Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İbrahim Sûresi - Kuran - 014Ibrahim - 23. Sayfa

İBRAHİM SÛRESİ 2

Sözlük. 2

Açıklama. 2

Sonuç. 3

Sözlük. 3

Açıklama. 3

Sonuç. 4

Sözlük. 4

Açıklama. 4

Sonuç. 5

Sözlük. 5

Açıklama. 5

Sonuç. 6

Sözlük. 6

Açıklama. 6

Sonuç. 7

Sözlük. 7

Açıklama. 8

Sonuç. 8

Sözlük. 9

Açıklama. 9

Sonuç. 9

Sözlük. 10

Açıklama. 10

Sonuç. 11

Sözlük. 11

Açıklama. 12

Sonuç. 12

Sözlük. 13

Açıklama. 13

Sonuç. 13


İBRAHİM SÛRESİ

 

1-  Elify  ham  Râ,   (Bu),  Rablerinin  izniyle  insanları  karanlık­lardan   aydınlığa   çıkarıp   o  güçlü  ve  övgüye  layık  olan   (Allah)'ın yoluna  iletmen   için  sana  indirdiğimiz  kitabtır.

2- O  Allah   ki,   göklerde   ve  yerde   olanların   hepsi  O'nundur. Çetin  azaptan  dolayı  vay  şu  kâfirlerin  haline!

3-  Ki  onlar,   Dünya  hayatını  Âhirete   tercih  ederler.  Allah'ın

yoluna  engel  olur  ve  onun   eğrilmesini  isterler.  İşte   onlar,   derin bir  sapıklık  içindedir.

4-  Biz  her  elçiyi,  yalnız  kendi  kavminin  diliyle  gönderdik ki onlara  açıklasın.  Allah  dilediğini  saptırır,  dilediğini yola  iletir.  O, azizdir,   hikmet   sahibidir.

5-  Andolsun  biz  Musa'yı  da   "kavmini karanlıklardan  aydınlı­ğa   çıkar,   onlara  Allah'ın  günlerini   (geçmiş   milletlerin   başlarına gelen   olayları)   hatırlat!"   diye   âyetlerimizle   birlikte   göndermiş­tik.   Şüphesiz   bunda   sabreden,   şükreden   herkes   için   âyetler   (ib­ret  verici   işaretler)   vardır.

 

Sözlük

 

Elif, Lâm, Râ. Bunlar mukattaa (ayrı ayrı okunan) harflerin-dendir. Bunların mânasını Allah'a havale etmek en

zemin olan şeydir. Bu, Allah'ın kelâmıdır, mâ-nasuu en iyi Allah bilir.[1]Kitabın. En büyük bir kitaptır. Kur'an-ı Kerim.Onu sana indirdik. Ey Muhammedi Sana indirdiğimiz.Karanlıklardan. Küfür karanlıklarından imanın nuruna çıkara-sın diye.Aziz, hamiyd. Güçlü ve verdiği nimetlerle övünen. Allah'ın yolundan. Allah'ın yolu olan İslâm'dan akkorlar. Eğrilik.Ayetlerimizle. Biz Musa'yı âsâ, el, tufan, çekirge, ince karın­ca, kurbağa, kan, yüzüdüzeltme, kıtlık vemeyvelerin azal­ması şeklinde dokuz mucizeyle gönderdik.ı Ve onlara Allah'ın âyetlerini hatırlat. Onlara Allah'ın âyetle-riyle öğüt ver. [2]

 

Açıklama

 

"Elim, lâm, râ" mânasını en iyi Allah bilir. Bu "Rablerinin izniyle" yardı­mıyla "insanları" küfür ve cehalet "karanlıklarından" iman ve dini bilgi "aydınlığına çıkarıp o güçlü ve Övgüye layık," yani kullarına ve diğer mahlukata ver­diği nimetlerle Övgüye layık "vegüçlü olan Allah'ın yoluna iletmen için sana indirdiğimiz kitaptır."O Allah ki, gökler de yerler de olanların hepsi" yaratma, sahib olma ve idare bakımından "onundur."İşte bu, insanı mükemmelliğe ve mutluluğa götüren yolun sahibi olan Allah'tır. Kafirler bundan yüz çevirir hatta engel olurlar."Çetin azabtan dolayı vay şu kafirlerin haline." "Ki onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler."Yani dünya hayatını üstün tutarlar, onun için çalışırlar, inanmadıkları için ahiret için çalışmayı bırakırlar. Gerek kendilerini gerekse başkalarını "Allah'ın yolundan" ve İslâm'dan alıkoyarlar. "Ve onun eğri olmasını isterler."Yani İslâm'ın kendi arzu ve heveslerine uygun olmasını isterler. "İşte onlar, derin bir sapıklık içindedir."Yani onlar dünya hayatını ahirete tercih ediyor ve İslâm'dan yüz çeviriyorlar. Bu davranışı İslâm'ın kendi arzu ve isteklerine boyun eğmesini istiyorlar. Bu girişimleriyle kendilerine hidayete dönme imkanı bırakmayan açık bir sapıklık içine giriyorlar."Biz her elçiyi kavminin diliyle' konuşacakları ve açıkladığı şeyin hikme­tini anlayacakları dilleriyle gönderdik. "[3]Bundan sonra Allah, sapmak isteyeni saptırır yani onu zorlamaz. Aynı şekilde isteyeni de hidayete erdirir."O" istediği şeyde kendisine engel olunamayacak "güçlü," herşeyi yerli yerine koyandır. Bu sebeple sapıtmayı isteyen, sapıklığı sevip tercih edenleri kendi iradelerine bırakır. Hidayeti hoş görmeyen, hidayete çağıranlara ve doğru yolda olanlara harp açan kimseleri saptıran "hikmet sahibidir." Hidaye­ti arzulayan ve o yolda gayret eden, Allah'ın yoluna girip Allah'ı ve mü'minleri seven kimseleri de doğru yollarında destekler.Andolsun ki," biz İsrailoğulian'mn peygamberi olan "Musa'yı" Peygam­berliğine işaret eden delillerimizle ki, bu dokuz mucizedir. Kavmine "Allah'ın günlerini hatırlat diye göndermiştik."Biz ona demiştik ki Allah'ın günlerini yani sizi çarptırdığı imtihan ve ver­diği nimetleri hatırlat demiştik. Çünkü Allah İsrailoğulları'nı Firavun soyunun eziyetinden kurtarmış, onlara nimet olarak bıldırcın ve helva vermişti. Bütün bunlar, Allah'a ve Rasûlüne itaat ederek Allah'a şükretmeye sevketmek içindi."Şüphesiz bunda sabreden ve şükreden herkes için ayetler vardır."

Yani onlara, bu imtihan ve nimetlerin hatırlatılmasında, Allah'a şükret-meyi gerektiren, nimet veriş ve üstün kılışa delil teşkil edecek pek çok delil­ler vardır. Ancak bu hatırlatmada söz konusu olan delili bulan kimseler, şükür ve sabır ehli yani çok sabreden ve şükredenlerdir. Ama bu zümrenin dışında olanlar, bu hatırlatmada hiç bir delil göremezler.[4]

 

Sonuç

 

1-Kur'an'ı inkar edenlere karşı Kur'an delildir. Çünkü Kur'an'da mukat-taa harfleri vardır. İnsanlar Kur'an'ın benzerini hatta bir sûresini dahi getire­memişlerdir.

2- Küfür karanlık, iman ise aydınlıktır.

3-  Allah her kavme, o kavmin lisanını konuşan Peygamber göndermesi­nin hikmetini açıklamıştır.

4- Hidayeti yaratan Allah'tır. Yani hertürlü hidayet imkanlarını hazırla­yan Allahtır. Kullar da zorlanmadan kendi iradeleriyle tercihlerini yaparlar.

5-  İnsanlar Allah'a şükretsinler diye hayır ve şerri hatırlatmak fazilettir.[5]

 

6-  Musa,  Kavmine   demişti  ki:   "Allah'ın   üzerinizdeki  nimeti­ni   hatırlayın.   O   sizi  Firavun   soyundan   kurtardı.   Onlar   sizi,   iş­kencenin   en   kötüsüne   koşuyorlar,   oğullarınızı   kesiyorlar  kadınla­rınızı   sağ   bırakıyorlardı.   Bunda  Rabbinizden   size   büyük   bir   imti­han  vardır."

7-  Ve   Rabbiniz   size   şöyle   bildirmişti:   "Andolsun   şükreder­seniz   elbette   size  daha fazla   veririm.   Ve   eğer  nankörlük  ederse­niz  azabım pek  çetindir."

8- Ve Musa dedi ki:   "Siz ve yeryüzünde  bulunanlar hep nan­körlük   etseniz,   iyi   bilin   ki,   Allah   zengindir,   övülmüştür.   (Sizin şükrünüze   muhtaç   değildir.)

9- Sizden   öncekilerin:   Nuh,   Ad   ve   Semud   kavimlerinin   ve onlardan   sonra   gelenlerin   -ki   onları(n   sayısını)   Allah'tan   başka kimse  bilmez-  haberi  size  gelmedi  mi?  Elçileri  onlara  deliller ge-

tirdi de onlar, ellerini ağızlarına koydu (öfkelerinden parmak­larını ısırdı)lar (yahut: Peygamberlerin ağızlarını tuttular.) "Biz sizinle gönderilen mesajı tanımadık ve biz, sizin bizi çağırdığı­nız  şeye  karşı  derin  bir kuşku  içindeyiz!" dediler.

 

Sözlük

 

Musa dediği vakit. Musa'nın şöyle dediğini hatırla. Size tattırıyorlar. Kadınlarınızı sağ bırakıyorlar.

Rabbinizden size büyük bir imtihandır. İmtihan hayır ve şerle olur.Rabbiniz size şöyle bildirmişti.

Delillerle. Peygamberler nübüvvet, tevhid ve öldükten sonra tekrar dirilmeye inanmaya çağırma konusunda doğru olduğuna işaret eden açık deliller getirdiler.Ellerini ağızlarına götürdüler. O topluluklar ellerini ağızlarına götürdüler yani "susun" diye onlara işaret ettiler.Şüpheye, suizanna (kötü zanna) düşüren.[6]

 

Açıklama

 

Ey Rasûlümüz hatırla ki: "Musa kavmine" Allah'a itaat ve O'nun bir­liğini kabul ederek Allah'a şükredesiniz diye "Allah'ın size verdiği nimetihatırlayın." demişti.Çünkü kim hatırlarsa şükreder. Âyet sonra onlara Allah'ın vermiş oldu­ğu nimeti açıkladı. Bu nimet, Firavun ve topluluğundan İsrailoğulları'nm kur­tarılmasıdır. Çünkü onlar, köleleştirerek ve işkence yaparak israiloğullarına eziyet ediyorlardı."Sizi işkencelerin en kötüsüne koşuyorlardı."Yani size işkencelerin en kötü olanını tattırıyorlardı. Doğan "çocuk­larınızı kesiyorlardı." Çünkü kahinler veya devlet adamları Firavun'a şöyle demişti:"İsrailoğulları'ndan bir adamın elinde saltanatının ve devletinin ortadankalkması pek uzak değil." Bunun üzerine Firavun, doğan çocukların hemen öldürülmelerini emretti. Bu emirle Firavun'un adamları erkek çocukları kesi­yor hizmetçi olarak kullanmak için ve onlardan korkmadıklarından dolayı kız çocuklarını sağ bırakıyorlardı."Onlar kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır."Bu durum eziyet ve işkence olması itibariyle şerle imtihan, bundan kur­tuluş ise hayırla imtihandır."Hatırla ki, Rabbiniz şöyle bildirmişti: "Bu sözü söyleyen Musa'dır. Yani onlara hatırlat ki, Rableri onlara, yeminederek şunu haber vermişti. "Eğer ibadet ederek ve ibadette tek olduğumu kabul ederek, bana ve Rasü-lüme emir ve yasaklara uyarak, itaat ederek nimetime "şükrederseniz" nimet verme ve mutlu yapma konularında "elbette artırma yaparım."Eğer nimetlerime şükretmez, bana ve Rasûlüme karşı gelir "nankörlük yaparsanız," O, nimetleri sizden alır, ellerinizden almakla size azab ederim."Hiç şüphesiz azabım çok çetindir."öyleyse azabımdan sakının ve benden korkun." Musa dedi ki: Siz ve yeryüzünde olanların hepsi" itaat ederek şükretmeyip "nankörlük etseniz," "şüphesiz Allah" mahlukattan hiç birine muhtaç değildir "zengindir ve" mah-lukata vermiş olduğu nimetlerle "övülmüştür." Musa kavmine hatırlatarak ve öğüt vererek sözüne devam etmektedir."Size, sizden önceki Nuh, Ad, Semud ve onlardan Öncekilerin haberi gelmedi mi? ki, onların sayılarını yalnız Allah bilir.""Rasulleri onlara" sadece Allah'a ibadet, O'na ve Rasûlüne itaat etme­leri için, getirdiği dinin hak, çağırdığı şeyin doğru olduğuna işaret eden "pek çok deliller getirmişti.""Onlar ellerini" Rasûllerine kızarak veya susmalarını  işaret ederek "ağızlarına götürdüler" ve şöyle dediler: "Biz sizinle gönderilen mesajı tanı­madık."Yani sizin getirdiğiniz İslâm dinini ve ona davetinizi tanımadık. "Biz, bizi çağırdığınız şeye karşı derin bir kuşkuiçindeyiz."Yani insanın kararsız ve belirsizlik halinde olduğu gibi şüpheye düşüren büyük bir tereddüt içindeyiz. Konu bu şekilde devam etmekte ve "Elçiler düşmanlarına karşı Allah'tan fetih istediler ve her inatçı zorba perişan oldu."

Ayetiyle son bulmaktadır.[7]

 

Sonuç

 

1- Nankörlük etmemek ve şükretmek için Allah'ın nimetlerini hatırlamak farzdır.

2- Nimetine şükredene, Allah nimetini artıracağını vaadetmiştir.

3- Nimete nankörlük etmek, nimetlerin yok olmasına neden olur.

4-Allah yarattığı şeylere muhtaç değildir. Eğer insanlar şükrederse, kendileri için şükretmiş, eğer nankörlük ederlerse, kendileri için nankörlük etmiş olurlar.

5- Geçmiş ümmetlerin hal ve hikayelerini anlatmakta ibret alma bakımından büyük faydalar vardır.[8]

 

10-Elçileri:   "Gökleri  ve  yeri yaratan  Allah  hakkında  şüphe (edilir)   mi?   (O),   sizin  günahlarınızdan  bir  kısmını  bağışlamak  ve sizi   belirtilmiş   bir   süreye   kadar   ertelemek   için   sizi   davet   edi­yor."  dediler.   Onlar,   "siz   de   bizim  gibi  bir  insandan   başka   bir şey   değilsiniz.   Bizi,   atalarımızın   taptığından   çevirmek   istiyorsu­nuz.  O halde bize açık bir delil getirin!" dediler.

11- Elçileri  onlara  dediler ki:   "Evet biz  de  sizin  gibi  insan­lardan   başka  bir  şey   değiliz.   Fakat Allah,   kullarından   dilediğine lütfeder.   Allah'ın   izni   olmadan   biz   size   delil   getiremeyiz.   İna­nanlar Allah'a  dayansınlar."

12-"Bize  yollarımızı  göstermişken   neden  biz Allah'a  dayan­mayalım?   Sizin   bize   yaptığınız   eziyetlere   katlanacağız.   Tevekkül edenler,   Allah'a   dayansınlar."

13- İnkar   edenler,   elçilerine   dediler   ki:    "Ya   sizi   mutlaka yurdunuzdan   çıkarırız,  ya  da  bizim   dinimize  dönersiniz!"  Rableri de   onlara  şöyle   vahyetti:   "Zalimleri  mutlaka  helak  edeceğiz."

14- Ve  onların   ardından  sizi  o  yere  yerleştireceğiz.  Bu,   ma­kamımdan  korkan   ve  tehdidimden   korkan  için   (verdiğim  söz)dür.

 

Sözlük

 

Allah hakkında mı şüphe? Allah hakkında şüphede misiniz, yani onun varlığı ve birliği konusunda şüphe yoktur. Buradaki soru, gerçeği bilmeleri gerekirken bilmemelerini yadırgayan inkarı istifhamdır.

Belirli zamana kadar. Ölüm anına kadar.

Açık delil ile.. Doğru konuştuğunuzu gösteren açık bir delil getirin.

 Dilediğine nimet verir. Allah dilediğine Peygamberlikle ihsan­da bulunur.

'Ve muhakkak ki yollarımıza hidayet ettik. Bize kendimizi ta­nımamızı temin eden yollarımızı gösterdi.

Sizi mutlaka topraklarımızdan çıkaracağız veya bizim dini­mize döneceksiniz.

Makamımdan korkan için o. Kıyamet günü hesap için benim huzurumda durmaktan korkan kimse için.[9]

 

Açıklama

 

Ayetlerin akışı Hz. Musa (a.s)'nm kavmine hatırlattığı hükümlerle de­vam etmektedir. "Sizden önceki Nuh kavimlerinin haberi size gelmedi mi? Onların elçileri onlara dedi ki: "Allah konusunda şüphede misiniz?"

Allah'ın tek olduğunda nasıl şüphe olur? O, yerin ve göğün yaratanıdır. Öyleyse tek başına yeri ve gökleri yaratana ibadette nasıl ortak düşünüle­bilir? Çünkü O, kendinden başka ilah olmayandır."Allah sizi günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizin için takdir edilmiş olan ecelinizle ölmeniz için azabınızı "belirli bir vakte kadar geciktir­mek için sizi şirkten uzak salih amele ve imana çağırıyor."Burada söz konusu olan günah, insanla Rabbi arasında olan büyük ve küçük günahlardır. İnsanlara yapılana gelince, onları sahiplerine iletin, sizin için affedilsinler."Kafir topluluklar elçilerine dediler ki siz de bizim gibi beşersiniz. Siz bizi atalarımızın" ilah olduklarını iddia ettikleri ve "taptıkları putlardan çevir­mek istiyorsunuz.""O halde bize açık bir delil getirin."

Yani sizin, Allah'ın Rasûlü olduğunuzu gösteren açık bir delil getirin. Rasûller de, Allah'ın onlardan verdiği haberi söyleyerek onlara cevap verdiler."Rasûlleri onlara dedi ki: "Biz de sizin gibi yalnızca beşeriz."

Bu nedenle sizin güç yetiremediğiniz şeye biz de güç yetiremeyiz."Ancak Allah dilediğine nübüvvetle ihsanda bulunur."Bize nübüvveti (peygamberliği) ihsan etti. Biz, sizin ve bizim Rabbimiz olan Allah'ın, sizi kendimizdendeğilde,size emretmemizi ve haber vermemi­zi emretmesiyle size emrettiğimiz ve davet ettiğimiz gibi, haber vermemizi emretmesiyle size haber veririz."Allah'ın izni olmadan size bir delil getirenleyiz."Çünkü O, sınır çizilemeyen irade ve hiç bir şeyin aciz bırakamayacağı kudret sahibidir. Bu sebeple biz sadece ona tevekkül ettik."Mü'minler de ona tevekkül etsinler."Çünkü Allah, onları ilgilendiren her işte onlara yeter. Sonra elçiler ka­vimlerine şöyle dediler: Bize kendisini tanımamızı ve kudretini bilmemizi te­min eden "yollarımızı göstermişken neden Allah'a dayanmayalım?"Hangi şey bizi, Allah'a tevekkül etmekten uzaklaştırır. O kuvvet sahibi­dir ve galiptir."Sizin bize yaptığınız eziyetlere katlanacağız."Yani dilinizle, elinizle bize yaptığınız eziyetlere, Allah bizim için sizden intikam alıncaya kadar, sabredeceğiz.."Tevekkül edenler Allah'a dayansınlar."Çünkü O, işi sağlam tutan ve ona dayanarak işini kendisine havale eden her kişi için kefildir."İnanmayanlar, Rasûllerine şöyle dediler: "Ya sizi memleketimizden çıkaracağız yahut bizim dinimize döneceksiniz."Bu, geçmiş kafir toplulukların Rasûllerine söylediği şeyi Allah'ın haber vermesidir. Kafirler, memleketlerinden uzaklaştırmak ve sürmekle tehdit ede­rek, onların dininden dönen ve başka ilaha ibadet edenlere bu sözü söylediler."Allah onlara vahyetti ki: "Biz elbette zalimleri yok edecek ve sizi, on­lardan sonra o yere oturtacağız."Allah zalimleri helak edeceğiz dedi de onları helak edeceğiz demedi. Bu

ifadeyle Allah, helak sebebine işaret etmektedir. Buradaki helak sebebi, fe-sad çıkarma ve şirk olan zulümdür.

Bu, mü'minleri kurtarışımız ve zalimleri ceza olarak helak edİşimizdir. Kıyamette "makamımdan" huzurumda durmaktan "korkanlar için "Rasûlleri-min diliyle bir müjdedir. Beni inkar eden ve bana ibadette ortak koşanlara, küfründen dolayı bana tevbe etmeden ölenlere gelince vaadettiğim bir azap ve tehditmidir."[10]

 

Sonuç

 

1- Allah'ın varlığı, ilmi, kudreti, hikmeti ve sadece ona ibadetin gerektiği hakkında şüphede bulunmak küfürdür.

2- Âyetler; kafirlerin, Allah Rasûllerine neyle karşılık verdiklerini, Ra-sûllerin de onlara neyle cevap verdiğini açıklamaktadır.

3- Tevekkülün Allah'a yapılması farzdır ve başkasına tevekkül etmek şirktir. Çünkü her işte kullarına yeten yalnızca Yüce Allah'tır.

4- Allah yolunda eziyete katlanmak gerekir. Zalimlerin zulmüne karşı mücadele ederken Allah'tan yardım istemek de farzdır.

5- Zulmün sonu perişanlık ve yokluktur. Zaman uzasa bile bu değişmez.[11]

 

15-  (Elçiler   düşmanlarına   karşı  Allah'tan)   yardım   istediler ve  her inatçı zorba perişan  oldu.

16-  Ardından   da   kendisine   irin   (gibi)   bir   suyun   içirileceği cehennem   vardır.

17-  O   suyu  yutmaya   çalışır, fakat  boğazından  geçiremez   ve her yandan  ona  ölüm geldiği halde yine  ölemez.  Bunun  ardından da dehşetli  bir  azabl

18- Rablerine   karşı   nankörlük  edenlerin   iyi  işleri  tıpkı fır­tınalı   bir  günde   rüzgarın   savurduğu   küle   benzer.   Kazandıkların­dan   hiç   bir   şeyi   ele   geçiremezler.   (Çünkü  yaptıkları   işler,   rüz­garın   savurduğu   kül   gibi   hakikat   karşısında   savrulup   gitmiştir, kendisine   sevaptan   eser   kalmamıştır).   İşte   derin   sapıklık   budur.

19- Allah'ın   gökleri   ve   yeri   hak   (ve   hikmet)le   yarattığını görmedin  mi? Dilerse  sizi götürür  ve yepyeni  bir halk getirir.

20-  Bu, AHah'a güç değildir.

 

Sözlük

 

Ve fetih istediler. Zalim topluluğa karşı Allah'tan yardım iste­diler.Ve yok oldu. Her inatçı zalim İrinli sudan.

Acı olduğu için ardarda yutmakta fakat suyu boğazından aşağı geçirememektedir., Ve ölüm ona her yerden gelir. Onu kuşatan azabın şiddetin­den dolayı her taraftan ölüm gelmekte neticede ölümün bütünsebepleri mevcut olmasına rağmen ölmemektedir, j Onların sıla-i rahim, anne-babaya iyilik ve misafire ikram vb.iyi amelleri ve putlara ibadet, adak, yemin ve onun etrafında ibadet için kalışları, kül gibidir.Kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremezler. Kazandıkları > hiç bir sevabı, az da olsa şirkle batıl olduğundanele geçire­mezler.Ve Allah'a bu, güç değildir.[12]

 

Açıklama

 

Bu bölüm, Hz. Musa'nın, Israiloğulları'na geçmiş kavimlerin haberlerini anlattığı konuşmasının sonudur. Yüce Allah, bu âyetlerde şöyle buyurmak­tadır:"Onlar Allah'tan yardım istediler ve her inatçı zorba helak oldu."

Yani elçiler Allah'tan düşmanlarına karşı kendilerine yardım etmesini istediler, Allah da onlara cevap olarak "Her inatçı zorba helak oldu." buyurdu. "Ardından da cehennem" onu beklemektedir. Helak olduktan sonra oraya gi­recek ve susayacak; su isteyecek; zebaniler tarafından ona su yerine "irin olan su içirilecektir." Ki, bu irin, cehennem halkının irinidir. Acılığı sebebiyle "ardarda o suyu yutacak, fakat susuzluktan yanan içine, acılığı ve sıcaklığı sebebiyle, o irin suyu içine indiremeyecektir."Ölüm ona her tarafından gelir fakat o ölmez."

Yani bu inatçı zorba cehennemdeyken susuzluk onu öldürecekken, irin olan su ona içirilir. Ölüm sebepleri mevcut olduğundan her taraftan ona ölüm gelir. Çünkü azap her tarafından onu kuşatmaktadır. Yine de o ölmemektedir. Çünkü Allah bunu dilememiştir. Allah fc.c) şöyle buyurmaktadır:

"Orada ne Ölür ne yaşar." "Allah onlar hakkında hüküm verir ve onlar Ölürler ve onlardan cehennem azabı hafifletilmez."O, bu azap içinde bulunurken bu azaptan başka, güç yetirilemeyecek "dehşetli bir azap daha vardır,""Rablerine karşı nankörlük edenlerin amellerinin misali, fırtınalı bir günde rüzgarın savurduğu kül gibidir." Onlar dünyada yapmış oldukları amel­lerden hiç bir sevap elde edemezler. Bu, onların hayır ve iyilik gibi salih amel­leri, şirk ve küfür gibi batıl amelleri gibidir ki hepsi de kaybolup gider. Al­lah'tan başkasına ibadetgibi şirk olduğundan şirk ile yapılan ameller hiç birfayda vermez. Her şey rüzgarın taşıdığı ve götürdüğü külün gidişiyle gider."İşte bu derin bir sapıklıktır."Bu misalin işaret ettiği şey, şirke giren kimsenin apaçık bir sapıklıkta olduğudur. Amellerinin hiç birininkendisine faydası olmadan, gitmekte ve o kişi de zarar edenlerden olmaktadır."Allah'ın gökleri ve yeri hak (ve hikmet)le yarattığını görmedin mi?"

Ey Rasûl, Allah'ın yeri ve gökleri, kendisini hatırlasın ve şükretsin diye insan için yarattığını görmedin mi? İnsan Rabbini inkar edip, O'na kullukta başkalarını ortak koşarsa, Allah yukarda geçtiği gibi ona acıklı bir azapla azap eder.Çünkü Allah yeri ve gökleri boşuna yaratmamış, aksine onları ve içlerin­de bulunan varlıkları, orada anılması ve şükredilmesi için yaratmıştır. Dola­yısıyla zikr ve şükrü kim terkederse, Allah ona azabın en çetiniyle, sürek-lisiyle ve kalıcısıyla azab eder. Allah buyuruyor ki: Ey O'na ortak koşan, itaa­tine isyan edenler "Allah dileseydi sizi yok eder" sizin dışınızda O'na ibadet edecek ve bir olduğunu kabul edecek "yepyeni bir halk getirir." "Bu, Allah'a güç değildir." Çünkü Allah her şeye kadirdir.[13]

 

Sonuç

 

1- Allah, "Rableri onlara elbette biz zalimleri helak edeceğiz diye vah-yetti" âyetinde Rasûlüne verdiği vaadi yerine getirmiştir.

2- Şirk, küfr ve zulm sahiplerinin tamamı hüsrana uğrayacak ve arzu­larına ulaşamayacaklardır.

3- Kıyamet günü olacak azap çok büyük ve çok çetindir.

4- Kafir ve müşriklerin amelleri batıl ve boşunadır. Çünkü onlar yaptık­ları amellerden en ufak bir şekilde faydalanamayacaklardır.

5- Kafir, zalim ve müşriklere azab edilecektir. Çünkü, onlar Allah'ı anmı­yor ve şükretmiyorlar. Oysa şükür ve zikir, yaratılışın gayesidir. Bu sebeple onlar dünya hayatında boşuna oyalanınca, ebedi azabı hak etmişlerdir.[14]

 

21-  Hepsi Allah'ın   huzurunda  göriindüler.   Zayıflar  büyüklük taslayanlara:    "Biz   size    tabi   idik.    Şimdi   siz,    bizden   Allah'ın azabından   bir şey   sorabilir   misiniz?"   dediler.   (Büyüklük   tasla-yanlar   kendilerini   mazur   göstermek   için   ne   yapalım)   dediler: "Allah   bize   yol   gösterseydi,   biz   de   size   yol   gösterirdik.   Artık biz  sızlansak  da   sabretsek  de   birdir,   kaçıp   sığınacak  bir yerimiz yoktur."

22-  iş   bitirildikten   sonra  şeytan   (onlara)   şöyle   dedi:   "Allah size   gerçek   vaadetti,   ben   de   size   vaadettim   ama   ben   sözümden

caydım! Benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Sadece sizi (küfür ve isyana) davet ettim. Siz de benim davetime koştunuz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben, önceden beni (Allah'a) ortak koşmanızı da tanımamıştım zaten: Doğrusu zalimler için acı bir azab  vardır."

23- İnanıp iyi işler yapanlar da Rablerinin izniyle sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere konuldular. On­ların  orada  dirlik  temennileri   "selam"dır.

 

Sözlük

 

Ve hepisi Allah için göriindüler. Bütün mahlukat Allah'ın hu­zurunda güründüler. Bu hadise kıyamet günü olacaktır.Muhakkak ki biz sizlere tabi idik. İnandığınız ve yaptığınız işlerde biz size tabiydik.

Acaba bize bir fayda verebilir misiniz? Bizden azabın bir kısrmnı savabilir misiniz?Bizim için kaçıp sığınacak bir yerimiz de yok.İş bitirilince, hüküm verildiğinde... Cennet halkını cennete, ce­hennem halkım da cehenneme sokarak iş bitirilince.Ben sizi içinde bulunduğunuz azab ve sıkıntıdan kurtaramam. Onun altından nehirler akar. Onun saraylarının ve ağaçlarının altından dört çeşit nehir akar: Bunlar, su, süt, cennet içkisi ve baldır.[15]

 

Açıklama

 

Bu ayetlerde süratli bir şekilde kıyametteki durum, cehennemliklerin ce­henneme, cennetliklerin cennete yerleşmeleri arzediliyor; vahy, tevhid ve ahi-retteki diriliş reddedilemeyecek delillerle ortaya konuyor. Allah buyuruyor ki: "Onlar Allah'a topluca güründüler."Yani bütün beşeriyet mü'miniyle, kafiriyle, iyisiyle ve kötüsüyle hepisi kabirlerinden çıkmıştır."Zayıflar, tâbi olanlar, büyüklenenlere," reislere ve insanları ellerindeki güç ve otoriteyle yönlendirenlere, "biz inançlarınızda ve dininizde size tabiolmuştuk. Allah'ın azabından hiç bir şeyi bizden savabilir misiniz?" derler.Yani onlar sizin için, size uymamız sebebiyle bizden bir kısım hükümleri kaldırmanız mümkün mü? derler. Onlar da, Allah'ın onlar hakkında verdiği ha­berle onlara cevap verirler.

"Onlar derler ki, Allah bize hidayet etseydi, biz de size hidayet eder­dik.'^1) Şimdi hidayetin Allah'ın elinde olduğunu itiraf edin ve kabul edin. Biz kendimiz sapıttık, sizi de saptırdık. Artık biz bugün sızlansak da sabretsek de bizim için birdir. Kaçıp sığınacak, azabtan çıkıp kaçacak bir yerimiz yoktur. Cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme girdikten ve işi bitirildikten sonra, İblis burada onlara, Allah'ın haber verdiği şu ifadelerle hitapda bulunur: "Allah size gerçek bir vaadde bulunmuştu." Şöyle ki: Kim ki, iman eder şirk ve isyandan kaçarak salih amel işlerse Allah onu cennete sokacağını ve ona ikramda bulunacağını, kim de inkar eder şirk ve isyan ederse onu da cehen­neme sokup cehennemde aşağılık bir azabla azab edeceğini vaadetmişti.

Ben size Allah'ın müjde ve tehdidi gerçek ve olacak değildir diye vaadde bulunmuş, size verdiğim vaad sözümden caymıştım. Ben bu konuda size ya­lan söylüyor ve sizi kandırıyordum. Benim sizin üzerinizde bir gücüm yoktu, yani sizi bana uymaya zorlayacağım ne maddi ne de sizi davetimi kabul et­meye mecbur bırakacağım harikulade manevi bir gücüm yoktu. Fakat ben sizi davet ettim, siz de hemen benim davetimi kabul ettiniz. Öyleyse beni kına­mayın, kendinizi kınayın. Ben size yardımda bulunarak ve sizi azaptan kurta­rarak sizin imdadınıza koşamam, siz de benim imdadıma koşamazsınız. Za­ten ben, sizin beni önceden ortak koşmanızı da inkar etmiştim. Çünkü Al­lah'tan başkasına ibadet eden herkes gerçekte şeytana ibadet etmiştir. Zira onun ibâdet etmesinin sebebi şeytanın ona yaptığı işi güzel göstermesi ve onu davet etmesidir. Doğrusu zalimler ve müşrikler için acı verici bir azap vardır.

inananlar, Allah'ı, Rasûlünü ve getirdiği dini tasdik edenler ve salih amel işleyenler, saraylarının ve ağaçlarının altından su, süt, bal ve içilecek ırmaklar akan cennetlere konulacaklardır. Orada ebediyyen kalmak, bir daha çıkmamak üzere Rablerinin izniyle gireceklerdir. Onların oraya girmelerine ve orada kalmalarına izin veren Rableridir. Onların orada selamları 'esselamu aleyküm'dür. Onları Rableri ve melekler selamlar, onlarda birbirlerini "selam-(1) Eğer Allah bizi imana iletscydi, biz de sizi iletirdik, veya Allah bizi cennetin yoluna ilctseydi biz de size iletirdik.la" selamlarlar. Bu kelime her türlü bela ve musibetlerden emin olma duasıdır ve ebedi hayatı istemek de selamın manasının içindedir.[16]

 

Sonuç

 

1-  Körü körüne başkalarına tabi olup onları taklit etmek Allah katında mazeret sayılmaz.

2- Şeytan, Allah'tan başka ilah edinilenlerdendir. Ayrıca şeytan, Al­lah'tan başkasına ibadete çağırıyor ve onu insanlara güzel gösteriyor.

3- Olmamış olan bir şeyin nasıl olacağım Allah bilir. Çünkü âyetlerde henüz olmamış olaydan bahsedilmiştir. Fakat bu olay, Allah'ın ilminde olmuş gibidir. Nitekim o ilerde âyetlerde geçtiği gibi olacak ve ondan bir harf bile değişmeyecektir.

4- Zalimlere elim bir azap vaad edilmiştir.

5-  İşin aslı; cennete girmek Allah'ın rızası ve rahmeti iledir. Yapılan ameller ise, sadece bir sebeptir.[17]

 

24- Görmedin   mi Allah   nasıl  bir  benzetme  yaptı.   Güzel  söz, kökü   (yerde)   sabit,   dalları  gökte  olan  güzel  bir  ağaç  gibidir.

25- (O   ağaç)   Rabbinin   izniyle   her   zaman   yemişini   verir. Allah  öğüt  almaları  için  insanlara  böyle  benzetmeler yapar.

26-  Kötü   sözün   durumu   da  gövdesi  yerin   üstünde   koparıl­mış,  sabit olmayan  kötü  bir ağaca  benzer.

27- Allah,   inananları,   dünya   hayatında  da,   ahirette   de   sağ­lam   sözle   tesbit  eder,   Allah   zalimleri   de   saptırır   ve  Allah   dile­diğini yapar.

28- Baksana   şunlara,   Allah'ın   nimetini   nankörlüğe   çevirdi­ler,   (onun   nimetine   şükredecekleri  yerde   nankörlük   edip   inkara saptılar)   kavimlerini  de  helak yurduna  kondurdular.

29- Yaslanacakları   cehenneme  götürdüler.   Ne   kötü   duraktır o!

30- Allah'ın yolundan  şaşırtmak için   O'na  eşler koştular,  De ki:   "(Şimdilik)   eğlenin,   gideceğiniz  yer  ateştir."

 

Sözlük

 

Güzel söz. Bu söz, lailahe illallah Muhammedürrasûlüllah'tu.Güzel ağaç. Bu ağaç hurma ağacıdır.

Kötü söz. Ki, bu inkar sözüdür.Kötü ağaç gibidir.Gövdesi sökülmüş, koparılmış.Sağlam söz ile. Bu söz, 'lailahe illallah'tır.Ve ahirette. Kabirde, dolayısıyla melekler ona Rabbini dininive peygamberini sorarken onların sorduğu sorulara cevap ve­rir.Allah'ın nimetini değiştirdiler. Yani tevhid ve İslâmı inkar et­tiler ve şirkle değiştirdiler.Helak yurdu. Yani cehennem. Allah'a eşler koştular.[18]

 

Açıklama

 

Âyetler tevhid, yeniden dirilme ve cezayı izaha devam ediyorlar. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ey Rasul "görmedin mi, bilmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı? Güzel söz"[19] mü'minin söyleyeceği lailahe illallah' kelimesi; "kökü (yerde}(2) sabit, dalları gökte yükselen güzel bir ağaç gibidir. O ağaç Rabbinin izniyle" kudreti ve emri altına almasıyla her zaman sabah akşam yaş ve kuru olarak "yemişini verir."Şu halde 'lailahe illallah Muhammedun Rasûlüllah' kelimesi, kul için her vakit salih amel meyvesi verir. Bu "kelime, kişinin kalbinde ve ondan doğan salih amel arasında Allah'ın huzuruna yükselir."Allah öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar."Yani bu âyetlerde kafir ve mü'min için misal getirdiği gibi öğüt alırlar diye inanan ve inanmayan insanlar için de misaller getirir. Ki belki onlar öğüt ve ders alırlar da inanıp salih amel işler ve böylece Allah'ın azabından kurtu­lurlar. "Kötü sözün" kafirin kalbindeki inkar kelimesinin "durumu da gövdesi yerden koparılmış sabit olmayan "ve ancak acı, kötü lezzetli ve bereketsiz meyve veren "kötü ağaç" kendisinde odun olma dışında fayda olmayan, bir ağaç "gibidir."Allah inananları dünya hayatında da ahirette de doğru söz olan kelimeyi şehadet istikameti üzere tutar.Bu vaad, Allah'ın sadık mü'min kullarına her ne kadar fitne ve bela olsa da ölünceye kadar onları iman üzere sabit kılacağını vaad etmesidir. Ahirette onları iman ve İslâm üzere sabit kılması, ahiret yurdunun başlangıcı olan ka­birde iki melek onlara Rabbini, dinini ve nebisini sorarken olacaktir.[20]Şu halde Allah onları sağlam sözle, ki bu imandır, bunun aslı da 'la ilahe illallah Muhammedurrasûlüllah'tir ve salih amel demek olan İslâm'la sabit kılmakta­dır.

"Allah" mü'minlere hidayet vermesine karşılık "zalimleride saptırır." Yani onları kendi tercihlerinde serbest bırakır. Zorla imana getirmez. Onları sağlam söze muvaffak kılmaz, dolayısıyla onlar küfr üzere ölürler, helak olur­lar ve hüsrana uğrarlar. Bunun sebebi onların şirkte ısrar etmeleri, şirke da­vet etmeleri, inandıkları için mü'minlere zulüm ve işkence yapmalarıdır."Allah dilediğini yapar."Bu, Allah'ın hür iradesini ortaya koymaktadır. Bu sebeple Allah dilediği kimseyi iman üzre sabit kılar, dilediği kimseyi de kendi yaptıklarından dolayı saptırır. O'na itiraz ve inkar söz konusu olamaz: Çünkü Allah, hiç kimseyi zorla imana veya küfre saptırmaz. Herkes kendi iradesiyle dinini seçer. Do­layısıyla Allah'ı hidayet vermesinde ve saptırmasında asla zorlama olmaz. ."Ey Rasûl görmedin mi?" senin bilgine ulaşmadı mı? Allah'ın nimeti, Rasûlüllah'ın getirdiği, içinde hidayet ve hayır olan İslâm'ı değiştirdiler. Al­lah'ın Rasûlünü ve getirdiklerini yalanladılar, küfre razı oldular. Bununla da küfre teşvik ettikleri ve yalanlamaya cesaretlendirdikleri kavimlerini helak yurduna kondurdular. Yani dünyada savaş alanlarında öldürttüler, ahirette de ebedi cehenneme girmelerine sebep oldular. Dolayısıyla Bedir'de helak olan cehenneme kâfir olarak gitti. Daru'l-bevar: Alev ve hararetİyle insanların ya­nacağı cehennemdir. "Orası" kavimlerini yerleştirdikleri "ne kötü duraktır." "Allah'ın yolundan şaşırtmak için ona eşler koştular." Yani Allah'ın nimetini küfürle değiştirenler ki, bunlar Mekke kafirleridir. Allah'a ibadet edecekleri ortaklar koştular. Bu ortaklan Lat, Uzza, Hubel, Menat isimli batıl ilahlarıydı. Bunları ortak yaptılar ve başkalarını Allah'ın rızasına ve yüce komşuluğuna ulaştıracak İslâm'dan saptırmak için onlara ibadete çağırdılar.De ki: İçinde bulunduğunuz dünyanın malıyla" faydalanın. Şüphesiz gi­deceğiniz yer, "işinizin sonu cehennemdir." Şöyle ki: Eğer ölünceye kadar şirk ve isyanda ısrar ederseniz, Öldükten sonra cehenneme gideceksiniz.[21]

 

Sonuç

 

1- Manaların zihinde anlaşılması için misal vermek güzel bir eğitimtarzıdır.

2- Âyette imanla küfr, tevhid kelimesiyle küfr kelimesi ve bunlardan herbirinin meydana getireceği hayır ve şer arasında mukayese yapılıyor.

3- Allah, mü'minlere, iman üzere ölebilmeleri için, onları iman üzere sa­bit kılacağını ve kabir azabından, münker ve nekirin sorularına cevap ver­mekte de yardım edeceğini vaad etmiştir.

4- Âyeti kerimede "faydalanın" diye yüce Allah'ın kafirlere hitap etmesi, emir ve mubahlık için değildir. Kafirleri tehdit ve korkutmak içindir.[22]

 

31- İnanan   kullarıma   söyle:   Namazı   kılsınlar,   ne   alışverişin ne  de  dostluğun  olmadığı bir gün gelmeden  önce,  kendilerine  ver­diğimiz  rızıktan  gizli  ve  açık  hayır  etsinler.

32- Allah  O'dur  ki,  gökleri  ve yeri yarattı,  gökten  su  indirdi ve   onunla   size   rızık   olarak  çeşitli  meyvalar  çıkardı.   Buyruğuyla denizde  akıp  gitmesi   için  gemileri  emrinize   verdi,   ırmakları  emri­nize   verdi.

33- Sürekli   olarak   (seyir   ve   aydınlatma)   görevlerini  yapan güneşi  ve  ayı  emrinize  verdi,  geceyi  ve  gündüzü  de  emrinize  ver­di.

34-  Ve    kendisinden    istediğiniz   herşeyden    size    bir   parça verdi.    Eğer   Allah'ın    nimetini   saymak   isteseniz,    sayamazsınız! Doğrusu  insan  çok haksızlık edendir,  çok nankördür!

 

Sözlük

 

 Onda alış veriş yoktur ve dostluk yoktur. Ne ticaretin ve ne de dostluğun olmadığı gün. Bu gün kıyamet günüdür. O gün ne ticaret, ne fidye ve ne de dostluk fayda vermeyecektir.Gemileri. Fulk kelimesi birden çoğula da işaret eder. Hem er­kek hem de dişiler için kullanılır.Dönücü olan ve seyir halinde olan. Kendi yörüngesinde haya­tın sonuna kadar gevşemeden akıp gider.Mutlaka zulmedici nankördür. Başkasına ve kendine çok zul­meden, büyük kafirdir. Bu durum, inanmayıp hidayete erme­diğinde söz konusudur. Eğer inanır ve hidayete ererse bu va­sıf ondan alınır.[23]

 

Açıklama

 

Allah, Rasûlüne Allah'ın nimetini küfürle değiştiren kimselere: "Onlara de ki, faydalanın, sizin varacağınız yer cehennemdir." diye emrettikten sonra, aynı şekilde Rasûlüne, mü'minlere namaz kılmalarını ve Allah'ın kafirlere vaad ettiği cehennem azabından kurtulmaları için mallarından gizli ve aşikar infakta bulunmalarını söylemesiniemrediyor. Yüce Allah buyuruyor ki:"İman eden kullanma söyle namaz kılsınlar,"[24] yani namazı farz kılındı­ğı şekilde eda etsinler, rükûsunu ve secdesini tamamlasınlar, namazları vak-tinde, cemaatle, temiz olarak ve kıbleye dönerek kılsınlar ki, onların nefisleri­ni ve ruhlarını temizlesin.

Ve "alışveriş ve dostluğun olmadığı gün gelmeden önce gizli ve açıktan her zaman yardımda bulunsunlar."[25]

O gün ticaret yok ki, kişi ticaret şeklinde fidye  vererek kendini kurtara­bilsin; kendisine fayda verecek dostluk yoktur ve şefaat yalnızca Allah'ın izin vermesiyledir."O Allah'tır ki yeri ve gökleri yarattı, gökten yağmur suyunu indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli meyvalar çıkardı. ""Siz o nzıkla yaşar ve hayatmızi sürdürürsünüz," buyruğuyla denizde akması için gemileri emrinize verdi. İçmeniz, bağ ve bahçelerinizi sulamanız için tatlı sular akıtan "nehirleri emrinize verdi." Sürekli olarak görevlerini ya­pan, eksenlerinde asla yorulmayan, güneş ışığı, sıcaklığı ve ayın ışığına bağlı olan menfaatleriniz için yörüngelerinde dolanan ayı ve güneşi emrinize verdi. Dinlenmeniz için geceyi, çalışıp rızık kazanmanız için de gündüzü emrinize verdi. Ve hayatınızın devamı için kendisinden istediğiniz her şeyden verdi. İşte bunları yapan, isteyerek veya korkarak kendisine ibadet edilmeyi hak eden Allah'tır. Bu, sadece kendisine ibadet edip ortak koşmamayı hak eden, taptığınız ve çağırdığınız zaman sizi küfr, zulüm şer ve fesada sevkeden put­lar olmayan Allah'tır.

"Allah'ın nimetini saymaya kalkarsanız, sayamazsınız!" Allah verdiği nimetlerden bir kısmını saydıktan sonra, insan için Allah'ın nimetlerini say­manın mümkün olmadığını hiç bir şekilde onu sayamayacaklarını haber veri­yor. Bu öğüt ve nasihatin sonunda bir hakikati ortaya koyuyor ki, bu da in­sanın iman ve ilahi hidayetten mahrum olunca çok zalim ve inkârının büyük olmasıdır. Bunlardan Allah'a sığınırız.[26]

 

Sonuç

 

1- Namaz kılmak, zekat vermek Allah'ın farzlarındandır. Sadaka vererek hayır ve iyiliklerde bulunmak ise, Allah'ın övdüğü amellerdendir. Kişi bütün bu ibadetlerle kendisini cehennem ateşinden korur.

2- Gizlice sadaka vermek caiz olduğu gibi açıkça vermek de caizdir. Fa­kat gizlice vermek daha üstün ve daha faziletlidir.

3-  Allah'ı bilmek gerekir. Çünkü Allah'ı bilmek O'nun emirlerini yerine getirmeyi sağlar.

4- Yalnızca Allah'a ibadet etmek gerekir ve başkasına ibadet etmek de şirktir.

5- İnsan inanmadığı ve İslâm üzere olmadığı zaman, zulüm ve küfürle vasıflandırılır.[27]

 

35-  Bir zaman İbrahim  şöyle  demişti;   "Rabbim! Bu  şehri gü­venli kıl,  beni  ve oğullarımı putlara tapmaktan  uzak tut!"

36- "Rabbim!  Onlar  insanlardan  bir  çoğunu  şaşırttılar.  Artık bundan  böyle  kim  bana  uyarsa,   o  bendendir,  kim  bana  karşı ge­lirse   şüphesiz   sen   bağışlayan,   esirgeyensin."

37- "Rabbimiz,   ben   çocuklarımdan   bazısını,   senin   mukaddes evinin  yanında,   ekinsiz   bir   vadiye  yerleştirdim.   Rabbimiz  namazı kılsınlar  diye   (böyle  yaptım).  Artık  sen  de   insanlardan  bir  takım gönülleri,   onları   sever yap   ve   onları   çeşitli   meyvalarla   besle  ki, şükretsinler!"

38-  "Rabbimiz!   Sen   bizim   gizlediğimiz   ve   açığa   vurduğu­muzu hep  bilirsin.  Ne yerde,  ne  de gökte  hiç  bir şey Allah'a gizli kalmaz. "

39- "İhtiyarlık  çağımda  bana  İsmail  ve  İshak'ı   lütfeden  Al­lah'a  hamdolsun.   Şüphesiz Rabbim  duayı  işitendir."

40- "Rabbim!  Beni  ve  zürriyetimden  bir kısmını  namazı kılan yap,  Rabbimiz,  duamı kabul buyur."

41-  "Rabbimiz,   hesabın   görüleceği  gün   beni,   anamı-babamı ve  müzminleri  bağışla."

 

Sözlük

 

İla Bu beldeyi güvenli olarak. Yani Mekke'yi, oraya giren herkes için güvenli bir bölge yap.  Beni uzak tut. Putlara tapmaktan. Yani bizleri putlara tapmaktan uzak tut.O putlar, insanlardan çoğunu saptırdılar. Kendilerine ibadet etmekle, pek çok insanı yoldan çıkarttılar.Kim bana tâbi olursa muhakkak ki o bendendir. Tevhid üzere kim bana uyarsa, o benim milletimden ve dinimdendir.Neslimden bir kısmını. Ki bunlar İsmail (a.s) ve annesi Ha-cer'dir.Ekinsiz bir vadide. O gün ne kendi içinde, ne de çevresinde zi-' raatçılık olmayan Mekke'ye.

Onlara sevgi duyar. Onları arzu eder, hac ve umreyi isteyerek onları sever.Yaşlılık üzere. Yaşlı olmakla beraber bana İsmail ve İshak'ı lütfeden. O zaman İbrahim (a.s)'ın yaşı 99'du. 112 yaşınday­ken de oğlu İshak dünyaya gelmişti.Ve anamı babamı. Anamı babamı bağışla. İbrahim (a.s)'m bu duası, ana-babasmın şirk üzere öldüğünü öğrenmeden önce idi.^Hesabın görüldüğü gün. İnsanların hesab için kalkacağı gün.[28]

 

Açıklama

 

Ayetler, Allah, peygamber ve ahiret konusunu izaha devam ediyor. İşte âyetler bu konuları ihtiva ediyor. Hz. İbrahim'in şöyle dediğini hatırla: (Rasû-lüllah kendisine vahyedilmeyen şeyi nasıl hatırlayabilir? Dolayısıyla bu ifade, O'nun Rasûl olduğunu ve ona vahiy geldiğini ortaya koymaktadır.)"Ey Rabbim, bu bölgeyi güvenli kıl."

Dolayısıyla oraya giren herkes kendisi ve malı konusunda güvencede olsun. Burada söz konusu olan yer Mekke'dir."Beni [29]ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak kıl."Bu âyette sadece Allah'a kulluk etmek demek olan tevhid ortaya konmaktadır onun duasını kabul buyurmuş, onun çocukları ve torunları arasından hiç bir kimse müşrik olmamıştır."Ey Rabbim! Onlar insanlardan bir çoğunu şaşırttılar.'[30]

Hz. İbrahim (a.s)'ın bu ifadesi, Rabbinden kendisini ve çocuklarını puta tapmaktan uzak tutmasını istemesinin sebebini açıklamaktadır. İnsanları saptırmaları, onların putlara ibadet etmeleriyle oluyor, bu sebeple de şirk ba­taklıklarında yollarını kaybedip gidiyorlardı. Çocuklarımdan bana kim uyarsa muhakkak ki, o bendendir, benim dinim üzeredir. Şüphesiz sen bağışlayan ve esirgeyensin. [31]Ey Rabbim, sen neslimden bir kısmını, [32] -ki bu Hz. İsmail (a. s) ve Hacer'dir- haram evinin yanında ekinsiz bir vadiye, Mekke'ye yerleştirdin. Zira o gün ne Mekke'de ne de civarında son zamanlara, kadar zi­raat yoktu ve hiç bir şey yetişmezdi.

Hz. İbrahim (a.s) bu sözü, Allah'ın kendisine Mekke vadisinde bir evi olacağını bildirmesi neticesinde söylemiştir. Ayette geçen el-Muharrem keli­mesi, mukaddes ve korunmuş anlamındadır. Allah orayı mübarek ve korun­muş bölge olarak kılmıştır; bundan ötürü Mekke kıyamete kadar konmuştur; av yapılmaz, otu koparılmaz, orada kan akıtılmaz ve savaş yapılmaz.

"Rabbimiz, namazı kılsınlar diye (böyle yaptım)[33] "Artık sen de insan­lardan bir takım kimselerin gönüllerini, onları (İbrahim (as.)'m zürriyetini) sever yap ve onları çeşitli meyvalarla besle ki, şükretsinler."

Bu, namaz kılarak sadece Allah'a ibadet etsinler diye, Allah'ın Mek­ke'de oturanları yaşamı kolaylaştırması için yapılmış bir duadır. Çünkü insan­lardan bir kısmının kalpleri Mekke'yi arzu edip hac ve umreye meylettiğinde bu, Mekke'ye hayırların ve azıkların nakline sebep olmaktadır. Onlara çeşitli meyvalan vermesini istemesi de, Allah'a şükretsinler diye evlatlarına çeşitli meyvaları rızık olarak vermesi için yapılmış bir duadır. Bu sebeple rızık ve meyvalarm varlığı Allah'a şükretmeyi gerektirir. "Rabbimiz, sen bizim gizle­diğimizi de açığa vurduğumuzu da biliyorsun. Ne yerde ne de gökte hiç bir şey Allah'a gizli kalmaz." Bu ifadeyle o, Rabbinden istediği herşeyin, ancak ona kul olduğunu, yüceliğinden korktuğunu, kuvvetine boyun eğdiğini ve O'nun katında bulunana muhtaç olduğunu ortaya koyma kabilinden olduğunu kastediyor. Yoksa, Allah onun durumunu, onun için, çocukları için uygun olanı ve ihtiyaçlarını daha iyi bilir. Çünkü Allah herşeyi bilir, yerde ve gökte hiçbir şey O'na gizli kalmaz.[34]"İhtiyarlık çağımda bana İsmail'i ve İshak'ı lütfeden Allah'a hamdolsun. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir."

O, bu ifadeyle yaşlı olmasına rağmen kendisine Hz. İsmail ve Hz. İshak'ı vermesine şükretmeyi ve O'na hamdetmeyi, bir de Allah'ın dua edenin ve kendisine tevbe edenin duasını işittiğini bildirmeyi istemiştir.

"Rabbim! Beni ve zürriyetimden bir kısmını namazı kılan yap."

Çünkü namaz, hayatın ve yaşamanın sebebidir. Bunun sebebi namazın zikr ve şükür olmasıdır. Ne zaman ki, kul, namazı kılar, onu şartlarına riayet ederek eda eder, o kişi zikreden ve şükreden kimselerden olur. Ne zaman da terkeder, işte o zaman da unutan, gaflette olan ve inkar eden kimselerden olur. Son olarak O, Rabbine duasının kabulü konusunda ısrar ediyor ve he-sabm görüleceği gün, mü'minlerin anne-babasınm[35] affını istiyor.[36]

 

Sonuç

 

1- Mekke şerefli, faziletli ve güvenli bölgedir.

2- Tehlikeli olduğu ve Allah ondan sakınmayı istediği için şirkten sakın­mak gerekir.

3-  İslâm kardeşliği, soy ve akrabalık kardeşliğinden daha üstündür.

4- Namaz kılmak dinin direğidir. Müslüman olduğu halde namaz kılma­makta ısrar ederse bazı mezheplere göre öldürülür.[37]

5-  Allah, Hz.  İbrahim (a.s.)'in dua ederken istediği şeyleri kabul etmiştir.

6- Kullarına verdiği nimet karşılığında Allah'a şükretmek ve hamdetmek farzdır.

7-  Kişinin kendisi ve mü'minler için af dilemesi âyetlerin öğrettiği dua­lardandır.

8-  Âyetlerde öldükten sonra yeniden dirilme, hesab ve ceza akidesi (inancı) ortaya konulmaktadır.[38]

 

42- Zalimlerin   yaptığından   Allah'ı   gafil   sanma.   O,   sadece onları,  gözlerin  dehşetten  dönüp  kalacağı  bir güne  erteliyor.

43- (O  gün)   başlarını  dikerek  koşarlar;   bakışları  kendilerine dönmez  (öyle   donup  kalmıştır  sanki).   Yüreklerinin   içi  de   bomboş havadır.   (Şaşkınlıktan,   kafalarında   düşünce   adına   bir   şey   kal­mamıştır.)

44-  İnsanları,  kendilerine  azabın geleceği  şu  günden  uyar ki, zalimler   "Rabbimiz,   derler,   bizi  yakın  bir  süreye   kadar  ertele  de senin   çağrına  gelelim,   elçilere   uyalım!"  Peki  önceden   sizin   için hiç   zeval   olmadığına   (sürekli   yaşayacağınıza)   yemin    etmemiş miydiniz?

45- (Sizden   önce  Ad  ve  Semud gibi)   kendilerine  yazık  eden milletlerin    yerlerinde    oturmuştunuz,    onlara    nasıl   yaptığımız, size    belli   olmuştu    ve    size    benzetmeler   de   yapıp    anlatmıştık (değil  mi?)

46- Onlar  tuzaklarını  kurdular.   Oysa  tuzakları  dağları yerin­den   kaldıracak  (cinsten)   olsa   bile   onların   tuzakları,  Allah'ın  ya­nındaydı.   (Allah   onların   tuzaklarını   bozar,   cezalarını   verirdi).

 

Sözlük

 

Zalimlerin yaptıklarından. Mekke halkından veya başkaların­dan şirk koşanların yaptıkları işlerden.

Onda gözlerin dehşetten yerlerinden çıkacağı gün için. Gözle­rin gördükleri korkudan dolayı açılıp kapanmayacağı gün için.

■Onlar başlarım dikerek kendilerini haşır meydanına çağıran kimseye doğru koşarlar.

Yüreklen bomboştur. Korkunun şiddetinden dolayı yürekleri bomboştur.

Davetine uyalım. Rasûlünün diliyle yaptığın çağrına gelelim, sana ibadet edelim, birliğini kabul edelim ve elçilerine uyalım.

Sizin için yokluk yoktur. Yani sizler dünyadan ahirete ayrılma söz konusu değildir diye yeminler etmiştiniz.

Onlar tuzaklarını kurdular. Kureyş, Rasûlüllah'ı öldürmeyi, hapsetmeyi veya sürmeyi isterken O'na tuzak kurmuştu.

Oysa onların tuzakları dağları yerinden kaldıracak olsa bile Önemli değildir. Kıymeti yoktur. Bundan dolayı ona aldırılmaz ve bakılmaz.[39]

 

Açıklama

 

Bu âyetlerde, Rasûlüllah (s.a.v.)'ın davet çalışmalarında Allah onu mu­zaffer kılmcaya ve Allah'ın tesbit etmiş olduğu bir zamana kadar devam et­mesi için sabretmeye teşvik vardır. Bu günler, Rasûlüllah ve ashabı için müş­riklerin onlara eziyet ederek ve aşırı derecede zulmederek düşmanlık yapma­larından dolayı zor günlerdi. Bu sebeple, Allah, Rasûlüne şöyle buyurmuştur:

"Sen Allah'ı, kavminden zalim kimselerin yaptıklarından habersiz san­ma."

O, eğer onlara ceza indirmiyor ve başlarına azabı getirmiyorsa, O, on­ları, gözlerin dehşetten donup kalacağı[40] güne ertelemeyi istiyor.

Yani gözlerin açılıp korkunun şiddeti ve durumun zorluğundan dolayı ka­panmayacağı bir güne ertelemeyi istiyor." "(Ogün) onlar başlarını dikerek"[41] kendilerini mahşer yerine çağırana koşarken "bakışları kendilerine dönmez ve kalpleri boştur." Yüce Allah şöyle buyuruyor:"Yakın bir yerden birinin nida edeceği (sesleneceği) güne kulak verdi."

Buradaki boş, başlarına gelen korkuyu kavramak ve anlamaktan mah­rumdur manasındadır. Allah, 44. âyette, Eğer Allah'a şirk koşmaya, Rasûlünü ve dinini inkar etmeye devam ederlerse işlerinin sonundan onları korkutarak insanları uyarmasını Rasûlüne şöyle emrediyor:

"İnsanları, kendilerine azabın geleceği şu günden uyar ki zalimler "Rab-lerine şirk koşanlar ve mü'min kullarına eziyet edenler: "Rabbimiz derler, bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim" senin bir olduğunu kabul edelim, sana ve Rasûlüne itaat edelim. Allah da onları yalanlayarak, menede-rek ve kınayarak şöyle buyuruyor: "Peki önceden sizin için yokluk olmadığına yemin etmemiş miydiniz?"

Yani siz şimdi azabın ertelenmesini mi istiyorsunuz? Oysa bizim için dünyadan ahirete ayrılış, yok derken tekrar dirilmeyi ve azap görmeyi inkâr ediyordunuz."Kendilerine şirk ve isyanla zulmeden milletlerin yerlerine siz geçmiş­tiniz. Onlara nasıl yaptığımız size belli olmuştu"

Yani siz onları helak ettiğimizi, size kitablarımız ve Rasüllerimiz aracı­lığıyla misaller verdiğimizi öğrenmiştiniz. Sonuç olarak onlar kınanır, istekleri kabul edilmez ve cehenneme atılırlar.

"Onlar tuzaklarını kurdular."Yani Kureyş'in kafirleri ölünceye kadar hapiste bağlı olarak tutsak edil­mesini veya öldürülmesini veya sürülmesini inceleyip Öldürmeye karar ver­diklerinde Rasûlüllah'a tuzak kurmuşlar fakat bunu yapmaya güçleri yetme­miştir. Oysa tuzakları dağları yerinden kaldıracak olsa bile onların tuzakları, Allah'ın yanında yani onun bilgisi dahilindeydi, onların cezası Allah'a aitti. Ayette geçen dağları kaldıracak olsa bile ifadesi, tuzakları dağlan kaldıracak cinsten değildir, binaenaleyh önemsiz ve değersizdir, kıymeti yoktur. Ey Rasûl! Ona önem verme ve aldırma. Çünkü ondan bir şey çıkmaz. Pratikte de onlar çok kötü bir şekilde kaybetmişlerdir.[42]

 

Sonuç

 

1- Zalimlerden her devir ve mekanda kısa bir zaman için azabın ertelen­mesi, onlardan habersiz olma anlamına gelmemelidir. Bu, onların kıyamete

veya yakalanmaları için belirlenmiş bir vaktin gelimine kadar ertelenmesidir.

2- Kıyamette korku ve güç durumdan dolayı zalimler inanmak, itaat et­mek ve tek Allah'a ibadet etmek için tekrar dünyaya dönmeyi arzu ederler.

3- Zulmün kötülüğü anlatılmış ve zalimlerin durumları açıklanarak ahir-ette başlarına gelecek olan azap izah edilmiştir.

4-  Kureyş'in, Rasûlüllah'm öldürülmesi konusunda fikir danışırken, işle­diği suç, âyetlerde ortaya konmuştur.[43]

 

47-   Sakın   Allah'ı   elçilerine   verdiği   sözden   cayar   sanma! Çünkü Allah daima  üstündür,  öç alandır.

48-  O  gün  yer  başka  yere,  gökler  de  (başka  göklere)  değiş­tirilir.   (Bütün)   insanlar  tek  ve  kahredici Allah'ın  huzurunda,  gö­rünürler.

49-  Ve   o   gün,   suçluları   birbirine   (veya   elleri   ayaklarına) yaklaştırılarak  zincirlere   vurulmuş   görürsün.

50-  Gömlekleri   katrandır,   yüzlerini   de   ateş   kaplamaktadır.

51- Allah,   her   canı   kazandığıyla   cezalandırmak   için   (böyle yapar).   Şüphesiz  Allah,   hesabı   çabuk  görendir.

52- Bu,   insanlara   bir   tebliğdir.    (İnsanlar),   bununla   uyarıl-sınlar.   Onun yalnız  tek ilâh  olduğunu  bilsinler  ve  sağduyu  sahip­leri   öğüt  alsınlar  diye   (gönderilmiştir).

 

Sözlük

 

Allah azizdir, üstündür. Onunla isteği arasına hiçbir durumda engel giremez.İntikam sahibidir. Kendisine ve Rasûlüne karşı gelenden in­tikam alandır.O gün yer değiştirilir. Ey Rasûlümüz, zalimlere yerin değişti­rileceği günü hatırlat.Allah'ın huzurunda görünürler, yani Allah'ın onları hesaba çekmesi ve cezalandırması için kabirlerinden Allah'ın huzuru­na çıkarlar.İplerle bağlı halde yaklaştırılmış olarak. Elleri ve ayakları iplerle boyunlarına bağlı bir vaziyette.Asfad, safd kelimesinin çoğuludur. İp ve benzeri şeylerden olan bağa verilen isimdir.Elbiseleri. Onların giydikleri elbiseleri katrandandır. Bu bir tebliğdir. Bu Kur'an insanlara bir tebliğdir. Akıl sahipleri.[44]

 

Açıklama

 

Ayetler müslümanlara müşriklerin böbürlenmeleriyle, zulümleri ve taş-kınlıklarıyla karşı karşıyayken, Rasûlüllah ve inananlar için teselli vermeye devam ediyor. Allah, Rasûlüne buyuruyor ki: "Sakın Allah'ı, peygamberine verdiği sözden cayar sanma."Nitekim Allah daha önceki peygamberlere verdiği sözden caymadığı gi­bi, sana verdiğinden de caymayacaktır. Ancak düşmanlarına karşı sana yar­dım edeceğine dair sözünü muhakkak yerine getirecektir. Ancak azim sahibpeygamberler nasıl sabrettiyse, sen de sabret ve onlar hakkında acelecilik is­teme."Çünkü Allah üstündür. İşinde O'na üstün gelecek yoktur, istediği mut­laka olur," ve kendisine karşı gelen, itaatine karşı isyan eden ve dostlarına savaş açan kimselerden intikam alıcıdır.Yerin başka bir yere ve göklerin başka göklere değiştirileceği[45] ve in­sanların tek tek kabirlerinden çıktıktan sonra haşir meydanına çağıran kimse­nin davetine uyarak mahşere giden yollarında tek ve kahredici Allah'ın huzu­runda görünecekleri günü hatırlat. Ey Rasûlümüz, o gün sen suçluları elleri ve ayakları boyunlarına bağlı bir halde görürsün. İşte bu kimseler, şirk, zulüm, fesad ve şerle suç işlemiş olan, önce kendilerine karşı, sonra da size zulme­dip eziyet etmiş, şirke çağırıp Allah'a isyana teşvik ettikleri için suç işleyen kimselerdir. Onların bedenlerindeki elbiseler katrandandır. Katran develerin yağlandığı, bedeni yakan siyah renkli bir maddedir. Katran kelimesi kıtrınan şeklinde okunduğunda aşın derecede sıcak oluncaya kadar ateşte kızdırılmış bakır manasına gelir. Yüzlerini de alevleriyle ateşler kaplamaktadır. İşte bun­lar dünyadayken şirk ve isyanla suç işleyen kimselerdir. Bu da onların ahiret-teki cezalarıdır. Allah bunu onlara, her kötüyü kazandığıyla cezalandırmak için yapmıştır. Şüphesiz Allah hesabı çabuk olandır. Dolayısıyla dünyada iken yaşamış oldukları süre ile cehenneme varıp orada yerleştirilmeleri arasındaki süre, ancak bir kimsenin bir kapıdan girip diğer kapıdan çıktığı süre kadardır.

Son olarak Yüce Allah buyuruyor ki: "Bu, İnsanlara bir tebliğdir."[46]Ya­ni bu Kur'an insanların Rabbi tarafından onlara bir tebliğdir. Onu, Allah'ın elçi­si, içinde yeralan öğütle, ibretle ve suç işleyen, şer ve fesadcılar için söz ko­nusu çeşitli sıkıntı ve azabla insanlar uyarılsınlar, onda yeralan delil ve bel­gelerle Allah'ın bir olduğunu, sadece Rab ve gerçek Tlah'ın kendisi olduğunu bilsinler, diğer ilahların batıl olmasından dolayı onlara kulluk yapmasınlar ve akıl sahipleri ibret alsınlar,  kendilerini Allah'ın azabından kurtarsınlar ve O'nun rızasını ve rahmetini kazansınlar diye  tebliğ etmiştir.[47]

 

Sonuç

 

1- Allah'ın Rasûllerine ve dostlarına verdiği söz doğrudur.

2- Ayetlerde, suçluların suçlan arzedilirken cehennemdeki durumları a-

çıklanmaktadır.

3- Ahiretin yaratılmasındaki hikmetlerden biri de, dünyada kazanılanla­ra göre ceza verilmesidir.

4- Sûrenin sonundaki: "Bu, insanlara tebliğdir..." ifadesi, Kur'an'a bir isim olmaya uygundur. Çünkü bu âyet, sözün öz ve ifadenin güzel olmasıyla beraber tamamen bu manaya işaret etmektedir.[48]

 



[1] Bu görüş sahabe ve tabiinin görüşüdür. Onlar, manasını Allah'a bırakarak sa­dece Allah'ın bileceği müteşabih âyetlerden kabul ederlerdi.

[2] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/352.

[3] Arap olmayanlar için (Peygamber bizim dilimizle hitap etmedi öyleyse bi­zim mükellefiyetimiz olamaz, şeklinde bir düşünceleri için) bu âyette delil yoktur. Çünkü İslâm'ın kendi diline çevrildiği her şahıs için, İslâm'a girmek ve onunla amel etmek mecburiyeti vardır. İngiltere dünyanın büyük bir kısmını sömürge haline getirmiş, insanlar oralarda İngilizce konuşmuşlardır. Şu an İngilizce dünya dilidir. Öyleyse müslümana düşen, imkan nisbetinde Arapçayı öğrenmesidir."

[4] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/352-354.

[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/354.

[6] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/356.

[7] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/356-358.

[8] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/358.

[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/360.

[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/360-362.

[11] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/362.

[12] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/363-364.

[13] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/364-365.

[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/365.

[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/367.

[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/367-369.

[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/369.

[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/370-371.

[19] Güzel söz 'lailahe illallah' kelimesidir. Güzel ağaç da mü'mindir. Burada örnek verilen ağaç hurma ağacıdır. Rasûlüllah: "Ağaçlardan bir kısmı vardır ki, yaprağı dökülmez. İşte o, mü'minin benzeridir. O ağaç hangisidir bana ha­ber verin?" buyurmuş, sonrada "hurma" demişlerdir..." Mü'minin hali hurma gibidir. Eğer sen onunla beraber olursan, onunla beraber oturursan ve istişare edersen, her şeyinden faydalanılan hurma gibi sana faydası dokunur" buyurul-m ustur.

[20] Nesai'nin, Bera'dan rivayetine göre; "Allah iman edenleri dünya hayatında da ahirette de iman ve İslâmla istikamette tutar." âyeti kabir azabı hakkında inmiştir. Denilir ki: Ölüye "Rabbin kim?" denir "Allah" der, "dinin nedir?" denir, "Mu-hammed (s.a.v.)'in dinidir" der."

[21] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/371-373.

[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/373.

[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/374.

[24] Bunlar sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır.

[25] Burada söz konusu olan zekattır fakat sadaka da onun kapsamında yer alır. Çünkü tamamı sadakadır. Ekseriyetle gizli olarak verilen sadaka, açık olarak verilen ise farz olan zekattır.

[26] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/374-375.

[27] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/375-376.

[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/377-378.

[29] Beni ve soyumdan olan çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut. Hz. İbrahim (a.s.)'in çocukları sekiz taneydi. Hiçbirisi puta tapmamıştir. İbrahim et-Temimi ismindeki bir zat: Hz. İbrahim (a.s)'in âyette böyle dua.ettiği halde kim puta tapma konusunda kendisinden emin olur derdi ve ardından beni ve oğullarımı putlara ibadetten uzak kıl ayetini okurdu.

[30] Saptırma işi putlara nisbet edilmiştir. Halbuki onlar hiç bir şey yapmayan cansız varlıklardır. Onlara nisbet edilmesinin sebebi, saptırmaya onların se­bep olmasıdır.

[31] Hz. İbrahim (a.s) işi Allah'a havale etmiştir, O dilerse rahmet ederek isyan edeni bağışlar, dilerse azab eder. Şöyle denmiştir: Bu, Hz. İbrahim'in, Al­lah'ın müşrikleri affetmeyeceğini öğrenmesinden önceydi.

[32] Buhari Hz. İbrahim'in Hacer'i Mekke'ye yerleştirmesini anlatmıştır. Geniş bilgi için oraya müracaat edilebilir. "Min zürriyeti" neslimden bir kısmını demektir. Çünkü oraya Hz. İsmail yerleşmiş, diğerleri Şam'da kalmıştır.

[33] Âyette sadece namaz ifade edilmiştir. Çünkü o, hem şükür hem de zikri kap­sayan bir ibadettir. "Namaz, hayatın sebebi ve yaratılışın sırrıdır" ayetindeki lam, "için" manasındadır. Âyetin anlamı, namazı kılmaları için onları Mek­ke'ye yerleştirdim şeklindedir.

[34] İbni Abbas, "gizlediğim ve açığa vurduğum şeyi sen bilirsin" âyeti hakkında şöyle demiştir: "Burada onun gizlediği veya açığa vurduğu İsmail'i ve annesi­ni, ekinsiz vadiye yerleştirirken üzülmesidir."

[35] Hz. İbrahim (a.s), babası Azer'in Allah'a düşman olduğu daha belli olmadan önce onun için af dilemişti. O'nun Allah'a düşman olduğu belirince, ondan uzaklaştı. Nitekim bu hadise Tevbc suresinde geçmektedir. Orada şöyle ge­çiyor: "Onun (İbrahim) için babasının Allah'a düşman olduğu ortaya çıkınca, ondan uzaklaştı." Bunun için müşrik olarak ölen bir kimse için af dilemek caiz değildir.

[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/378-380.

[37] Hanefi mezhebine göre namazı tembellikten dolayı terkeden idam edilmez, hapsedilir kan çıkıncaya kadar dövülür. Ya tevbe eder veya hapiste ölür.

[38] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/380-381.

[39] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/382-383.

[40] İbni Abbas (r.a) şöyle demiştir: "Mahlukatın gözleri o gün, şaşkınlıktan do­layı havaya doğru döner (dikilir) ve iyice kızmış olan yer üzerinde yürüye­mezler."

[41] Muknii kelimesi, başı kaldırma manasındadır. Namazda başı kaldırmak (secde yerinden başka bir yere bakmak) mekruhtur. Muknii kelimesi, başı utançtan eğmek için de kullanılır. Burada kelime her iki anlama da uygundur.

[42] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/383-384.

[43] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/384-385.

[44] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/386.

[45] Ayet, yerin ve göklerin bizzat kendilerinin ve sıfatlarının değiştirileceği ve tamamen değişecekleri Allah'ın bundan başka bir yer ve gök yaratacağı husu­sunda delildir. Aşağıdaki iki hadisde bunu göstermektedir.

a) Müslim'de yer alan bir hadiste şöyle geçer: "Bir yahudi Rasûlüilah'a yerin ve göklerin değiştirileceği gün insanlar nerede olacak diye sorunca, o da köprüsüz ve tutunmasız olarak karanlıkta olacaklardır" diye buyurmuştur.

b) İbni Mace, Müslim'in isnadıyla şöyle nakleder: "Rasûlüilah'a yerin başka bir yere, göklerin başka göklere çevrileceği gün âyet sorularak o zaman insan­lar nerede olacaktır denildi? O da sıratta buyurdular."

[46] Yani insanlar için bir tebliğdir ki, tebliği Hz. Peygamber (s.a.v) insanlara ulaştırmıştır.

[47] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/386-388.

[48] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/388.