Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kehf Sûresi - Kuran - 018Kehf - 23. Sayfa

KEHF SÛRESİ 3

Sözlük. 3

Açıklama. 3

Sonuç. 4

Sözlük. 4

Açıklama. 4

Sonuç. 5

Sozluk. 5

Açıklama. 6

Sonuç. 6

Sözlük. 6

Açıklama. 7

Sonuç. 7

Sözlük. 7

Açıklama. 8

Sonuç. 8

Sözlük. 9

Açıklama. 9

Sonuç. 10

Sözlük. 10

Açıklama. 10

Sözlük. 12

Açıklama. 12

Sonuç. 12

Sözlük. 13

Açıklama. 13

Sonuç. 13

Sözlük. 14

Açıklama. 14

Sonuç. 14

Sözlük. 15

Açıklama. 15

Sonuç. 15

Sözlük. 16

Açıklama. 16

Sonuç. 17

Sözlük. 17

Açıklama. 17

Sonuç. 18

Sözlük. 19

Açıklama. 19

Sonuç. 20

Sözlük. 20

Açıklama. 21

Sonuç. 21

Sözlük. 21

Açıklama. 22

Sonuç. 22

Sözlük. 22

Açıklama. 22

Sonuç. 23

Sözlük. 23

Açıklama. 24

Sonuç. 25

Sozluk. 25

Açıklama. 25

Sonuç. 26

Sözlük. 26

Açıklama. 27

Sonuç. 27

Sözlük. 28

Açıklama. 28

Sonuç. 29


KEHF SÛRESİ

 

1- Allah'a hamdolsun  ki,  kutuna Kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik  koymadı.

2- Onu  dosdoğru  bir Kitab  olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli  azaba  karşı   insanları   uyarsın   ve  iyi  işler yapan   mü'min-lere de,  kendileri için güzel mükafat bulunduğunu  müjdelesin.

3- Onlar sürekli olarak o mükafat içinde bulunacaklardır.

4- Ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri de  uyarsın.

5- Bu  hususta  ne  kendilerinin,  ne  de  atalarının  hiçbir bilgisi yoktur.   Ağızlarından   ne   büyük  söz  çıkıyor!   Onlar,  yalandan   baş­ka  bir  şey   söylemiyorlar.

6- Herhalde  sen,  onlar  bu  söze  inanmıyorlar diye  üzüntüden kendini   helak   edeceksin!

 

Sözlük

 

Hamd Allah İçindir. Hamd, övmek demektir. Allah, Cenab-ı Hakk'ın özel ismidir.Kitab. Kur'an-ı Kerim.Onun için eğrilik kılmadı. Haktan sapma... Kelimelerinde ve anlamlarında doğruluk.Adil. İhtiva ettiği ve çağırdığı tevhid, ibadet, âdâb, yasalar ve hükümler gibi her şeyde ifratsız ve tefritsiz, mutedil, ölçülü.Şiddetli ve sert bir azab olarak. Ahirette kötü bir azap.Katından.Güzel ücret. Cennet. Çünkü orası, salih ameller işleyen mü'min-lerin ödülüdür.Kelime büyüdü. Büyük söz ettiler. Melekler Allah'ın kızlarıdır şeklinde büyük iftira attılar.Sırf yalandan başka bir şey söylemiyorlar. Nefsine kıyıcısın. Nefsine kıyıyorsun.Bu söze üzelerek. Bu Kur'an'a inanmazlarsa... Şiddetli üzüntü anlamına gelen eseften dolayı kendini helak edeceksin ha![1]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ, Kehf suresinin başında [2], kendisinin hamde layık ve ham-din Allah'a ait olduğunu bildiriyor. Bunu gerektiren şeyi de zikrediyor. Kadri-Kıymeti, yüce kitabı olan Kur'an-ı Kerim'i, kulu ve Rasülü Muhammed (s.a.v.)'e İndirmesidir."O Allah'a hamdolsun ki, kuluna kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koy­madı."

Bu yüce kitapta hiç bir eğrilik yoktur. Yani haktan sapma diye en ufakbir şey yoktur. Gerek lafızlarında, gerekse manalarında haktan sapma yoktur. O Kur'an, kendisine sarılana iki hayatta da her mutluluğu ve her mükem­melliği gerçekleştiren dosdoğru bir kelamdır."Dosdoğru (bir Kitab) olarak..." İfrat ve tefritten (hertürlü aşırılıktan) uzak, mutedili, önceden indirilen kitaplara hakim, onları koruyan, o kitaplarda-ki hakkı hak, batılı batıl gören bir kitab olarak. [3]"... Ki katından gelecek şiddetli azaba karşı insanları uyarsın..."

Eğrilikten uzak dosdoğru kitabı, şirk ve isyan ehli zalimleri dünyada ve ahirette şiddetli bir azaba karşı uyarması için indirmiştir. O azap, Rableri katından O'nu inkar edenlere, şirk koşanlara, isyan edenlere ve Rasûlünü de yalanlayıp, ona da isyan edenlere inecektir. Aynı zamanda onun vasıtasıyla "... iyi işler yapan mü'minlere kendileri için güzel mükafat bulunduğunu..." müjdelemek için O Kitab'ı indirmiştir.. Yani onlara, kendilerini sevindirecek ve kalplerini ferahlatacak şeyi de haber veriyor: Onlar için Rableri katında, ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Özellikle, şu, O'na çocuk nispet ederek iftira edip, yalan düzenleyerek "Allah çocuk edindi, di­yenleri de uyarsın." Bunlar, "Melekler Allah'ın kızlarıdır," diyen yahudiler, hristiyanlar ve birtakım müşriklerdir."Allah çocuk edindi, diyenleri uyarmak için..."Bu laf, hiçbirinin bilgisi olmadan nesilden nesile aktarageldikleri bir sözdür. O, aralarında naklettikleri apaçık biryalandı. Onun için Allah bu laf­larının çirkinliğini açıkladı ve akıllara bunun acayipliğini gösterdi."Ağızlarından ne büyük söz çıkıyor!""Allah çocuk edindi," lafı, ağızlarından çıkıyor. Gerçekle hiç bir ilgisi yoktur."Yalandan başka bir şey söylemiyorlar." Elbette hiçbir gerçeğe dayan­mayan katıksız bir yalandan başka bir şey söylemiyorlar."Demek kafirler bu Kur'an'a inanmazlarsa, onların peşinde üzüle üzüle kendini helak edeceksin ha!"Allah Teala, Rasûlü'nü azarlıyor ve kavminin iman etmeyişine, üstelik kafirlikte ve yalanlamada azıtmalarına ve önerdikleri mucizelere karşı içinde duyduğu hüznü ve üzüntüyü hafifletiyor. Belki de sen ey peygamberimiz, kav­minin sana, kitabına ve getirdiğin yola inanmayı reddedişlerinin peşinde, on­lara olan üzüntünden ve sabırsızlığından kendini öldüreceksin. Sakın ha! Rabb'inin hükmüne sabret. O, seni yalanlayan kavmine karşı, sana yardım edeceğine dair sözünü gerçekleştirecektir.[4]

 

Sonuç

 

1)  Allah'a nimetlerine karşı hamd etmek gerekir.

2)  Ancak övülmesi gereken kimse övülür.  Değilse övgü yalan ve düzmece olur.

3)  Kur'an-ı Kerim'in şanı yücedir ve o belirttiği her şeyde ifrattan, tefrit­ten ve her türlü yanlışlıktan uzaktır.

4)  Kur'an'm görevi, mü'minleri müjdelemek, müşriklerle kâfirleri korkut­maktır.

5) Allah'a yalandan kusur isnad ve çocuk vb. gibi, yüceliğine ve mükem­melliğine rağmen O'na yakışmayan şeyler nisbet edilmiştir: (Sübhanallah: Onu tenzih ederiz.)

6) İntihar etmek kişinin kendisini azap ve yememe içmeme gibi benzeri şeylerle öldürmesi haramdır.   [5]

 

7-  Biz   yeryüzündeki   şeyleri,   kendisine   süs   olsun   diye   ya­rattık  ki  onların,  hangisinin  daha güzel iş yaptığını  deneyelim.

8- Biz   elbette   bir  gün  yerin   üzerindekileri   kupkuru   bir   to­prak yaparız.

9- Yoksa  sen,   sadece  Kehf ve  Rakim   (mağara)   sahiplerinin bizim   şaşılacak   ayetlerimizden   olduklarını   mı   sandın?   (Onlar­dan   başka   çok   daha   harikulade   ayetlerimiz   vardır.   Arzı  yeşertip sonra   kurutma-mız   da   şaşılacak  ayetlerimizden   değil  midir?)

10- O   gençler   mağaraya   sığındılar:    "Rabb'imiz,   bize   katın­dan   bir  rahmet  ver  ve   bize  şu  işimizden   bir  çıkış yolu  hazırla!" dediler.

11- Bunun   üzerine  mağarada  nice  yıllar  onların   kulaklarına ağırlık vurduk,  onları derin bir uykuya daldırdık.

12- Sonra onları uyandırdık ki, onların uyuma müddetleri hakkında ihtilaf eden iki zümreden hangisinin, onların kaldıkları süreyi daha  iyi hesab  edeceğini  bilelim.

 

Sözlük

 

Bitkisiz toprak. Said toprak, curuz ise bitkisiz anlamına gelir. Yani bitkisiz çorak arazi.

Geniş mağara. Dar olanına "ğar" (kovuk) denir. Levha. Ashab-ı Kehf in isimlerinin kazıldığı taş levha.

Gençler mağaraya sığındılar. Mağarayı kendilerine sığınak ve konaklayacakları bir konak yaptılar.

Gençler. İnanmış gençler.

Bize işimizden doğru ve hak yolu kolaylaşür.

Kulaklarının üzerine vurduk. Kulaklarına, sesleri ve hareketle­ri İşitmelerini engelleyecek bir perde vurduk.

Senelerce.

Sonra onları dirilttik.

Kaldıklarını en iyi hesab eden. Mağarada diriltiliş vakitlerini

en iyi hesab eden.

Sınırlı, malûm sure.[6]

 

Açıklama

 

"Biz yeryüzündeki şeyleri..." hayvanları, ağaçları, bitkileri, nehirleri, de­nizleri, "... ona süs olsun diye yarattık. Ki onları, hangisi güzel amel işleyecek diye deneyelim."Sınayalım. Hangisi dünyayı bırakıp; emrimize ve yasağımıza uyacak vebize itaat ederek amel işleyecek?"Biz elbette bir gün yerin üzerindekileri kupkuru bitkisiz bir toprak ya­pacağız," Biz, günlerden bir gün dünyayı imar olduktan, güzelleşip süslen­dikten sonra kupkuru, bitkisiz bir toprak yapacağız. Öyleyse ey Rasûlümüz, kavminden gördüklerine üzülüp kederlenme. Uğruna, sana düşmanlık edip husumet eyledikleri hayatın varıp döneceği hal, kupkuru, bitkisiz bir toprak ol­maktır.

"Yoksa sen, sadece Kehf ve Rakım sahiplerinin (mağarada yaşayanla­rın) bizim şaşılacak delillerimizden olduklarını mı sandın?"Ey Peygamber, zannettin mi ki, mağara ve ashabı.[7] "... bizim şaşılacak delillerim izdendir" Yaratılış, gökler ve yeryüzü yaratıkları hakkındaki delille­rimizin en harikulade olduğunu mu sanıyorsun? Hayır! Allah'ın yaratıklarından çok daha harikulade olanlar vardır."O gençler mağaraya sığındılar."

Burası, çok enteresan kıssalarının başlangıcıdır. Sana şu gençlerin ba­şından geçenleri soranlara anlat. Hani mağaradaki kovuğa sığınıp oraya indi­ler. Orayı kafir kavimlerinin kendilerini dinlerinden çevirmelerinden kaçarak, kendileri için bir sığınak ve barınak edindiler. Onlar yedi gençtiler."Rabbimiz bize katından bir rahmet ver ve bize şu işimizden bir kurtu­luş yolu hazırla."Katından, bize, şu şirkten ve müşriklerden kurtulmamıza yardım edecek bir rahmet ver."Bize şu işimizden bir çıkış yolu hazırla."Dinimize bir şey olmasından korkarak müşriklerin diyarından kaçışımız­da işimizi kolaylaştır."Rüşd" doğruluk, küfür ve bâtıl ehlinden esenlik ve kurtuluş. İbn Cerir et-Taberi, tefsirinde bu ayetler için şöyle der:"İlim erbabı, bu gençlerin Allah Teâlâ'nın Kitabında bahsettiği mağaraya gidiş sebebi konusunda görüş ayrılığına düşmüştür. Bazısı, bunun sebebi şudur, dediler: Onlar Hz. İsa (a.s.) dini üzere müslümandılar. Puta tapan bir kralları vardı, Onları putlara tapmaya çağırdı. Dinlerinden döndürmesinden veya öldürmesinden korkarak dinleri uğruna kraldan kaçıp o mağaraya gizlen­diler.""Bunun üzerine mağarada nice yıllar onların kulaklarına (perde) vur­duk."

Kulaklarına sesleri ve hareketleri işitmelerini engelleyecek bir perde

koyduk. Mağaralarında sayılı seneler, yani 309 sene uyudular. Allah'ın lütfü ve tedbiri ile, Allah kendilerini uykularından uyandırana kadar bir yandan bir yana dönüyorlardı. Bu, Allah'ın dualarını kabul edişidir. Çünkü; "Rabbimiz, bize katından bir rahmet ver," diye dua etmişlerdi.

"Sonra onları..." uykularından ve gafletlerinden "... uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin (onların)..." mağarada "... kaldıkları süreyi daha iyi he-sab edeceğini..." ayan beyan "... görelim" ve kullarımıza bakalım. Onlar da mağarada ne kadar kaldıklarına dair aykırı görüşler ileri süren iki gruptan hangisinin, mağarada kalış sürelerini daha doğru hesapladığını bilsinler.[8] Çünkü insanlar, İki gruba ayrılmıştı. Bir grup, mağaralarında şu kadar sene kaldılar diyor, diğeri de şu kadar sene boyunca kaldılar diyordu.[9]

 

Sonuç

 

1- Şu dünyadaki süslerin varlık sebebi, dünyaya iltifat etmeyip, değer­sizliğini, azlığını ve çarçabuk yok olup gidişini bilenin ortaya çıkması ve bu­nunla birlikte dünya uğruna Allah'a isyan eden, hırsla dünya malına dünya süsüne rağbet etmiş kimsenin belli olmasıdır.

2- Yeryüzündeki her şey, yeryüzü kupkuru bir toprak haline gelinceye ve ne bir eğrilik, ne de bir yokuş ve iniş kalmaymcaya kadar dümdüz ola­caktır.

3- Ashab-ı Kehfi soranlara, hem özetle ve hem de tafsilatıyla cevap vermesiyle Rasûlüllah (s.a.v.)'in peygamberliği bir kez daha pekişmiştir.

4- Ashab-ı Kehf in başından geçenler çerçevesinde tevhid beyan edil­miştir. Çünkü şirkten ve kâfirlikten korkarak dinleri uğruna kaçmışlardır.

5- Allah, muvahhid mü'min kullarının yani Allah'ın varlığım, birliğini ve kanun kuyuculuğuna inanan kullarının duasını kabul eder. Çünkü gençlerin du­asını kabul buyurarak, onları mağaraya sığındırdı ve durumların değişmesin­den, kulların ve ülkelerin yerini başkalarına terk etmesinden sonra kendilerini diriltinceye kadar gözetti ve korudu.[10]

 

13- Biz  sana   onların   haberlerini  gerçek  olarak  anlatıyoruz: Onlar  Rablerine   inanmış   gençlerdi.   Biz   de   onların   hidayetlerini artırmıştık.

14- Kalplerinin   üstüne   metanet   bağlamıştık.   Kalktılar,   dedi­ler ki:   "Rabb'imiz,  göklerin  ve yerin Rabb'idir.  Biz  O'ndan  başka­sına   ilah   demeyiz.   Yoksa  saçma   söylemiş   oluruz."

İS- "Şunlar, şu kavmimiz, O'ndan başka ilahlar edindiler. Onların ilah olduğuna açık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Allah'a  karşı yalan  uydurandan  daha zalim kim  olabilir?"

16- İçlerinden biri şöyle dedi: "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabb'iniz size rahmetinden bir parça yaysın, rızkınızı açıp  bollaştırsın  ve  şu  işinizden  size yararlı  bir  şey  hazırlasın."

 

Sozluk

 

Haberler gerçek ile. Acayip haberlerini, doğrulukla ve kesin­likle.Ve hidayet olarak onları fazlalaştırdık. Hicrete katlansınlar diye dinlerine ve Rablerini tanıyışlarına (marifettiHah) olan imanlarını ve basiretlerini artırdık.

Kalplerinin üzerine bağladık. Takviye ettik de kararlılıkları güçlenip zalim sultana karşı hakkı, doğruyu ve gerçeği söyle­diler.O'ndan başka bir ilaha dua, kulluk etmeyeceğiz.Onların üzerine açık bir delil getirseler ya. Ha'di onlara kulluk etmenin doğru olduğunu ispatlayan güçlü bir delil getirin bak­alım.Allah'a yalan olarak. Allah Teâlâ'dan başka dua edip taptığı ilahlar edinmekle Allah'a yalan uyduruyorlar.Mağaraya sığının. Müşrik düşmanlarınızın gözünün sizi göre­meyeceği mağarada konaklayın.Rabbiııiz size rahmetinden saçar. Sizi, kaçtığınız şeyden kur­tararak rahmetini bol bol saçacaktır.Size emrinden olanı hazırlayacaktır. Gam ve keder içinde bu­lunduğunuz durumunuzu size kolaylaştıracaktır.Faydalanıp yararlanacağınız yiyecek, içecek ve barınak.[11]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ, Ashab-ı Kehfin başından geçenleri özetle anlattıktan sonraayrıntısına başladı."Biz sana onların haberlerini hakkıyla anlatıyoruz." Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: Ey peygamber, sana Ashab-ı Kehfin hi­kayesini, şüphe duyulmayacak kesinlikte hakkıyla anlatıyoruz. "Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi."Varlığını, kulluğunu ve bir tek O'na kulluk edileceğini tasdik etmişlerdi. "Biz de onların hidayetlerini..."Allah'ın hoşlandığı ve hoşlanmadığı emir ve yasaklarını tanımaya yöne­lişlerini "... artırmıştık.""Kalplerini takviye ettik."Gönüllerini güçlendirerek kararlılıklarını takviye ettik ki, kalkıp ele-başlarına karşı, hem de kâfir bir kralın önünde "Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir," dediler. O'ndan başka Rabbimiz yoktur, durumu ne olursa olsun, O'ndan başka birisine ilah demeyiz. Çünkü O'ndan başkasının kulluğunu ka­bul edersek, o durumda saçmalamış olurduk. Yani yalan söylemiş ve saçma sapan bir söz etmiş olurduk."Şu kavmimiz O'ndan başka ilahlar edindiler."

Allah Teâlâ, gençlerin Allah'ın kalblerini takviye etmesiyle söyledikleri sözleri bildiriyor. Çünkü zalim müşriklere karşı çıkıp "şu kavmimiz O'ndan..." Allah'tan "... başka ilahlar edindiler. Onların ilah olduğuna açık bir delil getir­meleri gerekmez iniydi?"Allah'ı bırakıp, şu putlara tapmayı isbatlayan açık bir delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'tan başka İlah yokken nereden getirecekler? Elbette ge­tiremezler.Allah'a yaklaşma adına, aracılık ve ilahlar vasıtasıyla Allah'a derece derece yaklaşmak adına Allah'la birlikte taptıkları ilahlar edinerek "Allah'a karşı yalan uydurandan, kim daha zalim olabilir."Şimdi de Allah, Ashab-ı Kehfin birbirine ne dediğini haber veriyor, "Madem ki, siz onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden..." put­lardan ayrıldınız, o halde mağaraya sığının..."Bencelüs adındaki mağaranın kovuğuna gidin ki "... Allah size rahmetin­den yaysın..." Kafirlerin lideri olan Dokyanus'un düşürdüğü durumdan çıkmayı kolaylaştırmak suretiyle, size rahmetinden yaysın. "... ve şu işinizden size yararlı bir şey hazırlasın."İstifade edeceğiniz yiyeceği, içeceği ve güvenliğinizi hazırlasın. Yani dininizden döndürmek veya öldürmek için sizi takibeden kimseden korumak için barınağınızda size güvenliği hazırlasın.[12]

 

Sonuç

 

1- Ashab-ı Kehfin hikayesi anlatılarak Hz. Muhammed (s.a.v.)'in pey-

gamberliği ispat edilmiştir.

2- İmanın güçlü veya zayıf olacağı anlatılmıştır.

3- Ölüme, dayağa ve hapse götürse bile, hakk'ta ve hakkı söylemede cesur olmak fazilettir.

4- Tevhid ve Allah'tan başka ilah olmadığı Ashab-ı Kehfin diliyle bir

daha açıklanmıştır.

5- Allah'tan başkasına kulluk, hiçbir akli ve nakli delili olmadığından batıldır.

6- Şirk; zulüm ve yalan, müşrik de zalim, iftiracı ve yalancıdır.

7- Allah yolunda hicret etmek farzdır.

8- Bir kul Allah'a sığınarak, kendisini korumasını Allah'tan istemesi lazımdır. İçtenlikle kendisine sığman kimseye ise Allah yeter.[13]

 

17-  Güneşi  görürsün,   doğduğu   zaman   mağaralarından   sağa doğru   eğiliyor,   battığı   zaman   da   sola   doğru   onları   makaslayıpgeçiyor (hiçbir halde onların üzerine düşüp kendilerini rahatsız etmiyor) ve onlar, mağaranın geniş bir açıklığı içindedirler. Bu durum, Allah'ın ayetlerindendir. Allah kimi doğru yola iletirse o, yolu bulmuştur; kimi de sapıklıkta bırakırsa, artık onun için yol gösteren   bir  dost  bulamazsın.

18- Uykuda oldukları halde sen onları uyanıklar sanırsın. Onları uykuda sağa sola çeviririz. Köpekleri de girişte iki kolunu (ön ayaklarını) uzatmış vaziyettedir. Onların durumunu görsey-din, mutlaka onlardan dönüp kaçardın. Ve onlardan içine korku dolardı.

 

Sözlük

 

Eğiliyor.Onları bırakıp geçer. Dokunmaz.Açıklığında. Rüzgarın ve esintisinin ulaştığı mağaranın açık­lığı.Allah'ın ayetlerindendir. Kudretinin delilleri.Yakiz'un çoğulu. Uyanıklar anlamına gelir. Çünkü gözleri açık­tı gözü açık uyutulmuşlardı.Girİşde. Mağaranın girişi.Korku. Korku sebebiyle Allah, yanlarına girilmesini önledi.[14]

 

Açıklama

 

Âyetler, Ashab-ı Kehfin Öyküsünü anlatmaya devam ediyor. Allah Te-âlâ Rasûlü (s.a.v.)'ne şöyle hitab ediyor:

"Güneşi görürsün. Doğduğunda mağaralarından sağa doğru eğiliyor, battığında da sola onları makaslayıp geçiyor."Sola doğru onları bırakıp geçiyor da dokunmuyor."Ve onlar mağaranın geniş bir açıklığı içindedirler." Rüzgarın serinliğinin ve esintisinin erişeceği bir açıklık."Bu, Allah'ın ayetlerindendir."Şu, güneşin doğduğunda sağa doğru eğilişine, battığında da sola onları makaslayıp geçişine dair anlatılanlar, Allah Teâlâ'nın kudretinin, dostlarına merhamet edişinin ve lütfunun delİllerİndendİr."[15]"Allah kimi doğru yola iletirse o, yolu bulmuştur; kimi de sapıklığında bırakırsa, artık onun için yol gösteren bîr dost bulamazsın."Allah Teâlâ hidayetin de, saptırmanın da elinde olduğunu bildiriyor. Öyleyse, kul, Rabbinden kendini doğru yola iletmesini dilemeli, açık sapıklık­tan da O'na sığmmalıdır. Çünkü Allah kimi sapıtırsa ona, hiçbir durumda yol gösteren bir dost bulunmaz.

"Uykuda oldukları halde sen onları uyanıklar sanırsın."Sen onlara baktığında uyanık sanırsın. Hiç kimseyi hissetmez ve farket-mez durumda uyudukları halde gözleri açıktır."Onları sağa sola çeviririz." Kİ toprak vücutlarına nüfuz edip çürütmesin. "Köpekleri de girişte ön ayaklarını uzatmıştır." Onlarla beraber gelen köpekleri. Av köpeği idi."Ön ayaklarını..." mağaranın "... girişinde uzatmıştır. Onları görsey-din..."

Gözü açık uyuduklarını görseydİn. "... mutlaka dönüp kaçardın..." Onlardan kaçarak geri dönüp giderdin. "... Ve için, onlardan korku dolardı"Korku, dehşet. Çünkü Allah Teâlâ, onlara bir heybet ve vakar verdi de durumları Allah'ın kulları hakkındaki kudret, muazzam hakimiyet ve hariku­lade tasarrufunu gösteren delillerinden bir delil olsun diye, onlar için takdir edilen sürenin sonunda uyanmcaya kadar, onlara hiç kimse yaklaşamadı ve hiç kötülük dokunmadı.[16]

 

Sonuç

 

1- Allah Teâlâ'nın kullarına lütfü buldur. Yüce Allah'ın kendisine yönelenlere yaptığı bol ikramı dile getirilmiştir.

2- Hidayet, Allah'ın elindedir. Doğru yola ermiş olan, Allah'ın hidayete erdirdiği kimsedir. Sapıtmış da Allah'ın sapıttırdığı kimsedir. Bunun gereği, hidayeti Allah'tan istemek, dalaletten de O'na sığınmaktır. Çünkü O, bunlara sahiptir. Allah kimseye zulmetmez ve kulların amallerine göre muamele eder.

3- Allah'ın kulları hakkındaki takdir ve tasarrufu ne harikuladedir. O yüce, bilgili ve hikmet sahibi Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih ederiz.[17]

 

19- Yine   böyle   onları   dirilttik  ki,   kendi  aralarında   birbirle­rine   sorsunlar:   İçlerinden   biri:   "Ne   kadar   kaldınız?"   dedi.    "Birgün, ya da günün bir parçası kadar kaldık," dediler. Fakat işin içyüzünü iyice bilmediklerinden her şeyi en iyi bilenin Allah ol­duğunu ifade ettiler: "Ne kadar kaldığınızı Rabb'iniz daha iyi bi­lir, dediler, birinizi şu gümüş para ile şehre gönderin, baksın, hangi yiyecek daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir azık ge­tirsin; fakat çok dikkatli davransın, sakın sizi birisine sezdirme­sin?"

20- "Çünkü   onlar  sizi  etlerine  geçirirlerse   taşlayarak   öldü­rürler, yahut kendi dinlerine  döndürürler ki,  o  takdirde  asla  iflah olamazsınız."

21- Nasıl  onları  uyutup  sonra  uyandırdıksa yine  böylece  on­ları  bazı  insanlara  buldurduk  ki,  Allah'ın  öldükten  sonra  diriltme vaadinin   gerçek   olduğunu   ve   kıyamet   saatinin   geleceğinde   asla şüphe   olmadığını   bilsinler.   Bulanlar,   o   sırada   kendi   aralarında onların   durumlarını   tartışıyorlardı:    "Onların    üstüne   bir   bina yapın!"  dediler.  Rab'leri onları  daha  iyi bilir.   Onların  işine  galip gelen  yetkililer:   "Mutlaka   onların   üstüne   bir   mescid yapacağız," dediler.

 

Sözlük

 

 Böylece onları dirilttik. Olağanüstü uzun şu uyku ile uyuttu­ğumuz gibi, yine olağanüstü bir diriltişle uykularından uyan­dırdık. Uykularında bir delil, uyanık iken başka bir delil vardır.Ne kadar kaldınız? Tıpkı kaldığınız gibi. Mağarada uyuyarak.Bir gün veya bir günün bir kısmı. Çünkü onlar mağaraya sa­bahleyin girmişlerdi, akşam üzeri uyandılar.Paralarınızla. Yanınızdaki gümüş dirhemlerle. Şehre. Efsüs adındaki -bugünkü Tarsus- şehre.Yiyecek olarak en temizi. Şehrin yiyeceklerinden hangisi daha helalse yani en helal olanından...Dikkatli olsun. Gitsin, yiyecek alsın ve sezdirmeden, gizlice dönsün.Sizi recmederler. Taşlarlar. Sizi taşlayarak öldürürler. Onlardan haberdar kıldık. Beldelerinin halkını onlardan haber­dar kıldık.Bilmeleri için. Kavimleri cesetlerin ruhlarla beraber diriltilme-sinin hak olduğunu bilsin diye...Tartıştıklarında. "Üzerlerine bir bina inşa edin." Yani etraf­larına, onları saklayacak bir bina inşa edin, diyen kafirler.Ve dediler. Üzerlerine yapılacak bina hakkında mü'minler ve kafirler... Konularına galip olanlar dediler. Mü'minler. Etraflarında, için­de namaz kılman bir mescid edineceğiz, dediler.[18]

 

Açıklama

 

Âyetler, yine Ashab-ı Kehf ten anlatmaya devam ediyor."Yine böyle onları dirilttik ki, kendi aralarında birbirlerine sorsunlar..."309 sene uyuttuğumuz cesetlerini ve elbiselerini çürümekten korudu­ğumuz, herhangi bir kimsenin onlara ulaşmasını önlediğimiz gibi -ki bu, kud­ret ve muazzam hakimiyet görüntülerimizdendir- aralarında birbirlerine sor­sunlar diye uzun uykularından uyandırdık. İçlerinden biri şöyle sordu:"Ne kadar kaldınız, kardeşlerimiz? Birisi cevap verdi: "Bir gün ya da günün bir parçası kadar."Çünkü mağaraya sabahleyin sığınmışlardı, uykularından akşamleyin uy­andırılmış lardı. Bir başkası hepsini razı edecek bir cevap verdi:

"Ne kadar kaldığınızı en iyi Rabb'iniz bilir."Meseleyi Allah'a havale ettiler. Acıkmışlardı. Birbirlerine "Birinizi şu gümüş (para) ile..."[19]yanlarındaki gümüş paraya işaret ediyorlardı. "... şeh­re..." Dinleri uğruna kaçarak çıktıkları Efsüs'a "... gönderin. Baksın hangi yi­yecek daha temiz (helal) ise..." Yiyecek alsın diye gönderdiğiniz baksın han­gi yiyecek türü haramdan ve pislikten daha temiz ise "... ondan size bir azık getirsin. "[20]Açlığınızı gidermek için yiyesiniz diye. Ve yiyecek almak için, gidişinde ve dönüşünde dikkatli davransın ki "... sizi hiç kimseye fark ettirmesin." Allah bu sözünün sebebini şöyle açıkladı:"Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse..." Farkederlerse "... taşlayarak öldürürler[21] yahut kendi dinlerine..." güçle, zorla şirke "... döndürürler ki, o takdirde asla iflah olamazsınız."

Kafirliğe ve şirke dönüp Rabbİnizi inkar edersiniz de, cehennemden kur­tulup cennete girerek felaha ulaşamazsınız."Böylece onları buldurduk ki..."Bu uzun süre uyuttuğumuz ve aralarında birbirlerine sorsunlar diye diril­tip imanlarını, Allah'ın dostluğuna ve dostlarını korumasına dair bilgilerini artırdığımız gibi "... onları..." biri, öldükten sonra beden ve ruh birlikte dirilm­eye inanan, diğeri de günümüze kadar hrİstiyanların inandığı gibi ahirette be­denler hariç ruhların diriltileceğim iddia eden iki gruba ayrılmış belde halk­larına "... buldurduk."Allah, gençleri uyuttu, diriltti ve diriliş hususunda ayrılığa düşen kavme buldurdu. Onlar da anladılar ki, Allah, Ashab-ı Kehfi dirilttiği gibi insanları ruh ve beden olarak canlandırıp diriltmeye kadirdir."Böylece onları buldurduk ki, bilsinler..."Dirilişin durumu konusunda şu tartışanlar, Allah'ın vaadinin hak oldu­ğunu bilsinler diye. Cenab-ı Hak, insanlara, öldükten sonra amellerine göre hesaba çekip karşılığını vermek için kıyamet günü dirilteceğine söz vermişti."Onda asla şüphe olmadığını bilsinler. Bulanlar o sırada kendi araların­da onların durumunu tartışıyordu." Yöre halkı, diriliş ve öbür dünya hakkında diriliş, beden ve ruhla birlikte mi yoksa beden hariç ruhların diriltilmesiyle mi olacak şeklinde tartışiyorlarken Ashab-ı Kehfi buldurduk. Bu olayla, dirilişin hak, beden ve ruhla beraber olduğu açığa çıkmış oldu."Onların üstüne bir bina yapın..." da mağarada bırakın "... dediler."Yani mağaranın girişini örüp, onları içinde bırakın. Çünkü Ashab-ı Kehf bulununca ölmüşlerdi."Onları..." ve hallerini"... en iyi Rableri bilir."Onların arasında konuşmalarında galip gelenler, mutlaka onların Üstü­ne bir mescid yapacağız, dediler."Kralın kendileriyle birlikte müslüman oluşuyla gençlerin konusunda me­seleye hakim olanlar (mü'minler), onların üstüne içinde namaz kılınacak bir mescid yapacağız," dediler. Gerçekten de,mağaranın ağzına yakın bir yere o mescidi inşa ettiler.[22]

 

Sonuç

 

1- Allah'ın kudret, ilim ve hikmetini ortaya koyan deliller gösterilmiştir.

2- Yiyecek, içecek ve diğer şeylerde helali istemek farzdır.

3- Tevbe etmeden şirk ve kâfirlik üzere ölen ebedi olarak cehennemde kalır.

4- Mekkelilerin inkar ettiği diriliş ve hesap verme inancı açıklanmıştır.

5-  Allah Rasûlü (s.a.v.)'nün şu sözü doğru çıkmıştır: "Peygamberlerinin kabirlerini mabed edinen yahudi ve hristiyanlara Al­lah lanet etsin."

"Kendi içlerinde yaşıyan İyi bir adam öldüğünde, kabri üstüne mabed inşa edip onun içine şu suretleri (resim, heykel) yapanlar varya, işte onlar, kıyamet günü insanların en kötüleridir." (Buhari ve Müslim)

6-  Allah Rasûlü (s.a.v.)'nün şu sözü de doğrulanmıştır:

"Vallahi, sizden öncekilerin yollarına karış karış, adım adım uyacaksız.mz." Çünkü mü s lüm tınlar da evliya ve salihlerin mezarları üstüne mescidler yapmışlardır, Şerefli çağlardan sonra kabir veya kabirler olmayan eski bir mescid neredeyse yoktur.[23]

 

22- Görülmeyene   taş   atar  gibi:    "Onlar   üçtür   dördüncüleri köpekleridir"   diyecekler:    "beştir,    altıncıları   köpekleridir"   diye­cekler.    "Hayır  yedidir,   sekizincileri   köpekleridir."   diyecekler.   De ki:   "Onların   sayısını  Rabb'im  daha  iyi  bilir.   Onları  bilen   azdır. Onun    için    onlar    hakkında,    sathi    tartışına    dışında,    derin münakaşaya girme  ve  onlar  hakkında  bunlardan  hiçbirine  bir  şey sorma.

23- Hiçbir şey için  "Bunu yarın yapacağım" deme.

24- Ancak   "Allah   dilerse   (yapacağım)"   de.   Unuttuğun   za­man Rabb'ini an ve  "Rabbimin beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştıracağına  umarım"  de.

25- Onlar,   mağaralarında   üçyüz  yıl   kaldılar.   Dokuz  yıl   da ilave   ettiler.

26- De ki:  "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin  ve yerin ğaybı  O'nundur.   O  ne güzel görendir,   ne güzel işitendir!   Onların,   O'ndan   başka   bir  yardımcısı   yoktur.   Ve   O, kendi  hükmüne  kimseyi  ortak  etmez.

 

Sözlük

 

Gayba taş atarak. Kesin bilgiyle değil de tahminle. Onları çok azları dışında kimse bilmez. İnsanlardan onları bi­len azdır. Onların hakkında tartışma. Sayıları konusunda tartışma.Onlardan hiç kimseye onlar hakkında sorma. Ehl-i Kitab'tan hiç kimseye mağaradakiler hakkında soru sorma.Ancak Allah dilerse. Allah dilerse demedikçe bir şeye söz verme.Doğruluk olarak bundan daha yakın. Peygamberliğimi, Ashab-ı Kehften daha iyi gösteren ve belirten... Göklerin ve yerin bilinmezleri onundur. Göklerin ve yerin gay-bma dair bilgi onun katmdadır. O ikisinde ğaib olan her şeyi Allah bilir.O ne güzel görendir ve ne güzel işitendir. Taaccüp sigasıdır. Aslı, mâ ebsarahu ve ma esmeahu'dur.Onlar İçin Allah'tan başka dost yoktur. Gökler ve yerde yaşı-yanlarm Allah'tan başka herhangi bir dostu yoktur. Onun hükmünde hiç kimseyi Allah'a ortak koşma. Çünkü O hiç kimseyi kendi mülküne ortak etmez. O'nun, kendinden başka­sına ihtiyacı yoktur. Ortağı da yoktur.[24]

 

Açıklama

 

Ayetler, Ashab-i Kehften söz etmeye devam ediyor. Allah Teâlâ, As-hab-ı Kehf hakkında söze atılanları haber veriyor. Bazısı "onlar üç kişiydi, dördüncüleri köpekleriydi..." Diğer bazıları "... beş kişiydiler, altıncıları köpekleriydi, diyecekler." "Görülmeyene taş atarak..."Herhangi bir kesin bilgiye dayanmaksızın ihtimal ileri sürerek. Bazıları da "... Yedidirler, sekizincileri köpekleridir," diyecekler. Sonra Allah Teâlâ, şu sözleri söyleyen ashabına şöyle demesini emretti:"Onların sayısını en iyi Rabbİm bilir. Onları ancak pek azı bilir."Sayılarını pek az bir insan hariç kimse bilmez.İbni Abbas: "Ben, o pek azlık kısımdanım. Yedi kişidirler, sekizincileri köpeklerİdü"," dedi. Belki de o, bunu âyetin gelişinden anlamıştır. Çünkü Allah Teâlâ, birinci ve ikinci grubun dediklerini bilerek ve tanıyarak değil ihtimalle söylediklerini zikretmiş ve üçüncü grup hakkında bir şey buyurmamıştır. Bu da, onların yedi kişi ve sekizincilerinin de köpekleri olduğunu gösterir. En doğrusunu ancak Yüce Allah bilir."Onun için, onlar hakkında normal konuşma dışında derin münakaşaya girme."

Ashab-i Kehf hakkında, Ehl-i Kitab'la, onları yalanlamadan ve de onay­lamadan bizim sana anlattıklarımızı zikrederek açık ve tatlı bir münakaşadan başka türlü tartışma "... Ve Ashab-ı Kehf hakkında, ehlikitaptan hiç kimseye bir şey sorma."Ashab-ı Kehf hakkında... Bunlardan, yani Ehl-i Kitab'tan hiç kimseye. birşey sorma. Çünkü Ehl-i Kkitap, onların sayısını bilmezler. İlimle, bilerek değil hırsla ve tahminle ancak bir şeyler söylerler.

"Hiçbir şey için "bunu yarın yapacağım," deme. Ancak "Allah dilerse ya­parım, de."Gelecekte yapmak istediğin bir iş hakkında, ey Muhammed inşaAllah" demeden "şöyle yapacağım" deme! Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.)'e, yahudi-lerden öğüt alan Kureyş heyeti üç meseleden, ruhtan, Ashab-ı Kehften ve Zülkarneyn'den sorunca, vahiy geleceğini umarak "size yarın cevap verece­ğim," demişti. Ama "İnşaAllah" dememişti. Rabbi, O'na, vahyin 15 gün kesil­mesiyle ders verdi. İçinde O'nun (s.a.v.) için şu dersin yer aldığı bu süreyi in­dirdi.

"Unuttuğun zaman Rabbini an!"Sana öğrettiğimiz istisnayı, yani Allah'ın izniyle (inşaAllah) kelimesini unuttuğunda, sıkıntıdan çıkmak için bir müddet sonra da olsa, O'nu an! keffa-ret de gerekir. Ancak istisna (inşaAllah) size bitişik olursa o başka."Umarım Rabbim beni, bundan daha yakın bir bilgiye ulaştırır de." Unutmadan ve senden istenen özel olandan sonra "umarım Rabbim beni doğruya bundan daha yakın bir bilgiye ulaştırır," de!Yani, umulur ki Allah Teâlâ, peygamberliğimi beni denemek için sor­duğunuzdan daha açık gösteren şeylerden, size bildirmeyi vaadettiğim şeyin daha doğrusuna iletecek ve muvaffak kılacaktır."Mağaralarında üçyüz yıl kaldılar. Dokuz yıl da ilave ettiler."Allah Teâlâ, gençlerin mağaralarında, girdikleri andan Allah Teâlâ'nm onları kavimlerine bulduruşuna kadar, uyuyarak güneş takvimi hesabıyla üçyüz ve ay takvimi hesabıyla dokuz sene daha fazla kaldıklarını (309 sene) bildiriyor."De ki: Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi  bilir."Ehl-i Kitab'tan birinin "üçyüz dokuz sene, mağaraya girişlerinden Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanına kadardır" iddiasına cevap verdi. Allah, bunu şöyle iptal etmiştir: Önce üçyüzdokuz yıl olduğunu açıklamıştır. İkinci olarak, "ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir," buyurmuştur. Üçüncü olarak: "Göklerin ve yerin gaybı..." göklerde ve yerde gayb olanlar "... O'nundur" demiştir. Dördüncü olarak: "O ne güzel görendir, ne güzel işitendir," buyurmuştur. Yani yaratıklarını ne güzel gören ve sözlerini ne güzel işitendir. Öyle ki on­ların hiçbir işi ve durumu O'na gizli değildir. "Onların..." Gökler ve yer ehlinin "... O'ndan başka bir dostu..." yardımcısı "... yoktur. O, kendi hükmüne kim­seyi ortak etmez."Çünkü Allah, başkasına muhtaç değildir ve hiçbir halde ortağı yoktur.[25]

 

Sonuç

 

1- Ehl-i Kitab dini konularda olduğu gibi tarihi olaylarda da pek çok hat­alar yaparlar.

2- Ashab-ı Kehf gençlerinin sayısı yedidir, sekizincileri köpekleridir.

3- Allah Teâlâ'ya karşı gözetilmesi gereken edeblerden birisi de, kulun, "inşaAllah" demedikçe şöyle yapacağım dememesidir.

4-Yine edeptendir: İnşaAllah demeyi unutan, bir müddet sonra bile olsa inşaAllah demelidir. Fakat bir insan herhangi bir işi yapacağına dair yemin ederse, o zaman Allah'ı vekil yapmış olacağından ayrıca birkere daha inşa-allah demiyebilir.

5- Gençlerin, mağaralarında kalış süreleri Kameri Takvim'le üçyüzdokuz yıldır.[26]

 

27- Rabb'inin Kitabından  sana  vahyedileni  oku;   O'nun  söz­lerini   değiştirecek   kimse   yoktur.   O'ndan   başka   sığınılacak   bir kimse  de  bulamazsın.

28- Nefsini,   sabah   akşam,   rızasını   isteyerek  Rab'lerine  yal­varanlarla  beraber  tut  onlarla  beraber  bulunmaya  candan   sabret. Gözlerin,   dünya  hayatının  süsünü  isteyerek  onlardan   başka yana sapmasın.   Kalbini  bizi  anmaktan  alıkoyduğumuz;   keyfine   uyan   ve işe,  hep  aşırılık olan  kişiye  itaat etme.

29- De  ki:   "Bu  gerçek,  Rabb'inizdendir.  Artık  dileyen  inan­sın,   dileyen   inkar  etsin."   Çünkü   biz  zalimlere   öyle   bir  ateş   ha­zırladık   ki,   çadırı   (başka   bir   tefsire   göre   dumanı   veya   duvarı) onları   kuşatmıştır.   Eğer   susuzluktan  feryad   edip   yardım   istese-

ler erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile kendilerine yar­dım edilir! O ne kötü bir içecektir ve ne kötü bir dayanacak kol­tuktur!

30- Onlar  ki   inandılar   ve   iyi  işler yaptılar;   elbette   biz  işi güzel yapanın  ecrini  zayi  etmeyiz.

31- Onlar  öyle   kimselerdir   ki   kendileri   için  Adn   cennetleri vardır.   Altlarından   ırmaklar   akar.   Orada   altın   bileziklerle   beze-nirler;   ince   ipekten   yeşil  giysiler  giyerek  koltuklar   üzerine  yas­lanırlar.  Ne  güzel sevap  ve  ne  güzel dayanacak  koltuk!

 

Sözlük

 

Sana kitaptan vahyedileni oku. İbadet etmek, çağrıda bulun­mak ve Öğretmek için Kur'an'ı oku...Allah'ın kelimelerini değiştirici yoktur. Allah'ın kelimelerinin lafızlarım, manalarını ve hükümlerini değiştirecek yoktur.Sığınak. Korunmak için yöneldiğin sığınak. Nefsini tut. Sabırlı ol.Onun rızasını istiyorlar. Hiçbir dünyevi meta için değil, Allah'a itaat etmeyi ve rızasını kazanmayı isteyerek.»Gözlerini onlardan çevirme. Gözlerini onlardan başka insanla­ra saptırma.Dünya hayatının süsünü istiyorsun. Zenginlerle oturup kalka­rak, şeref ve onur isteyerek... Kalbini bizden ayıran. Kendisine farz olan zikrimizden ve iba­detimizden gafil olan.Onun işi hüsrandır. Zarar, ziyan ve helak...Onun duvarları onları kuşattı. Cehennemde azap gören şukimseleri kuşatan ateşten bir duvar.Yağ tortusu gibi su ile. Yağ bulaşığı, yani tortusu gibi. Kabın dibinde kalan değersiz çökelti.İnce ipek kumaştan ve kalın ipek kumaştan.[27]

 

Açıklama

 

Ashab-ı Kehften söz etmenin sonunda, Allah Teâlâ, Rasûlü (s.a.v.)'ne Kitabı'nı okumasını emir buyuruyor:

"Rabbinin sana vahyettiği Kitab'ı..." O'na ibadet etmek, o kitapla insan­ları Rablerine davet etmek ve mü'minlere getirdiği hak yolu öğretmek için "... oku!"[28]"... O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur."Kitabı okumayı, onunla amel etmeyi ve ona çağırmayı bırakma! Değilse helak olanlardan olursun. O kitaptan yüz çevirenlere ve onu yalanlayanlara Rabbinin yönelttiği tehdit, hakikaten vardır ve gerçekten olacaktır. Çünkü Rabbinin, kendisini inkar eden, kitabım yalanlayıp helalini helal, haramını ha­ram saymayan düşmanlarına olan tehdidini ve dostlarına olan müjdesini içe­ren sözlerini değiştirecek hiç kimse yoktur."O'ndan başka sığınılacak bir kimse de bulamazsın." Sen, eğer sana vahyettiği kitabım okumaz ve içindekilerle amel etmezsen, zikrinden yüz çe­viren kafirlere yönelttiği tehditleri sana da ulaşır. Allah'tan başka dönecek bir kimse, korunacak bir sığınak bulamazsın. Günah ve hatadan korunmuş oldu­ğu halde Rasûlüllah (s.a.v.)'a böylesi şiddetli bir tehdit yöneltilirse, bu tehdit Kur'an'ı okumayı ve onunla amel etmeyi bırakıp Allah'ın emirlerini yerine ge­tirmeyen, helalini helal, haramını haram saymayan Allah Rasûlü (s.a.v.) dışındaki kimselere haydi haydi yöneltilir. Ölmeden önce tevbe etmezlerse bu tehdit onlara mutlaka ulaşacaktır."Kendini, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla bera­ber tut." Rasûlüllah (s.a.v.)'a yönelik bu yönlendirme, müşrikler kendisine, sohbetinde bulunmak ve kendisini dinlemek için Bilal, Süheyb v.b. fakir as­habını uzaklaştırmasını teklif ettiklerinde inmiştir. Rabbi, onu bundan menet-miş, ve ona kendini bu mü'min fakirlerle tutmasını emretmiştir. Onlar, sabah akşam namazlarında Rablerine yalvarırlar. Namazlarıyla, tesbihleriyle ve du­alarıyla dünya malından herhangi bir menfaat istememektedirler. Sadece ge­celerinde ve gündüzlerinde O'na itaat etmek suretiyle O'nun rızasını ve mu-habbetini istemektedirler.

"Gözlerin onlardan başka yana sapmasın."Şeref ve onur uğruna onlarla oturup kalkmak isteyerek gözlerini sakın bu fakir mü'minlerden, o zenginlere çevirme!"Kalbini bizi anlamaktan gafil kıldığımız kimseye uyma!"[29]

İnatçılığından, kibirliliğinden ve zalimliğinden dolayı helak olanlardan ol­sun diye kendisini zikrimizden, müjde ve tehdidimizden gafil kıldığımız kim­seye uyma."... Onun işi hep aşırılıktır. "[30]Ziyan ve helaktir."De ki: Hak (Kur'an) Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen..." getirdiğim ve çağırdığım iman, tevhid ve Allah'a salih amelle itaati "... inkar etsin."[31]Ey insanlar, o Rabbinizden gelen haktır, gerçektir. Allah'ın hidayete er­mesini dilediği kimse iman eder ve Salih amel işler de, Allah onu kurtarır. Allah'ın hidayete ermesini dilemediği kimse ise küfrü üzere kalıp iman etmez de, aldanır ve zarar eder."Çünkü biz zalimlere, çadırı..." ateşten duvarı "... kendilerini kuşatan bir ateş hazırladık." Susuzluğun şiddetinden "... feryad edip yardım isteseler, yağ tortusu gibi..." değersiz ve çökelmiş "... yüzleri haşlayan bir su ile kendi­lerine yardım edilir."İçecek kimse, içmek için yüzünü yaklaştırdığında, derisini ve yüzünü ya­kar. Bundan dolayı, bu su şöyle yerildi: "O ne kötü bir içecektir ve..." cehen­nem, kalınacak yer olarak, yiyecekleri ve içecekleri bakımından "... ne kötü bir dayanacak koltuktur." Çünkü herşeyi kötüdür ve işkencedir. Bu, imana karşı küfrü tercih edene bir tehdittir. . İman edip, salih amel işleyenlere vaadedi-lene gelince, onları da 30 ve 31. âyetler şöyle anlatır:

"Onlar ki, inandılar ve iyi işler yaptılar, elbet biz işi güzel yapanın se­vaplarını zayi etmeyiz."

Bu, değiştirilemez hükmümüzdür. İmanlarına ve güzel işlerine karşılık alacakları ücreti de, Allah Teâlâ şöylece açıkladı:

"Onlar, o kimselerdir ki, onlara Adn cennetleri vardır."

Daimi kalınacak yer olarak Adn cennetlerinde kalırlar. Oranın altların­dan ırmaklar akar. Orada altın bileziklerle bezenirler. İnce ipekten, kalın ipek­ten yeşil elbiseler giyerek koltuklara yaslanırlar."

Cibinlikli divanlara yaslanırlar.[32]

Cenab-i Hakk, daha sonra onlara hazırladığı cenneti övdü. Sevaplan-dınldıkları "ne güzel sevap ve..." takısı, giysisi, yatağı, sediri (koltuğu, kane­pesi,) yiyeceği, içeceği, hûrî'si ve oradaki Allah rızasıyla cennet "... ne güzel dayanak!.." yararlandıkları ve yaslandıkları... Allah bizi cennetlik eylesin. Amin.[33]

 

32- Onlara  şu  iki adamı  misal olarak anlat:  İkisinden  birine iki  üzüm  bağı   vermiş,   onların   etrafını  hurmalarla   çevirmiş,   orta­larında  da  ekin  bitirmiştik.

33- Her iki  bağ oda yemişini  vermiş,  ondan  hiç  bir şeyi eksik etmemişti.  Aralarından  bir  de  ırmak  akıtmıştık.

34- O  adamın  başka  ürünü  de  vardı.  Arkadaşıyla  konuşurken ona;   "ben  malca  senden  zenginim,  adamca  da  senden  güçlüyüm" dedi.    (Herhalde    adam    bahçeye   giderken    arkadaşına    rastladı. Böyle   konuşa   konuşa   bahçeye   vardılar.)

35- Böylece   kendisine   yazık   ederek   bağına   girdi.    "Bunun yok olacağını hiç sanmam," dedi.

36- "Kıyametin   kopacağını   da   sanmıyorum.   Şayet  Rabb'ime döndürülsem  bile  orada  bundan  daha güzel  bir  sonuç  daha  güzel bir yer bulurum."

37- Kendisiyle  konuşan   arkadaşı  ona  dedi  ki:   "Seni  toprak­tan,    sonra   nutfe   spermden   yaratan,    sonra   da   seni   bir   adam biçimine koyan Rabb'ine  nankörlük mü  ettin?"

38- "Fakat O Allah benim rabb'imdir,  ben Rabb'ime  hiç  kim­seyi  ortak  koşmam!"

 

Sözlük

 

Onlara bir örnek ver. İki adamın örneğini onlara ver.îki bağ.O iki bağı, hurmalarla çevirmiştik... Meyvelerini verdi.Ondan hiç zulmetmedi. Bahçeler meyveden hiçbir şeyi eksik etmemiş, aksine tam ve mükemmel vermişti.İkisinin arasında ırmak. Ağaçların ve hurmaların arasından akan bir ırmak.Ve o onunla konuşuyor.Komşusuyla sohbet edip konuşarak.Yardımcılar bakımından en kıymetli. Soy, sop ve adam bakı­mından.Yok olup gideceğini. Dönüş yeri olarak ondan daha hayırlı. Ahirette, bundan daha güzel bir dönüş yeri.

Seni topraktan yaratanı inkar mı ettin? Soru, azarlama gaye-'. sine yöneliktir. Topraktan yaratılma meselesi, aslına, yani Adem'e itibarladır.Meniden.Sonra seni düzenledi. Biçime sokup, adam yapan.Fakat ben. çünkü bu kelimenin aslı lakin ene demektir. Yani fakat ben. Elif hazf olunup, nün nün'da idğam edilmiş ve böy­lece lakinna şekline dönüşmüştür.[34]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ, Rasûlüne (s.a.v.) buyuruyor:Seninle oturmak ve seni dinlemek için inanmış fakirleri etrafından kov­manı öneren o kibirli müşriklere örnek ver. "Onlara..." mü'min ve kâfir "... iki adamı misal olarak anlat! "[35]Onlara Örnek göster."İkisinden birine..." kâfir olana "... iki üzüm bağı vermiş, onların etrafını hurmalarla çevirmiş,.." hurmalarla kuşatmış "... ve ortalarında..." üzüm bağ­larıyla hurmaların "... ekin bitirmiştik. Her iki bağ da ürünlerini vermiş ve on­dan hiçbir şeye haksızlık etmemişti."Ondan hiçbir şeyi eksik etmemişti."Aralarından bir de..," onları sulasm diye "... ırmak akıtmıştık. Onun başka geliri de vardı.[36]Arkadaşıyla konuşurken..." söz arasında ona dönüp öğünerek "... ben malca senden zenginim, adamca da..."[37]Soy sop ve adam bakımından...Bunu övünmek ve büyüklenmek için söylemişti. "... senden daha güç­lüyüm, dedi ve kendisine..." kâfirlikle ve kibirle "... nefsine zulmederek bağına girdi. "Bunun..." bağının "... hiç yok olacağım sanmam," dedi. "Kıyametin ko­pacağını da sanmam..."[38] Senin dediğin gibi "... şayet Rabbime döndürülsem bile, bundan..."[39]bağımdan "... daha güzel bir sonuç..." yer "... bulurum."Eğer kıyamet kopar, insanlar diriltilir ve ben de onlarla beraber diriltilir-sem... Bu adamın bu sözü, müşriklerle kibirlilere musallat olan hastalıklardan biri de gururdur. Burada, rnüslüman olan arkadaşı ona, kendisiyle konuşarak: "Seni topraktan yaratanı inkar mı ettin?" Yani baban Adem'i topraktan, sonra seni nutfeden, yani meniden yaratan, sonra da seni adam biçimine getiren Al­lah (c.c.)'ı inkar mı ettin? Bu, yanılgı içindeki kâfire, mü'minden bir azarla­madır. Ondan sonra ona şöyle dedi:"Fakat o Allah, benim Rabbimdir." Lakin, ben diyorum ki, o Allah benim Rabbimdir. "Rabbime..." ibadetimde, yaratıklarından ".,. hiç kimseyi ortak koşmam."[40]

 

Sonuç

 

1- Derin manaları zihinlere daha iyi yerleştirmek için örnekler vermek güzel bir öğretme metodudur.

2- Hurma ve asma dikmenin ideal şekli açıklanmıştır.

3- Tevhid, diriliş ve hesap-ceza inancı dile getirilmiştir.

4-  Kibir ve gurur, batıla kanma verilmiştir. Bunlar, kişiyi şirke ve küfre götürür.[41]

 

39- "Bağına   girdiğin   zaman:   Maşallah   (Allah   dilemiş   de olmuş),    'kuvvet,   yalnız   Allah   iledir'   demen   gerekmez   miydi? Gerçi  sen  beni  malca  ve  evlatça  senden  az görüyorsun  ama."

40- "Rabb'im  bana,  senin  bağından  daha  iyisini verebilir.  Ve o  senin  bağının  üzerine  de gökten  bir hesap görme  afeti gönderir de bağın kupkuru bir toprak kesilir."

41- "Yahut suyu dibe  çekilir de  bir daha su arayamazsın."

42- Derken  o  inkarcı  kişinin  bütün  ürünü yok edildi,  çardak­ları   üzerine  yıkılmış  durumda  olan   bağın  karşısında,   ona  sarfet-tiklerine  acıyarak  ellerini  oğuşturmaya  başladı:   "Ah  nolaydı,   ben Rabb'ime  kimseyi  ortak  koşmamış  olaydım!"  diyordu.

43- Allah'tan   başka,   kendisine yardım  eden  bir  topluluğu  da olmadı,  kendi kendini de  kurtaramadı.

44- İşte   o   durumda   velilik   (koruyuculuk),   yalnız   hak   olan Allah 'a   mahsustur.   Öyle   durumlarda   insanı  yalnız  gerçek  kudret sahibi  olan  Allah   koruyup  kurtarabilir.   O'nun   vereceği  sevap  da daha hayırlıdır,  sonuç da daha hayırlıdır.

 

Sözlük

 

Allah'ın dilediği. Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmaz.Gökten azap. Atılacak bir azap... Ayak kaydıran dümdüz, gevşek yalçın toprak şeklinde yorumlanır.Veya suyu çekilmiş olur. Yerin derinliklerine çekilmiş, çıkarıl­ması imkansız. Meyveleri yok oldu, hiçbir meyve kalmadı.Ellerini birbirine vurur. Harcadığı büyük çabaya ve bol mala pişman olup hayıflanarak perişanlığını ortaya koyar.Ve o alt üst olmuştur. Asmanın dolandığı çardak direkleri ve yapılarının duvarları, üzerine yıkılmış...Grup. Kavminden olan aşireti gibi insanlardan oluşmuş güçlü bir grup.Orada. Azap, o iki bağın sahibine indiğinde, yani kıyamet günü.Velayet.  Dostluk.  Gerçek hükümranlık ve saltanat Allah Teâlâ'ya aittir.Sevap verenlerin de, hayırla karşılık verenlerin de en hayırlısı Allah Teâlâ'dır.[42]

 

Açıklama

 

Âyetler, fakir mü'minle, zengin kâfire verilen örneğe temas ediyor. Mü'min kâfire, Allah (c.c.)'ın bildirdiğine göre şöyle demişti: "Bağına girdiğin­de..." güzelliğini ve mükemmelliğini beğendiğinde "... Maşaallah..." Allah'ın dilediği olur "... La kuvvete illa bülah..."[43]Yani kuvvet ve kudret sadece Allah'a mahsustur.Hiç kimsenin, Allah Teâlâ kendisine güç vermedikçe ve yardım etme­dikçe, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya gücü yoktur. "... demen gerekmez miydi?"Mü'min, bunu kâfire nasihat vermek ve azarlamak için söylemişti.Sonra şöyle dedi:"Gerçi sen beni..." bugün "... malca ve evlatça senden az görüyorsun ama, belki de Rabbim..." Allah'tan isteğim "... bana senin bağından daha iyisi­ni verebilir. Ve onun..." Kâfirin, bağının "... üzerine de gökten..." atılacak "... bir afet..."[44] azap "... indirir de kupkuru bir toprağa dönüşür."Ekin bitmez, ayak tutmaz (kaygan) yalçın bir toprağa..."Yahut..." suladığın "... suyu dibe çekilir de..." yerin derinliklerine çekilir de, bir daha çıkarmaya güç yetiremezsin ve "... arayamazsın."Allah Teâlâ, mü'minin dileğinin gerçekleştiğini haber veriyor. Çünkü, kâfirin bağı fiilen kuşatılır da içindeki bütün meyveler yok olur. "Ona har­cadığına..." bağına sarfettiği çabaya ve paraya pişman olup içi yanarak "... el­lerini oğuşturmaya başladı. Çardakları üzerine yıkılmış durumdaydı." Yani bağdaki bütün ürünler yerle bir olmuştu. Asma için çardak yaptıkları, asmayı üzerine attıkları asma direkleri, yapı duvarlarının damı çöktüğü gibi çökmüş­tü. İçi yanarak, pişman olarak "keşke Rabbime kimseyi ortak koşmamış olay­dım," diyordu. "Allah'tan başka kendisine yardım edecek..." güçlü bir "... to­pluluğu da olmadı." Hezimete uğramış o kafir "kendi kendini de kurtaramadı."Çünkü Allah'ın yardımsız bıraktığının yardımcısı yoktur. Allah Teâlâ,daha çok kıssaya benzeyen örneğin sonunda, "Orada..." kıyamet günü "... velilik..." güç, otorite, saltanat "... yalnız hakk..." mabud "... Allah'a aittir." Putlara ve taşlara değil."O, en hayırlı sevap veren..." imanın ve salih amelin sevabını verenlerin en hayırlısı "... ve en hayırlı sonuç bağlayandır."Yüce Allah sonuç bağlayanların, yani güzel sonuçlarla ödüllendirenlerin en hayırlısıdır.[45]

 

Sonuç

 

1- Suheyb, Selmaıı ve Bilal gibi mü'minlerin gidecekleri cennet açıkla­nmıştır. Ebu Cehil, Ukbe b. Ebu Mu'ayt gibi kâfirlerin de cehenneme girecek­leri beyan edilmiştir.

2- Bir şeyi beğenenin "maşaallah, la kuvvete illa billah" demesi müs-tehaptır. Artık, beğendiği o şeyin başına Allah'ın izniyle bir şey gelmez.

3- Allah Teâlâ, mü'min kullarının duasını kabul eder, dileklerini gerçek­leştirir.

4- Allah'ın yardım etmediği, yardımsız kalmıştır. Asla yardım alamaz.

5- Kula faydalı dostluk anlamındaki dostluk başkasının değil yalnız Al­lah'ın dostluğudur.

6- Hükümranlık ve saltanat anlamındaki dostluk, kıyamet günü başka­sına değil sadece Allah'a aittir. Çünkü hem hükümranlık, hem de iş Allah'a aittir.[46]

 

45- Onlara   dünya   hayatının,    tıpkı   şöyle    olduğunu    anlat: Gökten   bir   su   indirdik,   yerin   bitkisi   onunla   karıştı   ve   sonunda bitkiler,   rüzgarların   savurduğu   çöp   kırıntıları   haline   geliverdi. İşte   hayat  böyle   bir   mevsim   kadar  kısadır.   Hayatı  yeşerten,   ku­rutan,   tekrar  yeşertecek  olan   hep  Allah*tır.   Allah,   her   şeye   kâ-dırdır.

46- Mal ve  oğullar dünya  hayatının  süsüdür.  Kalıcı  olan  gü­zel  işler  ise  Rabb'inin  katında  sevapça  da  daha  hayırlıdır,   umut­ça da daha hayırlıdır.

 

Sözlük

 

Misal. Örnek.Kuru, kırıntı. (Çer çöp)Onu rüzgarların dağıttığı. Hafif ve kuru olduğundan ayırdığı.Gücü yeterek. Hiçbir şeyin âciz bırakmadığı tam güçle...Dünya hayatının süsü. Süslendiği şeyler.Geride kalan iyilikler. Türlü ibadetlerden oluşan salih ameller.Hedef olarak daha hayırlı. İnsanın umarak beklediği hayır.[47]

 

Açıklama

 

Bu da, insanların aldandığı, onları yanıltan ve Rableri Allah'tan alıkoyup O'nu zikrettirmeyen ve şükrettirmeyen, sonunda gazabını ve cezasını hak et­tiren dünya hayatına dair verilmiş bir başka örnektir.Allah Teâlâ, elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.)'e hitap ediyor:"Onlara..." mala ve güce aklananlara "... dünya hayatının..." hiçbir za­man değişmeyen gerçek yüzünün "... tıpkı şöyle olduğunu anlat: Gökten indir­diğimiz bir su gibidir. Yerin bitkisi onunla karıştı ve..." boy attı, gelişti, yeşer-di ve denk düştü de, (o ekin) kendini sahiplerine beğendirdi ve sahiplerini beklentilerinden dolayı neşelendirip sevindirdi. Ansızın, Allah'ın takdiriyle yakıcı bir rüzgar esiverdi. "... rüzgarların..." oraya buraya "... savurduğu çer-çöp haline..." kurumuş, darmadağınık çöp kırıntısı haline "... geliverdi. Allah her şeye muktedirdir."Tam anlamıyla kadirdir. Böylece dünya ehli her iyilikten umutsuz oldu-

lar."Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Devamlı ve kalıcı olan nimet­ler ise Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, umutça da daha hayırlıdır.Cenab-ı Hakk, dünyaya önem verenlerini yanıltıp yok oluş noktalarına sürükleyen dünya hayatma [48]örnek verdikten sonra, diğer bir gerçeği daha haber verdi. Bu gerçeği, kullarına istifade etsinler diye bildirdi."Mal ve oğullar..." ya da erkek ve kız çocuklar "... dünya hayatının süsüdür."[49]

Başka bir şey değil. O dünya menfaatleri ile bir müddet güzel yaşarlar sonra geçip giderler. Onlara aldanmak uygun değildir. Çünkü insanın gayretini bu hayata yöneltirler de iman ve salîh amelle ahiret mutluluğunu istemekten vazgeçirirler. Bu âyetteki hakikatin bir bölümü budur.İkinci bölümü ise şudur:"Baki kalacak olan güzel işler..."Hayır faaliyetleri, her türlü ibadetleri kapsamaktadır. Ki, sübhânallah, elhamdülillah, lâ ilahe illallahu vallahü ekber ve lâ havle ve la kuvvete illa bil­lahi[50] da bunlardandır. "... sevapça da daha hayırlıdır, umutça da..." İnsanın umduğu, elde etmeye rağbet gösterip, ümit ettiği iyilik bakımından da "... daha hayırlıdır."[51]

 

Sonuç

 

1- Dünya ahirete nisbetle değersizdir ve sonucu kötüdür.

2- Mal ve oğullar, süs olmaktan öte bir şey değildir. Süs, süratle yok olur. Mal ve oğullar da öyle... Bunlara aldanmamalıdır. Kulun fani olacağı dün­ya yerine, baki kalacağı cenneti istemesi gerekir. Bu da, iyilik türleri ve na­maz, zikir, teşbih, cihad, oruç, zekat gibi ibadet çeşitleri olanın baki kalacağı süzel işlerdir.[52]

 

47- Yalnız   işlerin  yarar  sağlayacağı  gün   dağları  yürütürüz; yeri  al  açık  (çırılçıplak)  görürsün  dağlar  savrulup  dümdüz  olmuş, engebeler   kalkmıştır;   onları   hepbir   yere   toplamışız,   hiç   birini bırakmamışızdır.

48-Ve  hepsi  sıra  sıra  senin Rabb'ine  sunulmuşlardır.

"Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi çırılçıplak, yalnız, malsız, mülksüz bize geldiniz! Oysa siz, size yaptıklarınızdan hesap   sorulacak   bir  zaman   tayin   etmeyeceğimizi   sanmıştınız."

49- Kitab   ortaya   konulmuştur.   Suçluların   onun   içindekiler-

den korkarak: "Vah bize, bu kitaba da ne oluyor, ne küçük ne de büyük hiç Mr şey bırakmıyor, her yaptığımız şeyi sayıp dökü­yor!" dediklerini görürsün. Yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rab-bin   kimseye  zulmetmez.

 

Sözlük

 

Dağları yürütürüz. Kökünden sökülür ve sayılıp savrulmuş olur.Açıktan. Çünkü üzerindeki yapılmış olan herşey yok olur. Her şey apaçık gözükür.Bırakmadık. Onlardan hiçbirini bırakmayız. Buluşma vakti. Hesaba çekilip karşılığını almak için canlı ola­rak dirilteceğimiz bir zaman, vakit. [53]Ve kitap kondu. İyilikler kitabı, kötülükler kitabı. Mü'mine sa­ğından, kafire solundan verilir.Korkarak.Bize yazıklar olsun. Yetiş, ey ölümümüz, geleceğin zamandır.En küçüğü dahi bırakmaz. Günahlarımızın küçüğünü ve büyü­ğünü bir bir toplamadan bırakmamış.Yaptıkları hazır olarak.[54]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ, dünya hayatının sonunu, yani geçici olup son bulacağını zikredip güzel işlere ve kıyamet günü umulacak sevabına teşvik edince, kıya­met gününden bir nebze söz etmek gerekli oldu. O gün, dünya hayatında ka­zanılanların karşılığının görüleceği gündür."O gün, dağlar yürür."[55]Hatırlat o günü ki, o gün dağlan yürütürüz. Köklerinden sökülürler de darmadağaıı olurlar.Yeri çırılçıplak..." apaçık. Üzerinde hiçbir şey olmadan... Artık düz ve bitkisiz bir ovadır. "... görürsün. Onları haşretmişizdir..."Kabirlerinden duruşma için toplamışızdır. "... hiçbirini bırakmamışızdır."Onlardan var olan hiçbirini terk etmemişizdir."Ve hepsi sıra sıra senin Rabbine sunulmuşlardır."Ey peygamber, süklüm püklüm, el pençe divan durarak, sıra sıra.,. Azar­lamak ve başlarına vurmak için kendilerine: "Andolsun sizi ilk defa yarattı­ğımız gibi bize geldiniz."[56] Ne malınız var, ne gücünüz. Aksine yalınayak, çırılçıplak ve sünnet edilmemiş olarak...[57]"Oysa siz sandınız ki..."[58] Benim sîzi kıyamet günü için toplamaya­cağımı size bir vakit tayin etmeyeceğimi yalan yere İddia ettiniz. İşte siz, hesabı Ve cezayı bekleyerek huzurumuzda toplanmış durumdasınız, bunda bir azarlama ve başa vurma vardır."Kitab konulmuştur."[59]İyilikler ve kötülükler kitabı. Her birine kitabı verilmiştir. Mü'min, kita­bını sağından, kâfir solundan alır. O anda "suçluların, onun içindekilerden..." Kitaptaki kötülüklerden "... korkarak 'vah bize..."[60] dediklerini görürsün." Pişmanlıkla ve içleri yanarak veyillerini, yani ölümlerini çağırırlar ve şöyle derler: "Bu kitaba da ne oluyor? Ne küçük, ne de büyük saymadık..." günah "... bırakmıyor." Bİr bir sayıyor. Kitabın sunulmasının sonunda Yüce Allah şöyle diyor: "Yaptıklarını hazır bulmuşlardır."Hayır ve serlerini, kitaplarında tespit edilmiş olarak bulmuşlardır, ona göre hesaba çekilmiş ve karşılık görmüşlerdir. "Rabbin hiç kimseye zulmetmez."Günahlarına bir günah bile eklemez, iyiliklerinden bir iyilik bile eksilt­mez. Cennetlik cennete, cehennemlik cehenneme girer.[61]

 

Sonuç

 

1- Diriliş ve hesap-ceza inancı, bunları inkar edenlere duyurularak açık­lanıyor.

2- insan, Allah Teâlâ'nın yarattığı gibi, hiçbir şeysiz, yalınayak, çırılçıp­lak, olarak diriltilir.

3- Dünyada amel defterinin tutulduğu ve ilahi adaleti gerçekleştirmek için kıyamet günü sahiplerine verileceği inancı dile getirilmiştir.

4- Allah Teâlâ zulmetmez. Mutlak surette ihtiyaçsız olduğu ve hiçbir şeye muhtaç olmadığından zulmetmek onun şanına yakışmaz.[62]

 

50- Meleklere:    "Adem'e   secde   edin!"   demiştik,   secde   etti­ler,  yalnız  İblis  etmedi.   O   cinlerdendi,  Rabb'inin   buyruğu   dışına çıktı.   Şimdi  siz  benden  ayrı  olarak onu  ve  onun  neslini dostlar mı ediniyorsunuz?   Oysa   onlar,   sizin   düşmanınızdır.   Zalimler   için   ne kötü  bir  değiştirmedir  bu.  Dost  olan Allah'ı  bırakıp  düşman  olan şeytanı   ve   zürriyetini   dost  tutmak!

51- Ben   onları   ne  göklerin,  yerin,  yaratılmasında   ve  ne  de kendilerinin     yaratılmasında     hazır     bulundurmadım;     yoldan saptırıcılacı  kendime  yardımcı  tutmuş  da  değilim.

52- O gün Allah,  kâfirlere  der ki:   "Benim  ortaklarım  zannet­tiğiniz    şeyleri    çağırın    da    sizi   azabımdan    kurtarsınlar!"   İşte çağırdılar   ama   çağırdıkları,   kendilerine   cevap   vermediler.   Ve   biz onların  aralarına tehlikeli bir uçurum  koyduk.

53- Suçlular   ateşi   gördüler,   artık   içine   düşeceklerini   iyice anladılar, fakat ondan  kaçacak bir yer bulumadılar.

 

Sözlük

 

Adem için secde edin. Sizlere bana itaati emrettiğim gibi Adem'i eğilerek selamlayın. Buradaki secde ibadet değil, se­lamlama ve üstünlüğünü kabullenme manasınadır. Çünkü iba­det yalnız Allah'a yapılır.Sadece Şeytan, secdeden çekindi ve reddetti. Rabbinin emrine karşı isyan etti. İtaatinden çıktığının anlamı budur. Melekler­den değildi. Aksine cinlerdendi. Bundan dolayı Rabbine isyan etmesi mümkün oldu.Onu ve onun nesillerini dost mu ediniyorsunuz? Bu soru üslu­bu red manasınadır. Çünkü Allah Teâlâ, Ademoğullarınm şey­tanı ve evladını itaat ve sevgiyle, yardımlaşmayla dost edin­melerini ayıplıyor, reddediyor. Halbuki onlar insanlara düş­mandır.Ademoğullarınm tutumuna hayret! Bunu nasıl yapı­yorlar?Zalimler için ne kötü bir karşılıktır. Allah'a ve Rasûlü'ne itaat etmek yerine İblis'e ve nesline İtaat ne kötü bir karşılıktır.Sapmışları yardımcı edinmek. Ben insan ve cin şeytanları yaratmada ve takdirde yardımcı edinmiş değildim. Nasıl onlara İtaat eder ve bana âsi olursunuz?Uçurum. Vadi. Cehennem vadilerinden bir vadi. Orada toptan yok olurlar. Tabii cehenneme girdiklerinde... Cehennemden ön­ce ise mubİk, müşriklerle taptıkları arasındaki perdedir. Daya­nağı şu ayettir: "Suçlular cehennemi görüp, artık içine düşe­ceklerini İyice anladılar."Orası onların düşecekleri yerdir. İçine düşecekleri yer cehen­nemdir.Ondan kurtulacak yer bulmadılar. Azabından kurtulmak için kaçacakları başka bir yer bulmadılar.[63]

 

Açıklama

 

İlahi kelam, Ademoğullarına yol göstermeye ve kendilerini azaptan kur­taracak, İki dünya saadetini gerçekleştirecek şeylere yönlendirmeye devam ediyor. Allah, Rasûlü'ne şöyle hitab ediyor:"Onlara hatırlat. "Hani biz meleklere..." (Onlar değerli kullarımızdır) "... Adem'e secde edin, demiştik."Emrimizi tuttular. İblis hariç. Ama bugün insanların ona itaat ettiği, cin­lerden olan Şeytan, secde etmedi. Böylece emrimize karşı isyan etti,[64] itaati­mizden çıktı."Şimdi siz onu dost mu ediniyorsunuz?[65]Ey Ademoğulları, babanızın ve Rabbinİzin düşmanını ve aynı zamanda kendi düşmanınızı ve neslini, [66]onlara uyarak sizden istedikleri kâfirlik ve günahkarlık türlerini yerine getirerek dostluk yapacağınız dostlar edinmeniz doğru mu?! Kendi kendilerine "Zulmedenler için..." Allah'a ve Rasûlü'ne itaat ve onlarla dostluk etmek yerine şeytana ve zürriyetine itaat ve dostluk "... ne kötü bir değiştirmedir.""Ben onları ne göklerle yerin yaratılmasında, ne de kendilerinin yaratıl-masında hazır bulundurdum. Yoldan saptırıcıları yardımcı tutmuş da deği­lim. "[67]

Allah Teâlâ, yaratmada ve takdir etmede tek başına olduğunu, ne bir yardımcının, ne de bir destekçinin olmadığım ve bunlardan beri olduğunu ha­ber veriyor. Öyleyse nasıl olur da şeytana ve nesline kulluk edilir? Onları da, göklerle yeri de,[68] şu, şeytana tapanları da ben yarattım.

"Sapıtıcıları..." Kullarımızı rızamıza ve cennetimize ulaştıran yolumuz­dan saptıran cin ve insan şeytanları "... yardımcı tutmuş değilim."

Onlardan kendime, bana yardım edecek, işime takviyede bulunacak bir yardımcı tutmuş değilim. Ayetin hülasası, Aİlah Teâlâ insanların şeytanlara kulluk etmesini, yani onlar yaratılmış, kendisi ise hem onların, hem de her şeyin yaratıcısı olduğu halde insanların şeytanlara itaat etmelerini kınıyor.

"O gün, der ki: Benim ortaklarım zannettiğiniz şeyleri çağırın."

Ey elçimiz, Allah'a kulluktan, düşmanı Şeytan'a kulluğa yüz çeviren müşriklere anlat. Onlara, kıyamet meydanında kendilerine; "benim ortaklarım zannettiğiniz şeyleri çağırın!" denilecek günü anlat. Size bu günde şefaat edip azabımızdan kurtaracaklarını iddia ederek bana ibadete ortak koştuklarınızı

çağırın.Ey falan, ey filan diye "işte çağırdılar ama kendilerine cevap vermedi­ler?"Çünkü Allah'tan başkasına tapılanlardan hiçbiri "ya Rabbi, şunlar bana tapıyorlardı" demeye cesaret edemez."Ve biz aralarına tehlikeli bir uçurum koyduk."[69]Kıyamet günü müşriklerle tapmış oldukları putlarının arasına bir perde koymuşuzdur. Böylece onlar kendi aralarındaki düşmanlıklarından dolayı bir­birleriyle dövüşemezler."Suçlular ateşi gördüler." Zincirlerle sürüklenerek oraya getirildiler ve duruşmada bulunanlara cehennem gözüktü. Orayı gördüler. İşte o anda suçlular kesinlikle inandılar kî: "Artık içine düşecekler..."Yani cehenneme girecekler. "Ve ondan kaçacak bir yer bulamadılar."Çünkü zebanilerle kuşatılmışlardı. Cehennemden de, azabından da Al­lah korusun.[70]

 

Sonuç

 

1- iblis ve nesli, insanların düşmanıdır.

2- Hayret! İnsanlar, nasıl düşmanlarına itaat, Rablerine isyan ediyorlar?

3- Allah (c.c.)'tan başka hiçbir şey ibadeti hak etmemiştir. Çünkü O, kendinden başka ibadet edilen her mahlukun Rabbidir.

4- Müşrikler, kıyamet günü yardımsız bırakılır. Kendilerinden, yardım etsinler diye ortak koştukları şeyleri çağırmaları istenir. Çağırırlar ama, tap­tıklarından hiçbiri çağrılarına cevap vermezler.

5- Allah Teâlâ, müşriklerle taptıkları şeytanları cehennemde bir mü-bık'ta toplar. Mübık, cehennem vadilerinin en şerlilerinden ve kötülerinden bir vadidir.[71]

 

54- Andolsun  biz bu Kur'an'da  insanlara her çeşit misali tür­lü   biçimlerde   anlattık.   Ama   insan,   tartışmaya   her   şeyden   daha çok düşkündür.

55- Kendilerine   hidayet  geldiği  zaman   insanları   inanmaktan ve   Rab'lerine   istiğfar   etmekten   alıkoyan   şey,   ancak   evvelkilerin yasasının   kendilerine   de   gelmesini,   yahut   azabın   açıkça   karşı­larına  gelmesini  beklemeleridir.

56- Biz   elçileri   sadece   müjdeleyiciler   ve   uyarıcılar   olarak göndeririz-   İnkar   edenler,   hakkı   batılla   gidermek   için   mücadele ediyorlar.   Onlar,   ayetlerimle   ve   uyarıldıkları   şeylerle   alay   etti' ler.

57-

Kendisine   Rabb'inin   ayetleri   hatırlatıldığı   halde   onlar­dan  yüz   çeviren   ve   ellerinin  yapıp   öne   sürdüğü  günahlarını,   is­yanlarını  unutandan  daha  zalim  kim  olabilir?  Biz  onların  kalhleri üzerine,   onu   anlamalarına   engel  olan   örtüler,   kulaklarının   içine de  ağırlık koymuşuz-  Onları doğru yola  çağırsan  da  bu  halde  asla doğru  yola  gelmezler  çünkü  gerçeğe   basiretlerini  kapamışlardır.

58- Ama   çok   bağışlayan,    esirgeyen   Rabb'in,   eğer   onları, yaptıklarıyle   hemen   cezalandıracak   olsaydı,   onların   azabını   ça-buklastırırdı.  Fakat onlar için  vaadedilen  bir zaman  vardır  ki on­dan  kaçıp  sığınacak  bir yer  bulamayacaklardır.

59- İşte   şu   kentler   de   zulmetmeye   başlayınca   onları   helak ettik.   Onları  helak etmek  için  de  bir süre  belirlemiştik.

 

Sözlük

 

Açıkladık ve açıklamamızı tekrarladık.Her örnekten. İlginç karşılanacak, üstün özelliklerle dolu ör­nekleri açıkladık.Tartışma olarak. Sözlü mücadele; münakaşa, tartışma.Öncekilerin yolu. Kapsamlı yok edişle ve tam bir kökten kazı­yışla azab olunmak.Açık seçik, görünür tarzda.Hakkı onunla iptal etmeki çin. Hakkı batılla iptal etmek için...Alay olarak. Alaya aldılar.Örtü. Kılıf.Ve kulaklarında ağırlık var. Ağırlık... Dolayısıyla duymazlar.Sığınak. Sığınacakları bir yer.Helak edilmeleri için belli bir vakit.[72]

 

Açıklama

 

Yüce Allah'ın kendisine iman etsinler ve yalnızca O'na kulluk yapsınlar da azabından kurtulup ikram evine (cennet) gitsinler  diye kullarına açıkladığı delilleri sergilemeye devam ediyor."Andolsun biz bu Kur'an'da insanlara her çeşit misali  türlü biçimlerdeanlattık."Birçok örnekler verdik ve çeşitli deliler açıkladık, özendirmek ve sakın­dırmak için müjdelerimizi ve tehditlerimizi Kur'an'da açıkladık da açıkladık. Bütün bunları inkarla ve büyüklük taslayarak karşıladılar."Ama insan,[73] tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür."İnsan çabasının çoğunu tartışmaya ve çekişmeye harcar. Bunun sebebi tartıştığı konu, aleyhine ise hakkı itiraf etmesin, hakka teslim olmasın ve hakkı yerine getirmesin.Allah Teâlâ, insanları "kendilerine hidayet geldikte sonra inanmaktan" alıkoyan şeyi bildiriyor. Bu; kafirlikten, şirkten ve kötü amellerden vazgeçtik­ten sonra imanla ve salih amelle girilen kurtuluş ve mutluluk yolunun açıklan-masidır."İnanmaktan ve Rablerine istiğfar etmekten alıkoyan şey, ancak evvel­kilere ait olan bozuk adetlerdir..."Köklerinin kazınması ve topluca yok edilme azabının "... kendilerine gel­mesi, yahut..." kıyamet günü "... azabının açık seçik [74] karşılarına[75] gelmesi-dır."îşte o zaman iman fayda vermez."Biz peygamberleri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönder­mekteyiz."İman edip salih amel işleyenlere cenneti müjdeleyen, inkar edip kötü amel işleyenleri cehennemle uyaran davetçiler ve rehberler olarak gönder­mekteyiz. Peygamberleri zorbalar olarak göndermedik ve onlara bütün insan­ların hak yola girmesi görevini de yüklemedik. Ama inkar edenler, bu gerçekten gafil oluyor ve "hakkı batılla iptal etmek için mücadele ediyorlar. Âyet­lerimi..." Allah'ın âyetlerini ve delillerini "... ve uyarıldıkları.." kâfirliklerinin ve inatlarının gerektirdiği azap gibi "... şeyleri alaya aldılar." Alay edip eğlen­diler. Böylece en zalim insanlar oldular."Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldığı halde, onlardan yüz çeviren ve yapmış olduğu amelleri..."Suçu, günahı ve şirki"... unutandan daha zalim kim olabilir? Allah'ım,hiç kimse bu inatçı kâfir insandan daha zalim olamaz. Sonra Allah Teâlâ, bunları zulüm, yüz çeviriş ve unutkanlık sebebini kaydediyor: Allah'ı unutup O'ndan yüz çevirenlere itaat etmek, Allah Teâlâ, şerre, zulme ve fesada dalanlar hakkındaki kanununa göre, kalbine, onu kuşatıp hiçbir şey anlamaz hale geti­recek bir örtü koyar Kulaklarına da, hidayeti (doğruyu, gerçeği) duyamaya­cağı bir ağırlık koyar. Bunun için elçisine (s.a.v.): "Onları doğru yola çağırsan da bu halde..." Kalplerine örtüler, kulaklarına ağırlık konulduktan sonra "... asla doğru yola gelmezler," buyurmuştur."Ama çok bağışlayan; esirgeyen Rabbin eğer onları yaptıklarına karşılık hemen cezalandıracak olsaydı..."Bu yüz çevirmiş zalimleri yakalayacak olsaydı..." "... onlar için azabı çabuklaştırırdı."

Ama bağışlaması ve acıması, buna razı olmaz. Değilse, azaplarını çabuklaştırrp, size göstere, göstere onları önünüzde helak ederdi."Ama o kafirler için vaadedilen bir zaman vardır ki ondan kaçıp sığına­cak bir yer bulamayacaklardır."Ne kurtulabilecekleri bir kurtuluş yeri, ne de sığınabilecekleri bir sığınak bulabileceklerdir. Bunun, Bedir Savaşı'nda olması tercih olunur. Çünkü âyet­lerin akışı; Ebu Cehil, Ukbe b. Ebu Mu'ayt ve Ahnes b. Şurayk gibi Allah'ın hidayetinden mahrum inatçı zalimler hakkındadır. Bu birincisidir...

İkincisi ise şudur: "İşte şu şehirler; ne zaman zulmettilerse..." Hud, Salih ve Lut kavimlerinin şehirler halkları kastediliyor.

"... Biz onları helak ettik. Onları helak etmek için de belli bir vakit tayin etmiştik."Helak etmek için belirli bir vakit. Şu Kureyşli suçlular da öyledir. Onları da Bedir'de helak etmiştir. Ebediyen onlara lanet olsun.[76]

 

Sonuç

 

1- Allah Teâlâ, kitabında deliller açıklayarak ve örnekler vererek insan­lara mazeret ileri sürme imkanı bırakmamıştır.

2- Mücadele etmek, düşmanlık beslemek, tartışma ve çekişme insanda var olan bir karakterdir. Ancak davranışlar ıslah edilmelidir.

3- Peygamberlerin görevi, insanları iman etmeye zorlama değil müjdele­me ve uyarmadır. Dinde zorlama yoktur. Her kul kendi tercihiyle inanır veya inkar eder.

4- Kur'an kendisine hatırlatılıp da yüz çeviren ve ellerinin işlediğini unu­tarak suçlarını devam ettiren kimsenin  zulmü büyüktür. Çünkü bilenlerle bil­meyenler bir olamazlar. Bilerek inadından dolayı günah işleyenin cezası da daha şiddetli olur.

5- Kul, şer ve fesadı, inatla ve ısrarla devam ettirirse, imandan ve hayır­dan engellenir ve ebediyen hidayetten mahrum bırakılır. Bu Allah'ın bir kanu­nudur. Sonunda zalim bir kâfir olarak ölür de alçaltıcı azapta ebedi kalır.[77]

 

60- Musa genç arkadaşına demişti ki:   "Durmayıp ya  iki deni­zin  birleştiği yere  varacağım  veya  uyun  bir zaman  yürüyeceğim."

61- İkisi  yürüdüler,   iki   denizin   birleştiği  yere   varınca,   tut­tukları  balığı,   kokmasın  diye  bir  su  birikintisi  içine  bıraktılar  ve orada   bir   kayaya   sığınıp   balıklarını   unuttular,   batık   sıyrılıp   de­nizde yolunu  tuttu.

62- Orayı   geçip   gittiklerinde   Musa   genç   arkadaşına:   "kah­valtımızı   bize  getir  de  yiyelim,   andolsun   ki,   bu  yolculuğumuzdan epey yorgunluk  çektik," dedi,

63- Genç   arkadaşı:   "Gördün   mü,   dedi   kayaya   sığındığımız vakit  balığı   unuttum.   Onu   söylememi,   bana   ancak  şeytan   unut­turdu.  Balık,  şaşılacak  biçimde  denizin  içinde yolunu  tuttu!"

64- Musa:   "İşte  aradığımız  o  idi," dedi.   Tekrar izlerini  takib ederek geriye  döndüler,   kayaya  vardılar.

65- Orada kullarımızdan  bir kul buldular ki,  biz  ona katımız­dan  bir rahmet vermiştik ve  ona katımızdan  bir ilim  öğretmiştik.

66- Musa  ona:   "Sana  öğretilenden,   bana  da  bir  bilgi  öğret­men için sana tabi olabilir miyim?" dedi.

67- O   da:   "Sen  benimle  beraber  bulunmaya  dayanamazsın,"

68-    "Sana  bildirilmeyen  bir  şeye  nasıl dayanabilirsin?"

69-   Musa:    "İnşallah,   dedi,   beni   sabredici   bulursun,   senin emrine   karşı  gelmem."

 

Sözlük

 

Musa genç arkadaşına dediğinde. îsrailoğullarınm peygamberi Musa b. İmran'ın, Yuşa b. Nun b. Efrayim b. Yusuf (a.s.)'a şöyle dediği zamanı anlat.İki denizin birleştiği yer. Fars denizi ile Akdeniz'in birleştiği yer.Uzun zaman. Hukub kelimesi, zaman anlamına gelir. 80 yıllık bir zaman, çoğulu ahkab'tır.Denizdeki tünel gibi yolunu tuttu.Geçtiklerinde. Kayanın bulunduğu yeri geçip gittiklerinde. Balık, denize yolunu oradan tutup gitmişti.Denizde hayret. Musa'ya hayret! Çünkü balığın canlanmasına ve denizde dağdaki tünel gibi bir yol tutmasına şaşmıştı.Ayak izlerini takip ederek.;Kullarımızdan bir kul. Hızır (a.s.).Öğretildiğin doğrudan Bildiğin hidayetten. Hakka erdiren ve hidayete vardıran.Kavramadığın bir ilim. "Ve la a'si leke emran" Sana karşı olma­yacağım. Hoşuma gitmese de senin bana emrettiğine uyarım.Hiç bir işde sana asi olmayacağım.[78]

 

Açıklama

 

Bu, Hz. Musa (a.s.)'nın Hızır (a.s.)'la olan kıssasıdır.[79] Kıssamız, Hz.Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliğini ilan etmekte ve pekiştirmektedir. Çünkü böylesi gerçek kıssaları, bir kimse Allah (c.c.)'tan vahiy almadıkça bi­lemez ve anlatamaz."Musa genç arkadaşına demişti ki..."Ey Rasûlümüz, varlığımıza ve birliğimize, bize kavuşulacağına ve pey­gamberliğine delil getirmek için Musa ile Hızır'ın kıssasını anlat: İsrailoğul-larına gönderdiğimiz peygamberimiz Musa b. İmran, yardımcısı[80] Yuşa' b. Nun'a Rabbimin, Hızır'dan ilmimi artıracağım bir ilim öğreneyim diye, kul­larından, benden daha alim bir kulu ile buluşmaya yönlendirdiği yere, "İki de­nizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım" yürüyeceğim. "... Ya da uzun bir zaman yürüyeceğim."[81]İlim öğrenmek için o salih kula ulaşıncaya kadar yürüyüşümü uzun bir zaman sürdüreceğim."İki denizin birleştiği yere vardıklarında..."İki deniz arasına. Babülmendeb'teki Rum ve Fars denizleri arasına. Orada Kızıl deniz'le Atlas Okyanus'u birleşiyordu. Veya Tanca (Cebel-i Târik Boğazı) yanındaki Akdeniz'le Atlas Okyanusu'dur. Hangilerini kastettiğini en iyi Allah bilir. "... balıklarını unuttular." Genç arkadaşı balığı unuttu. Çünkü balığı o taşıyordu. Ama Arapça'daki bilinen kural[82] işletilerek, unutma hem gence, hem Hz. Musa'ya atfedildi. Allah Teâlâ, bu balığı, Hz. Musa için balığın kaybolduğu yerde Hızır'ın var olacağına bir belirti kılmıştı. Çünkü Bu-hari'de geçtiğine göre olay şöyle başlamıştı:

Bir gün Hz. Musa (a.s.) İsrailoğullarından bir gencin hoşuna gitmişti. Hz. Musa'ya: "Senden daha alimi var mı, Musa?" diye sormuştu. O da: "Ha­yır!" demişti. Rabbi, ona hemen "Evet var. Kulumuz Hızır!.." diye vahyetti. Hz. Musa, Hızır'dan ilim öğrenmek için buluşmalarını arzuladı. Bunu Rabbin-den diledi. Allah Teâlâ'da, buluşacakları yerin, iki denizin birleştiği yere yön­lendirdi. Belirti olarak da balığı verdi. Hz. Musa'ya yiyecek olarak bir balık almasını emretti ve balığı kaybettiği yerde Allah'ın kulu Hızır'ın bulunacağını bildirdi. Bundan dolayı iki denizin birleştiği yere vardıklarında istirahat ettiler. Hz. Musa (a.s.) uyudu, genç arkadaşı yarı uyur durumdaydı.[83]pişmiş balık ansızın zembilden çıktı ve denize doğru yolunu tuttu. Hz. Musa (a.s.)'ya bir delil olarak o yoldan deniz açılıp bir kemer veya tünel halini aldı. Yuşa'ı da uyku bastırdı ve uyudu. Dinlendiklerinde, yolculuklarını sürdürmek için kalk­tılar. Genç arkadaşı, balığın zembilden çıkıp denize girişini uyku bastırdığı için unuttu ve aklından çıktı. Uzunca bir mesafe yürüdükten sonra acıktılar. Denizin birleştiği mmtıkaya [84]geçmişlerdi. Hz. Musa, genç arkadaşına; "kuş­luk yemeğimizi getir..." dedi. Sonra da sebebini açıkladı.

"Andolsun bu yolculuğumuzdan epey yorgunluk çektik ve acıktık." O anda genç arkadaşı, Allah'ın anlattığı şekilde Hz. Musa'ya cevaben: "Gördün mü?" Hatırlıyor musun? Dibinde dinlendiğimiz "... kayaya sığındığımız vakit, ben balığı unuttum." Özür dilercesine "Onu söylememi bana ancak şeytan u-nutturdu. Balık şaşılacak şekilde..?" ölmüşken dirildi ve denize varana kadar ilerledi ve deniz yarılıp tünel gibi oldu. "... denizin içine yolunu tuttu."

Hz. Musa, Allah'ın bildirdiği gibi, şöyle dedi:"İşte aradığımız o idi." Böyledir. Çünkü Allah Teâlâ balığın kaybolma­sını, Hz. Musa (a.s.) için Hızır'ın bulunduğu yere işaret kılmıştı."İzlerini takip ederek..." ayak izlerini izleyerek "gerisingeri döndüler. Orada katımızdan bir rahmet..." peygamberlik "... verdiğimiz ve katımızdan bir ilim..." ona has bir gayb ilmi "... öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul olan"[85]Hızır (a.s.) "... buldular."Kendisine merhamet etmesini isteyerek "Musa ona: Sana öğretilen rüşdden bana da Öğretmen şartıyla sana tabi olabilir miyim, dedi."Allah'ın sana Öğrettiği rüşdden... Yani beni hakka götürecek ve saye­sinde hidayet elde edeceğim, hayra götürecek bir bilgi. Hızır, şöyle cevapladı:"Sen benimle beraberliğe sabredemezsin."

Hz. Musa'nın, kendisinden kabul edemiyeceğİ fiiller göreceğini söyle­mek istiyor. Halbuki Hızır, o fiilleri mutlaka yapmalıdır. Hz. Musa'nın bunlar­dan dolayı içi daralıp sabır gösteremeyebilir. Hızır, Musa'ya niye sabrede-meyeceğini de açıkladı:"Kavrayamadığın..." tam bilmediğin "... şeylere nasıl sabredersin?"

Musa, neye mal olursa olsun ilim öğrenmeye kesin karar vermiş olarak: "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve hiç bir emrine karşı gelmem," dedi. Bana emrettiğini yapacağım; hoşlanmadığım ve içimin almadığı bir şey de olsa...[86]

 

Sonuç

 

1- Allah Teâlâ, peygamberi Musa (a.s.)'yı> "senden daha alimi var mı?" diye sorulduğunda "hayır!" diye cevap vermesinden dolayı Musa (a.s.)'a ders verdi. En azından Allahu a'Iem demesi gerekirdi. Bu sebeple kendisine ve bu güç yolculuğa çıkması görevi verildi.

2- Yol arkadaşlığı, öğrencinin hocasına hizmeti müstehaptır. Çünkü Yuşa, Musa'ya azığını taşıyarak hizmet ediyordu.

3- Ne kadar salih olursa olsun, İnsan unutma ile karşı karşıyadır.

4- Hatadan sevaba, yanlıştan doğruya dönmek, yanlışta inad etmekten daha İyidir, "tekrar izlerini takip ederek geriye döndüler."

5- Ölü balığı diriltmede, suyun balığa bir kemer gibi açılmasında, balık için bir tünel, Hz. Musa ve genç arkadaşı için şaşılacak bir şey olmasında Allah'ın kudreti tecelli etmiştir. Hz. Musa, bu şaşırtıcı şey sayesinde Hızır'ın yerini tespit etmiş ve orada Hızır'ı bulmuştur.

6- Kişi ne denli alim olursa olsun, ilminin artmasını istemesi güzel bir ahlaktır. Burada şu hadisi hatırlatmakta yarar var: Bir hadis, ezberleyip amel eden için bir kantar altından daha hayırlıdır. İbni Abbas (r.a.)'m sözüdür. Hz. muşa Rabbinden şöyle diledi: "Ya Rabbi, hangi kulunu daha çok seversin?" Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Beni anıp unutmayanı." Yine sordu: "Hangi kulun daha değerlidir?" Cenab-ı Hakk; "Hakkı yerine getiren ve nefsi arzularına uy­mayan, " buyurdu. "Ya Rabbi, hangi kulun daha alimdir?" diye sordu. Allah (c.c): "O kimse ki, belki kendisini hak yola götürecek veya beni reddetmek­ten çevirecek bir kelimeye rastlarım diye kendi ilmine insanların ilmini kat­mak ister." Hadisin devamı, İbn Cerir et-Taberi Tefsiri'ndedir.[87]

 

70- O  kul:   "O  halde,  dedi,  eğer bana  tabi  olursan  ben  sana anlatıncaya   kadar yaptığım   hiç   bir  şey  hakkında   bana   soru   sor­ma."

71- Bunun   üzerine  yürüdüler.   Nihayet gemiye   bindikleri  za­man  gemiyi  deliverdi.  Musa   "Halkını  boğmak  için  mi gemiyi  del-din?  Gerçekten  sen,  çok tehlikeli bir iş yaptın!" dedi.

72- O   kul:   "Sen   benimle   beraber   bulunmaya   dayanamazsın demedim mi?" dedi.

73- Musa "Unuttuğum şeyden ötürü beni kınama ve bana bu işimden dolayı bir güçlük çıkarma," dedi.

74- Yine yürüdüler. Nihayet bir oğlan çocuğuna rastladılar. O kul hemen onu öldürdü. Musa: "Bir can karşılığı olmadan te­miz bir cana kıydın ha? Doğrusu sen, çirkin bir iş yaptın!" dedi.

 

Sözlük

 

 Hatırlatma. Anma. Sana gizli olanı açıklayıp anlatana kadar... Bilinmeyen bir şeyle geldin. Çirkin bir şey yaptın.

Bana zorluk verme. Bana güç gelecek, taşıyamayacağım şeyi bana yükleyip de seninle olan arkadaşlığımı zorlaştırma.Temiz nefis. Günahsız şahıs. Ruhu günahlarla kirlenmemiş bir canlı.Başka nefis olmadan. Başka bir cana kıymamışken. Başka in­sanı öldürmeksizin. Kısas olmaksızın.Bilinmeyen. Kabul edilemeyen. Dini hükümlerin reddettiği bir iş. Şiddetle reddedilen bir günah.[88]

 

Açıklama

 

Âyetler, Hz. Musa (a.s.) ile ilim öğrenmek için arkadaş olmayı dilediği âlim, yanı Hızır arasında geçen karşılıklı konuşmayı anlatmaya devam ediyor. Hızır "dedi ki: "Eğer..." ilim öğrenmek için arkadaş olarak "... bana tabi olur­san, bana..." şer'î bir hükmünü bilmediğin türden yaptığım "... hiçbir şeyi sor­ma. Ta ki ben sana anlatıncaya kadar."[89]

Ben sana, gerçeğini ve bilmediğin yönünü anlatıncaya dek bana bir şey sorma dedi. "yine yürüdüler." Hz. Musa'nın, Hızır'ın isteğine razı olmasından sonra [90]yürüyerek ilerlediler. Limanlardan bir limana ulaştılar. Hızır'ın sahip­lerini tanıdığı bir gemiye bindiler. Gemiciler onlardan taşıma ücreti almadılar. Gemi demir alıp denize açılınca, Hızır bir balta alıp gemiyi deldi. Hz. muşa da deliği elbisesiyle tıkamaya başladı. Şöyle diyordu: "Sahiplerini boğmak için mi deldin bunu?" Halbuki onlar sizi bedava bindirdiler. "Hakikaten müthiş bir iş yaptın."

Ey âlim, korkunç bir suç işledin.

"O kul sen benimle beraberliğe sabredemezsin demedim mi? dedi." Musa şöyle cevap verdi:

Unuttuğum şeyden ötürü beni kınama ve bana bu işimden dolayı bir güçlük çıkarma."Unuttuğum için beni cezalandırma. Çünkü unutana güçlük yoktur. Haki­katen Hz. Musa (a.s.) unutmuştu.[91] Bana güç gelecek, taşıyamayacağım şeyi yükleyip de seninle'olan arkadaşlığımı zorlaştırma."Yine yürüdüler,"Denizden karaya çıktıktan sonra... Çocuklarla oynayan yakışıklı ve gös­terişli bir oğlan çocuğuna rastladılar. Hızır (a.s.) onu bir kenara alıp yatırarak kesti.[92] Hz. Musa: "Bir can karşılığı olmadan temiz bir canı öldürdün ha..." Tertemiz, sahibi ruhunu kirletecek bir tek günah bile İşlememiş, kısası hak ettirecek biçimde bir kimse öldürmemiş, bir canı öldürdün ha!.."Doğrusu, sen çirkin bir iş yaptın, dedi."Günah işlememiş temiz bir kişiyi öldürmekle büyük bir suç işledin. Mu­sa, bu sefer unutkanlıkla değil bile bile söylemişti. Sebebini ve şer'i hükmünü bilmediği böylesi bir suçun işlenmesine dayanamazdı.[93]

 

Sonuç

 

1- Arkadaşlık, ilim öğrenmek vs. için tercih olunan bir yarar gereği şart­lar öne sürmek caizdir.

2- Bir şeyin haram olduğunu bilen kimsenin o haramı işleyene karşı çık­ması gerekir.

3- İnsanlardan güçlüğü gidermelidir.

4- Kısas meşrudur. Adam öldüren öldürülür.[94]

 

75- O   kul:   "Ben  sana,   sen   benimle   beraber  bulunmağa  da­yanamazsın   dememiş   miydim,"  dedi.

76- Musa dedi ki:   "Eğer bundan  sonra bir daha sana bir şey sorarsam,   artık   bana   arkadaş   olma.   O   zaman   benim   tarafımdan sana  özür  ulaşmıştır  artık  benden  ayrılmakta  mazur  sayılırsın.

77- Yine yürüdüler.  Nihayet  bir  kent halkına  varıp  onlardan yemek   istediler   kent   halkı   onları   misafir   etmekten   kaçındılar. Derken  orada yıkılmak  isteyen yıkılmak  üzere  olan  bir duvar bul­dular;   hemen   onu  doğrulttu.  Musa:   "İsteseydin   buna  karşılık  bir ücret alırdın," dedi.

78-   "İşte,  dedi bu,  benimle  senin  aramızın  ayrılmasıdır.  Şim­di  sana  sabredemediğin  şeylerin  iç yüzünü  haber  vereceğim."

 

Sözlük

 

Ben sana demedim mi de der. Hızır musa'ya (aleyhisselam) dedi ki... Daha önce ben bunu sana demedim mi?

 Bundan sonra...Benimle birlikte olma. Beni sana tabı bırakma! Arkadaşlığı kesebilirsin.Benden yana mazur kabul edilirsin. Seninle arkadaşlık etme­memde benden yana mazur görülürsün.Şehir halkı. Antakya şehri.Onlardan yemek istediler. Onlardan, misafire gerektiği kadar yiyecek istediler.Yıkılmak istiyor. Duvar. Eğilmekten yıkıldı yıkılmak üzere idi. Ve onu düzeltti. Hızır. Yıkılmasın diye onardı. Ücret. Doğrultup onarmasına bir ücret.ı İşte bu benimle senin aranın ayrılmasıdır. "İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın" sözün, arkadaşlığın sonu, ayrılığın başlangıcıdır.İzahı. Kendi bilgine göre reddettiklerinin açıklaması.[95]

 

Açıklama

 

Ayetler, Hızır'ın Hz. Musa (a.s.) ile olan karşılıklı konuşmasına devam ediyor. Daha önce Hz. Musa (a.s.)'mn, Hızır'ın çocuğu kısas olmadan ve suç işlemeden öldürmesine itiraz ettiği geçmişti. Hz. Musa, itirazını "doğrusu sen çirkin bir iş yaptın,"a kadar sürdürüyor. Hızır, Allah Teâlâ'mn bildirdiğine göre ona şöyle cevap vermiştir:

"Ben sana, benimle birlikte olmaya sabredemezsin, demedim mi?"İlim öğrenmek için benden arkadaşlık istediğinde... Yine Allah (c.c.)'m bildirdiğine göre Hz. Musa şöyle demiştir:"Eğer bundan sonra..." bu defadan sonra... "... sana bir şey sorarsam artık bana arkadaş olma."Arkadaşlığımı bırak. Çünkü sana "benim tarafımdan..." Senin beni ter-ketmene "... özür ulaşmıştır." Yani artık sen benimle arkadaşlığı bırakmakta mazursun buna hakkın var.  "Yine yürüdüler."Yolculuklarına devam ettiler."Nihayet bir köy..." Bu köyün, yani şehrin Antakya olduğu söylenir. Oraya geceleyin vardılar. Hava soğuktu. "... o şehir halkına varıp onlardan yemek istediler."O şehir halkından kendileri için gerekli yiyeceği istediler. Şehir halkı "... onları misafir etmekten kaçındılar.[96] Derken orada..." o şehirde "... yıkılmak üzere olan bir duvar buldular."Hızır onu doğrultup onardı. Hz. muşa ona; "isteseydin, buna karşılık bir ücret alırdın," dedi. Onarmana karşılık bir ücret... Özellikle, bu köy halkı bize hakkımız olan ziyafeti vermedi. İşte burada, Hızır Musa'ya: "İşte senin bu davranışın, benimle senin aramızın ayrılmasıdır," dedi. Çünkü, çocuğun öldü­rülmesi olayından sonra bir şey daha sorduğunda, arkadaşlığımı isteme­yeceğine söz vermiştin. İşte sen sordun. Şimdi ayrılma zamanındır.[97]Öyley­se "sana sabredemediğin şeylerin..." geminin delinmesinin, çocuğun öldürül­mesinin ve duvarın düzeltilmesinin "... iç yüzünü haber vereceğim." [98]

 

Sonuç

 

1- İnsan, birine söz verdi mi yerine getirmelidir.

2- Misafire gerekli hizmet yapılmalıdır.

3- Allah rızası için herhangi bir hayır veya çalışma sadaka olarak veri­lebilir.[99]

 

79- "O Yaraladığım   gemi,   denizde   çalışan   yoksullarındı. Onu  kusurlu  yapmak  istedim,   çünkü   onları  ilerisinde  her  sağlam gemiyi zorla alan bir kral vardı."

80- "Çocuğa gelince:  Onun  anası  babası  mü'min   insanlardı, bunun,   onlara   azgınlık   ve   küfür   sarmasından   isyaniyle   onları şerre   sürüklemesinden,   yahut   onların   imanına   kendi   azgınlık   ve imkanını   bulaştırmasından   veya   onları   da   kendisi  gibi   azgınlığa ve   küfre   sürüklemesinden   korktuk."

81- "İstedik  ki  Rab'leri  onun  yerine   onlara   ondan   daha  te­miz,  daha merhametli ana  babasına  iyilik eden  birini  versin."

82- "Duvar ise  şehirde  iki yetim  çocuğun  idi.  Altında  onlara ait bir hazine  vardı.  Babaları  da  iyi  bir kimse  idi.  Rabb'in  istedi ki onlar büyüyüp güçlü  çağlarına  ersinler de Rabb'inden  bir rah­met   olarak   hazinelerini   çıkarsınlar.   Bunları,   ben   kendiliğimden yapmadım.   İşte   senin   sabredemediğin   şeylerin   iç  yüzü  budur."

 

Sözlük

 

 Fakirler. Düşkünler. Miskin'in çoğulu. Kazanmaktan aciz zayıf kimseDenizde çalışıyorlar. Parayla yolcu taşıyorlar.Onu kusurlu yapmam. Korsan beğenmesin diye sakatlamak istedim.Zorbalıkla.Onlara (ana babasına) zulüm ve inkar yüklemesinden.Daha merhametli. Rahim ve rahme aynı anlama gelir.3 Ben onu kendi başıma yapmadım. Benim tercihimle değil, ak­sine Rabbim (c.c.)'in emri ile...[100]

 

Açıklama

 

Burası, Hz. Musa ve Hızır (aleyhisselam) bahsinin sonudur. Hızır, Mu­sa'ya ayrılacağını bildirdiğinde, ona sabredemediği şeylerin iç yüzünü açıkla­maya söz vermişti. İşte açıklaması: Allah Teâlâ, Hızır'ın söylediklerini an­latıyor: Deldiğim ve bunun için beni ayıpladığın "Gemi, denizde çalışan yok­sullarındı."[101] Gemilerini, kendilerine biraz nafaka sağlayacak az bir şeyler karşılığında kiralıyorlardı."... O gemiyi arızalı yapmak istedim."

Gemidekileri boğmak için değil..." "... Çünkü onların ilerisinde [102]her sağlam, düzgün gemiyi gasbla zorla alan bir zalim kral vardı."Ben, sadece gemiyi gemicilerde bırakmak istedim. Çünkü söz konusu korsan, sağlam gemilerden başkasını almıyordu. Öldürdüğüm ve senin Öldür­memi reddettiğin "çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı..." büyüdü­ğünde "... onlara azgınlık ve küfür sormasından korktuk. İstedik ki Rableri onun yerine kendilerine ondan daha temiz..." salih, hayırlı "... ve daha merha­metli..?" ana babasına daha merhametli ve iyi "... birini versin." Onun için o çocuğu öldürdüm."Duvar ise, şehirdeki iki yetim çocuğun idi. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki onlar büyüyüp güçlü

çağlarına..." rüşd yaşına "... ersinler ve Rabbinden bir rahmet..." "... olarak hazinelerin [103] çıkarsınlar. Bunları ben kendiliğimden..." kendi isteğimle ve seçimimle "... yapmadım."Bilakis Rabbimin emri ve öğretmesi ile yaptım."İşte senin sabredemediğin şeylerin iç yüzü."[104]

 

Sonuç

 

1- Allah Teâlâ'mn gizli lütuflan çeşit çeşittir. Mü'min, dış görünüş itiba­riyle zararlı bile olsa Allah Teâlâ'mn kaderine razı olmalıdır.

2- Allah Teâlâ, dostlarına görünüşte azap ama aslında rahmet olan şeyleri güzelce takdir etmektedir.

3- Evlatların halini düzeltmede babalarının düzgünlüğü gözetilir. (İyi in­sanların evladı ile uğraşmak uygundur.)

4- Hızır'ın her yaptığı ilahi vahiyle idi. Bu ilme, ilm-i ledünni de derler. Yani Allah katından gelen ilim demektir. Bunun böyle olduğunu şu da pekiş­tirir: Hz. Peygamber (s.a.v.): "Hızır Musa'ya, "ben, Rabbimin Öğrettiği bir ilme sahibim, sen de Rabbinin Öğrettiği bir ilme sahipsin. Benim ilmimle, se­nin ilmin Allah'ın ilmi karşısında kıyas edilemiyecek kadar çok çok azdır," dedi."[105]

 

83-  Ey   Muhammed,   sana   Zu 'l-Karneyn 'den   soruyorlar.   De ki:   "Size ondan bir anı okuyacağım."

84-  Biz  onu  yeryüzünde  güçlü  kıldık  ve  ona  her  şeyden   bir sebeb  istediği  her şeye  ulaşmanın  yolunu,  aracını  verdik.

85- O  da kendisini batı doğru  ulaştıracak bir yol tuttu.

86- Nihayet güneşin  battığı  yere   ulaşınca  onu,   kara  balçıklı bir gözede  batar buldu.   Onun yanında  da  bir  kavim  buldu,   dedik ki:    "Ey   Zu'l-Karneyn,   onlara  ya   azab   edersin   veya   kendilerine güzel  davranırsın   onları   güzellikle   yola   getirirsin.   Nasıl   istersen öyle  yaparsın."

87- Dedi:   "Kim   haksızlık   ederse,   ona   azap   edeceğiz,   sonra o,  Rabb'ine  döndürülecektir.   O  da  ona görülmemiş  bir  azab  ede­cektir. "

88- "Fakat  inanıp   iyi  iş yapan  kimseye  de   en  güzel mükafat

vardır. Ona   buyruğumuzdan   kolay   olanı   söyleyeceğiz   kolay   işler yapmasını   emredeceğiz,   onu   zor   işlere   koşmayacağız."

89- Sonra yine  bir yol tuttu.

90- Nihayet   güneşin    doğduğu   yere    ulaşınca    onu,    güneşe karşı   kendilerine   siper   yapmadığımız   bir   kavim   üzerine   doğar buldu.

91-  İşte Zu'l-Karneyn     böyle     yüksek     bir     mevkiye     ve hükümranlığa   sahip   idi.   Onun  yanında   daha   nice   bilgi   ve  yetki bulunduğunu  biliyorduk.

92- Sonra yine bir yol tuttu.

93- Nihayet  iki  set  arasına   ulaşınca   onların   önünde   hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.

 

Sözlük

 

Ve sana soruyorlar. Kureyş kâfirleri, yahudilerin öğretmesi sayesinde sana soruyorlar.Zülkarneyn. İki kutub, iki yan, iki boyut sahibi manasına gel­mektedir. Ya da başına taktığı miğferin hilal veya boynuz gibi iki uçlu olması da kasdedilebilir.Size ondan ibretler okuyacağım. Size, öğüt ve ilim taşıyan bir hayır olarak halini anlatacağım.

Onu yeryüzüne hakim kıldık. Yeryüzü ülkelerinde hakimiyet ve tasarrufla hakim kıldık.Her   şeyden   sebep.   İhtiyaç   duyduğu,   kendisini   isteğine ulaştıracak her şeyi ve her vasıtayı ona verdik. Sebebe tabi oldu. İsteğine ulaşıncaya kadar sebebe sebep ek­ledi.Kara balçıkta batıyor. Güneşin kara balçığa batışı ise, sadece gözün öyle görmesidir. Değilse güneş gökyüzünde, deniz yeryüzündedir. Bir topluluk. Kâfir bir kavim. Çok korkunç muazzam bir azap. Kolaylık, Kolay buyruk, kolay amel.Güneşin doğduğu yer.Ona karşı siper kılmadığımız bir kavim. O günlerde giyecekleri elbiseleri, oturacakları evleri yoktu. Ancak yeraltında, içine girdikleri kovukları vardı.Böylece. Durum sana söylediğimiz ve anlattığımız gibidir. İki set arası. Türk ülkesinin kuzeydoğusundaki iki dağdır. Zülkarneyn şeddi, bu iki dağ arasındaydı. Derler ki, o iki dağda iki set vardı.Hiç sözden anlamayan bir kavim. Kendilerine konuşanın sözü­nü ancak güçlükle ve zorlukla alılıyorlardı. Bunlar Ye'cuc ve Me'cuc idi.[106]

 

Açıklama

 

Alimlerin tercih edilen görüşlerine göre, bu, salih bir kul olan Himyerli Tübba Zülkarneyn'dir. Mısır İskenderiyye'sinin kurucusudur. Bir meseleden dolayı Zülkarneyn Iakabını[107] almıştı. Medine yahudilerinden aldıkları öğütle Kureyşlilerin Hz. Peygamber (s.a.v.)'e sordukları sorular, Zülkarneyn'i de kapsıyordu. Yahudiler, Kureyşlilere Hz. Peygamber (s.a.v.)'e "ruh'u, Ashab-ı Kehfi ve Zülkarneyn'i sorun! Eğer bunlara cevap verirse, peygamberdir. Ve­remezse peygamber değildir. Hakkında kararınızı verin!" demişlerdi. Ruh'un cevabı İsra suresindedir. Ashab-ı Kehf le Zülkarneyn'in cevabı İse Kehf sure­sinde. Ashab-ı kehf in tafsilatlı bahsi surenin başında geçmişti. İşte bu da, Hükümdar Zülkarneyn (a.s.)'e dair sorunun cevabını kapsayan bahsin başlangıcıdu.

Ey peygamberimiz "sana Zülkarneyn'i soruyorlar." Soruyu soran Ku-reyş müşriklerine "De ki: Size ondan bir haber okuyacağım."

Size onun durumundan ve muazzam halinden, öğüt, ilim ve marifet taşıyan bir nasihat ve haber okuyacağım.

"Biz ona yeryüzünde imkan hazırladık ve her şeyden bir sebep verdik."

Burası Zülkarneyn bahsinin başlangıcıdır. Allah Teâlâ, kraliyetle ve sal­tanatla ona yeryüzünde imkan sağladığını, dünyayı feth etmekte, adaleti ve iyiliği dünyaya yaymakta ihtiyaç duyduğu, kendisini bu gayelere ulaştıracak her sebebi verdiğini bildiriyor. Allah'ın yaratıkları hakkında koymuş olduğu "sebep" kanunu gereği "bir yol tuttu."[108]mesela bir iğne yapmayı düşünüp de, kendini iğne yapmayı sağlayan sebepleri izleyen, sonunda kendini geliştire­rek çuvaldız da yapar. Yani sebeplere tabi olarak küçükten büyüğe devamlı gelişir. Zülkarneyn (a.s.)'da savaş, fetih ve yeryüzünde ilerleyiş sebepleri arasındaki izlediği tutum buydu.

"Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir gözede ba­tar buldu."

Atlantik Okyanus'u sahilinde. Orada güneşin batıyor oluşu gözün görüş şekline göredir. Değilse, güneş gökyüzünde ve kara balçıklı göze[109] ile yanın­daki okyanus yeryüzündedİr.

"Onun yanında da bir kavim buldu."

O, batı o kara balçıklı gözenin yanında müslüman olmayan kâfir bir ka­vim buldu. Allah Teâlâ onlar hakkında hükmetme yönetme ve tasarruf izin verdi. Çünkü onlara galip gelecek sebepler onun için kolaydı.

"Dedik ki: Zülkarneyn..." Bu âyetten anlaşıldığına göre Zülkarneyn'in kendisi peygamber ve Allah Teâlâ'nın bu sözü de vahiy olabilir. "... onları ya..." esir alıp öldürürsün ya da "...azab edersin veya kendilerine güzel dav­ranırsın."Tabii savaştıktan ve galip geldikten sonra... Zülkarneyn, Cenab-ı Hakk'a, kendi bildirdiğine göre şöyle cevap verdi.[110]"Kim..." şirkle ve kâfirlikle "... haksızlık ederse, ona..." öldürmekle ve esir almakla "... azab edeceğiz. Sonra o..." öldükten sonra "... Rabbine döndü­rülecektir." ".Allah'ta kafirlere görülmemiş..." korkunç acıklı " bir azab e-decektir. Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de..." Müslüman olup, islâm'ı güzelce yaşayanın da imanına ve salih ameline "... en güzel mükafat vardır."

Ahirette ona cennet vardır. "O müslümana kolaylıklar sağlarız. Bu hesap gü­nü... ne ağır konuşuruz ne de ona güç gelecek, taşıyamayacağı görevi yükle­riz.

"Sonra yine bir yol tuttu."Batıyı fethederek kuvvet kazanınca, o gücü savaşı ve fethi doğuda da devam ettirmekte kullandı."Nihayet güneşin doğduğu yere[111] ulaşınca, öyle bir kavim [112]üzerine doğar buldu ki..."Üzerinde yaşadıkları toprak medenileşmelerine yardımcı olmamış ilkel bir kavim. Bu sebeple ev inşa etmiyor, elbise giymiyorlardı. Sadece kovuklar­da, mağaralarda ve yer altındaki oyuklarda ikamet ediyorlardı. Allah'ın şu sözü de bunu gösterir: "... o kavme..." güneşin "... önünden korunacak bir si­per yapmamıştık. İşte böyleydi."[113]

Zülkarneyn'in haline dair sana söylediğimiz söz ve tanımladığımız du­rum. "Onun yanında bulunan..." gücü, maddi ve manevi imkanları tam bir ilim­le "... biliyorduk. Sonra..." Zülkarneyn yine "... bir yol tuttu." Savaş ve fetih usu-lünü devam ettirdi. "Nihayet iki sed arasına [114]ulaşınca..." bu iki sed, dün-yanın en uzak kuzeydoğusundaki iki dağdır. Zülkarneyn bu iki dağ arasına, Ye'cüc'le Me'cüc'ün komşu bölgelere saldırmasına engel olan büyük bir sed .nşa etti. Bunlar, Allah Teâlâ'nın şöylece bahsettiği kavimdir:

"Onların (setlerin) önünde[115] hemen hiç anlamayan bir kavim buldu."[116]

 

Sonuç

 

1-Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberliği ilan edilmiştir. Çünkü bu da, Kureyşlilerin sorduğu üç sorudan sonuncusunun cevabıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu cevabı, Kureyşlilere kendisine vahyolunan kur'an ayetleri olarak okumuştur.

2-  Sebebi sebebe ekleyen akıl ve irade sahibi mucize gibi şeyleri ger­çekleştirir.

3- Zülkarneyn'in "kim haksızlık ederse..." sözü, fertlerin ve cemaatlerin doğruluğuna ve Allah Teâlâ'nın hükmünü ve rızasını kabul edip uyduklarına karar verilen bir anayasa maddesi olmalıdır. Maalesef bu doğru sözün ve düzgün hükmün tam tersi oluyor. Ve hükümetler nezdinde zalimler ve haksız­lar değerli; iman ve istikamet sahipleri de değersiz ve küçümsenenler oluyor.

4- Zülkarneyn'den sonraki zamana kadar elbise giymeyen ve mağaralar­la kovuklarda yaşayıp evlerde oturmayan ilkel toplumların varlığı açıklanıyor. Nitekim, Kenya yörelerinde halen elbise giymeyen, sadece cinsel organları üzerine ip ve sırım ve benzeri şeyleri koyan kabileler vardır.

5- Bu salih (iyi) hükümdar, yeryüzünde hükmeder olmuştu. Zülkarneyn, dünyanın doğusundan-batısına, insanların tamamına hakim olan dört kişiden birısidir.[117]

 

94- Dediler ki:   "Ey Zu'l-Karneyn,  Ye'cuc  ve Me'cuc,  bu yer­de   bozgunculuk  yapıyorlar.   Bizimle   onların   arasına  bir  sed yap­man için sana bir vergi verelim mi?"

95- Dedi  ki;   "Rabb'imin,  beni  içinde  bulundurduğu  imkanlar, sizin    vereceğinizden    daha   hayırlıdır.    Siz   bana   insan   gücüyle yardım  edin  de  sizinle  onlar arasına  sağlam  bir engel yapayım."

96- "Bana  demir  kütleleri  getirin."  (Zu'l-Karneyn)   iki  dağın arasını   demir   kütleleriyle   doldurtup   dağlarla   aynı   seviyeye   geti­rince:   "Üfleyin!" dedi.  Nihayet o  demir kütlelerini  bir ateş  haline sokunca   "Getirin  bana  üzerine  erimiş  katran  dökeyim,"  dedi.

97- Artık Ye'cuc  ve Me'cuc  onu  ne  aşabildiler,  ne  de  delebil-

diler.

98- Zu't-karneyn  dedi:   "Bu  Rabb'imin  bir  rahmetidir.  Rabbi-min   vaadi   gelip   Ye'cuc   ve   Me'cuc'un   çıkması   yahut   kıyametin kopması  gerektiği  zaman   onu  yerle   bir  eder;   şüphesiz  Rabb'imin vaadi  gerçektir."

99- Biz o gün  Ye'cuc  ve Me'cuc'u  bırakmışızdır: Birbiri için­de   dalgalanırlar.   Dalga   dalga   ülkeleri   istila   ederler.   Halk,   şaş­kınlıktan   dalgalar  gibi  birbirine   çarpar,   sarsılır,   karışırlar.   Sur'a da  üflenmiştir ve  onları  hep bir araya toplamışızdır.

100- O  gün  cehennemi  kâfirlere  açıkça göstermişizdir.

101- Onlar ki  beni  anmaya  karşı gözleri perde  içinde  idi  ve Kur'an'ı   dinlemeye   tahammül  edemezlerdi.

 

Sozluk

 

Ye'cuc ve Me'cuc. Bunlar iki kabile adıdır. Kimler olduğunu Al­lah bilir. Bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Ancak hiç birisi kesin değildir.Sana ücret verelim. Yaptığına karşılık bir ücret verelim. İki şey arasındaki engel. Sed. Sağlam bir engel. Sed.Zübra'nın çoğulu. İnşaatta kullanılan taş büyüklüğünde demir kütlesi.İki dağın yan tarafını. Eritilmiş bakır.Onu aşmaya güç yetiremezler. Yüksekliğinden ve yalçınlığın-dan üzerine çıkamadılar.Gedik. Oradan çıkabilmek için altında bir delik açamadılar. Yerle beraber bir toprak haline getirdi.Bir kısmım bıraktık. Ye'cuc'ü ve Me'cuc'u bırakmışızdır. Deniz dalgası gibi gider gelirler.Beni anmaya karşı gözleri perde içinde İdi. Kur'an'dan... i.Kur'an'a olan buğuzlarından kendilerine okuduğuna ey pey­gamber gözlerini açmıyorlar veya kalp gözleri, yani basiretleri kapalı. Perdeler içinde, hakkı görüp tanıyamıyor. Duyamıyorlar. Hakka ve hakka çağırana düşmanlıklarından dolayı... Gerçekleri dinleyemiyorlardı. Kabul edemiyorlardı.[118]

 

Açıklama

 

Âyetler, halen Zülkarneyn'den söz ediyor. Yeryüzünün kuzeydoğusun­da oturanın sakinleri, Allah'ın bildirdiğine göre Zülkarneyn'e şikayette bulu­nurlar: "Dediler ki: Ey Zülkarneyn, Ye'cuc ile Me'cüc,[119] yeryüzünde... Öldüre-

rek, yiyerek, yıkıp tahrip ederek "... bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed..." bize ulaşamayacakları güçlü bir engel "... yapman için sana bir vergi [120]verelim mi?" Zülkarneyn, Allah'ın bildirdiğine göre onlara şöyle ce­vap verdi:"Rabbimin bana verdiği imkan..." Mal, güç ve hakimiyet, sizin verginiz­den ve haracınızdan "... daha hayırlıdır. Siz bana güçle[121] yardım edin de si­zinle onlar arasına muazzam bir sed [122]yapayım."Sağlam bir sed ve engelleyici bir perde."Bana demir kütleleri getirin..." demir parçaları getirin... Her kütle, ke­silmiş kerpiç, kadardı. Demiri getirdiler. Taş ve demir kütlelerini koymaya başladı. Bina yükselinceye dek inşa etti. İki dağın arasını taş ve demirle dol­durup dağlarla aynı seviyeye getirdi. Sonra "Üfleyin!" dedi. Yani demire ateş körükleyin. "... Nihayet demiri ateşten akkor haline getirince..." bana eritilmiş bakır getirin.üzer ine dökeyim[123] dedi. Getirdiler, o da döküp bakırdan bir sac haline getirdi. Ye'cuc ve Me'cuc "Onu ne aşabildiler..." nede üstüne çikabil-diler "... ne de delebiidiler." ve parçalayabildiler.Zülkarneyn şedde bakınca, bir ulu dağ ve geçit vermez kale halindeydi, şöyle dedi: Bu, Rabbimin lütfundandır. Yani Rabbimin bana ve insanlara lüt-funun belirtisidir. Hemen arkasını getirdi: "Rabbimin vaadi geldi mi..." Kıya­mete yakın Ye'cüc ve Me'cüc çıktı mı "... onu yerle bir eder." Yerle bir toprak eyler. "Rabbimin vaadi gerçektir."Bu, O'nun vaadettiklerindendir. Olacaktır. îmkani yok. Ve Allah Teâlâ şöyle buyurdu:"Biz, o gün bazılarını bırakmışızdır. Birbiri içinde dalgalanırlar." İnsan­larla cinler karışıp ileri geri koşuştururlar.[124] "Sûr'a da..." diriliş üfürülmesi "...

üflenmiştir. Onları..." sorgulamak ve karşılığını vermek için "... hep bir araya toplamışızdır. O gün cehennemi kâfirlere..." açıkça, yakından gördükleri bir gerçek olarak "... göstermişizdir." Sonra, Kâfirlerin günahını ve cehennemin gösteriliş sebebini söyledi. Şöyle buyurdu, O'nun buyruğu haktır: "Onlar ki, beni anmaya karşı gözleri perde içinde idi." Kalp gözleri ve basiretleri. Bu sebeple, Allah'ın kâinattaki delillerine bakmıyor ve o delilerden Allah'ın varlığına, O'na kulluk edilmesi gerektiğine ve yalnız, bir tek o'na kulluk edilmesi gerektiğine varamıyorlardı. Kur'an ayet­lerine de bakmıyor ve onların ışığında Allah'tan başka (ilah) olmadığı gerçeği­ne varmıyor, O'na Kur'an âyetlerinin kapsamıyla kulluk etmiyorlardı.

Hakkı ve Allah'ın elçilerinin davet ettiği hak yolu ve iyiliği "... dinlen­meye tahammül edemezlerdi."[125]

 

Sonuç

 

1- Hizmet yapmak amacıyla vergi koymak meşrudur.

2- Bedenen ve aklen çalışarak (bağış) yapmak fazilettir.

3- Hayırlı bir konuda veya şerri ortadan kaldırmak için yardımlaşmak Allah'ın emirlerindendir.

4- Ye'cüc ve Me'cüc vardır. Çıkışları, kıyametin alametlerindendir.

5- Diriliş ve hesaba çekilme olacaktır.[126]

 

102- O   nankörler   benden   ayrı   olarak   kullarımı   kendilerine veliler yapacaklarını  mı  sandılar?  Biz  kâfirlere  cehennemi  konak olarak  hazırladık.

103- De  ki:   "Size  işleri bakımından  en  çok ziyana  uğrayacak olanları  söyleyeyim  mi?"

104- Dünya   hayatında   bütün   çabaları   boşa  gitmiş   olan   ve kendileri  de  iyi  iş  yaptıklarını  sanan  kimseleri?

105- İşte   onlar,   Rabb'lerinin   âyetlerini   ve   O'na   kavuşmayı inkar   eden,   bu  yüzden   amelleri   boşa   çıkan   kimselerdir.   Yaptık­ları  işler  tamamen   boşa  çıktığından  kıyamet günü  onlar  için  bir terazi  kurmayız  veya  onlara  hiç  bir değer  vermeyiz.

106- İnkar   ettikleri,   ayetlerimi   ve   elçilerimi   eğlence  yerine koydukları  için  onların  cezası  cehennemdir.

 

Sözlük

 

Kafirler sanıyorlar mı? Başa kakmak ve azarlamak için soru üslubuyla söylenmiştir.Kullarımın edinmeleri. Melekleri, İsa b. Meryem'i, Üzeyir'i vs. Benden ayrı dostlar yapacaklarını mı sandılar.Dostlar. Yardımcılar. Türlü çeşitli ibadetlerle ibadet ettikleri Rabler...Misafire hazırlanan ikramlar: Yiyeceği, içeceği, yatağı...Amelleri boşa çıkmıştır. Geçersiz olmuştur. Yararlanamamış­lardır.Ayi iş sanıyorlar. Hayırla ve güzel bir ödülle karşılık görecek­leri iyi bir iş yaptıklarını sanıyorlar.Rablerinin âyetlerini. Kur'an'ı ve Kur'an'daki tevhidle Şeriat'ın hükümlerini. Onunla karşılaşmayı. Dirilişi ve hesaba çekilmeyi inkar ettiler.Ölçü olarak. Kadir kıymet vermeyiz, aksine horlarız, rezil ede­riz.Bu. işte onların cezası cehennemdir. Üla'ike yerine zalike kul­lanılmıştır. Çünkü onlar, kâfirlikleriyle, amellerinin boşa çıkmasıyla selin sürüklediği çer çöp gibi faydasız ve değersiz ol­muşlardır. Dolayısıyla, zalike ismi işaretinin kullanılması uy­gun, olmuştur.[127]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ müşriklerin şirkini reddediyor ve başlarına vurarak, Allah'ı bırakıp, Allah'ın yaratmış olduğu kullarını, ibadet ettikleri Rabler edinmeleri-nin,[128] Allah Teâlâ'yı kızdırmayacağını ve bundan dolayı O'nun kendilerini ce­zalandırmayacağını zannetmelerini kınıyor. Gerçekten de bazı Araplar melek­lere hıristiyanlar Hz. İsa'ya, bazı yahudiler de Üzeyir'e tapmıştır. Allah buna nasıl gazaplanmaz ve bundan dolayı nasıl cezalandırmaz? Kâfirlere kalacak­ları yer, ziyafet evi olarak cehennemi hazırlamıştır. Orada yiyecekleri, içecek­leri ve yatakları vardır. Allah Teâlâ'nın dediği gibi. "Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinde de ateşten örtüler vardır."[129]102. âyet bunlara işaret eder: "İnkar edenler, beni bırakıp kullarımı kendilerine ilah yapmalarının fayda vereceğini mi sandılar?[130]Biz kâfirlere cehennemi kalacakları yer olarak hazırladık."

103. âyette de Cenab-ı Hakk, habere teşvik için soru üslubuyla bildiri­yor: "De ki: "Size..." ey müminler "... yaptıkları işler bakımından en çok zarar edenleri haber verelim mi?" Onlar, "dünya hayatında bütün çabalan boşa git­miş olan[131] ve kendileri de iyi..." iş "... yaptıklarını sanan kimselerdir."

Onları şöyle tanıttı:

"İşte onlar, Rablerinin ayetlerini inkar eden..." ve inanmayan, Rablerine kavuşacaklarını da inkar eden, O'nu razı edecek, O'nun kendilerini mutlu kıla-"cağı amelleri işlemeyenlerdir. Söz konusu amel, sağlam iman ve Allah'ın mü'min kulları için koyduğu amellerdir. Bu ameller sayesinde Allah'a yakın­laştıkları salih ameldir. Bunun için kafirlerin amelleri boşa gitmiştir. Çünkü şirk; kâfirlik, şer ve fesattır."Kıyamet günü oniar için terazi kurmayız.[132] Çünkü ne onların, ne de şirke dayalı bozuk, boş amellerinin değeri var­dır. O amellerin hafifliğinden dolayı, onlardan birisi sinek kanadı kadar ağırlık taşımaz.Son olarak Allah Teâlâ, onlar hakkındaki ve aleyhlerin deki hükmünü ilan etti:"İşte" sözü edilen amellerinden dolayı kendilerine kıymet verilmiyenler "... inkar ettikleri, âyetlerimi ve peygamberlerimi eğlence yerine koydukları için..." kâfirlikleri ve Rablerinin ayetleri ile peygamberlerini alaya almaları sebebiyle... diyerek Yüce Allah Sebebi belirtti. "... onların cezası cehennem­dir." Hüküm âdildir. Ceza uygundur. Elhamdü lillahi Rabbİl alemin.[133]

 

Sonuç

 

1- Allah'a yaklaşma, şefaatlerini umma, severek ve yakınlaşarak Allah Teâlâ'ya tevessül adı altında melekleri, peygamberleri veya evliyayı ilah edinen kimse müşriktir.

2- Allah Teâlâ'ya koyduğu emirlerin dışında ibadet eden ve rızasına, cennetine vesile kıldığının dışındaki şeylerle O'na tevessül eden nefsinin kötülüklerine uyan helak olacaktır. Hariciler, hıristiyan ruhbanlar, Rafizi ve İsma'ili bid'atçiler, Nusayriler, Dürziler ve inançta, ibadette şer'i hükümlerde aşırıya gitmiş bid'atçiler de bunlara dahil olmak üzere böyledirler.

3- Allah Teâlâ'nın rızasına ve kabulüne uygun olmayan amelin kıymeti, ağırlığı ve değeri yoktur. Bu kıymetsiz ameli işleyenin de, Allah'tan korkarak ve O'nun rızasını umarak ölse bile, Allah katında ağırlığı yoktur.[134]

 

107- İnanıp   iyi   işler  yapanlara   gelince,   onların   konağı   da Firdevs   cennetleridir.

108- Orada   sürekli  kalacaklardır.   Oradan   hiç   ayrılmak  iste­mezler.

109- De   ki:   "Rabb'imin   sözlerini  yazmak  için   deniz  mürek­kep   olsa,   Rabb'imin   sözleri   tükenmeden   Önce   deniz   tükenir." Yardım  için  o  kadarını  daha gelirsek yine yetmez.

110- De  ki:   "Ben  de  sizin gibi bir insanım;  ilahınızın  bir tek ilah   olduğu   bana   vahyolunuyor.   Kim   Rabb'ine   kavuşmayı   arzu ediyorsa  iyi  iş yapsın  ve  Rabb'ine yaptığı  ibadete  hiç  kimseyi  or­tak   etmesin."

 

Sözlük

 

Onlar için oldu. îman edişlerinin ve salih amellerinin ödülü ola­rak.Firdevs cenneti ikram yeri. Cennetin ortası ve en yükseği... İkram ve nimet.Oradan değiştirilmeyi başka yere götürülmeyi istemezler. Çünkü asla oradan daha iyisi yoktur. Eğer deniz olsa. Yani denizin suyu mürekkep olsa. Rabbimin sözleri. Bitmeden önce...

Deniz biter. Rabbimin kelimeleri bitmeden deniz tükenir.Rabbine kavuşmayı umar. Rabbine kavuşacağı kıyamet günkü dirilişi ve sorgulamayı umup bekleyen...Rabbine ibadette hiç kimseyi ona şirk koşmasın. Ameliyle hiç kimseye gösteriş yapmayan ve Allah Teâlâ'ya kullukta O'ndan başka birisini O'na ortak etmeyen...[135]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ, şirk ve hevayı nefsine kapılanların cezasının cehennem ol­duğunu zikretikten sonra, iman ve salih ameller işlemek ve haramlardan ka­çınmak anlamına gelen takva sahiplerinin (Allah'tan korkup, emirlerini hak­kıyla yerine getirenlerin) alacağı mükafaatı anlatmayı hikmeti gereği uygun gördü.."İnanıp iyi işler yapanlara gelince.:."Allah'ı ve Rasûlü'nü tasdik edip Allah'a kavuşacaklarına, dostlarına olan müjdesine, müşrik ve âsi düşmanlarına olan tehdidine inanıp iyi işler yapan­lar, farzları ve vacipleri eda edenler, nafilelere ve hayırlara koşturanlar... İşte bunlar, "... onlara..." Allah'ın ilmi ve hükmü dahilinde "... Firdevs cennetle­ri..."[136]konaklayacakları yerler, ikram görüp nimetlendirecekleri ikram evi ola­rak Firdevs bahçeleri "... vardır."

Firdevs, cennetin en yüksek yeri ve tam ortasıdır. Rasûlüllah (s.a.v.) orayı tarif ederek ve özendirerek buyurdu. Çünkü İsra ve mi'rac gecesi dileyip en üst seviyesine kadar çıkmıştı: "Allah'tan isterseniz, O'ndan Firdevs'i is­teyin, çünkü orası, cennetin ortası ve en yüksek yeridir. Onun da üstünde Rahman (c.c.)'ın Arş'ı vardır. Cennet nehirleri ondan çıkar." Buhari'de böyle yer almaktadır.[137]"Orada sürekli kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler."Orada ebedi ve sonsuza dek oradan başka yere taşınmalarını istemeden kalacaklardır. Çünkü nimetleri usandırmaz, mutluluğu eksilmez. Safası kedere dönüşmez, sevinçleri ölüme, hastalığa, kötülüğe, yorgunluğa bulaş­maz. Allah bizleri de, amin diyeni de Firdevslik eylesin. Amin...

"De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz tükenir. Yardım için bir o kadarını daha getir-sekbile..."

Bu âyet, Allah (c.c.)'ın "size ilimden pek az bir şey verilmiştir."[138] âyeti, kendilerine gelen Kureyş heyeti vasıtasıyla ruhu sormalarına cevaben ge­lince, şu lafı eden yahudüere cevaptır.

"Bize Tevrat verildi. Onda her şeyin ilmi vardır."

Bunun üzerine Allah Teâlâ "De ki: Denizler mürekkep olsa..." âyetini onlara cevaben ve boş iddialarını çürütmek için indirdi. Hem onlara, hem de il­minin Üstünde ilim olmadığını iddia eden herkese bildirdi: Eğer denizlerin suyu mürekkep, dünya ağaçlarının bütün dalları ve odunları kalem olsa da on­larla yazılsa, Rabbimin ilahi ilim ve marifet taşıyan, ilim ve marifet gösteren, ilme ve marifete götüren kelimeleri tükenmeden denizlerin suyu ve ağaçların dallan tükenirdi. Fe sübhanallahi ve bi-hamdihi. Sübhanallahi'1-azim. Her şeyin ilmînin kendine dayandığı Allah'ı teşbih ederiz. O, her şeye kadirdir.

"De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım. [139] İlâhınızın bir tek ilah olduğu bana vahyolunuyor." Allah Teâlâ, Rasûlü'ne, kendisinden Hz. İsa'ya -ve Hz. Musa'ya verilenler gibi mucizeler isteyen müşriklere şöyle demesini emredi­yor: Ben de sizin gibi, sizin gücünüzün yetmediği şeylere gücü yetmeyen bir insanım. Aramızdaki fark, bana Rabbimden emirler vahyedilmesi, size ise vahyedilmemesidir. Bana, sizin ilahınızın, yani gerçek ilahınızın ve hakiki Rabbinizin tek bir ilah, sizin de sizden önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah olduğu vahyolunuyor. "Kim[140]..." O'ndan korkarak ve arzulayarak "... Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa..."[141]Umuyor ve bekliyorsa, inanıp tam iman ederek

"... iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak etmesin."[142]

Çünkü şirk ameli boşa götürüp iptal eder. Bu nedenle şirkten (Allah'a ortak koşmaktan) uzak durun. Böyle yaparsanız, umudu doğru, beklentisi is­abetli ve düzgün olan insanlar olursunuz.[143]

 

Sonuç

 

1-  ölümden sonra diriliş ve hesap verme inancı pekiştirilmiştir.

2- Cennetlerin efdali, Firdevs'-i a'lâ'dır.

3- Allah'ın ilmi sonsuzdur. Kelimeleri de sonsuzdur. Yani Kur'an'm man­alarına son yoktur.

4- Allah Teâlâ'nın kelam sıfatı anlatılmıştır.

5- Hz. Peygamber (s.a.v.) insandır. Şia mezhebinden batiniliği iddia eden bir grubun dediği gibi, bir ruh da değildir, bir nur da...

6- Tevhid açıklanarak pekiştirilmiş, şirk ise kınanarak reddedilmiştir.

7- Riya şirktir, dayanağı, bu âyetin hem Allah rızasını isteyerek, hem de insanlar arasındaki yerinin görülmesine Özenerek cihad eden ve övülmesini isteyerek namaz kılıp oruç tutan kimsenin hükmünü açıklamaya dair indiğini belirten hadistir.[144]

 



[1] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/142.

[2] Müslim şöyle rivayet eder: "Kehf suresinin başından onâyet ezberleyen kimse, Deccal'dan korunmuş olur." Darimi de, Müsned'in isimli hadis kitabında Ebu Sa'id el-Hudri (r.a.)'den şöyle rivayet eder: "Kim, cuma gecesi Kehf suresini okursa, onun için kendisiyle Kabe arası kadar bir yeri nurla aydınlatır." Yine şöyle rivayet etmiştir: "Kehf suresini cuma günü okuyanın ertesi cumaya ka-darki günahları üç gün fazlasıyla bağışlanır, gökyüzüne ulaşan bir nur verilir ve Deccal fitnesinden korunur."

[3] İbni İshak, Kehf suresinin inişine dair uzun bir hadis rivayet eder. Özeti şudur: Kureyşli bir heyet Medine'deki yahudilere geldiler ve onlara: "Siz Kitab ehli­siniz. Bize şu arkadaşınızdan -Muhammed (s.a.v.)- haber verin!" dediler. Yahu­diler şöyle dediler: "Size sormanızı emredeceğimiz üç şeyi ona sorun. Haber verirse, o bir peygamberdir. Veremezse, yalan uyduran bir adamdır. Hakkında ne yapacaksanız yapın:

Ona, ilk dönemlerde yaşamış gençlerden yani Eshab-ı Kefden sorun, dertleri neymiş? Çünkü o gençlerin başından acayip bir olay geçmiştir. Ona dünyanın doğu taraflarına ve batı taraflarına ulaşan gezgin kimseyi sorun. Başından neler geçmiştir? Ona ruhtan sorun. O, nedir?

Bunları haber verirse, o bir peygamberdir. O'na uyun, çünkü O peygamberdir. Veremezse, yalancı bir adamdır. Bakın bakalım, ne göreceksiniz?" Heyet, Mekke'ye gitti ve Allah Rasûlü (s.a.v.)'ne sordu. O da: "Sorduğunuz şeyleri yarın haber veririm," dedi. İnşaallah demedi. Bunun üzerine vahiy 15 gün kesildi. Sonra Kehf suresi indi. Surede, sorduklarının cevabı vardır. Kur'an'da "kıssa" kelimesi, tarihi gerçekler, olaylar, birilerinin başlarından ge­çenler anlamına kullanılmaktadır. Hikaye'nin tarifi de "olmuş ya da olması muhtemel olayların sözlü veya yazılı anlatımı" şeklindedir. Bu bakımdan biz cümlenin akışına göre, kıssa kelimesini bazen hikaye, bazen öykü, bazen de başından geçenler şeklinde çevirdik. Bazan da "kıssa" biçiminde orijinalini kul­landık.

[4] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/142-144.

[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/144.

[6] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/146.

[7] Ashâb-ı Kehf ve Rakım. Ashâb-ı Kehf in isimleri, nesepleri ve başlarından geçenlerin yazıldığı kitabeye râkim denmiştir.

[8] İki gruptan kaselin, Ashab-ı kehf olması uzaktır. Onlar hakkında ihtilaf edenler, bir çok seneler geçtikten sonra onların durumunu anlayan kimselerdir.

[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/146-148.

[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/148.

[11] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/150.

[12] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/150-151.

[13] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/151-152.

[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/153.

[15] Maksat, belanın kapılarını çalmasından, vücutlarının, renklerinin değişme­sinden ve hür veya köle herhangi bir kimseden sıkıntı görmekten korunmuş ol­malarıdır.

[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/153-154.

[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/154-155.

[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/156-157.

[19] İbni Abbas; yanlarında, üzerlerinde kendi zamanlarındaki kralın resmi bulu­nan gümüş dirhemler olduğunu söyler.

[20] Bu âyette, izin verilmiş her mubahta vekaletin caiz olduğuna delil vardır Müvekkil âciz veya muktedir olsun farketmez. Bazıları gücü yetenin vekil tayin edemeyeceği görüşündedir. Doğrusu ise, caiz olmasıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.). sağlam ve mukim iken vekil tayin etmiştir. Hz. Ali (r.a.)'de vekil ta­yin etmiştir. Sahabeden bir çoğu da işlerinde kendilerini temsil edecek vekiller tayin etmişlerdir.

[21] Taşlayarak öldürme, dinlerin hemen tamamında ortak bir cezadır."

[22] Kabirler üzerinde mcscidlcr edinmek, bu ümmetten (İslâm) önceki Ehi-ı Kı-tab'ın işidir. RasÛÎüllah (s.a.v.} bunu açıklamış, bundan sakındırmış ve bunu ümmetine haram kılmıştır. Çünkü şirke ve Allah'tan başkasına ibadete gö­türür. Ebu Davud ve Tirmizi. tbni Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: "Allah Rasûlü (s.a.v.) kabirlere (Buhari ve Müslim'in hadis kitabında) lanet etmiştir." Buhari ve Müslim'de Hz. Aışc (r.a.)'den şöyle rivayet olunmuştur: "Ümmü Habibe (r.a.) ve Ümmü Seleme (r.a.) RasÛÎüllah (s.a.v.)'a Habeşis­tan'da gördükleri, içinde tasvirler (resim ve heykel) bulunan bir kiliseden soz ettiler. Hz. Peygamber (s.a.v.): "İşte onlar, aralarında iyi bir adam öldüğünde, kabri üstüne mabed inşa edip onun içine o suretleri {resim, heykel) yaparlar. İşte onlar kıyamet günü insanların en kötüleridir." Müslim de şöyle rivayet eder: "Kabirlere karşı namaz kılmayınız ve üzerlerine oturmayınız." Buharı ve Müslim'de ise şöyle geçer: "Allah, "peygamberlerinin kabirlerini mabed edin­en yahudi ve hristiyanlara lanet etsin," buyurdu. Onların yaptıklarından sakın­dırıyordu."

[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/157-159.

 

[23] Kurtubi, yazmış olduğu tefsirinde; bu âyeti tefsircderken tabutla gömmenin, özellikle geniş arazide caiz olduğunu söyler ve şöyle ekler: "Danyal (a.s.) taştan bir tabut içinde idi ve Yusuf (a.s.) camdan bir tabuta konmasını vasiyet etmiştir."

[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/159-160.

[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/161-162.

[25] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/162-164.

[26] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/164.

[27] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/166.

[28] "Oku!" diye başlayan bu âyet, müşriklere cevap mahiyetindedir. Şu anlamda: Kur'an'ın bazı âyetlerinin okunmasından hoşlanmadılarsa onlara aldırma! Çünkü onun okunmasında, müşriklerin ilahlarına ta'riz ve eksikliklerini or­taya dökme vardır. Onun için senden bazı Kur'an ayetlerinin (ilahlarını) ya da kendilerini övmesini istediler.

[29] Rivayet olunur ki bu âyet Ümeyye b. Halef hakkında inmiştir. Çünkü Ümeyye Hz. Peygamber (s.a.v.)'i hoşlanmadığı bir şeye, fakirleri uzaklaştırıp kureyş ulularını yaklaştırmaya davet etmişti.

[30] El-Furut: Zulüm ve aşırılık demektir. Öne geçmek anlamındaki Furut'tan türetilmiştir. Çünkü zulüm, serde öne geçmek demektir. Zulüm; helaka, kayba ve hüsrana götürür.

[31] "İman etsin" ve "inkar etsin" sözleri, dengeleme için böyle gelmiştir. Bunda, onların kafir olmasına izin verme yoktur. Hitab, imana karşı küfrü tercih ede­ni tehdit ve gözünü korkutmak içindir. Ta'lil cümlesi de bunu gösterir: "Çün­kü biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki..." Zalimlerden maksat kâfirlerdir. Dayanağı, "şirk, büyük bir zulümdür." (Lokman Sûresi: 13) ayetidir.

[32] Erâ'ik: Divan ve cibinlik bir arada... Cibinlik, kadının içinde oturduğu veya u-yuduğu evde mevcut kumaş (genellikle "tül") kubbe içine bir de divan konursa "Erike" denir.

[33] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/167-169.

[34] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/170-171.

[35] Örnek verilen iki grubun ve örnek gösterilen iki adamın kimler olduğunda ih­tilaf edilmiştir. Görünen odur ki, örnek verilen iki grupdan maksat, mü'min-lerle oturup kalkmaktan çekinen kâfirler ile müslümanlardır. İki kişiden mak­sat ise, İbni Abbas (r.a.)'tan rivayet olunduğuna göre İsrailoğullarından iki kimsedir. Manadaki zahiri durum budur. Allah daha iyi bilir.

[36] Sumur: Altın, gümüş, deve, sığır, davar, bağ-bahçe ve tarlalardan oluşmuş çe­şitli bol miktarda mal demektir. Cumhur sümür; Asım ise semer okumuştur.

[37] Nefer: Savunma veya savaşma gayesiyle bir adamla birlikte hareket eden aşireti. Burada çocukları.

[38] Zan, burada inanç anlamınadır.

[39] Cumhur "minhüma", Asım ise "minha" okumuştur.

[40] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/171-172.

[41] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/172-173.

[42] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/174.

[43] İmam Malik der ki: "Her evine ya da bahçesine girenin "maşaallah la kuvvete illa billah" demesi gerekir. Vehb b. Münebbih'in kapısında maşaallah la kuv­vete illa billah, yazılı olduğu rivayet olunmuştur. Müslim şöyle rivayet eder: "La havle ve la kuvvete illa billah, cennet hazinelerinden bir hazinedir." Şöyle demenin müstehap olduğuna dair de rivayet vardır: "Bismillah. Amentü bil­lah. Tevckkeltü alallah la kuvvete illa billah."

[44] Allah tarafından hesaplanmış, yani takdir edilmiş bir yok oluş.

[45] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/175-176.

[46] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/176.

[47] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/177.

[48] Bazı ilim ehli; dünya hayatını, aşağıda gelecek bağlantılarından dolayı suya benzetmişlerdir. 1) Su, bir yerde durmaz. Hayat da öyledir. 2) Su değişir. Ha­yat da öyle. 3) Su baki değildir. Hayat da öyle. 4) Suya giren hiç kimse ıslanma-mazlık edemez. Dünyaya dalan kimse de fitnesinden ve afetlerinden emin ola­maz. Buhari'de şöyle geçer: "Müslüman olup yeterli rızık verilen ve Allah'ın, verdiğine kanaatkar yaptığı kimse felah bulmuş, kurtulmuştur."

[49] Malın ve oğulların dünya hayatının süsü oluşu konusunda şöyle denmiştir: "Malda güzellik ve fayda, oğullarda güç ve savunma vardır. Örnek, dünyayı küçümsemeye ve süratle geçip gittiğine ilişkin olarak verilmiştir. Bu sebeple denilmiştir ki: Gönlünü mala bağlama, geçici bir gölgedir. Güce de bağlama. Bugün senin elindedir, yarın bir başkasının..."

[50] İmam Malik, Muvalta adlı hadis kitabında şöyle kaydeder: "Baki kalacak gü­zel işler, sübhânallah, elhamdülillah, ve la ilahe illallah, vallahü ekber, ve la havle ve la kuvvete illa billahi'l-aliyyi'l-azim'dir."

[51] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/177-178.

[52] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/178-179.

[53] Günümüz arapça'sında "mev'id" kelimesi "randevu" anlamına kullanılmak­tadır. Bu anlam, aslında âyetteki kullanışa da uygundur.

[54] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/180.

[55] "Tüsîru: Kıraatine göre bu anlama gelir. Cumhurun kıraati "nüseyyiru" dur. "fesîru" şeklinde bir kıraat daha vardır."

[56] Hafız Ebu'l-Kasım b. Mende, Kitabu't-Tevhid adlı kitabında, Mu'az b. Cebel (r.a.)'den şöyle rivayet eder: "Rasûlüliah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebareke ve Teâlâ kıyamet günü, kızgın olmayan yatıştırıcı bir sesle seslenir: "Kullarım! Ben, benden başka tanrı olmayan, merhametlilerin merhametlisi, hakimlerin hakimi, en hızlı hesap gören Allah'ım. Ey kullarım, size korku yok, üzülmeyeceksiniz de... Delilinizi getirin, cevabınızı kolaylaştırın. Çün-kü siz sorgulanıyor ve hesaba çekiliyorsunuz. Meleklerim! Kullarımı, hesaba çekilmek için sıraya koyun" Hadis, bu âyeti tam olarak tefsir etmektedir.

[57] Müslim, Hz. Aişe (r.a.)'den aktarıyor: "Rasûlüliah (s.a.v.)'in, "İnsanlar kıya-met günü yalınayak, çırılçıplak ve sünnetsiz olarak diriltilecekler." dediğini duydum."

[58] Dirilişle hesab ve cezayı inkar edenlere hitab ediyor.

[59] Kitab, cins isimdir. Mahşerde kullara verilen her kitabı kapsar.

[60] Veyle, veyl'in müennesidir. Mübalağa gayesiyle müennes yapılmıştır. Zorluk­ları ve azabı görünce, ölmek isteyerek ölümlerini çağırırlar

[61] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/180-182.

[62] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/182.

[63] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/183-184.

[64] Kulun fasıkhğı, itaatten isyana aşarak Rabbinin taatinden çıkmasıdır. Her farzı terk eden ve haramı işleyen fasık olur.

[65] İstifham, inkaridir. Şeytanın neslinin varlığını, hadis açıklamıştır.

[66] Müslim'de şöyle geçer: "Namaz için bir şeytan vardır. Adı Hanzeb'tİr. İşi, na­mazda vesvese vermektir." Tirmizi ise, abdest için de Velchan adında bir şey­tan olduğunu, abdestte vesvese verdiğini rivayet eder.

[67] Müslim şöyle rivayet eder: "Rasûliillah (s.a.v.) buyurdu: "Şeytan tahtını suya kor. Sonra Öncü birliklerini (seriyyc) yollar. O askerlerinin şeytana en yakın makamda olanı, en büyük fitneyi yapanıdır. Birisi gelip: "Şunu şunu yaptım" der. O da "hiçbir şey yapmamışsın" der. Sonra birisi gelir ve: "Adamla hanımı­nı ayırıncaya kadar bırakmadım" der. Şeytan: "O askerimi bana yaklaştırın" der." "Onu kucaklar ve "evet, sen en güzelini yapmışsın!,." der, dedi."

[68] Ayet; şeytan, kâhin, müneccim, natüralist ve ateist bülün sapıklara cevap veri­yor. Çünkü hepsi yaratıktır ve kuldur. Allah ise herşeyin yaratıcısı, hükümra­nı, Rabbi ve takdir edendir.

[69] İbni Abbas (r.a.) âyette geçen mübık kelimesi perde manasınadır derken, Enes b. Malik (r.a.)'de cehennemde irin ve kandan bir vadi diye tefsir etmiştir. He­lak yeri olarak da yorumlanmıştır. Helak yeri olarak yapılan tefsir, sayılan­ların hepsini kapsar. Perdenin bir kaç türlü olması caizdir: Birbirlerine düşmanlık bir perdedir, bizzat cehennem en büyük perdedir. Belki de mübık ke­limesinden maksat bizzat cehennemdir.

[70] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/184-186.

[71] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/186.

[72] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/188.

[73] Lafzın "kâfir" anlamına gelmesi de muhtemeldir. Allah Tcâlâ "inkar edenler ise hakkı bâtılla gidermek için mücadele ediyorlar" buyurmaktadır. Lafzın müslüman anlamına gelmesi de muhtemeldir. Ancak kâfir hakkında olması da­ha uygundur. Müslim, Hz. Ali (r.a.)'den rivayet eden" Hz. Peygamber (s.a.V.), Hz. Ali ile Hz. Fatma'nın kapısını çalmış ve: "Namaza kalkmıyor musunuz, demiş. Hz. Ali diyor ki: "Ben de" "Ya Rasûlüllah, nefislerimiz Allah'ın elin­dedir. Bizi uyandırmak istese uyandırır" eledim. Rasûlüllah (s.a.v.), ona böyle deyince geri döndü. Sonra geri dönmüşken ellerini dizlerine vurarak şöyle dediÜini duydum; "Ama insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.'

[74] Bazı müfessirlcr. bunu Bedir savaşı'nda kılıçla öldürülme azabı olarak yorum­lamıştır.

[75] Cumhur "kıbel" okumuştur. "Kubulen" de okunmuştur. İlki. açıkça karşısına, ikincisi ise çeşit çeşit, türlü türlü azap gelmesi anlamınadır.

[76] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/188-190.

[77] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/191.

[78] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/193.

[79] Nüf el-Bekkali, bu âyette geçen Musa'nın; Musa b. Minşa b. Yusuf (a.s.) olduğu görüşüne vardı. Buhari'de geçtiği gibi İbni Abbas (r.a.) buna şiddetli karşı çıktı. Doğrusu, Allah'ın İsrailoğullarına peygamber gönderdiği Musa b. İmran (a.s.) olmasıdır.

[80] Musa'nın genç arkadaşının kim olduğunda ihtilaf edilmiştir. Denilir ki: O, ona hizmet eden bir gençti. Bundan dolayı edeben "fcta" dendi. İbni Arabi, her ne kadar hadiste Yuşa b. Nun olduğu geçiyorsa da Kur'an'dan anlaşılan o bir köledir. Araştırıp, derin derin incelemeye gerek yoktur.

[81] Nehhas der ki: "Hukub, sınırı çizilmemiş, müphem bir zaman dilimidir. Çoğulu ahkab gelir. Seksen yıl şeklinde bir süre takdir edilmişse de Musa'nın bu sözünden maksat ilkidir. Yani bir süre..."

[82] Bu, Arapça'da ve kur'an'daki çeşitli âyetlerde yaygın bir kullanım şeklidir.

[83] Buhari'de şöyle geçer: "Musa (a.s.), Yuşa "balığın yanından ayrıldığı yeri bana bildirmefden başka görev vermiyorum" demişti. Yuşa'da "çok bir görev ver­medin," demişti."

[84] Bu iki denizin Ürdün nehri ile Tabcriyyc Gölü olması görüşü tercih edilir.

[85] Buhari'de şöyle geçer: "Hızır'ı denizin ortasında yeşil bir yaygı üzerinde elbis­esine bürünmüş olarak buldular. Elbisesinin bir tarafım ayaklarının altına bir tarafını da başının altına koymuştu. Hz. muşa (a.s.) selam verdi. Hızır (a.s.) yüzünü açıp: "Sen kimsin?" dedi. "Ben Musa'yım..." dedi."

[86] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/193-196.

[87] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/196.

[88] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/197-198.

[89] Hz. Musa'nın "sana tabi olabilir miyim?" diye sorması, istemedeki edep, ince­lik ve hocasından bir çok şey isteyenin tevazuundandır. Âyette öğrencinin, mertebeleri bir olsa da hocaya tabi olduğuna bir delil vardır. Hz. Musa (a.s.), Hızır'dan daha faziletli idi, ama o âlim olan Hızır'a tabi hükmünde oldu­ğundan tevazu gösterdi.

[90] Buhari'de: "deniz kıyısında yürüyerek ilerlediler. Bir gemiye rastladılar. Ge­micilerle onları taşımaları için konuştular. Gemiciler Hızır'ı tanıdılar ve üc­retsiz bindiler," diye anlatılır."

[91] Buhari hadis kitabında şöyleder: "Rasûlüilah (s.a.v.) buyuruyor: Bu, Musanın ilk unutkanlığıydı. Bir kuş geldi. Geminin bir tarafına kondu. Denizden bir gaga su aldı. Hızır, Musa'ya: "Benimle senin ilmin Allah'ın ilmi karşısında an­cak şu serçenin denizden eksilttiği kadardır," dedi."

[92] Tirmizi hadis kitabında: "Hızır çocuğun kafasını eline alıp kopartarak öldür­dü." Bâzı rivayetlerde geçer: "Hızır, bir taş aldı ve çocuğun kafasına vurup Öl­dürdü." Tefsirde kaydettiğimiz en doğru ve en açık olanıdır.

[93] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/198-199.

[94] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/199.

[95] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/200-201.

[96] Hadiste şöyle geçer: "Onlar, cimri pintilerdi." Musa ile Hızır'ı niye ağırlama­dıklarının sebebi anlaşılıyor.

[97] Buhari'de şöyle geçer: Rasûlüllah (s.a.v.) burada "Allah, Musa'ya rahmet eyle­sin. Allah onların (Musa ve Hızır) başından geçenleri anlatsın diye sabretme­sini isterdim," buyurmuştur.

[98] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/201-202.

[99] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/202.

[100] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/203-204.

[101] Fukalıa'dan "miskinin, fakirden daha az fakir" olduğu görüşünde olan imam, bu âyeti delil getirmiştir çünkü gemisi olan fakir sayılmaz. Buna şöyle cevap ve­rilmiştir: Gemi, yedi kişinin ortak malıydı. Dört tanesi ise, gemiyi baba­larından miras alınış fakir ve zayıf insanlardı.

[102] Ayetteki orijinal kelime "vcra"dır. Vera'nın gerçek anlamına, yani "arkala­rında" anlamına alınması caizdir. Yani geri döndüklerinde gemiye el koyacaktı manasına. İleri, anlamına gelmesi de caizdir.

[103] Hazine, altın ve gümüştü. Delili, Tirmizi'nin Ebu'd-Dcrda'dan rivayet ettiği hadistir. Dil bakımından delili de, biriktirilmiş gömülü (define) mala kenz denmesidir. Malla beraber, içinde ilim bulunan bir kitabın da olması caizdir.

[104] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/204-205.

[105] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/205.

[106] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/207-208.

[107] Zülkarneyn'in ismi konusunda dört değişik görüş ileri sürülmüştür: Abdul­lah, İskender, Abbas veya Cabir. Zülkarneyn lakabının verilişi konusunda da değişik görüşler ileri sürülmüştür. En ideali şudur: O, Fars ve Rum (Pers ve Roma) kralı idi veya iki saç Örgüsü vardı. Bunlardan dolayı zülkarneyn lakabı verilmişti. Peygamberliği konusunda ihtilaf vardır. Görünen odur ki, vahyolu-nan bir peygamber ve hakim kraldı.

[108] Sebep, aslen ip anlamına gelir. Daha sonra, sayesinde bir şeye ulaşılan her şeye sebep denmiştir. Zülkarneyn'e her şeyin ilmi verilmişti. O, ilimle isteğine ulaşıyordu, dolayısıyla, ülkeleri fethedip düşmanlarına galip gelmeye muvaf­fak oldu.

[109] Cumhur "hami'e", bazı kurra da "hamiye" okumuştur. İlkinde kara balçık, ikin­cisinde sıcak anlamına gelir.

[110] O kavme; "kim haksızlık ederse..." dedi.

[111] Matla, mıtla diye okunabilir.

[112] Nüveyr kitabının müellifi, anlaşılan Mançurya veya Kore'nin doğu sınırların­daki Japonya sahillerine ulaşmıştı, der.

[113] Şu anlama gelmesi caizdir: "Durumları işte böyleydi, sana anlattığımız gibi." Şu anlama da gelebilir: "Güneşin battığı yere vardığı gibi, doğduğu yere de vardı."

[114] Hafs "seddeyn", Nafi "süddeyn" okumuştur. Süddeyn kıraati zayıftır.

[115] Secilerin önünde. Arkasında Ye'cüc ile Me'cüc vardı.

[116] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/208-210.

[117] İkisi müslümandir. Zülkarneyn ve Süleyman (a.s.). İkisi de kafirdir. Nemrud ve Buhtunnasr. Böyle derler. Doğrusunu Yüce Allah bilir.

[117] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/210-211.

[118] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/213.

[119] Ye'cüc'le Me'cuc, aslı arapça olmayan iki kelimedir. Yâcuc ve Mâcuc diye de okunur. Yafes b. Nuh (a.s.)'un iki oğlu idiler. Rastladıkları her fiili, vahşi hay­vanı, deveyi ve domuzu yerler. Kendilerinden biri ölse, onu da yerler. Öncüleri Şam'da, artçıları Horosan'da olur. Doğunun nehirlerini ve Taberiyc Gölü'nü içerler. Bunlar, sedlerini açıp yıktıklarında olur. Çıkışları, kıyametin büyük alametlerindendir.

[120] Haraç ve harâc. Haraç, sadaka olarak verilendir. Harâc ise, verilmesi gerekli olandır. Burada ücret anlamınadır.

[121] İnsan gücü ve maddi kuvvet.

[122] Radm: En büyük sed, muazzamı...

[123] Kıtr'dan maksat erimiş bakır olabilir. Zahiren de böyledir. Aynı zamanda eri­miş demir de olabilir. Üçüncüsü, altın olabilir. Dördüncüsü, kurşun olabilir. Ahmed b. Hanbel Hz. Peygamber (s.a.v.)'den rivayet eder. Özeti şudur: "ye'cüc ve Me'cüc, şeddi her gün neredeyse delecek kadar kazarlar, "kazıyı ya­rın bitiririz" derler. Ertesi gün olunca kazarlar ama inşaallah demezler. Al­lah'ın vaadi gelince "inşaallah" derler de sed kendilerine açılır."

[124] Dalgalananların Ye'cüc ve Me'cüc olması da, insanlar ve cinler olması da caiz­dir. Bu. kıyamet günü olacaktır.

[125] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/213-215.

[126] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/215.

[127] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/216-217.

[128] İbni Abbas, bu Rablerin şeytanlar olduğunu söyler, doğrudur. Çünkü şeytan­lar, meleklere, peygamberlere ve putlara kulluğu kâfirlere süslü gösterip bun­lara tapmaya çağırmışlardır.

[129] A'raf Suresi: 41

[130] "E-fe Hasbü" şeklinde de okunmuştur: "Onları Rab edinmeleri onlara yetmez mi?" anlamına gelir.

[131] Bütün müşrikler, yahudiler, hristiyanlar, Harici Haruriyye tayfası ve riyakar­ca amel işleyenler buna girer. İyi yaptığını zanneder ama bozuk inancından, riyakarlığından ve Allah'ın koyduğu şeklin dışında bid'atiarla amel ettiğinden amelleri boşa gitmiştir.

[132] Buhari, Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet eder. Allah Rasûlü (s.a.v.) buyuruyor: "Kıyamet günü şişman iri yarı bir adam getirilir. Allah katında kafir oldu-1 ğundan sinek kanadı kadar değeri yoktur." Sonra da şöyle dedi: "İsterseniz, "kıyamet günü onlar için terazi kurmayız," âyetini okuyun."

[133] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/217-218.

[134] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/218.

[135] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/219-220.

[136] Buharı ve Müslim. Ebu Musa'dan, Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor: "Firdevs cennetleri dörttür. İkisinin takılan, kaplan ve içindekiler altındandır. İkisinin takılan, kapları ve içindekiler gümüştendir. Adn cennetinde o toplumla Rab-lerine bakmaları arasında ancak yüzündeki izzet ve yücelik perdesi vardır."

[137] Buhari ve başkaları. Ubade b. Samit (r.a.)'ten Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: "Cennet 100 derecedir. Her iki derece arası gökle yer arası gibidir. Firdevs, en. yükseğidir." Cennet nehirleri oradan çıkar. Allah Teâlâ'dan isteyeceğinizde Firdevs'i isteyin."

[138] İsra Sûresi: 85

[139] İbni Abbas (r.a.) der ki: "Allah Teâlâ, Rasûlü'ne mahlukatına karşı kibirlen­mesin diye tevazuyu öğretti. Ona, kendinin de başkaları gibi bir insan olduğunu, ancak vahiyle ikram edildiğini kabul etmesini emretti."

[140] Âyetin iniş sebebine dair, şu rivayet olunmuştur: "Cündeb b Züher el-Gamıdı Rasûlüllah (s.a.v.)'a geldi ve: "Ya Rasûlüllah (s.a.v.: "Allah temizdir. Ancak temiz olanı kabul eder. Gösteriş yapılanı kabul etmez," buyurdu. Ardından bu âyet indi."

[141] Yercü, hem umar, hem de korkar diye tefsir edilmiştir: Allah'tan ve ahıret azabından korkar; Allah'ın fazlını, ihsanını, dünya ve ahiret sevabını umar.

[142] Sa'id b. Cübeyr; "hiç kimseyi ortak etmesirTi, riyakârlık yapmasın diye tefsir etmiştir. Doğrudur. Şirk kelimesi, riyayı da kapsar.

[143] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/220-222.

[144] îbni Abbas ve Tavus anlatmıştır: Bir adam Rasûlüllah (s.a.v.)'a gelip: "Ben, Allah yolunda cihadı seviyorum, yerimin görülmesini de seviyorum," dedi. Hemen bu âyet indi. Benzer bir soruya cevaben inmiş aynı âyetle soru sorana cevap vermek için âyetin birkaç defa indiği olmuştur.

[144] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/222.