Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Meryem Suresi - Kuran - 019Meryem - 19. Sayfa

MERYEM SURESİ 2

Zekeriyya (A.S.)  Kıssası 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

Yahya Aleyhisselâm.. 3

Bazı Kelimeler: 3

Açıklama: 3

Meryem Oğlu İsa'nın Doğum Kıssası 4

Bazı Kelimeler: 4

Açıklama: 4

Hz. İsa Hakkinda Doğru Söz. 5

Bazı Kelimeler: 6

Açıklama: 6

İbrahim (A.S.) ın Babasıyla Olan Kıssası 7

Bazı Kelimeler: 7

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 7

Açıklama: 7

Bazı Peygamberlerin Anılması 9

Bazı Kelimeler: 9

Açıklama: 9

Peygamberlerin Gönderilişlerinin Bazı Etkileri 10

Bazı Kelimeler: 10

Açıklama: 10

Bütün İşler Allah'ın Elindedir. 11

Bazı Kelimeler: 11

Nüzul Sebebi: 11

Açıklama: 11

Ölüm Sonrası Dirilişi İnkar Edenler  Ve   Cezaları 12

Bazı Kelimeler: 12

Açıklama: 12

Boş Ve Geçersiz Delil 13

Bazı Kelimeler: 14

Açıklama: 14

İşte Bunlar Müşriktirler. 15

Bazı Kelimeler: 15

Açıklama: 15

"Rahman Çocuk Edindi" İftirası 16

Bazı Kelimeler: 16

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 16

Açıklama: 16

Kur'an-I Kerim'in Getirdiği Kolaylık. 17

Bazı Kelimeler: 17

Açıklama: 17


MERYEM SURESİ

 

Sahih kavle göre tamamı Mekki olan bir suredir. Fatir süresinden sonra nazil olmuştur. Doksan sekiz ayettir. Allah'ı birleme ilkesini yerleştirmeyi, ortak ve çocuk sahibi olduğun iddiasını reddetmeyi, ölüm sonrası dirilişi ispat­lamayı hedef alır. Bu hedeflere ulaşmak için de kıssaları malzeme olarak kul­lanır. Bundan sonra kıyamet gününün bazı sahnelerini sunar. Ölüm sonrası dirilişi inkar edenlerle tartışır.[1]

 

Zekeriyya (A.S.)  Kıssası

 

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

1- Kâf, Hâ, Yâ, Ayn Sâd.

2- Bu Rabbimİn, kulu Zekeriyya'ya olan rahmetini anmadır.

3- O Rabbine içinden yalvarmıştı.

4- Şöyle demişti: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağırdı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım."

5-6- Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Ya'kub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla."

7- Allah: "Ey Zekeriyya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyo­ruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" buyurdu.

8- Zekeriyya"Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken na­sıl oğlum olabilir?.. Dedi.

9- Allah: "Rabbih böyle buyurdu: Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım" dedi..

10- Zekeriyya "Rabbim! Öyleyse b&na bir alamet ver" dedi. Allah: "Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır" buyurdu.

11- Zekeriyya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: "Sabah ak­şam Allah'ı teşbih edin" diye işarette bulundu.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

(Kâf-yû-hâ-ayn-.sûd)   şeklinde   okunur.'Gizlice,

Kemik zayıfladı. Ateşin alevlenmesi gibi başta beyaz saç­ların yayılması.Kişiye mirasçı olan amca oğlu ve benzen akrabalar.

"Yavaş olun ey amcazadelerimiz

Yavaş olun ey akrabalarımız

Aramızda gömülü olan şeyleri

Yeniden ele alıp etrafa yaymayınız"

Kısır. Senin katında kendisinden hoşnud olunan. Dünya­da kendisinden razı olunan. Allah'ın kaza ve kaderine razı olan. Adaş. Kemiği ve damarları kurumuş, son ömrünü yaşamakta olan ihti­yar.[3]

 

Açıklama:

 

Bu sure, birbirinden kopuk vaziyetteki beş harfle başlıyor. Manalarım Allah daha iyi bilir. Bu; Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya rahmetini anıştır. O İs­rail oğullarının büyük peygamberlerinden biridir. Sahih-i Buhari'de anlatıldı­ğına göre, kendi elinin emeğiyle geçinen bir tüccardı. Rabbinin rahmetini anış-tan maksat; Zekeriyya'nın gizlice kapalı bir yerde Rabbine dua etmesi esna­sında Rabbinin onun duasına icabet etmesi, rahmetinin de ona ulaşmasıdır. Gizlice dua etmişti. Çünkü bu şekilde yapılan dua, riyadan uzaktır. Bu dua­sında-, aciz bir ihtiyar olan Zekeriyya (A.S.) rabbinden, kendisine bir çocuk vermesini istemişti. Bu isteğinden ötürü kavmi tarafından kınanmıştı. Genel olarak Rabbani rahmet, kokusunu bu sûrenin her tarafına sürmüştür

Zekeriyya dedi ki: Ey Rabbim! Kemiklerim zayıfladı.. Kuvvetim azaldı. Zekeriyya, kemikten söz etti. Çünkü kemik, bedenin direğidir, kıvamıdır, bi­nasının temelidir. Kemik zayıflayınca beden yakılmaya yüz tutar, kuvveti azalır, Zekeriyya, başının ihtiyarlık aieviyle yanıp tutuştuğunu söyledi. Yani başının siyahlığında ihtiyarlık,aîevi tutuştu. Siyah saçları arasında beyaz kıllar yayıl­maya başladı. Ateş alevlerinin çöp kırıntıları arasında yayılarak tutuşması gibi,' siyah saçları yanıp ağardı. Bu ifadelerde en güzel ve en bediî bir istiare sanatı vardır.

Ey Rabbim, sana dua ederken hiç bir zaman kayba uğrayıp bahtsız ol­madım. Bilakis her ne zaman sana dua ettiysem, duama icabet ettin.

Bu da, Zekeriyya (A.S.)'a bahşedilen nimetlerin en büyüğüdür.

Görülüyor ki Zekeriyya (A.S.)duasında hem teslimiyetini, hem zilletini, hem de güçsüzlüğünü dile getirmiş; sonra da Rabbinin Tcendisine bahşetmiş olduğu nimetleri anmıştır. Şu halde dua eden herkesin Zekeriyya (A.S.) gibi dua etmesi müstehaptır.

Doğrusu benden sonra yerime yakınlarımın, amcazadelerimin din duy­gusunu yitirmelerinden korktum. Dini koruyacak bir çocuğumun olmasını istedim.

Zekeriyya (A.S.)'ın, malına akra'balannm mirasçı olmalarından korktuğu için Allah'tan çocuk istemiş olmasını akıl kabul etmez. Zira böyle bir is­tekte bulunmak, ona ve benzerlerine yakışmaz. Meryem'in anası ve Hanna'-nın bacısı olan karısı, doğurmayan kısır bir kadındı.

Ey Rabbim! Madem ki durum böyledir. O halde katından bana bir oğul bağışla.. Bana mirasçı olsun. Yakub ailesinden de peygamberliği, ilmi, dini koruyup dine davet etmeyi devralsın. Ey Rabbim! Onu, dünya ve ahjrette ken­disinden razı olunmuş bir kul eyle. Kendisini de hoşnud kıl.

Zekeriyya'mn bu duasına şu karşılık verildi:

"Ey Zekeriyya, bîzsana, adı Yahya olan bir oğlan çocuk müjdeliyoruz!"

Orada Zekeriyya Rabbine dua etti: Ya Rabbi! Bana kendi katından te­miz bir soy bahşet, doğrusu sen duayı işitirsin" dedi. Mabedde namaz kılar­ken melekler ona seslendiler: "Allah sana Allah'ın sözüne İnanan, efendi, iffetli, iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler"[4]. Yahya adı da­ha önce kimseye verilmemişti. Onun daha önce adaşı ve benzeri olmamıştı. "Ona İbadet et ve bu ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir mi­sin? "[5] mealindeki ayet de bunu teyid ediyor.

Bu, Zekeriyya'dir. İsteğine olumlu cevap verilince fazlasıyla sevinmiş,, ka­rısı kısır olduğu halde çocuk doğurmasının nasıl mümkün olacağını hayretle sormuş. Kendisi de yaşlı ve zayıf bünyeli olduğu için nasıl çocuk sahibi ola­cağım sormuştu. Ama bunu sorarken, böyle bir şeyin, Allah'ın kudreti ya­nında imkansız olduğunu tabii ki söylemiyordu. Dedi ki: Ey Rabbim, benim nasıl çocuğum olur?! Karım kısırdır; Ben de fazlaca yaşlandım!

Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah veya ona bu haberi tebliğ eden melek şölye dedi: Durum bu merkezde. Siz bu haldeyken dahi çocuğunuz ola­caktır!

Rabbin buyurdu: Sîzden bir çocuk yaratmak, benim İçin kolaydır. Siz şu halde olsanız dahi, sizden bir çocuk yaratmak, benim için işten bile değil­dir. Siz daha önce hiç birşey değilken, sizi yoktan var ettim. Bunda şaşılacak bir durum yoktur. İşte beşeriyetin babası Adem. O da daha önce hiç bir şey değilken, onu yoktan var edip yarattım.

Zekeriyya dedi: "Ey Rabbim, bana karımın hamile olduğunu göstere­cek bir delil ver", Allah buyurdu: "Delilin, vücudun sapasağlam olduğu ve konuşmana mani hiç bir şey bulunmadığı halde, üç gün süreyle insanlarla konuşmamandır."

Tefsirciîer dediler ki: Zekeriyya, işin acele olmasını istedi. Allah'ın ken­disine bahşettiği nimetin yakın olduğunu gösterecek bir delili Allah'tan iste­di. Kendisine verilecek nimetin zamanının yakın olduğunu bilmesi için de, talebine olumlu cevap verildi. Zekeriyya, bunun üzerine mihraptan çıkıp, milletine, sabah akşam Rablerini teşbih etmelerini işaret etti. Sabah akşam na­maz kılmalarını öğütledi. Zira sabah ile akşam, Cenab-i Allah'ın, kullarının yaptıkları ibadet, dua ve tesbihatı kabul buyurduğu vakitlerdir. Çünkü bu vakitlerde evren sükûn bulur, insan sessizleşir, nefisler saflaşır, dünya meşga­lelerinden ve hayatin gürültüsünden kurtulur.[6]

 

Yahya Aleyhisselâm

 

12-14- "Ey Yahya! Kitab'a kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalb yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bîr zorba değildi.

15- Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selâm ol­sun![7]

 

Bazı Kelimeler:

 

Kuvvetle, gayretle. Hikmet. Şefkatli, yumu­şak kalbli. Temizlik ve safiyet İyilik yapan, iyi davranan.[8]

 

Açıklama:

 

Zekeriyya (A.S.)'in bir oğlu dünyaya geldi. Kendisiyle konuşulacak ça­ğa geldi. Allah ona şöyle buyurdu: Ey Yahya! Tevrat'a sarıl. Ondaki hüküm­lere gereği gibi uy. Emirlere bak, onları uygula, yasaklara bak, onlardan, azmedip gayret göstererek uzak dur.

Zekeriyya'nın oğlu Yahya'ya hikmeti ve Tevrat'ı anlama kabiliyetini ver­dik. O Tevrat ki, kendilerini Allah'a teslim etmiş peygamberler; Yahudilere, Rabbanilere, alimlere onunla hükmederlerdi.

Cenafa-ı Allah, kendisine hitap ederken Yahya kaç yaşındaydı? O zaman kaç kayında olduğunu Allah bilir ama, henüz bir çocuk olduğu kesindir.

O'na hikmet verdik. Öyle bir şefkat duygusu aşıladık ki, onunla insan­lara yumuşaklıkla muamele eder, merhamet gösterirdi. Yahya Takvalı, Allah'a itaat eden, günahlardan sakınan, ana-babasına iyi davranan, hiç bir zaman büyüklük taslamayan, ana-babasına veya Allah'a isyan etmeyen bir insandı.

Doğduğu günde, öldüğü günde, tekrar diriltileceği günde ona selam ol­sun. Bu sayılan üç vakit, insan için en zor vakitlerdir, bu vakitlerde İnsan, Rablerin Rabbinden gelecek olan emniyet ve güvenliğe ne kadar da muhtaç­tır.

Bakın ey gençler, bakın. Peygamber ailesinin, temiz ailenin, şerefli evin gencine bakın. Yahya'nın geçliğini örnek alın. Hikmet, şefkat, arınmıştık, te­mizlik, yumuşak kalblilik, takva, ana-babaya iyilik bakımından ona uyun. O, yeryüzünde fesad çıkarmazdı. Asi ve günahkâr değildi. O'na, ana-babasına selam olsun. Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerlerine olsun.[9]

 

Meryem Oğlu İsa'nın Doğum Kıssası

 

16- Ey Muhammedi Kitab'da Meryem'i de an. O ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.

17-  Sonra, insanlardan gizlenmek için perde germişti. Cebrail'i gön­dermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü.

18- Meryem: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi.

19- Cebrail "Ben temiz bir oğlan bağışlamak İçin, Rabbinin sana gön­derdiği elçiden başkası değilim" dedi.

20- Meryem "Bana bir insan tamas etmemişken, ben kötü bir kadın da olmadığım halde nasıl oğlum olabilir?" dedi.

21- Cebrail: "Bu böyledir, çünkü Rabbin, 'Bu Bana kolaydır, onu in­sanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; iıem bu önce­den kararlatın imiş bir iştir', diyor" dedi.

22- Meryem oğlana gebe kaldı; o haliyle uzak bir yere çekildi.

23- Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbur et­ti: "Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim" dedi.

24-25- Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin, içinde bulunanı şerefli kılmıştır". Hurma ağacım kendine doğru, sil­kele, üstüne taze hurma dökülsün.

26- Ye iç; gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan 'Ben Rahmana oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de."

27-28- Çocuğu alıp kavmine getirdi onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de İffetsiz değildi" dediler.

29- Meryem çocuğu gösterdi: "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabili­riz?" dediler.

30-33- Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana Kitab verdi ve beni peygamber yaptı; nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadı­ğım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Benİ bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.[10]

 

Bazı Kelimeler:

 

Uzaklaştı. Doğu tarafına.. Ruhumuz. Yani Cebrail. Bünyesi sağlam ve düzgün. Erkek isteyen zinakâr kadın.Kesinleşmiş olan hüküm. Uzak. Gözden ırak. Onu zorlayıp sığındırdı. Do­ğum öncesi sancısı.Hurma ağacının kurumuş dalı.Unu-tabilen basit şey.

Mensiyyen: Bil fiil unutulmuş olan şey, Kurumuş fakat sonra su dolan ark, nehir. Bazılarıysa bu kelime ile Hz. İsa'nın kaste­dilmiş olduğunu söylerler.

Seriy: Milletin ulu ve şerefli kişisi anlamına da ge­lir.

Taze.Sakinleş, üzülme.

Sükût.Ha­yırda gelişen, hakta sebat eden. Beşik.[11]

 

Açıklama:

 

Ey Muhammedi Kur'an'da iffetli Meryem'i, Onun oğlu, Allah'ın kulu, îsraiIoğuHanna gönderdiği peygamber İsa'yı doğurmasının,-yüce Allah'ın çocuk sahibi olmaktan münezzeh oluşunu içeren sahih haberini an. İmran kızı Mer­yem, asil bir aile ve şerefli bir soydan doğdu. İffetli ve temiz olarak yetişti. Allah'ın gözetim ve yardımıyla gelişip kuvvetlenince ve kadınlık çağına girince, ailesinden uzaklaştı; ibadet için veya bazı ihtiyaçlarım gidermek için ıssız bir yerde oturdu. Doğu tarafına bir mekâna yerleşti. Bu nedenle hıristi-yanlar, doğu tarafını kendilerine kıble edindiler. Meryem, o ıssız yerde dur­maktayken, Cebrail, erkekliğinden hiç bir şey eksik olmaksızın tam bir insan suretinde karşısına gelip dikildi. Meryem onu, etrafına gerdiği perdeyi delip geçerek karşısına gelmiş görünce kötü bir adam sandı ve kendisine zararı do­kunacak diye endişelendi. Ona: "Ey adam sen nesin? Eğer Allah'tan sakı­nan biri isen, senin şerrinden beni koruması için Allah'a İltica ediyorum ve Rahman'a sığınıyorum" dedi. Böyle konuşması, Meryem'in İffetine ve tak­vasına işaret ediyordu. Çünkü Cebrail'in insanı baştan çıkaran o güzel gö­rüntüsü karşısında Allah'a sığınmıştı. Zira Cebrail'in o güze! biçimde Mer­yem'in karşısında belirmesi, Allah tarafından onun imtihan edilmesi ve iffe­tinin denenmesi içindi.

Cebrail ona: Ben, ancak senin kendisine sığınmakta olduğun Rabbinin bir elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan çocuğu hediye etmek için geldim" de­di.

Meryem: Benim nasıl çocuğum olur?!! Şer'i bir evlilikle bana hiç bir in­san temas etmiş değildir. Ben fena bir kadın da değilim, dedi.

Meryem'in soruyu sorması, böyle bir şeyin Allah'ın kudreti yanında im­kânsız olduğunu söylemek için değildi. Fakat o, hayret ederek böyle bir ço­cuğun nasıl doğacağını öğrenmek istedi. Bu çocuk, kendisinin ileride evlene­ceği bir erkekten mi olacaktı? Yoksa onu babasız mı yaratacaktı? Melek dedi ki: Ey Meryem! Sen "Benim nasıl çocuğum olur?" diyorsun, ama durum işte böyledir. Allah buyurdu: O çocuğu yaratmak, benim için kolaydfr. Biz İsa'yı bu şekilde yarattık ki, onu insanlara bir mucize kılalım. Çünkü İnsan­lar onu, yüce Allah'ın kudretinin ve ululuğunun tamhğına bir delil olarak göreceklerdir. O, bizim katımızdan, bütün yaratıklar için bir rahmettir. îşte böyle bütün peygamber, insanları hayra iletir, onlara doğru yolu gösterirler. Bu anlatılanlar, Allah tarafından belirlenmiş kesin bir iştir.

Meryem, Melek Cebrail'in sözlerine kanaat getirdi. Melek ona yaklaştı. Onun gömleğinin üst tarafında bulunan açık bir kısımdan üfledi. Üflemesi, Meryem'in karnına ulaştı. Allah'ın İzni İle Meryem hamile oldu. Allah her işi yapacak güçtedir.

Meryem gebe kaldı. Uzak bir yere gitmeye niyetlenerek ailesinden uzak­laştı. Doğum sancıları onu, bir hurma ağacının altına sürükledi. Oraya sı­ğındı. Doğum esnasında oraya yerleşerek ağaca yaslandı. "Keski bu olaydan önce Ölseydim de unutulup gitseydim'' dedi. Dininde kötü bir kadın olduğu- -nun zanncülmcsinden dolayı veya bu nedenle birisinin kendisine İftira etme­sinden korktuğu için ölmek istedi. Kendisi yüksek bir yerde bulunduğu için, alt tarafından Cebrail ona seslendi. Kendisine seslenenin, yeni doğan çocuğa

İsa olduğunu söyleyenler de vardır.Ona:"Üzülüp acı çekme"diye seslendi.

Bunlar, bu olayın harikulade bir İş olduğuna ve Allah'ın dilediği şekilde yaratmaya muktedir olduğuna işaret eden ilahi ayetler ve alametler değil mi­dirler? İşte bak ta gör, ey Meryem: Rabbin, senin att tarafında bir nehir ya­rattı. Daha Önce yatağı kuru olan bu nehir, etrafa şu taşırmaktadır. Ya da yaslanmakta olduğun o kuru hurma ağacının dalını silkele, üzerine taze ve iştah çekici hurmalar dökülecektir. Bütün bunlar Allah'ın senden razı oldu­ğunu göstermiyor mu? Allah'ın seninle beraber olduğuna ve seni unutmadı­ğına işaret etmiyor mu? Taze hurmadan ye ve nehirdeki sudan iç. Gözün ay-dın olsun. Kafan rahatlasın. Nefsin sükûnet bulsun. Allah seninle beraber­dir. Seni insanlara karşı koruyacaktır. İnsanlardan birinden sana itiraz gele­ceğini sezersen, onunla konuşma ve: "Ben, Rahman'a oruç adadım. Bu gün insanlarla konuşmayacağım, aksine meleklerle konuşacağım. Yüce ve eksik­liklerden arınmış olan Rabbine yakanda bulunacağım" de.

Gördüğü mucizeler karşısında Meryem'in kalbi yatıştı. Lohusahğım ta­mamladı. İsa'yı kucaklayarak ailesine getirdi. Ailesi, çocuğuyla beraber Mer-, yem'i görünce üzüldüler. İyi kimselerden oluşan bir aileydiler. "Allah Adem'i, Nuh'u İbrahim ailesini ve îmran ailesini seçip alemlere üstün kıldı. (Bunlar) birbirinden türeyen bir nesildir"[12]

Meryem'i yadırgayarak: "Ey Meryem! Utanılacak bir iş yaptın. Memle­ketimizde, ailemizde görülmemiş acaip bir iş yaptın. Bu yaptığın, bizim adet­lerimizden ve alışkanlıklarımızdan değildin Ey Meryem! Baban kötü bir adam değildi. Bilakis İyi bir İnsan ve ehl-i İbadet bir kuldu. Anan da fena bir kadın değildi! Bu kötülük sana nereden bulaştı?!

Bu ifadede, kalıtım ve irsiyetin etkisinin var olduğuna işaret vardır. Mer­yem, yeni doğmuş çocuğa, konuşması için işaret etti. Orada bulunanlar bu­nu tuhaf bulup imkansız görerek, beşikteki bîr çocukla nasıl konuşuruz? de­diler.

Böyle derken Meryem'in onları alaya aldığım ve zina (!) suçuna ek bir suç işlediğine İnandılar.

Ama beşikteki o küçük çocuk, benzerleri gibi bir ana ve babadan doğ­muş değildi. Allah onu acaip bir ayet olarak garip bir yaratılışla yaratmıştı. Onun sebebiyle bazı insanlar iman edecek, bazıları da kafir olacaklardı. Be­şikteki İsa şöylededi: Ben Allah'ın kuluyum. O'nun çocuğu veya bir parçası değilim. Aksine bir insanım. O'nun kuluyum. Bana kitap (incil) verdi. Beni size Peygamber olarak gönderdi. Herşey de beni mübarek kıldı. Hak dinde sabit-kıldı. Sağ olduğum müddetçe namaz ve zekatı bana tavsiye etti. Beni anama karşı iyi davranan biri olarak yarattı. Beni zorba, bahtsız, İnatçı ve ilahi rahmetten kovulmuş biri yapmadı. Babasız doğduğum günde, Öleceğim günde ve dirileceğim günde yüce ve kudret sahibi Allah'ın selam ve güvenliği benim üzerimedir.[13]

 

Hz. İsa Hakkinda Doğru Söz

 

34- İşte hakkında şüpheye düştükleri, Meryem oğlu İsa, gerçek söze göre, budur.

35- Allah çocuk edinmez. O münezzehtir. Bir işin olmasına hükme­derse ona ancak "Ol" der, o da olur.

36- "Doğrusu Allah benim de, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur".

37- Fırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük gü­nü görecek kafirlerin haline!

38- Bize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bu­gün apaçık bir sapıklık içindedirler.

39- Ey Muhammed! Hâlâ gaflet içinde bulunanları ve hâlâ inanma­yanları, onları, işm bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar.

40- Şüphesiz Biz bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara varis ola­cağız. Onlar Bize döneceklerdir.[14]

 

Bazı Kelimeler:

 

Şüphe  edip  anlaşmazlığa   düşerler. Helak   veazap. Hasret günü, kıyamet günü.[15]

 

Açıklama:

 

Vasfı anlatılan, üzerinde konuşulan, "Ben Allah'ın kuluyum, (O) bana kitab verdi, beni peygamber yaptı. Beni bulunduğum heryerde insanlara ya­rarlı kıldı, ayet-i kerimesinde durumu bildirilen kimse; Allah'ın ve îsrailo-ğullanna elçi olarak gönderiği Meryem oğlu İsa'dır. Meryem'e bıraktığı keli­mesidir. O'nun ruhudur. "Meryem oğlu îsa, Mesih, sadece Allah'ın elçisi, O'nun Meryem'e attığı kelimesi ve O'ndan bir ruhtur"[16]

Bu, hakkın ta kendisidir. Bunda şüphe ve ihtilaf yoktur.

"Allah yanında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu toprak­tan yarattı. Sonra ona "o!" dedi, artık olur... (Bu) Rabbİnden gelen gerçek­tir. Öyle ise kuşkulananlardan olma"[17]

Hakkında şüphe edip anlaşmazlığa düştükleri şey hakkında doğru söz, adil hüküm ve gerçek söz işte budur. Yahudilerin İsa ve anası hakkında söy­lediklerini, küfürlerini ve Meryem'a attıkları büyük iftirayı çürüten, öldüren kesin ve doğru söz işte budur. Bu sözle; "İsa Allah'ın oğludur, veya, üçün üçüncüsüdür veya Allah'tır" diyen hıristiyanlarm görüşleri de çürütülmüş­tür. "Ey kitap ehli, dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçek ol­mayan şeyleri söylemeyin"[18]

İndiler, Hz. İsa'nın çocukluğundan, doğumun nasıl olduğundan, Mer­yem'in hurma ağacına sığınmasından, oruç adamasından, kavminin kendisi­ni kınamasından,Hz. İsa'nın beşikteki durumundan söz etmemişlerdir. Bun­ları anlatmanın İsa'ya leke süreceğini, onun ve anasının kadrini küçülteceği­ni zannetmişlerdir.

Önünden ve arkasından batılın gelmediği, hiç bir şekilde içine batılın karışmadığı, Allah katından inen, ehl-ı kitabın kitaplarına üstün gelen Kur'an-ı Kerim, bütün bunları detaylı olarak açıklamaktadır". "Sana da (ey Muhammed) kendinden Önceki kitapları doğrulayıcı ve onları kollayıp koruyucu olarak bu kitabı (Kur'an'ı) gerçekle indirdik"[19]

Kur'an'dan önceki kitapların, Özellikle İncil'in, Hz. İsa ile ilgili bu ger­çekleri anlatmaması garipsenmemeljdir. Zira yüce Allah buyuruyor ki: "Uya­rıldıkları şeyden pay almayı unuttular"[20]

Evet, onlar Hz. İsa hakkında şüpheye kapılıp ayrılığa düştüler. İmpara­tor Konstantin papazları topladı. Hz. İsa hakkında ayrılığa düştüler. Her bir grup ayrı bir düşünce ileri sürdü. Bazısı onun ilah olduğunu, bazısı üçün üçün­cüsü olduğunu, bazısı da tanrının oğlu olduğunu söylediler. Bir kısmı da onun Allah'ın kulu, elçisi kelimesi ve O'ndan bîr ruh olduğunu söylediler.

Bazı hıristiyanlarm, kendi kısır akıllanyla Hz. İsa'ya baktıklarını görü­yoruz. Bunlar Hz. İsa, Rabbine, İncilinin de aktardığı gibi —"Ey baba" di­ye hitab ettiğini, Onun Allah'ın oğlu olduğunu söylemişlerdir, oysa Allah'ın herşeye muktedir olduğunu bilmemişlerdİr.

Biz, bildiğimiz sebeplere dayanarak, babasız çocuğun dünyaya geleme­yeceğine hükmediyoruz1. Fakat eksiklerden arınmış yüce Allah, sebepleri de müsebbepleri de yaratmıştır. O, her işi yapmaya muktedirdir. Kendisine or­tak koşulanlardan yücedir, münezzehtir. Allah çocuk sahibi olmaktan mü­nezzehtir. Nasıl çocuk edinsin ki? O'nun çocuğa, babaya, kardeşe ve eşe ihti­yacı yoktur. Çünkü göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nui.ûur. Diridir, bakİ-dİr. Bütün yaratıkların yok oluşundan sonra O, ebediyete kadar devam ede­cektir. O, her işi yapacak güçtedir. Bir işi yapmak isteyince, O iş hemen olu­verir. İsteği, ertelenmeden hemen yerine gelir. Olmasını istediği şeye "ol" der, o şey de derhal oluverir. Bu niteliklere sahip bir zatın yaratıklara benzemesi mümkün müdür? Çocuğu olur mu hiç? Veya bir şeye muhtaç olur mu ki, ço­cuğu olsun? Yaratıklardan O'na denk bir şey var mıdır ki, o şey tanrı olsun veya tanrının bir parçası olsun?! Allah, kendisine ortak koşulanlardan yüce­dir. Bakın işte isa (A.S.)'ın kendisi de diyor: "Rabbim ve Rabbiniz olan Al­lah'a İbadet edin" Matta incili de O'ndan naklen şöyle diyor: "Git ey şey­tan! Zira yazılmıştır: İlahın Rabba secde edeceksin. Sadece O'na ibadet edip kulluk edeceksin!"[21] "Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin, doğru yol budur"[22]

Ehl-i kitaba gelince onlar, gördüğünüz gibi bir kısmı ifrata, birkısmı da tefrite kaçarak Hz. isa ve anası hakkında anlaşmazlığa düştüler. Yalnız Hz. isa'nın peygamber olduğuna, Allah'ın kudretine İşaret olsun diye babasız olarak yaratılan bir insan olduğuna inanan grup kurtuluşa erdi. Diğerlerine gelince, vay onların haline, Hz. İsa'yı tannlaştıran, ya da O'nu kötüleyip anasını it­ham eden kafirler de helak olsunlar! Cehennemin veyl denen deresi onlara mekân olsun. Zaten o müthiş korkulu kıyamet gününde onlar, Cehennemde­ki o dereyi göreceklerdir. Daha önce Allah'ın ayetlerini işitmezlerken kıya­met gününde ne güzel işitir ve ne güzel görürler! Ama artık fırsat elden kaç­mıştır. "Nihayet onlardan bîrine Ölüm geldiği zaman: "Rabbim, der, beni (dünyaya) geri döndür; ki terkettiğim dünyada yararlı bir iş yapayım!'

Hayır, bu onun söylediği (olmayacak) birlafu, önlerinde, ta dirilecekleri güne kadar (geriye dönmelerine engel olan) bir perde vardır"[23]

Ey Muhammedi Onlan hasret gününe karşı uyar, onlar gaflet içinde inan mazken m bı ınlmlş olur. Allah'm dünyaya ve dünyadaki vkrhkla^a mi asa olacagmı, butun işlerin O'na döndürüleceğini O'nlara bildir.[24]

 

İbrahim (A.S.) ın Babasıyla Olan Kıssası

 

41- Ey Muhammedi Kitab'da İbrahim'e dair anlattıklarımızı da an; o şüphesiz dosdoğru bir peygamberdi.

42- Babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sa­na bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"

43- "Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir İlim bana geldi. Bana uy, seni doğru yola eriştireyim."

44- "Babacığım! Şeytana tapma. Çünkü şeytan Rahman'a! baş kal­dırmıştır."

45- Babacığım! Doğrusu sana Rahman'm .katından bir azabın gelme­sinden korkuyorum ki böylece şeytanın dostu olarak kalırsın."

46- Babası: "Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz çevirmek mi istiyorsun? Bundan vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım; uzun bir süre ben­den uzaklaş git." dedi.

47- İbrahim şöyle cevap verdi: "Sana selam olsun. Senin İçin Rabbîm-den mağrifet dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır."

48- "Sizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp çekilir, Rabbİme yal­varırım. Rabbime yalvarışımdan mahrum kalmayacağımı umarım."

49- İbrahim onları, Allah'tan başka taptıklanyla haşhaşa bırakıp çeki­lince ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık.

50- Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık.[25]

 

Bazı Kelimeler:

 

Çok doğru. Çok doğrulayıcı.Dosdoğru, düzgün. Çok isyankâr. Yardımcı, dost, arkadaş. Fazlasıy­la ikram eden, lütfeden.Uzun zaman. Doğruluk-dİli. Bununla; güzel övgü, tertemiz ve mis gibi kokular saçan bir yaşantı kastedil­miştir.[26]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Önceki ayetlerde Hz. İsa ile ilgili kıssa anlatıldı. O kıssada Kur'an-ı Ke­rim, çocuk (Hz. İsa'nın, Allah'ın çocuğu olduğu) uydurmacasını reddetmişti. Burada da İsmail'in babası İbrahim'in kıssası anlatılıyor. Araplar Hz. İsma­il'in soyundan gelirler. O'nun dininden olduklarını, yaptıkları Beyt'in hiz­metkârları olduklarını iddia ederler.

Bu kıssada Allah'a ortak koşmak, putlara tapmak rededîliyor.[27]

 

Açıklama:

 

Ey Muhammedi Sana indirilen Kitab'da İbrahim Halil'i an.. Onlara, onun haberini oku. Hani babası Azer'le tartışırken ona şöyle demişti: Babacığım; işitmeyen görmeyen ve sana hiç bir yarar sağlamayan bir taşa niçin tapıyor­sun?! İnce ve nazikâne bir edâ.İIe babasına hitap ederken, bakınız alamız Halil İbrahim neler söylemiş: Babacığım! İşitmeyen görmeyen ve sana hiç bir şey kazandırmayacak olan şeylere niçin tapıyorsun?!

Buradaki tapmanın sırrını ve sebebini babasından anlamak istiyor. Ta­pınılan varlık; duyan, işiten, gören, herhangi bir hususta fayda veya zarar ve­recek güçte olsa da, bunun yanısıra bir yaratıksa; kendisine ibadet edilmesi; ibadet edenin aklının kıtlığına, görüşünün kötülüğüne ve karakterinin bozuk­luğuna işaret eder. Kendisine tapılan, Peygamber veya melekler gibi yüksek makamlardaki bir insan olsa bile, hüküm değişmez. "Ve size: Melekleri ve peygamberleri taunlar edinin" diye de emretmez. Siz müslüman olduktan son­ra, size inkarı emreder mi?"[28]

Çünkü ibadet, ululamanın son sınırıdır. Kutsamanın her derecesidir. Du­rumu ne olursa olsun, hiç bir yaratığa ibadet edilemez. Hele, kendisine tapı­lan şey, senin ibadetini duyamayacak, ona yaklaşmanı görmeyecek, sana hiç bir fayda sağlamayacak bir taş parçası ise ona nasıl taparsın?! Bu soru insa­nın bakışlarını derinlere ve enginliklere yöneltmekte, insanı şüphe ve araştır­maya sevketmektedir.

Babacığım bana, sana gelmemiş olan ilimden biraz geldi. Bana uy ki, seni doğru ve hak yoluna ileteyim. -

Görüldüğü gibi Hz. İbrahim, babasını cahillikle, kendini de tam bir alim­likle nitelememiştir. Çünkü böyle yapmak, insanları nefret ettirir. Yanınızda otur­makta olan kimseyi, sizinle arkadaşlık etmekten alıkoyan İbrahim, babasına şöyle demişti: Babacığım, sana verilmemiş olan İlimden bana biraz verildi. Seni doğru yola iletsin diye oğluna uyarsan, bunun sana bir zararı dokun­maz, Babacığım farzet ki İkimiz bir yola yürüyoruz. O yolu ben senden daha iyi tanıyorum. Şimdi seni selamet mıntıkasına ulaştırmam için bana uyman, iyi olmaz mı? Yine de sen benim babamsın, ben de senin iyi davranan oğlu­num.

Böyle konuşmakla İbrahim, babasını çeşitli yollara tevessül ederek hak­ka ulaştırmak için kendi tarafına çekmek istiyordu. Onu inancında şüpheye düşürüyor, sonra da hayır ve iyiliğin,'kendisine uymakta ve içinde bulundu­ğu sapıklığı terketmekte olduğunu babasına işaret ediyordu.

Peygamberlerin atası ibrahim (A.S.), bakın, babasına ne diyor: "Baba­cığım şeytana kulluk etme! Doğrusu O, Rahman'a çok isyan eden biridir".

İbrahim'in babası Azer, şeytan'a değil, putlara tapıyordu. Ancak putla­ra tapması, aklından ve tabiatından değil de, şeytanın onu yoldan çıkarması ve ona vesvese vermesinden kaynaklanıyordu. Böyle olunca da puta tapması, şeytana tapması ve şeytanın aldatmasına uyması demek oluyordu. Şeytansa, bildiğiniz gibi Adem'in ve hepimizin düşmanıdır, ademoğulları! O, sizin için kötülükten başka bir şey istemez. Size günah ve bühtandan başka birşeyi süs-lemez. Rabbinize, Adem'e secde hususunda isyan etti. Rabbin bütün emirle­rine karşı geldi. Bu şeytana itaat etmek; Rahman'a ibadeti terkedip putlara tapmak hususunda onun aldatmasına kulak vermek iyi olur mu? İşte İbra­him (A.S.), babasını, kötü sona karşı uyarıyor, onu kötülükler sağanağına karşı ikaz ediyor ve şöyle diyordu:

BabaGağım, Rabbin ve yaratıcın olan Rahman'dan sana bir azap dokun­masından, böylece de cehennemde şeytana arkadaş, dost ve yardımcı olman­dan korukyorum.

İbrahim'in bu sözünde "azabın isabet etmesi" değil de "azabın dokunması" demesi ve "bir azab" diyerek te azap kelimesini nekre olarak kullanması; babasına dokunacak azabın azlığını ifade etmektedir. Bu büyük bir edep ve cömertçe lütufkârlık örneğidir ki, böyle adetler, Rahman'in dos­tu İbrahim için yabancı şeyler değildir.

Katı yürekli ve sert karekterli kâfir Azer'in cevabı ise pek çirkin oldu. İbrahim'e dedi ki: Ey İbrahim! Sen, benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyor­sun? Eğer bu yaptıklarından vazgeçmezsen, seni taşlarım ve sana kötü sözler söylerim. Uzun süre benden uzak dur. Vücudun ve haysiyetin sağlamken, ben­den uzakla?!

Azer'e bakın.. İbrahim'in doğru yolu gösterirken nezaket ve yumuşak kalblilik göstermesine o, sertçe karşılık vermiş. Oğulcuğum! Diyeceğine ona adı ile hitap etmiş. Ey İbrahim demiş, "Tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun?" diyerek, tanrılardan yüz çevirilmesinin, kendisini başka şeylerden daha fazla ilgilendirdiğine işaret etmiştir. Ayrıca ayet-İ kerimede yüz çevirici anlamına gelen (Rağıb) kelimesinin başına inkâr ve hayret İfade eden istifham hamze-sinin getirilmiş olması; yüz çevirme eyleminin olmaması gerektiğine ve akıllı kimsenin de tanrılardan yüzçevirmesinin yakışık almadığına ibaret etmek için­dir.

Bundan sonra Azer, İbrahim (A.S.)'ı. tanrıların anısına hakarette bu­lunmaktan vazgeçmediği takdirde taş veya dille taşlamakla tehdid etmiştir. Buna karşı İbrahim (A.S.), kamil bir mü'mine yaraşan şu sözü söylemiştir: Sen sağ ben selamet, sana selâm olsun. "Bizim işlerimiz bize, sizin İşleriniz size. Size selam olsun (haydi hoşça kalın). Biz cahillerde sohbet etmey)i istemeyiz" derler "[29]. Yine de sen benim babamsın. Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Seni doğru yola İletmesi ve güzel başarılara mazhar ey­lemesi için dua edeceğim. O, bana karşı çok lutufkâr, iyilik eder bir zattır. Seferimde beni heder etmez ve beni asla unulmaz. Böylece İbrahim, Rabbi’nden babası İçin mağfiret diledi. Sabittir ki, İbrahim (A.S.) babası için Allah'­tan uzun süre mağfiret diledi. Ölünceye kadar babası İçin mağfiret dileğinde bulunduğunu söyleyenler de vardır. "Babamı bağışla. Çünkü o sapıklardan­dır"[30]

"Rabbimiz, hesabın görüleceği gün, beni, ananv-babami ve mü'minleri bağışla!"[31]

îslamiyetin ilk zamanlarında miislümanlar da Hz. ibrahim'i örnek ola­rak, müşrik akrabaları için Allah'tan mağfiret dilemişlerdi Nihayet Cehab-ı Allah şu ayeti inzal buyurdu;

ıtİbrahİmfin babasına dua etmesi, sadece ona yaptığı bir vaadden ötürü idi. Fakat onun, bir Allah düşmanı olduğa, kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Gerçekten ibrahim, çok içli ve yumuşak huylu idi"[32].

"İbrahim'de ve O'nunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal var; onlar kavimlerine demişlerdi ki: Biz senden uzağiz"[33]

Bu ayetlerin nüzulünden sonra müsiiimanlar, kâfirler için mağfiret dile­mekten vazgeçtiler. Ancak o kâfirler hayatta İken, doğru yola erişmeleri ve hakikat yolunu bulmakta muvaffak olmaları gayesiyle onlar için Allah'tan mağrifet dilemenin, tevbeyle İlgili ayetlerin tefsirinde de anlatıldığı gibi bir sakıncası yoktur. Sakıncalı olan, kâfir olarak ölümlerinden sonra oniar için mağfiret dilemektir. Şu halde bazı insanların gayr-ı müslim olarak öldüğünü bildiğimiz bir kimse için "rahmetli" demeleri hiç te doğru bir söz değildir.

îbrahim (A.S.),onlardan ve onların Allah'tan başka taptıkları tanrıla­rından uzaklaşınca, Cenab-ı Allah onun üzerindeki nimetini tamamladı. O'na sihhat ve afiyet eibisesini giydirdi. O'na Ishak'ı ve (îshak'ın oğlu) Yakub'u bağışladı. Onların ikisini de Peygamber yaptı. Onlara rahmetimizden birazı­nı bahşettik. Onlar İçin gerçek bir övgü ve güzel bir yaşam tarzı var ettik. Bütün dinler ve peygamberler, onların sülalesinden gelmiştir.

Bütün dinler ibrahim'e, İshak'a, lkkub'a soylarına hürmet ederler. Arap­lar, İbrahim'in dininden ve soyundan olduklarını iddia ederler. Onlara îbra-him'in kıssası, babasına ve kavmine karşı takındığı tavırlar anlatıldı ki, öğüt ve ibret alsınlar,[34]                                                                                   .

 

Bazı Peygamberlerin Anılması

 

51- Ey Muhammed! Kitab'da Musa'ya dair anlattıklarımızı da an; o seçkin kılınmış insan, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.

52- Ona Tûr'un sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaş­tırmıştık.

53- Rahmetimizden, kardeşi Harun 'u bir peygamber olarak ona ba­ğışladık.

54- Ey Muhammed! Kitab'da İsmail'e dair anlattıklarımızı da an; çünkü o, sözünde doğru bir kimseydi, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.

55- Çevresinde bulananlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini em­rederdi. Rabbinin katında hoşnudluğa ermişti.

56- Ey Muhammed! Kitab'da İdris'e dair söylediklerimizi de an; çün­kü o dosdoğru bir peygamberdi.

57- Onu yüce bir yere yükselttik.

58- İşte onlar Adem'in ve Nuh'la beraber taşıdıklarımızın soyundan; İbrahim ve İsrail'in soyundan ve seçip doğru yola eriştirdiğimiz , Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerdendir. Rahman'm ayetleri onlara okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı.[35]

 

Bazı Kelimeler:

 

Seçilmiş, Allah'ın kendisi için seçtiği. Bu kelimeyi "Muhlisen" şeklinde okuyanlar da olmuştur. Buna göre mana şöyle olur: Musa ibadette ihlasli olmuş, şirk ve riyadan uzak durmuştu.Şeriat ve kitab sahibi peygamber. Nebi: Kendisine vahiy gelen. Allah tarafından haberler getiren. Ancak kitabı olmayan. Örneğin Yuşa', Zekeriyya ve Yahya gibi. Yal­varıp sohbet eden.[36]

 

Açıklama:

 

İşte bu İbrahim'in sülâiesİ ve soyu. Ey müslümanlar! Onları kendiniz için yüksek birer örnek olarak alınız.

Ey Muhammedi Kitab'da Musa'yı an. İnsanlara Musa'nın haberlerini oku. o, ibadetinde ihlaslı idi. Gösterişten , nam yapma sevdasından, her çe­şidiyle şirkten uzaklaştı. Allah onu kendi nefsi için seçip ayırdı, ruhunu da kirlerden ve dünya sevgisinden arındırdı. Kitap sahibi ve Allah tarafından gön­derilmiş bir peygamberdi. Allah ona, Tür dağının hayır ve bereketle dolu ta rafından, ya da Musa'nın sağına düşen tarafından seslendi. Yüce Allah ile söyleşmekle şereflendirerek onu kendimize yakın kıldık. En yüce vasıf­lar Allah'ındır.

Bazı tefsirciler derler ki: Allah onu mekân itibariyle kendine yaklaştır­dı. Öyle ki, takdir kaleminin cızırtılarını ve yüce Allah'ın kelamını işitti.

Ona, kendi rahmetimizden kardeşi Harun'u peygamber olarak armağan ettik. Musa'nın, Rabbinden istemesi üzerine Harun'a peygamberlik verdik. Çün­kü Musa, şöyle bîr niyazda bulunmuştu: "Bana ailemden bir vezir ver.. Kar­deşim Harun'u"[37]. "(Musa): Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacak­larından korkuyorum. Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver"[38]. Allah buyurdu: "Ey Musa, istediğin sa­na verildi"[39]

Kitab'da, İbrahim'in oğlu ve şerefli peygamber Muhammed (s.a.v.)'in atası İsmail'i an. Çünkü o doğru sözlü idi. Va'd ettiği işi mutlaka yapardı. "İnşallah beni sabredici bulursun senin emrine karşı gelmem" dedi.[40] Bü­tün Peygamberler doğru sözlülükle nitelenmişlerdir. Ancak bu nitelik, İsma­il Peygamberde daha belirgin bir şekilde görülmektedir Cenab-ı Allah ne doğru buyurmuş: "Bizim içimizden herkesin belli bir makamı var"[41]

İsmail, kitab sahibi bir peygamberdi. Ailesine ve kavmine, kendisine farz olan namazı ve zekatı emrederdi. Rabbi katında da beğenilmiş biri idi.

Ey Muhammedi. Kur'an'da veya bu surede İdris'i an. O, fazlasıyla doğ­ruluk sahibi bir peygamberdi. Allah onu yüce makamlara yükseltmişti. Şeref ve itibar bakımından yüceltmişti. Sünnet-i seniyyenin de ifade ettiği gibi, me­kan bakımından yüksek mertebelere, gökteki bir makama yükseltilmiş oldu­ğunu söyleyenler de vardır.

Ey Muhammedi Bu sûrede hatıraları yad edilen, ilki Zekeriya, sonu da İdris olmak üzere sayıları onu bulan bu peygamberlere selam olsun. Bun­lara Allah nimetler bahşetmiş, Peygamberlik ve risalet için seçmiştir. Bunlar Adem'in Nuh'la beraber gemiye bindirerek taşıdığımız kimselerin, İbrahim (A.S.)'ın, Yakub'un, kendilerini hayra ilettiğimiz kimselerin soyundandirlar. Bunlar seçilmişlerin en seçkinidirler. Bunlar, kökü yerde sabit, dallan da gökte olan güzel ve bereketli bir ağaç gibi, şerefli bir soydandırlar. Bunlar, birbirin­den meydana gelen bir soydurlar. Allah bunları, soy, nesep ve yaratılış bakı­mından diğerlerine üstün kılmıştır. Kendilerine Rahman'ın ayetleri okundu­ğunda, gözleriyle ve kalbleriyle ağlayarak secdeye kapanırlar. Kalblerine iman sevgisi karışan, gönüllerine Kur'an aşkı ve sevdası içirilen kimseler İşte böyle olurlar.

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. "Kur'an okuyun ve ağlayın. Ağ-layamasanız, ağlamaya çalışın",

Salih il-Mürrî (R.A.)'den rivayet: "Rüya halindeyken Resulullah (s.a.v.)'a Kur'an okudum. Bana dedi ki: "Ey Salih, bu okuyuşta hani ağlamak nerede?"1

Kur'an'ın bazı ayetlerini okuduğun veya işittiğin zaman secde etmenin müstahab" olduğu bazı secdeler vardır ki, bunlara tilâvet secdesi denir. Mushaf-ı şerifte bu secdelerin işaretleri vardır. Mesela secde sûresinde ki secde ayeti için secde ederken şöyle dua etmek müshataptır:

"Allah'ım, beni senin rızan için secde edenlerden ve seni hamd ederek tenzih edenlerden eyle. Senin emrine karşı büyüklük taslayanlardan olmaktan sana sığınırım".

İsra süresindeki ayeti için secde ederken şöyle dua etmek müstehab olur:

"Allah'ım! Beni, senin için ağlayanlardan ve sana itaat edip teslim olanlardan eyle".

Meryem süresindeki secde ayeti için secde ederken de şöyle dua etmek müstehab olur:

"Allah'ım beni, kendilerine nimet verilmiş, doğru yola iletilmiş; ayetlerin oku­nurken secde eden ve senin için ağlayan kullarından eyle".

Bunlar, secde-i tilâvet esnasında yapılması müstahsen görüldüğü rivayet edilen bazı dualardır. Ama Kur'an-ı Kerim'i indiren yüce Allah'a teslimiyet ve itaatle beraber, hoşa giden başka dualarda okunabilir.[42]

 

Peygamberlerin Gönderilişlerinin Bazı Etkileri

 

59- Onların ardından, namazı bırakan,şehvetlerine uyan bir nesil gel­di, îşten bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.

60-61- Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'm kullarına gaybde va'dettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz O'nun sözü yerini bu­lacaktır.

62- Orada boş sözler değil,sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada azıklarım sabah akşam hazır bulurlar.

63- Kullarımızdan, Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kıla­cağımız cennet işte budur.[43]

 

Bazı Kelimeler:

 

Onlardan sonra geldi. Kişinin ardısıra gelen,iyi olursa ona halef denir. Kötü ise half denir. Kötülük ve azgınlık. Hayır ise doğru yoldur..

Arapların eski şairlerinden Murakkaş demiş ki:

"Bir kimse hayır İşlerse,

İnsanlar, yaptığı işi överler.

Ve bir kimse de azarsa.

Azgınlığı kınayan yok değildir". Gerçekleşmiş. Boş söz.[44]

 

Açıklama:

 

Kendilerine müjdeci ve uyarıcı Peygamberler gönderdikten sonra, insan­ların akıbeti işte böyle olur.

Peygamberlerden sonra öyle bir topluluk geldi ki, namazı bilmez oldu­lar. Onu, rükün ve şartlarına riayet edip te dosdoğru bir şekilde eda etmedi­ler. Dahası, onu tanımaz oldular ve temelli bıraktılar. Nefislerinin arzuları­na; içki, zina, faiz ve şer'an çirkin sayılan haramlar gibi, bedenlerinin istekle­rine uydular. Bundan dolayı azgınlıklarının cezasına uğrayacaklardır, içinde bir hayır bulunmayan serden başka bir şey görmeyeceklerdir. Ancak tevbe edip iyi iş­ler yapan kimselerden Allah razı olacak ve işte onlar Cennete gireceklerdir. Tevbeden önce ve sonra yaptıkları işlerden dolayı hesaba çekilirken de asla haksızlığa uğratılmayacaklardır. Bu, yahudi, hıristiyan ve müslüman bütün insanları kapsayan genef bir hükümdür. Bunlar Adn cennetlerine girecekler, orada ebedi kalacaklardır. Bunlar, gayba inanan ve gayb için gerekli işleri ya­pan ve dolayısıyla nimetlerini hakeden kullarına, Rahman'ın va'dettîği mü­kafatlardır. O'nun cennete girmeye dair verdiği vaad gerçekleşecektir. Her kim-ki, cennete girmesi va'dedilmişse, o, mutlaka cennete girecektir. Orada .asla boş söz işitmeyeceklerdir. Kimden işitecekler ki? Mü'minlerden mi, yoksa me­leklerden mi? Fakat birbirlerine verdikleri selamlan duyarlar. Meleklerin on­lar üzerine selamlan mevcuttur. Kendilerini' incitecek sözleri değil, hoşlarına giden sözleri işitirler. Orada istedikleri kadar rızıklan vardır. Normal bir in­san, sabah-akşam olmak üzere günde iki Öğün yemek ister. Ama hayvanca iştahı olan kimse, aklına estikçe yer durur.

Takva sahibi kullarımıza vereceğimiz ve mirasçıya saklanır gibi onlar için sakladığımız cennet işte budur. Onlar, daha önce dünyadayken hayırlı amel­ler işledikleri için —Mirasçının kendisine kalan malda hak sahibi oluşu gibi— bu nimetlerde hak sahibidirler. Doğruya en İyi bilen Allah'dır.[45]

 

Bütün İşler Allah'ın Elindedir

 

64- Cebrail Muhammed'e şöyle dedi: "Biz ancak Rabbİnin buyruğuy­la ineriz; geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mah­sustur. Rabbin unutkan değildir."

65- O, göklerîn,yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidİr; öyleyse O'na ibadet et ve bu ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bîr şey bilir mi­sin?[46]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yavaşça ineriz. Unutkan. Adaş. Veya ben­zersiz bir isimle anlandınlan.[47]

 

Nüzul Sebebi:

 

Rivayet olunur ki Cebrail, kırk gün süreyle vahye ara vermiş, Peygam­ber (s.a.v.)'in yanına gelmemiş. Bu surenin on beş gün olduğunu söyleyen­ler de vardır. Bu olay, Peygamber (s.a.v.)'e Ashab-ı Kehf, ruh ve Zülkarneyn kıssası hakkında Hz. Peygambere soru sorulduğunda vukubulmuştu. Bu so­rulara ne cevap vereceğini bilememiş, kendisine vahiy geleceğini ümid etmiş, ama vahiy gecikmiş, bu da O'nun çok zoruna gitmişti. Müşrikler: "Rabbi, Muhammed'i terk etti ve O'na danldı" dediler. Cebrail (A.S.) yere inip yanı­na gelince, Peygamber, (s.a.v.) ona: "Geciktin. Nihayet kötü şeyler düşün­düm. Seni de özledim" dedi. Cebrail: "Ben de seni Özledim. Ama ben de emir altındaki bir kulum. Gönderilmem iner gelirim. Ahkonulursam, gelemem" dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Allah bu ayeti ve Duhâ süresini in­dirdi.[48]

 

Açıklama:

 

Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah, Peygamber (s.a.v.)'in,vahiy ge­tirmekte geç davranan Cebrail'e gecikme sebebini sorduğu sırada, Cebrail'in dilinden hikaye ederek şöyle buyurmuştu: Biz, ancak Rabbinin emriyle ineriz. Belli belirsiz aralıklarla inmemiz, kendi emrimizle değildir. Ancak hikmete uygun olarak Rabbinin emriyle ineriz. O'nun uygun gördüğü zamanda ine­riz. Yön ve yer bakımından önümüzde, ardımızda ve bu ikisinin arasında bu­lunan şeyler O'na aittir. O yüce hükümdarın emir ve dilemesi olmadan, bir yerden başka bir yere, bir taraftan başka bir tarafa geçemeyiz, gidemeyiz. O herşeyi bilgisiyle kuşatan, koruyan, kadir ve muktedir olan, unutkanlığı ve dalgınlığı mümkün olmayan bir zattır. Ey Muhammedi Senin Rabbin hiç bir şeyi unutmaz. O, her şeyi ilmiyle çepeçevre kuşatandır. Hiç bir şey O'ndan gizli kalmaz. Zerre ağırlığınca olan şeyler, onun gözünden ırak olmaz. Gök­lerin yerin ve ikisi arasındaki şeylerin rabbidir. O'nun emir ve İzni olmadan, hikmetine uygun düşmedikten sonra, biz kendiliğimizden nasıl bir iş yapa­rız?! Rabbin seni unutmuş değildir. Rabbin seni terketmedî ve sana darılma-dı.

"Bİz ancak Rabbinin emriyle ineriz" sözünün, cennete girmeleri esna­sında mü'minlerin söyleyecekleri bir söz olduğunu söyleyenler de olmuştur.

Biz, cennete ancak.Rabbinin emriyle gireriz. O, bizim bedenlerimize sa­hiptir. İşlerimizde tasarrufta bulunandır. Rabbin, dünyada İşlediğimiz amel­leri unutan değildir. Gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri yaratan Allah'ın unutması nasıl mümkün olur?!!

Sonra Cenab-ı Allah, elçisine buyuruyor: Rabbîni bu yüce nitelikleriyle tanıdığına göre —ki, O, bütün güzel sıfatlarla muttasıf, bütün çirkinlikler­den arınmıştır.— O'na kulluk et. İyilik ve takva ehli kimselere fayda verdiği gibi, sana da fayda verecek iyi işlere yönel. İbadet yapmakta sabırlı ol. Gerçi ibadette zorluklar vardır. Ama sevabı da vardır. Allah veya Rahman adıyla adlandırılmış bir kimse gördün mü? O'na adaş veya herhangi bir hususta O'na benzer birini gördün mü? Cenab-ı Allah, onların söylediklerinden çok yüce­dir. Allah için ortak bulunması mümkün olmadığına göre, tek başına Ma-bud olma hakkına sahib oldu. Allah'tan başka tanrı yoktur. O'nun ortağı yoktur. "Hiç O'nun adıyla anılan birini biliyor musun?" sözüyle bilginin red­dedilmesi, Allah'a ortak koşulan ortakların, en beliğ ve edebi bir biçimde red-.dediimesidİr.[49]

 

Ölüm Sonrası Dirilişi İnkar Edenler  Ve   Cezaları

 

66- İnsan: "Ben öldüğümde mi diriltileceğim?" der.

67- Bir insan, kendisi önceden birşey değilken onu yaratmış olduğu­muzu hatırlamaz mı?

68- Rabbine and olsun ki, Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber hasredeceğiz; sonra Cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bu­lunduracağız.

69- Sonra her toplumdan Rahman'a en çok kimin başkaldırdığım or­taya koyacağız.

70- Cehenneme girmeye en layık olanları Biz biliriz:

71- Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbininyapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.

72- Sonra Biz, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, za­limleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.[50]

 

Bazı Kelimeler:

 

"Casin" kelimesinin çoğulu olup.diz ustu çökenler anlamına gelir. Bir şahsın veya bir ilkenin taraftarları.İsyan.

Duhul.[51]

 

Açıklama:

 

Bazı insanlar derler ki: Ben öldükten sonra mı mezarından canlı olarak çıkarılacak ve hesap için diriltileceğim? Doğrusu bu, çok tuhaf bir şeydir! Evet kafirler, hesaba çekilmek için ölüm sonrası dirilişi inkar ederek ve bunu imkansız görerek; Biz öldükten sonra diriltilecek miyiz? Ölüm ve helak, be­denimize yerleştikten sonra canlandırılacak mıyız? Yani kabirden mi çıka­rılacağız, yoksa' yokluk halinden mi? Münkirlerin ölüm sonrası dirilişi şiddetle inkâr etmelerini Kur'an-ı Kerim'in tasvir edişine bakın. İnkârları ölümden sonra hayatın imkansızlığı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu ne­denle inkarcılar demişler ki:. Ben- öldükten sonra mı mezardan canlı ola­rak çıkarılacağım?! Bu, tıpkı "Faİan adam sana tam iyilik yapıp in'amda bulunduktan sonra mı ona kötülük ediyorsun?!" sözüne benziyor. Bu gö­rüşte olanların sözlerini reddederken Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: Kâ­fir böyle mi diyor? Daha önce hiç bir şey değilken onu yoktan var edip yarattığımızı hatırlamıyor mu?! Kâfir böyle mi konuşuyor ve ilk ya­ratılışını hatırlamıyor mu? Hatırlasın da, ölüm sonrası tekrar dirilişi inkar etmesin. Zira İlk yaratılışı daha hayret verici daha gariptir. Allah'ın kadreti-ne daha çok delalet eder. Çünkü Allah onu, daha önce hiçbir şey değilken yarattı. Onu yaratırken, örnek aldığı Önceki bir benzeri yoktu. Yaratmaya ilişkin eski bir düzeni yoktu ki onu o düzene göre yaratıp canlandırsın.

Ahiretteki hayata gelince onu daha Önce (dünyada) bir benzeri olmuş­tur. Böyle olunca da ahiretteki hayat; dünya hayatında dağılmış olan parça­ları yeniden bir araya getirmek ve birleştirmekten ibaret oluyor. Bir işi ikinci kez yapmak ilk defa yapmaya oranla daha kolaydır. Gerçi ilk defa yapmakla yeniden yapmak, Allah katında aynıdır.

Ey Muhammedi Rabbine andolsun ki, onları ve şeytanları mutlaka hu­zurumda toplayacağım.

Burada Cenab-ı Allah, Muhammed'in Rabbine yemin ediyor. Bu ifadeyle yemin etmekle Peygamber efendimiz şereflendirilmiş oluyor. Hem ne şeref!...

Cenab-ı Allah, onları mezarlarından çıkarılıp diriltildikten sonra, tümünü şeytanlarla birlikte kendi huzurunda toplayıp hasredeceğine yemin ediyor. — Çünkü onların azdırılıp saptırılmalarının sebebi şeytandır— Onları kendi hu-surunda toplayıp haşredecektir ki herkes, dünyadayken işlediği işlerin karşı­lığını tam ve eksiksiz olarak alsın. Ve kendilerini saptırıp gözlerini kör ede­nin, basiretlerini kapatanın şeytan olduğunu, şeytanın da kendilerinden ka­çıp uzaklaşmakta olduklarını görsünler. "İş bitirildikten sonra şeytan (onla­ra) şöyle dedi: "Allah size gerçek va'detti. Ben de size va'dettim. Ama ben sözümden caydım! Benim (küfre zorlayacak) bir gücüm yoktu. Sadece sizi (küfür ve İsyana) davet ettim. Siz de benim davetime koştunuz. O halde beni yermeyin, kendi kendinizi yerin”[52].

Bundan sonra onların hepsini Cehennemin etrafında toplayacağım. Dizleri üstüne çökecek, şiddetli korkudan dolayı ayaklan üzerinde duramayacaklardır. "(O gün) her ümmeti (Allah'ın huzurunda) diz çökmüş görürsün"[53]. "Onların hepsi Cehennemin etrafında toplayacağız" sözündeki "Onların" zamiri genel için midir, yoksa sadece kâfirler için midir? Bu sözün cevabı, "İçinizden oraya (Cehenneme) gitmeyecek hiç kimse yoktur" ayet-i kerime­sinin tefsirinde ortaya çıkacaktır.

Sonra her milletten Rahman'a karşı çok asi ve itaatsiz olanı ayıracağız. Yani fesad ve azgınlık hiziplerinin her birinden, Allah'a en çok karşı geleni, sonra isyanda daha düşük dereceli olanı, böylece asilik derecesinde gerilere doğru inerek sırasıyla her asiyi anyacağız. Aynı zincir içinde bjr araya gel­diklerinde onları, asilikteki öncelik derecelerine göre Cehenneme atanz. Sonra biz, onlardan hangisinin Cehenneme girmede öncelik hakkına sahip olduğu­nu çok iyi biliriz.

Bu ve benzeri ayetlerden öğreniyoruz ki Cenab-ı Allah, küfrün önderle­ri ve sapıklığın liderleri için başkalarınkine nispetle daha şiddetli bir azabı ve Cehennem tabakalarının en alttakini hazırlamıştır.

"Onlar ki inkar ettiler ve Allah'ın yolundan (insanları geri) çevirdiler. İşte bozgunculuk yaptıklarından dolayı onlara azap üstüne azap arttırdık"[54].

"Onlar, kendi yüklerini, kendi yükleriyle beraber başka yükleri (başka­larını kandırıp saptırmalarının vebalini) de taşıyacaklar"[55]

İçinizden oraya gitmeyecek hiç kimse yoktur. Oraya girmeleri, Rabbinin üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.

Bu ayet-i kerimede, bütün halkın Cehenneme "gitmek" kelimesiyle ter­cüme ettiğimiz ve ayet-i kerimenin aslında şeklinde'yer alan "varid" ism-i failinin mastarı olan vürûd kelimesini manâlandırma hususnda tefskcî-ler farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Vürûd kelimesi, Cehenneme bilfiil gir­mek midir, yoksa içine girmeksizin sadece yanından geçmek midir? Bir gö­rüşe göre, Cehenneme bütün insanlar girecektir. Mü'minler içîn soğuk ve ser Iamet olacaktır. Rivayet olunduğuna göre bu konu Peygamber (s.a.v.)'e so­rulmuş; o da şöyle cevap vermiştir: "Cennetlikler cennete girdiklerinde bir­birlerine: Ateşe gireceğimize Rabbimiz bize vaadde bulunmannş mıydı? di­yecekler. Onlara: O donmuş iken siz oraya girdiniz, denilecektir. "Ama biz­den kendilerine (ezelde) güzellik geçmiş (mutluluk takdir edilmiş) olanlar, işte onlar, ondan (Cehennemden) uzaklaştırılmışlardır"[56] Yani onlar, Cehen­nem azabından uzaklaştırılmışlardır.

Mü'min olanların da bu anlamda Cehenneme girmelerindeki hikmet, herhalde kâfirlerle asiler için hazırlanmış- o!an azabı ve kendileri için hazır­lanmış olan mükafatı görmeleri olmalıdır'ki sevinç ve mutlulukları artsın, kaçırdığı fırsatlardan dolayı da kâfirin kalbi hasret ve pişmanlıkla dolsun. Vürûd kelimesinin, mü'minierin içeriye girmeksizin Cehennemin etrafında diz çökmeleri, ya da sırat üzerinden geçmeleri anlamında kullanılmış olması da mümkündür. Mü'minler, Cehennemden kurtulacaklar; kâfirler İse içine düşeceklerdir.

"Vürûd kelimesinin, içeriye girmeden Cehennemin yanından geçmek ma­nasında kullanılmış olabileceğini arapların şu sözü de teyid etmektedir:"Kafile, şehire geldi". Kafilenin şehre gelmesi, şehrin İçine girmesini gerektirmez.

"Medyen suyuna varınca O(kuyu)nun başında bir çok insanların, (hay­vanlarını) suladıklarını gördü"[57]. İşte bu ayette de görüldüğü gibi, bir kim­senin suya gelmesi, suyun içine girmesini gerektirmez.

Galiba vürûd kelimesi giriş anlamında kabul eden birinci görüş daha kuv­vetli ve tercihe değerdir. Zira yüce Allah buyurmuş ki: "Sonra (günahtan ko­runanları kurtarırız ve) zalimleri öVe diz üstü çökmüş olarak bırakırız". Bu­rada Cenab-ı Allah, "zalimleri Cehenneme koyarız" dememiştir. Ayrıca vü­rûd kelimesinin giriş manasında kullanıldığına ilişkin bir çok hadis te akta­rılmıştır. "Sizdan oraya girmeyecek kimse yoktur" ayetinde yer aian "sizden"' kelimesiyle genel, yani insanların tümü kastedilmİşse bu İhtilaflar söz konu­su olur. Ama "Sizden" kelimesiyle sadece kâfirler kastedilmİşse, o zaman vürûd kelimesinin manasının girmek olduğu hususunda hiç anlaşmazlık mey­dana gelmez.[58]

 

Boş Ve Geçersiz Delil

 

73- Ayetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler, İna­nanlara: "Bu iki takınım hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?" derler.'

74- Onlardan Önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve göste­rişçe bunlardan daha üstündüler.

75- De ki: "Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdid edildikleri azab ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir''

76- Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak ya­rarlı işler, Rabbinin katında sevab olarak da daha iyidir, sonuç olarak da da­ha iyidir.

77- Ey Muhammedi Ayetlerimizi inkar eden ve: "Bana elbette-mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mü?

78- O, Görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır?

79- Hayır; söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız.

80- Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gele­cektir.[59]

 

Bazı Kelimeler:

 

Meclis, Mevki. Nesil, Ümmet, Cemaat, topluluk.

Ev eşyası. Mutlak olarak.mal anlamına da gelir. Güzel gö­rünüş, manzara.Daha çok aldansın diye Rahman ona müh­let versin. Dönüş yeri varılacak yer, akıbet.[60]

 

Açıklama:

 

Bu da müşriklerin bir çok cinayetlerinden ve rezil edici suçlarından biri­dir.

"İnsan: Öldüğüm zaman mı diri olarak çıkarılacağım?" diyor" ayet-i kerimesinden "zalimleri öyle diz üstü çökmüş olarak bırakırız" ayet-i keri­mesine kadar söz konusu edilen şu kâfirlere açık anlamlı ve delilli ayetleri­miz okunduğu zaman, iman etmiş kimseler hakkında: Makam ve mevki ba­kımından onlar mı, yoksa biz mi daha iyi durumdayız? derler!

"Küfrün liderleri hep kendi nefislerine bakar, dünya hayatının dış gö­rüntüsünden başka bir şey görmezler. Kendilerini bolluk ve zenginlik, mü­minleri de geçim sıkıntısı ve sayı azlığı içinde görürler ve Derler ki: bunlar hak yolda, biz de batıl yolda olsaydık, durum bunun tersi olurdu. Onlar da­ha çok mal ve evlad sahibi olurlardı: Böyle demekle müslümanların inançla­rını sarsmak ve içlerinden bazılarına da, malı çok olan kimsenin doğru yol­da olduğunu vehmettirmek istiyorlardı. Bazı zengin, ama cahil müslümanla­rın da bu anlayışta ve iddiada olmaları, ne kadar üzücüdür!

Cenab-ı Allah, onların bu iddialarını reddediyor ve anlam olarak şöyle buyuruyor: Geçmiş toplumlar mal, görünüş, sayı ve donanım bakımın­dan sizden daha fazlaydılar. Allah'ı inkâr ettikleri İçin onları yok ettik. Ey Muhammed! Onlara de ki: Bir kimse "makam ve mevki bakımından biz mi, yoksa mü'minler mi daha iyi durumdadır?" diyerek sapıklık içinde bo­calar ve körlük yolunda yürürse, daha fazla aldansın ve azabı daha da şid­detlensin diye Allah onun ömrünü uzatarak onu mühlet verir. "Biz onlara. mühlet veriyoruz ki günahı arttırsınlar'[61]. "Ve bırakır onları, azgınlıkları içinde bacalayıp dururlar"[62]. ayet-İ kerimeleri de aynı mesajı vermektedir­ler. Bu, son derece şiddetli bir tehdittir. Bazıları demişler ki: Bu, Peygamber (s.a.v.)'in, kafirlere yapmış olduğu bir bedduadır. Nihayet onlar, va'd olun­dukları azabı dünyada öldürülerek, esir alınarak, istememelerine rağmen hak dinin zuhur etmesiyle ya da kıymate gününde "vücutları yalayıcı" azap ve şiddetli hesapla Allah tarafından yenik düşürülerek göreceklerdir. İşte o za­man kimin kötü bir yerde olduğunu ve kimin asker bakımından daha zayıf' olduğunu göreceklerdir.

Sözün Özü, Cenab-ı Allah, sapıklıkta olan kimseye iki şeyden birini; ya dünya azabım, ya da ahiret azabını gösterinceye kadar süre tanır. Bu azabı görünce de o sapık, kimin daha kötü durumda bulunduğunu, kimin askerce daha az olduğunu görür. Yani onlar kendilerinin daha iyi değil de daha kötü durumda olduklarını, asker bakımından daha güçlü değil de daha zayıf ol­duklarını ve mü'minler grubundan daha iyi halde olmadıklarını görürler. Bu­rada "daha..." kelimesinin kullanılması, o sapıkları tahkir içindir. "AHah-tnn başka kendisine yardım eden bir topluluğu da olmadı. Kendi kendisi de kurtaramadı "[63], ayet-i kerimesi de bunun gibidir. O sapıklar işte bu halde olacaklardır. Mü'minlerin haline gelince, Cenab-ı Allah onlarla ilgili olarak şöyle buyuruyor: Allah, yola gelenlerin ve iman edenlerin hidayet ve tevkifi­ni arttırır. Çünkü hayır birbirini çeker. Kalıcı ve. iyi olan hayırlı ameller, Al­lah'ı zikredip teşbih etmek; Rabbin katında sevap, hayırlı sonuç bakımından çok iyidir.

Eksikliklerden arınmış yüce Allah bundan sonra, mal ve çocukla övü­nenlerin sözlerini, hayret edip yadırgayarak aktarıyor. Bununla ilgili bir kıs­sa var ki, onu, hadîs imamlarının Habbab'dan aktardıkları gibi size öz olarak aktaracağız: Habbab, demirci idi. Şimdi ona kulak verelim: As bin Vâİl'den alacağım vardı. Kendisine gidip borcumu İstedim. Bana: Muhammed'i inkar edinceye kadar borcunu Ödemeyeceğim, dedi. Ona: Sen ölüp yeniden dirİlin-ceye kadar ben O'nu İnkar etmeyeceğim, dedim. "Ben, öldükten sonra diri-lecekmiyim?! Eh, madem Öyle, dirilip te yeniden mal ve evlad sahibi oldu­ğum zaman borcunu öderim. "Şayet Rabbime döndürülürsem bile (orada) bundan daha güzel bir sonuç (daha güzel bir yer bulurum"[64] dedi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "(Şu) ayetlerimizi inkar edip: "Bana mal ve evlat verilecek "diyen adamı gördün mü?"Yani o mallarına ve itibarlarına aldan-mışların anlatılmasından sonra, şu kafirin (As bin Vail'in) kıssasını bana an­lat.'

Ayetlerimizin tümünü veya bir kısmını inkar edip, "And olsun, kıyamet günü diriliş esnasında bana mal ve evlad verilecek" diyen adamı gördün mü? Onun küfredip inkar etmekle beraber Allah hakkında söylediklerine bak. Sonra Cenab-ı Allah, onun sözlerini reddederek cevabını veriyor: Gaybe mi çıkıp baktı ki, cennetlik olduğunu biliyor?! Yoksa Cennete gireceğine ve orada varlık sahibi olacağına dair, Rahman'dan bir ahid mi aldı? Çünkü kişinin, Cennet­lik olduğunu bilmesi, şu iki şeyden biriyle mümkün olur: Ya gaybe bakmak, ya da Rahman'dan ahid almak. "Gaybe mî çıkıp baktı"? sözünde, gaybın, geçit vermez yüce dağa çıkmaktan daha zor Öğrenilebilen bir İş olduğuna işaret vardır. Zira gayıb alemini bilmek, ancak göklerin ve yerin Rabbına mahsus­tur. Ancak Allah'ın bilmelerine razı olduğu elçiler gaybı bilebilirler.

Hayır!.. (Bu, bir red kelimesidir ve Kur'an'in ilk yarısında bulunmamak­tadır). Onun bu sözİerini kayda geçireceğiz. Böyle konuştuğu için onu ceza­landıracağız. İstediği mal ve eviad desteği yerine onun azabını uzattıkça uza­tacağız. Bu, onun yaptığının cezasıdır. O dediği ve kazanmak için çalıştığı mal ve evladına biz varis olacağız. Her şeyden soyutlanmış olarak tek başına bize gelecektir. ''And olsun, sîzi ilk kez yarattığımız gibi, yine tek olarak bize geldiğiniz ve (dünyada) size verip hayaline daldırdığımız şeyleri arkanızda bıraktınız"[65]

 

İşte Bunlar Müşriktirler

 

81- Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bıraka­rak tanrılar edindiler.

82- Hayır; tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara düşman olacaklardır.

83- Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmi­yor musun?

84- Öyleyse onların acele yok olmalarım isteme, Biz onların günlerini-saydıkça sayıyoruz.

85-86- Sakınanları o gün Rahman'm huzurunda O'na gelmiş konuk­lar olarak toplarız; suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.

87- Rahman'm katında bir ahd almamış olandan başkası asla şefaatte oulunamıyacaktir.[66]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yardımcı ve destek onlar' diye. "Ezz", "hezze" ve ıstıtzaz telimden, hep hareket ettirme, heyecanlandırma ve rahatsız etme manalarını ifade eder. Heyet halinde.

"Vefd", vafidin çoğuludur. Va-tıd, hayırlı bir iş için dışarı çıkan, ya da hükümdarı karşılamaya çıkan kimse demektir. Suya sürmek.[67]

 

Açıklama:

 

Noksanlıklardan münezzeh yüce Allah, bazı kuruntular kurarak Allah'ın ayetlerim inkar eden; kıyamet gününde kendilerine destek .ve şefaatçi olsun-ar, kendilerini derece bakımından Allah yaklaştırsınlar diye, Allah'tan başka tanrılar edinen kimseler için şöyle buyuruyor: Hayır, yarın o taptıkları tanrı­lar bunların tapmalarını inkar edecek ve onların küfürlerinden kurtulmaya çalışarak:  'Bize ibadet etmiyorlardı" diyeceklerdir. "Ortak koşanlar, ortak­larım (putlarım) gördükleri zaman: «Rabbimiz, işte senden başka yalvarûp tap)dıgırmz ortaklarımız!" dediler. (Onlar da bvnlara);  "Siz tamamen yalancılarsınız" diye söz attılar"[68].

Ayeti kerime şu anlama da gelebilir: Hayır., onlar, tanrılara taptıklarını inkar eder yalan ve iftira uydurarak: "Rabbimiz Aikh'a andolsun ki, biz or­tak koşanlardan değildik”[69] derler ve onlara karşı zıt olurlar. Çünkü onlar katırlenn içinde azaba uğratıldıkları cehennemin odunlarıdırlar.

Ey Muhammedi Şu katı kalbli, isyankar, mal ve çocuğa aldanan kafir-er ıçm hayrete düşme. Onların yaptıklarına şaşma,görmedin mi ki biz kafir­lere tanları gönderdik. Onlarla kafirleri başbaşa bıraktık. Rabbin dileseydı, onlar böyle yapamazlardı.

"Onlardan gücünün yettiğini sesinle yerinden oynat; atlıların ve yayala-unia üzerlerine yaygarayı bas. Mallarda ve evlatlarda onlara ortak ol"[70]

Benim (halis) kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgmlarO azdırabiiirsin sen)"[71]

Durum Myte olduğuna göre, onların basma azabın çabuk inîvermesini isteme. Seninle onlara verilecek azabın arasında ancak sınırlı günler ve sayıl, saatler vardır. Gelecek olan her şey yakındır.

Haşır gününde takva sahiplerini ve onların heyet halinde Rahman'm huzunurda toplanacaklarını; suçluların da susuz, çıplak, yalın ayak, ferdler ve­ya 'topluluklar halinde Cehenneme sevkedilmelerini an.

Takva sahiplerinin gördükleri ikrama bakın! Temiz, şerefli ve değerli he­yetler halinde ağırlanacaklardır. Öte yandan suçlulara da bakın! Davarların suya sevk edilişleri gibi yalın ayak, rezîlce bir halde Cehenneme sürülecekler­dir. Orası ne kötü bir durak yeridir!

O günde Rahman'ın izin verdiğinden başkası, mü'min de olsa kafir de olsa şefaatte bulunamaz. Rahman'm izin verdiği kimse de ancak doğruyu söy­ler. O, doğru söyleyeceklere Rablerİ böyle söz vermiştir. Kendilerine yardımcı ve şefaatçi olacaklarım zannettikleri tanrılara gelince bunlar, boş kuruntular ve çürük delillerdir. Bu tanrılar, kendilerine fayda ve zarar dokunduramadıklarına göre, başkalarına nasıl dokundurabİlirler?![72]

 

"Rahman Çocuk Edindi" İftirası

 

88- Bazı kimseler: "Rahman çocuk edindi" dediler.

89- And olsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız.

90-91- Rahman'a çocuk isnad etmelerinden ötürü, nerdeysegökler pa­ralanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.

92-93- Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz; çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.

94- And olsun ki onların adedini bitmiş ve teker teker saymıştır.

95- Kıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir.[73]

 

Bazı Kelimeler:

 

Çok kötü iş.Çatlar.Yer yanlır. Dağlar yıkılıp dağılır.[74]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Surenin sonuna bak ki; asıl maksat olan "Allah'a çocuk isnat etmenin reddi" meselesine tekrar dönüldü.[75]

 

Açıklama:

 

"Allah çocuk edindi" demeleri, sacayağının üçüncüsü ve belanın da be­lasıdır. Böyle demekle o kafirler çok kötü bir iş yaptılar. Büyük bir suç işledi­ler. Öyle bir suç ki, otiu dağlar bile taşıyamaz. Onun korkunçluğundan nere­deyse gökler çatlar ve yer yarılır. Allah'ın çocuk sahibi olduğunu iddia etme­lerinden dolayı, neredeyse dağlar gümbürtüyle yıkılıp parçalanacaktı.

Cenab-ı Allah buyuruyor ki: Bu iddialarından ötürü o kadar öfkelen­dim ki; yumuşak huyluluğum ve affediciliğim olmasaydı, gökleri, yeri ve dağ­ları paralardım.

Denildi ki: Bu; işlenen suçun büyüklüğünü, dindeki etkisini, dini rükünleri yıkışını tasvir ve temsil etmek içindir. Yoksa Rahman'ın doğum yoluyla ço­cuk edinmesi ne doğrudur, ne de O'na yakışır. Zira bu, çocuk doğuran bir kimsenin, kendisinin de başka şahıstan doğmuş olmasını gerektirir! Bu du­rum, esirgeyen, bol, büyük ve İncelikli nimetleri bahşeden, başkalarına muh­taç olmayan, yaratıklara hiç bir yönden benzemeyen Allah için nassl düşünü­lebilir?

Buhari, Ebu Hüreyye (R.A)'nm şöyle dediğini rivayet eder: "Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kutlu ve yüce Allah der ki: Ademoğlu beni yalanladı. Bu, O'na münasip değildi. Bana kötü söz söyledi. Bu da O'na münasip de­ğildi. Beni yalanlamasına gelince, demişti ki; Allah beni ilk yarattığı gibi ye­niden yaratmaz'. Halbuki ilk yaratmak, yeniden yaratmaktan daha kolay de­ğildi. Bana kötü söz söylemesine gelince, demişti ki; 'Allah çocuk edindi'. Hal­buki ben birim, hiç bir şeye muhtaç değilim, bilakis her şey bana muhtaçtır. Doğurmadım, doğurulmadım. Hiç bir şey benim dengim olmadı''

Yahudilerin: Uzeyr Allah'ın oğludur, dedikleri gibi, hıristiyanların; Me­sih (İsa) Allah'ın oğludur, dedikleri gibi* müşriklerin;'melekler, Allah'ın kız­larıdır, dedikleri gibi çocuk edinmek, Allah'a asla yaraşmaz. Nasıl çocuğu olsun ki? Göklerde ve yerde mevcud olan insan"ve melekler hep birlikte, Al­lah'ın güç ve kuvveti, cebbarlığı önünde boyun büküp teslim olmuş kullar olarak Kulıman'ıu huzuruna geleceklerdir. "Hepsi boyun bükerek O'na gelirler"[76]. Bu da O'nun çocuk edinmesine aykırıdır. Çünkü çocuk, babası­nın bir parçasıdır. Ona nasıl kul olacaktır?!!

Bu noktadan hareketle bazı alimler demişler ki; bir kimse, köle olan oğ­lunu sahibinden satın alınca, oğlu, satın atma akdi yapılır yapılmaz hürriye­tine kavuşur. Şu da var ki, Ccnab-ı Allah'ın çocuğa ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'nun mülküdür. Onları O yaratmıştır. Bütün insan­lar ve melekler O'nun kuîudur. Evrendeki her varlığı ilmi ile kuşatmıştır. Kudret sahibidir. O'nun kudretini sınırlayacak hiç bir şey yoktur. Kitab'mda: "On­ların hepsini kuşatmış ve onları(n şahıslarını, nefeslerini ve yapacakları işle­ri) saymıştır (O'nun bilgisi dışına asla çıkamazlar). Onların hepsi kıyamet günü O'na tek başına gelecektir" diyen O'dur. Böyle bir zatın çocuğu olması veya beraberinde çocuk bulunması, aklın kabul edeceği bir iş midir? Zira çocuk, babasının ortağı ve beden ağacının bir dalıdır. Kendisinden sonra yerine ge­çecek olandır. Allah, müşriklerin isnatlarından çok yücedir. Bu. surenin tefsi­rini sona erdirecek olan en hayırlı hatime ihlas süresidir. "De ki: "O Allah birdir. Allah sameddir (Her şey O'na muhtaçtır. O, hiç bir şeye muhtaç değil­dir). Kendisi doğurmamıştır. Ve doğurulmamıştır. Hiç bir şey O'nun dengi olmamıştır? Aziz kardeşim, îslâmdaki katıksız ve küfürle sapıklıktan arın­mış olan ve hiç kimsede şüphe bırakmayan tevhid inancına dikkatle bak. Kelamı böyle oian Allah, noksanlıklardan münezzehtir!...[77]

 

Kur'an-I Kerim'in Getirdiği Kolaylık

 

96- İnanıp yararlı İş İşleyenleri Rahman sevgili kılacaktır.

97- Ey Muhammedi Diz Kur'an'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milletleri uyarman İçin senin dilinde indirerek kolay­laştırdık:

98- Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiç birini duyuyor veya hiçbir ses işitiyor musun?[78]    .

 

Bazı Kelimeler:

 

Sevgi. Haksız yere şiddetli tartışma, inat. Gizli ses.[79]

 

Açıklama:

 

Önceki satırlarda anlatılan, kafirlere ait kötülükler ve fena işler şüphesiz onları, Allah'ın gazabına uğramış ve rahmetinden kovulmuş kimselerden et­miştir. Hayırlı ve iyi işler yapan mü'mirilere gelince, nimetler bahşeden Rah­man, insanların gönüllerinde onlara karşı bir sevgi ve muhabbet yaratır.

Ey Muhammedi Avarn-havas, herkesin anlayabilmesi için Kur'an'i senin dilin olan arapçayla kolaylaştırdık. O, bir deniz gibidir. Herkes kendi gücü nipsetinde Ondan avuçlayıp alır Ve kalbini gıdalandmr. "Andolsun.biz Kur-an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur"[80]

Takva sahibi kimseleri müjdeleycsin de onlar, bu dünyada yaptıkları iyi işlerin mükafatını ve Cennette kendileri için hazırlanmış olan ikramları bil­sinler; batıla tutunarak seninle tartışan inatçı bir kavmi (müşrikleri), dine düş­man olan herkesi onunla uyarıp-kor kulasın. Ayrıca senden sonra gelenler, din­de öğüt verme, müjdeleme ve uyarma görevinin kolay bir iş olmadığım bil­sinler diye, Kur'an'ı senin dilin olan arapçayla kolaylaştırdık. Sen, Allah'm, güçlü ve inatçı olduklarına tanıklık etmiş olduğu bir toplumla meydanlarda savaşıyorsun. Şu halde sabırla kuvvetlen. Güzel ahlakla süslen. Edepte ve in­celikte tartışmada başkalarına ideal bir örnek ol. İçinde yaşamakta olduğun çevreyi inceden inceye araştırmakla beraber, kendini tartışmaya bilimsel ola­rak hazırla. O zaman Kur'an'ı ve dini, herkesin yararlanabileceği güzel bir sunuşla insanlara sunabilirsin.

Kafirlerdeki maddi güce gelince, bunu asla önemseme. Hem bil ki, geç­miş ümmetlerin çoğu; güç, sayı, mal ve evlad bakımından bu Mekkeli kafir­lerden daha ileri oldukları halde Rabbin onları helak etti. Şimdi onlardan hiç birini duyuyor musun? Veya onların sesini işitiyor musun?!!

"Rahman onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır" ayet-i kerimesi­ne gelince, bu konuda Ebu Hüreyye (R.A.) şöyle bir hadİs-i şerif rivayet edi­yor: "Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Cenab-ı Allah bir kulu sevdiğinde Ceb­rail seslenir; "Ben falanı sevdim. Sen de onu sev" (Cebrail onu sever ve son­ra) Cebrail, gök clıli için nida eder:

"Şüphesiz Allah filanı seviyor, der. Gök ehli onu sever. Son fa Allah onu yeryüzünde sevgili kılar, "Rahman onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacak'' ayetinin manası işte budur.

Sonra Cenab-ı Allah bir kula buğzettiğinde Cebrail'e scslenkr"Ben fa­lan kula buğzettim", Cebrail de, (ona buğzetmeleri için) gök ehline seslenir. Sonra Cenab-ı Allah onun için yeryüzüne öfke indirir (insanları ona düşman kılar)'.

Allah'ın mü'minleri için va'dettiği sevgi, ancak takva sahibi salih kim­selerin kalbinde ve mukarreb meleklerin yanında olur. Yoksa mü'min, fasık ve kafirler tarafından tabii ki sevilmez.[81]



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/511.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/511-512.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/512-513.

[4] Al-i İmran: 38-39.

[5] Meryem; 65.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/513-515.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/515.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/515

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/515-516.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/516-518.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/518.

[12] Al-i İmrân: 33-34.

[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/518-521.

[14] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/521.

[15] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/522.

[16] Nisa: 171.

[17] Al-i İmrân: 59-60.

[18] Nisa: 171.

[19] Maide: 48.

[20] Maide: 14.

[21] Matta İncili. 4. İshah 10. Ayet.

[22] Al-i İmran: 51.

[23] Müminûn: 99-100.

[24] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/522-524.

[25] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/524-525.

[26] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/525.

[27] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/525.

[28] Al-i İmran: 80.

[29] Kasas: 53.

[30] Şuara: 86.

[31] İbrahim: 41.

[32] Tevbe: 114.

[33] Mümtahine: 4.

[34] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/525-228.

[35] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/529-530.

[36] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/530.

[37] Tâ-hâ; 29-30.

[38] Şuara: 12-13.

[39] Tâ-hâ: 36.

[40] Kehf: 69.

[41] Saffat: 164.

[42] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/530-532.

[43] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/532.

[44] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/532-533.

[45] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/533-533.

[46] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/534.

[47] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/534.

[48] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/534.

[49] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/535.

[50] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/536.

[51] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/536-537.

[52] İbrahim: 22.

[53] Casiye: 28.

[54] Nahl: 88.

[55] Ankebut: 13.

[56] Enbiya: 101.

[57] Kasas: 23.

[58] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/537-539.

[59] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/539-540.

[60] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/540-541.

[61] Al-i İmran:  178.

[62] A'raf: 186.

[63] Kehf: 43.

[64] Kehf: 36.

[65] En'am: 94.

Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/541-543.

[66] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/543-544.

[67] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/544.

[68] Nahl: 86.

[69] En'am: 23.

[70] Isra: 64.

[71] Hicr: 42.

[72] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/544-545.

[73] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/545.

[74] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/546.

[75] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/546.

[76] Neml: 87.

[77] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/546-547.

[78] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/547-548.

[79] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/548.

[80] Kamer: 22.

[81] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/548-549.