleridir. Ne kadar da az öğüt alıyor ve
uzaklaştığınız hakka az dönüyorsunuz. Şehirlerden pek çoğunun halkım, hakkı
terkedip batıla sarıldıkları için helak ettik. Bizim azabımız onlara
Sonuç
1- Kur'an, Peygamber (s.a.v)'in korkutma ve uyarmasına kaynak teşkil etmektedir.
2- Vahye uymak farz, bidat ve heva sahiplerinin çağırdığı şeye uymak haramdır.
3- Önceki ümmetlerin başına gelen helak ve yok olmadan ibret .almak gerekir.
4- Azap veya ölümle karşı karşıya geldiğinde insanın tevbe etmesi, faydasızdır.
6- Hem kendilerine elçi gönderilmiş olanlara soracağız, hem de gönderilen elçilere soracağız.
7- Ve elbette onlara, olan biten herşeyi bilgi ile anlatacağız, zira biz onlardan uzak değiliz.
8- O gün tartı tam doğrudur. Kimin sevap tartıları ağır gelirse işte onlar kurtulanlardır.
9- Kimin sevap tartıları hafif gelirse, işte onlar da âyetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır.
10- Doğrusu biz sizi yeryüzünde yerleştirdik; orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz.[4]
Sözlük
Onlara gönderildi. Kendilerine peygamber gönderilenlere.Bilgi ile kendilerine haber vereceğiz. Biz ardına düşerek, amellerini onlara haber verecek, onlardan hiç bir şeyi bırakmayacağız. ilk Onlardan uzak değiliz. Onlar bu işleri yaparken biz onlardan uzak değiliz.o gün tartı tam doğrudur. Kimin ölçüsü ağır olursa. İyilikler sebebiyle kimin tartısı ağır gelirse, cennete girerek kurtulan onlardır. Nefislerine zarar ettiler. Cehenneme girerek ve orada ebedi kalarak kendilerini ziyana sokanlardır.Maişet kelimesinin çoğuludur. İnsanın yaşayacağı hayat demektir. Ne de az şükrediyorsunuz! Şükür, lûtfun sadece Allah'a ait olduğunu söylemek, sevdiklerini yapıp, hoşlanmadıklarını ter-kederek itaat etmektir.[5]
Açıklama
Allah, "hem kendilerine elçi gönderilmiş olanlara [6]hem de gönderilen elçilere[7] soracağız. Elbette onlara olan biten herşeyi bilgi ile anlatacağız; zira biz onlardan uzak değiliz," buyurup bunu yeminle pekiştirerek, bütün mahlûkatı hesap için bir araya topladığında kendilerine peygamber gönderilmiş her grup veya topluma yahutta kişiye kendilerine gelen elçilere verdikleri cevaplarının sınırını, meselâ, peygamberlerin getirdiklerine inandılar mı, onların tebliğ ettiği tevhid, ibadet, itaat ve boyun eğme konularında itaatte bulundular mı, diye soracaktır. Aynı şekilde peygamberlere de kendilerine emanet edilen, kullarının kendisinin var ve bir olduğuna inanmaları, emrettiği ve yasakladığı şeylerde O'na itaat etmelerini içeren risaleti soracaktır. Sonra Allah bilgiyle herkese, onların bütün gizli ve açık işlerini anlatacak ve onlar hiç bir şey gizleyemeyeceklerdir. Allah'ın onlara sorusu, öncelikle onlar hakkındaki adaletini göstermek, delil getirmek ve azarlamayı hak eden kimseleri azarlamak içindir. İşte, "onlara bilgiyle anlatacağız. Biz onlardan uzak değildik." âyetinin mânası budur. Dolayısıyla onların bütün işleri Allah için apaçıktır; O'na işlerden hiçbir şey gizli kalmaz. O işitendir, görendir. İşte altı ve yedinci âyetlerin ifade ettikleri anlam budur.
Sekiz ve dokuzuncu âyetlerde Allah onları hesaba çektikten ve amellerini onlara bildirdikten sonra tartıyı kuracak ve onların amelleri tartılacaktır. [8]Kimin iyilik kefesi ağır gelirse cehennemden kurtulup cennete girerek kurtulacak; kimin de, iyiliklerinin azlığından ve kötülüklerinin çokluğundan ötürü iyilik kefesi hafif gelirse ebedi kalmak üzere cehenneme atılmak suretiyle kendisine yazık edecektir. Allah bu hüsrana uğrayısın nedenini şu şekilde açıklıyor: İşte onlar âyetlerimize karşı zulümleri sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır... Allah âyette zulmü söylemekle beraber iki sebeple inkâr ve yalanlamayı kastetmektedir. Birincisi (ba) harf-i cer'inin bulunması. Çünkü zulm kelimesi (ba) harf-i ceriyle kullanılmamakta ancak yalanlama ve inkâr kelimeleri (ba) ile kullanılmaktadır. Meselâ: Kezebe bihi, onu yalanladı veya Ce-hade bihi, Onu inkar etti, şeklinde kullanılmaktadır.İkincisi, onlar âyetlere inanan kimselerin karşıtıdır. Bu açıktır. Onlar âyetleri yalanlamışlar, dolayısıyla sanki, inanmamaları açısından âyetlere zulmetmişlerdir. İşte 8 ve 9. âyetlerin işaret ettiği anlam budur.30. âyet, Allah'ın kullarına lütfunu anlatmaktadır. Allah'ın varlığına, birliğine inanarak ve itaat ederek onların Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere şükretmeleri beklenirken, ortaya çıkan şey çoğunun şükretmemesidir. Allah "sizi yeryüzünde biz yerleştirdik" buyurmaktadır. Yani Allah onlara yer yüzünde yaşamaya imkan verdi. Onlar orada tasarrufta bulunur ve tepelerinde gezerler. "Sizin için orada geçim sebepleri yarattık." Bu da başka bir nimettir. Bu nimet Allah'ın, onlar için yeryüzünde geçimlerini temin edecek sebepler ve rızıklar yaratması, onların da bunları isteyip elde etmeleridir. Onların hayatları bunun üzerinde devam etmektedir. "Ne az şükrediyorsunuz!" Neredeyse anlatmaya değmeyecek kadar az şükrediyorsunuz.[9]
Sonuç
1- Kıyamet günü yeniden dirilmek, sual, hesap ve amellerin tartılacağı gerçektir.
2- Ümmetlere ve peygamberlere hesap sorulacağı dikkate alınırsa, durumun zorluğu anlaşılmaktadır.
3- Kurtulma ve zarara uğrama bu dünyada yapılan işlere bağlıdır. Kim hayır işlerse kurtulacak, kim de kötülük yaparsa helak olacaktır.[10]
11- Sizi yarattık. Sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Ademe secde edin" dedik, hepsi secde ettiler, yalnız iblis etmedi, o secde edenlerden olmadı.
12- Allah, buyurdu: "Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?" İblis: "Ben, ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın." dedi.
13- Allah, buyurdu: "Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın!"
14- iblis, dedi: "Bari bana insanların tekrar dirilecekleri güne kadar süre ver."
15- Allah buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."
16- "Öyleyse," dedi. "Beni azdırmana karşılıklı[11] and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. "
17- "Sonra onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve çoklarını şükr edenler den bulmayacaksın. "
18- Allah buyurdu: "Haydi sen yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun ki, onlardan sana kim uyarsa bilin ki sizin hepinizden derleyip cehennemi dolduracağım."
Sözlük
Sizi yarattık sonra da şekillendirdik. Babanız Âdem'i yarattık, onu topraktan planladık sonra, kendisinin ardından evlatlarının, insan varlığının sonuna kadar varis olacakları beşer şeklini verdik.
Secde ettiler. Adem'e tazim secdesinde bulundular. Cin cinsinden olan şeytanların babası, Künyesi Ebu Mürre'dir. Kovulmuş şeytan budur. Oradan in. Cennetten in.Aşağılanmalardan olarak.Beni doğru yoldan çıkartman sebebiyle.Yerilmiş ve kovulmuş olarak.[12]
Açıklama
Âyetler Allah'ın kullarına lütfettiği, O'na iman ve itaat ederek şükret-meyi gerektiren nimetleri saymaya devam ediyor. Allah şöyle buyuruyor: "Biz sizi yarattık, sonra size şekil verdik." Yani babanız Âdem'i topraktan yarattık, daha sonra kendisinin ardından çocuklarının varis oldukları beşer şeklini ona verdik. "Sonra meleklere Âdem'e secde edin, dedik." Bu emirde başka bir lütuf söz konusudur, o da, tazim ve selâm olsun diye meleklere Âdem'e secde etmesini emrederek, babanız Âdem'i üstün tutmasıdır. "İblis hariç onlar secde ettiler, iblis secde edenlerden olmadı." Yüz çevirdi ve secde etmekten kaçındı. Allah da ona şu şekilde sordu: "Ben sana emretmişken, seni secde etmekten alıkoyan nedir?" Hangi şey sana secde ettirmedi... İblis şu şekilde cevap verdi: "Ben Âdem'den hayırlıyım, beni ateşten, onu topraktan yarattın!" Dolayısıyla ben ondan üstünüm; Öyleyse nasıl secde ederim?!.. İlk olarak, İblis yaptığı bu kıyaslamada hata etmişti.[13] Çünkü Allah secdeyi emredince ortada hükmü bildiren nass var demektir. Nass'ın (delilleri) bulunduğu yerde ise kıyas yapılamaz. Sonra Allah şeytana ateşin veya toprağın birbirine karşı üstünlüğü konusunda birşey bildirmemişken şeytan kendi batıl hükmüne göre ateşin topraktan daha değerli olduğunu söylemesi de yanlıştır. İkinci olarak, secde etmeyi emreden, secde edeceği varlık üstün olsun veya üstün olmasın farketmez, itaat edilmesi gerekli olan Allah'tır. Allah (itaat etmemesinin cezası olarak) cennetten inmesini ona emretmiş ve şöyle buyurmuştur: "Oradan in, orada senin büyüklenmeye hakkın yok, çık, çünkü sen aşağılıklardansın." İblis çıkmaza girdiğinde ve helak sebebini anladığında, ki bu Adem'e secde etmeyişidir, Allah'a şöyle dedi: "Bana insanların tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver." Allah da ona; "Belli bir vakte kadar" diyerek cevap verdi. Belli vakit, dünyanın yok olacağı vakittir. Bu yok oluş insanlar tekrar dirilmeden önce olacaktır. Bu cevap Hicr sûresinde geçmektedir. Bu sûrede ise Allah: "Sen süre tanınanlardansın" buyurmaktadır.
İblis'in süre istemekteki maksadı, İntikam almak için Âdem'in çocuklarından çoğunu saptırmaktır. Çünkü onun rahmetten uzaklaştırılmasına sebep olan Âdem'dir. Allah onun isteğine cevap verince o şöyle dedi: "Beni doğru yoldan çıkarman sebebiyle senin doğru yolunun üzerine oturacak, sonra onların önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından onlara yaklaşacağım." Şeytan, onlar, derken, Âdem ve soyunu kastediyor. Yol'dan maksat İslâm'dır. Çünkü doğru yol ve bu yola gireni Allah'ın rızasına götüren İslâm'dır. Her tarafından yaklaşmak, derken, onları kuşatmayı ve doğru yola girmelerini engelleyip kendi helak olduğu gibi -Allah onu helak etsin- onların da kurtulamayıp helak olmalarını kastediyor. "Sen onların çoğunu şükredenler olarak bulamayacaksın." Bu, İblis'in Allah'a söylediği sözdür. Sen, Âdem'in çocuklarının çoğunu sana inanarak, bir olduğunu kabul ederek ve itaat ederek sana şükreden kimseler olarak bulamayacaksın. Allah burada tekrar lanetlediği şeytanı kovuyor ve şöyle diyor: "Cennetten yerilmiş ve kovulmuş olarak çık! Andolsun ki onlardan sana kim uyarsa ben de topluca sizi cehenneme dolduracağım!" Şerefim ve kudretime yemin ederim ki cehennemi sen ve sana tâbi olanlarla dolduracağım![14]
Sonuç
1- İnsan için büyüklenme bir tehlikedir.
2- Fasid kıyas zararlidır.[15]
3- İblis ve soyu insanoğlu için tehlikedir. Onlardan kurtulmak ancak Allah'a şükür ve zikirle olur.
4- Şükür demek, Allah'a ve Rasûlü'ne inanıp itaat etmek demektir.
19- Sonra Allah, Âdem'e hitap etti: "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz."
20- Derken şeytan onların, kendilerinden gizlenmiş olan mahrem yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz başka bir sebepden dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek, ya da ebedi kalıcılardan olursunuz
diye sizi şu ağaçtan menetti" dedi.
21- Ve onlara: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim" diye de yemin etti.
22- Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı, ağacı tadınca mahrem yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rabbin onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan menetmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır demedim mi?"[16]
Sözlük
Hanımınla beraber, Âdem'in hanımı, Havva'dır.Cennete. İsra ve Miraç gecesi Rasûlüllah'ın girdiği selâm yurdunda.Zalimlerden. Kendilerine zulmeden kimselerden. Fısıldadı. Şeytanın Âdem'e vesvese vermesi, kalbine, inanması, söylemesi veya yapması için bozuk ve fakat süslü görünen düşünceler atmasıdır.Onların kapalı olan avret yerlerini ortaya çıkarmak, onlara göstermek için.
Onlara yemin etti. Onları aldatarak şaşırttı. Böylece onları aldatıp ardarda ağaçtan yiyerek onları cennetten aşağı sarkıttı.
Örtünmeye başladılar. Cennet yapraklarını, Örtünmek için üzerlerine bağlamaya başladılar.[17]
Açıklama
Allah, İblis'i cennetten kovunca Âdem'e şöyle seslendi: "Ey Âdem! Sen ve hanımın cennette durun, istediğiniz ağacın meyvesinden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın." Allah onlara belirli bir cennet ağacını gösterdi. Ondan yemelerini yasakladı ve ondan yemeleri durumunda azabı hak eden zalimlerden olacaklarını onlara bildirdi. Şeytan kendisine tanınan fırsattan faydalandı ve ağaçtan yemeyi onlara iyi bir şey olarak göstererek onlara vesvese ver-di:[18] "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da cennette ebedi kalıcılardan olursunuz, diye size bu ağaçtan yemeyi yasakladı. Ve onlara, elbette ben sizlere öğüt verenlerdenim, diye yemin etti."[19]Böylece onları aldatarak ağaçtan yedirtti. Onlar da ağaçtan tattıklarında avret yerleri ortaya çıktı. Öyleki daha önce onları bürüyen nûr yok oldu. Bunun üzerine onlar da cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. O zaman Allah onlara, ben sizi bu ağaçtan menetmedim mi, dedi. (Bu soru kınama
ifade eden sorudur.) Ve ben size, şeytan sizin için apaçık bir düşmandır, demedim mi? Öyleyse düşmamnızken siz Şeytan'ın öğüdünü nasıl tuttunuz?[20]
Sonuç
1- Şeytan'ın insanla mücadele ettiği silahı, vesvese ve yapılan işi güzel göstermedir.
2- Şeytan insana düşmandır.
3- Nehiy haram ifade eder. Ancak haramı mekruhluğa çeviren bir delil olursa haramlık ifade etmez.
4- Kadın ve erkeklerin Örtünmeleri farzdır.
5- Allah'ın adına yemin caizdir. Ancak sadece doğru söyleyen yemin edebilir.
23- Dediler: "Rabbimiz, biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan muhakkak ki ziyana uğrayanlardan oluruz!"
24- Allah buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir.1'
25- "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz, ve yine oradan dirilip çıkarılacaksınız!" dedi.[21]
Sözlük
(O ağaçtan yiyerek) kendimize zulmettik.Cennete girmeyi ve orada yaşamayı yitiren kimselerden oluruz.
Kalmanız. Li-a Belirli bir süreye kadar geçinmeniz.[22]
Açıklama
Âyetler, Âdem (a.s)'dan bahsetmeye devam ediyor. Âdem ve Havva ağaçtan tattığında onların avret yerleri açılmış ve Rablerİ onları azarlamıştı. Onlar da tevbe ettiklerini ilân ederek şöyle demişlerdi: "Rabbimiz biz ağaçtan yiyerek kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan biz helak olanlardan oluruz." Onlar tevbe ettiler, Allah da tevbelerini kabul etti ve onlara şöyle dedi: "Yere inin." Çünkü, günah işlemelerinden sonra gökteki cennet onların yeri olarak kabul edilmemişti. İblis, secde etmeyerek küfre girmiştir. Âdem ve Havva da ağaçtan yiyerek Allah-u Teâlâ'mn emrinden dışarı çıkıp hataya düşmüşlerdi. Yere, birbirinize düşman olarak inin.[23] İblis ve soyu, Âdem ve soyuna; Âdem ve soyu da İblis ve soyuna düşmandır.
"Sizin yeryüzünde bir zamana kadar kalmanız ve faydalanmanız gerekmektedir." Yani sürelerin bitimine (ölünceye) kadar yaşayarak faydalanmanız gerekmektedir. "Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız." Âyette, yer ile, bugün ihsanoğullarının yaşadığı dünya kastediliyor. Çıkarılmaktan maksad, kabirden yeniden dirilmek için çıkarılmadır.[24]
Sonuç
1- Âdem ve Havva'nın söylediği "biz kendimize zulmettik" sözü, Allah'ın Âdem'e öğrettiği, onların Allah'tan aldıkları ve bu ifadelerle tevbe ettikleri kelimelerdir.
2- Tevbenin şartı günahı kabullenmedir. Bu kabullenme de af dileyerek
olur.
3- Kötü günah İblis'in Allah'ın rahmetinden Âdem'in de cennetten
çıkarılma sebebi olmuştur.
4- Yeryüzünün, insan için yaşanan, öldüklerinde defnedilen ve dirileceklerinde yine oradan çıkartılacak yerleri olduğu haberi verilmiştir.[25]
26- Ey Ademoğullan! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Korunma giysisi en iyisidir. işte bu, Allah'ın ayetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
27- Ey Ademoğullan! Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de şaşırtıp bir belâya düşürmesin. Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanların dostları yaptık.
28- Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti." dediler. "Allah kötülüğü emretmez de, Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?"
Sözlük
Süslenecek elbise.Avret yerlerinizi örtecek.Takva elbisesi, ahlâk, akıl, beden ve avretleri korumada daha hayırlıdır.Allah'ın âyetlerinden. Allah'ın kudretinin delillerinden.Sizi fitneye düşürmesin. Size, melekut âleminde komşuluk ve O'nun hoşnut olmasını temin edecek Allah'a itaatten sizi alıkoymasın.Anne ve babanız. Âdem ve Havva.Askerleri. Cinlerden oluşan ordusu.Çirkinlik. Beytullah'ı çıplak tavaf etmek gibi kötülük.[26]
Açıklama
"Ey Ademoğullan! Size avret yerlerinizi örtecek ve süslenecek elbise indirdik."[27]Bu âyet, Kureyşli müşriklere, belki öğüt alıp, inanır ve şirki terke-derek müslüman olurlar diye, Allah'ın onlar üzerindeki mevcut nimet ve kudretini hatırlatmayı amaçlayan bir hitaptır. Allah'ın onlar üzerindeki nimetlerinden biri avret yerlerini örten ve bayram ve aralarındaki münasebetlerde giyi-minilmesiyle süslenilen elbisedir. Sonra Allah, takva elbisesinin, malûm elbiseden, sahibi için daha hayırlı olduğunu haber veriyor. Çünkü takva sahibi, Allah'a ve Rasûlüne itaate sarılır. Allah ve Rasûlü avret yerlerini kapatmayı, kötülükleri defetmeyi ve yüce değerleri muhafaza etmeyi, bunların yanında hayayı, iffeti, vakarı, elbise ve bedenin temiz olmasını emrediyor.
"Bunlar, iman ve itaati gerektiren Allah'ın kudretinin delillerindendir. Belki öğüt alırlar" ve itaat ve iman ederek nimetler için şükrederler.
27. âyette Allah ikinci kere onlara sesleniyor ve şöyle diyor: "Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, avret yerlerini örten elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de bir belâya düşürmesin." [28] Allah, şeytanın ana-babalarının elbisesini soyup, onların da avret yerleri açıldıktan [29] sonra sebep olduğu cennetten çıkarılmalarını hatırlatıyor ve onun, kendilerini gören apaçık düşman olduğuna dikkat çekerek şeytanın aldatmasından onları sakındırıyor. Sonra Allah, şeytanı inanmayanların dostu yaptığını, bunun mahlûkatı hakkında geçerli olan adetinin bir gereği olduğunu, dolayısıyla şeytanın şer ve kötülük tarafını temsil ettiğini haber veriyor. İnanmayanların kalpleri, iman nuru taşımadığı için karanlıktır. Onların kalpleri şeytanın vesvesesini, şirk, isyan gibi ilham ettiği kötülükleri kabul etmeye hazırdır. Bu sebeple şeytanla kâfirler arasında dostluk bulunmaktadır. Aralarında böyle bir dostluğun olduğuna delil şudur: Müşrikler kötü, çirkin ve yerilmiş bir iş yapıp, bundan men-edildiklerinde, onlar yaptıklarına "babalarını böyle yaparken bulduklarını ve Allah'ın böyle emrettiğini" belirterek delil getirirler. Bu iddia bir kaç açıdan mantıksızdır.
Birincisi: Babalarının yaptığı şeyler din değildir.
İkincisi: Allah kötülüğü emretmekten münezzeh ve yücedir; onlara yaptıkları kötülükleri emreden şeytanlar ve insan cinsinden olan dostlarıdır. Allah bu sebeple onların sözlerini reddediyor ve şöyle buyuruyor: "Allah kötülüğü emretmez." Şu âyetle de onları ayıplıyor: "Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mİ söylüyorsunuz?" [30]
Sonuç
1- Allah'ın nimetlerini hatırlatmak gerekir. Bu, kişinin iman ve takva, şa^ hibi olmak suretiyle şükürde bulunmasını gerektirir.
2- Şeytandan ve özellikle fitnesinden sakınmak gerekir. O şeytan insanı görür fakat insan onu göremez,
3- Kâfirlerin kalpleri günah yüklüdür, bu sebeple kâfirle şeytan dosttur.
4- Kötülükler çirkindir ve haramdır.
5- İnsanların yaptığı işi delil kabul etmek yersizdir. Çünkü, sadece ilahi vahiyle delil getirmek doğrudur.
6- Allah, kötülüğü yapmak için emretmediği gibi, yapılmasına da asla razı değildir.[31]
29- De ki: "Rabbim bana adaleti emretti. Her mescidde yüzlerinizi O'na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
30- O bir topluluğu doğru yola iletti ve bir topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, şeytanları Allah'tan başka dostlar tuttular ve kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
31- Ey Ademoğulları! Her mescide girişinizde güzel giysilerinizi alın; yeyin, için fakat israf etmeyin; O, israf edenleri sevmez.
Sözlük
Adalet. Söz, hikmet ve harekette adil olmak.Gözlerinizi doğrultun, yöneltin. İbadeti sadece Allah için yapın, O'nun evine dönün.Başlangıcınız gibi döndürüleceksiniz. İlk kez sizi, O yarattığı gibi, ölümden sonra sizi tekrar diriltecektir.Allah'tan başka dostlar. İtaat ve yardım ettikleri ve sevgi duydukları ondan başka dostlar ediniyorlar. Süsleriniz. Camiye girerken elbiselerinizi giyin.
İsraf etmeyin. Ne yemede ne de içmede israfı sevmez. İsraf herşeyde normal sınırı aşmadır.[32]
Açıklama
Âyetler Kureyş müşriklerinin hatalarını açıklamaya devam ediyor. Onlar geçen âyetlerde, yaptıkları kötü işlere, babalarını öyle yaparken bulduklarım ve bunu Allah'ın emretmiş olduğunu delil getirmişler, Allah da bu konuda onları yalanlamıştı. Allah 29. âyette buyuruyor ki Ey Rasûlüm! "De ki: Rabbim bana adaleti emretti" [33]Adalet, Allah'a ve Rasûlüne iman ve yalnızca O'na kulluktur. Allah'ın haram kıldığını helâl, helâl kıldığını haram kılarak Allah'a karşı yalan söylemek adaletsizliktir.
"Her mescidde yüzünüzü ona yöneltin" yani sadece O'na ibadet edin ve Beytullah'a yönelin. "Dini sadece O'na ait kılarak O'na yalvarın." Onunla beraber başkasına dua etmeyin." Sizi ilk defa O yarattığı gibi, O'na döneceksiniz." Allah onlara Ahiret yurdunu ve ikinci hayatı hatırlatıyor. Muhakkak ki öldükten sonraki hayat için, kazandığı iyilik ve kötülüğe karşılık olarak hesaba inanan bir kimse, bütün hayatı boyunca iyilik ve adalet üzere olabilir. "Bir grubu hidayete erdirdi, bir gruba da sapıklık hak oldu." Bu âyet Allah'ın ade-let, hikmet ve kudretinin tezahürlerini açıklamaktadır. O ilk yaratan, döndüren, hidayet veren ve (sapmak isteyenleri) saptırandır. Hakimiyet kayıtsız şartsız O'nundur. Öyleyse putlar O'na nasıl denk olabilir?! Kullarından bir gruba hidayet verdi, doğru yolu buldular. Bir grubu da verilen hidayet imkanlarına isyanlarında ısrar ettikleri için saptırdı, yani kendi yaptıklarından dolayı sapıttılar. Fakat bunu onların hidayeti isteme ve sapıklara dost olmalarını dikkate alarak yaptı. "Onlar Allah'ı bırakarak şeytanları dost edindiler." Bu sebeple iyice sapıttılar. Karanlık ve sapıklık içinde meşguliyetleri sebebiyle: "Onlar doğru yolda olduklarını zannediyorlar."
"Ey Ademoğulları! Her mescide girişinizde güzel giyinin" yani Beytul-lah'ı tavaf ederken elbiselerinizi giyinin, çıplak olarak tavaf etmeyin. Müşriklerin yaptığı gibi çırılçıplak namaz kılmayın. Onlar şeytanları dost ediniyorlar, şeytanlar da onları doğru yoldan çıkarıyor. Kötü olan söz, hareket ve inancı şeytan onlara güzel gösterir.
Allah'ın sizin için helâl kıldıklarından "yeyin. için fakat" O'nun helâl kıldığını haram kılarak, O'nun koymadığı hükmü koyarak israf etmeyin; adaletli olun; çünkü Allah israf edenleri sevmez. Adaletli olarak O'nun sevgisini isteyin; O'na ve Rasûlüne itaat ederek, gazabından sakının.[34]
Sonuç
1- Hüküm ve sözde adil olmak gerekir.
2- İster dua isterse namaz olsun, ibadet sadece Allah'a aittir. 3- Kader haktır.
4- Namazda avret yerini örtmek farzdır.
5- Yemede, içmede ve her şeyde israf haramdır.[35]
32- De ki: "Allah'ın, kulları için çıkardığı süsü ve güzel rı-zıkları kim haram kıldı?" De ki: "O, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet günü de yalnız onlarındır." İşte biz bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz-
33- De ki: "Rabbim ancak fuhuşları, gerek açığını gerek kapalısını, günahı ve haksız yere saldırmayı, hakkında hiç bir delil
indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi haram kılmıştır.
34- Her ümmetin bir süresi vardır. Süresi gelince onlar, ne bir an geri kalır, ne de öne geçerler; tam vaktinde batıp giderler.
Sözlük
Allah'ın zinetini kim haram kıldı. Haram kılmak, engel olmak,zineti, süslenilen elbise vb. şeyleri ifade için kullanılan kelimelerdir.Tayyib kelimesinin çoğuludur. Pis olmayan helâl ve temiz demektir. Sırf, yalnızca. Onlar da, kafirler onlara ortak olamazlar. Çünkü kâfirler cehennemdedirler.
Fahişe kelimesinin çoğuludur. Çirkinlikler. Burada, bu kelimeyle zina ve gizli homoseksüellik kastedilmektedir. Fuhuşları demektir. Günah. İçki ve benzeri her kötü ve çirkin şeye verilen isimdir.Haksız yere zulmetmek. Kısas yapmayarak ve misliyle cezalandrrmayarak zulüm yapmak.Şirk koşmanızı. Allah'a şirk koşmak başkasına ibadet etmektir.İlim, delil. İhtilaflı hakların kendisiyle tesbit edildiği delil. Vakit. Ulaşacakları belirli bir vakit. [36]
Açıklama
Müşrikler Beytullah'ı elbiseyle tavaf etmeyi haram kıldıklarında, giyinikken isyan ettikleri elbiseyle tavaf yapmayacakları iddiasıyla çıplak olarak tavaf yaptılar. Allah, bu durumu onlara çirkin gördü ve şöyle buyurdu: "De ki: Allah'ın sizin için çıkardığı zîneti ve güzel rızıklan"[37] meselâ şaibe diye adlandırılan hayvanın etinin yenmesini "kim haram kıldı?"
Ayette geçen soru hayret ve hoş görmemeyi ifade etmektedir. "Çıkardığı" kelimesinden maksat, Allah'ın yerden çıkardığı pamuk, keten ve demir cevherleri gibi ürünlerdir."De ki: Onlar dünya hayatında aslında inananlarındır, kıyamet gününde de sadece onlar içindir."[38] Dünya hayatında aslında onlara ait olmasının nedeni, mü'minlerin bilgili olmaları, bu sebeple iş, üretim ve sanatı güzel yapmalarıdır. Bu konuda kâfirler cehalet, tembellik ve basiretsizlikleri yüzünden, onların takipçisidirler. Kıyamet gününde o nimetler sadece mü'minler için olacak, kâfirler onlara ortak olamayacaktır. Çünkü onlar cehennemde olacaklardır. Allah'a sığınırız."Biz bilen bir toplum için âyetlerimizi böylece açıklıyoruz." Bilen toplum için Kıır'an'dan inen âyetleri açıklamaya devam edeceğiz. Cahil ve sapıklar ise bu açıklamadan faydalanamazlar. Çünkü onlar küfür ve şirk karanlığıyla, nefsin arzu ve isteğinin dumanıyla engellenirler.33. âyette Allah önemli, temel olan haram ve günahları saymaktadır. Bunlar gizli ve açık kötülük, haramı işleyip farzı terkederek isyan etmek olan günah ve insanların haklarını çiğneyerek, mallarını alarak ve onları döverek haksızlık ve zulüm etmektir. İşte böyle kişiler haksız yere tecavüzü caiz görmektedir. Başkasına haksızlık eden kimseden, kısasla hak alınır; İşlediği cinayet, zulüm ve şirk misliyle cezalandırılır. Allah katından bir bilgi olmadan Allah'a karşı konuşmak temel günahlardandır. Meselâ haram kılmadığını haram, helâl kılmadığını helâl kılmak gibi.34. âyette Allah her ümmetin belirli bir süresi olduğunu, o sürede helak olacaklarını, ondan ne bir an ileri ne de bir an geri gidemeyeceklerini haber veriyor. Bu âyette en açık bir şekilde kavimlerin, toplumların helakinin hayat yolundan sapmaları sebebiyle olduğuna işaret edilmektedir. Meselâ kişi zehir içerek, yüksek yerden kendini aşağı atarak ve bedenini ateşle yakarak yok olur. İşte temel teşkil eden asıl günah ve kötülükler de böyledir. Bu kötülüklerin Özelliklerinden biri de, bunlardan vazgeçip Allah'ın koyduğu iman, tev-hid, O'na ve Rasûlüne itaat yoluna dönmediği sürece, yapan kişinin hayatım alıp götürmesidir.[39]
Sonuç
1- Allah'ın helâl kıldığı şeyi haram kılan kimse şiddetle kınanır.
2- Güzel yiyecek ve giyeceklere, mü'min diğer insanlardan daha lâyıktır.[40]Çünkü onlar işi iyi yapar ve üretmek ve faydalanmak için gayret gösterirler. Cahil olanlar ise bunun aksinedir. Çünkü onlar kördür görmezler, oturtulmuştur hareket etmezler. Eğer aksinin doğru olduğu söylenir, bu gün kâfir toplumlar; Avrupa ve Amerika niçin sanayide ileri, mü'minlerin faydalanmadıklarından faydalanıyorlar, denirse, cevabımız şudur: Mü'minler ilim ve çalışmaktan yüz çevirmişler, düşmanlarının, onların akıl ve inançlarım bozmaları sebebiyle icad ve üretimden alıkonmuşiardır. Bunun delili, mü'minler ne zaman tam bir iman sahibi olmuşlarsa, o zaman toplumların en kültürlüsü, en temizi, en kuvvetlisi ve en üretkeni olmuş olmalarıdır. Cehalet, bilginin yerini alınca, tabiî olarak üretim de olmaz, buluş da olmaz, kültür de olmaz.
3- Ana kötülükler âyette sayılmıştır.
4- Bu kötülükler sırasıyla sayılmıştır, en sonuncusu en kötü olanıdır. En kapalı ve gizli olanı da ilk söylenenidir.
5- Toplumların eceli de inşaların eceli gibidir. Toplumun hepsi veya çoğu hastalığa yakalandığında toplum yok olur. Aynı şekilde hastalık bedenine yayılınca insan da yok olur.[41]
35- Ey Âdemoğulları! Size kendi içinizden elçiler gelip â-yetlerimizi anlattıkları zaman günahlardan korunup uslananlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
36- Ayetlerimizi yalanlayıp onları kabule tenezzül etmeyenlere gelince, onlar da ateş halkıdır, onlar orada ebedi kalacaklardır.
Sözlük
Size gelirse, geldiğinde. Size içinizden elçiler gelirse.Size âyetlerimizi anlatırlar. Size âyetlerimizin delalet ettiği hükümleri, vaad ve vaidleri açıklayarak onları okuyan.Kim korunursa. Kim şirkten sakınır, şirk koşmaz ve iyi işleryaparsa.Onlara korku yoktur. Dünya ve Âhirette onlara korku yoktur.Onlar üzülmezler. Geride bıraktıklarına ve elde edemedikleri dünya işlerine üzülmezler.[42]
Açıklama
Lafzın doğrudan ifadesinden de anlaşıldığı ve her topluma Rasûllerinin diliyle hitap edildiği gibi, buradaki hitabın bütün insanlığa olması da, sadece Arap müşriklerine olması da ve Rasûllerden maksadın Muhammed (s.a.v) olması da caizdir. Bu durumda Rasûller kelimesiyle Rasûlüllah'a tazim ve onu yüceltme söz konusu olmaktadır. Müşriklere veya insanlığa seslenilen şey, kime kendi cinslerinden Allah'ın âyetlerini okuyan rasul gelir, -ki bu ayetler Allah'ı bilmeyi, sıfatlarını içermekte, sevdiği ve sevmediği şeyleri açıklamaktadır.- o da Allah'tan korkar ve şirki bırakır, kendini, yaratılışım ve akimi bozan şeyleri düzeltirse -ki bu iman ve amel-i şalinle olur- işte Allah'ın hükmüne göre onlar "kendilerine korku olmayan ve hüzünlenmeyecek olan" kişilerdir. Fakat Rasûllerin getirip anlattığı âyetleri inkâr ederek onunla amel etmekten, iman etmekten kaçınanlar ve büyüklenenler, işte her türlü iyilikten uzak olan bu kimseler "cehennem halkıdırlar ve orada ebedi kalıcıdırlar." Oradan hiç bir surette çıkmayacaklardır.[43]
Sonuç
1- Peygamber gönderilerek insanların, deliller öne sürmeleri engellenmistir.
2- İnsanın takva noktasında ilk yapacağı şey evvela şirkten uzaklaşmaktır.
3- Kendim düzeltme, ancak, Allah'ın nefsi temizleyici kıldığı iyi işleri yaparak olur.
4- Yalanlama da büyüklenme gibidir. Her ikisi de takva ve salih amele engeldir. Bu sebeple bunları taşıyan kişiler cehennemliktirler.[44]
37- Allah'a yalan uyduran, yakutta O'nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalim kim olabilir. Onlara Kitap*tan nasiplen erişir, ezelden kendileri için ne rızık takdir edilmişse onu alır ve kendilerine yazılmış süre kadar yaşarlar. Nihayet ömürleri tükendiği zaman elçilerimiz melekler gelip canlarını alırken: "Hani Allah'tan başka yalvardıklarınız nerede?" dediklerinde: "Bizden sapıp, kayboldular" dediler ve kendi aleyhlerine, kendilerinin kâfir olduklarına şahitlik ettiler.
38- Allah buyurdu; "Sizden önce geçen cin ve insan topluluklarıyla beraber ateşin içine girin!" Her ümmet girdikçe yoldaşına lanet etti. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca sonrakiler, öncekiler için dedi ki: "Rabbimiz, bunlar bizi saptırdılar. Bunlara ateşten bir kat daha azap ver!" Allah, "hepsi için bir kat fazla azap vardır, ama siz bilmezsiniz," dedi.
39- Öncekiler de sonrakilere dedi ki: "Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de kazandıklarınıza karşılık azabı tadın!"
40- Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve deve, iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.
41- Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinde de (yine ateşten) örtüler vardır. İşte zâlimleri böyle cezalandırırız.
Sözlük
Daha zalim kimdir? Zulüm bir şeyi yerinden başka bir yere
koymadır. Bu sebeple müşrik zalimdir. Çünkü o, hak etmeyene ibadet ederek ibadeti olması gereken yerden başka bir yere koymaktadır.Nasipleri. Kaderde Allah onlar için neyi takdir etmişse.
Ölüm meleği ve yardımcıları.Bizden "kaybolup uzaklaştılar, derler. Biz onları göremiyor bulamıyoruz.Topluluklar içerisinde.Birbirleriyle buluştuklarında, bir kısmı bir kısmına yetişip topluca cehenneme girdiklerinde.Sonra gelenler öncekiler için, tâbi olanlar sapıklık yolundaki rableri için -ki bunlar bidat ehlidirler-Kazanırlar. Zulüm, fesad ve serden herkesin kazandığı. \-î Deve iğne deliğine girinceye kadar.
Suçlular. Kendilerine karşı suç işleyip, şirk ve isyanla kendilerini fesada uğratanlar.Döşek.Örtü. [45]
Açıklama
Allah (c.c), kendisine iftira eden O'na çocuğu var, kötülüğü emrediyor veya haram kılmadığı şeyi haram kıldı, diyen, yahut rasûllerinin getirdiği âyetleri inkâr edenden daha sapık, daha cahil ve daha zalim kimse olmadığını, işte onların yalancılar olduğunu haber veriyor ve şöyle buyuruyor: "Kitaptan" yani levh-i mahfuzda kendileri için yazılı olan hayır, şer, mutluluk ve mutsuzluktan "onlara nasipleri ulaşır; tâ ki onlara ölüm meleği ve yardımcıları canlarını almak üzere gelir, onlara, "Allah'tan başka yalvardıklarınız nerede" yani ibadet ettikleriniz nerede, derler. Onlar da bu soruya "onlar bizden kayboldular" onları göremiyoruz diyerek cevap verirler. Allah şöyle buyuruyor: "Ve onlar kendi aleyhlerine kendilerinin kâfir olduklarına dair şahitlik ederler." Onlara denir ki: "Sizden önceki cin ve insan topluluklarıyla beraber cehenneme girin!" Onlar da girerler. "Her ümmet oraya girişte yoldaşına lanet eder." Müşrikler birbirine ve yahudiler ile hıristiyanlar birbirlerine lanet ederler. "Tâki oraya topluca girdiklerinde" hepsi birbiri ardınca oraya girdiklerinde şikayete başlarlar: "Onlara iki kat cehennem azabı ver!" Allah da şöyle der: "Hepiniz için iki kat azap vardır. Fakat siz bilmezsiniz." Çünkü bu yurt, azap yurdudur. O, cehennem azabı içinde bulunan kimseye kat kat artar. O zaman, evvelkiler daha sonrakilere: "Sizin bize herhangi bir üstünlüğünüz yok. Öyleyse yaptığınız şirk, Allah'a iftira ve O'nun ayetlerini yalanlamalarınıza karşılık siz de azabı tadın!" derler. 39. âyetin ihtiva ettiği anlam budur.
40 ve 41. âyetlere gelince, Allah büyük bir hüküm ortaya koyuyor ki bu hüküm Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlara inanmaya tenezzül etmeyenler, iyi işler yapmayanlar, şirk, şer ve fesad üzere hayat sürenler.. Öldükleri zaman, melek onların ruhunu göğe çıkaracak, göğün kapıları açılmayacak, onun dönüş yeri cehennem olacaktır. "Deve, iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir." Allah onların cennete girmelerini imkânsız olan bir şeye bağlıyor. Bu, devenin iğne deliğine girmesidir. İmkânsız olan bir şeye bağlanan da imkânsız olmaktadır. Allah: "Biz" şirk, ve isyanla kendini bozarak kendine karşı suç işleyen kimseleri "böyle cezalandırırız." 40. âyetin ihtiva ettiği anlam budur.
41. âyette Allah: "Onlar için cehennemden bir döşek ve üzerlerinde de örtüler vardır!" buyuruyor. Allah, bu kendini beğenmiş yalanlayıcılan cezalandırdığı gibi, günah işleyerek nefislerini pislettiklerinden Ötürü kendilerine zulmetmiş olan kimseleri de adaletiyle cezalandırır.[46]
Sonuç
1- Zulüm, Allah'a iftira ve O'nun hükümlerini yalanlama olduğu sürece serdir.
2- Kabir azabı ve suali vardır.[47]
3-Kâfirler, öfkeyle birbirlerine lanet edeceklerdir. Çünkü onlar cehenneme girmelerinde birbirlerine sebep olmuşlardır.
4- Allah'ın âyetlerini yalanlayanlar cezalandırılacaktır. Bu ceza ise onların cennete girmekten menedilmeleridir. Yine suçlu ve zalimler de cezalandırılacaklardır.[48]
42- İnanıp, iyi işler yapanlar -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yapmasını yüklemeyiz- işte onlar cennet halkıdır, onlar orada ebedî kalacaklardır.
43- Göğüslerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmışız-dır. Altlarından ırmaklar akmaktadır. "Lütfedip bizi buraya getiren Allah'a hamdolsun, Allah bizi getirmeseydi biz bunu bulamazdık. Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler" dediler. Onlara: "işte size cennet, yaptıklarınıza karşılık o size miras verildi" diye seslenildi.
Sözlük
Taşıyabileceği, gücünün yettiği kadar. Çıkardık.Kİnİ Kİn ve SadaPtan> düşmanlık ve hasetten ne varsa.
Bizi buna iletti. Allah bizi dünyadayken karşılığı cennet olan salih amel işlemeye iletti.Yaptıklarınıza karşılık. İşlediğiniz namaz, oruç, sadaka ve ci-had gibi salih amelleriniz sebebiyle.[49]
Açıklama
Allah, âyetlerini yalanlayıp, inanmaya ve salih amel işlemeye tenezzül etmeyenlerin cezalarını bildirdikten sonra, salih amel işleyen ve iman eden kimselerin mükâfatlarını anlatıyor: "İnanıp iyi işler yapanlar" yaptıkları işin bazısı güç yetirilemeyecek kadar zor, bir kısmı da gücün yettiği kadar kolay olduğunda "biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz." Yapabileceği, güç yetirebileceği kadarını yükleriz. Allah daha sonra salih ameller işleyen mü'minlerden haber veriyor: "İşte onlar cennet halkıdır. Orada ebedî kalıcıdırlar."
43. âyette Allah onların içlerini temizlediğini, kalplerinde bulunan başkalarına karşı kin besleme duygusunu söküp çıkardığını, saraylarının altından nehirler aktığını ve onların Allah'ın verdiği nimetlere şükrettiğini haber veriyor. "Bizi buna ileten Allah'a hamdolsun!" Karşılığı cennet olan salih ameli işlemeye bizi ileten Allah'a hamdolsun. Onlar, doğru yolu bulmalarının karşılığının cennet olduğunu, Allah iletmemiş olsaydı elde edememiş olacaklarını ifade ediyorlar. "Eğer Alah bizi iletmeseydi, biz ulaşamazdık."[50] derler ve sonra: Vallahi "Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler." İşte şu kâfirler cehennemde, biz iman ehli olanlar cennetteyiz, derler ve Rasûllerin haber verdiği vaadi tasdik ederler. Allah da onlara şöyle seslenir: "İşte size cennet, o size yaptıklarınıza karşılık miras olarak verildi. "[51] Böylece onlara verilen nimet artacak ve mutlulukları çoğalacaktır.[52]
Sonuç
1- İman ve iyi işler cennete girmeye ve her iki cihanda üstün olmaya vesiledir.
2- Rasûlüllah'm getirdiği sahih dinde ceza hariç, zorluk ve güç yetirilemeyecek sıkıntı yoktur. Yani, her iş gücümüz dahilindedir.
3- Cennette düşmanlık ve kıskançlık yoktur.
4- Kurtuluş Allah'ın bağışıdır. Yalnız O'ndan istenir ve ancak O'ndan istenerek elde edilir.
5- Peygamberler verdikleri uzak geleceğe dair haberlerde doğru söylemişlerdir.[53]
44- Cennet halkı ateş halkına seslendi: "Rabbimizin bize vaadettiğini biz gerçek bulduk, siz de Rabbimizin size vaadet-tiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" dediler ve aralarında bir nida eden: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun" diye seslendi.
45- Onlar ki, Allah'ın yolundan menedip onu saptırmak isterler, ahireti de inkâr ederlerdi.
46- İki taraf arasında bir perde ve A'raf üzerinde de hepsini işaretleriyle tanıyan erkekler vardır. Bunlar, henüz cennete girmemiş olan, fakat girmeyi bekleyen cennet halkına "selam size" diye seslendiler.
47- Gözleri ateş halkı tarafına çevrildiği zaman da "Rabbi-
miz bizi şu zalim toplulukla beraber bulundurma!" dediler.
Sözlük
Çağına seslendi. En yüksek sesle, Allah'ın laneti zalimlere olsun, diye ilân etti.Allah'ın laneti. Allah'ın, zalimleri rahmetten azaba atma emri.Allah'ın yolunu engellerler. Kendilerinin ve başkalarınınİslâm'a girmesini engellerler.Onun eğri olmasını isterler.Aralarında perde var. Cennetle cehennem halkı arasında engel vardır. Bu A'râf duasıdır.A'râf m üzerinde. Cennetle cehennem arasındaki sur üzerinde. Allah, Hadid sûresinde, "onların araşma sur konmuştur" buyurmaktadır. Onların hepsini yüzlerinden tanırlar.Gözleri çevrildiğinde. Yani, cehennemliklerin bulunduğu tarafa baktıklarında.[54]
Açıklama
Âyetler, cennet ve cehennem halkından bahsediyor. Allah cennetliklerin cehennemliklere şöyle dediğini haber veriyor: "Biz Rabbimizin bize vaadettiği cennet ve nimeti gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vaadettiği cehennem ve azabını gerçekten buldunuz mu?" Onlar da cevap olarak: "Evet, Rabbimizin vaad ettiği şeyi gerçek bulduk," derler. Bu sırada aralarından biri: "Allah'ın laneti, rızasına ve cennete ulaştıran İslâm yolundan meneden ve onun saptırılmasını isteyen zalimlere olsun!" diye bağırır. Yani onlar Allah'ın yolunun eğri olmasını, kendi fesadları içinde dönerlerken onlarla beraber İslâm'ın da eğilip bükülmesini isterler. Onlar ahireti inkâr edenlerdir. İşte lanet ettikleri, Allah'ın laneti, sıfatları böyle olan kişilere olsun, dedikleri bunlardır.
Allah 46. âyette: "Cennetle cehennem arasında onları bir birinden ayıran perde vardır." buyurmaktadır. Bu perde yüksele bir yerdeki makamdır, onun üzerinde Adem oğullarından iyilik ve kötülükleri eşit gelmiş kişiler vardır, onlar burada Allah haklarında hüküm verinceye kadar bekletilecekler, Allah onların cennete girmelerini hükmedecek, onlar da cennete gireceklerdir.
"Onlardan her birini yüzüyle tanır." A'raf halkı cennet halkına şöyle seslenir: "Selâm size" Bununla umut ederler. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: Onlar cennete girmemişlerdir, fakat umutludurlar. Cehennem halkı tarafına gözleri çevrilince yani onlara bakınca, onları yüzlerinin kararmış, gözleri fırlamış ve her taraftan azabın kuşatmış olduğunu görürler. Şöyle seslenirler: "Rabbimiz, bizi bu zalim kavimle beraber bulundurma!" Çünkü onlar zulümleri yüzünden cehenneme girmişlerdir. Allah'a sığınırız![55]
Sonuç
1- Cennetliklerle cehennemlikler arasında irtibat olacak, cennette olan cehennemde olanı görmeyi ve onunla konuşmayı istediğinde konuşabilecektir.
2- Küçümsemek maksadıyla vaad (müjde) yerine (tehdit) vaid kelimesi kullanılabilir.
3- Kişiler ahirette zulüm, inkâr ve Allah'ın yolundan çevirmelerinden dolayı ayıplanacak.
4- İyiliklerin, sevabın ağır gelmesi insanı kurtaracak, hafif gelmesi cehenneme atacaktır. Eşit gelmesi durumundaysa cehenneme girmekten kurtulanların en son kurtulanı olacaktır.
5- Eğer istenen mevcutsa, umut etmek doğrudur.[56]
48- A'râf halkı, yüzlerindeki işaretleriyle tanıdıkları bir takım adamlara da seslenerek dediler ki: "Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız size hiç bir yarar sağlamadı."
49- "Allah onları hiç bir rahmete erdirmeyecek" diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? Cennetliklere dönerek: "Girin cennete, artık size ne korku vardır ne de siz üzüleceksiniz," dediler.
50- Ateş halkı, cennet halkına: "Suyunuzdan veya Allah'ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın!" diye seslendiler. Onlar da dediler ki: "Allah bu ikisini kâfirlere haram kıldı."
51- Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bu günleriyle karşılaşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi bile bile nasıl inkâr ediyor idiyseler, biz de bugün onları öyle unuturuz!
Simaları. Kim olduğunu gösteren işaretle. Topladıklarınız. Mal ve adam toplamanız. Bunlar mı? "Cennetteki zayıf müslümanlara işarettir." Yahut size rızık olarak verdiği yiyecek ve içecekten.
İkisini haram etti. Allah onların ikisini yasakladı.
Açıklama
Ayetler, cennet ve cehennem halkından bahse devam ediyor. Allah şöyle buyuruyor: A'raf halkı, yüzlerindeki işaretleriyle tanıdıkları bir takım cehennemden insanlara da, hakkı kabullenmeye tenezzül etmemeniz fayda vermediği gibi, mal ve harp için adam "toplamanız da size fayda vermedi!" İşte siz azabın en şiddetlisi içerisindesiniz, derler. Sonra dünyadayken alay ettikleri, dövdükleri ve hafife aldıkları zayıf müslümanları onlara göstererek: Bunlar mı sizin "rahmete kavuşamayacaklarına dair yemin ettiğiniz insanlar?" derler. A'raf halkına: "Cennete girin,[57] orada size korku yok, siz mahzun da olmayacaksınız" denir.
50. âyette Allah, cehennem ve cennetliklerden haber vererek buyuruyor ki: "Cehennemde olanlar cennettekilere, bize su akıtın, diye seslendiler."[58]Su istemelerinin nedeni çok susamış olmalarıdır. [59]"Veya Allah'ın size verdiği yiyeceklerden verin!" Yiyecek istemelerinin nedeni de çok acıkmış olmalarıdır. Onlara: "Allah bu ikisini kâfirlere haram kıldı!" denir. Hiç bir surette o iki şeyi elde edemezler.
Sonra Allah, kâfirlerin azabı hak etmelerini ve cennetten mahrum olmalarını gerektiren suçlarını, Kureyşli kâfirlere ve diğerlerine ibret olsun diye ortaya koymak için kâfirleri anlatıyor ve buyuruyor ki: "Onlar öyle kimselerdir ki dinlerini oyun ve eğlence edinmişlerdir. Onlar bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları unutuyoruz!" Onlar bugünlerini bırakıp, inkârları yüzünden salih amel işlemedikleri gibi biz de onları azapları içerisinde bırakırız."[60]
Sonuç
1- Kâfir olarak ölen kimseye ne malı ne de adamları bir fayda veremez.
2- Zayıf müslümanlar cennete girmek ve orada mesud olmakla müjde-lenmiştir.
3- Dinî bir hükümle alay etmek küfürdür.
4- Ahiretini unutup kendisine ahirette fayda vermeyecek şeylerle meşgul olacak kadar dünyaya aldanmamalıdır.[61]
52- Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir kitap getirdik.
53- İlle onun tevilini mi gözetiyorlar? Onun tevili geldiği gün, Önceden onu unutmuş olanlar: "Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri dönmemiz mümkün mü ki yaptıklarımızdan başkasını yapalım?" Onlar, kendilerini ziyana soktular ve kendilerinden kaybolup gittiler.
54- Rabbiniz O Allah'tır ki: Gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. O, geceyi durmadan kovalayan gündüzün üzerine bürüyüp örter. Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette yaratan O'dur. İyi bilin ki yaratma ve emir O'nundur. Alemlerin Rabbi Allah, ne yücedir.
Sözlük
Biz onlara getirdik. Mekkelilere ve diğer insanlara getirdik. Kitap. Kur'an.Açıkladık. İlimle açıkladık, helâlini, haramım, vaadini, mükâfatını, cezasını, öğüdünü ve misallerini açıkladık.Onun izahı. Kitapta gelen vaad, vaid yani uyarıldıkları sonun tevilini.Onlardan kayboldu. Gitti, rastlayamadilar. Altı günde. Pazardan cuma gününe kadar.Geceyi gündüzün üzerine örter. Durmadan süratle takip eden.Boyun eğmiş halde.Dikkat çekmek ve uyarmak için kullanılan (Telefondaki alo ifadesi gibi) bir ifadedir.Yaratmak ve emir ona aittir. Mahlûkat ve onlarda tasarruf sadece O'na aittir.Kudreti yücedir, iyilik ve lütfü sayıya sığmaktan uzaktır.
Alemler. Alemlerin Rabbi: Âlem, Allah'ın dışında olan, yaniO'nun gerçek ilah olduğuna işaret eden herşeydir.[62]
Açıklama
Kıyamet günü insanların durumlarının nasıl olacağı ve cennetle cehennemde görülecek haller arzedildikten sonra, Allah, Kur'an'ı, Kureyş kabilesine, hidayetlerine sebep olması için getirdiğini, onu açıkladığını, tevhid ve delillerini, şirk ve sebeblerini, sonu iyilik olan itaati, yine sonu kötülük olan isyanı açıkladığını ve Kitabı inanan kimselerin kendisi vasıtasıyla doğru yolu bulacakları hidayet ve kendisi sebebiyle merhamet görecekleri rahmet kaynağı yaptığmı haber veriyor. 52. âyetin ihtiva ettiği anlam budur. "Gerçekten onlara bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir kitap verdik."53. âyette Allah, kendilerine açıklanmış Kitap gelen Kureyşlilerin iman etmelerini yavaş bularak şöyle buyuruyor: "İlle onun tevilim mi" Kur'an'ın haber verdiği kıyamet ve belâlarını, cehennem ve azabını mı "gözetiyorlar?" O zaman inanacaklar; ama bu iman onlara fayda verecek mi? İşte onlar şöyle diyen kimselerdir: "Onun tevili geldiği gün." Vaad ettiği şeyden örtü kalkacağı gün meydana gelmeden önce dünya hayatında onu unutan ve kendilerini cehennem azabından kurtaracak salih amel işlemeyen kimseler şöyle derler: "Rabbimizin elçileri bize hakikati getirmişler!" Bu ifadeyle onlar inkâr ettikleri ve yalanladıkları şeyi tanırlar, sonra kendileri için asla gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şeyi temenni ederler. Onlar şöyle derler: "Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler yahut dünyaya tekrar geri döndürülüp yaptığımız şirk, kötülük ve bozgunculuktan başka birşey yapalım?" Bu temennileri rüzgârların arasında kaybolup gider, onlara sadece şu ilân kalır: "Onlar kendilerini ziyana soktular ve uydurdukları şeyler kendilerinden saptı (kaybolup gitti)." Yani onlar cehenneme girerek kendilerine zarar verdiler, bütün istekler onlardan uzaklaşıp gitti ve uydurdukları ilâhlarının kendilerine şefaat edecekleri, onları cehennemden kurtarıp cennete sokacakları fikri onlardan yok oldu.
54. âyette iman konusunda yavaş davranan kimseler için Allah şöyle buyuruyor: "Şüphesiz sizin" kendisine ibadet, dua ve kulluk etmenizi isteyen "Rabbiniz, altı günde yeri ve gökleri yaratan, sonra arşa istiva eden, geceyi durmadan kovalayan gündüzün üzerine örten, güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette yaratan Allah'tır." İşte sizin gerçek Rabbiniz ve kendisinden başka ilâh bulunmayan ilâhınız budur. O'ndan başka sizin Rabbiniz yoktur, putlar hiç bir kimse için, rab ve ilah olamazlar. Çünkü onlar yaratan değil yaratılmış, kendilerine bile faydaları dokunmayan ve kendilerinden herhangi bir zararı defedemeyen varlıklardır. Nasıl başkasına faydalanolsun ki?! Sizin rabbiniz bütün mahlûkatın mülk ve tasarrufu[63]ve emir verme yetkisi sadece kendisine ait olan ibadet ettiğiniz Allah'tır. O mülkünde dilediği gibi davranır. "Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir."[64]
Sonuç
1- Kişiye, kıyamet günündeyken inanması fayda vermeyeceği gibi azap ve ölümü gelince iman etmesi de fayda vermeyecektir.
2- Bir iş yaparken acele etmemek, temkinli hareket etmek gerekir. Allah bir anda yeri ve gökleri yaratmaya muktedirken kulların kendi işlerinde temkinli hareket etmek gerektiğini öğretmek için âlemi dünya günlerinin ölçüsüyle altı günde yaratmıştır.
3- Allah'ın iman gereken, sıfatlarından bir tanesi de O'nun arşa istiva etmesidir.[65]Keyfiyetini sadece Allah bilir.
4- Yaratma işi sadece Allah'a aittir. O'ndan başka yaratıcı yoktur. Emir verme de böyledir. Ondan başka emir veren ve yasak koyan yoktur. Bu noktada Ömer (r.a) şöyle diyor: "Kimin geride bir hakkı kaldıysa onu istesin, çünkü yaratma ve emir verme Allah'a ait olduğu sürece hiç bir şey bırakılmayacaktır." Yani kimsenin hakkı kimsede kalmayacaktır.[66]
55- Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.
56- Yeryüzü düzeltildikten sonra orada bozgunculuk yapmayın. Korkarak ve umarak O'na dua edin. Muhakkak ki Allah'ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
Sözlük
Rabbinize dua edin. Dünya ve ahiret ihtiyaçlarınızı O'ndan isteyin. Çünkü sizin Rabbiniz Allah'tır. Öyleyse O'ndan istemekten utanmayın. Korkarak. Yalvarır bir vazıyette ve sesinizi yükseltmeden alçak sesle.
Haddi aşmak. Dua ve başka şeyde haddi aşmayın. Dünyada haddi aşmak, Allah'ın vermesi, yaratması ve değiştirmesi âdeti olmayan bir şey istemektir. Meselâ kişinin nebi olmayı, çocukluk zamanına döndürülmesini veya duada bağırıp-çağıra-rak istemesi caiz değildir.
Yeryüzünde fesat çıkarmayın. Yeryüzünde, tevhid ve itaatle düzeltildikten sonra şirk ve isyanla, bozgunculuk yapmayın. Muhsinler. Allah onları gözetlediği için her durumda işlerini en iyi biçimde yapan ve iyi niyete sahip olan kimselerden.[67]
Açıklama
Allah, kullarına kendisinin onların gerçek Rabbi ve ilâhı olduğunu, tanıttıktan sonra onlara doğru yolu göstermek için kendisine ibadet etmelerini emrediyor ve dualarını kabul etmesi için hangi halde dua etmeleri gerektiğini onlara şöyle açıklıyor: "Rabbinize yalvararak gizlice dua edin."[68]Allah, haddi aşanları, sevmediğini bildirirken, duada haddi aşmayı yasaklıyor. Duada had di aşmak, kişinin Allah'tan başkasına veya O'nunla beraber başka birine dua etmesi, sebeplerini hazırlamadan sonuçları istemesi veya Allah'ın yapması adeti olmayan nebi olmayı, çocukken genç, gençken çocukluğa çevrilme gibi Şeyleri istemesidir.Allah, onları mesud ve mükemmel yapacak şeye yönelttikten sonra, kendisi yeryüzünü düzelttiğinde fesat çıkarmalarını yasaklıyor. Yeryüzünde fesad çıkarmak şirk ve isyanla olur. İsyan, insan öldürmek, gasb, ziraati talan etmek, büyü ve uyuşturucuyla akılları bozmak ve zinaya düşmek gibi bütün haramları kapsar. Diğer bir yerde de Allah kullarını kendisine duaya teşvik ediyor. Çünkü bu ibadettir.
Sahih bir hadiste: "Dua ibadettir" buyurulur. Allah buyuruyor ki: "Rab-binize dua edin." Yani, azabından korkarak ve rahmetini umarak ihtiyacınızı O'ndan isteyin. Allah, niyet ve işleri güzel olan kimselere yakın olduğunu açıklıyor. Dua da bu cinstendir. Kim iyi dua ederse duasının kabulünü başarır. Bu sebeple yaptıklarını iyi yapanların sevabı, kötü yapanların tersine yakın zamanda meydana gelir (verilir). Kötü yapanlara, bu sebeple icabet edilmez.[69]
Sonuç
1- Allah'a dua farzdır. Çünkü dua ibadettir.
2- Dua etmenin adabı şudur: Dua eden kişi yalvaracak, gizli ve açıktan dua edebilir. Dua ederken Allah'ın azabından korkacak ve rahmetini umacak Allah'tan başkasına dua ederek veya vermesi âdet olmayan şeyi isteyerek duada haddi aşmayacaktır. Bağırıp çağırarak da dua etmemelidir.
3- Allah yeryüzünü İslâm'la düzelttikten sonra şirk ve isyanla bozmak haramdır.
4- Allah iyilik yapanı sevdiği için ister genel manada ister özel mana da olsun iyiiiğe teşvik etmiştir.[70]
57- O ki rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderir. Nihayet onlar, ağır ağır bulutları yüklenince, onu ölü bir ülkeye yollarız, onunla su indirir ve türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Herhalde bundan ibret alırsınız.
58- Güzel olan ülkenin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar, kötü olandan ise yararsız bitkiden başka birşey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir toplum için âyetleri böyle döndürüp tekrar tekrar açıklarız.
Sözlük
Rüzgarla. Rih kelimesinin çoğuludur ve hareket halindeki havaya denir.Müjdeciler olarak. Beşir kelimesinin çoğuludur. Yani yağmurun yağmasının yakın olduğunun müjdecileri olarak. "Büşran" (müjdelemek) kelimesi "nesran" (yardım etmek) olarak da o-kunmuştur. Bu kelime ile mana, bulutların yağmuru dağıtması için, şeklinde olur.Rahmetini. Allah'ın rahmeti yani yağmurunun önü sıra. Yüklendi. Onlar ağır ağır yağmur damlalarıyla doymuş bulutları yüklenince.Ölü. Kendinde ne ot ne de bitki bulunmayan ölü arazi. İşte ölüleri böyle çıkartırız. İşte ölüleri de böyle diriltipkabirlerinden sağ olarak çıkaracağız.Öğüt alırsınız. İbret alıp, öldükten sonra dirilmeye ve hesaba inanırsınız.Temiz. Toprağı güzel olan.Kötü. Bitek, Verimli, münbit olmayan tuzlu arazi olmak suretiyle toprağı kötü olan.Sadece. Faydasız bitki.Ayetleri açıklıyoruz. Çeşit çeşit, farklı üslûplarda âyetler zikrediyor, insanları doğru yola iletmek ve onlara gerçeği bildirmek için birinde anlatmadığımızı diğerinde anlatıyoruz. Şükreden toplum için. Çünkü onlar şükrederek ve Allah'ın istediği yerde harcayarak nimetten faylanan kimselerdir.[71]
Açıklama
Ayetler sadece Allah'a İbadet etmeyi gerektiren ilâhi rahmet ve rabbanî kudretinin belirtilerini açıklamaya devam ediyor. Allah buyuruyor ki: "Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur." O kendisinden başka ilah olmayan gerçek Rabbinizdir. "Müjdeciler olarak" kelimesinden maksat: Rüzgârları, siz yiyesiniz ve hayvanlarınızı otlatasmız diye ölü araziyi sulayıp ot ve ekinle hayat bulması için yağmur taşıyan ağır bulutları, dağıtıcı olarak gönderen O'dur. Bu yağmuru yağdırıp, öldükten sonra araziyi diriltmesindeki idaresine benzer bir şekilde, öldükten sonra Allah sizi diriltecek, dünyada işlediklerinizden hesaba çekmek için kabirlerinizden sağ olarak sizi çıkaracak, adil bir şekilde iyiliğe iyilik, kötülüğe kötülükle karşılık verecektir. Bu iş, Allah'ın kudretini ve rahmetini göstermektedir. Bu yumuşak davranma size bunları göstermekte, siz de gözlerinizle bunları görmektesiniz. Umulur ki, ölü araziyi diriltenin, Ölü bedeni canlandırmaya da kadir olduğundan ibret alır, bu sebeple O'na kavuşmaya inanır, sizi mesud edecek, bedbaht etmeyecek yönde amel edersiniz. 57. âyetin işaret ettiği mana budur. Nihayet onlar, yağmur buharıyla ağırlaşmış bulutlan yüklenince, lütfumuz ve kudretimizle, kendisinde hayat bulunmayan, bitki ve ot olmayan Ölü beldeyi onun vasıtasıyla sularız. Bulutla bol bol tatlı su indirir ve onunla her türlü, değişik renk, tat ve kokuda meyva çıkarırız. İşte ölüleri de, ölü yerden bitki çıkardığımız gibi, kabirlerinden çıkarırız.[72] Biz bunu, sîze, onu, işittirip göstermek için yaparız. Belki siz bu sayede ibret alıp, bir rahmet ve ihsan olarak ölü araziyi yaratmaya gücü yetenin, ölü bedenleri de diriltebileceğini düşünürsünüz.
58. âyette Allah, ölümden sonra tekrar canlandırmaya kadir olduğunu
açıklamasının ardından, kâfirler ve mü'min kulları için bir örnek getiriyor ve buyuruyor ki: Toprağı "güzel olan ülkenin bitkisi Allah'ın izniyle çıkar." Bu, yağmuru indirdikten sonra olur. Bu örnek güzel, canlı, kalp sahibi mü'min kullarının benzeridir. Onlar inen âyetleri duyunca, imanları artar ve salih amelleri çoğalır. Toprağı kokmuş çamur olan veya verimli olmayan tuzlu arazisi olan Ülkenin, yağmur yağdığında, ancak yararsız bitkisi çıkar. Bu örnek de kâfirlerin benzeridir. Onlar Kur'an âyetlerini işittiklerinde, onu kabul etmezler, ne ahlâk ne de davranış açısından ondan faydalanmazlar, dolayısıyla da ne hayır işlerler ne de şerri terkederler. "Biz ayetleri bu sekide açıklarız." Yani kudretinin, ilminin, hikmetinin ve rahmetinin belirtilerini ortaya koyarak ve ibret levhaları ve şahitler getirerek ve de misaller vererek açıklarız. "Şükreden toplum için âyetleri böyle açıklarız." Çünkü âyetlerden faydalanan onlardır. İnkarcı kâfirlere gelince, onlar nasıl faydalansınlar ki, iyiyi tanımazlar, kötüyü kötü bilmezler![73]
Sonuç
1- Öldükten sonra hesap için tekrar dirilinecektir. Buna inanmak imanm en önemli rükûnlarından biridir.
2- Ortada mevcut olanla henüz var olmayana delil getirilebilir. Bu faydalı bilgilerdendir.
3- Zihinde daha iyi kavranması için örnek vermek güzel bir şeydir.
4- Şükür bir fazilettir. O, nimeti Allah'ın verdiği yolda ve gayesi uğrunda harcamaktır.[74]
59- Andolsun, Nuh'u kavmine gönderdik. "Ey kavmim!" dedi. "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Doğrusu ben size büyük bir günün azabının inmesinden korkuyorum."
60- Kavminden ileri gelenler dediler ki: "Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz."
61- Dedi ki: "Ey kavmim! Bende bir sapıklık yok, ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim."
62- "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum. "
63- "Korunup da merhamete uğramanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam aracılığıyla bir zikir, sizi ikaz eden bir kitap, size şan ve şeref verecek bir kanun gelmesine şaştınız mı?"
64- O'nu yalanladılar, biz de O'nunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları boğduk. Çünkü onlar kör bir kavim idiler. :
Sözlük
Nuh (a.s.), diğer peygamberler gibi çok şükreden biriydi, ismi Nuh (a.s.) Lemk'in, Mutuşlah'ın, Uhnuh'ın -yani İdris- (a.s.)'ın oğludur. U-lu'lazm olarak isimlendirilen beş peygamberden bi-ridir. Allah'a davet ederek ve insanlara hidayet yolunu göstererek 1240 sene yaşadı. Bunun 950 senesini peygamberlik göreviyle geçirdi.
Yüce günün azabından. Kıyamet gününün azabından. Toplantı yerini dolduran, toplumun ileri gelenleri ve reisleri. Size nasihat ediyorum. Sizin için hayır istiyorum.Şaştınız mı?Sizi uyarmamdan. Küfrünüz ve isyanmıza gereken azabla uyaran.Korunmanız için. Allah'a imanla korkmanız, böylece de merhamet görmeniz için. Gemide onunla beraber bulunanlar, mü'minler. Bu gemi Allah'ın emri ve yardımıyla Nuh'un yaptığı gemidir.Basireti kapalı. Kalbi ölü. Gözün kör olduğunu ifade eden kelime ise "Âma"dır.[75]
Açıklama
Bu ifadeler altı peygamberin kıssalarının anlatılmasına başlangıçtır. Bu peygamberler Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb ve Musa (a.s)'dır. Bu kıssaları anlatmaktan maksat, davet edilen Kureyşli müşrikler için geçmiş ümmetlere, onların başlangıç ve sonlarının nasıl olduğuna dair canlı tablo ve konuşan resimler göstermek için ifadenin çeşitlendirilmesidir. Bunların (Kureyşlilerin) durumları, onların davetlerinde geçen olaylardan ve nebileriyle aralarında cereyan eden mücadeleden pek farklı değildir. Belki bunlar, onlardan ders alırlar. Bununla beraber kıssalar Muhammed (s.a.v)'in peygamberliğini açıklıyor. Çünkü o, kendisine vahyedilen bir peygamber olmasaydı, akılları hayrete düşüren geçmiş toplumların olaylarını anlatan âyetler ona verilmezdi. Aynı şekilde mü'minler Peygamberler ile beraber kendilerini oldukları yerde kalmaya ve sabretmeye teşvik eden ve başarı ve sondan ümit kesmekten uzaklaştıran bu anlatılanlardan ibretler alıyorlardı.
İşte şu âyet kıssaların ilkidir: "Andolsun ki biz Nuh'u kavmine gönderdik." Şerefimiz hakkı için biz seni Arap ve başka soylardan oluşan kavmine gönderdiğimiz gibi Nuh'u da kavmine gönderdik. Nuh onlara dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka ilahınız yoktur." Çünkü gerçek ilah yaratan, rızık veren, idare eden, öldüren, dirilten, bahşeden ve bahşetmeyen,zarar ve faydalıyı veren, işiten ve görendir. Bunlar nerede, sizin ellerinizle yontup evlerinize koyduğunuz hiç bir şey görmeyen kör, hiç bir şey duymayan sağır, konuşamayan dilsiz ilahlarınız nerede?! Şu halde onlara ilah denip ibadet edilmesi nasıl uygun olur?! "Ben sizin için büyük günün azabından korkuyorum." Nuh onları kıyamet gününün azabiyla uyarıyor. Çünkü onlar şirk ve isyanda ısrar ediyorlardı. Bunun üzerine onlardan bir kısmı Nuh'a şöyle cevap veriyor: "Şüphesiz biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz!" Çünkü sen ilahlarımıza ve onlara ibadet etmemize düşman bir konumdasın... Nuh (a.s) da onlara şöyle cevap veriyor: "Ey kavmim! Sapıklık bende değil." Ben nasıl sizin söylediğiniz gibi sapık olabilirim. "Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim." Şunu iyi bilin ki: "Ben Allah katından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim." Ben Rabbimin büyüklük, kudret, yücelik, güzellik ve yanında bulunan rahmet, ihsan ve (buna karşılık) ceza ve azabının bilgisi üzereyim. Sizse hiçbir şey bilmiyorsunuz. Öyleyse Allah'tan korkun, O'na itaat edin ki günahlarınızı bağışlasın; sizi eceliniz gelinceye kadar geciktirsin ve yok etmekte acele etmesin!.. Nuh onlarla konuşmasına bu şekilde devam etti. 950 sene onlara şöyle diyerek tebliğde bulundu: Davet ettiğim ve getirdiğim şeyi yalanladınız mı? Sizden bir adam vasıtasıyla, Allah'ın bir olduğunu kabul ederek, O'na kulluk ve itaat edip O'ndan korkmanız için Rabbinizden size bir uyarı gelmesine şaştınız mı?! Belki bu uyarı sayesinde size merhamet edilir de azab edilmez. Bundan dolayı mı şaştınız ey akıllılar?!
Bu hayırlı mübarek davetin sonucu, onların yalanlaması, Allah'ın da Nuh ve inananları kurtarıp, zalim yalancıları boğması oldu. Çünkü onlar basiretleri kapalı, dünyada kalmayı ve kurtulmayı hak etmeyen kimselerdi. Bunu ifade etmek üzere Allah şöyle buyuruyor: "Onlar onu (Nuh'u) yalanladılar, biz de onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları boğduk. Çünkü onlar basiretleri kapalı bir toplumdu." Âyetleri görmüyor ve uyarılara bakmıyorlardı.[76]
Sonuç
1- Muhammed (s.a.v) de Nuh (a.s) gibi peygamberdir
2- Allah tektir. Âyetlerde kendisinden başka ilah olmadığı açıklanmıştır.
3- Cehennem azabı kötülenmek suretiyle kıyamet günündeki azaptan insanlar korkutulmuştur.
4- Münafıklar her zaman şahsi menfaatlarını önde tutarak Hak davasını
reddederler.
5- İyi son, itaat edenler içindir.
6- Sahibi için basiretin kapalı olması, gözlerin kör olmasından daha tehlikelidir.[77]
65- Ad kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ondan başka ilahınız yoktur. O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?11 dedi.
66- Kavminden ileri gelen inkarcılar dediler ki: "Biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz!"
67- "Ey kavmim! Ben de beyinsizlik yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim" dedi.
68- "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
69- "Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile Rabbinizden size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki Allah siziy Nuh kavminden sonra, onların yerine hakimler yaptı. Üstelik, yaratılışta size irilik verdi, sizi daha iri yapılı yarattı. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki başarıya eresiniz."
Sözlük
Ve Ad'a. Andolsun ki Ad kavmine. Ad, kabilenin babasının is-
midir. Tam ismi, Ad b. Avs b. İrem b. Nuh (a.s)'drr. Kardeşleri Hud. Din yönünden değil de neseb yönünden kardeşleri olan Hud b. Salih b. Erfahsed b. Sam b. Nuh'u gönderdik.
Sakınmaz mısınız? Allah'tan sakınmaz mısınız? Hâlâ şirkte ısrar mı ediyor ve Allah'ın varlığını ve birliğini kabul edip O'n-dan korkmuyor musunuz? Âyetteki soru, onların Allah'tan korkmamalarının hoş bulunmadığım ifade etmektedir.
Pisliklerde, günahlarda. Sefeh gibi aynı manayı ifade eder. Anlamı cahillik, serkeşliktir.
Güvenilir. Size ihanet etmem, aldatmam ve yalan söylemem. , Aynı şekilde ben peygamberliğim konusunda da kendisine güvenilen biriyim; tebliğde ifrata düşmem.İri yan. Çünkü onlar bedenlerinin büyüklük ve uzunluğundandolayı iri yarı idiler.Allah'ın nimetleri. Bu kelimenin tekili elyün, ilyün ve ilvün'dür.
Kurtulursunuz. Ahirette cehennemden, dünyada ise helâktan kurtuluşa eresiniz.[78]
Açıklama
Bu kıssa (anlatılacak
beş kıssadan) ikincisidir. Bu kıssa, Allah'ın yedi gün sekiz
Hud'a kavminden kâfir olan bir grup en kötü bir şekilde cevap verdi. Onların böyle davranmalarının nedeni kibir ve gururlarıydı. Onlar şöyle dediler: Muhakkak ki "biz seni cahillik, ahmaklık" ve dünya hayatım kavrayamamışlık içinde görüyoruz. Yoksa sen kavminin görüş birliği ettiği bir konudan nasıl ayrılıp çıkar, ilahlarını ayıplar ve onların cahil olduklarını söylersin?! Muhakkak ki biz seni getirdiğin peygamberlik, kendisine davet ettiğin tevhid ve Allah'tan başka ilahların terki konusunda "yalancılardan sanıyoruz..."
Hud (a.s) da onların şüphelerini bertaraf ederek şöyle diyor: "Ey kavmim! Cahillik bende değil, ben ancak âlemlerin Rabbi Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim." Ben sizin iddia ettiğiniz gibi cahil değil, fakat size tebliğ ettiğim peygamberlik vazifesini taşıyorum. Ben bu konuda sizlere nasihatçı-yım, sizin için iyilik istiyorum ve bana gelen Allah'ın vahyi hususunda güvenilir biriyim. Güvenilir bir kişiyim, sizi aldatmam, size ihanet etmem ve sizin için yalnızca iyilik isterim.
Sonra sözüne şöyle devam etti: "Yoksa siz Rabbinizden sizi uyarması için bir adam vasıtasıyla size bir zikir (öğüt) gelmesine mi şaştınız?" Benim peygamberliğimi yalanladınız ve küfür ve şirkinizin peşinden Rabbinizden size bir zikir gelmesine hayret mi ettiniz?! Ey akıllılar! Akıl sahipleri bundan dolayı mı şaşırırsınız. Yoksa siz hiç düşünmüyor musunuz? Sonra, içlerinde bir öğüt oluşturur da inad ve ısrarlarından sonra hakka dönerler diye, onlara Allah'ın verdiği nimetleri hatırlatıyor; "Hatırlayın ki" tufanla şirk ve ısrarları sebebiyle "Nuh kavmini yok ettikten sonra sizleri yeryüzünde hakimler yaptı. Yaratılışta size irilik verdi." Yani sizin bedenlerinizi kuvvetli ve boyunuzu uzun yaptı. Bu Allah'ın size bir nimetidir. "Allah'ın nimetlerini hatırlayın, belki kurtuluşa erersiniz." Çünkü eğer siz kalplerinizle onu anarsanız, söz ve hareketlerinizle de şükredersiniz. Bu şekilde de kurtuluşa erersiniz. Bu, sizin korkulan şeyden kurtuluşunuz ve istenileni elde etmeniz demektir. İşte bu apaçık bir kazançtır.[80]
Sonuç
1- Lâ ilahe illallah, cümlesinin manası, başkalarına ibadeti bırakıp Allah'a ibadet etmeye çağırmadır.
2- Töhmet ve zan altında bırakmak reddedilmiştir. Kişinin töhmet altında kaldığı şeyden kendini koruması uygundur, doğrudur ve gereklidir.
3- Rasûllerin vazifelerinden biri de tebliğine memur oldukları şeyi tebliğ etmektir.
4- Nasihat ve emin (güvenilir kişi) olma özelliği fazilettir.
5- Allah'ın nimetlerini hatırlatmak ve hatırlamak iyidir. Çünkü bu şükür ve itaati artırır.[81]
70- Dediler ki: "Sen, tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi bize geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin o azabı bize getir."
71- Dedi ki: "Artık Rabbinizden bir rics (pislik) ve gazab inmiştir. Allah'ın kendileri için, hiçbir delil indirmediği ve hiçbir güç vermediği sadece sizin ve atalarınızın taktığı (baş) isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin öyleyse ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."
72- O'nu ve onunla beraber olanları, bizden bir rahmetle kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanların ve inanmayacak olanların ardını kestik.
Sözlük
Bırakırız. Bize vaadettiğini.
Aşağılamak, kötülemek. Azabı gerektiren öfke. Benimle münakaşa mı ediyorsunuz? Delil. Onun ibadete hak sahibi olduğunu ispat eden delil. Sonu. Arkası. Çünkü onların sonu helak olunca, şüphesiz evvelkileri de helak olmuştur.[82]
Açıklama
Âyetler Hud (a.s) kıssasını anlatmaya devam ediyor.Onlar içlerinden bir topluluğun ifadesiyle Hud'un davetini reddediyorlar ve şöyle diyorlardı: "Sen bize Allah'a ibadet edelim ve babalarımızın ibadet ettiği ilahları terk edelim diye mi geldin?" Sen bizi, eğer ilahlarımıza ibadeti bırakmazsak (azabın gelmesiyle) korkutuyorsun. "Öyleyse bizi tehdit ettiğin azabı,[83] eğer doğru söyleyenlerdensen, getir...
Hud (a.s) onların isteklerini şöyle geri çeviriyor: "Artık Rabbinizden sizin üzerinize aşağılayıp kahredici bir öfke inmiştir." Bu sebeple sizin azap görmeniz her an olması beklenen bir şeydir. "Öyleyse başınıza gelecek şeyi bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!"
Allah buyuruyor ki: "Biz onu ve onunla beraber olan mü'minleri katımızdan bir rahmetle" azabın inişinden sonra "kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanların ve inanmayanların ardını kestik." Onları her şeyi bir emirle yok eden rüzgâr mucizesiyle helak ettik; onların artık sadece yurtları görülür. İşte zalimlerin cezası böyledir.[84]
Sonuç
1- Müşriklerin, baba ve dedelerinin yapmış olmasını kendi batıl inançlarına delil olarak getirmeleri neredeyse geçmiş ümmet ve toplulukların tamamında söz konusu olan bir davranıştır. Bu kötü bir takliddir.
2~ Kâfirlerin geri zekalılıklarından bir tanesi de, azabın hemen gelmesini istemeleridir.
3- Putperestlerin ilahları , hakikati olmayan isimlerden ibarettir. Çünkü kişinin taşa ilah demesi, onu fayda ve zarar veren, öldüren ve yaşatan ilah yapmaz.
4- Allah'ın kudret ve lûtfu Ad kavmini helak ederken, Hud ve mü'minleri kurtarırken tecelli etmiştir.[85]
73- Semûd kavmine kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey kavmim!" dedi. "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte bu, Allah'ın devesi. Size bir mucizedir. Bırakın O'nu Allah'ın arzından yesin içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin yoksa sizi acı bir azap yakalar. "
74- "Düşünün ki Allah Ad'dan sonra sizi hükümdarlar yaptı ve yeryüzünde sizi yerleştirdi. O'nun düzlüklerinde saraylar ediniyorsunuz, dağlarını yontup evler yapıyorsunuz, artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde bozgunculuk yapıp karışıklık çıkarmayın."
75- Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden
zayıf görünen inananlara: "Siz" dediler, "Salih'in gerçekten Rab-bi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" Onlar da: "Evet, doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız" dediler.
76- Büyüklük taslayanlar: "Biz sizin inandığınızı inkâr edenleriz." dediler.
Sözlük
Semûd'a. Biz Semûd kabilesine gönderdik. Bu kabile, babalan Semûd b. Abir b. İrem b. Süm b. Nuh olduğundan Semûd ismini almıştır.Kardeşleri Salih. Soy bakımından onların kardeşleri oîan Salih'i onlara gönderdik. Salih'in tam ismi Salih b. Ubeyd b. Aset b. Kemaşeh b. Ubeyd b. Hazer b. Semûd'dur.
Delil. Allah'ın Rasûlü olmam konusunda doğru olduğumu gösteren alâmet olarak.Yeryüzünde yaşayacağınız yerlere sizi yerleştirdi.Taşları yontuyorsunuz. Evler yapıp oturmak için dağlarda taşlan oyuyorsunuz. «İli *Vî Allah'ın nimetleri.Bozgunculuk yapmayın. Yeryüzünde fesad çıkarmaym.Kibirlendiler. Büyüklenen, hakkı kabul edip tanımayan.[86]
Açıklama
Bu üçüncü kıssa, Allah'ın nebisi Salih (a.s)'ın kıssasıdır. Allah şöyle buyuruyor: "Semûd'a da kardeşleri Salih peygamberi," daha önceki ve sonraki peygamberleri gönderdiğimiz tevhid kelimesiyle" gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur." Peygamberlerin sonuncusu Muhammed (s.a.v)'in getirdiği Lâ ilahe illallah (tevhid) kelimesiyle işaret edilen mâna budur. "Size Rabbinizden, kendinden başka ilâh olmadığına ve benim, O'nun Rasulü olduğuma işaret eden delil geldi." Bu delil dağdaki taştan çıkan bir deveydi.[87]"Bu Allah'ın devesi"[88] benim peygamber-
ligim ve sadece O'na ibadet edip şirk koşmayasınız diye size gönderilişim konusunda doğru sözlü olduğuma dair "size delildir. Bu deveyi bırakın Allah'ın arzında otlasın. Sakın ona bir kötülük yapmayın. Yoksa size elim bir azap dokunur."
Deve geniş ve otlak arazide yayılıyor, onlann suyuna gelip tamamını içiyordu. Bu su karnında saf süte dönüşüyor, onlar da diledikleri kadar ondan sağıyorlardı. Salih (a.s.) kavmine dedi ki: Bir gün bu deve bir gün siz bu sudan içeceksiniz. Sakın ona kötülük yapayım demeyin, yoksa size elim bir azap dokunur.
Onlara Salih (a.s) şu öğüdü de verdi: "Hatırlayın ki Allah sizi Ad kavminin helâkından soma yeryüzünde halifeler yaptı." Ad kavminin memleketi Arab yarımadasının güneyinde Hadramut'da, Semûd'un yurdu yarımadanın kuzeyinde Hicazla Şam arasında, Hicr'daydı. "Sizi yeryüzünde (Hicr bölgesine) yerleştirdi. Oranın düzlüklerinde yazm oturmak için saraylar yapıyor, dağlarında ise (kışın yerleşmek için) evler oyuyorsunuz. Allah'ın nimetlerini hatırlayın." Ta ki sadece O'na ibadet ederek şükredesiniz. O sizi kötülüğün sonundan sakındırıyor ve buyuruyor ki: "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp karışıklık çıkarmayın." Yani yeryüzünde şirk ve isyanla fesadı yaymayın.
Şirk, fesad ve şerrin sonundan kurtulsunlar diye, onların hidayete ermelerini ve düzelmelerini hedef alan bu doğru davet karşısında, Salih'in "kavminden büyüklük taslayan bir grup aralarından inanmış zayıf kimselere şöyle dediler: Siz Salih'in Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu biliyor musunuz?" Bu alaylı tavırla sorulmuş ve o topluluğun buna inanmadığını gösteren bir sorudur. Onlara zayıf mü'minler şu şekilde cevap verdiler: "Biz onunla gönderilene inanıyoruz." Onlar açık bir şekilde korkmadan Allah'ın Rasûlü Salih'in getirdiği şeye inandıklarını ilân ederek bu sözü söylediler. Bu sırada büyüklük taslayanlar şu şekilde onlara cevap verdi. "Biz sizin inandığınızı inkâr edicileriz." Bu, onların, inkâr ve büyüklenmeleri konusunda kendileri tarafından yapılmış bir itiraftır. Kafirler "biz onunla gönderilene inanmıyoruz" demediler ki sözü cevaplarken bile olsa peygamberliği kabul etmiş olmasınlar. "Onlar, yani kafirler, sizin inandığınıza inanmıyoruz." dediler.[89]
Sonuç
1- Peygamberlerin Allah'a iman ve tağutu inkâr, yani sadece O'na kulluk konusundaki davetleri aynıdır.
2- Rasûller (s.a.v.) mucizelerle gönderilmiştir. Salih'in (a.s) mucizesi en şaşırtıcı olanıdır. O'nun mucizesi, deve ile alakalı olarak gösterdiği mucizedir.
3- Allah'ın nimetlerini hatırlatmak gerekir. Çünkü bu şükre sevkeder, şükür s e itaattir.
4- Yeryüzünde şirk, günah işlemek ve fesad yasaklanmıştır.
5- İlk dönemlerde Peygamberlere tâbi olanlar, genelde fakir ve zayıf insanlar idi. Bu, onların makam, mevki ve mal elde etmeye arzulu olmamaları ve istek ve arzulara dalmamaları sebebiyle böyledir.[90]
77- Derken dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar: "Ey Salih! Hakikaten elçilerdensen, bizi tehdit ettiğin azabı getir." dediler.
78- Bunun üzerine, hemen onları o sarsıntı yakaladı ve yurtlarında dizüstü çökekaldılar.
79- Salih onlardan öteye döndü de: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz." dedi.
Sözlük
Deveyi kestiler. Ayaklarını kestikten sonra onu boğazladılar.Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar, isyan ettiler, itaat etmediler.Korku, titreme. Feryadı işitince onları bir titreme aldı.Çökmüş halde. Kuşun iki ayak üzerinde duruşu gibi diz üstü çöke kaldılar.Ve onlardan ayrıldı. Helak olduktan sonra Salih onlara baktı,
onlar diz üstü çökmüşlerdi. Salih onların halini görerek: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri bildirdim." dedi ve sonra onlardan yüzünü çevirdi, ayrıldı.[91]
Açıklama
Ayetler Salih (a.s) kıssasına devam ediyor.O uzun zaman, kibir ve inadla büyüklük taslayanlara rağmen hakka davete devam ettikten sonra, onlar Salih'in sözünde ve peygamberlerden olduğu hususunda onun doğru olduğuna işaret eden mucize istemişler, bunun üzerine gözle görülen deve mucizesi verilmiş, fakat onlar yine de ısrarla inad ve münakaşaya devam etmişler ve sonunda da deveyi boğazlamaya yeltenmişlerdi. "Onu yalanladılar, deveyi kestiler. Rableri de günahları yüzünden azabı başlarına geçirip orayı dümdüz etti."
Allah, 77. âyette, "Deveyi boğazladılar ve Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar" buyurarak, Salih'in kavminin devenin ayaklarını, boğazlamak için kestiklerini ve onu boğazladıklarını, böylece de Allah'ın emrinin dışına çıkıp isyan ederek büyüklendiklerini, halbuki Allah'ın onlara deveyi kendi haline bırakarak otlamasını ve ona kötülük yapmamalarını emrettiğini haber veriyor. Onlar inatla ve meydan okuyarak deveyi boğazladıklarında, "Dediler ki: Ey Salih! (Ey Allah'ın Rasûlü veya nebisi demediler) Bize vaad ettiğin azabı getir." Biz deveyi boğazladık, eğer dediğin gibi peygamberlerden biriysen azabı getir... Allah buyuruyor ki: "Onları bir titreme sardı." Bu, insanın içini titreten, kendiliğinden olan sallantı cumartesi sabahı Allah'ın yarattığı uğultu sonucu olmuştur. Allah şöyle buyuruyor: "Onları uğultu sabaha girerlerken yakaladı." Onlar yok olunca, veda eden kişi gibi -Rasûlüllah'ın Bedir'de Ku-leyb ehli üzerinde durup "Ey Ebu Cehil (Ey Utbe)!" demesi gibi- Salih de onlar sessiz ve hareketsiz dururken onların yanında durdu ve üzülen ve acıyan bir kişi edasıyla şöyle dedi: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği hakikatleri tebliğ ettim, size nasihat ettim, fakat siz nasihati sevmeyen ve ondan yüz çeviren bir kavimsiniz."[92]
Sonuç
1- Allah'ın cezası buyruğundan dışarı çıkan herkesin başına gelir.
2- Ölen veya büyük bir musibetle karşılaşan kimseye üzülmek meşrudur, caizdir.
3- Helak olmanın yaklaştığının alâmeti, insanların nasihattan hoşlanmamaları ve nasihat edenleri sevmemeleridir.[93]
80- Lût'u da gönderdik. Kavmine dedi ki: "Siz, sizden Önce dünyalarda hiç kimsenin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz?"
81- "Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere gidiyorsunuz ha! Doğrusu siz, haddi aşan bir kavimsiniz."
82- Kavminin cevabı: "Onları, şu Lût taraftarlarını kentinizden çıkarın, çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmış!" demelerinden başka olmadı,
83- Biz de onu ve ailesini kurtardık yalnız karısı geride kalanlardan oldu.
84- Ve üzerlerine bir taş yağmuru yağdırdık, bak işte suçluların sonu nasıl oldu!
Sözlük
Ve Lût. Lût'u da gönderdik. Lût Irak'ta Babil kentinde doğdu.Çirkinlik, rezalet. Kötü bir şey, yani homoseksüellik. Alemlerden. Yani insanlardan. Azap içinde kalanlardan. Ve yağdırdık. Gökten yağmur gibi üzerlerine taş yağdırdık, bu taşlar da onları helak etti. Günahkârlar. Irz, ahlâk ve inançları bozanlar.[94]
Açıklama
Bu dördüncü kıssa, Allah'ın nebisi Lût (a.s)'ın kıssasıdır.
Allah buyuruyor ki: Biz Lût'u da Sodom halkından olan kavmine gönderdik. Lût (a.s.) onlardan değildi. Çünkü O, Irak'taki Babil'den amcası İbrahim'le beraber göç etmiş, Allah da onu Ürdün'deki Lût gölünün yakındaki Sodom ve Gomore halkına peygamber olarak göndermişti.[95]O, yaptıkları çirkin işi kötü görerek gönderildiği kavmine dedi ki: "Siz fuhuş mu" yani homoseksüellik mi "yapıyorsunuz. Sizden önce insanlardan hiç kimse onu yapmamıştır." Lût, ahlâkları daha önce hiç kimsenin düşmediği dereceye düşen bu insanları ayıplayarak, yaptıkları çirkin işi kötü bulduğu ifadesine şöyle devam ediyor: "Siz kadınları bırakarak şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz! Muhakkak siz israfa giden (aşın) bir toplumsunuz." Eğer durumunuz böyle olmamış olsaydı, kadınlara şehvet duymak insanın yaratıldığı fıtrattı, yoksa homoseksüellik (erkek erkeğe ilişki) insanın fıtratı değildir. Ancak erkek erkeğe yaklaşmak (homoseksüellik), şer ve fesada dalmak, suç işlemek ve bu konuda aşırı gitmektir. İsraf sahibi bir sınırda durmaz.
Lût, bu öğütle, haddi aşan kavmi düştükleri durumdan çıkaracak yolu gösterdikten sonra, onların cevabı: "Ancak Lût ve inananları Sodom şehrinizden çıkarın." oldu. Bu şehirden çıkarma emirlerinin nedenini de şu şekilde belirtiyorlar: "Çünkü onlar battıkları pislikten İyice temizlenen insanlardır."
Durum bu hale
geldikten sonra Allah şöyle buyurdu: "Biz onu ve" kızlarından ve
bazı hanımlarından oluşan "ev halkını, karısı hariç, kurtardık." O
(karısı) geride kalanlardan oldu. Allah onlara
Bu kıssa, mücrimlerin sonunun elim azap ve toptan yok olma olduğunu görünce ibret alsınlar diye, bu kıssayı dinleyen herkese hitaptır. [96]
Sonuç
1- Homoseksüellik çok çirkindir.
2- Bu işi ilk yapan Lût kavmidir.[97]
3- Her kötülük ve bozgunculuk, haddi aşma ve orta yolda olmamaktan doğar.
4- Küfür ve suç, yapanla yapmayan arasındaki kardeşlik ve akrabalık bağını koparır.
5- Zina yapan evli kişi ölünceye kadar taşlanarak recmedilir.[98]
85- Medyen'e de kardeşleri Şuayh'ı gönderdik: "Ey kavmim!" dedi, "Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın, eğer inanan insanlarsanız
böylesi sizin için daha iyidir."
86- "Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek insanları Allah'ın yolundan çevirmeye ve O Allah yolunu eğriltmeye çalışmayın, düşünün siz az idiniz, o sizi çoğalttı ve bakın bozguncuların sonu nasıl oldu."
Sözlük
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'i gönderdik. Medyen, kabilenin atasının ismidir. İsmi Medyen b. İbrahim'dir. Şuayb da bu kabilenin çocuklarındandır. Neseb yönünden onlarla kardeştir. Çünkü o da Medyen'in soyundandır.
insanların ticaret mallarının kıymetini eksiltmeyin. Çünkü on- ,wlİJI lar insanlara eksik para ve mal veriyorlardı.Yola oturup, geçenleri tehdit eder, korkutur ve onlardan giriş parası alır veya mallarını ellerinden alırsınız. Onu eğriltmek istersiniz. Allah'ın yolunun eğik olmasını, dolayısıyla da sizin arzularınıza uymasını istersiniz. Günah işleyen kimseler. Aramızda hükmeder. Allah aramızda hükmü verip mü'minleri kurtarır, kâfirleri helak eder.[99]
Açıklama
Bu A'raf süresindeki beşinci kıssadır ve Medyen halkının ve Allah'ın nebisi Şuayb'm kıssasıdir.
Allah şöyle buyuruyor: "Medyen'e kardeşleri Şuayb'ı peygamber olarak gönderdik." Gönderiliş gayesi olarak onlara ne söylemişti? O: "Ey kavmim! Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur." Lâ ilahe illallah, deyin. Bu sözden dolayı gereken şey de, onların Allah'ın Rasûlünü doğrulamalarıdır ki, onlar için, yapılması vacib olan ve onları her iki dünyada mesud edecek ibadetlerle Allah'a kulluk etmeleri mümkün olsun. "Size Rabbinizden" peygamberliğime ve size emrettiğim ve yasakladığım şeyin Allah'tan olduğuna işaret eden açık "delil" geldi.[100] Öyleyse "ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanlara mallarını eksik vermeyin." Tam tersi kaliteli ve kalitesiz oluşları bakımından mallarının hakkı olan fiyatı verin. Yeryüzünde düzeltilmesinden sonra fesad çıkarmayın. Bu da ancak şirk ve isyanı terk ile olur. Hırsızlık yapmanız ve yol kesmeniz de bu kabildendir. Eksik ölçü ve tartıyı terk, insanların mallarını eksiltmek, sizi davet ettiğim şirkin terki ve itaatiniz, eğer inanıyorsanız, şu an ve gelecekte sizin için daha hayırlıdır. Yollar üzerinde tehdit ederek, inananları engelleyerek ve onun eğrilmesini isteyerek oturmayın.[101]Peygamber onları suçların en kaba saba olanından men ediyordu. Bu kaba suç şuydu: Onlar bölgenin giriş yerlerine ve sokak başlarına oturuyorlar, geçen kimseyi eziyetle tehdit ediyorlar,[102]insanların iman etmelerini ve doğru yola ulaşmalarını engellemek için onun yanına oturuyorlardı. Aynı şekilde onlar yolları kesiyor, insanların elbise ve mallarını soyuyorlar veya onlardan özel bir vergi alıyorlardı."Hatırlayın ki siz sayısı az bir toplum idiniz de O sizi çoğalttı." Şuayb (a.s) onlara Allah'ın nimetini hatırlatıyor. Bu nimet, onlar sayısı az, değersiz ve diğer kabileler arasında yeri olmayan bir kabileyken, Allah'ın onların sayılarını artırması ve büyük bir toplum olmalarıdır. "Bir bakın hele, fesad çıkaranların sonu nasıl oldu?" Allah onlara Allah'ın intikamının hak olması ve başlarına gelerek yok olmaları itibariyle zalim ve bozguncu komşu ülkelerin sonlarını hatırlatarak öğüt veriyor. Belki bu sayede onlar öğüt alır, şirk ve isyanı bırakır ve Allah'ın birliğine inanarak ve de itaat ederek salih amel işlerler.
Son olarak Şuayb onları Allah ile uyarıyor ve Allah'ın adil bir şekilde onlarla onun arasında hükmü vereceğini ve kimin doğru kimin yanlış olacağını onlara öğreteceğini ifade ederek tehdit ediyor. Sizden bir grub benimle gönderilen tevhid, itaat etse, isyan ve şirki terketse, diğer bir grup buna inanmasa, biz birbirimizle mücadele eden hasımlar olur ve aramızda hüküm verecek birine ihtiyaç duyarız. Şu halde sabredin. Ta ki Allah aramızda hükmü verinceye kadar. O hüküm verenlerin en hayırlısıdir.[103]
Sonuç
1- Rasûllerin davetleri inanç açısından aynıdır. Çünkü onların tamamı tevhid ve İtaat üzere yürürler.
2- Tartı ve ölçüyü eksik göstermek ve insanlara mallarım eksik vermek haramdır. Sanatla ilgili yapılan noksan işlerde bu gruba girer.
3- Yeryüzünde, özellikle de Allah'ın İslâm'la temizleyip, hükümleriyle ıslah ettiği yerlerde isyanla fesad çıkarmak haramdır.
4- Mal aşırmak, yol kesmek ve yoldan geçeni korkutmak haramdır. [104]
88- Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: "Ey Şuayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kendi şehrimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz." Dedi ki: "İste-mesekte mi bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz?"
89- "Allah bizi, sizin dininizden kurtardıktan sonra, eğer tekrar ona dönersek, Allah'ın üzerine yalan atmış oluruz. Rabbi-miz Allah, dilemedikten sonra dininize dönmemiz bizim için olur
şey değildir. Rabbimiz bilgice herşeyi kuşatmıştır. Biz Allah'a dayanmışız. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasındaki işi gerçekle açığa çıkar. Muhakkak ki sen gerçekleri açığa çıkaranların en iyisisin."
Sözlük
İleri gelenler, toplumun ileri gelenleri. Büyüklük tasladılar. Şehrimizden. Dinimizde.
Allah'a tevekkül ettik, işimizi Allah'a havale ettik ve O'nun bizi koruyacağına güvendik.
Rabbimiz aramızı aç. Ey Rabbimiz aramızda hüküm ver! Sen açanların en hayırlısısm. Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.[105]
Açıklama
Âyetler, Şuayb (a.s.)'ın kavmi Medyen halkıyla olan hikâyesine devam ediyor.Şuayb (a.s.) onlara emredip menettikten ve hatırlatıp öğüt verdikten sonra "Kavminden büyüklük taslayan bir grup" tehdit ederek, vaadde bulunarak ve yemin ederek şöyle dedi: "Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inanmış olanları köyümüzden çıkarırız ya da dinimize dönersiniz." İşte taşkın zalimlerin, açık ve ilmi delille mağlup edildiklerinde halleri budur. Peygamberlerin hatibi Şuayb onları altedince, kaba kuvvete ve yol kesmeye baş vuruyorlar ve de onun yüzüne karşı silah çıkarıyorlar. Bu, memleketten sürülmek veya çıkarılmak yahutta onların dinine dönmesi demekti. Onlar: Ey Şuayb! Muhakkak seni ve seninle beraber inanmış olanları şehrimizden çıkarır, ya da dinimize dönersiniz... deyince, bu tehdide Şuayb (a.s.) şöyle karşılık veriyor: İs-temesekte mi sizin dininize döneceğiz?! Allah bizi ondan kurtarmışken tekrar sizin dininize dönersek Allah'a yalan atmış oluruz. Allah'a yalan atma şu şekilde olurdu: Şuayb onlara sadece Allah'a ibadet etmeyi ve başkasına ibadetten vazgeçmeyi emretmiş ve Allah onlara rasûl göndermiş ve içinde bulundukları batıl durumdan kurtarmak için ona itaat etmeyi emretmişken onlar batıla dönerse (O Allah'a yalan atmış olur). Şuayb (a.s.) ve onunla beraber o-lanlar İslâm'dan çıkıp ve kavminin dinine dönerlerse, onların durumu da Allah'a, o dememişken, şöyle dedi böyle dedi, diyerek Allah'a iftira eden kimsenin durumu gibidir. İşte bundan sonradır ki Şuayb (a.s): "Bizim (yani ben ve benimle birlikte inananların) sizin dininize dönmemiz mümkün değil!" diyor. Ancak binde bir de olsa hidayetten sonra sapıklığı tercih edenlere karşı Rab-bimizin dilemesi müstesnadır. Rabbimiz ilimce herşeyi kuşatmıştır. Bizim, hidayet yolunu bulduktan sonra topuklarımız üzerinde gerisin geriye dönmeyeceğimizi Allah biliyor. O'nun bildiği şey de, bildiği gibi olacaktır. O işinde galip ve üstün olandır.
Şuayb onlara, Allah'ın dilemesi dışında ne olursa olsun onların dinlerine dönmelerinin mümkün olmadığını ve olamayacağını, bunun istemediği şeylerden olduğunu bildirdikten sonra şöyle dedi: "Biz hak din üzere kalmada ve batıldan uzak olmada Allah'a dayandık." Sonra Allah'a şöyle yalvarıyor: "Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasını hakla, gerçekle aç, hükme bağla; sen hükmedenlerin en hayırlisısın..." Bu hakkın hak, batılın da batıl olduğunu ortaya koymadır.[106]
Sonuç
1- Şu beşeri bir haldir: Büyüklenen zalimler bâtılla mücadele eder; delille mağlup olduklarında hakkı kabul ve itiraf ederek rahatlama yerine, hak taraftarlarını kovma veya eza ve cefayla bâtılı kabule zorlayarak kaba kuvvete baş vururlar.
2- Davet edilip hakkı tanıdıktan sonra, hak ehlinin davranışını değiştirerek hak yerine batıla dönmesi doğru değildir.
3- Mü'minin, müstakbelde (ilerde) yapacağı her işinde devamlı Allah müsade ederse ve izin verirse diye söylemesi çok iyidir.
4- Düşman tehdit de etse, korkutsa da kormadan Allah'a tevekkül ve onun yoluna devam etmek gerekir.
5- Hak ehliyle bâtıl ehli arasında hüküm vermesini Allah'tan istemek veya bunun için dua etmek mubahtır. Çünkü Allah hakla hükmeder, O hakimlerin en hayırlısıdir.[107]
90- Kavminden inkâr edenlerin ileri gelenleri dediler ki: E-ğer Şuayb'a uyarsanız, muhakkak ki siz ziyana uğrarsınız."
91- Derken o müthiş sarsıntı onları yahalayıverdi; yurtlarında dizüstii çökekaldılar.
92- Şuayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Şuayb'ı yalanlayanlar... İşte ziyana uğrayanlar, onlar oldular.
93- Şuayb onlardan öteye döndü de şöyle dedi: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size Öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım?"
Sözlük
Eğer Şuayb'a uyarsanız... Şuayb'ın getirdiği din ve hidayet üzere olarak O'na uyarsanız. Zelzele gibi insanı kıskıvrak yakalayan sallantı. Dizüstü ölü olarak çökekaldılar.
Sanki orada hiç oturup, uzun zaman kalmamış gibi oldular. Ziyana uğrayanlar. Çünkü onlar dünyada helak oldular, âhi-rette de cehenneme girdiler. Nasıl üzülürüm, acırım.[108]
Açıklama
Ayetler Şuayb (a.s)'ın Medyen halkıyla hikâyesine devam ediyor.
Onlar Şuayb (a.s)'i ve beraberindeki mü'minleri şehirlerinden uzaklaştırmakla tehdit ettikten veya kendi dinlerine dönmelerini istedikten sonra, Şuayb (a.s) kavminin kendilerinin eski dinlerine dönmelerinden ümidini kesecek şekilde onlara cevap veriyor. Allah'a tevekkül ederek ve zalim müşriklerle aralarında hüküm vermesini isteyerek Allah'tan yardım diliyor. Bir kısmı da bu adamı bulunduğu hal üzere bırakın, dediler. Fakat onlar katlanacakları imtihana değinmediler. Şuayb'm kavminden büyüklük taslayan bir grup batıl ilahlarına yemin ederek şöyle dediler: Eğer Şuayb'a, getirdiği din ve davet ettiği tevhid, adalet ve haksızlığın kaldırılmasına uyarsanız, o zaman muhakkak ki siz ziyan edenler olursunuz... Allah şöyle buyuruyor, Şuayb'ın duasının kabulü olarak: "Onları bir sarsıntı yakaladı:" onlar diz üstü çökekaldılar, helak oldular.[109]
Allah şöyle buyuruyor: "Şuayb'ı yalanlayanlar sanki orada hiç oturmamış gibi oldular." Yani sanki orada hiç oturup, uzun zaman kalmamışlar gibi oldular. Bu haberi yalanlayanların hakkındaki hükmü de kuvvetlendirmektedir. "Şuayb'ı yalanlayanlar ziyan edenlerden oldular." Fakat Şuayb'ı doğrulayanlar, kurtuluşa eren ve kazananlardır. Salih'in kavmini terkedişi gibi Şu-ayb'da onları terketti. Allah buyuruyor ki: Şuayb onlardan yüzünü döndüğünde, onlar dizüstü çökekalmış ve helak olmuş bir vaziyetteyken dedi ki: "Ey kavmim! Ben size Rabbimizin bildirdiği gerçekleri ilettim ve size öğüt verdim." Ancak, siz benden yüz çevirip beni yalanladınız, sözümü reddettiniz ve şirk ve fesada helak oluncaya kadar devam ettiniz. "Bu sebeple ben nasıl kâfir kavme üzülürüm?!" [110]Buradaki üzülmekten kastedilen anlam, "sizin gibilere nasıl üzülürüm"dür.[111]
Sonuç
1- Sabrın sonu kısa veya uzun vadede yardımdır.
2- Zulmün sonu helak ve hüsrandır.
3- Allah'ın, yeryüzünde fesadları ve zulümlerinden ötürü helak etmiş olduğu toplumlara üzülmek doğru olmaz.
4- Helak olmalarından sonra zalimleri kınamak mubahtır. Nitekim Rasûlüllah da Kuleyb ehline Şuayb ve Salih (a.s)'ın yaptığı gibi yapmıştır.[112]
94- Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek onun halkını -yalvarıp yakarsınlar diye- mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
95- Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik de insanlar çoğaldılar ve: "Atalarımıza da darlık ve sevinç dokunmuştu. Onlar da üzüntülü ve sevinçli günler geçirmişlerdi," dediler de olaylardan ibret alıp şükretmediler. Biz de onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.
Sözlük
Şehirde. Karye, bölgenin eşraf ve ileri gelenlerini barındıranşehre verilen isimdir.
Kıtlık, açlık ve harpler gibi bela ve zorlukla. Hastalık, pahalılık ve geçim sıkıntısı gibi sıkıntılarla. Allah'a duaederler, O'na belayı kaldırması için
Sıkıntı yerine saadeti, korku yerine güveni ve hastalık yerine sıhhati getirdik.
Ta ki afiyette oldular. Ta ki iyilikleri çoğalsın, mallan artsın ve onların bütün halleri güzel olsun. * Onları ansızın yakaladık. Azabı onlara ansızın indirdik.[113]
Açıklama
Peygamberlere ait beş kıssa ve Kureyş kâfirlerine öğüt ve inananlara hatırlatma olsun diye Allah'ın geçmiş ümmetlere ait muamelesi anlatıldıktan sonra, Allah şöyle buyuruyor: Biz bir belde halkına nebi ve rasûllerden birini göndermiş, o toplum elçiyi yalanlamış, şirk ve sapıklıkta ısrar ederek davetini reddetmişse, Allah da bu şehrin halkını terbiye edici azapla, meselâ kıtlık, açlık, geçim sıkıntısı, hastalıklar, belâ ve sıkıntı olarak ifade edilen harblerle onları azaplandırmışızdır ki, belki onlar uzaklaştıktan sonra yeniden hakka döner ve yüz çevirdikten sonra onu kabul ederler. Sonra Allah onların sıkıntı ve belâlarını kolaylık ve saadete çevirir, malları, çocukları çoğalır ve güçleri büyür. Bu kimseler, kendilerine tevbe edip iman etsinler ve Allah'tan kork-sunlar diye nasihat ve öğüt verildiğinde: Babalarımıza da belâ ve sıkıntı, yani iyilik ve kötülük dokunmuştu. Burada bizi korkutacağınız bir şey yok, bunlar ancak bir biri ardına gelip geçen sıkıntı ve kolaylık günleridir, derler. Bu sözleriyle onlara azap hak olur. Cebbar olan Allah onları ansızın yakalar, fakat onlar farkında olmazlar. Böylece helâkları tamam olur. Kendilerinden sonrakilere ibret olmak üzere dünyada ve âhirette azap görürler. Âhiretin azabı daha şiddetli ve kalıcıdır.[114]
Sonuç
1- Ayetlerde Allah'ın geçmiş ümmetler hakkındaki muamelesi açıklanmıştır.
2- Hakka karşı direnen ve küfürde ısrar edenleri cezalandırma şeklinde olan Allah'ın geçmiş ümmetler hakkındaki muamelesiyle Kureyş kâfirleri korku tulmuştur.
3- Akıl sahiplerinin kaçınması için helak nedenleri belirtilerek geçmiş ümmetlerin tarihiyle öğüt ve nasihatta bulunulabilir. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Andolsun ki onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır."[115]
96- O ülkelerin halkı inanıp kötülüklerden korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık, fakat yalanladılar Mz de onları kazandıklarıyla yakaladık.
97- De ki o ülkelerin halkları, geceleyin, uyurlarken azabı-mızın kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?
98- Ya da o ülkelerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın onlara gelmeyeceğinden emin midirler?
99- Allah'ın tuzağından kurtulacaklarına emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın tuzağına yakalanmayacağından emin olamaz.
100- Geçmiştekilerin başlarına gelenler, sahiplerinden sonra şu toprağa varis olanları doğru yola getirmedi mi, hâla inanmadılar mı ki, biz dilesek, kendilerini günahlarıyla cezalandırırız ve kalplerini mühürleriz; artık hiç işitmezler.
Sözlük
jman ettiler ve sakındılar. Allah'a Rasûlüne vaad (müjde) ve vaide (tehdide) inansalar, isyan etmeyerek itaat ederek Allah'tan sakınsalar.ve yerin bereketleri. Berekat, bereket kelimesininÇoğuludur. Bereket hayrın devam etmesi ve bakî olmasıdır.İlim, ilham ve yağmur göklerin bereketi, bitki, bolluk, güven ve
sıhhat de yerin bereketidir.
Kazanırlar. Kazandıkları şirk ve isyan.Geceleyin.Allah'ın planı. Allah'ın onlara vücud sıhhati ve geçim rahatlığı
gibi nimetler vererek onlara mühlet vermesi neticede de Allah'ın tuzağından emin olduğunda ansızın onları yakalaması.Onlara yol göstermedi mi? Onlar için herşey apaçık olacak şekilde, onlara açıklamadı mı?
Günahları sebebiyle.[116]
Açıklama
Allah geçmiş ümmetler hakkındaki adetini açıklamaktadır. -Bu kanun onların, yalanlayıp isyan etmelerinden sonra Allah'ın belâ ve sıkıntıyla onları cezalandırmasıdır. Çünkü onlar tevbe etmemişler, küfür ve isyana devam etmişler. Allah da onlara cezalarını vermiştir. Önce malları çoğalarak ve durumları iyileşerek çoğalmışlar. Allah bunun üzerine onları ansızın yakalamıştır. Onlar her iki dünyada da kaybetmişlerdir- Allah kullarına tevbe kapısını açmış ve şöyle buyurmuştur: Eğer Mekke, Taif vb. yerlerin kâfirleri, Allah'a kavuşacaklarına, onun müjde ve cezasına inanmış olsalardı muhakkak ki Allah onlara rahmet ve bereketle yerin ve göklerin kapısını, yer hazinelerini onlara açar ve onlara güzel nzıklar verirdi. Fakat bu şehirlerin [117]halkları yalanladılar, yaptıklarına karşılık Allah da onları yakaladı.
Bugün şehir halkı -onlar yalanlayıcıdirlar.- ya daha önceki şehir halklarının başına gelen musibetten ders alıp iman ve itaat ediyorlar, ya da şirk ve isyanda ısrar edip kendilerinden önceki toplumlara inen, helak ve kökleri kazınma azabı onlara da iniyor. İşte 96. âyetin işaret ettiği mana budur. "Eğer (o) şehirlerin halkları inanıp, Allah'tan korksalardı, yerin ve göklerin bereket kapılarını onlara açardık. Fakat onlar yalanladılar, yaptığı şeylerle biz onları yakaladık."
Bundan sonraki üç
âyette Allah bu şehir halklarının bâtılda ısrarları sebebiyle onları
kötüleyerek ve durumlarına şaşarak onları hoş karşılamıyor ve buyuruyor ki:
"O şehirlerin halkı, uyurlarken azabımızın onlara gelmesinden emin mi
oldular? " Kendilerinden öncekilere inen azabı bilmiyorlardı da bundan
dolayı onlar
Sonuç
1- Allah kullarına karşı rahmetini sergiler, onlardan iman ve takvadan başka hiçbir şey istemez.
2- Gaflette olmak doğru değildir. Hatırlama ve uyanık olmak gerekir.
3- Allah'ın azabından emin olmak doğru değildir.
4- Ümmet Allah'ın azabından emin olunca hüsrana ve başlarına bela gelmesine hazır demektir.
5- Öncekilerin başlarına gelenlerden ders almak gerekir. Bu ibret ancak onların yok olmasının nedeni olan şeyleri bırakarak olur.[119]
101- işte o ülkeler! Sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz. Andolsun, elçileri onlara açık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıklarından Ötürü, inanmak istemediler, işte Allah, kâfirlerin kalplerini böyle mühürler.
102- Onların çoklarını yoldan çıkmış bulduk. Çoklarında sözünde durma diye birşey bulmadık.
Sözlük
Bu şehir. Bu âyet, Nuh, Hud, Salih, Lut ve Şuayb (a.s)'in kavimlerine işarettir: İşte o ülkeler! Haberlerinden. Açık deliller. Allah'ın varlığına ve birliğine rasûllerinin doğruluğuna işaret eden delillerle.Önceden. Yaratılma ve var olmalarından önce. Allah onlarınyalanlayacağını biliyordu ve kader kitabına onu yazmıştı. Onların çoğunu sözünde durur bulmadık. Onların çoğunu, Allah'ın yemin gününde almış olduğu söze sadık kalır bulamadık.[120]
Açıklama
Allah, Rasûlü Muhammed (s.a.v)'e hitab ediyor: "İşte o şehirler!" Onların peygamberleriyle beraber cereyan etmiş, peygamberlerin onları nasıl iman, tevhid ve itaate davet ettiklerini, onlarınsa nasıl reddettiğim, bizim onlar hakkındaki hükmümüzün nasıl olduğunu anlatan "haberlerinden sana anlatıyoruz." Belki senin kavmin ders alıp iman eder ve birliğini kabul eder. "Onlara elçileri deliller getirmişti." Rasûllerin getirdiği şeyler Rableri katından (belirtilmiş) emir ve nehydir. "Onlar önceden yalanladıkları için inanmadılar..." Yani bu şehirlerden helak olanlar Allah'ın bilgi ve kudretinde yalanlamış olduklarından inanmadılar. Çünkü Allah biliyordu ki onlar inanmayacaklardır. Bu sebeple onlara inkârı yazdı ve bunun için onlar inanmadılar." "Böylece Allah kâfirlerin kalbine" o şehirlerden helak olanlara yazdığı gibi "mühür vurur." Çünkü o helak olanlar inanmayacaklardı. Fiilen inanmadılar da, bu yüzden Allah onları helak etti. Allah bu şekilde kâfirlerin kalbine mühür vurur. Onlar azap gelinceye kadar inanmazlar. Onlar küfürleri sebebiyle zalimdirler. Bu ilâhi hüküm şu esasa dayalıdır: Allah her insanı yaratılışından önce, neyi teşvik edecek, başkasına karşı kendi için neyi tercih edecek ve kendi tercihiyle ne yapacak, biliyordu. Bu sebeple dünyaya gelirken ona yazgısını yazdı, o kişi Allah'ın yazıp yer gök yaratılmadan önce ezelde taktir ettiğine ulaşmak için ancak yazılanı yapar. "Biz onların çoğunda," helak ettiğimiz Nuh, Hud, Salih, Lût ve Şuayb kavimlerinde "sözde durma diye bir şey bulamadık." Öyle ki biz onların yaratılmalarından önce onlardan bize inanma, ibadet etme, bize ve rasûlümüze itaat etme sözü almıştık. Oysa onların çoğunu buyruğumuzun dışına çıkan, bize ve rasûlümüze itaatten çıkan kimseler olarak bulduk. Bu şekilde biz de onlara azabımızı helâl kıldık ve azabımızı üzerlerine indirdik ve onları topluca helak ettik.[121]
Sonuç
1- Vahiy bir hakikattir ve Muhammed bir peygamberdir. Çünkü, önceki peygamberlerin anlatılan hikayeleri ancak ilâhi vahiyle elde edilebilir. Bu vahyi ise, bu iş için hazırlanan rasûlden başkası alamaz.
2- Deliller kuvvetli ve açık olsa bile Allah'ın hidayetini istemeyen kişinin iman etmesi için deliller yeterli değildir. Yani, inanmak istemeyen delilleri yeterli bulmaz.
3- Mü'min ezelde inanan, kâfirse ezelde inkâr edendir.
4- Kâfirlerin kalbine mühür vurulmasının nedeni küfrü, şerri ve fesadı tercihleri ile, ne olursa olsun bunlarda ısrar etmeleridir.[122]
103- Onlardan sonra Musa'yı âyetlerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına gönderdik, âyetlerimize haksızlık ettiler, fakat bak bozguncuların sonu nasıl oldu!
104- Musa dedi ki: "Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.*1
105- "Allah'a karşı, gerçekten başkasını söylememek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık delil getirdim, artık İsra-iloğullarını benimle gönder."
106- Firavun, dedi: "Eğer bir âyet getirmiş isen, hakikaten doğru söylüyorsan göster onu bakalım!"
107- Bunun üzerine Musa asasını attı, birden o, açıkça ejderha oluverdi.
108- Ve elini koltuğunun altından çıkardı. Birden o, bakanlar için bembeyaz parlak bir şey oldu.
Sözlük
Derken. Onlardan sonra gönderdik. Nuh, Hud, Salih, Lût ve Şuayb'dan sonra gönderdik Musa. İsmi, Musa b. Imran'dır. İmran ise Yusuf b. Yakub b. ishak b. ibrahim'in soyundandır.
Ayetlerimizle. Bu dokuz mucizedir. Bunlar: Asâ, el, kurak se-neler, kan, yağmur, çekirge, karınca, kurbağa, Firavun'un malını yok etmektir. Firavun'a. Allah Musa'yı Firavun'a gönderdi. Firavun'un ismi Velid b. Musab b. er-Reyyan'dır. Mısır kralıdır. Toplumundan ileri gelen reis ve büyüklere. Onlara zulmettiler. Ayetlerimiz ve hidayetimiz sebebiyle, on-lan inkâr ettiklerinden kendilerine zulmettiler. . Rabbinizden açık delil. Benim Allah'ın Rasûlü olduğumu gösteren kesin delil.
Elini çıkardı. Elini birden koltuk altından çıkardı.[123]
Açıklama
Allah, "Biz onlardan sonra Musa'yı gönderdik" buyurmaktadır. Bu âyet, A'râf sûresinde yer alan kıssalardan altıncısını anlatmaya başlamaktadır. Bu kıssa Musa (a.s)'ın Firavunla olan kıssasıdır. Allah, kalbine yerleştirmek, peygamberliğini ortaya koymak, ümmetine öğüt vermek ve hatırlatmak için Rasûlüne kıssayı anlatıyor ve buyuruyor ki; "Biz" Nuh, Hud, Salih, Lût ve Şuayb peygamberlerden sonra "Musa b. İmran'ı, Firavun ve ileri gelen devlet adamlarına mucizelerimizle gönderdik." Bu dokuz mucizenin veriliş nedeni onun peygamberliğinin doğru olduğuna ve davetinin gerçek olduğuna delil olmasıdır. "Onlar âyetlerimiz yüzünden zulmettiler."[124] Onları tanımadılar ve inkâr ettiler. Böylece de inkârları sebebiyle kendilerine zulmettiler. Onlar küfürlerine ve fesadlarına Allah onları denizde boğuncaya kadar devam ettiler. Allah sonra Rasûlüne şöyle buyuruyor: "Bir bak bozguncuların helak ve yok olma açısından sonu nasıl oldu?!" Bu, yeryüzünde şirk ve isyanla fesad çıkaran herkesin sonudur... 103. âyetin işaret ettiği mana budur.Musa dedi ki: "Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından size gönderilmiş bir peygamberim. Bana yakışan Allah'a karşı ancak hakkı söylemem, ben size Rabbinizden doğru olduğumu gösteren ve söylediğimin sağlam olduğuna şahitlik eden açık delil getirdim. Benimle beraber İsrailoğu 11 arını gönder." Onları Allah'ın onlar için yazdığı, babalarının yurdu olan Şam topraklarına götüreyim... (Şam toprakları bu günkü Suriye, Filistin, Ürdün ve Lübnan sınırları dahilindeki topraklara denilmektedir. Firavun burada konuştu, getirdiği mucizeleri Musa'dan istedi. Dedi ki: "Eğer mucize getirdiysen, eğer doğrulardansan haydi getir!" Musa asasını, mucize isteyen Firavun'un önüne attı ve bir de baktılar ki o apaçık bir ejderha, yani asâ Firavun ve topluluğunun önünde canlı gibi hareket eden bir yılan oldu. Bu mucizeyi diğeri izledi. Musa elini Allah'ın öğrettiği gibi koltuğu altına soktu ve çıkarttı. Baktılar ki "O bakanlar için" insanların elinde benzeri görülmemiş "bembeyaz bir şeydir..." İşte beş âyetin ihtiva ettiği anlam budur.[125]
Sonuç
1- Şirk ve isyanla bozgunculuk yapanların sonu kötüdür.
2- Musa nazik bir üslûpla Firavun'a, rab olmadığını, âlemlerin Rabbinin Allah olduğunu ve Firavun'un da Musa'nın da, Harun ve bütün insanların da Rabbinin O Allah olduğunu hatırlatmıştır.
3- Ayetler sıdkın (doğruluğun) rasûllerde de nasıl olduğunu açıklamıştır.
4- Musa'nın mucizeleri meydana gelmiştir.[126]
109- Firavun kavminden ileri gelen bir topluluk dediler ki: "Bu çok bilgili bir büyücüdür."
110- "Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne buyurursunuz?"
111- Dediler ki: "Onu kardeşiyle birlikte alıkoy. Ve şehirlere toplayıcılar gönder."
112- "Bütün bilgili büyücüleri toplayıp sana getirsinler."
Sözlük
Çok bilgili bir sihirbazdır, sadece iddiacı değildir. Arzınızdan, yurdunuzdan sürmek. İşgal etmek ve size hükmetmek için yurdunuzdan. Sizi çıkarmak için. Bu problem karşısında düşündüğünüz doğruyu gösterin.
Zaman ver. Ona ve kardeşine zaman tanı. Gerekli ihtiyat tedbirlerini almadan onlar karşısında acele etme. ' ^ Şehirlerde. Memleketin Firavun'a bağlı şehirlerinde.Toplayanlar. Karşılaşma için sihir sanatında usta sihirbazları toplayacak adamlar.[127]
Açıklama
Ayetler Musa'nın Firavun'la olan hikâyesine devam ediyor. Musa, Firavun'un istediği asâ ve el mucizesini gösterdi. Firavun'un toplumundan bir topluluk da bu iki mucizeyi görmüşlerdir. Onlar şöyle demişlerdir: "Bu çok bilgili bir büyücü." Böyle demelerinin sebebi asanın büyük bir yılana, elin de alaca gibi çirkinliği olmayan, tam tersine beyazlığı sanki aydan bir parçaymışca-sına insanı hayrete düşüren bir beyazlığa dönüşmesi mucizelerinin onları mağlup etmesidir. Onlar Musa'yı itham ettiler. Onun Firavun'un tahtında gözü olduğunu ve halkı ülkeden çıkartmayı hedeflediğini iddia ederek itham ettiler. Firavun dedi ki: "Siz ne dersiniz?" Ey topluluk durum sizin dedi-ğiniz gibiyse, siz ne dersiniz? Onlar Firavun'a şöyle cevap vermişlerdir: "Onu ve kardeşini yanında tut, şehirlere, Mısır'ın her tarafından sihirbazları toplayacak adamları gönder. Onunla yarıştır. Yenilince işi sona erer ve onun belde-mizdeki tehlikesinden emin oluruz."İşte dört âyetin ifade ettiği mâna budur.[128]
Sonuç
1- Topluluğun mucizeleri kabul etmemesi, onları Musa'ya sihirbaz demeye götürmüştür.
2- Firavun ve adamları Musa'ya iftira etmişlerdir. Çünkü onlar Musa'yı saltanatı istemekle itham etmişlerdir. Bu açık bir yalandır. Muhakkak ki o, kıbtiler İsrailoğullarını uzun süre köle olarak kullandıklarından ve imtihana tabi olduklarından Mısır'dan çıkartmayı istiyordu. Bu kişiler Yakup, İshak ve İbrahim'in torunlarıdır.
3- Firavun Rablik davasını unutup, toplumla durumu istişare ederken rezilliği ortaya çıkmıştır. Çünkü gerçek Rab, kullanyla yapacağı işi istişare etmez. Zira onlar ilerde ne olacağmı bilmezler.
4- Sihirbazlık bir gözboyama ve aldatma işidir.
5- Sihri öğrenmek ve yapmak haramdır. Bu işle uğraştığı haber alınan ve bilen kişilere had uygulanır. Sihiri helâl saymak ise küfürdür.[129]
113- Büyücüler Firavun'a gelip: "Eğer üstün gelen biz olursak, elbet bize bir mükâfat var değil mi?'1 dediler.
114- Firavun: "Evet," dedi. "Hem de siz benim yakınlarımdan olacaksınız."
115- Dediler ki: "Ey Musa! Sen mi önce hünerini ortaya koyacaksın, yoksa (önce) atanlar biz mi olalım?"
116- "Siz atın." dedi. Hünerlerini ortaya atınca, insanların gözlerini büyüleâiler, onları ürküttüler ve büyük bir büyü ortaya getirdiler.
Sözlük
Sihirbazlar demektir. Sahir kelimesinin çoğuludur. Bu, sihirde
usta ve sihirle İnsanların gözlerine etki eden kişidir. V LJ ,j| Muhakkak ki bize bir mükâfat. Eğer galip gelirsek bize vereceğin bir ücret.
Biz atıcıyız. Asamızı biz mi atalım?
İnsanların gözlerini sinirlediler. Meydanda bakanlar sihirli asâ ve ipi görüyorlar. Asâ ve ipi alanı dolduran uzun bir yılan olarak görüyorlardı.
Korku soktular, insanların kalplerine, sihrin gözlerindeki etkisinin kuvvetinden dolayı, korku saldılar.[130]
Açıklama
Âyetler bir taraftan Musa'yla, diğer taraftan da Firavun ve toplumuyla aralarında geçen tartışmayı açıklıyor. Geçen âyetlerde topluluğun Firavun'a, Musa ve kardeşi Harun'u yanında tutmasını ve Musa'yla karşılaşacak usta sihirbazları toplayacak görevliler göndermesini istediler. Herhalde onlar Musa'yı yenebilirlerdi. Firavun da sihirbazları toplayacak görevlileri gönderdi.
En usta sihirbazlar Firavun'un yanına ulaştılar. Allah şöyle buyuruyor: "Sihirbazlar Firavun'a geldi." Onlar Firavun'un durumunun zor ve ciddi olduğunu anladılar; şayet Musa'yı mağlup ederlerse yüksek bir ücret istediklerini söylediler. Firavun isteklerini kabul etti. Allah şöyle buyuruyor: "Sihirbazlar Firavun'a geldiler ve şöyle dediler:[131] Bize, galip gelirsek, ücret var mı? O da, evet, dedi." Ayrıca Firavun sözüne, onları saray ileri gelenlerinden ve has adamlarından yapacağını da ilave etti. Firavun onlara: "Muhakkak siz bize yakın olanlardan (olacak)siniz" dedi. Bu sefer Musa'ya yöneldiler. Onlar sihre dayalı güçlerine ve oyunun kendilerinin olacağına kani idiler. Sihir aletlerini önce kendilerinin ya da Musa'nın atmasını teklif ettiler. "Ey Musa! Ya sen at ya da biz atanlar olalım." Ey Musa! Asanı at yoksa asamızı biz atalım. Musa onlara dedi ki: "Siz atınız." Onlar da asalarını attılar. İnsanların gözlerini sinirlediler ve büyük bir sihir getirdiler. Nitekim Allah, bakanları korkutan durumu, hatta Musa'nın bile içten içe gizlice korktuğunu haber veriyor. Allah Musa'yı bu korkudan men ediyor; ona Allah'ın izniyle galib geleceğini bildiriyor. Bu haber Tâhâ sûresinde geçiyor.[132]
Sonuç
1- İnsanın ibadet dışında yapacağı işe karşılık ücret istemesi caizdir.
2- Sihiri seyredenler ortada bir şeylerin olduğunu sanırlar. Çünkü asâ ve ip insanların gözüne ejderha ve yılan şeklinde görünmüştür.[133]
117- Biz de Musa'ya "asanı at!" diye vahyettik. Bir de baktılar ki O, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
118- Gerçek ortaya çıktı ve onların bütün yaptıkları batıl oldu.
119- Orada yenildiler, küçük düştüler.
120- Ve büyücüler secdeye kapandılar.
121- "Alemlerin Rabbine inandık, dediler;
122- Musa ve Harun'un Rabbine!"
Sözlük
Yutuyor. Hızla ve şaşılacak bir maharetle yakalayıp yutuyor. Saptırdığı şeyler. Sihirle hakkı batıl göstermeleriyle çevirdik-leri şeyler. Hak ortaya çıktı. Zeliller olarak. Yenilmişler olarak.Secde ederek. Alemlerin Rabbine secde için yüzlerini yere kapattılar.[134]
Açıklama
Ayetler Musa'yla Firavun'un sihirbazları arasındaki mücadeleye devam ediyor. Sihirbazlar ip ve değneklerini sahaya atıp, onlar sihirle yılana dönüştükten ve insanlar durumdan korkup Firavun ve topluluğun galip geldiklerim sandıktan sonra, Allah Musa'ya asasını atmasını vahyediyor, o da atıyor. "Bir de bakıyorlar ki o uydurdukları şeyleri yakalayıp yutuyor!.. Böylece hak ortaya çıktı ve onların yaptıkları sihir ve yanıltma batıl oldu." Allah buyuruyor ki: "Onlar çatışma alanında yenildiler ve memleketlerine yenilmiş olarak döndüler." Sihirbazlar kendilerini mağlup eden bu mucizeyi görünce sanki onları birileri yere atmış gibi hareketsiz secdeye kapandılar. Onlar şöyle diyorlardı: "Âlemlerin Rabbine, Musa'nın ve Harun'un Rabbine inandık!" Bu ifadenin içinde onlar Firavun'un batıl rablığını inkâr etmişlerdi. Çünkü Allah'a iman O'nün dışındakileri inkârı gerektirir. Bu sebeple şöyle dediler: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık!" Bunanla onlar azgın Firavun'u ve O'nun dışındaki bütün ilahları inkâr ettiklerini ilân etmişlerdir.[135]
Sonuç
1- Allah'ın âdeti şudur: Hakla batıl her hangi bir meydanda karşılaştıklarında daima hak galip gelir.
2- Sihir batıldır, sihir yapanlar kurtulamazlar. Bunun delili, Tâhâ süresindeki "İşleri açısından sihirbaz felaha eremez."
3- İlim fazilettir ve hidayete sebeptir. Sihirbazların iman etmesi ilmin sonucudur. Çünkü onlar Musa'nın getirdiğinin sihir olmadığını, Allah'tan bir mucize olduğunu bilmişler ve inanmışlardır.[136]
123- Firavun: "Ben size izin vermeden O'na inandınız mı?" dedi. "Bu bir tuzaktır. Şehirde bu tuzağı kurdunuz ama yakında başınıza gelecekleri bileceksiniz."
124- "Elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra hepinizi asacağım."
125- Dediler ki: "Biz zaten Rabbimize döneceğiz."
126- "Rabbimizin, bize gelmiş olan âyetlerine inandığımız için bizden öç alıyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır boşalt ve bizi müslümanlar olarak öldür!"
Sözlük
Ona inandınız mı? Getirdiği ve çağırdığı konuda onu tasdik mi ediyorsunuz? Yaptığınız bir plandır. Sizin yaptığınız ve Musa'yla anlaştığınız bir hiledir.Tersinden. Çaprazlama, sağ el sol ayak ve tersi şeklinde keserek.
Sonra, sizi asacağım.Döndürülenler, dönücüler. Döneceğiz.Bizden hoşlanmıyor ve bize gelen Rabbimizin mucizelerine inanmamızı hoş görmüyorsun.Üstümüze sabır boşalt. Öyle ki biz Firavun'un tehdit ettiği eziyet karşısında sabit kalalım, iman ettikten sonra dönmeyelim.[137]
Açıklama
Âyetler Musa ve Firavun'un hikâyesini anlatmaya devam ediyor.Bundan önceki âyetlerde Musa'yla Firavun arasındaki mücadele Musa'nın zaferi, Firavun'un yenilgisiyle tamam olmuştu. Hak ortaya çıktıktan sonra bâtılı terkeden akıllılar inandılar, müslüman oldular ve Allah'a secdeye kapandılar. Bu âyette Allah, Firavun'un sihirbazları muhakemesini anlatıyor. Allah şöyle buyuruyor: "Firavun sihirbazlara dedi ki: Musa'ya, ben size izin vermeden Önce iman mı ettiniz?!" Bu ifadede hezimet ve geri zekâlılığın kokusu vardır. Yoksa iman konusunda izin alma veya almama söz konusu olur mu?! İman içten kabullenmedir, ancak Allah'ın izniyle iman edilir. Sonra onlara şöyle dedi: "Bu sizin halkını çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır." Yani siz mücadelenin başında cesaret gösterdikten sonra Musa'nın galip olduğu iddianız gizli bir düşünce ve tuzaktır ki bu yarışma alanına çıkmadan Musa'yla aranızda yapılmıştır; bunun hedefi insanları[138] şehirden çıkartmanız ve orayı istilâ etmenizdir.Sonra Firavun onları tehdit ediyor: Benim size ne yapacağımı bileceksiniz!.. Yemin ederek neye niyet ettiğini anlatıyor: "Andolsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim." Firavun sağ el ile sol ayaklarının kesileceğini, sonra da onları belli bir alanda cezalandırmak ve insanlara ibret olmaları için ağaca astıracağını ifade ediyor. Firavun'un ilan ettiği budur. Sihirbazların cevabı şöyle olmuştur: "Biz Rabbimize döneceğiz." Senin bizi öldürmen bizim Rabbimize ulaşmamıza ve ona dönmemize bir şey ilâve edemez. Biz zaten Rabbimize kavuşma arzusundayız. Bunun için senin bizi öldürmen bize zarar vermez. Dahası sen bizi sevmiyor, veya işlediğimiz bir suç sebebiyle bizden hoşlanmıyor değilsin. Sen bizden, bize gelen Allah'ın âyetlerine inandığımız için intikam alıyorsun. Bunda bizi ayıplama ve küçük düşürme sözkonusu olamaz. Bu sebeple "Hükmet, gerçek hükmeden sen değilsin! Sen ancak bu dünya hayatında hükmedersin..." Sonra Allah'a yöneldiler, ellerini kaldırdılar ve yalvararak şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Bize sabır ver" ki zatm konusunda bize yapılacak eziyete dayanabilelim. "Bizi müslüman olarak öldür."[139]
Firavun suçunu işledi, fakat bu hadise memlekette büyük sallantı meydana getirdi. Ne Firavun, ne de yakın adamları bunu beklemiyorlardı. Ilerki âyetler bu konuya ışık tutuyor.[140]
Sonuç
1- Günah ve küfürle kararmış kalp taşıyanlar iyi kimseleri yalancılıkla itham etmekten uzak duramazlar.
2- Istirca yani inna li'llahi ve inna ileyhi raciun demek fazilettir. Çünkü Firavun sihirbazları tehdit edince onlar buna sığınmışlar ve biz Rabbimize döneceğiz, demişlerdir. Böylece Fİravun'un onları tehdit etmesi mü'minlere hafif gelmiştir.
3- İmanda karar kılmak için belâ karşısında sabır istemek çok güzeldir.
4- İslâm üzere olmak büyük bir nimettir ve iman sahipleri için yüce bir arzudur.[141]
127- Firavun9un kavminden ileri gelen bir topluluk dedi ki: "Musa'yı ve kavmini bırakıyorsun ki seni ve ilahları terkedip yeryüzünde bozgunculuk mu yapsınlar?" Firavun: "Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz daima onların üstünde eziciler olacağız." dedi.
128- Musa kavmine, "Allah'tan yardım isteyin ve sabredin muhakkak ki yeryüzü Allah'ındır, onu kullarından dilediğine verir. Sonuç korunanlarındır." dedi.
129- "Ey Musa! Sen bize gelmezden öncede sen bize geldikten sonra da bize işkence edildi." dediler. Musa dedi ki: "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı yok eder ve onların yerine sizi yeryüzünde hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar."
Sözlük
İleri gelenler, dedi. Fİravun'un topluluğu dedi.Bırakıyor musun?Ve kavmini. İsrailoğullanm.Yeryüzünde fesat çıkarmaları için. Sana muhalefete ve sana taat etmemeye çağırarak memlekette fesat çıkarmaları için. Ve senin ilâhların. İnsanlar ibadet etsin diye koyduğu ve ben hem sizin hem de onların yüce Rabbinizim dediği putlar. Kadınlarını yaşatacağız. Onların kadınlarını erkek çocukları boğazladığımız gibi boğazlamayacak, bırakacağız. Yeryüzünde sizi halifeler yapar, zalimler helak olduktan sonra onların yerini alırsınız.[142]
Açıklama
Ayetler, Musa ile Firavun arasındaki kıssayı anlatmaya devam ediyor. Musa'nın münazarada zafer kazanmasından ve sihirbazların inanmasından sonra Musa'nın çağrısı ortaya çıkmış ve ona altiyüz bin İsrailoğlu tâbi olduğu rivayet edilir. Firavun'un kavmi insanların Musa ve getirdiği hakka inanmalarından korkmuşlar; Firavun'a teşvik ve tahrik maksadıyla şöyle demişlerdir: "Musa ve kavmini yeryüzünde," Mısır topraklarında hizmetçi ve kölelerini if-sad ederek "bozgunculuk çıkarmaları ve seni ve ilahlarını terketmeleri için mi bırakıyorsun?" Yani sana hizmet etmemeleri, itaat etmemeleri, ilahlarını terketmeleri için mi onları serbest bırakıyorsun? Çünkü Firavun'un, kendisine yaklaşmak için insanları ibadet etmeye çağırdığı putları vardı. O ise hepsi için en yüce Rabb'di. Adamlarını Musa ve kavmini yakalamaya teşvik ettikten sonra Firavun şöyle dedi: "Onların erkek çocuklarını öldürecek, kadınlarını sağ bırakacağız." Nitekim ona İsrailoğullanndan birinin elinde saltanatının sona ereceği haber verildiğinde de böyle yapıyordu. "Muhakkak ki biz onların üstünde daima ezicileriz." Bu söz, Firavun'un, mücadelede yenilmesinden ve sihirbazların Musa ve Harun'un Rabbine iman etmelerinden önce söylediği bir sözdür. Fakat kaybetmiş durumda artık önceki güven dolu sözlerinin yerini korku almıştır. 127. âyetin işaret ettiği mâna budur.
"Firavun'un kavminden bir topluluk dedi ki: Sen Musa ve kavmim yeryüzünde fesad çıkarsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakıyorsun?" O da, "biz onların çocuklarım öldürecek ve kadınlarını sağ bırakacağız. Muhakkak ki biz daima onların üstünde ezicileriz." dedi. Musa'nın israil-oğullarını korkutmaya yönelik bu tehdit karşısında cevabı şu olmuştur: "Musa (Israiloğullarından) kavmine dedi ki: Firavun'un size yaptığı zulme ve eziyete karşılık, Allah'tan yardım isteyin, bu konuda sabırlı olun. Bilin ki yeryüzü Allah'ındır. Dilediğini oraya mirasçı yapar, en güzel son Allah'tan sakınanlar içindir."
Siz ne zaman başınıza gelen belâlara sabreder, sabırsızlık yapmaz ve dönmezseniz, Allah'tan korkar O'na ve Rasûlüne itaatten vazgeçmezseniz, Allah da düşmanlarınızı yokeder. Sizi onların yer ve yurtlarına mirasçı yapar. Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih ederiz ki Musa'nın kavmine söylediği herşey, daha sonraki âyetler de geleceği gibi İsrailoğullarının sabır ve sakınmalarından sonra kelimesi kelimesine gerçekleşmiştir. Burada İsrail oğulları 129. âyetin ihtiva ettiği sözü söylemişlerdir. "Sen bize din ve âyetleri getirmeden önce de bize eziyet edildi."Bu eziyet Firavun'un, İsrailoğullarının erkek çocuklarım boğazlaması, kölelik için kadınları sağ bırakmasıydı. "Senin bize gelmenden sonra da eziyet vardı." Bu söz, Kıpti ve Firavun'dan uzun süre eziyet ve işkence görmeleri sebebiyle sonsuz olarak yenik düşmüş, ümitsiz kişinin sözüdür. Musa (a.s.) onlara içlerinde yer alan ve Allah'ın yanılmaz kuvvetinin onlara ulaşması konusunda besledikleri arzuyu canlandırarak şöyle dedi: "Umulur ki Allah, düşmanlarınızı helak eder, sizi yeryüzünde halife yapar da nasıl hareket edece-ğinize bakar." Bu, Musa'nın da İsrailoğullarının da ümit ettiği bir şeydi. Bu tamamen gerçekleşmiştir. Hamd, kerim ve lütûfkâr olan Allah'a aittir.[143]
Sonuç
1- Devlet başkanları için kötü sırdaşın tehlikesi, Firavun'u yakalamaya sevkederken ortaya çıkmıştır.
2- Sabır ve takva fazilettir. Onlar kurtuluşun anahtarı ve beşeri olgunluğun ilacıdır.
3- Hasta nefsin tedavisi zordur. Allah dilerse, sabırla şifa bulunabilir.
4- Musa'nın Rabbinden beklediği şey doğru çıkmıştır.
5- İyi son ve Allah'ın iman sahiplerine vaadini hatırlatarak mü'minlerin maneviyatını yükseltmek güzel bir şeydir.[144]
130- Andolsun ki biz, Firavun ve taraftarlarını cezalandırdık; öğüt alsınlar diye yıllarca kıtlıkla ve ürünleri azaltmakla sıktık.
131- Onlara bir iyilik geldiği zaman, "Bu bizimdir" derler. Kendilerine bir kötülük ulaşırsa, Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluğu Allah katındadır, fakat çokları bilmezler.
132- Ve dediler ki: "Bizi büyülemek için ne kadar mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz."
133- Biz de onların üzerine ayrı ayrı mucizeler olarak, Tufan, Çekirge, kummel (haşerat), kurbağalar ve kan gönderdik; ama yine büyüklük tasladılar ve suçlu bir topluluk oldular.
Sözlük
Firavun'un ehlini senelerce yakaladık. Kurak ve kıtlık senele-riyle onları cezalandırdık.Ürünlerden noksanlaşmaktan. İsabet eden afet ve onların olgunlaşmaması şeklinde ürünlerini azaltmakla.
İyilik. Güzel olan bolluk, bol rızık ve sıhhat.Kötülük. Kuraklık, kummel ve hastalık gibi iyi olmayan şeyler.
Musa'yı uğursuz sayarlardı.Tufan- Çekirge, kımıl ve kurbağalar.
Kan. Bu ister bedende bulunan kan olabilir veya içecekleri suyun kaplarında, Musa'nın bir mucizesi olarak kana dönüşmesi de olabilir. Kibirlendiler ve günahkâr kavim oldular. Bu âyetlere inanma- maları itibariyle büyüktendiler ve suçlu bir toplum oldular veya onlar suçlu oldukları için heiâklarına hükmedilir.[145]
Açıklama
Âyetler Musa (a.s)'ın Firavun'la hikâyesine devam ediyor.Firavun ve onun yakınları asâ mucizesini, önlerindeki sihrin mağlûbiyetini ve sihirbazların iman ettiklerini görünce kibirleri onları küfür ve inad-da ısrar etmeye şevketti. Allah da onlara musibet olarak kuraklık ve kıtlık senelerini belki öğüt alırlar ümidiyle verdi. Onlar öğüt almadılar. Allah onların kuraklık yıllarını bolluk yıllarına, belâlarını afiyete çevirdi. Onlar yine de dönmediler. Bolluk içersindeyken şöyle dediler: Bu bizim içindir; biz bunu hak ettik ve biz buna lâyıkız. Kıtlık ve belâ anında ise bunların Musa ve kavminin uğursuzluğundan olduğunu söylediler.[146] Allah buyurdu ki: Dikkat edin onların uğursuzluğu Allah katındadır. Bunun sebebi O'nun işleri idare eden, her şeyi yaratan; iyiliğinde, kötülüğünde sebeplerini var eden olmasıdır. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Bu sebeple onlar Musa ve onunla beraber olanlar yüzünden uğursuz olduk, dediler ve küfürde ısrar ederek Musa'ya şöyle deyinceye kadar büyük-lenmeye devam ettiler: "Sen bizi büyülemek için ne kadar mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz." Eğer gerçeği bilseler küfürde ısrar etmez ve söyledikleri sözü söylemezlerdi. Şu halde iyiliğin sebebi iman ve takva, kötülüğün sebebi inkâr ve isyandır. Çünkü burada iyilik ve kötülükten maksat hayır ve serdir.Bu ısrar inat ve büyüklenmeden sonra Musa ellerini yalvararak kaldırdı ve dedi ki: "Ey Rabbim! Senin Firavun kulun yeryüzünde büyüklük tasladı, taşkınlık yaptı, kavmi de andı bozdu. Öyleyse onlara ceza, kavmime Öğüt, sonrakilere ibret olacak bir azapla yakala!" Allah Musa'nın duasını kabul etti, onların üzerine tufan, çekirge, haşerat, kurbağalar ve kan gönderdi. Önce onlan tufan yakaladı. Neredeyse boğularak yok olacaklardı. Musa'ya gelip bu azabın kaldırılması için Allah'a yalvarmasını istediler. Eğer Allah bu azabı üzerlerinden kaldırırsa, inanacak ve İsrailoğullarım Musa'yla beraber göndereceklerdi. Musa Allah'a yalvardı; Allah onun duasını kabul etti. Bir ay kadar sıhhat ve selâmet içinde kaldılar. Musa onlardan vaadlerİni yerine getirmelerini isteyince, sözlerini inkâr ve küfürlerinde ısrar ettiler. Bu sefer Allah da onların üzerine çekirge gönderdi. Onların tahıl ve ağaçlarını yediler; öyle ki feryad ü figan ederek Musa'ya geldiler; vaadlerini tekrarladılar. Eğer Allah bu azabı onlardan kaldırırsa onlar iman edecekler ve İsrailoğullarım serbest bırakacaklardı. Allah azabı kaldırdı. Onlar da bir müddet emniyet İçinde yaşadılar. Musa vaadlerini tutmalarını isteyince inkâr ettiler.
Beş mucize de bu tarzda tamam oldu. Onlar büyüklenerek imandan ve itaatten kaçındılar; bozguncu, suçlu, kendilerinde hayır ve alide vefadan zerre bir şey bulunmayan bir toplum oldular.[147]
1- Kullarını sıkıntıyla yakalaması Allah'ın imtihanlarındandır. Belki onlar öğüt ve ibret alırlar da tevbe ederler...
2- Uğursuz saymak batıldır. Herhangi bir olayın olmasını veya olmamasını uğur veya uğursuzluğa saymak İslâm'da yoktur. Bu inanç, gide gide eşyayı Allah'a ortak koşmaya yolaçar.
3- Bilgisizlik; küfür, isyan, kötü ahlâk ve kötü halin sebebidir. Bundan dolayı insanlar, Seylan'dan Allah'a sığınır gibi cahillikten de Allah'a sığınma-hdır.
4- Mucizelerin mevcudiyetine rağmen Firavun ve çevresinin inanmaması, onların iman konusunda ne kadar inatçı olduklarını göstermektedir. Yani mucizeler gösterilse de inanmak istemeyenin yine de iman etmeyeceğine delâlet etmektedir.
5- Suç işlemek kötü bir şeydir. Suç işlemenin en kötüsü ise, şirk ve isyanla nefsin bozulmasıdır. Çünkü şirk Allah'ın vahdaniyetine eş koşmaktır. Bu da kâinattaki yaratıcının birliğini tanımamaktır.[148]
134- Üzerlerine azap çökünce, "Ey Musa!" dediler. "Sana verdiği söz uyarınca bizim için Rabbine dua et. Eğer bizden azabı kaldırırsa, muhakkak sana inanacağız ve mutlaka israiloğullarım seninle beraber göndereceğiz."
135- Biz onlardan, geçirecekleri bir süreye kadar azabı kaldırınca, hemen yeminlerini bozmaya başladılar.
136- Biz de onlardan öç aldık, onları suda boğduk. Çünkü onlar âyetlerimizi yalanlamışlardı ve âyetlerimizi umursamaz olmuşlardı.
137- Hor görülüp ezilmekte olan milleti de içini bereketlerle donattığımız yerin, doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rab-binin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabretmeleri yüzünden tam yerine geldi. Firavun ve kavminin yapageldiği şeyleri ve yükseltmekte oldukları sarayları da yıktık.
Sözlük
Azap. Önceki âyette geçen beş şey.Vakit kendilerine yetiştiğinde onlar sözlerinden dönerler. reden maksat şudur: Onlar Musa'dan, azabı kaldırması için Allah'a dua etmesini istemişler ve ona iman edip İsrailoğulla-rını serbest bırakacaklarını vaad etmişlerdir. Fakat Allah azabı kaldırınca onlar bir zaman beklemişler, Musa onlardan iman etmelerini ve İsrailoğullarını bırakmalarını isteyince, bundan yüz çevirerek ahidlerini bozmuşlardır. Allah geçirecekleri bir süreye kadar onlardan azabı kaldırınca hemen yeminlerini bozmaya başladılar.
Biz de onlardan intikam aldık, onları denizde boğduk.Ezilmiş olanlar, horlananlar. Hor görülüp ezilen Israiloğullari.Yeryüzünün doğusu ve batısı. Yerin, Şam ve Mısır'ın doğu ve batısına mirasçı kıldık.
Ve Rabbinin güzel kelimeleri tamam oldu. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz tamam oldu. Bu söz: "Biz ezilenlere ihsanda bulunmayı ve onları önderler ve varisler kılmayı istiyoruz." âyetidir.
Yaptıkları, yükselttikleri şeyler. Yükselttikleri ev ve saraylar.[149]
Açıklama
Ayetler Musa ile Firavun'un hikâyesine devam ediyor.
Bunlar, bu konudaki son âyetlerdir. Onlara tufan, çekirge, kummel, kurbağa ve kan azapları inince, "Onlar dediler ki: Ey Musa! Bizim için, sana ve senin getirdiğine ve İsrailoğullarının seninle gönderilmesine inanırsak bizdenazabın kaldırılacağına dair sana verdiği söz uyarınca Rabbine dua et." Onlar yemin ettiler ve dediler ki: "Eğer bizden azabı kaldırırsa, sana inanacak ve seninle beraber îsrailoğullarım göndereceğiz." Allah buyuruyor ki: "Onlardan azap belli bir süreye kadar kalkınca hemen yeminlerini bozmaya başladılar." Onlar asla iman etmeyecekler ve İsrailoğullarını göndermeyecekler.Bu olaylar mucizelerin aralarında oluyordu, Öyle ki beş mucize bu şekilde oldu. Onların helak vakitleri geldi çattı. Allah buyuruyor ki: "Biz onları suda boğduk." Allah Firavun ve ordusunu ve devlet adamlarını boğmuştur. Allah, başkalarına, Özellikle de küfürde ısrar eden Kureyşlilere ibret olması için yapılmış olan bu helakin nedenini şöyle haber veriyor: "Çünkü onlar âyetlerimizi yalanlamışlardı ve onları umursamaz olmuşlardı." Nitekim bu durum Kureyş ve arap müşrikler için de söz konusudur.Allah bu kıssayı şöyle bitiriyor: "Ezilen milleti de" bunlar İsrailoğulları-dır, (şöyle ki İsrailoğullarını Firavun ve adamları uzun zaman köle yapmışlardı.) "yerin doğu ve batısına mirasçı yaptık." Bu yer Mısır ve Şam toprağıdır. Çünkü bunlar Allah'ın bereketli kıldığı yerlerdendir. Ancak önce Şam sonra Mısır toprağı gelir. Çünkü îsraüoğulları Musa ve Harun'un vefatından sonra Filistin'e girmişlerdir. Şöyle ki Yusa b. Nun Filistin topraklarında onlarla savaşmış, orayı fethedip îsrailoğulları oraya yerleşmişlerdir. Rabbinin İsrailoğullarına olan kelimesi (vaadi, imtihanı) sabırları sebebiyle tamam oldu. Allah'ın kelimesinden maksad Kasas sûresinde geçen âyette şöyledir: "Biz yeryüzünde ezilen kimselere ihsanda bulunmayı, onları önderler ve varisler yapmayı ve yeryüzünde onları imkan sahibi kılmayı ve Firavun, Haman ve ordularına sakındıkları şeyi göstermeyi istiyoruz." "Firavun ve kavminin yaptığı silah, malzeme ve binaları, yüksek sarayları ve yükseltmekte oldukları surları ve bahçeleri yıktık. Onların yer ve mallarına başkalarını mirasçı yaptık. Allah dilediğini yapar ve dilediğiyle hükmeder."
Musa'nın Firavun ve toplumuyla olan kıssası buraya kadar devam etti. En güzel son da, Musa'nın ve inananların oldu. Allah'a hamdolsun.[150]
Sonuç
I- İnsanın zayıflığı belâ anında ortaya çıkıyor. Şöyle ki Allah'a sığınır, ona yalvarır yakarır. Belâ kalkınca başına geleni unutur ve eski haline döner. Ancak iman edip salih amel işleyenler bu zayıflık dairesinin dışında kalırlar. Şöyle ki onlar belâya sabreder, nimete şükrederler.
2- Dünya ve âhirette azabın nedeni Allah'ın âyetlerine inanmamak ve onunla amel etmemek suretiyle inkâr etmektir. Kişi âyetlerden habersizdir, düşünmez ve indiriliş gayesi hakkında tefekkürde bulunmaz.
3- Allah'ın kudreti tezahür eder, vaadi doğrudur ve kullarına olan lûtfu büyüktür. Allah noksanlıklardan münezzehtir. Alimdir, hakimdir, rauftur, rahimdir. [151]
138- Israiloğullarını denizden geçirdik. Kendilerine mahsus bir takım putlara tapan bir kavme rastladılar, "Ey Musa!" dediler "Bak bunların nasıl ilâhları var, bize de öyle bir ilâh yap." (Musa) dedi: "Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz."
139- "Şunların içinde bulundukları din yıkılmıştır ve yaptıkları şey boşa çıkmıştır."
140- "Allah, sizi âlemlere üstün yapmışken size Allah'tan başka bir ilâh mı arayayım?" dedi.
141- Ey İsrailoğulları! Hatırlayın, o zaman ki biz sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size azabın en kötüsünü yapı~ yarlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
Sözlük
îsraüoğuHarını denizden geçirdik. Onları geçirdik, onlar da de-nizî aşarak sahile ulaştılar.Kendilerine ait putlara tapıyorlar. Kendilerine ait taşlardan yontulmuş sığır şeklindeki heykellerin yanında oturuyorlardı. Bizim için ilâh yap. Gördükleri heykeli kastederek, bize bir mabud yap dediler.Cahillik ediyorlar. İbadetin, sadece Allah'a ait olduğunu bilmiyorlardı.Onların içinde bulundukları yıkılmıştır. Yok olucudur, zayi olucudur. Onlara bir iyilik kazandırmaz ve onlardan bir zararı da savmaz.Ve sizi kurtardığımızda. Allah'ın sizi Firavun ailesinden kurtarmakla, size vermiş olduğu nimetleri hatırlayın. Onlar size azabın en kötüsünü yapıyorlar. Onlar, azap isabet etmek suretiyle öleceğiniz ve yok olacağınız yolları size getiriyorlardı,
Rabbinizden bir denemedir. Rabbinizden katı, sert bir imtihandır.[152]
Açıklama
Bu âyetler Allah'ın Peygamberi Musa ve kavminin Firavun'la aralarında geçen bir hikâyeye başlangıçtır. Bu olaylar Firavun ve askerlerinin suda boğulmalarından sonra olmuştur. Yukarıdaki âyetler Musa'nın, Firavun ve toplumunu davetiyle son bulmuştu. Bu sebeple Musa ve kardeşi Harun (a.s) kavimleriyle beraber yeni problemlerle karşılaşmıştı. Bundan sonra Allah İsrailoğullarım denizden geçirmiş, onlar salimen deniz kıyısına ulaşıp konaklamışlardı. Orada heykellerinin etrafında oturan insanlara rastlamışlardı. Bu heykeller taştan yontulmuş sığırlardı; o kavim bu sığır heykellerinin etrafında oturmuş bir vaziyette bunlara ibadet ediyorlardı. İsrailoğulları bu putların etrafında oturanları görür görmez Musa'ya şöyle dediler: Ey Musa! Bize de şu ilâhlar gibi ilâh yap. Bu söz Allah'ı ve âyetlerini bilmemeyi gösteren bir sözdü. Musa ise şu ifadeyle onlara karşı geldi: "Siz bilmeyen bir kavimsiniz." Kavmini kınamasına ve onları hoş gÖrmeyİşine devam etti ve şöyle dedi: Sizi durumlarının aldattığı putların etrafında oturan "şunlar içinde bulundukları (din) yıkılmış, yaptıkları da boşa çıkmış kimselerdir." Yani onların içinde bulundukları durum helak ve ziyandır. Sonra kavmine hayretle hoş görmeyerek şöyle dedi: "Sizin için Allah'tan başka bir ilah mı arayayım?" Yani sizin için Rabbimden başka, O'nu bırakarak ibadet edeceğiniz ilâh mı arayayım? Size ne oluyor, aklınız nereye gidiyor? O Allah ki sizi bütün âlemlere üstün kıldı ve sizi diğer beldelerin insanlarına karşı şerefli yaptı.[153]Böylece siz O'ndan başka bir ilah istemekle ona şirk mi koşuyorsunuz? Ondan başka ibadete lâyık olan var mı? Son âyette ise Allah şöyle buyuruyor: "Hatırlayın ki biz sizi, Firavun ailesinin elinden kurtarmıştık. Onlar size azapların en kötüsünü reva görüyorlardı." Ey bize de müşriklerin olduğu gibi ilah yap diyen kimseler! Allah'ın sizi Firavun ailesinden kurtarmak suretiyle verdiği nimeti hatırlayın. Müşrikler devlet adamlarıyla, ve ordularıyla zulüm ve şirkte Firavun'un metodu üzereydiler. "Size azapların en kötüsünü reva görüyorlardı." Çoğalma-yasmız diye "erkek çocuklarınızı öldürüyorlar" kullanmak ve hizmet için de "kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı." Bu azap ve bundan kurtarmada "Rabbiniz-den büyük bir imtihan vardı." O sizin şükretmenizi istiyor, küfrünüzü değil. Nasıl ondan başkasına ibadet edersiniz ve hiç bir fayda ve zararı dokunmayan putları O'na ortak koşarsınız? Sizin durumunuz gerçekten çok garip ve tuhaftır. Şu halde Allah'tan korkun ve O'na tevbe edin.[154]
Sonuç
1- İsrailoğullarının Musa'dan, kendileri için ibadet edecekleri ilâh istemeleri İsrailoğulları arasında tam bir cehaletin hüküm sürdüğünü göstermektedir. Bu sebeple Musa (a.s) onlara, "Siz cahil bir toplumsunuz." demiştir. Onların bu isteklerindeki sebep tuhaftır. Bu sebep Allah'ı, isimlerini ve sıfatlarını bilmemeleridir. Buna şu olay şahitlik etmektedir: Rasûlüllah Huneyn günü müslümanları savaşa hazırlayıp savaş meydanına çıkarınca, bir sidre ağacına rastladılar ve Rasûlüllah'a şöyle dediler: "Bizim için de şeref nişanları (müşriklerin savaşlarda ağaçlara ve kılıçlara bağlanarak uğur bekhledik-leri ipler) yap ki biz onları, müşriklerin yapıp savaşta düşmanlarına karşı zafer kazanmak için silahlarına bağladıkları gibi silahlarımıza bağlayalım." Rasûlüllah onların bu sözlerine hayret etti ve, "Sübhanallah! Siz İsrailoğullarının dediğinden daha fazla bir şey söylemediniz. Onlar o kavmin ilâhları gibi bize de ilâh yap, demişlerdi" buyurdular. Bu sözü söyleyenlerin cahilliği, onlara böyle bir sözün söylenmesini basit gösteriyor. Buna şu da şahitlik ediyor: Müslüman memleketlerindeki binlerce ağaç ve kabirler, ziyaret ediliyor; Allah'tan istenmesi gerekenler onlardan umuluyor ve onlara kurbanlar kesiliyor. Bu durumun müslümanların Rablerini tanımamalarından başka bir sebebi yoktur.
2- Kötü bir işi, meydana geldiğinde ve rastlandığında, onu değiştirecek bir ifadeyle hoş görmemek gerekir. Ortadan kaldırmaya çalışılmalıdır.
3- İnsanlara öğüt olur ve tevbe ederler diye Allah'm emirlerinin hatırlatılması müstahaptır.
4- Allah insanı hayırla ve şerle imtihan eder. Bunlara sabredip şükreden için hayır vardır.[155]
142- Musa ile otuz
143- Musa, tayin ettiğimiz, vakitte bizimle buluşmaya gelip de Rabbi ona konuşunca "Rabbim, bana görün, sana bakayım" dedi. Rabbi buyurdu ki: "Sen beni göremezsin, fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin." Rabbi dağa görününce onu darmadağın etti ve Musa da baygın düştü. Aydınca, "Sen yücesin, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim." dedi.
144- Allah buyurdu ki: "Ey Musa! Ben sana mesajlarımla ve konuşmamla seni insanların basına seçtim, sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol."
145- Öğüde ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalara yazdık. "Bunları kuvvetle tut, kavmine de emret, bunların en güzelini tutsunlar bu en güzel buyruklar gereğince amel etsinler; size, yoldan çıkmışların yurdunu nasıl tarumar ettiğimi göstereceğim."
Sözlük
Belirli vakit, belirlediği vakit.
Bana halife ol. Onların içinde benim halifem ol.
|
|
Günah işleyenler. |
|
|
Yerinde durdu, değişmedi. |
|
|
Yere yıkıldı. |
|
|
Ayıldı. Baygınlığı gidip aklı geri dönünce.[156] |
|
|
Seni seçtim. |
Açıklama
Ayetler Musa (a.s)'ın kavmiyle olan olaylarını anlatmaya devam ediyor. Allah (c.c) İsrailoğullarını Firavun ve toplumundan kurtarınca, îsrailoğul-larının Musa'dan, müşriklerin de âdedi gibi kendileri için de ilah yapmasını istemeleri hadisesi meydana geldi. Musa (a.s) onlara haber verdi ve yanlış sözlerinden dolayı onları terbiye etti, Allah da Musa'yı Tur dağında münaca-atta bulunmaya hazırladı. Onun için bir ay, otuz gün Allah'ın huzurunda kalacağı bir sözleşme yeri tayin etti. Bu otuz gün zü'1-ka'de ayıydı. Daha sonra bu rakama zü'1-hiccenin başından on gün ilave etti ve vakit kırka tamam oldu.[158]
Musa (a.s) kavminden ayrılırken Harun'u yerine vekil bıraktık [159]Ona toplumu ıslah etmesini tavsiye etti ve fesad çıkaranların görüşlerine uymasını menetti. İşte şu âyetin manası budur: "Musa'yla biz otuz gece sözleştik ve buna on gece daha kattık. Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa kardeşi Harun'a dedi ki: Kavmim içinde benim yerime geç, İslah et ve bozguncuların yoluna uyma." Bunun sebebi şuydu: O, İsrailoğul-larına Rablerinden kendilerini yönetecek ve huzurlu ve mesut olmaları için kendilerine hüküm kaynağı olacak tamamlanmış bir şeriatı ihtiva eden kitabı getirmişti. "Musa tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmaya gelip de"[160]yani vaadleştiğimiz yere, belirlediğimiz vakitte gelince Rabbi onunla, aralarında vasıta olmadan konuştu. Musa Allah'ın kelâmını işitiyor fakat zatını göremi-yordu.Musa'nın canı Rabbini görmeyi istedi. Bunu şöyle diyerek Allah'tan istedi: "Rabbim bana görün, sana bakayım." Allah da ona şu şekilde cevap verdi: "Sen beni asla göremezsin" yani, mümkün değildir. Fakat beni bu dünya hayatında görmenin mümkün olmadığını iyice anlamak istiyorsan Tür dağına bak. "Eğer ben ona tecelli ettikten sonra yerinde durabilirse, sen de beni görebilirsin." Allah dağa görününce, onu darmadağın etti ve Musa, dağı görünce bayılarak yere yığıldı kaldı. Kendisine arız olan bayılmadan kurtulunca seni tenzih ve takdis ederim, sana tevbe ettim [161] artık senden böyle bir istekte bulunmayacağım; ben sana, yüceliğine, kudretinin büyüklüğüne inananların ilkiyim. Ben, mükelleflik ve amel yeri olan dünyada seni görmekten aciz bir kulunum, dedi.Allah şöyle buyurarak cevap verdi: Ey Musa! Ben mesajlarımla ve konuşmamla seni insanların başına seçtim, sana verdiğim kemal ve büyük hayrı al, verdiğim nimete karşı bana şükredenlerden ol ki ben de sana artırayım. Bu şükür ise bana itaat, sevdiğimi yapmak, sevmediğimi terketmek suretiyle bana ibadet etmekle olur. "Musa için, öğüte ve herşeyin açıklanmasına dair ne varsa levhalara[162] yazdık."Yani Musa (a.s) için din ve dünya işlerinden olan; kavmine emir-nehiy, korkutma-teşvik gibi öğüde ve açıklanmasına ihtiyaç duydukları her şeyin levhalara yazdık. "Bunları kuvvetle tut." Yani biz ona bunları kararlı ve ciddi bir şekilde uygula, dedik. Bu tutma (uygulama) ancak helali yaparak, haramı terkederek olur. "Kavmine de emret bunların en güzelini, onları eğitmek ve yakalarına zayıflık yapıştığı zaman belâlara tahammül etmeye alıştırmak için ruhsatla değil de azimle tutsunlar."
"Ben sana fasıklarm yurdunu göstereceğim,[163] Bu âyet, İsrailoğulları-nın, levhalarda gelen hükümleri bırakmalarının yasak olduğunu da ihtiva ediyor. Çünkü bunların tamamını veya bir kısmını terkettiklerinde fasık kabul edileceklerdir. Fasıkların yeri ise cehennemdir. Rablerine kavuştukları gün onların cezası o olacak, Allah onlara onu gösterecektir. Bu âyet ihmal ederek ve yapmayarak Allah'ın hükmünden dışarı çıkanlar için son derece sert tehdit ve müjde taşımaktadır. Öyleyse mü'minler bundan sakınsınlar. Çünkü bu büyük bir iştir. [164]
Sonuç
1- Verilen sözü yerine getirmek, kanun koyucu Allah tarafından istenen ve teşvik edilen bir şeydir. Bu, sadık olanların üstünlüklerindendir.
2- Sıradan işler bir tarafa mühim işlerde ehil birini yerine bırakmak caizdir.
3- Kişinin yerine bıraktığı şahsa hayırlı tavsiyelerde bulunması iyidir.
4- Allah'ı görmek, cennet halkı için ahirette mümkün olacaktır.
5- İnsanın güç yetirememesi sebebiyle Allah'ı bu dünyada görmek imkânsızdır.
6- Allah'ın hükümlerini kabul edecek toplum, daha dünyaya gelmeden hükmedecekleri şeriat mevcuttur.[165]
146- Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri âyetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her âyeti görseler de yine ona inanmazlar. Doğru yolu görseler, onu yol edinmezler; ama azgınlık yolunu görseler, onu yol edinirler. Çünkü onlar, âyetlerimizi yalanladılar ve onları umursamaz oldular.
147- Ayetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlayanların eylemleri boşa çıkmıştır. Onlar yalnızca yaptıklarıyla cezalandırılırlar.
Sozluk
Uzaklaştıracağım.
Kibirleniyorlar. Büyüklenip, haklara mani olan ve insanları hakir görenleri.
Olgunluk yolu. İman ve takva üzere olan hak yolunu, isyan yolu. Şirk ve isyan üzere olan sapıklık yolunu. Ve ondan gafil idiler. Habersizdiler. Ona aldırmazlar, bakmazlar, gösterdiği ve ilettiği noktalarda düşünmezler. Amelleri iptal oldu. Onların işleri boşa çıktı, dolayısıyla onlar o işlerden faydalanamazlar. Çünkü bunlar müşriğin yaptığı işlerdir. Şirk ise ameli yok eder.[166]
Açıklama
Bu iki âyet yeryüzünde olmuş ve olacak her şer, zulüm, fesad ve yoldan sapmanın isabetli ve doğru bir şekilde sebebini ortaya koyuyor. Bu doğru tes-bit edilmiş olan sebep: Allah'ın âyetlerini yalanlama ve onlardan habersiz olmadır. Yalanlamaya sebep olanın kibir, zulüm, taklid veya inad olması aynı şeydir, hiç farketmez. Ancak kibir, âyetin baş tarafından anlaşıldığı kadarıyla, Allah'ın âyetlerinin inkârında en kuvvetli nedendir. Allah şöyle buyuruyor: "Haksız yere yeryüzünde büyüklenenleri âyetlerimden uzaklaştıracağım."[167]
Kullarını çevirmedeki âdeti gereğince Allah bir kişiyi çevirince, bir daha o doğru yolu kabul edemez ve geri dönemez. "Hak yolu görseler bile onu yol olarak kabul etmezler; ama azgınlık yolunu görseler, onu yol kabul ederler." İşte bu ifadeler Allah'ın âyetlerinden yüz çevirmenin sebebini açıklamadır. Yani, kula doğru yol gösterildiğinde reddetmesi, sapıklık yolunu görünce de ona uyup yol edinmesidir. "Çünkü onlar âyetlerimizi yalanladılar ve onları umursamaz oldular." Bu dikkatimizin çekildiği doğru bir sebeptir. Düşünülsün!
147. âyette Allah: "Âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıktı" buyurmaktadır. Bu âyetteki maksat, Allah'ın âyetlerinden uzaklaşanların ziyan edeceklerini kuvvetlendirmektir. Çünkü onların amelleri adalet ve hak temeli üzere değildir; tam aksine zulüm ve batıl temeli üzeredir. Bu sebeple bir açıdan batıldır, onlara hiçbir fayda sağlamaz; diğer bir açıdan da kötü bir ameldir, ceza yurdunda karşılık olarak kötülükle cezalandırılacaklardır. Bu da cehennem azabıdır. Bunun için Allah: "Onlar yalnızca yaptıklarıyla cezalandırılırlar." (Yani, onlar sadece yaptıkları kötülükle cezalandırılırlar) buyurmaktadır. Allah'ın adaleti şudur: Kim kötülükle gelirse ancak yaptığı kötülük kadarıyla cezalandırılacak ve hiç zulüm görmeyecektir.[168]
Sonuç
1- Âyetler, Firavun ve taraftarlarının helak olması gibi başka kavimlerin helak olmaları için, Allah'ın kullarını âyetlerinden uzaklaştırmasının sebep olduğu, Allah'ın bir kuralı olduğunu açıklıyor.
2- Âyetlerden uzaklaştırılmanın en kuvvetli nedeni büyüklenmedir.
3- Ayetleri yalanlamak ve aldırmamak bütün sapıklık, şer, zulüm ve fesadın sebebidir.
4- Kıır'an âyetlerinin sınırlarını belirlediği ve işaretlerini açıkladığı Allah'ın yolu olan hak yola sahibinin girmemiş olduğu her amel batıldır.
148- Musa kavmi, kendisinin, Rabbi ile mülakata gitmesinden sonra kendilerinin zinet takımlarından yapılmış, böğürmesi olan bir buzağı heykelini ilah diye benimsediler. Görmediler mi ki o, ne kendisine söz söylüyor, ne de onlara yol gösteriyor? Onu benimsediler ve zalimlerden oldular.
149- Ne zamanki pişmanlıklarından ötürü başları elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görüp anladılar, dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, elbette ziyana uğrayanlardan oluruz."[169]
Sözlük
Süslerinden. "Halyu" kelimesinin çoğuludur. Altından yapılmış bilezikler gibi kadının kocası için süslendiği şeyler. Buzağı heykeli. "îcl", buzağı anlamında bir kelimedir. "Cese-den" ise, sayfa ve duvarda resim olarak değil de cisim olarak var olan demektir. Anlamı, buzağı heykelidir.
Onun böğürtüsü vardır. Deve sesine "ruga" dendiği gibi sığır,
sesine de "huvar" denir. Böğürme anlamında bir kelimedir.Ve elleri arasına düşürüldüğünde. Buzağıya ibadet ettiklerine " pişman oldular. Çünkü bu bâtıl bir ibadettir.[170]
Açıklama
Bu başlangıç, Musa ve kavminin Firavun'la olan hikâyesine yeniden bir dönüştür. Ayetler Musa'nın Tûr dağındaki olayım, Allah'ı görmek isteyişini ve buna tevbe edişini anlatmış, sonra kulların helak oluşunun sebebini açıklarken büyük bir kuralı arzetmİşlerdir ki bu, indirilen âyetleri yalanlama ve aldırmamadır. Sonra âyetler tekrar Musa'nın İsrailoğullarıyla olan hikâyesine dönmüştür. Allah (c.c) şöyle buyuruyor: Musa Rabbine münacaatta bulunma ve kavmini idare edeceği ve gereğince hüküm vereceği şeriatı ihtiva eden kitabı getirmek için kavminden ayrılıp Tûr dağına gittikten sonra Musa'nın kavmi kadınlarının süs eşyaları olan altınları eriterek bağırması olan bir buzağı heykeli edindiler. Samirî [171]şöyle bir delil ileri sürerek kadınlardan süs eşyalarını istedi: Bu eşyalar Kıptilerİn kadınlarından geçici ödünç alınmıştı ve mülk edinilmesi helal değildi. Böylece onlara hile yaptı, kalıba döktü ve eritti, sonra o kalıptan çıkardı. Sonra da onlara, işte sizin ve Musa'nın ilâhı budur, buna ibadet edin, dedi. Harun'u bu cümlede söylemedi. Çünkü Harun onlarla beraberdi, Musa'nın halifesiydi. Bu sebeple o Harun'un kendini yalanlamasından korktu ve Harun'un ilâhi demedi.
"Onlar görmediler mi ki o buzağı onlarla konuşmuyor, onlara bir yol da göstermiyor?!" Bu ifadeler onları azarlıyor ve kabalıklarını, cehaletlerini yüzlerine vuruyor. Aksi durumda, nasıl oluyor da konuşma kabiliyeti olmayıp onlara bir şey söylemeyen, düşünme yeteneği olmayıp onları doğru yola iletmeyen bir ilâha inanıyorlar? Onlar sapıtacak olsalar bilfiil sapıtırlar.
Sonra Allah: "O buzağıyı ilâh edindiler ve zalimler oldular" buyuruyor. Âlemlerin Rabbi, ne buzaği-dır, ne de mahlûktur. Onlar ne cahil toplummuş, ne kötü halleri ve düşünceleri varmış. 148. âyetin işaret ettiği anlam budur.
149. âyette ise Allah, içinde bulundukları zavallılık durumunu farkettik-ten sonraki hallerini haber veriyor: "Başları elleri arasına düşürülünce" iyice pişman olup, şirk koşmaları sebebiyle sapıttıklarını görünce, tevbe edip haykırdılar: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bu büyük günahımızı bağışlamazsa" biz ahiret yurdunda kaybedenlerden, dolayısıyla cehennem halkından oluruz.[172]
Sonuç
1- Âyet varlık kaidelerinden birini açıklıyor. Kişi duyduğu ve gördüğü şeylerden etkilenir. Görmenin insan tabiatındaki etkisi duymadan daha fazladır. Bu sebeple İsrailoğullarının, buzağı heykelinin etrafında oturan bir köy halkını görüp Musa'dan aynen bu buzağının benzerini yapmasını istemeleri, onlara Samiri'nin yaptığı buzağıyı kabul ettirmiştir. Bu sebeple televizyon ve videoda görülen şeyler, gerçekten çok etkileyicidir. Nice akılları fesada uğratmakta, nice nefislere pislik bulaştırmakta ve nice ahlâkları bozmaktadır.
2- Fikirde donukluk ve kaba sabalık yerilmiştir. Çünkü Allah, "Onlar görmüyorlar mı ki, o, onlarla konuşmuyor?" buyuruyor.
3- Allah bir kula iyilik murad edince, isyan ettikten sonra tevbe etmeyi ona ilham eder de, o da pişman olur ve affını ister.[173]
150- Musa, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce, "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" dedi. Levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. Kardeşi, "Anam oğlu!" dedi, "Bu insanlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. Ne olur düşmanları üstüme güldürme, beni bu zalim kavimle beraber tutma!"
151- Musa, "Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetinin içine sok, merhametlilerin en merhametlisi sensin." dedi,
152- Buzağıyı ilâh diye benimseyenlere, muhakkak Rable-rinden bir öfke ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız.
153- Ama kötülük yaptıktan sonra ardından tevbe edip inananlara karşı muhakkak ki Rabbin, o tevbe ve imandan sonra, elbette bağışlayan ve esirgeyendir.
154- Öfkesi dinince Musa, levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için yol gösterme ve rahmet vardı.
Sözlük
Ve Musa döndüğünde, Musa kırk gün geçtikten sonra Tûr dağından dönünce.Üzüntü içinde. Rabbinizin emri için acele mi ettiniz.Kardeşinin başını. Kardeşi Harun'un başını.Dedi ki: Annemin oğlu. Ey annemin oğlu Musa. Harun ile Musa'nın annasi de babası da birdir. Fakat Harun, Musa'ya annemin oğlu diye hitap etmiştir. Çünkü bu merhamet ve şefkat bakımından daha tesirlidir. Düşmanları bana güldürme. Bana vurarak ve hafife alarak düşmanları sevindirme.Buzağıyı edindiler. Buzağıyı taptıkları ilâh yaptılar. İftiracılar. Allah'a şirk koşarak. Onu yalanlayanlar. UJ jMusa'nın öfkesi yatışıp, geçince.Levhaları aldı. Atıp ta kırılmış olan levhaları yerden aldı.Ve nüshalarında. Kırıldıktan sonra aslından çoğalttığı levhalarda.Korkarlar. Allah'tan korkan, onun azabından korkup isyan et-neyenler.[174]
Açıklama
Ayetler Musa (a.s)'ın Israiloğullarıyla olan kıssasını anlatmaya devam ediyor. Bu âyetlerde, Musa (a.s) nıünacaattan sonra kavminin yanına dönünce, Allah ona kavminin kendinden sonra denemek için güç işlere maruz kaldığım ve bir Samirili'nin onları sapıttırdığını haber veriyor. Bu sebeple Musa (a.s) üzüntülü ve kızgin[175] bir şekilde dönüyor. Öyle id: Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız?! Rabbinizin emrini (beklemede) acele mi ettiniz?! (yani Rabbinizin kırk günlük randevusunu tamamlamadınız) Musa öldü, dediniz; dininizi değiştirdiniz ve buzağıya taptınız, diyor."Musa levhaları yere attı" kırıldılar ve kardeşi Harun'u halifelik vazife sindeki kusurundan dolayı kınayarak sakalından ve başından tutarak çekti. Bunun üzerine Harun şöyle diyerek özür diledi: "Ey annemin oğlu! Sakalımdan ve başımdan tutma, ben senin, benimle İsrailoğulları arasını açtın, demenden ve sözümü dikkâte almamandan korktum." Bu olay Tâhâ suresinde geçmek-tedir. Burada geçen ifadelere gelince, Harun şöyle diyor: "Ey annemin oğlu! Bu insanlar beni hırpaladılar; az daha beni öldürüyorlardı.[176] (Ne olur) düş-manları üstüme güldürme, beni bu zalim kavimle beraber tutma!" Onlar buzağıya kulluk yaparak zulüm yaptılar, "düşmanlarımı bana güldürme" âyetinin mânası beni dövmekle veya başka bir şekilde bana eziyet etme. Çünkü bu ancak zalim ve cahil düşmanlarımızı sevindirir. Bunun üzerine Musa (a.s) ona nazik davrandı ve şefkat gösterdi. Musa (a.s) şöyle dedi: "Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla ve bizi rahmetine sok, sen merhametlilerin en merhametlisisin." diyerek duasının kabulü hususunda tevessülde bulundu.
150 ve 151. âyetlerin ihtiva ettiği anlam bunlardır.
152. âyete gelince, buzağıyı ilah edinen kimselere Rablerinden bir öfke ve dünya hayatında bir alçaklık erişeceğini haber veriyor. Ve nitekim onları azabı gerektiren öfke ve horlanmayı gerektiren alçaklıkla cezalandırdığı gibi kendine iftira eden, ortaklardan ve müşriklerden uzak olmasına rağmen, ortak koşarak yalan söyleyen kimseleri de cezalandırır.
153. âyete gelince, tevbe eden kimse için Allah'ın kapısının açık olduğunu ifade ediyor. Çünkü Allah (c.c) "Ama kötülük yaptıktan sonra tevbe edip" yani Allah'tan başkasına ibadet etmeyi bırakıp iman edenlerin "Allah tevbelerini kabul eder, günahlarını bağışlar ve tevbelerini kabul eder." Böylece onları salih kullarıyla beraber cennete sokar, buyuruyor.
154. ayetse, Musa (a.s)'dan haber veriyor ve onun öfkesi yatışınca, öfkesinden dolayı yere attığı levhaları aldığını anlatıyor .Allah bu levhalardaki yazıda Rablerinden korkanlar için yol gösterme ve rahmet olduğunu haber veriyor. Bu Rablerinden korkanlar, iman edip sakınan ve sadece Allah'ı anan kimselerdir. Çünkü levhalardaki yazıda hidayet ve rahmeti bulan onlardır. Zira levhaları onlar okur ve amel eder. Bunun nedeni onların iman etmeleri ve takvalarıdır.[177]
Sonuç
1- Öfke insanın yaratılışında vardır. Kişi peygamberlerin ulaştığı olgunluk noktasına ulaşsa bile, öfkelendiği için kınanmaz. Ancak kemal ehli olan kimseleri öfke faydasız ve hayırsız bir iş yapma veya söyleme noktasına vardıramaz.
2- Özür dilemek bir fazilettir ve kişilik sahibi olanların özrü kabul edilir.
3- Allah'ın ismi ve sıfatlarıyla Allah'a dua edilebilir.
4- Allah'ın, kullarından biri için yaptığı tehdit o kişinin tevbe etmeyişiy-îe kayıtlıdır. Kul tevbe edince Allah da onu bağışlar.
5- Allah'ın kitabında yer alan her hidayet, rahmet ve nurdan ancak iman ve takva sahipleri faydalanır.[178]
155- Musa bizimle buluşma vakti için, kavminden yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca Musa dedi ki: "Rabbim, dileseydin bunları da beni de daha önce helak ederdin; içimizden bazı beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi helak mı edeceksin? Bu, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın; dilediğine yol gösterirsin. Sen bizim velimizsin, bizi bağışla, bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin!"
156- "Bize bu dünyada da iyilik yaz; âhirette de. Biz sana yöneldik." Allah buyurdu ki: "Azabıma, dilediğimi uğratırım; rahmetim ise herşeyi kaplamıştır. Onu, korunanlara, zekâtı verenlere ve âyetlere inananlara yazacağım."
157- Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi peygambere uyarlar. O peygamber ki, kendilerine iyiliği emreder; kendilerini kötülükten meneder. Onlara güzel şeyleri helâl; çirkin şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona inanan, destekleyerek ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felaha erenler onlardır.
Sözlük
Musa kavminden yetmiş kişi seçti. Musa kavminin hayırlı kişilerini aldı. Bunlar yetmiş adamdı.Bizimle buluşma vakti için. Yetmiş adamla beraber bize gel-melerini belirlediğimiz vakit için.
Onları sarsıntı tuttu. Kalplerin titrediği sarsıntı onları yakaladı.Serkeşler.Sefih kelimesinin çoğuludur. Tasarruflarında olgunluk sahibi olmayan kişiye denir.Bu ancak senin imtihanındır. Yani bu ancak kullarından itaat ehli olanları imtihanındrr. Sen bizim velimizsin. işimizi üstlenen sensin. Senden başka dostumuz yoktur.
Sana döndük ve tevbe ettik Ümmi. Okuma, yazma bilmeyen.iyilik ve kötülük. Ma'ruf kanun koyucu olan Allah'ın razı oldu- ğu; münker ise hoş görmediği şeydir.Onlara pis olanları haram kılıyor. Allah'ın izniyle onlara çirkin şeyleri haram kılar.Üzerlerindeki zincirleri ve ağırlıkları atar. Isır, ahid ve eğlâl, din yolundaki sıkıntılar anlamına gelmektedir. (Şu halde mâna onların üzerinden ahid ve sıkıntıları atar.) Ona saygı gösterdiler. Ona hürmet edenler.Onunla beraber indirilen nura tabi oldular.
İşte kurtuluşa erenler onlardır. İşte kazananlar; cehennemden kurtulup cennete girenler onlardır.[179]
Açıklama
Ayetler Musa'nın Israiloğullarıyla beraber başlarından geçen olayları anlatmaya devam ediyor. Bu olay Musa'nın kavminden ayrılmasından sonra meydana gelen önemli olaylardan sonradır ki, İsrailoğuilarınm çoğunluğunun buzağıya ibadet etmesi ve onu ilah edinmesidir. Allah (c.c) Musa için, Allah'tan kendileri için af isteyeceği kavminin seçkinleriyle beraber geleceği bir vakit tayin etmişti. "Musa kavminden yetmiş adam seçti." Onlarla beraber Tûr dağına vardığında, dağı bir bulut sarmış, onlar dinler bir halde bulunurken Musa Rabbine münacaatta bulunmaya başlamıştı. Onlar Musa'ya, "Seni kemâle erdiren Rabbin olan Allah açıkça bize görünmedikçe sana inanmayacağız." dediler. Bu sırada Allah onlara gazab etti ve altlarında yerlerin sarsıldığı ve kalplerinin titrediği bir haykırma onları yakaladı. Onlar da hepsi beraber öldüler. İşte "onları sarsıntı yakalayınca" âyetinin anlamı budur. Bu durumdayken Musa (a.s) yetmiş adamın ölümüne üzüldü. Musa (a.s) onları tek tek iyi kimseler olarak tercih etmişti. Onlar birden topluca ölünce Allah'a şöyle hitapta bulundu: "Ey Rabbim! Eğer isteseydin sana gelmezden önce onları ve beni helak ederdin." Yani bu helak İsrailoğulîarımn buzağıya ibadet etmeleri sebebiyledir. "Bizi içimizdeki beyinsizlerin yaptığı iş sebebiyle helak mı edeceksin?!" İsrailoğulları Allah'ı görmeyi isteyen kimseler olarak buzağıya tapmış kimselerdi. Allah'a kulluk etmemek için çeşit çeşit bahaneler ileri sürerken, buzağıya tapmaya körü körüne koşuyorlardı. Musa (a.s) Rabbine şöyle yakardı: "Bu sadece senin imtihanındır. Dilediğini imtihan edersin. Kimileri bu imtihanı kazanır ve iman yolunda sebat eder. Kimileri de inatları yüzünden senin yolundan saparlar. Bizim dostumuz sensin, "senden başka dostumuz yok." Günahlarımızı bağışla, bizden azabı kaldırarak bize acı, sen bağışlayanların en iyisisin. Bize bu dünyada, salih ameller işlemeyi başarmamız ve onları bizden kabul etmenle, bize iyilik yaz; âhirette de "günahlarımızı bağışla, diğer salih kullarınla beraber bizi cennetine sok." Muhakkak ki biz sana yöneldik" sana tevbe etik. Allah onlara şöyle cevap verdi: "Azabıma dilediğimi uğratırım." Onlar emrimden dışarı çıkan ve itaatimden ayrılanlardır. "Rahmetimse her şeyi kuşatmıştır [180] onu korunanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım." Burada zikredilen niteleyici kayıtla ve ondan sonrakilerle İblis, yahudiler ve diğer din mensupları hükmün sınırından dışarda kalmakta ve sadece müslümanlar bu hükme dahil olmaktadır. Şu kadar var ki, ehl-i kitaptan iman eden ve Allah'ın dini olan İslâm üzere olan kimseler de bu hükmün kapsamı içindedirler." Yahudi ve Hristiyanlar yanlanndaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları[181] o elçiye, o ümmi peygambere" Muhammed'e uyarlar. O Peygamber Allah'tan alarak onlara iyiliği emreder kötülükten meneder." Zulümlerinden ötürü onlara haram kılınmış olan aslında ise temiz olan temiz şeyleri onlara helâl kılar.
Onlara içki, domuz eti, riba (faiz) ve İslâm'da haram olan diğer şeyler gibi çirkin şeyleri haram kılar, Tevrat ve İncil'de yazılı olanların hepsiyle amel etmek üzere onlardan alınmış ahid sözünü, yerine getirmeleri üzerlerine farz kılınmış güç şeyleri kaldırıp atar. [182]Bu güç şeyler af ve diyetin geçerli olmadığı kısas, bulaşan pislik sebebiyle elbisenin bırakılması ve benzeri hükümler gibi şeylerdir. Bunların hepsi müslüman olduklarında onların sırtından kaldırılıp atılır. "Ona Muhammed'e "inanan, saygı gösteren, düşmanları olan müşriklere, kâfirlere ve münafıklara karşı ona yardım eden ve onunla beraber indirilen Nura (Kur'an'a) uyan kimseler, işte kurtuluşa eren yalnızca onlardır." Yani cehennemden kurtulmayı ve cennete girmeyi kazanan onlardır.[183]
Sonuç
1- Her günaha tevbe etmek gerekir. İki rekat namaz kılıp ardından tev-besinin kabulünü ve günahlarının affını Allah'tan istemek, tevbe etmede çok güzel bir ameldir.
2- Dine aykırı her gidişat yerilmiş beyinsizlik kabilindendir. Böyle bir gidişata sahip olan, sefih (beyinsiz) diye nitelenir.
3- Doğru yolu göstermek Allah'ın adaletindendir. Ancak kullar kendi iradeleriyle saparlar. Kula düşen Allah'tan kendisini doğru yola iletmesini ve yoldan çıkarmamasını istemektir.
4- Allah (c.c) Âdem (a.s.)'dan kıyamete kadar gelecek ümmetlere rahmetini ihsan edecektir. Ancak inatla inkâr edip tevbe etmeden ölenler, bu rahmetten yararlanamazlar.
5- Peygamberlerimiz ve ümmeti şereflidir.
6- Salih ameller işleyerek ve gizli günahlardan uzaklaşarak nefis tezkiyesi yapmak bir fazilettir.
7- Takva, iyiliği emir ve kötülükten nehy fazilettir.
8- Rasûlüllah'a saygı göstermek, tazimde bulunmak, yardım etmek ve getirdiği kitaba uymak farzdır.[184]
158- De ki: "Ey insanlar! Ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan, kendisinden başka ilâh bulunmayan, yaşatan öldüren Allah'ın elçisiyim. Gelin Allah'a ve O'nun ümmi peygamberi olan elçisine inanın -ki o peygamber de Allah'a ve onun sözlerine inanmaktadır-. Ona uyun ki doğru yolu bulaşınız."
159- Musa kavmi içinde doğrulukla hakka götüren ve hak ile adalet yapan bir topluluk da vardır.
160- Biz onları Yakub'un oniki oğlundan oniki torun kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Musa'ya, asanla taşa vur diye vahyettik. Taştan oniki göze fışkırdı. Her kabile içeceği yeri bildi. Ayrıca, üzerlerine bulutla gölge yaptık ve onlara kudret helvalarıyla bıldırcın eti indirdik. "Size verdiğimiz güzel rızıklardan yeyin." dedik. Ama onlar saptılar. Böylece onlar bize zulmetmediler; fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı.
161- Onlara, "Şu kentte oturun, orada dilediğiniz yerden yeyin. Allah'a niyaz edip bizi affet deyin ve secde ederek kapıdan girin ki hatalarınızı bağışlayalım. Biz iyilik edenlere daha fazlasını da vereceğiz" denildi.
162- İçlerinden zulmedenler, söylediğimiz sözü, kendilerine söylenmeyen sözle değiştirdiler. Biz de haksızlık ettiklerinden dolayı üzerlerine gökten bir azap gönderdik.
Sözlük
Ondan başka ilâh yoktur. Hakikatte Allah'tan başka mabud (ibadete lâyık) yoktur.Ümmi Peygamber. Allah katından haber getiren, okuma yazma bilmeyen. Ümmi kelimesinin üm (anne) kelimesine ait kılınması sanki onun annesinden ayrılmayıp da henüz bir şeyler öğrenmemiş olması sebebiyledir.
Allah'a ve onun kelimesine (kitabına ve peygamberine) inanır. Rab ve ilâh olarak Allah'ı, O'nun yaşama, var oluşa ve kadere ait sözlerine inanan.Hidayete ererler. Kemâl ve her iki cihanda mesud olmanızın yolunu bulursunuz.Bir ümmet ki Hak ile hidayete ererler. Başkalarını ve kendilerini hak dine götüren, kendileri ve başkaları hakkında adil hüküm veren, zulüm yapmayan bir grup vardı. Torunlar. Nesiller. "Sibt" kelimesinin çoğuludur. Araplara göre kabile manasındadır.
Kavmi ondan su istedi. Susadıkları için kavmi Musa'dan su is-' tedi. Fışkırdı.
Kudret helvası ve bıldırcın eti. Bal gibi tatlıdır ki ağaçların yapraklarına iner, selva ise eti lezzetli bir kuştur, bıldırcındır.Bu şehirde olan. Filistin'in kıyısında, yani bu şehirde oturun.Günahlarımızı indir. Bu söz tevbe ettiklerini ilan anlamına gel-mektedir. Gökten bir azap. Allah katından bir azap.[185]
Açıklama
Ümmî peygamberi ve ümmetini yücelttikten ve iki cihanda kurtuluşun sadece ona iman eden, saygı gösteren, yardım eden ve onunla beraber indirilen nura uyanlara ait olduğunu ifade ettikten sonra, bazen bir kişi bu peygamberin de kendinden önceki kendi kavminin peygamberi olan nebiler gibi olduğunu ve zikredilen yüceliklerin kavmini aşamayacağını zannedebilir. İşte bu sebeple Allah 158. âyetle, Rasûlüne peygamberliğinin şüphe götürmeyecek bir şekilde bütün insan ve cinleri kapsadığını ilân etmesini emrederken bu kuruntuyu ortadan kaldırmıştır. Allah şöyle buyuruyor. "De ki: Ey insanlar! Ben sizin hepinize yerin ve göklerin sahibi, kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah'ın elçisiyim." Kendisinden başka ilâh bulunmayan ifadesi, kudretini, hükümranlığını, hakimiyetini ve idaresini ifade ettikten sonra Allah'ın ulûhiye-tini ortaya koymaktadır. Bu sebeple O'ndan başka ibadete lâyık kimsenin olmaması gerekir. Çünkü Allah'ın dışındaki her ibadet edilen putlara bilgisizlik, inad ve zulümden dolayı ibadet edilmektedir. "Allah'a ve O'nun ümmi peygamberi olan elçiye inanın." Hakiki ilâh bütün insanlara, Allah'a Rab ve ilâh olarak inanmayı emrediyor. "O peygamber ki Allah'a ve onun kelimelerine inanıyor." Bu, ümmi peygamberin sıfatıdır. Çünkü ümmi peygamber Mu-hammed (s.a.v)'in sıfatlarından birisi Allah'a hakkıyla ve tam bir şekilde inanması ve onun kelimelerine yani Allah'ın Kur'an'daki hükümlerine göre hüküm verir. Allah'ın kelimesinden maksat Kur'an-ı Kerim ve Allah'ın hükmüdür. Çünkü Allah bu kelimelerle bir şeye ol der, o da hemen oluverir. Nitekim İsa (a.s)'a bu kelimeyle ol demiş o da olmuştur.
"Ona uyun, belki siz doğru yolu bulursunuz." Bu âyet, Allah'ın bütün insanlara, kendisine ve Rasûlüne iman etmelerini emretmesinden sonra peygamberi Muhammed'e uymalarım emretmiştir. Bunun sebebi, getirdiği şeylerde ona uyanlar hidayete erer ve iki cihanda kurtuluşa ulaşırlar, diyedir. İşte 158. âyetin ihtiva ettiği anlam budur.159. âyet ise şu İlâhi haberi içerir: Musa'nın kavmi her ne kadar yoldan çıksalar, suç işleseler ve Allah'ın kurallarından ayrılsalar da bunun manası, onların içinde veya aralarında Allah'ın hidayeti üzere olan kimse yoktur, demek değildir. Bu âyet böyle bir anlayıştan sakındırmaktadır. Çünkü Allah şöyle haber veriyor: "Musa'nın kavminden az veya çok itikat ve ibadetlerinde doğruyla amel eden, buna çağıran ve aralarında hakla hükmeden bir topluluk vardı." Onlar adalet ve ortayol üzere yaşıyorlardı. Allah onların nerede ve ne zaman mevcud olduklarını söylemiyor.Sonra âyetler Musa'nın kavmine dönüyor. Öğüt, ibret olsun ve Allah'ın tevhidi ve Rasûlü'nün peygamberliği konusunda gerçek ortaya konsun, yeniden dirilme, âhiret ve hesap inancı açıklansın diye onların olaylarını anlatıyor.
Allah (c.c) 160. âyette şöyle buyuruyor: "Biz onları oniki torun kabileye ayırdık."[186] Ayette geçen "sıbt" kelimesi gerçekte kızın oğluna (yani kızdan olan erkek toruna) denir. Fakat burada Yakub (a.s)'ın çocuklarından olan torunlar kastedilmektedir. Dolayısıyla îsrailoğullarındaki "sıbt kelimesi" Arab-lardaki "Kabile" kelimesi gibi kullanılmaktadır. Her kabile ilk babasına nisbet edilir. Oniki kelimesinin rakam olarak dişil olarak gelmesi, sıbt kelimesinin gruplar anlamında olup bunun da dişil olması sebebiyledir.
"Biz Musa'ya,
onlar su istediğinde taşa onunla vur diye variyettik." Ona vahy yoluyla
bildirdik. Vahiy hızlı, gizli bildirmeye denir. İstiska kelimesi: Ondan su
istediklerinde demektir. Çünkü onlar Sina çölünde su az bulunduğundan
susamışlardı. Musa da asâsmı vurdu ve "hemen o taştan" on iki
kabilenin kendi gözesinden içip, böylece çarpışma ve rekabet olmaması ve
neticede eziyet meydana gelmesin diye "on iki göze fışkırdı. Her kabile
içeceği yeri bildi." Allah, her kabilenin kendilerine ait suyu
tanımalarını kastediyor. "Üzerlerine bulutla gölge yaptık ve üzerlerine
kudret helvasıyla bıldırcın indirdik." Bu âyet, İsrailoğullan Tih
olayında Musa ve Harun'un beraberin-deyken, Allah'ın onlara verdiği nimetleri
ifade etmektedir. Şöyle ki: Allah bulutu göndermiş (ki bu serin beyaz bir
buluttur) güneşin sıcağından onlara gölge yapıyor; öyle ki güneşin sıcağı
onlara vurmuyordu. Allah onlara gökten helva (ki bu ağaçlardaki çığ gibi
161. âyet ise Sina çölündeki Tih hadisesinden sonra geçen olayı anlatıyor. Bu olay şudur: Musa ve Harun'un vefatından ve Tih süresinin (sürgün müddetinin) dolmasından -ki bu Tih süresi kırk senedir- sonra Nuh'un oğlu Yûşa (a.s.) İsrailoğullarının idaresini üstlenmesinin ardından İsrailoğullarıyla beraber, Kudüs arazisindeki Amelikalılarla savaştı. Allah ona fethi nasib etti ve o İsrailoğullarına şöyle dedi: "Şehrin kapısından secde ederek yani Allah'a tevbe ve niyazda bulunarak, Tih'ten (çöldeki sürgünden) kurtulup zafere eriştikten sonra verdiği bu fetih nimetine karşılık şükrederek girin. "Onlara, kapıdan girişleri esnasında tevbe ve Rablerinden günahlarının affını istediklerini gösteren "günahlarımızı indir" demelerini, çünkü Allah'ın günah ve hatalarını bağışlayacağını ve onlardan iyi olanlara, hoşnut olmak ve cennete sokmakla beraber bol hayır ve nimet vereceğini, söylemişti. İşte: Onlara, bu şehirde oturun [188] orada hayırlar bulunduğu için dilediğiniz yerden yeyin ve günahlarımızı bağışla deyin. "Kapıdan secde ederek girin ki sizin günahlarınızı bağışlayalım. Biz iyilik sahibi olanlara artıracağız denildi." âyetinin anlamı budur.
162. âyette ise şehre secde ederek girmeleri emredilen İsrailoğuHarından zulmeden kimselerden haber verilmektedir. Şöyle ki: "Onlar (bu) sözü kendilerine söylenmeyen bir sözle değiştirdiler." Yani, hittaten (af ve bağışlama dileyerek) yerine hintaten (buğday) dediler; secde ederek girmeyi değiştirerek kıçları üstünde emeklediler. Yani gerisingeri sürünerek şehre girdiler. Allah bu durumu görünce onlara gökten veba hastalığım indirdi; nerdeyse onların sonunu getirecekti. İşte, "Zulmeden kimseler, sözü, kendilerine söylenmeyen bir sözle değiştirdiler, bunun üzerine biz de onlara yaptıkları zulümden dolayı gökten azap gönderdik" âyetinin anlamı budur.[189]
Sonuç
1- Muhammed'İn peygamberliği, Arabına, Acemine, beyazına, sarısına, bütün insanlara geçerlidir.[190]
2- İnsanların fert, grup ve toplum olarak kemâl ve mutluluğa ulaşmaları Muhammed (s.a.v)'e uymaya bağlıdır.
3- Kur'an, adaletle muameleyi emreder. Bu sebeple o, İsrail toplumu içinde, İsrailoğullarının bozulmasından sonra peygamberimizin gönderilmesinden önce hak üzere bir grup olduğunu, fakat peygamberimizin gelmesinden sonra hak üzere bulunan hiç kimsenin bulunmadığını, Kur'an'in önceki şeriatları neshettiği için hak yolda olanların sadece Rasûlü Muhammed'e uyanların bundan istisna olduğunu açıklıyor.
4- Allah bir kula veya topluma nimet verince o toplum şükretmezse, Allah isteselerde istemeselerde o toplumdan nimetini çekip alır ve olan olur.[191]
163- Onlara deniz kıyısında bulunan kentin durumunu sor. Hani onlar cumartesine saygısızlık edip haddi asıyorlardı. Çünkü cumartesi avlanma yaptıkları gün, balıkları onlara akın akın gelirdi. Cumartesi avlanma yapmadıkları gün balıkları gelmezdi. Biz onları yoldan çıkmalarından Ötürü böyle sınıyorduk.
164- İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın helak edeceği yahut, şiddetli bir şekilde azab edeceği bir kavme artık ne diye öğüt veriyorsunuz?'1 dedi. Dediler ki: "Rabbinize mazeret beyan edebilmek için, bir de belki korunurlar diye Öğüt veriyoruz."
165- Ne zaman ki onlar, kendilerine hatırlatılanı unuttular, biz de kötülükten men edenleri kurtardık; zulmedenleri de yoldan çıkmaları yüzünden çetin bir azap ile yakaladık.
166- Kibirlerinden dolayı kendilerine yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince onlara, "Aşağılık maymunlar olun!" dedik.
Sözlük
Deniz kıyısında. Burası Kudüs arazisinde bulunan şehirlerden biriydi.Cumartesinde haddi aşıyorlar. Cumartesi günü avlanmak ken- dilerine yasak olduğu halde o günde avlanarak haddi aşıyorlardi..Onların cumartesi günleri. Dünya işlerinden dinlenme gününüzde -ki bu cumartesi idi-.Yasağa uymamaktan. Sari kelimesinin çoğuludur. Onlar açık açık insanları kendilerine uymaları için tahrik ediyorlardı. Allah'ın ölçülerini aşıyorlardı, eli Böylece deneriz.Fasıklıklarmdan dolayı ihlal ettikleri günah işlemeleri sebebiyle. Ki bu onların İsyanlandu".Rabbinize karşı bir mazeret olarak. Biz onları men ettik. Eğer vazgeçerlerse durum şudur, aksi halde biz onları men ettik ki Rabbimiz katında bizim için bir özür olur.Hatırlatılanı unuttuklarında. Kendilerine hatırlatılanı ihmal ve
terk edereIc emredilene ve yasaklanana uymamışlardırKötülükten. Sû kelimesi nefsin başına gelen günahlara verilenisimdir Çetin bir azapla.Yasaklandıklarını ihlal ettiklerinde. Haddi aşarak, taşkınlık yapıp, yasağa aldırmadıklarında.Aşağılık maymunlar. Kirade, kirdin çoğuludur, Maymun demektir. Hasiin, hakir anlamındadır.[192]
Açıklama
Ayetler İsrailoğulları hakkında devam etmektedir. Ancak burada Allah'ın Rasûlü Muhammed (s.a.v)'e Medine yahudilerinden söz edilmektedir. Allah, peygamberi Muhammed'e buyuruyor ki: "Yahudilere deniz kenarındaki
şehre[193] sor.[194]"Bu şehir Şam veya Kudüs arazisindeki şehirlerden biridir. Yani yahudilere bu şehrin halkından, işlerinin sonunun nasıl olduğundan sor. Onlar, Rablerinin emrinden dışarı çıkmalarının cezası olarak domuz ve maymun şekline sokuldular. Allah ibret ve öğüt alınsın diye olayı tafsilatıyla anlatıyor."Hani onlar cumartesine saygısızlık ederek haddi aşıyorlardı." Allah'ın o gün yapmalarına izin verdiği şeyi aşarak, haram kıldığı şeyleri yapıyorlardı. Allah onlara cumartesi hariç her gün av yapabilmeleri konusunda izin vermişti. Cumartesi izin vermeyişinin nedeni, o günün ibadet günü olup, av, eğlence ve coşkunluk günü olmamasıdır. "Hanı onlara Cumartesi günü balıklar bol gelirlerdi, haftanın diğer günleri ise gelmezlerdi." Şu halde onlar imtihan ediliyorlardı. Allah şöyle buyuruyor; İşte biz bu şekilde Allah'a ve Rasûlüne itaatten ayrılmaları sebebiyle onları imtihan ediyorduk. Hiç bir isyan yoktur ki günah olmasın. Allah'ın insanlar hakkındaki âdeti böyledir. İşte 163. âyetin ihtiva ettiği mâna budur. Bu âyet şudur: "Onlara deniz kıyısında bulunan kentin durumunu sor. Hani onlar cumartesine saygısızlık edip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi avlanma yaptıkları gün, balıkları onlara akın akın gelirdi. Cumartesi avlanma yapmadıkları gün balıkları gelmezdi. Biz onları yoldan çıkmalarından ötürü böyle sınıyorduk."
164. âyete gelince, Allah, Rasûlüne şöyle buyuruyor: Onlara hatırlat. Hani içlerinden bir topluluk cumartesi gününe saygısızlık edip haddi aşanlara öğüt veriyor, yani onları bu davranıştan men ediyorlardı. Çünkü bu davranış Allah'a karşı gelme demekti. O grup, bu insanları Allah'ın şeriatında haddi aşmanın sonucundan sakındırıyorlardı. "Allah'ın helak edeceği yahut, şiddetli bir şekilde azab edeceği bir kavme artık ne diye Öğüt veriyorsunuz?" İşte bu grubun sözü, kendi kavimlerinden olan sapıkların Allah'ın yolunun dışına çıkmaktan ve batıl inançtan vazgeçmelerinden ümit kestiklerini göstermektedir. Öğüt veren grup bu lafa şöyle cevap verdi: "Rabbimize mazeret (beyan edebilmek) için, bîr de belki korunurlar" da tevbe eder ve bu fasıklıktan vazgeçerler diye öğüt veriyoruz. "Ne zaman ki onlar kendilerine hatırlatılanı unuttular..." Ki bu Allah'ın cumartesi günü avlanmayı haram kılmasıdır. Unuttular demek terkettiler ve kardeşlerinin öğüdüne aldırmadılar, haddi aşmalarına ve fa sıklıklarına devam ettiler demektir. "Biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de yoldan çıkmaları sebebiyle çetin bîr azapla yakaladık." Kötülükten men edenler öğüt vermeye devam eden insanlardan oluşan, nasihat veren kimselerdir.[195] Allah, yoldan sapmış ve tevbe etmemiş olanlara şöyle buyurmuştur: "Aşağılık maymunlar olun!" Onlar da hakir, aşağılık ve hor görülmüş maymunlar oldular. Sonra da böyle maymun şeklinde üç gün kaldılar ve öldüler.[196]
Sonuç
1- Ayette Muhammed (s.a.v)'in peygamber olduğu ve ona vahiy geldiği ortaya konuyor. Çünkü İsrailoğulları için anlatılan bu kıssa ancak vahiy yoluyla olabilir. Aksi takdirde nasıl bu olayı bilsin, yahudilere, eshabma ve aile efradına anlatsın?
2- Allah bir kavme nimet verir, o kavim şükretmezse, önce belâya, sonra da azaba maruz kalır.
3- iyiliği emir ve kötülükten men etme aynı zamanda kişinin yaptığı bir sadakadır ki Allah kötülükten men edeni kurtarır. Kötülük yapanı, vazgeçmeyeni helak eder.
4- Kötülük kelimesinin günah karşılığı olarak kullanılması, kötülüğün günah işleyende meydana geldiğini göstermektedir.[197]
167-"Rabbin, elbette tâ kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü yapacak kimseler gönderecektir!" diye ilan etmişti. Doğrusu Rabbin çabuk ceza verendir ve O çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
168- Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan kimi iyi kişilerdi, kimi de alçak. Belki dönerler diye onları iyilikle de kötülükle de sınadık.
169- Onların ardından, yerlerine geçip kitaba varis olan bir takım insanlar geldi ki, onlar şu alçak dünyanın menfaatini alıyorlar. "Biz nasıl olsa bağışlanacağız" diyorlar. Kendilerine, benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. De ki: "Allah hakkında, gerçekten başkasını söylememeleri hususunda kendilerinden kitap misakı (yazılı söz) alınmamış mıydı? Ve onun içindekı-ni okuyup öğrenmediler mi?" Ahiret yurdu korunanlar için daha
hayırlıdır. Düşünmüyor musunuz?
170- O korunanlar ki, kitaba sımsıkı sarılırlar ve namazı kılarlar. Elbette biz, iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz.
Sözlük
İlan etti, bildirdi. :
Mutlaka gönderecek. Onların üzerine hakim kılacaktır. Onlara azabın en kötüsünü yapacak kimseler. Ve onları ayırdık Onları gruplara ayırdık.Onları iyilikle de, kötülükle de, nimetle de, azapla da sınadık.Ve onların arkasından haleller oldu. Half şeklinde harekesiz okunursa kötü evlât, harekeyle okunursa iyi evlât manasına gelir. Manası, onların ardından bir takım insanlar geldi, şeklindedir. Kitaba varis oldular. Tevrat'a varis olan.
Bu fani dünyanın malıKitaba tutunurlar. Tevrat'ta bulunan hükümlere sarılrrlar. Allah'ın helâl kıldığını helâl, haram kıldığını haram kabul ederler.[198]
Açıklama
Ayetler yahudilerin durumu hakkında devam etmektedir. Allah, Rasû-lüne, vurgulayarak kıyamet gününe kadar pis niyetlerine ve kötü davranışlarına Allah'tan bir ceza olmak üzere onlara işkence edecek ve onları zelil kılacak insanlar göndereceği ilânını zikretmesini emrediyor. Bu şiddetli tehdit şu şekilde kayıtlanabilir. Onların tevbe etmeleridir. Buna âyetin son kısmı, yani: "Şüphesiz Rabbin cezası çabuk olandır. Muhakkak ki o bağışlayan ve esirgeyendir!" kısmı işaret etmektedir. Yani Allah'ın ölçülerinde hareket etmeleri ve Kur'an'ın yoluna girmeleri hariç, onların üzerine zillet ve zaaf vuruldu. Ayette geçen Allah'ın ipinden maksat, Kur'an-ı Kerim'dir. İşte 167. âyetin işaret ettiği mana budur. "Hani Rabbin Kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü yapacak birilerini göndereceğini ilân etmişti. Şüphesiz Rabbin cezası çabuk olan ve O bağışlayan ve esirgeyendir."
168. âyette ise Allah'ın yahudilere lütfü anlatılıyor. Bu lütuf şudur: Allah onları gruplar halinde ayırmıştır. Onlardan bir kısmı salih, bir kısmı da kötüdür. Allah onları iyiliklerle yani nimetlerle ve kötülüklerle imtihan etmiştir. Bu kötülükle imtihan, eğer suç işleme, kötülük ve fesada devam yerine tevbeyi tercih ederlerse, onları tevbeye hazırlamak için verilmiş bir cezadır. İşte ikinci âyetin ihtiva ettiği mana budur. "Biz onları milletlere ayırdık, bir kısmı iyidir[199] bir kısmı da kötüdür. Onları iyilikle de kötülükle de imtihan ettik. Belki onlar (hakka) dönerler."
169. âyette ise Allah bu ümmetten sonra Tevrat'a varis olan, onu okumalarına rağmen orada kendilerinden alınmış sözlere uymayan, dünyayı ahi-rete tercih eden, faiz, rüşvet ve diğer haramları mubah sayan, bununla birlikte Allah'ın kendilerini affedeceğini iddia eden, her haram malın kendilerine gelişinde onu alan ve Allah'a yalan isnad ederek kendilerine mağfiretle lûtufta bulunacağını söyleyen kötü bir nesil geldi. Allah da onları azarlayarak şöyle buyuruyor: "Allah hakkında gerçekten başkasını söylememeleri hususunda kendilerinden kitap misakı alınmamış mıydı?" Onlar bunu kitapta okuyorlar ve anlıyorlardı. Bununla beraber Allah karşısında cüretkâr davranıyorlar ve O'nun kendilerini affedeceğini söyleyerek Allah'a yalan isnad ediyorlardı. Sonra Allah öğüt seslenişiyle onlarla yüz yüze geliyor ve şöyle buyuruyor: "Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Akıl etmiyor musunuz?"
170. âyette Allah, onlar için ümit kapısını açıyor ve "Onlar kitaba sarılırlar" yani onda bulunan hükümlere sıkı sıkıya sarılarak ve arzu ederek amel edip hiç bir şeyde ihmalde bulunmazlar "ve namazı dosdoğru kılarlar. Biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz." buyuruyor. Bu âyetin anlamı şudur: Eğer onlar kitaba sarılır, namazı kılarlarsa iyi iş yapanlardır. Muhakkak ki Allah iyi iş yapmalarına karşılık onların mükâfatını verecektir. Çünkü Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.[200]
Sonuç
1- Bu dört âyette yahudilerin, kısaca tarihleri anlatılmıştır.
2- Ehl-i kitaptan bir kısmı salihtir, bir kısmı değildir.
3- Dünyayı ahirete tercih etmek ve suç işlemekte ısrarlı olmak kınanmıştır.
4- Muttakiler için ahiret dünyadan üstündür.
5- Ayetlerde okumak, öğrenmek, helâliyle ve haramiyla amel etmek açısından Kİtab'a sarılmaya teşvik vardır.
6- Namaz kılmak bir fazilettir vefadır.[201]
171- Bir zaman, üzerlerine dağı bir gölge gibi kaldırmış-tık da üstlerine düşecek sanmışlardı. "Size verdiğim kitabı kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayıp yapın ki azabımızdan korunasınız." demiştik.
172- Hani Rabbin, âdemogutlarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları nefislerine şahit tutarak sormuştu: "Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna şahitlik ederiz" demişlerdi. Kıyamet günü, "biz bundan habersizdik" demeyesiniz.
173- Yahut "ne yapalım daha önce babalarımız Allah'a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesil olduğumuz için öyle yaptık. Gerçekleri iptal edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı ediyorsun?" demeyesiniz diye, sizin Rabbiniz olduğum hakkında sizleri şahit tutmuştuk.
174- İşte biz, âyetleri böyle açıklıyoruz, artık herhalde döner (yola gelir)ler.
Sözlük
Dağı kaldırdığımızda. Dağı dibinden onların başlarının üzerine kaldırdığımızda. Onların üzerine düşecek.
Size verdiğimizi kuvvetlice alın. Tutun. Allah'ın size vasiyet edip yerine getirmenizi istediği Tevrat'ın hükümlerine sıkıca sarılın.
Onda olanı hatırlayın. Üstlendiğiniz Tevrat'ın hükümlerini yerine getirmeyi unutmayın.
Bellerinden zürriy etler ini. Nesillerini Yani Allah insanoğlunu Âdem (a.s.)'ın neslinden yaratmıştır[202]
Kendi nefislerine karşı şahitlik ettirdi. Yani Allah insanları kendisinin Rabb, ilahları olduğu ve kendinden başka onların Rabbi ve ilahı bulunmadığı şeklinde, kendilerine karşı şahit tutmuştur.
İptal edenler, şirk ve isyanla amel edenler. Çünkü şirk ve isyanın tamamı hakikati bulunmayan batıldır. Âyetleri açıklarız. Çeşitli ifadelerle, delilleri tekrar ederek, misal vererek ve kıssalar anlatarak onu açıklıyoruz.[203]
Açıklama
171. âyet yahudiler hakkındaki konuşmayı sona erdirmektedir. Çünkü Allah, Rasûlüne şöyle buyuruyor: "Bir zaman, üzerlerine dağı sanki bir gölge gibi kaldırmıştık."[204]Ey Rasûl! Onlara şunu hatırlat ki: Biz Tûr dağını dibinden onların başları üzerine bir gölge gibi kaldırmıştık; "Ve onlar dağın üzerlerine düşeceğini zannetmişlerdi." Biz onlara dedik ki: "Size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun." Burada "verdiğimiz" kelimesiyle kastedilen Tevrat'ın hükümleri, taşıdığı kanunlar, onlarla amel edilmesi, emrettiği ve yasakladığı şeylerin yüklenilmesi (yerine getirilmesidir. Size verdiğimiz şeyde bulunan emir ve yasaklan hatırlayın, onu unutmayın. Eğer onu hatırlarsanız, sizi amel etmeye hazırlaması ve bununla size Allah'ın takvasını sağlaması onun halinden (özelliğinden)dir. İlk âyetin işaret ettiği mana budur ki bu âyet yahudiler hakkındaki konuşmayı noktalamaktadır.
172. âyet yani "Rabbin Ademoğullarından[205] onların bellerinden zürriyetlerin[206] almış" âyeti, kendisinde ibret alınacak özellik bulunması sebebiyle Önem vermeye ve anlatmaya değer bir olaydır. Çünkü Allah, Adem'in sırt omurgasından neslini çıkarmış ve hiçbir şeyin kendisini aciz bırakamayacağı kudretiyle ona konuşma kabiliyeti vermiş o da konuşmuş, söyleneni anlamış (bunun üzerine) Allah onu şahit tutmuş, o da şahit olmuş, ona hitap etmiş bunu anlamış, emretmiş o da yüklenmiştir. Bu, Allah'ın bütün Ademoğullarmdan aldığı bir sözdür. Onlardan kıyamet gününde bu istenecektir.
İşte "Allah onları, ben sizin Rabbiniz değil miyim, diye kendilerine şahit tuttu, onlar da evet biz şahidiz" sen Rabbimizsin" dediler." Kıyamet günü, biz bundan habersizdik, demeyesiniz veya, daha Önce de babalarımız ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik.[207] (Gerçekleri) iptal edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı ediyorsun, demeyesiniz diye (sizin Rabbiniz olduğuma dair sizleri şahit tutmuştuk)" âyetinin manası budur. Bundan daha hayret edilecek olanı, İnsanın süratle unutması, söz vermesi fakat tut-mamasıdır. İsrailoğullarmda rastlanan ahde vefasızlık insanın köküne aittir. Burada en büyük İbret (alınacak şey) tevhid bütün Ademoğullarından alınmış bir ahiddir. Üzülerek söylemek gerekir ki: Ademoğlunun çoğu onu inkâr ediyor ve Rablerİne ortak koşuyor.
"İşte biz ayetleri böyle açıklıyoruz, belki onlar dönerler." İşte, bu sûrede yer alan açıklama ve ifade gibi -ki bu insanı hayrete düşüren bir açıklamadır- âyetleri, İnsanlara öğüt vermek ve öğretmek için, belki hakka yüz çevirip, insan ve cin şeytanlarına uyarak ayrıldıktan sonra imana ve tevhide dönerler diye açıklıyoruz.[208]
Sonuç
1-Yahudiler nefislerine uyarak hareket etmektedir. Bu hareketler tuhaftır. Aksi durumda Allah'ın huzurundayken nasıl azıp, neticede Allah'ın Tûr dağını tehdit olarak başlarına kaldırdığı, söz verdikleri hükümleri yerine getirmeyi terkederek isyan edebilirler. O zaman onlar bu hükümleri yüklenmişler, kısa bir süre bekledikten sonra verdikleri sözü bozmuşlar ve Rablerine karşı gelmişlerdir.
2- Allah'ın yarattıklarını İdare etmesi akıllara hayranlık vericidir.
3- Kâfir iki kere inkâr etmiştir. Birincisi Allah'ın, ruhlar âlemindeyken [209] aldığı sözü inkâr etmiş, ikincisi de bu dünyadayken Allah'ı inkâr etmiştir. Mü'min ise iki kere iman etmiştir. Bu sebeple kâfire kat kat azap, mü'mine de sevap verilir.
4- Ayet, yoktan varediliş ve ahiret inancını ortaya koymaktadır.[210]
175- Onlara şu adamın haberini de oku: Kendisine âyetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı. Şeytan onu peşine taktı böylece azgınlardan oldu.
176- Dileseydik, elbette onu âyetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünür (öğüt alır)lar.
177- Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine de zulmeden topluluğun durumu ne kötüdür.
178- Allah kime yol gösterirse, işte yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa işte ziyana uğrayanlar onlardır.
Sözlük
Ve onlara haberleri oku. Onlara şu kimsenin haberini oku.Ondan sıyrılıp çıktı, yani inkâr etti ve uzaklaşarak arkasına attı.Şeytan ona ulaştı. Kurtulamayıp helak olanlardan, doğru yolu bulamayıp sapıtan kimselerden oldu.Yere saplandı. Fakat o yeryüzünde rahat ve sükûnet buldu. Yani dünyaya meyletti, onu kabul etti ve dünyadan başka tasası olmayan biri oluverdi. Susuzluk ve yorgunluktan dolayı dilini dışarı çıkararak solumaya denir. Âyetin manası şudur: Dilini çıkararak solur.Çirkindir. Örneği. Sıfatı.[211]
Açıklama
Allah (c.c), Rasûlü Muhammed'e şöyle buyuruyor: "Onlara" kavmine ve Kitabın ulaşacağı diğer insanlara şu adamın haberini oku: Biz ona hüküm ve deliller taşıyan âyetlerimizi verdik ve "O da onlardan sıyrılıp çıktı[212] Yani onları bıraktı, uzaklaştı, okumadı ve onlar hakkında düşünmedi. Ne delil açısından ne de uygulama açısından onlarla amel etmedi. "Şeytan da ona yetişti" ve onda (fırsat) imkânı buldu. Çünkü âyetlerden uzaklaşması sebebiyle şeytan ona ulaşacak yolu buldu. "O da sonunda azgınlardan" helak olan, hak yoldan ayrılmış sapıklardan oldu. Eğer ilminin gereğini yapsaydı biz de onu âyetlerle yüce ve şerefli noktalara, ahiret hayatında yüksek derecelere yükseltirdik. [213] Fakat o dünyaya meyletti ve orada huzur ve sükûn buldu da şehvetler ve lezzet veren şeylere tutkun olmakla meşgul oldu. Sonunda o, bunları elde etmekten başka tasası olmayan biri oluverdi. "Ve hevesinin peşine düştü." Aklını ve yanında bulunan Rabbinin vahyini bıraktı. Bu sebeple onun benzeri, yani yerilmiş sıfatı dilini çıkartıp nefes alma, uluma, başkasına tâbi olup bağımsız hareket edememe noktasından köpeğin misâli gibidir. Üstüne varsan da dilini sarkıtır solur, varmasan da solur. Onun şaşkınlığı ve yorgunluğu asla bitmez. "İşte âyetlerimizi yalanlayanların durumu da budur." Yani kendisine âyetimizi verdiğimiz fakat ondan sıyrılıp çıkan adam için getirdiğimiz bu misâl, her zaman ve mekânda âyetlerimizi yalanlayanların misâlidir. Binâenaleyh Ey Rasûl! "sen bu kıssayı anlat, belki onlar düşünürler" yani belki Kureyş düşünür de ibret alır, hak dine döner ve bu sayede mesud olur ve kemâle erer."Âyetlerimizi yalanlayan," onları inkâr eden nihayette Allah'ın birliğini kabul etmeyen ve O'na teslim olmayan ve de şirk ve isyan izleriyle kendilerini kirleterek, nefislerine zulmeden topluluğun durumu ne kötüdür. "Allah kime yol gösterirse, işte yolu bulan odur." Yani Allah kimi hidayete erdirir, o da inanır, müslüman olur ve hak yol üzere olursa, işte o kimse hakka ulaşandır. Haktan şiddetli şekilde yüz çevirdiğinden ve kibirlendiğinden dolayı şeytan da kimi yardımsız bırakırsa, o kişi Allah'ın yoldan çıkarmasıyla sapıtırsa, işte bunlar apaçık ve gerçekten zarara uğrayanlardır.[214]
Sonuç
1- Allah'ın, Rasûlüne okumasını emrettiği bu haber bir tehlikedir.
2- Okumama, düşünmeme ve onunla amel etmeme şeklindeki Kur'an'ın terki, kişiyi bu âyette sözedilen misaldeki gibi olmaya sevkeder. Dolayısıyla ilk olarak şeytan onda fırsat bulur ve o da sapıklardan olur. İkinci olarak pek çoğu dünyaya meyleder ve hiçbirinin dünyadan başka kaygısı olmaz. Sonra aklına ve Allah'ın dinine değil de arzusuna uyar. Bir de ona baksan onun hali, dilini çıkartıp soluyan ve tam bir köpek gibi başkasını izleyip şaşkınlığı son bulmayan köpeğin şeklidir. İşte bu, bu âyette ifade edilen Allah'ın kitabından yüz çeviren kimsenin halidir. Akıllı olan düşünsün.
3- Üstünlük, yükseklik ve kemâl ancak Kur'an'la amel etmekle olur. İşte Kur'an'ın âyetleri insanı yükseltir. Buna, "Eğer dileseydik, çıkıp sıyrıldığı â-yetlerle onu yükseltirdik" âyetidelildir. Ondan sıyrılmaktan Allah'a sığınırız.
4- Hidayet Allah'ın elindedir. Dikkat edin, isteyen samimi bir kalp ve
halis bir niyetle onu Allah'tan dilesin. Çünkü Allah, onu hidayetten mahrum etmez. Kim de Allah'tan yüz çevirirse Allah da ondan yüz çevirir.[215]
179- Andolsun, cehennem için bir çok cin ve insan yarattık ki kalpleri var, fakat onlarla anlamazlar, gözlen var fakat onlarla görmezler, kulakları var fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağıdadırlar... Ve işte gafiller onlardır.
180- En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na onlarla (o güzel isimlerle) dua edin ve O'nun isimleri hakkında batıla meyledenleri bırakın, onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
181- Yarattıklarımız içinde, doğrulukla hakka götüren ve hak ile adalet yapan bir ümmet de vardır.
Sözlük
Cehennem için yarattık; yani onunla azab etmek ve orada kalmaları için yarattık.Onunla anlayamazlar. Onunla Allah'ın ve Rasûlünün kelâmım anlamazlar.Onunla göremezler. Âlemde Allah'ın mevcut olan delillerini onunla göremezler. Onunla işitemezler. Onunla gerçeği ve iyiyi duymazlar. Tıpkı hayvan. Kalplerinden, gözlerinden ve kulaklarından faydalanmamaları açısından hayvanlar gibidirler. Habersizler. Allah'ın âyetlerinden, yaratılış gayelerinden ve onlar için neyin istendiğinden gafildirler.En güzel isimler Allah içindir. Esma, ismin çoğuludur. Husna, ehsan kelimesinin dişiler için kullanılan kipidir. Manası en güzel isimler sadece Allah'ındır, başkasının değil şeklindedir. Dolayısıyla o isimlerde yarattıklarından hiç bir kimse ona ortak olamaz. Bırakın.
Sapıtırlar. Batıla meylederler.Yarattıklarımızdan. Yani, yarattığımız insanlardan.[216]
Açıklama
Hidayete ereni Allah'ın erdirdiği, sapıtanı da kendi inat ve küfründen dolayı saptırdığı açıklandıktan sonra Allah, pek çok cin ve insanların kendi tercihleriyle küfre girerek cehenneme gireceklerini, ibadetinden büyüklenerek yüz çevireceklerini ve kendilerine gelen Rasûl ve nebilerine harp ilân edeceğini kendi katından bilerek haber veriyor. Çünkü onların hidayeti terketmeleri ve ibadetten büyüklenerek yüz çevirmeleri duyularının, gücü yettiği halde, eylemsiz kalmasıdır. Meselâ kalp söyleneni anlamaz, göz baktığını görmez, kulak iletilen haberi duymaz, dolayısıyla sanki o kişiler hayvanlar [217] gibi hatta daha da aşağı seviyede olurlar. Çünkü hayvanlar sevkedildikleri ve kendileri yaratıldıkları yoldan[218] ayrılmamışlardır. Bunlarsa girmekle emrolundukları ve
bunun için yaratıldıkları yoldan çıkmışlardır. Dikkat edin ortağı olmayan ve tek olan Allah'a ibadet onların azaptan kurtulmaları ve naim cennetinde me-sud olmaları içindir. "İşte onlar gafillerdir." Bu ifade bir gerçeği ortaya koymaktadır. Ki bu gerçek onların sapıklıkta devam etmeleri, Allah'ın âlemde mevcut âyetlerinden habersiz olmalarının neticesidir. Dolayısıyla onlar o âyetleri düşünmezler ki gerçek ibadet edilmeye lâyık olanın Allah olduğunu bilsinler ve O'na ibadet etsinler. Onlar aynı zamanda Allah'ın indirdiği âyetlerden de habersizdirler. Dolayısıyla onları düşünmezler ki Allah'ın apaçık bir hak olduğunu bilip, kitabında ve Rasûlünün sünnetinde koyduğu hükümlerle sadece Allah'a kulluk yapsınlar. İşte 179. âyetin işaret ettiği anlam budur.
180. âyete gelince o
şudur: "En güzel isimler Allah'ındır. O halde onlar
Allah bu âyette en güzel isimlerin kendisine ait olduğunu, O'na bu konuda mahlukatmdan hiçbirinin ortak olamayacağını haber veriyor. Rasûlüllah (s.a.v) de o isimlerin Kur'an'da ençok tekrarlanan 99 tane olduğunu ve Kur'an'da dağınık halde geçtiğini ve Allah'ın kullarına onlarla ya Allah, ya Rahim, ya Hay, ya Kayyum diyerek dua etmelerini[220] emrettiğini haber veriyor. Bu şekilde dua Allah'tan bir şey istendiğinde ve güç yetiremedikleri bir şeyi O'ndan talep ettiklerinde yapılır.[221] Nitekim Allah onlara, Allah'ın isimlerinde bâtıla meyledip onları yanlış izah eden, tamamen iptal eden veya O isimlerin manalarını yaratılmışların Özelliklerine benzetmeye çalışan sapıkları ve yoldan çıkmışları bırakmalarını emrediyor. Allah kullarına, dedikleri ve yaptıkla-
rina karşılık adil bir cezayla cezalandırmak için onları kendisine bırakmalarını emrediyor. Çünkü onlarla mücadele etmek, onlar açısından faydasızdır, ne mü'minler için ne de onlar için bir sonuç doğurur. İşte 180. âyetin ihtiva ettiğini mana budur.
181. âyette Allah: "Yarattıklarımız içinde doğrulukla hakka götüren ve hak ile adalet yapan bir ümmet de vardır." buyuruyor. Allah cehennem için pek çok cin ve insan varlığını haber verdikten sonra, burada cennet için cin ve insanlardan oluşan başka bir grubun da var olduğunu zikrediyor ve cennete girmelerini gerektiren vasıflarını anlatıyor. Nitekim Allah cehennem halkının cehenneme girmelerini gerektiren sıfatlarını da anlatmıştı.Yarattığımız insanlar içerisinde kendilerini ve başkalarım doğrulukla hakka götüren Peygamberler vardır. O peygamberlere tabii olanlar hükümlerinde insaflı ve adil davranan ve zulmetmeyen büyük bir ümmettir. Muham-med ümmeti arasında itikat, söz, amel, hüküm, edep ve ahlâk itibariyle Kitap ve sünnete uygun yaşayarak salih olan her kişi bu söz edilen ümmettendir. Allah bizi de onlardan eylesin ve onların topluluğu arasında hasretsin!(Amin)[222]
Sonuç
1- Bahtiyarlık ve sıkıntı, kader ve kaza Allah'ın ilminde daha önce yazılmıştır. Binâenaleyh her şey yaratılış sebebi için hazırlanır (var edilir).
2- İnsanın hayvandan daha aşağı bir dereceye düşmesi mümkündür. Bu, Rabbini inkâr ettiğinde, aklını Allah'ın kitabından istifade etmesini imkânsız kıldığında ve isteğini sadece dünya hayatına hasrettiğinde söz konusudur.
3- İmtihan, Allah'ı tanımak ve O'nun emirlerinden yüz çevirmemek içindir.
4- Ya Rabbi, ya Rahman, ya Aziz, ya Cebbar diyerek esma-ı husna ile dua etmeyi Allah emretmiştir.
5- Allah'ın isimlerini, sıfatlarının manalarını asıl manalarından saptırıp ve müşriklerin Allah hakkında Lat, Aziz sıfatı hakkında Uzza diyerek batıl ilahlarını isimlendirmeleri gibi onları tahrifleri şirktir. Bu, Allah'ın böyle yapanı cezalandırmakla tehdit ettiği batıla meyil (ilhad)dır. İlhad aynı zamanda küfür ve şirke de denir.[223]
6- Cennete girecek olan cennet halkı, Kitap ve sünnetle doğru yolu bu-lan ve onlarla hükmeden kimselerdir.[224]
182- Âyetlerimizi yalanlayanları hiç bilmeyecekleri bir yerden yavaş yavaş helâka yaklaştıracağız.
183- Onlara mühlet veriyorum, çünkü benim tuzağım sağlamdır.
184- Düşünmediler mi ki arkadaşları (Muhammed) de hiç
bir delilik yoktur, o apaçık bir uyarıcıdır?
185- Göklerin, yerin melekûtuna ve Allah'ın yarattığı şeylere ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bak(ıp ibret al)ma~ dılar mı? Peki bun(a inanmadık) dan sonra hangi söze inanacaklar.
186- Allah kimi saptırırsa, artık onun için yol gösteren olmaz. Ve bırakır onları azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar
Sözlük
Ayetlerimizi yalanladılar. Kur'an âyetlerini yalanladılar. Yavaş yavaş onları helâka yaklaştırırız.[225]Yani onları meylettiririz, onlar derece derece azap çukuruna düşerler, ta ki azaba ulaşırlar. Bu, kendileri için belirlenen ecel gelip bir defada yakalanmalarına kadar yalanlama ve isyanda devam etmelerine rağmen onlara nimetin bolca verilmesiyle olmaktadır.Ve onlara müddet veririm muhakkak ki benim planım çok kuv- vetlidir. Onlara mühlet veririm, dolayısıyla onlar batıl amelle-riyle ona ulaşıncaya kadar onlara azab etmekte acele etmem. Bu onlar için bir tuzaktır ve bu tuzak çok sağlamdır. Arkadaşlarında, Muhammed'de hiç bir delilik yok. Delilikten bahsedenler Kureyş kâfirleridir.
Göklerin melekûtuna yani göklerin mülküne. Ancak melekût lafzı mülk lafsmdan daha büyüktür.
Peki bundan yani Kur'an'dan sonra hangi söze?!
Onları isyanları içinde bırakır. Azgınlıkları, yani onları inkâr ve zulümleri içinde bu"aku".
Şaşırırlar. Çıkış ve kurtuluş yolunu bilmez, tereddüd eder, bocalar bir halde.[226]
Açıklama
Allah, Rasûlü Muhammed (s.a.v)'le gönderdiği âyetleri yalanlayan ve iman etmeyen, tevhid ve hidayetten yüz çevirerek şirk ve sapıklıkta ısrar eden kimseleri yakalayarak, derece derece ve kısım kısım onları helâka yaklaştıracağını, neticede azabın onlara ineceğini ve de helak olacaklarını haber veriyor. Yine Allah tuzak olsun diye onlara zaman tanıyor, yani vakit açısından artırımda bulunuyor, onların küfür ve sapıklık zamanlarını uzatıyor, dolayısıyla onları cezalandırmada acele davranmıyor, aksine onlara bol bol rızık ve mal veriyor, ta ki onlar tevbeye hazırlanmayı yitirsinler, sonra da Allah onları aziz ve muktedir olanın yakalayışı gibi yakalasın. İşte bu sebeple Allah (c.c): "Ben onlara mühlet veriyorum. Çünkü tuzağım sağlamdir."[227] buyuruyor. İşte 183. âyetin ifade ettiği anlam budur.
184. âyetteyse Allah onları düşünme ve tefekkürden yüz çevirmeleri sebebiyle kınıyor ve Rasûlüllah'ın davranış ve tasarrufları hakkında "düşünmediler mi?" O Peygamberin kâfirlerin iddia ettikleri gibi deli olmadığını bilmiyorlar mı? Bu âyet, eğer onlar şirk ve isyandan ibaret olan şer ve bâtıla devam ederlerse onları kıyamet gününün acıklı azabıyla korkutmaktadır. O Peygamberin uyarısı daha kıyamet ve Ölümleri gelmeden yapılmaktadır, şayet düşünürlerse onda kapalılık yoktur.
185. âyette ise Allah onları yer ve göklerin mülküne, yarattığı ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmamalarından dolayı kınıyor[228] Şayet onlar yerin ve göklerin melekûtu ve bunlar da yer alan kudret, ilim ve hikmet tezahürleri hakkında bir düşünseler, gerçekten ibadette hak sahibi olanın putlar değil de bunları yaratan Allah olduğunu bilirlerdi. Aynı şekilde onlar Allah'ın karıncadan arıya, buğdaydan kubbeye varıncaya kadar yarattığı mahlûkata baksalar, Allah'ın Hak ve çağırdıklarının batıl olduğunu anlarlardı. Yine onlar geçen ömürlerine bakıp da ecellerinin yaklaşmış olabileceğini anlarlardı. Ecelleri onlara yaklaşmıştır. Binâenaleyh onlar yakalanmadan önce tevbede acele etsinler. Burada söz edilenler şerli kâfirlerdir. Ki onlar helak olup tam bir hüsrana uğrayacaklardır. Allah âyetin sonunda şöyle buyuruyor: "Kur'an'dan sonra hangi söze inanacaklar?!" İçinde bulunanların tamamı Allah'ın birliğini kabul etmek, kitabına, Rasûlüne, ahiret gününe ve müjde ve tehdide inanmak gerektiğine şahit ve delilken, Kur'an'a inanmayan hangi söze inanacak? Elbette hiçbir şeye. Öyleyse bu kavim sapıtmalarından dolayı Allah'ın azab edeceği kavimdir ve Allah'ın saptırdığına hiç kimse hidayet edemez. Yani Allah zorla sapıtmak istese kimse engelleyemez. Ancak Allah hiç kimseyi zorlamaz herkes kendi iradesiyle inanır veya inkâr eder. Allah onları azgınlıkları içerisinde bocalar, ne dediğini ve nereye yöneleceğini bilmez vaziyette bırakır. Neticede onlar öncekilerin helak olması gibi helak olurlar. Rabbin kullarına zulmeden değildir.[229]
Sonuç
1- Kur'an'ı yalanlama büyük bir tehlikedir. Onu yalanlayan helak oluncaya kadar derece derece azaba yaklaştırılacak, fakat o bunu bilmeyecektir.
2- En büyük nasihat şudur: İnsanın her zaman ecelinin yakın olduğunu, onun ne zaman olacağını bilemeyeceğini hatırlaması gerekir ki hazırlıklı yakalansın, tevbesiz yakalanmasın ve hüsrana uğramasın.
3- Kur'an'dan, içinde yer alan engelleyici âyetlerden, öğütlerden ve ibretlerden öğüt almayan başka bir şeyden öğüt almaz.
4- Kim Allah'ın kitabını, onda bulunan hidayeti yalanlayarak terkederse sapıtır ve onun için ebediyyen hidayet ümit edilmez.[230]
187- Sana tyyamet saat(in)den soruyorlar: "Gelip çatması ne zaman" diye. De ki: "Onun bilgisi, ancak, Rabbimin yanındadır. Onu tam zamanında açığa çıkaracak olan yalnız O'dur. O göklere de, yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir." Sanki sen, onu biliyormuşsun gibi, sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi, Allah'ın yanındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler."
188- De ki: "Ben kendime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gay-bı bilseydim, elbette çok hayır (mal ve mülk) elde ederdim. Bana kötülük dokunmamış (beni cin çarpmamış)tır. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeciyim."
Sözlük
Vakit. An. Kıyamet zamanı. Saat, dünya hayatının tamamen yok olmakla sona ereceği vakit nıanasındadır.Onun vakti ne zaman? Kıyametin kopması ne zaman? Onu tam zamanında açığa çıkaracak, vaktini geciktirmeyecek.
Onu belirlenen vakitte açığa çıkaracak olan Allah'tır. Ansızın. Sanki sen o soruda tam bir bilgiye sahipsin ve çok isteklisin, neticede de onun gelme vaktini biliyorsun. Gayb, duyularımızdan ve akıllarımızdan uzak olan şeydir. Bu sebeple duyuyla ve akılla idrak edilemez. Burada gaybla yakın veya uzak gelecekte olacak şeyler kastediliyor. Kötülük. İnsanın beden ve ruhunda başına gelen kötü hal Ben ancak uyaranım, haber verenim. Dolayısıyla işi idare eden ve gaybı bilen ilah değilim.[231]
Açıklama
Şüphe yok ki Kureyş ve başka topluluklardan insanlar Rasûlüllah'a kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlardı. İşte bu sebeple Allah onların sorularını haber veriyor ve ona cevabı öğretiyor. Allah Rasûlüne şöyle hitap ederek buyuruyor ki: "Sana kıyametten ne zaman kopacak diye soruyorlar. Onlara de ki: Onun bilgisi (yani onun ne zaman kopacağının bilgisi) sadece Allah katmdadır. Onu daha ilk vaktinde ortaya çıkaracak olan O'dur. O, (yani kıyametin ne zaman kopacağının bilgisi) yer ve gök halkı katında ağır oldu. (Yani kıyametin ne zaman kopacağını bilemediler.) O size ansızın gelecektir." Sonra Allah şöyle buyuruyor: "Bu cahil kimseler sanki sen o soru hakkında tam bir bilgiye sahipsin, bilme hususunda çok isteklisin de neticede onun hakkında bir bilgiye sahipsin. "Onlara de ki: Onun bilgisi sadece Allah katın-dadır.[232] Fakat insanların çoğu bilmezler." Bu sebeple de onu sorarlar. Zira O yüce hikmetler sebebiyle gizlenmiştir. Eğer insanlar onu bilmiş olsaydı, ne şimdi ne de gelecekte sormazlardı. Fakat bu soruların benzerinde onları aldatan bilgisizlik olmuştur. İşte 187. âyetin işaret ettiği anlam budur.
188. âyette Allah, Rasûlüne, ne zaman kopacak diye kıyametten soranlara şöyle demesini emrediyor: "Ben kendime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de^bir zarar verme gücüne sahip değilim." Dolayısıyla iyiliği elde etme veya kötülüğü defetme konusunda bana o yardım eder. Nasıl olur da ben kıyametin kopma vaktini bilirim ki benden onu soruyorsunuz?! "Şayet ben gaybı sizin sandığınız gibi bilseydim,[233] çok hayır işlerdim ve bana kötülük dokunmamış olurdu." Şöyle ki, ben kuraklık ve bol yağmur ne zaman olacak veya kıtlık ve bolluk ne zaman olacak bildiğimde, meydana geldiğinde çok hayır yapmak veya kötülükten korunmam benim için kolaylıkla mümkün olurdu. Ey kavmim, ben ancak şirk ve isyanın akıbetiyle uyarıcı, iman, tevhid ve salih amelin neticesiyle müjdeleyiciyim. Bu sebeple ben gaybı bilen bir ilah değilim. Benim görevim açıktır, o da sadece mü'minlerin faydalanacağı uyarma ve müjdelemedir. İşte "ben ancak inanan bir toplum için uyarıcı ve müjdeleyiciyim" âyetinin anlamı budur.[234]
Sonuç
1- Kıyametin ne zaman kopacağına dair olan bilgi sadece Allah'a aittir. Dolayısıyla bu konuda Allah hariç kendisine sorulanlar, sorandan daha bilgili değildir. [235]
2- Kıyametin bir kısmı Kur'an'da, bir kısmı hadiste geçen şartlan vardır ve bunun anlamı onun vaktinin belirlenmesi demek değildir. Fakat bunlar kıyametten önce meydana gelen, sadece yaklaştığına işaret eden şeylerdir.
3- Hakiki ve mutlak gaybı bilmeyi Allah sadece kendine ait kılmıştır. Bu çeşit gaybı ancak Allah bilir. Nebisi (s.a.v)'in bazı gaybları bilmesi gibi, Allah'ın gaybdan kendisine bir kısım şeyler öğrettiği kişiler de bilirler. Öğretilen kimsenin gaybı bildiğine hükmedilmez, ancak Allah şu, şu gaybı ona Öğretti ve o da bildi, denir.
4- Rasûl (s.a.v) kendisi için bir fayda ve zarara sahip olamayınca, ondan insanlara fayda ve zarar vermesi nasıl istenir? Çünkü Rasûl sahip değilken, onun dışındakiler böyle bir fayda ve zarar vermeye muktedir olabilirler mi? Bunu kavradığında, kabirlerin başında yalvararak ve ölülerden kendilerine fayda vermesini isteyerek ölüye yalvaran ve onlara dua etmediklerini ancak onları vesile kıldıklarını söyleyen topluluğun sapıklığı senin için ortaya çıkmaktadır. Oysa kabirlerde yatanlara dua edilir. Fakat Allah'tan istenilmesi gereken şeyler ölülerden veya dirilerden değil sadece Allah'tan istenir.[236]
189- O'dur ki sizi bir tek nefisten yarattı, gönlü ısınsın diye ondan eşini var etti, eşini sarıp örtünce (eşiyle birleşince) eşi, hafif bir yük yüklendi, onu gezdirdi. (Yükü) ağırlaşınca ikisi be-raber Rableri Allah'a dua ettiler: "Eğer bize iyi, güzel bir çocuk verirsen elbette şükr edenler den oluruz," (dediler).
190- Fakat (Allah) onlara iyi güzel bir çocuk verince, kendisine verdiği şeyde Allah'a ortak koşmaya başladılar. Allah ise, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
191- Hiç bir şey yaratmayan, kendileri yaratılan şeyleri (Allah'a) ortak mı koşuyorlar?
192- (O putlar) ne onlara bir yardım edebilir, ne de kendilerine yardım ederler?
193- Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Ha onları çağırmışsınız, ha susmuşsunuz, sizin için birdir.
Sözlük
Tek nefisten, Adem (a.s)'m nefsinden.Ondan eşini yarattı. O'nun eşi Havva idi. Allah onu tıpkı Âdem (a.s.)'ı yarattığı Özden yaratmıştır. Onun için yaratılış açısından kadın erkek asla birbirinden üstün değildir. Allah katında tek üstünlük ölçüsü vardır O da iman ve salih ameldir.Onda sükûnete ersin diye. Aynı cinsten olduklarından gönlü ona ısınsın diye.Onu sardığında yani Âdem onunla birleştiğinde Onu gezdirdi, ihtiyaçlarını karşılamak için gidip geldi. Hamileliğin ilk aylarında çocuk hafiftir. Ağırlaşınca. Karnındaki çocuk ağırlaşınca.Eser bize salih olarak verirsen. Yani bize salih evlat verirsen.Ortak koştular, yani o Allah'ın kuluyken insanlardan bir kısmıAllah'ın kendilerine verdiği evlatlarını şirke sürüklediler.Allah şirk koştuklarından yücedir, beridir, uzaktır. Allah'a ibadet konusunda putları O'na ortak koşmaları açısından Mekke halkının ortak koştukları şeylerden Allah münezzehtir.Ve eğer onlan hidayete çağmrsamz. Yani onlan, terketmeye yola çağırsanız size uymazlar.[237]
Açıklama
Allah, müşriklerden sırf inad ve kibirleri yüzünden kıyameti soranlara şöyle diyor: "Sizi bir tek nefisten yaratmış ve gönlü ısınsın diye de ondan eşini var etmiş olan" putlar değil, ibadete hak sahibi olan "Allah'tır." Şu halde sizi bir nefisten -ki bu Âdem (a.s)'dır- yaratan ve ondan da eşini, Havva'yı var eden ilâh kabul edilmeye ve ibadete layık olandır, başkası, yani yaratılmış varlıklar değildir.
"Gönlü ısınsın diye" ifadesi Âdem (a.s)'dan Havva'nın yaratılmasının nedenini ortaya koymaktadır. Çünkü eğer Havva başka bir cinsten olsaydı, aralarında kaynaşma ve ısınma söz konusu olmazdı. Âdem Havva'yı "sarıp örtünce" yani onunla birleşince eşi hafif bir yük yüklendi, hafifliği sebebiyle onu gezdirdi. "Yükü ağırlaşınca ikisi birlikte Allah'a dua ettiler." Yani şöyle diyerek istekte bulundular: "Eğer bize iyi, salih bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden oluruz." Allah onların duasını kabul etti ve onlara iyi bir evlat verdi. "Allah onlara iyi evlât verince, Âdem (a.s.)'ın neslinden olan insanların bir kısmı Allah'ın verdiği evlatları Allah'a ortak koşmaya başladılar." [238]Şöyle ki: İblis'in aldatması sebebiyle bir kısım insanlar Allah'ın özelliklerini bir takım mahlûkata vererek şirke düştüler. "Allah İse onların ortak koştuğu
şeylerden yücedir."
Burada söz konusu olan şirk koşma işi Allah'a ibadette putları ortak koşan Kureyş kâfirlerine aittir. Bunun delili ise "Hiç bir şey yaratmayan, kendileri yaratılmış olan, istedikleri zaman onlara hiç bir yardımda bulunmayan, ! kendi kendilerine yardım edemeyen putları mı ortak koşuyorlar?" âyetidir. Onlar, cansız ve güçsüz oldukları için kendilerine bile yardım edemezler.
Kafirleri, ortak koşmuş oldukları ilahları yoldan çıkarmışken, "siz onları doğru yola çağırsanız da size uymazlar?" Çünkü onlar düşünerek sapıklıktan
doğruyu ayırdedemezler. Bu sebeple "ha o kafirleri hakka çağırmışsınız ha susmuşsunuz" birdir. Ancak tebliğ etmek sizlerin görevidir. Çünkü onlar size uymayacaklardır, İşte bu durum ve vakıadan dolayı, ona (puta) ibadet edilmesi, kurbanlar kesilmesi, adına yemin edilmesi, yanında beklenip ibadet edilmesi ve onun adına bağırılması ve yardım istenmesi doğru olur mu? Allah aşkına elbette hayır, fakat müşrikler bunu düşünmezler.[239]
Sonuç
1- Beşeriyetin kaynağı Adem ve Havva (a.s)'dır.
2- Hanımın, kocanın cinsinden olmasındaki sır gönlün ısınması, kaynaşma ve yardımlaşmalarıdır.
3- Ayetler İblis'in insana hile yaptığını ve onu doğru yoldan çıkardığını açıklıyor. Şöyle ki: İblis Havva'ya, çocuğuna Abdullah iken Abdulharis ismini koymasını güzel göstermiştir.
4- İsim koymada şirk koşmak gizli şirklerdendir. Terketmek gerekir.
5- Şirk ve müşrikler yerilmiştir. Âyetler müşriklerin cahil ve beyinsiz olduklarını zira onların duymayan, görmeyen, cevap vermeyen ve icabet et-meyan putlara taptıklarını haber veriyor.[240]
194- Allah'tan başka yalvardıklarınız da sizler gibi kullardır, (onların tanrı olduğu hakkındaki iddianızda) doğru iseniz, çağırın onları da size cevap versinler.
195- Onların yürüyecekleri ayakları var mı, yoksa tutacakları elleri mi var, yoksa görecekleri gözleri mi var yahut işitecekleri kulakları mı var? De ki: "(Allah 'a) ortak (koştuklarınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun, haydi (elinizden geliyorsa) hiç göz açtırmayın bana!"
196- Benim velim, Kitab'ı indiren Allah'tır. O iyileri yönetir (korur).
197- Ondan başka yalvardıklarınız ise, ne size yardım ede-bilir ne de kendilerine yardım ederler.
198- Onları hidayete çağırsanız, işitmezler. Onların sana baktıklarını sanırsın, oysa onlar görmezler.
Sözlük
Sizin gibi kullardır, yani sizin gibi bir tek malikin, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın mahlûk ve mülküdürler. Ortak koştuklarınızı, Allah'a ortak koştuğunuz putları. Sonra elinizden gelen her tuzağı bana kurun.Haydi bana mühlet vermeyin. Küfrünüzden dolayı benim sizleri Allah'a davetimi engellemeye çalışabildiğiniz kadar çalışın. Ben görevimi yapacağım. Zira ben size aldırmıyorum Benim velim Allah'tır. İşimi üstlenen beni koruyan ve bana yardım eden, Kur'an'ı indiren Allah'tır.Onların sana baktığım görürsün, yani yontulmuş putları adam şeklinde sana bakar görürsün, oysa onlar seni görmezler.[241]
Açıklama
Bu beş âyet tevhid prensibini izah ederek, o prensibi gönüllerde pekiştirerek, şirki yererek ve sahibinin kötü olduğunu belirterek gelmiştir. Allah buyuruyor ki: Ey müşrikler! "Allah'tan başka (ibadet şeklinde) kendilerine dua ettiklerinize[242] de sizin gibi kullardır."[243] Allah'ın mülküdürler. Nasıl ki sizin rab ve malikiniz Allah'sa onların maliki de Allah'tır. Durum böyleyken, onlar da sizin gibi Allah'ın mülküyken, sizin için ve kendileri için ne zarar ne de fayda verme gücüne sahip değillerken, sîzin onlara ibadetiniz nasıl doğru olabilir? Bunun doğruluğunda şüphe ederseniz, eğer onların ibadete hak sahibi ilâhlar olduğu iddianızda doğru söylüyorsanız, onları çağırın da size cevap versinler. Siz onları çağırırsanız onlar size cevap vermezler. Nasıl cevap versinler ki, onlar cansızdırlar. "Onların yürüyecekleri ayakları mı, yoksa tutacakları elleri mi, yoksa görecekleri gözleri mi, yahut işitecekleri kulakları mı var?" Onlar bu sayılanlardan hiç birine sahip değildirler. Öyleyse nasıl cevap versinler? Hangi hakla, hayat ve kudret alâmetleri yokken, onlara ibadet edilir, dua edilir ve onlardan bir şey ümit edilir?
Sonra Allah, Rasûlüne onlardan korkmadığını, onlar putlara tapar ve ondan korkarlarken, Peygamberin, o putları hiç bir şey saymayacağını ilân etmesini emrediyor ve buyuruyor ki: Şu müşriklere de ki: "Ortak koştuklarınızı çağırın, sonra siz ve onlar beraberce bana tuzak kurun, haydi bana mühlet vermeyin!" Bu isteğin sebebi şudur: "Benim yardımcım Kitab'i, Kur'an'ı indiren Allah'tır, O iyileri yönetir." Bu sebeple o bana, size karşı yardım edecek ve beni sizin tuzağınızdan koruyacaktır. Çünkü O benim ve mü'minlerin veli-sidir. Size gelince "Allah'tan başka yalvardığmız putlar ne size yardım edebilir, ne de kendilerine yardım edebilirler." Dahası "Siz onları sapıklığa çağırmanızı bırakın, doğru yola çağırsamz bile sizi duymazlar." Öyleyse ne sıkıntı ne de rahat bir haldeyken kendisine dua edene cevap vermeyene ibadet nasıl doğru olur?
Son olarak Allah, Rasûlüne şöyle buyuruyor: "Sen onları," taştan yapılmış putları, onlarla karşı karşıya geldiğinde "sana bakar görürsün." Çünkü onların gözleri sürekli açıktır. "Halbuki onlar görmezler." Resimler ve heykeller hiç görür mü?[244]
Sonuç
1- Müşriklere karşı şu hakikat açığa çıkarılarak delil getirilmektedir: Onların ilâh olduklarını sandıkları şeyler işitmeyen, isteğe cevap vermeyen, elleri, ayakları, kulakları ve gözleri olmayan putlardır.
2- Allah'a tevekkül, içinden korkuyu atmak, batıl ve batıl ehli karşısında cesaret, sabır ve sebatla durmak farzdır. Çünkü sarihleri koruyan Allah'tır.
3- Ayıp ve noksanlıkları ortaya dökerek batıl ve serden nefret ettirmekte mübalâğa yapmak caizdir.[245]
199- Affı al, iyiliği emret, cahillere aldırış etme.
200- Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürtükler-sey Allah'a sığın, çünkü o işitendir, bilendir.
201- Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan gelen bir vesvese dokunduğu zaman (Allah'ın sevap ve cezasını) hatırlarlar, hemen (gerçeği) görürler.
202- Kardeşleri ise onları, azgınlığa çekerler, hiç yakalarını bırakmazlar.
Sözlük
Af, yani sıkıntı bulunmayan külfetsizce gelen, kolay olan.Örf ile. Dinin emrederek veya davet ederek iyi kabul ettiği iyiyi al.Cahillerden yüz çevir. Cahil, kalbi iman ve ilim nuruyla aydınlanmamış kimsedir. Onlardan yüz çevirmek kötü söz ve hareketleri karşısında onları muaheze etmeden yüz çevirmedir. Mana, cahillerden yüz çevir, şeklindedir.Şeytanın hilesi. Kötülükle vesvese vermesi.Allah'a sığın, yani Euzu billah (Allah'a sığınırım) de. O sen-den onu defeder. Çünkü Allah işitendir, bilendir. Korkan. Korkanlar. Şirk ve isyandan sakınanlar.
Şeytandan bir kötülük. Şeytanla gelen vesveseden bir şey dokunduğunda.Ve kardeşleri onları isyanda desteklerler. Şeytanın şirk ve isyandan dolayı kardeşi olanlar, onları azgınlığa çekerler. Sonra bırakmazlar. Sonra sapıklık, şer ve fesattan ibaret olan azgınlıktan vazgeçmezler.[246]
Açıklama
Allah, kendisinden başkasına ibadet ve O'na şirk koşma hususunda, batıl inançlarını iptal etmek için müşriklerle nasıl mücadele edeceğini Rasûlüne öğretirken, edeblerin en üstününü, yükseğini, ahlâkların en faziletlisini ve mükemmelini de öğretiyor. Allah, Rasûlüne buyuruyor ki: "Affı [247]al, iyiliği emret ve müşriklerden yüz çevir." Yani insanların ahlâklarından onlara söylemesi ve yapması dine uygun olduğu halde kolay geleni al, sahip olamayacakları veya bilemeyecekleri şeyi onlardan isteme, onlara iyiliği emret ve cahil-lerden[248] yüz çevir. Onlara kaba davranma ve sert konuşma.
Rasûlüllah bu âyetin anlamını Cebrail'den sormuş o da şöyle demiştir: "Sana zulmedeni affedersin, seninle irtibatını kesen akrabanla sen ilgilenirsin ve sana vermeyene sen verirsin."[249]
"Ne zaman şeytandan kötü bir düşünce seni dürtüklerse..." Yani seni Öfkelendirir, neticede sana emredilen bu edebe uymazsan onu senden defetmesi İçin "Allah'a sığın." Çünkü O, senin sözlerini duyar ve durumunu bilir. Sonra Allah emirlerini tutan kimse için önem ve faydasını açıklayarak ve O'na sığınmanın hükmünü ortaya koyarak şöyle buyuruyor: "Şüphesiz ki Rabbin-den korkan, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayan, farzlarda ihmalde bulunmayan ve haramlara dalmayan kimselere şeytandan, onları öfkelendirmek veya şeh-vetlendirmek şeklinde bir vesvese dokunursa, Allah'ın emrini, yasağını, müjde ve tehdidini hatırlarlar," Bir de bakarsın onlar yaptığı işin kötülüğünü ve günahın çirkinliğini görürler de ondan vazgeçer ve yapmazlar. Onların şeytanları yani şeytanların şirk ve isyan açısından kardeşi olanlar, onları azgınlığa, isyan ve sapıklığa çeker, yaptıklarını daha süslü gösterirler ve yapmaya teşvik ederler. Sonra onlar onu yapmaktan vazgeçmezler ve günah işlemekten geri durmazlar.[250]
Sonuç
1- Edepli olmak, en yüce ahlâkla ahlâklanmak emredilmiştir. Huyların en yücesi zulmedeni bağışlamak, vermeyene vermek ve seninle irtibatını kesenle irtibatı kesmemektir.[251]
2- Kişinin kendisinde vesvese, öfke ve bâtılı güzel görme eğilimi hissettiğinde Allah'a sığınması farzdır.[252]
3- Takva fazilettir. O farzların yerine getirilmesi ve haramların terkedil-mesidir.
4- Şeytanın kardeşleri olan insanlar, Allah'ın yolunu terkederek Şey-tan'a uyanlardır.[253]
203- Onlara bir ayet getirmediğin zaman: "Bunu da derle-seydin ya!" derler. De ki: "Ben, ancak Rabbimden bana vahyolunana uyuyorum. Bu (Kur'an), Rabbimizden gelen basiretler (gönül gözlerini açan nurlar, gerçeğe ileten kanıtlar)dır ve inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmettir."
204- Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.
205- Rabbini,
içinden yalvararak ve
korkarak yüksek olmayan bir sesle
206- Rabbinin yanında olanlar, büyüklük taslayıp O'na kulluktan geri kalplar, (daima) O'nu teşbih ederler ve O'na secde ederler.
Sözlük
Dediler ki, icad etseydın, kendinden ortaya çıkarsaydın da bize getirseydin ya.
Bu Rabbinizden delildir. Bu Kur'an, getirdiğim ve sizi çağırdığım dine delildir. Bu, sizin istediğiniz âyetten daha kuvvetli bir delildir.Onu dinleyin ve susun. Onu dinlemeyi isteyin, onu yerine getirmeye çalışın ve bu sırada susun ki size fayda verecek bir şekilde işitesiniz. Korkarak.Sabah, akşamHabersizlerden. Allah'ı anmaktan gafil olanlardanRabbinin yanında olanlar, melekler.Onu teşbih ederler. Onlar dilleriyle Sübhanellah, elhamdülillah şeklinde Allah'ı tenzih ederler.[254]
Açıklama
Âyetler Rasûlüllah'ı (s.a.v.) yönlendirme ve hasmı olan müşrikleri reddetmeyi öğretmeye devam etmektedir. Allah Mekke halkından olan müşrikler hakkında şöyle buyuruyor: Ey Rasülümüz! İstedikleri gibi bir âyet gelmezse, onlar sana, bunu da kendin derleseydin, Rabbin onu indirmediği sürece kendinden icad etseydin ya! derler. Onlara de ki: Ben ancak Allah'ın kulu ve Ra-sûlüyüm, O'na karşı gelmem. "Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım." Bu, bana vahyedilen Kur'an, davamın doğruluğuna, peygamberliğimin is-batma, sizi davet ettiğim tevhide iman edip, şirk ve isyanı bırakma gereğinin sıhhatini gösteren delillerdir.[255] Keşke iman edip ona uysaydınız. Yoksa siz bir âyete inanırda bir çok âyetlere inanmazsanız, akıllarınız nereye gitti?
Kur'an'ııı delillerini ve nurlarını söyledikten sonra Allah mü'min kullarına, onlara Kur'an okunduğunda, ister cuma günü minberde olsun, isterse başka bir yerde onu dinlemelerini ve susmalarını emrediyor[256] Yani Kur'an'ı kabul etmelerini O'nu inkâr etmemelerini emrediyor. Allah şöyle buyuruyor: "Kur'an okunduğu zaman onu dinlemeye çalışın, konuşmayı bırakarak susun ki belki size rahmet edilir." Yani size Allah'ın hidayetinin ve rahmetinin ulaşıp da, doğru yolu bulmanız ve size merhamet edilmesi umulur. Çünkü Kur'an mü'minler için hidayet ve rahmettir.
Sonra Allah, Rasûlüne
ve bu üstünlükte ona tâbi olan ümmetine şunu emrediyor ve buyuruyor ki:
"Rabbini içinden gizlice, yalvararak ve korkarak yüksek olmayan bir sesle
Sonuç
1- Kur'an en büyük mucizedir; o peygamberlere verilen muciz0jerden daha büyüktür.
2- Kur'an okunurken, özellikle cuma günü imam minberde hutbe okurken ve namazda seslice okurken cemaat tarafından Kur'an ve hutbe dinlenir, manası anlaşılmaya çalışılır ve uygulamak için elden gelen gayret sarfedilir,[259]
[1] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/125-126.
[2] Alimler demiştir ki: Her kim bir görüşü kabul ederse o görüşü paylaşan diğer kişiler onun dostu gibidir.
[3] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/126.
[4] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/126-127.
[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/127-128.
[6] Ayette kâfirlerin de amelleri tartı İm amasına rağmen hesaba çekileceğine delil vardır. Onların amellerinin tartılmayacağmın delili: "Biz onlar için kıyamet günü tartı kurmayız." âyetidir. Onların hesaba çekilmesi ilahi adaleti ortaya koymak içindir. Yoksa Allah'ın karşılık olarak mükâfatlandıracağı iyi işleri olduğu için değildir.
[7] Buhari'de yer alan hadis bu olaya şahitlik etmektedir: "Hepiniz çobansınız, sürünüzden sorumlusunuz." (Çoban, baktığı her ne ise ondan sorumlu demektir.)
[8] Burada mutezilenin ayağı kaymış ve amellerin tartılmasını ve tartıyı şöyle tevil etmişlerdir: "Arazlar tartılmaz. Eğer onlar araştirsalardı tartıyı sıratla tevil ederlerdi. Cennet ve cehennem cisimler için değil ruhlar içindir; şeytan ve cinler kötü huylardır ve melekler faydalı, övülmüş güçlerdir..." Neticede dinin hakikati kalmayacaktır. Yunan felsefe akımından, akıl ve kalp bozukluğundan Allah korusun.
[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/128-129.
[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/130.
[11] Bu söz, Şeytan'ın Allah hakkındaki nankörce görüşüdür. Gerçekte ise Allah asla zerre kadar zulmetmez. Her kul kendi yaptıklarının sonucuna katlanır. Şeytan kendi kibri ve isyanı sonucunda küfre girmiş ve lanetlenmiştir.
[12] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/131-132.
[13] İbn Abbas ve Hasan şöyle diyorlar: İlk kıyas yapan ve de hataya düşen İblis'tir. Kim ki dini, görüşüyle kıyaslarsa, Allah onu şeytanla beraber yapar. Alimler demiştir ki: Vakar ve sükûnet toprağın cevherindendir. Bunun için Âdem secde etmiştir. Yanılma, şiddet ve hafiflik ateşin cevherindendir. Bu sebeple İblis tevbe etmemiştir.
[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/132-133.
[15] Kitap, sünnet ve icmaya dayanan kıyas caiz ve güzeldir. Çünkü böyle bir kıyas kitap, sünnet ve icmaya sarılma anlamını taşır. Yerilen ve haram olan kıyas, bu üç temel kaynağa dayanmayan kıyastır. Ebû Bekir, Ali (r.a)'a: Biatimi bozun! deyince Ali: Vallahi biatini bozmuyoruz, bozmayacağız da! Senden dünya işlerimizde Rasûİüllah (s.a.v.) hoşnuttu. Biz nasıl hoşnut olmayalım ki! dedi. Ali devlet başkanlığını imamlıkla kıyasladı.
[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/133.
[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/134-135.
[18] Te'vil edenler İbiis'in Âdem'le nasıl ilişki kurup, konuştuğu konusunda çeşitli fikirler ileri sürmüşlerdir. Âdem cennetten çıkmış, şeytan o sırada vesvese vermiş, o da ağaçtan yemiş, denilmiştir. Ancak yeni buluşlar bize nasıl irtibat kurduğunu açıklamaktadır. Telsiz olayında olduğu gibi insanın bizzat kendisi vesveseyi almaya kabiliyetlidir.
[19] Kalade diyor ki: İblis Allah adına onlara, Allah'ın kendisini onlardan önce yarattığına, onlardan daha bilgili olduğuna ve onlara öğüt verdiğine dair yemin etti, onlar da bu yeminle aldandılar. Âlimlerin şu şekilde bir sözü vardır: Bizi Allah adıyla kim aldatırsa, biz Allah için aldanırız.
[20] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/135-136.
[21] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/136.
[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/136--137.
[23] İbn Kesir diyor ki: Eğer Âdem, Havva ve İblis'in yeryüzüne indiği noktanın belirlenmesinde mükellefler için bir fayda olsaydı Allah bu yeri açıklardı.
[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/137.
[25] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/137.
[26] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/139.
[27] Gökten elbisenin indirilmesinden şunlar anlaşılmaktadır: Âdem, cennet yap-raklanyla vücudunu ilk örten kişidir. Giyinik olarak dünyaya indirilmiş, giyinmeyi çocukları ondan almıştır.
[28] Bu ayette, insanın düşmesini istediği kötülüğe sebep olduğundan şeytanın insanın avret yerlerinin açılmasını çok istediğine delil vardır.
[29] Neredeyse bu kural bütün insanlar için geçerlidir. Bir topluluk yok ki kadınları açılıp saçılsın da, Allah kudret ve hükümranlığı onlardan alarak çabucak helak etmesin.
[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/139-140.
[31] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/140.
[32] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/141-142.
[33] Adalet imanın özüdür. Bu sebeple İbn Abbas: Adalet, Lâilâhe illâllah'tır, demiştir.
[34] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/142-143.
[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/143.
[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/144.
[37] Tayyibat, her güzel kazanç ve yemeğe verilen isimdir. Rasûlüllah et, bal, tatlı, kavun ve hurma yemişti. Hoş görülmeyen şey, haddinden fazla yemek ve içmektir.
[38] Âyette, özellikle bayram günlerinde, hasta ziyaretlerinde, toplantılarda ve misafir gelişinde en güzel elbiseyi giymek gerektiğine işaret vardır. Yırtık pırtık ve kaba saba elbise giymek sünnet değildir. Takva elbisesi de asla yırtık ve kalın elbise değildir. Takva elbisesi Allah'ın emrine sarılmak ve yasaklarından kaçınmaktır.
[39] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/144-145.
[40] Nesai'nin sahih bir senetie rivayetine göre Rasûlüllah: Yeyin, için, giyinin ve israfa düzmeden tasadduk edin. Çünkü Allah kulu üzerinde verdiği nimeti görmek ister, buyuruyor.
[41] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/146.
[42] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/147.
[43] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/147.
[44] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/147-148.
[45] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/149-150.
[46] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/150-151.
[47] İbn Kesir, tefsirinde Ebu Davud'dan ruhun, göğe yükselmesini, sonra kabre geri dönmesini ve orada geçen olayları mü'min kul için mutluluk, kâfir için sıkıntı olduğunu anlatan uzun bir hadis rivayet eder. İsteyen oraya
müracaat etsin.
[48] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/151.
[49] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/152.
[50] Nesâi, Ebû Hureyre'den şöyle-rivayet eder: Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: "Her cennetlik kişi cehennemdeki yerini görür ve iyi ki Allah beni oraya koymadı der ve şükreder. Her cehennemlik kişi de cennetteki yerini görür, keşke Allah beni oraya koysaydı, bu da onun için hayıflanma olar."
[51] Müslim'in rivayetine göre: "Sizden hiç kimseyi cennete ameli girdirmeyecek." Ashab: "Sen de mi, ey Allah'ın Rasûlü?" diye sorunca, O: "Ben de, ancak Allah beni rahmet ve fazlıyla kapladı." buyurdular.
[52] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/153.
[53] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/153-154.
[54] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/155.
[55] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/155-156.
[56] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/157-158.
[57] Söyleyenin kim olduğunda ihtilaf vardır. Fakat tercih edilen görüş Allah'ın söylemiş olmasıdır.
[58] İbn Abbas'tan rivayete göre, A'raf halkı cennete girince, cehennemdekilerde de bir ümit belirir. Onlar bu sebeple derler ki: "Ey Allahımız! Cennette yakınlarımız var, bize izin ver onları görelim ve konuşalım." Onlara bakar ve nail oldukları nimeti görür ve o zaman böyle derler.
[59] Bu âyette su sadaka etmenin fazilet olduğuna işaret vardır. Hadiste şöyle geçmektedir: Sana hangi sadaka daha sevimlidir? diye sorulunca, Rasûlüllah, "su" demiştir.
[60] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/158.
[61] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/159.
[62] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/160.
[63] Rasûİüllah şöyle buyuruyor: "Kim ki işlediği iyi amele karşılık Allah'a ham-detmez kendini överse, riya yapmış olur ve ameli boşa gider." îbn Kesir bu hadisi İbn Cerir'den rivayet ediyor. İbn Uyeyne de şöyle diyor: "Yaratma ve emir verme işi Allah'a aittir. İkisi de Allah'ın sıfatlarındandır. Bu ikisinden birini kabul etmeyip reddetmek küfür olur."
[64] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/160-162.
[65] Bu konuda tercih edilen en güzel görüş İmam Malik'in şu sözüdür: "İstiva malûmdur (manası herkes tarafından bilinir), nasıl olduğu meçhuldür, bu konuda soru sormak bidattir." Aynı söz İbn Seleme (r.a)'dan da rivayet edilmektedir.
[66] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/162.
[67] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/163.
[68] Duada ellerin kaldırılmasında ihtilaf edilmiş, çoğunluk, Efendimiz (s.a.v) duayı ellerini kaldırarak yaptığı için yapılmasını mubah görmüştür. Peygamber (s.a.v)'den bir rivayete göre: "Zikrin en hayırlısı gizli olan ve rızkın en hayırlısı yeterli olanıdır."
[69] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/163-164.
[70] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/164.
[71] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/165-166.
[72] Müslim'in rivayetine göre Rasûlüllah ahirette dirilmeyi anlatırken şöyle buyurmuştur: "Sonra Allah rüzgârları gönderir ve yağmuru çiseleme şeklinde indirir, onunla insan bedenleri biter." Sonra Rasûlüllah sözüne şöyle devam etti: "Ey insanlar! Rabbinize gelin, onları (insanları) durdurun. Çünkü onlar mesuldür."
[73] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/166-167.
[74] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/167.
[75] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/168-169.
[76] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/169-170.
[77] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/170-171.
[78] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/172.
[79] Âd kavmi yaklaşık ondan fazla kabileden oluşan büyük bir kavimdi. Yerleri arap diyarında Hadramut'tan Umman'a kadar.
[80] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/173-174.
[81] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/174.
[82] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/175.
[83] Ahkaf sûresinde azap şöyle anlatılıyor: "Âd'ın kardeşini hatırla, o, onları kum yığınlarıyla korkutmuştu da uyarı (azap) onlara Önlerinden, arkalarından gelmişti..."
[84] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/175-176.
[85] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/176.
[86] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/178.
[87] Bu deveyi Salih'in peygamberliğine delil olması için onlar istemişlerdi. Deve onlara gelince de inkâr etmişlerdi.
[88] Devenin Allah'a ait gösterilmesi şereflendirmek ve ait kılmak içindir. Yoksa bütün her şey Allah mülküdür.
[89] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/178-179.
[90] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/179-180.
[91] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/181.
[92] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/181-182.
[93] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/182.
[94] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/183.
[95] Bugün bu göl, Ölü Deniz olarak tanmır ve Lût gölü denir.
[96] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/183-184.
[97] Rivayete göre onlara bu işi insan şekline girdikten sonra İblis öğretmiştir,
[98] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/184.
[99] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/186.
[100] Allah'ın, nebisi Şuayb'a Kur'an'da belirtilmeyen bir delil vermiş olması da mümkündür. Fakat tercih edilen görüş, verilen bu delil Şuayb'm kavmini alt ettiği, onların reddedemedikleri kuvvetli delil olmasıdır.
[101] İbn Abbas, Mücahid ve Katade diyor ki: Onlar Şuayb'in bulunduğu yere giden
yollara oturuyor, gitmek isleyeni tehdit ediyor ve geri çeviriyorlardı. Onlar şöyle diyorlardı: "O yalancıdır, yanına gitmeyin." Aynı şekilde bunu Ku-reyş'de Rasûlüllah'a yapıyordu.
[102] Ebû Hureyre diyor ki: "Bu, yol kesmeyi ve insanları soymayı yasaklama demek-tir. Onlar bunu yapıyorlardı"
[103] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/186-188.
[104] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/188.
[105] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/189.
[106] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/189-190.
[107] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/190.
[108] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/191.
[109] Hûd sûresinde, "onları bir bağırtı aldı!" Şuara Sûresinde ise, "onları gölgeli gü-
nün'azabı yakaladı." buyıırulmakladır. Her iki âyetin arası şu şekilde bitişti-rilebilir: "Onlar o günkü sıcaktan dolayı bulut altında bir araya gölgeye sığındılar. Orada durduklarında, toprak sallandı, üstlerine de buluttan yıldırım düştü ve onları yaktı. Eğer Medyen ve Eyke halkı aynı halktır dersek durum böyledir. Eğer farklı dersek, Eykc halkı gölge azabıyla azaplandırılmışlar, Medyen halkı ise altlarından sallantı ve üstlerinden de bağırtıyla azap-landırılmişlardır.
[110] Buradaki soru dış görünüşüyle Şuayb'a yönelik gibi görünse de, gerçekte Allah'ın rahmet etmesiyle azaptan kurtulan mü'minlcrin toplumlarına ve akrabalarına üzülmelerini yasaklama manası taşımaktadır.
[111] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/192.
[112] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/193.
[113] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/193-194.
[114] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/194.
[115] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/194.
[116] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/196.
[117] Şehre (Medine'ye), insanlar orada toplandıkları için arapçada tekarri kelime-, sinden alınarak karye (köy, belde) denir. Kur'an'a da harf, kelime ve cümleler kendisinde toplandığı için kur'an denmiştir.
[118] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/196-197.
[119] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/197-198.
[120] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/198.
[121] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/199.
[122] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/199.
[123] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/201.
[124] Âyetlerimizi inkâr ettikleri için kendi nefislerine zulmettiler. Burada iman etmelerini engelleyerek başkalarına zulmetmeleri de sözkonusudur. Çünkü inananları öldürmekle tehdit etmişlerdi. Zulmün inkâr manasına olması da sözkonusudur. Bu da doğru manadır.
[125] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/201-202.
[126] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/202.
[127] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/203.
[128] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/203.
[129] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/204.
[130] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/205.
[131] Kurtubî bu sihirbazların sayısı hakkında şöyle diyor: Bazılarına göre bunların adedi yetmişbindir. Doğruya en yakın olanı yetmiş tane olmalarıdır.
[132] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/205-206.
[133] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/206.
[134] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/207.
[135] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/207.
[136] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/207-208.
[137] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/208-209.
[138] İnsanlardan maksat, bir kısım insanlar olabilir. Çünkü onlar, Musa'nın Kudüs mıntıkasına çıkarıp götürmek istediği İsraÜoğullandır.
[139] İslâm her devir ve mekânda müslümanlar arasında biliniyordu. Her toplum . kelimeyi kendi diliyle ifade ediyordu. Çünkü bunun manası-severek Allah'a boyun eğme, Allah'ı tazim ve onu arzulamadır.
[140] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/209-210
[141] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/210.
[142] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/211.
[143] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/212-213.
[144] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/213.
[145] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/214-215.
[146] Onlar bir iş veya yolculuk yapacakları zaman kuş salarlar, uçuşunu uğurlu sayarlarsa o işi yaparlar, uğursuz sayarlarsa vazgeçerlerdi. Bir şeyi uğursuzluk sayma inancı cahiliye devrinde mevcuttu fakat İslâm bu düşünceyi geçersiz kıldı. Peygamberimiz, üç kere üzerine basa basa uğursuz sayma inancı şirktir, buyurdu ve: Allahım senin yarattığın uğursuzluktan başka uğursuzluk, senin hayrından başka hayır ve senden başka ilah yoktur, denmesini tavsiye etti.
[147] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/215-216.
[148] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/216.
[149] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/218.
[150] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/218-219.
[151] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/219-220.
[152] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/221.
[153] Bu üstün ve şereflilik sadece, peygambcrleriyle beraber olup, salih işler yaptıkları devre aittir.
[154] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/221-222.
[155] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/222-223.
[156] Sahih bir hadiste şöyle geçmektedir. Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: Peygamberler arasında ayrım yapmayın. Çünkü insanlar kıyamet gününde bayılacaklar, ben başımı kaldıracağım, bir de bakacağım ki Musa (a.s) arş'ın direklerinden birine tutunmuş. Ben onun bayılanlar arasında bayıldı da Tûr'daki bayılması sebebiyle benden önce mi yoksa sonra mı ayıldı bilemiyorum.
[157] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/225.
[158] İbn Abbas, Mücahid ve Mesruk, on günün ilâve edilmesini şöyle açıklıyorlar:
Musa otuz gün oruç tutunca ağzının kokusunu hoş bulmadı ve misvak kullandı. Melekler de dediler ki: "Biz senin ağzından misk kokusu kokluyorduk. Sen, onu bozdun!" Bunun üzerine on gün daha ilâve edildi.
[159] Ayette, kişinin müslüman kardeşini vekil edip bıraktığı şeyleri (mal veya herhangi bir işi) koruyup kollamak üzere yerine bırakmasının caiz olduğuna delil vardır. Hayret edilecek bir şey ki Rafiziler Rasûlüllah savaşlarından birinde Hz. Ali'ye: "Sen bana göre Harun'un Musa yanında konumu neyse yani Harun'un Musa (a.s.) İslâm'ı tebliğde ve şahsi işlerinde yardımcı olması neyse sende öyle olmayı istemez misin? Fakat şu kadar var ki benden sonra, peygamber gelmeyecektir." buyurmasını delil getirerek, ashabın Ali'nin hilafeti konusundaki nassı terkleri sebebiyle kâfir olduklarını, ietihad ettiklerini ve Ebû Bekir'i halife seçtiklerini söylemişlerdir. Onlardan bir kısmı hilafete talip olmadığı için Ali'yi tekfir etmişler, Rasûlüllah'ın pekçok kişiyi yerine bıraktığını anlamamışlardır.
[160] Ayette randevulaşmanın mubah ve tarihin gündüz değil
de
[161] Bu tevbenin günahtan dolayı yapılmış bir tevbe olmayıp, Allah'a yönelme ve ondan böyle birşey istememe manâsında tevbe olduğunda icma vardır.
[162] Tevrat mı öncedir yoksa levhalar mı? Bu konuda ihtilaf vardır. Fakat açık olanlevhaların daha önce olduğu, Tevrat'ın sonra vahyedildiği, dolayısıyla lek kitap olduğudur. Bu kitap da Tevrat'tır.
[163] Fasıkların yurdundan maksad Şam ve Kudüs diyarı da olabilir. Çünkü oralarda oturanlar fasıktı. Allah İsrailoğullarına oralara girmeyi ve halkına karşı zafer kazanmayı vaad etmişti.
[164] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/225-227.
[165] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/227.
[166] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/228.
[167] Katade diyor ki: "Onların kitabımı anlamalarını engelleyeceğim." Süfyan da diyor ki; "Onları âyetlerime iman etmekten uzaklaştıracağım. Bu onların büyük-lenmelerinin cezasıdır."
[168] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/229.
[169] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/229-230.
[170] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/230-231.
[171] Samirî, Semire isimli bir köye nisbettir. Bu şahsın ismi Musa b. Zaferdir. Musa (a.s) gibi o da İsrailoğullarınm çocuklarını Kıptilerİn öldürdüğü sene doğmuştu.
[172] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/231-232.
[173] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/232.
[174] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/233-234.
[175] Kızmak, insanın fıtratından olan bir şeydir. Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: "Kim ayaktayken sinirlenirse otursun, eğer sinirlenmesi geçerse (birşey yok), aksi durumda yatsın." Ebu Davud şöyle rivayet etmiştir. Rasûlüllah şöyle buyurdu: "Öfke şeytandandır. Şeytan ateşten yaratılmıştır, ateş ise ancak suyla söndürülür. Biriniz kızarsa abdest alsın."
[176] Âyette, öldürülmektenkorkan kimsenin, kötülük karşısında susup ne eliyle, ne de diliyle, ancak kalbiyle o kötülüğe buğzetmesine onu değiştirmemesine delil vardır.
[177] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/234-235.
[178] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/236.
[179] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/238.
[180] Allah'ın rahmeti her şeyi kuşattı. Yani bütün mahlûkatı kapsamaktan aciz kalmamıştır. Hikâye edilir ki: İblis -Allah'ın laneti üzerine olsun- bu âyeti işitince ben bir şeyim dedi. Allah da, ben rahmetimi takva sahibi olanlara yazacağım, buyurdu. Yahudi ve hristiyanlar, müttakiler biziz dediler. Allah da, o elçiye ümmi peygambere uyan kimseler takvalılardır, diye buyurdu. Böylece onlar da hükmün kapsamından çıkmış oldular. Rahmet ise sadece bu ümmet için kaldı
[181] Kâb, peygamberin sıfatları hakkında şöyle diyor: Doğum yeri Mekke'dir. Hicreti Medine'yedir. Hakimiyet kurduğu bölge ise Şam'dadır. Yani şimdiki Arabistan, Filistin, Ürdün Suriye ve Lübnan topraklarıdır.
[182] Isır kelimesi daha önce geçmişti. Bu kelime tekil olmasına rağmen çoğul manasını da tekil manasını da ifade etmektedir. Bu sebeple zincirler kelimesi, onun üzerine atf yapılmıştır. Isr'ın manası hareketin zor olduğu ağırlık, eğ-lâlin manası ise, esirlerin boynuna takılan demirden zincirdir. Burada maksat Tevrat'ın içinde yer alan, zorlu dinî hükümlerdir. Meselâ cumartesi iş yapmamak gibi. Söylendiğine göre en ağır olanı günahtan dolayı tevbe olmamasıdır.
[183] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/238-240.
[184] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/240-241.
[185] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/243.
[186] Burada geçen "ümemen" kelimesi "esbat" kelimesinin yerine bir kelimedir. Faydası şudur: Bu şekilde Allah onları mübarek kıldığını, her grubun bir kabile olduğunu haber vermiş oluyor.
[187] Onlar kendilerine zulmettiler ve kendilerini belâya attılar. Allah'ın zarar veya zulmünün kuluna ulaşması mümkün değildir. Çünkü Müslim, Rasû-lüllah'tan şöyle rivayet etmiştir: "Muhakkak Allah şöyle buyurdu: Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım, aranızda da haram ettim. Öyleyse zulmetmeyin... Ey kullarım! Siz benim zararıma ulaşıp bana zarar veremez, faydama ulaşıp bana fayda veremezsiniz."
[188] Bu şehrin ismi Eriha'dır. Filistin kelimesi bütün bölgeyi içine almaktadır.
[189] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/243-246.
[190] Muhammed (s.a.v)'in peygamberliğinin umumi olması onu yerine getirmeyi ve
insanları ona çağırmayı gerektirir. Bu davet, hakka çağırma müslumanlardan istenir.. Aksi durumda ihmallerinden dolayı günahkâr olurlar.
[191] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/246.
[192] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/248.
[193] Bu şehir bugün Akabe denen, o günkü Eyle şehridir. Kızıldeniz kıyısında bir şehirdir.
[194] Bu sual azarlama ve izah maksadını taşımaktadır. Çünkü onlar Allah'ın oğul-
ları, sevgilileri, İbrahim'in ve İsrail'in soyundan olmakla aralarında övünüyorlardı. Bu sebeple orayı sormak, halkını sormak demektir.
[195] Niye öğüt veriyorsunuz, diyen grubun azaptan kurtulup kurtulmadığı konusunda ihtilaf vardır. Rivayete göre: İbn Abbas, öğrencisi İkrime onu ikna edinceye kadar kurtulmadığı görüşünü savunmuş, daha sonra, men eden grupla beraber kurtulduğunu söylemiştir. Çünkü onların, men etmekten vazgeçiş nedeni, zalimlerin kabul etmelerinden ümit kesmiş olmalarıdır.
[196] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/248-250.
[197] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/250.
[198] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/252.
[199] Babillilerin onlar üzerinde hakimiyet kurmasından ve mallarını bölmelerinden sonra biz onları çeşitli memleketlere dağıttık. Böylece dağınık bir vaziyette yaşadılar. Uzun zaman onların devletleri olmadı. Onlar iyilikle kötülük arasında idi. Onların işleri tekrar düzene girdi. Sonra Allah'ın kurallarından ayrıldılar. Allah da onlar üzerine Romalı Atitos'u hakim kıldı. Bu sefer tekrar dağıldılar ve Filistin'de toplanıp İsrail devletini kurdukları günümüze kadar dağınık vaziyette yaşadılar.
[200] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/252-253.
[201] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/254.
[202] İbn Abbas "Arafat tarafına yakın Nûmaıı vadisinde" şeklinde söylemiştir.
[203] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/255.
[204] 0 yüksekliği sebebiyle sanki onlara gölge yapan bir bulut idi.
[205] Allah'ın, "zürriyyeti" Adem'in belinden çıkardığını ispat eden hadis ve selef sözü çoktur. Bunlardan bir kısmı Sünen ve Muvatta'da yer alnı aktadır. Biz Buharı ve Müslim'in şu rivayetini almakla yetineceğiz; Rasûlüllah şöyle buyurdu: "Kıyamet günü cehennem halkından bir adama dersin, yeryüzündeki bütün herşey senin olsa onları fidye olarak verir misin? O da hemen, evet, der. Bu sefer Allah ona şöyle buyurur: Ben senden bundan daha kolayını istedim. Ben senden Adem'in belindeyken bana hiçbir şeyi şirk koşmama sözü almıştım. Oysa sen ancak bana şirk koşmaya yöneldin, buyurur."
[206] Ayet Ademoğullarınin belinden soylarını aldı, şeklinde yorumlanmış, bütün insanlar ondan olduğu için sadece Adem'in belinden, denmemiştir.
[207] Ayetle, hiç bir kimse için şirk ve isyan konusunda babalarını, atalarını ve bölge
halkını taklit etmelerinde özür bulunmadığına delil vardır.
[208] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/256-257.
[209] Pek çok kişi Allah'ın Adem'in belinden neslini alması ve kendilerini kendilerine şahid tutması, ruhların konuşup şahitlik yapması meselesinden kurtul-. _maya kalkışmıştır. Hadisler ve selef rivayetleri var olduğu sürece ebediyyen buna hiç bir sebep yoktur. Allah'ın kudreti her şeye yeter ve onu hiçbir şey aciz bırakamaz. Allah onu konuşturmuş o da konuşmuş çok düzgün bir şekilde ifadede bulunmuştur. Bilginler: "Adem'den günümüze kadar, neslin kendisinden türediği bütün tohum hücreleri bir fincana konsa fincanı doldurmaz." diyorlar. Durum böyleyken ilim sahibi bir adam hadisleri iptal etmeye ve ilk bakışta anlaşılan manalarından başka bir manayla yorumlamaya kalkışır mı?
[210] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/257.
[211] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/259.
[212] Bu konuda müfessirler üç şahıs ismi söylüyorlar: Deniliyor ki bu âyet şu kişiler hakkında inmiştir: Bela b. Baura el-Kenani -ki bu şahıs Musa zamanında yaşamıştı-. Ümeyye b. Ebi's-Salt es-Sakafi ve Ebu Amir b. Sayti. Âyetin Ümeyye b. Ebis-Salt hakkında indiğini söyleyen görüş doğruya en yakın olanıdır. Çünkü bu şahıs hakkında Rasûlüllah, "Şiiri iman etti fakat kalbi inkâr etti." buyuruyor. Çünkü onun şiirleri, tevhid, adalet, rahmet, yeniden dirilme ve hesap i-nancı gibi iman konularını işliyordu. Onun şiirinden bir örnek verecek olursak: "Hanif dini hariç bütün dinler kıyamet günü Allah katında yalandır."
[213] Allah'ın ona verdiği âyetlerin bir özelliği de hidayete sebep olmasıdır. Çünkü onlar, kendisine inanıp amel eden kimseyi dünyada ve ahirette yükseltirler.
[214] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/259-260.
[215] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/260-261.
[216] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/261-262.
[217] Denilmiştir ki: Hayvanlar Allah'ı bilir, kâfirler bilmezler. Yine şöyle denilmiştir. Hayvanlar Allah'a itaat ederler, kâfirler ise itaat etmezler.
[218] Onların yeme, içme, giyme ve evlenmekten başka önemli işleri yoktur. Onlar hayvanlardan daha aşağıdırlar. Çünkü hayvanlar kendi zarar ve faydalarını görürler ve sahibinin ardından giderler. Oysa onlar bunun aksi bir durumdadırlar.
[219] Ahmed b. Hanbel, Tbn Mesut'tan rivayet etmiştir ki: Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: "Kişinin bir işi yapmaya niyet ve düşüncesi olur da, Allah'ım ben filanca kulunun oğlu kulunum benim kontrolüm senin elinde, hakkımda senin hükmün geçerli, benim hakkımdaki hükmün adildir. Kendini isimlendirdiğin veya kitabında indirdiğin veya mahlûkatından birine öğrettiğin veyahutta gay-ba dair bilgin içinde bilmeyi sadece kendine ayırdığın her isimle senden yüce Kur'an'ı kalbimin baharı, gönlümün nuru, kederimin açılması ve hüznümün gitmesi için vesile etmeni istiyorum, derse, Allah onun hüzün ve kederini götürür ve yerine huzur getirir."
[220] Alimler bu isimlerle nasıl dua edileceğini söylemişlerdir. Kişi Allah'ın isteğine uygun ismiyle ister. Meselâ: Ya Rahman, bana merhamet et, ya Rezzak, bana nzık ver... der.
[221] Bu âyetin iniş sebebi hakkında Mukatil ve başkaları şöyle demişlerdir: Bir müşrik bir müslümam, ey Rahman, ey Rahim diyerek dua ederken işitmiş ve Muhammed ve eshabı bir tek ilaha taptıklarını iddia etmiyorlar mı? Öyleyse iki ilaha dua etmeleri durumu ne? dedi. Bunun üzerine Allah bu âyeti indirdi.
[222] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/262-264.
[223] İlhad'ın sözlük manası, bir şeyin ortasından yan tarafına meyletmek manasına gelmektedir. Ölünün ilhadi demek onun defni demektir. Arapların Allah'ın isimlerindeki ilhadları Allah'ın bir sıfatı olan Aziz'den Uzza'yı, Allah isminden de Lat'ı türetmeleri şeklindeydi. Allah'ın isimleri hakkındaki ilhad-dan biri de cahil mutasavvıfların Kitap ve sünnette bulunmayan isimleri Allah'a isim olarak vermeleridir.
[224] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/264-265.
[225] İstidracı: Bir yerden sonra diğer yerin sırayla alınmasıdır. Dere bir şeyin dürülmesine denir. Aynı kökten olmak üzere ölünün kefene sarılmasına da idracu'I-meyyit denir. Sapıkları Allah'ın istidracı şöyledir: Onlar Allah'a her isyan edişle Allah da onlara bir nimet verir, ta ki onları günahlarıyla yakalar da onlar bunun farkında olmazlar.
[226] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/266.
[227] Denilmiştir ki bu âyet alay eden Kureyşliler hakkında inmiştir. Onlara yirmi seneyi aşkın bir süre tanındıktan sonra yakalanmışlar, Allah onları Bedir'de yakalamış ve onlar bir kuyuya atılmışlar, Rasûlüllah (s.a.v) de o kuyuda yer alanların aşağılık ve rezil olduğunu söyleyerek onları kınamıştır.
[228] Âlimler bu ve benzeri âyetlerle, âyetler hakkında düşünüp, mahlûkattan ibret almak gerektiğine delil getirmişlerdir. Âlimler, iman taklitle sabit olur mu veya âyetlere bakmak gerekip de sonra mı iman etmek gerekir şeklinde ihtilaf etmişlerdir. Doğru olanı, iman, müslüman halkın imanı gibi yakın ifade eden taklitle sahih olur. Fakat bundan daha üstün ve faydalı olanı görme ve delille iman etmedir ki bu âlimlerin iman etmesidir.
[229] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/266-268.
[230] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/268
[231] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/269.
[232] Kıyametin ne zaman olacağının beklenmesi yüce hikmetler sebebiyledir. Eğer soran onu bilseydi, sormazdı. Fakat cahil oldukları için soruyorlar.
[233] Gayb iki kısımdır. Birincisi sadece Allah'ın bildiği hakiki gayb, ikinci kısım ise
Allah'ın bildirdiği insanların bilip diğer kısmının bilmediği gaybtır. Kim hakiki gaybı mutlak olarak bildiğini iddia ederse, Allah'a yalan söyler ve o bu sebeple kâfirdir.
[234] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/269-270.
[235] Bunun delili şudur: Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste Cebrail, İslâm, iman ve ihsanı soruyor. Rasûlüllah açıklıyor, o da tasdik ediyor. Ve kıyameti soruyor. Bunun üzerine Rasûlüllah ona: "Kendisine sorulan sorandan daha iyi biliyor değil" diyor.
[236] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/270-271.
[237] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/272-273.
[238] Bu tefsirde kabul ettiğim görüş, müfessirlerin imamı Taberi'nin görüşüdür. Bu görüş, Tüşrikun (ortak koşuyorsunuz) şeklindeki kıraatla da desteklenmiştir. Yine bu görüşü şu hadîs desteklemektedir: "İblis onları iki kez kandırdı, bir cennette, bir de yerde kandırdı." Bazıları da Âdem'in neslinden olan müşrikle-
rin hallerini ortaya koymak için insan cinsine ait olduğu görüşündedirler: Bu görüş sahiplerinin düşüncelerine de "yüşrikun" kıraati delalet etmektedir. Eniyi Allah bilir.
[239] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/273-274.
[240] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/274.
[241] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/275.
[242] Burada "dua ettiğiniz" kelimesi ibadet ettiğiniz man aşırıdadır. Çünkü dua ibadet anlamındadır. Veya bu kelime ibadet olsun için dua ettiğiniz anlamındadır. İfade her iki manayı da kapsasın diye meful (tümleç) hazfedilmiş (kaldırılmıştır. Bu Kur'an'm belagatından dır.
[243] Kul kelimesi put için de kullanılmıştır. Çünkü ona kulluk yapanlar gibi onun da maliki Allah'tır. Müşrikler putlarının zarar ve fayda vereceğine inanınca Allah, onlar da sizin gibi Allah'ın kullarıdır, buyurdu.
[244] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/276-277.
[245] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/277.
[246] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/278.
[247] İbn Zübeyr bu âyetin insanların ahlâkı hakkında indiğini söylüyor. Cafer es-Sadık ise: "Allah bu ayette Rasûlüne yüce ahlâkı emrediyor. Kur'an'da yüce huyları bundan daha çok ihtiva eden âyet yoktur," diyor.
[248] Cahillerden yüz çevirmek, onları hakka davet edip delil getirdikten sonra olur.
Eğer onlar bu daveti kabul etmezlerse ister eziyet etsinler isterse etmesinler onlardan yüz çevirilir.
[249] Şu ifade mekarim-i ahlâk (en güzel ahlak) hadisindendir: "Siz insanları mallarınızla kuşatamazsınız, fakat onları sizin güler yüzünüz ve iyi davranışınız kuşatır."
[250] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/278-279
[251] Rivayete göre Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: "Rabbim bana dokuz şeyi emret-
ti: Açıkken de gizliyken de ihlâs, hoşnutluk ve öfkede adalet, fakir ve zenginlikte orta halli olmak, zulmedeni bağışlamam, irtibatını kesenle ilgilenmem, vermeyene vermem, konuşmamın zikir, susmamın tefekkür, bakmamın ibret olması."
[252] Müslim'in Ebû Hureyre'den rivayetine göre Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: "Şeytan birine gelir ve, şunu şunu kim yarattı, daha sonra da Rabbini kim yarattı, der. O ulaşınca, kişi Allah'a sığınsın ve şeytana karşı gelsin." Buradaki sığınsın ifadesi farzı ifade eden emirdir. Çünkü şeytanı ancak Allah defeder. Ondan kurtaran ve himaye eden O'dur.
[253] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/279-280.
[254] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/281
[255] Basair, basiret kelimesinin çoğuludur. Manası, gerçeğin kendisiyle ortaya çıktığı şey, delildir. Burada Kur'an'ın şanını yükseltme vardır ve o âyetlerden, yani onların saptığı hakka işaret etme hususunda istedikleri mucizelerden daha büyüktür.
[256] Bu, Kur'an'ı dinleme ve susma emri müşrikleri de kapsamaktadır. Yani Allah bütün insanların Kur'an'ı kabul edip gereği gibi yaşamalarını emrediyor. Çünkü onlar Kur'an'da da geçtiği gibi Kur an-i Kerim'i sdinlememeyi birbirlerine emrediyorlardı. Ayın şekilde âyet müminleri de kapsıyor. Çünkü Kur'an'ı dinlemek hidayetin yoludur.
[257] Melekler O'nu teşbih eder, cümlesinin manâsı, onların Allah'a tazim göstermesi, O'nu şirk ve çocuk edinmekten tenzih etmesidir.
[258] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/281-282.
[259] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 3/282.
İslami Okul Okulların En Önemlisi