Yûsuf Sûresi - Kuran - 012Yusuf - 23. Sayfa
YÛSUF SÛRESİ
Bismillahirrahmanirrahim
1- "Elif, Lam, Râ. Bunlar apaçık kitabın ayetleridir."
2- "Gerçekten biz., akıl erdiresiniz diye, onu Arapça bir Kur1 an olarak indirdik."
3- "Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber olarak sana aktarıyoruz. Oysa sen, daha önce,
bundan haberi olmayanlardandın."
.
Sözlük
Elif, Lâm, Râ. Hurufu-1 mukatta (ayrılmış hafler) denir. Birlikte yazılıp, ayrı ayrı okunurlar. Bu harflerle ne kastedildiğini Allah herkesten daha iyi bilir.Apaçık kitap. İnanç, ibadet ve yasalar sistemi ile ilgili gerçekleri en açık şekliyle içeren Kur'an.Arapça Kur'an. Arapların dilinden bir Kur'an olarak indirdik. Biz anlatıyoruz. Olayları olduğu gibi gerçek şekliyle, peşpeşe sana aktarıyoruz.Vahy ettiğimizle. Sana vahyetmemizle. Kıssaları vahiy yoluyla sana anlatıyoruz. Ondan önce. Bunların sana indirilmesinden önce.
Muhakkak ki gafillerden. Bunları sana vahy etmemizden önce, senin bunlardan haberin yoktu. Ne bunlardan sözediyor, ne de herhangi bir bilgiye sahip bulunuyordun.[1]
Açıklama
Hud sûresi ile Yusuf sûresi arasındaki münasebet, ikinci sûrenin, birinci surede yer alan kıssaların bir tür bütünleyicisi olmasıdır. Çünkü Yusuf sûresi, Kur'an kıssalarının en uzunu olur. Dördüncü âyette "Hani Yusuf... demişti," ifadesiyle başlayan ve yüzikinci âyette yer alan: "Yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman, sen yanlarında değildin." ifadesiyle son bulan bu kıssayı içeren Yusuf sûresinin iniş sebebine gelince: Bazı insanlar Rasûlüllah efendimizden (s.a.s) bu kıssayı anlatmalarını istemişlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah "Elif, Lâm, Râ. Bunlar apaçık kitabın âyetleridir," âyetinden başlayıp "yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin," âyetine kadar süren bu kıssayı vahiy yoluyla indirdi. Bu kıssa yaklaşık olarak kırk yıllık bir süre içinde yaşanan olayların hikayesidir."Elif, Lâm, Râ."Kur'an-ı kerim'in âyetleri bu birbirinden kopuk harflerden meydana gelmektedir. Hemen ardından gelen ifade buna şöylece işaret etmektedir:
"Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir."Hakkı açıklayıcı, gerçeği gözler önüne serici, insanların ihtiyaç duydukları dinlerini ve dünyalarını yapan ilkeleri kapsayıcı kitabın açık ve anlaşılır ayetleridir."Biz onu indirdik."
Kur'an'ı Arapça bir Kur'an olarak anlayasınız, anlamlarını kavrayasınız, onun aracılığı ile doğru yolu bulaşınız, dolayısıyla erdemli ve bahtiyar birer kul olasınız diye, bu Kur'an'ı Arapların dili ile indirdik."Ki, akıl erdiresiniz."Ki, âyetlerini anlayasınız, içerdiği yol gösterici ve aydınlatıcı mesajı kavrayasınız diye."Biz sana gerçek bir haber olarak aktarıyoruz."Ey Allah'ın elçisi! Sana güzel kıssaları, kıssaların en doğrularını, en yararlı olanlarım ve en güzel olanlarını aktarıyoruz."Bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle."Sana vahiy yoluyla indirdiğimiz bu Kur'an aracılığı ile en güzel kıssaları sana aktarıyoruz."Oysa sen daha önce."Sana vahiy yoluyla Kur'an indirilmezden önce "bundan haberi olmayanlardandın." Bu kıssalardan haberin yoktu, onlardan söz etmiyordun ve onlarla İlgili en ufak bir bilgiye sahip bulunmuyordun.[2]
Sonuç
1- Kur'an gerçek bir söz şaheseridir. Bir mucizedir. Çünkü "Elif, Lâm, Râ", "Tâ, Sin" "kâf" ve benzerî harflerden meydana gelmesine rağmen, Araplar Kur'an'ın bir benzerini meydana getiremediler.
2- Kur'an'ın Arap diliyle indirilişinin hikmeti; Arapların onu gereği gibi kavrayıp diğer kavimlere duyurmalarıdır.
3- Kur'an-ı Kerim' en güzel kıssaları içermektedir. Şu halde başka hikayeleri dinlemenin bir anlamı yoktur.
4- Rasûlüllah efendimizin (s.a.s) peygamberliği akli delillerin en güçlüsü ve nakli delillerin en tartışmasız olan âyet ve hadislerle anlatılmaktadır.[3]
4- "Hani Yusuf babasına: Babacığım, gerçekten ben rüyamda on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm; bana secde ediyorlarken gördüm.'' demişti."
5- "Babası demişti ki: Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık
bir düşmandır."
6- "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak sözlerin yorumundan sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetini tamamladığı gibi senin ve Yâkub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Sözlük
Babasına. Hz. İbrahim (a.s.)'in oğlu Hz. İshak (a.s.)'ın oğluHz. Yakub (a.s.)'a -Selam üzerlerine olsun-
Ben gördüm. Ben rüyada gördüm.Onbir yıldız. Gökte bulunan on bir yıldız gördüm.Secde halinde. Gökten inip çocuk Yusuf a secde etmişlerdir.Sana tuzak kurarlar. Sana zarar verecek bir tuzak kurarlar.Açık düşman. Düşmanlığı açık ve aşikardır.Rabbin seni seçecek. Seni seçecek ve sen onun samimi ve ih-lash kullarından olacaksın.Sözlerin yorumu. Rüya tabir etmeyi.Senin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Seni vahiy alan bir
elçi olarak görevlendirecektir.[4]
Açıklama
"Hani Yusuf babasına demişti."Kıssa bu ifadeyle başlıyor. Ey Rasûlüm, hani, Yâkub oğlu Yusuf peygamber, babası Yakub'a demişti ki: "Babacığım" Ey babam! "Ben rüyamda on bir yıldız gördüm." Gökteki yıldızlardan on bir tanesini "ve güneşi ve ayı gördüm; bana secde ediyorlarken gördüm."Bunlar gökten yere inmiş, onun karşısında selam ve saygı ifadesi olarak eğilmişlerdi. Bu rüyanın yorumu kırkyılsonra gerçekleşecekti. O gün Yüce Allah sayıları onbiri bulan kardeşlerini, babasını ve annesini onun huzurunda bir araya getirecek ve bunlar selam ve saygı amacı ile ona secde edeceklerdi."Babası demişti ki:"Yâkup peygamber, oğlu Yusuf a demişti ki:"Rüyanı kardeşlerine anlatma."Bunlar onun baba bir, anne ayrı kardeşleriydi."Yoksa sana bir tuzak kurarlar."
Şeytanın aldatmacasına kanıp içlerindeki kıskançlık; onları, sana zarar verecek bir tuzak kurmaya yöneltebilir.
"Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır."Nitekim, yüce Allah'ın kendilerine yasakladığı ağacın meyvesinden yemeyi çekici kılarak Hz. Adem ileHavva'nın bu meyveden yeyip cennetten çıkmalarına sebep olmuştu."Böylece Rabbin seni seçkin kılacak."Yüce Allah, onbir yıldız, güneş ve ayı rüyanda sana secde ettirdiği gibi, gönülden itaat eden kullarından olasın diye seni seçkin kılacak"Sözlerin yorumundan sana öğretecek."
İnsanların sözlerini ve rüyalarını yorumlama becerisini sana bahşedecek ve seni peygamber olarak görevlendirmek suretiyle, senin ve Yâkub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır."Daha önce ataların Hz. İbrahim ve Hz. İshak'a nimetini tamamladığı gibi."Hz. İshak Hz. Yusufun dedesidir, Hz. İbrahim ise Yusuf (a.s.)'m dedesinin babasıdır. Yüce Allah bunlara büyük nimetler bahsetmiştir. Bu nimetlerin en göz kamaştırıcıları ise peygamberlik nimetidir."Elbette Rabbin bilendir, yarattığı varlıkların durumunu herkesten daha iyi bilir."Hüküm ve hikmet sahibidir." Herşeyi yerli yerine koyar. Her yaptığı yerindedir. Harama layık olanları ödüllendirir. Mahrum kalmayı hak edenleri, onur verici lütuflardan yoksun bırakır.[5]
Sonuç
1- Rüyalar yorumlanabilir.
2- Bazen görülen bir rüyanın gerçekleşmesi uzun zaman alır. Bir rüya yıllar sonra çıkabilir.
3- Önemli meselelerde temkinli davranmak, ihtiyatı elden bırakmamak meşru ve olumlu bir davranıştır.
4-Yüce Allah İbrahim oğullarına büyük lütufta bulunmuştur. Onlara onur verici nimetler bahşetmiş, onları babadan, oğula ve toruna doğru bir silsile halinde peygamberlik vazifesi ile görevlendirmiştir.[6]
7- "Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için âyetler vardır."
8- "Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir."
9- "Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size dönük kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz."
10- "içlerinden bir sözcü dedi ki: Eğer yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın."
Sözlük
Soranlar için delil. Onlara ilişkin haberleri ve hayret verici durumları anlamak isteyenler için ibret verici dersler vardır. Biz bir grubuz. Biz birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Sayılarıonbirdi. l Veya onu bir yere atın. Kimsenin bulamayacağı bir yere atın.Babanızın yüzü size kalır. Yusuf'a bakamayacağı için, artık sadece size bakacaktır ve başka bir tarafa bakamayacaktır. ı Kuyunun karanlık derinliklerine.Bazı kervanlar. Yeryüzünde seyahat eden bazı yolcu kafileleri.[7]
Sûrenin akışı devam ediyor ve biz Hz. Yusuf peygamberin ibret verici hayat mücadelesi ile başbaşayız;
"Andolsun Yusuf ve kardeşlerinde."Yusuf ve kardeşlerinin durumunda, yaşadıkları birbirinden ilginç olaylarda, atlattıkları büyük badirelerde, bu husustaki gerçeği öğrenmek isteyenler için İbret verici dersler ve öğütler vardır.
"Onlar şöyle demişti: "Yusufun kardeşleri demişlerdi ki: "Yusuf ve kardeşi" (Bünyamin, Hz. Yusufun özkardeşiydi) "Babamıza bizden daha sevgilidir; oysaki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz."İki kişi bir topluluktan daha üstün olabilir mi?"Gerçekte babamız." Yâkub (a.s) "Açıkça bir şaşkınlık içindedir."
Yusuf ve kardeşini bizden daha çok sevmesi, onun açık bir- yanılgı içinde olduğunu gösterir. Yusuf u öldürünveya onu bir yere atıp bırakın ki, babanızın yüzü yalnızca size dönük olsun."Yüce Allah, Yusuf'tan kurtulmak için başbaşa verip planlar kuran kardeşlerin sözlerini bize haber veriyor."Öldürün Yusufu."
Hayatına son verin."Veya onu bir yere atıp bırakın."Uzak bir yere atın. Orada kurda kuşa yem olup gitsin. Siz de onu öldürme gereği duymadan ondan kurtulmuş olursunuz.Böylece; "Babanızın yüzü yalnızca size dönük kalır."
Daha önce Yusuf a bakmakla meşguldü. Bundan sonra tüm sevgisini size yöneltir. Daha sonra Yusufu babasından ayırmakla işlediğiniz günahtan tevbe edersiniz. Artık salih bir kavim olursunuz. Sizi günaha sürükleyecek bir neden kalmaz."İçlerinden bir sözcü dedi ki:"Burada, Yüce Allah, Hz. Yusuf un kardeşlerinden birinin diğerlerine söylediği söze işaret ediyor. Bu sırada Hz. Yusufu babalarından nasıl uzaklaştıracaklarını, babalarının hoşnutluğunu nasıl cezbedeceklerini tartışıyorlardı. İçlerinden biri, Yahuda veya Ureybil adlı kardeşi,-diğer kardeşlerinin en büyüğü ve en olgun olanıydı- dedi ki: Yusufu öldürmeyin. Çünkü adam öldürmek ağır bir suçtur ve hiçbir surette böyle bir suçu işlemeye yeltenmemek gerekir. Bunun yerine onu kuyunun karanlık diplerine atın. Sözü edilen kuyu; Filistin'de bilinen bir kuyuydu. Eğer kardeşiniz hakkında birşey yapacaksanız, onu kuyuya atın. Gelip geçen yolcu kafilelerinden biri onu alır. Bu, daha iyi bir iş olur.[8]
Sonuç
1- Sevgi hususunda çocuklardan birine açıkça meyletmek, kardeşler arasında düşmanlığa yol açar.
2- İnsanların başına gelen felaketlerin büyük çoğunluğunun sebebi hasettir, çeke meme z liktir.
3- Zarar veren iki şeyden en az zarar vereni işlemek, önceki toplumların uyguladıkları şer'i bir kuraldır.
4- Anne-babası bir olan kardeşler arasındaki sevgi ve şefkat, baba bir, annesi ayrı olan kardeşler arasındaki sevgi ve şefkatten daha büyüktür.[9]
11- "Ey babamız!" Dediler. "Sana ne oluyor, yusuf'a karşı bize güvenmiyorsun? Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz. "
12- "Sen onu yarın bizimle gönder, gönlünce gezsin oynasın. Elbette biz yonu koruyup-gözetirizJ'
13- "Dedi ki: Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum."
14- "Dediler ki: Andolsun; biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan kimseleriz. "
Sözlük
Muhakkak ki biz, nasihat edicileriz. Yusuf un iyiliğini isteyenleriz. Yusuf a karşı şefkat besliyoruz. Kendimiz için istediğimiz kadar, onun için de hayır istiyoruz. Yesin, içsin ve oynasın. Muhakkak ki üzer. Kurt. Vahşi ve yırtıcı bir hayvan.
Ve biz bir grubuz. Biz birbirini kollayan güçlü bir topluluğuz. Mutlak kaybediciler. Kardeşimizi kaybedersek hüsrana uğrar, çaresiz ve güçsüzler topluluğu olduğumuzu gösteririz.[10]
Açıklama
Hz. Yusuf (a.s.)'un ibretlerle dolu kıssası devam ediyor. Kardeşler baş-başa verip Hz. Yusuf (a.s.)'u kuyunun dibine atma konusunda görüş birliğine varınca, babalarının karşısına çıktılar ve her zaman yaptıkları gibi gezip tozmak için Yusufun da kendileri ile birlikte çöle çıkmasına izin vermesini istediler. Sanki, babalarının kendilerine güvenmeyişine içerleniyorlarmış gibi davrandılar:
"Sana ne oluyor, Yusuf a karşı bize güvenmiyorsun? Oysa gerçekte biz onun iyiliğini isteyenleriz."
Onun kendisi için iyilikten başka bir şey istemiyoruz. En ufak bir kötülüğün ona dokunması bizi üzer.
"Sen onu yarın bizimle gönder, gönlünce eğlensin, oynasın."
■Çölde, kırda gezsin, eğlensin. Meyve yesin, süt içsin, et yesin. Bizimle birlikte koşsun, yarışsın, güreşsin.
"Elbette biz onu koruyup gözetiriz."
Onu kendisine zarar verecek, kötülüğü dokunacak herşeye karşı, titizlikle koruruz. Hz. Yâkub (a,s) onlara şu cevabı verdi:
"Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer."
Onu götürmeniz, beni üzüntüye, acılara boğar.
"Siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum."
Korkarım ki, siz oyuna dalarken kurt gelip onu yesin. Babalarına şu cevabı verdiler:
"Andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan kimseler oluruz."
Kardeşimizi kurda karşı da koruyamayacaksak, bu bizde bir hayır olmadığını gösterir. Ne yazık ki, bu yanıltıcı sözlerle, kuzu postuna bürünmüş kurt tavırlarıyla babalarını ikna ettiler. Yarın Hz. Yusuf (a.s,)'u götürüp düşündükleri kötülüğü yapacaklardı.[11]
Sonuç
1- Kader, kaza ve tedbir; kulun hür iradesi dahilinde cereyan etmektedir. Ancak yüce Allah, ilminden ve kudretinden dolayı her kulun neler yapacağını da önceden bilmektedir. Allah'ın önceden bilmesi ve onu levhi mahfuzda yazmış olması, kulun o fiilleri yapmaya zorlandığı manâsına gelmez.
2- Mü'min doğru sözlü olduğu İçin, kendisine karşı yemin edenleri tasdik eder, sözlerine güvenir.
3- Bir kayıptan dolayı üzülmek, hüzünlenmek caizdir. Çünkü Rasûlüllah efendimiz (s.a.s) vefat eden oğlu İbrahim'in ardından şöyle demiştir: "Biz, senin aramızdan ayrılışından dolayı ey İbrahim! Hüzünleniyoruz."[12]
15- "Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz O'na şöyle vahyettik: Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin."
16- "Akşamüstü babalarına ağlar vaziyette geldiler.'1
17- "Dediler ki: Ey babamız! Gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin yanında bırakmıştık. Fakat O'nu kurt yemiş. Ne var ki biz doğru söylesek bile sen bize inanacak değilsin."
18- "Ve üzerine yalandan kan sürülmüş olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp böyle bir işe sürüklemiş. Bundan sonra bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uy durduklarınıza karşı kendisinden yardım istenecek olan Allah'tır.
Sözlük
Ve icma ettiler. Toplandılar. O'nu kuyunun derinliklerine atma konusunda ortak karar verip uyguladılar.
a Kuyunun karanlık dibine.9 O'na vahiy yoluyla bildirdik.Yatsı vakitleri. Güneşin batışından sonra, geceninilksaatlerinde. Yarışıyorduk.Eşyalarımızın yanında. Giysi ve benzen eşyalarımızın yanında.Sen bize inanacak değilsin. Bizi tastık etmezsinYalancı kan ile. Yusuf'a ait olmayan, yalandan bir kan sürülmüş olarak.
Aksine nefsiniz size bu işi çekici ve hoş göstermiş. . V as fettiğiniz üzere. Uydurduğunuz yalana karşı.[13]
Açıklama
Aetlerin akışı içinde
Hz. Yusuf'un kardeşlerinin kararlaştırdıkları şeyi gerçekleştirmek üzere
harekete geçişleri canlandırılıyor. Dün, Hz. Yusuf'u kendileri ile beraber kıra
göndermesi konusunda babalarını ikna etmişlerdi. Ve şimdi O'nu da
beraberlerinde götürüyorlar. Çok geçmemişti ki, Yusufa karşı yüz hatları
gerildi, sert bakışları arasında hakaret ederek, zaman zaman döverek
sürüklemeye başladılar. Daha Önce O'nu çölde bulunan bir kuyuya atmayı
kararlaştırmışlardı. Nihayet planlarını uyguladılar, yürek parçalayıcı
feryatlarla ağlayan günahsız kardeşlerini kapkaranlık kuyunun dibine attılar.
Üzerindeki gömleği de çıkarmış, böylece O'nu elleri bağlanmış olarak kuyuya
bırakıverdiler. Tam bu sırada Yüce Allah, O'na vahiy yoluyla bildirdi ki;
ilerde, herhangi bir günde, onlara yaptıkları bu çirkin fiili haber vereceksin.
Sûrenin akışı içinde yer alan bu âyetten anladığımız budur."Biz O'na şöyle
vahyettik: And olsun, sen onlara kendileri farkında değilken bu yaptıklarını
haber vereceksin."Kardeşlerini kuyuya atıp başlarından savdıktan sonra bir
kuzu keserek kanını O'nun gömleğine sürdüler.
Bu sözleri, yalan söylediklerinin bir ifadesiydi."Ve üzerine yalandan kan sürülmüş olan gömleğini getirdiler." Gömleğin üzerine, babalarını yanıltmak amacı ile kestikleri bir kuzunun kanını sürmüşlerdi. Kanını Yusuf un gömleğine sürdükleri bu kuzunun etini de yemişlerdi. Hz. Yâkub üzerine yalandan kan sürülmüş gömleğe baktı. Gömlekte en ufak bir yırtılma, parçalanma izi yoktu. Dedi ki: Bu kurt ne kadar da yumuşakmış, Yusufu yerken elbisesini parçalamamış. Sonra şöyle dedi: "Hayır.. Nefsiniz sizi yanıltıp bir işe sürüklemiş."
Bu iş sizin bana anlattığınım gibi değildir. Tam tersine, nefsiniz bir şeyi yapmayı size hoş gösterdi, siz de onu uyguladınız."Bundan sonra bana düşen güzel bir sabırdır."Yapacağım şey, güzelce sabretmektir. Güzel sabırda, sızlanmaya, şikayet etmeye yer yoktur."Sizin bu düzüp-uydurduğunuz... yalanlara karşı yardım istenecek olan Allah'tır."[14]
Sonuç
1- Erdemli ve kemal sahibi olsa da, mü'min bir kimsenin büyük günah işlemesi mümkündür.
2-Yüce Allah Hz. Yusufa büyük lütufta bulunmuş ve ileride kardeşlerine bu yaptıklarını haber vereceğini bildirmiştir. Bu, aynı zamanda O'na yönelik bir mutluluk ve hayırlı son müjdesidir.
3- Hz.Yusufun kardeşleri, babalarına mazeret bildirmek için geceyi beklemişlerdir. Çünkü göz gözden haya eder... Derler ki: Dost nasıl O'ndan haya bekler? Utanacak yerleri harap olmuş O'nun. (Gözleri kördür demek isteniyor).
4- Sabr-ı cemil, sızlamasız ve şikayetsiz sabır övgüye değer bir niteliktir.[15]
19- "Bir yolcu kafilesi geldi, sucularını kuyuya su almak için gönderdiler. O da kovasını sarkıttı, "hey müjde... Bu bir çocuk" dedi. Ve O'nıı ticaret konusu bir mal olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi."
20 "O'nu ucuz bir fiyata, sayısı belli bir kaç dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler."
21- "O'nu satın alan bir Mısırlı karısına: "O'nun yerini .üstün tut, umulur ki bize bir yararı dokunur ya da O'nu evlat ediniriz" dedi. Böylelikle biz, Yusuf'u yeryüzünde yerleşik kıldık. O'na sözlerin yorumundan öğrettik. Allah, emrinde galip olandır, ancak insanların çoğu bilmezler."
22-"Ergenlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik, işte biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz."
Sozluk
Kafile. Kervan. Birlikte yolculuk eden bir kafileSucuları. Ve kovasını sarkıttı. Kovasını kuyuya sarkıttı. Kovasını kuyuya daldırdı.ı O'nu, ticaret konusu bir meta gibi sakladılar. j Onu ucuz bir fiyata sattılar. .Ve onu satın alan adam dedi. Adı, Kıtfir, lakabı ise "Aziz"di.O'nun yerini üstün tut. O'na iyi davran.
il Veya O'nu evlat ediniriz. Böyle demesinin sebebi, çocuklarının olmamasıydı.Sözlerin yorumundan. Rüya tabir etmeyi...jRüştüne erdiğinde. Bedensel ve akli olgunluğa erişince. Delikanlı çağına geldiğinde.
Hikmet ve bilgi olarak. Değerlendirmelerinin hikmetli olmasınıve dini konularda bilgi sahibi olmasını sağladık.[16]
Açıklama
Sûrenin akışı içinde Hz. Yusuf (a.s.) ve kardeşleri kıssası devam ediyor. Kardeşleri Hz. Yusufu kuyunun karanlık derinliklerine yapayalnız bırakıp gittikten sonra, Mcdyen ülkesinden gelip Mısır'a gitmek isteyen bir kervan Hz. Yusuf un bulunduğu kuyunun başında konakladı. Sucularından kendileri için su çıkarmasını istediler. Adam kovasını kuyuya indirince, Yusuf kovaya asıldı, onunla birlikte yukarı çıktı: Sucu Yusufu görür görmez "Hey müjde! Bu bir çocuk" diye bağırdı. Yusuf un kardeşleri de, kardeşlerinin akibetini öğrenmek için sık sık kuyuya, uğruyorlardı. Kardeşlerini kervancıların yanında görünce, "Bu, bizim kölemizdir. O'nu bırakın. Ama eğer isterseniz size satabiliriz..." dediler. Kervancılar da "bizim istediğimiz buydu," diyerek Yusufu pek ucuz bir fiyata satın aldılar. Yusufu satın alanlar, O'nu satın aldıklarını diğer arkadaşlarından gizlediler ki, O'nun üzerinde hak iddia' etmesinler. Dediler ki:"Bu, emânettir. Suyun sahipleri onu bize teslim ettiler ki, Mısır'daki sahibine ulaştıralım."Şu ifadelerden bunu anlıyoruz:"Bir yolcu kafilesi geldi, sucularını kuyuya gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. "Hey müjde! Bu bir çocuk," dedi. Ve onu ticaret konusu bir mal olarak sakladılar... ""O'nu ucuz bir fiata, sayısı belli bir kaç dirheme sattılar."Fiatın tartılır cinsten olmayıp sayılır cinsten olması azlığının ifadesidir."O'nu pek önemsemediler."Yani kardeşleri, O'nu önemsemediler. Kervan Mısır'a ulaşınca, O'nu "Aziz Kıtfir" adı ile bilinen vezire sattılar. Vezir iyi bir alış-veriş yaptığını düşünerek, karısı Züleyha'ya; "O'nun yerini üstün tut. Belki bize iyi hizmet eder. Ya da yüksek bir fiatla satarız. Bakarız evlat ediniriz. Zâten çocuğumuz da yok." dedi. Bunu şu âyeti kerimeden anlıyoruz:"Onu satın alan bir Mısırlı karısına: "O'nun yerini üstün tut, umulur ki bize bir yararı dokunur ya da O'nu evlat ediniriz" dedi."Ardından Yüce Allah şöyle buyuruyor:"Böylelikle biz, Yusuf u yeryüzünde yerleşik kıldık."O'nu öldürülmekten ve kuyunun karanlık derinliklerinde helak olmaktan kurtardığımız gibi, Aziz'in O'na sempati duymasını sağladık. Böylece, o günden sonra O'nu Mısır'a yerleştirdik. Bir süre sonra Mısır'a hükümdar oldu, yönetime geçti, ülkeyi adalet ve merhamet ilkeleri doğrultusunda idare etti."O'na sözlerin yorumundan öğrettik."İnsanların söyledikleri sözlerin, anlattıkları olayların doğru biçimde yorumlamasını öğrettik."Allah, emrinde galip olandır."Hz. Yusufun hayatı üzerinde Allah'ın iradesi hâkimdir. Bu yüzden kardeşleri onunla ilgili olarak içlerinde besledikleri maksatlarına erişemediler. Aynı şekilde Allah, irade ettiği her işte gâlibtir. Hiç kimse O'nun iradesinin gerçekleşmesini önleyemez. O, üstün iradelidir. Hüküm ve hikmet sahibidir. Her yaptığı yerindedir."Ancak insanların çoğu bilmezler."Eğer bu gerçeği bilselerdi, işlerini O'na havale ederlerdi, O'na güvenip dayanırlardı, O'na itaat etmenin sınırlarını aşıp günah işlemeye kalkışmazlar7 di. Bu ifadelerde aynı zamanda akrabalarından incitici sözler işiten, onlar tarafından maddi ve manevi eziyete uğratılan peygamber efendimize (s.a.v.) yönelik bir teselli mesajı bulunmaktadır. Öyle ya! Hz. Yusuf da, insanlar içinde anne-babasından sonra kendisine en yakın olan akrabalarından, yani kardeşlerinden eziyet görmüştü, kendisine bu tür bir yürek parçalayıcı muamele revam görülmüştü."Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz."Hz. Yusuf çocukluk yaşını geçip gençlik dönemine adımını attığı zaman, böylece bedensel gücü kemâle erince, gençlik dönemini de geride bırakarak, akli olgunluğu yakalamış bir yetişkin olunca hüküm ve bilgi verdik. Eşya ve olayları doğru biçimde değerlendirme becerisi ve derin dini bilgi verdik. Hz. Yusuf a verdiğimiz bilgi ve hikmet, iyilik yapanlara verdiğimiz ödülün açık bir örneğidir, sabır, doğruluk ve güzel tevekkül örneği göstererek itaat edenlerin ödülü işte budur. Burada Rasûlüllah efendimize (s.a.v.) kendisini güzel bir âkibetin beklediğine, Yüce Allah'ın düşmanlarını yenilgiye uğratarak kendisini ve dinini kalıcı kılacağına ilişkin bir müjde vardır.[17]
Sonuç
1- Mutluluk veren şeylerle sevinmek ve bunu açıkça duyurmak caizdir.
2- Din ve dünya işinde ihtiyatlı olmak gerekir.
3-İslâm'da gaybı bilmek, gelecekten haber vermek Allah'a aittir. Ancak Allah'ın bildirdikleri kadarıyla bilinebilir.
4- Rüya tabir etmek, Yüce Allah'ın bu tür bir beceriye sahip olana bahşettiği bir nimetidir.
5- Allah ile mücadeleye girişen kesinlikle hezimete uğrar.
6- Ergenliğe erişme; çocukluk dönemini geride bırakıp buluğ çağına adım atmakla başlar.
7- Güzel ödül; güzel niyet ve güzel amel şartına bağlıdır.[18]
23-"Evinde kalmakta olduğu kadın, O'ndan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak "isteklerim senin içindir, gel-sene" dedi. Yusuf dedi ki: Allah'a sığınırım. Çünkü O benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez."
24-"Andolsun kadın O'nu arzulamıştı -eğer Rabbinin kesin delilini görmeseydi- o da O'nu arzulamıştı. Böylelikle biz O'ndan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için böyle yaptık. Çünkü o, muhlis kullarımızdandı."
25- "Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın O'nun gömleğini arkadan çekip yırttı. Tam kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?"
Sözlük
Onu arzuladı. 'O'ndan murad almak istedi. Arzusuna uymasını istedi, ama O, karşı çıktı.
Evinde kalmakta olduğu kadın. Aziz'in karısı Züleyha. Kapıları kilitledi. Yanıma gel.
Allah'a sığınırım. Uygunsuz davranışlardan, O'nun himayesine ve korumasına sığınırım.
Evinde üstün ve saygın bir yer verdi bana.O'na yöneldi. İsteğine karşı çıktığı için O'nu yakalamak istedi. Arzusunu yerine getirmek için Yusuf (a.s.)'a yöneldi.Ve O'na yöneldi. O'nu kendinden uzaklaştırmak savmak istedi. Rabbinin kesin delili.jKötülük ve çirkinlik. Allah'ın yasaklamış olduğu kötü fiiller ve sözler.
Muhlisler, samimiler. Dostluğumuza, itaatimize ve sevgimize özgü kıldığımız kimseler. Gömleğini arkadan yırttı.Ve efendisiyle karşılaştı. Kadının kocası olan Aziz ile kapıda karşılaştılar. Koca, kadının sahibi olduğu için Mısırlılar kocaya" efendi" derlerdi.[19]
Açıklama
Hz. Yusuf kıssasını ve kendisini satın alan vezirin evinde karşılaştığı olayları kapsayan âyetlerin akışı devam ediyor.Vezir, k^ısına Yusuf a iyi davranmasını, yerini üstün tutmasını emredince, kadın büyük bir içtenlikle güzel yiyecekler, içecekler, giysiler ve yataklar hazırladı O'nun için. Birbirlerinin mahremi olan bir erkekle bir kadın yalnız kalınca, özellikle bu yalnızlık uzun sürünce cinsel içgüdü tahrik olur. Korkudan emin olma ve takva azlığı da baştan çıkarıcı bir etken olarak rol oynar. Böyle olunca kadın erkeğin nefsinden, erkek de kadından yararlanmak ister. Nitekim vezirin karısı da odaların kapılarını kilitliyor, bahçenin girişini kapatıyor ve kendini güvencede hissedince de O'na "yanıma gelsene!" diyor. O'nun bu nahoş teklifine karşı Hz. Yu-sufun tepkisi oldukça sert oluyor. O'nun arzularına boyun eğmeyeceğini kesin bir dille vurguluyor. Bu tür bir durum karşısında bir mü'minin takınacağı tavır da bu olmalıdır. Yüce Allah, gözlerden ve kulaklardan ırak bir şekilde sarayın esrarengiz atmosferi içinde gelişen bu olayı bize şu ifadelerle haber veriyor:
"Evinde kalmakta olduğu kadın, O'ndan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak "isteklerim senin içindir, gelsene"dedi. Yusuf dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü O benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur, Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez."Kadın Hz. Yusuf un şahsında arzularını tatmin etme amacına yönelik o-larak gerekli ortamı hazırladıktan sonra, Hz. Yusuf un karşı cevabı şu olmuştur."O, benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur."Kastettiği vezirdir. Demek istiyor ki, O, bana güzel davrandı, ailesinin içinde bana üstün bir yer verdi, ben O'nun namusuna nasıl ihanet ederim? Öte yandan O'nun gerçek efendisi olan Yüce Allah, bahşettiği sayısız nimetlerle O'nu gerçekten üstün bir konuma getirmişti. O'nun haram kıldığı bir şeyi işlemekle O'na ihanet eder miydi hiç?Yüce Allah'ın "Zalimler kurtuluşa ermez" sözü, kâfirlerin ve zâlimlerin tavrına ilişkin ikinci bir izahtır. Çünkü zâlim, bir şeyi ait olmadığı bir yere koymakla, emeğini heder eder, dünyası ve ahireti hüsran olur. Kendim ve senin için böyle bir hüsran ister miyim?"Andolsun kadın onu arzulamıştı, eğer Rabbinin kesin delilini görme-seydi, o da onu arzulamıştı."Yani, kadının isteklerine boyun eğmediği, artık önü alnımız arzularına cevap vermediği için Hz. Yusuf u dövmek istemişti. Hz. Yusuf da O'nu kendisinden uzaklaştırmak için dövmek istemişti. Fakat bu sırada Yüce Allah, Yusuf a kendi içinde bir delil gösterince, Yusuf kadını dövmemesi gerektiğini anladı ve evin dışına kaçmayı tercih etti. Kadın da, aralarında geçenler duyulmasın diye O'nun peşinden koşup yakalamaya çalıştı. Her ikisi kapıya doğru koştu, Hz. Yusuf O'ndan kaçmak, O da saray içinde büyük bir olay çıkmasın diye Yusufu yakalamak istiyordu. Gömleğini arkadan yakaladı ve arkadan yırttı. Çünkü Hz. Yusuf önden kaçmaya çalışıyor, O da yakalayıp dışarı çıkmasını, dolayısıyla bir olayın olmasını önlemek istiyordu."Böylelikle biz O'ndan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için böyle yaptık."
Biz kötülüğü Hz. Yusuf tan bu şekilde uzaklaştırdık. O kötülük yapmadı ve hayasızlık O'na yaklaşmadı.
Yüce Allah bunun gerekçesi olarak da: "O bizim muhlis ku 11 arımızdandı." buyuruyor. İbadetimize ve sevgimize mahsus kıldığımız ku 11 armuzdandı. Günah ve isyan lekeleriyle kirlenmesine razı olmadık."Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar."Yusuf O'ndan kaçıyor, O da peşinden kovalıyordu ki, kadının kocasını, yani veziri kapının yanında oturur halde buldular. Kadın kendinden korktu ye derhal savunma durumuna geçerek Hz. Yusufu suçlamaya çalıştı ve "senin ailene kötülük yapmak isteyen bir kimsenin, zindana atılmaktan başka cezası ne olabilir?" dedi.[20]
26- "Yusuf dedi ki: Onun kendisi benden murad almak istedi." kadının yakınlarından bir şâhid şahitlik etti: Eğer O'nun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir."
27- "Yok eğer O'nun gömleği arkadan çekilip yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir."
28- "O'nun gömleğinin arkadan çekilip yırtıldığını gördüğü zaman kocası: Doğrusu, bu sizin düzeninizden biridir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür." dedi."
29- "Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen
günahkarlardan oldun."
Sözlük
Kadının ailesinden biri şahitlik etti. Kadının amcasının oğlu şahitlik etti.Ön taraftan yırtılmış. Yani gömlek ön kısmından yırtılmış ise. il Arka taraftan yırtılmış. Gömlek arka kısmından yırtılmış ise.Bu sizlerin düzeninizden biridir. Yani "ailene kötülük isteye-j_ı nin cezası ne ola ki?" sözünü kadının bir oyunuydu.Yusuf bundan yüz çevir. Bir skandal olmasın diye kimseye a bundan söz etme.Hatalılardan. Günahların hatalarından işledin.[21]
Açıklama
Ayetlerin akışı içinde, Hz. Yusuf (a.s)'un başından geçen olaylar bir silsile halinde anlatılıyor. Kadın kapıda kocasını görünce, Yusuf un kendisinden murad almak istediğini, yani ilişkide bulunmak istediğini iddia ederek cezalandırılmasını istemiş, "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?" demişti. Burada Hz. Yusuf suçlamayı reddediyor. Şayet kadın kendisini suçlamasaydı, Hz. Yusuf O'nun kendisinden murad almak istediğinden söz etmeyecekti. Yüce Allah, Hz. Yusuf'un şöyle dediğini bize aktarıyor:"O'nun kendisi benden murad almak istedi."Tam bu sırada Yüce Allah, tertemiz kulu Yusuf a yönelik bir lütuf olarak, olaya tanık olan beşikdeki bir çocuğu konuşturdu. Rasûltllah efendimiz (s.a.v.) bu çocuğu"Yusuf un şahidi" olarak nitelendirmiştir: "Eğer O'nun gömleği Ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi İse yalan söyleyenlerdendir. Yok eğer O'nun gömleği arkadan çekilip yirtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir."Küçük tanığın verdiği karar budur."O'nun gömleğinin arkadan çekilip yırtıldığını gördüğü zaman kocası: "Bu..." "Yani "ailene kötülük isteyenincezası ne olabilir" sözü "sizin düze-ninizdendir." dedi. Senin gibi suçlu olanların çevirdikleri dolaplardandır."Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür." Soma Yusuf a dönüp dedi ki: "Yusuf, sen bundan yüz çevir."Bundan söz etme ki, bir olay meydana gelmesin. Bunda hepimizin zararı olur. Züleyha'ya da şöyle dedi:"Sen de günahın dolayısıyla bağışlanma dile."Sen de kocandan af dile. Seni cezalandırmamasını iste. Gerçekten sen, hata işledin, günahkar insanlar gibi davrandın.Sûrenin akışı içinde yer alan bu dört âyet-i kerimede anlatılanlar bundan ibarettir.[22]
Sonuç
1- Karşıdakine zarar verecek dahi olsa, nefsi müdafa etmek meşru bir haktır.
2- Yüce Allah dostlarına büyük lütuflar bahşeder. Nitekim, beşikteki bir çocuğun konuşmasını sağlayarak O'nun suçsuzluğunu ortaya çıkarmıştır.
3- Kötülük yapmak isteyen insanların hilesi gerçekten büyüktür.
4- Kötülük yapanın kötülüğünü örtmek iyi, günahlarını halk arasında açıkça anlatmak ise kötüdür.[23]
30- "Şehirde birtakım kadınlar: Aziz'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyleki sevgi O'nun bağrına sinmiş. Biz doğrusu O'nu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz.'1 dedi."
31- "Kadın onların düzenlerini işitince, onlara bir dâvetçi yolladı, oturup yaslanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline bıçak verdi, yusuf'a da: çık, onlara görün" dedi. Böylece onlar O'nu görünce Yusuf'u gözlerinde büyüttüler ve ellerini kestiler ve "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir." dediler."
32- "Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun O'nun nefsinden ben murad almak istedim, O ise kendini korudu. Ve andolsun, eğer O kendisini emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak."
33- "Yusuf dedi ki: Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara eğilim gösterir ve cahillerden olurum."
34- "Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir.
Sözlük
Şehirde. Mısır'ın o dönemdeki başkentinde.Gencinden yararlanmak ister. Kenanlı kölesinden murad al-
mak istemiş.Sevgi bağrını yakmış. Kalbine hâkim olmuş, bütünüyle onukontrolüne almıştır.Muhakkak ki biz O'nu açık bir dalalette görüyoruz. O'na beslediği bu sevgiden dolayı açık bir hata işlediğini görüyoruz.
Onların düzenlerini işitince. Yani arkasından söyledikleriniişitince.Onlar için döşekler ve yaslanacakları yastıklar hazırladı. O'nu gözlerinde büyüttüler.Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Nasıl bir Kenanlı köleyi sevebilir?" dediğiniz şte budur.Korundu. İffetinden ve temizliğinden ödün vermeyerek, kötülük yapmaktan kaçındı.Küçükler. Basitler. Zelil ve küçük düşürülmüş kimselerden o-lacaktır.Onlara eğilim gösteririm.Ve cahillerden olurum. Günahkarlardan olurum. Çünkü ancak Allah'ın gücünü ve herşeyi gördüğünü bilmeyenbir kimse günah işleyebilir.[24]
Açıklama
Ayetlerin akışı ile birlikte Hz. Yusuf (a.s)'un kıssasını okumaya devam ediyoruz."Yusufun şahidi" tarafından verilen hükümden sonra, haber bazı devlet idarecilerinin eşlerinin kulağına ulaştı. Birinin evinde toplanıp kendi aralarında konuştular ve "Kenanlı bir köleye aşık olmuş" diye vezirin karısını kınadılar. İşte tefsirini sunmakta olduğumuz bu âyetlerde Yüce Allah bunları aktarıyor bizlere:"Şehirde bir takım kadınlar dedi ki:" Mısır'ın o günkü başkentinde "A-ziz'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş" kölesine aşık
olmuş."Oyleki sevgi O'nun bağrına sinmiş."Kölesine duyduğu sevgi, kalbinin özüne sinmiş."Biz doğrusu O'nu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz."Açık bir yanılgı içinde olduğunu sanıyoruz. Böylesine şerefli ve üstün bir makamda olan soylu bir kadın nasıl bir köleye aşık olur?"Kadın onların düzenlerini işitince."
Arkasından çeşitli dedikodular çıkardıklarını duyunca:"Onlara bir davetçi yolladı. Oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline bıçak verdi."Onların düzenlerine, daha büyük bir düzenle karşılık verdi. Bir toplantı düzenledi. Yiyecekler, içecekler sundu. Bıçakla kesilmesi gereken meyveler koydu sofraya. Bu arada Yusuf a, yanlarına gelmesini emretti. Amacı, onun olağanüstü güzelliğini görüp kendilerinden geçmelerini ve meyve yerine kendi ellerini kesmelerini sağlamaktı. Böylece kendisine yöneltilen kınamaların haksız olduğunu ortaya koyacaktı. Yüce Allah bu gelişmeyi şu ifadelerle bize aktarıyor:"Yusufa: "Çık onlara görün." dedi. Böylece onlar O'nu görünce büyüttüler, ellerini kestiler ve "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir." Herhangi bir insan değildir."Bu, ancak üstün bir melektir" dediler."Yüce Allah'ın Hz. Yusuf a bahşettiği olağanüstü güzellikten dolayı böyle söylediler. Yusuf'un yapısı, ahlâkı ve yaratılışı olağanüstü çekicilikteydi. Kadınların bu halini gören vezirin karısı şöyle dedi:"Beni kendisiyle kınadığınız işte budur "Kendisini sevdim ve nefsinden murad almak istedim diye beni kınadığınız güzel ve yakışıklı delikanlı işte karşınızda duruyor."Andolsun O'nun nefsinden murad almak istedim, O ise kendini korudu. Fiilen O'nun nefsinden murad almak için harekete geçtim, ama O bundan kaçındı "Ve andolsun; eğer O kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa."Arzulanma boyun eğmezse."Mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak?"Aşağılanmış, küçük düşürülmüş biri olacaktır. Böylece, toplantıya katılan kadınların önünde bir kez daha isteklerine boyun eğmesi hususunda Yu-sufu tehdit etmektedir. Bunun üzerine Hz. Yusuf, kendisini bu kadının hilesinden ve tuzağından kurtarması için Rabbine sığıfrir.
"Dedi ki: Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir."
Bunların beni itmek istedikleri suçtansa, zindana girmeyi tercih ederim. Ey Rabbim;
"Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan."
Bu kadınların hilesini boşa çıkarmazsan "O'nlara eğilim gösteririm." İsteklerine uyma eğilimi gösteririm. Böyle yapmakla "Cahillerden" yani, senin haram kıldığın bir şeyi işlemekle günaha girer, günahkarlardan "Olurum." Bu ise, O'nun istemediği, kaçmak istediği bir durumdu."Böylece Rabbi, duasını kabul etti."Kadınların düzenlerini sonuçsuz bıraktı. Çünkü O, kullarının sözlerini işitir. Saf ve temiz kulu Yusufun da duasını işitti. O, kullarının durumunu, bu arada Yusufun da içine düştüğü sıkıntıyı bilir. Bu yüzden duasını kabul etti, O'na güven duygusu verdi, korkularını giderdi. O'na hamdolsun, O kullarına karşı son derece lütufkardır.[25]
Sonuç
1- Kapalı kapılar ardında olup bitenleri merak etmek ve haberleri tâkib etmek sevilmeyen bir özelliktir.
2- İnsan, onurunu, malını, canını ve namusunu korumaya düşkün bir varlıktır. Bu, onun doğasından gelir.
3- Kadın ve erkek alarak cinslerin birbirlerine karşı ilgi duymaları yaratılışın bir kanunudur.
4- Hz. Yusuf un \Allah'a karşı günah işlemektense, hapse girmeyi göze alması, doğru sözlülüğünün bir delilidir.
5- Yeryüzünde işlenen tüm suçların sebebi Yüce Allah'ı, isimlerini, sıfatlarım, müjdesini, tehditlerini ve şeriatını bilmemektir.[26]
35- "Sonra onlar da, delilleri görmelerinin ardından, mutlaka O'nu belli bir vakte kadar zindana atmak görüşü belirdi."
36-" O'nunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri "Ben rüyamda kendimi içki hazırlıyorken gördüm" dedi. Diğeri "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi." dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu Mz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz."
37- "Dedi ki: Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun tevilini size haber veririm. Bu, Rabbimin bana Öğrettikler indendir. Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların tâ kendileri olan bir topluluğun dinini terkettim."
38-"Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yâkub'ün dinine uydum. Allah'a herhangibir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak
şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır Ancak insanların çoğu şükretmezler.
Sözlük
Sonra onlara görünüverdi. Onlarda belirdi.Âyetler. Yusuf un suçsuzluğuna ilişkin deliller.
Şarap elde etmek için üzüm sıkıyordum.Dine tabi oldum. İbrahim (a.s.)'ın hak olan dinine tabi oldum.
Bize yakışmaz. Böyle bir şey yapmamız doğru olmaz. Herhangi bir şeyi Allah'a şirk koşmamız, büyük veya küçük birşeyi veya bir kimseyi O'na ortak koşmamız olacak şeydeğildir.i Bu Allah'ın üzerimize bir faziletidir. Tevhid inancı ve hak din Allah'ın bize bir lütfudur.5 Ve insanların üzerine. Tevhid inancını ve hak dini sunan peygamberlerin gönderilmesi, insanlara yönelik ilahi bir lütuftur. Ne yazık ki insanlar bu lütfün karşılığı olan şükür görevini yerine getirmediler, peygamberlere tabi olmadılar.[27]
Açıklama
Sûrenin akışı ile birlikte, Hz. Yusuf'un yaşadığı olaylar, bu arada vezirin karışının suçlamaları üzerine suçsuzluğunun anlaşılması konu ediliyor. Ardından Yüce Allah şöyle buyuruyor:"Sonra onlarda delilleri görmelerinin ardından, mutlaka O'nu belli bir vakte kadar zindana atmak görüşü ağır bastı."Yusuf (a.s.)'un suçsuzluğunu ortaya koyan açık delillerin bulunmasından sonra vezir ve adamlarında yine de bir süre için Yusuf u zindana atmak gerektiği yönünde bir görüş belirdi. Yusuf un suçsuzluğunun delili ise, gömleğinin arkadan yırtılmış olması, beşikteki bir çocuğun konuşup suçsuzluğuna hükmetmesiydi. Çocuğun "Eğer gömleği..." diye başlayan sözleri Yusuf'un suçsuzluğunun açık deliliydi. Ancak yine de O'nu belli bir süre için hapse atmayı uygun gördüler. Dedikoduları dindirmek, kamuoyunu tatmin etmek ve hadiseyi unutturmaktı amaçlan."O'nonla birlikte iki genç de zindana girdi."Demek ki, zindana atılmasını kararlaştırdılar ve bu kararlarını da fiilen uyguladılar. Bu arada iki genç de O'nunla birlikte zindana girdiler. Bunlar kralın hiçmetçileriydiler, bir olaydan dolayı suçlu bulunmuş ve tutuklanmışlardı."Biri: ben rüyamda kendimi içki hazırlıyorken gördüm.", dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi," dedi. Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz." Hapisteki hal ve hareketinden, mahkûmlara karşı sergilediği iyiliksever tutumundan etkilendikleri ve dolayısıyle farklı ve hikmetli bir şahsiyet olduğunu anladıkları için bu İstekte bulunmuşlardı. Bu arada ne tür bilgilere sahip olduğunu da sormuşlar. O da rüya tabir ettiğini söylemişti. Onlar da "gel, şunu bir deneyelim, şöyle, şöyle rüya gördüğümüzü söyleyelim, bakalım nasıl yorumlayacak," dediler. Gidip rüyalarının yorumunu sordular. O da onlara şu cevabı verdi:
"Dedi ki: size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun tevilini haber veririm."Uykuda mı veya uyanıkken mi böyle bir yemeğin geleceği hususu aynı oranda muhtemeldir. Her iki durumda da olabilir. Her halükarda Yüce Allah daha o yemek gelmeden, onu onlara haber vermesini ve ne anlam ifade ettiğini ona haber vermiştir. Hz. Yusuf sahip olduğu bu bilginin kaynağını da şöyle açıklıyor:
"Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların tâ kendileri olan bir tupluluğun dinini terket-tim."Kastettiği bu topluluk Kenanlılar ve Mısırhlar'dı. Bu topluluklar müşrikti. Güneşe ve diğer bazı düzmece ilahlara ibadet ediyorlardı. Küfür milletini, küfür dinini terk ettim. Allah'a ve âhiret gününe inanma esasına dayanan dine yani İbrahim'in, İshak'm ve Yakub'un hak dinine uydum, Sonra onları Allah'a inanmaya ve O'nun dinini benimsemeye davet ederek sözlerini sürdürdü.
"Olacak iş değildir."Herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmamız, buna inanıp ibadet etmemiz olacak iş değildir. Ardından bu bilgiyi ve bu inancı kendi çabalan ve yetenekleriyle elde etmediklerini, bunun Allah tarafından bahşedilmiş bir lütuf olduğunu haber veriyor. Tüm insanlığa bu lütfün bahsedildiğini vurguluyor. Çünkü
Allah insanları yaratmış, onları rızıklandırmış, yerden sayısız nimetler bitirmiş, onları doğru yola çağırmış ve doğruyu açık biçimde gözler önüne sermiştir. Ama insanların çoğu şükretmezler, Allah'a inanıp kulluk etmez.[28]
Sonuç
1- Hz. Yusuf (a.s.)'un zindana atılması, görünüşte yakıcı ama, gerçekte aydınlatıcı gelişmelerin başlangıcını teşkil eder.
2- Hapse girmek, her zaman oranın suçlu ve sapıkların yurdu olduğunu göstermez. Allah'ın saf ve günahsız kulu Hz. Yusuf da oraya girmiştir.
3- Rüya tabiri ruhsal berraklığa ve firaset gücüne bağlıdır. Hz: Yusuf (a.s)'un sahip olduğu bilgi ise, özel ve ledünni bir bilgiydi. Yani o hususta okumadan çalışmadan Allah katından verilmiş bir bilgiydi.
4- İnsanları Allah'a davet etmek için fırsatları ganimet bilmek lazımdır. Nitekim Hz. Yusuf (a.s) da böyle yapmıştır.
5- Şirkten ve şirk ehlinden uzaklaşmak bir zorunluluktur.
6- Dedelere de "baba" denebilir. Çünkü bunların her biri kendisinden sonrakinin babasıdır.[29]
39- "Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı bir sürü Ra-bler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar olan bir tek Allah mı?"
40- "Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiç bir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din iste budur, ancak insanların çoğu bilmezler. "
41- "Ey zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte olduğunuz iş olup bitmiştir."
42- "İkisinden kurtulacağını sandığı .kişiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla." Fakat şeytan, Rabbini anmayı O'na unutturdu, böylece daha nice yıllar zindanda kaldı."
Sözlük
Ey zindan arkadaşlarım. Bunlar kralın yemek ve içecek işine bakan iki delikanlıydı.
İ Çeşitli ilahlar mı? Şuraya buraya dağılmış, zatları, sıfatları ve mekanları ayrı bir sürü ilahlar mı?
Ondan başka. Allah'ın dışında.Sadece isimler. Sadece isimleri ilahtır. Gerçekte ise ilah değil, putturlar.
Allah onlar hakkında bir delil indirmemiştir. Herhangi bir , şekilde bu düzmece ilahlara kulluk edilmesini emretmemiştir.' Efendisine içki sunar. Aynı zamanda ülkenin kralı olan efendisine şarap sunar.Ve asılır. Darağacında asılarak öldürülür. Mısırlılar idam cezasını bu şekilde infaz ederlerdi.Hüküm verilmiş. İş bitmiş ve kesinlik kazanmıştır.O ikisinden kurtulacağına inanan. Kesin olarak beraatine karar verileceğine inandığı kişi.
Beni efendinin yanında hatırla. Benim hiç bir suçum olmadan, haksız yere zindana atıldığımı krala hatırlat.
Şeytan O'na efendisine hatırlatmayı unutturdu. Veya şeytan Yusuf a Yüce Rabbini anmayı bir anlık unutturdu.[30]
Açıklama
Hz. Yusuf (a.s) kıssası devam ediyor. Bundan önce kendisi ile birlikte zindana giren iki gencin, gördükleri rüyaları yorumlamasını istediklerinden söz edilmişti. Çünkü gençler Hz. Yusufun rüya yorumlamayı iyi bildiğinin farkındaydılar. Fakat Hz. Yusuf bu fırsatı değerlendirdi ve onlara rüya yorumlamaya ilişkin bilgisinin sebeplerinden söz etti. Bu sırada küfür dinini terke-dişini, tek ve ortaksız Allah'a inanışını, dolayısıyle ataları İbrahim, İshak ve Yâkub'un dinine tabi oluşunu ve aynı zamanda Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmasının kendisine yaraşmadığını anlattı. Hz. Yusuf bu sözleri, tutukluların Allah'ı bir yana bırakarak putlara taptıklarını gözlemlediği için söylemişti. Onları Allah'a kulluk etmeye.davet ederek sözlerini sürdürdü. Yüce Allah O'nun şöyle dediğini bize aktarıyor:"Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı bir sürü Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar olan Allah mı?"
Ey zindan arkadaşlarım, bana haber verin ve beni tasdik edin: Herbiri bir tarafta olan ve ilah olduklarını iddia ettiğiniz şu put, şu yıldız, şu insan şu hayvan mı, cinsleri ve renkleri birbirinden farklı bir sürü ilah mı, yoksa zatı ve sıfatlarıyla bir ve ortaksız olan, her türlü mahlukat karşısında ezici güce sahip olan Allah mı daha hayırlıdır?
"Kahhar olan tek Allah" demekten başka bir cevap bulamadılar. Çünkü akıl, bu cevabı kaçınılmaz kılıyor. Soma dönüp tüm tutuklulara hitab etti."Sizin Allah'tan başka taptıklarınız."Ezici güce sahip tek ve ortaksız Allah'tan başka kulluk ettiğiniz düzmece ilahlar "sizin ve atalarınızın uydurmuş olarak adlandırdıklarınızdan başkası
değildir."Onlar isimlerden ibarettir. Sizin bir puta, bir yıldıza veya bir heykele Rab veya ilah demenizle o, ilah veya Rab olmaz. Rab; yaratan, rızıklandıran ve yönetendir. Gerçek ilah tarafından rızıklandıran ve yaratılan varlıklar ise, kendilerine bile bir yarar sağlamayan veya bir zararı başlarından savmaya muktedir değildirler. Nerede kaldı başkalarına yardım etmeleri? Onlara ilah veya Rab adını takmak kocaman bir yalan ve iftiradır. Bunlar birer addır. Allah onların yetkililiğini ortaya koyan bir delil indirmemiştir. Dolayısıyle sizin onlara yönelik kulluğunuz geçersiz ve boşunadır."Hüküm, yalnızca Allah'ındır."Hükmetme yetkisi sadece Allah'a aittir. Ve O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi bir hüküm olarak koymuştur. Şu halde O'ndan başkasına yönelik her türlü ibadet bâtıldır, geçersizdir. Bu tür bir ibadeti terketmek ve ondan kaçınmak gerekir,"Dosdoğru olan din işte budur."Tek ve ortaksız Allah'ın hükmüne uyup O'ndan başkasına yönelik kulluğu reddetmektir. Tek, geçerli ve dosdoğru din budur. Ne yazık ki, insanların büyük çoğunluğu bu gerçeğin farkında değildir. Kendilerini yaratan, rızıklandıran ve hayatlarını yönlendiren ve sonunda huzuruna çıkacakları gerçek ilahı bilmeyişleri onları kendi elleriyle yontup ilahlaştırdıkları heykellere tapmaya yöneltmiştir. Putlarını kendi yapar kendi tapar durumuna düşürmüştür. Bu, cahiliye mantığıdır. İnsanları Allah'a davet etmeye ilişkin konuşmasının sonunda Hz. Yusuf, rüyalarının yorumuna geçti."Ey zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap içirecek."Serbest bırakılacak, yeniden kralın yanındaki eski işine dönecek ve eskiden olduğu gibi krala şarap sunacak. Öbürü ise, kralın ahçısıydı, kralın yemeğine zehir koyup onu öldürmeyi planlamakla suçlanmıştı. O da asılacak ve kuşlar başına konup ondan yiyeceklerdir. Hz. Yusuf böyle deyince onlar: "Biz rüya falan görmedik. Sadece seni sınamak için böyle yaptık" dediler. Hz. Yusuf onlara şu cevabı verdi: "Hakkında fetva istemekte olduğunuz iş olup bitmiştir." İster böyle bir rüya görmüş olun, ister görmemiş olun. Bu iş olup bitmiştir, kesinlik kazanmıştır. Sonra serbest bırakılacağını söylediği kişiye dönüp şöyle dedi:"Efendinin katında beni hatırla."
Yani sahibin olan kralın yanında benim suçsuz yere tutuklandığımı söyle. Mısırlılar köle sahibine "Rab" derlerdi.
"Fakat Şeytan ona Rabbini anmayı unutturdu."Şeytan Hz. Yusuf a Allah'ı anmayı bir an unutturdu. Bu yüzden kalbiyle hizmetçiye ve krala yöneldi. Allah'ı unuttu. Bu yüzden gerçek Rab olan Allah O'nu cezalandırdı ve zindanda nice yıllar daha kaldı.[31]
Sonuç
1- İnsanları Allah'a davet etmek için her türlü fırsatı değerlendirmek lazımdır.
2- Geçmişlerin yaşadığı olayları örnek göstererek Tevhid inancını vurgulamak gerekir.
3- Herhangi bir hususta sâdece Allah'ın hükmüne itibar edilir. Çünkü hak; O'nun hak diye nitelendirdiği, bâtıl; O'nun bâtıl diye nitelendirdiği ve dinde; O'nun yasalaştırdığı sistemdir.
4- Her meseledeki müşkülün çözümü için bilgisine güvenilen birinden fetva istemek meşrudur.
5- Hz. Yusuf (a.s) bir bakıma ümidini kurtulacağını söylediği delikanlıya bağlamak ve O'na: "Beni efendinin yanında an," demekle gaflete düşmüştür. Gerçek mevlasıni, kendisini öldürülmekten, kuyunun karanlık dibinden ve kadınların baştan çıkarıcı düzenlerinden kurtaran dostunu unutmuştur. Bu da yedi yıl daha zindanda kalmasına neden olmuştur.[32]
43- "Hükümdar: "Ben rüyamda yedi besili inek görüyorum,
onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru. Ey önde gelenler! Eğer rüya yorumluyor sanız benim bu rüyamı çözüverin" dedi."
44- "Dediler ki: Bunlar karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenler değiliz."
45- "O iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra hatırladı ve : Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni zindana gönderin" dedi."
46- "Yusuf, ey doğru sözlü insan! Yedi besili ineği yedi zayıf ineğin yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan rüya konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da dönerim, belki onlar Öğrenmiş olurlar."
Sözlük
Kral. Mısır kralı, Aziz lakaplı vezir, yardımcılarından biriydi. Adı, Reyyan b. Velid idi.Yedi cılız. Yedi zayıf inek.Ey ileri gelenler, devlet adamları, eşraf ve yöneticiler. ı'Rüyamı bana yorumlayın.
Karmakarışık, hiç bir anlamı olmayan, yalancı düşler Nice bir zaman sonra hatırladı. Yaklaşık olarak yedi yıl sonra hatırladı.Ey sâdık Yusuf! Ey Yusuf, ey sıddik, ey doğru sözlü Yusuf! Adam Hz. Yusufun ne derece doğru sözlü biri olduğunu zindanda öğrenmişti.[33]
Açıklama
Sûrenin akışı, imtihan maksatlı, meşakkati çekmekte ve çilesini doldurmakta olan Hz. Yusuf'la ilgili olarak devam ediyor. Artık Yusuf (a.s)'un özgürlüğüne kavuşmasının zamanı gelmişti ki, Mısır kralı bir rüya gördü, kendisini düşündüren bu rüyayı yorumlamaları için kurmaylarını yanını çağırdı. Bu sahneyi Yüce Allah şu ifadelerle bize aktarıyor:"Hükümdar dedi ki: "Ben rüyamda yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor. Onları yiyen inekler son derece zayıf ve çelimsizdir. Bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru."
Sonra, etrafında toplanmış bulunan devlet adamlarına ve bilginlere döndü: "Ey önde gelenler! Eğer rüyamı yorumluyorsanız benim rüyamı çözüverin." dedi."Rüyamı yorumlayın. Adamların şu cevabı verdiklerini bize aktarıyor Yüce Allah:"Karmakarışık düşlerdir."Gördüğün rüya, yorumlanamayacak türden bir düştür. Nitekim devamında şöyle diyorlar:"Biz böyle düşlerin yorumunu bilenler değiliz."Kastettikleri karışık düşlerdir. Sahih bir hadiste Resulullah efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:"Rüyalar rahmani ve şeytani olarak iki kısma ayrılırlar."
Ardından Yüce Allah şöyle buyuruyor:"O iki kişiden kurtulmuş olanı."Hz. Yusufun zindan arkadaşlarından kurtulmuş olan."Nice zaman sonra hatırladı."Zindandan ayrıldığı sırada Hz. Yusufun kendisine tavsiye ettiği şeyi hatırladı. Yusuf O'na demişti ki "Beni efendinin yanında an." Adam bu tav-siyeyi ancak yedi sene sonra hatırlayabildi. Sonra adam orada bulunanlara dedi ki:"Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni zindana gönderin."Beni zindanda bulunan Yusufun yanma gönderin, rüyaları ondan daha iyi yorumlayacak biri bulunmaz. Bunun üzerine O'nu zindana gönderdiler. Hz. Yusufun yanma girince, Yüce Allah'ın bize aktardığı şekliyle şöyle dedi:"Yusuf; ey Yusuf! Ey doğru sözlü insan! Yedi besili ineği yedi zayıf ineğin yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan rüya konusunda bize fetva ver."Umarım ki, insanlara kral ve adamlarına dönerim. Belki onlar öğrenmişolurlar."Senin yorumunu öğrenir de ondan istifade ederler.[34]
Sonuç
1- Kâfir ve fâsik bir adam salih bir rüya görebilir.
2~ Rüya iki çeşittir, a) Rahman kaynaklı rüya. b) Şeytan kaynaklı düş.
3- Unutmak, insanın özelliklerinden biridir.
4- Aşırı övgüye kaçmadığı sürece, birini sahip olduğu bir özellikle nitelendirmek caizdir. "Ey doğru sözlü adam!" demek gibi.[35]
47-"Dedi ki: "Siz yedi yıl, önceleri gibi ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında kalanını biçtiklerinizi başağında bırakın. "
48-"Sonra bunun arkasından zorlu yedi yıl gelecektir. Sakladığınız az bir miktar dışında, daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir."
49- "Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve
onda sıkıp-s ağaç aklar dır. "
Âdet üzere. Öteden beri yapa geldiğiniz gibi.* Ve onu başaklarında bırakın, harmanlamayın. Buğdayları başaklarından çıkarmayın.Yedi zorlu. Kurak geçen yedi zorlu yıl.Depoladıklarınızdan. Tohumluk ve ihtiyaç için depolayıp koruduklarınız.İnsanlar yağmura kavuşacaklar. İnsanlar- Rableri tarafından bol bol yağmura kavuşturulacak ve Nil nehri yeniden bereketli akacaktır.Onda sıkacaklar. Zeytin, üzüm, kamış ve şeker sıkıp-sağa-caklardır.[36]
Açıklama
"Ekin" diye başlayan ifade, Hz. Yusufun kendisinden yorumlaması istenen kralın rüyasına ilişkin yorumudur. Burada Hz. Yusuf diyor ki: Yedi yıl, önceleri yaptığınız gibi ekin ekin. Bu, yedi besili ineğin yorumudur. Biçtiğiniz hasadı, başaklarında bırakın, yani harmanlamayın ki, bozulmasın. Ama az bir kısmını ihtiyacınız için harmanlayabilirsiniz. Bundan soma, yani yedi bereketli yıldan sonra, yedi zorlu yıl gelecektir. Bu yıllarda kuraklık ve kıtlık had safhaya ulaşacaktır. Bu da, yedi zayıf ineğin yorumudur. Bunlar önceki hububatı yiyip bitireceklerdir. Demek istiyor ki, bu yedi kurak yılda, önceki verimli yedi yılda biriktirdiklerinizi yersiniz. Daha önce tohumluk ve ihtiyaç için depoladıklarınızı tüketirsiniz. Bundan sonra bir yıl gelecek ki, o yılda üzerinize bolbol yağmur yağdırılacak, sıkıp-sağacaksıniz. Yedi kurak yılın ardından, bol yağmurlu bir yıl geçireceksiniz; üzüm ve zeytin sıkacak, yeşil ve bereketin sağladığı ürünler elde edeceksiniz. Âyeti kerimede yer alan "sonra bunun arkasından bir yıl gelecek" şeklindeki ifadeye yönelik bir işaret bulunmuyor kralın rüyasında. Bunu Yüce Allah Yusuf a öğretmiş, O' da sorulmadan, bunu bir iyilik ve Yüce Allah'ın dilediği yüksek bir hikmet olarak onlara açıklamıştır. Yüce Allah'ın her yaptığı yerindedir, O, her şeyi bilir.[37]
Sonuç
1- Mısır toprağı, ilk çağlardan beri tarım yapılan, çift sürülen verimli birtopraktır.
2- İhtiyaç fazlası ürünleri, uygun yerlerde korumak son derece önemli ve yararlı bir ekonomi ilkesidir.
3- Hz. Yusuf (a.s.)'un rüya yorumundaki bu bilgisi, gerçekten hayret vericidir.
4- Hz. Yusuf Mısırlılara karşı son derece iyi ve lütufkar davranmıştır. Sorduklarından fazlasını açıklamıştır onlara.[38]
50- "Hükümdar dedi ki: "O'nu bana getirin?" O'na elçi geldiğinde Yusuf: Efendine dön de O'na sor: Ellerini kesen o kadınların durumu neydi? Doğrusu benim Rabbim, onların hileli düzenlerini gerçekten bilendir."
51- "Hükümdar o kadınlara: "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi? dedi. Onlar: Alah için, "haşa" dediler. "Biz ondan hiç bir kötülük görmedik." Aziz'in karısı dedi ki: İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; O'nun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir. "
52- "Bu, yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli düzenlerini başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi."
Sözlük
Kral dedi ki: O'nu bana getirin. Yani Yusuf (a.s.)'u bana getirin.iElçi O'na geldiğinde. Kralın elçisi O'na gelince.
I Rabbine dön. Yani efendine dön., Kadınların durumları neydi? Durumunuz neydi?Haşa Yüce Allah, iffetli bir insan yaratmaktan aciz olma durumundan münezzehtir.„ Hak açıkça ortaya çıktı.[39]
Açıklama
Kralın gördüğü rüya, Yüce Allah'ın Hz. Yusuf u zindandan çıkarmak için hazırladığı bir plandı. Nitekim kral rüyayı görüp de ileri gelenler bu rüyayı yorumlama konusunda yetersizliklerini ortaya koyunca, Hz. Yusuf un zindan arkadaşlarından kurtulmuş olanı, O'nun daha önceki tavsiyesini hatıradı ve kraldan kendisini zindandaki Yusuf a, rüya ile ilgili görüş almak üzere göndermesini istedi. Kral gitmesine izin verdi, adam Hz. Yusuf un yanına gitti, rüyaya ilişkin görüşünü sordu ve aldığı cevabı krala iletti. Kral bu ilginç cevapkarşısında hayretler içinde kaldı. Rüyanın ifade ettiği mesajı net biçimde anladı. Bunun üzerine ilmi düzeyi ve ahlaki yapısı verdiği cevapta son derece belirgin olan Yusufu ödüllendirmek üzere huzuruna gethilmesini.emretti."Hükümdar dedi ki; "Onu bana getirin." Yusufu huzuruma çıkarın."O'na elçi geldiğinde." Kralın elçisi olarak, daha önce kendisi ile birlikte zindanda yatan adam yanına geldiğinde. Bu adam idam edilmekten kurtulmuş ve yeniden kralın hizmetkarlığına dönmüştü. Adam Hz. Yusuf a kralın kendisini çağırdığını söyledi. Yusuf ise, krala "dön ve O'na sor, ellerini kesen o kadınların durumu neydi?" Ellerini kesen kadınların ve beni suçlayarak zindana atılmama neden olan kadının konuya ilişkin görüşlerini alsın. Bunun üzerine kral bütün kadınları topladı ve "Yusufun nefsinden murad almak isterken durumunuz neydi?" diye sordu. Onlar da "Allah için, "haşa" dediler." Ondan en ufak bir kötülük görmedik. Yüce Allah, bunun gibi iffetli bir insanı her zaman yaratmaktadır. Allah böyle değerli insanlar yaratmaktan aciz değildir. Onunla ilgili en ufak bir ahlaksızlığa şâhid olmadık. Bu sırada Aziz'in karısı Züley-ha'nın şöyle dediğini haber veriyorıt. Yüce Allah: "işte şu anda gerçek orta yere çıktı."Açık seçik ve net biçimde belirginleşti."O'nun nefsinden ben murad almak istemiştim."O, benden murad almak istemiş değildi."O ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir."Ardından Yüce Allah şöyle buyuruyor:"Bu, yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi bilmesi içindi."Buradaki ifade, Hz. Yusufa aittir. Diyor ki Hz. Yusuf: Zindandan çıkmaktan kaçınmam, kralın çağrısına uymamam ve kadınlardan işin iç yüzünü öğrenmesini istemem, kadınların ağzından, özellikle Aziz'in karısının ağzından suçsuzluğumu öğrenmesini istemem, bunun içindir. Nitekim kadın Yusuf (a.s.)'ın suçsuzluğunu itiraf etti. Kendisinin Yusuf (a.s.)'dan murad almak istediğini söyledi. Çağrıyı reddetmesinin sebebi, Aziz'in, kendisine ihanet etmediğimi, yokluğunda ailesinden murad almak gibi bir ahlaksızlığa yeltenme-diğimi, namusunun ve şerefinin kirlenmediğini bilmesidir. O, benim efendim-dir, bir köle olarak beni satın aldı ve bana iyi davrandı, makamımı üstün tuttu. Yani bana iyi muamele yaptı. Ve yine bilinsin ki, Yüce Allah, hainlerin düze-nini başarıya ulaştırmaz. Eğer ben hain olsaydım, beni böylesine temize çıkarıcı, itibarı yeniden kazandırıcı, onurlu bîr akibete ulaştırmazdı. Şu anda ırzı ve namusu temiz, alnı açık ve iffetli bir insan olarak saygın bir konumda bulunuyorum. Bu da ırz düşmanı bir hain olmadığımın açık delilidir.[40]
Sonuç
1- lim insana fazilet ve şeref kazandırır. Bu niteliğe sahip Hz, Yusuf'u, kral sosyal statülerin en üstünü olan huzuruna layık görmüştür.
2- Olaylar karşısında yumuşak ve ağırbaşlı davranmak gerekir. Çok çabuk hareket edip öne atılmamak gçrekir.
3- İnsanın kendi aleyhine de olsa, doğru söylemek ve gerçeği savunmak üstün bir niteliktir.
4- Züleyha, günahını ikrar etmek suretiyle ne denli şerefli bir kadın olduğunu göstermiştir. Bu da O'nu yüksek bir dereceye çıkarmıştır. Çok geçmeden doğru sözlü peygamberin oğlu, doğru sözlü peygamber Yusufun dünya-ahiret zevcesi olmuştur. Bu, Allah'ın lütfudur. Dilediğine bahşeder onu. O, büyük lütuf sahibidir.[41]
53- "Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü gerçekten nefs, Rabbimin kendisini esirgediği dışında^ var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz benim, benim Rabbimy bağışlayandır, esirgeyendir. "
54- Hükümdar dedi ki: O'nu bana getiriny O'nu kendime bağlı kılayım." O'nunla konuştuğunda da şöyle dedi: Sen bu gün bizim yanımızda artık Önemli bir yer sahibisin, güvenilirsin."
55-"Yusuf dedi ki: Beni bu ülkenin hazineleri üzerinde yönetici kıl. Çünkü ben, bunları iyi bir koruyucuyum, bilenim."
56-"İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve iktidar verdik. Öyle ki, orada dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız. "
57- "Ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır."
Sözlük
Kötülüğü çok emreden. Çokça kötülük yapılmasını, insana zarar veren günahlar işlenmesini isteyendir.
Ancak Rabbimin rahmet ettiği. Allah'ın merhamet ettiği kimseler hariç. Onun nefsi temiz ve günahlardan arınmış olduğu için kötülüğü emretmez.Onu kendime özel kılayım. Onu, danıştığım has adamlarımdankılayım. Sırdaş edineyim.Makam sahibi, emin. Bu sayede dilediğini yaparsın. Bizim katımızda tam bir güvenilirliğe sahipsin.
Yerin hazineleri. Mısır devletinin hazineleri.Muhakkak ki ben koruyanım bilenim. Bana emanet ettiğinizi korur,nasıl yöneteceğimi bilirim.Dilediği yere konaklar. Dilediği gibi Allah'ın hükmüne göre yönetir. Halbuki bundan önce, kuyunun karanlık dibinde ve daracık zindanda idi. [42] ,
Açıklama
Hz. Yusuf (a.s)'un kıssası devam ediyor ve Yüce Allah olup bitenleri bize şu ifadelerle aktarıyor:
"Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü gerçekten nefs, Rabbimin kendisini esirgediği dışında var gücüyle kötülüğü emredendir."Bu sözler Hz. Yusufa aittir. [43]Kraldan olayı tahkik etmesini, o günkü olaya tanık olan kadınları sorgulamasını isteyip de, hem kadınlar, hem de vezirin karısı Onun suçsuzluğunu itiraf edince, Hz. Yusuf bu sözleri sarfet-mİştir. Yani, ben böyle yaptım ki, vezir arkasında kendisine ihanet etmediğimi ve Allah'ın hainlerin düzenlerini sonuçsuz bıraktığını bilsin. Bir yandan da nefsini yeriyor. Çünkü kendisinden murad almak isteyen Züleyha'yı dövmek istemişti."Ben nefsimi temize çıkarmam." Sebebini de şöyle açıklıyor:
"Çünkü gerçekten nefis," insan nefsi "Rabbimin kendisini esirgediği dışında, var gücüyle kötülüğü emredendir."
Rabbimin merhamet ettiği, iman ve salih amelle kendisini arındırmasına imkan tanıdığı nefisler başka.Onlar muradlarma ermiş nefslerdir, iyiliği emreder, kötülüğü engellerler. "Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." Bu sözü, daha önce "Ben nefsimi temize çıkarmam" şeklinde sarfettiği sözün açıklayıcısı, gerekçesi olarak sarfediyor. Demek istiyor ki: Eğer ben de onu dövmek gibi bir istek uyanmışsa, bu bir kötülüktür. Ben bu kötülükten dolayı Allah'a tevbe ediyorum. Allah bağışlayandır, affeder, hoşgörür. Kendisine tevbe edenleri sorumlu tutmaz. O'na acır, merhamet eder, çünkü O, mü'min kullarına merhamet eder. 53. âyetin içerdiği anlam budur.54 ve 55. âyetlere gelince; bu âyetlerde, hükümdarın Yusufu yanına getirmelerini kurmaylarına emredişi ve hükümdarla Hz.Yusuf arasında geçen konuşma konu ediliyor.
"Hükümdar dedi ki: "Reyyan b. Velid, O'nu bana getirin."Yusufu bana getirin. Kral, Yusuf'un nasıl bir bilgi ve hikmet düzeyine sahip olduğunu, manevi bir olgunluğa eriştiğini anlamıştı. "O'nu kendime bağlı kılayım."
O'nu has adamlarımdan biri kılayım. Yönetim işinde O'na danışayım, memleket meselelerinde O'nun, bilgi ve hikmetinden istifade edeyim.Hz. Yusuf zindandan çıkıp geldi, kralın yanma oturdu. O'nunla konuştu. Kral, kurak ve yağmurlu geçecek yılları sordu, O'ndan yürek ferahlatıcı cevaplar aldı. Konuşması hikmetli, mantıklı ve tutarlıydı. Tam bu sırada kendisini hayranlıkla dinleyen kral şöyle dedi."Sen bugün bizim yanımızda Önemli bir yer sahibisin, güvenilirsin."Yüksek bir makamın var artık. Ülkede dilediğin tasarrufta bulunabilirsin. Bizim nezdimizde, her konuda tam bir güvenilirliğe sahipsin. Hz. Yusuf hükümdarın bu onur verici önerisine şu karşılığı verdi:"Dedi ki: "Beni ülkenin hazineleri üzerinde yönetici kıl."[44]Mısır ekonomisinin yönetimini bana bırak. Bu, o günlerde ölmüş bulunan vezirin yerine geçmesi anlamına geliyordu. Maliye ve ekonomi bakanlığını talep etmesini şu gerekçeye dayandırdı: "Çünkü ben, iyi bir koruyucuyum, bilenim.""Yönetimini üstlendiğim maliyenin gelirlerini korurum, idare etmesini, ekonomik planlamayı bilirim. 56. âyette Yüce Allah, bu konuşmaların ardından ^u değerlendirmeyi yapıyor:"İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf a güç ve iktidar verdik. Öyle ki, orada dilediği yerde konakladı."Yukarıda değinilen sebepler ve planlar aracılığı ile Yusufu Mısır ülkesine egemen kıldık. Orada dilediği yerde konaklayabiliyordu. Alış-veriş, inşa ve imar amacı ile ülkenin her tarafını dolaşıyordu. Artık mutlak tasarruf yetkisine sahip bir vezir olmuştu."Biz kime dilersek rahmetimizi nasip ederiz."Kullarımızdan dilediğimizi rahmetimizin kapsamına alırız ve iyilik yapanların ecirlerini zayi etmeyiz. Hiç kuşkusuz bu, Yüce Allah'tan iyilik sahiplerine yönelik bir müjdedir ki, ecirlerini noksansız verecektir.Hz. Yusuf da yüce Allah'ın, rahmetinin kapsamına almayı dilediği kimselerdendi. Allah bu niteliğe sahip kimselerin ödüllerini dünya ve ahirette eksiksiz verir. Bu arada Yüce Allah, takva sahipleri için alıiret ödülünün daha hayırlı olduğunu vurguluyor. Bu ifadeden maksat, insanları imana ve takvaya teşvik etmektir. Çünkü Allah'ın dostluğu bu iki nitelikle elde edilir. Allah'ın dostları; mü'minler ve takva sahipleridir.[45]
Sonuç
1- Nefsin kusurları ve hataları olduğunu belirterek onu yermek bir fazilettir.
2- "Kişi dilinin altında saklıdır," ata sözünün hikmeti, bir kez daha isbat-
lanmıştır.
3- Usta ve sanatkar bir kimsenin kendini, ehil olduğu bir işe aday göstermesi caizdir ve bu, kendini temize çıkarmanın kapsamına girmez.
4- İnanç, söz ve amelde, ihsan (Allah'ı görür gibi hareket etmek) üstün bir niteliktir.
5- îman ve takva, kişinin sahip olabileceği en büyük fazilettir.[46]
58-"Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler. O'nu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı."
59- "onların erzak yüklerini hazırlayınca dedi ki: Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. Görmüyor musunuz, ben Ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım."
60- "Eğer O'nu bana getirmeyecek olursanız, artık benim ka-tımda sizin için bir ölçek yoktur ve bana da yaklaşmayın."
61- "Dediler ki: O'nu babasından istemeye çalışacağız ve herhalde biz bunu yapabileceğiz."
62- "Yardımcılarına dedi ki: "Sermayelerini yüklerinin içine koyun, ihtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri dönerler."
Sözlük
Ve Yusufun kardeşleri geldi. Kenan yurdundan Mısır kralının yiyecek sattığını duymuşlardı çünkü.
Ve onlar O'nu inkar edicilerdi. O'nun kardeşleri Yusufun kendi kardeşleri olduğunu anlayamadılar. Bilmiyorlardı.Onların teçhizatlarını, yüklerini hazırlayınca. Onlara ikramda bulunup ihtiyaç duydukları şeyleri verince. Yolculuk esnasında lazım olan şeyleri verince.Babanızdan olan kardeşiniz. Bu kardeşin adı Bünyamin'di ve O onlarla birlikte gelmemişti. Çünkü babası O'ndan ayrılmayı göze alamıyordu.ı O'nu babasından istemeye çalışacağız. s Ve gençlerine dedi. Yardımcılarına dedi. Sermayelerini. Erzak almak için getirdikleri paralarını.[47]
Açıklama
Âyetlerin akışı içinde Yusuf kıssası ve peşpeşe gelişen olaylar birbirini izliyor. Hz. Yusufun vezir olmasının ardından, önce yedi yıllık bol yağmurlu bereketli dönem yaşandı. Daha sonra kurak yıllar başladı. Diğer bölgelerdeki insanlar gibi Kenan bölgesindeki insanlar da yiyecek arar duruma düştüler. Ülkenin her yanında kıtlık baş gösterdi. Bunun üzerine Hz. Yâkub (a.s), oğullarını yiyecek aramaya gönderdi. On kişiydiler. O sırada Mısır kralının yiyecek sattığını duymuşlardı. Bundan sonraki gelişmeleri Yüce Allah şu ifadelerle aktarıyor:
"Yusufun kardeşleri geldi." Kenan yurdundan Mısır'a geldiler. "Yanına girdiler." Yusufun huzuruna çıktılar.
"O'nu tanımadıkları halde kendisi onları tanıdı." Kardeşleri Hz. Yusufu tanıyamadılar. Aradan geçen yıllar O'nuepey değişikliğe uğratmıştı. Durumunda önemli değişiklik olmuştu."Onların erzak yüklerini hazırlayınca," istedikleri hububatı ölçüp her birinin payını devesine yükleyince. Kibundan önce de onlara karşı son derece misafirperver davranmıştı."Dedi ki: "Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin." Hiç kuşku yok ki, Hz. Yusuf onların durumlarını sormuş, onlar da babalarından ve çocuklarından ayrıntılı biçimde söz etmişlerdi. Bu yüzden; "Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin" demişti. İstediği kişinin adı Bünyamin'di. Onları teşvik etmek amacıyla da şöyle dedi: "Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konuk severlerin en hayırlısıyım." Yanına gelmiş olan konuğu en iyi ben ağırlarım."Eğer O'nu bana getirmeyecek olursanız, artık benim katımda sizin için bir ölçek yoktur ve bana da yaklaşmayın."Bu ısrarlı talep karşısında O'na şu cevabı verdiler:
"Dediler ki: "O'nu babasından istemeye çalışacağız ve herhalde biz bunu yapabileceğiz."O'nu getirmek için uğraşacağız sana dediğimiz gibi "herhalde biz bunu yapacağız.""Yardımcılarına dedi ki: "Sermayelerini yüklerinin içine koyun."Yüce Allah Hz. Yusuf un hizmetçilerine "yiyecek almak için getirdikleri paraları, onların farkına varamayacakları şekilde yüklerinin içine koyun" dediğini haber veriyor.zİhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri dönerler."Hz. Yusuf (a.s) bütün bunları, öz kardeşini yanına getirsinler diye yapıyordu. Sermayelerini geri vermek de bu amaca yönelik bir teşvikdi. Çünkü onlar bu parayı gördüklerinde, parayı alıkoymaktan kaçınacak ve sahibine geri getireceklerdi. Böylece kardeşlerini de beraberinde getirdiler. Bu, Hz. Yusuf (a.s)'un arzusuydu. Yüce Allah da O'nun bu arzusunu gerçekleştirdi.[48]
Sonuç
1- Allah'ın planlaması ve takdiri hayret vericidir. Görüldüğü gibi, kralın rüyası, Hz. Yusuf un rüyayı tabir edişi ve rüyanın tabir ettiği gibi çıkması, Yu-sufun Mısır'da işbaşına gelmesine, kardeşlerinin bir gün yiyecek satın almak için huzuruna çıkmasına ve böylece sonraki olayların bir silsile halinde gerçekleşmesine yönelik bir ilahi planlamadır. Bu akıllara durgunluk veren planı, ancak âlemlerin Rabbi olan Allah tasarlayabilir. O'ndan başka ilah yoktur. Kâinat üzerinde egemen olan tek ve ortaksız rab O'dur.
2- Hz. Yusuf, tüm ailesini bir gün yanına getirmek amacı ile, önce kardeşi Bünyamin'in güzel bir plan ile yanına gelmesini sağlıyor.
3- Tavır ve davranışlarda imanın izi açık-seçik fark ediliyor. Çünkü Hz. Yusuf kardeşlerinin ücreti verilmemiş bir malı helal kabul ederek yemeyeceklerini biliyor. Bu yüzden geri dönsünler ve bu arada yanında görmek istediği öz kardeşini de beraberlerinde getirsinler diye paralarını onların farketmeye-cekleri şekilde yüklerinin içine koyuyor.[49]
63- "Böylelikle babalarına döndükleri zaman, dediler ki: Ey babamız! Ölçek bizden engellendi. Bu durumda kardeşimizi bizimle gönder de erzağı alalım. O'nu mutlaka koruyacağız.'1
64- "Dedi ki: Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğimden başka, O'nun hakkında size güvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve o, esirgeyenlerin esirgeyicisidir?"
65- "Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: .Ey babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu aldığımız az bir ölçektir."
66- "Bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, O'nu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına keşi bir söz verinceye kadar, O'nu sizinle asla gönder emeni." dedi. Böylelikle O'na kesin bir söz verince dedi ki: Allah, söylediklerinize vekildir."
67- "Ve dedi ki: Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah'tan hiç bir şeyi engelleyemem. Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız O'na tevekkül etmelidirler."
Sözlük
Ölçek bizden engellendi. Bize artık buğday ve erzak verilmeyecek. Kardeşimizi götürmedikçe kral erzak vermeyeceğini söyledi.İstediğimiz ölçeği alalım.Önceden kardeşi üzerine. Daha önce Yusuf hakkında da size güvenmiştim ve siz sözünüzü tutmamıştınız.Ne istiyoruz? Daha ne istiyoruz. İşte sermayemiz bile bize iade edilmiş.Ve deve yükü kadar erzak artırırız. On yerine on bir kişi olduğumuzda bir deve yükü fazla erzak alırız.
Bu az bir ölçektir. Kralın hazinesi dolu ve imkanları fazladır. Bir deve yükü fazla erzak almamız O'na bir zarar vermez.Anlaşma. Yeminle pekiştirilmiş söz. Akit. Çepeçevre kuşatılmadıkça. Sonumuz gelmedikçe.
Bir şeyden. Allah'ın aksini dilediği bir şeyi yapmam mümkündeğildir.[50]
Açıklama
Hz. Yusuf kıssası devam ediyor ve Yüce Allah, Yusufun kardeşlerinin Mısır'dan, Filistin'deki Kenan bölgesine dönüşlerini şöyle aktarıyor:"Babalarına döndükleri zaman." Hz. Yakub (a.s)'un yanma döndüklerinde "dediler ki: "Ey babamız! Ölçek bizden engellendi," Yani artık bize buğdayverilmiyor. Kardeşimiz Bünyamin'i götürmedikçe Mısır kralı bize erzak vermeyeceğini söyledi."Bu durumda kardeşimizi bizimle gönder de erzağı alalım. O'nu mutlaka koruyacağız."Herhangi bir durumda O'na bir kötülüğün ilişmesine engel oluruz. Yâkub (a.s) onlara şu cevabı verir:"O'nun hakkında size güvenir miyim?"Size asla güvenmem."Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğimden başka."Yusuf u çocukken çöle götürmelerine izin verirken kendilerine güvendiğini hatırlatıyor."Allah en hayırlı koruyucudur ve Allah, esirgeyenlerin esirgeyiçişidir."
Bu konuşma, Mısır'dan döner dönmez ve henüz yüklerini açmamışken aralarında geçmişti. Yükleriniaçtıklarında ise, şöyle dediler:"Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin" yani paralarının "kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: "ey babamız! Daha ne istiyoruz,' işte sermayemiz bize geri verilmiş.""Ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu, az bir. ölçektir." Yani getirdiğimiz buğdaylar azdır. Daha fazla alırız.Çünkü Mısır kralı ülkenin yaşadığı kıtlığı ve kurak yılları gözönünde bulundurarak ve herkesin ihtiyacına cevap vermek için, bir kişiye sadece bir ölçek erzak veriyor. Yüce Allah Hz. Yâkub (a.s)'un onlara şu cevabı verdiğini bize bildiriyor:"Dedi ki: "O'nu sizinle asla gönderemem. Allah adına kesin bir söz verinceye kadar..."O'nu bana tekrar geri getireceğinize yemin ederek söz vermedikçe onu size veremem."Etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, O'nu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize" dair söz verirseniz, sizinle birlikte gelmesine izin veririm. Düşman tarafından ya da herhangi bir nedenle etrafınız sarılsa ve hepiniz öldürülürseniz o zaman başka. İstediği gibi yemin ederek söz verdiler. Yüce Allah şöyle buyuruyor:"Böylelikle O'na kesin bir söz verince dedi ki: "Allah, söylediklerinize vekildir."Allah benim ve sizin şahidimizdir. Böylece Allah'ı onların sözlerine şahit tutuyor. Hz. Yakub'un oğullan Mısır'a hareket etmeye hazırlanınca, babalık duyguları ve imani merhamet duygusu kabardı ve onlara şöyle dedi:
"Ey çocuklarım! Tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin."Onbiriniz birden aynı kapıdan girmeyin, yoksa size kem gözle bakanların nazarı değer. Değişik kapılardan girin. O zaman insanlar sizi bir babadan gelen kalabalık bir topluluk olarak görmez. Ve kıskananların gözleri size ilişmez. Ardından şöyle dedi:"Ben size Allah'tan hiç bir şeyi sağlayamam."Allah'ın dilediği birşeye engel olmam mümkün değildir."Hüküm yalnızca Allah'ındır."O'nun dilediği olur."Ben O'na tevekkül ettim."O'na güvenip dayandım.Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etsinler."O'na güvenip dayansınlar. O, her şeye yeter, O'nsuz hiç bir şey olmaz. O, yücedir, yüce hüküm sahibidir.[51]
Sonuç
1- Hz. Yâkub (a.s)'un Allah'a tevekkül edişi, Yüce Rabbine yönelik sarsılmaz güveni, isim ve sıfatlarına ilişkin derin bilgisi Ön plana çıkıyor. Nasıl olmaz ki, O, Allah'ın peygamberlerinden biri değil midir?
2- Öz evlat gibi, en yakın akrabalarla ilgili olsa dahi, önemli konularda yeminli söz almak caizdir.
3- Mü'minin nazardan korkması ve bundan korunmak için Önlem almaya çalışmasında bir sakınca yoktur. Ancak bu tedbirin Allah'ın takdir ettiği hiç bir şeyi önleyemeyeceğini ve yaratıkları üzerinde tek ve ortaksız egemenliğin, O'na ait olduğuna kesin olarak inanmak gerekir.
4- Allah'a tevekkül etmek, güvenip dayanmak farzdır. Sonra da karar verilen işi yapmaya koyulmak gerekir.[52]
68-"Babalarının kendilerine emrettiği yerden Mısır'a girdiklerinde; bu, Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında onlara Allah'tan gelecek olan hiç bir şeyi gidermeyi sağlamadı. Gerçekten O, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler."
69-"Yusuf'un yanma girdikleri zaman, O, kardeşini bağrına bastı; "Ben" dedi. "Senin gerçekten kardeşinim. Artık onların yaptıklarına üzülme."
70- "Erzak yüklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı; sonra bir münadi şöyle seslendi: "Ey kafile! sizler gerçekten hırsızsınız."
71- "Onlara doğru yönelerek: Neyi kaybettiniz?" dediler."
72- "Dediler ki: "Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu getirirse, O'na bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim."
Sözlük
Ancak Yâkub'un nefsindeki ihtiyaç. Evlatlarına duyduğu şefkatin etkisiyle, nazarı onlardan uzak tutma iradesiydi bu, Hz. Yâkub'un tamennisi.j Kardeşini bağrına bastı. Yemek vaktinde ve yatacakları sırada kardeşini bağrına bastı. .. Üzülme.Tası koydu. Kralın tasını yükünün İçine koydu. Tas altındandı. Kral onunla su içerdi. Sonra tahıl ölçümü için bir ölçek halinegetirmişti.Tellal seslendi. Bir münadi seslendi. Ey kafile! Kralın tası. ı Ben ona kefilim. Bir deve yükü tahılınverileceğine kefilim.[53]
Açıklama
Sûrenin akışı ile birlikte Hz. Yusuf kıssasına devam ediyoruz. Babaları Hz. Yusuf un kardeşlerine "Mısır'a girecekleri zaman aynı kapıdan girmemelerini, değişik kapılardan şehre girmelerini" istemişti. Ki, kendilerine göz değmesindi. Kardeşler babalarının isteği üzerine Mısır'ın başkentine değişik kapılardan girdiler. Şimdi bu olayı Kur'an-ı Kerim'in üslubu içinde izleyelim:"Babalarının kendilerine emrettiği yerden Mısır'a girdiklerinde."
Bu, yani değişik kapılardan şehre girişleri "Onlara hiç bir şey sağlamadı."Allah'ın takdir ettiği herhangi bir şeyi önleyemedi. "Yâkub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında."Yâkub onların Topluca şehre girmeleri durumunda, kendilerine göz değeceğinden endişe ediyordu."Gerçekten O, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi." Hz. Yâkub'a yönelik bir övgüdür bu. Bizim kendisine öğrettiğimiz bir bilgi ve hayat biçimi üzere hareket eder. "Ancak insanların çoğu bilmezler.Yüce Allah'ın buyurduğu gibi insanların çoğu Yüce Allah'ı, kemâl ve cemâl sıfatlarını, sevdiği ve öfkelendiği şeyleri, rızasına giden yolları, kul için haram olan ve kaçınılması gereken şeyleri bilmezler. 68. âyet bunu gösteriyor.Bundan sonraki âyette, Hz. Yâkub (a.s)'un oğullarının Hz. Yusuf'un yanma girdiklerinde, Yusuf un özkardeşİolan Bünyamin'i bağrına bastığı anlatılıyor. Uyku vakti geldiğinde Hz. Yusuf onları ikişer kişilik odalara yerleştirdi. Onbir kişiydiler. Böylece Bünyamin yalnız kaldı. Hz. Yusuf; "O benimle kalacak," dedi. İkisi başbaşa kalınca Hz. Yusuf O'na kim olduğunu söyledi. Öz kardeşi Yusuf olduğunu ve üvey kardeşlerinin babasına ve Yusuf'a yaptıklarından dolayı artık üzülmemesini söyledi. Ayrıca kendisini yanında tutmak için bir plan hazırladığını, bunun için endişeye kapılmamasıni ve kardeşlerine herhangi bir şey söylememesini tembihledi. İşte buna şu ifadelerle işaret ediliyor:
"Yusufun yanına girdikleri zaman, O, kardeşini bağrına bastı; "Ben" dedi. "senin gerçekten kardeşinim. Artık onların yaptıklarına üzülme."70. âyette ise. Hz. Yusufun öz kardeşi Bünyamin'i yanında tutmak için kurduğu plan konu ediliyor. Hz. Yusuf herbirinin yükünü hazırlayınca, her türlü ihtiyaçlarını giderip artık yolcu etmek üzereyken, onların farkına varmayacakları bir şekilde, kralın altın tasını kardeşi Bünyamin'in devesinin yükü içine koydu. Sonra kafile hareket edince, bir çağına arkalarından seslendi:"Ey kafile ey kafiledekiler, gerçekten siz hırsızsınız!" Şimdi de gelişmeyi Kur'an üslubu içinde izleyelim: "Erzak yüklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı, sonra bir çağına şöyle seslendi: "Ey kafile! Sizler gerçektenhırsızsınız."Yüce Allah, Hz. Yâkub (a.s)'un oğullarının tepkisini de şu şekilde aktarıyor:"Onlara doğru yönelerek: "neyi kaybettiniz?" dediler. Şöyle dediler: "Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu getirirse. Ona bir deve yükü vardır."Mükafat olarak O'na bir deve yükü yiyecek verilecektir."Ben de buna kefilim."Bir deve yükünün kendisine verileceğini garanti ediyorum.[54]
Sonuç
1- İlim, ilim adamları ve ilimle uğraşanlar yüksek derecelere sahiptirler.
2- "İnsanların çoğunun cahil olduğu, hakikatlerin farkında olmadığı bir
gerçektir.
3- Hz. Yusuf, diğer kardeşlerinin gidip de öz kardeşinin yanında kalması
için güzel bir plan kuruyor.
4- Belli bir iş yapan kimselere ömıl vermek meşrudur. İslâm fıkhında buna "ciale" denir.
5- Bir işe kefil olmak meşrudur. Kefil olan kişi, borcu ödemek zorundadır.[55]
73- "Allah adına, hayret" dediler. "Siz bilmişsiniz ki, biz bu yere bozgunculuk çıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz. "
74- "Öyleyse" dediler. "Eğer yalan söylüyorsanız, bunun cezası nedir?"
75- "Dediler ki: Bunun cezası, su tası yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız."
76- "Böylece Yusuf kardeşinin kabından önce onların kab-larını yoklamaya başladı. Sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. Yoksa hükümdarın dininde kardeşini alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz ve
her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır."
Sözlük
Vallahi. Allah adına andolsun.Yeryüzünde fesat çıkarmamız için. Ülkede bozgunculuk çıkarmak, günah işlemek için gelmedik.j Biz hırsız değiliz. Daha önce hiç kimsenin birşeyini çalmadığımız gibi, su tasını da çalmadık.-* Kimin yükünde bulunursa o, O'nun karşılığıdır. Yani çaldığı şeye karşılık olarak köleleştirilir.Biz zalimleri böyle cezalandırırız. Biz şeriatımızda zalimleri böyle cezalanduınz. Kardeşinin yükünde. Kardeşinin yükündeki kabın içinden.Biz Yusuf a böyle planlattık. Övgüye değer bir şekilde sonuçlanan bu planı Yusuf için böyle kolaylaştırdık.i Melikin dininde. Kralın yürürlükteki yasasında. Çünkü kralın yasasına göre hırsız dayak cezasına çarptırılır ve çaldığı şeyin bedeli kendisine ödettirildi.Dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Yusuf (a.s)'un derecelerini yükselttiğimiz gibi.[56]
Açıklama
Hz. Yusuf (a.s) ve kardeşleri kıssası devam ediyor. Kralın su tasının çalındığı ilan edilince, kafile, yüklerinin aranması için durduruldu. Bu arada tasın yerini söyleyene bir deve yükü yiyeceğin ödül olarak verileceği de belirtildi. Şimdi Yusuf un kardeşlerinin tepkilerini Kur'an-ı Kerim'in akıcı üslubu içinde izleyelim.
"Allah adına, hayret" dediler. "Siz de bilmişsiniz ki, biz bu yere bozgunculuk çıkarmak amacıyla gelmedik."
Hırsızlık yapmak ve günah işlemek amacında değiliz. Biz tahıl almak İçin gelmiş bulunuyoruz.
"Bİz hırsız değiliz."Hiç bir zaman hırsızlık yapmadık. Bu arada kralın adamları onlara şu cevabı verdiler:
"Öyleyse" dediler. "Eğer yalan söylüyorsanız, bunun cezası nedir?" Yusuf'un kardeşleri şu karşılığı verdiler: "Dediler ki: "Bunun cezası, su tası yükünde bulunanın kendisidir."Demek istiyorlar ki, hırsız, çaldığı malın karşılığında köleleştirİlir. "İşte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız."Bizim yasalarımızda hırsızlığın cezası budur. Bunun üzerine Hz. Yusuf bizzat kendisi tası aramaya başladı.Teker teker yüklerini aradı, en sonunda, işin içinde önceden hazırlanmış bir plan olduğu anlaşılmasın diye öz kardeşinin yüküne baktı ve kralın su tasını oradan çıkardı. Bunları şu ayet-i kerimeden öğreniyoruz: Böylece Yusuf kardeşinin kabından önce onların kablarını yoklamaya başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı." İşte biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. İyi bir sonuç veren bu planının amacına ulaşmasını bu şekilde kolaylaştırdık."Yoksa hükümdarın dininde kardeşini yanında alıkoyamazdı "Mısır yasalarına göre kardeşini köle olarak yanında tutamazdı. Kralın yasalarında hırsızlığın cezası dayak ve çalınan malı tödemekti."Ancak Allah'ın dilemesi başka." O, bir şey diledi mi kesinlikle olur."Biz dilediğimizi, derecelerle yükseltiriz."Dilediğimiz kimseyi bilgi bakımından yüksek derecelere çıkarırız. Yusuf u yüksek bir bilgidüzeyineçıkardığımız gibi."Her bilgi sahibinin üstünde" bilgili her insandan "daha iyi bir bilen vardır."Ve nihayet bilgi silsilesi Yüce Allah'ta noktalanır. O, herkesten daha bilgilidir. O'ndan daha bilgili hiç kimse yoktur. Bilginin kaynağı O'dur ve O'na yöneliktir. O, olmasaydı, hiç kimse hiç bir şey bilemezdi.[57]
Sonuç
1- Gerektiğinde Allah adına yemin edilebilir.
2- Suçsuz kimsenin kendini savunması meşru bir haktır.
3- Hz. Yâkub (a.s)'un şeriatında hırsızlığın cezası; hırsızın köle olarak alıkonma sidir.
4- Allah, dostları amaçlarına ulaşsın diye, onların planlarını başarıya ulaştırır.
5-Bu arada Hz. Yusuf (a.s) dönemindeki Mısır'ın yasalarında hırsızlığın cezasını da öğrenmiş bulunuyoruz.
6- Hz. Yusuf (a.s) bilgide yüksek bir makama sahipti.
7- Her bilgi sahibinin Üstünde daha iyi bir bilen vardır. Ve'bu silsile Yüce Allah'la noktalanır. O'ndan daha iyi bilen kimse yoktur.[58]
77- "Dediler ki: Şayet çalmış bulunuyorsa, bundan önce O'nun kardeşi de çalmıştı. Yusuf bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı. İçinden: "Siz daha kötü bir konumdasınız" dedi. Sizin düzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir."
78z"Dediler ki: Ey veziri gerçek şu ki, bunun yaşlı V£ büyük bir babası var; O'nun yerine bizden birisini alıkoy. Doğrusu biz? seni iyilik yapanlardan görmekteyiz."
79- "Dedi ki: "Eşyamızı kendisinde bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan Allah'a sığınırız. Yoksa bu durumda kuşkusuz bir zalim oluruz."
Eğer çalmışsa. Tası gizlice bulunduğu yerden almışsa. O'nun kardeşi da çalmıştı. Yani, çocukken Yusuf da çalmıştı. Yusuf onu gizledi. Yusuf bu suçlamayı içinde saklı tuttu. jOnu onlara açıklamadı.Siz konum itibarıyla daha şerlisiniz. Hırsızlıkla suçladığınız kişiden daha düşük bir konumdasınız.Vasfettiğinizle. Yakıştırdığınız veya sözünü ettiğiniz şeyin iç yüzünü Alah sizden daha iyi bilir.Yaşlı ve büyük bir baba. Yâkub (a.s).Allah korusun. Eşyamızı yanında bulmadığımız bir kimseyi alıkoymaktan Allah'a sığınırız. Eşya olarak. Eyşamız. Su tası.[59]
Açıklama
Âyetlerin akışı içinde Hz. Yusuf ve kardeşlerinin kıssası devam ediyor. Hz. Yusuf tası kardeşinin yükünden çıkarıp, O'nun çaldığı açıkça görülünce, diğer kardeşleri şöyle dediler:"Şayet çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı."'Şayet tesbit etmiş bulunduğunuz gibi Bünyamin tası çalmışsa, bunda şaşılacak bir şey yoktur. Bundan önce, kardeşi de çalmıştı. Bununla Hz. Yusuf un çocukluğunda yaptığı bazı şeyleri kastediyorlardı. Yusuf çocukken gizlice yiyecek alır yoksullara yedirirdi. Bir ara büyükbabasının putunu çalmış ve onu kırmıştı ki, büyük babası (annesinin babası) ona tapmasın diye. Bu ise, hırsızlık sayılmaz. Böyle bir davranışın yerilecek tarafı yoktur. Bilakis övgüye değer davranışlardır bunlar."Yusuf bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı."Hz. Yusuf; "Bundan önce O'nun kardeşi de çalmıştı," suçlamasının asılsızlığını yüzlerine vurmadı. İşin asimi onlara söylemedi, cevap olarak şöyle dedi:Siz daha kötü bir konumdasınız." Hırsızlıkla suçladığınız kişiden daha alt bir derecedesiniz."Sizin düzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir."
Sözünü ettiğiniz şeyin iç yüzünü Allah herkesten daha iyi bilir. Hz. Yusuf un biraz sert biraz iğneleyici sözlerini duyunca merhametine ve şefkatine sığınmaya başladılar:"Dediler ki: "Ey vezir! Gerçek şu ki, bunun yaşlı ve büyük bir babası var."' Alıkoymak istediğin bu kardeşimizin yaşlı bir babası var. Çocuğundan ayrılmak O'na zor gelir. Bu ayrılığa dayanamaz."O'nun yerine bizden birisini alıkoy. Doğrusu biz, seni iyilik yapanlardan görmekteyiz."O'nun yerine bizden birini alıkoy. Senin gibi bir iyilik sever, bu yaşlı adamdan bu iyiliği esirgemez. Hz. Yusuf onlara şu cevabı verdi: "dedi ki: Allah a sığınırız." Böyle bir yanılgıya düşmekten, "Eşyamızı kendisinde bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan Allah'a sığınırız."
"Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz."Suçluyu bırakıp da suçsuzu alıkoyarsak, asıl hırsız yerine bir başkasını cezalandırırsak, bu durumda zalimlerden oluruz. Böyle bir şeyi ne arzu ederiz, ne de onaylarız.[60]
Sonuç
1- Hatadan dolayı özür dilemek güzel bir davranıştır.
2- İnsanlara gelebilecek zararları engellemek ve yararlı çalışmalar yapmak için bir kişi göreve talip olabilir..
3- Zor durumda kalan bir kişi, birinden merhamet ve şefkat dileyebilir.
4- Asıl suçluyu bırakıp O'nun yerine bir başkasını cezalandırmak zulümdür, haramdır.[61]
80-"O'ndan umutlarını kestikleri zaman, durumu kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler. Onların büyükleri dedi ki: Babanızın size karşı Allah adına kesin bir söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda yaptığınız aşırılığı bilmiyor musunuz? Artık ben, ya babam bana izin verinceye veya Allak bana ilişkin hüküm verinceye kadar bu yerden kesin olarak ayrılamam. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
81-"Dönün babanıza ve deyin ki: Ey babamız! Senin oğlun gerçekten hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın kollayıcıları değiliz."
82 "İçinde olduğumuz şehre sor, hem kendisinde geldiğimiz kervana da. Biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz."
83-"Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp bir işe sürüklemiş. Bundan sonra bana düşen güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın kendisidir."
84-"Ve onlardan yüzünü çevirdi ve: Ey Yusuf'a karşı artan kahrım!" dedi. Ve gözleri üzüntüsünden ağardı. Ki yutkundukça yutkunuyordu."
Sözlük
Başbaşa verip görüşmek üzere bir yana çekildiler. İstişare etmek için kendi aralarında toplandılar.
Sizden kuvvetli söz aldı. Çepeçevre kuş atılmadıkça O'nu gen getireceğinize yemin ederek söz vermiştiniz. Önceden yaptığınız aşırılık. Bünyamin'i kaybedişinizden önce, Yusuf hakkında da aşırılığa kaçmıştınız.
1 Bu yeri asla terketmeyeceğim. Yani Mısır'ı terketmeyeceğim. Biz gayıp için muhafız değiliz. Bize göre gayıb sayılan mese-J leleri bilemeyiz. Gaybı kollayacak durumda değiliz.İçinde geldiğimiz kervan. Beraber geldiğimiz kafiledeki kimseler. Bunlar Kenanlıydılar.Nefsiniz size süsledi. Nefsiniz size bu işi süsledi, çekici kıldı, siz de yaptınız.İ Onların hepsini bana getirmesi. Onların tümünü bana getirmesini umarım. Yusuf, Bünyamin ve Rubeyili bana kavuşturmasını ümit ederim.Onlardan yüz çevirdi. Sözlerini dinlemedi. s Ey hüznüm! Şimdi tam hüzünlenme zamanıdır.Ve O içine atıyor haldeydi. Üzüntüsünü, kederini içine gömüyordu.[62]
Açıklama
Hz. Yusuf ve kardeşleri arasında geçenleri konu alan âyetlerin akışı devam ediyor. Hz. Yusuf (a. s) kardeşini hırsız olarak alıkoyup diğer kardeşle-rinin "O'nun yerine herhangi birimizi alıkoy" şeklindeki önerilerini reddedince, Hz. Yakub (a.s)'un oğullan bir yana çekilip durum değerlendirmesi yaptılar. Şimdi aralarında yaptıkları konuşmayı Kur'an üslubu içinde izleyelim:"O'ndan umutlarını kestikleri zaman," ricalarının bir işe yaramayacağını anladıkları zaman, "kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler."
Başbaşa verip sorunlarını görüştüler."Onların büyükleri dedi ki: "babanızın size karşı Allah adına kesin birsöz aldığını bilmiyor musunuz?"Mısır veziri istedi diye, babalarından Bünyamin'i isterlerken, O'nun ken1 dilerinden aldığı yemin destekli ahdi hatırlatıyor."Daha önce Yusuf konusunda yaptığınız aşırılığı bilmiyor musunuz?"
Yusufu kuyuya atmakla, çıkarıldıktan sonra da köle olarak satmakla işledikleri haksızlığa işaret ediyor. Ardından Babam bana dönüş izni vermedikçe Mısır'dan ayrılmam. "Veya Allah bana ilişkin bir hüküm verir."
Benim düşündüğümden daha hayırlı bir çözüm yolu gösterir: "O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
Büyük kardeş, Mısır'da kalışı konusunda kardeşlerini ikna edince, bu sefer de babalarına ne söyleyecekleri hususunda onlara yol gösterdi:"Dönün babanıza ve deyin ki: "Ey babamız! Senin oğlun gerçekten hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik."Tasın kardeşimizin yükünden çıkarıldığını gözlerimizle gördük.
"Biz gaybın kollayıcıları değiliz."Eğer kardeşimizin başına böyle bir şeyin geleceğini önceden bilseydik, O'nu beraberimizde götürmezdik. Kaldı ki, hırsızın çaldığı şeye bedel olarak ahkonacağmı "söylediğimizde de senden öğrendiklerimizi esas aldık."İçinde olduğumuz şehre sor."Mısır'ın başkentini kastediyorlar."Kendisinde geldiğimiz kervana da.""Biz gerçekten doğru söyleyenleriz."Bu söylediklerimizin tümü gerçeğin ifadesidir. Ağabey Rubeyil, kardeşlerine bu şekilde yol gösterdi. Geri dönüp babalarının huzurunda toplandıklarında Rubeyil'in dediklerini O'na söylediler. Hz. Yakub (a.s) dediklerine inanmadı ve şöyle dedi:"Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp bir işe sürüklemiş."Nefsiniz yalnış bir şeyi size süsledi, çekici kıldı, siz de bu cazip hatayı işlediniz." Bana düşen güzel bir sabırdır."Başıma gelenlere karşı güzel bir sabırla sabretmem gerekir. Acze düşerek, Allah'tan başkasına şikayette bulunmamalıyım."Umulur ki, Allah onların tümünü bana getirir." Yusuf a, Bünyamin'e ve Rubeyil'e kavuşturur. "Çünkü O, bilendir." Kendisine muhtaç olduğumu bilir. " Hüküm ve hikmet sahibidir."Dostlarına ve salih kullarına ilişkin planı bir hikmete dayanır. "Ve onlardan yüzünü çevirdi."
Onlarla konuşmaya son vererek yüzünü başka tarafa çevirdi. Ve "Ey Yusufa karşı artan kahrım! dedi," ey kahrım, ey hüznüm! işte şimdi hüzünlenme zamanıdır. "Yusufa karşı" Yusuf tan dolayı üzelmenin, kederlenmenin tam zamanıdır. Yüce Allah O'nun bundan sonraki halini şöyle tasvir ediyor:"Gözleri üzüntüsünden ağardı."Gözünün karası gitgide ağarmaya başladı. Bu demektir ki O, görme du-.yusunu kaybetti.
"Yutkundukça yutkunuyordu."Hüznünü, kederini, üzüntüsünü içine atıyordu. Hiç kimseye açılmıyor ve Allah'tan başka kimseye şikayette bulunmuyordu.[63]
Sonuç
1- Önemli meselelerle ilgili olarak istişarede bulunmak görüş alış veriş yapmak İslâmî bir prensiptir.
2- Verilen sözlere bağlı kalınması gerektiğini hatırlatmak bir yükümlülüktür.
3- Bazen mü'min utanır ve hayasından dolayı kendisi için yararlı olacak şeylerden geri durur.
4-Öğüt vermek ve bu öğüdü, muhatabın daha önce söylediği ya da işlediği şeylerle desteklemek meşru ve uygun bir yöntemdir.
5- Karışık durumlarda veya geçmişteki bir ithamdan dolayı, suçsuz olan bir kimseyi suçlamak caiz değildir,
6- Kahrı ve hüznü açığa vurmak ve derdi Allah'a şikayet etmek caizdir.[64]
85-"Allah adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp durmaktasın. Sonunda ya kahrından hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın."
86- "Dedi ki: Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum. Ben Allah'tan bir bilgi olarak sizin bilmediğinizi de biliyorum."
87- "Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden bir haber araştırıp getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez"
88- "Böylece Yusuf'un huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: Ey vezir! Bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir
bağışta bulun. Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir."
Sözlük
Vallahi hâla anıyorsun. Allah'a andolsun ki, hâla anıp durmak tasın Yusufu.Kahırdan, sıkıntıdan. Bu müzmin hastalığından dolayı kendini helak edeceksin.Büyük üzüntümü şikayet ediyorum. Başkasına açılmadıkça katlanılması imkansız çok şiddetli üzüntü demektir.Araştırın. Bir sonuca varana kadar onlara ilişkin haberleri iyice araştırın."Allah'ın rahmetinden.ı Önemsiz sermaye ile. Önemsiz, kimsenin dönüp bakmadığı az miktarda dirhemle geldik.Sadaka verenleri mükâfatlandırır. Tasaddukta bulunanları dünya ve ahirette ödüllendirir.[65]
Açıklama
Sûrenin akışı içinde izlediğimiz Hz. Yusuf (a.s) kıssasının bu kısmında, Hz. Yakub (a.s) ile Mısır'dan dönen oğulları arasında geçen konuşmaya tanık oluyoruz. Oğulları Mısır'da başlarından geçenleri anlatınca Hz. Yâkub (a.s) onlardan yüzünü çevirdi. Sözlerine inanmadığını bu hareketiyle onlara gösterdi. Ve "Ey Yusufun dayanılmaz kahrı!" diye iç geçirdi. Hüznü o düzeye vardı ki, sonunda gözleri ağardı. Dayanılmaz acılarını içine gömerek yutkunup duruyordu. Bu durura karşısında oğulları şöyle dedi:"Allah adına, hayret" dediler. "Hala Yusufu anıp durmaktasın."Allah'a andolsun ki, Yusufu bu şekilde anmaya devam edişin, sonunda ölümcül bir hastalığa yakalanmana, kendikendini helak etmene neden olacaktır. Hz. Yâkub (a.s) onlara şu cevabı verdi.
"Ben dayanılmaz kahrımı" kederimi "Ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum. Ben Allah'tan sizinbilmediğinizi de biliyorum."Yusufun gördüğü rüya da doğrudur. Allah ilerde tümünü bir araya getirecek ve rüyada görüldüğü gibi Yusuf içinsaygı ve selamlama secdesi edeceklerdir. Ardından oğullarına şöyle dedi:
"Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden bir haber getirin."Onlar hakkında bir haber edinmek için duyarlı olun, sorup soruşturun, gittiğiniz yerleri gözetleyin."Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin."Allah'ın bir çıkış yolu göstereceğine, sizi rahmetinin kapsamına alacağına ilişkin umudunuzu yitirmeyin. Niçin böyle bir uyarıda bulunduğunu daşu ifadelerle izah ediyor:"Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez.Ancak kafirler Allah'ın rahmetinden, her darlığın sonunda bir genişlik yaracağından ümitlerini keserler.
Oğulları babalarının sözüne uyarak Mısır'ın yolunu tuttular. Uzun bir veyolculuktan sonra Mısır'a varıp vezirin evine konuk oldular."Böylece Yusufun huzuruna girdiklerinde dediler ki."Yüce Allah onların şöyle dediklerini bize haber veriyor; "Ey vezir! Bze ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu." Kuraklık, kıtlık ve açlık çekiyoruz. "Önemi olmayan bir sermaye ile geldik." Kimsenin dönüp bakmadığı, değersiz, önemli sermayeler yanında sözüParamızın azlığına rağmen tam doldur ölçeği "ve bize ilave bir bağışta bulun."Önemsiz paramızı alıp karşılığında tam bir ölçek vermek suretiyle tasaddukta bulun."Şüphesiz Allah tasaddukta bulunanlara karşılığını verir."İyiliklerine karşılık olarak sevap verir ve onlara daha hayırlı bir ödül verir.[66]
Sonuç
1- Aşırı üzüntü kişiyi hastalığa ya da ölüme sürükler. 1- İnsan derdini ve hüznünü gidermek için Allah'tan başkasına şikayet edebilir.
3- Zorluğun ardından rahatlığın, azabın ardından rahmetin geleceğinden ümit kesmek haramdır. Çünkü Allah'tan ümit kesilmez.
4- Amaç, ıslah ya da tedavi için durumun mahiyetini ortaya çıkarmak ise, birine şikayette bulunmak caizdir. Yoksul birinin: "Ben açım, çıplağım"
ya da hasta bir kimsenin doktora, "karnım veya başım ağrıyor" diye şikayette bulunması gibi.
5- Sadaka vermek övgüye değer bir davranış ve sadaka verenler büyük mükafata lâyıktırlar.[67]
89- "Yusuf dedi ki: Sizler, cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?"
90-"Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lutufta bulundu. Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüp-
hesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz."
91-"Dediler ki: Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-s eğmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik."
92- "Dedi ki: Bu gün size karşı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin en merkametlisidir."
93- "Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü yine göür hale gelir. Bütün ailemizi de bana getirin."
Sözlük
3l Sizler cahiller iken. Yusuf un akibetinin ne olacağını bilmez iken.Muhakkak ki Allah bizim üzerimize nimet vermiştir. Sizin se- bep olduğunuz uzun bir ayrılıktan sonra bizi bir araya getirmek suretiyle Allah bize lütufta bulunmuştur.Kim korunur ve sabrederse. Kim Allah'tan sakınır, O'ndan kor- karsa, dolayısıyla O'na isyan edip günah işlemezse, her türlümusibet karşısında sabrederse.Allah seni bizim üzerimize seçmiştir. Allah sana büyük nimetler ve erdem bahşederek seni bizden üstün kılmıştır.Sizin üzerinize bir sorgulama yoktur. Bu gün sizin için azarla-ma ve kınama yoktur.[68]
Açıklama
Hz. Yusuf ve kardeşlerinin kıssasını okumaya devam ediyoruz. Yusuf un kardeşleri yurtlarından babalarının emri gereği ayrılıp Mısır'a geldiklerinde, Yusuf un huzuruna çıkıp içinde bulundukları ağır koşullan ona şikayet
ettiler:"Bize şiddetli bir darlık dokundu ve biz önemi olmayan bir sermaye ilegeldik."Hz. Yusuf bunları duyunca, acıma duygusu kabardı, gözleri dolu dolu oldu. Artık bu duruma bir son vermek istedi. Kendini onlardan gizlemeye son vermenin zamanı gelmişti ve onlara şöyle dedi:"Yusuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?"Kendisini kuyuya atışlarını, ardından köle diye kervancılara satmalarını, dolayısıyle babasından ve kardeşinden ayırmalarını hatırlatıyor:"Sîzler, cahiller idiniz."Yusuf un başına neler gelecek, nasıl bir akibete ulaşacak bilmiyordunuz. Bunu duyan kardeşler dehşet içinde hayretlerini belirterek sorarlar:"Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" Hz. Yusuf onlara şu cevabı verir:"Ben Yusufum" dedi. "Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütuf-ta bulundu."Bizi en güzel bir durumda bir araya getirişi bize yönelik büyük bir
lütuftur."Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse."Kim Allah'tan korkup sakınırsa, farzlarını eksiksiz yerine getirir, yasakladığı şeylerden kaçınırsa, bunlara ve başına gelecek musibetlere karşı sabrederse, "şüphesiz Allah, Gizli-açık Allah'a itaat edenlerin O'na tanı olarak teslim olanların bu amellerini boşa çıkarmaz.Şimdi de Yusufun kardeşlerinin neler söylediklerini Kur'an'ın üslubu içinde dinleyelim:"Dediler ki: "Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercihedip seçmiştir"Bize karşı seni ilim, amel ve faziletle üstün kılmıştır. "Biz de gerçekten hataya düşenler idik."Bizim sana karşı takındığımız tavır, büyük bir hataydı. Bu sözler, onlar açısından bir tevbeydi. Bunun üzerine Yusuf onlara dedi ki:"Bu gün size karşı sorgulama, kınama yoktur."Size karşı azar, kınama ve yaptıklarınızı yüzünüze vurma yoktur. Çünkü bu tür bir tavır insanı incitir."Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir."Hem kendisi, hem de kardeşleri için Allah'tan bağışlanma diliyor. Bu arada "O,merhameti il erin en merhametlisidir" diye Allah'a övgüde bulunuyor.Bu, aynı zamanda kendisi ve kardeşleri için bir rahmet temennisidir. Ardından Yusuf babasını sorar. Onlar da babalarının üzüntüden kör olduğunu anlatırlar. Bunun üzerine Yusuf der ki: "Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü yine görür hale gelir." Önceki gibi görmeye başlar. "Bütün a-ilenizi de bana getirin."Burada kastettiği anne-babası, kadınlar, çocuklar ve torunlardır. Hiç kuşkusuz bu, soylu ve onurlu bir ailenin Kenan yurdundan Mısır'a yerleşmesini sağlamaya dönük bir ilahi tedbir idi.[69]
Sonuç
1- Günahlar ancak yüce Allah'ı, yüceliğini, şeriatının hükümlerini, müjdesini ve tehdidini bilmemenin sonucu olarak ortaya çıkar. Ve bu bir kuraldır.
2-Takva (Allah'ın emirlerini tutup yasaklarından kaçma) ve sabır, kişide bulunması gereken övgüye değer niteliklerdir. Bunlar insanı güzel bir akibete ulaştırır.
3- Hoşgörülü ve bağışlayıcı olmak gerekir. Şayet kişiyi incitecekse onun kusurunu yüzüne vurmamak lazımdır.[70]
94- "Kafile Mısır'dan ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu burnumda tüter buluyorum."
95- "Allah adına, hayret" dediler. Sen hâla geçmişteki yan-lışlığındasın."
96- "Müjdeci gelip de gömleği O'nun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak sağlığına donuverdi. Yâkub dedi ki: Ben, size Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi?"
97- "Çocukları da: "Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik" dediler."
98- "İlerde sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir" dedi."
99- "Böylece onlar gelip Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde giriniz."
100- "Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; O'nun için secdeye kapandılar. Dedi ki: Ey babam! Bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti. Çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra O, çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendir. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur."
Sozluk
Kafile ayrıldığında. Kervan Mısır'dan ayrılıp Filistin'e yönelince.Muhakkak ki ben Yusufun kokusunu buluyorum. Yusufun kokusunu burnumda tüter buluyorum. Rüzgar bu kokuyu kendisine ulaştırıyordu.
jEğer beni bunamış saymazsanız. Beni, Yusufun kokusunu aldığım hususunda, mutlaka tasdik ederdiniz.Muhakkak ki sen eski yanlışlığın içindesin. Yusuf u aşırı derecede seviyorsun.Müjdeci geldiğinde. Müjdeciden kasıt Yahuda'dır. Yusufun kuzu kanma bulaşmış gömleğini getiren deoydu.Yeniden görür oldu.
İleride sizin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Yakub (a.s) bağışlanma dilemeyi aynı günün gecesinin sonunu veya cuma gecesine ertelemİştir.Tahtın üzerine.Ve O'nun için secdeye kapandılar. Selam ve saygı ifadesi olarak O'nun için secdeye kapandılar.Çölden, Şam çölünden. ı Bozduktan sonra.Dilediği için lutufkardır. Kullarından dilediği kimseler için lütfunun eseri olan tedbirler hazırlar. Tıpkı Yusuf'a lütfettiği gibi.[71]
Açıklama
Artık Hz. Yusuf (a.s) kıssasının sonlarına yaklaşmış bulunuyoruz. Hz. Yusuf (a.s) gömleğini kardeşi Yahuda'ya vererek babasına gönderdi. Yahuda Kenan yurduna hareket eden bir kafilenin içinde bulunuyordu. Kafile henüz Mısır'dan ayrılmıştı ki, rüzgar Yusuf un kokusunu babasına ulaştırdı."Dedi ki: Eğer beni bunamış saymıyorsanız. İnanın Yusufun kokusunu burnumda tütüyor buluyorum."Beni bunamış kabul etmeseydiniz, Yusufun kokusunu aldığım hususunda beni doğrulardınız. O sırada yanındabulunan aile efradı ve Mısır'dan gelen, Yusuf a ilişkin haberi bilmeyenler dediler ki: "Sen hala geçmişteki yanlış-lığındasın."Yine eskisi gibi Yusuf a yönelik aşırı bir sevgi besliyorsun. Mısır'dan yola çıkan kervan yoluna devam etti. Günler sonra Kenan yurduna ulaştı. Elinde Yusufun gömleğiyle Yahuda geldi ve onu Hz. Yâkub (a.s)'un yüzüne sürdü. Hz. Yusuf (a.s)'un Mısır'da kardeşlerine dediği gibi, yeniden gözlerine kavuştu. Böyle olunca, Hz. Yâkub (a.s) oğullarına şöyle dedi:
"Ben, size belmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi?"Allah'ın lütfü, olağanüstü güzellikte planlaması, rahmeti ve fazlı sayesinde sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum. Oğulları, babalarından af dilediler ve Allah'tan kendileri için bağışlanma dilemesini istediler.Şimdi Kur'an üslubu içinde bu konuşmaları izleyelim:"Ey babamız! Bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik" dediler. İleride sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir" dedi." Bağışlanma dileğinde bulunmayı, gecenin sonu, seher vakti veya cuma günü gibi duaların kabul gördüğü bir zamana erteledi. Yusufun kardeşlerine "bütün ailenizi bana getirin" demesiyle isteğini yerine getirmek üzere tüm aile Mısır'a göç etti. Yusuf, Mısır kralı, binlerce devlet adamı ve ülkenin seçkin zevatı onları karşılamak üzere hazır bulundular". Yusuf için bir çadır ya da makam kurulmuştu. Göçmenler Mısır ülkesinin en gözde bölgelerine ulaştıklarında Yusuf makamında bulunuyordu:"Yusufun yanma girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı."Onları hasretle kucakladı."Ve dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde giriniz..."Saraya gittikten sonra da Yusuf anne babasını kralın tahtına çıkardı."O'nun için secdeye kapandılar." Yani saygı ve selamlama secdesi yaptılar.Selam ve saygı ifadesi olarak secde ettiler. [72] Bu manzara karşısında Hz. Yusuf (a.s) şöyle dedi:"Eyabam! Bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı."Yüce Allah; O, daha çocukken güneş, ay ve onbir yıldızın kendisine secde ettiğini rüyasında göstermişti."Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, O, çölden sizi getirdi."Bu, Yüce Allah'a yönelik övgü ifadesidir, hazır bulunanlara Allah'ın lütfunu hatırlatmadır. Hz. Yusufun, burada Yüce Allah'ın kendisini kuyudan çıkarışından sözetmeyişi bir incelik, bir zerafet ve bir üstünlük örneğidir. Kardeşlerini rencide etmemek için sadece zindandan çıkarışını anıyor. Çölden kastı ise Kenan yurdudur. Ayrıca kötülüğü kardeşlerindense Şeytana nisbet etmesi, havayı yumuşatmak ve kardeşlerinin yüreğine çöken sıkıntıyı ve kasaveti gidermek amacı ile düşünülmüş bir ifade tarzıdır. Büyük bir sevinç ve coşku ile nimetleri anısına son veriyor:"Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendir. Gerçekten bilendir."Canlı-cansız tüm varlıkların yaratılışını ince bir plana göre düzenlemiştir."Hüküm ve hikmet sahibidir."Yaratması ve planlaması bir hikmete dayanır her yaptığı yerindedir.[73]
Sonuç
1- Rüzgarın uzak bir mesafeden Yusuf (a.s)'un kokusunu Hz. Yâkub (a.s)'a ulaştırması olağanüstü bir mucizedir.
2- Bir diğer mucize de, Hz. Yâkub (a.s.)'un kör olmuş gözlerinin Hz. Yusuf (a.s)'un gömleğinin değdirilmesi ile yeniden görmeye başlamasıdır.
3- Hz. Yûkub (a.s) çocukları için Allah'tan bağışlanma dilemesi, inceliginin, bağışlayıcılığımn ve hoşgörülülüğünün bir örneğidir.
4- Hac görevim yerine getiren kimseler gibi faziletli ve erdemli kişileri kentin dışında karşılamak güzel bir davranıştır.
5- Hz. Yusuf (a.s)'un rüyası, harfiyen çıkması bakımından bir sadık rüyadır. Nitekim Hz. Yusuf (a.s) tahtının üzerine çıkmış anne-babası ve kardeşlen O'nun için selamlamak gayesi ile secdeye kapanmışlardı.
6- Sâdık bir rüya, bazen onlarca yıl sonra çıkar. Hz. Yusuf (a.s)'un rüyasının yorumu kırk yıl ertelenmişti.
7- Bu kıssa, ilahi lütufların ve rabbani rahmetin ortaya çıktığı ilginç manzaralar içermesi bakımından dikkate değerdir.[74]
101- "Rabbim! Sen bana mülkten verdin, sözlerin yorumundan öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve
ahirette benim velim sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."
Sözlük
Rabbim. Yaratıcım, rızkımı veren sahibim, yönetimimi elinde bulunduran tek ve ortaksız hükümdarım. Sadece kendisine kulluk ettiğim yegane mabudum.Mülkden. Egemenliğin bir kısmını. Çünkü Hz. Yusuf (a.s) sadece Mısır'a kral oldu.^Hadiselerin yorumu. İzahı. Rüya yorumu.i Göklerin ve yerin yaratıcısı. Gökleri ve yeri Önünde bir Örnek model bulunmadan yaratan.Benim velim sensin. Dünya ve ahiret hayatımda işlerimin yönetimi senin elindedir. Sen üzerimde ortaksız hakimeyetesahipsin.[75]
Açıklama
Hz. Yusuf (a.s) kıssasının sonudur burası. Nihayet Yüce Allah tüm ailesini bir araya getirmiş, üzerine rahmetinin
engin bağışının kapılarını açmıştı. Istıraplar, yanmalar; kuyuya atılma, ucuz bir fiyata köle olarak satılma, A-ziz'in karısının baştan çıkarma girişimleri ve yedi yıllık zindan hayatı... Evet bunca çile ve ıstırap parlak bir egemenliğe, hükümdarlığa, liderliğe, şeref ve üstünlüğe, mal ve servete, idare etme ve etkinliğe dönüşmüştü. Bütün bunların da üstünde dolayısız ilme, ilahi vahye ve sözlerin yorumuna ilişkin bilgiye mazhar olmuştu. Yüce Allah, Yusufun babasını katma alıp kardeşlerinin tevbesini kabul ederek onları peygamberliğe layık gördükten sonra, Hz. Yusuf (a.s) artık yüceler âlemine yükselmek istiyordu. Salihlere komşu tertemiz ecdada, İbrahim'e, İshak'a ve Yâkub'a dost olmak arzusuyla yanıp tutuşuyordu. Ellerini göğe açıp Rabbine şöyle yakardı:
"Rabbim, sen bana mülkten verdin, sözlerin yorumundan öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı,dünyada ve ahirette benim velim sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."
Yüce Allah duasını kabul etti. Çok geçmeden vefat etti, ahirete göçüp atalarına ve salih kardeşlerine katıldı. Selam O'na ve salih kardeşlerine, göklerde ve yerdeki tüm salihlere olsun. Gönderilmiş elçilere selam ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.[76]
Sonuç
1- Allah'a dua ederken O'nun isimleri ve sıfatlarıyla istemek çok etkili olur.
2-Dünya nimetleri elde edilip, hükümranlık pekiştikten sonra ondan yüz çevirip ahirete yönelmek meşru ve övgüye değer bir tavırdır.
3- Allah'ı özlemek, yüceler alemindeki salihlere kavuşmayı istemek büyük bir fazilettir.
,4- Başa gelen bir zarardan kurtulmak, ibadetten usanmak ve rahatı arzulamak maksadıyla olmadıkça, ölümü arzulamak caizdir. Çünkü Resûlüllah efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"İçinizden birisi, sırf uğradığı bir zarardan dolayı ölümü temenni etmesin."
Ancak Allah'ı arzulamak, salihlere katılmayı istemek şeklinde tezahür eden ölüm isteği meşrudur. Bu dünyadan yüz çevirip esenlik yurdu ahireti amaçlamak bil" olgunluktur.[77]
102"Bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, o hileli düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin."
103-"Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir."
104- "Oysaki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için yalnızca bir öğüt ve hatırlatmadır."
105- "Göklerde ve yerde nice âyetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler."
106- "Onların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk koşarlar."
Sözlük
Bu. Bununla Yüce Allah'ın Resulüne anlattığı Yusuf ve kardeşlerinin kıssasına işaret ediliyor.
Gayb haberlerinden.Sen onların yanında değildin. Onların Yusuf un kardeşlerinin yanında değildin.
İşlerinde birlik yaptıklarında. İşlerine topluca karar verdikleri zaman. Yusufu kuyuya atmayı topluca kararlaştırdıkları zaman. Onlar hileli düzen kurarlarken. Evden götürüp kuyuya atmayı sinsice planlarlarken.Ona öğüttür. Mü'minlere yönelik bir nasihattir.karşı bir ücret. Kur'an'a ve Kur'an'ı tebliğe karşılık onlardan bir mal, bir karşılık istemiyorsun.O, yalnızca bir öğüttür.Müminlere yönelik bir nasihattır.[78]
Açıklama
Yüce Allah, vahiy yoluyla Resulüne Hz. Yusuf ve kardeşlerinin kıssasını anlatmıştır. Ve bu kıssa kesinlikle gayb
haberlerindendir.
Çünkü ne Resûlüllah, ne de kavmi Araplar, bu tarihsel olaylar hakkında
herhangi bir bilgiye sahip değillerdi. Kaldı ki bu hadiselerin bir kısmı
"Bu, gayb haberlerindendir." Gayb menşeli haberlerdir. "Sana vahyediyoruz."Vahiy yoluyla sana öğretiyoruz.
"Yoksa onlar hileli düzeni kurarlarken yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin."
Kendisi ve kavmi
tarafından bilinmeyen gayb menşeli hadiseleri vahiy yoluyla kendisine
aktardığını pekiştirmek, iyice vurgulamak için buyuruyor ki: Yusuf un
kardeşleri ne pahasına olursa olsun, Yusuf'tan kurtulmaya karar verdiklerinde
ve onu kuyuya atmak için hileli bir tuzakla babasından ayırdıkları zaman sen
orada bulunmuyordun. Ondan kurtulmak amacı ile kurdukları bir dizi tuzağı da
bililiyor değildin. Onlara göre Yusuf babalarının sevgisinin, şefkatinin ve
ilgisinin kendilerine yönelmesine engel oluşturuyordu. Ardından Yüce Allah
Resûlüllah efendimize şu gerçeği hatırlatıyor:"Sen şiddetle arzu etsen
bile, insanların çoğu iman edecek değildir."Sana, senin sunduğun vahiy
nitelikli ve tevhid içerikli mesaja, kıyamet gününe ve sana sunduğumuz bu tür
gayb haberli kıssalara iman etmek, senin peygamberliğinin gerçekliğine, sana ve
senin sunduğun mesaja inanmanın zorunluluğuna ilişkin yeterli bir delildir.
Bununla beraber, sen şiddetle arzulasan bile insanların çoğu iman etmezler.
Bunun çeşitli etkenleri vardn. En önemlisi iman, onların alışageldikleri batıl,
şer ve fesat nitelikli düşünce ve hayat sistemi ile çelişir; özellikle dünyevi
ihtiras ve arzuları ile taban tabana zıtlık gösterir. Her şeyden önce
inatlarından dolayı Yüce Allah'ın ezeli takdir ve planlaması gereği bedbaht
olmasını öngördüğü bir kimse inatlaşarak hiç bir şekilde iman etmez. O halde
iman etmediler diye sen üzülme, mahzun olma."Oysa ki, sen buna karşı
onlardan bir ücret de istemiyorsun."Onlara sunduğun bu Kur'an'a ve onun
içerdiği hak nitelikli mesaja karşılık olarak onlardan bir mal da istiyor
değilsin. Eğer böyle olsaydı bu, senin onlara sunduğun tevhid içerikli mesajı
kabul etmelerine engel oluştururdu. Madem ki sen bütün bunları bir karşılık
beklemeksizin yapıyorsun, şu halde inanmamaları İçin hiç bir neden yoktur.
Ancak kendi yaptıklarından dolayı Yüce Allah'ın hüsrana uğramalarını öngördüğü
kimseler kaçınılmaz olarak hüsrana uğrayacaklar. Bunun başka alternatifi
yoktur."O, âlemler için yalnızca bir öğüttür."Bu Kur'an, yerine
getirdiği yol göstericilik işlemi, içerdiği aydınlık mesaj ve senin onu
okuyuşun sadece bir Öğüttür. Onu dinleyen, basiret sahibi, uzak görüşlü mü'min
kimseler ondan öğüt alır. Kuşkusuz bunlar da yine kendi yaptıklarından dolayı
Yüce Allah'ın mutluluk ve erdem sahibi olmalarını öngördüğü
kimselerdir."Göklerde ve yerde nice âyetler vardır."Göklerde ve yerde
sayısız âyetler ve işaretler vardır ki, bunlar Yüce Allah'ın varlığına delalet
ederler. Yalnızca O'na ibadet edilmesi gerektiğini, O'nun tek ve ortaksız ilah
olduğunu kendilerine has (ait) bir anlatımla dile getirirler. Bu işaretlerin
bir kısmı göklerdedir, güneş, ay, yıldızlar, bulutlar ve yağmurlar gibi. Bir
kısmı da yeryüzündedir; dağlar, nehirler, ormanlar ve sayısız yaratıklar gibi.
İnsanlar gün boyunca
Sonuç
1- Bu kıssada Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliği en doğru delil ile, yani gayptan haber alma delili ile vurgulanmaktadır.
2-Yüce Allah'ın şu evrensel hükmü açıklanıyor. İnsanların çoğu inanmazlar. "Şu halde dâvetçi, bu durum karşısında üzülmemeli, karamsarlığa kapılmamalıdır.
3- Allah'ın mesajı insanlara, herhangi bir ücret almaksızın sunulmalıdır Dâvetçinin ücreti, insanları inanmaya, kulluk etmeye davet ettiği Allah'a ait tir.
4-Kâinattaki âyetlerden habersiz olmak, onlar üzerinde gereği gibi düşünmemek azarlanmayı hakeden bir tutumdur.
5- Tevhid ehli dışındaki kimseler Allah'a Rab, yaratıcı, rezzak ve idare edici olarak inanacak olsalar bile, çoğunun Allah'a ortak koştukları, O'nun bazı sıfatlarını başkalarına yakıştırdıkları, sırf Allah'a ait olması gereken ibadetleri, söz konusu düzmece ilahlara yönelttikleri değişmez bir gerçektir.[80]
107-"Şimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara ansızın gelmesinden kendilerini güvende mi buldular."
108- "De ki: Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."
109-"Biz senden önce, şehirler halkına kendilerine vahyet-
tiğimiz kimseler dışında başkalarını elçi olarak göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? Korkup sakınanlar için ahiret yurdu elbette hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
Sözlük
Kuşatıcı Allah'ın azabından. Kendilerini çepeçevre kuşatacak olan bir ilahi azap.
Ansızın. Onlar şirk ve küfür nitelikli hayatı sürdürürlerken.
Bu, benim yolumdur. Davet metodum, hareket ederken izlediğim yol budur.
Basiret üzere. Kesin bir bilgiye dayalı olarak.
j Ve Allah'ı tenzih ederim. Mülkünde bir ortağının bulunmasından veya kulluk edilecek bir başka mabudun varlığından Allah'ı tenzih ederim. O, bu tür yakıştırmalardan uzaktır, yücedir.
-o Şehir ehlinden. Belde ehlinden. Çöllerden, kırsal kesimden değil-
Korunanlar için. Emirlerine uyup yasaklarından kaçınmak suretiyle Allah'tan korkup-sakınanlar.
Akletmezmisiniz. Şu müşrikler, kendilerine okunan Kur'an üzerinde hiç düşünmezler mi, yapılan açıklamaları anlamazlar mı ki iman etmiyorlar, tevhİd ehline katılmıyorlar?[81]
Açıklama
Sûrenin akışı içinde ilahi vahye, tevhidi mesaja, ahiret gününde dirilişe, hesaplaşmaya iman etmeye ilişkin çağrı tekrarlanıyor. Ki bunlar dinin temel ilkeleridir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Çoğu Allah'a ortak koşmadan inanmayan bu müşrikler, Allah'ın tüm kâinata serpiştirilmiş delillerini ilgisiz seyreden şu müşrikler, kendilerini güvencede mi buldular?"Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden."Kapsamlı bir azabın gelip kendilerini çepeçevre kuşatıvermesİnden, kendilerini güvenlikte mi hissediyorlar? Dayanılmaz azaba karşı güvencelerinedir acaba?"Veya kıyametin gelivermesinden" "ansızın" farkında olmadıkları bir sırada "hiç haberleri yokken."Geldiğinde dehşet verici bela, dayanılmaz musibet ve onlar da ne zaman geleceğini bilmezken. Nasıl kendilerini güvencede buluyorlar? Neye güvenerek Allah'ın dışında kendilerini güvencede buluyorlar? Allah'ın dışında kendilerini himaye edecek birini mi buldular? Böyle bir şey söz konusu olmadığına göre ne diye Allah'a inanmıyorlar, O'ndan korkup-sakınmıyorlar ki başlarına gelen musibetten kendilerini kurtarsın? 107. âyetin ifade ettiği anlam budur.Bundan sonraki âyette ise Yüce Allah, Rasûlüne ve mü'minlere hak daveti sunmayı ve tebliğ görevinedevametmeyi emrediyor. Bu meyanda buyuruyor ki:"De ki: Bu, benim yolumdur."Ey Rasul, insanlara de ki; benim yolum ve davetimin esası, insanları Allah'a inanmalarını ve O'ndan başkasına kulluk etmemelerini emretmektir."Bir basiret üzere Allah'a davet ederim."Kime ve neye davet ettiğimi, bunun doğuracağı sonuçlan kesin olarak biliyorum ve hareketim bu bilgiye dayanır.
"Ben ve bana uyanlar da."Ben ve mü'minler, tümümüz bir basiret üzere, bilerek insanları Allah'a davet ederiz."Ve Allah'ı tenzih ederim."De kİ: Allah'ı ortaklardan ve çocuklarının olmasından tenzih ederim. Böyle diyerek şirkle ve müşriklerle bir ilginin, aranızda bir bağın olmadığını a-çıkça ilan et, "ben müşriklerden değilim" de. 108. âyetin içerdiği mesaj budur.Bundan sonraki âyette ise, Yüce Allah, Rasûlüne; bir çok kimseleri peygamber gönderdiğini, bunların da, hep Allah'ın varlığına davet ettiklerini haber veriyor:
"Biz senden önce, şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında başkalarını elçi olarak göndermedik."Küçük ve büyük şehirlerin halkından. Bu aynı zamanda müşriklerin, peygamberin insan oluşuna ilişkin itirazlarını da geçersiz kılmaktadır."Hiç dolaşmıyorlar mı?"Allah'ın âyetlerini yalanlayan şu Kureyşliler ve benzerleri "yeryüzünde" ibret almak amacı ile dolaşmıyorlar mı "ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar?"Kendilerinden önce bu topraklar üzerinde egemenlik sürdüren Ad ve Se-mudoğulları gibi toplulukların uğradıkları ibret verici akıbeti görsünler. Biz onları helak ettik, yurtlarını yerle bir ettik. Bu esnada kendilerine gönderilen elçilerle birlikte mü'minleri bu dehşet verici azaptan kurtardık. Bu kurtuluş İman ve takvanın bir semeresiydi."Korkup-sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır."
Orası kalıcı nimetler diyarıdır, ahlanmanm, sızlanmanın, yaşlılığın, düşkünlüğün, ölümün ve yok olmanın bulunmadığı esenlik yurdudur.Âyetin sonunda yüce Allah şöyle buyuruyor: "Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"Bu ifade, müşriklere yönelik bir kınamadır. Allah'ın âyetlerini yalanladıkları ve şirk koştukları için. Kulaklarıyla dinledikleri Kur'an âyetleri ve gözleriyle müşahade ettikleri evrensel âyetler üzerinde düşünmedikleri, bunları anlamaya çalışmadıkları için ilahi azarlamaya mâruz kalıyorlar.[82]
Sonuç
1- Kur'an-ı Kerim insanları şirk ve günaha dayalı bir hayat sürdürmenin korkunç akıbetinden sakındırıyor.
2- Ölümden sonra diriliş gerçeği, dini bir ilke olarak vurgulanıyor.
3- insanları Allah'a davet etmek, Hz. Rasûle (s.a.v.) uyan tüm mü'min-lerin yükümlülüğüdür.
4- Allah'a çağıran dâvetçi, inanç sistemine ilişkin kesin bilgiye sahip olmak durumundadır.
5- Uluhiyette (hakimiyet, ilahhk), rububiyette (Rablık, yöneticilik) isim ve sıfatlarda Allah'ı bir ve ortaksız bilmek bir zorunluluktur.
6- Peygamberlik nimeti. Allah'ın insanlar arasından dilediğine verdiği bir nimetidir. Çalışmakla elde edilen bir şey değildir.
7- İslâm inancına bağlanmak, Allah'tan korkup sakınmak insanı dünya ve âhirette mutlu eder.[83]
110- "öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeye-çektir."
111- "Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. Bu Kur'an düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin çeşitli biçimlerde açıklanması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.
Sözlük
"Elçiler ümitlerini kestiler. Elçiler kendilerini inkar eden ümmetlerinden dolayı ümitlerini kesince.Ve zannettiler ki mutlaka yalan vaad olundular. Kendilerine elçi gönderilen topluluklar, elçilerin kendilerine zafer vadedil-diğine ilişkin sözlerinin doğru çıkmadığını sandıkları bir sırada. Bizim şiddetimiz geri çevrilmez. Zorlu azabımız geri çeviril-. meyecektir.
Suçlu-günahkarlar topluluğundan. Şirk ve günah esaslı bir hayat sürdürmekle kendilerine ve ayrıca başkalarını da inanmaktan alıkoymak suretiyle çevrelerine karşı suç işleyen günahkarlar.Muhakkak onların kıssalarında. Elçilerin kıssalarında.Bu iftira edilen bir söz değildir. Bu Kur'an düzüp uydurulacak bir söz değildir.
önündekini tasdik eder. Kendisinden önce indirilen semavi kitapları tasdik eder. Onların içinde bulunan imânı ve İslâm esaslarını tasdik eder.[84]
Açıklama
Sûrenin akışı içinde inanç sistemine ve tevhidi mesaja yönelik çağrı devam ediyor ve Yüce Allah buyuruyor ki;
"Peygamber olarak görevlendirdiğimiz elçiler gelmiş ve soydaşlarını İslâm'a davet etmişlerdir. Bu arada kendilerine ilişkin zafer vadi gecikince, kavimlerinin inanmayacağını düşünerek bir karamsarlığa kapılmışlardır. İzleyicileri arasında bazı kimseler bile, elçilerin zafer vadine ilişkin sözlerinin doğru çıkmadığını, mü'minlerin kurtulup kâfirlerin olacağı vadinin gerçekleşmeyeceğini sanmışlardır. Zafer ve yardım vadimize ilişkin karamsar ortamdan sonra "yardımımız gelmiştir." Biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlugünahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevirilmeyecektir." 110. âyetin verdiği mesaj budur."Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır."Andolsun. elçilerle kavimleri arasındageçenleri anlatan, durumlarını açıklayan, mü'minlerin kurtuluşunu ve Allah'ın âyetlerini yalanlayan kâfirlerin helak edilişini dile getiren bu kıssalarda, mü'minlere yönelik ibret verici dersler vardır. Bunlar üzerinde düşünür, gerekli dersleri çıkarırlar, böylece inançları pekişir, Rablerinden korkup, sakınmaya devam ederler. O'nun farz kıldığı şeyleri uygular ve yasaklarından kaçınırlar.Temiz akıl sahipleri,düşünebilen ve bundan da olumlu sonuçlar çıkaran
kimselerdir..."Bu Kur'an, dönüp uydurulacak bir söz değildir."Bir insanın Kur'an gibi olağanüstü bir kitabı düzüp uydurması mümkün değildir. Böyle bir şeyi hiç bir durumda, hiç kimse gerçekleştiremez. Fakat bu Kur'an "kendinden öncekilerin doğrulayıcısı," kendinden önce indirilen Tevrat ve İncil gibi kitapların içerdiği tevhidi, imâni unsurları onaylar. Bu hususlarda onlarla çelişmez. Bu da O'nun tıpkı onlar gibi ilâhi vahiy olduğunun en büyük delilidir. Önceki kitaplarla Kur'an arasındaki esasa ilişkin (tevhid, âhi-ret, ceza, kıyamet) benzerlikler.Kur'an'ın, kafirlerin iddia ettikleri gibi, düzüp uydurulmuş bir söz olmadığının açık belgesidir."Herşeyin çeşitli biçimlerde açıklanması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir."
Bu Kur'an, kendisinden önceki kitapların imâni ve İslâm'ı esasların, tasdik ettiği gibi, dünyevi meselelerle ilgili olarak insanlığın ihtiyaç duyduğu herşeyin de çeşitli biçimlerdeki açıklamasıdır. İnsanlığın özünü ve ruhunu arındırır. Bu da Yüce Allah'ın rahmetini ve rızasını gerektirici bir durumdur. Kur'an insanlığın yolunu aydınlatan bir yol göstericidir. Onları sapıklıktan kurtarıp hidayete ulaştırır. Kur'an'a iman eden, O'nu amellerine ölçü edinen, şeriatını ve hükümlerini tatbik eden mü'minler için bir rahmet kaynağıdu".[85]
Sonuç
1- Yüce Allah'ın peygamberlerine ve mü'min kullarına vâdettiğİ yardımı geciktirmesi sünnetullah gereğidir. Bu geciktirmenin amacı, hazırlık ve temizlenmenin gereği gibi yapılmasıdır. Sonra Allah'ın yardımı gelir. Allah dostlarını üstün ve düşmanlarını zelil kılar.
2- İnanç, ahlak, kânun ve hüküm sisteminin bozulması anlamında suç-luluk-günahkarlık, yenilmeyi gerektiren olumsuz bir özelliktir.
3- Kur'an'ın bir çok fazileti vardır; dileyen herkes onda hidayet ve rahmet bulur.
4- Düşünceleri ve akılları diri olması hasebiyle Kur'an'ın yol göstericiliğinden ve rahmetinden mü'minler yararlanmaktadırlar.[86]
[1] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/217.
[2] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/218.
[3] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/219.
[4] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/220.
[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/220-221.
[6] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/221.
[7] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/222-223.
[8] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/223-224.
[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/224.
[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/225.
[11] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/225-226.
[12] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/226.
[13] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/227-228.
[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/228-229.
[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/229.
[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/230-231.
[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/231-233.
[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/233.
[19] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/234-235.
[20] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/235-236.
[21] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/237-238.
[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/238-239.
[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/239.
[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/240-241.
[25] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/241-243.
[26] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/243.
[27] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/245.
[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/245-247.
[29] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/247.
[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/248.
[31] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/249-251.
[32] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/251.
[33] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/252-253.
[34] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/253-254.
[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/254.
[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/255.
[37] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/255-256.
[38] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/256.
[39] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/257.
[40] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/257-259.
[41] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/259.
[42] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/260.
[43] İbn-i Teymiye ve Talebesi İbn-i Kayyım'a göre bu sözleri söyleyen, vezirin karışıdır.
[44] Bazı alimler: "Bu âyette, salih bir mü'minin, dininin temel prensiplerine zarar vermediği sürece kafir ve günahkâr bir kişinin emrinde çalışabileceğine ilişkin bir delil vardır" demişlerdir. Bizce de bu yaklaşım doğrudur. Ayrıca kişinin layık olduğuna inandığı bir görevi talep edebileceğine ilişkin bir delil de vardır âyette. Ve bu "kendinizi temize çıkarmayın" hükmü ile de çelişmez. Bu hüküm, layık olmadığı halde emirlik (liderlik) talep etmekle ilgilidir. 'Hz. Peygamber: "Biz bu işimizi isteyene vermeyiz" buyuruyor.
[45] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/261-263.
[46] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/263.
[47] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/264.
[48] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/265-266.
[49] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/266.
[50] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/268.
[51] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/268-270.
[52] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/270.
[53] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/272.
[54] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/272-274.
[55] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/274.
[56] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/275.
[57] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/276-277.
[58] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/277.
[59] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/278.
[60] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/279-280.
[61] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/280.
[62] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/281-282.
[63] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/282-284.
[64] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/284.
[65] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/285-286.
[66] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/286-287.
[67] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/287-288.
[68] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/289.
[69] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/289-291.
[70] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/291.
[71] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/293.
[72] O dönemde insanlar selamlamak maksadıyla secde ederlerdi. Buradaki secde, ibadet secdesi değildir.
[73] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/294-295.
[74] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/295-296.
[75] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/296-297.
[76] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/297.
[77] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/297-298.
[78] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/299.
[79] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/299-301.
[80] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/301-302.
[81] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/303.
[82] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/303-305.
[83] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/305.
[84] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/306-307.
[85] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/307-308.
[86] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/308.
İslami Okul Okulların En Önemlisi