Yunus Sûresi - Kuran - 010Yunus - 20. Sayfa
Peygamberlere Gösterilen Tepkiler Ve Kur'an'ın Cevabı
Kevni Ayetler İle İnzal Olan Ayetler Arasındaki Uyum
İnsanlar Kazandıklarına Kavuşurlar
İnsanların Nankörlüğü Ve Unutkanlığı
Kafirlerin Rabbani Çizgiyi Saptırma Denemeleri Ve Tavizsiz Tavır
Şefaatçi Edinmek, Müşriklerin Temel Özelliğidir
Araplara Göre Şirk İnancı Ve İslâmî Tevhid Akidesi
"İnsanlar Bir Tek Ümmetti, Sonradan Ayrılığa Düştüler"
Mucize Vermek Allah'ın Tasarrufundadır
"Allah Ölüden Diriyi, Diriden Ölüyü Çıkarır"
Kur'an, Allah'tan Başkası Tarafından İndirilebilecek Bir Kitap Değildir
Her Ümmetin Bir Peygamberi Vardır
Allah'ın Helal Kıldığını Haram, Haram Kıldığını Helal Yapmak
Allah'ın Velilerine Korku Ve Üzüntü Yoktur
Musa Peygamber'in Firavun'la Mücadelesi
"Kendilerine İlim Gelinceye Kadar İhtilafa Düşmediler"
YUNUS SÛRESİ
Kur'an'daki Sırası : 10
Nüzul Sırası : 47
Ayet Sayısı : 109
İndiği Dönem : Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Bu sürede, kafirlerin değişik sözleri ve konumları anlatılmakta, onlara cevaplar verilmekte, geleneklerinin bâtıl oluşu, doktrinlerinin linanç) tutarsızlığı, inat ve böbürlenmelerinin aşırılığı dile getirilmekte, tartışma ve münakaşayla sözleri odeîa ağızlarına tıkılmakta, insanların bakışı Allah'ın evrendeki ayetlerine, kudretinin ortaya çıkışına çevri İtilmekle, insanlar ahiretle muştulanmakta ve uyarılmakta, ahireî hesabı, sevabı, cezası anlatılmaktadır. Ayrıca dünya ve ahiret saadetiyle birlikte nefisierindeki iman ve küfrün tesiri açıklanmakta, Peygamber İsl'in kararlılığı, risaletinin özelliği beyan edilmekte, insanların sapıklık ve hidayet hususunda sorumlulukları vurgulanmakta, Nuh ile kavmi, Musa ile Firavun, isyancıların durumları ile mü'minlerin kurtuluşu aktarılmakta, Yunus kavminden iman edenler ise burada Örnek verilmektedir.
Kendisine güvendiğimiz mushaf, 40-94, 95, 96'ıncı ayetlerin Medine'de indiğini zikrederken bazı rivayetler, başından 40. ayete kadar olan bölümü Mekke'de, geri kalan bölümü ise Medine'de indiğini belirtmektedir.[1] Burada Mekki ayetlerle Medeni ayetlerin içerik olarak tekrar edildiği bir gerçek. Ama bu ayetler siyak ve sibaksyla tam bir uyum içindedir. Bunun için biz bu rivayetleri sorguluyor, bütün ayetlerin Mekki olduğu görüşünü tercih ediyoruz. Çünkü bu ayetler sonuna dek hem birbiriyle bir bütünlük arzeîmekte, hem de bölümler tam bir ahenk göstermektedir. Ayrıca aralarında herhangi bir kopukluk da yoktur.[2]
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
1. Elif Lâm Râ. İşte bunlar hikmet dolu'[3] kitab'ın (Kur'an'ın) ayetleridir.
2. İçlerinden bir adama; insanları uyar ve İman edenlere Rableri katında onlar için yüksek bir doğruluk makamı[4] olduğunu müjdele." diye vahyetmemİz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki; (Peygamber onları uyarınca) o kâfirler "Bu elbette apaçık sihirbazdır." dediler.
Peygamberlere Gösterilen Tepkiler Ve Kur'an'ın Cevabı
Bu sûre. Elif Lâm Râ kesik harfleriyle başlayıp ardından muhatabın gönlünü cezbeden, Kur'an'ın şanını hatırlatan kitabın muhkem ve hikmet dolu ayetlerine işaret etmektedir. Bu üslup başka birçok sûrede de aynen tekrarlanmaktadır.
Birinci ayet; Kur'an için, henüz tamamlanmadan önce, peşpeşe indiği esnada 'kitap' tabirinin kullanıldığına işaret etmekledir.
ikinci ayet ise; Allah katında insanlar için yüksek bir makam olduğunu, mü'minlere müjdeleyen, insanları uyaran bir zâtı Allah'ın (peygamber olarak) seçmesine hayret edenleri kınayan bir soruyu içermekte, kafirlerin bu zâta karşı; "O apaçık bir sihirbazdır." sözünü hikâyelemektedir.
Bu ayet, kâfirler hakkında söylenen sözü tekrar etmekte, rivayetlerin aktardığına göre bu sûreden hemen önce inen İsra sûresinde bu olay aynen zikredilmektedir.
Belki de İsra sûresinin sonlanyla bu sûrenin baştaraflan arasındaki uygunluk, her iki sûrenin kâfirlerin sözlerini ve konumlarını anlatması yönüyle aralarındaki benzerlik bu sûrenin İsra sûresinden hemen sonra indirildiği rivayetinin sıhhatine işaret etmektedir.
Şüphesiz bu ayet kafirlerin hayret ve şaşkınlığını anlatmakta, onların Peygamber'e (s) sihri nisbet edişlerini kabul etmemekte ve bu kabullenmeyiş onların beyinsizliklerini ortaya koymaktadır. Çünkü sihirbaz belli çıkarlar ve amaçlar hedeflemek için yalan, dalavere, aldatma ile karışık dünyevî gösteriler, sözler ve eylemler sınırını aşamaz. Yaptığı şey göz boyamadan ibarettir. Fakat onlara gelen zât, davetçi, güzel ahlâklı, insanları Allah'tan korkuncaya dek uyarıcı, yüce ve değerli bir makamla muttakileri müjdeleyici olarak gelmiştir.
Peşpeşe gelen sûrelerde kafirlerin birbirine benzeyen sözlerinin anlatım tekrarı, onların her münasebet ve ortamda bu sözlerini yenilediklerini ifade etmektedir. Dolayısıyla Kur'an'ın kafirlerin sözlerini reddetmesi ve onları beyinsiz olarak nitelemesi onun bir hikmeti gereğidir.[5]
3- "Şüphesiz kİ sizin Rabbİniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da İşleri idare ederek arşa istiva edendir. O'nun izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz, jşte özellikleri sîze anlatılan Rabbiniz olan Allah'tır. O halde ona kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?
4- Hepinizin dönüşü ancak O'nadır. Allah bunu size bir gerçek olarak vadetmişîir. Çünkü o halkı önce yaratır, sonra da iman edip iyi işler yapanlara adaletle mükâfat vermek İçin (Onları öldürüp kendisine) geri çevirir. Kâfir olanlara gelince, İnkâr etmekte oldukları şeylerden ötürü onlar İçin kaynar sudan bir içki ve acılı bir azap vardır.
5-Güneşi ışıklı ve ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona (aya birtakım) menziller takdir e-den O'dur. Allah bunları ancak bir gerçeğe (ve hikmete binaen yaratmıştır. O bilen bir kavme ayetlerini böyle açıklamaktadır.
6- Gece ile gündüzün değişmesinde (uzayıp kısalmasında)[6] Allah'ın göklerde ve yerlerde yarattığı şeylerde (O'nu inkâr etmekten sakınan) bir kavim için elbette nice delilier vardır."
Kevni Ayetler İle İnzal Olan Ayetler Arasındaki Uyum
Bu ayetler önceki ayetlerle bağlantılıdır. Çünkü bunlar, kâfirlerin şaşkınlığını anlatıp onları protesto ettikten, ibadet, itaat ve davetin yalnızca Allah'a ait olma gerekliliğini açıkladıktan, kendilerine gönderilen zâtın rİsaleüne inanan ve salih amel işleyenleri uyarıp müjdeledikten sonra bunları inkâr edenlerin gidişatını beyan etmek için indirilmiştir.
Gökleri ve yeri. ayı ve güneşi, gece ile gündüzü muhkem ve dengeli yaralan, bunları faydalanmaları için insanlara sunan ve öldükten sonra bütün insanları kendisine döndürmesinde -Çünkü onları ilk yaratan, yeniden yaratmaya muktedir olan da O'dur- yaratıklanın birliğine, büyüklüğüne ve gücüne belge kılan insanların gerçek Rabbi Allah'tır. Bunun için. insanların bu gerçekleri iyice düşünmeleri gerekir. Ayrıca amellerini sorgulamaları. Allah'ın salih olan mü'minlere ikram edeceğini, küfürlerine bedel olarak kâfirleri kaynar su ve can yakıcı azab ile cezalandıracağını hesab etmeleri, hükümranın hak olan va'dinin gerçekleşmesi için ileride Allah'a döneceklerini bilmeleri kaçınılmazdır.
Görüldüğü kadarıyla bu ayetler, muhatabın dikkatini, Peygamber'in (s) -İnsanlara uyarıcı ve müjdeleyici olarak gelen adamın- inkâr, hayret ve sihir kabui etmeyen gerçek ve hak olan davetinin üzerinde yoğunlaşmaya çekmektedir. Çünkü insanoğlu bunları iyice düşününce kozmolojinin ayetlerinden herbiri, Allah'ın Rububiyetine, büyüklüğüne, gücüne, yaratıcılığına, ibadet ve itaate layık oluşuna delil bulunan Allah'a davettir.
Ayrıca bu ayetlerde mü'minlcr müjdelenmiş, sabretmeleri istenmiş, kâfirler uyarılmış ve bunların estirdiği terör havalan tekrar edilmiştir. Allah'ın gökleri ve yeri altı günde yaratması, ardından arşa istiva etmesi, gece ile gündüzün peşpeşe gelmesi, ayın menzillerdeki deveranının belirtilmesi gibi önceden tefsiri yapılan bir kısım sûreler bu ayetlerin içerdiği şeyi içermekte olmalarına rağmen yine de biz yoruma İhtiyaç duyulmayan bu ayetlere yeniden yorum yaptık.[7]
7- (Öldükten sonra dirilip) bize kavuşmayı beklemeyenler'[8] dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar var ya!...
8- İşte onların, kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer, ateştir.
9- İman edip güze! işler yapanlara gelince, imanları sebebiyle Rabieri onları nimet dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akan (köşkler)a erdirir."
10-Onların oradaki davası, "Yâ Allah, seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!" (sözleridir). Orada birbirlerine sağlık dilekleri ise, "SelanV'dır. Onların davalarının'[9] sonu da, şudur: "Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur."
İnsanlar Kazandıklarına Kavuşurlar
Ayetler birbiri ardınca gelme yönüyle siyakıyla tam bir bütünlük içindedir. Çünkü Allah'ın evrendeki ayetleri esrarengiz bir şekilde ortadadır. Bunlardan gafil olanların, üzerinde düşünmeyenlerin, dünyevî arzularına uyanların, bunlarla rahat bulanların, Ahi-ret hesabıyla ve Allah ile karşılaşmayı ummayanların kazandıklarına ve elde ettiklerine karşılık varacakları yer ateştir. Allah'ın ayetlerini düşünenlere, Allah'la karşılaşmayı umanlara, Ahiret hesabını aklından çıkarmayanlara, iman edip salih amel işleyenlere gelince naim cennetleri onlar içindir. Oradaki bütün İşleri, iman ve doğru yol üzere gittiklerine karşılık Allah'ı övmek ve O'nu te.sbih etmek olacaktır.
Ayetlerde kuşkusuz, Allah'ı inkâr ve O'na imanın gönütlerdeki etkisi anlatılmaktadır. Birincisi; sahibini dünya malıyla yetinmeye, sonlarını düşünmemeye, Allah'a ve insanlara karşı görevlerini ihmal etmeye sevkederken ikincisi olan Allah'a iman ise, sahibinin, gözünü ve gönlünü aydınlatarak, iyi ve mükemmel olan herşeye yönlendirerek, Allah'a ve insanlara karşı görevlerini yapmaya sevkederek, onu yüceltir. Böylece iman sahibi, sonunu hesab ederek, Allah'a kavuşacağına, O'nun huzurunda duracağına, yaptığı her amelden sorumlu olacağına, işledikleriyle cezalanacağına inanarak ve bunlara karşın her bir eksiklikten uzaklaşarak değer kazanır. Burada belirgin bir ürperti ve sürekti bir telkin vardır.[10]
11-Eğer Allah, insanlara, onların hayrı çarçabuk istemeleri gibi şerri de acele verseydi elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu. Fakat biz, bize kavuşmayı beklemeyenleri azgınlıkları içinde bocalar bir halde (kendi başlarına) bırakırız.
12- İnsana bir zarar (sıkıntı) dokunduğu zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (bütün hallerde o zararın giderilmesi için) bize dua eder, fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler süslü gösterildi."
İnsanların Nankörlüğü Ve Unutkanlığı
Bu ayetler, inkarcılara karşı Allah'ın hikmetlerinden birini hatırlatmakta ve inkarcıların ahlâki vasıflarından birini eleştirmektedir. İnsanlar sonucu düşünmeden hayrı çarçabuk istiyorlar. Şayet Allah, hayrı çarçabuk istemeleri gibi şerri de onlara hemen verseydi böylece helak olurlardı ve işleri bitirilirdi. Fakat Allah'ın hikmeti kendisiyle karşılaşmayı inkâr edenlere belli bir zamana dek şerri ertelemesini gerektirmektedir. Sonunda ise; taşkınlıklarında ve haddi aşışlarında vurdumduymaz olunca onlara azap hak olacaktır.
İnsan kendisine bir zarar erişince oturarak, ayakta durarak, yan üssü yatarak hemencecik Allah'a sığınır, O'ndan yardım diler. Kendisinden zarar kaldırılınca da Allah'ı unutur, sanki Önceden hiç dua etmemiş ve kendisinden yardım dilememiş oluverir. Böylece bu insan, inkârlarında, taşkınlıklarında, dünya hayatıyla meşgul oluşunda haddi aşanların durumuna düşer. Çünkü haddi aşanlara, kötülüğü emreden nefisleri bunları süslü göstermiş, yahut amelleri şeytanın vesvesesinden ibaret olmuştur. Dolayısıyla aralarında inkar ve çelişki olmasına rağmen bunları kabullenmişlerdir.
Bu iki ayet ilk anda birbirinden ayrı ve müstakil gibi gözükse de iyice düşünüldüğünde neticede siyakıyla lam bağlantılı olduğu ortaya çıkacaktır. Kimbilir bu ayetlerden birinde geçtiği üzere "Bizimle karşılaşmayı ummayanlar" cümlesi bu gerçeğe işaret etmekte ve gelecek ayetlerin içeriği ve üslubu bu ikisi arasındaki bağı destekler mahiyetledir.
Her iki ayetteki son paragraf. Peygamber (s)'in peygamberliğini inkâr eden kâfirlerin eleştirildiğine, zarar ve zindelik, şer ve iyilik durumunda içine düştükleri ikilemin açıklandığına işaret etmektedir. Bu insanlar. Allah'a ortak koşmakla birlikte O'nun var-İığma inanmaktalar. Bunun için ne zaman kendilerine bir zarar dokuma hemen Allah'a yalvarırlar. Bilirler ki. kendilerine ilişen zararları gidermede yegâne güç ve her şeyde mutlak tasarruf sahibi olan O'dur. Fakat her iki ayetin üslubundaki kapsamhlık ve genişlik, insanların inkâr ettiği ve çelişkiye düştüğü her konuda süregelen bir durumu içer-mektedi r.
"Biz bize kavuşmayı ummayantan azgınlıkları içinde hocalar bir halde bırakırız" cümlesi ile "Haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler süslü gösterildi" cümlesini eleştirel Özelliğe sahip iki ayetin içeriğinden esinlenerek yorumladık.[11]
13-"Andojsun ki sizden önce, peygamberleri kendilerine mucizeler getirdiği halde (yalanlayıp) zulmettiklerinden dolayı nice milletleri helak ettik, (onları helak etmeseydik bile) İman edecek değillerdi. İste biz suçlu kavimleri bövle cezalandırırız.
14- Sonra da, sizin nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler (onların yerlerine hükümranlar) kıldık."
Bu ayetlerde, gaib (3. tekil) sigasmdan muhatab (2. tekil) sigasına, genel bir anlatım üslubundan özel bir anlatım üslubuna geçiş vardır. Burada söz. etkili bir üslubla muhataba yöneltilmiş.; Yüce Allah, önceki milletler yan çizip zulmedince ve Peygamberleri Allah'tan apaçık deüller getirdiği halde onlara iman etmeyince, O milletleri helak etmiştir. İşte bu. suçlarının en güzel biçimde cezalandın İmal atındaki Allah'ın kanunudur. Allah, lıclâk olanlardan sonra kulak verenleri yeryüzünde halifeler kılmış, hangi yollara gittiklerini ve ne yaptıklarını denemek için yaşam ve kalkınma koşullarını kolaylaştırmıştır.
Ayetler, siyakından kopuk değildir. Eleştiri ve uyarı hususunda aralarında devamlılık ve süreklilik vardır. Burada Allah'ın kanunu gereği öncekilere azab olduğu gibi Peygamber risaletini inkâr edenlere de azab olabileceği uyarısı mevcuttur. Çünkü bu inkârcılar, Allah'ın açık delillerle kendilerine gönderdiği Rasulüne karşı çıkıyorlar. İnkâr, günah ve zulümlerinde, öncekilerin yaptığı gibi, ısrar ediyorlar. İşte bu yüzden onların cezası helaktir.[12]
15-"Onlara ayetlerimiz açıkça okunduğu zaman, (öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler, "Ya bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir!" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden getirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunanelan başkasına uymam. Çünkü (sizin arzunuza uyar da) Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.
16- De ki: Eğer Allah dileseydi (Bu Kur'an'ı bana indir-nıezcli. Ben de onu size okumazdım. Allah da onu size bildirmezdi'[13]?. Ben bundan önce (40 yıllık) bir ömür boyu içinizde durmuştum (ve böyle bir iddiada da bulunmadım). Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?
17- Kim Allah'a karşı yalan uydurandan, veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Bilesiniz ki suçlular asla onmazlar."
Kafirlerin Rabbani Çizgiyi Saptırma Denemeleri Ve Tavizsiz Tavır
Bu ayetlerde kâfirlerin Peygamber (s)'e karşı birtakım sözleri ve tavırları aktarılmaktadır; Peygamber (s) kafirlere Allah'ın vahyettiği Kur'an'dan okumak istediği zaman kafirler ondan; kendilerine başka bir Kur'an getirerek okumasını veya bu Kur'an'i bir kısım revizyona tabi tutmasını istiyorlardı. Bu esnada Allah, Peygamberine, onlara şöyle cevap vermesini emretti:
"Benim Kur'an'ı kendim değiştirmem olanaksız. Ben ancak Allah'ın hana bildirdiği şeyi tebliğ ederim. Ona tabi olur, haddi aşmam. Şayet Rabbime karşı gelirsem, Allah'ın büyük azabı beni beklemektedir. Allah'ın hana vahyettiği şeyi sizlere sunarken ancak hana emrettiği şeyi sunarım. Ben Kur'an vahyedilmezden önce uzun bir süre içinizde kaldım. Benden hu yönde hiç bir şey sadır olmadı."
Şayet kafirler, iyice düşünür ve akıllarını kullanırlarsa, bunlar Peygamber'in onlara sunduğu şeyin Kur'an'dan başka bir şey olmadığını ikna için yeterlidir.
Ayetler, Kur'an Ma olmayanları onda var gösterme, değiştirme ve revizyona tabi tutma hususunda Allah'a yalan yere iftira eden ve Allah'ın ayetlerini yalanlayandan daha
zalim hiç kimsenin bulunmadığını belirterek noktalanmaktadır. Çünkü Kur'an, iflah olmaz suçluları ancak böyle takdim etmektedir.
Kafirlerin: "Bundan başka bir Kur'an getir yahut onu değiştir?" sözüne ve Kur'an'ın buna cevabına bir yorum:
Bu ayetler, genelden özele geçiş ve dönüşüm hususunda süreklilik ifade etmektedir. Bu bağlamda siyakıyla bütünlük arzederler. Geçen ayetlerde ifade edilen; "Bize kavuşmayı ummayanlar" cümlesinin aktarımı, ayetlerdeki bütünlük ve peşpeşelik üzerine güçlü bir delildir.
Ayetlerin yorumu hakkında rivayet edildiğine göre Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden, Abdullah b. Ümeyy el-Mahzumî, Velid b. Muğire, Mukevvir b. Hafs, Amr b. Abdullah b. Ebi Kays el-Amiri, As b. Amir b. Hişam'dan oluşan beş kişi, Peygamber (s)'e gelerek O'ndan. akıllarına uygun olan, ilahlarına ses çıkarmayan yahut insanlar kendisine uymak islediğinde duruma göre değiştirilebilen veya onların durumuna göz yuman başka bir Kuran getirmesini istediler.
Ayetler genel olarak bize aktarılan bu rivayetle uyum içindedir. Çünkü bunlar, davet, Kur'an üslubu ve bunun Allah ile olan irtibatı etrafında kafirlerle Peygamber (s) arasında bir tartışma bulunduğunu ve bunun Kur'an 'da peşpeşe geldiğini ortaya koymaktadır.
Ayetler her ne kadar öncesine atfedilmiş ve siyakıyla bir bağlantı içindeyse de biz, sûrenin başından beri bir giriş ve önsöz mesabesinde olan bu konuyu aktarmak için bütünlüğü tercih etmekteyiz.
Isra sûresi, Allah'a iftira etmek için Peygamber'e indirilen Kur'an'dan ötürü O'nun aklını çelmek isleyen kâfirlerden söz eden ayetler içermektedir.
Bu yüzden, Yunus sûresi, İsra sûresinden sonra indirilmesi rivayetlerinde geçtiği üzere, kafirlerin konum ve isteklerinin aynı olduğunu göstermektedir. Böyle olması da uzak bir ihtimal değildir.
Kur'an etrafında yapılan tartışmaların aktarımı, başka sûrelerde olduğu gibi bir önceki sûrede de tekrarlanmıştır. Kâfirlerle Peygamber (s) arasında sürekli tartışmalar olmuştur. Bu da doğal olarak, Peygamber'in, nübüvvet ve risaletinin ortaya çıkmasında en güçlü ve en büyük etken olduğunu göstermektedir.
Rasulullah (s) ile kafirler arasında Kur'an'a yönelik süregelen tartışma ve bunun Kur'an'daki aktarımı, Kur'an tabirinin, O henüz mushaf haline gelmezden önce bu inen ayetler için kullanıldığını desteklemektedir. Bu Kur'an tabirinden amacımız, Allah'ın birliği, Rasulullah ve bütün Peygamberlere, ahiret gününe iman, iyi ahlâk, salih amel, sadece Allah'a ibadet, şirk, kötülük ve günahlardan kaçınma gibi konulardan oluşan da-veün esasını içeren muhkem ve hikmet dolu bölümlerdir. İşte Rasulullah ile kafirler arasında süregelen tartışma bu konular etrafında cereyan etmiştir.
Bunun ardından, davetin esaslarına takviye güç olarak, hikayeler, örnekler, teşvik, korkutma, öğüt, eleştiri, bilgisizliği ortaya koyma gibi konular indirilmiştir. Bütün bu konular, Rabbani vahiy olduğundan ötürü mushafın iki kapağı arasına serpiştirilmiş, Allah'ın kelamı ve Kur'an ifadesine dahil edilmiştir.
Bu ayetlerde, kâfirlerin arzularını reddeden Rasulullah'ın, Allah'ın emrini tebliğ etme, ihlas, dürüstlük, imanının derinliği hususunda samimiyetinin büyüklüğünü ortaya koyan güçlü imaj göze çarpmaktadır. Çünkü Rasulullah (s) kendisine inen vahiyden başkasını tebliğ etmemiş insanlara tebliğ etme ve anlatma hususunda kendisine vahye-dilen şeyde herhangi bir eksiltme, artırma, kendince ifade etme, değiştirme cihetine gitmekten aşırı oranda sakınmıştır. Bu ayetlerde, Kur'an'ı, peygamberin kendisi uydurduğunu sanan kimselere karşı güçlü bir reddiye vardır.Devamındaki ayette ise, henüz vahiy inmezden önce Rasulullah'ın halini ve durumunu muhatablarına hatırlatmayı emretme yönüyle, Onun peygamberlik öncesi ahlâkını, yaşam tarzını bir nebzecik ortaya koyan görüntüler vardır. Burada Rasulullah'm hayatından bira?, bahsedilmiş olması müşrikler onu tanıdığı içindir. Onlar Peygamber (s)'in gereksiz, iftira eden, yalan söyleyen, herhangi bir hareketin savunuculuğunu yapan, gösteriş meraklısı, peygamber adayı, şair, hatip, okur-yazar olmadığını biliyorlar. Bütün bunlar göstermekte ki; O tebliğ etliği şeyi kendisi uydurmam ıştır. O ancak Allah'ın vahyi ile Kur'an'ından ibarettir.[14]
18-"Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve "bunlar Allah katında bizim şefaatçi lanm izdir." diyorlar. De ki: Siz Allah'a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O onların ortak koştukları şeyden uzak ve yücedir."
Şefaatçi Edinmek, Müşriklerin Temel Özelliğidir
Ayette. Allah'tan başka kendilerine zarar ve fayda veremeyen şeylere ibadet ellikle-inden dolayı müşrikler kınanmakta, onların bunları Allah katında şefaatçi edinmeleri-lin gerekçeleri anlatılmakla, onlara Peygamber (s)Ün, göklerde ve yerde Allah'ın faile-neyeceği bir şeyi ortaya çıkardıklarını mı sandıklarını sorması Peygamber (s)'e emre-lilmckiedir. Ayet. müşriklerin şirk koştuğu şeylerden Allah'ın münezzeh olduğu ifade dilerek noktalanmaktadır.
Ayetteki zamir, önceki ayetlerde arzularintn, isteklerinin ve durumlarının aktarıldığı (afiflere dönmekledir. Bütün bu ayetler birbirleriyle bağlantılıdır. Bu ayetlerin içerdiği Icşiiri belki kafirlerin Peygamber (s)'den ortak koştukları nesnelerine ve düşüncelerine arşı çıkmayan bir Kur'an getirmesini istedikleri ayetle de ilintilidir.
Kafirlerin ortak koştukları nesneler ne kendilerine zarar verebilmekte, ne de faydala-dnkunabilmektcdir. Bunların ibadet hususunda Allah dışında başka .şeylere tapmaları e onlara dua etmeleri her türlü eleştiriyi hak eden bönlükten başka bir şey değildir.[15]
Araplara Göre Şirk İnancı Ve İslâmî Tevhid Akidesi
Ayette Arapların şirk inancı çok net olarak ortaya konmaktadır. Araplar Allah'ı büi-orlar. O nun yaratıcı, rızık verici, herşeyde düzenleyici ve tasarruf sahibi ve herşeye ücü yettiğine inanıyor, buna rağmen Allah'a yaklaştırması amacıyla başka ilahlara iba-el ediyorlar.
Arapların inancını eleştiren ayetlerin geneli, içerik olarak, bu sûredeki ayetlerin ayışıdır. Kur'an'da müşriklerin inancından söz eden birçok ayetler zikredilmiştir. Bu aglamda bu karma inancın Araplar nezdinde yaygın olduğu söylenebilir.
Burada ayetin reddettiği karşı çıkış ve diğer münasebetler, yardımcı ve aracı kasdıy-ı bile olsa. Allah'tan başkasına jbadet çimenin çirkinliğini, böyle bir tavrın şirk olduğu-u ortaya koymaktadır. Bu da, isler korkulma ve uyarma amacına mebni, isler öteki dinİerden daha saf olması cİhetiylc, aracıların sıfat ve mahiyetleri farklı da olsa herhangi bir karmaya, yoruma, yaygaraya tahammülü olmayan tevhid inancına yönelik sürekli bir empoze olduğunu göstermekledir.[16]
19- "İnsanlar sadece bir tek ümmetti (önceden hepsi tevhid dinine bağlı iken) sonradan ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesi İle ilgili) Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilirdi."
"İnsanlar Bir Tek Ümmetti, Sonradan Ayrılığa Düştüler"
"Bir tek ümmetti" kelimesinin anlamı hususunda alimler farklı görüşler ortaya koymuşlardır:
I) Kimileri bu ayeti; Burada ümmet din anlamına gelen millet manasınadır. Allah: "İnsanlar, bir tek fıtrat üzere yaratıldılar. O da, Adem (as)'den başlayan tevhid ve İslam Fıtratıdır. Bunlardan kimileri bu fıtrat üzere devam etli. kimileri de yan çizdi.'' buyurmaktadır. İnsanların ihtilaflarının anlamı işte budur.[17]
Kur'an'daki birçok ayetler bunu destekler mahiyettedir. Rum süresindeki; "Uy Mu-hammed! Hakka yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği (hanif) dîne ver. Zira Allah'ın yaratısında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler/' (Rum 30) ayeti bunun için bir örnektir.
Bu ayetle geçen Hanif; tevhid üzere dosdoğru giden, muvahhid demektir. Bir çok ayette Allah'ın İbrahim (a)'i nitelediği vasıf bu (hanif) vasıftır. Şu ayet buna bir örnek:
"İbrahim, vahıtdi de hrisiiyan da değildi. Ama doğruya yönelen (hanif) bir miislitn-di. Puta tapanlardan değildi." (Al-i înıran. 67).
Enbiya süresindeki; "Doğrusu tevhid dini olan müslümanhk, bir tek din olarak sizin dininizdir ye ben de Rabhİnizim. Artık hana kulluk edin." (Enbiya. 92) ayeti, her Pey-gambeî'den sonra insanların takip etlikleri dini yol hususunda ihtilafa düştüklerine işaret etmektedir.
Mü'minun süresindeki; "Şüphesiz bu müslümanlık bir tek din olarak sizin dininizdir ve ben de Rabbinizim; Öyleyse benden sakının". İnsanlar din konusunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük tuttuğu yoldan memnundur." (Mü'minun, 52-53) ayetleri peş-peşe gelerek bu gerçeği ifade etmektedir, diye tefsir etti.
2) Kimileri; Hanif olan İbrahim milletiyle sınırlamakla birlikte "bir tek ümmetti" kelimesini dinî millet mânâsında tefsir etti.
3) Kimileri de;[18] bu kelimeyi, insanların birbirleriyle ve sosyal yaşamlarıyla ilişkiye geçen fıtratına, insanların karşı gelmesi olarak tefsir ettiler, İnsanlar bu yönüyle bir tek ümmet idi. Ne var ki insanların dini olsun veya olmasın birçok konularda aklî ve dinî algılamaların değişik oluşundan ötürü farklı davranmaları tabi ki doğaldır. Bakara süresindeki şu ayet, her ne kadar burada zikredilen İhtilaf, ayetin akışına uygun olan dindeki ihtilaf olmakla birlikte, bu konuya delil getirilmiştir;
"İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi. İnsanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak kitaplar indirdi. Ancak kitap verilenler kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir." (Bakara, 213)
Durum ne olursa olsun bu ayet, önceki ayetlerde aktarılan kâfirlerin tutumlarına karşılık RasuluIIah'ı tesellidir. Bu kafirlerin tutumları yeni bir şey değildir. Önceki kafirler de peygamberlerine aynı tutumu sergilemişlerdir. Allah azabını belli bir süreye dek erteleme sözü vermemiş olsaydı şüphesiz bunlardan hemen intikam alırdı. Rasulullah'ın buna benzer birçok ayetlerde teselli edildiği tekrarlanmıştır. Fakat bununla birlikte ayet, tartışma ve münakaşa anında kafirlerin gösterdiği şaşkınlığa cevab olarak inmiş olabilir. Çünkü bu kafirler, şayet Rasulullah'ın davası doğru olduğu takdirde Allah'ın, insanları ihtilafa düşmeyecekleri tek bir yol üzere toplamaya gücü yeteceğini söylemiş olabilirler.
Bu ayet, Allah'ın kudreti hususunda bunun hak olduğunu, insanların bir tek fıtrat üzere yaratıldıklarını, ihtilaflarının ancak fikir, kuvvet ve ahlâk hususundaki farklılaşma neticesinde ortaya çıktığını. Allah'ın hikmetinin, her birine adalet ve hak tahakkuk etmesi için Peygamberleri hidayet ve sapıklık yolunu onlara açıkladıktan ve onları hidayete davet edip sapıklıktan sakındırdıktan sonra onları seçim ve düşünce hususunda hür olarak bırakmayı gerektirdiğini, onlara vereceği cezayı belli bir süreye kadar ertelediğini ve bu yüzden bunların ihtilaflarının devam etmesine sebep olduğunu ortaya koymaktadır.
Çeşitli üslublarla, benzer münasebetlerde bu konu defalarca tekrarlanmıştır. Buna binaen biz 'tek bir ümmet' tabirinden kasdcdilenin, Allah'ın tevhidi ve ona mutlak teslimiyet olan tek dini millet veya Allah'ın insanları üzerinde yarattığı selim fıtrat olduğu yorumunu tercih ediyoruz. Zaten ayetin genel akışı da bunu desteklemektedir.Ebu Hureyre'nin Rasulullah (s)'dan rivayet ettiği;"Nasıl ki hayvan, yavrusunu kâmil bir şekilde doğurduğunda siz onda bir eksiklik göremezseniz, aynen o şekilde her doğan çocuk, İslam fıtratı üzerine doğar. Onu anne-babası hristiyan, yahudi veya Mecusi (putperest) kılar. Sonra Ebu Hureyre diyor ki; dilerseniz; "Hakka yönelerek kendini Allah'ın nisanlara yaratılışta verdiği dine ver. Çünkü Allah'ın yaratışında bir değişme yoktur."[19] ayetini okuyunuz" hadisi de bu gerçeği ifade etmektedir.
Bu da göstermekte ki; ayet siyak ve sibakıyla tam bir bağlantı içindedir. Geçen ayetlerde anlatılan kafirlerin tutumu ile bağlantısına ve içeriğine ek olarak ayetin (vav) atıf harfiyle başlaması bu gerçeği vurgulamaktadır.[20]
20- "Rabbinden Muhammed'e bir mucize indirilse ne olur!" derler. Ey Muhammed onlara de ki; "Gaybi bilmek Allah'a mahsustur; bekleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte beklemekteyim."
Mucize Vermek Allah'ın Tasarrufundadır
Bu ayette, kafirlerin, Rasulullah'tan, davasını destekleyen ve doğrulayan bir mucize getirmesini isteyerek O'na meydan okuması, Rabbani bir emrin kafirlere cevaben; gelecek ve gaybin ancak Allah'ın elinde olduğunu Peygamber (s)'e söylemesi ve ardından kafirlerin Peygamber'le birlikte beklemelerini emretmesi anlatılmaktadır. Ayetin siyakla bağlantısı olduğu gayet açık. Çünkü burada kâfirlerin sözleri, onların acziyeti ve onlara verilen cevabın hikayesi devam etmektedir. Kafirlerden çeşitli durum ve münasebetlerde buna benzer istekler çok tekrarlanmıştır. Biz, Müddesir sûresinde, kafirlerden sadır olan ilk isteğe doyurucu yorumda bulunduk.
Görünen şu ki; kafirler, kendilerini tatmin, peygamberi aciz bırakmak ve Rasulullah karşısında düşdükleri yenildikten kurtulmak için çıkış yolunu bu tür mucizeleri istemede buluyorlardı.
Açıklanması bu ve başka sûrelerde ve özellikle de İsra sûresinde geçtiği üzere Allah'ın, kafirlerin meydan okumalarına direkt mucizeyle karşılık vermeyip Kur'an'la karşılık vermesi belki de kafirleri tatmin eden çıkış yoludurAyetin içerdiği karşı çıkış bir korkutma niteliğindedir. Aynı şekilde bununla, Pey-gamber (s)'în samimiyeti ve kararlılığı, kendileri için çıkış yolu olan meydan okumaya itibar etmediği ortaya koyulmaktadır. Çünkü burada her türlü iş Allah'ın elinde olduğu açıklanmış ve emredilmiştir. Peygamber (s), ancak kendisine emredilen şeyi yerine getiren, vahyedilen şeyi ulaştıran, Allah'ın herşeyde tasarruf sahibi olduğuna inanan, uyarı ve tehdit içerikli bir istekle kafirlerin beklemesini isleyen, kendisinin de onlarla birlikte beklediğini söyleyen bir Rasuldür.[21]
21- Kendilerine dokunan (kıtlık ve hastalık gibi) bir sıkıntıdan sonra insanlara bir rahmet (sağlık ve bolluk zevki) lad-dırdığımız zaman, bir de bakarsın ki ayetlerimiz hakkında onların (hazırlanmış) bir tuzağı[22] vardır. De ki: Tuzak kurma bakımından Allah daha çabuktur, (yaptıklarınızın cevapsız ve gizli kalacağını sanmayın). Çünkü elçilerimiz kurduğunuz tuzakları mutlaka yazıyorlar.
22-O, sizi karada ve denizde yürütendir. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemilerde içindekileri güzel bir rüzgarla alıp götürdükleri ve (yolcular) bununla neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar, çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da, dini yalnız Allah'a halis kılarak "Andoisun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükreden-lerden olacağız." diye Allah'a yalvarırlar.
23-Fakat Allah onları kurtarınca, bir de bakarsın ki, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar! Ey insanlar! sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fâni dünya hayatının menfaatini elde edersiniz, sonunda dönüşünüz yine bizedir. (O zaman) yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.
24-Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sebebiyle (ağ gibi birbirlerine örülüp) karışırlar. Nihayet yeryüzü zinetîni takınıp (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de ona (ürünleri biçmeye, yemişleri toplamaya) kadir olduklarını sandıkları bir sırada[23] gece veya gündüz ona emrimiz (afetimiz) getir de onu sanki dün (öyle süslü) değilmiş gibi' [24]kökünden koparılarak biçilmiş[25] bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler İçin ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.
25- Allah kutlarını selam yurduna [26] (cennete) çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola İletir."
Ayetlerin anlamları açıktır. Ayetler; Allah'ın rahmetini inkar edenleri, peygamberine ve ayetlerine tuzak kurarak karşı gelenleri, deniz fırtınaları ve tehlikeleri onları tehdit edince Allah'a verdikleri sözü kurtarılıp düze çıkarıldıktan sonra bozanları eleştirmekte, bu kimselerin dönüşlerinin Allah'a olduğunu, tuzak ve taşkınlıklarına karşılık O'na hesap vermeleri gerektiğini hatırlatmakta, insan dünya hayatının mülkü kendisinin sa-narken, gösterişi ve süsüyle aldatıcı oian dünya hayatından Örnek vermekte, olaylara ve örneklere itibar etmenin gerekli olduğunu hatırlatmakta, Allah'ın ancak kurtuluş, huzur ve ebedi yurda çağırdığını, bu çağrıya kulak verenlerin hedefe ulaşan dosdoğru yol üzere olduklarını bildirmektedir.
Güçleri yatıştıran ayetlerin üslubu, güzel niyetlilere ve selim kalblilere nüfuz etmekle birlikte akıllara ve kalblere hitap etmektedir.21. ayette, Peygamber (s)'in, insanlara; Allah'ın tuzak kurma bakımından pek çabuk olanı olduğunu bildirmesi emredilmekte, 23. ayette ise, insanların taşkınlıklarının ancak kendi aleyhlerinde olduğu haber verilmektedir.Her ne kadar direktif yönünden ayetler genel ise de burada, Allah'ı itiraf etmelerine Allah'ın üzerlerindeki nimetlerini kabul etmelerine, zarar ve tehlike anlarında kendilerine yardım edenin yalnızca Allah olduğunu bilmelerine, bir yandan Allah'a verdikleri sözü bozarken öte yandan şükür ve ihlas yönünden O'na söz vermelerine rağmen Rasulul-lah'ın davetine tuzak kuran, Allah'ın ayetlerini ve Rasulünü inkâr eden kafirlerin eleştirisi göze çarpmaktadır.Bu da gösteriyor ki ayetler siyak ve sibakıyla uyum içindedir. Ayette, Allah'ın gerçek sığıma, koruyucu, zarar, eza ve tehlikeyi giderici sıkıntılardan kurtarıcı olduğu, bu yüzden kâfirlerin O'na minnet ettikleri defalarca vurgulanmıştır.
Önceki sûrelerde: "Allah dilediğini hidayete erdirir" cümlesi geçmiştir. Biz, fâsık ve zalimleri ancak Allah'ın sapıttığını, tevbe edenleri ise hidayete erdirdiğini açıkça belirten diğer ayetlerden esinlenerek kişinin hiyadet ve sapıklıktan vehmettiği şeyi gidermesi şeklinde yorumladık. Burada, duruma uygun düştüğü için söylenen yorumu, geçmiş münasebetlerde söylememiştik.
Bu sûrede az sonra gelecek olan ayette, iman etmemeleri, yani fısklan ve kötü niyetleri sebebiyle Allah'ın sözünün üzerlerine hak olduğu fâsıklann tekrar edilmesi cihetiy-le başka bir destekleme mevcuttur.
Dünya hayatının durumu misal getirilen ayette dünya nimetlerinden ve arzularından sakınmanın gerekliliği ifade edilmemektedir. Ayetin ifade ettiği şey, insanı suç ve günaha götüren, Allah'a ve diğer insanlara karşı dünya ve ahiret kurtuluşunu içeren görevlerini unutturan dünya tutkusu ve oyalamasından sakmdırmaktır.
Araf sûresinin tefsirinin genel akışında, dünya hayatının süsünün ve yiyeceklerinden temiz olanının haram olmadığına (helal olduğuna) dair bir kısım ayetlerde bu gerçeğe değinilmiştir. Burada bu gerçeğe muhkem olan Kur'anî bir ilkeyle Örnek verilmiştir.[27]
26- "Güzel amel edenlere daha güzel mükafat (cennet), bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz[28] (kara leke) bulaşır [29] ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.
27- "Kötü amel kazananlara gelince, kötülüğün cezası misli iledir. Onları bir de zillet kaplayacaktır. Onları Allah'tan (O'nun azabından) koruyacak hiç kimse yoktu[30]. Onların yüzleri (kapkara olmuş) sanki karanlık geceden bir parçaya bürünmüşlerdir. İşte onlar da cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır."Kattı):
Ayetlerde iyilik edenlerle kötülük edenlerin ahiretteki durumu açıklanmakta; iyilik edenlere, güzel bir mükafat ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne ateş dumanı bürür ne isi kaplar, ne de korku isabet eder. Onlar cennetlerde ebedî kalacaklardır.
Kötülük edenlere ise; yaptıklarının bedeli olarak çirkin bir ceza, alçaklık ve korku vardır. Onlar Allah'tan bir sığınak bulamayacaklar. Ateş dumanından ve isinden yüzleri simsiyah olacak ve cehennemde ebedî kalacaklardır.
Ayetler önceki ayetleri takip ederek gelmiştir. Bu hal ile ayetler arasında bir bağlantı vardır. Burada iyilik edenler ve doğru yolu bulanlar övülmüş, kötülük eden kafirler uyarılmış ve eleştirilmiştir.
Tefsircilerden bir çoğu, 'iyilik edenlere ahirette ziyadesi vardır' ayetini; İyilik mertebelerinin en yücesi olan ru'yetullah (Allah'ı görme) olduğunu söylemiş ve bu hususta farklı isnadlara sahip olan birçok hadisi delil getirmişlerdir. Zemahşerî, 'ziyadesi vardır' , ayetinin ru'yetullah mânâsında olduğunu kabul etmemiş, bunu söyleyenler üzerine hami etmiştir. Çünkü burada Allah'ı (c) cisimlendirme vardır. Zemahşeri'nin görüşü Mu'teziie mezhebinin görüşüdür. Birinci görüş ise Eş'arilerin ve Ehl-i sünnete yönelenlerin görüşüdür. Mesele iki grup arasında tartışmalı olup, her mezhep kendi görüşünü ayetler ve hadislerle desteklemiştir. Biz Kıyamet sûresinin tefsirinde bu meseleyi burada yeniden anlatmaya ihtiyaç duymayacak şekilde anlattık. Ayetin espirisi teşvik ve müjdelemedir. Kesin ve açık bir delil bulunmadığı sürece herhangi bir tahmin veya yoruma gerek yoktur. Bu kadarıyla yetinmek daha evladır.[31]
28- "O (kıyametin koptuğu) gün, onların hepsini biraraya toplayacağız, sonra da Allah'a ortak koşanlara; "Siz ve
koştuğunuz ortaklar (hakkınızda hüküm verilinceye dek) yerinizde durun." diyeceğiz. Artık (bu durumda tanrılarıy-la) onların aralarını tamamen ayırımsızdır'[32]. Ve onların ortaklan; "Siz bize ibadet etmiyordunuz." diyecekler.
29- "Bizimle sizin aranızda şahit olarak Ailah yeter. Şüphesiz ki biz sizin (bize) tapmanızdan tamamen habersizdik."
30- "Orada herkes geçmişte yaptıklarını bilecek[33] ve onlar gerçek sahibleri olan Allah'a döndürülecekler de uydurmakta oldukları şeyler kendilerinden kaybolup gidecek"[34].
Ayetlerde, bir yandan Allah ile müşrikler, öte yandan müşriklerle bunların ortak koştuğu ilahlar arasında (olmuş) olan tartışma tasvir edilmektedir. Burada Allah, müşriklerle ortaklarını çağırıyor, her biri tek başına O'nun huzurunda duruyor. Ortak (put)lar, müşriklerin kendilerine karşı yaptıkları ibadeti ve aralarındaki yakınlığı inkar edip kendilerinin bundan habersiz olduklarına Allah'ı şahit gösteriyorlar. Bundan sonra herkes yaptığının neticesini görüyor ve sonucuna katlanıyor. Böylece aralarında gerçek mevlaları olan Allah hükmediyor. Kendilerine yardım ve menfaat temennisiyle ibadet ettikleri ortaklar müşriklerden kaybolup uzaklaşıyorlar.
Ayetler; ilk bakışta anlaşıldığı üzere üstle bağlantılı olup -ilahi gerçeği tasvirle birlikte- müşriklerin üzerinde bulunduğu yanlışlığı ve aptallığı, onları bekleyen azap ve korkuyu, kendilerine yöneldikleri, Allah'a eş koştukları, ibadet ederek şefaatlarını umdukları ortak (put)larınm bu durumu inkârını açıklayan çok etkili bir tasvirle devam etmektedir.[35]
31- "De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere (onları yaratmaya) kim kadir olabiliyor? ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Yaratma) İşini kim idare ediyor? "Allah" diyecekler. De ki: Öyle ise (O'nun azabından) korkmuyor musunuz?
32- İşte kudreti sîze anlatılan bu zât, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne ka-lir? O halde nasıl döndürülüyorsunuz?[36]
33- İşte böylece Rabbinin yoldan çıkanlar'[37] hakkında, "Onlar İnanmazlar." sözü gerçekleşmiş oldu.
34- De ki: Ortak koştuklarınızdan ilk defa yaratacak (ölüden) sonra da onu (eski durumuna) iade edecek olan var mı? De ki: Allah ilk defa yaratıp sonra iade edecektir. O halde (doğru yoldan) nasıl döndürülüyorsunuz?[38]
35- De ki: Ortak koştuklarınızdan hakka iletecek olan var mı? De ki: Hakka Allah iletir. Öyle ise hakka İİeten mi uyulmaya daha layıktır yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan (tanrılar) mı?[39] Size ne oluyor? Nasıl (böyle yanlış) hükmediyorsunuz?
36- Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiç bir şeyin yerini tutmaz. Allah onların yapmakta olduklarını pek iyi bilendir
Ayetlerin anlamlan açıktır. 31,34 ve 35. ayetler, her şeyde döneklik eden ve ölüden diriyi, dinden ölüyü çıkarmaya kadir olan, rızık veren, yaratan Allah'tan yüz çeviren müşriklere karşı Peygamber (s)'in, inkar içerikli soru sormasını emretmektedir. Müşriklerin ortak koştukları tanrılar bunu yapamayacakları bilindiği halde Peygamber'e böyle emredilmektedir.
Aynı şekilde bu ayetler, müşriklerin, bunu yapmaya gücü yetenin ve yapanın yalnızca Allah olduğunu itiraf ettiklerini bize sunmakta ve onların bu itirafların gereklerini yerine getirmeleri gerekirken nasıl da yüzçevirdiklerini, Allah'tan korkmadıklarını, her şeyi bildikleri halde Allah'a değil de hâlâ ona ortak koştukları ilahlara yöneldiklerini belirtmektedir.
32. ayette, kudretinin genişliğini, tasarrufunun mutlak olduğunu itiraf ettikleri Allah'ın gerçek rab. onun dışındakinin ise tam sapıklık olduğuna dair doğrudan Rabbani açıklama bulunmaktadır.
33. ayette, Allah'ın, "fâsıkiar imana ve hidayete gelmeyecekler" sözü temsil getirilmektedir.
36. ayette müşriklerin şirk koştukları hususta herhangi bir akla ve mantığa dayanmadıkları, ancak haktan hiç bir şey ifade etmeyen tanrının peşine takıldıkları misal verilmekledir.
Ayetlerde yaptırım ve delil getirme gücü etkili bir biçimde ifade edilmiştir. 31. ayetin açıktan, diğerlerinin kapalı olarak işaret etliği gibi bu ayetler bize, müşriklerin Allah'ın en yüce Rab, yaratıcı, rızık verici, düzenleyici olduğunu kabul etliklerini aktarmaktadır,
Bu ayetlere şöyle bir göz atıldığında müşriklerin durumlarını ve inadlarını anlatan, onları uyaran ve azarlayan önceki ayetlerle bağlantılı olduğu ve Kur'an'ın nazmında birçok defa geçtiği üzere hikâye üslubuyla anlatım tarzından doğrudan muhatablara yöneinıe üslubuyla anlatım tarzına geçtiği göze çarpmaktadır. Bununla birlikte bu ve bundan önceki müşriklerle Peygamber (s) arasında tartışma durumlarını içeren ayetler arasında da bir bağlantı olması muhtemeldir.[40]
"Allah Ölüden Diriyi, Diriden Ölüyü Çıkarır"
Tefsirciler[41] bu cümlenin yorumu hakkında şöyle demişlerdir; Hayy; üreyen, gıdala-nan. yaşayan canlı, meyyit ise; üremeyen, gıdalanmayan, ölü olan nesne demektir.
Buna ilaveten, çekirdek, tohum, nutfe (meni), yumurta ölü olup Allah bunlardan çeşitli diri olan bitki ve canlı, bu diri olan canlı çeşitlerinden ölü çıkarıyor.
Durum ne olursa olsun, Allah'ın kudretini kavramak için insanların tanık olduğu ve zihinlerinin algıladığı şeyi ortaya koyan Kur'anî cümlede, biyoloji uzmanının büdiği şeyle, insanların tanık olduğu ve zihinlerinin algıladığı şey arasında bir ritmin buluşması zorunlu değildir. Çünkü bu, önceden de belirttiğimiz üzere, Kur'anî cümlenin hedeflerinden değildir.
33. ayet, Allah'ın sapanlar hakkında "Onlar inanmazlar" sözünün gerçekleşmiş olduğunu aktarmaktadır. Bu ayet, hakka tabi olmayan. O'na inanmayan, açık gerçekler karşısında böbürlenen ve karşı çıkanların ancak inkar eden, inatiaşan yalpalayan, yan çizen, kötü ahlâka sahip olan fâsiklar olduğunu, bunun için Allah'ın kelimesinin, lanetinin ve azabının bunlar üzerine gerçekleştiğini, yeryüzünde fesat çıkaranların kötü niyetli olup hakka tâbi olmadıklarını, Allah'ın yoluna uyanların ise iyi niyetli ve selim fıtratlı olduklarını ifade etmektedir.
Bu mânâ gah açık, gâh farklı münasebetlerde kapalı olarak tekrarlanarak Peygamber (s)"c küfür, inad ve kibirle karşı gelenlerin durumu ortaya konulmaktadır.[42]
Tefsiri geçen Faiır sûresi 43. ayef, kafirlerin bu tür tavırlarını açık bir şekilde vurgulamaktadır.
37- Bu Kur'an, Allah'tan başkası (birileri) tarafından uydurulacak bir şey değildir. (Bu), ancak kendinden önceki (İlahi kİtab)lann doğruianması ve o (ezeli) kitabın açıklamasıdır. Onda asla şüphe yoktur. Alemlerin Rabbİ tarafından indirilmiştir.
38- Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De kî: "Eğer doğru İseniz haydi onun benzeri bir sûre getirin ve Allah'tan başka çağırabîldiklerinİzi de çağırın!"
39- "Hayır, bilgisini kavrayamadıkları, yorumu kendilerine gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nice oldu?"
Kur'an, Allah'tan Başkası Tarafından İndirilebilecek Bir Kitap Değildir
Bu ayetler, Kur'an'm Allah'a iftira edilen bir kitap olduğuna dair her hangi bir şüphe ve ihtimali ortadan kaldırmak, şüphesiz âlemlerin rabbinden vahyedildiğini, önceki kitapları doğrulayıcı ve onlara mutabık olarak geldiğini, Allah'tan olduğuna dair açık ve kesin delil bulunduran önceki kitapların ilke ve prensiplerine uygun ve onları açıklayıcı ayetler bulunduğunu desteklemek, ortaya çıkan bu gerçekten sonra kibirlenerek Pey-gamber'i yalanlayan ve Kur'an'ın içeriğini düşünmeden, te'vilini, sahasını, hakikatlerini kavramadan onu Peygamber'in uydurduğunu söyleyen kafirlerin durumunu belirtmek için önceki ayetleri takiben gelmiş ve geçmiş zalimlerin ve yalancıların sonuna dikkat çekerek noktalanmıştır.
Ayetlerin üslubu, açık olduğu kadar, meydan okunması, desteklenmesi, yalancıların durumunu belirtmesi noktasında güçlü ve etkileyicidir de. İlk ayetler olumsuz olmakla birlikte, daha sonra iftira olunmasını akıl almayan yüce ilkeler içeren buna benzer bir Kur'an getirilmesi isteği de ifade edilmektedir.
Bu sûrenin nüzulü hakkında, İsra sûresinde, insanlar ve cinlerin biraraya gelip yar-dımiaşsalar bile buna benzer bir Kuran getiremeyecekleri belirtilmektedir. Buradaki ayetlerde ise, bu Kur'an bir iftiradır diyen kâfirlere etkili bir üslubla meydan okunarak bu Kur'an'dan bir sûre getirmeleri emredilmektedir. Buna benzer meydan okumalar birçok sûrelerde tekrarlanmaktadır. Çünkü kafirler, Önceden de belirttiğimiz üzere Kur'an inmeye başladığından beri onunla ilgileniyor, bunu Peygamber uydurdu veya öncekilerin mitolojilerinden alıntıladı, yahut başka insanlar yardım etti diye ona iftirada bulunuyorlardı. Bu yüzden, İsra sûresinde, Hud suresi; "Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: Öyleyse siz de onun benzeri on uydurulmuş sûre getirin, eğer doğru iseniz Allah'tan başka, çağirabiİçliklerinizi de (yardıma) çağırın (da bunu yapsın)!"
'ıEğer size cevap veremedilerse bilin ki (o), Allah'ın bilgisiyle indirilmiştir ve O'n-dan başka tanrı yoktur. Nasıl, artık müslüman oldunuz mu?" 13-14. ayetlerde, Tur sûresi; ''Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, oniar inanmıyorlar. - Doğru iseler haydi onun gibi bir söz getirsinler." 33-34. ayetlerde, Bakara sûresi; "Eğer kulumuz (Muham-med) a indirdiğimizden şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin. Allah'tan başka bütün sahillerinizi (yardımcılarınızı) de çağırın; eğer doğru iseniz (bunu yapın). Yok eğer yapamadınızsa ki asla yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan inkarcılar için hazırlanmış ateşten sakının." 23-24 ayetlerde ve buna ilaveten meydan okuyan bir üslup kullanmadan gönlün derinliklerine sızan örneğin; Şura sûresi; Yoksa "Allah'a yalan uydurdu" mu diyorlar? Allah dilerse senin kalbine mühür basar; bâtılı mahveder, hakkı sözleriyle yerleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü bilir." 24. ayette, Ahkaf sûresi: "Yoksa 'Onu uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah'tan gelecek eczaya karşı sizin bana hiç bir faydanız olmaz. O, sizin ne taşkınlık yaptığınızı (Allah'ın ayetleri hakkında ne iftiralar attığınızı) daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda O'nun şahit olması yeter. O, bağışlayan, esirgeyendir".
"De ki: "Ben Peygamberlerden bir türedi değilim (Peygamberliği ilk defa ben ortaya atmadım, ya da önceki Peygamberlerin hiç söylemediği bir şeyi söyleyen, ortaya bidat-lar alan bir Peygamber değilim). Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedüene uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim".
8-9. ayetlerde, belirtildiği üzere bundan daha yüce ve sağlam bir üslubla kafirlerin mutlak acziyetlerini ortaya koymakla birlikte aynı anda onlara güçlü bir şekilde meydan okumak için ayetlerin inişi tekrarlanmaktadır.[43]
"Sûre" Kelimesi
Sûre kelimesinin ilk kez burada zikredilmesi münasebetiyle biz müfessirlerin şu görüşlerini aktarıyoruz;
1. Sûre kelimesinin sözlük anlamı; şehrin sur'u demektir. Şehrin suru nasıl şehrin etrafını kuşatırsa sûre de aynen öyle Kur'an'ın bütün ayetlerini kuşatır.
2. Sûre kelimesi; menzile ve mertebe demektir.
3. Sûre kelimesi; "Artık' anlamına selen es-sur kelimesinden gelmektedir.
Lisanü'l Arab isimli sözlükte sûre; Biaanın menzilesi (duvarı) demektir. Kur'an'ın sûresi de bundandır. Çünkü sûre, birbirinden ayrılmış menzile demektir.
Kelimenin sözlük türelimi ve anlamı bakımından kökü ne olursa olsun Kur'an'da bu kelimenin kullanımı, Kur'anî bölüm ve ayetlerden oluşan tam ve müstakil grubun kas-dedildiğini göstermektedir. İlk kez Kur'an'la muhatab olan Arap ortamında anlam ve kullanım olarak bu mânâyı taşımaktadır.
Kur'an'ın sûreler adı verilen bölümlere ayrılması aynı şekilde bu anlamın sonucudur. Kur'an'ın Mekki sûrelerinden büyük bir bölümü nazil olduktan sonra kullanılmışsa Kur'anî sûrelerin bir çoğu Mekke döneminde kimliğine kavuşmuş demektir. Nüzul sırasındaki tertibine göre Yunus sûresinden sonra indirilen Hud sûresinde kafirlerden on sûre getirmelerinin istenmesi bu husustaki tesbitimizi destekler mahiyettedir.[44]
40- "Onlardan kimi ona inanır, kimi de hiç inanmaz. Rab-bin fesat çıkaranları çok iyi bilir.
41- Eğer onlar seni yalanladılarsa de ki; "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım!"
Bile Bile İnkâr Etmek
Bu iki ayet önceki ayetlere atfedilmiştir ve onların devamıdır. Bir kısım müfessirler[45] bu ilk ayetin Peygamber (s)'i teselli anlamını içerdiğini söylemişlerdir. Çünkü Peygam-ber'in ifadesine göre, Araplardan onun getirdiği Kur'an'a inanmayan kimse bulununca onlardan kimileri iman etmiş, kimileri de ileride iman edecektir. Durum böyle olunca yalanladıklarında ısrar ettikleri şeyi bildirmek için sadece yalancılara yönelik Rasulul-lah'a emredilen hitab; herkes yaptığının karşılığını görecek, hiç kimse bir diğerinin yaptığından sorumlu tutulmayacak, şeklinde olmuştur.
Bir kısım müfcssirler[46] ise; Bu iki ayet yalancı kâfirler hakkında inmiştir. Birinci ayet, kâfirlerden kimilerin Kur'an'ın doğruluğuna, Risaletin sıhhatine içinden iman etmesine rağmen inad ve kibirden ölürü yalanladığını kimileri ise hiç inanmadığım belirtmektedir. Bu iki ayetin, yukarıda kafirlerden ve yalancılardan sözeden ayetler üzerine bina edildiği, aynı şekilde zamirlerin de onlara gönderildiği göze çarpmaktadır. İkinci ayetin anlamı, ayetin özünden esinlendiği kafir gruba özgüdür. Burada kafirler, kafir-mü'min saflarına ayrılmamıştır.
Bu da bizim müfessirlerden ikinci grubun görüşünü tercih etmemizi sağlıyor.
Burada rivayetlerin aktardığına göre; onlardan kimileri Kur'an'ın Allah kelamı olduğunu içten kabul ediyor fakat insanların kınamasından veya inadlanndan ötürü dıştan onu yalanlıyorlar. Bu rivayetlerden biri Velid b. Muğire'den yapılan şu rivayettir. Velid b. Muğire, Peygamber (s) Kur'an okurken onu dinliyor ve şöyle diyor; Ben biraz önce Muhammed'den bir söz işittim ki, O ne insan ne de cin sözüne benziyor. Allah'a andol-sun onun sözlerinde bambaşka bir tatlılık ve zariflik vardır. Sözlerinin başlangıcı sağlam bir hurma ağacına, sonlan da o ağacın meyvelerine benzer. O yücedir, kimse altedemez.
Velid Kureyş'in ulularından idi. Ebu Cehil Velid'in bu sözünü öğrenince onu azarlamak için doğruca ona gitti. Çünkü Ebu Cehil Peygamber'e kin kusuyordu.[47]
Bir başka rivayette Velid, Ebu Bekir'e gelerek ondan Kur'an okumasını istedi. Bunun üzerine Ebu Bekir ona Kur'an'dan biraz okudu. Sonra Kureyş'in ileri gelenlerinin yanına döndü ve İbni Ebi Kebşe'nin (Peygamber'in) dediği ne kadar harika. Andolsun o ne şiir ne sihir ne de delilik hezeyanıdır. Şüphesiz O Allah'ın kelamıdır, dedi. Bunun üzerine Kureyş ululan onun iman edip başkasına zarar vereceğinden korktular. Ebu Cehil onun yanına geldi, ayıpladı, kınadı. Dönünceye dek onu fitledi9.
Bir kısım Kur'anî ayetler, örneğin Kasas sûresi; "Dediler ki: Biz seninle beraber doğru yola gelirsek yurdumuzdan kovuluruz." 57. ayet bu gerçeğe işaret etmektedir. Buradaki bu cümle, bu sözü söyleyenlerin içlerinden Peygamber(in (s) risaletine ve Kur'an? vahye inandıklarını fakat Mekke'den veya çıkarlarının zedelenip güvenliklerinin sarsılacağından korkuyorlardı.
Zuhruf sûresi; "Dediler ki: Bu Kur'an iki kentten, büyük bir adama indirilmeli değil miydi?" 31. ayet de bu gerçeğe değinmektedir. Bu cümle kafirlerin, Kur'anî vahyin doğruluğuna inandıklarını fakat (onların) Muhammed'e tâbi olmaktan yüz çevirdiklerini ve böbürlendiklerini ortaya koymaktadır. Çünkü Allah Mekke veya Taif'ten büyük bir adama Kur'an'ı indirmemiştir. Bunun için İsra sûresi 73. ayetin değindiği Peygamber (s) hakkında Kureyş'in ileri gelenleri toplanmışlardır. Kalem sûresi [48]. ayette bunu destekler mahiyettedir.
Bu ve önceki iki ayette yalancıların yalanlamasına karşın bir yandan Peygamber (s)'i teselli öte yandan yalancılara uyarı vardır. Bu yüzden Peygamber (s)'in onların yaptıklarından berî olması ve hep bir ağızdan kendisini yalanlamalarının sonucunu onlara bildirmesi zorunlu oldu.
Ahlâklarının bozukluğu ve başkalarını ifsat etmeleri nedeniyle, yalanlamadan başka bir şey bilmeyen bozguncuları Allah en iyi bilen ve onları cezalandırmaya gücü yetendir.
Aktardığımıza ilaveten ikinci ayette Kâfinin sûresinin belirttiği din seçme hürriyetinin temel ilkesi göze çarpmaktadır. Biz bu mevzuyu orada yeterince açıklamıştık.
Kendisine itimat ettiğimiz mushaf birinci ayetin Medine'de indiğini rivayet etmektedir. Bu çok ilginç bir şey. Çünkü düzen ve mânâ olarak birinci ayet ikinci ayetle tam bir ahenk içindedir. Ayetin içeriği Mekkî dönemin şartlarına ve koşullarına daha yatkındır. Bütün bunlar rivayet hakkında şüphe uyandırmaktadır.[49]
42- İçlerinden sana kulak verip (Kur'an'ı) dinleyenler de vardır. Fakat sağırlara sen mi duyuracaksın? Hele akıllarını da kullanmıyorlarsa!"
43-"İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat körleri sen mi yola götüreceksin? Hele sezgileriyle de görmüyorlarsa?"
Bu iki ayet eleştiri ve üst bağlantıyla (siyak) devam etmektedir. Önceki iki ayet Peygamber (s)'e yönelik olduğu gibi bu iki ayette aynı şekilde ona yöneliktir. Kafirlerden kimileri, okunan Kur'an'a kulak veriyor fakat Peygamber'e karşı adeta işitmeyen sağır kesiliyor. Çünkü sağırlar ne işitebilir, ne de söyleneni algılayabilirler. Kafirlerden kimileri de Kur'an'a bakıyor fakat Peygamber'e karşı kör kesiliyor. Çünkü söz ve eylemin de onun nübüvvetinin yüceliğini ve doğruluğunu göremiyor. Bu yüzden Peygamberin de görmeyen körü doğru yola erdirmesi imkânsız.
Görüldüğü kadarıyla bu iki ayet, kafirlerin Kur'an'ın delillerini ve ruhaniyetini işitmelerine ve samimiyetinde, davetinde, eyleminde, Allah'ın öfke ve gazabına karşın onlara şefkatli davranışında Peygamber'in doğruluğunu görmelerine rağmen hâlâ ınad ve kibirde ısrar etmelerini tasvir etmektedir. Ve yine bu iki ayet, işitmeyene işittirmekle, görmeyene göstermekle, kötü niyetten kaynaklanan inat ve kibirlileri ikna etmekle yükümlü olmadığına ve görevini tam yaptığına dair Peygamber (s)'i teselli kasdı bulunduğunu belirtmektedir.[50]
44- "Allah insanlara hiç zulmetmez'[51]' fakat insanlar (kendi) kendilerine zulmediyorlar.[52]
Bu ayet. Önceki ayetleri takip etmektedir. Yüce Allah yalancılara ve kafirlere yalan ve küfürlerine bedel olarak ateş hazırlamıştır. Allah insanlara zulmetmez. Hak etmedikleri şeyle onları cezalandırmaz. Ancak insanlar küfür ve yoldan çıkma ile kendilerine zulmederler. Bu yüzden adalet ve hak gereği hakettiklcrine kavuşurlar.
Ayette birçok yerde tekrarlanan şu Kur'anî ilke desteklenmektedir; İnsanlar, seçim ve kazançları neticesinde işledikleri amellerinden sorumludurlar.[53]
45- "Onları bir araya topladığı gün, sanki onlar sadece gündüzün görüşüp tanıştıkları bir saat kadar dünyada kalmış olurlar. Allah'ın karşısına çıkmayı yalanlayıp, yola gelmemiş olanlar, en büyük ziyana uğramışlardır."
Ayet üstle bağlantılı olup, yalancı kafirlerden söz ederek devam etmektedir.
Yalancı kafirler Allah'ın huzurunda toplanacaklar, ölümlerinden diriltilince dehşete kapılacaklar. Çünkü bunlar (dünyada iken) cehennemde ancak bir saat kalacaklarına inanıyorlardı.
insanlardan bir kısmı diğer kısmıyla sanki ayrılık zamanındaymiş gibi tanışacak. Böylece insanlar çarçur edip iflas ettiklerinden ölürü hak ettiklerini bulacaklar. Çünkü bunlar (dünyada iken) Allah'a kavuşmayı ve ahirette dirilmeyi yalanlıyor, Allah'ın yolundan gitmiyorlardı.
Ayette, imanî gerçek bulunmakla birlikte, yalancı kafirleri pişmanlığa sevkeden güçlü bir uyan vardır. Ayetin anlamı, aynı durumda bulunan ve birçok sûrelerde defalarca geçen, imanî gerçeği içermekle birlikte uyan amaçlayan usulle tekrar etmektedir.[54]
46- "Onİara (yapacağımızı) söylediğimiz (azab)ın bir kısmını sana göstersek de veya (bunu sana göstermeden) seni (dünyadan) alsak da (ne farkeder)? Nihayet bize dönecekler. Sonra Allah onların yaptıklarına şahittir.
Ayet üstle bağlantılı olup, yine kafirlerden sözederek devam etmektedir. Burada hitap Peygamber (s)'e yöneltilmiştir. Allah'ın gazabından ve dünya azabından kafirlere vadettiği şeyin bir kısmını Allah gerçekleştirip Peygamber'e gösterse veya göstermeden canını alsa da eşittir, birşey farketmez. Kafirlerin İlk ve son dönüş yeri O'na (Allah'a) dır. Allah, kafirlerin yaptıklarına şahittir ve Onlara hakettikleri cezayı göstermekle birlikte hesapları görecektir.Ayet kafirleri uyarı ile birlikte aynı şekilde Peygamber (s)-i teselli ve tatmin içermektedir.[55]
47- "Her ümmetin bir Peygamberi vardır. Peygamberleri onlara gelfip de bunlar onu yalanlayjince aralarında adaletle hükmolunur, hiç zulmedilmezler."
Her Ümmetin Bir Peygamberi Vardır
Ayet siyakla kopuk değildir ve önceki ayetlere atfedilmişim Müfes.sirlerin söylediğine göre bu ayet ahiret hayatında vuku bulabileceği gibi dünya hayatında da vuku bulabilir. Ayetin ahiret hayatında vuku bulmasının anlamı; Allah Kıyamet günü her ümmeti (milleti), peygamberlerini çağırarak hesaba çekecek, hiç zulmetmeden orada hakla hükmedecektir, şeklindedir. Kur'an'da birçok ayet genel ve özel olarak bu mânâyı ifade etmektedir. Örneğin Zümer sûresi; "(Birinci defa) sur'a üflendi, göklerde ve yerde olanlar (korkudan) düşüp bayıldı(lar veya öldüler). Ancak Allah'ın dilediği kaldı. Sonra ona bir daha. üflendi, birden onlar ayağa kalktılar, bakıyorlar (ne olacağını bekliyorlar). Yer Rabbinin nuru ile parladı, kitap kondu, Peygamberler ve şahitler getirildi ve aralarında adaletle hükmedildi. Onlara asla zulmedilmez." 68-69. ayet, Nisa sûresi; "Her ümmetten (inançlarının bozukluğuna, işlerinin kötülüğüne tanıklık edecek) bir şahit, seni de bunlara şahit getirdiğimiz zaman (halleri) nice olur? İnkâr edip, (Allah'ın) elçisine karşı gelenler, o gün yerin dibine geçirilmeyi isterler ve Allah'tan hiç bir söz gizleyemezler." 41-42. ayet bu mânâdadır.
Ayetin dünya hayatında vuku bulmasının anlamı, Allah'ın ümmetlere Peygamberler göndermesindeki kanununu belirtmektedir. Böylece her ümmete bir Rasul gelince bu herhangi bir 2ulüm yapılmaksızın hakla gerçekleşmiş olur. Burada salih amel işleyen mü'minlerin payı kurtuluş, kötü amel işleyen yalancıların payı da hüsran olur.
Her iki ihtimal doğru olmakla birlikte biz bu ayetin anlamının dünya hayatında vuku bulduğu görüşünü tercih ediyoruz. Çünkü bu Peygamber (s)'in risaletiylc ve yalancıların durumuyla ilintilidir. Burada yalancılar için kendilerine Peygamber gönderildikten sonra herhangi bir mazeretlerinin kalmadığının, ya iman ve kurtuluş yolunu ya yalanlama ve hüsran yolunu seçmeleri gerektiğinin ilanı vardır. Hiçbir suretle zulmetmeyen Allah'ın adil olan hükmü işte budur.Her halükârda ayette, yalancı kafirleri uyan ve fırsatı kaçırmamaya, pişmanlığa davet vardır.[56]
48- "Doğru iseniz bu söyleyip durduğunuz (azab) ne zaman?" diyorlar.
49- "De ki: "Ben kendime dahi, Allah'ın dilediğinden başka, ne bir zarar ne de bir yarar verme gücüne sahip değilim. Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir an geri kalırlar, ne de ileri giderler."
50- "De ki: "Bakın, eğer O'nun azabı size geceleyin, ya da gündüzün gelirse... suçlular bun(lar)dan hangisini acele İstiyorlar?"
51- "(Azab) başınıza geldikten sonra mı ona inanacaksı-
nız? Şimdi mi (inandınız)? Hani ya siz onu çabuk isteyip duruyordunuz (nasılmış)?"
52- "Sonra zulmedenlere: "Sürekli azabı tadın!" denilecek, "yalnız kazandığınız şeylerle cezalandırılmıyor musunuz?"
48. ayette, kafirlerin, kendilerine va'dedilen Rabbani azabın ne zaman gerçekleşeceğini sormaları anlatılmaktadır.
49. ayette Peygamber'e, kafirlerin isteklerini kendisinin getiremeyeceği, çünkü kendi başına gelen herhangi bir zarar veya yarara malik olmadığı, her şeyin Allah'ın dilemesiyle olduğu, her ümmetin bir süresi bulunduğu ve bu sürenin ne bir saat ileri ne de bir saat geri kalabileceği bildirilmektedir.
50. ve daha sonraki ayetlerde, yine Peygamber'e, Allah kendilerine azabı verirse hemen iman edeceklerini sandıklarından ötürü kafirlerin, gece veya gündüzün kendilerine gelebilecek Allah'ın gazabını yahut azabını acelece bekleme isteği bildirilerek, onlara bu isteğin kolay olmayacağını, Allah'ın azabı başlarına gelirse işlerinin bitirileceğini, elleriyle işlediklerine karşılık ancak ateşte ebedi kalabileceklerini bildirmesi emredil-mektedir. Ayetler bilindiği üzere, kafirlerin durumlarını ve sözlerini ortaya koyan bir anlatım tarzıyla devam etmektedir.
48. ayetin aktarmış olduğu kafirlerin isteği, işaret olunduğu üzere, Peygamber (s)'e meydan okuma sonra kendilerine vadedilen şeyi küçümseme içermektedir.
50. ve daha sonraki ayetlerde, Allah'ın azabının gerçekleşmesini içeren kesin ve güçlü bir Kur'anî cevap bulunmaktadır.
Hitap bu ayette hem kalplere hem akıllara yöneltilmiş, kafirlerin pişman olmalarından ve fırsatı kaçımı al arından Ötürü içlerine korku salınarak onlarla güçlü bir şekilde münakaşa yapılmıştır. Diğer ayetlerde hedeflenen bu durum bu ayette de hedeflenmiştir.
Meydan okuma ve küçümseme üslubuyla kafirlerden sadır olan bu soru uyarı ve korkutmanın tekrar edilmesi için öteki kafirlerden de sadır olarak tekrar edilmiştir. Burada ise kafirler, Allah'ın azabıyia her uyarılırlarında bunu hafife alıp inkarvari bir soru ile karşılık vermişlerdir. Bu soruda, Peygamber (s) İle kafirler arasında geçen bir tartışma mevcuttur.
49. ayette Peygamber (s)'in samimiyetini gösteren belirgin bir imaj ortaya konmaktadır. Burada Peygamber (s) kâfirlerin kendisine meydan okuma hatta nefsine taalluk e-den zarar veya yarar verme durumunda bile işin kendi elinde olmadığını, kendisinin ancak bir uyarıcı ve tebliğci olduğunu belirtmekle emrolunmuşlur. Bu belirgin imaj kendi durumunun ortaya konulması neticesinde tekrar edilmiştir.[57]
53- "Sahiden (bize söylediğin) gerçek midir?" diye senden haber soruyorlar?[58] De ki: Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir. Siz (onu) önleyemezsiniz!
54- "(O zaman), kendisine zulmeden her kişi, yeryüzünde ne varsa hepsi kendisinin olsaydı (azabtan kurtulmak için) onu fidye verirdi. Azabı gördükleri zaman, içlerinde pişmanlık duyarİar, aralarında adaietle hükmedilir, asla haksızlığa uğratılmazlar.
55- "İyi bil ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. İyi bil ki, Allah'ın va'di gerçektir, fakat çokları bilmiyorlar.
56- "O, yaşatır, öldürür ve siz O'na döndürülüp götürüle-çeksiniz.
Bu ayetler, öldükten sonra dirilme ve hesab vermenin hak ve gerçek olduğunu inkar ve şüphe hususunda aşırı bir üslubla kafirleri tehdit edince kendilerine yöneltilen bu tehdidin bir uyarı ve korkutmadan ibaret olduğunu söyleyen kafirlere karşı Peygamberdin (s) sorusunu aktarmakta, inkar ettikleri şeyin mutlaka gerçekleşeceğini, bu hususta onların Allah'ı aciz bırakamayacaklarını ve dahi Allah'ın kudret ve kuşatmasından dışarı çıkamayacaklarını Pcygambefc emretmekte, azabı gördükleri ve kendileri hakkında vuku bulan Allah'ın müthiş ve Adil hükmünü işittikleri zaman yeryüzünde olan herşeyi kendileri için fidye olarak sunsalar bile yine de kafirlerin Kıyamet günü korku, pişmanlık ve şiddet duyacakları hali hikayelemekte, Allah'ın va'dinin hak olduğunu, bunda herhangi bir kuşku bulunmadığını, bunu yapmaya gücü yettiğini çünkü göklerin ve yerin sahibi, öldüren ve dirilten ve her halükarda insanların kendisine döneceği zâtın kendisi olduğunu insanlara fısıldamaktadır.
Görüldüğü kadarıyla ayetler siyak ve konum olarak önceki ayetlerle bağlantılıdır. Burada kafirlerin sözleri ve tavırları aktanlmakta ve onlara güçlü bir üslubla cevap verilmektedir.[59]
57- "Ey İnsanlar, sîze Rabbinİzden bir öğüt, göğüslerde olan (sıkıntılarla bir şifa ve inananlara bir yol gösterici ve rahmet gelmiştir.
58- "De ki: Allah'ın lütfuyla, rahmetiyle (eveî) ancak onunla ferahlansınlar. Bu onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır."
1. ayet. hakkı bâtıldan ayırması, insanların gönüllerini şaşkınlık ve şüpheden kurtarması, mü'minlere yol gösterici, rahmet, huzur ve güvenlik olması için Rasulleri diliyle Rablerinden gelen öğüte dikkat çekerek insanlara seslenmektedir.
2. ayet. insanları en iyi ferahlatan ve mutlu kılan, uğraş verdikleri dünya matından ve onu biriktirmekten daha üslün olan Allah'ın lütfü ve rahmetini anlatarak Peygamber (s)'e emretmektedir.
Bu her iki ayette siyak ve sibaktan kopuk değildir. Bu ayetler, ıryan bildiren ayetlerin peşi sıra gelip insanlara, Rasuller gönderilmesindeki Allah tn lütfü ve rahmetini ve kendilerine gönderilen kitapta Öğüt ve şifa bulunduğunu kavratmaya onları davet etmekledir. Bu yüzden her ikisinin üslubu da yüce ve değerlidir.
Bu ayeller, gönülierdeki imanın etkisini ve kendi içinde bulundurulan ruh ve lezzetin bütün dünya malına ve lezzetlerine üstün geldiğini haber vermektedir. Bunun için insanoğlunun rahatı ve lezzeti, biriktirdiği ve kendisinden faydalandığı dünya malında olmamıştır. Çünkü dünya malının birçoğu can sıkıcı ve elem vericidir. Bu yüzden bu ayetlerde gönlün huzuru, nefsin yatışması, kalbin nuru ve rahatı vardır. Bütün bunlar,
ancak doğru hareket eden mü'minlerjn imanlarını kolaylaştırır ve sağlamlaştırır. Burada açık ve sürekli bir yönlendirme vardır.
Bir kısım müfessirlerin[60] görüşüne göre ikinci ayet, inananlara Allah'ın İütfundan bahsetmesi ve rahmetinden vermesiyle orlaya çıkan sevinç ve ferahlığa mü'minleri davet etmeyi Peygamber (s)'e emretmekte ve mü'minlerin bunlardan elde ettiği şeyin kafirlerin elde ettiği, biriktirdiği ve faydalandığı şeylerden daha hayırlı olduğunu vurgulamakladır. Ayrıca bu da bir yönlendirme olup, yukarıda açıkladığımız sürekli bir empoze içeren görüşle çelişmemektedir.[61]
59- "De ki: "Baksanıza, Allah size rızık oiarak ne indİrdiy-se, tuttunuz onun bir kısmını haram ve bir kısmını helal yaptınız." De ki: "Aİlah mı size böyle izin verdi, yoksa siz Allah'a İftira mı ediyorsunuz?"
60- "Allah'a yalan uyduranların Kıyamet günü (hakkındaki) zanları nedir? Muhakkak ki Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir, ama çokları şükretmiyorlar."
Allah'ın Helal Kıldığını Haram, Haram Kıldığını Helal Yapmak
Birinci ayette eleştirel bir üslubla, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği şeylerden bir kısmını hela! bir kısmını haram saymalarına izin vermediğine, onların Allah'a iftira ettiklerine dair Peygamberdin kafirlere soru sorması emreditelektedir. îşte bu soru kafirlerin Allah'a iftira ettiklerini ortaya koymaktadır. İkinci ayette ise Allah'a iftira edenlere uyarı bulunmaktadır. Kıyamet günü bu kimseler Allah'ın azabından kurtulacaklarını mı sanıyorlar? Bu soru ise onların kurtulamayacaklarını belirtmektedir. Ayetin ikinci paragrafı da eleştirel bir üslubla. Allah'ın insanlara olan lütfunu, buna rağmen birçokları bu lütfa karşı şükretmeyip Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerini inkâr ettiklerini zikretmektedir.
Bu ayetler, Allah'a iftira ederek ve herhangi bir delile sanimayarak Allah'ın dinin-
den bir kısmını helal, bir kısmını haram sayan müşriklerin genel bîr kanısının bulunduğunu, böylece Allah'ın nimetlerini ve lütuflarını hakkıyla takdir edemediklerini belirtmektedir.
Bu iki ayetle de kafirlerle Peygamber (s) arasında geçen bu sûrenin hikâyesinin sunulduğu tartışma bölümlerinden bir bölüm bulunmakladır. Bunun için bu ayetler siyak lan kopuk değildir. Hitap bu ayetlerden önceki ayetlerin değindiği muhataplara yöneltil iniştir. Bunların ise kafirler olduğu hususunda karine bulunmaktadır. Birinci ayet, arap iarın içinde bulunduğu dini geleneklerden birini ortaya koymaktadır. Şöyle ki; Bunla Özel koşullarda bir kısım hayvanları haram sayıyor, yahut bir gruba haram dediklerin öbür gruba helal diyorlardı. Bunu da Allah'ın kendilerine bahşettiği babalarının ve de delerinin Öteden beri yapageldiklcri dini bir gelenek görüyorlardı.
Bu cildde bulunan ve ileride tefsirini yapacağımız En'am sûresinde birçok ayet bı tür geleneklerden sözetmektedir.[62]
61- "Ne işte bulunsan, Kur'an'dan ne okusan ve sîz ne iş yapsanız mutlaka biz, İçine daldığınız an'[63] üzerinizde şa hidiz (her yaptığınızı görürüz). Ne yerde ne de gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbiri İh (in bilgisin)den kaçmaz'.[64] Ne bundan küçük, ne de büyük hiç bir şey yoktur ki hepsi apaçık bir kitapta olmasın!"
"Tekfıhu ve telifi" fiillerindeki zamir, Müfessirlerin açıklamasına göre Peygambc (s)'e dönmektedir. Diğer paragraftaki zamirler ise görüldüğü kadarıyla Kur'an'la muh; tab olan kişilere dönmekledir. Durum ne olursa olsun bu ayet, Allah'ın ilminin herşe? kapsadığını ve kuşattığını belirtmektedir. Peygamber (s) hakkında her şeye, içinde Kur'an okunan her meclise, insanların işlediği her amele, kendilerini kaptırdıkları her söze Allah şahittir. İlmi bunları kuşatmıştır. Niyet ve gayelerin özünü ancak o bilmektedir.
Allah'ın ilminden hiç bir şey gizli kalmaz. Yeryüzündeki ve gökyüzündeki hatta basit zerre ağırlığındaki, ondan daha az veya daha fazla olan herşeyi, onun ilmi kuşatmıştır.Bu ayet, üstteki ayetlere atfedilmiş olup, mânâ yönünden onları takip etmektedir.[65]
62- "İyi bil kİ, Allah'ın velilerine (sevdiklerine) korku yoktur ve onîar üzülmeyeceklerdir.
63- "Onlar ki inandılar ve korundular."
64- Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlara! Allah'ın kelimeleri değişmez (Onun verdiği söz mutlaka yerine getirilir). İşte bu büyük kurtuluştur."
Allah'ın Velilerine Korku Ve Üzüntü Yoktur
Ayetlerde, Allah'ın velilerine atıfta bulunularak seslenilmekte, Onlara herhangi bir korku ve üzülme olmayacağı belirtilmekte, Onların muttaki mü'minler olduğu tarif edilmekte, dünya ve ahiretteki müjdenin onlara olduğu ilan edilmekte, bunların hepsinin sözleri değiştirilmeyen Allah kalında o velilere ait olduğu vurgulanmaktadır. İşte bu büyük bir kurtuluştur.
Ayetlerin Özü ve içeriği, siyak ve mevzu olarak, işin ehilleri tarafından bilindiği üzere, önceki ayetlerle bağlantılıdır. Önceki ayetler Allah'a iftira edenleri, Kur'an'ı ve Peygamberin risaletini yalanlayanları eleştirmekte ve uyarmaktadır. Bu ayetler ise bu risa-lele gönül verenlere, Allah'a ve Rasulüne yönelenlere işaret etmek için gelmektedir.
Zaman bakımından tahsis edilmiş olmakla birlikte, bilindiği üzere bu ayetlerde sürekli bir empoze bulunmaktadır. Yani her iman eden ve sakınana müjde olduğu vurgulanmaktadır.
"İyi bil ki, Allah'ın velilerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" ayeti ile "Onlar ki inandılar ve korundular" ayeti üzerine yorum yapan müfessirler, bu ayetlerin Allah'ın kullarından özel bir tabakaya seslendiğini ve bu tabakanının da kerametler sahibi evliyalar olarak isimlendirilen bir tabaka olduğu söylemişler ve bu hususta kimilerinin mürsel, zayıf, mevkuf, munkatı' olduğu birçok Nebevi hadisler zikretmişlerdir. Bu hadislerden biri de şudur; Allah'ın kulları içinde Peygamberlerin ve şehitlerin bile gıpu edecekleri nice kullar vardır. Denildi ki; Kim onlar? Ya Rasulullah! Ola ki onlara sevgi duyarız" Allah Rasulü buyurdu; Onlar, herhangi bir mal ve neseb İçin değil, sadece Allah için sevişen bir gruptur. Yüzleri minberler üzere nurdan kaplanmıştır. İnsanlarır korktukları ve üzüldükleri gün bunlar ne korkar ne de üzülürler. Sonra "Allah'ın velile rine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" ayetini okudu.[66]
Aynı şekilde müfessirler "Dünya hayatında da ahirette de müjde onlara" ayeti hak kında da, kimileri mürsel, mevkuf, zayıf, munkatı' olmak üzere birçok nebevi hadis zik retmişlerdir. Bu hadisler: Dünya hayatının müjdesi Allah'ın velilerinedir. Bu damü'mii kulun gördüğü veya gösterildiği saîih rüyadır. Bu salih rüya rivayetlere göre değişeı nübüvvetin kırkaltı, kırkdort veya yetmişde biridir[67] şeklinde rivayet edilmiştir.
Her halükârda ayetlerin anlamlan açıktır. Dediğimiz gibi, bu ayetler, Allah'a iftin eden ve yalan söyleyenleri eleştiren Önceki ayetlere mukabil inananları ve sakınanlar müjdelemek için inmiştir.
Ayetlerde geçen velilerin vasfı, muttaki olan her mü'mine şamildir. Bunlara, her ne sil ve mekanda, Allah'ın lütfuyla herhangi bir güçlük ve engel yoktur. Bunun için b1 vasıfları belli bir tabakaya tahsis etmek doğru değildir. Bu ayetler münasebetiyle Pey gamber'den sonra Peygamber'in anlamlarını, şartlarını, içeriklerini kullanmadığı bir ge nişlik ve zorlamayla kerametleriyle, rüyalarıyla, ilginç halleriyle ortaya çıkan, hele d akıl almaz nass/kural tanımaz, bazı durumlarda İslam'ın temiz inancını aşan bir tabaka dan söz etmek rastgele gelişgüzel söylenmiş bir sözdür.[68]
65- "O (inanmaya)nların sözü seni üzmesin. Çünkü üstünlük'[69] tamamen Allah'ındır. İşiten ve bilen O'dur.
66- İyİ bil ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar dahi, gerçekte koştukları ortaklara uymuyorlar, onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar-[70]
67- Geceyi sizin İstirahat etmenize elverişli, gündüzü de (geçiminizi sağlamanız için) aydınlık yapan O'dur. Şüphesiz, bunda işiten ve bilen bir toplum için ibretler vardır."
Ayetler. Peygamber (S)'in kafirlerin sözüne üzülmemesini. her durum ve koşulda izzet, keramet ve yüceliğin Allah'a ail olduğu ve söylenilen herşeyi eksiksiz bildiğine gönül huzuruyla inanmasını emrcEmckte. göklerde ve yerde ne varsa Allah'ın mülkü olduğunu ve O'na boyun eğdiğini, Allah'tan başkasına dua edenlerin bu işlerinde samimi olmayıp, gerçekle hiç kimseye dua eimediklerini. bunların ancak vehme kapılıp tahminde bulunduklarını imalı bir şekilde belirtmekle, evrcırdeki yegane tasarrufun Allah'ın olduğuna işaret ettiği gibi onun kudretinin fenomenlerinden birine de işaret etmektedir. Çünkü Allah geceyi dinlenmeleri için karanlık, gündüzü rızık peşine gitmeleri için aydınlık kılmıştır. Bunda kibirlenip inad etmeksizin düşünmek, görmek ve işitmek isteyen için Rabbani ayetler vardır. Bu ayetler, yukarıdakiierle bağlantılıdır. Burada kafirlerin durumlarının anlatımı devam etmekte. Peygamber (s) teselli edilmekte, müşriklerin şirklerinin gerçek yüzü belirtilmektedir.
Müşrikler, gerçekle. Allah'ın kâinatın tek yaratıcısı, düzenleyicisi icad edicisi ve tasarruf sahibi olduğunu itiraf ediyorlardı. İşle üçüncü ayel bu manzarayı ortaya koymak için gelmiştir.
Kur'anî melod. kozmolojik görüntülerin bir kısmını misal olsun için zikretmiş ve bunları da uzun uzadıya anlatmıştır. Üçüncü ayetin içeriği bu kabildendir.[71]
68- "Allah, çocuk edindi" elediler. Hâşâ Allah bundan uzaktır. O zengindir (hiç bir şeye muhtaç değildir). Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Bu hususta hiç bir deliliniz yok[72] Aİlah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?
69- De ki: "Allah hakkında yalan uyduranlar, iflah olmazlar!"
70- Dünyada biraz geçinir, sonra bize dönerler. Sonra da biz, inkâr ettiklerinden dolayı onlara şiddetli azabı taddırı-nız."
Ayetler. Allah'ın çocuk edindiğine dair müşriklerin inancını. Allah'ın bundan münezzeh olduğunu anlatmakta. Kendisinin zengin olduğunu çünkü göklerde ve yerdekile-rin kendisinin olduğunu, hizmet edecek yardımında bulunacak, kendisini destekleyecek bir çocuğa ihtiyacı bulunmadığını belirtmekte, dedikleri şeyin mesnedsîz ve delilsiz olduğunu, bunun Allah'a yakıştırma ve yalan olduğunu desteklemekte, kısa olan dünya hayalından sonra dönüşlerinin Allah'a olduğu gerçeğiyle onları uyarmakla ve yalan ve yakıştırmalarına karşılık onlara şiddetli azabını taddıracağmı söylemektedir.
Ayetler, bilindiği gibi aynı şekilde üslle bağlantılıdır. Bu ayetlerde mantıklı ve kesin bir üslubla Allah'ın çocuk edindiği inancının sahteliği anlatılmaktadır.
Ayetlerin anlattığı bu. Yani müşriklerin inancı meleklerin de Ailalrın kızları olduğunu ortaya koymaktadır. "Veled" kelimesi, erkek, kız, tekil ve çoğul için kullanılır.[73]
71- "Onlara Nuh'un haberini oku. Kavmine: "Ey kavmim demişti, eğer benim (sizin aranızda) bulunmam ve size Allah'ın ayetlerini hatırlatmam, size ağır geldiyse, o halde ben Allah'a dayandım, siz de ortaklarınızla beraber[74] toplanıp yapacağınız işi (iyice) kararlaştırırı da (sonra) işiniz başınıza dert'[75] olmasın. Sonra hükmünüzü bana uygulayın[76]' bana hiç mühlet de vermeyin![77]
72- Eğer (benim Öğüdümden) yüz çevirdiyseniz (neden?), ben sizden bir ücret istemedim ki! Benim ücretim, ancak Allah'ın üzerinedir. Bana müslümanlardan olmam emredilmiştir.
73- Yine de O'nu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık, Onları (yeryüzünün) hakimler(i)[78] yaptık ve ayetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Bak İşte uyarılfıp da yola gelmeyenlerin sonu nice olşeyi bana ulaştırın veya benim üzerime hüküm verin...
Nuh (a) kıssasının yorumu; Bu ayetler, kendilerinden öncekilerin durum ve gidişatlarını hatırlatmak ve misal getirmek için Peygamber (s) ile kafirler arasındaki tartışma, delil getirme, aciz bırakma, meydan okuma olayının gerçekleştiği Kur'anî aktarımın hi-kâyesel sıralamasının bir halkasından ibarettir. Bu halka, Nuh'un haberini O'na iman edenlerin kurtuluşunu ve kafirlerin helakini Peygamber (s)'in kavmine hatırlatmasını emretmektedir. Ayetler, herhangi bir şeye ihtiyaç duymayacak kadar açık ve nettir. Bunlar, Peygamber (s) ve mü'minlere teselli ve müjde, kafirlere uyarı içermektedir.
Sıralamanın ortaya koyduğu başlangıç, Kur'an kıssalarının hedefine ve bunların tekrar edilişinin hikmetine dair defalarca söylediğimizi destekler mahiyettedir. Dolayısıyla kıssalar ibret ve öğüt, misal getirme ve yeniden anlatma ise o durumları yenilemek içindir.
Nuh (a) hikayesi burada kısa aktarılmıştır. Bu hikaye Kur'an'ın hikmeti gereği birçok sûrelerde kısaca aktarıldığı gibi yine birçok sûrelerde de genişçe aktarılmıştır.[79]
74- "Sonra onun ardından birçok Peygamberleri kavimlerine gönderdik; Onlara Allah'ın ayetlerini getirdiler. (Bu kavimler) önce yalanlamış oldukları şeye bir türlü İnanmıyorlardı. İşte haddi aşanların kalblerİni böyle mühürle-
riz.[80]
Bu ayette. Nuh (as)'dan sonraki kavimlere Allah'ın Rasuller göndermesine ve kendilerinden öncekiler Rasulferini nasıl yalanlayıp imansız oldularsa bunların da Rasullerini valanlayıp imansız olduklarına kısa bîr işaret vardır.
Ayetin son tarafı, haddi aşanların, önceden ve sonradan fesat çıkarmaları ve yan çizmelerinin onları küfür ve yalanlamaya götürdüğünü, bu yüzden Allah'ın onların gönüllerini miihürlediğini belirtmektedir. Bu ayetin ibaresi, bu sûrede geçen "Böylece Rabbi-nin. yoklan çıkanlar için söylediği: Onlar inanmazlar" sözü, gerçekleşmiş oldu." ayetinin ibaresiyle aynıdır. Biz bunu burada yeniden ifade etmeye gerek duymuyoruz.[81]
75- "Sonra onların ardından Musa ve Harun'u ayetlerimizle birlikte Firavun'a ve adamlarına gönderdik; böbürlendiler ve suç işleyen bir topluluk oldular.
76- Onlara katımızdan gerçek (mucize) gelince: "Bu apaçık bir büyüdür." dediler,
77- Musa: Size gelen gerçek için (böyle) mî diyorsunuz? Büyü müdür bu? Halbuki büyücüler, iflah olmazlar!" dedi.
78- Dediler ki: Sen bizi, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden çeviresin de yeryüzünde büyüklük yalnız ikinize kalsın diye mi bize geldin? Biz size inanacak değiliz!"
79- Firavun: Bana bütün bilgili büyücüleri getirin!" dedi.
80- Büyücüler gelince Musa onlara: "Atacağınızı atın (hünerinizi gösterin)." dedi.
81- Onlar (iplerini ve deyneklerini) atınca Musa: Sizin getirdiğiniz şey, büyüdür, dedi. Allah onu mutlaka boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozguncuların işini düzeltmez!"
82- Ve suçlular istemese de Alİah, sözleriyle gerçeği ortaya çıkaracaktır."
83- Firavun'un ve adamlarının, kendilerine kötülük yapmasından'[82] korktukları için kavminin içinde Musa'ya yalnız (genç) birtakımdan başkası inanmadı. Çünkü Firavun, yeryüzünde çok ululanan ve çok aşırı gidenlerden idi[83].
84- Musa dedi ki: "Ey kavmim, eğer Allah'a inandıysanız, gerçekten (O'na) teslim olan insanlar iseniz O'na dayanın."
85- Dediler ki: "Allah'a dayandık, Rabbimiz, bizi zalimlere tecrübe (konusu) yapma (Onları bize musallat etmek sû-retiyle deneme).
86- Rahmetinle bizi o inkarcı toplumdan kurtar."
87- Musa'ya ve kardeşine: "Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın'[84] ve evlerinizi karşı karşıya kurun, namaz kılın ve mü'minlerİ müjdele(yin)." diye vahyettik.
88- Musa: Rabbimiz, dedi, Sen Firavun'a ve adamlarına dünya hayatında süitler) ve nice mallar verdin. Rabbimiz, (insanları) Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz onların mallarını yok et, kalblerini sık ki, acı azabı görünceye kadar inanmasınlar!"
89- (Allah): "Duanız kabul olundu, dedi, doğru olun, bilmezlerin yoluna uymayın."
90- İsrail oğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de zulmetmek ve saldırmak'[85] için onların arkalarına düştü. Nihayet boğulma kendisini yakalayınca (Firavun): "Gerçekten İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım!" dedi.
91- Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş, bozgunculardan olmuştun?" (denildi).
92- Bugün senin {canından ayırdığımız) bedenini, (denizin
dibinden) kurtarıp (sahilde) bir tepeye atacağız ki senden sonra gelenlere ibret olsun. Ama insanlardan çoğu bizim ayetlerimizden gafildir."
93- Andolsun biz, İsrailoğullarını İyi bir yere yerleştirdik[86] ve onlara güzel nzıklar verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, Kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şey hakkında aralarında hüküm verecektir.
Bu ayetler kıssalar silsilesinin ikinci halkasını oluşturmaktadır. Bu ayetlerde, Musa ile Harun (a)'ın Firavun ve kavmine gönderiliş hikâyesi ve bunun neticeleri vardır. Ayetlerin anlamlan başka bir şeye ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Bu hikâye, tefsiri yapılan diğer sûrelerde bazen geniş bazen özet bir şekilde anlatılmaktadır. Bu ayetlerde ise Kur'an'ın hikmeti gereği ne geniş ne de özet, tam orta bir şekilde anlatılmıştır.[87][88]
Musa Peygamber'in Firavun'la Mücadelesi
İlk olarak burada, boğulma esnasında Firavun İsrailoğulları ilahına teslim olduğunu, Allah'ın, ölümünden sonra insanlara ibret olsun diye cesedini ortaya çıkarmayı vadetti-ği anlatılmaktadır. Bu olay? Firavun'la Musa arasında geçen yolculukta ortaya konmamıştır. Bu durum önceki münasebetlerde zikrettiğimiz üzere bize kadar ulaşmayan ya-hudi sahifelerinde anlatıldığına mani değildir. Kanaatimize göre Araplar bu olayı yahu-dilcr kanalıyla biliyorlardı. Bu yüzden kıssadaki bilgi, Önceki açıkladığımızdan daha ziyade bu bilgi kanalıyla gerçekleşmektedir. Müfessirler, bu ayetler bağlamında burada rastlamadığımız birçok açıklamaları, geçmiş ravilere ait olan görüş ve rivayetler aktarmıhlardır. Çünkü kıssa Kur'an'daki anlatımla hedefine ulaşmamaktadır. Fakat bu rivayetleri Peygamber (s) çevresinde ve döneminde anlatılan bu kıssanın doğruluğuna işaret etmektedir.
Bu yeni anlatımda, içice ibretler vardır; Burada, boğulma esnasında Firavun'un müs-lümanliğını ilan etmesi, buna karşın saltanatı döneminde isyancı ve bozguncu olmuşken hayattan ümidini kestiği bir demde iman ettiği için imanının kabul edilmemesi anlatılmakladır.
Yine burada Musa'nın, Firavun ve ekibine; şayet sen onlara mal ve ziynet verirsen bu onların inad, küfür ve sapıklıklarını artırır, diyerek beddua ettiği anlatılmaktadır. Bunda kafirlerin mal ve güçlerine güvenmemeleri ibreti ve uyarısı vardır. Çünkü öyle yaptıkları takdirde mal ve güç bakımından kendilerinden daha fazla olan Firavun ve ekibinin durumu onların da başına gelecektir.[89]
"Kendilerine İlim Gelinceye Kadar İhtilafa Düşmediler"
Bir kısım müfessirier, son ayetle zikredilen ihtilafın İsrailoğuİlannın Peygambcr'e (s) karşı yaptıkları ihtilaf olduğu ve ilimden de K.ır'an'ın kasdedildiğini İbni Abbas'tan rivayet etmişlerdir. Müfcssirlerin geneli ise bu ihtilafın kendi aralarında çıkan ihtilaf olduğunu rivayet etmiş ve bu görüşü tercih etmişlerdir. Bu ayetin içeriğinin ilham ettiği Mekki ve Medeni olmak üzere birçok ayetlerin örneğin; "Bu Kıır'an, İsraİloğuHarına, kendilerinin ayrılığa düşdükleri şeylerin birçoğunu anlatıyor" (Nemi. 76) ayetinin desteklediği tercihe şayan görüş budur.
Bu ayette bilindiği üzere. İsrailoğuİlannın özellikle de alimlerinin eleştirisi yapılmaktadır. Aslında ilim ayrılık değil, uyum için bir sebep teşkil etmelidir. Çünkü ilim, zan ve tahmin üzere olan ayrılığın düşmanıdır. İlimden sonra ayrılık ise hakkın içeriğine aykırılıktır. Bu aykırılık Peygamberlerin Allah'tan getirdiği ilke ve esaslara karşın tezat teşkil eden izah ve yorumla alevlenmiş olur. Çünkü bu ilkeler öz olma yönüyle tartışma ve münakaşayı yüklenemez.
Araplar Peygamber (s) döneminde yahudilerle bitişik yaşıyor ve onların tartışma ve münakaşasını kabulleniyorlardı. Bunun için bu onlar arasında şaşkınlık ve özenti yaratıyor, onları Peygamber (s) ile aralarında vuku bulan tartışma ve münakaşa bağlamında cedelleşmcye götürüyordu. Ne zaman ki Kur'an yahudilerin de mensub olduğu ehl-i kitaba Muhammedi risaletin ve Kıtr'anî vahyin doğruluğunu delil getirdi, işle o zaman bu ve benzeri ayetlerle hakkın ortaya konulmasında işin hakikatini açıklamak zorunlu oldu.[90]
94- Eğer sen, sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun, sana Rabbinden hak geldi, sakın kuşkulananlardan olma![91]
95- Ve sakın Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan olma, yoksa ziyana uğrayanlardan olursun.
96- Üzerlerine Rabbinin kelimesi hak olanlar İnanmazlar.
97- Onlara bütün ayetler gelmiş olsa bile, acı azabı görünceye kadar (inanmazlar).
Ayetlerde. Peygamber (s)'in kendisine indirilen vahyin doğruluğundan, bu vahyin ilkeler ve kurallar içerdiğinden ve bunu desteklemek için kendisinden önce indirilen semavî kitapları okuyanların sorguya çekileceklerinden şüphelendiğine dair peygarnbf (s)"e yöneltilen bir hitab. Rabbinden gelenin hak olduğuna dair pekiştirme, şüphe ve gösterişten sakındırma. Allah'ın ayetlerinin doğruluğundan şüphelenen yalancıların s( nünün hüsran olacağını belirline, her ne kadar, kan yakıcı azabı görünce işaretleri gor ayetlere kulak verseler de o zaman tasdiklerinin işe yaramayacağı ve doğrulayanı»? cakları Allah'ın emrinin başlarına geleceğine dair Rabbani bir açıklama bulunmaktadır.
Kendisine dayandığımız mushaf iîk üç ayetin Medenî ayetler olduğunu rivayet mektedir. Ama bu ayetlerin önceki ayetleri takib ettiği, siyak ve sibakiyla bir UY içinde olduğu, özellikle de dördüncü ayetin bunlarla bağlantılı bulunduğu, hatla bun a tamamladığı göze çarpmaktadır.
Bütün bunlar bu rivayetin doğruluğunda şüphe ortaya koymaktadır. Birinci ^ üslubu, önceki semavi kitaplara vakıf olduklarına. Kur'an'dakilerin doğruluğunu ve semavi kitaplarla Kur'an'dakilerin bir olduğuna kesin olarak tanık olacaklarına olumlu bir bilgilendirme içermekte, dinleyenlere garantili bir yakin ve sağlamlıK tel etmektedir. Son iki ayetin üslubu ise Allah'ın kafirleri küfürleri üzere tescil etliği'"1'
bu kimselerin bu kerteden sonra iman etme arzusunda olduklarını belirlmemekte ancak kafirlerin inkar ve inadlann şiddetini tasvir etmektedir. Bu mânâlar bu üslup gibi tekrar edilmiştir. Biz buna benzer münasip örneklerde yeterince yorum yaptık. Bu münasebete en yakın örnek ise tekrara ihtiyaç kalmayacak kadar geniş açıklama yaptığımız bu sûrenin 33. ayeti olan; "Böylece Rahbinin yoldan çıkanlar için söylediği: 'Onlar inanmazlar' sözü, gerçekleşmiş oldu." emridir.
"Eğer., kuşku içindeysen" cümlesi ile "Ve sakın Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan olma" cümlesi üzerine bir yorum:
Hitabın Peygamber (s)'e yöneltildiği iik iki ayet, hitapla kasdedilen şeyi ortaya koymakta, Rabbindcn Peygamber'c gelen ve Kur'an'dan kendisine indirilen vahiy hususunda içinde kuşku bulundurma ihtimalini belirtmektedir.
Bundan ötürü bu iki ayet, müfessir arasında Peygamber (s)'in nefsinde kuşku ve gösteriş bulunmadığına dair belirttikleri[92] yorum ve te'vil konusu olmuştur. Müfessirler her iki ayetteki bizatihi kasdedilen kuşkunun Peygamber (s)'de bulunmayacağını söylemişlerdir. Onlara göre bu hitaptan kasdedilen ya bütün insanlar veya müslümanlar ya da sadece Peygamber (s) olup onu teselli ve yakinini artırmadır. Aynı şekilde bu uslub Kur'an'ın aşina olunmuş bir üslubudur. Bu hususta birçok misaller geçmiştir. Kasas süresindeki şu ayetler ise buna bir örnektir;
'Sen, kitabın sana (yukarıdan) bırakılacağını da ummazdın. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak (bu kitap senin kalbine düşürüldü). O halde kafirlere arka olma.
Ve Allah'ın ayetleri sana indirildikten sonra sakın seni onlardan alıkoymasınlar. Rabbine davet et, ortak koşanlardan olma.
Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarma. Ondan başka tanrı yoktur. O'nun yüzü (zâtı)ndan başka her şey helak olacaktır. Hüküm O'nundur ve ona döndürüleceksiniz." (Kasas, 86-88).
Gerçekte öyle olmadığı halde burada söz Peygamber(s) yöneltilmiştir. Çünkü Peygamber (s)'e işaret eden ve onu yönlendiren ayetlerin bulunmasından ötürü, Allah'ın seçimine layık olan peygamberin, yüce ahlâkını, nefsî olgunluğunu, büyük amacını içeren lam kapasite, kendini Allah'a adamış İslam ve gönlünü doldurmuş iman ile böylesi durumun uyum içinde olması mümkün değildir.[93]
98- "Keşke[94] (azabı gördükten sonra) inanıp da, inanması kendisine fayda veren bir memleket olsaydı (azabı gördükten sonra İnanmak bir memlekete yarar sağlamamıştır). Yalnız[95] Yunus'un kavmi, (azab henüz inmeden önce inanınca; dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık."
Bu ayette Allah'ın inkarları sebebiyle helak ettiği önceki milletleri yahut kasabaları eleştiri bulunmaktadır. Şayet bu milletler veya kasabalar inanmış olsalardı imanları kendilerine fayda verir, onları Allah'ın azabından kurtarırdı. Ayrıca bu ayette işin başında iman etmeyen Yunus kavmini anımsatma bulunmaktadır. Allah onları azabıyla tehdit etmiş hatta bu azabın belirtisini de onlara göstermiş, bu yüzden onlar korkup iman etmişler. Allah da neredeyse kendilerine hak olan azabı onlardan kaldırmış ve onları belli bir süreye kadar iyi bir yaşamla nimetlendirmiştir.
Bilindiği üzere bu ayet yukarıdaki ayetleri takiben gelmiştir. Burada yergi ve övgü birlikte zikredilmektedir. Ayrıca burada muhataplar önceki kasabaların başına gelenlerle uyarılmakta. Yunus kavminin yaptığı gibi fırsatı kaçırmadan önce durumlarını düzeltmeleri teşvik edilmektedir. Çünkü Yunus kavmi Allah'ın helakinden ve azabından böyle kurtulmuştur.
Ayetin özü. Kalem sûresinde de açıklayıp işaret ettiğimiz gibi Yunus kavminin durumunun muhataplara gizli olmadığını fısıldamaktadır.[96]
99- Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerİn hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları mü'min olmaları için zorlayacaksın?
100- Allah'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz ve (Allah) pisliği[97] (azabı ve rezilliği) akıllarını kullanmayanlara verir.
101-"Göklerde ve yerde olanlara bakın!" de, ama (gokier-de ve yerde bulunan) o ayetler ve uyarmalar İnanmayacak bir kavme yarar sağlamaz.
102- Onlar sadece kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen günler gibi (acı günler) bekliyorlar öyle mi? De ki: "O halde bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!"
103- Sonunda elçilerimizi ve İnananları kurtarırız. Böylece üzerimize düşen bir borç[98] olarak mü'minleri kurtarırız[99]"
Bu ayetlerde, şayet Allah dilemiş olsaydı yeryüzündekilerİn hepsinin iman edeceğine dair Rabbani bir anlatım, bununla birlikte Peygamber (s)'in bütün insanların imana girmelerini istemelerinden dolayı ona yöneltilen bir soru, Allah'ın izni ve ayarlaması olmadan hiç kimsenin iman edemeyeceğine ve aklctmeyenferİn Allah'ın azabına aşağılamasına çarptırılacaklarına dair Rabbani bir sunuş, insanların dikkatini göklerdeki ve yeryüzündeki Allah'ın ayetlerine çekmek için Peygamber (s)7e emir, iman etmeyenlerin
Allah'ın ayetlerinden ve uyarılarından faydalanamayacağına dair bir söylem, inkâr edenlerin kendilerinden öncekilerin başına gelen Allah'ın azabını beklemelerine dair bir soruşturma, Allah'ın emrini birlikte beklemelerine dair kafirlere verilen süre ve ilanı onlara belirtmek için Peygamber (s)'e bir emir, Allah'ın azabı kafirlere vuku bulup uyarısı gerçekleştiği zaman Peygamberleri iman edenlerle birlikte Allah'ın kurtaracağına, bunun Allah'a borç olduğuna bir işaret bulunmaktadır.[100]
Hayat İmtihandır
İlk anda ilk iki ayete bakıldığında. Allah'ın insanlardan kimilerini iman. kimilerini küfür üzere vazifelendirdiğini belirttiği, bu yüzden onlardan Allah'a iman edenlerin i-man edip küfredenlerin küfrettiği sanılmaktadır. Ancak bu iki ayetin ve bunları takip e-den diğer ayetlerin özü ve içeriği, bunun böyle olmadığını, tam tersi olduğunu ortaya koymaktadır. Peygamber (s)'in, kavminin iman etmesini çok istemesi, Peygamber'in onlara karşı şefkatli olduğundan ve çok üzülmesi de onların yalancı ve inkarcı duruma düştüklerinden kaynaklanmaktadır. Bu iki ayetin, sûrenin ayetlerinin içerdiği tartışma ve münakaşa seansları şeklinde gelmesi Peygamber'in kalbine huzuru yerleştirmek ve teselli etmek içindir. Şayet Allah dilemiş olsaydı yeryüzünde bulunan herkese imanı takdir eder. Onlardan hiç kimse bundan sapamazdi. Fakat Allah'ın hikmeti gereği, insanların iman etmeleri kendi tercihlerine bırakılmıştır. Bu yüzden Peygamber'in üzüntü ve aşın isteğinin, Allah'ın insanlardan istemediği zorlatma noktasında olması gereksizdir. Allah Peygamber'inden sadece risaleti eda etmeyi İstemiştir. Dolayısıyla insanlardan iyi kabiliyetli, tam akıllı, güzel niyetli olanlar buradaki gerçeği ve iyiliği algılayan ve iman edenlerdir. Ama bunu anlamayan ve akletmeyenlere gelince rezalet ve alçaklık onlar içindir.
Kur'an'ın bu tür hatırlatmalarına bir göz atıldığında birçok münasebetlerde geçtiği üzere. Peygamber (s)'in aşın istek ve üzüntüsüne işaret edildiği göze çarpmaktadır.
Belirttiğimiz şeye ilaveten bu iki ayet Peygamber (s)'in risaletinin özelliğini belirtmektedir. Bu da insanların davetinden, irşadından, müjdelenmesinden, uyarılmasından ve sonra da herhangi bir zorlatma, dayatma, şiddet kullanmaksızın kendi akıllarına ve gönüllerine bırakılmalarından ibarettir.[101]
104- De ki: Ey insanlar, benim dinimden kuşkuda iseniz, (iyi bilin ki) ben sizin Allah'tan başka taptıklarınıza tapmam; Fakat sizi öldürecek olan Allah'a taparım. Bana mü'minlerden olmam emredilmiştir.
105- Ve; "Yüzünü hanif (Allah'ı birleyİcİ) olarak dine çevir; sakın (Allah'a) ortak koşanlardan olma!"
106- Allah'tan başka; sana ne fayda, ne de zarar veremeyecek olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan, o takdirde sen muhakkak zalimlerden olursun.
107- Eğer Allah sana bir zarar dokundursa onu, yine O'n-dan başka kaldıracak yoktur ve eğer sana bir hayır dilese, O'nun keremini de geri çevirecek yoktur. (O), hayrını, kullarından dilediğine verir. O, bağışlayan, esirgeyendir.
108- De ki: "Ey insanlar, İşte size Rabbinizden gerçek geldi. Artık yola gelen, kendisi için gelir; sapan da kendi zararına sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim!"
109- Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyİsidir.
Ayetlerin anlamlan, herhangi bir tefsire ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Sûre, güçlü bir kapanışla, aynı şekilde bölüm bölüm ayetlerin içerdiği etkili bir münakaşa ve tartışma bölümünü sunuşla, önceki ayetleri takip edip aynı hedefe atışla noktalanmakta, Peygamber (s):in görevini açıklamakta, bir yönden Peygamber (s)'i teselli ederken öte yandan açık ve etkili bir üsfubla O'nun risaletinin özelliğini belirtmektedir.
108. ayette, yukanki ayetlerde geçen; "Şayet Rabbin düeseydi yeryüzündekilevin hepsi topyekün iman ederdi" cümlesinin yorumu için güçlü bir destek vardır. Allah Ra-sulü vasıtasıyla hakkı insanlara sunmuş, sonra da onların seçimlerine bırakmıştır. Çünkü kim doğru yola gelirse ancak kendisi için gelir, kim de sapıtırsa kendi aleyhinedir.
Bu ayetlerde, şirk koştuğu takdirde zalim olacağına dair Peygamber (s)'e yöneltilmiş bir uyan ve yasaklama vardır. Önceki ayetlerde de buna benzer bir tablo ortaya konmuştur. Biz orada Peygamber (s)'in şirke düşme ihtimalini ortadan kaldıran bir açıklama yaptık. Bunun için orada söyleneni burada tekrar etmeye gerek duymuyoruz.[102]
"Hanif Kelimesi
'Hanif kelimesinin ilk kez burada kullanılması münasebetiyle diyoruz ki; bu kelime, Kur'an'da. özellikle de İbrahim dininin vasfı bağlamında, çok tekrar edilmiş, burada olduğu gibi İbrahim'in dini zikredilmeden de kullanılmıştır. Müfessirlerin dediğine göre bu kelime, meyletmek ve yan çizmek" anlamına gelen 'Ha-ne-fe' fıilindendir. Bunun Kur'an terminolojisindeki anlamı ise şirkten tevhide dönmektir. Yine müfessirlerin dediğine göre bu kelime; "meyletmek ve yan çizmek" anlamına geldiği gibi "dosdoğru olmak" anlamına gelmektedir ve karşıt ifade eden bir kelimedir.[103] Dilbilim kitaplarında "tahnifu" kelimesinin türetimi ibadet etmek ve sakınmak anlamına gelen "tahnisu" kelimesinin eşanlamlısıdır. Arapça kitaplarda geçtiğine göre "Hanifiyye'" kelimesi İbrahim (a) dininin vasfıdır.[104]
Bir kısım oryantalistler, kelimenin kökeni, delaleti ve anlamı hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Onlardan kimileri Peygamber (s) döneminde hanif kelimesinden dini bir ekol kasdedildiğini çünkü o dönemde 'Hunefa' adında bir grup veya fırkanın olduğunu söylerken kimileri bu kelimenin arap asıllı bir kelime olmayıp, acemce olduğunu, kimileri de yalancı peygamber Müseyleme'nin uydurduğu ve din olarak ona davet ettiği "benî hanife" den türetildiğini söylemişler. Hatta kimileri de Peygamber (s)'in zihninde bunun anlamının tam olarak netleşmediği zehabına kapılmışlardır.
Biz burada ve özellikle İbrahim kelimesi geçmeyen, örneğin açıklamasını yaptığımız bu ayet ve Hacc sûresi; "Allah'a ortak koşmadan, halis olarak Allah'ı birleyenler (hunefa) olun. Kim Allah'a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgar onu, uzak bir yere sürüklüyor gibidir." 31. ayette zikredilen bütün ayetlerin içerik ve ruhunu gözonünde bulundurduğumuzda bu ayetlerde geçen hanif kelimesi, şirk koşmaksızın Allah'a ve tevhide yönelmek anlamına gelmektedir.
Hanif kelimesi. Peygamber (s)'in zihninde açık ve net değildi, görüşü çok saçma ve tutarsız bir görüştür. Çünkü bu hususta zikredilen Kuran ayetlerindeki kelimenin açıkça ifadesi bunun aksini ortaya koymaktadır.
Bu kelimenin arap asıllı olmayıp, acemce olduğu görüşü, hele de arapların ahnef? hunefa gibi bundan türetilen anlamları kullandıklarını da düşündüğümüzde çok ilginç bir görüştür.
Bunun 'Beni Hanife'den lüretildiği görüşüne gelince, bu tutarsız ve saçma bir şeydir. Çünkü bu kelime, Hanif oğullarından yalancı Peygamber Müseylcme çıkmadan önce Kur'an'da kullanılmıştır.
Böylece bu hanif kelimesinin. İbrahim dininin vasfı, tevhid ve doğruluk veya şirk ve bâtıl dinden (hakka) dönmek, kulluk ve sakınma ifadesi anlamında kullanılması özel dinî vasıf ve anlamda Kur'an inmeden önce kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu kelimenin cahili, şirk ve putperest dinden soyutlanıp Allah'a yönelme, İbrahim'in dosdoğru (hanif) dini üzerine O'na ibadet etme veya rivayetlerin aktardığına göre birleyici olma anlamında kullanıldığını gözardı edemeyiz. Biz bu hususu "Asru'n-Nebî (s) ve bîetuhû kable'i-bi'se" (Rasul dönemi ve İslam öncesi durum) adlı kitabımızda [105]uzun uzadiya e!c aldık.[106]
[1] Bkz: Tefsirul Kasimi, el-Mevsum bi-Mehasini't-TeVil, c:9.
[2] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/389.
[3] Hakim Ihkam mastarından türetilmiş olup 'Hikmet' de bu
maşlardandır. Bunun için Allah'ın kitabında 'el-Hakim' tabiri 'Muhkem' anlamında olması muhtemel olduğu gibi "Hikmeti içeren, Hikmet dolu" anlamına da gelebilir. Ayrıca her iki anlamda da kullanılabilir. O zaman mânâ şöyle olur; "İşte bunlar üslubu muhkem, içeriği hikmet dolu olan kitabın ayetleridir".
[4] Kadem-i sıdkuı Doğruluk makamı; üstünlük, sabit ve yüksek olan makam anlamına gelmektedir.
[5] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/390-391.
[6] İhtilafı'l-leyli ve'n-nehâri Gece ile gündüzün ihtilaf edişinde., tabiri: Birbirlerini takip edişinde anlamındadır.
[7] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/392-393.
[8] La yercime likâenâ Bize kavuşmayı beklemeyenler., ibaresi; Yeniden dirilmeye ve ahirette hesab görmeye inanmayanlar mânâsın-dadır.
[9] De'vâ Burada dua anlamındadır.
[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/394.
[11] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/395-396.
[12] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/396-397.
[13] edrâküm hih Allah da onu size bildirmezdi; Allah, onu si/.e ulaştırmam ve bildirmem için bana indirmezdi..
[14] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/398-399.
[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/400.
[16] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/400-401.
[17] Bu ve Bakara süresindeki 213. ayetin tefsiri için İbni Kesir. Taberi, Beğavi'ye bakınız.
[18] Bu iki ayetin tefsiri için Reşit Rıza'nın Menaradlı eserine bakınız.
[19] . İbn Kesir ve Rum Sûresi'nin 30 ayeti için diğer tefsirlere bakınız.
[20] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/401-403.
[21] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/403-404.
[22] Mekr Tuzak. I. Allah'ın ayetlerini inkar. 2. Allah'ın kafirlerden çabueak intikam (Öç) alması anlamına çelmektedir.
[23] Zanfıe chhtha kadirime aleyha Onun (yeryüzünün) sahipleri de ona kadir olduklarını sandıkları; yeryüzü halkının oraya malik olduklarına, oradan faydalandıklarına inandıkları... anlamındadır.
[24] Keen lem tağne bilemsi Sanki dün (öyle süslü)değilmiş gibi; sanki dün hiç yokmuş gibi... anlamındadır. Bu cümle yerle bir oluşu ifade etmektedir.
[25] H asıdan Kökünden koparılarak biçilmiş; yerle bir olmuş, kökünden kazılmış, mahvolmuş mânâsındadır.
[26] Dâru''s-selam Selam yurduna; Güvenlik ve huzur yurduna anlamındadır. Belki bununla kurtuluş yolu kasdedilmİştir. Tefsir alimleri bunun cennetten kinaye olduğunu söylemişlerdir.
[27] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/406-407.
[28] Ateşin dumanı ve isi demektir.
[29] Yt'İrlıeku Bulaşır, örter, kaplar, elem verir, eza ve sıkıntı erişir demektir. (İrhak) insanın gücünü aşan şeyi yüklenmesidir. Kehf sûresinde bu mânâda şöyle bir ayet vardır; "İşimde bana güçlük çıkarma" (Kehf, 73)
[30] Âsimin Engel, sığınak, azabı hak edenleri ondan koruyan anlamına gelmektedir.
[31] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/408.
[32] Zeyyelnâ Ayırdık, perde çektik, demektir.
[33] Teblû Bilecek, haber alacak, ladacak... demektir.
[34] Dalle anhiim Onlardan kaybolacak, gözükmeyecek demektir.
[35] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/409.
[36] Fe enna Tusrafûn O halde nasıl da döndürülüyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Yanlış düşünceye saplanıyorsunuz anlamına gelmektedir.
[37] Fesekû Dik kafalık ettiler, asi oldular, yan çizdiler., anlamlarına
gelmektedir.
[38] Fe enna Tu'fekun Nasıl da döndürülüyorsunuz?., anlamındadır.
[39] Yehdî Yehtedi; Doğru yola eren, hidayet bulan., anlamındadır.
[40] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/411-412.
[41] Bu En'am süresindeki 95-99. ayetlerin yorumu için Menar, Hazin, Taberi ve İbn Kesir tefsirlerine bakınız. Hazin
ve Taberi gibi bu tefsircilerden bazıları bu ayeti "kâfirden mü'mini, mü'minden kâfiri çıkarır" şeklinde yorumladıklarını hatırlatırız. Gördüğünüz gibi bu yorumda bir zorlatma vardır.
[42] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/412.
[43] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/413-414.
[44] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/414-415.
[45] Bkz. Menar, İbn Kesir, Hazan ve Beğavi tefsirleri.
[46] Bkz. Kasimi, Taberi, Zamahşeri tefsirleri.
[47] Begavi ve ibn Kesir tefsirinden Müddesir sûresi tefsirine bakınız.
[48] ibn Kesir tefsirinden Müddesir sûresi tefsirine bakınız.
[49] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/415-417.
[50] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/417.
[51] La yezlimu Haddi aşmaz, adaletsiz olmaz, zulmetmez.
[52] Enfusehıim yezlimun Hak yoldan sapıyorlar.
[53] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/418.
[54] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/418.
[55] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/419.
[56] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/419-420.
[57] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/421.
[58] Ycsienhiûneke Senden haber soruyorlar, senden istiyorlar.
[59] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/422-423.
[60] Bkz. Taberi, Mecmeu'l Beyan ve Beğavi Tefsirlerine.
[61] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/423-424.
[62] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/424-425.
[63] Tufulûne fîhi): İçine daldığınız, kendinizi kaptırdığınız, hak
kında sözü çoğalttığınız...
[64] Ya'zibu Kaybolur, zayi olur, gider.
[65] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/425-426.
[66] Bkz. İbn Kesir.
[67] İbn Kesir Tefsiri.
[68] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/426-427.
[69] d-lzzcfiiy Burada kuvvet, azamet, geniş mülk anlamındadır.
[70] Yahntsfme Kesinlik ifade etmeyen bir tahminde bulunuyorlar ve zannediyorlar.
[71] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/428.
[72] 0n indekum min sultanin bi hazâ Bu hususta yanınızda ne bir hüccetiniz ne de bir deliliniz vardır.
[73] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/429-430.
[74] Ecmiu emreküm ve şürekâekum Ortaklarınızla birlikte işlerinizi biraraya getirin, bu iş için ortaklarınızla biraraya gelin, bu hususta sözlerinizi birleştirin.
[75] Ğummeten Dert, kapalı, mübhem, örtülü.
[76] ökdû iieyye Hükmünüzü bana uygulayın, kararlaştırdığınız
[77] ve lâ tunzirûn Bana hiç mühlet de vermeyin, beklemeyin.
[78] Halâife Onlar helak olduktan sonra bunları yeryüzünde halifeler (yaptık).
[79] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/431.
[80] Netken mühürleri7,, kapatırız anlamındadır. Kalplerin mühürlenmesi ve damgalanması, sahihlerinin muhatap olduğu anlayışdan engellenmesi anlamında olan mecazî bir ifadedir.
[81] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/432.
[82] yefiinehum Kendilerine kötülük yapmasından, onlara azab etmesinden, onları güç kullanarak imandan çevirmesinden...
[83] Uninel miisrifiyn Çok aşırı gidenlerden, taşkınlıkta haddi aşanlardan idi.
[84] Tehevveâ Evler hazırlayın, düzenleyin, seçin.
[85] Adven Saldırmak, haddi aşmak, düşmanlık etmek.
[86] Bevve'nâ Yerleştirdik, değiştirdik, hazırladık.
[87] Bkz. Taberi, İbni Kesir, Hazin, Tabersi ve diğer tefsirler.
Bkz. Taberi, İbni Kesir, Hazin, Tabersi ve diğer tefsirler.
[88] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/
[89] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/435-436.
[90] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/436.
[91] Mine! miimienyn Tartışan şüphecilerden (olma) anlamındadır.
[92] Bkz. Begavi, Hâzin, Zemahşeri, Menar, Kasimi Tefsirlerine
[93] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/437-438.
[94] Felevlâ Teşvik veya bir görüşe göre eleştiri anlamına gelen
(Hella) anlamındadır.
[95] illa Burada fakat anlamında kullanılmıştır.
[96] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/439.
[97] Er-ricse Bu kelime burada rezalet, aşağılık veya azab anlamındadır.
[98] Hakkan Irab yönünden mefulü mutlak olduğu için mensub olarak gelmiştir. Başındaki aynı kökten gelen fiil hafzolmuştur. Anlamı; üzerimize hak olarak... demektir.
[99] Nımci Fiilin sonundaki 'saye' düşerek hafifletilmiş tir. Anlamı; kurtarırız demektir.
Nımci Fiilin sonundaki 'saye' düşerek hafifletilmiş tir. Anlamı; kurtarırız demektir.
[100] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/440-441.
[101] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/441.
[102] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/442-443.
[103] Bkz. Taberi, Zemahşeri, Menar tefsirinden Bakara 135. ayetin tefsiri.
[104] Bkz. Hanefe maddesi için Zemaşheri'nin Esasu'i-Belaga'sına ve Üsanü'l-Arab.
[105] Bkz,sh:419-434
[106] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/443-444.
İslami Okul Okulların En Önemlisi