Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Nahl Sûresi - Kuran - 016Nahl - 23. Sayfa

NAHL SÛRESİ 3

Sözlük. 3

Açıklama. 3

Sonuç. 4

Sozluk. 4

Açıklama. 5

Sonuç. 5

Sözlük. 6

Açıklama. 6

Sonuç. 7

Sözlük. 7

Açıklama. 7

Sözlük. 8

Açıklama. 9

Sonuç. 10

Sözlük. 11

Açıklama. 11

Sonuç. 12

Sözlük. 12

Açıklama. 13

Sonuç. 13

Sözlük. 14

Açıklama. 14

Sonuç. 14

Sözlük. 15

Açıklama. 15

Sonuç. 16

Sözlük. 16

Açıklama. 16

Sonuç. 17

Sözlük. 17

Açıklama. 18

Sonuç. 18

Sözlük. 19

Açıklama. 19

Sonuç. 20

Sözlük. 20

Açıklama. 20

Sonuç. 21

Sözlük. 22

Açıklama. 22

Sonuç. 23

Sözlük. 23

Açıklama. 23

Sonuç. 24

Sözlük. 24

Açıklama. 24

Sonuç. 25

Sözlük. 25

Açıklama. 26

Sonuç. 27

Sözlük. 27

Açıklama. 27

Sonuç. 28

Sözlük. 28

Açıklama. 28

Sonuç. 29

Sözlük. 29

Açıklama. 29

Sonuç. 30

Sözlük. 31

Açıklama. 31

Sonuç. 31

Sozluk. 32

Açıklama. 32

Sonuç. 33

Sözlük. 33

Açıklama. 33

Sonuç. 34

Sözlük. 34

Açıklama. 35

Sonuç. 35


NAHL SÛRESİ

 

Rahman  ve Rahim Allah'ın  adıyla.

1-  Allah'ın  emri geldi,  artık  onu  acele  istemeyin.  Allah,  on­ların   ortak  koştukları  şeylerden   uzaktır,  yücedir.

2-  Melekleri  kullarından   dilediğine,   emrinden   olan   ruh   (va­hiy)   ile   indirir.   (İnsanları):   Benden   başka   ilah   yoktur,   benden korkun! diye uyarın! der.

3-  Allah,  gökleri   ve  yeri  hak  ile  yarattı.   (O)   onların   ortak koştuklarından   yücedir.

4-  İnsanı   nutfeden   yarattı,   birden   o   (insan)   konuşkan   bir karşı koyucu olup  çıktı.

5-  Hayvanları  da yarattı.   Onlarda  sizin  için   ısınma  ve  daha bir çok yararlar vardır.  Onlardan  kimini de yersiniz.

6-  Ve   akşamleyin   meradan   getirdiğiniz,   sabahleyin   meraya götürdüğünüz zaman  onlarda  sizin  için  bir güzellik de  vardır.

7- Ağırlıklarınızı   öyle   şehirlere  taşırlar  ki,   canlarınız  büyük zahmetler   çekmeden   oraya   varamazdınız.   Doğrusu   Rabbiniz,   çok şefkatli  çok  acıyandır.

 

Sözlük

 

Allah'ın emri geldi. Ey müşrikler, Allah'ın size azab edilmesini emretmesi yaklaştı, acele etmeyin.

Melekleri ruh ile indirir. Melekleri ruhların hayatı olan vahiyle indirir. Âyette geçen meleklerden maksad Cebrail'dir.İnsanı meniden yarattı. Allah, insanı meniden yarattı.Korunma ve menfaatler. Kendisiyle ısınacağınız şeyler vardır. Sonra bal, süt, et ve binek gibi faydalar vardır.Ağıllarına geri soktuğunuzda.Onları ağıllarından otlayacakları meralara çıkardığınızda.Canların zahmetiyle. Büyük sıkıntıyla. [1]

 

Açıklama

 

Mekke'de müşrikler azabın acele gelmesini arzu etmiş ve bunu pek çok kere istemişlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Ey azabı acele isteyenler, Al­lah'ın size azab emri [2] geldi, yaklaştı," buyurmuştur.Nadr b. Haris ise:

"Ey Allah'ım, eğer bu azap senin katından gerçek ise, üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı bir azabı getir" diye söyledi. Çok az bir* zaman son­ra azap ona geldi ve Cehennem azabını da beklemek üzere Bedir Savaşı'nda ölüp helak oldu. Kıyamet gününün azab vakti, acele olmasını isteyen kimse­lere yaklaştı. Bu sebeple Allah meydana gelmesi gerçek olduğu, gelişi yak­laştığı için mazi (geçmiş zaman kipini) sigasını kullanmıştır.

Dolayısıyla onun hemen meydana gelmesini istemenin bir manası yok­tur. Bunun için Yüce Allah buyuruyor ki:

"Artık onu acele istemeyin. Allah onların ortak koştukları şeyden [3]uzaktır, yücedir."

Yani Allah onların ortak koştukları batıl ilahlardan münezzeh ve uzaktır. Çünkü O'ndan başka gerçek ilah yoktur."Melekleri, kullarından dilediğine [4]emrinden olan ruhla indirir." Yani O, Cebrail'i kullarından dilediği kimseye ki* bu Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir Müşrikleri, "benden başka ilah yoktur, öyleyse'benden korkun (sözüy)le uyarm[5] diye vahiyle gönderir. Yani müşrikleri puta tapmalarından dolayı başlarına gelecek olan azapdan korkutun diye indirir. Çünkü onların şirkleri batıldır, yakında onlara güçlerinin yetmeyeceği bir azabı getirecektir. Zira O, kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır. O'nun dışında kalan bütün uydurma ilâhlar bâtıldır. Öyleyse şirk koşmayı ve karşı gelmeyi bırakarak Al­lah'tan korkun. Aksi takdirde acı azabın peşine düşmüş olacaksınız. Bu iki âyeti kerimede peygamberimiz (s.a.v.)'in peygamberliğinin ve vahyin, aynı şekilde tevhid akidesinin ortaya konması söz konusudur. Aşağıdaki âyetler­de Allah buyuruyor ki:

"Allah, yeri ve gökleri hakla yarattı, onların şirk koştuğu şeylerden O, münezzehtir."

Bu ayette Allah'ın birliğinin hak, şirkin batıl olduğuna delil vardır. Yeri ve gökleri yardımcısız ve destekçisiz sadece kendi bilgi ve gücüyle yaratan, ibadet edilmeye hak sahibidir. Şu işitmeyen, görmeyen ve konuşmayan ölü ilahlar hak sahibi değillerdir. Allah onların ortak koştuğu putlardan münezzehtir ve yücedir. O, insanı meninin bir damlasından yani en zayıf ve değersiz şeyden yaratmıştır. Allah insanı üç karanlıkta (evrede) yaratmış ve onu hiç bir şey bilmez bir halde annesinin karnından çıkarmıştır, ta ki Allah onu geliştirmiş, birden bire Allah'la mücadele eden ve inad eden ve de çürümüş­ken bu kemiklere kim can verecektir, diyen bir hasım[6] kesilivermiştir.

"O, hayvanları da yarattı."

Onlar da sizin için ısmma(nızı sağlayan şeyler) ve bir çok faydalar vardır."İşte bunlar, ilahi kudretin, ilmin, hikmetin ve rahmetin göstergeleridir ki, bunlar O'ndan başkasını bırakarak Allah'a ibadet etmeyi gerektirmektedir. Mesela hayvanlar ki, bunlar deve, sığır, koyundur, bunları Allah insanoğlu için yaratmış, başkaları için yaratmamıştır. İnsanlar için o hayvanlarda ısınmalarını temin edecek maddeler ve süt, kaymak, yağ, peynir ve üreme gibi faydalar söz konusudur. Onlar da insanların ısınmalarını temin edecek mad­deler vardır. Çünkü insanlar koyun yünlerinden ve deve kıllarından örtü, el­bise ve yatak yaparlar. Onlar da üreme gibi fayda vardır. Şöyle ki, her sene onlar yavru dünyaya getirir ve siz onlarm yavrularından yararlanırsınız.

İnsanlar onlardan çeşitli etler yerler. Öyleyse başkasına değil de bu ni­metleri verene ibadet etmek farzdır.

"Onları akşamleyin meradan ağıllarına getirdiğinizde ve sabahleyin ağıl­dan meralarına çıkardığınızda onlar da sizin için bir güzellik [7] de vardır. Bu güzellik, bakma sevinciyle oluşan psikolojik hazdır. Ağırlıklarınızı Öyle uzak şehirlere taşırlar ki, siz, canlarınız zahmet ve sıkıntı çekmeden oraya vara­mazdınız. Mesela çölde deve aynen denizde gemi gibi yükleri bir yerden bir yere taşımakta, oysa bazen bu mesafe insanın ancak zahmet çekerek ve faz­la güç harcayarak ulaşabileceği kadar uzak olmaktadır. Eğer çölün gemileri konumunda olan develer olmamış olsaydı insan oraya ancak zahmet çekerek ve güçlükle varabilirdi. At, katır ve merkeb de yük taşıma konusunda devenin benzeridir. Öyleyse bu nimetleri veren, kendinden başka ilah olmayan Rabbi-nizdir, şu halde O'na ibadet edin ve O'na ortak koşmayın.

"Şüphesiz sizin Rabbiniz," yani yaratıcınız, rızık vericiniz, yetiştiriciniz ve kendisinden başka ilah olmayan gerçek ilahınız çok şefkati ve acıyandır. O'nun rahmet ve şefkatinin tezahürleri, bütün insan hayatında açığa çıkmak­tadır. Eğer Allah'ın insana merhamet ve şefkati olmasaydı, o insan, dünya hayatmda bir an bile yaşayamazdı. Öyleyse hamd O'nadır, minnet onadır.[8]

 

Sonuç

 

1- Kıyamet günü yaklaşmıştır, bunun için onun hemen olmasmı isteme­nin bir manası yoktur. Çünkü kıyamet hiç şüphesiz gelecektir. Her gelen de yakın demektir.

2- Vahyin ruh olarak isimlendirilmesinin nedeni şudur. Bedenler ruhla dirildiği gibi, kalpleride vahiy diriltir.

3-Ayette Allah inancı, peygamberlik, öldükten sonra dirilme, ilahi kud­retin, ilmin, hikmetin, şefkat ve merhametin tezahürleri belirtilerek ortaya konmaktadır.[9]

 

8-  Binmeniz   ve   süs   için   atları,   katırları   ve   merkepleri  (ya­rattı)   ve  daha  sizin   bilmediğiniz  nice  şeyler yaratmaktadır.

9-  Kısa   ve  doğru  yolu  Allah  gösterir.   Ama  o  yoldan   sapan da  var   Allah  dileseydi,  hepinizi doğru yola  iletirdi.

10-  O'dur ki,  sizin için gökten  bir su  indirdi.  İçecek(iniz)  on­dandır   ve   hayvanları   otlattığınız   ağaç(lar,   bitkiler)   ondan   (su­lanıp filizlenmekte)dir.

11- Onunla   size   ekin,   zeytin,   hurma,   üzümler   ve   herçeşit meyvalar  bitirmektedir.   Şüphesiz   bunda   düşünen   bir   toplum   için ibret vardır.

12- Geceyi,   gündüzü,   güneşi   ve   ayı   sizin   hizmetinize   verdi. Yıldızlar   da   O'nun   emriyle   (size)   boyun   eğdirilmiş tir.    (Varlık-ların   hepsi   sizin   yaşamanız,   beslenmeniz   için   ayrı   ayrı   hizmet etmektedir."  Şüphesiz   bunda   aklını   kullanan   bir  toplum   için   ib­retler vardır.

13-  Yeryüzünde   yarattığı    çeşitli    renklerdeki    (hayvanları, bitki)leri   de   (sizin   hizmetinize   verdi.)   Şüphesi   bunda   Öğüt   alan bir toplum  için  ibret vardır.

 

Sozluk

 

Ve sizin bilmediğini, yaratır. Yani sizin bilmediğiniz diğer hay­vanları, yürüyen ve uçan hayvanları ve deve katarlarını ya­ratır.Ve yolun doğrusu Allah'a aittir. Doğru yolu açıklama lutfunda ve fazlında bulunarak doğru yolu göstermek Allah'a aittir.Ve ondan zalimi vardır. O yoldan sapan da vardır. Bu, yahudi-lik ve hristiyanlık gibi diğer dinlerdir.Ve ağaç ondandır. Yani ağaç o yağmur sebebiyle olur. Bu, diğer bitkileri de kapsamaktadır.

Orada sürülerinizi otlatırsınız., Onun emriyle boyun eğdirilmiştir. Yıldızlara da, O'nun em­riyle, izniyle ve kudretiyle boyun eğdirilmiştir. Ve yeryüzünde sizin için yarattı. Yeryüzünde yarattığı çeşitli hayvanlar ve bitkiler sizin içindir.[10]

 

Açıklama

 

Âyetler, Allah'ın hikmetinin, rahmetinin, ilminin ve kudretinin tezahür­lerini ifade ederek tevhidi açıklamaya devam ediyor.Binmeniz ve dünya hayatınızda size süsü[11]olmaları için atları, katırları ve merkepleri yarattı. O, her şeyin yaratıcı sidir. Ve daha sizin bilmediğiniz binilen veya binilmeyen çeşit çeşit mahluklar, nice şeyler yarattı. Binilen cins­ten olanlar işte şu çeşit çeşit yüiüyen hayvanlar hızlı ve yavaş deve katarları, bunların hepsi Allah'ın lutfu ve kullarına nimetidir. Öyleyse onlara Allah'ı in­kar ve O'na şükretmemek yakışır mı? Ve onlara, O'na ibadette başkasını or­tak koşmak yakışır mı? Kısa ve doğru yolu gösterir. Yani sadece O'na şükür ve ibadet etmeyi gerektiren Allah'ın verdiği nimet ve lutuflarından biri de ken-ti di rızasına ulaştıran ki, bu İslâm'dır ve doğru yolu açıklamasıdır. Zaman süresi içinde, İslâm'ın dışında kalan hristiyanlık, mecusilik ve yahudilik gibi dinler adalet ve doğru yoldan sapan dinlerdir. O dinlere girenler kemal ve mutluluğa ulaşamayan sapıklardır. İşte "doğru yolu gösteren Allah'tır," âyetinin işaret ettiği mana budur. Allah, sizin hepinizi doğru yola iletirdi. Ancak bir kısmınız inatla inkar etmeyi seçti. Yani O'nun bütün insanların hidayetini istediğini düşünseydin, O, hepsini hidayete erdirmiş olurdu. Bu, onun kudret ve ilminin yüceliği sebebiyle böyledir. Yoksa O'nun hikmeti bütün insanların hidayetini gerektirmemektedir. Dolayısıyla O, isteyeni hidayete erdirir, isteyeni de sap­tırır.Gökten sızm için su indiren O dur, "İçecek(iniz) ondandır. " [12]"Ondan içer ve ondan temizlenirsiniz. Hayvanları otlattığınız ağaç(lar, bitkiler) ondan (sulanıp filizlenmektedir."Yani ağaç, O'nun gökten İndirdiği sudandır. Çünkü ağacın [13] ki, burada bu kelimeyle bütün bitkiler kastedilmektedir, varlığı suya bağlıdır. Sürüleri­nizi otlattığınız bitkiler de ondandır." Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzüm­ler, elma ve farklı yeşil sebzeler gibi çeşit çeşit meyvalar bitirmektedir. Şüp­hesiz bu söylenen yağmurun yağması ve onun vasıtasıyla pek çok faydanın meydana gelmesinde, Allah'ın varlığına, kudretine, ilmine, hikmetine ve rah­metine delil yani açık alâmet vardır. Bunlar, başkasına ibadeti bırakıp sadece O'na ibadet etmeyi gerektirmektedir.Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibret vardır. Ama hiç bir şey hakkında düşünmeyen hayvanların benzeri olanlar, içinde yaşadıkları halde bütün âlemde ne bir delil ne de bir delilin benzerini bulamazlar."Dinlenmeniz ve oturmanız için "geceyi", rızık aramanız için "gündüzü" güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi."[14]

Gece ve gündüzün hizmete amade kılınması demek, onların Allah'ın sa­na vermelerine izin vereceği vakte kadar birbirlerinden ayrılmadan devam ederek mevcut olmaları demektir. Allah ayı ve güneşi de güneşin ışık ve sıca­ğından, ayın da sene ve günün hesaplanması için ışığından faydalanmak için İnsanların emrine amade kılmıştır. Yıldızlara da O'nun emriyle boyun eğdiril-miştir. Yıldızların faydası, kara ve denizin karanlığında yıldızlar vasıtasıyla yolu bulmak, evimizin tavam mesabesindeki gökyüzü için bir süs olmalarıdır. Şüphesiz bunda yani gecenin, gündüzün, güneşin, ayın ve yıldızların emre amade kılınmasında eşyaları anlama, onların sır ve hakikatlerini idrak etmede aklım kullanan toplum için, yaratanın varlığına, birliğine ve sadece O'na iba­det etmek gerektiğine delil getirecekleri sayısız deliller vardır. Fakat düşün­meyen ve akıllarını kullanmayan hayvanların benzeri olanlar için bütün alem­de onlar için, Rabb'lerinin birliği ve rahmeti ve de O'na şükretmek gerektiği hususuda getirecekleri bir delilleri bile yoktur.

"Yeryüzünde yarattığı çeşitli renklerdeki [15] (hayvanları ve bitki)leri de (sizin hizmetinize verdi). Şühesiz bunda öğüt olan bir toplum için delil var-dır."

Allah'ın yeryüzünde yarattığı, özellikleri faydaları, çirkinlikleri ve eserle­ri birbirinden farklı insan, hayvan ve bitkilerde, öğüt olan ve Rabb'in varlığına inancı olan, dolayısıyla da emrine uyarak ve yasaklarından kaçarak sadece O'na ibadet eden, bu yolla da olgunluğa eren ve her iki hayatta bahtiyar olan toplum için yaratıcının varlığı ve sadece ona ibadet etme hususunda  açık de­liller vardır.[16]

 

Sonuç

 

1- Atların, katırların ve merkeplerini [17] süs ve binmek için yaratılmış ol­maları, onlarda başka bir faydanın da

olmasını engellemez. Allah'ın yaptıkla­rında kullan için bir çok faydalar vardır.

2- İslâm, Allah'ın katından bir lütuf ve rahmet olarak açıkladığı yoldur. Onun dışındaki yollar hak ve adaletten sapan yollardır.

3- Düşünme, ibret alma ve aklı kullanmak iyi, onların tersi kötüdür. Çün­kü kainattaki deliller Kur'an âyetlerinin delilleri gibidir. Kişi o deliller hakkın­da düşünmezse aranan gerçeğin bilgisine ulaşamaz. Ki bu aranan gerçek, zi­kir ve sadece O'na şükürle Allah'a kulluk edilmesi için Allah'ı tanımadır.[18]

 

14- Oy denizi (hizmetinize) verdi ki ondan taptaze et yiyes-İniz ve ondan kuşanacağınız süsler çıkarcısınız. Görüyorsun ki gemiler,   denizi yara yara  akıp  gitmektedir.  Allah'ın   lütfunu   ara-

manız  ve  O'na şükretmeniz  için.

15-  Sizi  sarsar diye  arza  ağır  baskılar attı,  ırmaklar  ve yol lar yaptı  ki  doğru  yolu  bulaşınız  (amaçlarınıza  eresiniz).

16-  (Yol   bulmak   için   yararlanılacak)   işaretler   de   (yarattı) Onlar yıldız(lar)la da yol bulurlar.

17-  Yaratan,   yaratmayan   gibi   midir?   (Hiç   bir   şey   yarata mayan   o  putlar,   bunca   varlıkları   yaratan   Allah'a   denk   tutulu mu?) Hiç  düşünmüyor musunuz?

18-  Eğer  Allah'ın   nimetini   say sanız,   sayamazsınız.   Doğrusı Allah  çok bağışlayan,   çok  esirgeyendir.

19-  Allah,  gizlediğiniz  ve  açığa  vurduğunuz  her şeyi  bilir.

 

Sözlük

 

Ondan kuşanacağınız inci ve mercan gibi süsler çıkarırsınız.Orada denizde rüzgarla, bugünse buharla ve yakıtla akıp gide rek denizi yara yara yol alırlar.

Onun fazlından. Onun fazlından ticaretle rızkınızı temin eder siniz.Meyleder, hareket eder, üzerindekileri tahrib eder ve düşürüdiye.Sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz peygamber (s.a.v.)'< tuzak ve açıkça eziyetinizi Allah bilir. Bu iş Mekkelilere gör* böyledir. Çünkü hitap, öncelikle onları kapsar. Fakat lafız umu midir. Şu halde Allah her hangi bir kişide var olan gizli ve açıl her şeyi bilir.[19]

 

Açıklama

 

Âyetler, Allah'ın rahmetinin, ilminin, hikmetinin ve kudretinin tezahürle rini, bir olduğunun kabulü, O'na ibadeti,

şükrü ve O'nu anmayı gerektiren bı tezahürleri anlatmaya devam ediyor."O, denizi sizin emrinize verdi ki, sizondan taptaze et yiyesiniz [20] ve ondan kuşanacağınız süsler çıkarasmız."Deniz, ister tatlı olsun isterse tuzlu, içine düşeni yutacak kadar büyük olan suya denir. Denizin emre amade kılınması, denizden yararlanmanın ko­laylaştırılması ve orada gemilerin akıp gitmesidir.Ayette denizlerin emre verilmesinin sebebi açıklanmıştır ki, bu da in­sanların onlardan yiyecekleri balıklarıavlaması ve kadınlarına süs olmak [21] üzere oradan inci ve mercan çıkarmaları içindir. Görüyorsun ki, yani ey denize bakan kişi sen görüyorsun ki, gemiler denizi yara yara gitmekteler. Allah de­nizi ve gemileri sizin emrinize ticaret mallarının bir bölgeden diğer bir bölgeye taşımacılığını yaparak ticaretle rızkınızı "aramanız için" sizin emrinize ver­miştir. Bunların hepsi Allah'ın lutfundan ve tasarruf kudretindendir. Belki siz şükredersiniz. Allah, kendi fazlından arayıp yemeniz ve bunun üzerine Al­lah'a şükretmeniz için bunları sizin emrinize verdi. Allah'a, şükür ve hamd, O'nun nimetini tanıma ve O'nun hoşnut olacağı yerlere harcamakla olur."Sizi sarsmaması için yeryüzüne sabit dağlar [22] attı."Yeryüzünün sallanması, onun meyledip harekat etmesidir. Çünkü eğer yeryüzü sarsılarak hareket etseydi, onun üzerinde yaşam ve hayat olmazdı."Irmaklar ve yollar yaptı ki, doğru yolu bulaşınız."Yani yer yüzünde pekçok ırmaklar akıttı ve de sizin için, memleketiniz-deki evinize varan doğru yolu bulaşınız diye yollar verdi.Allah, o yollarda sizin için alâmetler, tepeler, vadiler, ağaçlar ve yolların ayırdedilmesi için delil olarak kullanılacak herşey gibi işaretler var etti.

"Yıldız(lar)la da onlar yol bururlar."[23]

Mesela deniz yolcuları hareket yönlerini ancak yıldızlarla bilirler, aynı şekilde çölde yolculuk yapanlar ve çukur arazide yürüyenler de yönlerini an­cak yıldızlarla bilirler. Bu hâdise, deniz pusulasının bulunmasından önce böyleydi. Yol, ancak yıldız ışığına göre bulunabiliyordu. 17. âyette Yüce Allah buyuruyor ki:

"Yaratan, yaratmayan gibi midir? Hiç düşünmüyor musunuz?"

Bu âyet, putlara ibadette ısrar eden, bu hususta münakaşa ve mücadele eden kimseler için büyük bir azarlamadır. Yaratıp rızık veren ve insan hayatını idare edene yapılan ibadet ki, bu Allah'tıryaratmayan, rızık verme­yen ve idare etmeyene yapılan ibadet gibi midir? Hangi akıllı; hayat sahibi olan ve hayat veren, dilediğini yapan ve bütün hayatı bağışlayanla, taşlar ve putlar arasında eşitlik yapar? Bu sebeple, Allah onları bu âyetiyle kınamıştır.

"Hiç düşünmüyor musunuz, ki öğüt alıp putlara ibadetin boşu boşuna olduğunu, Allah'a ibadetin ise hak olduğunu bilesiniz ve de Rabbinize tevbe edip size azab gelmezden Önce O'na teslim olasınız."

"Eğer Allah'ın nimetini saysanız, bu âyetlerde pek çok nimet sayıldıktan sonra onları sayamazsınız."

Ayet şunu haber veriyor: Eğer insanlar Allah'ın verdiği nimetleri say­mak isteseler, şükretmek bir tarafa onu saymaya güçleri yetmez.Bu sebeple Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Şüphesiz Allah çok esirgeyen ve bağışlayandır."Eğer Allah böyle olmasaydı, onların, nimetleri sebebiyle O'na yapacak­ları şükürdeki noksanlarından dolayı onları hesaba çeker, onların inkar etme­leri, söz ve nimeti vereni tanımamaları söz konusu olunca da onlardan nimet­lerini alırdı."Allah gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz herşeyi bilir."Bu, bu ayetlerde Allah'ın kudretinin, ilminin, hikmetinin ve nimetinin tezahürlerinin son kez ortaya konmasıdır. Sonuç olarak söylersek; Allah insan­ların gizlisini de açığını da bilir, öyleyse onların ihtiyaçlarını ve hayatlarının gerektirdiği şeyleri bilen de O'dur. İnsanlar O'na düşmanlık yapıp inkar ettik­lerinde nasıl olur da hayatlarından emin olurlar? Ayetteki hitap, Mekke müşriklerinin iman ve İslâm'a davetleri yolunda oiunca, âyet de onlar için şu manada bir uyarı teşkil etmektedir. Allah onların Rasûlüllah'a kurduğu tuzağı ve onun İçin kötülük hazırlamalarını ve gündüzleyin eziyet etmelerini bilmek­tedir. Bu âyet, tehdit ve azabı ile kâfirleri korkutmaktadır.[24]

 

Sonuç

 

1- Rızkın var olması ve onun bir şükür olmasındaki sebep, Allah'ın ken­disine şükredilmesi için rızık vermesidir.

2- Balık ve deniz hayvanlarının yenilmesi caiz ve güzeldir.

3- İnci ve Mercan gibi kıymetli süs eşyaları da zekata tabidir.

4- Diri, yaratan ve bilenle, ölü yaratılmış put arasında yapılan mukaye­se, Allah'tan başkasına yapılan ibadetin boşuna olduğunu ortaya kaymak içindir. Çünkü yaratan, yaratamayan gibi değildir.

5- İnsan, Allah'ın verdiği nimetlere şükretmekten âcizdir. İnsandan Al­lah için mümkün olan şükrü yapması istenir. Hamd kelimesi (elhamdülillah) şükrün ve hakkıyla şükretmekten âciz olmayı kabullenmenin başı kabul edilir. Şükür, Allah'ın nimetlerini O'nun razı olduğu gibi harcamakla olur.[25]

 

20-  Allah'tan   başka   yalvardıkları   (ilahlar),   hiçbir   şey  yarat­amazlar,   zaten   kendileri  yaratılmaktadırlar.

21-  Onlar  ölüdürler,   diri  değildirler.   Ne  zaman   dirilecekleri­ni de  bilmezler.

22-  İlahınız  bir  tek ilahtır.  Ama  ahirete  inanmayanların  kal­pleri inkarcıdır,  onlar büyüklük taslarlar.

23-  Gerçekten   Allah,   onların   gizlediklerini   de   bilir,   açığa vurduklarını  da.   O,   büyüklük  taslayanları  sevmez.

24-  Onlara:   "Rabb'iniz ne  indirdi?" dendiği zaman,   "Evvelki­lerin  masalları!" derler.

25-  Ki   kıyamet   günü   hem   kendi   veballerini   tam   olarak yüklensinler,   hem   de   bilgisizce   saptırdıkları   kimselerin   veballe­rinden  bir kısmını,  Bak ne  kötü şey yükleniyorlar!

 

Sözlük

 

Ve onlar yaratılıyorlar. Onlar taş ve başka maddelerden şekil­lendiriliyorlar.Ve ne zaman dirileceklerini bilmiyorlar. Putlar, diriltilecekleri günü, kıyamet gününü de bilmezler. Yani o putlar ne zaman

dirileceklerini dahi bilmezler.Onların kalpleri inkarcıdır. Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'inpeygamberliği, ahirette yeniden dirilmeyi ve hesabı inkar edi­cidir.Ve onlar kibirlidirler, Hakk'dan yüz çevirenlerdir. Kalpleri in­karla karardığı için onlar büyüklük taslarlar.Gerçekten.Öncekilerin hikayeleridir, yalanlarıdır.Kendi günahlarını yüklensinler. Kıyamet gününde kendi gü­nahlarını yüklensinler.Dikkat edin, yüklendikleri ne kötüdür.[26]

 

Açıklama

 

Ayetler de, şirk ve sapıklıklarına karşı deliller ileri sürdükten sonra, müşriklere açık bir şekilde yönelme söz konusudur."Allah'tan başka yalvardıkları" şeyler yani ey müşrikler sizin ibadet ettiğiniz putlar ölüdürler, diri değildirler. Onlar ölüdüner çünkü onlar için hayat söz konusu değildir. Bunun delili, onlar işitmezler, görmezler ve konuş­mazlar. "Ne zaman dirileceklerini de bılmezler."[27]Ey putlara tapanlar, siz ne zaman diriltileceğinizi bilmediğiniz gibi onlar da bilmezler. Öyleyse onlar ölüyken ve konuşturulmak, cevap alınmak ve de bu hayatta yaptıklarına göre cezalandırılmak için tekrar ne zaman diriltilecek-lerini bilmezlerken, onlara ibadet etmek nasıl doğru olabilir."İlahınız bir tek ilahtır."Bu, akıllıların inkar edemeyeceği akli bir sonuçtur ki, kendisine ibadet edilen tektir ve onun ortağı yoktur, o da Allah (c.c)'drr. Çünkü yaratan, rızık veren, idare eden, yaşatan, öldüren en güzel ve en yüce sıfatların sahibi O'dur. O'nıın dışında kalanlar yaratamazlar, rızık veremezler, idare edemez­ler, yaşatamazlar, öldüremezler, bunların ilah kabul edilmesi akılsızlık ve sapıklıktır. Allah'ın ilahlığı ortaya konduktan ve de doğru bir mantıkla ispat edildikten sonra Allah şöyle buyuruyor:"Ama ahirete inanmayanların kalpleri inkarcıdır. Onlar büyüklük taslarlar."Bu âyette, kâfirlerdeki mevcut inkar ve bozgunculuğun sebebi açıklan­mıştır. Bu sebep, onların yeniden dirilmeyi inkar etmeleridir. Çünkü bu dün­yada yapılan işe göre cezalandırılacağı güne, ahiret gününe inanmayan kimse hayır ve hak yol üzere olamaz. Yüce Allah haber veriyor ki: "Ahirette inan­mayanların kalpleri, Rasulullah'm davet ettiği ve Kur'an'ın açıkladığı her hakkı inkar edicidir."Onlar, kalplerinin inkarıyla beraber, hakkı duymadıkları zaman, onlar onu kabul ve ona boyun eğmekten büyüklenerek uzaklaşırlar."Gerçekten Allah onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da. O, büyüklük taslayanları sevmez."Yani hakikaten Allah, ahireti yalanlayan kimselerin gizlediklerini de açığa vurduklarım da kendisinde hiç şüphe bulunmayan o günde azapla onları cezalandıracaktır. Vah yazıklar olsun, vah pişmanlıklar olsun. Onların cehen­nemle cezalandırılmaları, Allah'ın onlara buğz etmesinin ve onları sevmeme­sinin bir neticesidir."Onlara Rabbiniz size ne indirdi dendiğinde, onlar evvelkilerin hikayesi

derler."[28]Allah kalpleri ilahi vahyi ve Rasûlûllah'ın getirdiğini inkar eden bu bü­yüklük taslayanlara Muhammed'i vahyi işiten kimselerden bilmek isteyen ve onu tanıyacağı beldeye gelen kimse tarafından Kur'an hakkında soru sorul­duğunda, onlar öncekilerin hikayeleridir yani yalan haberleridir. Onun yazıl­dığı hikayeler, müslümanlann yanındadır. Bu sebeple onlar onu hikaye eder ve anlatırlar derler. Bu sözleriyle de İslâm'dan yüz çevirirler ve Allah'ın yo­lundan saparlar. Onlar kıyamet günü Allah yolundan alıkoydukları kimselerin ve kendilerinin günahının sonucunu tam olarak yüklensinler.

Onlar bunu bilmezler fakat gerçek şudur ki: Sapıklığa kim çağırırsa, o sapıklığa çağıran kimsenin günahı, işleyenin günahından hiç bir şey eksilme­den ona da verilir.[29] Aynı şekilde kim hidayete çağırırsa onu işleyen kimse[30]

 

29-  "Onun   için,    içinde   sürekli   kalmak   üzere   cehennemin kapılarına girin.  Kibirlenenlerin yeri ne  kötüdür!"

30- (Allah'ın   azabından)  korunanlara da:   "Rabb'iniz ne indir­di?"  dendi.   "Hayır  ve  iyilik  (indirdi)."  dediler.  Bu  dünyada güzel iş  yapanlara  güzellik   vardır,   (onlar   için)   ahiret  yurdu   ise   daha hayırlıdır.  Korunanların yurdu ne güzeldir.

31- Altlarından  ırmaklar akan  adn  cennetlerine  girerler.   Ora­da   onlar   için   diledikleri   her  şey   vardır.   İşte  Allah,   korunanları böyle  mükafatlandırır.

32-  Melekler,   iyi  insanlar   olarak   canlarını  aldığı   kimselere de:   "Selam  size,  yaptıklarınıza  karşılık  cennete  girin!"  derler.

33- (İnkar   edenler),   ille   kendilerine   meleklerin   gelmesini, yahut  Rabb'inin   (azab)   emrinin  gelmesini  mi  bekliyorlar?   Onlar­dan   öncekiler   de   öyle   yapmıştı.   Allah   onlara   zulmetmedi,  fakat onlar  kendi  kendilerine  zulmediyorlardı.

34-   Nihayet  yaptıklarının   kötülükleri   onlara   ulaştı   ve   alay ettikleri  şey   onları   kuşattı.

 

Sözlük

 

Onlardan önce. Yani Mekke'deki Kureyş kafirlerinden önceki Nemrud ve başkaları gibi kimselerde.

Allah binalarına gelmiş. Yani ona emretmek için yönelmiş o-na, rüzgar ve depremi onun üzerine hakim kılmış ve oriu teme­linden yıkmıştır.Ve tavan üzerlerine yıkıldı. Temeller yıkılmaya yüz tuttuğu ve de çöktüğü için tavan onların başlarına düşmüştür. Hani uğrunda kavga ettiğiniz. Yani onlara ibadet ederek uğur­larında mü'minlere muhalefet ve münakaşa ettiğiniz.Kendilerine ilim verilmiş olanlar dediler ki. Yani nebiler ve mü'minler dediler ki:Nefislerine zulmediciler. Şirk ve isyanla nefislerine zulmeden. Teslim oldular, boyun eğdiler. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür.s Ve sakınanlar için denildi. Şirk ve isyandan korunanlara da dendi.Güzel iş yapanlar için. Güzel söz söyleyen ve iyi niyet sahibi olan ve onları Allah'ın isteğine uygun bir şekilde yapan kim­seler için.

Güzellik. Güzel hayat, şerefli ve üstün hayat vardır. Korunanların yurdu ne güzeldir. Yani güven yurdu olan cennet ne güzeldir.Temiz olanlar. Ruhlarını iman ve salih amelle temizleyerek ve onu şirk ve isyandan uzak tutarak ruhları temiz olan kimseler olarak.Üzerine selam olsun derler. Ölüm meleği Azrail ve yardımcı­ları, onlara selam size derler.Onlar illa da meleklerin gelmesini mi bekliyorlar? Onlar o an j mı inanacaklar? Yani öldükten sonra mı inanacaklar?Yahutta Rabbinin.emrinin gelmesini mi? Yani Allah'ı azab veya kıyametin kopması ve Allah'ın huzurunda toplanmaları emrinin gelmesini mi bekliyorlar?

3 Ve alay ettikleri şey onları kuşatmıştır. Yani onlar alay eder­lerken, azab onlara inmiş ve onları kuşatmıştır. [31]

 

Açıklama

 

Ayetler, Kureyşle ilgili olarak, içinde bulundukları sapıklık ve cehaleti onlara gösterme konusuna devam

etmektedirler. Allah Teâlâ buyuruyor ki:''Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı."

Yani Kureyş kafirlerinin tuzak kurmalarından önce de, Nemrud, Firavun ve benzerleri Allah'a karşı haddi aşan ve de elçilerine tuzak kuran zorbalar tuzak kurmuşlardı. Mesela Nemrud, Hz. İbrahim (a.s)'i ateşe atmış, Firavun da "beni bırakın Musa'yı öldüreyim ve o, Rabbine dua etsin," demiştir."Allah onların binalarına "üstlerindeki tavan başlarına çökmüş ve azab onlara ummadıkları yerden gelmişti."[32]

Onların batıl düşünceleri gitmiş ve tuzakları da ortadan kalkmıştır. Ku-reyş kafirleri bundan öğüt almadı mı? Onlar hâlâ peygamberlerine tuzak ku­ruyorlar, öldürme, sürme veya hapsetmek şeklinde O'na geceleyin kötülük yapmaya kalkıyorlar."Sonra kıyamet günü de, onları rezil eder ve şöyle der: "Hani;" dostla­rım mü'minlerle kavga ettiğiniz gibi, beni bırakın" onlara ibadet etmekle bana muhalefet ettiğiniz, uğurlarında münakaşa ettiğiniz ortaklanın putlar nerede?Burada şahidler ve kendilerine ilim verilen peygamber

"Bugün rezillik ve kötülük kafirleredir."Yani aşağılık ve önemsizlik kafirleredir. Şirk ve zulümle nefislerine zul-mederlerken meleklerin canlarını aldığı kimseler! [33]biz hiçbir kötülük yapmı­yorduk diye ölüm meleğini ve yardımcılarını gördüğünde teslim olur. boyun eğer ve yalan söyleyerek mazaret ileri sürerler. Kişinin, isyanı bırakarak Al­lah'a kulluk yapacak imkanı bulamadığı bir yerde, kafir ve suçluların arasında, hicret etmeyip kalması da isyan sınıfındandır. Melekler onlara şöyle diyerek cevap verirler:"Hayır", siz kötülük yapıyordunuz, "şüphesiz Allah sizin yaptığınızşeyleri biliyor."Onlara denir ki."Onun için, içinde sürekli kalmak üzere cehennemin katlarının" kapı­larına girin."Cehennem, kibirlenerek Allah'a ibadet etmekten yüz çevirenler için ne kötü bir yerdir. Rablerinden "korkan O'na ortak  koşmayan emir ve yasağında O'na karşı gelmeyen aynı şekilde O'nun elçisine itaat eden kimselere Rabbi-niz ne indirdi denince yani onlara kendisine ulaşan İslâm davetini öğrenmek için Mekke'ye gelmiş bir kimse soru sorduğunda, onlar, "hayır indirdi" derler: Çünkü Kur'an hayırdır ve önce de geçtiği gibi evvelkilerin efsaneleri diyen müşriklerin çıraklarının aksine, o, hayırla inmiştir.

Allah kafirlerin cezasını ve cehennem ateşinde karşılaşacakları azabı anlattığı gibi ki, bu kimseler öyle kişilerdir ki dünya hayatında kendilerine,

Allah'a şirk koşarak O'na tuzak kurarak ve mü'minlere eziyet ederek kötülük etmişlerdir iyilik yapan kimselerin mükafatlarını da anlatmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Bu dünyada "güzel iş yapanlara," yani iman edip Allah'ın hükmüne u-yarak salih amel işleyenlere, dolayısıyla da sadece O'na ibadet edip insanları O'na kulluğa çağıran, buna teşvik eden böylece de hem kendilerine hem de başkalarına iyilik yapanlara "güzellik vardır."

Bu, temiz, şerefli ve yüce bir yaşam demek olan iyi yaşamdır.[34] Âhiret yurdu ise onlar için, dünya yurdundan dünyada iyilik mevcut olmakla beraber daha hayırlıdır.

"Korunanların yurdu ne güzeldir."

Bu, âhiret yurdunu, içinde daimi nimet bulunduğu için övmek ve methet­mektir. Âhiret yurdunun mü'minlere verilmesi ise, onların oraya layık kimse­ler olmaları itibarıyladır. Çünkü orası sadece muttakilere (Allah'ın emirlerini hakkıyla yerine getirenlere) aittir, onlar orayı şirk ve isyanı bırakıp iman ve salih amel işlemekle kazanmışlardır."Altlarından ırmaklar akan adn cennetlerine girerler. Orada onlar için diledikleri her şey,vardır."

Bu ifade, muttakilerin yurdunun anlatım ve niteliğinin belirtilmesidir. Haber verilmiştir ki onlar cennetler ki bu cennet kelimesinin çoğuludur içinde ağaç, nehir, saraylar, leziz ve hoş yenilecek, içilecek, giyilecek, binilecek ve evlenilecek varlıklar bulunan bahçelerdir. Onlar için orada diledikleri her şey vardır.

Bu ikram ve ni m etlendirmenin son haddidir. Çünkü kişinin arzuladığı ve istediği her şeyi bulması, üzerine ilave yapılamayacak bir nimettir."İşte Allah korunanları böyle mükafatlandırır."İşte böyle büyük güzel mükafat gibi, hem bu dünyada, hem de ahirette Allah muttakileri mükafatlandırır."Melekler iyi insanlar olarak [35]canlarını aldığı kimselere de" yani ruhlan temiz, salih amel ve imanlarının meyvesi ve de kendilerini kirletecek şirk pisliklerinden isyan kokusundan uzak olmalarının neticesi olarak ruhları için temiz koku olan kimselere de ölüm meleği ve yardımcıları "selam size,[36]yaptıklarınıza karşılık yani yaptığınız kulluk ve kalbinizin iman ve ihlasla amel edip, Allah için sevip, Allah için nefret edip O'nu isteyip O'na güvendik­ten sonra hayır işlerinde yarışmanız sebebiyle bugün ruhlarınızla yarın kıyamet günü de bedenlerinizle cemıete girin" derler.

Bu ayette, Allah'ın onlardan memnunluğunun ve onları himayesinin on­lara müjdelenmesi söz konusudur. Bu, 31 ve 32. âyetlerin ihtiva ettiği anlam­dır. Bundan sonraki ayetlere gelince Yüce Allah, Rasûlüllah'ın doğruluğuna, tevhidin gerekliliğine, şirkin batıllığına ve âhirete imana dair pek çok deliller ve bu delillerin varlığından sonra Kureyş'in hâlâ iman ve tevbe etmeyişlerine karşı yavaş bularak şöyle buyurmaktadır:

"Bundan sonra "İlla kendilerine ruhlarını almak için meleklerin gelmesini yahutta Rabbinin" onların köklerinin kuruması ve helak edilmesi "emrinin gel­mesini mi bekliyorlar?"

Çünkü onların bekledikleri şeylerden ancak bu ikisinden birisi kalmıştır. Bunların ikisi de onlar için acı ve kötüdür. Onlardan önceki kafir ümmetler de öyle yapmıştı da onların başlarına Allah'ın cezası ve azabı inmiş ve onları he­lak etmişti. Allah bu konuda onlara ebediyyen zulmetmedi, fakat onlar şirk, inad, inkar ve büyüklenme konusundaki ısrarları yüzünden kendilerine zulme­diyorlardı. Nihayet yaptıkları küfür ve zulüm gibi kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey onlara inip onları kuşattı. Çünkü peygamberleri, onları Allah'ın azabıyla korkuturken, onlar peygamberlerle eğlenmişler, azab-la alay etmişler ve onları hafife almışlardı. Sonuçta Allah'ın azabı onların başına inmişti. Allah'a sığınırız. [37]

 

Sonuç

 

1- Tuzak kurmanın sonu kötüdür. Ve tuzak kurmak şüphesiz tuzak ku­ranın başına gelir. Buradaki tuzaktan maksat kötülük maksadıyla yapılan tu­zaktır.

2- Ayetlerde Allah'ın kıyamet günü kendisine şirk koşanı, kendisine ve Rasûlûne karşı geleni rezil edeceği açıklanmıştır.

3- İlim sahibi olarak amel etmek bir fazilettir.

4-  Ölüm anında zalimler boyun eğecek, yenilecek ve yalan söyleyecek­lerdir.

5- Ayetlerde öldükten sonra yeniden dirilme ve ahiret hayatı en parlak ve en kuvvetli ifadelerle anlatılmıştır.

6- Kur'an için "hayır" (iyi) ismi kullanılabilir. O, hayır ve haktır. Öyleyse Kur'an'ın verildiği kimseye bütün hayırlar da verilmiş demektir. Dolayısıyla dünya halkından hiç bir kimsenin Kur'an'dan daha hayırlısını elde etmesi düşünülemez.

7-  İyilik sahipleri her iki dünyada da mutlu olacaklardır. Onlar, iman, İslâm ve İhlâslarmda dine ve bu konudaki Allah'ın gözetimine uygun hareket­le ihsan sahibi olan kimselerdir.

8- Ölüm anında ve kabirlerinden kalkarlarken iman ve takva sahibi olan­lar, alemlerin Rabbinin himayesindeki daimi nimetle müjdelenirler.

9- Kalbin ve organların yaptığı işler cennete girmeye sebebtir. Cennetin değeri yüksek olduğundan bir fiyatı yoktur. Ancak ameller nefsi ve ruhu te­mizler, bununla da kişi cennete girmeye layık olur.

10- Suçlular, zulüm, şirk ve fesadda ısrar ederek ancak hemen veya da­ha sonra inecek olan azabı beklerler. Dolayısıyla eğer onlar tevbeye koşmaz­larsa, o azab kesinlikle onlara inecektir. [38]

 

35- (Allah'a)   ortak koşanlar,   "Allah  dileseydi  ne  biz,   ne  de atalarımız   O'ndan   başka   bir   şeye   tapmazdık   ve   O'nsuz   hiçbir şeyi   haram   kılmazdık!"   dediler.    Onlardan    öncekiler   de   böyle yapmıştı.   Elçilere  düşen,  yalnız  açıkça  tebliğ  etmek  değil  midir?

36-  Andolsun   biz,   her   millet   içinde:   "Allah'a   kulluk   edin, şeytan(a   tapmak)dan   kaçının"   diye   bir  elçi  gönderdik.   Onlardan kimine   Allah   hidayet   etti,   onlardan   kimine   de   sapıklık   gerekli oldu.  İşte yeryüzünde  gezin  de  bakın,  yalanlayanların  sonu  nasıl olmuş!

37-  (Ey  Muhammed),  sen  onların yola  gelmelerini  ne  kadar istesen   de   Allah   şaşırttığını   yola   getirmez   ve   onların   yardım­cıları da olmaz!

38- (Onlar),  yeminlerinin   bütün  şiddetiyle:   "Allah   ölen  kim­seyi   diriltmez!"   diye   Allah'a   yemin   ettiler.   Hayır   dirille çektir, bu,  O'nun gerçek olarak  verdiği  sözdür. Ama insanların  çoğu  bil-

mezler.

39- (Dirilteçektir  ki)   hakkında  ihtilaf ettikleri  gerçeği  onlara açıklasın  ve  inkar edenler de yalancı  olduklarını  bilsinler.

40- Biz   bir   şeyi(n   olmasını)   istediğimiz   zaman,   söyleyece­ğimiz söz,  sadece  ona   "ol" dememizdir,  derhal oluverir.

 

Sözlük

 

Allah'a eş koşanlar dediler ki: "Bu şirk koşanlar Mekke kafir­leri ve müşrikleridir." Biz ondan başka bir şeyi haram etmedik. Şaibe, bahira, vasile ve ham isimli develeri gibi hiçbir şeyi o'nsuz haram kılmazdık. Yani Allah'ın emri olmadan yapmazdık.Rasûlün üzerine tebliğden başkası mı vardır? Rasûllere düşen ancak tebliğdir'.

 Tağuttan sakının. Putlara ibadet etmekten kaçının.Onların üzerine sapıklık hak oldu. Allah'ın ezelde ilminde ken­di iradeleriyle sapmış insanlar belli oldu.Yeminlerinin son haddiyle, şöyle ki mübalağa ederek yeminle­rinde olanca güçlerini sarfettiler.Bilakis onun üzerine söz hak oldu. Hayır, aleni diriltecektir. Bu, O'nun verdiği ve gerekli kıldığı bir sözdür. Hiç şüphesiz bu .söz olacaktır.Onda ihtilaf ediyorlar. Hakkında ihtilaf ettikleri yani mü'minler arasında ihtilaf ettikleri şirk ve tevhidi.Onlar yalancılar idi. Öldükten sonra diriltilmeyeceğiz sözlerin­de yalancı olduklarını. [39]

 

Açıklama

 

"Başka ilahları "Allah'a eş koşanlar dediler ki" Bu ilahlar, Hubel, Lat, Uzza gibi onların putlarıdır. Onlar demişlerdi ki eğer Allah bizim şirk koşma­mızı istemeseydi, ne biz ne de babalarımız şirk koşmazdık. Ve onun haramkılması dışında hiç bir şeyi de haram kılmazdık. Acaba onlar bu sözü Allah'ın dilemesine inanarak mı söylemişlerdi? Veya onlar şirklerini ve kendi arzu­larıyla helal ve haram kılmadaki batıl hükümlerini savunma arzusuyla alay ve eğlence olsun diye bu sözü söylemişlerdi. Her iki durum da muhtemeldir.Onlara iki şekilde cevap verilir.Birincisi Yüce Allah onları şirk ve hüküm koymaktan menetmiştir. Do­layısıyla bu, Allah'ın onların salba, bahira gibi hayvanları haram kılmalarını ve şirklerini yasakladığına en büyük delildir.İkincisi, Allah'ın onlara bu işlerinin karşılığında azab etmemiş olması, o işten razı olduğuna delil teşkil etmez.Bunun delili şudur. Onlardan önceki ka­fir kabile ve topluluklar bu sözü bâtıl inançlarına delil getirerek söylüyorlardı da kısa bir süre bekledikten sonra Allah onlara hakettikleri cezalarını veriyor­du. Dolayısıyla bu kesin olarak Allah'ın şirk ve hüküm koymaktan memnun olmadığını göstermektedir. Çünkü Yüce Allah En'am suresinde bu şüpheyi red ederek şöyle buyuruyor:"Onlardan öncekilerde aynı şekilde söylemişlerdi de azabımızı tatmış­lardı. Bize yalan nisbet ettiklerinden ve Rasûllerimizi yalanlamalarından ötürü biz onlardan intikam almıştık.""Onlardan önceki ümmetler de böyle yapmıştı."[40]Bunların söylediği sözü onlar da Rasûllerine söylemişler ve, bunların yaptıklarını onlar da yapmışlardı da Allah onları azabla yakalamıştı."Elçilere düşen, yalnız açıkça tebliğ etmek değil midir?"[41]Yani müşrikleri şirki terketmeye zorlamak ve onlarıdinle yükümlü tut­mak elçilere düşmez.

Ancak peygamberlere düşen vazife, Allah'ın emir ve yasağını onlara du­yurmaktır. Bu sebeple âyette Rasûlûllah için bir teselli ve O'nu sabra teşvik vardır ki o Rabbinin davetini tebliğ etsin ve düşmanlarına karşı ona yardım etsin. İşte 35. ayetin işaret ettiği mana budur.36. ayette Yüce Allah "Andolsun kirbiz her millet içinde Allah'a kulluk edin, şeytan(a tapmak)dan kaçının diye bir elçi gönderdik," buyuruyor. Yüce Allah haber veriyor ki:"O, hiç bir ümmeti hidayete ermeleri, kurtuluş yolunu onlara açıklaması ve onları helak ve yok olma yollarından sakındırması için kendilerine peygam­ber  gönderilmiş olmaktan yoksun bırakmamıştır."Aynı şekilde Yüce Allah, Rasûller arasındaki davet birliğini de haber veriyor ki, bu birlik sadece Allah'a kulluk etmek şeklinde yorumlanan 'Lailahe illallah' sözü ve putlardan kaçınmaktır. Putlara ibadet, şeytanın; bir taraftan vesvese yoluyla, bir taraftan da insan cinsinden dostlarıyla [42]süsleyerek ve güzelleştirerek, kulluk etmeye çağırdığı Allah'tan başka ibadet edilen her şeydir.

"Onlardan" peygamber gönderilen ümmetlerden "kimine" iman ve doğru amel ettiklerinden Allah hidayet vermiş, onlar da hakkı tanımışlar, ona inanıpamel etmiş ve kurtularak saadete ermişlerdir.

"Onlardan kimine de" Kendi küfür ve sapıklıkları sebebiyle Allah'ın ka­der kitabında ezelde sapıklık gerekli olmuştur. "[43]Çünkü o kimse, sapıklıkta ısrar etmiş, onun uğrunda kendi tercih ve hürriyetiyle mücadele etmiş ve çarpışmıştır. Bu sebeple Allah ona hakettiği cezayı vermiştir. Küfürde ısrarından dolayı onu kendi sapıkhğiyla başbaşa bırakmıştır. Onun hidayetinde artık ümit yoktur."İşte yeryüzünde gezin de bakın yalanlayanların sonu nasıl olmuş."Bu, şirklerine ve bâtıl hükümlerine delil getirerek bâtıl uğruna mücadele eden Kureyş kafirlerine emirdir, yinebu, onlar için yeryüzünde güneyde veya kuzeyde dolanarak, onların benzerleri olan yalanlayanların yani güneydeki Ad, kuzeydeki Semud ve de batıdaki Firavun, Lut ve Medyen halkının sonu­nun nasıl olduğuna bakmaları emridir. Bu ayette, Rasûlûllah için teselli ve hüznünü hafifletme söz konusudur."

""Ey Rasûlûmüz sen onların hakka ulaşmalarını şiddetle arzu etsen de, şüphesiz ki Allah şaşırttığını yola getirmez."[44]Nefsine karşı dikkatli ol ve ona yüzverme, kederlenme, sana verebile­ceği bir kötülük yapmadan Rabbinin yoluna çağır. Hiç kimse, kendi küfrü ve inadından dolayı Allah'ın saptırdığım doğru yola iletemez. Çünkü Allah'ın saptırması, özel kurallara göre olur. Bu kurallar, otoritesi kuvvetli ve işi geniş olduğundan değiştirmeyi kabul etmezler. Ancak bütün bunlar kafirlerin küfür­lerinde ısrar etmeleri sebebiyledir. Yoksa Allah hiç kimseye zulmetmez. On­ların yardımcıları da olmaz. İşte kuralı doğrultusunda Allah'ın saptırdığı bu kimselerin, onlara Allah'ın indireceği azab ve başlarına gelecek mahrumiyet karşısında yardımcıları da yoktur."Onlar olanca yeminleriyle, Allah, ölen kimseyi diriltmez diye yemin et­tiler. "[45] .Bu ayet, kıyamet günü azab edilecek, kalpleri inkarcı müşriklerin sözü­nün haber verilmesidir.Onlar bütün şiddetiyle yemin ettiler. Çünkü onlar önemsiz işlerde baba ve atalarına yemin ederlerdi. İş önemli ve mühim olunca Allah'a yemin ettiler ve yeminlerinde aşırıya gittiler ki, yeminlerinin son haddine ulaşsınlar. Yemin edilen şey şudur: Onlar öldüklerinde yeniden diriltilmeyecek, hesaba çekilip cezalandırılmayacaklardır. Allah onları şu ayetiyle reddetmektedir.

"Hayır, onlar dirileceklerdir, Allah'ın vadi haktır ve kesinlikle gerçekle­şecektir. Fakat insanların çoğu bilmezler."

Bu sebeple dirilmenin olmayacağını söylerler, varlığın ve hayatın sırla­rını ve var oluşun ve de o konudaki işin sebeplerini bilmediklerinden inkar ederler. Bundan dolayı Allah, aşağıdaki ayette bazı sebeplere işaret etmiştir:

"(Dirilecektir ki) hakkında ihtilaf ettikleri gerçeği onlara açıklasın ve in­kar edenler de yalancı [46]olduklarını bilsinler."

Eğer yeniden dirilmek olmasaydı, bu hayatta haklı haksızdan nasıl ayır-dedilebilirdi? Halbuki bu haksızlıklar insanlar arasında devam etmektedir. Se­beplerin birincisi budur. İkincisi de şudur: İnkar edenler inançlarmda, işlerinde ve bunlar mukabilinde cezalandırılmak için ikinci hayatın olmayacağı ifadele­rinde yalancı olduklarını bilsinler. Onların öldükten sonra yeniden diriltilmeyi inkarları, onların inat ve küfürde ısrar etmelerindendir. Allah bu durumun sizin takdir ettiğiniz ve düşündüğünüz şekilde olmadığını haber veriyor. Siz şöyle düşünürsünüz, bu durum sırf bizim, olmasını isteyeceğimiz bir şeyle irademi­zin alâkalı olmasıdır. Biz o şeye ol dediğimizde; o hemen olur. Yeniden di­rilme de bu kabildendir. İşte kırkıncı ayette işaret edilen mana budur. Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman söyleyeceğimiz söz sadece ona ol deme-mizdir; o da derhal oluverir. Birisi Allah mevcut olmayan şeye nasıl hitab edip var olması için emir verir? diyemez. Çünkü Allah bir şeyi istediğinde, Önce onu bilir sonra ona ol der, o da olur. [47]

 

Sonuç

 

1-  Ayette müşriklerin Allah'ın dilemesiyle delil getirmeleri konusundaki şüphelerine red vardır.

2- 'Lâilahe illallah' bu bölümde yorumlanmışın-.

3-  Kasten sapıklığa dalmak, bu suçu işlemek ve arzulamaktan sakındır­ma söz konusudur. Çünkü kim bunu ister ve Allah da saptırırsa, onun hida­yete ermesi umulmaz.

4-  Ayetlerde ba'se (yeniden dirilmeye) ait bazı hükümler açıklanmıştır.

5-  Bir şeyi yoktan varetmek Allah için yadırganamaz. Çünkü O, sadece ol kelimesiyle vareder. [48]

 

41-  Kendilerine   zulmedildikten   sonra   Allah    uğrunda   göç edenleri,    dünyada   güzelce   yerleştireceğiz,    (onlara   vereceğimiz) ahiret  mükafatı  ise  daha  büyüktür.  Keşke  bilseler!

42- Onlar ki,   sabrettiler  ve  Rab'lerine  dayanmaktadırlar.

43-  Biz   senden   önce   de,   kendilerine   vahyettiğimiz   kimseler­den   başkasını   elçi   göndermedik.   Sorun   zikir   ehline,   eğer   bilmi­yorsanız:

44- Açık   delilleri   ve   Kitabları.   Sana   da   Zikr'i   indirdik ki, kendilerine   indirileni   insanlara   açıklayasın,   taki   düşünüp   öğüt

alsınlar.

 

Sözlük

 

Allah yolunda hicret edenler Allah yolunda, dinine yardım ve insanlar arasında yerleştirmek için Mekke'den çıkanlar.Onları dünyada güzel bir yere yerleştireceğiz. Burası Me­dine'dir. Bu ifade, ayet haklarında nazil olmuş olan kimseler hakkında geçerlidir.Sabredenler ve Rablerine tevekkül edenler. Müşriklerin ezi­yetlerine karşı sabreden ve hicret yurdu hakkında Rablerine dayanarak hicret edenler.

Zikir ehline sorun. Muhammed'in getirdiği şeyin hak ve O'n-dan önceki peygamberlerin de O'nun gibi beşer olduğunu öğ­renmek için Tevrat ve İncil ehline sorun.Delillerle ve kitaplarla. Onları insanların hidayete ermeleri için açık deliller ve kitaplarla beşer olarak gönderdik.

Sana da zikri, Kur'an'ı indirdik.İnsanlara kendilerine indirileni açıklayasrn diye. Bu ayet, zik­rin indiriliş nedenini açıklamaktadır. Çünkü peygamberleringörevi açıklamaktır. [49]

 

Açıklama

 

Müşriklerin inad ve azgınlıkları yüzünden mü'minlere yaptıkları eziyetin artmasından sonra Yüce Allah, Rasûlûnün diliyle mü'minlere Mekke'den Habeşistan'a daha sonra da Medine'ye hicret etmelerine müsaade etmiş müslüman erkek ve kadınlar oralara hicret etmiştir. İşte bundan dolayı Allah onları övmek ve küfür diyarından hicrete teşvik etmek için anmış ve şöyle buyurmuştur:"Kendilerine müşrikler tarafından zulmedildikten sonra Allah uğrunda göç edenleri (yani Allah'a ibadet ve dinine yardım maksadıyla göç edenleri) dünyada güzelce yerleştireceğiz."Buradaki güzelceden maksad, Medine-i münevvere'dir. Biz onları orada güzel rızıklarla rızıklandıracağız. Bu vaad, ayetin haklarında indiği kimseler için geçerlidir.[50] Tersi olmuş olsaydı, Allah, kendi uğrunda hicret eden herkes İçin bu vaadi yerine getirirdi. Nitekim Allah şöyle buyuruyor:

"Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde sığınacak yer geçim ve rızık hususunda genişlik bulur. Allah yolunda hicret edenlere hazırlanan ahi­ret mükafaatı ise daha büyüktür. Keşke bilseler! "[51]

Bu ayet, hicrete teşvik ve yavaş davrananları hicret etmeye cesaretlen­dirmektedir."Onlar ki, sabrettiler ve Rablerine dayanmaktadırlar."Bu ayet, onların durumlarım açıklamakta ve onları övmektedir. Çünkü onlar önce Mekke'de eziyet karşısında sabretmişler sonra da hicrete izin ve­rildiğinde Allah'a dayanarak işlerini O'na havale ederek ve de O'nun vaadine güvenerek hicret etmişlerdir. İşte 41 ve 42. ayetlerin işaret ettiği mana bu­dur.

43 ve 44. ayetlere gelince bunlar Hz. Muhammed (s.a.v.) nasıl peygam­ber olarak gönderilir, o da bizim gibi bir beşerdir niçin bir melek, peygamber olarak gönderilmedi diyen müşriklerin şüphelerini yok ettikten sonra ilmi bir gerçeği ortaya koymaktadır. Bu gerçek Allah'ın, şu ayette haber verdiği sevdir;

"Biz senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz insanlardan başkasını elçi göndermedik. Ey rasûlûn beşer olmasını hoş görmeyen müşrikler, zikir ehline sorun. Zikir ilk kitaptır."[52]Kitab ehli olan yahudi ve hristiyan alimlere sorun. Allah hiç beşerden başkasını peygamber gönderdi mi?

"Eğer bilmiyorsanız."Şüphesiz onlar size haber vereceklerdir. Musa da îsa da ancak beşer­dirler. Biz beşer cinsinden olan elçileri deliller ve başkasına değil de bize iba­detin gerektiğine İşaret eden delillerle gönderdik. "Zubur" kelimesi, kitaplar demektir. Yüce Allah sonra Rasûlûne şöyle buyuruyor:

"Sana da o zikri indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın. taki düşünüp öğüt alsınlar. Bu ayet, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in nübüvvetini or­taya koymaktadır. Onlar belki düşünüp öğüt alırlar da senin getirdiğin dinin doğru olduğuna onlar da inanırlar, Rablerine tevbe eder, kurtuluşa erip mesut olurlar. [53]

 

Sonuç

 

1- Hicret fazilettir. Mü'minlerin işkence gördüklerinde ve ibadet imkanı bulamadıklarında hicret etmeleri farzdır.

2- Dininin akide, ibadet ve hükümlerini bilmeyen kimsenin, bilen bir kim­seye bunları sorması farzdır.

3- Peygamberimizin sünnetine olan ihtiyaç, inkar edilemez. Çünkü o, Kur'an'm âyetlerini açıklar ve manalarını izah eder.[54]

 

45- Kötülükler  yapmayı   kuranlar,   Allah'ın,   kendilerini  yer(in dibin)e   geçirmeyeceğinden,   yahut   hiç    ummadıkları   bir   yerden kendilerine   azabın   gelmeyeceğinden   emin   midirler?

46- Yahut  dönüp  dolaşırlarken   onun   kendilerini yakalamaya­cağından   (emin   midirler)?  Kendileri   buna   engel  olacak  değiller­dir!

47-  Yahut   (azabın)   kendilerini   bir   korku   üzerinde   yakala­mayacağından   (emin   midirler)?   Doğrusu   Rabbiniz,   çok   şefkatli, çok  acıyandır!

48- Allah'ın yarattığı şeylerin gölgelerinin dahi nasıl sağ­dan, soldan sürünüp Allah'a secde ederek döndüğünü görmediler mi? (Her şeyin gölgesi yerde uzanıp kısalarak hep Allah'a secde etmektedir.)

49- Göklerde   ve  yerde   bulunan   canlıların,   meleklerin   hepsi

Allah'a   secde   ederler,   onlar  asla   büyüklük  taslamazlar.

50-   Üstlerindeki   Rab'lerinden    korkarlar   ve   e mr edildikleri şeyi   yaparlar.

 

Sözlük

 

Kötülükler kurdular. Kötü tuzaklar kurarlar.Dolaşmalarında. Ticaret veya başka maksatla yolculuk yapa­rak çeşitli bölgelerde dönüp dolaşırlarken.Korku üzerine. Azar azar eksiltme üzerine.Onun gölgesi meyleder, döner. Onun (yarattığı şeylerin) göl­gesi bir taraftan diğer bir tarafa meyleder.Allah için secde eder halde. Onlardan istediği gibi Allah'a boyun eğerek.Kısalmış halde. Küçülmüş olarak.Onların üstlerinden. Onlardan çok yüksekte, çünkü Allah zat, otorite ve üstünlük bakımından herşeyin üstündedir.Emrolunduğ şeyler. Rablerinin kendilerine emrettiğini. [55]

 

Açıklama

 

Ayetler müşrikleri korkutmaya ve onları, şirkten, Allah'ı ve peygamberi inkar etmekten, öldükten sonra dirilip hesaba çekilmeyi reddetmekten sa-kmdırmaktadır. Tevbe ederek dönerler diye, hatırlatmaya devam etmektedir. Peygamberi öldürmeyi, şirk, nübüvvet ve yeniden dirilmeyi yalanlamaya ve de mü'minlere zulmetmeye ve onlardan bir kısmına işkence etmeye kalkarak kötülük yapmayı kuranlar[56] Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirip de onları yerin derinliklerine batırırı ayacağından emin mi oldular? Yahut hiç ummadıkla-rı[57] bir anda, onların Üzerine esen bir fırtına, kuşatan bir veba, mallarını yok eden bir kıtlık ile helak olmalarından kendilerini emniyette mi gördüler veya hiç beklemedikleri bir yerden bir yere gidip gelirken azabın kendilerini yakala­mayacağından emin midirler? Kendileri buna asla engel olacak değildirler.

Yahut azabın kendilerini yavaş yavaş yakalamayacağından emin midir­ler? Yani onları tek tek veya gruplar halinde hiç bir fert kalmayıncaya kadar yok etmek suretiyle noksanlaştırarak yakalamayacağından emin midirler? Azab onlardan Bedir ve Uhud'da yakaladıklarını yakalamıştır. Doğrusu Rab-bin çok şefkatli ve acıyandır.Bu ayet, onlara Allah'ın şefkat ve acımasının hatirlatilmasıdır. Çünkü bu ikisi olmamış olsaydı, Allah onlara azab indirir, onların tevbesini beklemeden ve hakka dönmeleri için zaman tanımadan azabını onlara tattırırdı. Allah'ın yarattığı şeylerin gölgesinin sabah akşam, sağdan soldan, boyun eğdikleri halde, Allah'a secde ederek nasıl meylettiklerini görmediler mi? Bu, onların Allah'a boyun eğmeleri ve huzurunda itaat etmelerini gösterme açısından on­lara yetmedi mi? Ki onlar inansınlar, ibadet etsinler, bir olduğunu kabul edip azabından kurtulup rahmetine kavuşsunlar. Yerde ve göklerde bulunan canlıların hepsi Allah'a secde ederler. Yani başkasına değil de Allah'a secde ederler. Bu şu anlamdadır. Onlar Allah'ın istediği öldürme, diriltme, sağlık, ra­hatsızlık iyilik ve benzeri şeylere boyun eğerler.

Yani yeryüzünde var olan her şey ve mertebeleri yüce olmakla birlikte melekler [58]Allah'a secde ederler. Onlar asla büyüklük taslayarak Allah'a kul­luktan yüz çevirmezler. Her zaman Rablerinden korkarlar. Çünkü Allah en yücedir ve bütün muhlakat O'nun emrindedir. Onlar kendilerine emredileni ya­parlar, Rablerine de, emrettiği şeylere de karşı gelmezler. Meleklerin durumu böyle olunca, bu müşriklere ne oluyor da fesad, büyüklenmek, inkar ve büyük­lük konusunda boy ölçüşmeye kalkışıyorlar. Oysa onlar mahlukatm en değer­sizi. Eğer küfür ve şirk üzere kalırsalar kulların en şerlileridirler. [59]

 

Sonuç

 

1- Allah'ın tuzağından emin olunmaz.

2- Her şey Allah'a secde eder, yani O'nun isteğine boyun eğer. Ancak içten gelerek istekle yapılan secde dolayısıyla kula sevab verilir. Fakat isten­memiş itaate sevab ve ceza yoktur.

3-  Maşla ve içten gelerek yapılan itaat makbuldür.

4- 50.,âyet okunurken tilavet (okuma) secdesi yapmak gerekir. Kur'an'da geçen tilavet (okuma) secdelerini okuyan da dinleyenler de tilavet secdesini yapmalıdır.                                                                     .

5-  Allah:   "İki  İlah   tutmayın.   O   ancak   tek  İlahtır.   Yalnız benden  korkun!" dedi. [60]

 

52-  Göklerde  ve yerde  ne  varsa hepsi  O'nundur.  Kulluğun  da yalnız   O'na   yapılması   lâzımdır.   Siz,   Allah'tan   başkasından   mı korkuyorsunuz?

53-  Size  ulaşan  her nimet Allah'tandır.  Sonra  size  bir sıkıntı dokunduğu  zaman  da yalnız  O'na yalvarırsınız.

54-  Sonra,   sizden   o   sıkıntıyı  kaldırdığı  zaman   içinizden   bir grup,  hemen  Rab'lerine  ortak  koşarlar.

55-  Ki   kendilerine   verdiğimiz   (nimetlere   ve   yaptığımız   iyi-liğ)e   karşı   nankörlük   etsinler.   Öyleyse   eğlenin,   yakında   bilecek­siniz!

56-    Kendilerine    verdiğimiz    rızıktan,    hiçbir   şey    bilmeyen (ilah)lar'ına  pay   ayırıyorlar.   Allah'a   andolsun   ki   siz,   bu   uydur­duğunuz   şeylerden   mutlaka   sorulacaksınız.

 

Sözlük

 

İki ilah edinmeyin. Onlara tapmayın. Çünkü sizin ancak tek bir ilahınız vardır.Göklerde ve yerde olanlar O'nundur. Orada yaratma ve malik jolma itibarıyla ne varsa Allah'ındır. Öyleyse Allah'la beraber taptığınız şeyler de Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk yapılmasına izin vermemiştir.Din, devamlı olarak, gerekli olarak sırf O'na aittir.Ve O'na yalvarırsınız. O'ndan şifa isteyerek sesinizi yüksel­tirsiniz.Faydalanın yakında bileceksiniz. Bu, onların inkar, ortak koşma ve Allah'a duayı unutmaları karşısında yapılmış bir tehdittir.

Onlar hiç bir şey bilmeyen ilahları için pay ayırırlar. Tarım ve hayvanlarından onlar için pay ayırıyorlar.

Yalan uydurduğunuz, Allah'a iftira attığınız şeylerden. [61]

 

Açıklama

 

Allah, birliğine ve ortağı olmadığına dair delil getirdikten sonra onlara şunu haber veriyor:

"Her şeyin Rabbi olan, onların Rabbi Allah onlara demişti ki: "Ey insan­lar, iki ilah tutmayın."[62]

Burada geçen iki kelimesi, ilaheyni kelimesini kuvvetlendirmek İçindir. Yani siz iki ilaha tapmayın aksine tek ilaha tapın ki, O Allah'tır. Çünkü O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse nasıl iki ilah edinirsiniz? Halbuki: O tek bir ilahtır, başkası yoktur. O Allah yaratan, rızık veren ve malik olandır. O'nun dışındakiler ise yaratılmışlardır. Onlar nasıl O'nunla bir tutulur ve onunla beraber İbadet edilir? Yalnız benden korkun.[63]Benden başkasından korkmayın. Şüphesiz her şey benim elimdedir. Benden başkasının hiç bir şeyi yoktur. Şu halde can veren, öldüren, zarar veren, fayda veren benim. Allah onları, fayda ve zarara güçleri yetmemeleri ve âciz oluşları nedeniyle korkulmayı hak etmeyen kendi dışındaki mahluklardan korkmaları sebebiyle azarlıyor."Yerde ve göklerde ne varsa hepsi onundur."Bu ayet, yer ve göklerde mülkiyet ve yaratılış itibariyle ne varsa hepsi O'nun olduğu sürece başkasından korkmanın veya başkasını istemenin boşuna olduğuna delildir."Kulluk da yalnız O'nadır."Yani gerekli, sabit ve daimi olarak ibadet ve itaat da O'na aittir. Dikkat edin halis din Allah'a aittir. Siz Allah'tan.başkasından mı korkuyorsunuz? Al­lah onları, kendisinden başkasından korktukları için kınamaktadır. Kendisin­den korkulması gereken O'dur. Çünkü O, maliktir, haktır ve nimet verip ver­memeye, kadirdir. Fayda ve zarar veremeyen kimseden nasıl korkulur, her şey elinde olan ve her şey kendisine dönecek olan, dilediği olan, dilemediği olmayana nasıl karşı gelinir? Size ulaşan her nimet Allah'tandır.Allah onların kendisi sebebiyle şekil değiştirdikleri olayı haber veri­yor.[64] Onlara haber veriyor ki: Sıhhat, mal ve çocuk gibi ister büyük isterse küçük olsun onlara verilen her nimet, onların yaratanı, bağışlayanı Allah'tan­dır, başkasından değildir. Bunu onların yaratılıştan gelen sezgileri de göster­mektedir. Onlara fakirlik, hastalık gibi bir sıkıntı veya denizde boğulma gibi bir durum değişikliği onların başına gelince, onlar en yüksek perde den Allah'tan sıkıntılarını gidermesini veya başlarına gelen helaktan kendilerini kur­tarmasını İsteyerek O'ndan yardım dileyerek haykırırlar. Yüce Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Sonra size bir sıkıntı dokunduğu zaman da yalnız O'na duayla sesinizi yükselterek ve yardım isteyerek yalvarırsınız. Sonra sizden o sıkıntıyı kaldır­dığı zaman içinizden büyük bir grup hemen Rablerine ortak koşarlar. Onlar­dan sıkıntıyı gideren, onları helak olmaktan kurtaran Allah'ı unutarak çeşitli ibadetlerle O'ndan başkasına kulluk yaparlar. Böyle yapmakla onlar kendile­rine verdiğimiz nimetlere nankörlük ederler."

Yani durumları Allah'ın onlara verdiği nimetleri ve onları kurtardığı sıkıntıları unutmaya ve nankörlüğe dönsün. Karşılık böyle mi olur? Her türlü nimeti veren onları her türlü sıkıntıdan kurtaran unutulur da başkasına ibadet edilir mi? Üstelik O'nun dini ve Rasûlûyle mücadele edilir mi? Öyleyse ey ka­firler faydalanın, dünyada kısa bir müddet yaşayarak faydalanın Allah'ı ve O'nun emirlerini inkâr etmekten ve O'na şükretmekten yüz çevirmenizin ce­zasını yakında göreceksiniz. Hiç bir şeyden haberi olmayan putlara bizim' ver­diğimiz rızıktan pay ayırıyorlar. Bu da onların şirk ve batıl birinin ifade edil­mesidir. Ki onlar kendilerinden ne zarar ne fayda, ne verme ne de vermeme, ne öldürme ne de yaşatma gibi hiç bir şey görmedikleri putlar için pay ayı­rıyorlar, şeytana uyarak mallarından bir parçasını ve kısmını ona ayırıyorlar, onlarla putlara ibadet ediyorlardı. Mesela şaibe ve bahira denen hayvanları onlara adıyorlar, ekin ve ağaçtan da aynı şekilde En'am ve Maide surelerinde de geçtiği gibi onlar için pay ayırıyorlardı.

"Vallahi siz uydurduklarınızdan hesaba çekileceksiniz." Onlara galip olan Allah tehdit ederek ve onların kıyamet günü uydurduk­ları şeyden yani helali haram kılarken ve dilediklerini ilahlarına verirken ki batıl din koymalarından hesaba çekileceklerini vaad ederek yemin ediyor. Al­lah onları ilerde kınayacak, yaptıklarının bedeli olarak onlara cehennemi vere­cektir. Orası ne kötü yerdir. [65]

 

Sonuç

 

1- Ayetlerde Allah'a kullukla, Allah'ın bir olduğu ortaya konmuştur.

2- Sadece Allah'tan korkmak gerekir.

3-  Din sadece Allah'a aittir. Çünkü sadece O gerçek ilahtır.

4- İster büyük isterse küçük olsun kula verilen her nimet Allah'tandır.

5-  Şirk koşup tevbe etmeyen, müşrikler tehdit edilmiştir.

6~ Müşriklerin  helali haram kılarak veya haramları da kendi kafaların-dan helâl yapmak suretiyle batıl bir din icadetmeleri yerilmişti. [66]

 

57- O sânı yüce Allah'a kızları veriyorlar (melekleri Allah'ın kızları sanıyorlar) da kendilerine hoşlandıkları (erkek çocuk­larını (alıyorlar), (kız çocuklarından arlanıyorlar. Peki ama ne­den  arlandıkları  şeyleri Allah'a  lâyık görüyorlar?)

58-  Onlardan   birine   dişi   (çocuğu   olduğu)   müjdelendiği  za­man  içi  öfkeyle  dolarak yüzü  kapkara  kesilir.

59- Kendisine   verilen   müjdenin  kötülüğünden  dolayı  kavmin­den  gizlenir.   (Şimdi  ne  yapsın)   onu,   hakaretle   tutsun   mu  yoksa onu toprağa mı gömsün! Bak ne kötü hüküm  veriyorlar!

60- Ahirete   inanmayanların   durumu,   kötüdür.   En  yüce   du­rum, Allah'ındır.  O,  üstündür,  hüküm  ve hikmet sahibidir.

61- Eğer   Allah,   insanları,   yaptıkları   (her)   haksızlıkla   ce­zalandır s ay di,   yeryüzünde    tek   canlı   bırakmazdı.    Fakat   onları takdir  edilen  bir  süreye  kadar  erteler.   Süreleri  geldiği  zaman   da bir saat dahi ne geri kalırlar,  ne  de  ileri geçerler (derhal mahvo-lup  giderler).

62- Kendilerinin    hoşlanmadıkları    şeyi   Allah'a    veriyorlar, üstelik  de  dilleri,   "En  güzel  sonuç,  

kendilerinin  olacak',   diye ya­lan  söylüyor.   Onlara  mutlaka  ateş  vardır  ve  onlar ona  sürülecek­lerdir.

 

Sözlük

 

5 Ve kızları Allah için kılıyorlar. Allah'a kızları veriyorlar yani melekler Allah'ın kızlarıdır diyorlar. Kendileri için de hoşlandıkları şeyleri. Yani erkek çocukları ayırıyorlar.Yüzü kapkara oldu; Kederden dolayı yüzünün rengi devamlı siyaha dönüşür. Utancından yüzü kızarır.Ve onlar. Üzüntüyle dolu olarak.Yoksa onu toprağa gömsün. Bu canlı olarak doğmuş çocuğu toprağa mı gömsün.Kötünün örneği.Ve örneğin en yücesi Allah içindir. En yüce sıfat Allah'a aittir. O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'tır.I Muhakkak ki güzellik onlar içindir. En güzel sonuç yani cen­net kendilerinin olacak! Çünkü onlardan bazıları diyorlardı ki: Eğer Rabbimin katına dönersem, O'nun yanında benim için engüzel şeyler vardır.Ve mutlaka onlar sürülecekler. Onlar cehenneme sürülecek­ler, oraya bırakılacaklardır. [67]

 

Açıklama

 

Ayetler, müşriklerin inanç ve davranışlarmdaki hatalarını açıklamaya devam ediyor. Onlar Allah'a kızları veriyorlar.[68] Allah bundan münezzehtir -kendilerine de hoşlandıklarını ayırıyorlar.

"Bu, onların kötü sözlerinden ve çirkin inançlarından birisidir. Şöyle ki: Onlar Allah'a kız çocuklarını nisbet ediyorlar. Çünkü onlar kız çocuklarının kendilerine nisbet edilmesinden hoşlanmadıkları vakit melekler Allah'ın kızla­rıdır diyorlardı. Hatta onlara bir kız çocuklarının dünyaya geldiği haberi verile­rek müjde verildiğinde, gündüzleri tamamen keder ve üzüntüye bürünüyordu."Kederden dolayı yüzleri kapkara kesiliyordu."Kendisine verilen kız çocuğu müjdesinin kötülüğünden dolayı sıkıntı sebebiyle insanlardan gizlenirdi. Bu durumda o, meyline paralel olarak iki du­rum arasındadır. Ya o çocuğu evde çocuklarının arasında bırakarak hakaretle tutacak ya da diri diri onu toprağa gömecek. Bu iş onların nazarında bilinen bir işidir. Allah bu suçu kınayarak buyuruyor ki:"Kendilerini beri kılıp kızları Allah'a nisbet etmeleri veya onları diri diri toprağa gömmeleri [69]yönünden bu hükümlerinde bak ne kötü hüküm veriyor­lar. Onların câlıiliyet anlayışına ait bu hükümleri ne çirkindir. 57. ayetin işaret ettiği mana budur.Melekler Allah'ın kızlarıdır derlerken, kızları Allah'a veriyorlardı. Allah eş ve çocuktan münezzehtir. Dolayısıyla kız veya erkek çocuğu olmaması la­zımdır. Çünkü O, herşeyİn Rabbi malikidir. Öyleyse çocuğa ne ihtiyaç vardır?58. ayette Yüce Allah buyuruyor ki:"Onlardan birine kızı olduğu müjdelendiği zaman yüzü kederle dolarak kapkara kesilir. Kendisine verilen kız müjdesinden dolayı toplumdan gizlenir,Onu hakaretle tutacak mı yoksa toprağa mı gömecek. Bak ne kötü hüküm ve­riyorlar."Ahirete inanmayanların durumu kötüdür. Allah haber veriyor ki: Ahirete inanmayan, yeniden dirilmeyi inkar eden kimseler için kötü bir sıfat mevcut­tur. Bu, onların bilgisizlik ve nefislerinin karanlık olmasından dolayıdır. Çünkü onlar hesab ve cezaya inanmadıklarından ne hayır işler ne de kötülüğü bıra­kırlar. İşte böyle kimseler için her işte kötü sıfat mevcuttur. En yüce sıfat ise Allah'a aittir.'[70] O, kendisinden başka ilah olmayan, bütün noksanlıklardan münezzeh, herşeyin Rabbi ve maliki olan Allah'tır. Hayır kudret onun elinde­dir, O, her şeye kadirdir, ortağı, eşi ve çocuğu yoktur. O üstündür, hikmet sa­hibidir. Bu, en yüce vasıf olan her şeye galip gelmek, idare ve tasarruflarında yüce hikmet sahibi olmakla Allah'ın kendisini övmesidir. Ondan başka ilah ve Rab yoktur. Eğer Allah insanların yaptıkları haksızlıklarından dolayı ceza-landırsaydı...

"Yeryüzünde hiç bir canlı bırakmazdı."[71]Yani yeryüzünde yürüyen insan ve hayvan cinsinden hiç bir canlı varlık bırakmazdı. Bu, Allah'ın ahirete inanmayan oysa fesad çıkaran ve suç işleyen kimseleri hesaba çekmeyişinin sebebidir. Bu mühlet verme, yüce hikmetlere binaendir ki, Allah şu ayetiyle buna işaret buyurmaktadır:"Fakat Allah onları takdir edilen bir süreye kadar erteler." O süre her­kesin ömrünün sonu olur. Bu vakit geldiğinde ondan ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri geçerler. Sonra Allah onları kötü amellerinin durumuna göre ce­zalandırır. Allah kullarına zulmedici değildir."

Son ayet olan 62. âyet ahirete inanmayan kimselerin kötü durumlarını yeriyor. Bunun sebebi şudur: Onlar Allah'ı tanımamanın ve nefislerinin ka­ranlık olması sebebiyle çirkin tasavvurlarından dolayı kendileri için isteme­dikleri kız çocuklarını, ortakları, elçi göndermemeyi, hafife almayı Allah'a veriyorlar, bunun yanında en güzel şeyin yani kıyamet günü cennetin kendileri­nin olacağı yalanıyla seviniyorlar. Bu zayıf ve bozuk sözü ve iftirayı Allah şu ayetle reddediyor:

"Şüphesiz cennet yerine onlar için ateş vardır. Ve onlar oraya sürüle­cekler ve orada ebedi olarak bırakılacaklardır. İşte kendilerinin hoşlanmadık­ları şeyi Alllah'a veriyorlar üstelik de dilleri en güzel sonu kendilerini n ola­cak diye yalan söylüyor. Onlara mutlaka ateş vardır. Onlar ona sürülecek­lerdir," ayetinin anlattığı mana budur. [72]

 

Sonuç

 

1- Ayetler, müşriklerin içinde bulundukları sosyal durumu açıklıyor. On­ların durumu şuydu. Utanç korkusuyla kız çocuklarını istemiyorlardı.

2- Onlar Rablerini tanımıyorlardı. Onlar Allah'a inanıyor fakat sıfatlarını bilmiyorlardı, bu yüzden de O'na çocuk ve ortak nisbet ediyorlardı.

3- Ayetler onların şer, fesad ve zulüm içerisinde uzun zaman devam

ederek karanlığı terketmeyiş nedenini açıklıyor.

4- Ayetler, âhirete inanmayanların kötü inançlarını açıklıyor. Bu, onların kendilerine en iyisini nisbet etmeleri Allah'a ise hoşlanmadıkları kızları, ver­meleri idi. [73]

 

63- Allah'a   andolsun   ki   senden   önceki   milletlere   de   elçi gönderdik;    şeytan   onlara   yaptıkları   işleri   süsledi.   Bu   yüzden peygamberleri  yalanladılar.   O,   bugün   de  onların   dostudur.   Onlar için acı bir azab vardır.

64-  Biz  sana Kitab'ı  indirdik ki,  hakkında  ayrılığa  düştükleri şeyi   onlara   açıklayasın   ve   o   Kitab   inanan   bir   kavim   için,   yol gösterici  ve  rahmet  olsun.

65- Allah,  gökten  bir su  indirdi,  onunla yeri ölümünden  son­ra diriltti,  şüphesiz  bunda işiten  bir millet için  ibret vardır.

66- Hayvanlarda  da  sizin   için  ibret  vardır.   Size  onların  ka­rınlarından,  fışkı   ile   kan   arasından   çıkardığımız   halis,   içenlere içimi kolay süt içiriyoruz.

 

Sözlük

 

Allah'a yemin olsun ki. senden önceki toplumlara da peygamberler gönderdik.Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterdi de onlar da bu  peygamberleri yalanladılar.Şeytan bugün yani dünyada onların dostudur. Şüphesiz bunda yeniden dirilme inancının doğruluğuna açıkdelil vardır.Düşünme ve anlama maksadıyla kulak veren toplum için.

Kendisi vasıtasıyla cehaletten ilme geçilen kuvvetli delil var­dır.İşkembe tortusu. Yani işkembede bulunan pislikler arasından.Saf süt. Yani içinde ne hayvan tersi ne kanı, ne de onların renk, koku ve tadı olmayan.[74]

 

Açıklama

 

Allah, Rasûlü için kendisine yemin ediyor ve buyuruyor ki:Andolsun ey Rasûlümüz, "biz senden önceki ümmetlere de peygamberl­er gönderdik. O ümmetler de senin ümmetinin kâfirleri gibi müşrik idiler."

Şeytan onlara yaptıkları işleri güzelleştirmiş, onlar da bizim elçilerimize karşı durmuşlar, onlarla mücadele etmişler, şirk ve inkarda ısrar etmişlerdir. Bu sebeple şeytan onları dost edinmiştir.

Bundan dolayı, "Bugün [75]yani dünyada o, onların dostudur, ahirette ise onlar için acı veren bir azab vardır."

Âyetler Rasûlüllah'ı teselli etme hususunda devam etmektedir. Bu seb­eple Allah (c.c.) ikinci âyette şöyle buyuruyor:"Biz sana kitabı gücünün yetmediği bir şeyi yüklemek veya azab etmek için değil de insanlara ayrılığa düştükleri tevhid, şirk, hidayet ve sapıklığı açıklayasın diye indirdik."

Aynı şekilde biz kitabı mü'minlerin mutluluk ve kurtuluş yollarına ula­şacakları bir hidayet kaynağı ve inanç, ibadet, ahlak, âdab ve hükm itibarıyla Kur'anla amel edenler için oluşacak bir rahmet kıldık. Dolayısıyla onlar birbir­lerine acıyarak yaşarlar, onları kardeşlik ve sevgi duyguları efendi yapar ve onları iyilik ve sulh duygusu kuşatır.Rasûlüllah'a yapılan bu teselliden sonra ve peygamberin peygamber oluşu ortaya konduktan sonra âyetler tekrar tevhid, öldükten sonra dirilme ve hesab inancına dönmektedir."Allah gökten bir su indirdi," onunla yeri ölümünden sonra diriltti."Burada söz konusu olan su, yağmur suyudur. Toprağın bitki bulunmayan ölümden sonra dirilmesi ise bitki ve ekinlerdir."Şüphesiz bu anlatılan, gökten suyun indirilip ölümünden sonra toprağın

diriltilmesinde, Allah'ın varlığına, kudretine, ilmine ve rahmetine dair kesin apaçık delil vardır."

Aynı şekilde bu, öldükten sonra tekrar dirilmeye haydi haydi delil teşkil etmektedir.

"Hayvanlarda[76] sizin için kendisiyle cehaletten kurtulup ilme, yani Al­lah'ın kudret ve rahmetini, zikir ve şükürle O'na ibadetin gerekliliğini bilgisiz­likten kurtulup, tanıyıp bilmeye ulaşacağınız bir ibret vardır."

Bu vasıtayla siz inanıp, Allah'ın birliğini kabul edecek ve O'na itaat ede­ceksiniz. Bu anlatılan büyük ibret dersinde Yüce Allah buyuruyor ki:

"Size onların yani söylenen hayvanların fışkısı ile kanı arasından [77]içenler için içmesi kolay saf süt içiririz."

Bu nedenle şaşılacak kudret, ilim ve mikdarı takdir edilemeyecek olan hikmet sahibi Allah, her şeyden münezzehtir. Süt, fışkı ve kan arasında bulu­nur, sonra akıp ciğere geçer, ciğer onu hayvanın yaşamının sürmesi için da­marlara dağıtır, süt memeye iletilir pislik ise işkembenin altında kalır. Süt, kan ve pislik kirinden temiz olarak çıkar dolayısıyla bunlardan hiçbiri sütün renginde görülemez, onun kokusunda koklanamaz ve onun tadında da bulun­maz. Bunun delili sütü içen kimse için kolay olmasıdır. Dolayısıyla o süt içe­nin boğazına durmaz ve orada tıkanıp kalmaz. Gerçekten bu, ibretlerin en büyüklerindendir ki, sahibini ilim aydınlığına, yücelik ve kemal sıfatı içinde Al­lah'ı tanımaya iletir, ona Allah sevgisini kazandırır ve kişiyi Allah'a itaat ve ibadete sevkeder. [78]

 

Sonuç

 

1- Allah kendine ve yarattıklarından dilediğinin üzerine yemin eder. Bu yeminler, kuvvetlendirmek içindir.

2- Allah, geçmiş ümmetlere de peygamberler göndermiştir. Şeytan onla­ra yaptıkları İşleri güzel göstermiş ve onları yardımsız bırakmıştır.

3- Ayetlerde peygamberliğin varlığı isbat edilmiş ve Rasûlüllah müşrik­lerden gördüğü kötü muamelelerden dolayı teselli edilmiştir.

4- Âyetlerde peygamberin vazifesi anlatılmıştır. Bu vazife Allah'ın, ki­tabında kullarına indirdiği vahyin açıklanmasıdır.

5- Kur'an; kendisiyle amel eden kimseler için hidayet ve rahmettir.

6- Öldükten sonra dirilme ve ikinci hayatın delili, ölümünden sonra yerin yeniden canlanmasıdır. Bu sebeple ölümünden sonra yeri diriltmeye gücü ye­tenin, çürüyüp yok olduktan sonra ölüleri diriltmeye de gücü yeter. [79]

 

67- Hurma  ağaçlarının  meyvalarmdan   ve   üzümlerden  de  sar­hoşluk  ve  güzel  rızık  elde   edersiniz.   Şüphesiz   bunda   aklını  kul­lanan bir toplum için ibret vardır.

68- Rabb'in  bal  arısına  şöyle   vahyetti:   "Dağlardan,   ağaçlar­dan  ve kurdukları  çardaklardan  evler edin!"

69- "Sonra  her çeşit meyvalardan ye de Rabb'İnin yollarında boyun   eğerek yürü!"  Onun   karınlarından,   renkleri  çeşit  çeşit  bir içecek  çıkar  ki  onda  insanlara  şifa  vardır.   Şüphesiz  bunda  düşü-

nen bir millet için  ibret vardır.

70- Allah sizi yarattı, sonra öldürür; içinizden kimi de öm­rün en reziline (bebeklik çağı gibi güçsüz ihtiyarlık çağına) itilir ki, biraz bilgiden sonra hiçbir şey bilmez olsun! Doğrusu Allah bilendir.   Ö,  her şeye kadirdir.

 

Sözlük

 

Hurma ağaçlarının ve üzümlerin meyvalarınm bir kısmından sarhoşluk[80] yani şarab ve güzel rızık elde edersiniz. Hurma, kuru üzüm, sirke ve hurma şırası güzel rızıktir.Rabbin bal arasına ilhamla yapacağı şeyi yapmasını ilham etti.j Kurdukları çardaklardan.ı Rabbinin yolunda boyun eğerek yürü, dolayısıyla orada yürü- , mek sana zor gelmesin ve o yoldan sapmayasrn. Bal.ı Onda insanlar için hastalıklara şifa vardır. Yani balda pek çok hastalıkları tedavi etme özelliği vardır.ömrün en reziline, yani o kişiyi kocamış ve bunamiş olmaktan

dolayı rezil yapar.Aklın bozulması, yani bunak manasınadır. [81]

 

Açıklama

 

Ayetler Allah'ın kudret, ilim, hikmet ve sadece kendisine ibadet etmeyi gerektiren ve de peygamberlik, öldükten sonra tekrar dirilme inancını ortaya koyan rahmetinin tezahürlerini anlatmaya devam etmektedir. Allah, bunu açıklama konusunda şükrü gerektiren lütuf üslubuyla şöyle buyuruyor:"Hurma ağacı ve üzümlerin meyvalarmdan sarhoşluk yani, sarhoş edici. içki ayrıca güzel rızık elde edersiniz."

Bu olay, şarap haram kılınmadan önceydi.[82]Güzel rızık; kuru üzüm, üzüm ve hurmadan yapılan sirke ve hurmadan yapılan bal ve şıradır."Şüphesiz ki bunda, düşünen bir toplum İçin delil vardır."

Şüphesiz size anlattığımız bu şeylerde, bizim kudret, ilim ve rahmeti­mize, bunları düşünüp başlangıçların neticelerini anlayan toplum için apaçık delil vardır. Şu halde kudret, ilim ve rahmet sahibi olan Allah, tanınmaya ve ibadet edilmeye hak sahibidir."Rabbin bal arasına dağlardan, ağaçlardan ve onların yaptıkları çardak­lardan evler edin diye vahyetti."Allah'ın kudretinin, ilminin ve onun arıya bal toplamasını bildirmesiyle tecelli eden rahmetinin tezahürlerinden diğer bir büyük tezahür de budur. O an, balı nasıl oluşturacak ve içinde her türlü hastalık için şifa olduğu halde onu insana sunacaktır."Ey Rasûl, Rabbin, dağlardan, ağaçlardan ve kurdukları çardaklardan [83] evler edin diye ilham ederek arıya vahyetti."

Yani insanların senin için yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendin için evler edin diye vahyetti. Çünkü arı kendisi İçin, bina edilen çardakların içinde ev edinir ve o, evi sızdırdığı mumlarla yapar. Sonra her çeşit meyvalar-dan yer. Allah, arıya elde edeceği her çeşit ağaç ve bitki meyvalarından yani çiçeklerinden yemesini vahyetti."Rabbinin yollarında boyun eğerek yürü."[84]Allah'tan ilhamla arı kendi emrine verilen yola girer, onun emrine verilen şey, ayette geçen yollardandır. Gıdasını arayarak bir yerden bir başka yere taşınır, sonra evine döner. Bundan âciz değildir ve yolunu kaybetmez. Yolunu kaybetmemesi, Allah'ın yollan onun emrine vermesi ve ona boyun eğdirmesi sebebiylerin. Yollarda engel bulmaz ve onu unutmaz ki, orayı bulamasın. Ya­ni her zaman orayı bulur. Arının kamından renkleri çeşit çeşit, beyaz, kırmızı ve siyah arasında veya kırmızıyla karışık veya sarıya çalan içilecek bal çıkar ki, onda insanlar için her derde deva vardır. Şifaun ayetindeki hatırlatma, haf­talıklardan bir kısmı için şifa olduğunu, bir kısmı için olmadığını gösterir. Hat­ta buna bitkisel ve tıbbi ilaçlar dahil edilir. Fakat mü'minin şifa niyetiyle içmesi, başkadır. Çünkü bala başka bir ilaç katmadan şifa niyetiyle içildiğinde her derde şifadır.

Bir sahih hadiste özetle şöyle geçer: "Bir kişi Rasûlüllah (s.a.v.)'e, kar­deşinin ishal olmasından şikayette bulundu. Hz. Peygamber; "Ona bal içir," dedi. O kişi kardeşine bal içirdi ve tekrar Rasûlüllah'm yanına döndü ve onun sadece ishali artırdığını söyledi. Geriye döndü ve ilk dediği sözü üç kere tek­rarladı, dördüncüde veya üçüncüsünde Rasûlüllah ona şöyle buyurdu:"Allah doğru söyledi, kardeşinin karnı yalan söyledi ona bal içir." Şahıs tekrar kardeşine bal içirince hastalığından tamamen kurtuldu.

"Şüphesiz bunda," yani Allah'ın arıya ilham ve insanlar için kendinde şi­fa bulunan değişik renkli içeceği karnından çıkarması için nasıl yapacağını öğretmesinde, Allah'ın ilmine, kudretine, rahmetine ve sadece kendisinin ilah tanınmasını ve de kendisine kulluk edilmesini gerektirecek hikmetine açık bir delil vardır. Fakat bu olanlar ve bunların meydana gelmesi, sebeb ve neticele­ri hakkında düşünüp, sonra da hidayete ulaşan toplumlar için geçerlidir. On­lardan istenen şey ise hatırlamaları, öğüt almaları, sonuçta yaratıcılarına tev-be edip sadece O'na ibadet ederek teslim olmalarıdır.70. ayette Yüce Allah şöyle buyuruyor:"Allah sizi yarattı sonra öldürecektir. Sizden bir kısmı bir dönem bildik­ten sonra hiç bir şey bilmemesi için hayatın en reziline çevrilir. Bu, Allah'ın kudret, ilim, hikmet ve rahmetine delalet konusunda en büyük ve yüce delil­lerden bir delildir. Ki, bu sadece O'na ibadet etmeyi ve öldükten sonra yeni­den dirilmeye inanmayı gerektirir. Bizi sadece O yaratmıştır, O tektir, bizim benzerimiz sayılamaz. Sonra bizim ruhlarımızı almak suretiyle gerçek ölümle ancak O öldürür. Bizden hiç birinin ölmeye veya kendi canını almaya ebediy-yen gücü yetmez. Allah'ın hikmetinin tezahürlerinden biri de çeşitli zamanlar­da bizlerin ruhlarım almasıdır. Bunu, insan cinsinin devamı ve kıyamete kadar sürmesi için Allah'ın hikmetinin gereğidir. Mesela insanlardan bir kısmı ço­cukken, bir kısmı gençken ölür. Bunların hepsi ilahi terbiye ve imtihanın hik­meti gereğindedir. Diğer bir delil de bizden bazıları ömrünün en reziline çev­rilir. Yani rezil ve değersiz bir hale getirilir ki, bunar ve kocar. Beden ve akıl gücünü kaybeder. Allah'ın kurtarması hariç, bizden hiç kimse, onu bu duru-

mundan kurtaramaz. Kudret ve rahmetinin bir tezahürü de şudur; şayet Allah bütün insanların bir asır veya iki asır içinde geçerli bile olsa ömrün en reziline iletilmesini istese ne dersiniz? O zaman insanların hayatı nasıl olur? Şüphe­siz ki, Allah her şeyi bilen ve her şeye gücü yetendir. Bu, Allah'ın kudret ve ilminin ortaya konmasıdır. Çünkü sonuç olarak ortaya çıkan ve bizim ya­ratılmamız, ölümümüz ve kimimizin ömrünün en reziline iletilmesi gibi zikre­dilen şeyler, ancak Allah'ın kudretiyle ve bilgisiyle olmaktadır. Ki, bu her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Allah'tır. [85]

 

Sonuç

 

1- Allah, nimetlerine şükretsinler diye kullarına verdiği nimetlerden bir kısmını hatırlatarak onlara olan lutfunu açıklamıştır.

2- Allah, kudretini, ilmini ve insanların içeceğini, gıdasını ve ilacını ya­ratmaktaki hikmetini gösteren delilleri açıklamıştır.

3- Aklın ve akletmenin, düşünce ve düşünmenin fazileti açıklanmıştır.

4- Ahiret inancının açıklanması, Allah'ın kudret ve ilminrgösterir. Çünkü yaratan ve öldürenin tekrar yaratıp Öldürmesi, garip karşılanamaz. [86]

 

71-   Allah,   rızıkta   kiminizi   kiminizden  farklı   kıldı.   Rızıkça üstün   kılınanlar,   ellerinin   altında   bulunanlara   kendi   rızıklarını verip  de  hepsi  rızıkta  eşit  olmuyorlar.  Allah'ın  nimetini  mi  inkar ediyorlar?

72- Allah   size   kendi   nefislerinizden   eşler  yarattı   ve   eşleri­nizden  de  size  oğullar  ve  torunlar yarattı  ve  sizi güzel  rızıklarla besledi.  Böyle  iken  onlar,  batıla  inanıp Allah'ın  nimetine  nankör­lük mü ediyorlar?

73- Allah'tan   başka,  göklerden   ve  yerden  kendileri  için  hiç­bir  rızık  veremeyecek  ve  bunu  asla yapamayacak  olan  şeylere  mi tapıyorlar?

74- Allah'a    misaller   vermeye,   bir   takım    benzerler   ortaya çıkararak  Allah'ı   onlara   benzetmeye   ve   O'nu   koştuğunuz   ortak­larla  kıyaslamaya  kalkmayın!   Çünkü  Allah   benzetme  yapmayı  bi­lir,   siz  ise  bilmezsiniz?

 

Sözlük

 

Allah rızıkta kiminizi kiminizden üstün kıldı. Yani sizin kimi­niz zengin kiminiz de fakirdir. Sizden kimisi sahip kimisi ise köledir.Ellerinin altında bulunanlara kendi rızıklarını verip de yani bi­zim onlara verdiğimiz rızkı kendileriyle köleleri arasında ortak kılmıyorlar.Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı. Çünkü Havva; Adem'den, diğer kadınlar da erkeklerin sperminden yaratıldı.Eşinden, çocuk, torun ve kadın tarafından akraba olan hiz­metçiler yarattı.Böyle iken onlar bâtıla yani putlara mı inanıyorlar?Gökten yağmur indirmekle yerden de bitki bitirmekle yerdenve göklerden rızık veremeyecek olan. [87]

 

Açıklama

 

Ayetler tevhidi izah ve Allah'a eş koşmanın batıl olması konusunda de­vam ediyor. Bu sebeple Allah buyuruyor ki: "Allah rızıkta bir kısmınızı bir kısmınızdan farklı kıldı."[88]Ey insanlar sizden kimisi fakir, kimisi ise zengindir. Ey zenginleri [89]siz­den birinin kölesi olur da niçin birinin diğerine üstünlüğü olmadan eşit olma­ları için, malında kölesini ortak yapmaktan niçin razı olmaz? Cevap şudur: Siz, insanı hayrete düşüren bir çirkin görüş içersinde şöyle dersiniz: Kölemi rızkımda nasıl eşit kılar, ben ve o eşit oluruz? Bu asla düşünülemez. Öyleyse siz, putlar Allah'ın kölesi iken Allah'a ibadet hususunda onları nasıl ortak koşmayı caiz görürsünüz? Zira onların ve sizin yaratıcınız ve hepinizin sahibi Allah'tır. Ey müşrikler aklınız nereye gitti?

"Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?"Gerçekte onlar önce akıl nimetini inkar etmişler, bunu bilememişlerdir. Bu sebeple akıllarıyla düşünememişlerdir. Ardından da Allah'ın onlara ya­ratılış ve rızık konusunda verdiği nimeti inkar etmişler, Allah'a şükür ve zi­kirle kulluk yapmamışlar O'ndan başkasına, hiçbir şeye sahip olmayan fayda ve zarar veremeyen putlara tapmış 1 ardır. İşte 71. ayetin işaret ettiği mana budur.

72. âyette ise Yüce Allah müşrikleri akıllarını ihmallerinden dolayı ilk âyette kınadıktan sonra, onlara verdiği nimeti bu âyette anlatarak şöyle buy­uruyor.

"Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için

çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel nzıklarla besledi."

Allah sizin için kendi nefislerinizden, kendi cinsinizden eşler yarattı, siz onlarla sükuna erer, onlarla tanışır ve insan cinsine mahsus hikmetler se­bebiyle yardımlaşırsımz. Ki bu, büyük bir nimettir. Sizin için bu eşlerden cin­sel ilişki ve doğum yoluyla çocuklar ve torunlar yarattı. Âyette geçen "hafe-de" kelimesinden maksad, hizmetinde ve senin ihtiyacını karşılamada hemen emrine hazır, eşin, çocuğun, torunun, akraban ve hizmetçindir. Çünkü senin hizmetinde koşan herkes, Allah'ın senin emrine vermesiyle hizmet etmekte­dir. Üçüncü olarak sizi güzel nzıklarla besledi. Yani tad ve lezzeti farklı çeşitli yiyecek ve içeceklerle sizi besledi. îşte, sizi sadece kendisine ibadete çağırıl-dığmız, inkar ettiğiniz Allah budur. Sizler ise Allah'ı bırakıp, kendinize batıl ilahlar mı ediniyorsunuz? Siz nimet vereni ve onun nimetlerini inkar ediyorsunuz. Bu sebeple müşrikler korkutma ve tehdidi hak ettiniz. Onlar Allah'ın nimetini inkar ederek batıla mı inanıyorlar?[90]Çünkü onların nimet veren Allah'a kulluk etmemesi, Allah'ın nimetini inkarla aynıdır. Allah'tan başka kendileri için gökten yağmur indirerek, az da olsa kendilerine herhangi bir rızık veremiyen putlara mı tapıyorlar? Yine yerden bitki ve meyva bitire­rek ızık vermeye gücü yetmeyen ve kendilerindeki acziyet sebebiyle bunlar­dan hiç birini yapamayacak olan şeylere mi tapıyorlar? Onlar taş ve ağaçtan yontulmuş heykellerdir. Bu âyette, onlar için, sayıları tesbit edilemeyecek ka­dar çok olan büyük günahlardan dolayı bir uyarı vardır. Allah'a meseller ver­meyin. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz [91]Allah, putlar kendi katında onlar için şefaatçi olacak onları Allah'a yak­laştıracak padişah için vezirin konumu ne ise, onun gibi vasıta olacaklar in­ancıyla bir de ilah ismiyle putları ilah edinmekle kendisi için mesel vermekten onları menediyor. Allah'ın benzeri yoktur. Allah müşrikleri kendisi için misall­er vermekten men ediyor. Çünkü Allah kendisinin benzeri olmadığım biliyor. O kendisinden başka eşi ve benzeri olmayan bir ilahtır. Onlar bilmezler. Bu

sebeple onlar şaşkınlık içindedirler ve şirk karanlıklarında ve sapıklık vadile­rinde cin çarpmış gibidirler. [92]

 

Sonuç.

 

1- 71. âyette geçen misalde şirk delillerle çürütülmüştür.

2-  Allah'ın verdiği nimete şükretmek gerekir. Bu ise O'nu zikir, O'na şükür ve bunları sadece O'na hasretmekle olur.

3- Nimetlere karşı nankörlük etmek ve verdiği nimete şükretmeyerek nimeti vereni bilmemezlikten gelmek, çirkin bir şeydir.

4- Bilmeden, vâsıtalarla Allah'a eş koşmak kınanarak haram kılınmıştır. O kimseler, evliya ve peygamberlere yalvararak Allah'a yaklaş tır ıcılar olarak vasıflandırmak suretiyle onlardan yardım isteyerek, bunları vasıta ediniyorler. [93]

 

75- Allah,   hiçbir   şeye   gücü   yetmeyen   ve   başkasının   malı olan   bir  köle   ile;   kendisine güzel rızık  verdiğimiz,   o  rızıktan  gizli ve   açık   harcayan   kimseyi   misal   olarak   anlattı.   Hiç   bunlar   bir olurlar mı? Hamd Allah'a  mahsustur, fakat çokları bilmezler.

76-  Ve Allah  şu  iki adamı da misal olarak anlattı: Birisi dil­sizdir,  hiç  bir  şey yapamaz,   efendisinin   üzerine  bir yüktür.  Efen­disi   onu   nereye   gönderse   bir   hayır  getirmez   bir   iş   beceremez. Şimdi  bu   adam,   doğru  yolda  giderek  adaleti  emreden  kimse  gibi olur mu?

77- Göklerin   ve  yerin  gaybı Allah'a  aittir.   O   saatin   işi,   bir göz  açıp  yumma  gibi,  yahut  daha  yakın   kısadır.   Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.

78-  Allah  sizi,   hiçbir  şey  bilmediğiniz  durumda  annelerinizin karınlarından   çıkardı,   size  işitme  duyusu,  gözler  ve  gönüller  ver­di  ki  şükredesiniz.

 

Sözlük

 

Allah köle olan adamı misal verdi.Hür olmayan, aksine başkasının malı olan köle.

Çalışan köle ile çalışmayan köle, bir olur mu? Cevap şudur:Kesinlikle bir olmazlar.Allah şu iki adamı da misal olarak verdi.Dilsiz ve hiç bir şey duymayan sağır olarak doğmuş.

Hiç bir şeye gücü yetmez, ne kendi bir şey anlar, ne de başka­sına anlatabilir.

Yerin ve göklerin gaybı. Yani onlarda gizli olan Allah'a aittir.

O saatin işi yani kıyametin kopma işi. Bu canlıların ölmesi da­ha önce ölmüş olanların canlandırılması ve âlemin şeklinin de­ğişmesiyle olur.Kalpler. [94]

 

Açıklama

 

Âyetler, tevhid ve ona davetin açıklanması, şirkin yok edilmesi şirke karşı cilıad konularında devam ediyor. Daha önce müşrikler Allah için misall­er verirken: Ki O'nun benzeri yoktur Allah'ın onların bilgisizliğini ortaya koy­duğu geçmişti. Bu âyetlerde ise Allah iki misal veriyor. O, bilen ve lıaberdar olandır. Birinci misal şudur: Allah buyuruyor ki:"Allah hür olmayan köle ile ki, bu kölenin hiç bir şeye gücü yetmez."Çünkü o efendisinin malında izni olmadan tasarruf yetkisi olmayan bir köledir. Bu sebeple o, hiç bir şey vermeye veya vermemeye kadir değildir. Bu misalin bir tarafıdır. İkinci misal ise: "Kendisine güzel yetkili verdiğimiz o rızıktan, gizli ve açık yani gece ve gündüz harcayan" kimseyi misal verdi."Çünkü o mal sahibi sıfatıyla harcamasında hürdür. Hiç bunlar bir olur mu.Cevap şudur: Elbette bir olmazlar.Öyleyse "Hamd Allah'a mahsustur, fakat çokları bilmezler."

Bu misal, mü'min ve kâfir için verilmiştir. Kâfir, putların esiri, kölesidir. Ne iyiyi tanır ne de kötüyü engeller. Allah yolunda çalışmaz ve infakta bulun­maz. Çünkü o, ahirete inanmaz. Müslüman ise hürdür. Allah'a itaat eder, O'nun yolunda gizli ve açıktan harcar, ahireti ve Allah katından sevabı arzu­lar. Bunları bilerek ve hür iradesiyle yapar. Ancak Allah'tan korkar ve yalnız­ca ona ümit bağlar."Ve Allah şu iki adamı da misal[95] olarak anlattı."Bu ise ikinci misaldir ki, bunu yetmiş altmcı âyette geçmektedir."Birisi dilsizdir."Dilsiz kelimesi, sağırlığı da işaret eder. Çoğunlukla dilsiz olanlar sağır olurlar. Hiç bir şey yapamaz. Ne başkasını anlar, ne de başkasına anlatabi­lir. Çünkü o sağır ve dilsizdir. O sahibinin üzerine bir yüktür. O amca çocuğu veya veliliğini üstlenen acziyeti ve hiç bir şeye gücü yetmemesi dolayısıyla onu gözetecek ve korunmasını sağlayacak akrabası üzerine yüktür. Sahibi bir şey getirmesi için onu nereye gönderse, bir şey getiremez. Ancak kötülük veya fayda getirir de bu hayırdan da hiç bir menfaat meydana gelmez. Bu, Allah'tan başka kendisine tapılan putların misalidir. Çünkü onlar duymazlar ve görmezler. Dolayısıyla da kendilerine söyleneni anlamazlar ve kendilerine ibadet edenlere hiç bir şey anlatamazlar. Bu putlar, O insanlara yapımlarında, bir yere yerleştirilmelerinde, taşınmalarında ve korunmalarında muhtaçtırlar."Şimdi bu adam doğru yolda giderek adaleti emreden kimseyle bir olur mu?"O Allah ki adaleti yani tevhid ve her şeyde düzgün olmayı emrediyor. O her şeyin üzerinde sebat etmekte, o doğru yol üzere bulunmaktadır. O, insan­ları kurtulmaları ve İkİ dünyada da mesud olmaları için kendi yoluna çağırıyor. Cevap; bunların ikisi hiçbir şekilde bir olamazdır. Müşrikler hiçbir şeye gücü yetmeyen dilsizin dostluğuna ve ibadetine nasıl razı oluyorlar ve nasıl işiten ve görenin kulluğunu bırakıyorlar. Ki O onları her iki hayatlarında mutluluğa çağırıyor. Bu iş insanı hayeret düşürüyor. Fakat Allah'ın takdiriyle, alim ve hakimin idaresiyle beraber hayret olamaz.

77. Âyette Yüce Allah buyuruyor ki: "Yerin ve göklerin gaybı Allah'a aittir."[96]O, yerde ve gökte gizli olanı bilir. Dolayısıyla o kimin mutlu yazıldığını kimin de aleyhinde mutsuzluk hükmü verildiğini, kimin hidayete ereceğini ki­min ermeyeceğini bilir. Ceza kıyametin kopmasıyla gelecektir."O saatin gelme işi [97]ancak bir göz açıp kapama kadar veya daha ya­kındır."Çünkü kıyametin kopması sadece Allah'ın ol demesine bağlıdır. O za­man bu hayat içindekilerle beraber son bulur ve başka bir hayat gelir, her şe­yin şekli değişir.

Zira "Allah her şeye kadirdir." Bunlardan biri de kıyametin kopmasidır."Allah sizi hiç bir şey bilmediğiniz bir durumda annelerinizin kanımdan çıkardı."Bu, inkar edilemeyecek bir gerçektir. Allah bizi rahimlerde şekillendirip beşer oluncaya kadar geliştirdikten sonra bizim çıkmamıza izin vermiş ve bizi oradan çıkarmıştır. Biz oradan hiç bir şey bilmez bir halde çıkmışızdır. Bu, ila­hi kudret, ilahi ilim ve ilahi idarenin bir delilidir. Putlar hiç böyle bir şey ya­pabilirler mi? Cevap hayırdır.ÎMnci olarak "Allah bize gözler, kulaklar, kalpler ve başka nimetler ver­miştir."Eğer bunlar olmasaydı, biz göremez, duyamaz ve düşünemezdik. O za­man da hayatımızın bir değeri olmazdı. Çünkü bu durumda yok olmak, varol­maktan daha iyidir."Belki siz bu nimetlerin sırrının tam olarak açığa kavuşmasından doayı şükredersiniz."Bu nimet, Allah'ın bizi, sorumlu tutup emretmesi ve menetmesi, bizi de emirlerini tutup yasaklarından kaçmamız için işiten, gören ve düşünen olarak yaratmasıdır. Bu bizim tarafımızdan; O'na şükredilmesi sebebiyledir. Bunun yanında şükürde hayır vardır. Ki, bu her iki cihanda mutluluğun hazırlanma­sıdır. Ey Allah'ın kulları hiç öğüt alan var mı? [98]

 

Sonuç

 

1- Misal vermek güzeldir. Misal veren kişinin konuyu bilmesi şartıyla bir halin diğer bir hale benzetilmesidir.

2- Âyetlerde olgunluk açısından mü'minin misali noksanlık açısından da kâfirin miasli açıklanmıştır.

3- Âyetlerde putların cansızlıkları, onlara ibadet edenlerin putları hima­ye edişleri faydalanamama konusunda putların misali; adalet, İslâm'a davet, dostlarmının duasını kabul etmekle beraber bunların üzerinde sebat, onların dualarını işitme ve bilme, onlara hayatlarında yardım etme, ve onlara her iki hayatlarında ikram ve nimet verme konsunda Allah'ın misali açıklanmıştır. En yüce misal, Allah'a aittir. O, azizdir, hakimdir. [99]

5.cilt

79- Göğün   boşluğunda   O'nun   emrine   boyun   eğdirilmiş   olan kuşlara   bakmadılar   mı?   Onları   Allah'tan   başka   tutan   yoktur. Şüphesiz  bunda  inanan   bir  kavim  için  âyetler  (Allah'ın   büyüklü­ğüne  işaretler)   vardır.

80- Allah   size,   evlerinizi   oturma  yeri  yaptı   ve   size   hayvan derilerinden,    öç   gününüzde   (yolculukta)    ve   ikamet   gününüzde (oturma   zamanınızda)   kolayca   kullanacağınız   hafif  evler   (çadır-

lar, portatif evler) ve yünlerinden, ve kıllarından bir süreye ka­dar kullanacağınız giyilecek, döşenecek eşya ve geçimlik ticaret malı yaptı.

81- Allah,  yarattıklarından  sizin   için  gölgeler yaptı   ve   sizin için   dağlarda   oturulacak   barınaklar   (mağaralar)   var   etti   ve   sizi sıcaktan    koruyan    elbiseler    ve    savaşta    sizi   koruyan    elbiseler (zırhlar)   var  eyledi.  Allah   size,   nimetini  böyle   tamamlıyor  ki  siz müslüman   olup  esenliğe  eresiniz.

82-  Eğer yine  yüz  çevirirlerse,  artık  senin   üzerine  düşen  sa­dece  açık bir şekilde  duyurmaktır.

83- Allah'ın  nimetini  bilirler  bu  nimetleri Allah'ın yarattığını kabul   ederler,   sonra   da   bunları   kendilerine   verenden   başkasına taparak bu  nimetleri inkar ederler,  çokları da  nankördürler.

 

Sözlük

 

Göğün boşluğunda onun emrine boyun eğdirilmiş. Yerle gök arasındaki hava denen fezada boyun eğdirilmiş.

Onları tutmaz. Kanadını açıp kaparken onları ancak kudreti ve mahlukatı hakkındaki kanunlarıyla sadece Allah tutar.ı  Evlerinizi içinde oturacağınız ve istirahat için kalacağınız yer­ler.Hayvan derilerinden evler ve çadırlar.

Yolculuk, göç gününüzde.Yaygı ve elbise gibi belli bir zamana kadar kullanılacak ev eş­yası ve ticaret malı yaptı. Ki bunlar eskir, parçalanır ve atılır­lar.Güneşin sıcağından korunacağınız gölgeler ve sizin için dağ­ların girintilerinde oturulacak yerler.m Sıcak ve soğuktan sizi koruyacak elbiseler.I Umulur ki teslim olursunuz. Umulur ki siz kalplerinizi ve yüz­lerinizi ona teslim eder, yalnızca O'na ibadet edersiniz. [100]

 

Açıklama

 

Ayetler tevhidin açıklanması ve ona davet, şirkin iptali ve onun terki ko­nusunda devam ediyor.

Allah buyuruyor ki: "Göğün boşluğunda O'nun emrine boyun eğdirilmiş kuşlara bakmadılar mı? [101] Onları Allah'tan başka tutan yoktur."[102]Çeşitli cinste bol miktarda kuşların yaratılmış olmasında, onların göğün boşluğunda uçmasında, yani havada uçmasında (ki, kanatlarını nasıl açıp ka­par yer yüzüne düşmez) bütün bunlarda, yaratana, onun kudret ve ilmine işa­ret eden, O'nu bilmeyi ve O'na ibadet ve itaat etmeyi gerektiren deliller var­dır.Aynı şekilde başkasının ilah tanınmasının ve ona ibadet etmenin batıllı-ğma işaret eden pek çok deliller vardır. Ayetlerin inananlar için olması, onları kalplerinin diri olması sebebiyledir. Onlar kâfirlerin aksine idrak eder ve an­larlar. Kâfirlerin ise kalpleri ölüdür. Onların idrak ve anlamaları söz konusu değildir. Dolayısıyla müşrikler Allah'ın varlığına ve birliğine işaret eden delil­leri yok kabul ederler.

"Allah size evlerinizi oturma ve dinlenme yeri yaptı."Size sığır, deve ve koyun hayvanı derilerinden, taşınma ve göç günü­nüzde ve bir yerde ikametinizde kolayca kullanacağınız, yani taşınmasını ko­lay bulacağınız evler, yünlerinden, ve kıllarından dünyada kaldığınız müddetçe kullanacağınız, yaygı, yatak, giyecek gibi ev eşyaları ve eskiyip parçalanın-caya<2> kadar faydalanacağınız geçimlik ticaret malı yaptı.

"Allah yarattığı pek çok şeylerden sizin için güneşin sıcağından koruna­cağınız gölgeler yaptı ve sizin için dağlarda kendinizi yağmur, soğuk ve sı­caktan koruyacağınız barınaklar yaptı," ki, bu barınaklar dağlardaki mağara­lardır."Sizi sıcaktan koruyan elbiseler ve sizi savaşta koruyan zırhlar var etti ki, siz onlarla kılıç darbesinden ve mızrak yarasından korunursunuz." Sizin için bütün bunları var eden sizin ibadet ve itaatinize daha lâyık değil midir? Allah size nimetini böyle tamamlıyor. Size elçisini gönderdi, sizi İslâm'a hazırlamak ve sizin de müslüman olmanız için size Kur'an'ı indirdi. Burada gerekli izah ve edebi açıklamalardansonra Allah, Rasûlüne şöyle buyuruyor:

"Eğer yine yüz çevirirlerse."Yani onlara hatırlattığın şeylerden yüz çevirirlerse üzülme, kederlenme. Çünkü onların doğru yolu bulmaları, senin vazifen değildir."Sana düşen, sadece apaçık tebliğdir."

Sen tebliğini yaptın ve açıkladın. Dolayısıyla artık bundan sonra senin herhangi bir sorumluluğun yoktur. Onlar kendilerine hatırlattığımız gibi Allah'ın onlara olan nimetini biliyorlar, sonra da inkar ediyorlar, nimeti veren­den başkasına kulluk yapıyorlar. Onların çokları da kâfirdirler. Yani, senin peygamberliğini ve getirdiğin İslâm dinini yalanlayan inkarcılardır. [103]

 

Sonuç

 

1-Kainattaki ve Kur'andaki delillerden, ancak kalpleri diri olan mü'min-ler yararlanır. Kâfirler ise küfür karanlığında bu delillerden hiçbir şey göre­mezler.

2- Allah'ın kudret, ilim, hikmet ve nimetlerinin tezahürleri bu dört âyette tecelli etmiştir. Şu hayret edilecek bir şeydir ki: Kâfirler kördürler hiç bir şey görmezler.

3-  Peygamber (s.a.v.)'in görevi, insanları hidayete erdirmek değildir. Onun görevi, apaçık bir tebliğle doğru yolu açıklamaktır. [104]

 

84- Her  ümmetten   bir  şahit getirdiğimiz  gün,   artık  ne   nan­körlerin  konuşmalarına  izin  verilir,   ne  de  onların  özür  dilemeleri istenir.

85- Zulmedenler   azabı  gördükleri  zaman   artık   azab,   onlar­dan ne hafifletilir,  ne de onlara fırsat verilir.

86- Ortak koşanlar, ortak koştukları şeyleri gördükleri za­man: "Rabb'imiz, işte senden başka yalvarıp taptığımız ortak­larımız!" derler. Onlar da bunlara: "Siz tamamen yalancılarsı­nız!" diye laf atarlar.

87- O gün  ortak koşanlar Allah'a teslim  olmuşlar ve  uydurup durdukları   şeyler  kendilerinden   sapıp  gitmiştir.

88- Nankörlük   edip  Allah'ın  yoluna   engel   olan   kimselerin, bozgunculuklarından   dolayı   azaplarının    üstüne    azab   katmışız-

dır!

89- Her ümmet içinde, kendi aralarından, aleyhlerine bir şa-hid getireceğimiz gün, seni de bunların aleyhine şahit getirmiş olacağız. Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan ve müsliimanlara yol gösterici,  rahmet  ve  müjde  olarak  indirdik!

 

Sözlük

 

Göndereceğimiz gün. Kıyamet günü Allah-u Teâlâ'nin her üm­met için kendi peygamberini şahit seçeceği gün.

Bir şahid. Ki, bu onların peygamberleridir.Kâfirlerin özür dilemelerine izin verilmez. Ki, onlar Özür dile­sinler.

Onlardan hoşnutlukta beklenmez. Yani Allah'ın kendilerinden memnun olacağı amel, söz ve itikada dönmeleri de beklen­mez.Allah'tan başkasına, putlar ve şeytanlar gibi şeylere ibadet edenler. Ortaklarını gördükleri zaman.Onlara laf atarlar. Siz yalancısınız diyerek onlara cevap verir­ler.O gün Allah'a teslim olmuşlar. Ona boyun eğmişler, onun hük­müne itaat etmişlerdir. İftira ettikleri onlardan uzaklaşmıştır. Onların Allah katında kendilerine şefaat edecek ve onları O'nun azabından kurtara­cak ilahları olarak uydurdukları şeyler, onları terketmiştir.it Azap üzerine azab. Ki bu azap sırtına semer vurulmuş katır ve upuzun hurma ağaçlan gibi yılanlar ve akreplerdir.' jBiz sana da kitabı, Kur'an'ı indirdik.                                     

Her şeyi açıklayıcı olarak. Helali, haramı; hakkı, batılı, sevabı ve cezayı tanıma konusunda ümmetin ihtiyaç duyduğu her şeyi açıklayan. [105]

 

Açıklama

 

Bu altı âyette geçen konu, peygamberlik meselesinden, yakında öldük-ten sonra dirilme ve hesab meselelerinden bahsedilmektedir.Ey Rasûlümüz Muhammed, "her ümmetten bir şâhid getireceğimiz günü hatırla."

Bu şahid, onlara gönderilen peygamberlerdir. Sonra kâfirlerin özür di­lemesine izin de verilmez ki, onlar özür dileyebilsinler. Onlardan Rablerinden hoşnutluk da, yani Allah'ın onlardan razı olacağı söz, fiil ve itikada dönmeleri de beklenmez. Bunu kavmine anlat. Belki onlar hatırlar da ibret alırlar, tevbe ederler, kurtuluşa erip mesud ve bahtiyar olurlar."Zulmedenler, kıyamet günü azabı gördükleri vakit, artık azab onlar için ne hafifletilir ne de onlara fırsat verilir."Bunu da öğüt ve ders olarak hatırlat. Onlara şunu da hatırlat; şirk ko­şanlar, "kıyamet meydanında veya cehennemde ortaklarını gördükleri[106] vakit şöyle diyerek haykırırlar:

"Ey Rabbimiz işte senden başka yalvardığımız, dua ve yardım istemek­le kendilerine kulluk ettiğimiz ortaklarımız... Onlar da onlara hemen siz tama­men yalancılarsınız, diyerek söz atarlar."

O gün, ortak koşanlar, Allah'a teslim olmuşlar, O'nun hükmüne boyun eğmişler," ve bu dünyada putlar için "bunlar Allah katında şefaatçilerimiz, o putlar şefaatleriyle bizleri kurtaracak ve bizler için Allah'a bir aracıdır diye uydurdukları batıl söz ve çeşitli yalanlar, "müşrikleri terkedip gitmiştir."

Bütün bunlar, onlardan uzaklaşmış, onlarda ondan hiç bir şeye rast ge­lememişlerdir.

"Nankörlük edip Allah'ın yolunda küfre ve sebeplerine çağırarak veya korku ve teşvikle zaman zaman küfre teşvik ederek başkalarına engel olan kimselerin azablarınin üstüne azab katmışızdır."

Müşrikler inkarları yüzünden azabı haketmişlerdir. Bu ilave azabın ak­repler ve uzun hurma ağacı gibi yılanlar olduğu nakledilmiştir. Cehennemden ve içindeki çeşitli azabdan Allah'a sığınırız. Kıyamet günü, "her ümmet içinde, kendi aralarından [107]aleyhlerine bir şahid getireceğimiz gün seni de gönderil­diğin ümmet aleyhine şahit getirmiş olacağız."Peygamberlerin şahitlik yapacağı ümmetlerin durmu nasıl olur. Çünkü Peygamberler iman sahiplerine imanlıdır, küfür sahiplerine de kâfirdir, tevhid ehline tevhid ehlidir ve şirk koşanlara da müşriktir diye şahitlik yapacak­lardır. Şüphesiz bu durum, üzüntünün büyük ve pişmanlığın arttığı zor bir du­rumdur.Yüce Allah daha sonraki âyette Rasûlünün peygamberliğini ve O'na ve­rilen valiyi ortaya koyarak ona yaptığı hitabta şöyle buyuruyor:"Sana bu kitabı, "yani "Kur'an'ı," ümmetin helal-haram, hüküm ve delil­leri bilme hususunda ihtiyaç duydukları her şeyi açıklayan, doğru yolu gös­teren, sadece Kur'an'la amel eden kendilerine ve hayatlarma onu uygulayan bundan dolayı da aralarında hidayet olan kimseler için bir "rahmet," ve müs-lümanlar için yani emir ve yasağında Allah'a boyun eğmişler için "müjde ola­rak indirdik."

O peygamber, onlara büyük bir ücret ve kıyamet günü bol sevab, zafer, başarı ve bu dünyada şeref müjdeler.

Bu kitabı sana indirişimizden sonra kıyamet günü özür dilemek isteyen kişi için artık özür kalmamıştır. Bu nedenle senin ümmetine şehadetin, kurtu­lanların kurtulmasına ve helak olanların helak olmasına etkisi açısından en büyük ve en çok etkileyen bir şehadettir. Allah için ancak helak olacak olan kötülük arzu eder. [108]

 

Sonuç

 

1- Delilleriyle anlatılmış ve hesap verme gününün yüceliği açıklanmıştır.

2- İnsanların Allah'a ibadet konusunda şirk koştukları putlar ve şeytan­lar, kendilerini ortak koşan insanlardan ve onların yalanlarından ilgilerini ke­seceklerdir,                                                                                                  

3- Şirk ve inkara çağıran, insanları buna teşvik eden kimselere azab faz­la olacaktır.

4- Allah Kur'an'ı, her şeyin açıklayıcısı, hidayet, rahmet ve müslümanlar için müjdeleyici olarak indirdikten sonra hiç bir kimsenin özür beyan etmeye hakkı olmayacaktır. [109]

 

90- Allah   adaleti,   ihsanı,   akrabaya,  vermeyi   emreder,  fahşa (edep sizlikten) dan,    münker   (fenahk)den    ve    bağy    (azgınhk)den meneder.   Öğüt almanız için  size  böyle  öğüt  verir.

91- Andlaşma  yaptığınız   zaman   Allah'ın   ahdini   tam   yerine

getirin, verdiğiniz sözü tutun, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Çünkü Allah'ı üzerinize kefil (şahit) yaptınız. Allah yaptıklarınızı   bilir.

92-  Bir  topluluk,  diğer bir topluluktan  sayıca  ve  malca  daha çok   olduğu   için,   yeminlerinizi   aranızda   bozucu   bir   vasıta  yapa­rak,   ipliğini  kuvvetli  büktükten   sonra   çözen   kadın  gibi  olmayın! (Yani  kuvvetli   taraf,  yeminini  bir  hile   vasıtası  yaparak  zayıf ta­rafa   zulmetmesin.   Kuvvetliye   verdiğiniz   sözde   durup   da   zayıfa karşı   ettiğiniz  yeminden   caymayınız.)   Çünkü  Allah,   sizi   bununla dener.   Hakkında   ayrılığa   düştüğünüz   şeyleri   kıyamet   günü   size açıklayacaktır.

93-   Allah  dileseydi  hepinizi  bir  tek  ümmet yapardı, fakat  O, dilediğini   saptırır,   dilediğini   doğru   yola   iletir.   Ve   siz   mutlaka yaptığınız   şeylerden   sorulacaksınız.

 

Sözlük

 

Adalet. Adaletle muamele etmek.İhsan. Allah'tan çekinerek haramları terk, farzları yerine getir­mek.

Akrabaya sila-ı rahim ve iyilik gibi hakların verilmesi. Zinadan.Size öğüt verir, size emreder ve sizi meneder. Öğüt alasınız. Pekiştirdikten sonra.İpliğini bozdu. İpliğini büktükten sonra çözen kadın gibi. Bu kadın, Mekke'nin en ahmağıdır. Bu kadının Teym b. Sad Binti Ribta olduğu rivayet edilir.                                                      ıOnu kuvvetli ve sağlam yaptıktan sonra.Nekes kelimesinin çoğuludur. Sağlam yaptıktan sonra çözül­müş ipe verilen isimdir.İpliğini bozan kadın gibi.Dahi. Bir şeye ondan başka bir unsur olmadığı halde bozgun­culuk ve hile için giren şeye denir. Aranızda bozucu bir vasıtamanasındadır.

Mal ve kuvvetçe onlardan daha çok.[110]

 

Açıklama

 

Yüce Allah buyuruyor ki:

"Şüphesiz Allah" her şeyi açıklayıcı olarak indirdiği kitapta "adaleti,[111] ihsanı, akrabaya vermeyi emreder. Edepsizlikten, fenalıktan ve azgınlıktan meneder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir."

Adalet, adaletli davranmaktır. Kişinin zikir ve şükürle Allah'a kulluk et­mesi de bu sınıftandır. Çünkü yaratan ve nimet veren O'dur. Başkalarına iba­det yapılmaz. Çünkü Allah'ın dışındakiler, yaratmamıştır, rızık vermemiştir ve hiç bir nimet vermemiştir. Bu nedenle bu kelime; 'la ilahe illallah' şeklinde tef­sir edilmiştir. İhsan;[112]Allah'tan çekinerek farzların yerine getirilmesi ve ha­ramlardan kaçıimasıdrr. Ta ki farzların yerine getirilişi iyi ve sağlamlık açısın­dan istenilen şekilde olabilsin. Haramlardan kaçınma ise, Allah'tan korku ve haya ederek olur. Akrabaya vermekten maksad, onlara iyilik ve alakanın ke­silmemesi gibi hakların verilmesidir. İşte bunlar Allah'ın, kitabında emrettiği şeylerdendir. Menettiği şeylerden bir tanesi edepsizliktir ki, bu gayrı meşru ilişki (zina), homoseksüellik (erkek erkeğe cinsel ilişki) ve cimrilik de dahil olmak üzere çirkin olan her şeydir.

Münker: Dinin hoş görmediği sağlam fıtrat ve doğru akılların çirkin gör­düğü şeydir. Allah azgınlıktan [113]meneder. Azgınlık zulüm, hakka tecavüz ve her şeyde sınırı aşmadır. Umulur ki, siz öğüt alırsınız. Allah bu şeyleri kitabın­da sizin öğüt almanız, nasihat almanız ve emrine sarılıp yasağından kaçınma­nız için emrediyor, siz bunlarla kemale erer ve mesud olursunuz. Bunun için "Allah adaleti,[114]ihsanı[115]..." emrediyor" âyeti inmiştir. Bu âyet, Kur'an'daki âyetlerin hayır ve şerri en iyi şekilde toplayanıdır. Bu sebeple ne kadar hayır varsa, sen onunla emrolunmuş, ne kadar da şer varsa sen ondan, men edil-mişsindir."Andlaşma yaptığınız zaman, Allah'ın ahdini tam yerine getirin."Bu, Allah tarafından mü'minlere anlaşmalarını yerine getirmeleri için ya­pılmış bir emirdir. Dolayısıyla bir devlet başkanına biat eden veya bir kişiye söz veren kişinin sözünü yerine getirmesi ve onu bozmaması gerekir.Bir hadis-i şerifde şöyle geçer:"Emanet anlayışı olmayanın imanı da yoktur. Ahde vefa anlayışı olma­yanın dini de yoktur." Çünkü ahde vefa etmek ve emanete riayet etmek Al­lah'ın birer emridir. Bunları inkâr eden Allah'ın emirlerini inkâr etmiş olur."Pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın."[116]Eyman kelimesi, yemin kelimesinin çoğulu olup Allah'a yemin etmek ve onu kuvvetlendirici sözlerle pekiştirmektir."Çünkü Allah'ı, üzerinize kefil yaptınız."Yani Allah'a yemin ederken, O'nu vekil yaptımz. Bu âyet, yeminlerin bo­zulmasını haram kılmıştır. Yeminin bozulması ondan dönülmesi, maddi çıkar­lar sebebiyle yeminden dönerek onun yerine getirilmemesidir.[117] Çünkü Allah

yaptıklarınızı bilir. Bu âyette yeminini bozan kimse için sert bir tehdit vardır. İpliğini kuvvetli eğirdikten sonra çözen kadın gibi olmaym. Bu kadın Mek­ke'de ahmak bir kadın idi.[118] İpini eğirir sonra onu çözer, sağlam bir şekilde ördükten sonra onu bozardı. Allah Teâlâ mü'minleri sağlam bir ahid yaptıktan sonra yeminlerini bozmaktan menediyor. Bu sebeple onların durumu bu ah­mak kadının durumu gibidir. Yeminlerinizi aranızda bozucu bir vasıta yap­mayın. Yani sanki topluca yemin etmiş, ahidleşmiş ardından da ahidlerinizi bozmuş olanlardan olmayın. Sağlam yaptığınız ahidleri bozarak diğer bir ce­maatle aranızda yaptığınız yeminlerinizi hile ve bozmak için vasıta yapmayın. Onun böyle yapmasının nedeni şudur: Böyle yapan grup daha kuvvetli ve çıkarı daha çok olandır.İşte, "bir topluluk diğer bir topluluktan sayı ve malca daha çok olduğu için," âyetinin manası budur. Yani bir grub, adam, silah, mal ve fayda açısın­dan diğerinden üstün olduğundan bu bozgunculuğu yapıyor demektir. Çünkü Allah sizi bununla dener. Sizi imtihan eder, başınıza bu haller gelir, siz kendi­nizi onlara meyleder bulursunuz. Sonra Rabbinizin yeminleri ve ahidleri boz­mayı men edişini hatırlar, Rabbinize itaat maksadıyla bunları bırakır veya dünyayı ahirete tercih ettiğinizden yapmazsınız. "Hakkında ayrılığa düştüğü­nüz şeyleri kıyamet günü size açıklayacaktır." Sonra aranızda hükmedecek ve iyilik yapana iyilik, kötülük yapana da kötülükle karşılığını verecektir."Allah dileseydi sizi tevhid ve hidayet üzere bir tek ümmet yapardı. Fa­kat onun yüce hikmeti dilediğini hidayeteerdirmeyi gerektirmiştir."Çünkü bu kimse, hidayeti arzu etmiş ve istemiştir. "Dilediğini de saptırmayı gerektirmiştir."Çünkü o da sapıklığı kendi hür iradesi ile istemiş, arzu etmiş ve yasak­landıktan sonra bunda ısrar etmiştir."Ve siz mutlaka yaptığınız şeylerden sorulacaksınız."

Bu hesap sormanın neticesi ise, adil bir karşılıktır. İyilik getiren on mis­lini ve daha fazlasını kötülük getiren ise ancak mislini görecektir. Onlar zulme uğramayacaklardır.[119]

 

Sonuç

 

1- Hayrı ve şerri en iyi şekilde toplayan Kur'an âyeti açıklanmıştır. Bu ayet; "Allah adaleti, ihsanı... emreder," âyetidir.

2-Adalet, ihsan, akrabaya iyilik ve ilgiyi kesmeme gibi insanlara gerekli haklarını vermek farzdır.

3-  Zina, homoseksüellik ve ister gizli, isterse aşikar olsun çirkin olan "® edepsizlik haramdır.

4- Azgınlık haramdır. Bu azgınlık, her çeşit zulümdür.

5- Ahde vefa göstermek ve onu bozmamak gerekir.

6- Yem'inleri bozmak haramdır.

7- Bir emire biat eden veya birine bir söz veren kimsenin, İslâm'a uydu­lu müddetçe o sözü yerine getirmesi gerekir. Dünya menfaatleri için ahdini bozması asla caiz değildir. [120]

 

94- Yeminlerinizi   aranızı   bozan   bir   vasıta  yapmayın,   sonra sağlam  basmış  olan  ayak  kayar  ve Allah'ın yoluna  engel  olduğu­nuzdan   dolayı  kötülüğün   cezasını  tadarsınız   ve   büyük  bir  azaba uğrarsınız.

95- Allah 'a   verdiğiniz   sözü  peygambere  yaptığınız   bey atı   az bir  değere   satmayın.   Çünkü  bilirseniz Allah'ın  yanında   olan,   si­zin için daha hayırdır.

96- Sizin yanınızda  bulunan  dünya  malı tükenir.  Allah'ın ya­nında  bulunan   ise  kalıcıdır.   Biz  sabredenlerin  karşılığını,  yaptık~ larının  en  güzeliyle   vereceğiz.

97-Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş ya­parsa,   onu  dünyada  hoş  bir hayatla yaşatırız,  daima  huzur  içinde bulunur,  halinden  memnun  olur,  ahirette  ise  onların  ücretini yap­tıklarının  en  güzeliyle  veririz.

 

Sözlük

 

Aranızı bozucu. Yeminlerinizi hile ve aranızı bozmak için edinmeyin.Azabı tadarsınız.Sizin yanınızdaki biter, son bulur.O salih amel yaparken mü'min olduğu bir halde. Çünkü iman olmadan amel kabul edilmez.

Temiz hayat. Dünyada verilene razı olmak ve helal nzıkla ona güzel bir hayat yaşatırız. Ahirette ise güzel hayat cennettir.Yaptıklarına karşılık en güzeli ile. Allah onların yapmış olduk­ları amellerine karşılık, en güzeli ile mükafat verecektir. [121]

 

Açıklama

 

Ayetler, her şeyi açıklayan, hidayet, rahmet ve mü'minler için müjde olan Kur'an'in ehli olan mü'minlerin terbiyesi konusuna devam etmektedir.Allah onlara buyuruyor ki: "Yeminlerinizi aranızı bozan bir vasıta yapmayın."Sizden birinizin yeminini aracı kılarak kötülük yapmasıbüyük bir günah-dır. Hile ve sapıtmak için yemin etmekle, "sağlam basmışken ayak kayar" da bu dünyada ahidleştiğiniz veya beyat ettiğiniz, yemin ve söz verdiğiniz kim­seleri "Allah yolundan engellemeniz yüzünden azabı tadarsınız."

İşte bu kimseler, sizden gördükleri sözü tutmama ve sözden dönme yüzünden körü örnek görmüş olurlar. İslâm'da kötü örnek olmak haram kılın­mıştır.Siz onların günahını da yüklenirsiniz ve kıyamet günü sizin için büyük bir azab olur. Bu gibi tehlikeye düşmekten sakının. Ayağınız yerleştikten sonra Yani gerçek mü'min olduktan sonra İslâm'dan kaymanızdan sakının."Allah'a verdiğiniz sözü az bir değere satmayın."[122]

Dünyada bulunan her şey azdır. Allah katında bulunan ise kesinlikle si­zin için daha hayırlıdır. Çünkü sizin yanınızda bulunan mal ve menfaatler bi­ter, tükenir. "Allah'ın yanındaki ise bakidir, tükenmez."

Ey müslümanlar ve ey insanlar. Pahalı olanı ucuz olana, baki olanı gelip geçici olana karşılık satmayın. Biz verdikleri söz üzerinde sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle vereceğiz. Yani onların ecirlerini kat kat artıracak ve diğer amellerinin en güzelini dikkate alarak onlara vereceğiz. Bu, Allah'ın iman ve İslâm üzere sabreden ve dinini az bir dünya malına karşılık satmayan kimselere vaadidir. İkinci vaad ise erkek ve kadmdan her kim in­anmış olarak iyi bir iş yaparsa, onu hoş bir hayatla yaşatır ve onların ücretle­rini yaptıklarının en güzeliyle veririz. Ancak bu vaadin yapıldığı kimseler iman ve salih amel sahipleridir. Gerçek imandır ki insanı salih amel işlemeye sev-keder. Bunun sebebi şudur: Gerçek mü'minler şirk ve isyandan uzaktırlar. İşte Allah'ın kendilerine bu dünyada verilene yetinme, temiz yiyecek, içecek ve de hoşnutluk demek olan temiz hayat yaşatmayı vaad ettiği kimseler bun­lardır.[123] Bu güzel hayat dünya hayatıdır. Ahirette ise cennet ve mükâfaat, işledikleri her çeşit amelin karşılığı en güzel bir şekilde verilecektir. Mesela namazlarda namazın karşılığı en güzel bir sekile, sadakalarda sadakanın

karşılığı en güzel bir şekilde verilecektir."Biz onların karşılığını işlediklerinin en güzeliyle vereceğiz."

Ey Allah'ım, bizi de onlardan yap, onların arasında bizi de hasret ve on­lara vaad ettiğini bize de ver. Şüphesiz sen ihsan sahibi ve rahimsin. [124]

 

Sonuç

 

1- Yemini, aldatmak, hile ve bozgunculuk için kullanmak haramdır.

2- Ahirette Allah katındaki nimetler dünyadakilerden çok daha hayır­lıdır.

3- Yap dediğini yaparak, yapma dediğini yapmayarak Allah'a itaatte sa­bretmenin mükafatı büyüktür.

4- Erkek ve kadından iman edip salih amel işleyenler için bu dünyada ve ahirette hoş bir hayat vaad edilmiştir. [125]

 

98-  Kur'an   okumak  istediğin  zaman   kovulmuş  şeytandan  Al­lah'a   sığın   seni   şeytanın   vesveselerinden   korumasını   Allah'tan iste.   Euzü   billahi   mineşşeytanVr-racim,   (Lanetlenmiş   Seylan'dan Allah'a  sığınırım)  de.

99- Çünkü  inananlara   ve  Rab'lerine  dayananlara  o   şeytanın bir gücü yoktur.

100- Onun  gücü,   sadece  kendisini  dost  tutanlara   ve  Allah'a ortak koşanlaradır.   O,  sadece  onları  kandıabilir.

101-  Biz  bir ayetin  yerine  başka  bir ayet getirdiğimiz zaman Allah   ne   indirdiğini   bilirken    "sen   Allah'a   iftira   ediyorsun   bu sözleri   kendin   uydurup  Allah'a   atıyorsun"  derler.   Hayır  onların çokları  bilmiyorlar.

102-  De   ki:    "İnananları   sağlamlaştırmak   ve   müslümanlara yol  gösterici   ve   müjde   olmak   üzere   onu,   Rûhu'l-Kudüs   (Cebrail) Rabb'inden  hak ve  hikmet gereğince  indirdi."

 

Sözlük

 

Kur'an okumayı istediğin zaman.Seylan'dan Allah'a sığın. Euzü billahimineşşeytanirracim de. Seni şeytanın vesvesesinden koruması için Allah'a sığın.Onun için herhangi bir güç yoktur. Seylan'ın inananları boz­mak ve saptırmak için, gücü ve hakimiyeti yoktur.ı Bir âyetin yerine başka bir âyeti bedel olarak getirdiğimizde. Bir âyeti neshedip yerine kulların maslahatı gereği başka bir ayet indirerek bir âyetin yerine başka bir âyet getirdiğimizde.De ki, Onu Ruhu'1-Emin indirdi. De ki, onu Cebrail indirdi. İman edenleri imanları üzere sağlamlaştırmak için. [126]

 

Açıklama

 

Ayetler müslümanlann hidayete ve kemale erdirilmeleri konusuna de­vam etmektedir.

Ey Muhammed sen veya mü'minlerden biri; "Kur'an'ı okumak iste­diğinde kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın."Yani sen Kur'an okumaya karar verdiğinde "Euzü billahimineşşeytanir-racim" de. Çünkü senin şeytanın şerrinden Allah'a sığınman Kur'an okuyuşu­nu alt üst edecek şeytanın vesvesesinden seni korur. "Şeytanın gücü yok-tur"un manası İnananlara ve Rablerine dayananlara onun hakimiyet ve üstün­lüğü yoktur demektir. Bu mü'minler için hayırlı bir müjdedir. Onun gücü şer ve batılı süslü gösterdiğinden, ona itaat ederek onu dost edinen ve Allah'a ortak koşanlaradır. İşte bunlar şeytanın hakim olduğu, saptırdığı neticede de helak olmalarına sebep olduğu kimselerdir."Biz bir âyetin yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman."

Yani bir âyetin hükmünü başka bir âyetle değiştirdiğimiz zaman ilahi vahyi yalanlayan müşrikler şöyle derler: Ey Muhammed, sen yalan söyleyen iftiracısın. Bugün bir şey söylüyorsun, yarın ise onun tersini söylüyorsun. Allah indirdiğini daha iyi bilir. Çünkü kullarının maslahatı gereği onu indiren, nesheden ve mü'minlerin maslahatı sebebiyle onu sabit bırakan odur. Allah, Rasûlüne bu şüpheyi nasıl bertaraf edeceğini öğretiyor ve ona buyuruyor ki:"De ki, Kur'an-i Cebrail Rabbinden bir hak olarak indirdi. Sen dilediğini söyleyemezsin. O ancak Cebrail'in rabbinin katından inmiştir. Onun katında değişmeyen hak olarak indirdiği Allah kelamı ve vahyidir."

Bu mü'minlerin iman ve İslâm üzere sağlamlaştırılması için indirilmiştir. Kur'an indiği zaman, mü'minlerin imanı artar. Aynen yere inen yağmur gibi. Onun yere her inişinde yerin parlaklık açısından canlılığı artar. İşte aynen bu şekilde Kur'an'ın inmesiyle mü'minlerin kalbi dirilir. O Kur'an, her sapıklık için yol gösterici, dünyada felaha ulaşmak ahiretİ ise kazanmakla mü'minleri müjdeleyicidir. [127]

 

Sonuç

 

1- Kur'an okunurken, şeytanın şerrinden Allah'a sığınmak gerekir.

2- Şeytanın, Allah'a dayanan mü'minler üzerinde bir gücü yoktur.

3- Şeytan'ın gücü, kendine itaat eden ve Allah'a şirk koşan kimselere yeter.

4- Kur'an'da nasih ve mensuh vardır.[128]

5- Kur'an'm nasih ve mensuhla beraber inmesinin bir faydası da iman edenleri iman üzere sağlamlaştırmak, sapıklıktan hidayet ve her iki dünyada kurtuluşa ermeyi mü'milere müjdelemektir. [129]

 

103- Biz  onların,   "Ona  bir insan  Öğretiyor!"  dediklerini  bili­yoruz.   Hak'tan   saparak  kendisine  yöneldikleri  adamın  dili  a'cemi (yabancıdır,  açık değildir),  bu  ise  apaçık Arabça  bir dildir.

104-  Allah'ın  âyetlerine  inanmayanları Allah  doğru yola  ilet­mez,  onlar için acı bir azab vardır.

105-  Yalanı  ancak Allah'ın  ayetlerine  inanmayanlar  uydurur, yalancılar,  işte  onlardır.

106- İnandıktan  sonra Allah'a  nankörlük  eden,  kalbi  imanla yatışmış   olduğu   halde   inkâra   zorlanan   değil,  fakat   küfre   göğüs açan,   küfürle  sevinç  duyan  kimselere Allah'tan   bir gazab  iner  ve onlar için büyük bir azab vardır.

107-  Bu,   onların  dünya  hayatını  âhirete   tercih   etmelerinden ve  Allah'ın,   inkar  eden  kavmi  doğru yola  iletmeyeceğinden  ötürü böyledir.

108- Onlar,   Allah'ın   kalblerini  kulaklarını   ve  gözlerini   mü-hürlediği  kimselerdir.  İşte  gafiller onlardır.

109- Elbette  onlar,   ahirette  ziyana   uğrayacaklardır.

 

Sözlük

 

Bir insan. Onlar bu sözleriyle Mekke'deki bir hristiyan demir­ciyi kastediyorlar. Haktan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili.Bu, yani Kur'an ise Arabçadır. bir yabancı onu nasıl öğrete­bilir?

İkrah olunan müstesna. Küfür kelimesini söylemeye zorlanan ve onu söyleyen kimse müstesna.Fakat küfre göğüs açan, göğsünü onun için genişleten ve canı ondan hoşlanan.

Ve onlar gafillerdir. Gerçekten.Onlar zarara uğrayanlardır. Cehenneme ebedi kalmak üzere girişleri sebebiyle, zarara uğrayan onlardır.[130]

 

Açıklama

 

Ayetler, Rasûlüllah'ı iftira atmakla suçlayan müşrikleri reddetmeye de­vam ediyor. Bu sebeple Allah buyuruyor ki:"Biz onların "O'na, yani Muhammed'e bir insan öğretiyor [131]O kitap, Allah'tan aldığı bir vahiy değildir," "dediklerini biliyoruz."Allah bu saçma sözü red ve iptal mahiyetinde şöyle buyuruyor: "Mu­hammed'e öğretiyor iddiasıyla haktan saparak kendisine meylettikleri kişinin dili yabancıdır." Çünkü o, aslen rum bir köledir. Oysa o Kur'an, apaçık, fesa­hat, belagat ile apaçık Arapça bir dildir. Peki, nasıl olur da, Kur'an'ın bu duru­mu müşriklerin söyledikleri iftiralarıyla bağdaşabilir. Şüphesiz Allah'ın âyet­lerine inanmayanları Allah doğru yola iletmez. O âyetler nur, hidayet, kesin delillerdir. Allah böyle kişileri hidayet yolundan yüz çevirdikleri ve irfan yo­lundan döndükleri için hak ve doğru yola iletmez. Onlar için Allah'ın âyetlerini yalanlamalarının cezası olarak acı bir azab vardır."Yalani[132] ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur."Yalancılar işte onlardır."Yani yalanı uyduran ve yalan söyleyen ancak Allah'ın âyetlerine inan-mayandır."[133]Çünkü böyle bir kişi Allah'tan sevab ummaz ve onun azabından kork­maz. Bundan dolayı böyle bir insanı yalan söylemekten hiçbir şey alıkoyamaz. Müslüman ise doğru sözlü olmanın sevabını umar ve yalan söylemenin cezasından korkar. Bu sebeple de asla yalan söylemez. Bu ifadelerle şu or­taya çıkıyor ki peygamber yalan uydurmamış, yalanı ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurmuşlardır. İşte gerçekte yalancılar onlardır.

"İnandıktan sonra Allah'ı inkar eden, ancak kalbi imanla dopdolu oldu­ğu," ona şüphe bulaşmamış ve kalbinde sallantı ve çırpıntı hissetmediği halde inkar sözünü söylemeye zorlanan ve bu sözü sadece telaffuz eden kişi müs­tesnadır. O kişi kafir olmaz. Bu kişi, Ammar b. Yasir gibidir. Kureyş onu in­kara zorlardı. Rasûlüllah onun bu kelimeyi sadece diliyle söylemesine müsaa­de etmişti. Fakat aşağıda gelenler tehdidi hak eden küfre göğüs açan yani küfrü kabul eden, ondan hoşlanan kimselerdir. Bu kimselere Allah'tan büyük bir azab vardır. Onlar Allah'ın gazabına ve öfkesine dönmüşlerdir."Onlar için ahirette büyük bir azab vardır."Bu cezanın sebebini Allah şu şekilde beyan etmektedir. Bu, onların, Al­lah'ı inkar ve bu inkarda ibadetlerden kurtuluş olduğundan o'na iman etmeme­kle dünya hayatını ahiret hayatına tercih etmelerinden ve Allah'ın inkar eden kavmi doğru yola iletmeyeceğinden dolayı böyledir. Allah bu tehdit ettiği şey hakkında daha önceden bilgi sahibidir. Allah inkarcı topluma, onların küfrü tercih ve bunda ısrar etmelerinin cezası tevbe etmeden Öldükle-rinde ebedi cehenneme koymayı vaad etmiştir."İşte Allah'ın kalplerini, kulaklarını, gözlerini mühürlediği ve hidayete ulaştırmamakla tehdit ettiği kimseler bunlardır. Onların kalplerine mühür vu­rulmuştur, bundan dolayı onlar hiçbir şey anlamazlar. Kulaklarına mühür vu­rulmuştur. Onlar nasihatleri ve Allah yoluna yapılan çağrıyı duymazlar. Gözlerine mühür vurulmuştur. Onlar kainatta mevcut olan Allah'ın delillerini görmezler. Onların başına gelen bu halin sebebi kasıtlı olarak yüz çevirme­leri, dünyayı tercih etmeleri, inad, büyüklerime ve hakka davet yolunda engel olmadır. İşte yaratılış gayesinden ve ahritte onlar için hazırlanan felaket ve büyük azabtan habersiz olan onlardır. Hakikaten ahirette zarara uğrayacak­lar, kendilerini hiç çıkamayacakları ve kurtulamayacakları elim bir azabın içe­risinde bulduklarında aldanacak olan onlardır. Onlar o azabın içinde susmaya mecbur bırakılacaklardır. [134]

 

Sonuç

 

1-Rasûlüllah'ı Allah savunmakta ve O'na yönelen her iftirayı ortadan

kaldırmaktadır.

2- Allah'ın âyetlerini bilerek ve inatla inkâr etmişlerdir. Çünkü hidayet yolu Kur'an'a imandır. Onlar Kur'an'ı inkar edince, hangi şey üzerinde hida­yete ereceklerdir?

3-Mü'min doğru sözlü olmanın sevabına ve yalanın günahına inandı­ğından yalan söylemez. Fakat kâfir kendisini yalan söylemekten alıkoyacak engel olmadığından yalan söyler. Zira o sevab beklemez ve cezadan kork-maz.

4- Eziyet anında, kalbi imanla dolu olmak ve göğsünü inkara açmamak (yani içinden kabullenmemek) şartıyla inkar kelimesini söylemekte ruhsat vardır.

5- Dünyayı ahirete tercih, küfrün, sapıklığın ve helakin yoludur. [135]

 

110- Sonra  Rabb'in,  şunların   şu  işkenceye  uğratıldıktan  son­ra  göç   eden,   sonra   savaşan   ve   sabredenlerin  yanındadır.   Elbette bütün  bunlardan   sonra  Rabb'in  bağışlayan,   esirgeyendir.

111- O gün  herkes gelir,  kendi canını kurtarmak için  uğraşır ve   herkese  yaptığının   tam   karşılığı   verilir,   onlara   asla   haksızlık edilmez.

112-  Allah  şöyle  bir kenti  misal olarak anlattı:  Güven,  huzur içinde  idi;  her yerden  rızkı  bol bol kendisine geliyordu.  Fakat Al­lah'ın  nimetlerine  nankörlük etti,  bunun  üzerine  halkının yaptıklarından  ötürü Allah  ona  açlık ve  korku  elbisesi taddırdı.

113-  Andolsun,   onlara,   kendilerinden  bir  elçi geldi,   onu  ya­lanladılar.   Bunun   üzerine   onlar  zulümlerine  devam   ederken   azab onları  yakalayıverdi.

 

Sözlük

 

Hicret ettiler. Medine'ye hicret eden.Fitneye uğratıldıktan sonra. Mekke'de müşrikler onlara, zorla küfür kelimesini söylemelerine kadar işkence etmelerinden sonra.11 Şüphesiz Rabbin ondan sonra. Hicret, cihad, iman ve cihad üzre sabırdan sonra.Affedici ve merhametlidir. Onları bağışlayan ve esirgeyendir. Geleceği gün. Ey Muhammed, her nefsin geleceği ve kendi adına mücadele edeceği günü hatırla.Örnek şehir. Allah şöyle bir kenti misal olarak verdi. O kent Mekke'dir.Rızkı bol bol.i Allah'ın nimetlerine küfretti. Allah'ın nimetlerini yani Rasûlü-nü, Kur'an'ı, güveni ve geçim bolluğunu inkar etti.Allah onlara açlık elbisesini tattırdı. Onlara gelen kıtlık sebe­biyle Allah kendilerine açlığın acısını tattırdı. Öyle ki, yedi sene süreyle ağaçların kabuklarını yediler.

Ve korku. Düşmanları onların peşlerine düşüp ticaret yollarını keserken açlık elbisesini giydirdi. Yani korkuyu tattırdı. [136]

 

Açıklama

 

Allah, kalbin küfre açılmaması şartıyla, baskı altında inkar kelimesini söylemeye ruhsat verdiğini bildirdikten sonra Rasûlüllah'tan sonra geriye kal­mış bazı mü'minlerden haber vererek şunları anlatıyor. Bu kimseler hicret et­meyi düşününce Kureyş müşrikleri onları engellemiş, onlara eziyet etmiş net­icede de onlar İslâm'a ters düşen sözleri söylemişlerdir. Sonra hicret fırsatı bulmuşlar hicret ve cihad etmişler ve sabretmişlerdir. Allah mağfiret ve rah­metinin onlar için olduğunu haber veriyor. Dolayısıyla onlar korkmuyor ve mahzun da olmuyorlar. Yüce Allah buyuruyor ki:Ey Rasûl; "Sonra senin Rabb'in[137] eziyet edildikten sonra hicreti [138]eden, sonra cihad eden ve sabredenlerin yanındadır. Bütün bunlardan sonra[139]senin Rabb'in onları bağışlayan ve esirgeyendir."

"O gün[140] herkes gelir kendi canını kurtarmak için uğraşır."Bu âyetle mü'minlere öğüt vererek hatırlat yani sadece kendi kurtu­luşunu isteyerek mücadele etme."Ve herkese yaptığı hayır ve şerrin tam karşılığı verilir. Onlara asla zul­medilmez."Çünkü Allah âdildir. Hükümde zulmetmez ve haksızlık yapmaz.

"Allah şöyle bir kent[141] misal olarak anlattı."O şehir düşmanların baskınlarından emin ve huzur içersindeydi. Oranın halkının başına korku gelmezdi. Allah Arapların kalplerine Haram-ı şerif (Ka­be ve civarı) ve orada oturanlara karşı hürmet duygusunu koyduğunda her yerden,[142] yaz ve kış seferlerinde Yemen ve Şam tarafından oraya geliyorlar­dı. Fakat o şehir Allah'ın, nimetlerine nankörlük etti. Bu nankörlük, Rasûlül-lah'ı yalanlama, tevhidi (Allah'ın varlığını, birliğini ve kanun koyuculuğunu) inkar etmeleri ve İslâm'la mücadele ve şirkte ısrarlı olmalarıydı. Bunun üzerine yaptıklarından ötürü [143]Allah onlara açlık ve korkuyu tattırdı. Rasûlüllah onla­ra şöyle beddua etmişti:

"Ey Allah'ım, onlar için Yusuf un yedi çetin senesi gibi yedi sene yap." Bu sebeple onlara yedi sene kıtlık isabet etmiş, öyle acıkmışlardı ki leş ve ağaç kabukları, ağaçlardaki böcekleri yemişlerdi. Allah onlara korkuyu da tattırmıştı. Çünkü islâm askerleri onların ticaret yollarının önüne çıkıyor, üs­telik evlerinin ortasına kadar onları takip ediyordu. Yani Allah onları yaptıkla­rı kötü işler yüzünden açlık ve korkuyla cezalandırmıştı. Onları bu cezaya götüren halleri, yaptıkları kötü iş şirk ve inkarlarından ve de bu konudaki ıs­rarlarından sonra mü'minlere işkence etmeleridir.

"Andolsun ki, onlara kendilerinden bir elçi yani Muhammed (s.a.v.) gel­di de onu yalanladılar."

Onun davetine karşı çıkıp onunla savaştılar.

"Bunun üzerine onlar zulümlerine devam ederken" yani şirk ve kendile­rine zulmederlerken korku ve açlık "azabı onları yakaladı."

Öyle ki, inkarları sebebiyle kendi nefislerini açlık ve korku azabına sürmüşlerdir. [144]

 

Sonuç

 

1- Hicret, cihad ve sabır fazilettir. Bu ibadetler günahlara kefaret olur ve hataları siler. Çünkü bu ibadetlerin hepsi de farzdır.

2-Kıyamet gününü, o gün dünyadan kopup ahirete yönelme sebebiyle meydana gelecek azab ve sevabı hatırlatmak gerekir.

3- Bİr konuyu anlatırken misal verilmesi güzel bir şeydir.

4-  Nimetlere nankörlük sebebiyle nimetler kaldırılır ve o nimetlerin ve­rildiği kimselerden intikam alınır.

5- Rasûlüllah (s.a.v.) getirdiği din konusunda yalanlanmıştır. Ondan yüz çevirmek veya amel etmemek sebebiyle de olsa azab ve bela gelir.[145]

 

114-   Allah'ın  size  verdiği  rızıktan  helal,  hoş  olarak yeyin  de Allah'ın  nimetine  şükredin;  eğer O'na kulluk ediyorsanız.

115- Allah  size  ölüyü,   kanı,  domuz  etini  ve  Allah'tan  başka­sının   adı   anılarak   kesilen   hayvanları   haram   kıldı.   Kim   mecbur kalırsa   başkasının   hakkına   saldırmadan,   sınırı  da   aşmadan   bun­lardan   yiyebilir.   Şüphesiz  Allah,   bağışlayan,   esirgeyendir.

116- Dillerinizin   yalan   yere   nitelendirmesinden   ötürü    "Şu helaldir,  şu  haramdır," demeyin,  sonra Allah'a karşı yalan  uydur­muş olursunuz. Allah'a karşı yalan  uyduranlar ise iflah  olmazlar.

117-  Azıcık  yaşamanın   ardından,   onlara   acı   bir  azab   gele­cektir.

118-  Yahudi  olanlara   da,   bundan   önce  sana  anlattıklarımızı haram   kılmıştık.   Biz  onlara  zulmetmedik, fakat  onlar  kendi  ken­dilerine   zulmediyorlardı!

 

Sozluk

 

Ve yeyin. Ey insanlar, yeyin.Helal temiz olarak. Haram olmayan ve pis kabul edilmeyen temiz, helal.i Allah'ın üzerinizdeki nimetine şükredin. Sadece Allah'a ibadet ve haram kıldığından uzaklaşıp helal kıldığına yönelmek sure­tiyle Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetine şükredin.Eğer siz sadece O'na kulluk ediyor ve O'nun emirlerini tu­tuyorsanız, sizin için helal kıldığı şeyleri yeyin, haram kıldık­larından kaçının.

Ölü. Şer'i bir boğazlama olmaksızın ansızın ölen hayvan. Ve kan. Et ve kemikle karışık olmayan akıtılmış sıvı kan.Allah'tan başkası adına boğazlanan, yani Allah'ın adından başka putların adı anılarak kesilen.

Başkasına saldırmadan ve zaruret sınırını aşmadan.s Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden ötürü demeyin. Al-^lah'a yalan iftira ederek dillerinizle helal ve haram kılmayın,Allah tarafından helal ve haram kılınmamışken şu helaldir, buharamdır demeyinjYahudi olanlara da.

Biz daha Önce sana anlattıklarımızı haram kılmıştık. [146]

 

Açıklama

 

Allah (c.c.) kullarına lutufta bulunmuş, onlara verdiği güzel nimetlerden yemeleri ve buna karşılık olmak üzere sadece Allah'a kullukla O'na şükret­meleri için izin vermiştir, işte sadece Allah'a kulluk eden kimselerin hali bu­dur. Muhakkak ki o kimse, kendisine verdiği nimete karşılık Allah'a şükre-der."Allah size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanı haram kıldı."[147]Dolayısıyla Allah'ın size haram kılmadığı, müşriklerin Allah haram kıl­mıştır diye Allah'a iftira ederek haram kıldıkları şaibe, bahira ve vasile hay­vanları gibi helal olan hayvanları kendinize haram kılmayın. Sizden kim zorda kalır, yani aşırı açlık yüzünden tehlikeye düşüp canına bir zarar gelmesinden korkarsa başkasının hakkına saldırmadan, haram olanlardan, açlık derdini gi­derecek kadar yiyebilir, bunda ona hiç bir günah yoktur. Şüphesiz ki, Allah gafurdur, rahimdir. Tevbe edeni bağışladığı gibi zorda kalanı da bağışlar ve onu esirger. Bu sebeple zorda kalan için kendisine yöneleni acıdığı gibi ona acıdığından zararı def için yemesine izin verir.Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden ötürü bu helal, şu haram de­meyin, sonra Allah'a yalan isnad etmiş olursunuz. Allah onları kendi kendile­rine bir şeyi, sırf dillerinin yalan söylemesiyle helal veya haram kılmaktan men ediyor. Nitekim müşrikler aynı şekilde yapıyorlar, ilahi bir vahy ve sema­vi bir din olmaksızın bazı şeyleri helal ve haram kılıyorlardı. Neticede onların sözleri ve yaptıkları bu şeyler, Allah'a iftira ve yalan isnad etmektir.Bununla beraber Allah'a yalan isnad eden asla kurtuluşa eremez. Bu ifadenin delili şudur; "Muhakkak ki, Allah'a karşı yalan söyleyenler kurtuluşa ermezler. Onların bu dünyadan faydalanmaları ahiretteki nimetlere oranla az bir geçimdir." Onlar her ne kadar bu dünyada mal, evlad, şeref ve hakimiyet gibi az bir şeyle faydalansalar da, bu cidden az bir menfaattir ve bu menfaatin sahibi kurtuluşa eren ve kazanan olarak değerlendirilemez. Bütün bunların Ötesinde son bulmayan daimi acı veren uhrevi bir azab vardır."Biz yahudi olanlara da önceden sana anlattığınız şeyleri haram kılmış­tık."

Allah, Rashulüne hitap ediyor ve buyuruyor ki: Bu müslüman ümmete "ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına boğazlanam haram kıldı­ğımız gibi sana daha önce En'am suresinde anlattığımız şeyleri yahudilere de haram kıldık."Çünkü Allah buyuruyor ki:"Biz yahudi olanlara bütün tırnaklı hayvanları haram ettik. Sığır ve ko­yunun da yağlarını onlara haram kıldık. Yalnız sırtlarmdaki ve bağırsakların­daki ya da kemiğe karışan yağlarını haram etmedik. Aşırılıkları yüzünden on­ları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğru söylüyoruz."

Allah bunları yahudilerin, zulümleri sebebiyle haram kılmış, onları ceza­landırmış ve mü'min kullarına helal kıldığı bu hoş nimetleri onlara haram kılmıştır. Bunun için Allah buyuruyor ki:

"Biz onlara haksızlık etmedik fakat onlar kendilerine haksızlık ediyor­lar." [148]

 

Sonuç

 

1- Nimete şükürle karşılık vermek gerekir. Kişinin, Allah'ın üzerindeki nimetine nankörlük yapıp O'na, hamddetmemesi ve istediğini yapıp yasak­ladığını terkle şükretmemesi adaletsizliklerden biridir.

2- Yiyeceklerden haram olanlar açıklanmıştır. Bunlar: Kesilmeden kendi kendine ölmüş hayvan; kan, domuz eti ve Alalh'tan başkası adına boğazlanan hayvanlardır.

3-  Ölüm tehlikesini atlatmak için yukarda anlatılan haram şeyleri ye­mekte ruhsat vardır.

4-  Kafi, kesin bir delil olmadan bir şeyi helal veya haram kılmak ha­ramdır.

5- Allah'a karşı yalan söylemek haramdır. Allah'a karşı yalan söyleyen, ahirette kurtuluşa eremez. Onun bu dünyada ki yaşaması kıymeti olmayan az bir faydalanmadır. Bu da, tabiki istediğini elde edebilirse.

6- Bazen kula zulmü sebebiyle nimetler verilmiyebilir. Çöküş zaman­larında îslâm ümmetine nice nimetler zulümleri sebebiyle verilmemiştir. [149]

 

119-  Sonra  Rabb'in   şunlardan  yanadır  ki,   cehaletle   kötülük işlediler,   sonra   onun   ardından   tevbe   ettiler,   uslandılar.   Bütün bunlardan   sonra  Rabb'in   elbette   bağışlayan,   esirgeyendir.

120-  İbrahim  Allah'ı   birleyerek  O'na   itaat  eden   bir   ümmet (her   iyiliği   kendinde   toplayan   bir  önder)   idi,   ortak   koşanlardan değildi.

121- O'nun   nimetlerine   şükredici   idi.   Allah   onu   seçmiş   ve doğru yola  iletmişti.

122- Ona  dünyada  iyilik  vermiştik.   O,   ahirette   de  iyilerden­dir.

123-  Sonra sana:   "Allah'ı birleyerek İbrahim'in yoluna  uy;  o,

ortak  koşanlardan  değildi"  diye   vahyettik.

124- Cumartesi gününe saygı, onu yalnız ibadet günü yap­mak, onda ayrılığa düşen yahudilere farz kılındı. Rabb'in elbette ayrılığa düştükleri şey hakkında kıyamet günü aralarında hükmü­nü  verecektir.

 

Sözlük

 

Sonra senin rabbin cehaletle kötülük işleyen sonra da tevbe eden kimseleri bağışlayan ve esirgeyendir.

Bu cehalet ve tevbeden sonra.'Muhakkak ki İbrahim bir ümmet idi. Hak din olan İslâm'a yönelerek Allah'a itaat eden ve insanlara iyiyi öğreten idi.Hak din olan İslâm'a yönelerek Allah'a itaat eden idi.Onu seçti. Rabbi peygamberlikten sonra dostluk İçin onu seçmişti.Ona bu dünyada iyilik verdik. Bu iyilik, bütün semavi din ehli olanlar tarafından güzel övgüdür.Şüphesiz cumartesi o konuda ayrılığa düşen kimselere farz ^kılındı. Yani yahudilere Cumaya saygı göstermeleri emredil­miş onlar bunu reddetmişler, Cumartesini kabul etmişlerdi. Allah da onlara bunu farz kılmış ve o günde onlara ceza olsun diye onlar için işi sıkı tutmuştu. [150]

 

Açıklama

 

Ayetler uzun ifadelerle şirk, inatçı ve inkarcı müşrikler tarafından yeni­den dirilmenin ve peygamberliğin inkar edilmesinin ayıpları ortaya konulduk­tan sonra, surenin sona ermesine yakın Allah onlara tevbe kapısını açtı.

"Sonra şüphesiz ki Rabbin cehaletle kötülük işleyen Allah'a başkasını şirk koşan, O'nun vahyini inkar eden ve O'na kavuşmayı yalanlayan, bütün bunlardan sonra da tevbe eden, ona ibadet ederek bir olduğunu kabul eden, elçisinin peygamberliğini onaylayan, ona kavuşmaya inanan ve ona salih amellerle hazır olan, önceden bozdukları kalplerini, amellerini ve hallerini düzelten kimseleri bağışlayacak ve esirgeyecektir."Bütün bu tevbe ve doğru dönüşten sonra Rabbin onları bağışlayacak ve esirgeyecektir. Bu, Rablerİnin kitabının diliyle onlara bir müjdedir.İbrahim batıldan hakka yönelerek Allah'a itaat eden bir ümmet idi; müşriklerden değildi. Allah'ın nimetlerine şükrettiği için, o onu seçmiş ve doğ­ru yola iletmişti. Biz ona dünyada iyilik vermiştik. Ahirette de o iyilerdendir. Sonra biz sana batıldan hakka yönelerek İbrahim'in yoluna uy,[151] şirk ko­şanlardan olma diye vahyetmiştik. O müşriklere benzeyenlerden bazıları, Ka­be'yi inşa eden, hac ibadetinin usullerini koyan ve haram sınırını çizen Kabe ve Civarının her türlü zulüm ve tecavüzden korunmuş sınırlarını belirleyen babalan İbrahim'in dini üzere iken, yahudi ve hristiyanlar da aynı şekilde İbrahim'in dini üzere olduklarını iddia ediyorlardı. Hepsi de İbrahim'in yolunda ve onun dini üzere olduklarında ısrar ediyorlardı. İslâm onların üzerlerinde durdukları iddiayı reddetti ki, onların iddiaları peygamberler babası İbrahim'in getirdiği Allah'ın dini iddiası idi. Batılı iptal, şüphe perdesini ortadan kaldır­ma, hak dava ve hak din için hakkı temize çıkartma maksadıyla Allah, İbra­him'in ruhi ve dini hayatından her akıllı için konuşan bir vahiyrnişcesine, bir bölüm anlattı. Bir kişi bu anlatılanlara baktığı zaman İbrahim'in dini üzere yaşayarak ona mı uyduğunu yoksa başka bir din üzere mi olduğunu anlar."Şüphesiz İbrahim, iyi özellikleri kendinde toplayan bir önder"[152] ve iyi­lik isteyen herkesin uyacağı bir misaldi. Bu birincisidir.İkinci olarak o, Rabbine itaatkar idi, dolayısıyla onun emrine ve yasa­ğına karşı gelmezdi.Üçüncü olarak o, hiç bir şekilde müşriklerden değildi. Aksine o şirk ve şirk ehlinden uzaktı.Dördüncü olarak o, Allah'ın üzerindeki nimetlerine şükredici idi, yani Al­lah'ın nimetlerini onun kabul edeceği yönde sarfedici idi.Beşinci olarak Rabbi onu, peygamberlik için seçmişti. Çünkü O, Allah'ı her şeyden fazla severdi. Bu sebeple Allah sevgisi kalbine yerleşmişti, kal­binde başkası için yer kalmamıştı. Allah onunla dostluk kurmuştu. O, Halilur-rahmandı. (Allah'ın dostu idi)

Altıncı olarak onu doğru yol olan İslâm'a iletmişti.Yedinci olarak ona dünyada iyilik vermişti ki bu iyilik onun güzel yade-dilmesi ve bütün ilahi din mensuplarıncagüzel anılmasıdir.Sekizinci olarak ahirette de O Allah'ın haklarında ben salih kullarım için gözün görmediği kulağın işitmediği, hiç bir kimsenin aklına gelmeyen şeyler hazırladım buyurduğu salihlerdendir. Ki bu makam, makamların en değerlisi ve en yücesidir.

Dokuzuncu olarak Muhammed (s.a.v.) kıymeti yüce ve makamı yüksek olmakla beraber Allah ona, hakka yönelerek İbrâm'in yoluna uymasını emret­miştir.İşte İbrahim budur. Hangisi İbrahim'e daha layıktır? Müşrikler mi, yahu-diler mi yoksa hristiyanlar mı veya muvahhid (Allah'ı birliyen) müslümanlar mı? Evet muvahhid müslümanlar. Ey Allah'ım, bizi de onlardan kıl, onların to­pluluğu arasında hasret ve onlara ikramda bulunacağın gün bize de ikramda bulun."Cumartesi, hakkında ihtilafa düşünlere farz kılındı."[153]Bu âyette yahudilerin iddialarının batıl olduğuna delil vardır. Onlar İbra­him'in dini üzere olduklarını iddia ediyorlardı. Cumartesiye saygı göstermek, İbrahim'in dininde yoktu. Bunun sebebi şudur. Allah peygamberlerinden birine îsrailoğullarına cumaya saygıyı emret diye vahyetü. Onlar bu konuda ayrılığa düştüler. Sırf İnad ve kibirlerinden dolayı cumartesiyi seçtiler. Allah da onlara cumartesiye saygı göstermelerini farz kıldı."Şüphesiz senin rabbin kıyamet günü onların ayrılığa düştükleri konuda aralarında hüküm verecektir."Bu âyette onlar için tehdit vardır. Allah onları peygamberlerine direnme ve onlardan ayrılmaları sebebiyle azapla cezalandıracaktır.[154]

 

Sonuç

 

1- İster büyük olsun isterse küçük her günah için tevbe kapısı vardır. Hemen samimi bir tevbe, pişmanlık, daimi af dileme ve kötülüğü düzeltme şartıyla bütün tevbe kapıları açıktır.

2-Tevhid ortaya konmuş, Hz. İbrahim'in durumu bildirilmiş; onun yüceli­ği ve Allah'ın ona verdiği nimet açıklanmıştır.

3-  Cumartesinin yahudilere Allah'ın azablarından olduğu, nimet ve lüt-fundan olmadığı açıklanmıştır. [155]

 

125- Hikmetle  ve güzel Öğütle Rabb'inin  yoluna  çağır  ve  on­larla   en   güzel   biçimde   mücadele   et.   Kuşkusuz  Rabb'in,   işte  yo­lundan  sapanları en  iyi bilen  O'dur ve O, yola gelenleri de  en  iyi bilendir.

126- Eğer  bir  topluluğa  azab  edecekseniz,   size  yapılan   azab kadar  azab   edin.  Ama   sabrederseniz,   andolsun  ki  ö,   sabredenler için daha iyidir.

127-  Sabret,  sabretmen  ancak Allah'ın  yardımı  iledir.   Onlara üzülme,   kurdukları  tuzaklardan  da  sıkıntıya  düşme,

128- Çünkü  Allah,   korunanlarla   ve  iyilik  edenlerle   beraber­dir.

 

Sözlük

 

Rabinin yoluna. Ona itaate. Çünkü Allah'a itaat onun rızasına ' ve lutufta bulunmasına götürür. Ki, bu Allah'ın yoludur.Hikmetle. Yani Kur'an'la, doğru sağlam, hakkı açıklayan delilli sözle.Güzel öğütle. Bu ise Kur'an öğütlerdir. 'Onlarla en güzel yolla mücadele et.Muhakkak ki o sabredenler için hayırlıdır. Onların kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya düşme. Onların tu­zaklarına aldırma ve kalbin daralmasın. Şirk ve isyandan sakınanlarla beraber.Onlar muhsinlerdir. Allah'a itaatte, onunla beraber olmada iyi olanlarla Allah'la beraberlik bu dünyada zafer nasib etmesi ve desteklemesidir. [156]

 

Açıklama

 

Allah, yücelterek ve emrederek Rasûlüne şöyle hitab ediyor: "Rabbinin yoluna[157] dinine ki bu İslâm'dır diğer insanları çağır."Allah yoluna güzel öğüt ve hikmetle çağırın. Buradaki güzel öğütten ve hikmetten maksat Kur'an-ı Kerim'dir. Yani Kur'an-ı Kerim ile insanları Allah'a çağırın."Onlarla en güzel bir yolla mücadele et."

Yani onlarla mücadeleni kötü söz ve kötülüğü ima eden davranışları bu­lunmayan en güzel mücadeleyle yap. Çünkü bu, karşı tarafın hakkı ve çağrıl­dığı şeyi kabul etmesine daha tesirli olur."Muhakkak ki, Rabbin yolundan sapan insanları daha iyi bilir. O hida­yete erenleri en iyi bilendir."Hidayete erenleri hidayetle mükafaatlandıracak, sapıtanlari da sapıklık­la cezalandıracaktır. Aynı şekilde o ezelde sapıtan ve hidayete ereni en iyi bi­lendir. Kendine yumuşak ol, davetinde zalim olma, neticede kendine zarar ve­rirsin. İş sana ait değildir, aksine o Allah'a aittir. Rabbin dilediğini doğru yola iletir dilediğini de saptırır. Sana düşen, senin için tayin edilen vasıf; hikmetle, güzel öğütle davet etmen ve en  güzel yolla mücadele etmendir."Eğer azab edecekseniz, size yapılan azab kadar azab edin."Eğer azabı bırakır ve sabrederseniz bu, sizin sabretmeniz için ceza­landırmaktan daha hayırlıdır [158]Niyet ettiğin amcan  Hamza'yı şehit ettikten sonra burnunu ve kulakların kesmelerine karşılık müşriklere misillemede bu­lunma düşüncenden vazgeçmede sabret. Allah ona sabrı emrediyor; ceza­landırmadan ve misillemeden vazgeçmesini gerekli kılıyor. Senin sabrın an­cak Allah'adır. Yani Allah'ın yardım ve desteğiyledir. "Allah'la beraber ol, sen yardım ve başarıyı ondan dilediğin gibi sabrı da ondan iste..."Çaların hakka ulaşıp, o yolda yürümemelerinden dolayı üzülme. Sana kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya düşme. Çünkü Allah onların tuzak ve serleri karşısında size yeter. O, seninle beraberdir. Korkma üzülme. Zira Al­lah sakınan ve iyilik edenlerle beraberdir. Sen de onlardansın. "Şüphesiz Allah sakınan ve iyilik edenlerle beraberdir." Allah, Rasûlüne ve mü'minlere haber veriyor ki O, yardım, destek ve başarıya ulaştırmasıyla, şirk ve isyandan sakınan, dinin farzlarını terketme-yen ve haramlarını işlemeyen, Rabbine itaati samimiyetle yapan ve Allah'ın farz kıldığı emrettiği ve Rasûlüllah'ın açıkladığı şekilde eda ederek iyilik ya­pan kimselerle beraberdir.[159]

 

Sonuç

 

1- Allah yoluna çağırmak ve tebliğ etmek farzdır.

2- Davet üslubu şudur: Davet, kitapla ve sünnetle, kabalık ve şiddetten uzak ve en güzel bir yolla olmalıdır.

3- Kişiye verilen işlediği suç kadar olmalıdır. Fakat sabrederek ve sev­abını Allah'tan umarak müslüman kardeşini affetmesi güzeldir. Tabii bunlar şahsi meselelerdedir.

4- Allah emirlerini hakkıyla yerine getiren iyilik sahipleriyle beraberdir. Bu beraberlik zafer, destek ve doğru yola muvaffak kılma beraberliğidir. [160]



[1] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/432.

[2] "Allah'ın emri geldi" âyetinden maksat: Kıyamet olması da mümkündür. Bu­nun delili "İnsanlara hesaplan yaklaştı" ayetiyle, "Ben, kıyamet şöyleyken iki parmağını birleştirip işaret ederek gönderildim" hadisidir.

[3] Âyette geçen "ruh ile" ifadesinin manası: Peygamberlik göndermek ve vahiy indirmektir. Buna şu âyet benzemektedir. "O, emrinden olan ruhu, kullarından dilediğinin üzerine gönderir."

[4] "Kullarından" maksad, "peygamberierinden"dir. Hz. Muhammed (s.a.v.) on­ların Önderi ve sonuncusudur, "en enzim" kelimesi, meleklerin indirilmesini açıklamaktadır.

[5] Allah, vahyettiği peygamberlerine, müşrikleri şirklerinin sonundan korku­tun ve onları, şirk ve bozuk işleri terketmelerinden sonra iman ve iyi işe davet edin diye emretmiştir.

[6] Bu hasım insan Übey b. Halef el-Camhi'dir. O, Rasûlûllah'a çürük bir kemik getirmiş ve "ne dersin çürüdükten sonra Allah bunu diriltecek mi?" demiş, bunun üzerine de "İnsan bilmedi mi ki, onu biz meninin bir damlasından ya­rattık," âyeti inmiştir.

[7] Güzellik çeşitli şekilde olur. Bu şeklin diğer parçalarının bir birlerine uygun­luğudur. Bazen de güzellik, kişinin, adalet, ilim, hikmet, öfkelenmemek gibi güzel huylar üzre olmasıyla huyda olur. Hareketlerin güzelliği, insanların maslahatlarına uygun, onlara zarar vermeyen faydalı şeyier olmakla olur.

[8] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/432-435.

[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/435.

[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/437.

[11] İmam Malik, âyette geçen; "Binmeniz ve süs için," ifadesinden, at etinin yen­mesinin haram olduğunu çıkarmış, Ebu Hanife de o'na mutabık olmuştur. Cumhur ise at etinin yenmesini caiz görmüştür. Çünkü ayet, bir şeyi haram kılmamış, ancak onların faydalarından birini ifade etmiştir ki, bu da binmek­tir. Cumhur'un delillerinden biri, şu sahih hadistir: "Rasûlûllah Hayber günü evcil merkebin etini yemekten menetti ve at etini yememize izin verdi." Cabir diyor ki: "Biz Rasûlûllah zamanında at eti yerdik."

[12] Âyette geçen Şerab içilen her şeyin ismidir. Burada gökten inen yağmurun iki faydası ifade edilmiştir. Birincisi içecek olması, ikincisi de bitkileri bitirme-sidir. Bunlar iki nimettir.

[13] Şecer kelimesi, kökü olan her bitkiye verilen isimdir, yeşil ve kuru ot için de kullanılır.

[14] Musahharat kelimesi, vakitleri ve meyvaların olgunlaşmasını bilmeniz ve ka­ranlık gecede yıldızlarla doğru yolu bulmanız için hizmetinize verdi raa-nasmdadır.

[15] Mahlukat iki kısımdır: Bir kısmı hayvanlar ve ağaçlar gibi emre amade kılın­mış, bir kısmı da emre amade kılınmamıştır. Bunun şahidi 'Ka'bu'l-ahbar'm şu ifadesidir: "Eğer söyleyeceğim şu kelimeler olmasaydı, yahudiler beni mer­kep yaparlardı." Ona bu kelimelerin ne olduğu sorulunca o da: "Ne iyinin ne de kötünün aşamayacağı Allah'ın tam kelimesiyle bildiğim ve bilmediğim en güzel isimleriyle yarattıklarının şerrinden Allah'a sığınırım" dedi.

[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/437-439.

[17] Bu âyette, bunlarda zekatın farz olduğuna delil vardır.

[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/439-440.

[19] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/441.

[20] İmam Malik, eti üç kısma ayırmaktadır: Dön ayaklı hayvanların eti, tüyü olan hayvanların eti ve su hayvanlarının eti. Bunlardan aynı cinsi birbiri kar­şılığında fazla veya veresiye olarak satmayı yasaklamıştır,

[21] Erkeğin gümüş yüzük takınmasında, sabit olan hadisler sebebiyle icma vardır. Bunlardan bir tanesi, Buhari'nin, Enes b. Malik'ten rivayet ettiği şu hadistir. "Rasûlûİlah yazılı gümüşten bir yüzük edinmişti." Bu sebeple hakimler ve başkaları için yüzüklerine isimlerini yazdırmaları caizdir.

[22] Bu ayette, sebeblerin kullanılmasına delil vardır. Çünkü Allah  dağlar olma­dan da yeryüzünü yerinde durdurmaya kadirdir. Bununla beraber O, dağları yeryüzüne atmış ve yeri o dağlarla sakinleştirmiştir. Bunun nedeni, kullarına sebeplere sarılmalarını öğretmektir.

[23] Âyette geçen yıldız kelimesiyle, kutup yıldızı kastedilmektedir. Bunun deli­li, Rasûlûllah'ın İbni Abbas'a söylediği şu sözdür: "İbni Abbas Rasûlûllah'a yıldızı sormuş, O da, "kıbleniz üzerinde olduğu ve kendisiyle kara ve denizde yol bulduğunuz kutup yıldızıdır," buyurmuştur. Yıldızla yıldızların kaste­dilmiş olmasının nedeni "deniz ve karanın karanlıklarında kendileriyle yol bulmanız içki yıldızları yaratan O'dur," âyetidir.

[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/441-444.

[25] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/444.

[26] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/445-446.

[27] İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre putlar diriltilir, ruhlar onların üze­rine biner ve şeytanları da onlarla beraberdir. Şeytanlar, putlara ibadet eden­lerden beri olurlar. Sonra da hem şeytanların, hem de putların cehenneme gir­meleri emrolunur.

[28] Denilmiştir ki, âyet Nadr b. Haris hakkında inmiştir. Âyet hem onu hem de bu sözü söyleyen başka kimseleri kapsamı içine almaktadır.Esatiru'l-evvelin; evvelkilerin efsaneleri demektir.

[29] Müslim'de geçen bir hadis buna şahitlik etmektedir. Müslim şöyle rivayet etmiştir: "Rasûlûllah şöyle buyurdu: "Kim ki hidayete çağırır, onu takip edenlerin ecrinin misli, hiç eksilmeden onun için de olur. Kim de sapıklığa çağırır onu izleyenin günahının misli, hiç eksilmeden onun için de olur."

[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/446-447.

[31] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/450-451.

[32] Onların ummamaları, kendilerini güvenlikte zannetmeleri itibarıyladır. İbni Abbas7 Allah'ın Ncmrud'u helak ettiği sivrisineği kastettiğini söyler.

[33] Rivayete göre: Bu ayet Medine'ye hicret etmeyip Mekke'de kalan ve müşrik­lerden korkarak şirk işler yapan kimseler hakkında inmiştir. Bunlar arasından bir kısmı, müslümanların azlığım görünce tekrar şirke dönmüşlerdir.

[34] Bunların yanında fetih, yardım ve ganimetler de vardır. Çünkü bunların hepsi büyük güzelliktir.

[35] Şirk ve isyandan uzaklaşarak iman etmeleri ve salih amel işlemeleri sebebiyle iyi olanlar, işle bu kimselerin vefatları da kolay ve güzeldir. Ölümlerinde hiç bir zorluk ve acı yoktur. Şirk, fesad ve küfür sahihlerinin ruhlarının kabzedi-leceei hal ise bunun lam tersinedir.

[36] Ibni Mübarek demiştir ki: İnanan bir kulun nefsi çıkmak üzere ağzına ge­lince, ölüm meleği ona gelir ve "selam sana, ey Allah'ın dostu, Allah sana se­lam ediyor" der ve "Meleklerin ruhlarını kapzettiği kimseler" ayetini okur. İbni Mesud (r.a.) demiştir ki: "Ölüm meleği mü'minin ruhunu almaya gel­diğinde, "Rabbim sana selam ediyor" der."

[37] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/451-454.

[38] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/454-455.

[39] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/457.

[40] Bu ayetle onların kendilerinden bazı şeyleri haram kıldıklarına ve şirk koş­tuklarına işaret edilmiştir. Yani onların bu yaptıkları şeyleri rasûllerine tu­zak kuran ve Allah'ın helak ettiği kimseler de yapmıştı.

[41] Buradaki soru, olumsuzluk ifade eden sorudur. Bu sebeple (arap dilinde bir kural olarak) sorudan sonra istisna edatı gelmiştir. Aynı şekilde bu ayette Rasûlûllah'ı teselli, O'na bazı şeyleri öğretme ve de müşriklereteblietmeye üstü kapalı bir şekilde işaret vardır.

[42] Şeytanın dostları kahinler ve batılı süsleyerek şirk ve hurafeyi güzel gös­tererek Allah yolundan alıkoyanlar sapıklığa çağıranlardır.

[43] Bu ayette kaderi inkar eden kaderiye ekolüne red vardır. Çünkü "hakkat", ezelde Allah'ın kader kitabında gerekli oldu manasındadır.

[44] Kıraati sebaya göre bu ayette 'yehdi' 'yuhda' şeklinde okunmuştur. 'La yendi kelimesinin manası, Allah bir kul hakkında sapıklık yazdı mıT onu ondan kur­tarmaya iletecek yoktur manas nidadır.

[45] Rivayete göre müslümanlardan bir adamın, müşrik birinden alacağı vardı. Onu muhakemeye verdi ve sözünün bir yerinde öldükten sonra kovuş.nayı umduğum zata yemin ederim ki, olay şöyle böyle dedi. Müşrik de Allah'a ye­min ederek Allah öleni diriltmeyecek dedi. Bunun üzerine bu ayet indi.

[46] Yeniden dirilmeyi red ve onun olmayacağına yemin ederken, tevhid ve nübüv­veti inkar ederken.

[47] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/457-461.

[48] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/461.

[49] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/462-463.

[50] Denilmiştir ki: Bu ayet, Suheyb, Bilal, Ammar ve Habbab hakkında inmiştir. Çünkü müşrikler onlara en ağır eziyeti yapmış sonra da onlar hicret etmişlerdir. Bu ayetin kapsamına Ebu Cendel ve benzerleri de girer.

[51] Bu, her inanan ve inanlara eziyet eden kimse için geçerlidir. Şu kadar var ki müminler hakkında daha açıktır. Çünkü Hz. Ömer (r.a) muhacirlere hediye verdiğinde şöyle derdi: "Bu, Allah'ın size dünyada vadettiği şeydir."

[52] Ehl-i zikr kavramına Kur'an ehli de dahildir, ki onlar bu ümmetin alimleridir. Bu ayette Allah, ilini sahibi olmayanların ilim sahiplerine sormasını emre­diyor. Aynı şekilde alimlere de bilmelerini ve açıklamalarını emrediyor. On­lardan kim ki bildiği (hakkı) gizlerse azab olunur.

[53] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/463-464.

[54] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/464.

[55] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/466.

[56] Bu, İslâm'ı yok etmek hususunda hile yapan müşrikler için yapılmış bir teh­dittir.

[57] Bu, onlar için olmuş ve Bedirde asilzade ve esirleri öldürülmek suretiyle acıyı tatmışlardır.

[58] Denilmiştir ki: Meleklerle yerde var olan melekler kastedilmiştir. Allah özellikle onları zikretmiştir. Onlar Rableri katındaki makamlarının yüceliği sebebiyle yerdeki ve gökteki meleklerin kapsamına girerler. Melekler yürü­mez, uçarlar.

[59] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/466-467.

[60] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/467-468.

[61] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/469.

[62] Arab yarımadasının doğusunda oturanlara iyilik ilahi Yazdan, kötülük ilahi Ehrimen şeklindeki mecusi inancı intikal etmiş olabilir. Bunun nedeni İran'a kadar uzanan, mecusi hakimiyetine onların komşu olmalarıdır. Ayetteki ya­sak onlara yöneliktir.

[63] Rahbe kelimesi, korkmak manasınadır. Âyet, benden korkun başkasından kork­mayın anlamındadır. Feiyyayemefulunun önce söylenmesinin nedeni, sadece Allah'tan korkmak ve O'ndan başkasından korkmamak gerektiğini bildirmek içindir.

[64] Bu âyette, iyiliğin, iyilik ilahından, kötülüğün de kötülük ilahından olduğunu söyleyen mecusilerin din olarak kabul ettikleri iyilik ilahının batıl olduğuna delil vardır.

[65] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/469-471.

[66] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/471-472.

[67] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/473-474.

[68] Bu ayet, Hıızaa ve Kinane kabileleri hakkında inmiştir. Çünkü onlar melekle­rin Allah'ın kızları olduğunu iddia ediyorlardı.

[69] Mudar ve Hudağ kabileleri kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. Onların bu konuda en sert olanı Temim idi. Onlar, kızlarının başkasıyla ev­lenmesini bir utanç vesilesi olarak değerlendiriyorlardı.

[70] Allah için misaller vermeyin buyururken burada nasıl kendisine misal izafe ediyor, denirse cevap olarak şöyle denir: "Allah için misaller vermenin ma­nası, noksanlık ve benzerlikler gerektiren misaller demektir. En yüce misal ise Allah'ın benzersiz olmakla nitelenmesidir.

[71] İbni Mes'ud şöyle demiş ve bu ayeti şöyle okumuştur: "Allah günahkarların günahları sebebiyle mahlukatı cezai and ırsaydı, odasında gizlenene varıncaya kadar herkese azab ulaşır. Gökten yağmur yağmaz yerden bitki bitmez, hay­vanlar öldürülür. Fakat Allah avt ve fazlıyla tutuyor. Nitekim pek çoğunu affeder buyuruyor."

[72] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/474-476.

[73] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/476.

[74] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/477-478.

[75] İnkar edenlere, yaptıkları işleri süslü gösteren Şeytandır. Seylan'a uymaktan dolayı onlar sonuçta sapıtıp helak olacaklardır. Bugün inkar edenlerin dostu­dur, yoldan çıkarmak ve öncekiler gibi helak olmak için onlara işlerini güzel gösterirler. Bu âyette Rasûlüllahi tescili söz konusudur.

[76] Burada iki âyet arasında açık bir uygunluk vardır. Bu uygunluk şudur; yer, göğün suyu ile canlı olacağı gibi, aynı şekilde insan da sütle canlı olacaktır.

[77] Âycitc ki  min harfi konunun kuvvetlendirilmesi içindir. Yani kan ve ters arasında bir durumda sızdırılır demektir. Min beyni fersin ve demmin ibarenin sıfatıdır.

[78] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/478-479.

[79] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/479-480.

[80] İbni Abbas demiştir ki: "Sarhoşluk veren şey her ikisinden de haram olan şey, güzel rızık ise her ikisininden helal olan şeydir. Şarab sadece üzüm ve hurma­ya mahsus değildir. Hz. Ömer şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Şüphesiz Al­lah şarabı haram kıldı, o beş şeydendir: Üzüm, bal, hurma, arpa ve buğday. Her sarhoş edenin haram olduğunda icma vardır.

[81] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/481.

[82] Eğer bu âyetlerde geçen olayları haber üslubudur, haberde nesh olmaz denirse cevab şudur: Eğer haber dini bir hüküm ihtiva ederse, neshi caizdir. Bunun de­lili, bu haber ve onun neshedilmesidir.

[83] Ayrıca nahl denmesinin nedeni, Allah'ın ona, ondan çıkan balı bağış olarak vermiş olmasıdır.

[84] Ayette geçen zülulen kelimesinden maksat, bizzat arının kendisi olması da doğrudur.

[85] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/481-484.

[86] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/484.

[87] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/485-486.

[88] Bu. Allah'ın kudret, idare ve kullarına üstün oiuşu konusunda getirilmiş bir delildir. Çünkü Allah, rızıkta hayret verecek bir şekilde onların bir kısmını, bir kısmından farklı kılmıştır. Onlardan kimisi muhtaç, kimisi de zengindir.

[89] Allah burada şunu kastediyor. Onların zenginleri kölelerini mallarından or­tak yapmıyorlar ki, neticede onda eşit olsunlar. Hal buyken nasıl kendileri için razı olmadıkları şeyi, Allah için kabuî ediyorlar.

[90] Bâtıl, hakkın zıddidır. Çünkü yaratmayana ibadet edilmez. Eğer ibadet edi­lirse, batıla ibadet edilmiş olur. Bu cümle, müşrikler için büyük bir azarlama manası taşımaktadır.

[91] Emsal, benzeyen manasına gelen mesel'in çoğuludur. Onların Allah için mis­al vermesinin manası budur. Onlar pullar için ilahı sıfatlar kabul ediyorlar, onlara adakla bulunmak, kurban kesmek, dua ve yemin etmek ve onların etrafında ibadel için beklemekle onlara kulluk ederken o putları Allah'a ben­zetiyorlardı.

[92] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/486-488.

[93] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/488.

[94] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/489-490.

[95] Bu, Allah'ın kendisi ve kendisine inanan mü'minler için verdiği başka bir mi­saldir. Katadc ve başkaları böyle söylemişlerdir.

[96] "Yerin ve göklerin gaybı Allah'a aittir." cümlesinde Allah kelimesinin başın­da geçen lam, mülkiyet ifadeeder. Gayb, gaib manasına ismi tariftir. Gayb in­sanların gözlerinden uzak olan şeydir.

[97] Saats kıyametin kopacağı vakittir. Saat olarak isimlendirilmesi, bir anda ansızın insanlara şiddetli bir sesle  bütün insanların Ölmesinden dolayıdır.

[98] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/490-492.

[99] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/492.

[100] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/8.

[101] Bu âyette, Ölü hayvanın dişinin zinet eşyası olacağına delil vardır. Fakat bu kul-lanma Peygamberimizin: " hangi hayvan ki derisi tabaklanır ondan sonra temiz olur" hadisi gereği temizlendikten sonra sözkonusudur.

[102] Kanatlarını açıp kaparken ve düz tutarken onları ancak Allah tutar.

[103] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/9-10.

[104] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/10.

[105] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/12.

[106] Taptıklan putlar. Bunun nedeni şudur; Allah onların taptıkları şeyleri getire­cek onlar, müşrikler putlara tabi olacak, neticede müşrikleri cehenneme soka­caklardır. Müslim şöyle rivayet edeiyor: "Kini bir şeye ibadet ederse, ona tabi olacak. Güneşe tapan, güneşe tabi olacak, aya tapan, aya tabi olacak, tağuta ta­pan, tağuta tabi olacaktır..."

[107] Şahidler; âlimler ve peygamberlerdir. Peygamber kendi ümmetine, âlim de em­rettiği ve men ettiği kimselere şahitlik yapar. Bunun delili şudur: Allah yolu­na davet edenin bulunmadığı hiç bir devir yoktur. Rasûiüllah Zeyd b. Amr b. Nûteyl hakkında; "O, tek başına bir ümmet olarak diriltilecek," buyurmuştur.

[108] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/12-14.

[109] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/14-15.

[110] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/16-17..

[111] Bu âyetin fazileti hakkında şöyle bir rivayet gelmiştir. Osman b. Ivlozun (r.a.) şöyle demiştir: "Önceleri Rasûlüllah'tan utanarak müslüman oldum." Os­man, Rasûlüllah'm süt kardeşiydi. Ta ki bu âyet nazil oldu, ben O'nurt yanın­daydım. İman kalbime yerleşti, bu âyeti Velid b. Muğireye okudum, bana; "Ey amcamın oğlu, tekrar et," dedi ben de tekrar ettim. O şöyle dedi; "Şüphesiz bu­nun bir tatlılığı var, bir güzelliği var. O'nun kökü yapraklı, tepesi meyvahdır Yani bu söz başından sonuna kadar güzel ve faydalıdır. O beşer sözü değildir"

[112] İhsan, ehsana fiilinin masdarıdır. Bu fiil, muteaddidir. Meselâ iyi ve sağlam yaptığında ehsantu denir. Harficerle de müteaddi olur. meselâ ehsentü ile fu-lanın denir. Âyette her iki mana da geçerlidir. Cibril hadisi birinci manayı kapsar. Çünkü Allah'tan çekinen işini iyi ve güzel yapar.

[113] Azgınlık konusunda şöyle bir söz gelmiştir. Azgınlıktan daha kötü hiçbir günah yoktur. Mazlumun duasından kork. Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur. Azgınlık yapan yenilecektir. Allah zulme uğrayana zafer vaadet-miştir.

[114] İbni Abbas şöyle demiştir: "Bu âyet, Kur'an'da yer alan tutulacak emir ve kaçınılacak şerri en iyi şekilde toplayan âyettir."

[115] Rivayete göre bir grup müslüman Ebu Cafer el-Mensur'e zekat memurunu şikayet etmişler, memur onlarla münakaşa etmiş ve onları mağlup etmiş, halk zekat memurunun suçlu olduğunu ve zulmünü isbat edememiştir. Halk­tan bir genç kalkıp: "Ey müminlerin emiri! Allah hem adaleti hem de iyiliği emrediyor. Memurun yaptığı bu iş adalettir fakat o iyiliği yapmamıştır detfi. Ebu Cafer bu isabetli görüşe hayret etti ve memuru azletti.

[116] Bu âyetin hükmü Rasûlüllah'm sözünden anlaşıldığı gibi, cahiliyye devrinde yapılan bir işi destekleme amaçlı yeminde geçerlidir. Rasûlüllah şöyle buyur­muştur. "İslâm'da (yalan ve haksız yere) yemin yoktur. Kim ki yemin eder, o cahiliyye adeti içerisindedir."

[117] Bir kişi yemin eder fakat başkasının daha hayırlı olduğunu görürse yeminini bozar ve kefaretini verir. Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: Ben Allah diler ye­min ederim de onun dışindakini daha hayırlı görürsem hayırlı olanı yapar, ye­minimin kaffaretini veririm.

[118] Bu kadına Rıbta binti Ömer denirdi. İpini gündüz boyu örer, akşam ahmak­lığından kızarak Ördüğü şeyi çözerdi. Allah mü'minleri bu ahmak kadın gibi olmaktan men ediyor. Çünkü onlar sağlam yaptıkları ahid ve akitleri bozuyor­lar.

[119] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/17-19.

[120] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/20.

[121] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/21.

[122] Allah mü'minleri rüşvet ve yemin bozma karşılığında mal almaktan menet-miştir. Yani az bir dünya malıiçin yeminlerinizi bozmayın. Rivayete göre İmruul-Kays arazi yüzünden Tbni Esva ile davalaşti. İmruu'1-Kays yemin et­meyi istedi fakat bu âyeti duyunca bundan vazgeçti arazinin karşı tarafın oldu­ğunu kabul etti.

[123] Müslim'in rivayetine göre Rasûlüllah şöyle buyurmuştur; "Müslüman olan, kendisine yeterli nzık verilen, verdiği rızıkla beraber Allah'ın yetinme duygu­su verdiği kimse kurtulmuştur."

[124] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/21-23.

[125] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/23.

[126] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/24.

[127] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/24-25.

[128] Kur'an'da nasih ve mensuh olayı alimler arasında tartışmalıdır. Kelime olarak burada "Nasih"den maksat başka bir âyetin hükmünü değiştiren âyete denir. "Mensuh" ise hükmü değişen âyettir. İşte Kur'an da böyle bir durumun olup olmadığı ihtilaflıdır. Ayrıca nasih ve mensuhun sadece konum ve şartlar deği­şikliği olarak kabul edenler de vardır. Daha geniş bilgi için konuyla ilgili ola­rak yazılmış kitaplardan yararlanılabilir. Ziya ERYILMAZ

[129] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/25-26.

[130] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/27.

[131] Bu şahsın isminin belirlenmesinde ihtilaf edilmiştir. Kimisi isminin Caber, künyesinin Ebu Fûkeyne, kimisi isminin Ayış veya yaiş olduğunu söylemiştir. Bu kişi rum asıllıydı. Kılıç biler ve onu süslerdi. Bazen Rasûlüllah onun yanında otururdu. Bu sebeple onlar böyle bir söz iftira etmişlerdir.

[132] Bu âyet, onların Rasûlüllah'ı yalancılıkla vasıflandırmalarının cevabıdır. Allah bildiriyor ki; "Yalan uyduranlar asla doğru sözü bilmeyen, Allah'ın âyetlerini inkâr eden kafirlerdir."

[133] "İnandıktan .sonra Allah'ı inkar eden" bu âyeti kerimesi, yalanı, ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur." âyetiyle ilgilidir. İnkara zorlanan kısmı,, Ammar b. Yasir hakkında inmiştir. Çünkü Ammar, müşriklerin kendisinden söylemesini istedikleri İslâm'a bazı sözleri söylemeye yaklaşmış, Allah da ondan bu sıkıntıyı kaldırmıştır. Rasûlüllah ona; "onlara ver ya Ammar", bu­yurmuştur. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur. "Ümmetimden üç şeyin gü­nahı kaldırılmıştır; Hata, unutma ve yapmaya zorlandıkları şey. İlim sahiple­ri bir mümini Öldürmeye zorlananı istisna etmişler, kendisinin öldürülmesi pahasına da olsa onu öldüremeyeceğini, sırf dövme suretiyle de olsa kardeşi mukabilinde kendisini kurtaramayacağını söylemişlerdir."

[134] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/28-29.

[135] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/29-30.

[136] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/31.

[137] Hicret Allah ve Rasûlü adına olunca Allah kendi ismini nebisinin ismiyle be­raber anmıştır. Sonra senin Rabbin mağfiret ve rahmetiyle hicret edenlerin yanındadır.

[138] Önce Habeşistan'a ardından da Medine'ye hicret eden.

[139] Müşriklerin elinden eziyet gördükleri günlerdeki hallerin ardından.

[140] Bir hadiste şöyle buyurulıır: "Kıyamet gününde her nefis, nefsim nefsim diye­cektir."

[141] Bu şehir Mekke'dir. Peygamber (s.a.v.) Mekke halkına beddua etmiş ve; "Al­lah'ım, Mekke müşriklerine azabım ağırlaştır; o azabı onlar için Yusuf un (a.s.)'ın zamanındaki kıtlık seneleri gibi seneler yap," diye beddua etmişti.

[142] Kara ve denizden; bu, Allah'ın "oraya herşeyin mayası toplanır" âyeti gibidir.

[143] Bu şehrin Medine olduğu da söylenmiştir. Bunu Rasûlüllah'ın hanımları Hafsa ve Âişe söylemiştir. Bunun nedeni şudur, Osman (r.anh) şehid edilince medine halkı için sıkıntılar artmıştır. Ayetin dış manası açıktır. Bu şehrin Mekke ol­ması daha uygundur.

[144] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/32-33.

[145] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/33.

[146] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/35.

[147] Bu cümle, "Allah'ın verdiği güzel, helal rızıklardan yeyin," kısmının manasını iyiyi pisten ayırdetmek için açıklar mahiyettedir. Allah burada dört haram şeyi sayıyor: Maide sûresinde bunlar on tanedir. Fakat bu dört tanesi temel ni­teliğindedir, diğerleri ise bunlara tâbidir. Bunlar boğulmuş, vurularak öldü­rülmüş, vakardan düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş, canavar parçalayarak ölmüş ve putların adı anılarak boğazlanmış olan hayvanlardır. Bunlardan ilk beştanesİ ölüye, altıncısı ise Allah'tan başkası adına boğazlanan hayvanlar sınıfına dahildir.

[148] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/35-37.

[149] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/37.

[150] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/39.

[151] Bu âyette daha faziletli olanın kendinden daha az faziletli olana uyabileceğine delil vardır.

[152] İmam Malik şöyle demiştir: "Bana şöyle bir haber geldi. Abdullah b. Mesud şöyle demiştir; "Allah Muaz'a merhamet etsin. O verilene razı olan bir ümmetti. Ona; "Ey Ebu Abdurrahman, Allah bu âyeti İbrahim için söylemişti denince," o; "Ümmet, kelimesi insanlara iyiyi öğreten,"kaniten" kelimesi ise itaat eden demektir," dedi."

[153] İbrahim'in dininde cumartesiye saygı yoktu. Çünkü İbrahim'in dini, kendisinde sertlik olmayan müsamahakar bir dindir. Oysa cumartesi yahudiler için işlerin bırakılması ve işe çıkmayı bırakma konusunda, ihtilaftan yüzünden ağırlaştı­rılmıştı. Yani onlara cumaya saygıyı göstermeleri emredilince, Allah'ın yarat­ma işini o gün tamamladığı iddiasıyla Cumaya saygıyı reddedip Cumartesini kabul etmişlerdir. Hristiyanlar ise Pazarı seçmişlerdir. Çünkü Allah yarat­maya o gün başlamıştır. Allah'ı ümmeti Muhammedi onların ihtilafa düştük­leri cuma gününe hidayet etmiştir. Buharide şöyle geçer: Biz kıyamet günü ilk olan sonuncularız. Biz cennete ilk girecek olanlarız şu kadar varki onlara biz­den önce kitap verildi, bize onlardan sonra verildi. Onlar o konuda ihtilaf et­tiler Allah bizi onların ihtilaf ettikleri konuda hakka iletti. İşte bu, onların ihtilaf ettikleri günleridir. Allah bizi ona, cuma gününe iletti."

[154] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/39-41.

[155] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/42.

[156] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/43.

[157] Kurtubi: "Bu âyet, Mekke'de Kureyş'in sert davrandığı dönemde inmiştir, Al­lah ona kendi yoluna davet etmesini emrediyor ve onun nazik olmasını yumuşak olmasını hükme bağlıyor. Bu günden kıyamete kadar müslümanların böyle davet etmesi gerekir." diyor.

[158] Müfessirlerin cumhuruna göre bu âyet medine döneminde Hamza ve O'na yapılan müjde hakkında nazil olmuştur. Âyette kısasta eşitliğin farz olduğuna delil vardır.

[159] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/43-44.

[160] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/45.