Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 16. Sayfa - 008Enfal

37. DERS GANİMETLE İLGİLİ HÜKÜMLER.. 2

Ayetlerin Lafzı Tahlili 2

Ayetlerin İcmali Manaları 2

Ayetlerin Nüzul Sebebleri 2

İkinci Hüküm: Bazı Mücahldlere Ganimetten Fazla Pay Verilmesi. 3

Üçüncü Hüküm: Tenfil Ganimetten Mi, Beşte Bir (Humus)Tan Mı Verilir?. 3

Ayetlerden Alınacak Dersler 4

38. DERS CEPHEDEN KAÇMA İLE İLGİLİ HÜKÜMLER.. 4

Âyetlerin Lafzi Tahlili 4

Ayetlerin İcmali Manaları 4

Ayetlerdeki Şer’i Hükümler 5

Birinci Hüküm: Cepheden Kaçmak Büyük Günahlardandır. 5

İkinci Hüküm: Düşman Ne Kadar Olursa Kaçmak Haramdır?. 5

Üçüncü Hüküm: Zaruret Halinde Cepheden Kaçmak Caiz Midir?. 5

Âyetlerden Alınacak Dersler 5

39  DERS GANİMETLERİN TAKSİM USULÜ HAKKINDAKİ HÜKÜMLER.. 5

Âyetlerin Lafzi Tahlili 6

Âyetin İcmali Manası 6

Ayetin Tefsirindeki İncelikler 6

Âyetteki Şer'ı Hükümler 6

Birinci Hüküm: Ganimet İle Fey Aynı Şey Midir?. 6

İkinci Hüküm: Humus Nasıl Taksim Edilir?. 7

Üçüncü Hüküm: Ganimet Nasıl Taksim Edilir?. 8

Dördüncü Hüküm: Bu Âyet Enfal Suresi 1. Âyeti Nesheder Mi?. 8

Âyetten Alınacak Dersler 8


37. DERS GANİMETLE İLGİLİ HÜKÜMLER

 

1- (Habibim) sana harfo ganimetlerinin hükmünü) sorariar. De ki: (Bu) ganimetler Allanın ve Resulünündür. O halde (tam) müminlerseniz Allahtan korkun, (ihtilofa düşmeyip) aranızı düzeltin, Allaha ve peygambe­rine itaat edin.

2- Müminler ancak onlardır ki Allah anıldığı zaman yürekleri titrer, karşılarında âyetleri okununca (bu), onların imanını artırır, onlar   ancak Rablerine dayanıp güvenirler.

3- (Müminler) onlardır ki namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine fi­zik olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcarlar.

4- işte onlar gerçek müminlerin ta kendileridir. Rableri katında de­receler, yarlığanma ve sayısı bitmez, müddeti tükenmez rızık (hep) onlann-

 

Ayetlerin Lafzı Tahlili

 

(El enfali): Enfal, nefel'in çoğuludur. Nefel, faz­lalık olan birşeye denir. Sünnet olan namazlara nafile denmesi de farzdan fazla olduğu içindir. Âyette ise ganimet manasına gelmektedir.

(Fettekullahe): Allah (cc)'ın emirlerini yerine getir­mek, yasaklarından kaçınmaktır. Takva kelimesi, aslında insanın korktuğu tirşeyle kendisi arasına koyduğu perde, koruyucu demektir.

(Zate beyniküm): Aralarındaki ahvali düzeltiniz c sağlansın.

(Vecllet kûlûbühüm): Vecil, korkmak demektir.

(Zadethüm imanen): Zade, ziyade kökünden gelen atr fiildir. Buradaki manası «jmanda sebatları fazlalaşsırudır.

(Tevekkeiune): Tevekkül, itimad etme manasındadır. Ailah (cc)'a ittlka etmek muttaki müminin şiarıdır.

(Yukbnunessakıte): Namazın rükün ve şortlarını ka­mil bir şekilde yerine getirmektir.

(Derecâtün): Cennetteki yüksek mevkilere denir.

(Ve magfiretün): Allah (ca)'ın kulların günahların­dan vazgeçmesi.

 

Ayetlerin İcmali Manaları

 

Allah (cc). Resul (sav)'üne hitapla şöyle buyurmaktadır: Ey Muham-med (sav), sana senin ile müdrikler arasındaki ilk savaşta (Bedir) eline geçen ganimetin taksimi ve hükmü hususunu soruyorlar. De ki: Ganimet Allanın ve Resulünündür. Allah (cc) onda hikmeti ile hükmeder. Resulü de Allahu taalanın teşrii itibariyle aranızda taksim eder. Allah (cc)'tan kor­kunuz ve ganimet hususunda ihtilafa düşerek çekişmeyiniz. Zira çekişme­niz. Allah (cc)'ın gazabına vesile olduğu gibi düşmanlarınız karşısında da zayıf düşmenize sebeb olur. Aranızdaki bu ihtilaf, ganimetin sizden ev­velki ümmetlere olduğu gibi size de haram kılınmasına sebeb olabilir. Siz­lere Allah (cc) merhamet ederek bir kolaylık ve Allah (cc) yolunda cihada bir yardım olarak helal kılınmıştır.

Ey müminler, ganimet hususunda ihtilaf etmeyin. Allah (cc) ve Resul (sav)'üne her emrettiklerinde itaat edin, her yasakladıklarından da kaçının. İman davasında sadık müminlerden iseniz veya öyle olmak istiyorsanız, böyle davranın. Cennetteki yüksek mevkilere de ancak böyle ulaşabilirsi­niz.

Daha sonra Allahu taala gerçek müminlerin vasıflarını 'beyan ederek âyetin sonunda onlara cennette hazırlamış olduğu nimetleri, kimsenin gö­zünün görmediği kulağının işitmediği, hayalinden geçmediği nimetleri bil­dirmiştir.

Allahım. bizi bu mutluluğa erişen muslümanlardan kıl. Şüphesiz sen herşeyi hakkıyla işiten ve dualara icabet edensin. Amin.

 

Ayetlerin Nüzul Sebebleri

 

1.) Übbade bin Samid'den şöyle rivayet edilmiştir: «Bu âyet biz Be­dir ashabı hakkında —ki biz o zaman ganimet hakkında ihtilaf ederek çe­kişiyor, huysuzlaşıyorduk— nazil oldu. Aliahu taala bu âyetle ganimeti bizden alarak taksim etmesi için Resulullah (sav)'a emir buyurdu. O da müslümanlar arasında eşit olarak taksim ettiler. İşte Allahtan korkmanın. Resulüne itaat etmenin ve aramızdaki ahvali düzeltmenin manası budur.» [1]

2.) Ebu Davud. İbni Abbas (ra)'tan şöyle rivayet etmiştir: «Bedir sa­vaşı günü Resulullah (sav) ashaba, «Herkim şöyle savaşırsa şunları alır.» dedi. Bunun üzerine askerin içindeki gençler güçlerinin yettiği kadar sa­vaşırken, yaşlılar sancakların gölgesinde oturakaldılar. Savaş kazanıldığı zaman gençler Resulullah (sav)'ın vadettiklerini almaya geldiler. Yaşlılar, gençlere hitaben. «Eğer siz dağılsaydınız bize doğru gelirdiniz.» dediler.

Alimler bu âyetin hükmünün muhkem veya mensuh olduğu hususun­da ihtilaf etmişlerdir.

Alim ve fakihlerln cumhuruna göre bu âyet muhkemdir, neshedllme-mistir. Bu âyet icmalen ganimetin taksim edilmesini beyan eder. Daha sonra, «...Bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin-beşte biri mutlaka Allanın, Resulünün, hısımların, yetimlerin, yoksulların, yolcunun­dur.» (Enfal: 41) âyeti ile bu icmal tavzih edilerek ganimetlerin taksimi hu­susu tafsilatlı olarak bildirilmiştir. Ganimetin beşte biri âyetin beyanı üze­re taksim edilir. Kalan dört hisse de savaşçılar arasında dağıtılır.

Alimlerden bazıları bu âyetin hükmünün yukarıda zikredilen Enfal Su­resinin 41. âyetiyle neshedildiği görüşündedir. Fakat bu görüş zayıftır. Sa­hih olan görüşe göre bu âyette nesih yoktur. Ganimetle İlgili ikinci âyet, bu âyetteki icmali tafsilatlı olarak beyan etmektedir.

İbni Kesir bu mevzuda şöyle der: «Doğrusu bu âyet mücmel ve muh­kem âyetlerdendir. Bunun ihtiva ettiği icmali hükmü 41. âyet beyan et­mektedir.» [2]

 

İkinci Hüküm: Bazı Mücahldlere Ganimetten Fazla Pay Verilmesi.

 

«Tenfil», ganimetin taksiminden önce bazı mücahidlere pay verilme­sine denir, imam dilerse ganimeti taksim etmeden önce askerlerden ba­zılarına fazladan bir pay verebilir. Âyetin nüzul sebebinde de geçtiği üzere Pesulullah (sav)'ın, Saad bin Ebi Vakkas [ra)'a, öldürdüğü Said bin el-As'-ın kılıcını taksimden önce vermesi de buna delalet eder. Yine Resulullah (sav)'in Bedir savaşında ashabı kirama hitabında «Her kim müşriklerden birisini öldürür veya esir ederse o şunu şunu alır.» buyurması da bu uy­gulamayı teyid etmektedir. Sahih olan cumhurun bu görüşü âyetin zahi­rine de uygun düşmektedir.

İmam Malik (ra)'ten naklolunan rivayete göre o, bu uygulamaya karşı çıkarak mekruh olduğunu söylemiştir. Ona göre bu uygulama dünya İçin savaşmaya işarettir. Halbuki İslâmda savaş dünya için değil, ilayı kelime-tuliah içindir.

İbnü'l-Arabî, tefsirinde bu hususta şöyle der: «İslâm alimleri «tenfil»in caiz olup olmadığı hususunda ikiye ayrılmışlardır. Caiz olanı savaştan sonra verilmesidir. Nitekim Resulullah (sav) Huneyn Savaşında, «Her kin* bir müşrik öldürdüğünü isbat ederse onun silah, elbise ve kıymetli eşyas onundur.» buyurmuştur. Bu hadis de tenfilin savaştan sonra verilmesine delalet eder. Mekruh olanı ise savaştan önce. «Her kim bir müşrik öldü­rürse...» denilerek verilen tenfildir. Bunun mekruh oluşunun sebebi, sa­laştan önce yapılacak böyle bir teklifin savaşın manasını değiştirmesidir. Çünkü böyle bir savaş Allah (cc) için değil, ganimet için yapılmış olur. Nitekim sohabilerden birisi Resulullah (sav)'a, «İnsan ganimet veya yiğit­liğini göstermek için savaşır. Bunun hangisi Allah (cc) içindir?» diye so­runca, «Her kim ilayı kelimetullah için savaşırsa ancak o Allah yolunda savaşmış olur.» buyurmuştur. Bunun üzerine soran sahabi, «öyleyse insa­na düşen savaşta yalnız ilayı kelimetullah için savaşmaktır. Niyet İlayı kelimetullah olunca ganimet alma düşüncesi olmadığından savaşı Hakkın nzası için olur.» demiştir.» [3]

 

Üçüncü Hüküm: Tenfil Ganimetten Mi, Beşte Bir (Humus)Tan Mı Verilir?

 

İmam Malik (ra) ve Ebu Hanife (ra)'ye göre «tenfil», ganimetten değil, humus (beşte birjden verilir. Delilleri ise Resulullah (sav)'ın, «Ben ancak stze Allah (cc) tarafından bize helal kılınan humustan serbestçe vermek­te salahiyetliyim. Diğer dört kısmı ise size aittir.» hadisidir. Bu hadis ten-Min ganimetin beşte birinden verilmesine delalet etmektedir.

İmam Şafii (ra)'ye göre «tenfil», beşte birden değil ganimetten verilir. Zira rivayete göre Resulullah (sav) Muaz bin Amr (ra)'a Ebu Cehil'in kılı­cını ve elbiselerini vermiştir. Yine Resulullah (sav)'ın Huneyn savaşında «Her kim bir müşrik öldürdüğünü isbat ederse öldürdüğü kimsenin silah, e'hise ve kıymetli eşyası onundur.» buyurmuştur. Bu hadis de tenfilin ga­nimetin beşte birinden değil, aslından verilmesi gerektiğine delalet eder.

İbnü'l-Arabî şöyle der: «Bu hadisler müşriki öldürene öldürdüğü kim­senin silah, elbise ve kıymetli eşyasından fazla birşey verilmesine delalet etmiyorlar. Bunların verilmesi tenfilin ganimetten mi yoksa beşte birinden mi verilmesi gerektiğini de göstermemektedir. Bunun tesbiti ancak ikinci bir delille yapılabilir. Halbuki Allahu taala ganimeti beşe taksim ederek birini Resulullah (sav)'a, dört kısmını da müslümanlara vermiştir.

«Bizim mezhebimizin görüşünün sıhhatine delalet eden bir başka ha­dis de şöyledir: Rivayete göre Hamiri kabilesiyle yapılan kazada Avf bin Malik (ra) öldürdüğü müşrikin silah, elbise ve kıymetli eşyasını almak is­tedi. Fakat o sırada kumandan bulunan Halid ve Velid buna mani oldu. Medine'ye dönülünce Avf. Resulullaha durumu haber verdi. Resulullah sav), Hz. Halid'e, «Niçin vermedin?» dedi. Hz. Hoiid de. «Çok bulduğum­dan vermedim ya Resulullah» karşılığını verdi. Resulullah (sav) «Onları ona ver» buyurdu. Resulullah (sav)'ın emri üzerine Avf. Hz. Halid'in kolun­dan tutup çekiştirerek, «Sen Resulullah (sav)'ın dediğini yapmıyor musun?» dedi. Bu davranışı üzerine Resulullah (sav) ona kızarak Hz. Halid'e, «On­ları ona verme.» buyurdu. Sonra da sahabe-i kirama dönerek, «Sizin ba­şınıza tayin ettiğim emirlere itaat etmeyecek misiniz?» buyurdu. Eğer öl­dürülen kişinin eşyası ganimetin aslından sayılsaydı Resulullah (sav) Hz. Halid'e «verme» demezdi. Çünkü Resulullah (sav)'ın buna mani oluşu ma­lî bir ceza olurdu ki bu hiçbir durumda caiz değildir.

«ibni Müseyyib (ra)'in de şöyle dediği tesbit edilmiştir: «Ganimet tak­sim edilmeden önce müslümanlara verilen şey. ganimetten değil, beşte birjndendir.»

 

Ayetlerden Alınacak Dersler

 

1- Sahabllerin din işlerini sorup öğrenmekte son derece hasis dav­ranmaları sorup öğrenmenin önemini göstermektedir.

2- Bütün hükümlerin menşei, Allah (cc) kelamı ve Resulullah (sav)'-in hadislerdir!.

3- Allohu taala müslümanların birliğinin korunması için aralarının düzeltilmesini emir buyurmaktadır.

4- Sadık müminler imanın hakikatine erdirecek sıfatlarla muttasıl-tırlar.

5- Dünya ve ahiret saadeti, Allah (cc)'ın emir ve yasaklarına sım­sıkı sarılmaktadır.

 

38. DERS CEPHEDEN KAÇMA İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

 

15- Ey iman edenler, toplu bir halde kafirlerle karşılaştığınız za-mt omlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).

16- Tekrar muharebe için bir tarafa çekilenin, yahud diğer bir fır-ulaşıp mevkii tutanın hali müstesna olmak üzere kim öyle bir günde

arka çevirire» o, muhakkak ki Allanın gazabına uğramıştır. Onun turdu cehennemdir. O. ne kötü bir sonuçtur.

17- OnJan siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları. Attığın zaan da (Habibim) sen atmadın, ancak Allah attı. (Ve bunu) müminleri ken-ıtfnden güzel bir (nimet) imtihan(ı) ile denemek için (yaptı). Şüphesiz ki Afloh hakkıyla İşiten, kemaliyle bilendir.

18- Bu böyledir. Şüphesiz ki Allah kafirlerin hilelerini yıpratıcıdır.

 

Âyetlerin Lafzi Tahlili

 

(Zehfen): Zehf, yılan gibi karın üstü sürünmeye veya oturduğu yerde yürümeye denir. Savaş halindeki askere bu ismin verilme­si, uzaktan bakıldığı zaman çocuğun süründüğü gibi sürünmesinden dola­yıdır.

(El edbar): Edbar. dübürün çoğuludur, dübür. arkaya denir.

(Müteharrlfen li kıtalin): Müteharrifen, taharruf kö­künden gelen bir sıfattır. Taharruf, bir taraftan bir tarafa dönmeye denir.

(Bae bigadabin): Allah (cc)'ın gazabı ile dönmüş demektir.

(Me'vahü cehennemü):  Meva, barınacak yere

(Muhinü keydil kafirine): Muhin. mehin kökünden gelir, zayıflatma, yıpratma demektir. Keyd ise hile manasındadır.

 

Ayetlerin İcmali Manaları

 

Bu âyetler, müminlerle müşrikler arasındaki ilk savaş olan Bedir Sa­vaşında müminlerin kaiblerini kuvvetlendirmek için nazil olmuştur. Bu sa­vaş iki cemaati birbirinden ayırdığı gibi imanla küfrü de birbirinden ayır­mıştır. Bundan ötürü Ailahu taala «Eğer Allaha (iman etmiş), hak İle batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbirine kavuştuğu (Bedir) günü...» (Enfal: 41) âyetinde bu güne «furkan günü» ismini vermiştir. Zira o gün küfrün karan­lığı ile imanın aydınlığı birbirinden ayrılmıştır. Bu âyetlerde ise Ailahu taala mümin kullarına düşmanın askeri ne kadar çok olursa olsun kaçmamala­rını, sebat etmelerini emretmektedir. Çünkü zafer hiçbir zaman sayısal çoklukla kazanılmaz. Müminlere yakışacak olan kafirlere yiğitçe karşı dur­maktır.

Müminler dünyada aziz, düşmanlarının üzerinde galip olmayı veya hiç­bir şeyle ölçülemeyecek olan Allah (cc) yolunda şehadete kavuşmayı Is-terler. İşte bunun için Allohu taala müminlere düşmanın karşısında bo­zulup geri çekilmeyi yasak etmiştir. Cepheden kaçmak müminlerin ma­neviyatını kırar ve kalblerine korku düşürür.

Allahu taala yalnız cepheden iki şekilde geri çekilmeyi mubah kılmış­tır. Birincisi, güç kazanmak kasdıyla geri çekilerek düşmana zahiren za­yıf olduklarını gösterip kuvvetli bir taarruza hazırlanmak, ikincisi ise müs-bman askerin cephede tek kalması halinde ordunun kuvvetli kanadına dtihak için geri çekilmesidir, Bu iki halin dışında kaçmak büyük günahtır. Allahu taala bunu yasaklayarak kaçanların Allah (cc)'ın gazabı ile dön­düklerini ve onların barınaklarının ancak cehennem olduğunu tehdit dolu bir ifade ile beyan buyurmuştur.

Allahu taala daha sonra müminlerin ne Bedir Savaşını, nede diğer bir savaşı silah ve sayılarının çokluğu ile kazandıklarını, ancak Allah (cc)'ın düşmanların kalblerini korkuya saldığını beyan etmiştir, öyleyse mümin­ler her zaman ve yerde Allah (cc)'a tevekkül etmeli, kendilerine değil, Al­lah (cc)'a güvenmelidirler.

Mühim ve faydalı bir uyarı:

Müfesslrler. «Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü onları. Attı-ğm zaman da senatmadın, ancak Allah attı...» âyetini tefsir ederken şöyle rivayet ederler: Resulullah (sav) Bedir Savaşı günü ordusunu muharebe safına hazırladıktan sonra ashabına kuvvetli durmalarını emretti. Sonra da yerden bir avuç kum aldı. Kureyşlilere doğru dönüp «Yüzleri yansın» diyerek müşriklere doğru attı. Atılan kumun gözüne isabet etmediği tek müşrik kalmadı. Bundan dolayı da müşriklerin büyüklerinden bir kısmı öl­dürüldü, bir kısmı da esir edildi.

 

Ayetlerdeki Şer’i Hükümler

 

Birinci Hüküm: Cepheden Kaçmak Büyük Günahlardandır.

 

Âyetin zahiri, iki halin dışında savaştan kaçmanın haram olduğuna delalet etmektedir. Bunlardan birisi güç kazanmak kasdıyla geriye çekile­rek düşmana zahiren zayıf olduklarını gösterip kuvvetli bir taarruza hazır­lanmaktır. Diğeri ise cephede tek kalan bir müslüman askerin ordunun kuvvetli kanadına iltihak için geri çekilmesidir.

Sünnet-i nebeviyye de cepheden kaçmanın büyük günahlardan oldu­ğunu beyan etmektedir. Rivayete göre Resulullah (sav). «Yedi felaketten kaçının.» buyurdu. Ashabı kiram. «Bu felaketler nelerdir ya Resulullah?» dediler. «Allah (cc)'a şirk koşmak, sihir yapmak, haksız yere adam öldür­mek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaşta cepheden kaçmak ve iffetli mümin kadınlara zina iftirasında bulunmak.» [4] buyurdu.

 

İkinci Hüküm: Düşman Ne Kadar Olursa Kaçmak Haramdır?

 

Âyet. düşmandan kaçmanın haram olduğunu beyan etmektedir. Fakat Allahu taala, cepheden kaçmanın haram olmasını icabettirecek düşman sayısının nisbetini de. «Şimdi Allah sizden (yükü) hafifletti. Bildi ki size muhakkak bir zaaf vardır. O halde eğer içinizden (azimli) sabırlı yüz(klsl) olursa iki yüzü yenerler, eğer sizden bin (kişi) olursa iki bine galebe ça­larlar Allanın izniyle.» (Enfal: 66) âyetinde beyan etmiştir. Görüldüğü üzere âyeti kerime müslümanlara kendilerinden iki kat fazla düşmana kadar se­batla durmalarını farz etmektedir. Halbuki daha evvel düşmanların sayısı bire on nisbetinde de olsa yine düşman karşısında durmakla mükelleftiler. İşte bu âyetin hükmü zikrettiğimiz Enfal Suresi 66. âyetle neshedilerek müslümanlara rahmet ve kolaylık olmak üzere üzerlerindeki yük. teklif hofifletilmiştlr.

Demek ki. müslümanlara sayı bakımından kendilerinden birkaç misli fazla olan düşmanla savaşmak farz değildir. Ancak kafirler müslümanların vatanına saldırırsa o zaman durum değişir. Böyle bir halde sayı nazarı iti­bara alınmayarak savaş yalnız erkeklere değil, kadınlara, çocuklara ve yaşlılara da farz olur. Savaşta düşmana taarruz ise bazı alimlere göre çok az bir kuvvetle çok bir kuvvete —mesela, bire on— saldırmak caiz değildir. Zira bu taarruzda hayatları tehlikeye atmak mevzu bahistir. Bu görüş sahih değildir. Sahih olan görüş. İbnü'l-Arabî'nin de dediği gibi bir kişinin on düşmana saldırmasını caiz kabul eden görüştür. Çünkü bu taarruzda kafirlerin büyüklüğü kırılır, maneviyatları sarsılır. Bu nadir yiğit­lik karşısında kafirlerin içine korku dolar ve müslümanların karşısında duramayacaklarını yakinen anlarlar. En doğrusunu Allah bilir.

 

Üçüncü Hüküm: Zaruret Halinde Cepheden Kaçmak Caiz Midir?

 

Âyetin işaret ettiği ve yukarıda zikredilen haller haricinde zaruret kar­şısında cepheden kaçmak da caizdir. Düşman tarafından kuşatılma sıra­sında veya mücahidlerin su ve erzak yollarının kesilmesi halinde kaçmak caizdir.

İbni Ömer (ra)'den şöyle rivayet edilir: (Bîr savaşta düşmanTn karşı­sından kaçtık. Bu halimizle Resulullah (sav)'ın huzuruna nasıl çıkacağımı­zı düşünüyorduk. Çünkü biz «Allahın gazabıytaı dönmüştük. Nihayet bir sabah namazından önce Resulullah (sav)'in yanına vardık. Resulullah (sav), gecenin karanlığından bizi tanımayarak, »Gelenler kimlerdir?» diye sordu. •Biz cepheden kaçanlarız.» dedik. Bunun üzerine Resulullah (sav). «Hayır. siz cepheden kaçanlar değilsiniz. Siz. bize iltihak ederek kuvvet kazanan-arsınız.» buyurdu. Elini öptük. O da bize. (Ben sizin cemaatınızdanım ve mûslümanların cematındanım» diyerek «Tekrar muharebe için bir tarafa c*kiJenln, yahud diğer bir fırkaya ulaşıp mevki tutanın hali müstesna...» âyetini okudu.»[5]

 

Âyetlerden Alınacak Dersler

 

1- Müminler ancak ilayı kelimetullah için savaşırlar.    Bu yüzden Tieşakkatlara tahammül etmeleri lazımdır.

2- Savaştan kaçmak büyük günahlardandır. Zira bu İslâm ordusu­nun maneviyatını bozar.

3- Zaruret hallerinde cepheden kapılabilir.

4- Nusret Allah (cc)'tandır. Müminler maddi sebebleri hazırladıktan sonra yalnız Allah (cc)'a güvenmelidirler.

 

39  DERS GANİMETLERİN TAKSİM USULÜ HAKKINDAKİ HÜKÜMLER

 

41 — Eğer Allaha (İman etmiş), hak ile batılın ayrıldığı gün, İki ordu­nun birbirine kavuştuğu (Bedir) gün(ü) kulumuz (Muhammed)e indirdiği­miz (âyetler)e inanmışsanız bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin mutlaka beşte biri Allanın, Resulünün, hısımların, yetimlerin, yoksul­ların, yolcunundur. Allah herşeye hakkıyla kadirdir.       

 

Âyetlerin Lafzi Tahlili

 

(Ganimtüm): Ganimet kökünden gelir. Ganimet, savaş yoluyla kafirlerden alınman mala denir.

(Humusehu):   Humus, beşte bir demektir.

(Lizîl kurba): Resulullah (sav)'ın Haşimoğullları ve Muttaliboğullarından olan yakınları.

(Elyetama): Müslümanların öksüz kalan çocuk­larına denir.

(Elmesâkiyne): Mesokin. miskin kelimesinin çoğu-. Miskin, Müslümanlardan çok fakir olanlara denir.

(İbnissebiyli): Parası tükenen yolcuya cjenir.

(Yevmelfurgani): Furkan günü, Bedir savaşı gü-ıruae denir.

(El cem'ani): Cem'ândan maksat, mümin ve müş--"loenn cemaatleridir.

 

Âyetin İcmali Manası

 

ey müminler, bilmiş olasınız ki savaştığınız kafirlerden ister az, ister zan aldığınız şeyler sizin sabit bir hakkınızdır. Onun hükmü de şöyledir: Al-ajoanmzın beşte biri Allah (ra)'a. Resul (sav)'üne. onun yakın okrabaları-vc yetimlere, yoksullara, yolda kalmış yolcularadır. Onu beş hisseye tak­am- ediniz. Beşte birini din yolunda, Kabe'nin tamirinde ve örtüsünde, Re-sjjudah (sav)'a .ve hanımlarına. O'nun Hasimoğullarından ve Abdulmutta-ieoğullarından olan akrabalarına, sonra yetimlere, sonra yoksullara, son--;  falda kalmış yolculara sarfediniz.

Ganimetin geriye kalan beşte dört hissesini de mücahidler arasında =esulullahın beyanı üzere taksim ediniz.

AJlohu taala bu taksimin imanın gereği ve Allah (cc)'ın emir ve hüküm-erine boyun eğmenin gereği ve ihtilafa düşerek çekişmemenin en emin •onu olduğunu beyan etmektedir. Zira Allahu taala herkese hakkı olanı otsun ederek vermiştir. Müminlere düşen ise Allanın emirlerine rıza ve fjce hükümlerine boyun eğmektir.

Bu âyetle önceki âyetler arasındaki münasebet

AJiahu taala önceki âyetlerde İslâm! davete mani olan ve yeryüzünde icae çıkaran mütecaviz kafirlerle savaşmayı emretmiş ve müslüman mü-ür-idlere zafer vadetmişti. Müminler kazandıkları zaferlerden sonra gani­met kazanıyorlardı. Allahu taala bu âyetlerle de kazanılan ganimetlerin -erstere sarfedileceğini ve nasıl taksim edileceğini, müminlerin arasında sürtüşme ve çekişme olmaması için, beyan buyurmuştur.

 

Ayetin Tefsirindeki İncelikler

 

Birinci incelik: Ganimet ister az. ister çok, ister değerli, ister .değer­siz olsun mutlaka beşe taksim edilecektir. Âyette ganimet hakkında azlık ifade eden «herhangi birşey» tabirinin kullanılması, bir iğne-iplik de olsa ganimetin beşe bölünmesi gerektiğini ifade etmektedir.

İkinci incelik: Ganimetin taksimi hakkındaki âyette «Allah» lafzının zikredilmesi bize. herşeye o muazzam İsimle başlamamızı ve ganimetten bir kısmının Allah (cc) yolunda sarfedilmesini bildirmek içindir. Yoksa ganimetin bir hissesinin altıya bölünerek bir hissesinin Allah (cc) için sarfedilmesj lazım geldiğini ifade etmek için değildir. Çünkü dünya ve ahi-ret. hepsi, herşeyden müstağni olan Allah (cc)'ındır.

Üçüncü incelik: Allahu taalanın âyetin akışında «kulumuz» buyurma­sından maksat Hz. Muhammed'dir. Çünkü Allahu zülceial hazretleri bu â-yette Resul(sav)'ün ismini zikretmeyerek onun en yüce. en büyük ve en şerefli sıfatı ile anmıştır. Nitekim Resulullah (sav). «Kulumu bir g«c* mes-cid-i Haramdan (alıp) mescidi Aksaya kadar götüren...» (Nisa: 1) âye­tinde de yine İsmi ile değil, en yüce vasfı olan kulluk vasfı ile zikredilmiş­tir. Çünkü «kul» kelimesinin Allah (cc)'a izafe edilmesi, kulun kamil ve şerefli olduğunu bildirir. Bu hususu ariflerden biri şiir diliyle şöyle ifade etmiştir:

«Şerefimi öylesine yüceltti ki Allah (cc) Süreyya ayaklarımın altında kaldı nerdeyse.

Çünkü, «Ey kullarım» hitabına*mazhar ederek Hz. Muhammed'in ümmetinden kıldı beni.»

Mühim bir uyan: Resulullah (sav). Haşimoğulları ile Muttaliboğulları-nın akrabalığını kabul ettiği halde aynı derecede yakınları olan Abdişems-oğulları ile Nevfeloğullarının akrabalığını kabul etmemiştir. Zira Kureyş, aralarında anlaşarak Haşimoğullarını Resulullah (sav)'a yardım ettikleri için Mekke'den çıkarmak gayesiyle muhasara altına aldıkları zaman, Muttalib-oğulları da Haşimoğulları gibi Resulullah (sav)'a yardım etmişler ve ondan ayrılmamışlardır. Abdişems ve Nevfeloğulları ise yardım bir yana Kureyşin yanına geçmişlerdir. Resulullah (sav) da bunların o tarihteki yardım ve bağlılıklarını takdir edip kendisinin yakınları olarak kabul etmiştir.

 

Âyetteki Şer'ı Hükümler

 

Birinci Hüküm: Ganimet İle Fey Aynı Şey Midir?

 

Alimler, ganimet ile feyin aynı şey olup olmadığı hususunda ihtilaf et­mişlerdir.

Bazı alimlere göre ganimet kafirlerden savaş yoluyla kazanılan mal­ar Fey ise yine kefirlerden sulh yoluyla alınan mala denir. İmam Şafii (cc) ae bu görüştedir.

Diğer bazı alimlere göre ise ganimet, savaşta alınan taşınır mallar. ley ise aynı yolla kazanılan taşınmaz mallardır. Mücahid (ra) de bu görüş­ledir.

Alimlerin bir kısmı da ganimet ile feyin aynı şey olduğu görüşündedir.

Sahih olan İmam Şafii (ra)'nin görüşüdür. Kurtubi bu konuda şunları sâyter: «Bilmiş olun ki, «...Ganimet olarak aldığınız herhangi birşey» ifa-aesinden maksat, müslümanların savaşta kafirleri yenerek cebren aldık-an mallardır. Bu hususta alimler ittifak etmişlerdir. Zira Şeriat kafirlerden «azondığımız mala iki isim vermiştir. Bunlardan biri ganimet, diğeri de neydir. Müslümanların kafirlerden savaşta kazandığı mala ganimet denil­mektedir. Bu isimlendirme şeriatta bir örf haline gelmiştir. Fey kelimesi ise Jönmek (rücu) manasına gelen «fa'e» kelimesinin köküdür. Bu da müs-ûnanların kafirlerden savaşmadan aldıkları haraç gibi mallardır.» [6]

 

İkinci Hüküm: Humus Nasıl Taksim Edilir?

 

Âyet. ganimetin beşte birinin kimlere verileceğini beyan etmektedir, dunlar. Allah (cc) yolu. Resulullah (sav), hısımları, yetimler, yoksullar, rokta kalmış yolculardır. Geri kalan dört hissenin taksiminin beyan edil­memesi mücahidler arasında dağıtılmasına delalet eder.

Müfessirler. ganimetin beşte birinden Allah (cc) için ayrılan kısmın -esil ve nerelere harcanacağı hususunda ihtilaf ederek iki görüşe ayrıl--sşlardır:

1.) Bazı müfessirlere göre Allah (cc) için ayrılan hisse yalnız Kabe'ye sarfedilir. Çünkü âyette «Allanın» ifadesi kullanılmıştır. Bu ifadeden. Al-oh (cc)'ın kendisinin ihtiyacı olmadığına göre. İbrahim aleyhisselama yaptırdığı ve kendisini izafe ettiği Beyt-i muazzamaya harcanması lazım geldi­ği anlaşılır.

2.) Müfessirlerin cumhuruna göre ise. «Allah» lafzının âyette zikredil­mesi O'na bir pay ayrılması için değil, müslümanlara her işin başında Al­lah (cc) kelimesinin anılması gerektiğini bildirmek içindir. Bu görüşe göre. ganimetin beşte biri altı paya değil beş paya. yani Resulullah (sav)'a, hı­sımlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmış yolculara taksim edilir.

Bazı alimlere göre Resulullah (sav)'ın payı. kendi öz hakkı olduğu için dilediği gibi sarfedebilir. Buna, «Allah (cc)'ın bize helal kıldığı ganimetten ancak beşte biri benim, kalan kısmı sizindir.» hadisi delalet eder.

Diğer bazı alimlere göre ise âyetteki «Resul» kelimesi. «Allah» lafzı gibi. bir pay ayrılması için değil, herşeyin başında onun bulunması veya Allah (cc)'ın ismi ile beraber anılması içindir. Bu görüşe göre beşte bir hisse dörde taksim edilerek hısımlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kal­mış yolculara verilir. Buradaki hısımlardan maksat ise Resulullah (sav)'ın yakınlarıdır. Resulullah (sav)'ın hısımlarının kimler olduğu konusunda da ihtilaf edilmiştir:

Bazı alimlere göre «hısımlar»dan maksat, bütün Kureyştir. Bazılarına göre bundan maksat, yalnız Haşimoğullarıdır.

Bazılarına göre işe Haşimoğulları ve Muttaliboğullarıdır. Sahih olan görüş de budur. Buharî'nin Beni Nevfel'den olan Mut'am bin Cübeyr'den rivayet ettiği. «Abdlşemsoğullarından Osman bin Affan (ra)'la birlikte Re­sulullah (sav)'a giderek. «Muttaliboğullarına ganimetin beşte birinden ver­diğin halde bize niçin vermiyorsun? Biz ve onlar size yakınlık bakımından aynıyız.» dedik. «Haşimoğulları ile Muttaliboğulları birdir. Onlar hem ca-hiliyet devrinde hem de İslâmda bizden ayrılmadılar.» buyurdu.» hadisi de bu görüşün sahih olduğuna delalet etmektedir.

Bazı alimlere göre Resulullah (sav)'ın akrabalarına ancak fakir olduk­ları takdirde hisse verilir. Bu hüküm Resulullah (sav) için de geçerlidir. Ak­rabalara hisse verilmesi ancak Resulullah (sav) hayatta olduğu süre için­de verilir.

İmamı Azam (ra)'a göre ganimetin beşte birj üçe taksim edilerek ye­timlere, yoksullara ve yolda kalmış yolculara verilir. Zira Resulullah (sav)'in dünyadan göçmesi ile kendi ve akrabalarının beşte birden olan hakları ortadan kalkmıştır. Bu hüküm İmam Şafii (ra)'den de nakledilmiştir. Her

m imama göre beşte birden Resulullah (sav) ve hısımlarına ayrılacak pay mescidlerin imarına, kadılarla askerlerin nafakasına sarfedilir.

Âyetteki «yolcularndan maksat, yolda parası tükenmiş ve yardım gö­receği kimsesi olmayan yolcudur. Bu yolcu kendi memleketinde zengin 31te olsa durum değişmez, ona pay verilir.

Malikiler. yukarıda açıklanan bütün görüşlere muhalefet etmişlerdir. Şunlara göre ganimetin beşte biri Beytülmale konularak âyette ismi ve *3sıfları geçenlere ve ayrıca İmamın uygun bulduğu yer ve kişilere dağı­ttır. Âyette pay sahiplerinin zikredilmesi yalnızca misal olması içindir, yok­sa beşte birin sarfedileceği yerleri tayin ve tesbit için değildir.

Malikilerin delilleri: Malikiler görüşlerini birkaç delille isbat ederler. ooü'l-Arabî bu delilleri şöyle sıralar:

1- «Cübeyr bin Mufam'dan yapılan rivayete göre Resulullah (sav). Bedir maktulleri hakkında şöyle buyurmuştur:  «Ey Cübeyr, eğer baban Mut'am ibni Adiyy sağ olsaydı ve bu kokmuş leşler hakkında şefaat et­seydi, hiç şüphesiz ben bunları ona (diri diri ve necat fidyesi almaksızın) ^ağışlardım.» [7]

2- Nafi ibni Ömer şöyle rivayet eder: «Resulullah (sav)'ın Necid oölgesine gönderdiği seriyeye. getirdikleri ganimetten 12 deve düştü. Re­sulullah onlara fazladan bir deve daha verdi.» [8]

3- Resulullah (sav)'ın Hevezanlıların esirlerini iade ettiği ve bun-cnn içinde beşte birin de bulunduğu rivayetlerle tesbit edilmiştir.

4- Buharî'nin Abdullah ibni Mes'ud (ra)'dan rivayetine göre Resu-uilah (sav), Huneyn savaşında sahabilerin bazılarını ganimetin taksiminde tercih etmiştir. Mesela, Akra bin Habis ile Uneyne'ye yüzer deve fazla­dan vermiştir. Yine Arap eşrafından bazı kimseleri o günkü ganimet tak-suninde diğerlerine tercih ederek onlara fazla pay ayırmıştır. Ashabtan birisi, «Ben Allah (cc)'a yemin ederim ki, bu taksimde adalet gözetilme--nlştir.   dedi. Ben de ona. «Allah (cc)'ın ismi ile yemin ederim ki bunu Resulullah (sav)'a haber veririm.» dedim. Resulullah (sav)'a giderek haber •erdim. Resulullah (sav). «Allah (cc), kardeşim Musa aleyhisselama çok sok rahmet etsin. Ona bana yapılan eziyetten daha çoğu yapıldığı halde sobretmiştir» buyurdu.

Bu hadisler açıkça gösteriyor ki, ganimetin beşte biri İmamın hakkı­dır ve dilediği gibi-tasarruf eder. Âyette zikredilen pay sahipleri yalnızca misal içindir. Eğer bu pay onların istihkakı olsaydı Resulullah (sav) bu paydan başkalarına vermezdi.

Maiikilerin görüşü delil bakımından daha kuvvetli ve daha adildir.

 

Üçüncü Hüküm: Ganimet Nasıl Taksim Edilir?

 

Âyetin zahiri ganimetin mücahidler arasında eşit olarak dağıtılmasına delalet eder. Halbuki Resulullah (sav)'ın sünneti bazı kimselerin taksimde diğerlerine tercih edildiğini göstermektedir. Zira Resulullah (sav), atlı bir mücahide iki pay verirken yaya olana bir pay vermiştir. [9] Buharî'nin İbni Ömer (ra 'den rivayetine göre de Resulullah (sav) atlı mücahide iki, yaya mücahide bir pay vermiştir. Cumhur da atlıya iki. yayaya bir pay verilme­sini kabul etmiştir. Zira atın belirli bir masrafı vardır. Bu masrafı da sahibi karşılar. Öyleyse atlı mücahidin savaştaki meşakkati daha çoktur. Bu se-beble ona iki pay verilmektedir.

 

Dördüncü Hüküm: Bu Âyet Enfal Suresi 1. Âyeti Nesheder Mi?

 

Bazı alimler bu âyetin Enfal Suresi 1. âyeti neshettiğini savunmuşlar­dır. Çünkü birinci âyette ganimetin Allah (cc)'ın ve Resuj (sav)'ün olduğu zikredilirken bu âyette ganimetin beşte dördünün mücahidlerin olduğu be­yan edilmektedir. Öyleyse bu âyet öncekini neshetmiştir.

Sahih olan ise bu âyetin öncekini neshetmediği yolundaki görüştür. Buna göre bu âyet öncekinin icmalen bildirdiğini tafsilen beyan etmekte­dir.

 

Âyetten Alınacak Dersler

 

1- Kanun vazetme ancak Allah (cc)'a mahsustur. Hiçkimsenin ken­di başına kanun vazetme salahiyeti yoktur.

2- Ganimetin beşte biri Allah (cc) yoluna ve âyetin işaret ettiği yer ve şahıslara dağıtılır.

3- Ganimetin beşte dördü Allah (cc)'ın vazettiği ve Resulü (sav)'nün tafsilatıyla yaptığı taksime göre mücahidler arasında tevzi olunur.

4- Müminlerin bütün hayatî meselelerinde Allah (cc)'ın emirlerine boyun eğmesi ve Resulullah (sav)'a itaat etmeleri icabeder.

5- Bedir Savaşı hak ile batılı, iman ile küfrü birbirinden ayıran gün­dür.

 



[1] Süyuti. Dürrü'l-Mensur.

[2] İbni Kesir, tefsir. C. 2.

[3] Ibnü'l Arabi. Tefsirü'l-A^atil-Ahkâm, C. 2.

[4] Müslim rivayet etmiştir. 40

[5]

[6] Kurtubi. age

[7] İmam Kastalani. İrşudu s Sari. C. 6, S 272

[8] İmam Kastalani agc C (i. S. 4Ki

[9] Dııru'l Kutnı. 48