Hicr Sûresi - Kuran - 015Hicr - 23. Sayfa
HİCR SÛRESİ
Rahman ve Rahim olan Allanın adıyla.
1- Elif, lâm, râ, şunlar kitabın ve apaçık Kur'an'ın âyetleridir.
2- Bir zaman gelir ki, nankörlük edenler, keşke müslüman olsaydılar diye arzu ederler.
3- Bırak onlar yesinler, eğlensinler, arzu onları oyalasın. (Yakında yaptıklarının kötü sonucunu) bilecekler.
4- Biz hiçbir şehri yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın.
5- Hiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka kendileri için belirlenmiş sürede helak olur).
Sözlük
Elif, Lâm. Rab, Bazı sûrelerin başında yer alan bu harflere hu-rufu-1 mukatta (ayrılmış) harfler denir. Bitişik yazılıp ayrı ayrı okunurlar. Bu harflerle maksadın ne olduğunu eniyi Allah bilir. Burada olduğu gibi yazılır ve okunur.Bu ayetler kitabın âyetleridir. Bunun gibi mukattaa harflerinden oluşmuş bu ayetler, Kitab'ınâyetleridir.Severek isterler. Müslümanlardan olmayı temenni ederek arzular ve isterler.Ve faydalansınlar. Hoşa giden şeylerden ve arzulardan faydalansınlar.Ve arzular onları oyalar. Uzun yaşama, amellerine ve dünyaya ait isteklerine ulaşma arzuları onları oyalasın.I Ancak ona belirli bir kitap vardır. Helakları için tesbit edilmiş bir vakit olmasın.Ümmet ecelini geçemez. Hiç bir toplum, süresini ileri geçemez. Min, manayı kuvvetlendirmek içindir.[1]
Açıklama
Sûre Mekke'de nazil olması sebebiyle akide (inanç) meselesine ve onun en büyük kısmı olan tevhid, (Allah'tan başkasına ibadet etmemek, O'na hiç bir şeyi şirk koşmamak) nübüvvet (Allah'ın gönderdiği peygamberleri tasdik edip kendi zamanındaki peygambere tabi olmak) ve yeniden dirilme meselelerine çözüm getiriyor.
"Elif, lâm râ", bu harflerle neyi kasteddiğini Allah daha iyi bilir. Bu mu-katta harflerinin faydalarından bir tanesi de dinleyenin dikkatini çekmesi ve onu dinleyeni kendisine bağlamasıdır. Çünkü müşrikler etkilenme korkusuyla Kur'an'ı işitmeye engel oluyorlardı. Dolayısıyla onların dilinde benzeri olmayan bu başlangıçlar, bu harflerden sonra gelen ayetleri dinlemeye onları bağlıyordu. Bunlar yani elif lâm râ gibi mukattaa harflerinin benzerlerinden bir araya getirilmiş ayetler, "kitabın[2] ve apaçık Kur'an'm âyetleridir." Mübin kelimesi hakkı, batılı, hidayeti ve sapıklığı açıklayan manasmdadır."Bir zaman gelir ki, nankörlük edenler müslüman olsaydılar diye arzu ederler."
Allah şunu haber veriyor: Bir gün gelecek ki, bu gün kıyamet günüdür kâfirler cehenneme girerken müslümanların cennete girdiklerini görünce, o gün kendilerinin de müslümanlardan olmalarını temenni ve arzu edeceklerdir. Bazen, dünyadayken de Allah kafirlerin müslümanlardan olmayı arzu edecekleri olay ve işleri yaratır."Bırak onları, yesinler faydalansınlar ve arzuları onları oyalasın. Onlar yakında bilecekler."Ey Rasûlümüz, bırak kafirleri, onlar dilediği yiyeceği yesinler, kendileri için oluşan lezzet ve şehvetlerden faydalansınlar ve amelleri onları işlerinin sonunu düşünmekten alıkoysun. Çünkü onların düşünceleri ömürlerinin uzun olması, arzularının gerçekleşmesidir. Onlar pek yakında gerçek dostları Allah'a döndürüldüklerinde ve uydurdukları ilahlar kendilerini terkettiğinde, kendilerinin dünyada haktan, O'na ve gerçek dine davetten yüz çevirmekle hata ettiklerini bileceklerdir.
"Biz hiç bir şehri yok etmedik ki," yani hiç bir şehir halkını helak ederek ve köklerini kazıyarak yok etmedik ki, oranın bir kitabı yani Kitab'da gün ve saati "belli bir vakti olmasın."Hiç bir toplum, süresini, ne ileri aşabilir ne de geri kalabilir. Çünkü Allah'ın helak olmasını yazdığı toplumun belirlenmiş vakitten önce helâklarının önüne geçmesi ve ondan bir an bile olsa geri kalması mümkün değildir. Bu İfadede, Mekkelileri korkutma ve tehdit söz konusudur. Onlar hakka davetle ve Hakk'ın elçisiyle mücadele ediyorlardı. Belki de onların şehirleri içinde bir yazı yazılmış ve onlar farkında değillerken orası için bu süre belirlenmişti.[3]
Sonuç
1- Kur'an, insanın mutlu olması ve mükemmele ulaşması için ihtiyaç duyulan herşeyi açıklamıştır.
2- Kafirler uyarılmış, İslâm'la mücadele etmekten sakındınlmışlardır. Bundan dolayı bir gün gelecek, o gün kâfirler, müslüman olmayı temenni edeceklerdir.
3- Kaza ve kader haktır. Dolayısıyla hiç bir şey yoktur ki, Allah önceden onu bilmesin ve ölüm gibi hayatı da, zarar gibi kârı da ve mutsuzluk gibi mutluluğu da kader kitabına yazmış olmasın. Geçmişte olmuş, şu an olan ve de gelecekte olacak olanların tamamını Allah daha önceden bilmiş ve 'levh-i mahfuz'a yazmıştır.[4]
6- Dediler ki: "Ey kendisine zikir (kitab) indirilmiş olan! Sen mutlaka cinlenmişsin!"
7- "Eğer doğrulardansan bize melekleri getirsene!"
8- Biz melekleri ancak hak ile indiririz, o zaman da kendilerine usla göz açtırılmaz.
9- O zikr (kitab)ı biz indirdik biz; ve onun koruyucusu da elbette biziz.
10- Andolsun senden önce evvelki (millet)lerin nesilleri içine de elçiler gönderdik.
11- Onlara hiç bir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler.
Sözlük
Üzerine zikir indirildi. Kendisine zikr, Kur'an indirilen.
Keşke bize meleklerle gelseydin. Bize, senin Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik edecek melekler getirsene.
O zaman da onlara süre verilmez. Aksine, melekler iner inmez onları azap yakalar.
Muhakkak ki zikri biz indirdik. Zikri, Kur'an'ı biz indirdik. Evvelkilerin kolları ve grupları içinde.[5]
Açıklama
"Onlar" peygamberlik ve vahyi inkar eden kafirler "dediler ki: Ey kendisine zikr (kitap) indirilmiş olan! Muhakkak sen cinlenmişsin." Yani akıllı değilsin, aksi takdirde peygamberlik iddia etmezdin. Müşriklerin bu sözlerinde Rasûlüllah (s.a.v) ile açık bir alay söz konusudur ki, bu alay onlarm kalplerin-deki karanlığın ürünüdür. Eğer peygamberlik davanda doğru isen bize gözlerimizle göreceğimiz senin Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet edecek melekleri getirsene. "Biz melekleri ancak hakla beraber indiririz." Yani melekler, sadece insanlar istedi ve arzu ettiler diye değil de hakkı gerçekleştirmek ve batılı yok etmek için inerler. Melekler iner de onlar iman etmezlerse, muhakkak hemen onlara azap iner. O zaman da onlara zaman tanınmaz, o an helak olurlar. "Şüphesiz Kur'an'ı biz indirdik ve onu" yok olmaktan, ilave ve noksandan "koruyacak olan da biziz." Çünkü o, bizim kıyamete kadar mahlukat üzerindeki delilimizdir.[6] Biz zikri yani Kiur'an-ı Kerimi, hidayet, rahmet, şifa ve nur olarak indirdik. Onlar azabı istiyorlar, Allah ise rahmeti istiyor. Kur'an'ı melekler indirmesine rağmen, her ne kadar melekler indirse de onlar göğe geri dönerler ve Kur'an'dan başka peygamberliğe işaret eden bir şey kalmaz. Fakat.bu toplum inanmayı istemiyor. Onlar bu küfür ve inadda yalnız değiller, bu konuda daha önce içlerinden peygamber gönderilen toplum ve guruplar gelmiş, onlar da yalanlamış ve inkar etmişlerdir. "Andolsun senden önce evvelkilerin nesilleri içine de elçiler gönderdik. [7]Onlara hiç bir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler." Çünkü hastalığın sebebi aynıdır. Öyleyse ey Rasûl ümit kesme, üzülme, sabret ve Allah'ın sana zafer vaadini bekle. Çünkü O'nun vaadi gerçektir. Allah yazdı ki, şüphesiz Ben ve Rasûlüm galib geleceğiz. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, üstündür.[8]
Sonuç
1- Rasûlüllah müşriklerin alayları ve hafife alması ile karşılaşmıştır.
2- Allah'ın insana rahmetinin tezahürlerinden bir tanesi de şudur: insan azabın inmesini ister, Allah ise rahmeti ister.
3- Kur'an'ı, ilave, noksanlık ve kaybolmaktan Allah korur.
4- Allah'ın grup ve kavimler hakkındaki kanunu şudur: Onlara bir Rasûl gelir de, alışa geldikleri haram şeyleri onlar için yasaklar ve onları yeni bir hayır ve hidayete çağırır, o toplum da o elçiyle alay eder ve hafife alırsa, Allah da zalimlerin cezalarını verir.[9]
12- İşte biz onu suçluların kalplerine böyle sokarız.
13-Kendilerinden öncekilerin adeti (inkarcıların mahvedi-leceği kuralı) geçtiği halde yine de ona inanmazlar.
14- Onlara gökten bir kapı açsak da, oraya çıkacak olsa* lardı.
15- Herhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz derlerdi.
16- Andolsun ki, biz gökte burçlar yaptık ve onu bakanlar için süsledik.
17- Ve onu her taşlanmış şeytandan koruduk.
18- Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş parçası kovalar.
Sözlük
Biz onu böylece sokarız. Biz onu (yani Kur'an) suçluların kalplerine böylece sokarız.Ve öncekilerin sünneti geçti. Daha önce geçmiş olan ümmetlerin kuralı geçmişken.Orada çıkar dururlar. Gökten kapı açsak da oraya çıksalardı, yine de inanmazlardı.Ancak döndürüldü. Gözümüz bağlandı derler.Gökte burçlar. Yani güneş ve ayın bağlı oldukları burçlar ve yörünge sistemleri.Taşlanmış, lanetlenmiş Şeytan. Düşen yıldızla taşlanmış bütün şeytanlardan.Apaçık yıldız. Kendisiyle şeytanın taşlandığı, onu yakan, ayıran ve bozan yıldızla.[10]
Açıklama
Âyetler, iman etmeleri için Rasûlüllah (s.a.v.)'m peygamber olduğuna şehadet edecek meleklerin gelmesini isteyen, peygamberi yalanlayanlar hakkında devam etmektedir.Biz, kavminden olan suçlu kimselerin kendi yaptıklarından dolayı kalbine böylece yalanı[11] sokarız. Nitekim biz onu kanunumuz gereği senden
önceki peygamberleri yalanlayanların kalbine de sokmuştuk. Bu sebeple kavmin sana ve indirilen zikre (Kur'an'a) inanmayacaktır. "Öncekilerin kanunu" geçmiştir.Yani peygamberlerle alay eden, onları yalanlayanlara azap etme işi geçmiştir. Çünkü onlar acı verici azabı görünceye kadar inanmıyorlardı. "Biz gökten onlar üzerine kapı açsak bile.[12]"Melekler veya yalanlayanlar gökten açacağımız o kapıya gün boyunca çıkıp inerek oraya yükselselerdi, gökte gözlerimiz gerçek görüşten alıkondu biz melekleri ve göğü göremiyoruz, "biz büyülenmiş bir topluluğuz derlerdi."[13] "Andolsun ki, biz gökte burçlar" yani güneş ve ayın konakladığı kendisiyle senelerin ve aylarm hesaplandığı yörüngeler "yaptık. Yani dönmeleri için belli mekanlar yaptık.[14] Ve onu" göğü "bakan insanlar için yıldızlarla süsledik. Ve onu" en aşağıdaki göğü "taşlanmış lanetli şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden olursa," yani şeytanlardan azgın olan birisi, dostları olan insan kahinlere haber indirmek için meleklerden kulak hırsızlığı yapmak üzere göğe çıkarsa, o şeytanları, bozmak veya yakmak şeklinde açıklayan "bir ateş parçası takip eder." Biz gökte burçlar yaptıktan itibaren sûrenin sonuna kadar bütün âyetlerden maksat Allah'ın kudretini, ilmini ve hikmetini ortaya koymaktır. Bunların hepsi, Rasûl gönderilmesine ve Rablerine mükemmel ve iki dünyada mesud olacakları ibadeti yapmaya insanları sevketmek için kitabın indirilmesine sebeptir. Fakat yalanlayanlar bilmezler.[15]
Sonuç
1-Allah'ın yalanlayıcı ve inatçı kişiler hakkındaki adeti şudur: Böyle kimseler acı veren azabı gözleriyle görünceye kadar inanmazlar.
2- Yalanlayan ve suçlu olan kimselerin melekleri görme gibi mucizeler istemelerinin bir anlamı yoktur. Çünkü Kur'an en büyük mucizedir, onlar ona inanmamışlardır. Bu sebeple gökte bir kapı açılsa ve onlar oraya çıksalar yine de inanmazlar.
3- Âyetlerin ifade ettiği mânalar arasında, Allah'ın rahmeti, hikmeti, ilmi ve kudretinin alametleri açıklanmaktadır. Bu, gökte burçlar[16] yaptık âyetinden başlayarak 27. âyete kadar devam etmektedir.[17]
19- Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada Ölçülü, mütenasib herşeyi bitirdik.
20- Orada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik.
21- Hiç bir şey yoktur ki, onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın ama biz onu bilinen bir miktar ile indiririz.
22- Rüzgarları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz.
23- Biziz, elbette biz ki, yaşatır, Öldürürüz; gerçek varis olan da biziz.
24- Andolsun sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik.
25- Gerçekten onları toplayacak olan Rabbindir, O, hükümdardır ve bilendir.
Sözlük
Ve arzı yaydık.Oraya dağları attık. Yerin hareket etmemesi için sabit dağlarattık.Ölçülmüş. Orada takdir edilmiş, mikdarı Allah tarafından bilinen.Yaşamlar, rızıklar. Kelime maişet kelimesinin çoğuludur. Manası, insanın yaşamını ve geçimini temin ettiği gıdalar ve yaşam demektir. Ve siz onun için rızık verici değilsiniz. Sizin rızkını vericiler olmadığınız köle ve hayvan gibi varlıklara.Biz onu, (yağmuru) bilinen bir mikdar ile indiririz.Ve rüzgarları, aşılayıcı olarak gönderdi. Yani rüzgarlar aşılar ve aşı maddesini erkekten dişiye taşıdığı gibi suyla dolu olur.1Ve onu depolayan da siz değilsiniz. Yani onun hazinelerinesahip değilsiniz ki, dilediğiniz kimseye verip dilediğinize ver-meyesiniz.Sizden önce geçenleri de sonra gelenleri de. Yani Ademoğul-
larmdan bugüne kadar helak olanları da sonra gelen sağları dave henüz var olmamış kıyamete kadar olacakları da bildik.[18]
Açıklama
Ayetler, Allah'ın kudretinin, ilminin, hikmetinin ve rahmetinin ortaya çıkmasıyla devam ediyor. Bu tezahürler O'na imanı, ibadeti, birliğini kabul etmeyi ve sevdiğini yapmayı, hoşlanmadığım yapmamayı gerektirir. Biz yeri de yaydık, oraya yerin sabit olacağı dolayısıyla hareket etmeyeceği ve üzerinde yaşayanları sallayıp da onların helak olmayacağı sağlam dağlar attık.[19] Orada miktarı Allah tarafında bilinen her şeyi bitirdik. Orada sizin için ve sizin rızık vermediğiniz, Allah'ın rızık verdiği köle ve hayvanlar için geçimlikler verdik. Hiçbir şey yoktur ki, onun hazineleri bizim yanımızda olmasın, ama biz onu bilinen bir miktar ile indiririz. Yani insan hayatının devamı konusunda ihtiyaç duyacağı hiç bir faydalı şey yoktur ki, onun hazineleri Allah'ın katında olmasın.
Yağmur bunlardan bir tanesidir. Fakat Allah onu mahrukatının ihtiyacı ve maslahatına göre belirli bir miktarda indirir. Hayır, O'nun elindedir; O, herşeye kadirdir. Allah kullan için rızkı genişletseydi, onlar yeryüzünde azgınlık yapardı. Fakat Allah, dilediği kadar onu indirir. Şüphesiz O, kullarından haberdardır ve onları görür."Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik. "[20]Yani bulut aşılar, böylece yağmur yağar.
"Gökten kudretimiz ve irademizle su indirdik. Onunla da sizi ve sizin rızık vermediğiniz canlıları suladık."
Yani siz O'nun hazinelerine sahip değilsiniz ki, dilediğinize su vermeyip dilediğinize veresiniz. Aksine buna sahip olan Allah'tır. Dolayısıyla O, bir kavmin arazisine yağmur yağdırır, diğerlerine de yağdırmaz.
"Şüphesiz can veren de öldüren de biziz, gerçek varis olan da biziz. Andolsun sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik."[21]Yani Hz. Adem'den beri ölen kimseleri de bildik, sağ olan sonra gelen-
leri de, şu an var olmayıp ilerde var olacak ve kıyamete kadar ölecek olanları da bildik. Hepsini Allah bildi. O'nun dışındakiler bilemezler. Bu sebeple Allah ibadeti hak etmiş, diğerleri ise etmemiştir. Ey Rasûl! Muhakkak ki, senin Rabbin, kıyamet günü onları hesaba çekmek ve cezalandırmak için kendi huzuruna toplayacaktır. Bu iş, kudret, ilim ve hikmete dayalıdır. Onları dirilten ve öldüren, tekrar diriltmeye kadirdir. Yaratmadan önce ve yarattıktan sonra da onları bilen, onları bir araya toplamaya da kadirdir. Her şeyi yerli yerine koyan hikmet sahibi Allah, onları boşu boşuna değil bilakis imtihan etmek, sonra hesaba çekmek ve sonra da cezalarını vermek için yaratmıştır. Çünkü O, hakimdir, âlimdir.[22]
Sonuç
1- Allah'ın, aşağıda geleceği üzere, tecelli eden rahmet, hikmet, ilim ve kudretinin tezahürleri açıklanmıştır.
A) Allah yeri yaratmış, onu yaymış, oraya dağlar atmış ve bulutlarla beraber aşılayıcı rüzgarları göndermiştir.
B) Allah yağmuru belirli bir miktarda indirir. Allah ölmüş olanı da ölecek olanı da bilir.
C) Allah hassas ölçülerle bitkileri yaratmış, sonra mahlukata can vermiş sonra da onları Öldürmüştür.
2- Allah'ın bir olduğunu kabul şunu ortaya koymuştur: Bu kudretinin eserlerinden biri de sadece O'na kulluk yapılmasının gerekmesidir.
3- Ayetler Hz. Muhammed (s.a.v)'in peygamberliğini ortaya koymaktadır. Çünkü bu söz, Allah'ın ona vahyetüğİ Allah kelamıdır.[23]
26- Andolsun biz insanı pişmemiş çamur dan,değişken cıvık balçıktan yarattık.
27- Cinne gelince, onu da (insandan) daha önee (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık.
28- Bir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım."
29- "Onu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın!'1
30- Meleklerin hepsi topluca secde ettiler.
31- Yalnız iblis secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi.
32- (Allah) "Ey İblis! Nen var ki sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi.
33- (iblis): "Ben bir çamurdan, değişken balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi.
Sözlük
Andolsun ki biz insanı, Adem'i yarattık.Kuru çamurdan, kokmuş, değişmiş siyah renkli topraktan.
Dumanı olmayan ateşten. İnsanın iliklerine işleyen ateşten.Onu düzene koyduğum zaman. Yani yaratılışını tamamladığım zaman.ı O'na secdeye kapanın.[24]
Açıklama
Âyetler, Allah'ın kudret, ilim, hikmet ve rahmetinin tezahürlerini anlatmaya devam ediyor. Biz insanı yani Hz. Adem (a.s)'i kendisine vurulduğunda ses getiren kuru topraktan, kokusu değişik siyah renkli balçıktan yarattık.[25]Bu, Allah'ın kudret ve ilminin tezahürüdür. Cinni ise Hz. Adem'i yaratmazdan önce insanın iliklerine işleyen dumansız ateşten yarattık. Buradaki cin, cinlerin babası olandır [26]Ey Rasulumüz hatırla ki "Rabbin meleklere demişti ki, Adem'e" kulluk değil de tazim ve "saygı secdesi yapın." Çünkü ibadet edilecek olan emreden ve itaat edilendir. O da Allah'tır. Onlar secde ettiler de "İblis secde edenlerle beraber secde etmekten kaçındı. Allah buyurdu ki: "Ey İblis sana ne oluyor da secde edenlerle beraber secde etmiyorsun?"
Yani sana ne oldu da secde eden meleklerden olmaktan kaçındın. Melun (lanetlenmiş Şeytan) kaçınmasınınsebebinin, Hz. Adem'i kıskanması ve bü-yüklenmesi olduğunu belirtti. Şeytan: "Senin kuru topraktan, kokusu değişmiş balçıktan yarattığın insana secde edemem" dedi. Gelecek ayetlerde Allah'ın ona cevabı ve onu reddi yer alacaktır.[27]
Sonuç
1- İnsanın yaratılışının aslı topraktır. Çin'in ki ise ateşin alevidir.
2- Secde bir fazilettir. Çünkü Allah meleklere kulluk olarak değil sadece saygı ifade eden secdeyi emretmiş, onlar da iblis hariç hep beraber secde etmiş ler dü'.
3- Burada hased kötülenmiştir. O, günahların en şerlisi ve en zarar-lısıdır.
4- Kibir (büyüklenmek) kötülenmiştir. O, kişinin dünyada kemâle ermesine de saadete kavuşmasına manidir.
5- Hz. Adem topraktan, İblis ateşten yaratılmıştır. Yani, Adem (a.s.)'ûı aslı topraktandır. Şeytanın ise dumansız ateştendir.[28]
34- (Allah) "öyleyse çık oradan" dedi. "Çünkü sen koyulmuşlardansın."
35- "Ta ceza gününe kadar üzerine lanet edilecektir."
36- (İblis) "Rabbim!" dedi, "bari dirilecekleri güne kadar be-
ni(m canımı almayı) ertele" dedi.
37- (Allah) "haydi dedi, sen ertelenmişlerdensin"
38- "O bilinen vaktin gününe kadar."
39- (İblis) "Rabbim!" dedi, "beni azdırmandan ötürü andol-sun ki, ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım.'1
40- Ancak
içlerinden kendilerine ihlas
verilen kulların hariç.
(Benim azdırmam onları
etkilemez.)
41- (Allah) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur."
42- "Benim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin)."
43- Cehennem onların hepsinin buluşma yeridir.
44- Onun yedi kapısı vardır, her kapıya onlardan bir bölüm ayrılmıştır.
Sözlük
De ki öyleyse çık oradan, cennetten dedi. Çünkü sen taşlanmışsın, kovuldun, lanetlendin.
bilinen vaktin gününe kadar. Yani bütün canlıların öleceği ilk sura üfürülüş vaktine kadar.Beni azdırmandan dolayı. Yani beni saptırıp, bozmandan do-layı.[29]İhlaslılar. Kendilerine ihlas verilmiş, yani kendine itaat için seçtiğin kimseler hariç, çünkü benim tuzağım onlara etki etmez.İşte bana varan doğru yol budur.ı
Onun yedi kapısı vardır. Onun tabakalarının kapısı yedidir ki, bunlar cehennem, leza, hutame, sair, sakar, cahim ve haviyedir.[30]
Açıklama
"Öyleyse oradan çık" emri İblis'in ben bir beşere (insana) secde etmem sözüne cevaptır. Oradan çık demek, cennetten çık demektir.Çünkü sen kovulmuş, uzaklaştırılmışsın. O din gününe yani kıyamete kadar benim lanetim, yani öfkem ve seni gökten uzak tutman senin üzerine olsun. Lânetli İblis Allah'ın ondan haber verdiği şu sözü söyledi:"Ey Rabbim! Bana insanların tekrar diriltilecekleri [31]güne kadar mühlet ver, beni öldürme" Allah da ona şöylecevap verdi: "Sen bilinen günün vaktine kadar mühlet verilenlerdensin."[32]Burada geçen gün hiçbir kimse kalmayacak şekilde Ademoğulları'nın yok olacağı gündür ki, bu da sura ilk üfürülüşte olacaktır. Lanetli İblis, Allah'ın onun aleyhindeki hükmünü duyunca, Allah'ın haber verdiği şu sözü söyledi: "Ey Rabbim! Beni azdırman sebebiyle ben de yeryüzünde onlara küfrü, şirki ve büyük günahları süsleyeceğim[33] ve onların hepsini azdıracağım" yani doğru yoldan çıkaracağım. "Ancak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hariç." Lanetli İblis Allah'ın, kendisine itaat için seçtiği ve dostluğuy-la iyilikte bulunduğu kimseleri ayrı tutmaktadır. Onlar öfkenin haklarından gelemediği, şehvet ve arzunun kendilerini hükmü altına alamadığı kimselerdir. O buyurdu ki, "işte bu bana varan doğru yoldur." Yani riayet eden ve devam eden kimseyi bana ulaştıran doğru yoldur. "Benim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. [34]Ancak sana uyan azgınları (azdırabilirsin)." "Cehennem onların" yani benim ve onların hepsinin "buluşma yeridir. Onun yedi kapısı vardır." Çünkü cehennem yedi tabakadır ve her tabakanın üstünde oraya girecek olanların bir kapısı vardır. Bu, "o kapılardan her biri için onlardan bölünmüş bir parça vardır" âyetinin işaret ettiği manadır. Cehennemin tabakaları leza, hutama, şâir, sakar, cahîm, hâviye ve cehennemdir.'[35]
Sonuç
1- Allah'ın gazabı kıyamete kadar devam ettiğinden lanetlenmiş İblis, tevbeden geri kalacaktır. Kibrinden dolayı tevbe etmeyecektir.
2- Yüce Allah, mahrukatın en şerlisinin dahi duasını kabul etmiştir. Mahlukatın en şerlisi ise İblis'dir, yani şeytandır.
3- İblis'in azdırmada kullanacağı silahların en etkilisi, bazı şeyleri süslü göstermesidir. Öyle ki, o şeyler yerilmiş çirkin bile olsa, İblis'in güzel göstermesiyle insanlara güzel görünecek neticede de insanlar onu işleyeceklerdir.
4-Peygamberler günah işlemekten korunmuştur. Allah dostlarını korur, onlar da günahların kirlerine bulaşmazlar.
5- Allah'ın yolu, Allah'a götürür. İnsanlar o yola girecek ve Allah'a ulaşacaklardır. Allah da onları hesaba çekecek, işledikleri hayra karşılık hayır, şerre karşılık şerle onlara karşılık verecektir.
6- Cehennemin birbiri üstünde tabakaları ve her tabakada da, Cehennem halkının gireceği bir kapısı vardır. [36]
45- (Şeytana uymaktan, küfür ve isyandan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlanndadırlar.
46- (Onlara) oraya esenlikle, güven içinde girin (denir).
47- Onların göğüslerindeki kini çıkarıp almışızdır, (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler.
48- Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.
49- (Ey Muhammed) kullarıma haber ver, işte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim.
50- Fakat benim azabım da çok acı bir azaptır.
51- Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver.
52- Onun yanına gelmişler "selam" demişlerdi. O da, "biz sizden korkuyoruz" demişti.
53- "Korkma" dediler, "sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz."
54- "Bana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni!" dedi.
55-" Sana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma" de* diler.
56- "Sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser?" dedi.
Sözlük
Muhakkak ki takva sahipleri, korunanlar. Yani Allah'tan korkanlar, onlar için koyduğu ibadetlerle yalnızca Allah'a ibadet edenler.Onların göğüslerindeki kini, kıskançlığı, düşmanlığı ye hıncı söküp aldık.
Karşılıklı divanlar üstünde otururlar. Yani bir birlerine bakarak oturmaya devam ederler.Orada onlara yorgunluk da dokunmaz.Acı veren, ızdırap veren azap., Hz. İbrahim'in misafirlerini. Bunlar, Lût kavmini helak etmeye giderken^Hz. İbrahim'in yanına inen meleklerdi. Başlarında genç bir insan şeklinde Cebrail bulunuyordur.
Biz sizden korku duymaktayız. İbrahim (a.s.) hem kendi adına hem de eşi adına bu sözü, melekler yemeği reddettiklerinde söylemişti.Bilgili bir çocukla, İshak'la.Ve ne ile müjdeliyorsunuz. Ne tuhaf, yaşlı olmama rağmen beni bir çocukla müjdeliyorsunuz.Ümit kesenlerden.[37]
Açıklama
Yüce Allah, İblis'e uyan azgınların cezasını anlattıktan sonra, takva ve iman sahibi kullarının da mükafatını haber vermiştir. Dolayısıyla Allah onlar için hazırladığı nimeti haber vererek şöyle buyuruyor:
Şüphesiz ki ,şirk ve isyanı terkederek Allah'tan korkanlar [38]cennet bahçelerinde ve pmar[39] baştandadırlar. Onlara esenlikle, güven içinde yani korkudan emin olarak mutlu ve huzurlu olarak [40]oraya girin denir."Biz onların göğüslerindeki kini[41] söküp almışızdır." Allah cennet ehlinin göğsünde, oranın nimetini bulandıracak veya safiyetini bozacak kin, ha-sed, düşmanlık ve kıskançlıktan hiçbir iz bırakmamıştır.
Kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Onlar göğüsleri bulandıracak ve safiyetini bozacak şeylerden temiz olunca, birbirlerine karşı kardeşler olarak sevgi duygusu içinde oldular. Onları, yüzyüze karşılıklı divanlar üzerinde oturacakları bir meclis bir araya getirir. Hiçbir zaman birbirlerine karşı kin, nefret ve düşmanlık beslemezler."Orada onlara bir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir."
Bu âyette iki nimetin haber verilişi söz konusudur. Birincisi ebedi rahattır. Çünkü cennette ne yorgunluk ne de bitkinlik olmayacaktır. Oranın nimeti ebedi ve daimidir. Çünkü onlar oradan ebediyyen çıkmayacaklardır.
Bu âyette, öldükten sonra yeniden dirilmenin ve cezanın en belirgin ve en açık ifadeyle açıklanması söz konusudur. Ey Rasulumuz mü'min ve iman ehli "kullarımıza[42] haber ver ki, şüphesiz ben çok bağışlayan ve çok esirgeyenim." Rablerinin, isyan eder de tevbe ederlerse onları çok bağışlayıcı ve onları çok esirgeyici olduğunu, bu sebeple de onlara azab etmeyeceğini haber ver."Fakat benim azabım da acı veren azaptır."
Onlara haber ver ki, benim azabım acı veren bir azaptır. Dolayısıyla bana şirk koşarak veya emrime karşı gelerekveya haramlarımı çiğnemeye çalışarak bana isyan etmekten sakınsınlar. "Onlara İbrahim'in konuklarını[43]
haber ver. Hani onlar onun yanına girmişler ve ona selam demişlerdi de o da biz sizden korkuyoruz demişti."
Gelen misafirler Hz. İbrahim'e (a.s) selam vermişler, o da onların selamını almış ve onlara kızartılmış bir buzağı takdim etmişti. Aynı şekilde benzer olay Hud hakkında da geçmiştir. Onlara yiyecek takdim etmiş onlar ise yememişlerdi.Cebrail, Mikail ve İsrafil (a.s) güzel bir genç şeklindeydiler. Hz. İbrahim (s.a.v.)onlardan korktuğunu şu sebeple haber vermişti. O zaman adet olan şey, birisine misafir olarak gelen kendisine ikram edilen yemeği yemezse bu, onun ev sahibine kötülük yapmayı düşündüğünü gösterirdi. "Onlar da dediler ki, korkma biz seni bilgili bir çocukla müjdeliyoruz." İbrahim onlara, Allah'ın haber verdiği şu sözle cevap verdi: "O dedi ki, bana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şeyle müjdeliyorsunuz beni[44] Yani yaşım ilerlemişken bir çocukla müjdelenmek şaşılacak bir şey. İbrahim (a.s) müjdeye hayret edip üzerinde haberin doğruluğu hakkında şüpheye düştüğünün belirtisi görülünce onlar İbrahim'e dediler ki: "Biz sana gerçeği müjdeledik. Bu sebeple ümit kesenlerden olma!" İbrahim (a.s)de ümit kesmesini reddederek ki bu haramdır onlara şöyle cevap verdi. "Rabbinin rahmetinden ancak yoldan çıkmışlar ümit keser."
Yani, Rableri onlara rahmet ederken ve de nimet verirken tecelli eder. Sıfatlannı bilmemeleri yüzünden, Allah'ın kudret ve Rahmetini inkar edenler
ümit keserler.[45]
Sonuç
1- Âyetlerde cennet nimetleri ve onun nimetlerinin hem maddi hem de manevi olduğu ve ebedi olduğu anlatılmaktadır.
2-Cennet nimetleri onları kirletecek ve bulandıracak her şeyden uzaktır.
3- Allah, tevbe edenlerin günahlarını bağışlayacağını vaad etmiştir.
4- Allah tevbe etmeden küfrüyle ölenleri ebedi bir azapla tehdit etmiştir.
5- Misafirliğe gitmek, mü'min kardeşlerinin hâl ve hatırlarım sormak İslâmî ahlâklardan biridir.
6- Allah'ın rahmetinden ümit kesmek haramdır.[46]
57- "Ey elçiler! İşiniz nedir?" dedi.
58- "Biz suç işleyen bir kavme gönderildik" dediler.
59- "Yalnız Lut ailesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız*"
60- "Ancak karısı hariç, onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük."
61- Elçiler Lût ailesine geldiklerinde.
62- (Lût) "siz, hiç tanınmamış kimselersiniz," dedi.
63- Dediler ki: "Doğrusu biz onların, hakkında şüphe ettikleri şeyi sana getirdik (kavminin şüphe ettiği azabı getirdik).'
64- "Sana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz."
65-"Hemen gecenin bir parçasında aileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Em-redildiğiniz yere gidin."
66- Ona: Şunlar Sabaha girerlerken arkaları kesilecekdir, buyrulduğunu bildirdik.
Sozluk
SDedi ki sizin işiniz nedir?Mücrim, günahkâr, suç işleyen topluma, Hz. Lût (a.s.) kavmine.
Şüphesiz biz onların hepisini kurtarıcıyız. Yani salih amel ve imanları sebebiyle onların hepsini kurtaracağız.
Azab içinde kalanlar.Bilinmeyen kavim. Siz hiç tanınmamış bir toplumsunuz. Yani ben sizi tanımıyorum
Onların onda şüphe ettikleri. Yani hakkında şüphe ettikleri azap.Emrolunduğunuz yer. Size emredilen yere. Yani onlara gitmeleri emredilmiş olan Şam'a.Ve biz ona bu işi hükmettik. Biz Hz. Lut (a.s.)'a yöneldik ve ona zalim kavmin sabaha çıkarken olacağını vahyettik.[47]
Açıklama
Ayetler, Hz. İbrahim (a.s.)'in misafirlerinden bahsetmeye devam ediyor. İşte Allah'ın haber verdiği şu soruyu onlara sordu:"Ey elçiler sizin işiniz nedir?"Yani Allah tarafından size verilen iş nedir? Çünkü onlar melektiler. Onlar dediler ki: Biz hem kendi aleyhlerinde hem de başkalarının aleyhinde suç işleyen bir kavme gönderildik, onlar homoseksüel (erkek erkeğe cinsel ilişki kuran kimseler) idiler; Allah onlara lanet etsin. Ancak Hz. Lût (a.s.) ailesi hariç: Yani Hz. Lut'un aile fertleriyle ona inananlar hariç. Şüphesiz biz karısı hariç onların tamamını kurtaracağız. Karısının azap içinde kalanlardan olmasına hükmettik. Yani Allah helak olmasına hüküm verdi. Çünkü o, Hz. Lut(a.s.)'un hanımı, o kavimdekiler gibi kâfirdi. Buraya kadar Hz. İbrahim'le onlar arasında geçen konuşma devam etmektedir. Onlar (daha sonra) Hz. Lut'un şehrine taşındılar. Allah şöyle buyuruyor:
"Elçiler Lut'un ailesine geldiklerinde" yani onlara ulaşıp onların evlerinde huzurlarına girince Hz. Lût (a.s) şöyle dedi: "Siz hiç tanınmamış bir toplumsunuz. Ben sizi tanımıyorum." Onlar da cevap olarak şöyle dediler. "Biz, Rabbinin elçileriyiz, sana kavminin şüphe ettiği" küfür ve suçlarının cezası olan "azabı getirdik. Biz sana kendisinde şüphe olmayan hakkı getirdik. Şüphesiz biz sana haber verdiğimiz hususta doğru söyleyenleriz." Bu, suçlu kavmine azab edilmesidir. Bu sebeple gecenin bir kısmında aileni yola çıkar, sen de onların peşini takib et yani onlar senin önünde, sen arkalarında yürü, sizden hiç bir kimse arkasına bakmak için kafasını çevirmesin. Yani böylece suçlulara azap inerken, ona kötü gelecek bir şeyi görmesin. Emredildiğiniz yere gidin. Onlar Şam'a gitmekle emrolunmuşlardı. Biz, şunlar sabaha girerlerken arkalan kesileceklerdir, buyruğunu ona vahyettik. Yani Hz. Lut'a yöneldik ve ona sabaha çıkarlarken bunların arkalarının kesileceğini yani sabahın erken saatlerinde güneş doğmamışken onların son fertlerine varıncaya kadar helak olacaklarını, yani yerin altını üstüne getirip onların da helak olacaklarını ona vahyettik."[48]
Sonuç
1- Burada suç işleme kötülenmiş ve suç işleyenlerin cezası açıklanmıştır.
2- Küfür ve suç, akraba ve soy arasını ayırınca, hısımlığın, soyun ve akrabalığın bir değeri yoktur. Nitekim, Hz. Lût (a.s)'un hanımı helak olanlarla beraber helak olmuş, Hz. Lût (a.s) ona, hanımı olmasına rağmen şefaatte bulunmamıştır.
3- Uzun
mesafe katetmek için
4- Sorumlu ve liderlerin durumları gözden kaçmasın diye veya emre karşı geleni tesbit etmek için kafilenin veya ordunun ardından yürümesi güzeldir. Rasûiüllah (s.a.v) de böyle yapardı.
5- Helak olan zalimlere merhamet acımak doğru değildir. Çünkü Allah, "sizden hiç bir kimse (kalbiyle) geri dönmesin." buyurmaktadır.[49]
67- (Lût kavminin oturduğu Sodom) kentin(in) halkı, (Lut'un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler.
68- (Lût onlara) "bunlar benim konuğumdur," dedi, "beni mahcup etmeyin."
69- "(Ne olur.) Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin."
70- "Seni alemlerden (başkalarının işine karışmaktan) men etmemiş miydik?" dediler.
71- "Eğer yapacaksanız, işte kızlarım" dedi. (Lût konuklarını kurtarmak için kavmine kızlarını arzetmiş veya kızları durumunda olan diğer kadınlarla evlenmelerini istemiştir.)
72- Senin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde
bocalıyorlardı.
73- Güneşin doğma zamanına girerlerken, korkunç ses onları yakaladı.
74- O kentin altını üstüne getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık.
75- Şüphesiz bunda işaretten anlayanlara (nice) ibretler vardır.
76- Ve o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır.
77- Elbette bunda inananlar için bir ibret vardır.
78- Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi.
79- Onlardan da Öcümüzü aldık, her ikisi de (Sadom ve Eyke) hala (yol üzerinde gözler) ön(ün)de apaçık durmaktadır.
Sozluk
Ve şehir halkı sevinerek geldi. Yani Sadom halkı sevinerek geldiler.Allah'tan korkun ve beni rezil etmeyin. Yani misafirlerime saygıyı ayaklar altına alarak beni küçük düşürmeyin.] Biz seni alemlerden nehyetmemişmiydik? Yani onlara komşu olmak ve misafir kabul etmekten men etmemiş miydik?Onlar sapıklıkları ve akıllarını başlarından alan sapıklığın sarhoşluğu içinde bocalıyorlardı.Güneş doğarken. Pişirilmiş topraktan. İbret alarak bakanlar için deliller vardır.O, yol üstünde durmaktadır. Yani Kureyş'in Şam'a giden yolu üstünde bulunmaktadır.I Eyke halkı. Yani Hz. Şuayb (a.s)'m kavmi. Eyke, Medyen yakınında ağaç ormanının ismidir. Her ikisi de önünde apaçık durmaktadır. Yani Hz. Lût kavmi ve Eyke halkı apaçık bir şekilde yol üstündedir.[50]
Açıklama
Ayetler, bir açıdan Hz. Lût (a.s) ve misafirleri olan meleklerle devam ederken diğer bir açıdan da Hz. Lût kavmiyle devam etmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
Şehir halkı, Sadom halkı kötülük işlemeyi arzuladıklarından sevinerek geldiler. Oranın halkı homoseksüel (erkek erkekle cinsel ilişki kuran kimseler) idi. Hz. Lût onlara Allah'ın haber verdiği şu sözü söyledi: Lut, melekleri göstererek dedi ki: "Bunlar benim misafirlerim, beni kötü arzularınızla mahcup etmeyin. Allah'tan korkun ve beni rezil etmeyin." Onlar da Allah'ın onlardan haber verdiği şu sözlerle cevap verdiler: "Onlar dediler ki: Biz, seni alemlerden menetmedik mi?" Yani sen bizim seni misafir kabul etmekten veya onlarla komşu olmaktan men edişimizi hatırlamadın da bize bunları mı söylüyorsun? Hz. Lut onlara şöyle cevap verdi: "O, dedi ki, işte eğer ilişkide bu-lunacaksanız kavmimin kızlarıyla nikah yaparak evleniniz." Yani işte kızlarım, eğer emrettiğimi ve size gösterdiğimi yapacaksanız onlarla evlenin. Allah buyuruyor ki, "senin ömrüne andolsun ki,[51]onlar sarhoşluk içinde bocalıyorlardı." Yani senin hayatına yemin olsun ki, Ey Rasûl, o Lût kavmi akıllarını başlarından alan ve onları hayvanlardan daha aşağı bir seviyeye indiren sapıklıkları içinde şaşkın bir vaziyette bocalıyorlardı. "Güneşin doğma zamanına girerlerken onları korkunç bir ses yakaladı." Yani güneş doğarken Cebrail'in korkunç sesi onları yakaladı. "Oranın altını üstüne getirdik," bu altı üste çevirmek demektir. Bunun üstüne "üzerlerine de pişmiş topraktan taşlar yağdırdık." Şüphesiz ki bunda, bu şehirlerin tamamen yok edilmesinin anlatılmasında ibret ve eşyayı tanımak için tefekkür nazarıyla bakan[52] kimseler için deliller ve öğütler vardır. O helak olan yerler, Mekke halkının Şam'a yolculukları sırasında uğrayıp geçtikleri yolun üzerindedir. Şüphesiz ki, bunda in-ananlar için ibretler vardır. Dolayısıyla Allah'ın saygı duyulması gereken emirlerini çiğnemeye cüret etmeyin ve O'na karşı isyan etmeyin. Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi.Bu, Şuayb'ın, kavmi Eyke halkıyla olan kıssasına bir işarettir. Eyke sık ağaçlardan oluşmuş orman demektir. Onların yerleri oradaydı ve onlar müşriktiler. Bu ifade şu âyette zulüm olarak geçmektedir. Eyke halkı da, Allah'tan başkasına ibadet ederek kendilerine zulmeden kimselerdi. Biz onlardan intikam aldık, onlar zevk ve sefa içerisindeyken aşırı sıcakla yok ettik. Şuara suresinde onlardan söz edilecektir. Allah burada buyuruyor ki: Gölge gününün -yani gölgelerde rahat ve zevk içinde iken gelen azap- azabı onları yakaladı. Şüphesiz o büyük bir günün azabıydı. Onların ikisi de önde, yolda, apaçık durmaktadır. İnsanlar oradan yürüyerek geçmektedirler. İrınehumadaki onların ikisi Şuayb ve Lût kavmine göstermektedir. Onlar Medyen ve Eyke halkıdırlar. Çünkü onlar Eyke ve Medyen halkına gönderilmişlerdir. Âyette geçen yol Kureyş'in Şam'a giden yoludur. Bu kıssayı anlatmaktan maksat Kureyş'e öğüt vermek ve onların ibret almalarıdır. Onlar öğüt alıp ibret alacaklar mı?[53]
Sonuç
1- Lût kavmi helak edilmiştir.
2- Fuhuş kötüdür ve o beşeriyetin tanıdığı en çirkin fuhuştur ki bu da erkeklerle ilişkide bulunmadır.
3-Lût (a.s) misafirlerini savunmuş ve misafirlerini kurtarmak için kavminin kızlarıyla evlenmelerini söylemiştir.
4- Allah ömrüne yemin ederken Rasûlüllah'a şeref bahsetmiştir.
5- Tefekkür ve ibret gözüyle bakmaya, bu âyetlerde teşvik vardır. Çünkü bu, beşer aklı için çok faydalıdır.
6- Allah'ın zalimlerden intikamı, ibret ve öğüt almak içindir.
7- Ayetler Rasûlüllah'ın peygamber olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü benzer haberler ancak ilahi vahiy ile olabilir.[54]
80- Andolsun Hicr halkı (Semud kavmi) de peygamberleri yalanladılar.
81- Onlara âyetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı.
82- Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
83- Sabaha girerlerken onları da korkunç ses yakaladı.
84- Kazandıkları, kendilerinden hiç bir şeyi savamadı.
85- Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık. O saatte mutlaka gelecektir. Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et.
86- Yaratan, bilen ancak Rabbindir.
87- Andolsun sana ikililerden yediyi ve bu büyük Kur'an'ı verdik.
88- Onlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyalığa gözünü dikme ve onlara üzülme. Mü'minlere kanadını indir (onlara şefkatli davran).
Sözlük
IHicir halkı. Bunlar Salih (a.s)'ın kavmiydi, yerleri Medine ile Şam arasındadır.Onlara âyetlerimizi vermiştik, verdik. Yani devenin yaratılı-şındaki hikmetleri vermiştik, o en büyük bir delildir.Onların kazandıkları kendilerine hiç bir fayda vermedi. Onlardan kazandıkları saraylar ve mallar hiçbir şeyi savmadı.Güzel bir hoşgörü, bağışlama, affetmek. Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et, kırmadan onlardan yüz çevir. Bu durum, savaş emredilmeden önce söz konusuydu^İkişerden yedi. Ki bunlar Fatiha suresinin yedi âyetidir. Onlardan çiftler. Onlardan, kafirlerden bazı eşler.Ve kanadını indir. Mü'minlere kanadını indir, onlara karşı tevazulu ve affedici ol.[55]
Açıklama
Bu ifadeler, başka bir kıssaya başlamadır. Bu kıssa Hicr halkının hikayesidir. Onlar Hz. Salih (a.s)'ın kavmi olan Semud kavmidir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Hicr[56]halkı da peygamberleri yalanlamıştı."
Bu ifade de Rasûlüllah için Öğüt söz konusudur. Çünkü kavmi olan Mekke halkı Onu yalanlamıştı. Bu sebeple onların yalanlamaları karşısında, o sabretsin. Zira ondan Önce pek çok kavim de yalanlamıştı. Onlar "Sadece Salih (a.s)'ı yalanladıkları halde, Allah bir peygamberi yalanlayanın bütün peygamberleri yalanlamış olacağını nazarı dikkate alarak "Peygamberleri yalanladılar" buyuruyor. Çünkü peygamberlerin daveti tektir, o da insanı kemale erdirmek ve iki dünyada mesud kılmak için koyduğu hükümlerle sadece Allah'a ibadet etmektir.
Biz "onlara ayetlerimizi[57]verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı." Burada ayetlerden maksad, deve mucizesiyle birlikte olan diğer delillerdir. Onlardan bir kısmı şunlardı: O deve büyük bir kayadan çıkmıştı, beldenin suyundan bir gün deve içiyor bir gün de halk içiyordu. Deve suyu içtiği gün her evin önünde sütünü sağmaları için duruyordu. İstedikleri mucizeyi Allah onlara verdikten sonra da inanmamış ve tevbe etmemişlerdi. Onlar dağlan oyarak güvenli evler yapıyorlardı. Yani onlar dağları oyarak dağların içinde kış aylarında, evleri kuvvetli olduğundan üzerlerine bir şey düşmekten emin oluyor-lardı.Dağlarda yonttukları bu evler, onları koruduğundan onlara erişecek soğuk ve sıcaktan emin olarak oturacakları evler ediniyorlardı. Onlar "sabaha çıkarlarken, onları korkunç ses yakaladı." Bu dördüncü günün sesiydi, olay cumartesi olmuştu, akabinde onlar topluca helak olmuşlardı. Onların kazandıkları mal, malzeme ve saraylar onlardan hiç bir azabı savamamış, aksine onlar helak olmuşlar, onlardan, iman edip salih amel işleyenlerin dışında hiç kimse kurtulamamıştı. Allah iman eden kimseleri nebisi Hz. Salih (a.s)'le beraber kurtarmıştı."Biz yeri, gökleri ve onlar arasında mevcut olan şeyleri hakla yarattık."Yani ancak beni zikretsinler bana şükredip ibadet etsinler diye yarattık. Bu sebeple kim inkar eder, beni anmaz, bana asi olur ve bana şükretmezse ben de onu helak ederim."Çünkü ben bu büyük mahrukatı boşuna, iş olsun diye yaratmadım. Şüphesiz o saat de mutlaka gelecektir. Orada herkes kazandığıyla cezalandırılacaktır. Dolayısıyla sen kavmine üzülme, onlara karşı sabırsız davranma. Çünkü onların cezası gereklidir ve elbette gelecektir. Öyleyse sabret, onları affet."Bu açıklama, "onlara güzel bir hoşgörü ile hareket et" ifadesinin manasıdır. Şüphesiz senin Rabbin, yaratan, bilendir. Her şeyi O yaratmış ve yarattıklarını da bilmiştir. Mesela mahlukatın çok olmasına rağmen onların niyetlerini, amellerini ve durumlarını bilir. Onların işinden ona hiç bir şey gizli kalmaz. O, onları nasıl yaratmışsa öylece geri döndürecek, hesaba çekecek ve kazandıklarıyla cezalandıracaktır. İşte bu durumun özelliği şudur: Bu, Allah'ın onu tayin edilen vakitte muzaffer kılmasına kadar Rasûlüllah'ın davete devam ve sabretmesine yardım ediyordu. "Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yediyi ve yüce Kur'an'ı verdik." Yani sana Fatiha suresini veya Kur'an'ı ve yüce Kur'an'ı verdik ki o, miktarı takdir edilemeyecek kadar büyük birhayırdır.Öyleyse onlardan, Kureyş'ten bazı çiftlere, insan, gruplarına verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme. Bizim sana verdiklerimiz, onlarm sahip olduğu mal, leziz yiyecek ve içeceklerden faydalanacakları halden daha hayırlıdır. Onlara üzülme. Çünkü onlar sana inanmamışlar ve senin getirdiğine tabi olmamışlardır.Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah, Rasulüne inanan eshabma kanatlarını indirmesini emrediyor ve buyuruyor ki: "Kanadını mü'minlere indir." Sana Allah'ın dostluğu yeter. Öyleyse bol nimetler için oldukları halde Allah'ı ve onun emirlerini inkâr edenleri bırak. Mü'minlerle beraber yaşa ve kanadmı onlara ger, onlara nazik davran. Çünkü hayır onlardadır. Allah'ı ve onun emirlerini inkâr edenlerde hayır yoktur.[58]
Sonuç
1- Yüce Allah bir milleti yok etmek istediğinde, onlarm maddi kuvvetleri kendilerinden hiçbir azabı, belayı gideremez.
2- Allah-u Teâlâ mahlukatı boşuna yaratmamıştır. Aksine zikir ve şükürle kendisine ibadet etmeleri için yaratmıştır. Kim O'na kulluk ederse kurtulur, kim de O'nun emirlerinden yüz çevirir ve ibadetini terkederse ona dünyada ve ahirette rezil bir azabı tattırır. Ahirette bu azap daha serttir ve rezil edicidir.
3- Âyetlerde, en güzel hoşgörü açıklanmıştır. En güzel hoşgörü ve affetmek ise; affetmekle beraber sitem etmemek ve başa kakmamaktır.
4- Bir insana Kur'an ilmi verilmişse, en büyük bir hayır verilmiştir. Çünkü Kur'an olmuş ve olacak bütün olayları, ilimleri ve haberleri kapsamaktadır.
5- Fatiha sûresi faziletlidir. Çünkü o, namazlarda devamlı okunmaktadır.
6- Allah'a davet çalışmalarını sürdürenlerin insanların elindeki mal ve mülke aldırmamaları gerekir. Çünkü Allah'ın onlara verdiği iman, ilim ve takva, öbürlerine verilen mal ve dünyalıktan daha hayırlıdır.
7- Mü'minlere yumuşak davranmak, nezaket göstermek ve onlara merhamet etmek gerekir.[59]
89- Ve ben ancak apaçık uyarıcıyım de.
90- (Siz bilirsiniz, inanmazsanız, Allah'ın gazabı üzerinize inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azap indiririz.)
91- Onlar ki, Kur'an'ı bölük bölük ettiler. (Bir kısmı Tevrat ve İncil'e uygundur, doğrudur, bir kısmı uygun değildir, yanlıştır veya Kur'an'ın bir kısmına büyü, bir kısmına şiir bir kısmına da kehanet ve bir kısmına da eskilerin masalları dediler.)
92- Senin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka Soracağız.
93- Yaptıkları şeylerden.
94- Sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma.
95- O alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
96- O Allah'la beraber başka ilah tutanlar, yakında bileceklerdir.
97- Andolsun, onların söylediklerine senin canının sıkıldığını biliyoruz.
98- Sen Rabbini hamd ile teşbih et ve secde edenlerden ol.
99 Ve Rabbine kulluk et ki, sana yakın gelsin (kesin bilgiye eresin.)
Sözlük
Apaçık uyaran. Yani uyarısı açık olanın.Yemin edenlerin üzerine. Allah'ın kitabına, halen onun hakkında, şiirdir, sihirdir ve kehanettir diyerek yeminler edenlerin üzerine.O Kur'an'ı bölenler onu parça parça ettiler.Sana emredileni açıkla, ilan et. Emrolunduğunu yay.Onların söylediklerinden dolayı göğsün daralıyor. Yani seninle alay etmelerine ve seni yalanlamalarına göğsün daralıyor.
Ta ki sana yakin gelinceye kadar. Sana ölüm gelinceye kadar; Veya Rabb'ine ibadet ederken ölünceye kadar.[60]
Açıklama
Ayetler, Rasûlüllah (s.a.v.)'a ona yakışanı öğretmeye ve göstermeye devam ediyor. Yüce Allah, Rasûlüne şöyle emrediyor:"De ki ben apaçık uyarıcıyım."Yani kavmine senin onları apaçık bir uyarıcı olduğunu ilan et. Ey kavmim,! Eğer şirk, inad ve küfürde ısrar ederseniz, Allah'ın azabı size gelecektir. Tıpkı o bölücülere indirdiğimiz gibi (size de indiririz). Onlar ki, Kur'an'ı bölük bölük ettiler. Tevrat ve İncil'i bölük bölük eden, bir kısmına inanıp bir kısmma inanmayan ki bunlar, yahudi ve hristiyanlardır, salih olarak geceleyeceklerine yemin eden ve Allah'ın kendilerine ceza indirdiği bölücülere ve ona şiir, kehanet ve sihir diyerek Kur'an'ı, bölük bölük eden, Mekke yollarını bölerek İslâm'a isteyerek gelen kimseleri Allah yolundan engelleyen bölücülere, Allah'ın indirdiği ve indireceği azap gibi bir azapla sizi uyarırım. İştebunların hepsi bölücülerdir ve Allah'ın azabı ve cezası onların başına gelmiştir. Rabbine yemin olsun ki, onların hepsine yaptıkları şeyden soraca-ğız.[61]
Yüce olan Allah, Rasûlüne, onlardan kıyamet günü yaptıkları şeyleri soracağını ve onları cezalandıracağına dair yemin ediyor. Bu sebeple onların işi seni korkutmasın, onların eziyetlerine sabret. Emredİldiğin şeyi açıkla.[62]Allah'tan başka ilah olmadığı ve Hz. Muhammed'in O'nun Rasulü olduğunu açıklaman ve davet etmen, veya uzaklaştırmakla emrolunduğun şeyleri açıkla. Müşriklerden yüz çevir, onlara aldırma. "O alay edenlere karşı biz sana yeteriz. Allah'la beraber başka ilah edinenler yakında bilecekler."Burada Allah'ın Rasûlüne korumasını vaad ettiği alaycılardan maksad onların en şerlileridir. Onlar, Velid b. Mugire, As b. Vail, Adiy b. Kays ve Es-ved b. Abd Yağus'dur. Bunların hepsi kısa zamanda çeşitli felaketlerle can vermişlerdir. Allah'ın laneti onların üzerine olsun.Andolsun ki, onların söyledikleri alay sözlerine, küfür ve inaddaki aşırılıklarına canının sıkıldığını biliyoruz. Bu sebeple senin iç sıkıntını hafifletecek şeyi sana gösteriyoruz. Sen Rabbini hamd ile teşbih et, 'subhanellah ve bi-hamdihi' de, yani bu zikri çok yap, secde edenlerden ol. Yani namaz kılanlardan ol. Çünkü secde sadece namaz kılınırken ve Kur'an okunurken olur.[63] Öyleyse sıkıntı anında namaza sığın. Bu sebeple Rasûlüllah bir şeye üzülünce namaza sığınırdı. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadete devam et. -Bu, Allah'a son derece boyun bükerek ve eğilerek ibadet yapmak, itaat etmektir.- Çünkü kabir, ahiret basamağının ilkİdir[64]
Sonuç
1- Allah'ın kitabı hakkında, ehl-i kitabın ihtilâfa düştüğü gibi ihtilafa düşmek haramdır.
2- Hakkı açığa vurmak ve Özellikle işkence olmadığında açıklamak farzdır.
3- 'Subhanellahİ vebi hamdihi' cümlesiyle tesbihde bulunmak çok faziletlidir. Onu yüz kere söyleyenin -sahih hadiste geçtiği gibi- denizin köpüğü gibi günahı olsa da günahları affedilir.
4- Hacet namazı (ihtiyaçdan dolayı Allah'tan yardım dilemek için kılınan namaz). Bir iş insana güç veya zor gelince, namaz kılsın ki Allah sıkıntısını gidersin ve istediği haceti versin. O alimdir, hakimdir.[65]
[1] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/391-392.
[2] Ayette geçen Kitap -ki Kur'an'dır- çoğunlukla Hz. Muhammed (s.a.v)'e indirilen kitab'a isim olmuş ve ona Kitap denmiştir. Çünkü insan onu yazma ve ezberlemekle emrolunduğundan, emir sebebiyle yazma işlemi yapılmadan daha önce ona kitap ismi verilmiştir. Kur'an, onun ikinci adıdır. Kitap, bir araya getirme manasmdaki ketb kökünden türetilmiştir. Kur'an ise aynı şekilde toplamak manasındaki Kar'e kökünden türetilmiştir. Dolayısıyla onun harf ve kelimeleri bir araya toplanır.
[3] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/392-393.
[4] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/393.
[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/394.
[6] Alimler demişlerdir ki: "Allah, Tevrat ve İncil'in muhafazasını ehl-i kitaba havale ettiğinde onu zayi ettiler, ilave yaptılar ve noksanlaştırdılar. Allah Kur'an'm muhafazasını üstlenince ne bir harf ilave edildi ne de bir harf çıkarıldı."
[7] Bu cümle, müşriklerin Rasûlüllah'la alaylarını geçmiş ümmetlerden müşriklerin benzeri grupları örnek vererek iptal ediyor.
[8] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/395.
[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/395-396.
[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/397.
[11] 'Biz onu sokarız'daki "ondan" maksadın Kur'an-i Kerim olması daha doğrudur. Çünkü bu âyet "Kur'an'ı biz indirdik, onun koruyucuları da biziz" âyetinden sonra gelmiştir. "Andolsun ki, biz senden evvelkilerin nesilleri içine de peygamber gönderdik" âyeti şu anlamdadır: Allah onlara elçiler gönderdi, elçiler onlara âyetleri bildirdiler, onlar yüz çevirdikleri için âyetlerden faydalanamadılar ve engellerin mevcudiyeti sebebiyle ondan etkilenmediler. Bu engeller kibir, hased ve inarîdı. Öncekilerin kalplerine soktuğumuz gibi, bugün mücrimlerin kalplerine de onu sokarız. O mücrimler âyetlerimizi dinlerken, kulaklarına girer, fakat o kulaklara tesir etmez, dolayısıyla hased, inad ve kibir gibi engeller sebebiyle ondan etkilenmezler. Bu, Allah'ın onların benzerleri hakkındaki kanunudur. Selk kelimesi, bir şeyi bir şeye girdirme manasına gelir.
[12] Bu âyet, şu ayet gibidir: "Sayfalar içinde sana kitap indirsek ve onlar elleriyle ona dokunsa, inkar eden kimseler yine de bu apaçık bir sihirdir derler."
[13] Onlar ilk sözlerinden vazgeçtiler sonra da gördüklerini söylediler fakat gördükleri şeyin yapılmış sihrin hayali olduğunu açıkladılar.
[14] Bu âyette Allah'ın kudret, ilim ve yeniden dirilme ve cezayı ortaya koyan ve tevhidi gerektiren hikmetinin tezahürleri anlatılmaya başlanıyor.
[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/397-398.
[16] Buruc kelimesi, burç kelimesinin çoğuludur. Bu kelime aslında uzaktan görülebilen sağlam, büyük yapı anlamına gelmektedir. Nitekim Allah "siz yüksek binalarda bulunsanız da" buyurmaktadır. Yine kadın zinetini gösteriyor derken aynı kelime kullanılır. Ayette burçtan maksat güneşle aym durduğu yerler demek olan sabit yörüngeler. Araplar bu burçları gökte hayal ettikleri şekillerin isimleriyle anmışlardır. Mesela öküz burcu, kuzu burcu, aslan burcu ve başak burcu v.b. Bunlar bahar mevsiminden başlar kış mevsiminin sonuda kadar devam eder.
[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/398-399.
[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/400.
[19] Âyetler, burada Allah'ın gökteki delillerini anlatmaktan yerdeki delillerini anlatmaya geçiyor.
[20] Rüzgarları aşılayıcılar olarak gönderdik âyetinde yer ve göğe delil olmanın ötesinde, yer ve gök arasında havanın dolaştığına da delil vardır.
[21] Ayetin manasına şu da dahildir: Sizden önce hayır ve taat içinde geçenleri ve günahla şirk içinde geri kalanları da bildik. Yine öne geçenleri ve geri kalanları bildik. Bu mana âyetin manasına dahildir. Âyet hayır ve iyilikte öne geçmenin harb ve namazda ilk safta olmanın fazilet olduğuna delildir.
[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/401-402.
[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/402.
[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/403-404.
[25] Hz. Adem'in, yaratıldığı çamurun tertibi, âyette de geçtiği gibi şöyleydi: Top-rak su ile ıslatılmış, çamur haline gelmiş, sonra kokmuş ve kokusu değişik balçık haline gelmiştir. Sonra da kurumuş, bir müddet böylece beklemesi sebebiyle kuru çamur olmuştur.
[26] Müslim'de geçen sahih hadiste: "Melekler nurdan, cinler ateş alevinden ve Hz. Adem de size anlatılanlardan yaratılmıştır." buyurulur.
[27] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/404.
[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/404-405.
[29] Bu Şeytan'ın Allah'a karşı nankörce düşüncesidir. Yoksa haşa, Allah hiç kimseyi saptırmaz. Her kul kendi amellerinin karşılığını görür. Ziya Eryılmaz
[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/406.
[31] Lanetli İblis bu isteğiyle kıyamete kadar ölmemeyi istemiştir. Çünkü insanların tekrar diri İtilecekleri gün veondan sonra arlık ölüm yoktur.
[32] İbni Abbas (r.a) demiştir ki: "Bu ifadeyle Allah sura ilk üfürmeyi yani bütün mahiukatın öleceği günü kastetmiştir."
[33] Süslemek iki şekilde olur. Birincisi günahları süslemek, ikincisi itaatten alıkoyarak dünya zinetleriyle onları meşgul etmek.
[34] Şeytanın o kimselerin kalplerinde hakimiyeti yoktur. İbni Uyeyne demiştir. ki: "Onları günaha düşürmede gücü yoktur."
[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/407.
[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/408.
[37] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/410.
[38] Rivayete göre Selman el-Farisi "benim azabım çok acıklıdır" âyetini işitince korkusundan üç gün kaçmıştır. Ardından Rasûliillah'a getirilmiş ve Rasû-lüllah'a şöyİc sormuştur: "Ey Allah'ın Rasulü bu âyet indi mi? Seni hak dinle gönderene yemin ederim ki o âyet kalbimi parçaladı." Allah bunun üzerine "muttakiler cennetlerde ve pınar başlanndadır" mealindeki âyeti indirmiştir.
[39] Bu, dört nehirdir. Bunlar su, sarhoşluk vermeyen içecekler, bal ve süttür.
[40] Her türlü dert ve beladan emin olarak veya şöyle denmiştir: Ölüm veazaptan emin olarak Allah'tan bir selamla.
[41] İbni Abbas şöyle demiştir: "Cennet halkından cennete ilk girenlere iki pınar arzedilecek onlardan birinden içecekler ve Allah onların gönüllerindeki kini söküp götürecek, diğerine girecek ve yıkanacaklardır. Bundan dolayı onların renkleri parlayacak, yüzleri pak olacak ve cennetin parlaklığı onlar üzerinde akacaktır."
[42] Bu âyete şu hadis de şahitlik etmektedir: "Eğer mü'min Allah katındaki azabın şiddetini bilse, O'nun cennetine girmeyi hiç kimse ümit edemezdi. Eğer kafir onun katındaki rahmeti bilse, onun rahmetinden hiç kimse ümit kesmezdi."
[43] Bunlar onu bir çocuk ve Lût kavminin helakıyla müjdeleyen meleklerdi. Bunlar, Cebrail (a.s.), Mikail ve İsrafil (a.s.)dir. Dayf (misafir) sözü tekil için de çoğul için de kullanılır,
[44] Bu soru, hayret ve şaşkınlık ifade etmek içindir. Veya gerçekten doğruyu öğrenmek içindir.
[45] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/410-412.
[46] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/412.
[47] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/414.
[48] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/414-415.
[49] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/415.
[50] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/417.
[51] Rasûlüllah'ın hayatına yapılan bu yemin O'nu şereflendirmek içindir. Buradaki yeminin Hz. Lut'un hayatına olması da caizdir. Hiç bir kimsenin bu ilahi yemini delil getirerek Allah'tan başkasına yemin etmesi caiz olmaz. Çünkü, Allah dilediği mahlukuna yemin eder. Allah güneşe; aya, göğe ve geceye yemin etmiştir. Ona karşı herhangi bir itiraz söz konusu olamaz. Kullara gelince Rasûlüllah (s.a.v.) Allah'tan başkası adına yemin etmenin haram olduğunu ilan etmiştir. Kim Allah'tan başkası adına yemin ederse, şirk koşmuştur. Bujîadisi Tirmizi rivayet etmiştir.
[52] Rivayete göre Rasûlüllah mütevessimin kelimesini ferasetle tefsir etmiştir. O mü'minin ferasetinden korkun, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar buyurmuş ve bu âyeti okumuştur.
[53] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/418-419.
[54] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/419.
[55] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/421.
[56] Hicr kelimesi pek çok mana için kullanılır, bunlardan bazıları şunlardır: Akıl, haram, dişi at, gömleğin sağ ve sol önleri -Harekede fetha en uygun olanıdır- ve İsmail'in taşı. Burada maksad Semud kavminin memleketidir.
[57] Âyetlerden maksad devede bulunan yaratılış hikmetleridir. Çünkü deve pek çok harikulade özellikleri kapsıyordu. Burada devenin dışında Hz. Salih (a.s)'e verilen başka âyetlerin kastedilmesi de mümkündür.
[58] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/421-423.
[59] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/423.
[60] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/425.
[61] Rasûlüllah'tan şöyle bir haber gelmiştir: "O Rabbine yemin olsun ki, soracağız" âyeti hakkında şöyle demiştir: "Allah 'Lailahe Ulah' sözünü (söyleyip söylemediklerini) soracaktır. Çünkü onlar onu söylemekten yüz çevirmişler, küfür, şer ve fesad içinde övünüp durmuşlardır. Eğer onlar söylemiş olsalardı, onlar için hayır ve iyilikten başka birşey olmazdı."
[62] Rasûlüllah ve eshabı gizli olarak Erkam'm evinde bir süre daveti gizli sürdürmüşlerdir. Daha sonra bu âyet inince İslâm'ı açıkça ilan etmişler ve açıkça davet etmişlerdir.
[63] Şöyle denmiştir: Bu secde, Kur'an secdelerinden birisidir. Cumhur bunun secde olmadığı kanaatindedir. Ancak Allah, Rasûlüne sıkıntısını gidermek ve içini genişletmek için irşadda bulunmuşdur. Denir ki: Allah ona teşbih ve namazı emretmiştir. Rasûlüllah'a bir sıkıntı ve zorluk geldiğinde, namaz kılarak Allah'tan yardım isterdi.
[64] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/425-426.
[65] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/427.
İslami Okul Okulların En Önemlisi