Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Râ'd Sûresi - Kuran - 013Rad - 23. Sayfa

RÂ'D SÛRESİ 2

Sözlük. 2

Açıklama. 2

Sonuç. 3

Sözlük. 3

Açıklama. 3

Sonuç. 4

Sozluk. 4

Açıklama. 4

Sonuç. 5

Sözlük. 5

Açıklama. 6

Sonuç. 6

Sözlük. 7

Açıklama. 7

Sonuç. 7

Sözlük. 8

Açıklama. 8

Sonuç. 8

Sözlük. 9

Açıklama. 9

Sonuç. 9

Sözlük. 10

Açıklama. 10

Sonuç. 11

Sozluk. 11

Açıklama. 11

Sonuç. 11

Sözlük. 12

Açıklama. 12

Sonuç. 12

S özlük. 13

Açıklama. 13

Sonuç. 14


RÂ'D SÛRESİ

 

1- Elif,  lâm,  mim,  râ.  Şunlar kitabın  âyetleridir; Rabbinden, sana  İndirilen  haktır, fakat insanların  çoğu  inanmazlar."

2- Allah  odur  ki,  gökleri,  görebileceğiniz  bir  direk  olmadan yükseltti,   sonra   arş   üzerine   istiva   etti,   güneşi   ve   ayı   iradesine boyun  eğdirdi.  Her  biri  belli  bir  süre  için  akıp  gitmektedir.   (Ya­ratma)   işi   (ni)   düzenler,   âyetleri   açıklar   ki,   Rabbinizle   karşılasaçağınıza   kesin   olarak   inanasınız.

3- O'dur  ki,   arzı   uzattı,   orada  sabit  dağlar  ve   ırmaklar  var etti,    orada   her   meyvadan   iki   çift   (erkek-dişi)   yarattı.    Geceyi gündüzün   üzerine   örter.   Şüphesiz   bunda   düşünen   bir  toplum   için âyetler   vardır."

4- Arzda   birbirine   komşu   kıtalar,    üzüm   bağları,   ekinler, çatallı   ve   çatalsız   hurmalıklar   vardır,  

zbunların   hepsi   bir   su   ile sulanır  ama,   ürünlerini  birbirinden   üstün  yaparız.   Şüphesiz  bun­da,  aklını

 

Sözlük

 

Elif, Lâm, Râ. Hurufu mukattaa'dandır (ayrılmış harflerdir), manasını en iyi Allah bilir.Görebileceğiniz direkler olmadan. Sıfattır.ı Sonra Arşa istiva etti. Allah'ın zatına uygun istiva demek­tir[1]Güneşi ve ayı boyun eğdirdi. Tayin edilen vakte kadar hayatın devamı için, dönmesinin ardarda olması şekliyle ona boyun eğdirdi.

O ki üstünde hayat olabilmesi için arzı uzattı. Sabit dağlar. Çift. Eki.Geceyi gündüze örter. Beyazlıktan eser kalmaymcaya kadar örter.Ayetler. Deliller. Allah'ın varlığına ve birliğine deliller vardır. Birbirine bitişik kıtalar. Bir kökte çeşitli hurmalar. Yemede. Tat konusunda.[2]

 

Açıklama

 

"Elif, lâm, mim, râ" manasını en iyi Allah bilir."Şunlar Kitabın âyetleridir." bu ifadede Yusuf sûresi kıssasına işaret vardır. Kitaptan maksat Tevrat ve İncil'dir. Dolayısiyle Allah'ın Rasulüne ha­ber verdiği olay, Tevrat'ın âyetlerinden bir kısmıdır."Rabbîndan sana indirileni [3]Kur'an "haktır" "fakat insanların çoğu inan­mazlar" Rabbinden sana indirilen hak olmakla beraber toplumundan ve başka toplumdan olan insanların çoğu bu kitabın Allah'ın vahyi olduğuna inanmazlar. Halbuki o Kur'an'la amel etseler olgunlaşıp ve bahtiyar olacaklar.

"O, Allahtır ki, gökleri görebileceğiniz bir direk olmaksızın yükseltti."[4]Yani sizin inanıp ibadet etmeniz ve birliğini kabul etmeniz gereken gerçek ilâhınız, görebileceğiniz direkler olmadan gökleri yükselten Allah'tır.

"Sonra Arşa istiva etti." Yeri ve göğü yarattı sonra zatına uygun bir is­tiva ile arşa istiva etti.

"Ve güneşi ve ayı iradesine boyun eğdirdi." Yani onları muntazaman hayat sona erinceye kadar kendiyörüngelerinde döner halde yarattıktan son­ra boyun eğdirdi."Hepsi belli bir süre için akıp gitmektedir." Mesela güneş bir senede, ay bir aylık sürede yörüngede dönmeyi tamamlar. Her ikisi dünya hayatı nihayetbuluncaya kadar bu şekilde akıp gidecekler, sonunda ay ve güneş dağılacak­tır."İşini düzenler" yer ve göklerde dilediği hükmü verir. Öldürerek, hayat vererek, nimetini keserek veya nimet vererek, bu konuda hiç bir ortağı olma­dan mahlûkatın işini düzenler."Âyetleri açıklar." Yani Kur'an'da geçen âyetleri, kıssa anlatarak, misal vererek, helal ve haramı belirterek açıklamaktadır. Bütün bunlar sizi Allah'a kavuşmaya ve imana hazırlamak içindir. Öyle ki, Allah'a inanıp kulluk edebi-lesiniz ve kullukta O'nun varlığını ve birliğini kabul edesiniz. Ancak böyle ol­duğunda, ruhen ve ahlaken mükemmelleşip dünya ve âhiret hayatında mesut olabilirsiniz.

"Odur ki arzı uzattı" "Orada sabit dağlar, nehirler var etti. Orada her meyvadan iki çift yarattı." Mesela narların bir kısmı tatlı, bir kısmı ekşi; zey tinlerin bir kısmı sarı, bir kısmı siyah; incirlerin bir kısmı beyaz, bir kısmı kırmızıdır."Geceyi gündüzün üzerine örter." Yani Allah sizin uyuyarak dinlenme­niz için geceyle gündüzü örter."Şüphesiz ki, bunlarda", zikredilen yerin yayılması, dağların yaratılması, nehirlerin akıtılması, çeşit çeşit meyva yaratılmasında ve geceyle gündüzü örtmesinde Allah'ın varlığına, ilmine, kudretine,z hikmetine, kendisine ibadetin gerekli olduğuna, müjde ve tehdidine iman etmeye, hazırlanan nimetlerin All­ah'ın dostlarına, azapların da düşmanlarına ait olduğuna açık "deliller vardır.""Arzda bir birine komşu kıtalar." Yani bir birlerine bitişik yerler vardır ki, biri temiz arazi, diğeri tozluarazidir. Yine yerde üzümden bahçeler, buğ­day ve hurma tarlaları vardır."Çatallı ve çatalsız hurmalıklar." Çatallı hurmadan maksat bir kök üze­rinde birden fazla ağacın, çatalsızdan maksat ise bir kök üzerinde sadece bir ağacın bulunmasıdır. Üzüm bağları, ekin tarlaları ve hurmalıklar "bir su ile su­lanır. Ürünlerini birbirine üstün yaparız." Yani bir kısmı tatlı, bir kısmı ekşi; bir kısmı lezzetli ve bir kısmı da lezzetsizdir. "Şüphesiz ki, bunda" yani iyi olup-olmamada farklı olmasına rağmen komşu kıtalar olmasında, üzüm ve hurma bahçelerinde ve bunların bir suyla sulanmalarında, bunların tat, koku ve faydalarının farklı olmalarında, Allah'a imanın gerekliliğine açık "Ayetler," deliller vardır". Ancak bu deliller "aklını kullanan toplumlar için"dir. Arzuları kendisine hakifn olmuş, madde kendisini işgal ettiği için aklını kaybetmiş ki­şilere gelince, onlar idrak edemezler ve hiç bir şey anlayamazlar. Nasıl olur da böyle kişiler Allah'ın mevcudiyetinin, ilminin, kudretinin ve hikmetinin de­lillerini görürler ve iman edip O'na ibadet ederler.[5]

 

Sonuç

 

1-  Allah'ın varlığını ve Hz. Muhammed'in (s.a.v) peygamberliğini kabul

etmek.

2- Tevhid akidesini ve Allah'tan başka ilah olmadığını kabul etmek.

3-  Öldükten sonra dirilmeye ve dünyada işlenilen işlere göre hesaba çekilmeye iman etmek.

4- Yaratılan varlık lardarki deliller üzerinde düşünmenin fazilet olduğunu bilmek.

5-Kendisiyle hidayete ulaşılması sebebiyle aklın üstünlüğünü anlamak ve kavramak. [6]

 

5- Eğer  şaşacaksan   onların   şu   sözlerine  şaşman  gerek:   "Biz toprak   olduğumuz  zaman   mı,   yeniden  yaratılacağız?"   işte   onlar, Rablerine   nankörlük   edenlerdir.   Ve   onlar,   boyunlarında   halkalar bulunan   kimselerdir,   onlar  ateş  halkıdır.   Onlar  orada   sürekli  ka­lacaklardır.

6-  Senden   iyilikten   önce   acele   kötülüğü   istiyorlar.   Oysa  on­lardan   önce   benzerleri(ne   nice   cezalar)  gelip  geçti.   (Niçin   onlar­dan   ibret   almazlar?)   Şüphesiz  Rabbin   onların   zulümlerine   karşı mağfiret sahibidir, fakat Rabbinin  azabı  da pek  çetindir.

7-  İnkâr  edenler  diyorlar  ki:   "Ona Rabbinden  bir  âyet  indi­rilmeli  değil miydi?" Sen,  ancak  bir  uyarıcısın,  her toplumun  bir yol  göstericisi   vardır.

8-  Allah,  her dişinin  neyi yüklendiğini  ve  rahimlerin  neyi ek­siltip   artırdığını   (yüklendikleri   çocukları   dışarı   çıkardıklarını   ve içeri  aldıkları yavruları)   bilir.   Onun  yanında  herşey  bir  ölçü  ile­dir.

9-  (O)  gizliyi  ve  açığı  bilendir,  büyüktür,  yücedir.

 

Sözlük

 

Ve eğer hayret edeceksen. Eğer onların senin nübüvvetini ve tevhidini inkâr etmelerinden dolayı şaşacaksan.

Ve hayret. Açık deliller olmasına rağmen öldükten sonra diril­meyi ve ikinci hayatı inkârlarına şaşman gerekir.

Yeni bir yaratılışda. Eskiden canlı insanlar olduğumuz gibi tekrar döneceğiz derler.Halkalar boyunlarındadır. Âhirette halkalarla elleri boyun­larına bağlanır.Günahlar sebebiyle. Azabı.İyilikten önce. Rahmet ve onlara ihsanda bulunacağı iyi son, bolluk ve bereketten önce.Cezalar.Üzerine Rabbin'den bir âyet. İndirilmeli değil miydi? Levla: Teşvik edatıdır.Hz. Musa'nın asası. Hz. Salih'in devesi gibi mucize.Her kavim için bir hidayetçi vardır. Yani kendilerini Allah'a ibadet etmek ve O'na şirk koşmamak üzere davet eden bir elçi vardır.Her dişi neyi taşıyorsa. Her dişinin kıza mı, erkeğe mi, veya tek mi, çift mi çocuğu olacağını Allah bilir.Neyi eksiltiyorsa rahimler. Adet kanından eksilttiğini veya fazlalaştırdığını Allah bilir.[7]

 

Açıklama

 

Âyetlerin akışı, müşrikleri tevhide, Peygamberin nübüvvetine, kıyamet günü hesap için tekrar dirilmeye imana çağırma konusunda devam etmekte­dir. İlk âyette "Ey nebimiz, eğer onların senin elçiliğine ve Rabbİnİn birliğine inanmamalarına şaşacaksan, bundan daha çok, kıyamet günü tekrar dirilmeye inanmamalarına şaşman gerekir. Çünkü onlar inkâr sadedinde şöyle demek­tedirler:"Biz toprak olduğumuz zaman mı, yeniden yaratılacağız?"

Allah da onların küfrünü ve küfrün gerektirdiği azabı tescil ederek onlara şöyle işaret ediyor:"İşte onlar, Rabblerine nankörlük edenlerdir. Ve onlar, boyunlarında hal­kalar bulunan kimselerdir." Bu halkalar, dünyada, kibir, inkâr ve inat gibi kalbi hastalıklardır. Âhirette ise, ellerini boyunlarına bağlamak için boyunlarına vu­rulmuş azap halkalardır."Onlar ateş halkıdır.""Onlar orada sürekli kalacaklardır."Yani onlar orada ebediyyen kalacaklar ve herhangi bir şekilde oradan çıkamay ac aklardır.İkinci âyette "Senden iyilikten önce kötülüğü aceleyle istiyorlar," buyu­rarak kâfirlerin, ona kavuşmaları, Allah'ın elçisi ve onun getirdikleri konusun­da vardıkları hükümleri, yine kâfirlerin hafife alarak ve aceleyle istemiş olduk­ları dünya azabı arzularını, Allah açıklayarak Rasûlüne haber veriyor. Çünkü Rasûlüllah (s.a.v.) onları dünya ve âhiret azabıyla korkuturken, onlar o azabı istemekteydiler. Nitekim onlardan bir kısmı şöyle diyordu:"Gökten üzerimize taşlar yağdır ya da elem verici bir azap getir."Bu istekleri onların bilgisizliklerinden ve küfürlerinden kaynaklanıyordu. Yoksa onlar kötülük olan azabdan önce bereket, bolluk ve afiyet olan iyiliği isterlerdi."Oysa onlardan önce benzerleri gelip geçti." Cümle hâl cümlesidir: Yani, halbuki onlardan önce Allah'ın Semud, Ad, Eykey ve Mutefikat kavimlerini cezalandırması gibi önceki ümmetlerin başından cezalandırmalar gelip geç­miştir. Onlara ne oluyordu da azabı uzak görerek ve hafife alarak istiyorlardı, akılları nereye gitmişti?"Şüphesiz Rabbin onların zulümlerine karşı mağfiret sahibidir." Bu dur­um açıktır, gözle görülmektedir. Çünkü zulmün meydana gelmesiyle zalimleri

hemen hesaba çekseydi, zalimleri affetmeseydi, yeryüzünde hiç bir canlı bı­rakmazdı.

"Fakat Rabbinin azabı da pek çetindir,"Üçüncü âyette "inkâr edenler diyorlar ki: "O'na Rabbinden bir ayet indi­rilmeli değil miydi?" buyurarakRasûlüneve mü'minlere kâfirlerin tevhid, ölümden sonra tekrar dirilme ve nübüvvet konusundaki dedikodularını haber vermektedir. "Muhammed'e Rabbinden, Musa'nın asası, Salih'in devesi gibi bir âyet indirilmeli değil miydi?" Neticede onlar Rasûlüllah'ın peygamberliğine inansınlar ve onu tasdik etsinler.Allah, kafirlerin ileri sürdükleri bu görüşleri şöyle reddediyor:"Sen, ancak uyarıcısın." Yani azabla korkutucusun, bu uyarıyla beraber âyetlerin inmesi gereklideğildir.Binaenaleyh deliller istemelerine aldırış et­me, davetine devam et. Çünkü "her kavmin bir yol göstericisi vardır." Sen de bu ümmetin yol göstericisi ve Rabbine davet edenisin. Öyleyse davetine de­vam et ve sabret.Dördüncü âyet; "Allah her dişinin neyi yüklendiğini bilir." Yani çocuğun dişi mi, erkek mi, tek mi, ikiz mi, beyaz tenli mi, siyah tenli mi, mutlu mu mut­suz mu olduğunu bildiğini ifade etmektedir. "Rahimlerin neyi eksiltip neyi artırr1 ^ını" da bilir. Yani Allah rahmin hayız kanından eksiltip artırdığını da bilir. vünkü onun eksiltmesi hamilelik zamanından eksiltme, artırması ise ha­milelik zamanından artmadır. Mesela hamilelik bazen bir sene hatta daha fazla olabilir."Onun yanında her şey bir miktar iledir". Yani onun idare edişinde ve hükmünde herşey belirlizbirmiktardadır,neaslında ne de sıfatında; ne zaman­da ne de mekânda, artma veya eksilme olmaz."O gizliyi de açığı da bilendir." Yani mahrukattan görülmeyeni de görü­leni de bilir."Büyüktür, yücedir." Ondan büyük yoktur, her büyük O'nun önünde kü­çüktür. Allah, ortak edinmekten, benzerliktenn, eş ve çocuktan münezzeÜtir. İşte bu Allah'tır. Bu da Allah'ın sıfatlarıdır. Öyle ise, akıllı biri için ibadete lâyık olanın Allah'tan başkasının olması uygun olur mu? Yine kullarından dile­diğine (örneğin Hz. Muhammed'e a.s.) dilediği şeyi (yani Kur'an'ı) vahyetme-sini inkâr etmek akıllı bir insana yakışır mı? Elbette ki hayır, öyleyse kendile­rini Allah'a inanmaya çağrılmayı hoş görmeyenler, velevki gökte uçsunlar

denizlerin dibine dalsınlar, akıllı sayılmazlar."[8]

 

Sonuç

 

1-Âyetlerden akidenin üç temel esasının, tevhidin (Allah'ın varlığının, birliğinin ve kanun koyuculuğunun), nübüvvetin (peygamberliğin) ve Öldükten sonra dirilerek hesaba çekilmenin kabul edilmesi anlaşılmaktadır.

2- İmanı engelleyen şeyler, körü körüne taklid, kibir ve inattır.

3- Allah'ın kudretinin büyüklüğü ve ilminin genişliği vurgulanmaktadır.

4-  Kaza ve kaderin Allah'tan olduğuna inanmak gerektiği anlaşılmak­tadır.[9]

 

10- Aranızdan sözü gizleyen de, onu açık söyleyen de; ge­celeyin gizlenen de, gündüzün görünen de (O'nca) birdir. (O hep­sini   bilir,   görür.   O'nun   bilgisinden   ve   görmesinden   hiç   bir   şey

kaybolmaz.)

11-   İnsanın   önünden   ve   arkasından   izleyen   (melek)ler   var­dır.   Onu  Allah'ın   emriyle  korurlar.   Bir  millet  kendi  durumlarını değiştirmedikçe   Allah   onların   durumlarını   değiştirmez.   Allah'da bir kavme  kötülük  istedi  mi  artık  onu geri  çevirecek yoktur.   Za­ten  onların,  O'ndan  başka koruyucuları da yoktur.

12- Odur  ki  size,   korku   ve   ümit  içinde   şimşeği  gösterdiğin­de,   şimşeği   görünce   onun   tahribatından   korkarsınız,  fakat  yağ­murun   işareti   olduğu   için   sevinir,   yağmur   umarsınız.   Yağmurla yüklü ağır ağır bulutlar yapar.

13- Gök   gürültüsü,    övgüsüyle,    melekler   de    korkusundan O'nu  teşbih  ederler.  Yıldırımlar gönderir de  onlarla  dilediğini çar­par.   Allah'ın   tuzağı   (cezası)  pek  çetin   olduğu   halde,   onlar  hâlâ O'nun   hakkında   tartışmaktadırlar...

 

 Sozluk

 

 Ve gündüzün görünen. Yolunda görülen.Onun için izleyici vardır. Onu gece gündüz takip eden melek­ler vardır.

Allah'ın emrinden. Allah'ın emriyle korurlar.Bir kavimde olanı değiştirmez. Allah bir kavme olan iyilik ve nimeti, belâ ve azaba çevirmez.Nefislerinden olan. Onlar iman ve taatta olan temizlik ve sa­fiyeti günaha çevirmedikçe.O'ndan başka, onlar için. İşlerini üstlenecek ve onlardan azabı def edecek koruyucuları da yoktur. O'nun korkusundan. i Ve o cezası şiddetli olandır.[10]

 

Açıklama

 

Âyetlerin akışı, Allah'ın yüceliğinin, kudretinin, büyüklüğünün ve ilminin genişliğinin anlatmaya devam ediyor.

Yüce Allah âyette şöyle buyuruyor:"Aranızdan sözü gizleyen de, onu açık söyleyen de birdir" Allah gizliyi de aşikârı da bilir. "Geceleyin gizlenen de" yani gece karanlığında yürüyen de "gündüz yürüyen de" birdir, yani o kişi Allah tarafından bilinerek yolunda yü­rür. "O insanın, önünden ve arkasından izleyen melekler vardır; Onu Allah'ın emriyle korurlar."Lehu'deki zamirin gece gizlenen, gündüzün yürüyen kimseye ait olması caizdir. Bu durumda izleyenlerden maksat, zalim idareciyi Allah'ın azabından koruyan polis ve bekçiler olmaktadır. Tabii kendi görüşlerine göre düşünüyor­lar. Ancak Allah ona bir azap vermek istediğinde onu engelleyecek yoktur. Zaten O'ndan başka onu korumayı üstlenecek bir koruyucu olamaz.Lehu'deki zamirin Allah'a ait olması da caizdir. Bu durumda "takip eden­lerden" maksat, günah ve sevabı yazan Hafaza melekleridir. Bunun mânası ise şu şekilde olmaktadır:"Allah'ın izniyle ve emriyle onu korurlar." Âyetin her İki yorumundaki mânası da doğrudur. Birinci görüş İbn Cerir'in, ikinci görüş ise Müfessir'lerin çoğunluğunun görüşüdür."Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe, Allah onların durumlarını değiştirmez." Allah mahlûkatı hakkında geçerli olan kurallarından birini haber veriyor. Bu kural şudur: Allah bir kavme iman etmeleri ve salih amel işleme­leri sebebiyle ihsan ettiği nimetleri, onlar kendilerinde var olan, safiyet ve te­mizliği günah işleyerek, isyana dalarak, Allah'ın kitabından yüz çevirerek, onun koyduğu kuralları ihmal ederek, arzu ve heveslere dalarak ve sapık yol­da yürüyerek bozmadıkları sürece bozmaz." Allah da bir kavme hakettikleri azabı vermek istedi mi artık onu geri çevirecek yoktur. Zaten onların Al­lah'tan başka koruyucuları da yoktur."Bu, Allah tarafından, birine hakettiği azabı vermek istendiğinde onu her­hangi bir şekilde engelleyeninolamayacağının haber verilmesidir. Bu kişiler Allah'tan başka kendilerinden azabı çevirecek dost ve koruyucubulamazlar. Allah tarafından korunmaya gelince onlar Allah'a tevbe ettiklerinde ve af dile­diklerinde, Allah onlardan azabı kaldırır."O'dur ki size" bir taraftan yağmur "umudu," diğer taraftan yıldırım "kor­kusu içinde şimşeği gösterir." "Ağırbulutlar yapar" yani yağmur tanelerini taşıyan yağmur bulutlarını yaratır."Gök gürültüsü övgüsüyle, melekler de korkusundan onu teşbih eder­ler." Bu, gök gürültüsünü yapan bulutu kontrolle vazifelendirilmiş melektir ki, "Subhanallahi ve bihamdih," der. Melekler korktukları için teşbih ederler.Yani onlara Allah'ın öğrettiği sözlerle O'nu çocuk edinmekten, ortak koşul­maktan ve benzerlerinden tenzih ederler."Yıldırımlar gönderir de onunla dilediğini çarpar." Onlar hâlâ "Allah'ın varlığı, sıfatları ve bir olduğu konusunda tartışırlar." "Halbuki onun tuzağı pek çetindir." Bu âyet, Rasûlüllah'ın kendisine bir davetçi göndererek İslâm'a ça­ğırdığı, kâfir adam davetçiye: "Allah Rasûlünün yanından mı geliyorsun? Al­lah altın mı, gümüş veya bakır mı?" diyen kişi hakkında inmiştir. Bu kişi bu sözü söylerken bir yıldırım düşmüş ve onun kafatası kemiklerinden birini gö-türmüştür.[11]

 

Sonuç

 

1 - Allah'ın ilminin genişliği anlatılmaktadır.

2- Allah'ın azabından kendisini korumaları için muhafız kullanan kimse­lere, bu muhafızların hiçbir faydaları olmayacağı belirtilmektedir.

3-  Gece-gündüz insanla beraber olan bir meleğin varlığına inanmak farzdır. Ki, Kiramen- Kâtibin melekleri bunlardandır.

4- Nimetlerin günahlardan dolayı elden çıktığı anlaşılmaktadır.

5- Gök gürültüsü duyunca "gök gürültüsünün övgüsüyle, meleklerin kor­kularından teşbih ettikleri, zatı (Yüce Allah'ı) bütün noksan sıfatlardan ten­zih edeıım" demenin fazileti anlaşılmaktadır.[12]

 

14-   Gerçek  dua   ancak  O'na  yapılır. (Ancak  O'na   tapılmaya davet   edilir.) O'ndan  başka  davet   ettikleri   ise,   kendilerinin   hiç bir   isteklerini   karşılayamazlar.  (Onların   durumu)   tıpkı   ağzına gelsin   diye   suya   avuçlarını  uzatan kimse gibidir. Oysa (uzanıp suyu  avuçlamadıkça)  su  O'nun  ağzına  gelmez.   İşte  kâfirlerin   du­ası,   böyle   boşa   gitmektedir.

15- Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez  Allah'a secde   ederler.   Gölgeleri  de   sabah   akşam   (uzanıp   kısalarak  O'na

secde    etmektedirler.)

16- De  ki:   "Göklerin  ve yerin Rabbi kimdir?" De  ki   "Allah-tır."  O  halde,  de,  O'ndan  başka kendilerine  dahi bir yarar ve za­rar  vermeyen   dostlar  mı   edindiniz?  De   ki:   "Körle  gören,   yahut karanlıkla aydınlık bir olur  mu?"  Yoksa Allah'a,  O'nun   "yarattığı gibi yaratan   ortaklar  mı  buldular  da,   (ikisinin)  yaratma(sı)   onla­ra  benzer  mi göründü?  De  ki:   "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır.   O, tektir,   kahreden   (herşeye   üstün   gelen)dir.

 

Sözlük

 

Hakkın daveti onun içindir. Gerçek davet Allah'a aittir. Yani O, kendisinden başka hiç bir ilahın olmadığı gerçek ilahtır.Ağzına ulaşması için. Su ağzına ulaşsın, gelsin diye. Ancak sapıklıkta. Fayda elde edilemeyen, kayıp içinde. Sabah-akşam.[13]

 

Açıklama

 

Âyetlerin akışı deliller ve delillerle tevhid akidesini izah hususunda de­vam etmektedir.

"Gerçek davet ona aittir." Yani gerçek davet her türlü noksanlıklardan münezzeh ve yüce olan Allah'a aittir. Başkalarına ilah isminin verilmesine gelince, bu isimlendirme gerçek manada doğru değildir. Mesela Allah'tan baş­ka kendilerine ibadet edilen putlara gerçek ilah lafzının verilmesi de bâtıldır. Onlara ibadete çağırma da batıldır. Gerçek davet ise sadece Allah'a aittir."Ondan başka dua ettikleri ise" yani Allah'ın dışında diğer ibadet edi­lenler "kendilerinin hiç bir isteklerini karşılayamazlar." Yani onların istedikle­ri şeyleri vererek onların çağrısına cevap veremezler.

"(Onların durumu) tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir." Yani ellerini açıp su kuyunun dibinde olmasına rağmen ellerini uza­tan fakat suya ulaşamayan, suyun da kendisine ulaşamadığı, fakat bu durumu susuzluktan ölünceye kadar devam eden kimsenin durumu gibidir. İşte bu, Allah'tan başkasına duayla, kurbanla, adakla veya korku ve ümitle ibadet eden, isteklerinin karşılanmasından mahrum, arzusunda hüsrana uğramış, a-kibeti ancak ateş ve hüsran olacak olan kişinin durumu gibidir. İşte âyetin mânası budur. "İşte kâfirlerin duası böyle boşa çıkmaktadır.""Gökte ve yerde olanların tamamı Allah'a secde etmektedir." Gökte olanlardan maksat melekler, yerde olanlardan ise isteyerek secde edenler mü'minlerdir. İstemeyerek secde eden de münafıklardır."Gölgeleri de sabah akşam (O'na secde ederler.)" Ayetin anlamı şudur: Kâfirler Allah'a secde etmeyip ona ibadeti kabullenmediklerinde, Allah'a gökteki melekler, yerdeki insan ve cin secde eder. Mü "miriler isteyerek secde ederler. Kâfirler ve münafıklar ise secde etmeye mecbur kaldıkları zaman sec­de ederler. Onlar karşı gelemeyecekleri Allah'ın hükmüne boyun eğdikleri gibi, gölgeleri de sabah akşam Allah'a secde ederler. O Allah ki, onları ya­ratmış, onlara istediği şekli vermiş, istediği gibi rıziklandırmış ve dilediği za­manda Öldürecektir. Öyleyse hangi secde, hangi rükû (boyun eğmeyi ifade açısından) bundan daha açıktır?

"De ki, göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" Yani yeri göğü yaratan, onların sahibi ve yerle gökteki işlerin idarecisi kimdir? Allah-u Teâlâ âyetin de­vamında Rasûlüne onlardan önce cevap vermesini emrediyor.

"De ki Allah'tır." Çünkü onların, bundan başka verecekleri cevapları

yoktur. Allah'ın gerçek Rab olduğunu kabul etmelerinden sonra Allah, Rasû­lüne onları azarlayarak şunu söylemesini emrediyor:"Ondan başka dostlar mı edindiniz?" Yani Allah'tan başka, başkalarına fayda vermek ve onlara gelecek zararı engellemek bir tarafa, kendilerine bile herhangi bir fayda veya zararları dokunmayan ortaklar mı edindiniz? Akılları­nız nereye gitti ey müşrikler? İfadede; tevhidin lüzumu ile şirkin batıllığına delil getirme konusunda mübalağa olarak, Rasûlünün onlara şöyle demesini emrediyor."De ki: "Körle gören, yahut karanlıkla aydınlık bir olur mu?" Cevap ke­sinlikle hayırdır. Öyleyse inananla kâfir, hidayetle sapıklık nasıl bir olur? Me­sela mü'min, Allah'ın kendisine, rızık verdiğini, gizlisini, açığını bildiğini; dua ettiğinde duasını kabul ettiğini; Rasûl gönderdiğini ve kitap indirdiğini bilerek Allah'a ibadet eder. Müşrik ve kâfir ise, ibadet edenine herhangi bir fayda ve zarar verme bir tarafa kendisi için dahi hiç bir şeye malik olamayan, ses işitmeyen duaya icabet etmeyen, Allah'ın yarattığı şeylerden bir yaratığa iba­det eder. Mü'min, Allah'ın emrettiği ibadet ve kendisinden istediği itaatlerle Allah'a ibadet eder. Müşrik ve kâfir arzularıyla batıla ibadet eder ve yaşama hayatında sapıklık yoluna girer.göründü?" Yani onlar, Allah'ın yarattığı gibi mahlûkatı yaratmış olan ortaklar buldular da, müşriklere bu yaratma Al­lah'ın yarattığı gibi onların da yarattıklarını zannederek ortaklara ibadet mi ettiler? Cevap hayırdır. Çünkü onların ibadet ettiği ilahlar, başka bir şey ya­ratmayı bırakın bir sineği yaratmaya bile güç yetiremezler. Öyleyse nasıl oluyor da, o ortaklar hiç bir şey yaratmamışlarken, onlara ibadetleri doğru oluyor?"De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O tektir, kahredendir."1 Ey Rasûl, ilahlarının hiç bir şey yaratmadıklarını kabul ettiklerinde müşriklere "her şeyin yaratıcısı Allah'tır. Her zalimi alt eden ve her inatçı kâfiri zelil eden, ib­adete hak sahibi olan, kendisine itaat etmenin farz, inanmanın hidayet, inkârın da sapıklık olduğu, benzer ve ortağı olmayandır" de.[14]

 

Sonuç

 

1- Gerçek davet sadece Allah'a yapılan davettir. Gerçek ibadete layık olan da O'dur, kendisinden başka ibadet edilen ve yaratan yoktur.

2-  Müşriklerin dua ve ibadetleri sonuçsuz kalmaktadır.

3-Bütün mahrukatın Allah'a secde ettiği, çünkü onların Allah'ın.hüküm ve iradesine boyun eğdiği anlatılmaktadır.

4- "Onların gölgeleri de secde eder" âyetine gelince bu âyetten dinleye­nin ve okuyanın secde etmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

5- Şirk koşmanın ne akli ne de âyetlerde hiç bir delili yoktur. Aksine şirk koşmanın batıl olduğu ve Allah'a şirk koşanın tevbe etmeden ölürse ebedi ce­henneme gireceği bildirilmiştir.

6- Allah'a ibadetin farz olduğu bildirilmektedir.[15]

 

17- Gökten su indirdi de dereler kendi ölçüşünce (o su ile) çağlayıp aktı. Sel üste çıkan köpüğü taşıdı. Süs, yahut eşya yap­mak için ateşte yakılıp erittikleri madenlerde bunun gibi bir köpük   (posa)   vardır.   Allah,   hak   ve   batılı   böyle   benzetmekle   an-

latır.  Köpük yok olup gider.  İnsanlara yararlı  olan  ise yer yüzün­de  kalır.  İşte Allah,   böyle  güzel misaller  verir.

18- Rablerinin buyruğuna uyanlara, en güzel karşılık vardır. Ona uymayanlara ise yer yüzünde bulunan her şey ve bunun bir misli kendilerinin olsa, (Allah'ın azabından kurtulmak için) onu fidye verirlerdi. Onların hesabı çok kötüdür. Varacakları yer de cehennemdir,  ne kötü  bir yataktır o!

 

Sözlük

 

Dereler kendi miktarınca aktı. Akan suyun miktarınca dereler dolup taştı.Üste çıkan köpük.

5 Ve üzerinde ateşde yaktıklarından. Altm, gümüş ve bakır gibi t ateşte yaktıkları madenlerde.

Süs ve menfaat talebi için. Süs yahut eşya yapmak için. Selin köpüğü gibi köpük.

Sel köpüğü veya ateşte erittikleri madenin köpüğüne gelince. Köpük yok olup gider. i Belli bir zaman yer yüzünde kalır, insanlar ondan faydalanır.Rablerine icabet edenler için güzellik vardır. Rablerine inanan ve güzel amel işleyenlere cennet vardır." İcabet etmediler. Allah'a iman etmeyen ve itaat etmeyen kim­seler.

Ona fidye verdiler. Allah'ın azabından kurtulmak için fidye verseler.Kötü hesab yani işledikleri her günahla hesaba çekilme ve hiçbir günahın affedilmemesi vardır. ,  Ve ne kötü yatak, beşik. Kendileri için hazırladıkları yatak nekötüdür. Bu yatak cehennemdir.[16]

 

Açıklama

 

Âyetlerin akışı tevhidi açıklamaya, küfrün ve şirkin çirkinliğini anlat­maya devam ediyorr. Bu âyette Allah hak ve batıl için yani hakkın kalışı,batılın yok ulusu için misaller vermektedir."Allah gökten bir su indirdi de dereler kendi ölçüşünce aktı." Yani dere­ler büyük ve küçüklüğüne göre aktı. Çünkü derelerin bazısı büyük bazısı küçük olur. Derede akan sel, suyun üstünde köpük taşır. Demirci ve kuyumcu ustalarının eşya ve süs yapmak için ateşte yakıp erittikleri madenlerde bunun benzeri köpük vardır.kötü olanı üste çıkar, iyi olanı pota­da kalır bundan süs ve eşya yaparlar. "Böylece misaller verir." Böyleceden maksat hak için verilen su ve cevher, batıl için verilen ise su ve cevherin köpüğüdür."Köpüğe gelince, yok olup gider." Yani sel onu derenin kenarına atar, o da ağaç ve taşlara tutunur. Mücevherci de köpüğü aynı şekilde atar. Sudan faydalı olan kısmı yer yüzünde, aynı şekilde süs ve eşya olarak faydalanıla­cak maden de mücevherci ve demircinin potasında kalır. Allah bu misalleri bi­lesiniz, inanasmız, hidayete erişip mükemmel ve bahtiyar olasınız diye ver­mektedir.İlk âyetin (17. âyet) ihtiva ettiği mâna budur. İkinci (18.) âyete gelince Allah müjde ve tehdidini haber vermektedir. Allah'ın vaadi kendileri için cen­netin var olduğu şeklinde, itaat edenler için, tehdidi ise günahkârlar içindir ki, bu vaad, vaadlerin enkötüsüdür. Allah vaadi (müjdesi) konusunda şöyle bu­yuruyor:"Rablerinin buyruğuna uyanlara en güzel karşılık vardır."Tehdidi konusunda ise" şayet Rablerinin buyruğuna uymayanlar, yerde olanların tamamını ve onunla beraber bir mislini bağışlasalar da. Onların hes­abı çok kötüdür. Bu hesab işlerindeki her ufak ve büyük günah için hesaba çekilmeleri ve hiç bir günahın affedilmeme sidir. "Onların varacakları yer de cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!"[17]

 

Sonuç

 

1- Maddi olmayan konuların zihinde kavranması için misal vermenin uy­gun olduğu anlaşılmaktadır.

2- Hakkın baki, batılın yok olmasının ilahi bir kural olduğu belirtilmekte­dir.3-  İman ederek ve amel işleyerek Allah'a itaat edenlere vaadinin (müjdesinin) olduğu -ki bu cennettir- anlatılmaktadır.

4-  Allah'ın iman ve amelle kendisine itaat etmeyenlere tehdit ve azabı­nın olduğu anlaşılmaktadır.[18]

 

19- Rabbinden   sana   indirilenin   hak   olduğunu   bilen   kimse (bunu  kabul etmeyen)  kör gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır.

20- Onlar Allah'ın  ahdini yerine getirirler  ve  anlaşmayı  boz­mazlar.

21- Ye    Allah'ın    bitiştirilme sini    istediği    şeyi    bitiştirirler (akraba   ile,   mü'minlerle   ilgiyi   kesmezler,   yapılması   gerekli   şeyi yaparlar.)  Rablerine  karşı  saygılı  olur  ve   en   kötü  hesaptan  kor-

karlar.

22-  Ve    onlar   Rablerinin   yüzünü    (rızasını)    arzu    ederek (nefsin   gücüne  giden   şeylere)   sabrederler;   namazı   kılarlar,   ken­dilerine   verdiğimiz   rızıktan   gizli   ve   açık   olarak   (hayır  yoluna) harcarlar  ve  kötülüğü  iyilikle  savarlar,  işte  şu yurdun  sonucu  on­larındır. "

23- "Adn   cennetlerine   girerler.   Babalarından,   eşlerinden   ve çocuklarından   iyi  olanlar  da   kendileriyle   beraber  olur.   Melekler de her kapıdan yanlarına  varırlar.

24- Sabretmenize   karşılık   selam   size,   yurdun   sonu   ne   gü­zel."   (derler).

 

Sözlük

 

 Tıpkı o âma gibi. Hakkı görmeyen, bilmeyen ve ona inanmay­an kimse gibi.

Akıl sahipleri.Allah'ın bitiştirilmesini istediği (iman, tevhid ve akraba ziya- reti gibi) şeyleri bitiştirirler.

Güzellikle savarlar. Cahilliği yumuşaklıkla, eziyeti sabırla sa­varlar.Yurdun sonuAhirette övülecek sonuç.

Adn cennetleri, İçinde daima kalınacak cennet bahçesi. Adn cenneti.[19]

 

Açıklama

 

Bu âyetler Hamza b. Abdülmuttalib gibi salih şahsiyetlerle Ebu Cehil gibi kâfir, bozguncu şahsiyetler arasında mevcut olan üstünlüğü ve kıyas­lamayı anlatmaktadır. Onların sıfatlarıyla beraber ahiretteki durumlarım ve Ahirette karşılaşacakları ceza ve mükâfatı gerektirecek sıfatları saymaktadır.Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen" ona inanıp, inanç, iba­det ve muamelelerinde onun prensibi üzere olan hakkı bilmeyen, inanmayan, Rasûle indirilenle amel etmeyen kör kimse gibi midir?" Cevap elbette hayır­dır. Çünkü bunların ikisi adalet ve hak terazisinde asla bir olamazlar.Bu kıyaslama ile hakikatleri idrak eden, hak-batıl, hayır-şer, faydalı ve zararlı gibi kavramlarla arasım ayırd eden "akıl sahipleri Öğüt alır." Yüce Al­lah aşağıda gelecek âyetlerde, bu kişilere nimet ve ikramda bulunmasmı ge­rektiren sıfatlarını sayacaktır.

"Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve anlaşmayı bozmazlar."Bu sıfatların ilki: Anlaşmalara ve verilen sözlere sadık kalmaktır. Çünkü anlaşmalara ve verdiği sözleresadıkkalmayan Allah katında mesuldür.

İkinci sıfat: Allah'ın emrettiği iman, İslam, ihsan ve akraba ile irtibatlı olma gibi şeyleri.

"Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyleri bitiştirirler."Üçüncü sıfat: İtaat etmelerini icab ettiren Allah korkusudur. "Rablerin-den korkarlar."Dördüncü sıfat: İnsanın küçük ve büyük günah karşısında muhasebe yapmasını gerektiren kıyamet günündehesaba çekilme korkusudur. "Onlar en kötü hesaptan korkarlar."

Beşinci sıfat: Allah rızası için, ibadete devam ve günahlardan kaçınma­dır. "Onlar Rablerinin rızasını kazanmak için sabrederler."Altıncı sıfat: Şartlarına, sünnetlerine ve adabına riayet ederek cemaatle namazların eda edilmesidir. "Onlar namazı dosdoğru kılarlar."Yedinci sıfat: "Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan zekât ve sadaka şeklinde infak ederler."Sekizinci sıfat: Kötülüğü iyilikle, kendilerine karşı yapılan kaba hareketi yumuşaklıkla savmaktır. "İşte şuyurdun sonu onlar içindir." Bu âyeti 'Adn cennetleri'yle tefsiy etmektedir. "Babalarından eşlerinden ve çocuklarından iyiolanlar da kendileriyle beraber olur."

Burada iyi olmak, iman etmek güzel ve faydalı işler yapmak anlamında­dır. "Melekler de her kapıdan yanlarına varırlar." Meleklerin onların yanlarına girmeleri "Sabretmeniz mukabili size selam olsun cennet yurdu ne güzeldir." diyerek onları tebrik içindir. Meleklerin bu tebriki ne büyük tebrik ve bereket­tir. Allah'ım bizi, aile halkımızı ve bütün müslümanlan bu kişilerden eyle. amin...[20]

 

Sonuç

 

1- Burada mü'minin gören, bilen ve amel eden bir canlı, kâfirin ise bil-

meyen ve amel etmeyen kör bir ölü olduğu anlatılıyor.

2- Vaazlardan ibret almanın aklı-selim sahipleri için söz konusu olduğu pekiştiriliyor.

3- Âyette sayılan sekiz sıfatın fazileti ele alınıyor.

4- Ukbaddar'ın (yurdun sonu) cennet olduğu belirtiliyor.

5- Meleklerin, mü'minlerin cennete girişleri sırasında onları kutladığı ve selamladığı anlaşılıyor.[21]

 

25- Ama   Allah'a   verdikleri   sözü   iyice   pekiştirdikten   sonra bozanlar   ve   Allah'ın    bitiştirilme sini   istediği   şeyi   kesenler   ve

yeryüzünde   bozgunculuk  yapanlar,   işte   lanet   onlara,   yurdun   kötü sonucu  da  onlaradır.

26- Allah  dilediğine  rızkı  açar da,  kısar da.  Dünya  hayatıyla sevindiler.   Oysa  Ahiretin  yanında   dünya   hayatı,   bir  geçimden   i-barettir.

27-  İnkâr  edenler.'1  Ona Rabbinden  bir âyet indirilmeli  değil miydi?"  diyorlar.  De  ki:   "Allah  dilediğini  (bu  tür  sözlerle)   saptı­rır.   Yöneleni  de  kendisine   iletir.

28- Onlar  inanan   ve Allah'ı  anmakla  gönülleri  huzur  bulan kimselerdir.  İyi bilin  ki gönüller ancak Allah'ı anmakla  huzur bu­lur.

29-  "İşte  mutluluk  ve  güzel gelecek,  o  inanıp güzel işler ya-                           

Panlarındır

.

 Sözlük

 

 Allah'ın ahdini bozanlar. Ona sarılmayan dolayısıyla Allah'a ibadet etmeyen kimseler.

 Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyleri kesenler.Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. Namazı terkederek zekâtıvermeyerek, iyiliği terkedip kötülük işleyerek yer yüzündefesad çıkaranlar.Lanet onlaradır. Allah'ın rahmetinden uzak olma durumu onlar için söz konusudur.Ve yurdun kötüsü onlar içindir. Daraltır, azaltır.Sadece menfaat. Belirli bir müddet faydalanılacak ve sonra bi­tecek az bir miktar geçimdir.

Güzel gelecek ve müjde onlar içindir. Cennetteki Tuba ağacı ve güzel gelecek yani Daru's-Selam onlar içindir.[22]

 

Açıklama

 

"Ama Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar." Bu âyet, Hamza b. Abdulmuttalib gibi inananlar karşısındaki Ebu Cehil gibi inanmayan, ikinci grubu söz konusu etmekte ve azabı gerektiren sıfatla­rını saymaktadır. Âyet o ve benzeri kişiler için aşağıda gelecek sıfatları zik­retmektedir. Bu sıfatlar şunlardır:

1- Allah'a verilen sözü bozarlar. Onlar Allah'a İbadet etmezler, O'nun bir olduğunu kabul etmezler. Bu ahid öyle bir ahiddir ki, Allah ruhlar aleminde onlardan bu ahdi (sözü) almıştır.

2-Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği iman ve akrabayla irtibatın devamı gibi şeyleri terkederler." Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi keserler."

3- Günah ve şirkle yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. "Yer yüzünde fe-sad çıkarırlar." Bu sıfatlarla onlar cezayı hak etmişlerdir."İşte lanet onlara, cehennem azabı da onlaradır." Allah dilediği kimse için rızkı genişletir, dilediği kimse için de daraltır. Dünya hayatıyla sevindiler. Oysa ahiretin yanında Dünya hayatı, geçici bir hayattan ibarettir." Allah bu âyette mahlûkatı hakkında geçerli olan şu kaidesini haber veriyor: Allah dile­diği kimse için, imtihan olmak üzere şükür mü edecek yoksa nankörlük mü yapacak diye rızkı genişletir. Dilediği kimse için de, imtihan olmak üzere sabır mı ede*cek yoksa isyan mı edecek diye rızkı daraltır. Allah bazıları için rızkı genişletir. Çünkü onlara sadece bu uygun gelir. Bazıları için de rızkı da­raltır. Çünkü onlara da sadece bu uygun gelmektedir. Zenginlik asla Allah'ın hoşnutluğuna işaret etmez. Fakirlik ise asla Allah'ın gazabına delâlet etmez."Dünya hayatıyla sevindiler."Yani bu kâfirler, dünya hayatının miktarını, geçiciliğine aldandikları ve gerçekleri, bilmedikleri için dünya hayatıyla sevinmişlerdir. Oysa Allah'ın, iman ehli olan dostfları için hazırladığı şeyler karşısında dünya hayatı, ekmek çöreği veya hurma tanesi gibi az bir menfaattin"." Kâfirler şöyle derler: "Ona Rabbinden bir âyet indirilmeli değil miydi? "Âyet daha önce de geçmişti. Müşrikler Hz. Salih'in devesi ve Hz. Musa'nın asası gibi, inanmaları için bir âyet istemişlerdi. Oysa onlar bu isteklerinde yalancıydılar. Onları bu isteğe inad ve meseleyi hafife almaları sevketmişti. Yoksa Kur'an âyetleri deve ve asadan daha büyük mucizeydi. Bu sebeple Allah, Rasûlüne şöyle dedi:"De ki: Allah dilediği kimseyi binlerce âyet görmesine rağmen sapıklığa yöneleni "saptırır" hiç bir âyetgörmesede hakka "yönelen kimseyi kendisineiletir.""Onlar inanan ve Allah'ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir." İşte onlar iman ederek ve Allah'ın varlığını ve birliğini kabul ederek Al­lah'a yönelen, Allah'ın da kendilerini doğru yola ilettiği ve kalpleri Allah'ın zikriyle ve Hz. Muhammed'le ashabının anılmasiyla huzur bulan kimselerdir. "İyi bilin ki, gönüller ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur." Mü'minlerin kalpleri zikirle huzur bulur, kâfirlerin kalbi ise dünya ve ni­metlerinin zikriyle, müşriklerin kalbi ise putlarını anmakla huzur bulur."İşte mutluluk ve güzel gelecek, o inanıp güzel iş yapanlar içindir." Bu, Allah tarafından iman vesalihamelehlinene hazırladığının haber verilmesi­dir. Hazırlanan şey, dilin anlatamadığı iyi bir durum veya cennet'te bir ağaç olan Tûbayla, güzel gelecek olan cennettir.[23]

 

Sonuç

 

1- Burada günahkarların özelliklerini taşımanın yasak olması anlatılıyor. Bu özellikler şunlardı: Ahdi bozmak, Allah'ın ilgilenmeyi emrettiği şeyi kes­mek, yeryüzünde fesad çıkarmak.

2- Zenginlik ve fakirlik Allah'ın bilgisi dahilinde imtihan ve denemedir. Ne Allah'ın rızasına ne de Öfkesine işaret etmezler.

3- Dünyanın hor ve hakir olması vurgulanıyor.

4- Allah'ın anılmasının fazileti ve kalbin onunla huzur bulması ele alı­nıyor.

5- Allah'ın, iman eden, salih amel işleyene Tuba ve güzel geleceği vaa-dettiği âyetlerden anlaşılmaktadır.[24]

 

30-  Seni  de  böylece  kendilerinden  önce  nice  milletler geçmiş bulunan    bir   millete   gönderdik   ki,    sana   vahy ettiğimizi   onlara okuyasın.   Oysa   onlar  Rahmana   nankörlük  ederler.   (O,   çok  mer­hamet  eden  Allah'ın   nimetlerine  şükretmezler.)  De  ki:   "O,   benim Rabbimdir.   O'ndan   başka   ilâh   yoktur.   O'na   dayandım,   tevbem yalnız   O 'nadir.

31- Eğer    kendisiyle    dağların    yürütüldüğü,    yahut    arzın, parçalandığı,   yahut   ölülerin   konuşturulduğu   bir  Kur'an   olsaydı! Hayır bütün  işler Allah'a aittir. İnananlar hala anlamadılar mı ki, Allah    dileseydi   bütün    insanları   yola    iletirdi.    Yaptıkları    işler yüzünden   inananların   başlarına  aynı   haller)  gelmeye   devam   ede­cek,   (yahut  yurtlarının  yakınına   konacaksın).   Allah'ın   vaadi  ge­linceye   kadar  bu   böyle  devam   edecektir.  Allah  sözünden  caymaz.

32- Senden  Önceki  elçilerle  de  alay  edildi  de  inkar  edenlere bir  süre   mühlet  verdim,   sonra   onları  yakaladım.   Cezam   nasılmış

(gördüler).

 

Sözlük

 

Böylece seni gönderdik. Daha önce elçiler gönderişimiz gibiseni de gönderdik.

Onların üzerine okuyasın diye. Onlara Kur'an'ı okuyasın diye.Ve onlar Rahman'ı inkar ediyorlar. Onlar Rahman'a nankörlük ederlerKendisiyle dağların yürütüldüğü.lYahut arzın parçalandığı.Veya Ölülerin konuşturulduğu.Bilmediler mi? anlamadılar mı?Musibet. f   Onların evlerinin yakınına inecek.Ve mühlet verdim, bir süre geciktirdim.[25]

 

Açıklama

 

Âyetlerin akışı, inanç esasları olan tevhid, nübüvvet, ölümden sonra di­rilme ve kıyamette hesaba çekilme konularında devam etmektedir. İlk âyette "Seni de böylece gönderdik," ifadesiyle Hz. Peygamber (s.a.v.)'in nübüvveti (elçiliği) izah ediliyor. Biz senden önce Peygamber gönderişimiz gibi, kendil­erinden önce pek çok toplulukların gelip geçtiği bir kavme seni Peygamber ol­arak gönderdik" denilmektedir. Peygamber göndermenin maksadım da şu şekilde açıklamaktadır:"Onlara sana vahy ettiğimizi okuyasın diye." Vahyedilen bu şey rahmet, hidayet ve şifadır."Halbuki onlar Rahmana nankörlük ediyorlar."O Rahman ki, seni onlara mutlu olmaları ve mükemmel olmaları için hak din ve hidayetle gönderdi. Öyleyse sen onlara de ki "O, kendisinden başka ilahın olmadığı, kendisinden başka gerçekte mabudun olmadığı Rabbimdir. Ona tevekkül ederim. Tevbem ve dönüşüm onadır." Bu ifadeyle, en güzel bir şekilde tevhidin esasını izah etmektedir. İkinci âyette "Eğer kendisiyle dağ­ların yürütüldüğü, yahut arzın parçalandığı, yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı!.." ifadesiyle yalnız Kur'an âyetlerinin değil de bütün işlerin kendisine ait olduğu, Allah'ın dilediğini hidayete erdireceği, dilediğim de sap­tıracağı anlatılmaktadır. Bütün bunlar Allah'ın zorlamasıyla değil, kulun kendi amellerinden dolayı olmaktadır. Allah onlara verdiği takdirde inanmayacak­larını, dolayısıyla geçmiş ümmetlere olduğu gibi onlara da ebedî azabın hak olduğunu bildiği için onları inatlarından dolayı kendi hallerine bıraktı. Mü'min-

lerden bir kısmı, müşriklerin görmeleri durumunda inanacaklarını zannederek varlık alemindeki âyetleri arzu ediyordu.Aşağıda geleceği gibi şirkle tevhid arasındaki savaş sona erdi."İnananlar bilmedi mi ki şayet Allah dİleseydi." Yani zorlasaydı gerek âyet gerekse başka şeylerle "İnsanların tamamını hidayete erdirirdi." Şu halde meseleyi Allah'a bırak. O, dilediğini yapar ve istediği gibi hüküm verir."Yaptıkları işler yüzünden inkâr edenlerin başlarına âni belalar gelmeye devam edecek yahut yurtlarının yakınına konacak."Âyette geçen "yaptıkları" şeyden maksat şirk ve isyandır. "Karia"nm manası kalpleri korkuyla titreten, insanların içini hüzün ve kederle dolduran musibet. Yurtlarının yakınma konmaktan maksat, Rasûlüllah (s.a.v.)'ın İslâm ordusuyla Mekke'nin fethi için yurtlarının yakınma konması, neticede Allah'ın zafer müjdesinin gelmesidir. Ayet, Kureyş'ten sonraki kişiler hakkında umu­milik ifade eder. Tehdit genel olarak bütün kâfir toplulukları içerir. İşte şu yüz yılda bir veya bir kaç kere onların başlarına gelen musibetlerle onların durum­ları bu şekilde devam edecek. İslâm ordusu onlar Allah'ın dinine girmeleri veya yok olmaları için yurtlarının yakınına konacak."Muhakkak ki, Allah sözünden caymaz."Son âyet-i kerimede, Allah, Rasûlünü müşriklerin inadı karşısında duy­duğu elem ve yorgunluktan dolayı teselliederek şöyle demektedir:"Senden önceki elçilerle de alay edildi de inkâr edenlere bir süre mühlet verdim. Sonra onları yakaladım."Yani onlara zaman tanıdım. Ta ki, aleyhlerinde delil bulunsun. Sonra da onları yakaladım, onlardan hiç bir ferdi bırakmadım."Cezam nasilmış (gördüler)." Azabımın nasıl şiddetli ve genel olduğunu gördüler. Tevbe edip müslüman olmazlarsa, seninle alay eden kimselere de aynı şekilde davranırım.[26]

 

Sonuç

 

1- Burada inanç esaslarının izahı yapılıyor.

2- Tevekkül (güvenmek ve dayanmak) ve tevbe sadece Allah'a yapılır. Ondan başkasına asla yapılmaz.

3- Kur'an'm büyüklüğü ve fazileti anlatılıyor.

4- İlmin fazileti anlatılıyor.

5- Allah'ın, kâfirleri dünyada, kıyamete kadar felaketlerle tehdit ettiği anlatılıyor.

6- Allah'ın kâfirlere mühlet verdiği, onları gözardı etmediği anlaşılmak­tadır.[27]

 

33- Her nefsin yaptığı işin "başında duran, (hiçbir şeyden ha­beri olmayanlar bir olur) mu? Onlar Allah'a ortak koştular. De ki: "Onları isimlendirin (nitelendirin bakalım tapümaya değer bir yanları var mı?) Yoksa siz, Allah'ın, yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi kendisine haber veriyorsunuz? Yoksa boş söz mü söylü­yorsunuz? Hayır, inkâr edenlere tuzakları süslü gösterildi, (Hak) yoldan   çıkarıldılar.  Allah   kimi   saptırırsa,   artık  ona  yol  gösteren

olmaz!

34-   Dünya  hayatında  onlar için  azap  vardır,  âhiret azabı  ise daha   zordur.    Onları   Allah(ın   azabın)dan   koruyacak   kimse   de

yoktur.

35- (Allah ftn   emirlerine   karşı   gelmekten)   korunanlara   vaa-dedilen   cennetin  durumu  şöyledir:  Altından  ırmaklar  akar;  yemişi de   süreklidir,   gölgesi   de.   İşte   korunanların   sonu   budur.   İnkâr edenlerin  sonu  da  ateştir.

 

Sozluk

 

Her nefsin yaptığı işin başında duran, onu koruyan, rızık bah­şeden, bilen ve yaptığı işe mukabil olarak karşılık veren.De ki onları isimlendirin.  Bilmediği bir şeyi mi ona haber veriyorsunuz?Sözden zahiri ile. Gerçekliği olmayan yersiz   zanda mı bulu­nuyorsunuz?Daha zor.-Koruyucu. Cennetin örneği. Sana anlattığımız cennetin özelliği; şekli".Yenilen şeyleri ve gölgesi süreklidir.[28]

 

Açıklama

 

Ayetlerin akışı; tevhidin izahı, şirkin iptali konusunda devam etmekte­dir.

"Her nefsin yaptığı işin başında duran, (Hiç bir şeyden haberi olmayanla bir olur) mu?"

Gözeten, rızık veren, bilen, işlediğinin hayır mı, şer mi olduğundan ha­berdar olan Allah, gözetmeyen, rızık vermeyen ve hiç bir şey bilmeyen putla bir olur mu? Şu halde putların ilah kabul edilmesi asılsızdır. Ve yalnız kendin­den başka Rab ve İlah olmayan Allah'tır ilah olan."Onlar Allah'a ortak koştular. De ki onları isimlendirin."

Yani onlara de ki, ey Allah'ın Rasûlû şu ortakları anlatın. Onların kim ol­duğunu açıklayın.

"Yoksa siz yeryüzünde Allah'a bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz. Yoksa siz boş söz mü söylüyorsunuz?"Yani gerçekliği olmayan bir zanda mı bulunuyorsunuz?"Hayır inkâr edenlere tuzakları süslü gösterildi."Yani onların yalan sözleri ve iftiraları onlara süslü gösterildi. Bununla onlar hak yoldan çıkarıldılar ve doğru yola ulaşamadılar."Allah kimi inadından dolayı saptırırsa, artık ona yol gösteren olmaz. Dünya hayatında onlar için "esir alınmak ve öldürülmek şeklinde" azap var­dır. Âhiret azabı ise dünya azabından "daha zordur."

"Onları Allah'ın azabından koruyacak kimse de yoktur."Yani onların Allah'tan başka kendilerini koruyacak ve onlardan azabı çevirecek, neticede azabı tatmamalarını sağlayacak kimseleri yoktur. "Mutta-kilere (Allah'ın emirlerini hakkıyla yerine getirenlere) vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Altından ırmaklar akar. Yiyecekleri ve gölgesi süreklidir."Yiyecekleri tükenmez, gölgesi yok olmaz. Ve dünya gölgesi gibi güneş ışığıyla ortadan kalkmaz."İşte Allah'tan sakınanların iman edenlerin ve ona kulluk edenlerin sonu budur. Kâfirlerin sonu da cehennemdir."[29]

 

Sonuç

 

1-Burada tevhidin izahı, putların kollayıp gözetemeyeceği, rızık vere­meyeceği ve yapılan işlere karşılık mukabelede bulunamayacağı her işin başında duranın gerçek ilah olan Allah olduğu, ondan başka edinilen ilahların bâtıl oldukları ve sadece isimlerinin bulunduğu anlatılıyor.

2-Kâfirlerin yaptıklarını kendilerine şeytanın süslü göstermesi ve doğru yoldan alıkoyması sebebiyle küfürlerine devam edeceği vurgulanıyor.

3- Kur'an'ın müjde ve tehdit arasını birleştirmedeki yüceliği ortaya çıkıyor. Çünkü bu ikisiyle insanların hidayeti mümkündür.[30]

 

36- Kendilerine   kitap   verdiğimiz   kimseler  sana   indirilenden sevinirler.   Fakat   kabilelerden   onun   bir   kısmını   inkâr   edenler vardır.  De  ki:   "Bana yalnız Allah'a  kulluk etmem  ve  ona  hiç  bir şeyi  ortak  koşmamam   emredildi.   Ben   (insanları)   O'nd• davet  ede­rim,  dönüşüm  de O'nadır.

37-  Ve   işte   biz   onu,   Arapça   bir  hüküm   (hikmet  gereğince hükmeden  bir kitap)  olarak  indirdik.  Eğer sana gelen  bu  ilimden sonra  onların  keyiflerine  uyarsan,  artık  seni Allah'tan  kurtaracak ne bir veli (dost)  ne  de  bir kurtarıcı  olmaz.

38- Andolsun,   biz   senden   önce   de   elçiler  gönderdik,   onlara da  eşler  ve  çocuklar  verdik.  Allah'ın  izni  olmadan  hiçbir elçi  bir âyet   (mu'cize)   getiremezdi.   Her   sûrenin   bir  yazısı   vardır.   (Her şeyin   zamanı   yazılmış,   tesbit   edilmiştir.)

39-  Allah   dilediğini   siler,    (dilediğini)   bırakır.   Ana   kitap onun yanındadır.

 

Sözlük

 

Kendilerine kitap verdiklerimiz Abdullah b. Selam ve inanan yahudiler. Sana indirilene, sevinirler.Ve kabilelerden. Yahudi ve müşrik kabilelerinden bir kısmı.Onun bir kısmını inkâr ederler: Mesela müşrikler rahman laf­zını inkâr ederler. Derler ki: Yemamerahmanındanbaşka rah­man yoktur.Bununla da Müseylemetü'l-Kezzab'ı yani pey­gamberlik iddiasında bulunan yalancı Müseylemeyi kastedi­yorlardı..

'İşte biz onu Arapça bir hüküm (kanun) olarak indirdik. J Her sûrenin bir yazısı vardır,

Allah îni siler  mahveder[31]

 

Açıklama

 

Âyetlerin akışı, imanın esasları olan tevhid, nübüvvet, öldükten sonra dirilme ve hesaba çekilme konularında devam etmektedir."Bizim kendilerine kitap verdiğimiz" Abdullah b. Selam gibi kimseler sana indirilen Kur'an'a sevinirler." Bu ifadede vahyin isbatı vardır."Fakat kabilelerden bir kısmı." Mekke müşrikleri ve ehli kitap kâfirleri gibi kimseler."Onun bir kısmını inkâr ederler." Mesela yahudiler  Kur'an'ın çoğu ahkâ­mını hükümlerini yani emirlerini inkâr etmişler, müşrikler de Rahman kelime­sini kabul etmemişler ve Yemame de peygamberliğini iddia ederek ortaya çıkan Müseylemetül Kezzab'ı kastederek "Yemame Rahmanından başka Rahman yoltur."  demişlerdir."De ki, bana yalnız Allah'a kulluk etmem ve ona hiç bir şeyi ortak koş­mamam emredildi."Yani Rabbim bana kendisine kulluk etmemi ve ona ortak koşmamamı emretti. Ben insanları Rabbime imana, O'nun tevhidine ve O'na itaat etmeye çağırıyorum."Dönüşüm onadır."Bu âyette, tevhidin ispatı söz konusudur."Ve işte biz onu, Arapça bir hüküm olarak indirdik."

Yani sen insanların arasında hüküm veresin diye Arap diliyle indirdik. Bu âyette ilahi vahyin ve Muhammedi nübüvvetin ispatı söz konusudur.

"Eğer sana gelen bu ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, artık seni Allah'tan kurtaracak ne bir veli (dost) ne de koruyucu olmaz."Yani onların asılsız dinlerine uyarsan. (Rasülüllah bunu yapmaktan uzaktır.)

"Andolsun ki, biz senden önce de elçiler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. "[32]

Dolayısıyla batılla uğraşan kimselerin "Muhammed niçin hanım alıyor. Onun niye çocuğu oluyor. Halbuki o, Allah'ın Nebisi ve Rasûlü olduğunu söylüyor," sözünün bir mânası yoktur. Çünkü senden Önceki Rasûllerin mese­la Hz. Nuh'dan, Hz. İbrahim'den, Hz. Musa, Hz. Davut ve Hz. Süleyman'a varıncaya kadar hepsinin hanım ve çocukları vardır.Onlar "Ona bir âyet indirilseydi ya" dediklerinde, Allah bu sözlerini "Allah'ın izni olmadan hiç bir Nebinin bir âyet getirmeye gücü yetmez." Ayetiyle reddetmiştir. Nebilerin tamamı Allah'a boyun eğmişlerdir, onunla beraber hiç bir şeye sahip olamazlar. O, maliktir. Mülkünde tasarrufta bulu­nandır. Dilerse verir, dilerse vermez.Her ecelin bir yazısı vardır.Yani her vaktin Allah katında, kaydedilmiş olduğu bir kitap vardır. "Allah dilediğini siler, dilediğini de bırakır. Ana kitap onun katrndadır." Bu âyet, Yahudilerin "Kudüs'e yönelme olayında olduğu gibi hiçbir şeyi bırakmıyor hepisini değiştiriyor," sözlerini reddetmektedir. Dolayısıyla Allah onlara, insanların istek ve arzularına boyun eğmeyen bir iradeye sahibi oldu­ğunu, dilediği hükmü ihtiyaca göre sileceğini, dilediği hükmü de aynen bıraka­cağını haber vermektedir. Ana kitaptan maksat, her ölçüyü içeren değişikliğin olmadığı kitaptır. Yani Allah'ın indinde olan levhi mahfuzdaki kitaptır.[33]

 

Sonuç

 

1- Burada vahiy ve peygamberlik inancının ispatı yapılıyor.

2- İslâm inancının gerekliliği vurgulanıyor.

3- İslâm'da hüküm kaynaklarının birincisi Kur'an, ikincisi sünnet, üçün­cüsü kıyas, dördüncüsü ise, icma-ı ümmettir.

4-  Bid'at sahiplerine uymaktan kaçınmak gerekmektedir.

5- Kaza ve kader inancı isbat ediliyor.

6- Hükümlerde neshin, Kitap ve Sünnetle olduğu anlaşılmaktadır.[34]

 

40- Ya onları uyardığımız şeylerin bir kısmını sana gösteri­riz, ya da (bundan önce) senin canını alırız (farketmez). Sana düşen   sadece   duyurmaktır.   Hesap  görmek  bize   düşer.

41-Bizim   o   yere   gelip   nasıl   onu   uçlarından   eksilttiğimizi görmediler  mi?  Hüküm   veren  Allah'tır.   O'nun   hükmünün   ardına düşüp  onu  iptal edecek yoktur.   O,  hesabı  çabuk görendir.

42- Onlardan  öncekiler  de  tuzak  kurmuştu.  Fakat  bütün  tu­zaklar,   (tedbirler)   Allah 'indir.    (Allah 'in   tedbiri   onların   tuzak­larını   bozar.)   O,   her  canın   ne   kazandığını  bilir.   Kâfirler  de   bu yurdun  sonunun  kimin  olacağını  bileceklerdir.

43-  İnkâr edenler:   "Sen gönderilmiş  bir elçi değilsin!" diyor­lar.  De  ki:   "Benimle  sizin  aranızda Allah'ın  ve yanında kitap bil­gisi  bulunanların  şahit  olması yeter."

 

S özlük

 

Onlara vaad ederiz. Onları uyardığımız azabın bir kısmını sa­na gösteririz.Ya da canını alırız.Kenarlarından noksanlaştırırız. Belde belde fethederek İslâm'ın oraya girmesiyle ve şirkin son bulmasıyla onu uçlarından ek­silttiğimizi görmediler mi?Onun hükmü için takip edici yoktur. O'nun hükmünün ardına düşüp İptal etmek suretiyle onu reddedecek yoktur.Ve yanında kitap bilgisi bulunan kimse.[35]

 

Açıklama

 

"Ya onlara vaadettiğimiz şeylerden bir kısmını sana gösterir, ya da bun­dan önce senin canmı alırız." Yani senin, kavmine vaadettiğimiz azaptan bir kısmını sana göstereceksek, işte o azap budur. Eğer zaferden ve hedefe ulaş­madan önce senin canını alırsak, sana düşen, sadece tebliğdir. Sen tebliğini yap. Onlara hesap sormak ise bize düşer. O halde onların yaptıklarına karşı­lık vereceğiz. Ey Rasûl sen üzülme. Onların hileleri sebebiyle de geri adım atma. Hile yapan, inkâr eden ve Nebimizin nübüvetinin doğruluğuna delil is­teyen müşrikler, "Yer yüzünün uçlarından onu eksilttiğimizi görmediler mi?"Yani belde belde İslâm için fethedildiğini görmediler mi? Bu Rasûl'un doğruluğuna ve davetinin sıhhatine delil değil midir?"Hüküm veren Allah'tır, O'nun hükmünü takip edip yok edecek yoktur."Yani Allah mahlukatı hakkında dilediği hükmü verir. Dilediğini üstün kılar, dilediğini de günahlarından dolayı rezil eder. Dilediğine verir, dilediğine vermez. Dilediğine yardım eder, dilediğini de bozguna uğratır. O'nun hükmüne karşı gelecek yoktur. Yani O'nun hükmünü iptal edecek yoktur. İslâm'ın or­taya çıkmasıyla ve küfrün yok olmasıyla hükmedince, bunu Allah'a rağmen kim geri döndürebilir?"O, hesabı hızlı olandır."Bir iş konusunda hesaba çektiğinde, gecikme ve yavaşlama olmaksızın, kişiye hak ettiğiyle karşılığını verir."Onlardan öncekiler de hile yaptılar."Yani Kureyş ve Mekke kâfirlerinden önceki topluluklar da kendilerine gelen peygamberlere karşı hile yaptılar, onların hilesinin sonu nasıl oldu? On­ların sonu topluca helak olmuştur. Mekke'de küfrün elebaşılığını yapanlar, böyle bir akıbetten korkmazlar mı?

"Bütün hileler (tedbirler) Allah'a aittir."

Öyleyse onların hilesinin bir önemi ve kıymeti yoktur. Ondan korkulmaz ve aldırılmaz."Her canın" hayır ve serden "ne kazandığını bilir." Öyleyse hiç bir şey bilmeyenin hilesi Allah'a ne zarar verebilir? Her şeyden haberdar olan onların hilelerini boşa çıkartır. Kafirler ise, yaptıkları hileleriyle birlikte farkında olma­dan cehenneme girerler. Kâfirler bunu kabul edip de Rasûlüllah'a ve onun dâvetine hile yapmaktan vaz geçmiyorlar mı?"Bu yurdun sonunun kimin olduğunu kâfirler de bilecek."Yani tevhidin düşmanı olan müşrikler kıyamet gününde bu yurdun sonu­nun kimin olduğunu; yani cennetin Hz. Muhammed ve ona tabi olanlar için mi yoksa şirk ve küfre çağıranlar ve onlara tâbi olanların mı olacağım bilecekler."Küfredenler sen gönderilmiş bir elçi değilsin, derler:"Yani nübüvvetini inkâr ederek ve seni hoş görmeyerek, seninle yüz yüze geliyorlar. Ey Rasûlümüz sen onlara: "Allah benimle sizin aranızda şahiddir. Benim lehime Peygamber göndermekle şahidlik yaptı. Benim lehime Peygamber olduğuma dair pek çok kere yemin etti. Mesela: "Ya Sin, hikmet sahibi Kur'an'a yemin ederim ki, şüphesiz sen gönderilmiş elçilerdensin."buyurulmaktadır. Allah'ın şehadeti de şahitlik olarak yeter."Ve yanında Kitap bilgisi olan kimsenin şahitlik yapması yeter."Kitap'tan maksat Tevrat ve İncil'dir. "Kitap bilgisi olan kimseler"den maksat, Abdullah b. Selam, Selman el-Farisi, Necaşi, Temim ed-Dari ve baş­kaları gibi yahudi ve hristiyan ehl-i kitabın mü'min olanlarıdrr.[36]

 

Sonuç

 

1- İslâm'ın kısa bir zamanda muzaffer olarak yayılması, onun hak din olduğuna en büyük delillerinden biridir.

2-Allah'ın koyduğu hükümler reddedilemez. Allah'ın koyduğu hükümler­den herhangi biri hakkında değiştirme talebinde bulunmak caiz değildir.

3- Allah'ın şehadeti, en büyük şehadettir. En gizli yapılan amellerden dahi Allah'ın haberi vardır. Kıyamet günü o amellere Allah şahitlik eder.

4- Bilgili kimse, bilgisiz kimseden üstündür.[37]

 



[1] "İstiva" sıfatı hakkında Sahebe ve Tabiinin inancı şöyledir: Bu sıfatı Allah nasıi anlatıyorsa o şekliyle keyfiyetsiz, teşbih yapmadan, iptal etmeden ve misallendinneden iman ve ikrar etmek gerekir.

[2] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/312.

[3]   "Mukatil" şöyle demektir: Bu âyet "Muhammed (s.a.v.) Kur'an'ı kendisi uy­duruyor" diyen müşrikleri red için inmiştir.

[4] Bu âyetlerde Allah'ın kudred, ilim ve hikmetiyle Kur'an'ı, müşriklerin dediği gibi değil de, Allah'ın indirmiş olduğuna, istidlal vardır.

[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/313-314.

[6] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/314.

[7] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/316.

[8] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/317-318.

[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/319.

[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/320.

[11] Bu adamın bir Yahudi veya Erbed b. Rubia ve Amir b. Tufeye olduğu rivayet edilmektedir.

[11] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/320-322.

[12] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/322.

[13] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/323.

[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/324-325.

[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/325-326.

[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/327.

[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/327-328.

[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/328-329.

[19] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/330.

[20] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/330-331.

[21] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/331-332.

[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/333.

[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/334-335.

[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/335.

[25] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/336-337.

[26] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/337-338.

[27] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/338-339.

[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/340.

[29] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/340-341.

[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/341.

[31] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/343.

[32] Ayette evliliğe teşvik vardır. Aynı teşvik sünnette de gelmiştir.

[33] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/343-344.

[34] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/345.

[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/346.

[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/346-348.

[37] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/348.