Râ'd Sûresi - Kuran - 013Rad - 23. Sayfa
RÂ'D SÛRESİ
1- Elif, lâm, mim, râ. Şunlar kitabın âyetleridir; Rabbinden, sana İndirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar."
2- Allah odur ki, gökleri, görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı iradesine boyun eğdirdi. Her biri belli bir süre için akıp gitmektedir. (Yaratma) işi (ni) düzenler, âyetleri açıklar ki, Rabbinizle karşılasaçağınıza kesin olarak inanasınız.
3- O'dur ki, arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti, orada her meyvadan iki çift (erkek-dişi) yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örter. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için âyetler vardır."
4- Arzda birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır,
zbunların hepsi bir su ile sulanır ama, ürünlerini birbirinden üstün yaparız. Şüphesiz bunda, aklını
Sözlük
Elif, Lâm, Râ. Hurufu mukattaa'dandır (ayrılmış harflerdir), manasını en iyi Allah bilir.Görebileceğiniz direkler olmadan. Sıfattır.ı Sonra Arşa istiva etti. Allah'ın zatına uygun istiva demektir[1]Güneşi ve ayı boyun eğdirdi. Tayin edilen vakte kadar hayatın devamı için, dönmesinin ardarda olması şekliyle ona boyun eğdirdi.
O ki üstünde hayat olabilmesi için arzı uzattı. Sabit dağlar. Çift. Eki.Geceyi gündüze örter. Beyazlıktan eser kalmaymcaya kadar örter.Ayetler. Deliller. Allah'ın varlığına ve birliğine deliller vardır. Birbirine bitişik kıtalar. Bir kökte çeşitli hurmalar. Yemede. Tat konusunda.[2]
Açıklama
"Elif, lâm, mim, râ" manasını en iyi Allah bilir."Şunlar Kitabın âyetleridir." bu ifadede Yusuf sûresi kıssasına işaret vardır. Kitaptan maksat Tevrat ve İncil'dir. Dolayısiyle Allah'ın Rasulüne haber verdiği olay, Tevrat'ın âyetlerinden bir kısmıdır."Rabbîndan sana indirileni [3]Kur'an "haktır" "fakat insanların çoğu inanmazlar" Rabbinden sana indirilen hak olmakla beraber toplumundan ve başka toplumdan olan insanların çoğu bu kitabın Allah'ın vahyi olduğuna inanmazlar. Halbuki o Kur'an'la amel etseler olgunlaşıp ve bahtiyar olacaklar.
"O, Allahtır ki, gökleri görebileceğiniz bir direk olmaksızın yükseltti."[4]Yani sizin inanıp ibadet etmeniz ve birliğini kabul etmeniz gereken gerçek ilâhınız, görebileceğiniz direkler olmadan gökleri yükselten Allah'tır.
"Sonra Arşa istiva etti." Yeri ve göğü yarattı sonra zatına uygun bir istiva ile arşa istiva etti.
"Ve güneşi ve ayı iradesine boyun eğdirdi." Yani onları muntazaman hayat sona erinceye kadar kendiyörüngelerinde döner halde yarattıktan sonra boyun eğdirdi."Hepsi belli bir süre için akıp gitmektedir." Mesela güneş bir senede, ay bir aylık sürede yörüngede dönmeyi tamamlar. Her ikisi dünya hayatı nihayetbuluncaya kadar bu şekilde akıp gidecekler, sonunda ay ve güneş dağılacaktır."İşini düzenler" yer ve göklerde dilediği hükmü verir. Öldürerek, hayat vererek, nimetini keserek veya nimet vererek, bu konuda hiç bir ortağı olmadan mahlûkatın işini düzenler."Âyetleri açıklar." Yani Kur'an'da geçen âyetleri, kıssa anlatarak, misal vererek, helal ve haramı belirterek açıklamaktadır. Bütün bunlar sizi Allah'a kavuşmaya ve imana hazırlamak içindir. Öyle ki, Allah'a inanıp kulluk edebi-lesiniz ve kullukta O'nun varlığını ve birliğini kabul edesiniz. Ancak böyle olduğunda, ruhen ve ahlaken mükemmelleşip dünya ve âhiret hayatında mesut olabilirsiniz.
"Odur ki arzı uzattı" "Orada sabit dağlar, nehirler var etti. Orada her meyvadan iki çift yarattı." Mesela narların bir kısmı tatlı, bir kısmı ekşi; zey tinlerin bir kısmı sarı, bir kısmı siyah; incirlerin bir kısmı beyaz, bir kısmı kırmızıdır."Geceyi gündüzün üzerine örter." Yani Allah sizin uyuyarak dinlenmeniz için geceyle gündüzü örter."Şüphesiz ki, bunlarda", zikredilen yerin yayılması, dağların yaratılması, nehirlerin akıtılması, çeşit çeşit meyva yaratılmasında ve geceyle gündüzü örtmesinde Allah'ın varlığına, ilmine, kudretine,z hikmetine, kendisine ibadetin gerekli olduğuna, müjde ve tehdidine iman etmeye, hazırlanan nimetlerin Allah'ın dostlarına, azapların da düşmanlarına ait olduğuna açık "deliller vardır.""Arzda bir birine komşu kıtalar." Yani bir birlerine bitişik yerler vardır ki, biri temiz arazi, diğeri tozluarazidir. Yine yerde üzümden bahçeler, buğday ve hurma tarlaları vardır."Çatallı ve çatalsız hurmalıklar." Çatallı hurmadan maksat bir kök üzerinde birden fazla ağacın, çatalsızdan maksat ise bir kök üzerinde sadece bir ağacın bulunmasıdır. Üzüm bağları, ekin tarlaları ve hurmalıklar "bir su ile sulanır. Ürünlerini birbirine üstün yaparız." Yani bir kısmı tatlı, bir kısmı ekşi; bir kısmı lezzetli ve bir kısmı da lezzetsizdir. "Şüphesiz ki, bunda" yani iyi olup-olmamada farklı olmasına rağmen komşu kıtalar olmasında, üzüm ve hurma bahçelerinde ve bunların bir suyla sulanmalarında, bunların tat, koku ve faydalarının farklı olmalarında, Allah'a imanın gerekliliğine açık "Ayetler," deliller vardır". Ancak bu deliller "aklını kullanan toplumlar için"dir. Arzuları kendisine hakifn olmuş, madde kendisini işgal ettiği için aklını kaybetmiş kişilere gelince, onlar idrak edemezler ve hiç bir şey anlayamazlar. Nasıl olur da böyle kişiler Allah'ın mevcudiyetinin, ilminin, kudretinin ve hikmetinin delillerini görürler ve iman edip O'na ibadet ederler.[5]
Sonuç
1- Allah'ın varlığını ve Hz. Muhammed'in (s.a.v) peygamberliğini kabul
etmek.
2- Tevhid akidesini ve Allah'tan başka ilah olmadığını kabul etmek.
3- Öldükten sonra dirilmeye ve dünyada işlenilen işlere göre hesaba çekilmeye iman etmek.
4- Yaratılan varlık lardarki deliller üzerinde düşünmenin fazilet olduğunu bilmek.
5-Kendisiyle hidayete ulaşılması sebebiyle aklın üstünlüğünü anlamak ve kavramak. [6]
5- Eğer şaşacaksan onların şu sözlerine şaşman gerek: "Biz toprak olduğumuz zaman mı, yeniden yaratılacağız?" işte onlar, Rablerine nankörlük edenlerdir. Ve onlar, boyunlarında halkalar bulunan kimselerdir, onlar ateş halkıdır. Onlar orada sürekli kalacaklardır.
6- Senden iyilikten önce acele kötülüğü istiyorlar. Oysa onlardan önce benzerleri(ne nice cezalar) gelip geçti. (Niçin onlardan ibret almazlar?) Şüphesiz Rabbin onların zulümlerine karşı mağfiret sahibidir, fakat Rabbinin azabı da pek çetindir.
7- İnkâr edenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir âyet indirilmeli değil miydi?" Sen, ancak bir uyarıcısın, her toplumun bir yol göstericisi vardır.
8- Allah, her dişinin neyi yüklendiğini ve rahimlerin neyi eksiltip artırdığını (yüklendikleri çocukları dışarı çıkardıklarını ve içeri aldıkları yavruları) bilir. Onun yanında herşey bir ölçü iledir.
9- (O) gizliyi ve açığı bilendir, büyüktür, yücedir.
Sözlük
Ve eğer hayret edeceksen. Eğer onların senin nübüvvetini ve tevhidini inkâr etmelerinden dolayı şaşacaksan.
Ve hayret. Açık deliller olmasına rağmen öldükten sonra dirilmeyi ve ikinci hayatı inkârlarına şaşman gerekir.
Yeni bir yaratılışda. Eskiden canlı insanlar olduğumuz gibi tekrar döneceğiz derler.Halkalar boyunlarındadır. Âhirette halkalarla elleri boyunlarına bağlanır.Günahlar sebebiyle. Azabı.İyilikten önce. Rahmet ve onlara ihsanda bulunacağı iyi son, bolluk ve bereketten önce.Cezalar.Üzerine Rabbin'den bir âyet. İndirilmeli değil miydi? Levla: Teşvik edatıdır.Hz. Musa'nın asası. Hz. Salih'in devesi gibi mucize.Her kavim için bir hidayetçi vardır. Yani kendilerini Allah'a ibadet etmek ve O'na şirk koşmamak üzere davet eden bir elçi vardır.Her dişi neyi taşıyorsa. Her dişinin kıza mı, erkeğe mi, veya tek mi, çift mi çocuğu olacağını Allah bilir.Neyi eksiltiyorsa rahimler. Adet kanından eksilttiğini veya fazlalaştırdığını Allah bilir.[7]
Açıklama
Âyetlerin akışı, müşrikleri tevhide, Peygamberin nübüvvetine, kıyamet günü hesap için tekrar dirilmeye imana çağırma konusunda devam etmektedir. İlk âyette "Ey nebimiz, eğer onların senin elçiliğine ve Rabbİnİn birliğine inanmamalarına şaşacaksan, bundan daha çok, kıyamet günü tekrar dirilmeye inanmamalarına şaşman gerekir. Çünkü onlar inkâr sadedinde şöyle demektedirler:"Biz toprak olduğumuz zaman mı, yeniden yaratılacağız?"
Allah da onların küfrünü ve küfrün gerektirdiği azabı tescil ederek onlara şöyle işaret ediyor:"İşte onlar, Rabblerine nankörlük edenlerdir. Ve onlar, boyunlarında halkalar bulunan kimselerdir." Bu halkalar, dünyada, kibir, inkâr ve inat gibi kalbi hastalıklardır. Âhirette ise, ellerini boyunlarına bağlamak için boyunlarına vurulmuş azap halkalardır."Onlar ateş halkıdır.""Onlar orada sürekli kalacaklardır."Yani onlar orada ebediyyen kalacaklar ve herhangi bir şekilde oradan çıkamay ac aklardır.İkinci âyette "Senden iyilikten önce kötülüğü aceleyle istiyorlar," buyurarak kâfirlerin, ona kavuşmaları, Allah'ın elçisi ve onun getirdikleri konusunda vardıkları hükümleri, yine kâfirlerin hafife alarak ve aceleyle istemiş oldukları dünya azabı arzularını, Allah açıklayarak Rasûlüne haber veriyor. Çünkü Rasûlüllah (s.a.v.) onları dünya ve âhiret azabıyla korkuturken, onlar o azabı istemekteydiler. Nitekim onlardan bir kısmı şöyle diyordu:"Gökten üzerimize taşlar yağdır ya da elem verici bir azap getir."Bu istekleri onların bilgisizliklerinden ve küfürlerinden kaynaklanıyordu. Yoksa onlar kötülük olan azabdan önce bereket, bolluk ve afiyet olan iyiliği isterlerdi."Oysa onlardan önce benzerleri gelip geçti." Cümle hâl cümlesidir: Yani, halbuki onlardan önce Allah'ın Semud, Ad, Eykey ve Mutefikat kavimlerini cezalandırması gibi önceki ümmetlerin başından cezalandırmalar gelip geçmiştir. Onlara ne oluyordu da azabı uzak görerek ve hafife alarak istiyorlardı, akılları nereye gitmişti?"Şüphesiz Rabbin onların zulümlerine karşı mağfiret sahibidir." Bu durum açıktır, gözle görülmektedir. Çünkü zulmün meydana gelmesiyle zalimleri
hemen hesaba çekseydi, zalimleri affetmeseydi, yeryüzünde hiç bir canlı bırakmazdı.
"Fakat Rabbinin azabı da pek çetindir,"Üçüncü âyette "inkâr edenler diyorlar ki: "O'na Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" buyurarakRasûlüneve mü'minlere kâfirlerin tevhid, ölümden sonra tekrar dirilme ve nübüvvet konusundaki dedikodularını haber vermektedir. "Muhammed'e Rabbinden, Musa'nın asası, Salih'in devesi gibi bir âyet indirilmeli değil miydi?" Neticede onlar Rasûlüllah'ın peygamberliğine inansınlar ve onu tasdik etsinler.Allah, kafirlerin ileri sürdükleri bu görüşleri şöyle reddediyor:"Sen, ancak uyarıcısın." Yani azabla korkutucusun, bu uyarıyla beraber âyetlerin inmesi gereklideğildir.Binaenaleyh deliller istemelerine aldırış etme, davetine devam et. Çünkü "her kavmin bir yol göstericisi vardır." Sen de bu ümmetin yol göstericisi ve Rabbine davet edenisin. Öyleyse davetine devam et ve sabret.Dördüncü âyet; "Allah her dişinin neyi yüklendiğini bilir." Yani çocuğun dişi mi, erkek mi, tek mi, ikiz mi, beyaz tenli mi, siyah tenli mi, mutlu mu mutsuz mu olduğunu bildiğini ifade etmektedir. "Rahimlerin neyi eksiltip neyi artırr1 ^ını" da bilir. Yani Allah rahmin hayız kanından eksiltip artırdığını da bilir. vünkü onun eksiltmesi hamilelik zamanından eksiltme, artırması ise hamilelik zamanından artmadır. Mesela hamilelik bazen bir sene hatta daha fazla olabilir."Onun yanında her şey bir miktar iledir". Yani onun idare edişinde ve hükmünde herşey belirlizbirmiktardadır,neaslında ne de sıfatında; ne zamanda ne de mekânda, artma veya eksilme olmaz."O gizliyi de açığı da bilendir." Yani mahrukattan görülmeyeni de görüleni de bilir."Büyüktür, yücedir." Ondan büyük yoktur, her büyük O'nun önünde küçüktür. Allah, ortak edinmekten, benzerliktenn, eş ve çocuktan münezzeÜtir. İşte bu Allah'tır. Bu da Allah'ın sıfatlarıdır. Öyle ise, akıllı biri için ibadete lâyık olanın Allah'tan başkasının olması uygun olur mu? Yine kullarından dilediğine (örneğin Hz. Muhammed'e a.s.) dilediği şeyi (yani Kur'an'ı) vahyetme-sini inkâr etmek akıllı bir insana yakışır mı? Elbette ki hayır, öyleyse kendilerini Allah'a inanmaya çağrılmayı hoş görmeyenler, velevki gökte uçsunlar
denizlerin dibine dalsınlar, akıllı sayılmazlar."[8]
Sonuç
1-Âyetlerden akidenin üç temel esasının, tevhidin (Allah'ın varlığının, birliğinin ve kanun koyuculuğunun), nübüvvetin (peygamberliğin) ve Öldükten sonra dirilerek hesaba çekilmenin kabul edilmesi anlaşılmaktadır.
2- İmanı engelleyen şeyler, körü körüne taklid, kibir ve inattır.
3- Allah'ın kudretinin büyüklüğü ve ilminin genişliği vurgulanmaktadır.
4- Kaza ve kaderin Allah'tan olduğuna inanmak gerektiği anlaşılmaktadır.[9]
10- Aranızdan sözü gizleyen de, onu açık söyleyen de; geceleyin gizlenen de, gündüzün görünen de (O'nca) birdir. (O hepsini bilir, görür. O'nun bilgisinden ve görmesinden hiç bir şey
kaybolmaz.)
11- İnsanın önünden ve arkasından izleyen (melek)ler vardır. Onu Allah'ın emriyle korurlar. Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez. Allah'da bir kavme kötülük istedi mi artık onu geri çevirecek yoktur. Zaten onların, O'ndan başka koruyucuları da yoktur.
12- Odur ki size, korku ve ümit içinde şimşeği gösterdiğinde, şimşeği görünce onun tahribatından korkarsınız, fakat yağmurun işareti olduğu için sevinir, yağmur umarsınız. Yağmurla yüklü ağır ağır bulutlar yapar.
13- Gök gürültüsü, övgüsüyle, melekler de korkusundan O'nu teşbih ederler. Yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Allah'ın tuzağı (cezası) pek çetin olduğu halde, onlar hâlâ O'nun hakkında tartışmaktadırlar...
Sozluk
Ve gündüzün görünen. Yolunda görülen.Onun için
izleyici vardır. Onu
Allah'ın emrinden. Allah'ın emriyle korurlar.Bir kavimde olanı değiştirmez. Allah bir kavme olan iyilik ve nimeti, belâ ve azaba çevirmez.Nefislerinden olan. Onlar iman ve taatta olan temizlik ve safiyeti günaha çevirmedikçe.O'ndan başka, onlar için. İşlerini üstlenecek ve onlardan azabı def edecek koruyucuları da yoktur. O'nun korkusundan. i Ve o cezası şiddetli olandır.[10]
Açıklama
Âyetlerin akışı, Allah'ın yüceliğinin, kudretinin, büyüklüğünün ve ilminin genişliğinin anlatmaya devam ediyor.
Yüce Allah âyette
şöyle buyuruyor:"Aranızdan sözü gizleyen de, onu açık söyleyen de
birdir" Allah gizliyi de aşikârı da bilir. "Geceleyin gizlenen
de" yani
Sonuç
1 - Allah'ın ilminin genişliği anlatılmaktadır.
2- Allah'ın azabından kendisini korumaları için muhafız kullanan kimselere, bu muhafızların hiçbir faydaları olmayacağı belirtilmektedir.
3- Gece-gündüz insanla beraber olan bir meleğin varlığına inanmak farzdır. Ki, Kiramen- Kâtibin melekleri bunlardandır.
4- Nimetlerin günahlardan dolayı elden çıktığı anlaşılmaktadır.
5- Gök gürültüsü duyunca "gök gürültüsünün övgüsüyle, meleklerin korkularından teşbih ettikleri, zatı (Yüce Allah'ı) bütün noksan sıfatlardan tenzih edeıım" demenin fazileti anlaşılmaktadır.[12]
14- Gerçek dua ancak O'na yapılır. (Ancak O'na tapılmaya davet edilir.) O'ndan başka davet ettikleri ise, kendilerinin hiç bir isteklerini karşılayamazlar. (Onların durumu) tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça) su O'nun ağzına gelmez. İşte kâfirlerin duası, böyle boşa gitmektedir.
15-
Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Allah'a secde ederler.
Gölgeleri de
secde etmektedirler.)
16- De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki "Allah-tır." O halde, de, O'ndan başka kendilerine dahi bir yarar ve zarar vermeyen dostlar mı edindiniz? De ki: "Körle gören, yahut karanlıkla aydınlık bir olur mu?" Yoksa Allah'a, O'nun "yarattığı gibi yaratan ortaklar mı buldular da, (ikisinin) yaratma(sı) onlara benzer mi göründü? De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O, tektir, kahreden (herşeye üstün gelen)dir.
Sözlük
Hakkın daveti onun içindir. Gerçek davet Allah'a aittir. Yani O, kendisinden başka hiç bir ilahın olmadığı gerçek ilahtır.Ağzına ulaşması için. Su ağzına ulaşsın, gelsin diye. Ancak sapıklıkta. Fayda elde edilemeyen, kayıp içinde. Sabah-akşam.[13]
Açıklama
Âyetlerin akışı deliller ve delillerle tevhid akidesini izah hususunda devam etmektedir.
"Gerçek davet ona aittir." Yani gerçek davet her türlü noksanlıklardan münezzeh ve yüce olan Allah'a aittir. Başkalarına ilah isminin verilmesine gelince, bu isimlendirme gerçek manada doğru değildir. Mesela Allah'tan başka kendilerine ibadet edilen putlara gerçek ilah lafzının verilmesi de bâtıldır. Onlara ibadete çağırma da batıldır. Gerçek davet ise sadece Allah'a aittir."Ondan başka dua ettikleri ise" yani Allah'ın dışında diğer ibadet edilenler "kendilerinin hiç bir isteklerini karşılayamazlar." Yani onların istedikleri şeyleri vererek onların çağrısına cevap veremezler.
"(Onların durumu)
tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir." Yani
ellerini açıp su kuyunun dibinde olmasına rağmen ellerini uzatan fakat suya
ulaşamayan, suyun da kendisine ulaşamadığı, fakat bu durumu susuzluktan
ölünceye kadar devam eden kimsenin durumu gibidir. İşte bu, Allah'tan başkasına
duayla, kurbanla, adakla veya korku ve ümitle ibadet eden, isteklerinin
karşılanmasından mahrum, arzusunda hüsrana uğramış, a-kibeti ancak ateş ve
hüsran olacak olan kişinin durumu gibidir. İşte âyetin mânası budur. "İşte
kâfirlerin duası böyle boşa çıkmaktadır.""Gökte ve yerde olanların
tamamı Allah'a secde etmektedir." Gökte olanlardan maksat melekler, yerde
olanlardan ise isteyerek secde edenler mü'minlerdir. İstemeyerek secde eden de
münafıklardır."Gölgeleri de
"De ki, göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" Yani yeri göğü yaratan, onların sahibi ve yerle gökteki işlerin idarecisi kimdir? Allah-u Teâlâ âyetin devamında Rasûlüne onlardan önce cevap vermesini emrediyor.
"De ki Allah'tır." Çünkü onların, bundan başka verecekleri cevapları
yoktur. Allah'ın gerçek Rab olduğunu kabul etmelerinden sonra Allah, Rasûlüne onları azarlayarak şunu söylemesini emrediyor:"Ondan başka dostlar mı edindiniz?" Yani Allah'tan başka, başkalarına fayda vermek ve onlara gelecek zararı engellemek bir tarafa, kendilerine bile herhangi bir fayda veya zararları dokunmayan ortaklar mı edindiniz? Akıllarınız nereye gitti ey müşrikler? İfadede; tevhidin lüzumu ile şirkin batıllığına delil getirme konusunda mübalağa olarak, Rasûlünün onlara şöyle demesini emrediyor."De ki: "Körle gören, yahut karanlıkla aydınlık bir olur mu?" Cevap kesinlikle hayırdır. Öyleyse inananla kâfir, hidayetle sapıklık nasıl bir olur? Mesela mü'min, Allah'ın kendisine, rızık verdiğini, gizlisini, açığını bildiğini; dua ettiğinde duasını kabul ettiğini; Rasûl gönderdiğini ve kitap indirdiğini bilerek Allah'a ibadet eder. Müşrik ve kâfir ise, ibadet edenine herhangi bir fayda ve zarar verme bir tarafa kendisi için dahi hiç bir şeye malik olamayan, ses işitmeyen duaya icabet etmeyen, Allah'ın yarattığı şeylerden bir yaratığa ibadet eder. Mü'min, Allah'ın emrettiği ibadet ve kendisinden istediği itaatlerle Allah'a ibadet eder. Müşrik ve kâfir arzularıyla batıla ibadet eder ve yaşama hayatında sapıklık yoluna girer.göründü?" Yani onlar, Allah'ın yarattığı gibi mahlûkatı yaratmış olan ortaklar buldular da, müşriklere bu yaratma Allah'ın yarattığı gibi onların da yarattıklarını zannederek ortaklara ibadet mi ettiler? Cevap hayırdır. Çünkü onların ibadet ettiği ilahlar, başka bir şey yaratmayı bırakın bir sineği yaratmaya bile güç yetiremezler. Öyleyse nasıl oluyor da, o ortaklar hiç bir şey yaratmamışlarken, onlara ibadetleri doğru oluyor?"De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O tektir, kahredendir."1 Ey Rasûl, ilahlarının hiç bir şey yaratmadıklarını kabul ettiklerinde müşriklere "her şeyin yaratıcısı Allah'tır. Her zalimi alt eden ve her inatçı kâfiri zelil eden, ibadete hak sahibi olan, kendisine itaat etmenin farz, inanmanın hidayet, inkârın da sapıklık olduğu, benzer ve ortağı olmayandır" de.[14]
Sonuç
1- Gerçek davet sadece Allah'a yapılan davettir. Gerçek ibadete layık olan da O'dur, kendisinden başka ibadet edilen ve yaratan yoktur.
2- Müşriklerin dua ve ibadetleri sonuçsuz kalmaktadır.
3-Bütün mahrukatın Allah'a secde ettiği, çünkü onların Allah'ın.hüküm ve iradesine boyun eğdiği anlatılmaktadır.
4- "Onların gölgeleri de secde eder" âyetine gelince bu âyetten dinleyenin ve okuyanın secde etmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
5- Şirk koşmanın ne akli ne de âyetlerde hiç bir delili yoktur. Aksine şirk koşmanın batıl olduğu ve Allah'a şirk koşanın tevbe etmeden ölürse ebedi cehenneme gireceği bildirilmiştir.
6- Allah'a ibadetin farz olduğu bildirilmektedir.[15]
17- Gökten su indirdi de dereler kendi ölçüşünce (o su ile) çağlayıp aktı. Sel üste çıkan köpüğü taşıdı. Süs, yahut eşya yapmak için ateşte yakılıp erittikleri madenlerde bunun gibi bir köpük (posa) vardır. Allah, hak ve batılı böyle benzetmekle an-
latır. Köpük yok olup gider. İnsanlara yararlı olan ise yer yüzünde kalır. İşte Allah, böyle güzel misaller verir.
18- Rablerinin buyruğuna uyanlara, en güzel karşılık vardır. Ona uymayanlara ise yer yüzünde bulunan her şey ve bunun bir misli kendilerinin olsa, (Allah'ın azabından kurtulmak için) onu fidye verirlerdi. Onların hesabı çok kötüdür. Varacakları yer de cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!
Sözlük
Dereler kendi miktarınca aktı. Akan suyun miktarınca dereler dolup taştı.Üste çıkan köpük.
5 Ve üzerinde ateşde yaktıklarından. Altm, gümüş ve bakır gibi t ateşte yaktıkları madenlerde.
Süs ve menfaat talebi için. Süs yahut eşya yapmak için. Selin köpüğü gibi köpük.
Sel köpüğü veya ateşte erittikleri madenin köpüğüne gelince. Köpük yok olup gider. i Belli bir zaman yer yüzünde kalır, insanlar ondan faydalanır.Rablerine icabet edenler için güzellik vardır. Rablerine inanan ve güzel amel işleyenlere cennet vardır." İcabet etmediler. Allah'a iman etmeyen ve itaat etmeyen kimseler.
Ona fidye verdiler. Allah'ın azabından kurtulmak için fidye verseler.Kötü hesab yani işledikleri her günahla hesaba çekilme ve hiçbir günahın affedilmemesi vardır. , Ve ne kötü yatak, beşik. Kendileri için hazırladıkları yatak nekötüdür. Bu yatak cehennemdir.[16]
Açıklama
Âyetlerin akışı tevhidi açıklamaya, küfrün ve şirkin çirkinliğini anlatmaya devam ediyorr. Bu âyette Allah hak ve batıl için yani hakkın kalışı,batılın yok ulusu için misaller vermektedir."Allah gökten bir su indirdi de dereler kendi ölçüşünce aktı." Yani dereler büyük ve küçüklüğüne göre aktı. Çünkü derelerin bazısı büyük bazısı küçük olur. Derede akan sel, suyun üstünde köpük taşır. Demirci ve kuyumcu ustalarının eşya ve süs yapmak için ateşte yakıp erittikleri madenlerde bunun benzeri köpük vardır.kötü olanı üste çıkar, iyi olanı potada kalır bundan süs ve eşya yaparlar. "Böylece misaller verir." Böyleceden maksat hak için verilen su ve cevher, batıl için verilen ise su ve cevherin köpüğüdür."Köpüğe gelince, yok olup gider." Yani sel onu derenin kenarına atar, o da ağaç ve taşlara tutunur. Mücevherci de köpüğü aynı şekilde atar. Sudan faydalı olan kısmı yer yüzünde, aynı şekilde süs ve eşya olarak faydalanılacak maden de mücevherci ve demircinin potasında kalır. Allah bu misalleri bilesiniz, inanasmız, hidayete erişip mükemmel ve bahtiyar olasınız diye vermektedir.İlk âyetin (17. âyet) ihtiva ettiği mâna budur. İkinci (18.) âyete gelince Allah müjde ve tehdidini haber vermektedir. Allah'ın vaadi kendileri için cennetin var olduğu şeklinde, itaat edenler için, tehdidi ise günahkârlar içindir ki, bu vaad, vaadlerin enkötüsüdür. Allah vaadi (müjdesi) konusunda şöyle buyuruyor:"Rablerinin buyruğuna uyanlara en güzel karşılık vardır."Tehdidi konusunda ise" şayet Rablerinin buyruğuna uymayanlar, yerde olanların tamamını ve onunla beraber bir mislini bağışlasalar da. Onların hesabı çok kötüdür. Bu hesab işlerindeki her ufak ve büyük günah için hesaba çekilmeleri ve hiç bir günahın affedilmeme sidir. "Onların varacakları yer de cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!"[17]
1- Maddi olmayan konuların zihinde kavranması için misal vermenin uygun olduğu anlaşılmaktadır.
2- Hakkın baki, batılın yok olmasının ilahi bir kural olduğu belirtilmektedir.3- İman ederek ve amel işleyerek Allah'a itaat edenlere vaadinin (müjdesinin) olduğu -ki bu cennettir- anlatılmaktadır.
4- Allah'ın iman ve amelle kendisine itaat etmeyenlere tehdit ve azabının olduğu anlaşılmaktadır.[18]
19- Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse (bunu kabul etmeyen) kör gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır.
20- Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve anlaşmayı bozmazlar.
21- Ye Allah'ın bitiştirilme sini istediği şeyi bitiştirirler (akraba ile, mü'minlerle ilgiyi kesmezler, yapılması gerekli şeyi yaparlar.) Rablerine karşı saygılı olur ve en kötü hesaptan kor-
karlar.
22- Ve onlar Rablerinin yüzünü (rızasını) arzu ederek (nefsin gücüne giden şeylere) sabrederler; namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak (hayır yoluna) harcarlar ve kötülüğü iyilikle savarlar, işte şu yurdun sonucu onlarındır. "
23- "Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlar da kendileriyle beraber olur. Melekler de her kapıdan yanlarına varırlar.
24- Sabretmenize karşılık selam size, yurdun sonu ne güzel." (derler).
Sözlük
Tıpkı o âma gibi. Hakkı görmeyen, bilmeyen ve ona inanmayan kimse gibi.
Akıl sahipleri.Allah'ın bitiştirilmesini istediği (iman, tevhid ve akraba ziya- reti gibi) şeyleri bitiştirirler.
Güzellikle savarlar. Cahilliği yumuşaklıkla, eziyeti sabırla savarlar.Yurdun sonuAhirette övülecek sonuç.
Adn cennetleri, İçinde daima kalınacak cennet bahçesi. Adn cenneti.[19]
Açıklama
Bu âyetler Hamza b. Abdülmuttalib gibi salih şahsiyetlerle Ebu Cehil gibi kâfir, bozguncu şahsiyetler arasında mevcut olan üstünlüğü ve kıyaslamayı anlatmaktadır. Onların sıfatlarıyla beraber ahiretteki durumlarım ve Ahirette karşılaşacakları ceza ve mükâfatı gerektirecek sıfatları saymaktadır.Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen" ona inanıp, inanç, ibadet ve muamelelerinde onun prensibi üzere olan hakkı bilmeyen, inanmayan, Rasûle indirilenle amel etmeyen kör kimse gibi midir?" Cevap elbette hayırdır. Çünkü bunların ikisi adalet ve hak terazisinde asla bir olamazlar.Bu kıyaslama ile hakikatleri idrak eden, hak-batıl, hayır-şer, faydalı ve zararlı gibi kavramlarla arasım ayırd eden "akıl sahipleri Öğüt alır." Yüce Allah aşağıda gelecek âyetlerde, bu kişilere nimet ve ikramda bulunmasmı gerektiren sıfatlarını sayacaktır.
"Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve anlaşmayı bozmazlar."Bu sıfatların ilki: Anlaşmalara ve verilen sözlere sadık kalmaktır. Çünkü anlaşmalara ve verdiği sözleresadıkkalmayan Allah katında mesuldür.
İkinci sıfat: Allah'ın emrettiği iman, İslam, ihsan ve akraba ile irtibatlı olma gibi şeyleri.
"Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyleri bitiştirirler."Üçüncü sıfat: İtaat etmelerini icab ettiren Allah korkusudur. "Rablerin-den korkarlar."Dördüncü sıfat: İnsanın küçük ve büyük günah karşısında muhasebe yapmasını gerektiren kıyamet günündehesaba çekilme korkusudur. "Onlar en kötü hesaptan korkarlar."
Beşinci sıfat: Allah rızası için, ibadete devam ve günahlardan kaçınmadır. "Onlar Rablerinin rızasını kazanmak için sabrederler."Altıncı sıfat: Şartlarına, sünnetlerine ve adabına riayet ederek cemaatle namazların eda edilmesidir. "Onlar namazı dosdoğru kılarlar."Yedinci sıfat: "Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan zekât ve sadaka şeklinde infak ederler."Sekizinci sıfat: Kötülüğü iyilikle, kendilerine karşı yapılan kaba hareketi yumuşaklıkla savmaktır. "İşte şuyurdun sonu onlar içindir." Bu âyeti 'Adn cennetleri'yle tefsiy etmektedir. "Babalarından eşlerinden ve çocuklarından iyiolanlar da kendileriyle beraber olur."
Burada iyi olmak, iman etmek güzel ve faydalı işler yapmak anlamındadır. "Melekler de her kapıdan yanlarına varırlar." Meleklerin onların yanlarına girmeleri "Sabretmeniz mukabili size selam olsun cennet yurdu ne güzeldir." diyerek onları tebrik içindir. Meleklerin bu tebriki ne büyük tebrik ve berekettir. Allah'ım bizi, aile halkımızı ve bütün müslümanlan bu kişilerden eyle. amin...[20]
Sonuç
1- Burada mü'minin gören, bilen ve amel eden bir canlı, kâfirin ise bil-
meyen ve amel etmeyen kör bir ölü olduğu anlatılıyor.
2- Vaazlardan ibret almanın aklı-selim sahipleri için söz konusu olduğu pekiştiriliyor.
3- Âyette sayılan sekiz sıfatın fazileti ele alınıyor.
4- Ukbaddar'ın (yurdun sonu) cennet olduğu belirtiliyor.
5- Meleklerin, mü'minlerin cennete girişleri sırasında onları kutladığı ve selamladığı anlaşılıyor.[21]
25- Ama Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın bitiştirilme sini istediği şeyi kesenler ve
yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lanet onlara, yurdun kötü sonucu da onlaradır.
26- Allah dilediğine rızkı açar da, kısar da. Dünya hayatıyla sevindiler. Oysa Ahiretin yanında dünya hayatı, bir geçimden i-barettir.
27- İnkâr edenler.'1 Ona Rabbinden bir âyet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. De ki: "Allah dilediğini (bu tür sözlerle) saptırır. Yöneleni de kendisine iletir.
28- Onlar inanan ve Allah'ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
29- "İşte mutluluk ve güzel gelecek, o inanıp güzel işler ya-
Panlarındır
.
Sözlük
Allah'ın ahdini bozanlar. Ona sarılmayan dolayısıyla Allah'a ibadet etmeyen kimseler.
Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyleri kesenler.Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. Namazı terkederek zekâtıvermeyerek, iyiliği terkedip kötülük işleyerek yer yüzündefesad çıkaranlar.Lanet onlaradır. Allah'ın rahmetinden uzak olma durumu onlar için söz konusudur.Ve yurdun kötüsü onlar içindir. Daraltır, azaltır.Sadece menfaat. Belirli bir müddet faydalanılacak ve sonra bitecek az bir miktar geçimdir.
Güzel gelecek ve müjde onlar içindir. Cennetteki Tuba ağacı ve güzel gelecek yani Daru's-Selam onlar içindir.[22]
Açıklama
"Ama Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar." Bu âyet, Hamza b. Abdulmuttalib gibi inananlar karşısındaki Ebu Cehil gibi inanmayan, ikinci grubu söz konusu etmekte ve azabı gerektiren sıfatlarını saymaktadır. Âyet o ve benzeri kişiler için aşağıda gelecek sıfatları zikretmektedir. Bu sıfatlar şunlardır:
1- Allah'a verilen sözü bozarlar. Onlar Allah'a İbadet etmezler, O'nun bir olduğunu kabul etmezler. Bu ahid öyle bir ahiddir ki, Allah ruhlar aleminde onlardan bu ahdi (sözü) almıştır.
2-Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği iman ve akrabayla irtibatın devamı gibi şeyleri terkederler." Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi keserler."
3- Günah ve şirkle yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. "Yer yüzünde fe-sad çıkarırlar." Bu sıfatlarla onlar cezayı hak etmişlerdir."İşte lanet onlara, cehennem azabı da onlaradır." Allah dilediği kimse için rızkı genişletir, dilediği kimse için de daraltır. Dünya hayatıyla sevindiler. Oysa ahiretin yanında Dünya hayatı, geçici bir hayattan ibarettir." Allah bu âyette mahlûkatı hakkında geçerli olan şu kaidesini haber veriyor: Allah dilediği kimse için, imtihan olmak üzere şükür mü edecek yoksa nankörlük mü yapacak diye rızkı genişletir. Dilediği kimse için de, imtihan olmak üzere sabır mı ede*cek yoksa isyan mı edecek diye rızkı daraltır. Allah bazıları için rızkı genişletir. Çünkü onlara sadece bu uygun gelir. Bazıları için de rızkı daraltır. Çünkü onlara da sadece bu uygun gelmektedir. Zenginlik asla Allah'ın hoşnutluğuna işaret etmez. Fakirlik ise asla Allah'ın gazabına delâlet etmez."Dünya hayatıyla sevindiler."Yani bu kâfirler, dünya hayatının miktarını, geçiciliğine aldandikları ve gerçekleri, bilmedikleri için dünya hayatıyla sevinmişlerdir. Oysa Allah'ın, iman ehli olan dostfları için hazırladığı şeyler karşısında dünya hayatı, ekmek çöreği veya hurma tanesi gibi az bir menfaattin"." Kâfirler şöyle derler: "Ona Rabbinden bir âyet indirilmeli değil miydi? "Âyet daha önce de geçmişti. Müşrikler Hz. Salih'in devesi ve Hz. Musa'nın asası gibi, inanmaları için bir âyet istemişlerdi. Oysa onlar bu isteklerinde yalancıydılar. Onları bu isteğe inad ve meseleyi hafife almaları sevketmişti. Yoksa Kur'an âyetleri deve ve asadan daha büyük mucizeydi. Bu sebeple Allah, Rasûlüne şöyle dedi:"De ki: Allah dilediği kimseyi binlerce âyet görmesine rağmen sapıklığa yöneleni "saptırır" hiç bir âyetgörmesede hakka "yönelen kimseyi kendisineiletir.""Onlar inanan ve Allah'ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir." İşte onlar iman ederek ve Allah'ın varlığını ve birliğini kabul ederek Allah'a yönelen, Allah'ın da kendilerini doğru yola ilettiği ve kalpleri Allah'ın zikriyle ve Hz. Muhammed'le ashabının anılmasiyla huzur bulan kimselerdir. "İyi bilin ki, gönüller ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur." Mü'minlerin kalpleri zikirle huzur bulur, kâfirlerin kalbi ise dünya ve nimetlerinin zikriyle, müşriklerin kalbi ise putlarını anmakla huzur bulur."İşte mutluluk ve güzel gelecek, o inanıp güzel iş yapanlar içindir." Bu, Allah tarafından iman vesalihamelehlinene hazırladığının haber verilmesidir. Hazırlanan şey, dilin anlatamadığı iyi bir durum veya cennet'te bir ağaç olan Tûbayla, güzel gelecek olan cennettir.[23]
Sonuç
1- Burada günahkarların özelliklerini taşımanın yasak olması anlatılıyor. Bu özellikler şunlardı: Ahdi bozmak, Allah'ın ilgilenmeyi emrettiği şeyi kesmek, yeryüzünde fesad çıkarmak.
2- Zenginlik ve fakirlik Allah'ın bilgisi dahilinde imtihan ve denemedir. Ne Allah'ın rızasına ne de Öfkesine işaret etmezler.
3- Dünyanın hor ve hakir olması vurgulanıyor.
4- Allah'ın anılmasının fazileti ve kalbin onunla huzur bulması ele alınıyor.
5- Allah'ın, iman eden, salih amel işleyene Tuba ve güzel geleceği vaa-dettiği âyetlerden anlaşılmaktadır.[24]
30- Seni de böylece kendilerinden önce nice milletler geçmiş bulunan bir millete gönderdik ki, sana vahy ettiğimizi onlara okuyasın. Oysa onlar Rahmana nankörlük ederler. (O, çok merhamet eden Allah'ın nimetlerine şükretmezler.) De ki: "O, benim Rabbimdir. O'ndan başka ilâh yoktur. O'na dayandım, tevbem yalnız O 'nadir.
31- Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yahut arzın, parçalandığı, yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı! Hayır bütün işler Allah'a aittir. İnananlar hala anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları yola iletirdi. Yaptıkları işler yüzünden inananların başlarına aynı haller) gelmeye devam edecek, (yahut yurtlarının yakınına konacaksın). Allah'ın vaadi gelinceye kadar bu böyle devam edecektir. Allah sözünden caymaz.
32- Senden Önceki elçilerle de alay edildi de inkar edenlere bir süre mühlet verdim, sonra onları yakaladım. Cezam nasılmış
(gördüler).
Sözlük
Böylece seni gönderdik. Daha önce elçiler gönderişimiz gibiseni de gönderdik.
Onların üzerine okuyasın diye. Onlara Kur'an'ı okuyasın diye.Ve onlar Rahman'ı inkar ediyorlar. Onlar Rahman'a nankörlük ederlerKendisiyle dağların yürütüldüğü.lYahut arzın parçalandığı.Veya Ölülerin konuşturulduğu.Bilmediler mi? anlamadılar mı?Musibet. f Onların evlerinin yakınına inecek.Ve mühlet verdim, bir süre geciktirdim.[25]
Açıklama
Âyetlerin akışı, inanç esasları olan tevhid, nübüvvet, ölümden sonra dirilme ve kıyamette hesaba çekilme konularında devam etmektedir. İlk âyette "Seni de böylece gönderdik," ifadesiyle Hz. Peygamber (s.a.v.)'in nübüvveti (elçiliği) izah ediliyor. Biz senden önce Peygamber gönderişimiz gibi, kendilerinden önce pek çok toplulukların gelip geçtiği bir kavme seni Peygamber olarak gönderdik" denilmektedir. Peygamber göndermenin maksadım da şu şekilde açıklamaktadır:"Onlara sana vahy ettiğimizi okuyasın diye." Vahyedilen bu şey rahmet, hidayet ve şifadır."Halbuki onlar Rahmana nankörlük ediyorlar."O Rahman ki, seni onlara mutlu olmaları ve mükemmel olmaları için hak din ve hidayetle gönderdi. Öyleyse sen onlara de ki "O, kendisinden başka ilahın olmadığı, kendisinden başka gerçekte mabudun olmadığı Rabbimdir. Ona tevekkül ederim. Tevbem ve dönüşüm onadır." Bu ifadeyle, en güzel bir şekilde tevhidin esasını izah etmektedir. İkinci âyette "Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yahut arzın parçalandığı, yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı!.." ifadesiyle yalnız Kur'an âyetlerinin değil de bütün işlerin kendisine ait olduğu, Allah'ın dilediğini hidayete erdireceği, dilediğim de saptıracağı anlatılmaktadır. Bütün bunlar Allah'ın zorlamasıyla değil, kulun kendi amellerinden dolayı olmaktadır. Allah onlara verdiği takdirde inanmayacaklarını, dolayısıyla geçmiş ümmetlere olduğu gibi onlara da ebedî azabın hak olduğunu bildiği için onları inatlarından dolayı kendi hallerine bıraktı. Mü'min-
lerden bir kısmı, müşriklerin görmeleri durumunda inanacaklarını zannederek varlık alemindeki âyetleri arzu ediyordu.Aşağıda geleceği gibi şirkle tevhid arasındaki savaş sona erdi."İnananlar bilmedi mi ki şayet Allah dİleseydi." Yani zorlasaydı gerek âyet gerekse başka şeylerle "İnsanların tamamını hidayete erdirirdi." Şu halde meseleyi Allah'a bırak. O, dilediğini yapar ve istediği gibi hüküm verir."Yaptıkları işler yüzünden inkâr edenlerin başlarına âni belalar gelmeye devam edecek yahut yurtlarının yakınına konacak."Âyette geçen "yaptıkları" şeyden maksat şirk ve isyandır. "Karia"nm manası kalpleri korkuyla titreten, insanların içini hüzün ve kederle dolduran musibet. Yurtlarının yakınma konmaktan maksat, Rasûlüllah (s.a.v.)'ın İslâm ordusuyla Mekke'nin fethi için yurtlarının yakınma konması, neticede Allah'ın zafer müjdesinin gelmesidir. Ayet, Kureyş'ten sonraki kişiler hakkında umumilik ifade eder. Tehdit genel olarak bütün kâfir toplulukları içerir. İşte şu yüz yılda bir veya bir kaç kere onların başlarına gelen musibetlerle onların durumları bu şekilde devam edecek. İslâm ordusu onlar Allah'ın dinine girmeleri veya yok olmaları için yurtlarının yakınına konacak."Muhakkak ki, Allah sözünden caymaz."Son âyet-i kerimede, Allah, Rasûlünü müşriklerin inadı karşısında duyduğu elem ve yorgunluktan dolayı teselliederek şöyle demektedir:"Senden önceki elçilerle de alay edildi de inkâr edenlere bir süre mühlet verdim. Sonra onları yakaladım."Yani onlara zaman tanıdım. Ta ki, aleyhlerinde delil bulunsun. Sonra da onları yakaladım, onlardan hiç bir ferdi bırakmadım."Cezam nasilmış (gördüler)." Azabımın nasıl şiddetli ve genel olduğunu gördüler. Tevbe edip müslüman olmazlarsa, seninle alay eden kimselere de aynı şekilde davranırım.[26]
Sonuç
1- Burada inanç esaslarının izahı yapılıyor.
2- Tevekkül (güvenmek ve dayanmak) ve tevbe sadece Allah'a yapılır. Ondan başkasına asla yapılmaz.
3- Kur'an'm büyüklüğü ve fazileti anlatılıyor.
4- İlmin fazileti anlatılıyor.
5- Allah'ın, kâfirleri dünyada, kıyamete kadar felaketlerle tehdit ettiği anlatılıyor.
6- Allah'ın kâfirlere mühlet verdiği, onları gözardı etmediği anlaşılmaktadır.[27]
33- Her nefsin yaptığı işin "başında duran, (hiçbir şeyden haberi olmayanlar bir olur) mu? Onlar Allah'a ortak koştular. De ki: "Onları isimlendirin (nitelendirin bakalım tapümaya değer bir yanları var mı?) Yoksa siz, Allah'ın, yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi kendisine haber veriyorsunuz? Yoksa boş söz mü söylüyorsunuz? Hayır, inkâr edenlere tuzakları süslü gösterildi, (Hak) yoldan çıkarıldılar. Allah kimi saptırırsa, artık ona yol gösteren
olmaz!
34- Dünya hayatında onlar için azap vardır, âhiret azabı ise daha zordur. Onları Allah(ın azabın)dan koruyacak kimse de
yoktur.
35- (Allah ftn emirlerine karşı gelmekten) korunanlara vaa-dedilen cennetin durumu şöyledir: Altından ırmaklar akar; yemişi de süreklidir, gölgesi de. İşte korunanların sonu budur. İnkâr edenlerin sonu da ateştir.
Sozluk
Her nefsin yaptığı işin başında duran, onu koruyan, rızık bahşeden, bilen ve yaptığı işe mukabil olarak karşılık veren.De ki onları isimlendirin. Bilmediği bir şeyi mi ona haber veriyorsunuz?Sözden zahiri ile. Gerçekliği olmayan yersiz zanda mı bulunuyorsunuz?Daha zor.-Koruyucu. Cennetin örneği. Sana anlattığımız cennetin özelliği; şekli".Yenilen şeyleri ve gölgesi süreklidir.[28]
Açıklama
Ayetlerin akışı; tevhidin izahı, şirkin iptali konusunda devam etmektedir.
"Her nefsin yaptığı işin başında duran, (Hiç bir şeyden haberi olmayanla bir olur) mu?"
Gözeten, rızık veren, bilen, işlediğinin hayır mı, şer mi olduğundan haberdar olan Allah, gözetmeyen, rızık vermeyen ve hiç bir şey bilmeyen putla bir olur mu? Şu halde putların ilah kabul edilmesi asılsızdır. Ve yalnız kendinden başka Rab ve İlah olmayan Allah'tır ilah olan."Onlar Allah'a ortak koştular. De ki onları isimlendirin."
Yani onlara de ki, ey Allah'ın Rasûlû şu ortakları anlatın. Onların kim olduğunu açıklayın.
"Yoksa siz yeryüzünde Allah'a bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz. Yoksa siz boş söz mü söylüyorsunuz?"Yani gerçekliği olmayan bir zanda mı bulunuyorsunuz?"Hayır inkâr edenlere tuzakları süslü gösterildi."Yani onların yalan sözleri ve iftiraları onlara süslü gösterildi. Bununla onlar hak yoldan çıkarıldılar ve doğru yola ulaşamadılar."Allah kimi inadından dolayı saptırırsa, artık ona yol gösteren olmaz. Dünya hayatında onlar için "esir alınmak ve öldürülmek şeklinde" azap vardır. Âhiret azabı ise dünya azabından "daha zordur."
"Onları Allah'ın azabından koruyacak kimse de yoktur."Yani onların Allah'tan başka kendilerini koruyacak ve onlardan azabı çevirecek, neticede azabı tatmamalarını sağlayacak kimseleri yoktur. "Mutta-kilere (Allah'ın emirlerini hakkıyla yerine getirenlere) vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Altından ırmaklar akar. Yiyecekleri ve gölgesi süreklidir."Yiyecekleri tükenmez, gölgesi yok olmaz. Ve dünya gölgesi gibi güneş ışığıyla ortadan kalkmaz."İşte Allah'tan sakınanların iman edenlerin ve ona kulluk edenlerin sonu budur. Kâfirlerin sonu da cehennemdir."[29]
Sonuç
1-Burada tevhidin izahı, putların kollayıp gözetemeyeceği, rızık veremeyeceği ve yapılan işlere karşılık mukabelede bulunamayacağı her işin başında duranın gerçek ilah olan Allah olduğu, ondan başka edinilen ilahların bâtıl oldukları ve sadece isimlerinin bulunduğu anlatılıyor.
2-Kâfirlerin yaptıklarını kendilerine şeytanın süslü göstermesi ve doğru yoldan alıkoyması sebebiyle küfürlerine devam edeceği vurgulanıyor.
3- Kur'an'ın müjde ve tehdit arasını birleştirmedeki yüceliği ortaya çıkıyor. Çünkü bu ikisiyle insanların hidayeti mümkündür.[30]
36- Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler sana indirilenden sevinirler. Fakat kabilelerden onun bir kısmını inkâr edenler vardır. De ki: "Bana yalnız Allah'a kulluk etmem ve ona hiç bir şeyi ortak koşmamam emredildi. Ben (insanları) O'nd• davet ederim, dönüşüm de O'nadır.
37- Ve işte biz onu, Arapça bir hüküm (hikmet gereğince hükmeden bir kitap) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, artık seni Allah'tan kurtaracak ne bir veli (dost) ne de bir kurtarıcı olmaz.
38- Andolsun, biz senden önce de elçiler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir elçi bir âyet (mu'cize) getiremezdi. Her sûrenin bir yazısı vardır. (Her şeyin zamanı yazılmış, tesbit edilmiştir.)
39- Allah dilediğini siler, (dilediğini) bırakır. Ana kitap onun yanındadır.
Sözlük
Kendilerine kitap verdiklerimiz Abdullah b. Selam ve inanan yahudiler. Sana indirilene, sevinirler.Ve kabilelerden. Yahudi ve müşrik kabilelerinden bir kısmı.Onun bir kısmını inkâr ederler: Mesela müşrikler rahman lafzını inkâr ederler. Derler ki: Yemamerahmanındanbaşka rahman yoktur.Bununla da Müseylemetü'l-Kezzab'ı yani peygamberlik iddiasında bulunan yalancı Müseylemeyi kastediyorlardı..
'İşte biz onu Arapça bir hüküm (kanun) olarak indirdik. J Her sûrenin bir yazısı vardır,
Allah îni siler mahveder[31]
Açıklama
Âyetlerin akışı, imanın esasları olan tevhid, nübüvvet, öldükten sonra dirilme ve hesaba çekilme konularında devam etmektedir."Bizim kendilerine kitap verdiğimiz" Abdullah b. Selam gibi kimseler sana indirilen Kur'an'a sevinirler." Bu ifadede vahyin isbatı vardır."Fakat kabilelerden bir kısmı." Mekke müşrikleri ve ehli kitap kâfirleri gibi kimseler."Onun bir kısmını inkâr ederler." Mesela yahudiler Kur'an'ın çoğu ahkâmını hükümlerini yani emirlerini inkâr etmişler, müşrikler de Rahman kelimesini kabul etmemişler ve Yemame de peygamberliğini iddia ederek ortaya çıkan Müseylemetül Kezzab'ı kastederek "Yemame Rahmanından başka Rahman yoltur." demişlerdir."De ki, bana yalnız Allah'a kulluk etmem ve ona hiç bir şeyi ortak koşmamam emredildi."Yani Rabbim bana kendisine kulluk etmemi ve ona ortak koşmamamı emretti. Ben insanları Rabbime imana, O'nun tevhidine ve O'na itaat etmeye çağırıyorum."Dönüşüm onadır."Bu âyette, tevhidin ispatı söz konusudur."Ve işte biz onu, Arapça bir hüküm olarak indirdik."
Yani sen insanların arasında hüküm veresin diye Arap diliyle indirdik. Bu âyette ilahi vahyin ve Muhammedi nübüvvetin ispatı söz konusudur.
"Eğer sana gelen bu ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, artık seni Allah'tan kurtaracak ne bir veli (dost) ne de koruyucu olmaz."Yani onların asılsız dinlerine uyarsan. (Rasülüllah bunu yapmaktan uzaktır.)
"Andolsun ki, biz senden önce de elçiler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. "[32]
Dolayısıyla batılla
uğraşan kimselerin "Muhammed niçin hanım alıyor. Onun niye çocuğu oluyor.
Halbuki o, Allah'ın Nebisi ve Rasûlü olduğunu söylüyor," sözünün bir
mânası yoktur. Çünkü senden Önceki Rasûllerin mese
Sonuç
1- Burada vahiy ve peygamberlik inancının ispatı yapılıyor.
2- İslâm inancının gerekliliği vurgulanıyor.
3- İslâm'da hüküm kaynaklarının birincisi Kur'an, ikincisi sünnet, üçüncüsü kıyas, dördüncüsü ise, icma-ı ümmettir.
4- Bid'at sahiplerine uymaktan kaçınmak gerekmektedir.
5- Kaza ve kader inancı isbat ediliyor.
6- Hükümlerde neshin, Kitap ve Sünnetle olduğu anlaşılmaktadır.[34]
40- Ya onları uyardığımız şeylerin bir kısmını sana gösteririz, ya da (bundan önce) senin canını alırız (farketmez). Sana düşen sadece duyurmaktır. Hesap görmek bize düşer.
41-Bizim o yere gelip nasıl onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi? Hüküm veren Allah'tır. O'nun hükmünün ardına düşüp onu iptal edecek yoktur. O, hesabı çabuk görendir.
42- Onlardan öncekiler de tuzak kurmuştu. Fakat bütün tuzaklar, (tedbirler) Allah 'indir. (Allah 'in tedbiri onların tuzaklarını bozar.) O, her canın ne kazandığını bilir. Kâfirler de bu yurdun sonunun kimin olacağını bileceklerdir.
43- İnkâr edenler: "Sen gönderilmiş bir elçi değilsin!" diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda Allah'ın ve yanında kitap bilgisi bulunanların şahit olması yeter."
S özlük
Onlara vaad ederiz. Onları uyardığımız azabın bir kısmını sana gösteririz.Ya da canını alırız.Kenarlarından noksanlaştırırız. Belde belde fethederek İslâm'ın oraya girmesiyle ve şirkin son bulmasıyla onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi?Onun hükmü için takip edici yoktur. O'nun hükmünün ardına düşüp İptal etmek suretiyle onu reddedecek yoktur.Ve yanında kitap bilgisi bulunan kimse.[35]
Açıklama
"Ya onlara vaadettiğimiz şeylerden bir kısmını sana gösterir, ya da bundan önce senin canmı alırız." Yani senin, kavmine vaadettiğimiz azaptan bir kısmını sana göstereceksek, işte o azap budur. Eğer zaferden ve hedefe ulaşmadan önce senin canını alırsak, sana düşen, sadece tebliğdir. Sen tebliğini yap. Onlara hesap sormak ise bize düşer. O halde onların yaptıklarına karşılık vereceğiz. Ey Rasûl sen üzülme. Onların hileleri sebebiyle de geri adım atma. Hile yapan, inkâr eden ve Nebimizin nübüvetinin doğruluğuna delil isteyen müşrikler, "Yer yüzünün uçlarından onu eksilttiğimizi görmediler mi?"Yani belde belde İslâm için fethedildiğini görmediler mi? Bu Rasûl'un doğruluğuna ve davetinin sıhhatine delil değil midir?"Hüküm veren Allah'tır, O'nun hükmünü takip edip yok edecek yoktur."Yani Allah mahlukatı hakkında dilediği hükmü verir. Dilediğini üstün kılar, dilediğini de günahlarından dolayı rezil eder. Dilediğine verir, dilediğine vermez. Dilediğine yardım eder, dilediğini de bozguna uğratır. O'nun hükmüne karşı gelecek yoktur. Yani O'nun hükmünü iptal edecek yoktur. İslâm'ın ortaya çıkmasıyla ve küfrün yok olmasıyla hükmedince, bunu Allah'a rağmen kim geri döndürebilir?"O, hesabı hızlı olandır."Bir iş konusunda hesaba çektiğinde, gecikme ve yavaşlama olmaksızın, kişiye hak ettiğiyle karşılığını verir."Onlardan öncekiler de hile yaptılar."Yani Kureyş ve Mekke kâfirlerinden önceki topluluklar da kendilerine gelen peygamberlere karşı hile yaptılar, onların hilesinin sonu nasıl oldu? Onların sonu topluca helak olmuştur. Mekke'de küfrün elebaşılığını yapanlar, böyle bir akıbetten korkmazlar mı?
"Bütün hileler (tedbirler) Allah'a aittir."
Öyleyse onların hilesinin bir önemi ve kıymeti yoktur. Ondan korkulmaz ve aldırılmaz."Her canın" hayır ve serden "ne kazandığını bilir." Öyleyse hiç bir şey bilmeyenin hilesi Allah'a ne zarar verebilir? Her şeyden haberdar olan onların hilelerini boşa çıkartır. Kafirler ise, yaptıkları hileleriyle birlikte farkında olmadan cehenneme girerler. Kâfirler bunu kabul edip de Rasûlüllah'a ve onun dâvetine hile yapmaktan vaz geçmiyorlar mı?"Bu yurdun sonunun kimin olduğunu kâfirler de bilecek."Yani tevhidin düşmanı olan müşrikler kıyamet gününde bu yurdun sonunun kimin olduğunu; yani cennetin Hz. Muhammed ve ona tabi olanlar için mi yoksa şirk ve küfre çağıranlar ve onlara tâbi olanların mı olacağım bilecekler."Küfredenler sen gönderilmiş bir elçi değilsin, derler:"Yani nübüvvetini inkâr ederek ve seni hoş görmeyerek, seninle yüz yüze geliyorlar. Ey Rasûlümüz sen onlara: "Allah benimle sizin aranızda şahiddir. Benim lehime Peygamber göndermekle şahidlik yaptı. Benim lehime Peygamber olduğuma dair pek çok kere yemin etti. Mesela: "Ya Sin, hikmet sahibi Kur'an'a yemin ederim ki, şüphesiz sen gönderilmiş elçilerdensin."buyurulmaktadır. Allah'ın şehadeti de şahitlik olarak yeter."Ve yanında Kitap bilgisi olan kimsenin şahitlik yapması yeter."Kitap'tan maksat Tevrat ve İncil'dir. "Kitap bilgisi olan kimseler"den maksat, Abdullah b. Selam, Selman el-Farisi, Necaşi, Temim ed-Dari ve başkaları gibi yahudi ve hristiyan ehl-i kitabın mü'min olanlarıdrr.[36]
Sonuç
1- İslâm'ın kısa bir zamanda muzaffer olarak yayılması, onun hak din olduğuna en büyük delillerinden biridir.
2-Allah'ın koyduğu hükümler reddedilemez. Allah'ın koyduğu hükümlerden herhangi biri hakkında değiştirme talebinde bulunmak caiz değildir.
3- Allah'ın şehadeti, en büyük şehadettir. En gizli yapılan amellerden dahi Allah'ın haberi vardır. Kıyamet günü o amellere Allah şahitlik eder.
4- Bilgili kimse, bilgisiz kimseden üstündür.[37]
[1] "İstiva" sıfatı hakkında Sahebe ve Tabiinin inancı şöyledir: Bu sıfatı Allah nasıi anlatıyorsa o şekliyle keyfiyetsiz, teşbih yapmadan, iptal etmeden ve misallendinneden iman ve ikrar etmek gerekir.
[2] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/312.
[3] "Mukatil" şöyle demektir: Bu âyet "Muhammed (s.a.v.) Kur'an'ı kendisi uyduruyor" diyen müşrikleri red için inmiştir.
[4] Bu âyetlerde Allah'ın kudred, ilim ve hikmetiyle Kur'an'ı, müşriklerin dediği gibi değil de, Allah'ın indirmiş olduğuna, istidlal vardır.
[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/313-314.
[6] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/314.
[7] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/316.
[8] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/317-318.
[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/319.
[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/320.
[11] Bu adamın bir Yahudi veya Erbed b. Rubia ve Amir b. Tufeye olduğu rivayet edilmektedir.
[11] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/320-322.
[12] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/322.
[13] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/323.
[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/324-325.
[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/325-326.
[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/327.
[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/327-328.
[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/328-329.
[19] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/330.
[20] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/330-331.
[21] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/331-332.
[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/333.
[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/334-335.
[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/335.
[25] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/336-337.
[26] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/337-338.
[27] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/338-339.
[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/340.
[29] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/340-341.
[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/341.
[31] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/343.
[32] Ayette evliliğe teşvik vardır. Aynı teşvik sünnette de gelmiştir.
[33] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/343-344.
[34] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/345.
[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/346.
[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/346-348.
[37] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/348.
İslami Okul Okulların En Önemlisi