Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yûsuf Suresi - Kuran - 012Yusuf - 19. Sayfa

YÛSUF SURESİ 2

Yusuf  Suresine Genel Bir Bakış. 2

Açıklama: 2

Çocukluk Döneminde Babasının Yanındayken Rüya Gören Yusuf 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 3

Yusuf Ve Kardeşleri 3

Bazı Kelimeler: 4

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 4

Açıklama: 4

Yusuf, Kervanla Beraber. 6

Açıklama: 6

Yusuf Mısır'da. 6

Bazı Kelimeler: 6

Açıklama: 6

Yusuf, Azizin Karısıyla. 7

Bazı Kelimeler: 7

Açıklama: 7

Haberin Şehirde Yayılması 9

Bazı Kelimeler: 9

Açıklama: 9

Yusuf Zindanda. 10

Bazı Kelimeler: 10

Açıklama: 10

Yusuf'un İki Zindan Arkadaşının Rüyalarını Yorumlaması 11

Bazı Kelimeler: 11

Açıklama: 11

Yusuf'un   Mısır   Kralının   Rüyasını  Yorumlaması 12

Bazı Kelimeler: 12

Açıklama: 12

Kralın Yusuf'u Çağırtması Ve Yusuf'un Hikmeti 13

Bazı Kelimeler: 13

Açıklama: 13

Züleyha'nın İtirafları 14

Açıklama: 14

Yusuf, Mısır'da Yönetimi Ele Alıyor. 14

Bazı Kelimeler: 14

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 14

Açıklama: 15

Yusuf Ve Kardeşlerinin Karşılaşması 15

Bazı Kelimeler: 16

Açıklama: 16

Yakub'un, Mısır'a Gidecek Olan Oğullarına Tavsiyesi 17

Açıklama: 17

Yusuf Ve Bünyamin'in Karşılaşması 18

Bazı Kelimeler: 18

Açıklama: 18

Yusuf'un Kardeşleriyle Karşılıklı Konuşması 19

Bazı Kelimeler: 19

Açıklama: 20

Kardeşlerinin Yusuf'u Tanımaları 21

Bazı Kelimeler: 21

Açıklama: 21

Yakub'a Müjdeci Gelmesi 22

Bazı Kelimeler: 22

Açıklama: 23

Yusuf'un Önceki Rüyasını Tevil Edişi 23

Bazı Kelimeler: 23

Açıklama: 23

Yusuf'un Kıssası Ve Bunun Gösterdiği Hedefler. 24

Bazı Kelimeler: 24

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 24

Açıklama: 25


YÛSUF SURESİ

 

Mekkidir, yüz on bir ayettir. Kendinden önceki Hûd süresiyle uyum için­dedir. Çünkü ikisi de Peygamberlerin kıssalarından sözetmektedir. Bu "sure Yusuf (A.S.)'ın kıssasını çok İnce bir İfade tarzı, son derece parlak bir tavsif ve en güzel bir düzen içerisinde anlatmaktadır. Anlatırken de, büyük dava­sında ResuluUah (s.a.v.)'ı, teyid edici unsurları ortaya sermektedir. Çünkü Resulullah (s.a.v.), bu surenin nüzulünden önce Hz. Yusuf hakkında hiçbir bil­giye sahip değildi. Yine bu kıssa anlatılırken bakışlarımız evrene ve evrende­ki ayetlerle ibret verici şeylere; çocuk sevgisi, kardeşler arasındaki kıskançlık, hile, hased ve birbirlerine karşı tuzak kurma gibi insandaki huy ve taibatla-ra; Mısır Azizinin karısına, insanın, ruhundaki dürtülere nasıl cevap verdiğine, arzularına nasıl esir olduğuna, bunun ardından gelen pişmanlığa, o zamanın Mısır toplumunun ne halde bulunduğuna yöneltilmektedir. Bütün bunlar güçlü bir üslûp, edebî bir ifade ve ince tasvirlerle anlatılmaktadır.[1]

 

Yusuf  Suresine Genel Bir Bakış

 

1- Elif, Lam, Râ. Bunlar, gerçeği açıklayan Kitab'ın ayetleridir.

2- Biz onu, anlayasmız diye, arapça bir Kur'an olarak indirdik.

3- "Ey Muhammedi Biz bu Kur'an'ı vahyederek, sana en güzel kıssa­ları anlatıyoruz. Oysa daha önce sen bunlardan habersizdin.[2]

 

Açıklama:

 

Bu surenin ayetleri, kıssadaki amacı ve anlamı en açık bir dille açıkla­yan zahir ve apaçık kitabın ayetleridir. Kitabın burada apaçık kelimesiyle ni­telenmesinin sırrı da bu olsa gerek. Yunus suresinde tevhid, ölüm sonrası di­riliş,, ceza, Hz. Peygamberin risaletî. Kur'an'ı göstererek müşriklere meydan okuma gibi konulardan sözedildiği için, o surenin  "İş­te bunlar, hikmetli kitabın ayetleridir' cümlesiyle başlatılması uygun görül­müş. Kelamını ne şekilde kullanacağını elbetteki Allah daha iyi bilir.

Ey Arap kavmi! Kendi dilinizle okunmakta olan bu kitabı size indirdik. Bu kitap size her şeyi açıklıyor. Apaçık ve anlaşılır bir arapçayla size her tür­lü İyiliği anlatıyor. Daha önce bilmediğiniz kıssa, haber, din, devlet, siyaset, toplum bilim, hüküm ve hikmetleri size öğretiyor. Bütün bunları size arapça anlatıyor ki, bu gerçekleri öğrenesiniz. Müslüman bir ferd, müslüman bir ai­le, temiz ve müslüman bir toplum meydana getirmeyi amaçlayan bu idealler­den haberdar olasınız.

Ey Peygamber! Sana kıssaların en güzelini; ifade, üslûp, kapsamjılık ve her yönden mükemmel olan haberleri anlatıyoruz. Bu amaçla bu konuda sa­na sözlerin ve kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Kur'an'ın bu sûresini vahye­derek bu kıssaları sana aktarıyoruz.

Bu sure, Yusuf (A.S.)'ın kıssasını tam ve ayrıntılı bir biçimde anlatıyor. Bunun yanıs'ıra inancı açıklayıp belirliyor; akidenin fert ve toplum hayatın­daki etkisini açıklıyor. Ey Muhammedi Bu sûrenin nüzulünden önce sen de, geçmiş ümmetlerin hallerinden habersiz kimseler gibiydin.[3]

 

Çocukluk Döneminde Babasının Yanındayken Rüya Gören Yusuf

 

4- Yusuf babasına: "Babacığım! "Rüyam'da on bir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm" demişti.

5- Babası şunları söyledi: "Oğulcuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana tuzak kurarlar; zira şeytan insanın apaçık düşmanıdır".

6- "Rabbin seni böylece rüyandaki gibi seçecek, sana rüyaları yorum­lamayı öğretecek; daha önce,aîaların İbrahim ve îshak'a nimetlerini tamam­ladığı gibi, sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Doğrusu Rabbin bilir, hakimdir!'[4]

 

Bazı Kelimeler:

 

Seni seçer. İctiba; insanın, bir şeyi kendisi için ayırması demektir. Cibâye ise; faydalı şeyi toplamaktır. Yorum. Hz. İb­rahim'in oğlu, îshak peygamberin oğludur. Hz. Yakub'un, dört karısından on iki oğlu olmuştu. Bunlardan ikisi, Yusuf ile Bunyamin idi. Bunlar Yakub (A.S.)'ın-dayısı Laban'm kızı, zevcesi RahiPden doğmuşlardı. Yusuf'un si­ması güzeldi, üzerinde Şeref, keramet, ahlak ve asalet belirtileri görünüyor; nübüvvet ve risalet işaretleri parlıyordu. Bu sebeple babasının yakınında ka­lıyordu. Özellikle başına gelen belaların sebebi olan rüyayı gördükten sonra babası, onu diğer kardeşlerinden üstün görmeye başlamıştı. As'lında bu rüya sonuç itibariyle hem Hz. Yusuf için, hem de Mısır halki için hayır ve bereket sebebi olmuştu.[5]

 

Açıklama:

 

Ey Peygamber! Hani Yusuf, babasına demişti kî: (Bununla, kıssaların en güzeli anlatılmaya başlanıyor. Babacığım, ben rüyada on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Bunların topluca bana teslimiyet ve temenna secde­si ettiklerini gördüm, Ayet-i Kerimesindeki ifadesine dik­katle bakın: "Onların bana secde ettiklerini gördüm". Bu ifade, akıllı ye mükellef kimselerin secdeleri için kullanılır." Bu nedenle babası, bunun karışık hayaller olmayıp gerçek ilham rüyası olduğunu anladı. Yusufun büyük bir adam olacağını, kavmine, hatta ana, babasına ve kardeşlerine ön­cülük edeceğini anladı. Bunu duydukları takdirde kardeşlerinin kendisini ce-kemeyeceklerinden ve dolayısıyla kendisine tuzak kuracaklarından korktu. Bu rüyasını kardeşlerine anlatmaktan Yusuf'u sakındırdı: Kıymetli oğlum! rüyanı kardeşlerine anlatma. Şayet anlatırsan seni kıskanacaklarından, do­layısıyla sana tuzak kurarak Su-i kast planlamalarından korkarım. Buna şaş­mamak gerekir yavrucuğum! Çünkü şeytan insan için apaçık bir düşmandır. Nefs-i emmarenin insana emrettiği kıskançlık, çekememezlik ve bencillik gi­bi kötülükleri birer fırsat olarak değerlendirir; nefsi tarafından bu emirlere muhatab olan kişiye vesvese vererek onu kötülüğe düşürür.

Şeytan, Yusuf'un kardeşlerinin yanında hazırlıklı durmaktaydı. Çünkü kardeşleri Yusuf'a yapacakları kötülüğü onlara süsleyip hoş göstermişti.

'Hz. Yakub dedi : Gördüğün rüyanın işaret etmekte olduğu bu yüce şan ve üstün makamından ötürü Allah seni seçecek, aile efradının üzerinde seni seçkin birisi yapacak, böylece de ihlâslılardan olacaksın. Rüya yorumunu yap­mayı ve doğru olarak tabir etmeyi sana öğretecek. Üzerindeki nimetini nü­büvvet, risaîet, mülk ve siyasetle tamamlayacaktır. Allah, Yakub ailesi üze­rindeki nimetini de senin aracılığınla tamamlayacaktır. Çünkü nübüvvet hal­kası ve risalet zinciri sende olacaktır. Nitekim daha önce babaların İbrahim Ve İshak üzerindeki nimetlerini de tamamlamıştı.

Araplar, dedeye de baba derler. Nitekim Peygamber (s.a.v.) efendimiz bir savaş esnasında dağılmakta olan sahabİlere hitaben: "Ben peygamberim, bunda yalan yok. Ben, Abdülmuttalib'in oğluyum" demişti". Oysa bilindiği gibi, O, Abdülmuttalib'in oğlu değil, torunuydu.

Hz. Yakub'un, Yusuf'un rüyasını: onu kardeşlerinden sakındıracak ve bu müjdeleri kendisine verecek şekilde çok ince bir anlayışla kavramış olduğu­nu söylerken sen de benimle aynı görüşü paylaşmıyor musun, ey okuyucu?

Doğrusu senin Rabbin, yaratıklarının durumlarını bilendir. Peygamber­liği, elçilik yükünü omuzlamaya kabiliyetli kimselere verir. Şüphesiz senin Rab­bin, bütün işlerini hikmetle yapar.

Rüya ve düş, insanın uyku halinde gördüğü şeylerdir. Ruhun yücelip ber­raklaşması halinde rüya görülür. Bu sebeple rüya, bazı rumuzlar verir ki, yo­rumlamasını bilenler, bu rumuzlar sayesinde rüyayı yorumlarlar. Rüyalar ço­ğunlukla nefsin isteyip meylettiği şeyleri ifade ederler. Rüyalarda bilinç altı­nın da etkin bir rolü vardır. Batılı bilginlerin de rüya konusunda güzel ve ha­tırı sayılır araştırmaları vardır. Bu araştırmaları okumak yararlı olur kanı­sındayım. Rüyalar, bazen fazla yemekten dolayı kalbin sıkışması sonucunda da'görülebilir. Bunlar karışık ve asılsız düşlerden başka bir şey değildirler. Hiçbir şey ifede etmezler. Salih (gerçek) rüya, peygamberliğin bir parçası ve bir nevi gaİbden haber vermektir.[6]

 

Yusuf Ve Kardeşleri

 

7- And olsun ki, Yusuf ve kardeşlerinin olayında, soranlara nice ibret­ler vardır.

8-9- Kardeşleri: "Biz birbirimize bağlı bir topluluk olduğumuz halde, babamız, Yusuf'u ve kardeşini daha çok seviyor. Doğrusu babamız apaçık bir yanılma içindedir. Yusuf'u öldürün veya onu ıssız bir yere bırakıverin ki babanız size kalsın; ondan sonra da iyi kimseler olursunuz" dediler.

10- İçlerinden biri: Yusuf'u öldürmeyin, onu bir kuyunun derinlikle­rine bırakın. Böyle yaparsanız yolculardan onu bulup alan olur" dedi.

11-12- Bunun üzerine "Ey Babamız! Yusuf'un iyiliğini istediğimiz hal­de, onu niçin bize emniyet etmiyorsun? Yarın onu bizimle bareber gönder de gezsin oynasın, biz onu herhalde koruruz!' dediler.

13- Babalan! "Onu götürmeniz beni üzüyor; siz farkına varmadan onu kurdun yemesinden korkarım" dedi.

14- "And olsun ki biz kuvvetli bir toplulukken kurt onu yerse, biz aciz sayılırız" dediler.

Yusuf'u götürüp bir kuyunun derinliklerine bırakmayı karalaştırdılar. Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.

16-17- Akşam üstü ağlayarak bsbalanna geldiklerinde: "Ey babamız! İnan olsun biz yarış yapıyorduk; Yusuf'u eşyamızın yanma bırakmıştık; bir kurt onu yedi. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen bize inanmazsın" de­diler.

18- Üzerine başka bir kan bulaşmış olarak Yusuf'un gömleğini de ge­tirmişlerdi. Babaları: "Sizi nefsizniz bir İş yapyama sürükledi; artık bana gü­zelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza ancak Allah'tan yardım istenir" dedi.[7]

 

Bazı Kelimeler:

 

Birden ona kadar erkek topluluğu.Yarın.

Hüzün: Sevgiliyi kaybetmekten veya istenilmeyen bir durumun meydana gel­mesinden dolayı nefsin duyduğu acı. Korku İse kötü bir durumla karşılaş­maktan nefsin acı duymasıdır.

Yansırız. Gezip oynasın.

Ru­fu': Bolluk içinde istenilen sebze ve meyvenin yenilmesi.[8]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Önce iki mukaddimesi geçen bu kıssanın asıl başlangıç yeri burasıdır. Birinci mukaddimede bu kıssayı ihtiva eden kitabın (Kur'an'ın) apaçık bir arapçayla nazil olduğu anlatılmıştı, ikinci mukaddimede ise Yusuf'un rüya­sından ve bü rüyanın, Yusuf'un babasının mefsinde meydana getirdiği etki­den ve Hz. Yakub'un bu rüyadan anladığı şeylerden söz edilmişti. Kıssa, ib­retten sözeden bir ayetle sona erecektir. Kur'an-ı Kerim'den Önceki kitaplar­da kıssalar, böyle eşsiz bir düzen içinde anlatılmış değildir. Dilersen, bu kıs­sayı bir de Tevrattan oku. Zamammızdaki tarihçiler ve kıssacılar Kur'an'ın bu metodunu kullanmaktadırlar.

Rivayet olunur ki, Peygamber (s.a.v.) Mekke'de iken yahudiler bizzat gelerek veya başkasını göndererek şu soruyu sormuşlardı: "Kendisi Şam'da olup oğlu Mısır'a giden ve oğlunun hasretinden dolayı ağlayarak gözü kör olan peygamber kimdir? Bunun üzerine Cenab-ı Allah, Tevrat'ta olduğu gibi Yusuf suresini bir defada Peygamber (s.a.v.) efendiniize indirdi. Yalnız, Pey­gamberimize daha ince ve daha muhkem bir ifadeyle indirildi.[9]

 

Açıklama:

 

Andolsun Yusuf'un kardeşleri ve babasıyla olan kıssasında; Allah'ın kud­retine delalet eden deliller; bu meseleyi ve buna bağlı gerçekleri öğrenmek için soranlara hikmetler, öğütler vardır. Bu meseleyi sorup gerçekleri öğren­mek isteyenler, ayetleri anlar ve ayetlerden yararlanırlar. "Doğrusu ancak akl-ı Sdİm sahihleri öğüt alır"[10]. "Elbette onların hayat hikayelerinde, akıl sahip­leri için ibret vardır"[11]

Eşsiz görüntüsüyle bu kıssa, bazı ince manalara işaret etmektedir. Çün­kü kardeşlerinin onu çekememeleri sonucunda kuyuya atıldı, kervanci onu kuyudan çıkarıp Mısır'da Aziz'e sattı. Mısır Aziz'i, onu doğru ve güvenilir bulduğu için, evinin idaresiyle görevlendirdi. Mısır Azizinin karısı (Zülayha) ona, kendisini kolları arasına almasını teklif etti. Ama o iffetini korudu. Bu çirkin öneriden uzak durdu. Kadının isteğine uymadığına ilişkin haberler du­yuldu. Züleyha, Yusuf'a karşı fendini İlerilere götürmeseydi, Yusuf, bilahere Mısır'a sultan olacağı zindana girmeyecekti...

Evet, bütün bunlarda, soranlardan başkasının anlamayacağı ibretler, öğüt­ler ve sırlar vardır. Bunlar Rabbi tarafından korunup gözetilen kimsenin asla bahtsız ve şakî olmayacağını, Allah tarafından doğru yola iletilen kimsenin asla sapıklığa düşmeyeceğini gösteren İşaret ve delillerdir. Kararlı bir yeminle konuştukları zanran, Yusuf'un kardeşlerinin söyledikleri şu sözlere bakın: Yusuf ve öz kardeşi Bünyamin, babamıza bizden daha sevgilidirler. O, ikisini bizim hepimize tercih ediyor. Halbuki biz rızık sebepleri, himaye, koruyup göz­etme ve ihtiyaçlarını giderme gibi gereksindiği bütün işleri yapan güçlü bir grubuz.

Şüphesiz ki babamız, Yusuf u» ve öz kardeşi Bünyamİn'i bizden çok sev­diği takdirde hak ve adalet yolundan sapmış, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. Analarını sevdiği için, çocuklarım da bizden daha çok seviyor.

Bu sözlerindeki sapıklıktan maksat, inanç sapıklığı olmayıp, anormal sevgi sapıklığıdır. Babalan hakkında bu anlamda bir hüküm vermeleri caiz­dir. Çünkü o, hem küçük, hem zayıf oldukları ve de anaları ölmüş olduğu İçin Yusuf ile Bünyamİn'i diğerlerinden daha çok seviyordu. Ayrıca YusufL un akıllı ve hikmetli olduğunu umuyordu. Gördüğü rüyasından da iyi şeyler çıkarmıştı.

Kıskançlık, onları, kendi bildiklerînce hareket etmeye yöneltip akıllarını sindirince, kendi aralarında müşavere ederek şöyle dediler: Yusuf'u öldürün ki, babaşj onu bir daha göremesin. Ya da babasının kendisinden haber ala­mayacağını uzak bir yere atın. Eğer böyle yaparsanız, babanızın yüzü sadece size kalır. Artık hep sizi görür.

Bu, çok ince bir ifadedir. Bununla söylenmek istenen şudur: Babanız artık hep sizi görecek ve sadece size yönelecektir. Babanızın sevgisi hususunda hiç kimse size ortak olamayacaktır. Bundan sonra da tevbe ederek iyi kimseler­den olursunuz.

Böyle diyerek şeytan, yapacakları işi onlara süsleyip hoş gösterdi. Bu suçu işledikten sonra tevbe ederek, babalan ve Rablerİ katında iyi kimseler ola­caklarını söyleyerek bu işi onlara yapmayı isteklendirdi.

Şeytanın oyunlarına karşı uyanık olun ey insanlar! —Adını Allah bilir—. içlerinden bir sözcü şöyle dedi: Yusuf'u öldürmeyin. O, sizin kardeşinizdir. Gerçekten ondan kurtulmak istiyorsanız, onu göze görünmeyecek şekilde bir kuyunun dibine atın. Ticaret İçin dolaşan kervanlardan biri onu bulur, alıp götürür. Onu uzaklaştırarak babanızın yüzünün sadece size kalmasını amaç­ladığınıza göre, amacınız böylece gerçekleşmiş olur. Doğru olanı yapmak is­tiyorsanız, İşin doğrusu budur.

Kur'an-ı Kerİm'in ifadeleri de Yusuf (A.S.)'ın, babasının sevgisinin bü­yük bölümüne sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Babası da, özellikle rü­yadan sonra bu durumun, Yusuf'un kardeşlerini öfkelendirdiğini anlıyordu. Kardeşleriyle beraber de olsa, bir an bile gözünden ırak olunca rahatsız olu­yordu. Babalarının Yusuf'a tutkun olduğunu, kardeşleri de anlıyorlardı.

Babalarının Yusuf'a olan tutkunluğu hususunda, göreceklerini gördük­ten sonra şöyle dediler ki: liy babamız! Yusuf konusunda ne diye bize güven­miyorsun? Oysa ki biz onu iyi yürekle gözetiyor ve iyiliğini istiyoruz. Yusuf konusunda kendilerine neden güvenmediğini babalarına sorarlarken kullandıklan şu tekidli ifadeye bakın “Oysa biz mutlaka onun iyiliği­ni istiyoruz", bu cümlenin başında edatı vardır. Cümle, isim cümlesidir. kelimesi, haberine takdim edilmiştir. Haberinin ba­şında da J harfi yer almıştır. Bütün bunlar, işaret ettiğimiz gibi; babaları­nın gönlünde Yusuf a ve kendilerine karşı beslediği duyguları hissettiklerini desteklemektedir.

Ey babamız! Yarın onu bizimle beraber kıra gönder. Dilediği gibi gezip dolaşsın. Açık havada hoşuna giden sebze ve meyveleri yesin. Sevinç ve neş'e anında bizimle beraber oynasın. Korkma biz onu iyi koruruz.

Baba ne yapsın? Gerçekten çok zor bir durum. Oğullan, kardeşlerinin kendileriyle birlikte pikniğe gelmesini istiyorlardı. Görünürde bu güzel bir istekti. Fakat Yakub ne yapsın? Kardeşlerinin Yusuf'a karşı besledikleri olumsuz duygulan biliyordu, özet olarak Allah'ın küçük Yusuf'u koruyacağına da ina­nıyordu. Yusuf'dan ayrıldıktan çok incineceğini belirterek, istemeye istemeye pikniğe gitmesine izin verdi. Ve dedi ki: Her ne şekilde olursa olsun, Yusuf'u benden ayırarak götürmeniz beni üzecektir! Haberiniz yokken bazı kurtların ona saldırmasından korkuyorum!

Babalarının kurt saldırısı korkusuyla, onu götürmelerine itiraz etmesi­ne ne cevap verdiler. Ona "Üzülme" mi dediler. Hayır böyle demediler. Sa­dece kurt saldırısına karşı kalbini rahatlattılar ve şöyle dediler: O Bizimle be­raberken ve de biz güçlü, kuvvetli, genç bir topluluk iken kurt onu yerse, Al­lah'a andolsun ki, biz büsbütün beceriksiz kimseleriz demektir. Ve güçlü kuv­vetli bir topluluk olduğumuzu iddia etmemiz, demek ki boş bir iddia olacak ve o zaman hiçbir hususta bize güvenilmeyecektir.

Yusuf'a karşı düzenlenen komplo buydu. Şimdi sıra bu komplonun uy­gulanmasına geldi. Babalarını görünürde ikna ettiler. O da ciğerparesi Yu­suf'a zarar gelmeyeceğine inanır gibi oldu. Böyleyken Yusuf'u babalarının yanından* alıp götürdüler. Bildikleri bir kuyunun dibine atmaya karar verdi­ler ve attılar. "Oradan artık, nereye giderse gitsin" dediler. Gitsin ki, kendi­leri de rahatlarını bulsunlar, babalarının yüzü yalnızca kendilerine kalsın. Sa­dece kendilerini görsün ve sevgisini onlara versin. Bu amaçla kararlarım in­faz ettiler. Ve onu kuyunun dibine attılar. Ama herşeyi bilip gören, esirgeyen ve bağışlayan Allah, mazlumu kendi haline bırakacak değildi. Bırakmadı ve onunla beraber oldu. Ona yardım etti, onu korudu ve gönlünü rahatlatarak ona şöyle vahyetti: Korkma, Allah seninle beraberdir. Seni onlara galib kıla­cak, onları sana boyun eğdirecek, rüyanı gerçekleştirecek; on bir kardeşin, anan ve baban, sana saygı ve temenna secdesi edeceklerdir. (Anası vefat etti­ği İçin teysezinin ona secde etmiş olduğunu söyleyenler de vardır). Senin Rabbin güçlüdür. Bu yaptıklarını ileride onlara haber verecektir. Ancak korku ve şaş­kınlık içinde olduklarından bunu hissetmezler. Yusuf'a, yapacaklarını yaptı­lar. Babalan içinse şunu uyguladılar: Karanlık ufukta yayılırken, akşamleyin babalarının yanına ağlayarak, ortalığı velveleye vererek geldiler. Ne kadar ca­hilsin ey ademoğlu ve de ne kadar ahmaksın!... Ey Yusuf'un kardeşleri, Al­lah'ın her şeyin inceliklerini ve gizli noktalarım bildiğini, her şeyden haber­dar olduğunu bilmiyor musunuz? Size ne oldu da yaşlı ve ihtiyar bir adam olan babanıza acımadınız?! Akıl ve hikmetin hududununu çiğneyip aştınız. Sevgi ve kardeşliğin anlamını öldürdünüz! Bu çok şaşılacak bir durumdur.

Ağlayarak babalarına geldiler, asılsız mazeretler beyan ettiler. Gerçeği gizlediler. Halbuki Allah, Yusuf a yaptıklarını yaparlarken beraberlerindeydi ve yaptıklarını görüyordu. Dediler ki: Ey babamız, ok atmak ve koşmak için birbirimizle yarışmaya girişmiştik. Bekçilik yapsın dîye, kardeşimiz Yusuf u, yiyeceklerimizin yanında bırakmıştık bu arada kurt gelip onu yemiş.

Babalarının kendileri hakkındaki düşüncelerini bildikleri için bağırarak şöyle dediler: Doğru söylesek bile sözlerimize hiçbir zaman inanmayacaksın.

Yalanlarının inandırıcı olması için, Yusuf'un gömleğinin üzerine başka bir kan sürdüler. Oysa Cenab-ı Allah, Yakub oğlu Yusuf'u kurdun öldürme­diğini ve bu ölümün kurtla ilgisinin bulunmadığım biliyordu. Rivayete göre Hz. Yakub, oğullarıyla alay ederek şöyle demiş: Ey kurt, ne kadar da yumu­şak huylu bir hayvanmışsın. Oğlumu yemişsin ama gömleğini parçalamamış­sın! Oğullarının yalan söylediklerini ima ederek şöyle demişti: Hayır, hayır. Belki nefsiniz sizleri bu cinayete ve bu kötü fiili işlemeye itti. Bana gelince ben, Allah'ın rahmetinden umudumu kesmeyerek güzelce sabredeceğim. Al­lah benimle beraberdir. Bu dediğinize dayanmak için, ancak Allah'tan yar­dım istenir.

İşte Yusuf'un kardeşleriyle olan kıssası budur. Bu kıssanın kaynağı KurL an'dır. Bİz buna inanırız. Bu konuda Tevratta yer alan haberlere ve israiliyata ise iltifat etmeyiniz.[12]

 

Yusuf, Kervanla Beraber

 

19- Bir kervan geldi, sucularını gönderdiler; sucu kovasını kuyuya sal­dı, "Müjde! îşte bir oğlan" dedi. Yusuf'u alıp onu ticari bir mal olarak sak­ladılar. Oysa Allah yaptıklarını bilir,

20- Onu yanlarında alıkoymak istemedikleri için ucuz bir fiyata, bir­kaç dirheme sattılar.[13]

 

Bazı Kelimeler:

 

Gezip dolaşan yolcular, kervan. Suyu araştıran kovasını kuyuya sarkıttı. Onu gizlediler. Onu sattılar.[14]

 

Açıklama:

 

Yusuf'un, içinde bulunduğu kuyuya yakın yere bir kervan geldi. — Bunların İsmailî araplar olduğu da kaydedilen rivayetler arasındadır.— Su araş­tırıp bulması ve kendilerine getirmesi için sucularını gönderdiler O da, Yu­suf'un içinde bulunduğu kuyunun başına geldi. Kovasını sarkıttı. Yusuf ku­yunun dibinde-inen kovaya tutundu ve dışarı çıktı. Sucu şöyle dedi: Müjde!. Sevinmenin tam zamanıdır. İşte endamı güzel, yüzü parlak bir oğlan. Sevi­nin bu iş İçin arkadaşlar ve de mutlu olun.

Mısırlılara bir ticaret metaı olarak satıp para kazanmak amacıyla, kim­seler görmesin dîye onu gizlediler. Eksikliklerden arınmış yüce Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz. Bunların ve kardeşlerinin Yusuf'a neler yaptıklarını görü­yordu. Kervandakiler, onu değerinden az bir paraya sattılar. Ona pek istekli değillerdi, onu elden çıkarmak istemişlerdi.[15]

 

Yusuf Mısır'da

 

21- Mısırda onu satın alan kimse karısına: "Ona güzel bak, belki bize faydası olur yahut ta onu evlad ediniriz" dedi. Biz işte böylece Yusuf'u o ye­re yerleştirdik; ona, rüyaların nasıl yorumlanacağını Öğrettik. Allah, işinde hakimdir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler,

22- Erginlik çağına erince ona hikmet ve bilgi verdik. İyi davrananları böyle mükafatlandırırız.[16]

 

Bazı Kelimeler:

 

Makamını üstün tut. Ona iyi bak, ikram et.Güç ve kuvveti rüşd ve olgunluğu.[17]

 

Açıklama:

 

Mısırda onu satın alan, karışma dedi ki: ...Kur'an-ı Kerim bu adamın adını, sanatını ve meskenini belirtmiyor. Çünkü Kur'an-ı kerim, bu gibi şey­leri anlatan bir tarih ve kıssa kitabı değildir. Aksine bu kıssalarla, yüce ve ulvi anlamlar ihtiva eder. Böyle basit şeylerle ilgilenmez. Yusuf'u satıh alan kişinin adı ve göreviyle ilgili açıklamalarda bulunan birçok rivayetler vardır. Kuvvetli görüşe göre onu satın alan kişi, Mısır'ın âsâyiş komutamymış. Yusuf'u satın alınca evine götürmüş ve karısına: Bu çocuğa iyi bak, kul ve köle yerine koyma. Bizden biriymiş gibi ona davran. Çünkü ben, onda yük­sek ahlak ve asalet görüyorum. İleride büyük bir adam olacağını seziyorum. Ona değer ver. Umarım ki ileride özel veya genel işlerimizde bize faydası do­kunur. Ya da onu evlat ediniriz de gözümüz kendisiyle aydınlanır. Biz ona ve o bize, birbirimize mirasçı oluruz.

Ey Allah'ım sen ne büyüksün! Kuyuya atılan Yusuf muydu bu efendisi­nin gönlüne taht kuran! Bunda şaşılacak bir durum yoktur. Onu koruyup doğru yola ileten, Allah idi. Onu itina ile muhafaza eden, alemlerin Rabbİy-di.

İşte böyle bir tedbir ve koruma altında Yusuf'u Mısır'a yerleştirdik. Azİ-zİnin ona bu güzel duygulan beslemesi, hayrın anahtarı ve başlangıcıydı. Her ne kadar yoluna bazı zorluklar çikacaktıysa da, sonu iyiye varacaktı. Bu, ma­hiyetini Allah'ın bildiği ilahi bir hüküm ve hikmetti.Hem denilmemiş mi ki, olaylar kahramanları yaratır. İşte böylece Yusuf'u Mısır ülkesine yerleştirdik ki, Ona rüyalarııı yorumunu öğretelim.

Peygamberler işte böyle bir hazırlıktan geçirilirler. Allah, emrini yerine getiren, dilediği İşi yapandır. O'nun hükmünü geri çevirecek bir güç yoktur.

Kuyuya atılması, kervan tarafından ele geçirilip köle diye satılması, sa­tın alan efendinin onun için kendi karısına tavsiyede bulunması, rüya tabiri­nin ona öğretilmesi ve diğer aşamalar, Yusuf'u kendisini beklemekte olan ma­kama hazırlamak içindi. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar.

Yusuf, gücüne kuvvetine erişip rüşdünü tamamladığında, aklen ve be­denen normal bir seviyeye geldiğinde, karşılaşacağı zorluklan ve belaları ken­disine ilham yoluyla bildirdik.

İyilik yapan, iyi davranan kimseleri, özellikle nebi ve mürselleri, onla­rın, önderleri ve sonuncuları olan Muhammed (s.a.v.)'i böyle mükafatlan­dırırız..[18]

 

Yusuf, Azizin Karısıyla

 

23- Evinde bulunduğu kadın onu kendisine çağırdı, kapılan sıkı sıkı kapadı ve "Gelsene" dedi. Yusuf: "Günah işlemekten Allah'a sığınırım, doğ­rusu senin kocan benim efendimdir; bana İyi baktı. Haksızlık yapanlar şüp­hesiz başarıya ulaşamazlar." dedi.

24- And olsun ki kadın Yusuf'a karşı istekli idi; Rabbinden bir işaret görmeseydi Yusuf'da onu isteyecekti. İşte ondan kötülüğü ve fenalığı böylece engelledik. Doğrusu o bizim çok samimi kullanmızdandir.

25- İkisi de kapıya koştu, kadın arkadan Yusuf'un gömleğini yırttı; kapının önünde kocasına rastladılar. Kadın kocasına "Ailene fenalık etmek isteyen bir kimsenin cezası ya hapis ya da can yakıcı bir azab olmalıdır!' dedi.

26-27- Yusuf: "Beni kendine o çağırdı" dedi. Kadın tarafından bir şa-hid, "Eğer gömleği Önden yırtılmişsâ kadın doğru söylemiş, erkek yalancı­lardandır; şayet gömleği arkadan yırtılmişsa kadın yalan söylemiştir, erkek doğrulardandır" diye şahidîik etti.

28-29- Kocası gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, karışma hitaben "Doğrusu bu sizin hilenizdir, siz kadınların fendi büyüktür" dedi. Yusuf'a dönerek: "Yusuf! Sen bundan kimseye bahsetme"; kadına dönerek: "Sen de günahının bağışlanmasını dile, çünkü suçlulardansın" dedi.[19]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yumuşak ve ince bir ifadeyle, kendisiyle cinsel temasta bulun­masını önerdi.Kapıları sağlamca kilitledi. Haydi gelsene ve sana söylediklerimi yapsana. Doğruyu gösteren delil. Yani Yu­suf, o esnada yüce Allah'ı ve O'nun zinayı, hıyaneti haram kıldığına ilişkin açıklamalarını, bütün davranışlarında Allah'ın kontrolünde olduğunu hatır­ladı. Bu da ihsan mertebesidir. "Allah'ı görür gibi davranacaksın. Sen O'nu görmesen de O seni görür".Rableri tarafından seçilerek, lekelerden arındın lanlar.Önden. Arkadan.[20]

 

Açıklama:

 

İşte böylece Yusuf, içinde nimetler saklı olan bir mihnetle imtihan olundu.Nice sıkıntılar v;ır ki, içinde ilimciler gizlidir.. Mısır A/.i/.inin evine gireli. Efendisi, onu hizmetçilerin reisi yapmak, O'nagüzel muamelede bulunmak, O'nu evlat edinmek istedi. Karısına bu dediklerini yerine getirmesini emrelti. Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah, Yusuf için bunlardan daha üstün makamlar olmasını diledi. Allah, emrini yerine getirendir.

öte yandan karısı Yusuf için daha başka şeyler düşünüyordu. Yusufun kendisine aşık ve sevgili olmasını istedi. İncelikle ve yumuşakça ona, aynı ya­tağı paylaşmalarını önerdi. Yusuf'u görüşünden saptırmak için, hile ve ter­tiple bu isteğini ona açıkladı. Yusuf'un ve Rabbinin iradesine aykırı olan bu isteğini, Yusuf'un kendisine teklif ederek gerçekleştirmek istedi. Bunun için gerekli hazırlığı yaptı. Yusuf'a tuzak kurduğu odanın, odayı çevreleyen se­lamlığın kapılarını kilitledi ki, gelen kimse olmasın ve güvenlik içinde mura­dına nail olsun. Yusuf'a: "Haydi gel ve dileğimi yerine getir!" dedi. Yusuf: Cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım, dedi. Ey kadın! Senin beyin ve benim de efendim olan adam bana ikramda bulundu, bana iyi baktı, kendi şahsı ve evi İçin beni güvenilir bir adam olarak gördü. Ben ona nasıl hıyanet ederim?!! Günah işleyip ilahi yasalara aykırı davranarak kendi nefislerine zul­medenler, asla onmazlar.

Görüyorsunuz ki Yusuf (A.S.); Allah'a iman, efendisinin emanetine ria­yetle onurlanarak Azizin karısı Züleyha'ya cevap veriyor ve hıyanet eden Za­limlerin onmayacaklarını bildiriyor. Yusuf hizmetçi, Züleyha da onun hanı-mefendisiyken Yusuf onu reddetti. Züleyhanm cinsel duygularıyla arzuları sel gibi kabarıp galeyana gelmişken, Yusuf onun bu duygularına karşı savaş ver­di. Doğrusu bu, insana, yolunu şaşırtan bir durumdur.

"Andolsun, kadın onu arzu etmişti. Eğer Rabbinin doğru yolu gösteren delilini görmeseydi, Yusuf ta onu arzu etmişti".

Alimlerin bu konuda çeşitli görüş ve yönelimleri vardır. Bunların ara­sında kanaatimizce Kur'an'ın üslûbuna uygun düşen görüşü aktarmak isti­yorum. Tabiî yine de ayet-i kerimenin ne manaya geldiğini en İyi bilen, Allah'tır.

Bazıları demişler ki: Kadın, Yusuf'un, kendisiyle yatağa girmesini arzu-Iamıştı. Eğer Allah'ın doğruyu gösteren delilini görüp O'nun emir ve mura­kabesini hatırlamasaydı, Yusuf'da o kadını arzular ve yatağına girerdi.

Görülüyor ki Yusuf (A.S.), ona asla arzu duymamış. Çünkü arzu duy­maktan önce Rabbinin delilini görmüş; bu delil, onun kadına arzu duyması­na engel olmuştu.

Bazılar da demişler ki: Arap grameri, ayet-i kerimeyi bu şekilde anlama­mıza engeldir. Çünkü ayet-i Kerimede geçen 'nın cevabının kendisin­den sonra gelmesi zorunludur. Bu itiraza cevaben deriz ki: 'nın ceva­bı, mukadder olan 'dir. dan önce geçen lafzı, cevabın kendisi değildir delilidir.

Diğer bazıları da demişler ki, bu olay, Yusuf (A.S.)'ın peygamber olma­sından önce meydana gelmiştir. Kaldı kî, YııstıP'da meydana gelen islek, in­san karekterinin ve beşeri fıtratın gereğidir. Yusuf da o zaman gücünün zir­vesinde, şehevi duygulan gelişmiş bir gençti. Evet İşi yapmayı arzuladi, an-

cak yapmadı. Çünkü insan olmanın gereği olarak arzu duydu. Ama Rabbini hatırladı ve tabiatı ondaki arzuyu galeyana getirdikten sonra Yusuf, kendini frenledi. Ayıp olan, insanın günah işlemesidir. Günah işleme arzusu duyup ta bu arzusu, dini duygularmca gemlenen kimse, hiç te ayıp etmiş değildir. Bu nedenle demişler ki: Yusuf arzu duydu ama o fiili işlemeyi amaçlamadı. Bir kötülüğe niyetlenip te o kötülüğü yapmayan kimseye iyiiİk yazılır.

Özetle her iki görüşe göre de Yusuf, o kötülüğü asla işlemiş değildir. Ancak birinci görüştekiler derler ki: Yusuf, Rabbinin doğruyu gösteren delilini gör­düğü için bu kötülüğü yapmayı arzulamadı. Rabbinin delilini görmesi, O-nun arzu duymasına engel oldu.

îkinci görüştekiler derler ki: Yusuf, insanı tabiatının dürtüsü ile o fiili işlemeyi arzuladı. Sonra Rabbinin, doğruyu gösteren delilini gördüğü için gü­naha girmekten kendini korudu.

' 'Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, onlara bir parça meyledecektin"[21]

Müfessirlerin bu konuda israillilerden ve diğerlerinden menkul birçok görüş, söz ve riayetleri vardır kî, bunlar nübüvvet makamı ve risalet şerefi ile taban tabana zıt oldukları için, bu rivayetler, sahiplerinin kalbine gömü­lüp kalsın diye burada sizlere aktarmadım.

Evet, Yusuf'a böyle yaptık ve O'nun üzerinde bu gibi tasarruflarda bu­lunduk ki kötülükleri ondan uzaklaştiralım ve ileride peygamberlik yükünü omuzlamaya hazır hale getirelim. Sübhanallah! Kur'an-ı Kerim, O'nu kötü­lüklerden uzaklaştıralım dememişte, kötülükleri ondan uzaklaştıralım, demiş. Çünkü iki İfade arasında büyük fark vardır.

Böyle yaptık ki, fuhşu ondan uzaklaştıralım. Çünkü O, Rableri tarafın­dan seçilerek günahların lekelerinden arındırılan seçkin kullanmızdandı.

"Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık. Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır"[22]

Allah sevabını bol eylesin, Rahmetli Şeyh Reşid Rıza'nm bu ayet hak­kındaki görüşünü özet olarak buraya aktarmayı uygun bulduk: O'na kendi­siyle aynı yatağa girmesini emredip yumuşak bir incelikle bunu kendisine öne-rîp te Yusuf isyan edince Züleyha, şiddet kullanarak amacına ulaşmayı dene­di. Kadının özelliğidir bu. Yusuf kendisine karşı gelip fendini yendiği için Zü­leyha O'nu tartaklayarak dileğini gerçekleştirmeyi arzuladı. Yusuf'ta, Züley-ha'mn Öfkesini dindirdikten sonra, kendisinden istenilen şeyi yapacak oldu. Ama Rabbinin, doğruyu gösteren delilini gördüğü için bundan vazgeçti. Dı-şariya çıkmak için, ikisi de kapıya doğru koşuştular. Yusuf, kaçıp kurtulmak istiyordu. Züleyha ise, Yusuf'un kaçmasına engel olmak için kapıya doğru koştu. Bu koşuşma sonucunda Yusuf'un gömleği arkadan yırtıldı. Tam o sı­rada Züleyha'mn kocası, Yusuf'un efendisini kapının yanında gördüler. Ri­vayete göre adamın yanında, Züleyha'mn yakınlarından biri de varmış. Bu gelişmeler ne yazık ki, karekter bozukluğu ile çirkin niyetleri gösterdikten başka "Hem suçlu, hem güçlü"[23] sözünün doğruluğunu ortaya çıkardı.

Züleyha dedi ki: "Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası nedir?" Bana demiyor da, ailene diyor. Çünkü kendisinin kalbinin de bu işte rolü vardı. "Evet, ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, zindana atılmaktan başka bir şey olamaz". Böyle demekle, gururunu kıran, alçakça tertibini uygulamasına engel olan Yusuf'u cezalandırmak istiyordu ve dilerse Onu yüceltebileceğim, dilerse azaltabileceğini Yusuf'a göstermek istiyordu. Oysa bütün bu olup bi­tenlerin, ucu sağlam bir zincirin halkaları olduğunu, bu halkalara tutunarak' Yusuf'un Allah'ça bilinen bir amaca yöneldiğini,Yusuf'un böylece belirtilen ilahi hedefe ulaşmaya hazırlanmakta olduğunu bilmiyordu. Ona bakılırsa Yu­suf ya zindana atılmalı veya acıtıcı, elem verici bir azaba uğratılmahydı.

Ama buna rağmen Yusuf, —Mademki Rabbİni razı etmiş ve O'na karşı çıkmamıştı— başına gelecek olan felaketleri umursamayarak meseleyi, efen­disine olduğu gibi anlatmaya karar verdi ve şöyle dedi: "Beni yanma çağıran o dur. Bunun için mümkün olan, olmayan bütün yollan denedi. Kendisi iste­diği için Allah'ın dilediği her çeşit hile ve tuzak yöntemlerini uyguladı". în-sanın şaşırıp karar veremeyeceği bu konuda, Züleyha'mn akrabasından bir adam tanıklık etti. Adamın karısı bir İddiada bulunuyor. Hizmetçisi (Yusuf) ise ona zıt bir iddiada bulunuyor. Bu, bir namus ve şeref davasıydı. Züleyha-nın akrabasından olup kocasının beraberinde duran bir adam, şöyle diyerek tanıklıkta bulundu: Şayet Yusuf'un gömleği önden yırtılmışsa, Züleyha'mn: "Yusuf senin ailene kötülük yapmak istedi" diyerek yapmış olduğu iddia doğ­rudur. Çünkü bu durumda Yusuf, onun üzerine atılmış, o da Yusuf'u geri itmiş ve dolayısıyla gömleğini önden yırtmış, demektir.-

Yusuf'un gömleği arkadan yırtılmışsa, Züleyha'mn, Yusuf tarafından hü­cuma uğradığına ilişkin iddiası yalandır. Yusuf'un da "O beni davet etti, bense ondan kaçtim" diyerek ileri sürdüğü iddia doğrudur.

Efendisi, Yusuf'un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, er­kekliğin zaafa uğradığına ve şehametin elden gittiğine işaret eden şu hükmü­nü verdi: Ey kadınlar! doğrusu bu, sizin düzenlerinizdendir. Şüphesiz sizin düzenleriniz büyüktür. Yusuf'u suçlayarak suçluluktan kurtulmaya çalışman, senin bir düzenindir. Yusuf, sen bu suçlamadan vazgeç. Bunu hiç kimseye söy­leme.-Ve sen ey kadın! Bu suçundan dolayı Rabbindcn bağışlanmayı dile. Bu yaptığından Ötürü O'na tevbe el. Şüphesiz sen, günah işleyen suçlulardansın.[24]

 

Haberin Şehirde Yayılması

 

30- Şehirde bir takım kadınlar: "Vezirin karısı kölesinin olmak isti­yormuş: sevgisi bağrını yakmış: doğrusu onun besbelli sapıtmış olduğunu gö­rüyoruz." dediler.

31- Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti: koltuklar hazırladı: geldiklerinde herbirine birer bıçak verdi. Yusuf'a: "Yanlarına çık" dedi. Ktıdtııl.ıi' Yıısur.ıı görünce şnşıp ellerini kes/iler ve "Alkıh'ı len/ilı ede­riz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir" dediler.

32- Vezirin karısı: "îşte sözünü edip beni yerdiğiniz budur. And olsun ki onun olmak, istedim, fakat o iffetinden dolayı çekindi. Emrimi yine yapmazsa, and olsun ki hapse tıkılacak ve kahre uğrayanlardan olacak." dedi.

33- Yusuf: "Rabbîm! Hapis benim için, bunların istediklerini yapmak­tan daha iyidir. Eğer tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onlara meyleder ve bilmeyenlerden olurum." dedi.

34- Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların tuzağına engel oldu. Zira O, işitir ve bilir.

35- Sonra kadının ailesi, delilleri Yusuf'un lehinde gördüğü halde, onu bir süre için hapsetmeyi uygun buldu.[25]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yusuf a olan aşk ateşi. Kalbinin içindeki siyah noktaya ula­şacak derecede, onu bürüdü. Hazırladı. Rahatça dayanıp oturacak yer. Allah için olmaz, hâşâ. İffetini koruya­rak bu günahtan uzak durdu. Horlanıp alçaltılmış olanlar Onlara meylederim.Onlar için yeni bir görüş belirdi.[26]

 

Açıklama:

 

Şehirde, Vezirin karısıyla uşağının haberi yayıldı. Toplantıların, özellik­le şehrin ileri gelenlerinin katıldıkları toplantıların gündemi haline geldi. Şehrin kadınlarından bir kaçı, Yusuf'u görmek için bir plan hazırladılar. Gerçi ka­dınların bir araya gelerek bir görüşte karar kılıp bir plan hazırlamaları, en­der rastlanan bir durumdur. Yine de anlaşıp dediler ki: "Vezirin karısı, uşa­ğından kâm almak istemiş!" Bu hayret ve inkar ifade eden bir sözdür. Çün­kü Züleyha, büyük bir adamın, Başvezİrih karısıydı. Kendini teklif etmiş ve uşağının kendisiyle yatmasını istemişti. Oysa bilinen adet, kadının kendisi­nin bu işi istemesi değil, başkasının bunu kendisinden istemesi ve kendisinin bu isteği ağırdan almasıydı. ZüleyhVnın uşağından böyle bir istekte bulun­ması, gururunu ayaklar altına alıp böyle bîr talepte bulunması şaşılacak bir durum değil miydi?

Skandalin ortaya çıkmasından ve kocasının, kendisine alçaltıcı muam-lede bulunmasından sonra, Züleyha'mn hiçbir şey olmamış gibi davranması tuhaftan da öte hayret verici birşey değil midir? Bütün bunları Kur'an-ı Ke­rim ifade ediyor: Vezirin karısı, uşağının nefsinden murad almak istedi. Aşk, onun kalbinin perdelerini yaktı. Yusuf'un sevgisi, kalbini istila etti. Öyle ki, aşkının tutsağı oldu. Kalbini ve aklını, Yusuf'un aşkına teslim etti. Cinnet getirecek ölçüde umutsuzluğa düştü. Karasevdaya yakalandı. Kadınlar: Onu, kendi mevki ve durumuna ters düşen, apaçık cahillik ve .sapıklık içinde görü­yoruz, dediicr.

Züleyha, kadınların dedikodu yaparak kendisim dile düşürmek için düzen kurduklarını duyunca, onları kendi safına çekmek için, karşı bir plan uy­guladı. Onlara adam göndererek yemeğe davet etti. Karşı karşıya oturarak rahat etmeleri için sıra sıra koltukların dizili olduğu bir salonda misafirlerini ağırladı. Yiyecek ve meyveleri kesmede kullanmaları için, her birine birer bı­çak verdi. Onlar ellerindeki keskin bıçaklarla meyveleri soymaya çalışırken, Züleyha: "Karşılarına çık ey Yusuf!" dedi. (Yusuf, yemek salonunun bitişti­ğinde bir odada olmali ki, sesini duyunca çıktı). Kadınlar, karşılarında Yu­suf'u görünce O'nu gözlerinde büyüttüler. O'nun, insanı baş tan çıkaran bu büyülü güzelliği karşısında şaşkına dündüler, şuurlarını kay­bedip ellerini kestiler.' *Et kesiyordum, ama bir de baktım ki ellerimi kesmişim'' Yani kadınlar, farkında olmadan ellerini yaraladılar. "Haşa! Allah içirt,bu insan olamaz. Evet, Allah, her ne kadar böyle bir insan yaratmaktan aciz de­ğilse de bu, bir insan olamaz. Çünkü bu güzellikte bir insan görülmüş değil. Olsa olsa bu, insan şekline bürünen bir melektir!

Züİeyha dedi ki: Sizleri Yusuf'un güzelliğinin ağına düşürmek-istemiş­tim. Böylece amacıma ulaştım. İşte onu gözlerinizle gördünüz. Gözünüzde büyüttünüz. O'nu görünce sizde de bazı değişiklikler oldu. Ve neler söyledi-' niz neler! İşte siz, beni bütün bunlardan ötürü kınamıştınız. (Aslında beni, kendisi sebebiyle kınadığınız adam İşte budur, demeliydi. Ama o, Yusuf'u is­tiyordu. Yusuf ki, olgunluk ve güzelliğin doruğunda parlayan bir yıldızdı. Hatta ö kadınların gözünde, bundan daha da büyüktü. Onlara göre Yusuf, insan şekline bürünen ruhani bir melekti. Züleyha, sözüne devamla şöyle dedi): Ey kadınlar! Onu kısacık bir an görünce.bu hallere düştünüz; Gece gündüz be­nimle beraber olan bu Yusuf karşısında ben ne yapacağım? Söyler misiniz, ben buna nasıl dayanacağım? Onun nefsinden murad olmak istedim. Ama o İffetini koruyup, kesin ve kararlı bir şekilde bu işten uzak durdu. Ataların­dan kendisine miras kalan iffet halkasına sımsıkı tutundu. Allah'a andolsun, eğer emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve küçülüp horlanan­lardan olacaktır. Ne kadar tuhaf değil mi? Bütün bunlardan sonra Züleyha, eski tutumunu sürdürüyor ve Yusuf'a kavuşma isteğinde ısrar ediyor! Yusuf'a işaret etmekle de yetinmedi. Ondan açıkça istekte bulundu. Ve "Hadi gelse-ne!?" dedi. Yanlarında kimseler yokken Yusuf'tan istekte bulunmakla yetin­medi, akranları olan kadınların önünde de bu isteğini açıkça tekrarladı. Ger­çekten bu çok şaşılacak bir durumdur! Yusuf dedi ki: Ey Rabbim! Zindana atılmak, bunların beni çağırdıkları şeylerden daha çok hoşuma gider. Bura­sı, kötü ve yozlaşmış bir çevre. Burada kalmak İstemiyorum. Zindanda be­nim için rahat, sükun ve kalb huzuru vardır.

(İşte böyle. Hoş ve temiz varlıklar, bozuk çevrede rahat bulamazlar. Oıı ela çevrenin insanı etkilediğine İ-varcl ediyor).

Ey Rabbim, sen bu kadınların düzenlerini benden başka tarafa çevirmez­sen: onlara meyleder ve bilgi.sizcc kötülük yapan cahillerden olurum!

Rabbİ, O'nun bu duasını kabul buyurdu, kadınların düzenlerini ondan başka tarafa çevirdi. Onu korudu. Allah, mazlumların yakarışlarını duyan, dualarını kabul buyurandır. Dürüst imanı ve eksiksiz ihlası bilendir.

Vezir ne yapacaktı? Olay bütün ayrıntılarıyla kente yayılmıştı. Vezirin, görülmemiş bir yola başvurması gerekiyordu. Bazı adamlara fikir danıştı. Halk nazarında karısına şerefli, Yusuf'u da suçlu göstermesi için, Yusuf'u zindana atmasını önerdiler. Halkı böylece aldatmış olacaklardı. Yönetime yakın aris-îokratlarsa, işin aslını biliyorlardı. Cenab-ı Allah, bu önerinin gerçeğe intika­lini kolaylaştırdı. Çünkü zindana atılması Yusuf'un yararına idi.

Yusuf'un suçsuzluğunu ve vezirin karısının yalancılığım gösteren delil­ler ortaya çıktıktan sonra uzun uzadıya düşünüp tartıştılar ve Yusuf'un aşa­ğılanıp horlananlardan olması için, O'nu belli bir süreye kadar zindanda tut-, maya kara verdiler Peygamberlerin imtihanları ve zorluklara karşı sabırları işte böyle olur!.[27]

 

Yusuf Zindanda

 

36- Hapse, onunla beraber, iki genç daha girdi. Biri, "Rüyamda şa­raplık üzütn sıktığımı gördüm" dedi; diğeri "Başımın üzerinde, kuşların ye­diği bir ekmek taşıdığımı gördüm" dedi. "Bize bunu yorumla; senin iyi bir kimse olduğunu görüyoruz"

37- Yusuf: "Rabbimin bana öğrettiği bilgi ile, daha yiyeceğiniz yemek gelmeden sîze onu yorumlarım. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahiretî inkar eden, bir milletin dinini bırakmışımdır.

38- Atalarım İbrahim, îshak ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a her­hangi bir ortak koşmak bize yaraşmaz: bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfudur; fakat insanların çoğu şükretmez" dedi.

39- "Ey mahpus arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü uydurma rabler mi daha iyidir, yoksa her şeyden üstün tek Allah mı?"

40- "Allah'ı Bırakıp taptığınız, sizin ve babahrınızm adlandırdığı put­lardan başka birşey değildir. Allah onların doğru olduğuna dair bir delil in-dirmemiştir. Hüküm vermek ancak Allah'a aittir; kendisinden başkasına de­ğil, O'na tapmanızı emretmiştir. Bu, dosdoğru dindir, fakat insanların çoğu bilmezler."[28]

 

Bazı Kelimeler:

 

Şarap olacak üzümü sıkıyorum. Sonunun ne olacağına İlişkin açıklama ve yorumu.[29]

 

Açıklama:

 

Yusuf'u zindana atmayı uygun gördüler, Beraberinde, hükümdarın kö­lesi olan iki delikanlı daha zindana girdi. Bunlardan biri, hükümdarın ek-mckçİsİ, diğeri de sakisi idi. Bunların Yusuf'la birlikte zindana girmeleri bir raslanti değil, aksine üstün ve bilgili olan Allah'ın bir takdiri idi. O iki deli­kanlının durumları hangi yöne kanaüze edilecekti? Biri dedi ki: "Ey Yusuf rüyamda, şarap yapmak için üzüm .sıklığımı gördüm. Bunu, uyanıkmışım gibi net olarak, açık-seçik gördüm". Diğeri de şöyle dedi: "Ey Yusuf! Ben de rü­yamda, başımın üstünden ekmek taşıdığımı gördüm. Kuşlar, başımın üstün­de taşıdığım ekmekten yiyorlardı". Her ikiside: "Ey Yusuf! Rüyamızın ger­çek hayatta varacağı sonucu bize haber ver, yorumunu yap" dediler. Bu is­teklerini de şu gerekçeyle bağladılar: "Biz seni, başka bir sebepten değil de sırf yaratılış gereği iyilik yapanlardan biri olarak görüyoruz". Bazıları, aye­tin şu anlamı ifade ettiğini söylemişlerdir: "Biz seni, güzelce rüya tabir eden ve yorumlayanlardan biri olarak görüyoruz".

Yusuf, bu adamların kendisine, bilgisine ve aklına güvenmelerini fırsat bildi. Onları katıksız tevhid dinine inanmaya, putları bırakmaya davet ederek söze başladı. Bundan da anlıyoruz ki, Yusuf'un zindana girişi, ilahi hikme­ti n"gereğiydi. Bu hikmetin ne olduğunu ancak Allah bilir. Yusuf, kendisi ve dini için hayırlı olacak şekilde bir yerden başka bir yere geçiyordu.

Yusuf, doğruluğuna bir mucize gibi işaret eden mukaddimeleri anlata­rak, onları, Allah'ı birlemeye çağırdı ve şöyle dedi: Dinleyin! Size herhangi bir yerden nzık olarak bir yemek gelecek olursa, gelmeden önce onun yoru­munu, açıklamasını, nereden, ne amaçla ve ne zaman geleceğini söyleyebili­rim. Bu, sihir ve kehanetle değil, Rabbimin vahiy ile bana Öğrettiği bir şeydir.Buradan da anlıyoruz ki zayıflan, mazlumları ve yoksulları tevhide ça­ğırması için Yusuf'a zindandayken vahiy gelmiştir. Zayıflarla, mazlumlar ve yoksullar, tevhid davetini doğrulamaya, başka kimselerden daha yakındırlar. Şahsı ve geleceği konusunda endişeye kapılmasın, Allah tarafından korunup gözetilmekte olduğuna inansın diye, kuyudayken de Yusuf'a Allah'ın itham­da bulunduğunu önceki sayfalarda anlatmıştık.

Benim rüya yorumunu bilmemin sebebi şudur: Göklerin ve yerin ve iki­si arasındaki şeylerin yaratıcısı olan Allah'a inanmayan bir kavmin dinini ter-kettim. Daha doğrusu, onların dinine asla girmedim. Çünkü onlar, ahîretî inkar ediyorlar. Sevap ve ikaba, ceza ve mükafata gereği gibi inanmıyorlar. Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine tabi oldum. Fayda ve za­rar veremeyen şeyleri Allah'a ortak koşup onları rabb edinmek; bu şeyler melek de olsa, insan da olsa, ay ve güneş gibi cansız bir varlık ta olsa bize yaraş­maz. Bu yolda bulunuşumuz, Allah'ın bize bir lutfudur. Çünkü bizleri hida­yete iletti. Bu, aynı zamanda Allah'ın insanlara bir lutfudur. Çünkü hidayete ve iyiliği davet edelim dîye bizi onlara peygamber olarak gönderdi. Fakat in­sanların çoğu, yüce Allah'a karşı şükür görevlerini yerine getirmiyorlar. Kur'an-ı Kerim'dekİ şu ifadelere dikkatle bakın. Peygamberliğin şecere-i pakini, te­miz soyunu Allah'a ortak koşmak suçundan tenzih ediyor. Oysaki Tevrat, îs-hak peygamberin evlatlarından bazısına bu suçu isnad ediyor.

Ey zindan ark-v^şlanm! Kahredici güce sahip olan Allah'ı tanıyıp ikrar edin. Arkadaşlar";. Çekişmeye, çarpışmaya ve fesada yol açan zat ve sıfat İarda çeşitli ve farklı tanrılar mı daha iyi? Yoksa bir ve tek olan, her şey kendişine muhtaç İken kendisi İçin hiç bir şeye muhtaç olmayan, kudret ve irade­siyle kahhar olan Allah mı daha iyi?!

"Eğer yerde, gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök te) bozulup gitmişti"[30]

Allah'tan başka, rabÜği haketmeyen şeylere koyduğunuz bir takım isim­lere tapıyorsunuz. Allah'ı bırakıp onları tanrı ediniyorsunuz. Halbuki onlar; rızik vermeyen, diriltmeyen, öldürmeyen, fayda ve zarar vermeyen şeylerdir. Onların Rab olarak adlandırılışları husununda Cenab-ı Allah hiç bir deli! İn­dirmiş değildir. Bunların tanrı edinilmeleri hususunda, şerefli Peygamberle­rin lisanı ile Cenab-ı Allah herhangi bir hüccet ve delil ile size emir verme­miştir. Olgun akıl, bunları delil olarak kabul etmez. Hüküm ve otorite, sade­ce, Allah'ındır. O; varlığı, zatının gereği olan tek ve gerçek mabud olan tanrı­dır. Kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emir buyurdu. Başkalarına değil, sadece ona yalvarıp ibadet edin. İşte bu dosdoğru din, eksiksiz İslâm ve mu­tedil olan görüştür. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar.[31]

 

Yusuf'un İki Zindan Arkadaşının Rüyalarını Yorumlaması

 

41- "Ey mahpus arkadaşlarım! Biriniz efendisine şarap sunacak, di­ğeri asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Sorduğunuz iş işte böylece kesin­leşmiştir."

42- İkisinden, kurtulacağını sandığı kimseye Yusuf: "Efendinin ya­nında beni an" dedi. Ama şeytan efendisine onu hatırlatmayı unutturdu ve Yusuf bu yüzden daha birkaç 'yıl hapiste kaldı.[32]

 

Bazı Kelimeler:

 

"İstiftâ", fetva sormaktır. Yani bilinmeyen müşkülü sormak. Fetva ise, bu sorunun cevabıdır. Bu kelime, güç ve güven anlamındaki "fütüvvet'ten" alınmıştır. Üçten dokuza kadar sayı. Çoğunlukla yedi sayısı için kullanılır.[33]

 

Açıklama:

 

Yusuf, iki zindan arkadaşıyla tevhid inancım ve bu inanca ulaştırıcı mu­kaddimeler hakkında konuştuktan sonra, onlara rüyalarının yorumunu yap­maya başladı. Dedi ki: Ey arkadaşlarım! Rüyasında şaraplık üzüm sıktığını göreniniz; yine eskisi gibi Rabbine (yani efendisi krala) şarap sunacaktır. (Yusuf, bu cümlesindeki Rab kelimesiyle, Allah'ı değil, sahip ve efendi anlamında kralı kastetmiştir. Çünkü Yusuf'un zamanındaki Mısır kralı, Musa'nın za­manındaki Mısır kralı Firavun gibi, tanrılık iddiasında bulunmamıştı). Rüya­sında başının üstünde ekmek taşıyıp, kuşların, başının üzerindeki şeyleri ye­diğini göreniniz ise asılacak ve dölengeç gibi et obur kuşlar da başının etini yiyeceklerdir. Artık bu konuda münakaşa etmeyin. Bunu Cenab-ı Allah tak­dir etmiş ve sormakta olduğunuz iş, bü şekilde kesinleşmiştir.

Yusuf un bu anlattıkları; rüya yorumunun dışında kalan mükaşefe ve ruh bekkarlığı türünden sözlerdi. Belki de bu sözler, vahiyle ona aktarılmış­tı. "O, iki kişiden, kurtulacağım sandığı kimseye dedi ki", "sandı" ifadesine dikkat etmek gerekiyor. Özellikle bu ifade kullanılıyor. Çünkü olabilir ki kral, önceki görüşünü değiştirir ve sözünden'cayar, ya da Yusuf'un söylediklerini o damın krala aktarmasını engelleyen bazı maniler araya girebilir. Yusuf, zin­dandaki arkadaşına: "Beni, sahibin ve efendin kralın yanında an". Yani du­rumumu ve haberimi ona anlat demişti. Yusuf bununla; zindandan çıkıp hi­kayesinin geri kalan bölümlerini tamamlamak için zahiri kapıları çalmaya ve maddî sebeplere tutunmayı hedeflemişti. Şeytan, O'nu krahri yanında anma­sını arkadaşına unutturduYani Yusuf'un durumunu ve haberini krala anlat­masını, arkadaşına unutturdu. Bunun sonucunda zindanda birkaç yıl kaldı. A-yet-i kerimede geçen bid'a't^ 'kelimesi her ne kadar üçden dokuza kadar olan sayılara dalalet ediyorsa da ve üç seneden az, dokuz seneden çok zin­danda kalmadığı biliniyorsa da, üç sene mi, yedi sene mi, daha mı az, veya daha mı çok müddetle zindanda kaldığını, ancak Allah bilir.[34]

 

Yusuf'un   Mısır   Kralının   Rüyasını  Yorumlaması

 

43- Hükümdar: "Ben, yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini; yedi yeşil başak ve bir o kadar da kurumuş başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yormasını biliyorsanız rüyamı söyleyiniz." dedi.

44- Etrafındakiler: "Bir takım karışık rüyalar; biz böyle rüyaların yo­rumunu bilmeyiz" dediler.

45- Hapisteki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra Yusuf'u hatırladı ve: "Ben size bunu yorumlayacağım, hele beni gönderin" dedi.

46- Hapishaneye varıp: "Ey doğru sözlü Yusuf! Rüyada görülen yedi semiz ineği yedi zııyıf ineğin yemesi; yedi yeşil baştık ve bir o ktıdıır kuru başak nedir? ? Bize yorumla, bende insanlara ulaştırayım da bilsinler" dedi.

47- Yusuf: "Devamlı yedi sene ekin ekip, biçtiğiniz ekinin yediğinizden artanını başağında bırakın."

48- 'Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelir, bütün biriktirdiğinizi yer, yalnız az miktar saklarsınız."

49- "Sonra halkın yağmur göreceği bir yıl gelir, o zaman sıkıp sağarlar" dedi.[35]

 

Bazı Kelimeler:

 

Güçsüz ve çok zayıf. Açıklayıp yorumluyorsunuz.

"Diğs" kelimesinin çoğulu olup, odun demeti anlamındadır.

Hatırladı.Zaman. Gayret ve çalışkanlıkla. Tohumluğu ayırıp saklarsınız. Yardım edilmek ve imdadına koşul­mak.[36]

 

Açıklama:

 

Mısır kralı bir rüya gördü. Bu rüyası onu tedirgin etti. Rüyayı vezirleri­ne, maiyetindeki adamlarına ve bilginlerine anlattı. Rüyasını yorumlamak­tan aciz kaldılar. Onların yorumlamaktan aciz kalmaları, Yusuf'un hatırlan­masına ve kralın onunla irtibat kurmasına neden oldu. Kral dedi ki: rüyam­da, yedi zayıf ineğin, yedi semiz İneği yediğini görüyorum. Yedi yeşil başak, yedi de bîçilmeye hazır kuru başak görüyorum. Ey efendiler, rüya tabir et­mesini, hayallerle rumuzları, realiteye aktarabiliyorsaniz, benim rüyamı yo­rumlayın.

Yorumcular : Bunlar, karışık hayallerdir. Bunların yorumu yoktur. Bun­lar; bazen midenin karışık yemeklerle tıka basa doldurulmasından, ruhta bu­lanıklık meydana gelmesinden doğan .bir takım düzensiz sembollerdir. Bu tür şeylerin yorumunu bilmeyiz biz.

Cenab-ı Ailah, (Yusuf gibi) bazı kullarını işte böyle yetiştirip hazırlar. Mısır bilginlerini ve kahinlerini, kralın rüyasını yorumlamaktan aciz bıraktı. Yorumlayacak başka birini aradılar. Ancak Yusuf'tan başkasını bulamadı­lar. Zindanda kendisiyle beraber kalıp kendisini yakından tecrübe etmiş, ki­şiliğini ve rüya yorumu konusunda bilgi ve becerilerini anlamış olan arkada­şı, uzun bir zamandan sonra Yusuf'u hatırladı ve şöyle dedi: Ey Millet, rüya yorumcusu aramayın. Bu rüyanın yorumunu ben size haber vereceğim. Beni zindana gönderin. Çünkü, kendisini denediğim ve bazı sırlara sahip olduğu­nu anladığım bir delikanlı vardır.

Onu Yusuf a gönderdiler. Onu bulup şöyle dedi: Yusuf! Ey doğru sözlü ve âlicenap adam! Kralın rüyasını bize yorumla. Kralımız, kısaca rüyasında şunları gördü; Yedi semiz ineği, yedi zayıf inek yiyor. Öbür taraftan yedi yeşil başak ve biçilmeye hazır yedi kuru başak görmüş. Bu rüyayı bana yorumla. Doğrusu sen, rüya yorumunu bilenlerdensin. Kralın rüyasının gerçek hayatta doğuracağı sonucu bize bildir. Umarım ki, bu sayede zindandan çıkışın ger­çekleşir ve karal da seni güzel görüşlerinden yararlanır. Bu rüyanın yorumu­nu bana bİldirirsen, belki insanlara döner giderim. Senin bu ince yorumunu ve güyenilir haberini hükümetteki yetkililere anlatırım. Senin mertebeni; akıl, zekâ, hikmet ve ilhamını anlarlar. Belki de seni yüksek bir mevkiye çıkarır­lar.

Yusuf, öğüt verici bir amir edasıyla, görüşünün kendisine verdiği bir üs­tünlükle rüyayı yorumlayarak ve rüyanın işaret ettiği tehlikeye karşı tedbir almak için yapmaları gereken İşleri onlara açıklayarak şöyle dedi: Ara ver­meksizin ve de gayretle çalışarak, yedi yıl süreyle arpa-buğday ekersiniz (ekin). Ektikten sonra bunları biçtiğinizde, başaklan içinde bırakınız ki taneler size, samanlar da hayvanlarınıza kalsın. (Bu, mahsulü korumak için, uygulanan ince bîr ilmi yöntemdir). Az miktardaki yiyeceğinizi ayırdıktan sonra, mah­sulün geri kalanın tamamını bu şekilde depolayın. Yedi ineğin ve yedi başa­ğın yorumu işte budur.

Bundan sonra çok şiddetli yedi kıtlık yılı gelecektir. Bu yıllarda ürün ta­mamen kesilecektir. Bu yıllar, az miktarda tohumluk ve kendinize ayırıp sak­ladığınız dışında önceki bolluk yıllarında biriktirdiğiniz mahsulleri yiyecek, bütün bunlardan sonra, son derece güzel, kelimenin tam anlamıyla bir bol­luk yılı gelecek. İnsanlara her bakımdan Allah tarafından yardım edilecek­tir. Yağmur yağdırılacak, güzel ürün verilecek ve afetler men'edılecektir. O bolluk yılında şeker kamışım, meyveleri, üzümleri susam ve zeytinleri sıka­rak sularını ve yağlarını çıkaracaksınız.

İşte Yusuf un bu bolluk yılı hakkında özel bir anlatımda bulunması, rü­ya yorumuna değil de vahiy ve ilham karışanıma girer. Doğruyu en iyi bilen, Allah'dır.[37]

 

Kralın Yusuf'u Çağırtması Ve Yusuf'un Hikmeti

 

50- Hükümdar: ",onu bana getirin" dedi. Yusuf'a elçi gelince, "Efen­dine dön, kadınlar niçin ellerini kesmişlerdi bir sor; doğrusu Rabbim onların hilesini bilir" dedi.

51- Hükümdar kadınlara: "Yusuf'un olmak istediğiniz zaman duru­munuz neydi?" dedi. Kadınlar, "Hâşâ.' Onun bir fenalığını görmedik"dedi­ler. Vezirin karısı: "Şimdi gerçek ortaya çıktı; onun olmak isteyen bendim; doğrusu Yusuf doğrulardandır" dedi.

52- Yusuf, "Maksadım, vezire, gıyabında ihanet etmediğimi, hainle­rin tuzaklarını Allah'ın başarıya erdirmediğini bilmesini sağlamaktı" dedi.[38]

 

Bazı Kelimeler:

 

Kadınların, zihni rn.es, guf eden dururnlarr, maksatları. Önemli işiniz, durumunuz. Gerçek ortaya çıktı.[39]

 

Açıklama:

 

Yusuf'un yaptığı rüya yorumu, krala ulaştı. Bu yorumdaki sözlerin, sa­hibinin aklının güçlülüğe ve zekâsının inceliğini ortaya koyduğunu gördü.'

Bu rüyayı yorumlayan adamı, huzuruna getirtip konuşmalarını dinlemesi ve onu görmesi, kral için hayırlı olacaktı.

Kral: Kendisini bizzat dinliyeyim diye onu bana getirin ve huzuruma çı­karın, dedi. Elçi, krala götürmek üzere yanma geldiğinde Yusuf, ona şöyle dedi: Kurdun kanımdan uzak oluşu gibi ben şahsıma yaraşmayan bir itham­la lekelenmiş olarak, zindandan çıkıp kralın huzuruna nasıl gidebilirim? As­lında ben suçsuzum. Ama en iyisi sen, sahibin ve efendin olan krala git ve ondan, ellerini kesen kadınların durumunun ne olduğunu araştırmasını İste. Ben, huzuruna çıkmazdan önce bu meseleyi araştırmasını kendisinden iste. Doğrusu, benim Rabbim, görüleni de görülmeyeni de bilir. Ve O, kadınla­rın bana yapmış oldukları düzeni bilir.

Bu İbrahim (A.S.) soyunun hikmetidir. Zindandayken böyle bir istekte bulunun Yusuf'un hikmetidir. Bu, onun sabır ve .teenni ile hareket ettiğini, nefsiyle ve diniyle onurlandığını, iffetliliğinİ gösteren bir delildir. Herhangi bir şahsi açıkça suçlamadan, kralın araştırma yapmasını istiyor. Sırrı güzelce koruyor. Başına gelen belanın asıl nedeni Züleyha olduğu halde adını bildir­miyor. Kral, kadınlara sordu: Yusuf'tan murad almak istediğinizde durumu­nuz neydi? Bu duruma düşmenizde tahrik edici söz ve davranışların bir etki­si oldu mu?

Allah, kadınlara gerçeği söyletti: Hâşâ. Allah için biz, O'nun ne büyük, ne de küçük hiçbir kötülük yaptığını bilmiyoruz.

Vezirin karısı Züleyha dedi ki: Yusuf lehinde yapılan bu tanıklıklar, O-nun suçsuzluğunu ispatlayan tanıklıklardan. Gören gözleri olan kimseler İçin şu anda gerçek ortaya çıktı ve karanlıklar aydınlandı. Ben, O'ndan murad almak istedim. Çeşitli yollara başvurarak ondan bu istekte bulundum. O, as­la bana yanaşmadı. İffetini korudu. Benden yüz çevirdi. Gerek benim hak­kımda, gerek başkaları hakkında O'nun söylediği her söz doğrudur. îşte bu itirafım, O zindandayken kendisine hıyanet etmediğimi bilsin içindir. Aksine ben; kendim ondan murad almak istediğimi, onunsa iffetini koruduğunu, is­teğimi yerine getirmediği takdirde O'nu zindana attıracağımı daha önce ka­dınlara açıkça bildirmiştim, dedi. Hem bilin ki Allah, hainlerin düzenini as­la başarıya ulaştırmaz.

"Bu benim, ona (Azize) arkadan hainlik etmediğimi bilsin içindir" sö­zünü Yusuf (A.S.)'ın söylemiş olduğunu, görüş olarak ileri süren bazı tefsirciler de vardır.     [40]             .

 

Züleyha'nın İtirafları

 

53- Ben nefsimi temize çıkarmanı; çünkü nefs, Rabbimİn merhameti olmadıkça, kötülüğü emreder. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, merhamet eden­dir.[41]

 

Açıklama:

 

Bu ayet-i kerime, kelimelerin sayısal taksimatına göre cüz başıdır. Fakat hakikatte, önceki ayete bitişiktir. Çünkü Azizin karısı Zülcyha'nın sözlerinin devamıdır. Şöylcki: Yusuf, zindandayken kendisine arkadan hıyanet etmedi­ğimi bilsin diye ben bu gerçekleri itiraf ediyorum. O'nun güvenilir şahsiyeti­ne ve şerefine dil uzatmıyorum. Ya da kocam, ben Yusuf'la başbasa kaldığım zamanlarda kendisine hıyanet etmediğimi, Yusuf'un nefsinden murad almak istemekten başka bir şey yapmadığımı ve bu isteğimi fiiliyata dökmediğimi, Yusuf'un da iffetini koruduğunu ve benim isteğime uymadığını bilsin diye ben bu gerçekleri İtiraf ediyorum. Her ne kadar Yusuf'un nefsi temizdir di­yorsam da ben kendimi temize çıkarmak istemiyorum. Çünkü nefis, daima kötülüğü emredicidir.

Cümlelerin kuruluşundan ve kelimelerin akışından açıkça anlaşılan, bu­dur. Bazıları, "Nefsimi temize çıkarmak istemiyorum" ayetinin, Yusuf (A.S.)'ın sözlerinin nakil ve hikayesi olduğunu söylemişlerdir. Şöyle ki: "Mısır azizi, kendisinin gıyabında karısına el atarak hıyanet etmediğini bilsin diye bu ger­çekleri ikrar ediyorum". Yusuf'un nefsini temize çıkarmayışı, tevazuundan dolayıdır.

Bu sözü söyleyenler Züleyha ile başbaşa kaldığında Yusuf'un ona arzu duymuş olduğunu söyleyenlerdir. Yusuf'un Züleyha'ya arzu duyup duyma­dığını önceki sayfalarda anlatmıştık.

"Nefsimi temize çıkarmam." Adamın biri bu söze karşı "Niçin?" diye bir soru sorabilir. Bu durumda ona verilecek cevap şudur: "Evet..Çünkü ne­fis, daima kötülüğü emredicidir". Tabiatıyla nefis alçak ve zulümkardır. Sa­hibini iyiliğe çağırmaz. Kötülükten başka bir şeyi emretmez. Cehennemlik, kin, böbürlenme, büyüklenme, şımarıklık, sadistlik, mal sevmek, ölümden hoşlanmamak, kötü söz söylemek, gıybet, koğuculuk ve diğer fesad sebeple­ri... Bütün bunlar nefsin işleri ve alışkanlıklarıdır. "Ben, çamurdan bir insan yaratacağım. Onu(n şeklini) düzeltip, ona ruhumdan üflediğim zaman der­hal ona secdeye kapanın!"[42]

ama tevbe edip kendisine yöneldiğimiz takdirde Allah'ın rahmetinden, bizleri esirgeyip bağışlayacağından ümidimizi kesmeyiz. Şüphesiz benim Rab-bim, bağışlayandır, günahları örtendir, merhametlidir, kerem ve cömertlik sa­hibidir, kullarının tevbesini kabul buyurur ve kötülükleri bağışlar.[43]

 

Yusuf, Mısır'da Yönetimi Ele Alıyor

 

54- Hükümdar: "Onu bana getirin, yanıma alayım" dedi. Onunla ko­nuşunca: "Bugün senin yanımızda önemli bir yerin vegüveniiir bir durumun vardır", dedi.

55- Yusuf: Beni memleketin hazinelerine me'mur et, çünkü ben koru­masını ve yönetmesini iyi bilirim" dedi.

56- Yusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik; istediği yerde oturabi­lirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi, istediğimize veririz; iyi dav­rananların ecrini zayi etmeyiz.

57- Ama ahiret ecri, inananlar ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir.[44]

 

Bazı Kelimeler:

 

Onu kendime özel dost yapacağım Mevki sahibi. Mısır'da dilediği yerde konaklayabilirdi. Yani orada yetkili biri olmuştu.[45]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Yusuf'un zindandayken yapılmasını istediği araştırma,kendisine isnad olu­nan suçtan beraati ile sonuçlandı. Böylece azizin malına ve ırzına karşı güve­nilir bir kimse olduğu, akıl, zekâ ve tecrübe sahibi olup rüya yorumlamayı bildiği anlaşıldı.

Bütün bu sebeplerden ötürü kral O'nu yanma aldırıp, kendine özel dost edindi ve O'na görevlerin en yükseğini verdi.[46]

 

Açıklama:

 

Kral, Yusuf'un başından geçenleri bütün ayrıntılarıyla öğrettikten son­ra: "Onu bana getirin ki onu kendime özel bir dost edineyim. Güvenilir bir danışmanım yapayını" dedi. Yusuf huzura çıkınca kral kendisiyle konuşup tartıştı. Akıl ve zekâsının üstünlüğünü, güvenilir bir insan ve iyi bir yönetici olduğunu anladı ve O'na şöyic dedi: Bu gün sen bizim yanımızda yüksek mevki sahibi, tam güvenilir birisin. Şu andan itibaren memleket yönetiminde, eleş-tirüemeyecek bir yetkiye sahipsin. Mısır'ı bildiğin gibi yönet.

Kralın aklına bakın. İlk çağrısında: "Onu bana getirin" demişti. Araş­tırma yapıp Yusuf'un suçsuzluğu,uzun süre sabredip dayandığı ve aklının mü­kemmel olduğu anlaşılınca, "Onu bana getirin ki, kendime özel bir dost edineyim" dedi. Yusuf la konuşup tartıştıktan sonra O'na: "Bu gün'sen bi­zim yanımızda mevki sahibi güvenilir bir kimsesin" dedi. Yusuf da ona şöyle dedi: Ey kral, beni hassa hazineleri üzerinde görevlendir ki, azıklar ve ekin­ler üzerinde tasarrufta bulunayım da ülkeyi, dün rüyasını gördüğün ve önü­müzde, bize doğru gelmekte olan açlığın felaketinden kurtarayım. Benim bu istekte bulunuşumu şaşma. Doğrusu ben, hazineleri çok iyi korurum. Onları siyasi, malî, ve iktisadî yönden idare etmesini bilirim. Çünkü bu konuda be­nim tecrübem vardır.

Burada biraz duralım. Nasıl oldu da Yusuf, kralla yardımlaşmaya razı oldu? Mısır'ın hazineleri üzerinde görevlendirilmesini nasıl istedi?

Birinci soruyu şöyle cevaplamak mümkündür: Yusuf, kralla beraber ça­lışmaya razı oldu. Çünkü kralın akıllı ve güzel bir yönetici olduğunu gördü. Kaldı ki, Kral O'nu, yönetimde yetkili kılmıştı. Bu da hem Yusuf, hem de Mısır için hayırlıydı.

Mısır maliyesinin yöneticisi olarak atanmak istemesine gelince, O ken­dine güvendiği ve bunun millet yararına olduğunu bildiği İçin bu istekte bu­lundu. Bu noktadan hareketle, Yusuf'u bu işinde taklİd etmemiz doğru olur mu olmaz mı? Bu sorunun cevabını insan kendi-vicdanına ve inandığı doğ­rulara sormalıdır. Kişi kendisi, milleti ve dini için hayırlı olan işi tercih edebi­lir. İşte bunun için Yusuf musibetten nimete, sıkıntıdan genişliğe uğratılarak, imtihandan imtihana geçmişti. İşte Yusuf, kardeşlerinin kendisini çekememeleri sonucunda kuyunun dibine atılıyor. Sonra kervan gelip kuyudan çıkarıyor, az bir paraya köle gibi satılıyor. Aziz'in evine giriyor. Temiz, nezih ve güveni­lir biri olduğu için, Aziz onu evinin güvenilir kişisi yapıyor. Sonda da Aziz'­in karısı Züleyha ile aralarında bazı olaylar geçiyor ve kendini zindanda bu­luyor. Zindana girmeseydi, orada adını, sanını ve mevkiini yükseltecek olan kralın hiznietçisiyle bir araya gelmeyecekti. Nihayet o hizmetçinin aracılığıy­la.kral O'nu tanıdı ve kendine özel dost edindi.

Yusuf'u koruyup mevki sahibi yapıp, yüksek derecelere yardırdığımız gibi, O'nu Mısır ülkesinde de makam sahibi yaptık. Emir veren, yasak koyan bir adam oldu. Kovulmuş bir köle ve az parayla satılan bir esir olarak girdiği ülkenin, itaat edilen bir hükümdarı oldu. Bütün bu makam ve şereflere; mu­sibetlere dayanma gücü, sabrı, dayanıklılığı, güvenilirliği, iffeti, güzel ahlakı ve dindarlığı, sağlam görüşü, tedbiri, hayatının her aşamasında Allah tara­fından korunup gözetilmesi sayesinde ulaştı. "Allah inananları savunur"[47]

İşte Yusuf, Mısır ülkesinde dilediği yere konaklayıp yerleşebiliyor, Mı­sır'a hakim oluyor. Allah, dilediği kimseye rahmetini ulaştırır. Sabırlarının ve yaptıkları iyiliklerinin karşılığı olarak kullanna rahmet eder. Yusuf ta; kar­deşlerinin kendisine yaptıklarına, Aziz'in karısı Züleyha'nın ve diğer kadınların kendisine karşı kurdukları düzene, zindana ve zindandaki eziyetlere sabret-mişti. Nimetlere karşı bolca şükrüderek amellerini güzel yapan iyi kimsele­rin ecrini Allah zayi etmez, iman edip takvalı davrandıkları için ahirette on­lara hazırlanmış daha hayırlı ve kalıcı mükafatlar vardır. "Bu bizim ihsanı-mızdir. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır" dedik. Onun, bizim ya­nımızda bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardı"[48]

 

Yusuf Ve Kardeşlerinin Karşılaşması

 

58- Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler. Kendisini tanımadıkları halde o onları tanıdı.

59- Onların yüklerini hazırlatınca şöyle dedi: "Baba bîr kardeşinizi bana getirin. Sizlere ölçüyü bol tuttuğumu ve benim misafir konuklayanla-rın en iyisi olduğumu görmüyor musunuz?

60- "Eğer onu bana getirmezseniz bundan böyle benden bir ölçek bi­le alamazsınız ve bana artık yaklaşmayın da."

61- Kardeşleri: "Babasını ikna etmeye çalışacağız ve herhalde bunu yaparız" dediler.

62- Yusuf adamlarına: "Karşılık olarak getirdiklerini de yüklerine ko­yun. Belki ailelerine varınca, onu anlarlar da bir daha dönerler' dedi.

63- Babalarına döndüklerinde, "Ey babamız! Bize yiyecek yasak edil­di, kardeşimizi bizimle beraber gönder de yiyecek alalım. Onu elbette koruruz" dediler.

64- "Daha önce kardeşini size emanet ettiğim gibi, şimdi onu emanet eder miyim? Ama Allah en iyi koruyandır, O merhametlilerin merhametlisİdir" dedi.

65- Yüklerini açınca karşılık olarak götürdükleri mallarının kendileri­ne iade edilmiş olduğunu gördüler. "Ey babamız! Daha ne İsteriz; işte mal­larımız da bize iade edilmiş; ailemize onunla yine yiyecek getirir, kardeşimizi de korur ye bir deve yükü de artırmış oluruz; esasen bu az bir şeydir" dedi­ler.

iltihakın: "Hepini/. Iıckık onandı kvıt onu bıııın geri getireceğinize dair Allah'a karşı sağlam bir söz vermezseniz, sizinle göndermeyeceğim" de­di. Söz verdiklerinde: "Sözümüze Allah vekildir" dedi.[49]

 

Bazı Kelimeler:

 

Onlan teçhiz etti. ihtiyaç duydukları şeyleri hazırlattı. Yani kendisin­den alıp ailelerine götürmek istedikleri azıklarını hazırlattı. Tamam yaparım. Misafir ağırlayanlar. Dalavere yapıp yumuşak sözler söyleyerek onu babasından isteyeceğiz. Ticaret için ayrılan para veya eşya, sermaye.

"Rahl" kelimesinin çoğuludur. Rahl, deve­nin sırtına eşya yükleyebilmek için konan şey (semer gibi)" Kiltü lehü Taame" Ona yiyecek verdim, demektir. "İkteltü minhü Taame" On­dan yiyecek aldım, demektir. Kendisinden yararlanılan şey. Bu ayet­teki meta' kelimesi, yiyecek kabı anlamında kullanılmıştır.Bir bel­deden, başka bir beldeye yiyecek maddesi götürürüz. Deve yükü. Sağlam söz.Kuşatıİmadıkça.Yani tamamen mağlub edilmedikçe.[50]

 

Açıklama:

 

Yusuf Mısır hazinelerinin başında, erzak depolarının koruyucusu ola­rak bulunuyordu. Harcama ye tarımı geliştirmeyle ilgili yöntemleri çok İyi biliyordu. Zaman, kıtlık ve kuraklık zamanıydı. Kıtlık ve kuraklık, Mısır'ı Kenan illerini (Filistin'i) ve çevredeki diğer beldeleri kuşatmış durumdaydı. Fakat Yusuf, kıtlıktan kurtarmak için Mısır'a gönderilmişti. Kurtarmakla da kalmadı. Komşu illere satacak kadar zahireyi bollâştırdı. Azığa fazlasıyla muh­taç olan Yakub (A.S.) ve oğullan, Mısır'da ki hayır ve bolluğu haber aldılar. Yakub (A.S.), Mısır azizinden para karşılığı azık almaları için on oğlunu Mı­sıra gönderdi. Mısır Azizi Yusuf, herkesin İhtiyacını karşılayabilmek amacıy­la kişi başına bir deve yükünden fazla azık vermiyordu.

Yusuf'un on kardeşi gelip yanına girdiler. O, saltanatın en görkemli ve parlak günlerindeydi. Geleceklerini de önceden haber aldığı için, onları gö­rünce tanıdı. Fakat onlar, durumu değiştiği için O'nu tanıyamadılar.. İnsan­ların erzaklarını elinde tutup dilediği gibi hükmeden Mısır azizi, kuyuya attıkları, sürgün ve kovulmuş Yusuf olamazdı herhalde! Ey Allah'ım, sen ne büyüksün!

Erzak yüklerini hazırlattıktan sonra, yiyecek almak için yanına gelmiş olan bu konuklan ağırladı. Yolculukta ihtiyaç duyacakları şeyleri kendileri­ne verdi. Bu konuklan on kişiydiler. Haklarından fazlasını istediler. Ana ve babaları ile on birinci kardeşleri İçin de erzak istediler. On birinci kard-eşleri, ihtiyar ana-babalarına hizmet etmek için evde kalmıştı. Baba bir kardeşlerini görmek için kendisine getirmelerini şart koşarak, onlara iki deve yükü daha erzak verdi.Sonra ikinci kez kardeşleriyle beraber yanma yelmelerini, şöyle diyerek teşvik etti: Görüyorsunuz ya, istediğiniz erzakı eksiksiz olarak size ölçüp veriyorum. Fiyat ve kalite bakımından sizi memnun edip rahatlıyorum. Ben, mihmandarların en iyisiyim. Sizi güzelce ağırladım. Yükünüzü ha^ zırlattım. Ticaretin dışında, yolculuktaki İhtiyaçlarınızı da temin ettim.

Bundan da anlaşılıyor ki, Yusuf un onlantebessüsle itham etmesi uzak bir İhtimaldir. Onlardan rehine almış olması ise daha da uzak bir ihtimaldir.

Ey Yakub oğulları! Eğer aramızda anlaştığımız gibi, kardeşimizi yanını­za almadan, aileniz için tekrar azık almaya yanıma gelirseniz; bırakın tam ve eksiksiz almayı, ülkemde size hiç azık verilmeyecektir. Ağırlanma ve iyi muamele görmek bir yana ülkeme yaklaşamazsınız bile!

Dediler ki: Ey Aziz! O'nu babasından almaya çalışacağız. Babasının ken­disiyle onur duyduğu Bünyamin'i bize teslim etmesi için bütün yollara baş­vuracağız. Bünyamin babasının yanında, kaybolmuş kardeşinin yerini almış­tır. İnşaailah Bünyamin'i sana getireceğiz.

Yusuf, azıkları ölçekleyerek tüccarlara teslim eden uşaklarına dedi ki: Bu adamların bizden azık satın almak için getirmiş oldukları sermayelerini —Rivayete göre bu sermayeleri hayvan derileri imiş— yüklerinin içine koyun. Ailelerine döndüklerinde belki bunu anlarlar. Mısır Azizinin kendilerine ne kadar ikramda bulunmuş olduğunu anlamaları, ikinci kez buraya gelmeleri­ni sağlar. İhsanımıza ve iyi davranışımıza tamahlanarak, kendilerine emretti­ğim şekilde Bünyamin'i de yanlarına katarak bana belki gelirler.

Evet, Yusuf'un kardeşleri, istedikleri erzakı Yusuf'tan satın aldılar. Yu­suf onları tanıyordu, ama onlar onu tanımıyorlardı. Bu seferden dönüşlerin­de babalarının yanma varır varmaz O'na dediler ki: Ey babamız! Mısır Azi­zinin isteği üzerine kardeşimiz Bünyamin'i bizimle beraber göndermezsen, Aziz, bundan sonra bize erzak vermeyeceğini söyledi. O'nu bizimle gönder ki, sa­yımıza göre, ihtiyaç duyduğumuz erzakı Mısır azizinden alalım. Ve bize karşı koştuğu şartı yerine getirmiş olalım. O, bize ikramda bulunup bizi ağırlayan bir azizdir. Baba, biz hem gidişimizde, hem dönüşümüzde Bünyamin'i koru­yacağız.

Hiçbir zaman aklından çıkarmadığı Yusuf'la ilgili üzüntüsü gözlerinin ağarmasına yol açan ihtiyar Yakub: Daha önce kardeşi Yusuf'u size güvendi­ğim gibi Bünyamin'i de size güveneceğim, Öyle mi? dedi. Yani kardeşi Yu­suf'a yapacağınızı yaptıktan sonra artık oğlum Bünyamin'i size nasıl güve­nebilirim? Yusuf İçin de bana aynı şeyleri söylemiştiniz. O'nu korumayı ta-ahhüd etmiştiniz. "Onu mutlaka koruyacağız" demiştiniz. Ama o zaman gü­ven ve koruma fiili gerçekleşmemişti. Şimdi nasıl.gerçekleşecek?! Ey oğulla­rım! Daha önce kardeşine ne yaptıysanız, Bünyamin'e de aynısını yapacaksı­nız!

Bu sözlerden açıkça anlaşıldığına göre Yakub (A.S.).oğlu Bünyamin'i hak­larında beslediği hüsn-ü zanna dayanarak onlarla beraber göndermişti. Yine bu sözlerden anlaşıldığına göre o anda oğulları arasında kin ve kaskançlık belirtileri görmemişti. Ayrıca azığa duyulan ihtiyacın etkisiyle de Bünyamin'i

onlarla beraber göndermişti.

Allah en iyi koruyucudur. Oğlumu benim için koruyacaktır. Bana iki mu­sibeti birden verecek değildir. O, merhamet edenlerin en merhametlisidİr.

Babalarına kavuşur kavuşmaz, daha yüklerini açmadan O'ndan bu İs­tekte bulunmuşlardı. Yüklerim indirip açınca, Mısır Azizinin verdiği erzaka karşılık olarak kendilerinden almış olduğu sermayenin, yüklerinin içinde ko­nularak tekrar kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler. İsteklerini teyid etmek İçin şöyle dediler: Daha ne istiyoruz baba? Onun bize ikramda bulu­nup bizi fazlasıyla ağırladığını ve istİrahatimize özen gösterdiğini anlattık. Onu anlatmaya artık gerek var mı? İşte sermayemiz de biz farkında olmadan bize geri verilmiş. Bu da onun son derece cömert olduğunu göstermiyor mu? Bütün bunlar isteğini yerine getirmemizi, yani Bünyamin'i O'na götürmemi­zi gerektirmiyor mu? Kardeşimizle beraber ikinci kez O'na gittiğimizde aile­miz için bedavaya erzak alır, onlara yiyecek getiririz. Kardeşimiz Bünyamin'i titizlikle koruyup gözetiriz. Başına birşey gelecek diye korkma. Qnun için de bir deve yükü erzak almak istiyoruz. Çünkü Aziz (Yusuf), herkese yetsin di­ye tutumluluk yapıyor ve adam basma yalnızca bir deve yükü erzak veriyor. Bünyamin'i yanına götürdüğümüzde, daha önce kendisine söylemiş olduğu­muz, "Babamızla anamızın yanında, kendilerine hizmet etmekte olan bir kar­deşimiz daha var" sözümüzün doğru olduğu ortaya çıkacaktır. Doğru sözlü oluşumuz, Mısır Azizini etkileyebilir. Aslında şu bir deve yükü erzakı ver­mek, Yakub'un soyundan bile olsa bize bu kadar ikramda bulunmayacağı mu­hakkak olan şu şerefli ve cömert adam (Yusuf) için çok basit bir şeydir. Ma­zideki olayları hatırlayan ve zihninde Mısır Azizinin görüntüsü şekillenen Ya-kub (A.S.) dedi ki: Allah'ı şahit kılıp O'nun adına yemin ederek, bana geri getireceğinize dair kesin ve sağlam söz vermediğiniz takdirde Bünyamin'i si­zinle beraber göndermem. O, benim göz aydınlığımdır. Kaybolan Yusuf'un yerine ona bakarak teselli bulmaktayım. Düşman veya ölüm tarafından ku-şatılmadıkça sizi bana ulaşmaktan engelleyen bir sebeple karşılamadıkça onu mutlaka bana getireceğinize kesin söz vermediğiniz takdirde, Bünyamin'i as­la sizinle beraber göndermem.

İstediği sözü ona verdiklerinde Yakub şöyle dedi: Bu söylediklerimizin üzerinde Allah vekildir. O ne güzel koruyucudur. "Ben işimi Allah'a bırakı­yorum. Şüphesiz Allah, kullarmı görür"[51]

 

Yakub'un, Mısır'a Gidecek Olan Oğullarına Tavsiyesi

 

67- Babalan: "Oğullarım! Tek bir kapıdan değil ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah katında size bir faydam olmaz, hüküm ancak Allah'ındır, O'na güvendim, güvenenler de O'na güvensinler" dedi.

68- Babalarının emrettiği gibi girdiler. Esasen bu, Allah katında onla­ra bir fayda sağlamazdı, ancak Yakub, içindeki arzuyu ortaya koymuş oldu. O, şüphesiz kendisine öğrettiğimizi bilir fakat insanların çoğu bilmezler.[52]

 

Açıklama:

 

Yakub (A.S.), Mısır Azizinin'karşısına çıkarsınlar diye Bünyamin'in, kar­deşleriyle beraber gitmesine razı oldu. Ama O, içinde bir korku duyuyor ve bir şeyler olacağını bekliyordu. Güçlü imana sahib mü'min, işte böyle olur. Perde gerisindeki gaybı bilir ve görür. Bu nedenle oğullarına nasihat ederek şöyle dedi: Oğullarım, Mısır'a bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan gi­rin ki; kıskanç kimseler sizi kıskanmasın, düzenbazlar size karşı düzen kur­masınlar ve başınıza bir felaket gelmesin. Burada şöyle bir soru gündeme ge­liyor; Hasedin, hased edilen kimseye etkisi olur mu?

Bu konuda Peygamber (S.A,V.) efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Nazar (değmesi) erkeği mezara, deveyi kazana koyar". Bir başka hadis-i şe­rifinde şöyle buyurmuştur

"Allah'ım yüce kelimeleri hürmetine her türlü şeytandan, zararlı hay­vanlardan ve nazar eden gözlerden Allah'a sığınırım".

Bazı sahabilerin, kendilerine isabet eden hasedden rahatsızlandığı pey­gamber efendimize haber verildiğinde şöyle buyurmuş: "Sizden biri, karde­şini niye (hasedle) öldürüyor? Yaratanların en güzeli Allah ne yücedir, deseydin ya! Nazar değmesi gerçektir. Sonra onun için abdest al (ve abdest suyu ile onu yıkayın)."

Kendisine nazar değen kimse, Felak süresindeki şu ayeti okumalıdır: "Ve hased ettiği zaman hasedcinin şerrinden (Allah'a sı­ğınırım)".

Bazı alimler nazar değmesinin etkisi olmadığım ileri sürerek buradaki 67. ayeti şöyle yorumlamaktadırlar: Oğullarım, Mısır'a hep bir kapıdan gir­meyin. Ayrı ayrı kapılardan girin ki, her bir grubunuz, Mısır Azizinin kal­bindeki yansımaları ve anlındaki çizgilerde meydana gelen etkiyi gözlerinizle göresinîz.

Oğullarım, size verdiğim öğütleri-tutun ve gereğince davranın. Hem bi­lin ki ben, Allah'ın hakkınızda verdiği hükme karşı size yardımcı olamam. Allah sizin hakkınızda bir şey takdir etmişse, ben kendi tedbirimle o kaderi sizden savamam. Çünkü sakınmanın kadere faydası yoktur.Allah'm takdiri­nin mutlaka yerini bulacağını bilmekle beraber, normal sebeblere tutunma yoluna gidin. Hüküm, yalnızca Allah'a aittir. Hüküm ve emir O'nundur. Te­vekkül edecek olanlar, sadece Allah'a tevekkül etsinler, başkalarına değil.

Babalarının kendilerine emrettiği yerlerden Mısır'a girdiler. Gerçi bu şe­kilde girişleri, Allah'ın emir ve takdirinden hiçbir şeyi onlardan savamazdi. Ancak burada buna, "Vakub'un zihninde dolaşmakta olan şeylerin izahına ih­tiyaç vardı. O, bunu açığa çıkarmak istedi. Sırrını anlamayacakları bir şekil­de oğullarına tavsiyede bulunarak bu ihtiyacım ortaya çıkarıp giderdi. Rabbi kendisine vahiy, ilham ve doğru rüya yorumuyla bildirdiği için O, ilim ve ba­siret sahibiydi. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.[53]

 

Yusuf Ve Bünyamin'in Karşılaşması

 

69- Yusuf'un yanma girdiklerinde, kardeşini bağrına bastı ve: "Ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına artık üzülme" dedi.

70- Yûsuf onların yüklerini yükletirken, bir su kabını kardeşinin yü­küne koydurdu. Sonra bir münâdî şöyle bağırdı: "Ey kervancılar, siz hırsız­sınız!"

71- Geri dönerek, "Ne kaybettiniz?" dediler.

72- "Hükümdarın su kabını kaybettik, onu getirene bir deve yükü mü­kafat verilecek, buna ben kefil oluyorum" dediler.

73- Allah'a yemin ederiz ki memleketi ifsad etmeğe gelmediğimizi ve hırsız da olmadığımızı biliyorsunuz" dediler.

74- "Yalancı iseniz, hırsızlığın cezası nedir? dediler.

75- "Cezasifkimin yükünde bulunursa, ceza olarak ona elkonulur; biz zalimleri böyle cezalandırırız" dediler.

76- Yusuf kardeşinin yükünden önce onlarmkini aramaya başladı; sonra kardeşinin yükünden su kabını çıkardı. İşte biz Yusuf'a böyle bir plan kul­lanmasını vahyctük. Çünkü hükümdarın kanunlarına göre kardeşini alıko­yamazdı, meğer kî Allah dileye. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her İlim sahibinden üstün bir bilen bulunur."[54]

 

Bazı Kelimeler:

 

Kardeşini yanına aldı. Üzülme.Su iç­me kabı. Ama Yusuf (A.S.)'ın adamları bu kabla tahılları ölçüp dağıtıyorlar­dı. Bu, kralın tası idi.Bu kelime hızlı olmayı, işi gerçekleştirmeyi, yaralıyı pansuman etmeyi ifade eder. Ayette bu kelimeyle, misafirleri ağırla­mak kastedilmiştir.Bİr ünleyicİ seslendi. Seslenişi çokça tekrarla­dı.Bir şehirden başka bir şehire azık taşıyan develer. Burada ise bu develerin sahipleri kastedilmiştir.Kefil.

Keyd, gizli tedbir.Kralın dini, yani yasası.[55]

 

Açıklama:

 

Kardeşi Bünyamin'i yanlarına alarak Yusuf'un divanına girdiklerinde, Yusuf onlarla toplantı yaptı. Kardeşi Bünyamin'i Özel bir odada yanına aidi. O'na herşeyi açıkladı ve şöyle dedi: Ben, senin kardeşin Yusuf'um. Bu kar­deşlerimizin daha önce bize yaptıklarından dolayı üzülme. Sabretmenin mü­kafatı işte budur, ey Bünyamin!

Yusuf, sevgili kardeşini tanıdı. Hüzünlü babasıyla kendisinin durumu­na, kardeşlerinin, Bünyamin'i babalarından isterken takınmış oldukları ta­vırlara üzüldü. Ama Yusuf, kardeşini istiyordu. Herhangi bir bahaneyle onu yanında alıkoyup bekletmek istiyordu. Her çeşit yola ve çareye başvurarak bu amacım gerçekleştirmeye çalıştı.

Kardeşlerinin yüklerini hazırlatıp ihtiyaçlarını giderdikten sonra su ka­bını, hiç kimsenin haberi olmadan kardeşi, Bünyamİn'in yüküne gizledi. Yük­lerini yükleyen kardeşleri, sevinç ve neşe içinde yola koyuldular. Peşlerinden bir ünleyici, Ey kervan! diye seslendi. Durun bakalım, siz hırsızsınız, dedi. Bu haber, onlarda yıldırım şoku yaptı. Çünkü ne hırsızlık yapmış, ne de kim­senin malını saklamamışlardi. Hayret ve dehşet içinde Mısır Azizinin uşak­larına dönüp: Ne arıyorsunuz, ne kaybettiniz? dediler. Bir şeyin kaybolmuş olamayacağmı söylediler. Hırsızlığı kendilerinen nefyetmediler. Çünkü ken­dilerinin hırsızlıktan çok uzak kimseler olduklarını biliyorlardı. Bu nedenle hırsızlığı kendilerinden nefyetmeye ihtiyaçları yoktur.

Yusuf'un uşakları dediler ki: İnsanlara erzak dağıtırken, kralın ölçek ola­rak kullandığımız tasım kaybettik, onu arıyoruz. Üzerinde kralın işareti var­dı. Onu getirene bir deve yükü buğday verilecektir. Arkadan kendilerine ses­lenen kişi; buna ben kefilim, dedi. Yusuf'un kardeşleri dediler ki: Allah hak­kı için, bizi bu kadar denedikten sonra biliyorsunuz ki, bizleri Mısır toprağı­na bıraktınız. Suçların en adisi olan hırsızlık yapmaya, hangi türden olursa olsun, bozgunculuk dahi yapmaya gelmiş değiliz. Bize bu kadar İkramda bu-hınan bir toplumdan nasıl mal çalarız? Biz daha öncede hiç bir zaman hır­sızlık yapmış değiliz.

Yusuf'un uşakları onlara dediler ki: Madem ki böyle, eğer siz, tasın yü­künüzde olmadığını söylerken yalan söylemişseniz bunun cezası nedir? Ger­çekten de onlar hırsızlıkla ilgililerinin bulunmadığını söylerken doğru konuş­muşlardı. Suçsuzluklarını, şu sözleri gösteriyordu: Kralın tası kimin yükün­de bulunursa yükün sahibinin cezası, bu suça karşı, mal sahibi tarafından esir alınmasıdır. Tas kimin yükünde bulunursa onun hırsız olduğu ortaya çı­kar. Dolayısıyla hırsız da mal sahibi tarafından esir alınıp, onun her İşinde köle olarak çalıştırılacaktır. Hırsızın cezası, Yakub peygamberin şeriatinde böy­ledir. "Hırsız, çalman mala karşılıktır". Bu söz, hırsız hakkında önceki say­falarda yer alan hükmü desteklemektedir. Eşyalarını ve mallarını çalarak in­sanlara haksızlık eden zalimleri, işte böyle şiddetle cezalandırırız.

Yusuf'a gelince, ünleyicinin çağrısına uyarak, suçsuzluklarını kanıtlamak isteyen kardeşleri geri döndüklerinde kardeşi Bünyamininkinden önce onla­rın yüklerini aramaya başladı ki, kardeşleri kendisinden hiç kuşkulanmasın­lar. Aradı, aradı. En sonunda tasını, kardeşi Bünyarnin'in yükünden çıkardı.

İşte Yusuf'a böyle bir çare öğrettik. Onlara böyle yapmasını O'na vah-yettik. Çünkü kendisinin de bağlı bulunduğu ve aynı zamanda uygulayacısı olduğu kralın kanunlarına göre, kardeşini yanında alıkoyması uygun bir dav­ranış değildi. Ama kardeşlerine düzen yaptı. Oyuna gelen kardeşleri, kendi­lerinin aleyhine olan hükmü, bizzat kendileri verdiler. Yusuf'ta böylece ama­cına ermiş oldu. Bu amaca ulaşmak için kullanılan yöntem her ne kadar gö­rünürde çirkinse de —Çünkü bu, Bünyamin'i asılsız bir suçla itham etmek­tir.— Buna Cenab-ı Allah izin vermiş ve böyle yapmasını Yusuf'a vahyetmiş-tir. Allah dilemedikten sonra Yusuf'un hiçbir halde kardeşi Bünyamin'i kra­lın kanunlarına göre yanında alıkoyması mümkün olmayacaktı.

İşte böyle, dilediğimiz kullan ilim ve başarıda yüksek derecelere ulaştı­rarak yüceltiriz. Nitekim Yusuf'u da yücelttik ve amacına ulaşmakta başarılı kıldık.

Her bilenin üzerinde ondan daha geniş kapsamlı bilgi sahibi biri vardır. Böylece herşeyi bilen Allah'a kadar varılır. "Yaratan bilmez ki? O, latiftir. (Bilgisi her şeyin içine geçen, herşeyi)haber alandır"[56]

 

Yusuf'un Kardeşleriyle Karşılıklı Konuşması

 

77- "Çaîmışsa, daha önce kardeşi de çalmıştı" dediler. Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. İçinden, "Durumunuzpek kötüdür; anlattığ-nızı Allah daha iyi bilir" dedi.

78- Kardeşleri: "Ey Vezir! Onun yaşlanmış kocamış bir babası vardır. Bizden birini onun yerine al. Doğrusu biz senin iyi davrananlardan olduğu­nu görüyoruz" dediler.

79- "Ma'azallah! Biz, malımızı kimde bulmuşsak ancak onu alıkoruz, yoksa haksızlık etmiş oluruz" dedi.

80-82- Ümidsizîiğe düşünce, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Bü­yükleri şöyle dedi: "Babanızın Allah'a karşı sizden bir söz aldığım, daha Ön­ce Yusuf meselesinde de ileri gittiğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam ba­na izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar—ki O, hükmeden­lerin en iyisidir— bu yerden ayrılmayacağım. Siz dönün, babamıza gidin ve deyin ki: "Ey Babamız! Senin oğlun hırsızlık yaptı, bu bildiğimizden başka bir şey görmedik; görülmeyeni de bilmeyiz; bulunduğumuz kasabanın halkı­na ve beraberinde olduğumuz kervana da sorabilirsin; biz şüphesiz doğru söy­lüyoruz;'.'

83- Yakub: "Sizi nefsiniz bîr iş yapmağa sürükledi, artık bana güzelce sabır gerekir; belki Allah hepsini birden bana getirecektir, çünkü O bilendir, hakimdir" dedi.

84- Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu! dedi1 ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.

85- "Allah'a yemin ederiz ki, Yusuf'u anıp durman seni bitkin düşü­recek veha helak olacaksın" dediler.

86- Yakup: "Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım. Allah katın­dan, sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.

87- "Ey Oğullarım! Gidin, Yusuf'u ve kardeşini arayın, Allah'ın rah­metinden ümidinizi kesmeyin; doğrusu kafirlerden başkası Allah'ın rahme­tinden ümidini kesmez."[57]

 

Bazı Kelimeler:

 

Tamamen umut kestiler. İnsanlardan ayrılıp bir tarafa çekildiler. Fısıldaşarak birbirlerine danıştılar.Kusur et­tiniz. Ayrılırım. Süsledi. Ey üzüntüm! öfke dolu, ama öfkesini tutan.Öldürücü hastalık,

"Bess" kelimesi lügatte eşyanın dağılıp saçılması demektir. Buradaysa kalpteki üzüntü ve tasa anlamındadır,Yusuf'un ahvalini duyularınızla araştırıp öğrenin. Allah'ın rahmeti ve genişliği.[58]

 

Açıklama:

 

Kral'ın tasım araştırdılar. Sonra Bünyamin'in eşyaları arasında buldu­lar. Oysa bulunmazdan önce, tasın, yükleri İçinde bulunacağını kesin bir dil­le reddetmişlerdi. Hırsızlık yapmadıklarını söylemişlerdi. İşte tasın, Bünya­min'in yükünde bulunduğunu gözleriyle görmüşlerdi artık. Bu suça ceza olarak  Yusuf, onu bir köle olarak yanında alıkoyacaktı. Bu olay ağırlarına gitti. Çok kızdılar. Bu öfkelenmeleri de bazı nedenlere dayanıyordu. Şöyle ki:

Bünyamin'i memlekete sağ-salim geri götüreceklerine dair babalan, ken­dilerinden kuvvetli bir söz almıştı.

Zaten daha önce de Bünyamin'in kardeşi Yusuf'a komplo düzenlemiş ve O'na kötülükler yapmışlardı.

Bünyamin'siz geri döndükleri takdirde babalan çok acı duyacaktı.

Bunun üzerine kardeşleri Bünyamin'i kınayarak şöyle dediler: Şayet Bün-yamin hırsızlık yapmışsa, zaten daha önce kardeşi Yusuf'ta hırsızlık yapmış­tı. Bu kötü huy onlara analarının ırkından bulaşmıştır.

Böyle demekle,.ahlakta irsiyetin rolü bulunduğuna ve kendiler inde,Yu­suf la Bünyamin'e karşı olan kin ve kıskançlığın hâlâ devam ettiğine işaret etmiş oluyorlardı.

Yusuf, gerçekten daha önce hırsızlık yapmış mıydı? Sağlam ve sahih ri­vayetlere göre Yusuf, küçüklüğünde bir put çalarak kırmıştır.

Diğer bazı rivayetlere göre daha çocuk yaştayken halası bir düzen kura­rak, hırsızlık yaptı gerekçesiyle O'nu yanında alıkoymak için, babası İshak'-ın kemerini Yusuf'un çamaşırlarının altından beline bağlamış. Ve arama so­nunda kemer, Yusuf'un üzerinde görülmüş. Öyle sanıyorum ki bu, İbrahim ve İshak Peygamberlerin ailesine yakışmayan bir küçüklüktür. Yusuf, kardeş­lerinin: "Eğer Bünyamin hırsızlık yaptıysa, zaten daha Önce kardeşi Yusuf'­ta hırsızlık yapmıştı" demelerini işitti. Bu sözü kalbinde saklayıp onlara ce­vap vermedi. Onlann böyle demelerini affetti ve içinden: "Aksine, siz daha kötü bir durumdasınız. Çünkü siz, kardeşinizi babanızdan çalıp kuyuya attı­nız. "Onu kurt yedi" diyerek babanıza yalan söylediniz. Oysa sizin söyle­diklerinizin iç yüzünü Allah çok iyi biliyor.

Kardeşleri, durumun gerçekten kritik olduğunu görünce, merhamet di­lenmekten başka çare kalmadığını anladılar. Ve dediler ki: "Ey vezir! Bu kardeşin yaşlı ve büyük bir babası var. Koruyup gözetilmeye layıktır. Bu da onun tesellisi, ümid kaynağı, dostu, yalnızlık arkadaşıdır. Kaybolan oğlunun yeri­ni bu almıştır. Şu yaşlı ve büyük adama acı da, bunun yerine içimizden birini al. Şüphesiz biz seni iyi davaranan ve iyilik yapan kimselerden görüyoruz. Yine bu iyilik severliğini elden bırakma da, isteğimizi kabul buyur...

Yusuf dedi ki: Hem sizin şeriatinize, hem de burada Mısır kralının ka­nunlarına muhalefet etmekten Allah'a sığınırım. Hâşâ, ben bunu yapamam. Eşyamızı kimde bulursak, biz  sadece Onu alıkoyanz. Dikkat edilirse Hz. Yu­suf, "Eşyamızı çalanı..." demiyor da, "Eşyamızı kimde bulursak..." diyor. Çünkü Bünyamin, kesinlikle hırsızlık yapmış değildi.

Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasına alıkoyarsak, yasal yollan çiğneyerek şer'i hududun dışına çıkmakla, kendi nefsine yazık eden zalimlerden oluruz. Yusuf, bu görüşlerinin, kendisinden, Allah'a sığınılması gereken bir görüş olduğunu belirterek kardeşlerinin isteklerini şiddetle red­detti. Onlar, Bünyamin'i kurtarmaktan umutlarını bütünüyle kesince, ora­da bulunan insanların yanlarından ayrılarak bir köşeye çekildiler. Başlarına gelen bu beklenmedik musibetten kurtulmanın yolunu bulmak için fısılda-şarak birbirlerine fikir danıştılar: Yaşça veya akılca büyük olanları —Bazıları bunun Yahuza olduğunu, diğer bazılarıysa, Yahuza olmadığını söylemişlerdir— şöyle dedi: Ey kardeşlerim! Bu başımıza gelen, en büyük felakettir. Düşman­lar veya engeller tarafından tamamen kuşatılıp aciz bırakılmadıkça Bünya-min'i kendisine götüreceğimiz hususunda babamız bizden Allah adına yemin ettirerek kesin söz aldığını bilmiyor musunuz? Durum gerçekten de kritiktir. Ne yapacaksınız?! Madem böyle oldu. Artık ben de bu konuda babam bana izin verinceye, ya da hükmedenlerin en hayırlısı olan Allah benim hakkımda hüküm verinceye kadar, Bünyamin'i bırakıp taMısır toprağından ayrılmaya­cağım. Ben derim ki: Babanızın yanına dönün ve O'na deyin ki: Ey baba­mız! Oğlun, kralın tasını çaldı. Kralın veziri de bizim şeraitimiz uyarınca, O'nu köle olarak yanına aldı. Bu konuda kesin görgüye dayanmadan hırsızlığı ve cezası hakkında tanıklık yapmadık. Çünkü kralın tası, Bünyamin'İn yükün­den çıktı. Tasın bulunmasından önce, "fa* kimin yükünde bulunursa, yük sahibi o çalıntı mala karşılık olarak alıkonur" diyerek ikrarda bulunmuştuk. Zaten biz de zalimleri böyle cezalandırıyoruz. Bütün bunlar oldu. Görün­mez gaybı bilmiyoruz. Oğlun Bünyamin'İn hırsızlık yaparak kralın tasım ça­lacağını bilmiyorduk. Bütün bunların olacağını bilseydik, Bünyamin'i sana getireceğimize dair kesin söz vermezdik. Eğer durumumuzdan şüphe ediyor­san, Mısır Azizi tarafından yüklerimizin arandığı esnada bulunduğumuz Mısır şehrinin sakinlerine sor. Bizimle beraber yiyecek maddesi getiren kervancıla­ra da bunu sorabilirsin. Hcrhal-ü kârda söylediklerimiz doğrudur.

Mısır'da kalan büyük kardeşleri tarafından kendilerine telkin edilen bu sözleri babalarına aktardıklarında, babaları onları doğrulamadı ve şöyle dedi: Hayır, hayır nefisleriniz, Yusuf'tan sonra ikinci bir düzen kurmanızı hoş gösterdi ve siz de Bünyamin'e düzen yaptınız. Hırsızı esir almaya hükmeden şeriatimizi Mısır azizine telkin etmiş olmanız da bunu ortaya koyuyor. Artık bana düşen, güzelce sabretmektir. Allah'ın kaza ve kaderine razı olmaktan başka yapacak bir şeyim yoktur. Umarım ki Allah onların hepsini de; Yu­suf'u, Bünyamin'i ve büyük kardeşinizi bana gönderir. O, benim halimi, güç­süzlüğümü, çocuklarım için çekmekte olduğum üzüntüyü biliyor. Yaptığı her işi yerliyerinde yapıyor.

Böyle söyledikten sonra, şunları söyleyerek yüzünü onlardan öte tarafa çevirdi. Ey üzüntüm ve tasam, artık gel, şimdi tam zamanıdır.Sevgili YusufL umun üzerine hüzün duymanın tam vaktidir.

Böyle diyerek ağladı, ağladı. Nihayet fazla ağlamaktan gözleri ağardı. Bunda şaşılacak bir durum yoktur. İçindeki hüznü sürekli hareket ettiren bir öfkeyle dopduluydu.

Sevgilinin kaybından dolayı hüzün duymak, doğal bir durumdur. Bun­da günah yoktur. Yeterki hüzün duyan kişi, Allah ve Resulünün hoşnud ol­mayacağı bir şey söylemiş olmasın. Resulullah (s.a.v.) efendimiz ne doğru buyurmuş: "Şüphesiz, göz yaşanr. Kaîb hüzünlenir. Ve Rabbİmizİn razı ola­cağı sözlerden başkasını söylemeyiz".

Mısır'dan dönüp babalanma yanına gelen Yakub'un oğullan, Yusuf ve kardeşleri için duymakta olduğu derin üzüntüyü müşahade edince O'na de­diler ki: Ey babamız! Üzerinden bunca zaman geçtiği halde hâlâ Yusuf u hatı­rından çıkarmıyor ve O'nu yâd ediyorsun. Böyle olursa, Vallahi sen öldürü­cü bir hastalığa yakalanacak ya da öleceksin! Yakub ise şöyle dedi: Ben üzüntü ve tasamı, yaratıklardan birine değil sadece Allah'a şikayet ediyorum. Beni kimse ayıplayıp kınamasın. Ben Allah'ın emrinden, sizin bilmediklerinizi bi­liyorum. Kayıp oğullarımın yaşayıp nzıklanmakta olduklarını biliyorum. Al­lah'ın Yusuf'u seçkin bir kimse kılıp O'nun ve Yakub'un ailesinin üzerindeki nimetlerini tamamladığım biliyorum. Şayet siz bundan başkasını sanıyorsa­nız bakın ey oğullarım! Ben, Yusuf'un rüyasının gerçek olduğunu biliyorum. Görüşümün doğru olduğunu zaman size gösterecektir. Mısır'a gidip YusufL un ve kardeşinin durumunu araştırın ki, işin aslını Öğrenesiniz.

Allah'ın lütuf ve merhametinden ümid kesmeyin. Zira hayatla beraber imidsİzlik ve ümİdsizlikle beraber de hayat mümkün değildir. Yani yaşayan kimse ümitsizliğe kapılmaz. Ümitsizliğe kapılan da yaşayamaz. Doğrusu, ka­firler güruhundan başkası, Allah'ın lütuf ve merhametinden ümit kesmez. Gerçek mü'minlere gelince onlar, musibetlerden dolayı ümidsizliğe kapılmazlar. Zorluklar onları sarsmaz. Onlar sabreden, Allah'ın kaza ve kaderine razı olan, Allah'ın kendilerini savunacağını bilenlerdir.'^i/p/jcs/z Allah,inananlan savunur"[59]

Kur'an'i Kerim'in Yakub (A.S.) hakkında kullandığı "Üzüntüden göz­leri ağırdı" cümlesinde, modern tıbbın ispatladığı bir mucize vardır. Çünkü gözün görmesini engelleyen beyaz perde, çoğunlukla şiddetli üzüntüden kay­naklanmaktadır.[60]

 

Kardeşlerinin Yusuf'u Tanımaları

 

88- Kardeşleri vezirin yanına vardıklarında: Ey vezir! Biz ve çoluk ço­cuğumuz darlığa uğradık; pek değersiz bir malla geldik: ölçeği bize tam yap ve sadaka ver; Allah sadaka verenleri şüphesiz mükafatlandırır" dediler.

89- 'Siz, Yusuf ve kardeşine bilmeden neier yaptığınızın farkında mısınız? dedi,

90- "Yoksa sen Yusuf'musun?" dediler. "Ben Yusuf'um, bu da kar­deşim. Allah bize iyilikte bulundu; doğrusu kim kötülükten sakınır ve sabre­derse bilsin ki, Allah iyi davrananların ecrini katiyen zayi etmez" dedi.

91- "Allah'a yemin ederiz ki, Allah seni bizden üstün tutmuştur; doğ­rusu biz suç işlemiştik" dediler.

92-93- Yusuf: "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar. O, merhametlilerin merhametlisidir, Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sü­rün, görmeğe başlar; bütün çoluk çocuğunuzla bana gelin" dedi.[61]

 

Bazı Kelimeler:

 

Bize dokundu.Acı ve hastalık.Ancak yal-vararak yada zorla kabul ettirilen eksik sermaye.

"Hatî", Kasıtlı olarak suç işleyen.

"Muhtî"; Doğruyu şaşıran, sonra da yanlış.yola sapan, Kınama yok.[62]

 

Açıklama:

 

Yusuf'un kardeşleri, babalarının nasihatini dinlediler. Mısır'a gidip Yu­suf'u ve kardeşini, ümitsizliğe kapılmadan, bıkmadan usanmadan aradılar.

Yusuf'un yanına varıp mamakma girdiler. Durumlarını anlatıp yalvara-rak O'nu deneyeceklerdi. Eğer tavrında bir değişiklik olup ruhunda bir yu­muşama farkederlerse meramlarını anlatacaklardı. Zaten babaları da bu Mı­sır Azizinin Yusuf olacağının kuvvetli bir ihtimal olacağını söylüyordu. De­diler ki: Ey Aziz! Bize acı ve hastalık dokundu. Kıtlık ve kuraklık yıllarına çattık. Bu nedenle yanımızda, az veya çok, deve veya koyun hiçbir şey kalma­dı. Ey Emir! Biz sana tüccarların ancak zorla veya güzelce arz ederek kabul edebilecekleri eksik bir sermaye ile geldik. Daha Önce yaptığın gibi, — sermayemiz az da olsa— sen bize ölçeği tam ver. Sen bizi iyiliklere alıştırdın. Bize fazlasıyla sadaka ver. Sadaka verenleri Allah mükafatlandırır. Yaptıkla­rı iyi- işlerin karşılığını onlara verir.

Yusuf'u araştırmak ve durumuna vakıf olmak için söyledikleri sözler bun­lardı. Yusuf'a gelince o şöyle dedi: Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı bili­yor musunuz? —Yusuf, bu sözüyle onların daha önce kendisini çırıl çıplak ve yalnız olarak kuyuya atmalarının, kardeşi Bünyamin'e kaba davranmala­rının, ne kadar kötü ve günah olduğunu anlatmak istemişti—. Zira siz, yap­tığınız işin çirkinliğinden ve suçunuzun büyüklüğünden habersizsiniz. %ni siz bilgisizlik ve akılsızlığın hakim olduğu bir durumdasınız. "Allah'a göre, şiı kimselerin tevbesi makbuldür ki, cahillikle bir kötülük yapıp hemen ar­dındım tcvbc ederler.[63]

Bazıları ayet-i kerimenin şu anlama gelebileceğini söylemişlerdir: Yaptı­ğınız işin çirkin olduğunu öğrendiniz mi? İyi bilin ki, bu yaptığınız, çok bü­yük bir suçtur ve de günahtır. Derhal tevbe edip Allah'ı razı edecek işler ya­pın. Bana gelince, ben size hakkımı helal ediyorum. İbrahim soyundan olan nebi ve resullerin ahlaki işte böyle olur.

Yaptıkları işi ve suçu bildiği halde Yusuf, kendisini tanımalarını sağlasın diye onlara soru soruyordu. Tanısınlar ki, gidip babalarına sevgili oğullan konusunda müsterih olmasını söylesinler. Şu ayette dile getirilen hususlar bu durumda gerçekleşmiş ve yerini bulmuş oluyordu: "Biz, Yusuf'a: "Andol-sun sen, onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin"diye vahyettik”[64]

Sonra şaşkınlık ve garipseme içinde bulunduklarını gösteren bir soruyu Yusuf'a yönelttiler: Aaa. Yoksa sen sen Yusuf musun?!

İki sene süreyle yanına gidip geldikleri ve Yusuf kendilerini tanıdığı hal­de, kendilerinin onu tanımamalarına hayret ettiler.

Mısır Azizi dedi ki: Evet, Ben Yusuf'um. Bu da, benimle babamı birbi­rimizden ayırdığınız gİbi,benimle kendisini birbirimizden ayırdığınız kardeşimBün-yamin'dir. Allah bize lütfederek bizi yok olmaktan kurtardı, o, esirgeyen ve bağışlayandır. Herşeyi bilen ve herşeyden haberdar olandır. Mü'minleri sa­vunandır. Ey kardeşim, bütün dinlerin İttifakla söyledikleri şöyle bir söz var­dır: Her kim Allah'a karşı gelmekten hakkıyla sakınır, sabreder ve O'na da­yanıp güvenirse, O kendisine yeter ve onu bütün kötülüklerden korur. Bunda şaşılacak bir durum yoktur. Doğrusu Allah, iyilik edenlerin ecrini yok etmez.

Kardeşleri, hakkı teslim etmek ve batılı da yok etmek için şöyle dediler: Andolsun Allah seni bize üstün kıldı. Seni erdemli ve başarılı eyledi. Bilme­diklerini sana öğretti. Allah, dilediğine lutufta bulunur. Bize gelince bizler günah işleyip haddi aştık. Artık ileri sürecek hiçbir mazeretimiz yoktur.

Onların suçlarını inkar edişleri karşısında Yusuf ne dedi? Şunu dedi: Kar­deşlerim, bugün size suçlama ve kınama yoktur. Hatanızı affettim. Allah'ın da bugün sizi bağışlamasını diliyorum. O, merhamet edenlerin en merhamet-lisidir.

Bazıları derler ki: Yusuf'un böyle yapması nasıl doğru olabilir? Onları tanıdığı, babasının kendisi için üzülüp acı çektiğini bildiği halde durumlarını İki yıl süreyle gizlemesi nasıl doğru olabilir? Bunu cevaplandırmak çok ba­sittir. O, Allah'ın vahyine uyarak böyle yapmıştı. Allah kendisine emir verin­ce, emri yerine getirdi. Şu soruyu şöyle cevaplamak ta mümkündür: Kardeş­lerini sıkıştırıp zora koşmak için böyle yaptı. Kendisiyle kardeşi Bünyamin'İ kaybettikten sonra kendilerine kavuşmasının, babalarının kalbini daha çok etkilemesi için böyle yaptı. İşin gerçeğini en iyi bilen Allah'tır.

Sonra Yusuf dedi ki: Kardeşlerim, şu gömleğimi alıp götürün. Yüzüne koyun da gözü açılsın. Tekrar eskisi gibi görebilsin. Çünkü çok ağladığı için gözü ya çok zayıflamış, ya da bütünüyle görmez olmuştur. Müjdeyi alıp se­vinince, tekrar eskisi gibi görecektir. Allah dilediğini kuluna lütfeder.

Rüyam gerçekleşsin diye siz de ailelerinizle birlikte bana gelin.[65]

 

Yakub'a Müjdeci Gelmesi

 

94- Kervan, memleketlerine dönmek üzere ayrıldığında, babaları: "Doğ­rusu ben Yusuf'un kokusunu duyuyorum; neoJur bana bunak demeyin" de­di.

95- Çevresindekiler:   "Allah'a yemin ederiz ki sen,  hâlâ eski şaşkmhğmdasın" dediler.

96- Müjdeci gelip, gömleği Yakub'un.yüzüne bırakınca, hemen gözle­ri açıldı. Bunun üzerine Yakub "Ben size, Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememişmiydim?" dedi.

97- Oğullan: "Ey Babamız! Suçlarımızın bağışlanmasını dile, bizler hiç şüphesiz suçluyuz" dediler,

98- Yakub: Rabbimden bağışlanmanızı dileyeceğim: O şüphesiz bağış­lar merhamet eder" dedi[66]

 

Bazı Kelimeler:

 

Şehirden ayrıldı, ve hududu geçti.Yusuf'un kokusu veya gömleği. Bunak olduğumu söylersiniz.Hatan, yanlışlığın.[67]

 

Açıklama:

 

Kardeşleri, Yusuf'u tanıdılar, suçlarını itiraf ettiler. O da onları affetti. Gömleğini babasına götürmelerini ve sonra da hep birlikte aileleriyle bera­ber kendisine gelmelerini istedi. Onlar,-Mısır'dan aylırıp çıktıkları zaman Hz. Yakub, (A.S.) o doğru sözlü peygamber, yanında bulunanlara: Ben, Yusuf-un kokusunu alıyorum, dedi. Kendisine: Vallahi sen, eski yanılgında, Yusuf'a olan sonuçsuz sevginde» ve O'nun yaşayıp rızıklanmakta olduğunu zannet­mende ısrar ediyorsun. Oysa biz, bunun bir yanlışlık olduğunu sanıyoruz, dediler.

Bundan birkaç gün sonra müjdeci geldi. Yusuf'un, kardeşleriyle karşı­laştığını müjdeleyerek elinde tuttuğu Yusuf'a ait gömleği Yakub'un yüzüne koydu. Yakub gözlerine kavuştu, eskisi gibi görmeye başladı ve çevresindeki­lere: Ey oğullarım! Size demedim mi ki ben, Allah'tan, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum? dedi.

İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Sabah, gözleri olanlara göründü. Oğulla­rı, inkardan sonra suçlarını itiraf ettiler. Ve: Ey babamız! Günahlarımızdan dolayı bizler için bağışlanma dile. Biz, tevbe edip Allah'a yöneldik, dediler. Yakub dedi ki: Sizin için ileride Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü siz, büyük bir günah işlediniz. Sizin için çabucak mağrifet dilemem kolay değil­dir. Kaldı ki, Yusuf'u kuyuya atma suçunuz, Önce Yusuf'a, sonra da bana eziyettir. Asıl hak sahibi olan Yusuf sizi affetmedİkçe, sizin için Allah'tan .mağ­firet dileyemem. Ve siz ey oğullarım! Sizi terbiye eden benim. Ruhlarınızı te­davi edecek ve yaptığınız kötü işe pişman olacak kadar beklemeniz gereke­cektir.

Yusuf'a bakın hele. Şiddetli keder ve ıstırap içinde olan, suçlarını itiraf eden kardeşlerinin kalberindeki korkuyu nasıl da çabucak giderivermişti.

Ya Yakub'a ne dersiniz? Konaklarca öteki bir mesafede nasıl da Yusuf-un kokusunu aldı. Bunu imkansız görenler inanç yoksullarıdır. Tadan bilir. Aşkı, şevki, ancak ona göğüs gerenler bilir. Hz. İbrahim'in oğlu Yakub için bunu imkansız mı göreceğiz? Babası ateşe atılmıştı da, ateş O'nu etkileme­mişti. Bunların ruhları güçlüdür. Madde ile perdelenip engellenemez. Zaman ve mekanla sınırlandırılamaz. Yakub (A.S.), peygamberdir. Ve bu da onun için bir mucizedir. Gözlerinin eski haline gelmesi ise, peygamberlerin gösterdikle­ri mucizelerden biridir. Mucizenin keyfiyetini araştırmak ne dinin de de akim gereğidir. Aksine biz, mucizelere oldukları gibi inanırız. Bu.da, doğru yolda­ki mü'minlerin sıfatı olan gaybe imandır.[68]

 

Yusuf'un Önceki Rüyasını Tevil Edişi

 

99- (Hep beraber Mısır'a hareket ettiler). Nihayet Yusuf'un yanma var­dıklarında (Yusuf) ana-[69]babasmj kendine çekip kucakladı ve: "Allah'ın di­leğiyle, güven içinde Mısır'a girin!" dedi.

100- Ana-babasını tahtın üzerine oturttu, hepsi onun Önünde (Allah'a secde edip) eğildiler. O zaman Yusuf: "Babacığım! İşte bu, vaktiyle gördü­ğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan, benimle kardeşle­rimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getirin Rab-bim bana pek çok İyilikte bulundu. Doğrusu Rabbİm dilediğine lutufkardır, O şüphesiz bilendir, Hakimdir" dedi.

101- "Rabbim! Bana hükümranlık verdin, rüyaların yorumunu öğret­tin, ey göklerin ve yerin yaradım! Dünya ve ahirette işlerimi yoluna koyan sensin; benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat."[70]

 

Bazı Kelimeler:

 

Devletin yönetildiği yer, taht. O'na ibadet için de­ğil, saygı için eğildiler, secde ettiler. Vesvese verip ifsad etti. Çöl, bediye.[71]

 

Açıklama:

 

Yusuf kardeşlerini tanıdı. Sonra da Allah'ın dilemesiyle kendini onlara tanıttı. Gömleğini babasına götürüp yüzüne sürmelerini ve Mısır'da yaşamak üzere hep birlikte  yanına gelmelerini istedi.

Onlar da Yusuf'un tavsiyesine göre gittiler. Ana-babasını kendisine ge­tirdiler. Gelmekte olduklarını haber alan Hz. Yusuf, halkın önde gelen şahsi­yetlerini de yanına alarak İsraillilerin Peygamberi Yakub'u karşılamaya çıktı. Ana-babası, hükümdar gibi görkemli ve sultan gibi güçlü olan oğullarının makamına girdiklerinde, Yusuf onları kendine çekip kucakladı. Özlemle on-İarı bağrına bastı ve Allah'ın dileğiyle, korkusuzca, güvenle Mısır'a girin; Mı­sır'ın hayrından yararlanın, artık burada sizin için ebediyyen hüzün yoktur, dedi. Daha fazla ikram etmiş olmak için, ana-babasını tahtına çıkarıp oturt­tu. Anası derken, bu gerçekten anası mıdır, yoksa teyzesi midir? Bunu, Allah bilir. Tefsircilerin bazısı anası olduğunu, bazısı da teyzesi olduğunu söylemiş­lerdir. Makamına giren ana-babasıyla on bir kardeşi, O'na saygı için secde etmekten başka çare bulamadılar ve hep birlikte secdeye kapandılar. Secde ettiklerini gören Yusuf: Babacığım! Önce görmüş olduğum rüyanın yorumu işte budur, dedi. "Ben (rüyada) ön bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Bunlar bana secde ettiklerini gördüm" demişti. Güneş, babası; ay, anası veya teyze­si; yıldızlarda kardeşleriydi. Rabbim, rüyamı gerçekleştirdi, bana iyilik yaptı ve üzerime nimetlerini yağdırdı. Çünkü beni zindandan çıkarıp saltanat ma­kamına ulaştırdı. Sizleri de çölden ve sıkıntılı bir yaşamdan, şehire ve mede­niyete getirdi.

Yusuf (A.S.)'ın hikmet ve siyasetine bakın hele. Bazı kimselere acı ve hü­zün verecek olan konuları açmıyor. Kardeşleri üzülmesinler diye kuyuya atı­lışını; kadınların, kendisine düzen kurmalarını, zindana atıhşmı anlatmıyor ki, o dikenli konular tekrar açılmasın^ Ama O, sadece zindandan çıkarılışını anlatıyor ki, o da, hükümdarın kendisine yaptığı bir lutuftur. Hikmet, akıllı­lık, güzel tasarruf ve iyi siyaset işte böyle olur.

Bütün bunlar, şeytanın, benimle kardeşlerimin arasına girerek aramızı bozması, kardeşlik duygusunu yok etmek İçin.aramıza kin ve çekememezlik koymasından sonra oldu. Doğrusu benim Rabbim; eksikliklerden arınmıştır, yücedir, kullarına karşı herşeyi çok ince düzenler. Onlara merhamet eder. Hal-lirini bilir. Bütün işlerini yerli yerince yapar. Şanı yücedir.

Allah, Yusuf üzerindeki nimetini tamamlayıp onu kuyuya atma musi-

betinden, vezirin karısı Züleyha'mn mihnetinden, kadınların kurdukları dü­zenden ve zindan eleminden kurtardığında, kendisine isnad edilen suçtan be­raat edince O'na Mısır Azizliğini bir nimet olarak bahşetti. Bu ve diğer ni­metlere kavuştuktan sonra Yusufun şerefli nefsi, yüce Allah'a; kendisine dünya zenginliğini bolca verdiği gibi ahiret sevabını da bolca vermesi için dua etme­yi arzuîadi ve şöyle dedi:

Ey Rabbim! Senden gelen güzelliklere beni alıştırdın. Bana Mısır'ı yö­netme İmkanı ile rüyaları yorumlama bilgisini verdin. Sözlerinin sırrına va­kıf olmayı da bana öğrettin. Gökleri ve yeri eşsiz bir düzen ve güzellikte ya­ratan Rabbim! Dünya ve ahirette sen benim dostumsun, işimin sahibisin. Ey velilerin dostu, hem zayıfların hem de güçlülerin efendisi. Ey emir sahibi! Beni müslüman olarak öldür. Beni, atalarımdan İbrahim, ismail, îshak ve Yakub gibi iyi kimselere kat. Sen, merhamet ve kerem sahibisin. Gücü her şeye ye­tensin...[72]

 

Yusuf'un Kıssası Ve Bunun Gösterdiği Hedefler

 

102-103- Ey Muhammedi Sana böylece vahyettikîerimiz, gaybe ait ha­berlerdir. Onların elbirliği edip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar,

104- Oysa sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. Kur­an, alemler için sadece bir öğüttür.

105- Göklerde ve yerde nice belgeler vardır kî, yanlarında yüzlerini çe­virerek geçerler.

106- Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar.

107- Allah tarafından, onları kuşatacak bir azaba uğramalarından veya farkında varmadan, kıyamet saatinin ansızın gelmesinden güvende midir­ler?

108- Ey Muhammedi De ki: "Benim yolum budur; ben vebana uyan­lar bilerek insanları Allah'a çağırırız. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ede­rim. Ben asla Allah'a eş koşanlardan değilim."

109- Senden önce kasabalar halkından şüphesiz, kendilerine vahyetti-ğimiz bîr takım İnsanlar gönderdik. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendi­lerinden önce geçenlerin sonlarının ne olduğunu görsünler? Ahiret yurdu Al­lah'a karşı gelmekten sakınanlar için hayırlıdır. Akîetmez misiniz?

110- Öyle kî, peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını san­dıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarı­rız. Azabımız suçlu milletten geri çevrilemiyecekür.

111- And olsun ki, peygamberlerin kıssalarında, aklı olanlar için ib­retler vardır. Kur'an uydurulabîien bir söz değildir. Fakat kendinden önceki Kitabları tasdik eden, inanan millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir.[73]

 

Bazı Kelimeler:

 

Karar verdiler.Nice ayetler. Ken­dilerini örtüp kuşatan azap. Ansızın. Apaçık detil ve tam b İlgi. Umut kesti. Be'süna: Azab ve ikabımız.îbret ve itibar, eş anlamlı kelimelerdir. Bir taraftan başka bir tarafa geçme anlamına da gelirler.[74]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Yusuf suresinin sonuna geldik. Birçok yerde değişik unsurların katıldığı bu güçlü ve etkili kıssanın bölümleri, çeşitlilik arzederler: Yusuf, kardeşle­riyle beraber.. Yusuf Mısır Azizinin evinde.. Yusuf zindanda.. Yusuf, azizlik koltuğunda... Kardeşlerinin düzen ve çekemekezlikleriyle kadınların düzen ve hilelerinin bir araya gelmesi. Sabır ve hikmet... Fedakarlık ve kahramanlık. Si­yaset ve riyeset.. Akıl sahipleri için çeşitli mana, işaret, ibret ve hatırlatmala­rın yapılması...[75]

 

Açıklama:

 

Cenab-i Allah, şekil ve konu bakımından kıssaların en güzel, en parlak ve göz alıcı örneğini teşkil eden Yusuf kıssasını anlattıktan sonra kıssaların, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliğine ve sadakatine delil olduklarım bildirirek şöyle buyurmuştur: Yusuf'la ilgili olarak sana anlattığımız bu şey­ler; görülen alemle görülmeyen alemi bilen Allah'tan başkasının bilmediği gayb haberlerindendir. Bunları sana vahyediyor ve seni bu bilinmeyen şeyler­den haberdar ediyoruz. Çünkü daha önce ne sen, ne de kavminden hiç kimse bu haberleri bilmiyordunuz. Ey Muhammed! Kardeşleri, Yusuf u kuyuya at­ma konusunda karar verirlerken sen onların yanında değildin. Onlar Yusuf'a karşı düzen kuruyorlardı. Allah'da bu düzenlerini boşa çıkardı. O, düzen ku­ranların en iyisidir.

Evet, bu haberler sana nasıl ulaştı? Onlar, yani Yusuf'un kardeşleri bu işi yaparlarken sen, bu işi görüp seyretmiyordun. Yoksa bunu müşahede eden kimselerden gelen rivayetlerden mi sana ulaştı? Hayır, hayır ne Öyle ııc de böyle.. Bu kıssaları sağlam bir şekilde anlatan kitaplar da yok. Şu halde bu kıssa, ancak ilahî vahiy yoluyla sana ulaşmıştır. Şüphesiz bu da, nübüvvetin delillerinden ve risalctin alamcllcrindcndir. Şayet AHah dilemişsc,.bu da insanların sana iman etmeleri ve senin peygamberliğini doğrulamaları için ye­ter. Ama ben biliyorum ki; sen her ne kadar hırslı da olsun, imkansızı da yap­san, ne kadar çok mucizeler izhar etsen, insanların çoğu sana iman etmezler. "Bundan dolayı nefsin onlar İçin hasretlere (üzüntülere) gitmesin"[76] "Sen, onların üstünde bir zorlayıcı değilsin. Sadece tehdidimden korkanlara Kur'-an'Ia öğüt ver"[77]

Sana inanmamaları; onlardan mal veya ücret, yahut itibar veya mülk is­temenden dolayı mıdır ki bu, onların iman etmeyişleri için bir mazeret ol­sun?!! Hayır, hayır sen de önceki peygamberler gibisin. İnsanlardan her ne olursa olsun ücret veya mal istemiyorsun. Senin ücretin yalnızca Allah'a ait­tir. Kur'an da, bütün alemler için yalnızca bir zikir ve hatırlatmadır. Dileyen onu anar ve ona iman eder. Ama başka yoldan gitmek isteyenlerin hesaplan, Rablerine kalmıştır.

Ey Muhammedi Onların küfürlerine şaşma. Bu kıssada senin sadakati­ne delâlet eden kanıtlar açıkça görülmektedir. Göklerde ve göklerin içindeki şeylerde, yerde ve yerin üzerindeki şeylerde nice ayetler var ki, kafirler; bun­lara bakmadan, inanmadan hayvanlar veya cansız varlıklar gibi bu ayetlerin yanından geçip giderler. Bu, tuhafına gitmesin. Çünkü Cenab-ı Allah, onla­rın kalblerini ve kulaklarını müherlemiş, gözlerine perde çekmiştir. Allah'­tan sonra onları artık kim doğru yola iletebilir? Çağdaşın olan bu kafirler ve bunlara benzeyenler, kendisine ortak koşmadıkça Allah'a inanmazlar. Tu­haf değil mi? Kendilerine: "Sizi kim yarattı?" diye sorsan, "Allah'tır" der­ler. "And olsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allah" derler" Ama beraberinde başka tanrılar ve ortaklar olarak Allah'a İbadet ederler. Böyle yaparken de .şöyle derler: "Biz bunlara sırf bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz"[78]

Bunlar bütün bu saydıklarımızı; kendilerini kaplayıp kuşatacak ve içle­rinden hiçbirini bırakmayacak olan ilahi azabın gelmesinden, ya da farkında olmadıkları bir zamanda kıyametin ansızın kendilerine gelmesinden emin ol­dukları için mi yaptılar? Fakat bunlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.

Bu ince tartışmadan, bu susturucu delillerden, senin onlar için iyilikten başka bir şey istemediğinin açıklanmasından, her ne kadar kanıtlar gösteril­se de, kafirliğin onların huyu olduğunu açıklanmasından sonra Cenab-ı Al­lah, islam davetinin genel amacını üstlenen örnek yolu ve metodu açıklaya­rak şöyle buyurdu: Ey Muhammed, de ki: Sizi çağırdığım bu davet ve üzerin­de bulunduğum bu yol, benim yolum ve sünnetimdir. Ben, sizi Allah'ın dini­ne davet ediyorum. Rabbimi memnun edip emirlerine uymaktan ve görevini yerine getirmekten başka bir amaç ve maksadım yoktur. Yaptığım işte kesin bir görgü ve apaçık bir delil üzerineyim. Ben ve bana tabi olarak davetimi yapanlar, kıyamete dek yofumda yürüyenler davet ettiğimiz şey konusunda ek­siksiz bir bilgi üzerineyiz. Allah, noksanlıklardan münezzehtir. Hangi alan­da olarsa olsun hiçbir şeyi ben O'na ortak koşmam. Dünya malından ve eş­yasından hiçbir şeyi O'na ortak koşmam. Ne mal, ne de evlat, ne ticaret ve ne de kazancı O'na tercih etmem. Aksine, derim ki: Allah en büyüktür. Öv­güler O'nadir. Güç ve kuvvet ancak O'nun iledir. Ancak O'nun verdiği güçle iyilikler yaparım. Ve yine ancak O'nun verdiği güçle kötülüklere karşı kendi­mi koruyabilirim.

Ey Muhammedi Senden önce peygamber olarak kadınları ve melekleri değil, sadece erkekleri gönderdik. Peygamberlerimizi peşpeşe gönderdik, on­lara vahyettik. Onları kendi emrimizden bir ruh ile destekledik. Onlar, içinde insanların yaşamakta oldukları kasabaların ahalisine gönderildiler. Onlar bazı halklara ve milletlere önderlik etmek için gönderildiler. Sense ey Muhammed, bütün şehirleri ve ümmetleri doğru yola iletmek için gönderildin!

Size şaşıyorum ey Mekke kafirleri! Yeryüzünde hiç gezip dolaşmıyor ve sizden öncekilerin sonlarının nice olduğuna bakıp görmüyor musunuz? On­lar sizden daha güçlüydüler. Toprağın altını üstüne getirip sürdüler, yeryüzü­nü sizden daha çok imar edip şenlendirdiler. Peygamberleri apaçık belgelerle kendilerine geldiler. İnanan inandı, inanmayan inanmadı. Küfrün sonu ka­yıp ve yokluk oldu. imanın sonu dünyada kurtuluş ve istikrar oldu. ahiret yurdu ise, Allah'ın azabından korunanlar için d aha hayırlıdır. Bütün bunla­rı bilmediniz mi, aklınızı kullanmaz mısınız hiç?!

Peygamberlerimizi gönderdik. İnanmayan kafirleri hemen azablandır-madık. Aksine, doğru yola erişsinler ve bozgunculuklarından vazgeçsinler diye onlara süre tanıdık. Nihayet peygamberler Allah'ın kendilerine yardım etme­sinden ve kafirlere azabını İndirmesinden, kafirlerin iman etmelerinden ya da azaba çarptırılmalarından umutlarını kestiler. Kavimleri, peygamberlerin kendilerine yaptıkları vaadlerle tehditlerin yalan olduğunu zannettiler.

Peygamberler bu konuda çeşitli zanlara kapılarak umutsuzluğu düştük­lerinde Allah'ın emri ve yardımı geldi. Allah'ın yargısını reddedecek, veya.hük-münü aksaklığa uğratacak hiçbir şey yoktur.

Allah'ın kendileri için kurtuluş istediği kimseler kurtuluşa erdiler ve iman ettiler. Kafirlere gelince, onlara her taraftan azab ve şiddet indi. Allah'ın gü­nahkar kavme indireceği azabı hiç kimse geri çeviremez.

Görüyorsunuz ki Kur'an'da kıssaların yer almasındaki amaç; bu kıssa­ların, peygamberlerin de bilmedikleri gayb haberlerini içermeleri dolayısıyla —bu haberleri onlar, ancak vahiy yoluyla Öğrenebilirler— peygamberlikleri­ni ispatlayan deliller olmasından çok, geçmiş ümmetlerin durumlarından do­layı öğüt ve ibret almaktır. Bütün peygamberlerin, özellikle Yusuf (A.S.) ile kardeşleri arasında geçen kıssalarda öz ve berrak akıl sahihleri için ibret, hatırlatma ve doğru yola iletmek vardır.

Kıssaları ve diğer şeyleri içeren bu Kur'an, uydurulmuş bir söz değildir. Nasıl öyle olabilir ki? O, kendinden önceki ilahi kitapların doğrulanması hatta onların üzerine egemen ve koruyucu olan bir kitaptır. Onda herşeyin açıkla­ması vardır. "Evet, kitapta anlatmadık bir şey bırakmadık". Çünkü onda şe­riatın genel kuralları ve ana meseleleri vardır. Sünnetin, icma' ve kıyasın aslı­dır. Kur'an'ın ruhuna uyanı alıp kabul eder, onunla çelişeni reddederiz. O, gayba inanan kimseler için bir hidayet ve rahmettir. "îşte o kitab; kendisin­den hiç şüphe yoktur. Müttakiler için yol göstericidir "[79]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/161.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/161-162.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/162.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/162-163.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/163.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/163-164.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/165-166.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/166.

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/167.

[10] Zümer: 9.

[11] Yusuf: 111.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/167-170.

[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/170-171.

[14] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/171.

[15] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/171.

[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/171-172.

[17] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/172.

[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/172-173.

[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/173-174.

[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/174.

[21] İsrâ: 74.

[22] Sâd: 45-47.

[23] Bu atasözünün Araplardaki karşılığı şudur: "Beni döğdü, Üstelik ağladı. Beni geçti, üstelik şika­yette bulundu.”

[24] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/174-177.

[25] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/178-179.

[26] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/179.

[27] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/179-181.

[28] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/181-182.

[29] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/182.

[30] Enbiyâ: 22.

[31] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/182-184.

[32] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/184.

[33] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/185.

[34] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/185.

[35] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/186-187.

[36] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/187.

[37] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/187-188.

[38] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/188-189.

[39] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/189.

[40] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/189-190.

[41] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/190.

[42] Sâd: 71-72.

[43] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/190-191.

[44] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/191-192.

[45] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/192.

[46] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/192.

[47] Hac: 38.

[48] Sâd: 39-40.

Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/192-194.

[49] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/194-195.

[50] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/196.

[51] Mü’min: 44.

Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/196-198.

[52] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/199.

[53] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/199-200.

[54] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/200-201.

[55] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/202.

[56] Mülk: 14.

Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/202-203.

[57] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/203-205.

[58] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/205-206.

[59] Hacc: 38.

[60] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/206-209.

[61] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/209-210.

[62] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/210.

[63] Nisa: 17.

[64] Yûsuf: 15.

[65] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/210-212.

[66] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/212.

[67] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/213.

[68] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/213.

[69] Yusuf'un anası .ölmüştü. Burada teyzesi, kentlisine bakıp onu yetiştirdiği için, anası yerine zikredilmiştir.(Beyzavi).

[70] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/214.

[71] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/215.

[72] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/215-216.

[73] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/216-218.

[74] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/218.

[75] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/218.

[76] Fatır: 8.

[77] Kaf: 45.

[78] Zümer: 3.

[79] Bakara: 2.

Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/218-221.