Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yusuf Sûresi - Kuran - 012Yusuf - 20. Sayfa

YUSUF SÛRESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

Yusuf Kıssası'mn İlk Halkası 3

Yusuf Kıssası 'Mn İkinci Halkası 5

Yusuf Kıssası'nın Üçüncü Halkası 6

Yusuf Kıssası'nın Dördüncü Ve Son Halkası 9


YUSUF SÛRESİ

 

Kur'an'daki Sırası        : 12

Nüzul Sırası                : 49

Ayet Sayısı                 : 111

İndiği Dönem.             : Mekke       

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Bu sûrenin büyük bir bölümü Yusuf ve kardeşlerinin hikayesini içermekledir. Bu bölüm­deki ayetleri, Peygamber (s)'i teselli eden onu ve mü'minleri müjdeleyen, çektiği sıkıntıları açıklayan, kafirleri uyaran ve korkutan, inanç ve durumlarının iç yüzünü belirten ayetler ta­kip etmektedir. Bu sûredeki kıssa, Kasas sûresinde geçen Musa ve Firavn kıssası tarzında gelmiştir. Ayetlerde soru veya soruşturmaya cevop teşkil eden işaretler içermektedir. Kıs­sanın ayetleri genel olarak Kur'an'ın kıssalar üslubu ve hedefiyle birlikte bu noktada uy­gunluk arzetmesi yönüyle değişik ibretler, öğütler ve hükümler bulunmaktadır. Bu bölüm­lerle, aralarında bağlantı bulunan kıssanın diğer bölümlerini takip eden ayetler arasında söylem üslubu yönüyle bir benzerlik olup, bu sûrenin bütün bölümleri sonuna kadar birbi-rını takıb etmiştir.

Kendisine dayandığımız mushaf, 1, 2, 3 ve 7. ayetlerin Medine'de indiğini rivayet et­mektedir. Konu, siyak ve her ikisi arasındaki ilişki noktasında bu ayetlerin içeriği, kuşkusuz Mekki ayetlerin içeriğine uygunluk arzetmektedir. Bu da rivayetlerin doğruluğu noktasında bizde şüphe uyandırmaktadır.[1]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla

1- Elif. Lâm. Râ. Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.

2- Bİz onu Arapça bir Kur'an oiarak indirdik ki anlayasınız.

3-Biz bu Kur'an'ı vahyetmekle sana ksssaların en güzeüni anlatıyoruz. Sen o (Kur'alndan önce (bunları) bilmeyenler­den idin.

 

Ayetlerin anlamlan açıktır. Önceden geçen birçok sûrelerin kendisiyle başladığı ke­sik harfler (sembni harfleri) noktasında söylediğimiz şeyler burada da geçerlidir.

Ayetlerde, bu ifadeden sonra Yusuf kıssasının bölümlerine bir giriş bulunmaktadır. Ayeüc geçen (lealleküm) 'Umulur ki siz' lafzındaki hitap, Arap dinleyicilere yöneiik olup, onları Allah'ın kendi lisanları üzere indirdiği Kur'an'ı düşünmeye, idrak etmeye, ona uymaya götürmek amacını gülmektedir.

"Sen ondan önce bunları bilmeyen terden idin" cümlesi iyi düşünüldüğünde burada yeniden tekrarına gerek kalmayacak şekilde açıkladığımız üzere; "De ki: Eğer Allah di­le $eydi. onu size okumazdım ve onu size hiç bildirmezdi. Ben ondan önce aramızda bir ömür boyu kalmıştım (böyle bir şvy yapamamıştım) düşünmüyor musunuz?" (Yunus, 16) ayetiyle "Sen Kitah'ın sana (yukarıdan) bırakılacağını da ummazdm. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak (bu kitap senin kalbine düşürüldü). O halde kafirlere arka olma." (Kasas, 86) ayetinin belirttiği şeyi desteklemektedir.Bir kısım müfessirler[2] bu ayetin. Peygamber (s)'in bilmediği Yusuf kıssasını ifade ettiğini söylemişlerdir. Ancak (kablehu) lafzındaki (huve) zamir bilindiği üzere Kur'an'a dönmektedir. Bu yüzden bizim yorumumuz tercihe şayan olmaktadır. Bunu aynı zamanda birçok müfessirler[3] de söylemişlerdir.[4]

 

4-  Hani bir zaman Yusuf, babasına: "Babacığım demişti, ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm, bunların bana secde ettiklerini gördüm."

5-  (Babası Yakub): "Yavrum, dedi, rüyanı kardeşlerine an­latma. Sonra sana bir tuzak[5] kurarlar. Çünkü şeytan, insa­nın apaçık düşmanıdır.

6-  Böylece Rabbin seni seçecek'[6] ve sana düşlerin yoru-. mundan bir parça öğretecek, sana ve Yakub soyuna nime­tini tamamlayacaktır. Nasıl ki daha önce ataların İbra­him'e ve İshak'a da nimetini tamamlamıştı. Şüphesiz Rab-bin, bilendir, hikmet sahibidir."Fe yekklû leke keyden Sana hile hazırlarlar.

 

Ayetlerin anlamlan açıktır. Burada Yusuf (a)'ın rüyasında gördüğü rü'ya haberi an­latılmaktadır. Yusuf (a) gördüğü rüyayı babasına anlatmakla, o da ona kardeşleri tuzak kurmasınlar diye rüyayı gizlemesini tavsiye etmektedir. Allah'ın onu gözetmesi, olayla­rın yorumunu ona öğretmesi, naşı! ki önceden babalan (dedeleri) İbrahim ve İshak'a ni­metlerini tamamlamışsa aynen ona ve babasına da nimetlerini tamamlaması hususunda­ki arzusunu bildirmiştir.

Bu ayetler. Yusuf ve kardeşleri kıssasının başlangıcıdır. Bu rüya şu an bulunan sifril tekvininin ishali 37. bölümünde biraz değişik bir biçimde zikredilmiştir. Oradaki deği­şiklik şöyledir; Yusuf gördüğü rüya kıssasını babasına ve kardeşlerine anlatıyor. Babası ona kızıyor. Kardeşlerinin ise kendisine karşı hasedi ve öfkesi kabarıyor.

Biz. Yahudilerin aşina olduğu ve yanlarındaki sahifelerde bulunan bu ayetlerde anla­tılan şeyi tercih ediyoruz. Bu ayetler açık olarak okunuyor, Yahudiler ise bunlara kulak veriyor, onlardan ayetlere karşı herhangi bir inkâr ve iliraz gelmiyordu.

Sıfrit Tckvini'nin (Tevrat)da desteklediği Yusuf'un kardeşine nîsbeten söylediği Ya-kufa'un sözü kardeşlerinin Yusuf'a haset ettiğine ve öfkelendiğine işaret etmektedir. Ay­nı olayı ileriki ayetler belirtmektedir. Ne var ki Yusuf'un bir de anne bir, başka kardeşi bulunmaktaydı. Babası katında ise O çok sevimliydi. Çocuklar arasındaki haset ve kinin sebebi işte bu olmuştur.

Ayetlerde, öğüt ve ibrel olması için. insanın özellikle de haset ve kine sebep olan. bir kısım işlerini gizlemesinin zorunluluğuna, tiksinti ve hasetin çocuklar arasında körlüğe sebep olduğuna işaret bulunmaktadır.[7]

 

7- Arjdplsun, Yusuf ve kardeşlerinin kıssaların)de, soranlar için ibretler vardır.

8-  (Kardeşleri) demişlerdi ki: "Yusuf ve (Öz) kardeşi (Bün-yamin), babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bjr ce­maatiz[8]. Babamız açık bir yanılgı içindedir!"

9-  Yusuf'u öldürün, ya da onu bir yere bırakın da babanı­zın yüzü yalnız size kalsın (bundan böyle babanız yalnız sizi görsün ve sevsin)! Ondan sonra da (Allah'a tevbeed-er), iyi bir topluluk olursunuz.

10-  İçlerinden bir sözcü: Yusuf'u öldürmeyin, onu kuyu­nun dibine[9] atın, kervanlardan hırı'[10] onu (görüp) alsın; eğer yapacaksanız (böyle yapın)." dedi.

11- (Bu fikirde karar kıldılar ve babalarına gelip) dediler ki: Ey babamız, neden Yusuf hakkında bize güvenmiyor­sun, oysa biz ona öğüt verenleriz.[11]

12- Yarın onu da bizimle beraber gönder, gezsin, oynasın; biz onu elbette koruruz."

13- (Yakub) dedi ki: "Onu götürmeniz beni üzer; korkarım ki, sizin haberiniz yokken onu kurt yer!"

14-  Dediler ki: Biz topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse, o zaman biz tamamen beceriksiz kimseleriz demek­tir!"

15-  Nihayet onu götürüp de kuyunun dibine atmaya top­luca karar verdikleri zaman biz Yusuf'a; "Andolsun sen, onların bu işlerini[12], hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik.

16- Akşamleyin, ağlayarak babalarına geldiler.

17- Dediler ki: "Ey babamız, biz gittik, yanşıyorduk[13] Yu­suf'u yiyeceğimizin yanına bırakmıştık. Onu kurt yemiş! A-ma biz doğru söylesek de sen bize inanmazsın![14]

18- (Yusuf'un) gömleğinin üstünde yalan kan getirdiler. (Yakub); "Her halde, dedi, nefislerini[15] sizi aldatıp (kötü) bir işe sürükledi. Artık (benim yapacağım iş), güzelce sab­retmektir. (Bu) dediğinize (dayanmak için) ancak Allah'tan yardım istenir!"

19-  Bir kervan geldi, sucularını'[16] (kuyuya) gönderdiler, (O da gidip) kovasını[17]" sarkıttı: "Muide, dedi, işte bir oğlan!" (Kervandakiler), onu ticaref için'[18]' gizlediler, halbuki Al­lah, onların ne Yaptıklarını biliyordu.

20-  Nihayet (Mısır'a varınca) onu düşük pahaya, birkaç paraya sattılar[19] Onlar ona (Yusuf'a)isteksiz idiler"[20]

 

Yusuf Kıssası'mn İlk Halkası

 

Bu ayetler. Yusuf kıssasının birinci halkasını oluşturmaktadır. Anlamlan açıktır. Bi­rinci ayet, insanlardan birinin sorusu sebebiyle inen kıssanın Kür'anî vahiy olduğuna delalet etmektedir. Bu soruyu soranın mü'minlcrden olması yakın bir ihtimaldir.

Ayetin üslubu, muhtemelen bunu desteklemektedir. Çünkü bu üslub, meydan okuma ve aciz bırakma üslubu değildir. Bu da göstermekte ki; Mekke'deki Araplardan Kuran'ı işitenlerden bir kısmı, bu kıssanın tamamını veya birazını biliyorlardı. Tefsir kitaplarında tabiin ve sahabe raviierinden rivayet olunan birçok açıklamalar bulunmak­ladır. Burada bu ve diğer halkalarda anlatılan hatta günümüzdeki sıfrit tekvinde[21] aktarı­lan kıssalara birçok eklemeler yapılmıştır. Bu rivayetlerin bir çoğu doğal olarak bize Yahudi kanalından gelmektedir. Çünkü kıssa elde bulunan tekvin sifrinde geniş olarak anlatılmaktadır. Bu da haliyle ellerindeki sıfrit tekvine ilave ve eksiltme yapmalarından kaynaklanmaktadır. Bu rivayet olunan eklemelerin, Yahudilerin ellerinde bulunan diğer sahifelere isnaden rivayet edilmiş olmaları uzak bir ihtimal değildir.

Kendisine dayandığımız mushaf birinci ayetin Medine'de indiğini rivayet etmekle­dir ki bu gerçekten ilginçtir. Çünkü btı ayet, tabir yerindeyse kıssanın anahtarıdır. Biz bu rivayeti destekleyen şeye vakıf değiliz.

Bu halka. Yusuf'un kardeşlerinin babalarına kurdukları dolapların, kardeşleri Yu­suf'a düzdükleri, bu yüzden köle olarak satılmasına sebep olan tuzağın hikayesini içer­mekledir. Basit bir değişiklikle birlikte günümüzde mevcut olan sıfrit tekvinin ıshah 37. bölümünde bu kıssa zikredilmiştir.

Halkanın ayetlerinin hikaye etmiş olduğu bu durum; {yani çocukların babalarına kurdukları tuzakların ve yalanların çirkinliği ve kardeşlerine düzdükleri hilelerin alçak­lığı) bu fiillerin çirkefliğini ortaya koymaktadır. Bu da bu husustaki ibretlerdendir.[22]

 

21- Mısır'da onu satın alan (aziz, hazine bakan; Kıtfir), karısına (Zcliha'va): "Ona iyi bak[23] belki bize yararı dokunur, va da onu evlat ediniriz." dedi. Böylece biz Yusuf'u o yere yerleştirdik[24] ki (orada insanları adaletle yönetsin) ve ona rüyadaki) olayların te'vilîni öğretelim. Allah, emrini yerine getirendir, ama insanların çoğu bilmezler.

22-(Yusuf) güç ve kuvvetine kavuşunca, ona hüküm ve il­im verdik, işle biz, güzel hareket edenleri böyle mükâfat­landırırız.

23-Yusuf'un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden'[25] mıı-rad almak istedi ve kapıları kilitleyip: "Haydi gelsene![26] dedi. (Yusuf): "Allah'a sığınırım" dedi, efendim bana güzel baktı'[27]. (Ben nasıl onun iyiliğine karşı hıyanet ederim), za­limler iflah olmazlar!"

24- Andolsun, kadın onu arzu etmişti[28] eğer Rabbinin doğruyu gösteren delilini görmeseydi Yusuf da onu arzu

etmişti1[29] Böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmek istedik, çünkü o, ihlasa erdirilmiş seçkin kullanmazdandır.

25- Kapıya doğru koşîular'[30] Kadın Yusuf'un gömleğini ar-kadan[31] (çekip) yırttı[32] Kapının yanında kadının beyine rastladılar'[33] (Hemen) Kadın: "Senin ailene kötülük yap­mak isteyenin cezası nedir? Zindana kapatılmak veya acı bîr şekilde işkence edilmek değil midir? dedi.

26- (Yusuf) "Hayır" dedi, (Ben ona saldırmadım), o benden murad almak istedi! Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: "Eğer Yusuf'un gömleği, önden yırtılmışa ka­dın doğrudur, o yalancılardandır."

27- Ve eğer onun gömleği arkadan yııtılmışsa, kadın yalaııcıdır, O doğrulardandır!

28-(Kadının kocası, Yusuf'un) gömleğinin arkadan yırtıl­mış olduğunu görünce (kadına): "Bu sizin düzen(ler)iniz-dendir, dedi, gerçekten sizin düzeniniz büyüktür!"

29- "Yusuf, sen bundan vazgeç, (bunu kimseye söyieme), (Zeliha), sen de günahının bağışlanmasını dile! Çünkü sen, günahkârlardan oldun!"

30-  Şehirde birtakım kadınlar: "Vezir'in karısı[34] uşağının nefsinden murad almak istemiş! Sevda onun bağrını yak­mış![35] Biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz!" dedi-ler.

31-(Kadın), onların (dedi-kodu yaparak kendisini dile dü­şürme) düzenlerini'[36] işitince, onlara (adam) gönderdi'[37] (Yemeğe davet etti). Onlar İçin dayanacak yastıklar'[38] ha­zırladı'[39] ve her birine de bir bıçak verdi. (Kadınlar önleri-ne konan meyvalan soyup yemekle meşgul İken) Yusuf'a "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce onu göz­lerinde büyüttüler'[40] (ona hayranlıklarından ötürü) ellerini kestiler ve; "Allah için, hâşâ bu insan değildir'[41] bu ancak güzel bîr melektir!" dediler.

32- (Kadın) dedi ki: "İşte siz beni bunun için kınamıştı­nız![42]' Andolsun ben kendisinden murad almak istedim de o, iffetinden ötürü (beni) reddetti'[43]'. Ama kendisine em­rettiğimi yapmazsa, elbette zindana atılacak ve alçalanlar­dan'[44] olacaktır!"

33-(Yusuf): "Rabbim, dedi bana göre zindan, bunların be­ni davet ettiği şeyden İyidir. Eğer onların düzenini benden savmazsan onlara meylederim ve cahillerden olurum!"

34- Rabbi onun duasını kabul buyurdu da onların düzen­lerini ondan savdı. Şüphesiz O; işitendir, bilendir.

35- Sonra (aziz Kftfir ve adamları Yusuf'un masumluğu hakkındaki) bu delilleri gördükleri halde yine onu bir sü­re[45] zindana atmaları kendilerine uygun geldi.

 

Yusuf Kıssası 'nın İkinci Halkası

 

Yukarıda geçen ayetler Yusuf kıssasının ikinci halkasını oluşturmakladır. Anlamlan Lsc, açıkiır. Biz yine de bu anlamları biraz daha açmak için ayetlerin bir kısım cümle ve kelimelerini açıkladık. Biraz farklılık olmakla birlikte elde bulunan sifrit tekvindeki İs-hahın 39. bölümünde bu hususta açıklama bulunmaktadır. Ne var ki, orada (Tevratta) el­bise yırtılma meselesi yoktur. Ancak o bölümde mevcut olan; "Yusuf kendi elbisesini kadının elinde bıraktı ve hemen kaçtı." cümlesidir. Yine sıfrit tekvinin o bölümünde bu­lunmayan bir diğer mesele de; kadınların Yusuf hakkında azizin hanımına söyledikleri söz. bunun üzerine azizin hanımının o kadınları davet etmesi, kadınların Yusuf'u görün­ce ellerini kesmesi meselesidir. Yine o bölümde bulunmayan bir başka mesele de, kadın tarafından şahidin tanıklık öyküsüdür. Anlatıldığına göre kadının (Zeliha'mn) kocası, kendi hanımından murat alma arzusunun Yusuf'tan kaynaklandığını sanınca Yusuf'a kızdı ve onu kralın zindanlarından birine hapsetti. Çünkü o, mısır polisinin lideriydi (başkomiserdi).

Biz. bu ayetler hakkında, Yahudiler kanalından gelen ve onların elindeki sahifeleı zikredilen rivayetleri tercih ediyoruz.

Halkadaki ibret yerlerinden biri Allah'ın Yusuf'u kollayıp-gözetmesi, onu yeryüz ne yerleştirmesi, fuhuş ve kötülükten korumasıdır. Çünkü Yusuf Allah'a teslim olma ta, onun için iyi amellerde bulunmakta, ona güzel niyetler beslemektedir.

Bir başka ibret yeri de Allah'ın Yusuf'u yönlendirmelidir. Bu7 tecrübeyle sabİtt Allah Yusuf'u gazabından koruyarak, hak ve vefa görevlerini idrak ettirerek onu hel; eden nefsine uymaktan sakındirmıştır.

Burada fazilete, doğruluğa, emanete, istikamete, vefaya tamamen sarılmaya teşvi bu ahlak sahiplerinin de Allah'ın ikram ve korumasını hak ettiklerine işaret bulunma! tadır.[46]

 

36- Onunla beraber iki genç[47]' daha zindana girdi. Onlar­dan biri dedi ki: Ben düşümde şarap sıktığımı görüyorum." Öteki de: Ben de, görüyorum ki başımın üstünde ekmek taşıyanım, kuşlar ondan yiyor. Bunun yorumunu[48]' bize haber ver, zira biz seni güzel davranan (iyi rüya yoranlar­dan görüyoruz, dedi.

37-  (Yusuf) şöyle dedi: Size nzık olarak verilen yemek he­nüz size gelmezden önce bunun yorumunu size haber ver­miş olurum. Bu (yorum), Rabbimin bana öğrettiği şeyler­dendir. (Bu bilgileri Rabbim bana lütfetti). Ben, Allah'a inanmayan, ahireti de İnkâr eden bir kavmin dinini terk et­tim.

38-  Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim, herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmağa hakkımız yoktur. Bu (tevhit) bize ve bütün insanlara Allah'ın bir iüt-fudur, ama İnsanların çoğu şükretmezler."

39-  Ey benim zindan arkadaşlarım[49]' (düşünün bir kere) çeşitli tanrılar'[50]' mı iyi, yoksa herşeyi kahredici tek Allah mı?

40-  Sİz, onu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı bir takım (boş) İsimlere tapıyorsunuz. Allah onlar(ın gerçekli­ği) hakkında hiç bir delil indirmemiştir. Hüküm yalnız Al­lah'ındır. O, yalnız kendisine tapmanızı buyurmuştur, işte doğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler."

41- Ey zindan arkadaşlarım (rüyanıza gelince) biriniz (eski­si gibi).yine efendisine'[51]' şarap sunacak, diğeri ise asılacak, kuşlar onun başından yiyecek. Sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.

42-  O iki kişiden kurtulacağını sandığı kimseye: "Beni efendin (kralın)ın yânında an (benim suçsuz olduğumu krala hatırlat)" dedi. Fakat şeytan o adama (Yusuf'un duru­munu) efendisine söylemeyi'[52]' unutturdu, (bundan ötürü Yusuf) bir kaç yıl zindanda kaldı.

43-  (Bir gün) kral dedi ki: "Ben düşümde yedi semiz inek görüyorum. Bunları yedi zayıf inek'[53]' yiyor. Ve yedi yeşil, yedi de kuru başak (görüyorum). Ey efendiler, eğer siz rü­ya tabir ediyorsanız[54]' bu rüyamın tabirini bana anlatın."

44-  (Yorumcular) dediler ki: "Bu, karışık düşlerden[55] iba­rettir. Biz karışık düşlerin yorumunu bilmeyiz.

45-  (Zindandaki) İki kişiden kurtulan[56]' (adam), uzun bir süre sonra[57] (bu olay üzerine Yusufu) hatırladı da'[58] dedi ki: "Sen size onun yorumunu haber veririm, hemen benî (zindana) gönderin.

46-  (Zindana, Yusuf'un yanına geldi, dedi ki:) Yusuf, ey çok doğru söyleyen (insan), bize şu rüyayı çöz: Yedi semiz ineği, yedi zayıf (inek) yiyor, ve yedi yeşil yedi de kuru ba­şak (neyi gösterir)? Umarım ki senin yorumunla insanlara dönerim, onlar da bilirler.

47-  (Yusuf) dedi ki: Siz, adetiniz'[59]' üzere yedi yıl (ürün) ekersiniz. Biçtiğinizi başağında bırakırsınız. Ancak yiyece­ğiniz az bir miktarfı alırsınız, gerisini depo edersiniz).

48-  Sonra onun ardından yedi kurak (yıl) gelecek ki (to­humluk olarak) sakladığınız az miktar dışında, o yıllar için önceden biriktirdiklerinizi[60] yeyip bitirir.

49-  Sonra onun ardından bir yıl gelir ki o yıl da insanlara bol yağmur verilir'[61]' ve sıkıp sağarlar'[62]

50-  (Elçi bu yorumu getirince) Kral: "Onu bana getirin!" dedi. Elçi, Yusuf'un yanına gelince (Yusuf); Efendine dön de ona sor, ellerini kesen o kadınların maksadı neydi? (Bu­nu ortaya çıkarsın) Şüphesiz Rabbim, onların tuzaklarını biliyor" dedi.

51-  (Kral, kadınlara): Yusuf'un nefsinden murad almak is­tediğiniz zaman durumunuz neydi? dedi. Dediler ki: "Hâ­şâ, Allah için (doğru söylemek lâzım), biz ondan hiçbir kötülük görmedik!" Azizin karısı da: "İşte şimdi hak yerini buldu[63] ben onun nefsinden murad almak istemiştim. O tamamen doğrulardandır." dedi.

52-  (Gerçeği söyledim ki Yusuf) benim, kendisine arkadan hainlik etmediğini ve Allah'ın hainlerin tuzağını başarıya ulaştıramayacağını bilsin,

53-  Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, daima kö­tülüğü emredicidir. Meğer Rabbimin esirgediği bir nefis o-la. Rabbim bağışlayan, esirgeyendir.

54-  Kral: "Onu bana getirin dedi, onu kendime özel (dost) yapayım!"[64] Kendisiyle konuşup ondaki olgunluğu göT rünce (Yusuf'a), 'sen dedi, artık bugün yanımızda mevki sahibi, güvenilir (bir kimse)sin[65]

55-  (Yusuf, krala): "Beni ülkenin hazineleri üstüne bakan yap. Çünkü ben (onları) iyi korur, (yönetmesini) iyi bili­rim." dedi.

56-  Böylece biz Yusuf'a o ülkede iktidar verdik. Orada di­lediği yerde konaklardı. Biz, dilediğimiz kimseye rahmeti­mizi ulaştırırız, güzel davrananların ecrini zayi etmeyiz.

57-  inananlar ve (kötülüklerden) korunanlar için elbette ahiret ödülleri daha hayırlıdır.

 

Yusuf Kıssası'nın Üçüncü Halkası

 

Yusuf Kıssasının bu halkasmdaki ayetler anlam yönünden açıklın Bu ayetler Yu­suf'un zindan kıssasını, zindandaki arkadaşının ve kralın rüya tabirini, kralın Yusuf'u memleketin hazinelerine görevli alamasıııı içermekledir. Bu ayetlerde anlatılan şey. Yıı-sufun kadınlara sorması, azizin karısının Yusuf'u temize çıkarması ve nefsinden murad alma işleğini itiraf etmesi ve Yusuf'un sözlerini doğrulaması haricinde, sifrit tekvinin 40 ve 41. ıshah bölümünde de geçmektedir. Tercihe .şayan görü;;, sıfrıt metinlerinde veya yahudilerin ellerinde bulunan diğer sahi felerde bulunan bu görüştür.

Halkanın ortaya koyduğu İbretler;

1-  Yusuf'un zindanda Allah için öğüt vermeye şirke karşı hamle başlatmaya Önem vermesi ve olması gerekliği şekliyle bunu savunmasıdır. Burada her yerde ve bütün ko­şullarda iyi ahlaka ve Allah'a davetin gerekliliğine teşvik bulunmakladır.

2-  Yusuf'un nefsini aklamaya önem vermesidir. Burada yalancı töhmetlerden nefsin aklanmasının gerekliliğine (eşvik bulunmakladır. Çünkü insanın böylesi şeylerden beri olması zorunludur.

3-  Azizin karısının sözünden dönmesi ve gerçeği itiraf etmesidir. Burada kendi aley­hine de olsa hakkı itiraf etmenin, doğru olmanın ve günahlardan tevbe etmenin gerekli­liğine leşvik bulunmakladır.

4-  Kralın. Yusuf'la dürüstlük, güvenlik ve doğruluk belirlileri görünce ona güven-mesidir. Burada böylesi bir ahlâka sarılmaya ve ahlâkın sahibine fayda verdiğine teşvik bulunmaktadır.                                                                                                    

5-  Allah'ın Yusuf'u koruduğunu. Ahirctteki ecrin daha büyük olduğunu çünkü bu ecrin sürekliliğini lesvikle birlikte hem dünya, hem ahiret için çalışan, muttaki mü'min-Ierin ecrini zayi etmediğini belirtmesidir. Burada iman, takva ve saiih amele, dünya ve ahireltc Allah'ın devamlı yardımını hakedenler için müjde ve leşvik bulunmaktadır.[66]

 

58-  Yusuf'un kardeşleri geldiler, onun yanına girdiler, o onları tanıdı; fakat onlar onu tanımıyorlardı'[67]

59- (Yusuf] onların (zahire) yüklerini'[68]' hazırlatınca dedi ki: "Sizin bdbnbir kardeşinizi de bana getirin, görüyorsu­nuz ya ben, ölçüyü tastamam yapıyorum ve ben.konukse­verlerin en iyisiyim!"                                               

60-  Eğer onu bana getirmezseniz artık benim yanımda[69]' size ölçü(İüp verilecek bir şey) yoktur.'(Bir daha} bana yaklaşmayın!"

61-  Dediler ki: "Onu babasından istemeye çalışacağız, herhalde (bunu) yapacağız.

62-  (Yusuf) uşaklarına[70]' "Onların sermayelerini[71]' yükleri­nin içine''[72]' koyun, belki ailelerine döndükleri zaman bunun farkına varırlar da yine gelirler." dedi.

63-  Babalarına döndüklerinde dediler ki: "Ey babamız, bizden ölçü men edildi, kardeşimizi bİzimİe beraber gön­der de (İhtiyacımız olanı) ölç(âp al)elim. Biz onu mutlaka koruruz,"

64- (Yakub) dedi ki: "Daha Önce kardeşi için size güvendi­ğim gibi onun için de size güveneyim öyle mi? En İyi ko­ruyan Allah'tır ve O, merhametlilerin merhametlisidir.

65- Zahire yüklerini[73]' açtıklarında sermayelerinin kendile­rine geri verilmiş olduğunu gördüler. Dediler ki: Ey baba­mız, daha ne istiyoruz?'[74]' İşte sermayemizde bizce geri ve­rilmiş! Yiı.e ailemize yiyecek" getiririz'[75]'. Kardeşimizi koru-ruz, bir deve yükü de fazla (azık) alırız (Çünkü) bu, az bir ölçüdür'[76]' (bize yetmez),"

66- (Yakub): Hepiniz kuşâtijıp engellenmedikçe[77]' sîz, onu bana getireceğinize dak Allah adına bana sağlam söz'"' vermeden onu asla sizinle göndermem!" dedi. Ne zaman ki, sözlerini verdiler, (Yakub): Söylediğimize Allah, vekil­dir! dedi.

67- Ve dedi ki: Oğullarım, (Mısır'a) bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin (de nazar değmesin), ama ben (ne yapsam) Allahfın taktirinden hiç bir şeyi sizden sava-marnç Hüküm yalnız Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de ona tevekkül etsinler!"

68-  Babalarının emrettiği yerden (Mısır'a) girdiler; (gerçi babalarının) bu (tedbiri), A!lah(ın (akdirin)den hiçbir şeyi onlardan savamadı. Yalnız Yakup, içindeki bir dileği açığa vurmuştu. Elbette o, kendisine öğrettiğimizden ötürü bilgi sahibi İdi. Fakat insanların çoğu bilmezler.

69-  (Kardeşleri) Yusuf'un yanına girince, (Yusuf, öz) karde­şi (Bünyamin'i) yanına aldı.[78] ve: Ben ^enin gerçek kardeşi­nim. Onların (bizim hakkımızda) yaptıklarına üzülme'[79]' dedi.

70-  (Yusuf) Onların yüklerini hazırlatırken su tasını'[80] (öz) kardeşinin yükü İçine koydu. (Kervan hareket ettikten) son­ra bir ünleyici şöyle seslendi"[81] Ey kervan'[82]' siz hırsızlar­sınız.

71- Bunlara döndüler: Ne kaybettiniz (ne arıyorsunuz)? de­diler.

72-  Dediler ki: "Kralın su tasını[83]' kaybettik (onu arıyoruz). Onu getirene bir deve yükü (mükâfat) var. Ben buna kefi­lim[84]'".

73-  (Yusuf'un kardeşleri): "Allah Allah! dediler. Her halde siz de bilmişsinizdir ki biz, bu yere fesat çıkartmak İçin gelmedik. Ve biz hırsız değiliz!"

74-  (Yusuf'un adamları): "Peki, dediler, ya yalancı çıkarsa­nız o (hırsızlık eden)in cezası nedir?"

75-  Cezası (tas) kimin yükünde bulunursa işte o, onun kar­şılığıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız!" dediler.

76- Bunun üzerine (Yusuf), kardeşinin kabından önce on­ların kablarını aramaya başladı; sonra tası kardeşinin ka­bından çıkardı, işte Yûsuf'a böyle bir çare öğrettik. Yoksa kralın dinî (kanunu)na göre (Yusuf) kardeşini alamazdı. Ancak Allah dilerse başka. (Biz) dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her bilgi sahibinin üstünde daha bir bilen var­dır.

77- (Yusuf'un kardeşleri] dediler ki: "(Bu) çafdıysa bundan önce'[85]' kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu  içinde sakladı, onlara açmadı[86]' (içinden): Siz, fena bir durumdasınız'[87]'. Allah sizin anlattığınızın'[88] içyüzünü çok İyi biliyor." dedi.

78-  Dediler ki: Ey vezir,   onun büyük bir ihtiyar babası var! (Onun ahkonduğuna çok üzülür). Onun yerine (biz­den) birimizi al; zira biz seni iyilik edenlerden görüyoruz."

79- Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını al­maktan Allah'a sığınırız, yoksa biz zulmedenler oluruz!" dedi.

80-  Ondan umudu kesince'[89]' aralarında konuşmak üzere (bir kenara) çekildiler'[90]. Büyükleri dedi ki: "Babanızın siz­den Allah adına kesin söz aldığını; daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam ba­na izin verinceye, yahut Allah benim için hükmedinceye kadar bu yerden ayrılmayacağım[91]. O da hükmedenlerin en iyisidir."

81-  Babanıza dönün, deyin ki: "Babamız, oğlun hırsızlık et-ti! Bİz ancak bildiğimize şahitlik ettik. Biz gizliyi bilenler değiliz.

82-  {İnanmazsan) içinde bulunduğumuz şehre'[92]' ve bera­ber geldiğimiz kervana sor. Biz doğru söylüyoruz!"

83-  (Yakub) Herhalde, dedi. Nefisleriniz size bîr işi süsledi. Artık bana güzelce sabretmek kalıyor. Belki de Allah, On­ların hepsini bana getirir. Çünkü o, bilendir, her şeyi hik­metle (yerli yerince) yapandır.

84-  Ve yüzünü onlardan öteye çevirdi de: Ey Yusuf,   üze­rindeki tasam (gel, gel, tam senin gelme zamanındır)!" de­di ve tasadan gözleri ağardı. (Acısını yutkunuyor (açığa vurmamağa çalışıyordu[93]'.

85-  Dediler ki: "Vallahi sen, Yusuf'u ana ana'[94] hasta ola­caksın'[95]', yahut öleceksin!"

86-  Ben üzüntü'[96]' ve tasamı yalnız Allah'a şikayet ederim ve Allah'tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim." dedi.

87-  Ey oğullarım, gidin. Yusuf'u ve kardeşini araştırın'[97] Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden[98] ümit kesmez!"

88-  (Yakub'un oğulları, tekrar Mısır'a), Yusuf'un yanına döndüklerinde dediler ki: "Ey vezir, bize ve çocuklarımıza darlık dokundu, değersiz de bir sermaye ile geldik[99], ama sen bizim için tam ölçü ver, bize tasadduk eyle; Çünkü Al­lah, fasadduk edenleri mükâfatlandırır."

89- (Yusuf) dedi: "Sizler cahil iken Yusuf'a ve kardeşine yap-tığınız{ın kötülüğün)ü bildiniz mi (bundan tevbe ettiniz mi)?"

90-  "A, yoksa sen, sen Yusuf musun?" dediler. "Ben Yu­suf'um, bu da kardeşimdir, dedi. Allah bize lütfetti (bizi korudu, yüceltti), kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik edenlerin ecrini zayi etmez."

91-  "Vallahi dediler, Allah seni bizden üstün kıldı'[100]. Doğ­rusu biz suç işlemiştik!"

92-  "Bugün size kınama yok, Allah sizi bağışlar[101], O mer­hametlilerin merhametlisidir!" dedi.

93-  "Şimdi benim şu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun da gözü açılsın. Ve bütün ailenizle birlikte bana ge­lin."

94-  Kervan (Mısır'dan) ayrılınca'[102] babaları (yanında bulu­nanlara): Eğer bana bunak demezseniz[103]' (inanın ki) ben Yusuf'un kokusunu duyuyorum." dedi.

95- "Vallahi sen hâlâ esM şaşkınlığın içindesin!" dediler.

96-  Müjdeci gelip de onu (Yusuf'un gömleğini Yakub'un) yüzüne koyunca, derhal görür oldu: Size demedim mi ben Allah'tan, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim?" dedi.

97-  (Oğullan): Ey babamız, bizim için günahlarımızın ba­ğışlanmasını dile. Gerçekten biz günah işledik." dediler.

98- Sizin için Rabbime istiğfar edeceğim, dedi, şüphesiz o, bağışlayan, esirgeyendir.

99- (Hep beraber Mısır'a hareket ettiler). Nihayet Yusuf'un yanına vardıklarında (Yusuf) ana-babasını kendine çekip kucakladı ve: "Allah'ın dileğiyle, güven içinde Mısır'a gi­rin!" dedi.

100- Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar. (Ona kavuştukları  için Allah'a şükür secdesi yaptılar veya onun önünde saygı ile eğildiler. Yu­suf): Babacığım, dedi, işte bu, Önceden (gördüğüm) rü'ya-nın yorumudur'[104]. Rabbim onu gerçek yaptı, bana iyilik et­ti; zira şeytan, benimle kardeşlerim arasına fitne soktuktan sonra o beni zindandan çıkardı, sizi de çölden[105] getirdi. Gerçekten Rabbim, dilediği şeyi çok ince düzenler. O {her tedbiri) bilen, her şeyi yerli yerince yapandır.

101-  Rabbim, sen bana mülkten bir nasib verdin ve bana rüyaların yorumunu Öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcı­sı! Dünyada da, ahİrette de benim yârim sensin! Beni müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat!"

102-  (Ya Muhammed), bu (anlatılanlar), sana vahyettiği-miz gayb haberlerindendir. Onlar kararlarını verip hile ya­parlarken sen yanlarında değildin.

 

Yusuf Kıssası'nın Dördüncü Ve Son Halkası

 

Bu halka, yine Yusuf kıssalarının halkalarından son halkayı oluşturmaktadır. Ayetie-rin anlamları yine açıktır. Hikaye. Yusuf'a kardeşleri arasında geçen olayı anlatmakta­dır. Ne zaman ki Yusuf'un kardeşleri Mısır'a erzak almaya geldiler o zaman kendisini tanıdılar. Yusuf anne-babasını ve diğer akrabalarını Mısır'a davet etti ve onları oraya yerleştirdi.

Sıfril tekvininin Ishahlar 42, 43, 44, 45. 46. bölümünde biraz farklı olmakla birlikte bu olay anlatılmaktadır.

Biz, ayetlerde anlatılan hususu tercih ediyoruz ki, bu da herkesçe bilinen şeydir. Hat­ta bu sıfrit tekvinde veya diğer sahifelerde anlatılan .şeyin muhtemelen aynısıdır. Son ayet, Hud süresindeki Nuh kıssasından bahseden son ayetin ortaya koyduğu suretin ay­nısını canlandırmaktadır. Hud süresindeki o ayette belirttiğimiz şey tamamen burada da geçerlidir. Bu yüzden burada tekrarına gerek duymuyoruz. Yusuf sûresi, "Andoîsun Yu­suf ve' kardeşlerini in kıssaların )da soranlar için ibretler vardır." (Yusuf, 7) ayeti olan yedinci ayet, Peygamber (s) çevresinde rivayei edilen Yusuf kıssasına delalet etmekte­dir. Müfcssirler bu sûrenin tefsiri hususunda Yusuf ve kardeşleri kıssası etrafında bir çok açıklamalarda bulunmuşlardır. Ne var ki bu açıklamalarda, sûrede ve hatta sıfrit tek­vinde bulunan noktalara bir kısım sahabe ve tabiin[106] ve dahi ahbarîlere dayandırılan ek­lemeler bulunmakladır.

Bu halkanın son ayetinin yorumu hem burada hem orada Hud sûresinde Nuh kıssa­ndan sözeden son ayetin örnekli yorumunu desieklemektedir.

Bu halkanın ayetlerinde ortaya çıkan ibretler şunlardır:

1)  Yusuf'un kardeşlerinin kendisine tuzak kumlalarına karşılık olarak Allah'ın Yu­suf'a kardeşlerine karşı tuzak kurmasına izin vermesidir. Burada düşmanlığın misliyle

arşıiık verilmesine izin vardır.

2)  İlk önce Yusuf'un büyük kardeşinin, ardından diğer kardeşlerinin Yusuf'a yaptik-arına pişman olmaları, ona ve babalarına kar.şt işledikleri hatalarını itiraf etmeleri ve onlardan kendileri için istiğfar etme isteğinde bulunmalarıdır. Burada günahı itiraf et-neye ve bundan dolayı Allah'a tevbe etmeye teşvik vardır.

3)  Yakub'un, oğullarına araştırmayı, soruşturmayı, Allah'ın rahmetinden ümit kes­memeyi emretmesidir. Burada Allah'ın rahmeti ve genişletmesi hususunda devamlı ümitvar olmaya genel bir empoze vardır.

4)  Takvalı olanların, sabredenlerin, iyilik yapanların sonunu ve bu husustaki Al­lah'ın yardımını Yusuf'un hatırlatıp teşvik etmesidir. Burada zorluklar karşısında sabra ve her halükarda Allah'ın takvasına teşvik, sabredenlere, takvalı olanlara, iyilik yapan­lara da sürekli müjde vardır.[107]

 

103-  "Ama sen, ne kadar istesen de'[108], yine insanların ço­ğu inanacak değillerdir.

104- Sen bu (okuduklan)na karşılık onlardan bir ücret İste­miyorsun. O, sadece bütün alemler için bir öğüttür.

105- Göklerde ve yerde nice ayet(ler) var ki onların yanın­dan yüzlerini çevirerek geçerler.

106- Onların çoğu, Allah'a ortak koşmadan İnanmazlar.

107- Onlar, Allah'ın azabından, (herkesi) saracak'[109] bir be­lanın, kendilerine gelmeyeceğinden veya hiç farkında de-ğillerken ansızın kıyamet saatinin kendilerine gelmeyece­ğinden emin midirler!"

 

Ayetler Kur'an'ı işiten kafirlerden bir çoğunun durumunun gerçek mahiyetini belirt­mektedir. Birinci ve ikinci ayetin hitabı, Peygamber (,s)'e yöneltilmektedir; çünkü her ne kadar Peygamber (s) insanların hidayete girmesini arzulasa da onlardan birçoğu iman­dan ve tasdikten uzaktır. Oysa Peygamber (s) kafirlerden ne bir ücret istemekte, ne de kendisi İçin bir fayda beklemektedir. Peygamber'in risaleti ve çağrısı olsa olsa kafirlerin yararınadır. Onlar için bir hatırlatma ve irşad etmeden ibarettir. Dahası bu çağrı ve risa-let, bütün insanlığın yararına olup herkes için bir uyan niteliğindedir. Dolayısıyla bütün kâfirlerin gaflet içinde olması nebevî davetin ortaya koyduğu plandan kaynaklanma­maktadır. Göklerde ve yerde birçok ayetler ve deliller, zihinleri celbetmekte, akıllara sinyal vermekte, gönüllerde depreş im oluşturmakladır. Bununla birlikte bu kafirler, dü­şünmeksizin, akletmeksizin bunlardan gafil kalmaya devam etmektedirler. Dahası onla­rın gafletleri bunlara ve diğerlerine özgü değildir. Onlar Allah'ı itiraf etmek ve ona iman ettiklerini sanmakla birlikle onların gönülleri bu İmanın gereklerinden gafildir. Bunun kanıtı ise yaptıkları eylemlerin müşriklerin eylemlerinin aynısı olmasıdır. Çünkü bunlar aynen müşrikler gibi ibadetlerinde Allah'a şirk koşuyorlar ve Allah'tan başkasına yöne­liyorlar. Ayetler uyan ve korkutma içerikli soruşturmayla noktalanmaktadır. Kafirlerin edindikleri bu konum, ancak dünyada Allah'ın azabından yahut bu azabın peşinden Al­lah'ın ebedî olan azabının geldiği korkunç saatin dehşetinden emin olan (korkmayan) kimselerin konumudur. Bu azabtan yahut bu korkunç dehşetten emin mi oldular ki böy­le bir ilginç durum ortaya koyuyorlar?

Ayetlerin Arapların genelinin, peygamberin davetine karşı çıkıp ondan uzaklaştıkla­rından dolayı Peygamber (s)'i teselli ve teskin, kafirleri korkutma ve herhangi bir ücret ve menfaat beklemeksizin Allah'a davet eden Peygamber'in görevini tam olarak açıkla­ma amacına yönelik olduğu göze çarpmaktadır.

Ancak bu ayetlerle tefsiri geçen uzun kıssalar dizisi arasında herhangi bir bağın ol­madığı ortadadır. Buna karşın bu dizinin son ayetiyle bu ayetlerin ilki arasında bir ilişki göze çarpmaktadır. Bu da dizinin Rabbani bir vahiy olduğunun kanıtıdır. Ama buna rağ­men insanların çoğu Kur'an'ın indirdiği bu vahye inanmamaktadır. Aynı şekilde kıssa­lar dizisinden sonra gelen ayetlerin ahenginden bir parça olan sûrenin son ayeti, Kur'an'ın kıssalarının düzmece bir söz olmayıp fakat mü'minler için rahmet ve hidayei kaynağı, Allah'ın vahyi olduğuna tenbih olunması yönüyle aralarında bir ilişki bulun­maktadır. Çünkü her bir söz, bu ve bundan sonraki ayetlerin kıssalar dizisinin peşisıra geldiğini ortaya koymaktadır.

Bu sûre ile Kasas süresindeki Firavn ve Musa kıssasının ayetleri birbirini takip et­mekle, başlangıç ve giriş yönünden birbirine benzemekledir. Bu kıssa ile bundan sonra­ki kıssa arasında bağlantılı bulunan ayetler kıssa konusunda bir temel teşkil etmektedir. Kur'anî metodda asıl uyumluluk işte böyle ortaya çıkmaktadır.[110]

 

108- "De ki: "İşte benim yolum budur. ,A|feh,â tofet,e davet ederim. Ben ve bana Uyanlar .Allah’ı ortak|ardan tenzih ederim, ben ortak toşanlaıyan değjlim

 

Bu ayet. Peygambere, açıktan Allah'a davetten Allah’ı ortak,ardan ıenzih etmeden, şirk ve müşriklerden beri kılmadan İbaret o]an asıl hedefini insanlara bildirmeyi emret­mekte, her ne kadar müşrikler durumlarında ,sTar etsdcr ve gerçekieri anlamaktan, işleri kavramaktan ve davete icabet etmekten gafil kalsalar da bu açık o]an yoİa inanan kim­senin Allah'a imanda sebat etmesi gerektiğini belirtmektedirBu ayetic geçen ayetler arasındaki ilişki Uçıkt]r> Bumda Peygamber (s)'i teselli ve yatıştırmaya devam edilmekte ve görevi açıklanmaktadır[111]

 

109-  Senden önce de şehirler handan, yalnız kendileri­ne vahyettiğimiz erkeklerden başka (elçi) göndermedik. Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki kendj|erinden öncekile-nn sonunun rjaşıl olduğunu görsünler!  Korunanlar için ahiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kul|anrnıyor musunuz?»

110-  Fakat ne zaman kî, Peygamberler umutlarını kesti|er ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandılar işte ozaman onlara yard.m.m.z geldi de di|ediğimjz kimse|er kurtaAzab-m-z suçlular toplulUğUndan as|a gen çevri|mez.

 

İlk ayette, Allah'ın (cc) Peygamber (s)'den önce Peygamber olarak şehirler halkın­dan ancak kendisi gibi erkekler gönderdiği belirtilmekte, kafirlerin ülkeleri dolaşmama­larının, kendileri gibi olan milletlerin sonlarının nasıl olduğunu görmemelerinin akılsız­lık olduğuna dair uyarı ve hatırlatma içeren bir soru sorulmakta, Ahiret yurdunun Al­lah'tan korkanlar için daha üstün ve daha hayırlı olduğu, onların bu gerçeği akletmelcri gerektiği vurgulanmaktadır. Bu ayetteki "Aklınızı kullanmıyor musunuz?" cümlesi ken­disiyle muhatap oldukları kafirleri aşağılamak içindir. Çünkü kâfirler bu gerçeği idrak etmiyorlar.

İkinci ayetle ise Allah'ın peygamberleri ve kavimleri hakkındaki kanunu belirtil­mektedir. Çünkü Peygamberler Allah'a davete devam ettikçe kavimleri de davete inat ve düşmanlıkla karşılık veriyorlardı. Sonunda peygamberleri onları uyarıdan ümitleri kesilip kavimlerinin yalanlamadan başka bir cevap vermeyeceklerini anlayınca Allah'ın yardımı erişti. Bu yardım yan çizen sapıkları yerle bir etti, Peygamberleri ve mü'minieri kurtardı. Ayel Allah'ın azabının suçlulardan savulmayacağina ve sonunda onları kuşata­cağına dair bir uyarıyla noktalanmaktadır.

Her iki ayet, bilindiği üzere siyakla bağlantılıdır. Bu iki ayette de, Peygamber (s):i tescili, kâfirleri uyan ve korkutma devam etmektedir. Birinci ayette sorulan soru, kafir­lerin yeryüzünü dolaştıklarına ve Allah'ın geçmiş kavimleri yerle bir ettiğini gözleriyle gördüklerine dair rapor anlamı içermektedir. Bu raporda bilindiği üzere kesin bir delil bulunmaktadır.

Müfessirlerden bir çoğu "fakat ne zaman ki, peygamberler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını .sandılar..." ifadesinde kapalılık gördüler ve bu ifa­de etrafında Peygamber (s)'den sonra ortaya konulan bu kapalılığa delalet eden, bazı sa­habelerden bir kısım rivayetler aklardılar. Bu hususta onlardan bir kısmı bu ayetin anla­mı hakkında şöyle demişlerdir; Allah'ın azabı peygamberlerin kavimlerine gecikince onlardan kimileri Allah'ı yalanladılar, kimileri saçmalamaya başladılar, kimileri de Pey­gamberleri sihirbazlıkla suçladılar, delidir dediler. İşte o zaman Peygamberlerin akılla­rında kuşku oluşlu..."

Müfessirlerden bazdan; "kezzebû7" kelimesini "kuzzibû" sigasıyla okurken bazdan da; "kezebû" sigasıyla okudular.Onlardan bazıları ise; Peygamberlerin Allah'ın kendilerini bıraktığını kabul etmedi­ler ve sadece kavimlerinin böyle sandığını söylediler.[112]Şayet biz, iki ayetin anlamını açıklarken yaptığımız gibi "sandılar' kelimesi "uyanık bulundular" anlamında yorumlandığı zaman herhangi bir kapalılık görmüyoruz. Bu mâ­nâ bir çok ayetlerde geçmiştir. Kehf sûresi; "Suçlular ateşi gördüler, artık içine düşecek­lerini iyice anladılar, fakat ondan kaçacak bir yer bulamadılar." (Kehf. 53) ayeti bu mâ­nâda gelen ayetlere bir örnektir. Müfessirlerden bir çoğu bunu böyle söylemişlerdir.[113][114]

 

111- Elbette onların hayat hikâyelerinde akıl sahipleri için ibret vardır. (Bu Kur'an), uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki (İlahi kitapların doğrulanması, her şeyin açıklanması ve İnananlar İçin bir kılavuz ve rahmettir"

 

Ayet. peygamberler ve Kur'an'ın anlattığı milletler kıssasında akıl sahiplerine yarar­lı olan ibret ve öğüt bulunduğunu. Peygamberin okuduğu Kur'an'ın ve kendisine çağır­dığı şeyin sonradan uydurulup yahut iftira edilmediğini ancak bunun Kur'an'dan önce indirilen kitaplardaki şeylere uygunluk arzettiğini. burada herşeyin açıklandığını, imanı ve hidayeti arzulayan ve sonu hoş olan kimse için rahmet ve hidayet bulunduğunu be­lirtmektedir.

Bu ayet, kıssalar dizisini takip eden ayetleri ve sûreyi takviye ederek noktalanmakta, bu dizi ile bundan sonra gelen ayetler arasında bir bağ kurmakta, sûrenin teması olan ve Yusuf kıssasında da belirtilen kissalardaki öğüt ve ibret gibi Kur'anî genel hedefi des­teklemekledir. Müfessirlcrin geneli "(Bu) uydurulacak bir söz değildir" cümlesini ister bunda muhkemi, müteşabihi. kıssaları veya kıssa olmayanları bulunsun farketmez genel olarak Kur'an'a döndürmüşlerdir. Bu da bilindiği üzere hak ve doğru olan bir görüştür.[115]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/499.

[2] Örneğin bakınız; Tefsir-İ Hazin.

[3] Örneğin bakınız, Tefsir-i Tabresi.

[4] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/500.

[5] Örneğin bakınız, Tefsir-i Tabresi.

[6] Yectehıke Rabbin .seni seçecek, gözetecek.

[7] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/501-502.

[8] Ve nahifi ıtshetun Biz çok olan bir grubuz.

[9] Figıyaben"f cubbi Kuyunun tabanına

[10] Esseyyareti Ticaret kafilesinden veya tüccarlardan kinayeten

kullanılmıştır.

[11] Ve inna Iehu lenasihûn Biz onun için hayırdan başka bir şey istemeyen samimi kişileriz.

[12] Ve evhayna ileyhi le tu nebi ennehum bi emrihim haza Müfcssirlcr bu cümlenin yorumu hususunda .şöyle demişler­dir: Allahu Teala Yusuf'a kuyuda iken kardeşlerinin kendisine yaptıklarını, onun güven içinde olmasını, daha sonra bunu onlara hatırlatacağı m vahyetti..

[13] Nestehiktt Biz müsabaka yapıyoruz, koşu düzenliyoruz.

[14] Ve ma enle bi mu minin lenâ Sen bizi doğmlamazsın.

[15] Sevvelct tektim enfüsiiküm emren Nefisleriniz size kötü bir işi. süslü gösterdi, yaldızladı.

[16] Vdntk'hum Sulamak için suya gönderilen ki.şi demektir. Kafile­deki Icr sucularını kuyudan su getirmeye göndermişlerdir.

[17] Edlâ delvehuh Kovasını kuyuya saldı, indirdi.

[18] Escrrûhu hidâten Onu altş-veriş malı olarak gizlediler, sakladılar.

[19] Şerevhu Onu sattılar. Bu fiil. iki zıt anlama gelen fiillerdendir.

[20] Kânû fîhi mine'z zahidiyn Anlamı; Onlar Yu­suf'tan kurtulmak için, yanlarında tutmadan, düşük ve değersiz paraya .sattılar.

[21] Bkz. Taberi, Hazin, ibn Kesir, Begavi, Tabresi Tefsirleri.

[22] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/505.

[23] Ekranı mesvâhu Ona iyi muamele et, onun oturumunu güzel leştir.

[24] MekkennâliYuSufefîlafdı Yusuf için ora­da yerleşim ve gösteriş sebepleri verdik.

[25] Raveclcthu an nefsihi Ondan kendisiyle fuhuş yapma­sını istedi.

[26] Hey t e leke Hadi yönelsene, beri gelsene, yaklaşsana.

[27] 'hu Rahbî ahsene mesvaye Bundan kasdedilen kocadır. Çünkü o Yusuf'un efendi siydi..

[28] Hemmct hihi Ona olan, tutkusu ve arzusu arttı, anlamındadır.

[29] Herifine hiha levia en reâ bürhane Rabhi-hi Bu cümlenin tefsir ve yorumunda müfessirlerin görüş ve rivayetleri fark­lılık arzelmiştir. Müfessirlcr (onu arzuladı) cümlesi hakkında Yusuf, onu (Zelıha'yı) başından savmaya veya dövmeye yellendi veya Rabbinin burhanı olmasaydı onu arzuiamış, isteğine icabet eîmiş olurdu şeklinde sahabeden ve tabiinden rivayetle bulunmuşlardır. Ve yine müfessirler (Rabbinin burhanı) cümlesi hakkında Allah bundaki suçu vahiyle hatırlattı veya O (Yusuf) bun­daki Allah'ın yerleştirdiği nübüvvet gücünü algıladı yahut babasının kendisi­ne seslendiğini â'nladı .şeklinde rivayetlerde bulunmuşlardır.

[30] İ.stcbcka'i hâb'e Evin kapışma doğru koşuştular.

[31] Min dubarın Sırt tarafından.

[32] KatUh'i Yırttı, parçaladı.

[33] elfeyâ Buldular.

[34] eİ-Arizi Yusuf'u .salın alan mansıbtan kinayedir. Bu devletteki büyük makama delalet etmekledir.

[35] Kad şegafehâ huhhen Sevda onun kalbini kaplamış, yani perdelemiş. Bu cümle aşırı sevgiden kinaye olarak kullanılmakladır.

[36] Bi mekrîhinne Sözlerini ve eleştirilerini

[37] Ersele! ileyhiıme Onları davet elti, çağırdı.

[38] MUtte'keeh Tercih olunan görüşlere göre üzerine dayandıkları oturaklar, koltuklar.

[39] Egtedei Lehımne Onlar için dizdi, hazırladı.

[40] Ekbernehû, Yüzünü ve güzelliğini görünce gözlerinde büyüttü.

[41] Hllahi mâ hazâ beşere/ı Haşa Iillahi: Bura­da.Yusuf'un beşer olmadığına dair kuvvetlendirme ve yemin makammdadır. Çünkü onun güzelliği beşer (in.san) güzelliğinin üstündedir.

[42] Lümtünnenî fîhi Bu yüzden beni kınamıştınız, bana eleştiri yöneltmiştiniz.

[43] Festegsame İffetten ötürü yüz çevirdi, yanaşmadı.

[44] Minessagiriyn Zelillerden, algılananlardan

[45] Hatta Hiynîn Belli bir müddet.

[46] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/510-511.

[47] Feteyanİ İki delikanlı

[48] Bi te'vilihîy. Bunun durumunu, işini

[49] Yâ sâhihiycs-sicni Ey  zindandaki arkadaşlarım.

[50] Eerhahıt İlahlar mı?

[51] Rabbehu Burada efendi, sahib anlamındadır.

[52] Zikre Rabbihi Yusuf un durumunu efendisine hatırlatmayı.

[53] Icâfun Zayıf, cılız

[54] Ta'hunine Tabir ediyorsunuz, yorumluyorsunuz, açıklıyorsunuz.

[55] Edgâsu anlamın Karmaşık rüyalar.

[56] Elİezi neva minhuma Yusuf un ölümden kurtulan zindan­daki arkadaşlarından ikisi.

[57] Ba'de ümmetin Bİr müddet sonra.

[58] İddekere Anımsadı.

[59] Deeben Bulunulanın devamı üzere.

[60] Mitııma tuhsinûn Ambarladıklarınızı, gizlediklerinizi.

[61] Yıığasıt'u-Nâsıı İnsanlara bol yağmur yağdırılır (yani gök yağmur yağdırır).

[62] Ya'.sinme Meyve sıkıyorsunuz. Bu tabir mevsimin güzelli­ğinden kinayedir.

[63] Eİâne haşhaşa'l-Hakku Hak ortaya çıktı, belli ol­du veya şimdi hakkı ortaya koymak gerek.

[64] Estahlishulinefsî Onu hizmetime alayım. Kendime hizmetçi yapalım.

[65] Ledeynâ mekîmm emin Sen bizim katımızda makam ve emanet sahibisin.

[66] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/516-517.

[67] Münkirim Onu bilmiyorlardı.

[68] Cehfıezehum hi cıhezîhim Yoi hazırlıklarını ve ihtiyac-larıni kendilerine vermeden kinayedir.

[69] La keyle leküm indî Benim yanımda size ölçülerek verilecek bir erzak yoktur.

[70] Fityanihi Adamlarına, hizmetçilerine

[71] Bida atihim Müfessirlerin geneline göre bu kelime, haberleri ol­madan Yusuf'un kendilerine verdiklerine bedel olarak aldıkları yiyeceğin fiyatın­dan kinayedir. Bv   Ideki sıfrit tekvininin 42. ıshahında da zikredilmektedir.

[72] Rihalihİm Torbalarının veya kaplarının (içine)...

[73] Metâabum Kapılan...

[74] Mâ nehgt Ya. biz teşvik üzere elde elliklerimizden daha fazla ne istiyoruz, yahut, şayet doğru değilse Azizin bizden istediğini sana ulaştır­makla ne amacımız var. anlamındadır. Erzağın verilişi doğruluğuna delildir.

[75] Nemiru ahlena Ailemize erzak getiririz.

[76] Yesînın Burada 'çok' anlamındadır.

[77] İlla en yuhâta hilenin Hepiniz yenik düşüp helak ol­madıkça...

[78] Ava İleyhi ehâhu Onu yalnız başına yanma aldı.

[79] Fela rebteis Üzülme, aldırma...

[80] Essckayete Kendisiyle su dağıtılan kap. maşrapa, su tası...

[81] Ezzene müezzinim Bir tellal çağırdı.

[82] el-îru Kafile veya kafilecilcr

[83] Su vâa Bu kelime fc.ssıyaka) ile eş anlamlıdır. Su tası, kabı de-meklir.

[84] Ene hihi zâtimin Ben onun kefiliyim. Cümlede, kaybolan ta­sı getirene erzak yüklü kervanı vereceğini kuvvetlendirme var.

[85] İn yesrik fe kad seraka ehun lehu nünküblii Müfcssirlerin söylediğine göre; Onlar (müfessirler) bununla Yusuf'u kasdediyorlar. Çünkü yükünde su tası bulunan kişi onun öz kardeşidir. Ve on­lar (müfessirler) Yusuf'un küçüklüğünde hırsızlık yaptığı haberini aktardılar.

[86] Fe eserrehâ Yusuf ufînefsihi ve lem yühdiha lehum Yusuf bu olayı içinde gizledi, Onların söylediği olayı bildi­ğini açığa vurmadı.

[87] Entüm şenun mekânen Siz Yusuf ve kardeşine karşı çok kölü bir haldesiniz.

[88] Tesıfûnc Burada sanıyorsunuz ve söylüyorsunuz anlamındadır.

[89] Felemmâ isteyesû minhu İsteklerine cevab vermeden ümitlerini kesince...

[90] Halasû neciyyen Durumlarını görüşmek için birbirleriyle başbaşa kaldılar.

[91] Felen ebreha'l-Arda Bulunduğum ülkeyi terketmeyeceğim.

[92] El-karyete Şehir yahut şehir halkı(na) anlamındadır.

[93] Kazım Öfkesini gizliyor, tasasını veya kızgınlığını içine atıyor.

[94] Teften (Anmaya) devam ede ede, üzerinde dura dura

[95] Harcıdan Tasadan ve cismin yorgun düşmesinden neredeyse helak olacaksın, ölüvereceksin.

[96] Bessi Tasamı, kederimi veya şikayetlerimi.

[97] Tehessesû Arayın, kontrol edin. etrafı kolaçan edin, göz atın.

[98] Ri'vlmîlah Burada Allah'ın rahmeti..; anlamındadır.

[99] Bi hidâatin müzcâtİıı kv,. eksik yahut değersiz bir malla, sermaye ile... Bu cümle mazeret ve fakirlik durumunu belirtmek içindir.

[100] Lakad Asereke Şüphesiz faziletli, değerli kıldı.

[101] La tesrîbe aleykümü'l yevme yağ-firillahü îeküm Bugün sizin başınıza kalkma ve .sizi azarlama yok. Cümle,

Yusuf'un kardeşlerini bağışladığı ve onlara Allah'tan bağışlanma dilediği an­lamına gelmektedir.

[102] mâ fesaleti'l-îru Kafile Mısır topraklarını terke-dince...

[103] Levlâ en iııfeımidûm: el-fendu bunak anlamındadır. Cümleden kasdedilen; şayet benim sefih (akılsız) olduğumu söylemez, dedi-

ğiın şeye karşı bana üşütüklüğü/bunakhğı nisbel ettirmezseniz.'..

[104] rü'yayc rüyamın (düşümün) gerçekleşmesidir.

[105] hıktım mine'I bedvi el-bedvu: Burada el bâdiye (çöl) anlamındadır. Sizi de çölden getirdi, anlamındadır.

[106] Taberi, İbn-i Kesir, Begavr, Hazin, Tabresi, Keşşaf Tefsirleri

[107] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/528-529.

[108] Velev haraste Her ne kadar senin isteğin, arzun artsa da...

[109] Gasiyetun insanları kaplayan, onları yerle bir eden veya onları yoklayan, uyaran...

[110] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/530.

[111] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/531.

[112] Bkz. İbn Kesir, Begavi, Taberi, Hazin, Keşşaf, Tabresi. Kasimi Tefsirleri

[113] Bkz. İbn Kesir, Begavi, Taberi, Hazin, Kasimi, Tabresi Tefsirleri.

[114] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/

[115] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/533.