Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Meryem Sûresi - Kuran - 019Meryem - 23. Sayfa

MERYEM SÛRESİ 3

Sözlük. 3

Açıklama. 3

Sonuç. 4

Sözlük. 4

Açıklama. 4

Sonuç. 5

Sözlük. 5

Açıklama. 6

Sonuç. 6

Sözlük. 6

Açıklama. 7

Sonuç. 7

Sözlük. 7

Açıklama. 8

Sonuç. 8

Sözlük. 9

Açıklama. 9

Sonuç. 10

1- 10

Sozluk. 10

Açıklama. 11

Sonuç. 11

46- 11

Sözlük. 11

Açıklama. 12

Sonuç. 12

Sözlük. 12

Açıklama. 13

Sonuç. 13

Sözlük. 13

Açıklama. 14

Sonuç. 14

59- 14

Sözlük. 15

Açıklama. 15

Sonuç. 16

Sözlük. 16

Açıklama. 16

Sonuç. 16

Sözlük. 17

Açıklama. 17

Sonuç. 18

Sözlük. 18

Açıklama. 18

Sonuç. 19

Sozluk. 19

Açıklama. 20

Sonuç. 20

Sözlük. 20

Açıklama. 20

Sonuç. 21

Sözlük. 22

Açıklama. 22

Sonuç. 22

Sözlük. 23

Açıklama. 23

Sonuç. 23


MERYEM SÛRESİ

 

1- Kâf hâ yâ ayn sâd.

2- Bu,  Rabb'inin,  kulu  Zekeriyya'ya  rahmetini  anıştır.

3- O,  Rabb'ine  gizli  bir  seslenişle  yalvarmıştı.

4- "Rabb'im,   demişti,   ben,   bende   kemik  gevşedi;   baş,   ihti­yarlık  aleviyle   tutuştu.   Rabb'im,  sana  dua  ile  hiçbir zaman  baht­sız   olmadım,   her  dua   ettikçe   kabul  buyurdun,   beni   istediğimden mahrum   etmedin."

5- "Doğrusu   ben   arkamdan  yerime  geçecek  yakınlarımın   iyi hareket  etmeyeceklerinden   korktum;   karım   da   kısır.   Ne   olur  ka­tından  bana bir veli lütfet."

6- "Ki o,  bana  ve  Yakub  oğullarına  mirasçı olsun.  Rabb'im, onu beğendiğin  bir insan yap."

7- Allah buyurdu: "Ey Zekeriyya, biz sana bir oğul müjdele­riz, adı Yahya'dır. Daha önce ona hiç kimseyi' adaş yapmadık, ondan  önce  kimseye  bu  adı  vermedik."

 

Sözlük

 

Kâf hâ yâ ayrı sâd.[1] Huruf-ı Mukatta'adandır. Böyle yazılır ve açılımını verdiğimiz gibi okunur. Selef (sahabe ve tabiin, hu-ruf-i mukatta'a hakkında, bunların anlamını Allah bilir demiştir.Bu, Rabbinin rahmetini anıştır.Rabbine nida etti. Oğul istemek için "Ya Rabbi!" dedi. Gizlice bir nida. Gösterişten uzak olarak, gizlice.Kemiklerim inceldi. Zayıfladı. Yaşım ilerlediğinden inceldi, zayıfladı. Başımı beyazlık kapladı. Saçım ağardı.Rabbim sana olan duamla asi olmayayım. Sana yaptığım dua­ları daha önce boşa çıkarmadın, bugün edeceğim duamı da boşa çıkarma, yine.kabul et!Ben yerime geleceklerden endişelendim. Amcaoğullanmın ölümünden sonra dini zayi etmelerinden korktum. Sana layık işler yapamayacaklarından korktum.Hanımın kısır. Çocuk yapamıyor. Adı Üşâ idi. Meryem'in an­nesi Hanne'nin kızkardeşidir.Bana katından bir çocuk nasib et.Yakup ailesine varis olur. Yakub: Dedem Yakub'un ilmine, yoluna talip olur ve sürdürür.Rabbim onu. Katmda razı olunmuş biri kıl. İsimlendirilmiş. Yahya diye adlandırılmış olarak.[2]

 

Açıklama

 

"Kâf hâ yâ ayn sâd."Bu, huruf-u mukatta'adandır. Yani yazılışları bitişik, okunuşlar ayrı ayrı olan harflerdir. Tercih edilen görüş; bunlar, inanıp, manasını anlamayı Yüce Allah'a havale ettiğimiz müteşabih âyetlerdendir. Birden çok manaya gelir. Bundan dolayı manasını sadece Allah bilir deriz."Bu, Rabbinin kulu Zekeriyya'ya rahmetini anıştır."[3]Ey peygamberimiz, bu Kur'an'da sana okuduklarımızdan olup, peygam­berliğine delil teşkil edenlerden biri de şudur: Rabbinin kulu Zekeriyya'ya mer­hamet ettiği rahmetini anıştır: Yaşı ilerlemişti, hanımı da kısırdı, ona çocuk veremiyordu. İslâm daveti uğruna çocuğu olmasına özeniyordu. Çünkü, İslâm davetinde kendi yerine geçecek kimse yoktu. Öldüğünde, amcaoğullan ve ak­rabaları arasında buna layık birisi de yoktu. Aksine onlar, kötülük çığırtkan­larıydı. Zekeriyya, Rabbine gizlice dua etti: [4] "Rabbim, ben, bende kemik gevşedi..." inceldi; zayıfladı. "... baş, ihtiyarlık aleviyle tutuştu."Yaşım ilerlediğinden saçlarım ağardı."Rabbim, duamda sana karşı hiçbir zaman asi olmadım."Hİç bir gün duamı kabul etmekten beni mahrum etmedin. Ben de Rabbim duamı kabul etmez diye hiç bir zaman asla sızlanmadım. Sen benim her za­man duamı kabul ettin.

"Doğrusu ben..." Ya rabbi, "... akrabalarımın..." bu daveti, emrettiğin şe-kİlde, ortağın olmadan bir tek sana ibadet etmek demek olan hakkın davetini ölümümden sonra devam etmemelerinden "... korktum. Katından bana...""Katından, bana bir çocuk lütfet... Çünkü, çocuk için gerekli sebepler mevcut değil: Kadın kısır, ben de iyice yaşlanmış bir ihtiyarım. "... bir evlat..." vefatımdan sonra bu davet işini üstlenip benden devralacak bir oğul "... lütfet. Ki o bana ve..." dedem "... Yakub'un oğullarına..." onlardan sonra terk ettikle­ri babaları İbrahim'in haniflik, yani ortak koşmadan bir tek Allah'a kulluk da­vetine "... mirasçı olsun.[5] "Rabbim, onu..." bana bağışladığın çocuğu "... razı olduğun..." sana davet mesajım taşımasına razı olduğun salih bir kul "... bir insan yap."Allah Teâlâ ise şöyle cevap verdi:"Ey Zekeriyya, sana Yahya isminde bir oğul müjdeleriz, Daha önce hiç kimseyi ona adaş yapmadık." Kesinlikle Yahya ismiyle İsimlendirmedik.[6]

 

Sonuç

 

1- Zekeriya  (a.s.)'ya  ait  şu  haberleri  vermekle  Hz.  Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliği pekiştirilmiştir.

2- Gizlice dua yapılması müstehaptır. Zira kabul olmayan daha yakındır.

3- Bazı kadınların kısır olabileceğine ve bunda da Allah'ın pekçok hik­metlerinin bulunduğuna İşaret vardır.

4- Allah'ın kudreti, sebeplerin üstündedir. Cenab-ı Hakk dilerse, sebep­leri durdurur ve sebepsiz verir. Kısırlığa ve yaşlılığa rağmen çocuk verdiği gibi.

5- Peygamberlere, geride bıraktığı hiç bir malda evlatları mirasçı ola­maz. Ancak Allah Teâlâ, onların evlatlarını peygamberliğe, ilme ve hikmete mirasçı kılar.[7]

 

8- Zekeriya:   "Rabb'im,   dedi  benim   nasıl  oğlum   olur?  karım da kısırdır,  ben  ise  ihtiyarlığın  son  sınırına  vardım."

9- Dedi:   "Öyledir,  ama Rabb'in:   'O  bana kolaydır daha  önce sen  de  hiçbir  şey  değilken  seni  de yaratmıştım'  dedi."

10- "Rabb'im,   dedi,   öyle  ise  bana  bir  işaret  ver.   Senin  işa­retin,   sapasağlam   olduğun   halde   tam   Üç  gece   ve   gündüz   insan­larla  konuşmamandır,"  dedi.

11- Zekeriyya   mabedden   kavminin   karşısına   çıkıp   onlara: "Sabah  akşam  Rabb'inizi  teşbih  edin!"  diye  işaret etti.

12- "Ey  Yahya,  Kitab'ı  kuvvetle   tut.   Onun  emirlerini  uygu­la, " dedik ve  ona çocuk iken hikmet verdik.

13- Katımızdan  bir rahmet,  bir acıma  duygusu  ve  temizlik de verdik; o günahlardan korunan oldu.

14- Ana   babasına   iyilik   ediciydi,   baş   kaldıran   bir   zorba değildi.

15- Doğduğu   gün,   Öleceği   gün   ve   diri   olarak   kaldırılacağı gün ona selam olsun!

 

Sözlük

 

Benim nasıl oğlum olur?İhtiyarlığın sonlan. Mafsallarım ve kemiklerim kurudu.Delil. Hanımımın hamile kalacağını gösteren bir belirti.Sapasağlam.Mihrabdan.[8] Namaz kılman yerden, mescidden.Onlara. İma ve işaret etti.Çocukken ona hüküm verdik. Hüküm ve hikmet bir anlamadır. Dini anlayış ve şeriatin sırlarını tanımak demektir. Tarafımızdan şefkat. İnsanlara karşı, ona tarafımızdan bağış­lanmış bir şefkat duygusu da verdik.Ve temiz. Günahlardan ve suçlardan temiz olma. Hakkı kabul etmeyen başkaldırıcı, Allah (c.c.)'ın ve ana ba­basının emrini tutmayan âsi.Ve selam onun üzerine olsun. Doğduğu gün şeytanın kendi­sine bir kötülük yapmasından, öldüğü gün kabir fitnecilerinden ve canlı olarak diriltileceği gün fez-ı ekberden[9] yani büyük gürültünün dehşetinden ona eman vardır.[10]

 

Açıklama

 

Âyetler, Allah'ın kulu zekeriyya'ya olan rahmetini anlatmaya devam edi­yor. Rabbi, kedisine Yahya'yı müjdeleyince, ayetlerin bildirdiğine göre şöyle demişti:

"Rabbim, dedi, benim nasıl oğlum olur? karım kısır. Bense ihtiyarlığımın son sınırına vardım."

Nasıl ve nereden çocuğum olur? Karımdan başka bir hanımımdan mı? Yoksa karımdan mı? Ama bana karımla cinsel ilişki gücü verirsen ve onun rahmini de gebeliğe müsait hale getirirsen o başka. Çünkü ya Rabbim senin de bildiğin gibi ben, öyle yaşlandım ki, eklemlerim ve kemiklerim kurudu.

Yaşlı bir kocayım.[11] Üstelik karım da çocuğu olmayan kısır bir kadındır. Allah Teâlâ, şu âyetteki cevabı verdi: "İşte böyledir."

Durum, dediğim gibidir ey Zekeriyya. Ama "Rabbin: O bana kalaydır." Zayıf ve yaşlanmış olmana, karının da kısır olmasına rağmen sana çocuk ver­mek kolaydır, zahmetsizdir. Zorluğu yoktur. Buna, seni "daha önce hiçbir şey değilken yaratmam" da delildir.Rabbin, hiçbir şey değilken seni yaratmaya kadir olduğu gibi, zayıflığına ve karının kısırlığına rağmen sana br çocuk vermeye de kadirdir. İşte o anda, Zekeriyya, Rabbİnden kendine, hanımının oğlana hamile kaldığı vakti göste­recek bir işaret vermesini istedi:"Rabbim, dedi, bana bir işaret ver. Allah da dedi ki: senin işaretin, sapa­sağlam olduğun halde tam üç gece ve üç gündüz insanlarla konuşamamandır." Allah Teâlâ, Zekeriyya'ya hanımının oğlana hamile kaldığı vakte bir alamet, belirti gösterdi: Hamileliğin başladığı gün, sapasağlamken, ne bir dil­sizliği ne de konuşmasını engelleyen bir hastalığı olmadığı halde konuşamaz olmasıdır."Mabedden..." namaz kılınan namazgahtan "... kavminin karşısına çıkıp, onlara "sabah akşam Rabbinizi teşbih edin," diye..." Allah'ı bu iki vakitte na­mazla ve tesbihatla zikredin diye[12] "... işaret..." etti. O anda hanımının ha­mile kaldığını anladı. Çünkü vücudu ve duyu organları sağlamken konuşturul-maması, hamileliğin başladığına bir delildi. "Ey Yahya, Kitab'ı kuvvetle tut."Bu, Allah Teâlâ'nın çocuk için olan sözüdür, Ergenliğe erişmesinden üç yıl sonra, Allah Teâlâ ona Tevrat'ı öğrenmesini, kuvvetle, ciddiyetle ve sapa­sağlam amel etmesini emretti."Ve ona çocukken hikmet verdik."Ona, kitabı kavrayış ve şeriatın sırlarını tanıyış özelliği verdik. Hem de erginlik çağına ulaşmamış bir çocukken.

Katımızdan bir merhamet duygusu ve temizlik de verdik. Muttaki idi."Bizden ona bir rahmet ve muhabbet. Yahya (a.s.) anne babasına ve anne babası dışındaki mü'minlere karşı merhametli olduğu gibi, biz ona henüz çocuk yaşta iken hikmet de verdik."Zekaten" vücudunu Rabbine İtaatte kullanarak günahlardan uzak kal­mak demektir.Muttaki idi. Yani Allah'tan korkardı. Herhangi bir farzı terkederek ve haramı yaparak O'na isyan etmezdi."Ana babasına  iyilik ediciydi." Onlara iyilik yapar, itaat eder, en ufak bir sıkıntı vermezdi."Baş kaldıran bir zorba değildi."Yahya (a.s.) zorba ve zalim; Rabbine ve anan babasına karşı asi ve inatçı değildi."Doğduğu gün, öleceği gün ve canlı olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun." [13]Doğduğu gün şeytandan, öldüğü gün kabir fitnecilerinden, canlı olarak diriltildiği gün fez-i ekberden[14] en büyük dehşetli gürültüden, yani kıyamet gününün şiddetinden ona huzur ve emniyet olsun. Lütfü ne yücedir. Allah'ın, dostlarına ikramı ne boldur, O'nu teşbih ederiz. Allah'ım, Yahya'ya eman güven vv, teminat verdiğin gibi bize de huzur ve emniyet ver. Sen büyük lütuf sahibisin.[15]

 

Sonuç

 

1- Kendisini hedefe ulaştıracak sebepler, kişiyi yaralamadan elde edi­lebilir. Zekeriyya'nm nasıl çocuk sahibi olacağını, îbrahim'inse ölülerin nasıl

diriltileceğim sorması gibi.

2- Bilmek için bir şeyi gösteren belirtiler istenebilir.

3- Zekeriyya'nm konuşamayıp, muhataplarına sadece işaretle bir şeyler anlatıyor olması harikulade bir belirtidir.

4- Sabah akşam tesbihatta bulanmak çok sevaptır.

5-  Kur'an'a karşı gerçek manada saygı göstermek, onu öğrenerek içindekilerle amel etmekle olur.

6- Alimlerin, Kur'an'ı bülüğ çağına ermeden ezberlediklerine dair sözleri doğrudur. Yahya'ya da hikmet, henüz çocukken verilmiştir.

7- Ana babaya iyilik yapmak, onlara merhamet ve şefkat göstermek ve alçak gönüllü olmak gerekir.[16]

 

16- Kitab'da Meryem'i  de  an.   Bir zaman  o  ailesinden  ayrılıp doğu  yönünde   bir yere   çekilmişti.   (Evinde   veya   mabedde   bir  ke­nara   çekilip   kendini   ibadete   vermişti.)

17- Onlarla  kendi  arasına   bir perde   çekmişti.   Biz   de   ruhu­muzu   Cebrail'i   ona  gönderdik.   O   ona  düzgün   bir  insan   şeklinde göründü.

18- Meryem   dedi   ki:    "Ben   senden   çok   esirgeyen   Allah'a sığınırım.   Eğer Allah'tan   korkııyorsan   bana   dokunma."

19- Cebrail:    "Ben,   dedi,   sadece   Rabb'inin   elçisiyim:   Sana tertemiz  bir  erkek  çocuğu  hediye   edeyim  diye  geldim."

20- "Benim  nasıl oğlum olur,  dedi,  bana bir insan dokunmadı ve  ben  zina da yapmış  değilim."

21- Cebrail:   "Öyledir,   dedi,   Rabb'in:   'O   bana  kolaydır.   Onu insanlara  bir mucize  ve  bizden  bir rahmet kılmak için  bunu yapa­cağız' dedi"  ve is olup bitti.

 

Sözlük

 

Kİlabta hatırla. Kıır'an'da Meryem'i. Yani başından geçenleri, hikayesini.Meryem (a,s.) İmran'ın kızı, İsa'nın (a.s.) annesi.Nefsiyle başbaşa kaldığında. Özel bir yer edinerek ailesinden ayrıldığında.Doğu tarafı. Ailesinin bulunduğu evin doğusuna.Gizli, kapalı, engelli, örtülü. Kendisini ailesinden ve akraba­larından gizleyecek bir perde.Ruhumuz. Cebrail (a.s.).İnsan şeklinde. Korkmasın ve çekinmesin diye tam bir erkek kılığında.

Eğer sakınan isen. İmanının ve Allah'tan korkmanın gereğini yerine getiriyorsan benden uzaklaş ve bana. eziyet etme.Temiz oğul. Asla günahla kirlenmemiş temiz bir oğul.3 Bana beşer dokunmadı. Evlenmedim ki nasıl olurda benim çocuğum olabilir.Kötü işlerle uğraşan bir kadın da değilim.Dedi ki: Durum böyledir. Senden, babasız bir oğlan çocuğu ya­ratılacaktır.O bana çok kolaydır. i Onu insanlar için delil kılmak için. Kudretimizin muazzamlıgına delil yapmak için.Ve bizden bir rahmet olarak. Sözkonusu oğlan çocuğu (İsa a.s.), kendisine iman edip getirdiği dine uyana rahmet olsun diye.Kararlaşmış bir iş. Allah buna karar vermiştir o kadar. İmkanı yok, o iş mutlaka olacaktır.[17]

 

Açıklama

 

Burası da Meryem (a.s.) kıssasının başlangıcıdır. Çünkü Allah, Rasû-lüne (s.a.v.) "Kitab'daki..." Kur'an'daki "... Meryem'i..." peygamberliğine ve peygamberliğin konusunda doğru söylediğine delil olsun diye Meryem'in habe­rini, başından geçenleri "... hatırla ve anlat! Bir zaman o ailesinden ayrılıp..." Anlatmaya başlıyor. "... doğu tarafında bir yere..." kavminin evinin ve mabe­din doğu tarafında bir yere çekilmişti. Bu sebeple, hristiyanlar ibadetlerinde doğu tarafını kıble edinmişlerdir. Bu konuda bir delilleri yoktur. Sadece kendi uydurmalarıdır. Değilse, Allah'a ibadet eden herkesin kıblesi, Allah'ın beyti olan kâbe'dir. "Onlarla..." ailesiyle "... kendi arasına bir perde..." gözlerinden korunmak İçin bir perde "... çekmişti." Böyle yapınca, Allah Teâlâ ona düzgün bir insan kılığında Cebrail'i gönderdi. Cebrail, Meryem'in yanma girdi. Allah'ın kitabında anlattığına göre Meryem, Cebrail'e şöyle dedi:"Ben, senden Rahman'a sığınırım. Eğer Allah'tan korkuyorsan..."Benim gibi zayıf kadınlara merhamet buyuran Rahman'a sığınırım. Eğer muttaki bir mü'minsen, yanımdan git, beni korkutma veya bana bir kötülük yapma. Cebrail de (a.s.) ona şöyle dedi:"Ben, dedi, sadece Rabbinin elçisiyim: Sana tertemiz..." Asla bir günah­la kirlenmemiş temiz "... bir erkek çocuğu hediye edeyim diye geldim.[18]"Meryem de şöyle cevap verdi: "Benim nasıl oğlum olur?"Nereden çocuğum olacak ki? "Bana bir insan dokunmadı..." Ben evlen­medim. "... ve ben zina da yapmış değilim."Zinakar bir kadın, fahişe değilim. Cebrail de şöyle dedi:

Böyledir." Durum, dediğim gibidir. Ama Rabbin dedi ki: "O bana ko­laydır." Nikahtan veya zinadan kaynaklanan bir babası olmadan onu yarat­mak bana kolaydır. Çünkü bir yönden "Onu, insanlara..." Adem'i anasız ve babasız yaratmaya, diğer yönden de ahirette insanları yeniden dirilteceğimize gücümüzün yettiğini gösteren "... bir işaret kılalım diye" bu bize kolaydır."Ve bizden bir rahmet kılmak için bunu yapacağız. Buna karar veril­miştir."Müjdelediğimiz erkek çocuğu, kendisine yani İsa (a'.s.)'a İman edip, iman ve istikamet üzere onun yoluna uyan herkese bir rahmet kılmak için müjdeledik. Sana bağışladığım bu oğlanın yaratılması, kararlaştırılmış bir me­seledir. Allah buna karar ve hüküm vermiştir. İmkanı yok, mutlaka olacaktır. Cebrail, Meryem'in gömleğinin yakasına üfürdü. Üfürük, vücudunda ilerledi. O da, izahı sonraki âyetlerde geleceği gibi, hamile kaldı.[19]

 

Sonuç

 

1- Meryem şerefli ve Rabbi katında değerli bir kadındır.

2- İffet ve haya fazilettir.

3- Melekler, Allah Teâlâ'nın kendilerine izin verdiği kılıklara girerler.

4- Korkulan her insanın ve Çin'in şerrinden Allah'a sığınmak gerekir.

5- Takva, insanlara sıkıntı verme ve zarara uğratma işine uğrama anında bile huzur ve mutluluk verir.

6- İsa'nın yaradılışı, Allah Teâiâ'nın hiç yoktan ve ölümden sonra yenid­en yaratmaya kadir olduğunun tecelli ettiği gözle görülür bir delildir.[20]

 

22- Meryem,  ona gebe kaldı.  Onunla  uzak bir yere çekildi.

23- Doğum   sancısı   onu,   bir   hurma   dalının   altına   getirdi: "Keşke   dedi,   bundan   önce   ölseydim,   unutulup  gitseydim!"

24- Altından   Cebrail   ona   şöyle   seslendi:   "Üzülme,   Rabb'in alt tarafında bir su arkı var etti."

25- "Hurma   dalını   sana   doğru   silkele,   Üzerine   olmuş,   taze hurma dökülsün."

26- "Ye,   iç,  gözün  aydın   olsun!  Eğer  insanlardan  birini gö­rürsen:   'Ben Rahman  için  susma  orucu  adadım,   bugün  hiçbir in­sanla  konuşmayacağım'  de."

 

Sözlük

 

Onunla çekilidi. Uzaklara gitti. Kimsenin olmadığı bir yere git­ti.Uzak bir yer. Ailesinden uzak bir yere. Doğum sancısı onu sığındırdı, hareket ettirdi. Hurma dalma. Yaslanmak için ağaca yöneldi. Çünkü doğum sancıları çekiyordu.Tanınmaz, anılmaz terk edilmiş bir şey. Altından ona seslendi. İsa (a.s.). Doğurduktan sonra melek

Meryem'e seslendi.Altında su arkı. Seriyy denilen bir nehir.Devşirilmeye uygun ve lezzetli. Ye ve iç. Afiyet olsun.Gözün aydın olsun. Doğurduğundan, için hoş olsun, sevin; üzülme.Rahman için oruç nezrettim. Dilimi tutup konuşmayacağım. Orucun bir manası da konuşmayıp susmak.[21]

 

Açıklama

 

İlâhî kelam, hâlen Meryem'in başından geçenleri anlatıyor. Cebrail ken­disine bir oğul müjdeleyip bu kararlaştırılmış bir meseledir diyerek yeleğinin yakasına veya gömleğinin yakasına lifleyince hemen hamile kaldı.[22]"Ve onunla uzak bir yere çekildi." Karnındaki bebekle uzak bir mekana çekildik [23]"Doğum sancısı" nifas sancısı "onu doğum acılarını ve sancılarını çeker­ken yaslanmak için "hurma dalına getirdi," sığındırdı. Doğurunca esefle, üzü­lerek; "Keşke, dedi, bundan..." oğul anası olduğu andan "önce ölseydim, keş­ke unutulup gitmiş..." anılmaz ve tanınmaz, terkedilmiş bir şey "olsaydım." O anda "Altından" İsa (a.s.)[24] "ona şöyle seslendi: üzülme" Hz. İsa, annesine sabır tavsiye ediyor ve teselli veriyor."Rabbin altına Seriyy'i" Seriyy denilen su ırmağını "koymuştur. Hurma dalını sana doğru silkele, üzerine, olmuş taze hurma dökülsün.[25] Ye, iç..." Taze hurmadan ye [26] ırmak suyundan iç. "... gözün aydın olsun."

Gönlün hoş olsun ve oğlunla sevin.

"Eğer insanlardan birini görürsen..." ve başına ne geldiğim veya çocu­ğunu sorarsa, konuşma sadece şöyle de: "Ben Rahman için..." susma "... oru­cu adadım.[27]Bugün hiçbir insanla konuşmayacağım." Bunların hepsini Mer­yem'e İsa (a.s.) söylemiştir. Bakire iken ve evlenmemişken doğurmasından duyduğu iç üzüntüsünü ve acısını gidermek için Meryem için bir keramet ola­rak Allah konuşturmuştur.[28]

 

Sonuç

 

1- Meryem (a.s.)'in, hamile kalması ve gündüzün bir zamanında, bir anlık bir sürede doğum yapması Allah Teâlâ'nm kudret görüntülerindendir.

2- Allah, evliyasına kerametler verir. Çünkü Allah, Meryem'e İsa'yı do­ğar doğmaz konuşturarak ikram etmiş, Meryem'e doğru yolu göstermiş, (oğlunun peygamberliğini), müjdelemiş ve acısını, üzüntüsünü gidermiştir. Hurmaya yemiş verdirip olgunlaştrrmış ve kuru ırmağı akıtmıştır.

3- Yerine getirmesi, insanın elinde olan sebepler sistemi açıklanmıştır: Allah Teâlâ, hurma ağacına Meryem için yemiş verdirmiştir. Çünkü Mer­yem'in bunu yapması mümkün değildir. Sonra da, toplanacak hurmalar üzerine dökülsün diye, hurma ağacını sallamasını emretmiştir. Çünkü bu, onun yapab­ileceği bir şeydir.

4- Adak meşrudur. Ancak, söz orucu tutmak İslâm'da kaldırılmıştır.[29]

 

27- Meryem   onu   taşıyarak   kavmine   getirdi:    "Ey   Meryem, dediler,   sen   tuhaf bir iş yaptın."

28- "Ey  Harun'un  kız  kardeşi,  baban  kötü  bir adam  değildi, annen de fahişe değildi sen  ne yaptın  böyle."

29- Meryem,   çocuğu   gösterdi.   Dediler   ki:   "Beşikteki   çocukla nasıl  konuşuruz?"

30- Çocuk:   "Ben Allah'ın  kuluyum,  dedi,   O  bana Kitabı  ver­di,   beni peygamber yaptı."

31- "Beni  bulunduğum  her yerde yararlı  kıldı.   Sağ  olduğum sürece   bana   namaz   kılmayı,   zekat  vermeyi   emretti."

32- "Beni anneme  iyilik eder kıldı,  beni baş kaldıran  bir zor­ba yapmadı."

33- "Doğduğum   gün   de,   Öleceğim   gün   de   ve   diri   olarak kaldırılacağım  gün   de  bana  selamet  verilmiştir."

 

Sözlük

 

Onu getirdi. Meryem (a.s.) oğlunu getirdi. Büyük bir şey yaptın.[30] Babasız bir oğul getirdin. Ey Harun'un kardeşi. İyi adam olan Harun'un kızkardeşi. Kötü adam. Zina yapan bir adam. Ve ona işaret etti. Beşikte olan İsa'ya işaret etti. Bana kitap verildi. Gelecekte verilecek olmasına itibarla "İncil."Nerede bulunursam bereket bende ve benimledir. İnsanlar benden yararlanır.Ve anneme iyilik eden. Benden en ufak bir sıkıntı görmeyecek kadar anneme iyilik ve itaat edenim.Kibirli bir zalim. Allah'ın itaatinden çıkarak O'na asi değilim.[31]

 

Açıklama

 

Ayetler, halen Meryem'in kavmiyle arasında geçenleri anlatmaya de­vam ediyor. Meryem (a.s.) iyileşmeye yüz tuttuktan sonra oğlunu alıp kav­mine getirdi. Meryem (a.s.) kavmi beşikte konuşan çocukla annesini o zama­na kadar henüz görmemişlerdi:"Ya Meryem, sen tuhaf bir şey yaptın." Büyük bir iş. Babasız çocuk ge­tirdin.

"Ey, Harun'un kızkardeşi...[32]"Onun Harun adındaki salih bir kulun, iyi bir insanın kardeşi olduğunu söylediler. "... baban..." îmran, zina yapan "... kötü bir adam değildi. Annen..." Hanne de "... fahişe..." zinakar "... değildi." Temiz bir evin ve asil bir ailenin kızıyken sen bunu nasıl yaptın?

O anda Meryem, kundağı içindeki emzikli İsa'ya işaret etti. Kavmine dedi ki: "Ona sorun da size haberi versin ve gerçeği bildirsin," dedi. Çünkü daha önce doğar doğmaz, kendisine seslenip, evvelki âyetlerde Cenab-ı

Hakk'm zikrettiği şeyleri söylediğinden Meryem, İsa'nın konuştuğunu biliyor­du küçümseyerek, reddedip hayret ederek cevap verdiler:"Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?"Allah, emzikli İsa'yı konuşturdu. Allah'ın şu âyetinde bildirdiğine göre, onlara şöyle cevap verdi:"Ben, Allah'ın kuluyum.[33] O, bana kitab verdi, beni peygamber yaptı. Beni bulunduğum her yerde insanlara yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekat vermeyi emretti. "[34]Allah'ın kudretiyle konuşturduğu her şeyin cevabını verdi. İsa (a.s.) kendisinin kim olduğunu ve ne olacağını beşikte iken haber verdiği gibi, bü­tün bu Özellikler büyüdükten sonra kendisine Allah tarafından bahşedilmiştir. Allah'ın kulu idi. Ona İncil'i verdi. İsrailoğullarına nebi ve rasul olarak gönder­di. Allah'ın izni ile hastalara şifa veren, ölüleri dirilten, arkadaşlığından, hiz­metinden, İnanılmasından ve sevilmesinden berekete ulaşılan mübarek bir in­sandı. Hayatı boyunca namaz kılar ve zekat verirdi. Zalim, kibirli, azgın, zor­ba ve âsi değildi. Ona, haber verdiği gibi, doğduğu gün selam, yani tam bir emniyet, saadet ve mutluluk verilmiştir. Bundan dolayı şeytan ona yaklaşa-mamıştır. Öldüğü gün de kendisine selamet verilmiştir de kabrinde huzursuz­luk çekmemiştir. Diri olarak kaldırıldığı gün de verilecektir de kıyametin şid­deti onu üzrneyecekür. Cennette de mutlu ve güvenlik içinde olanlardan ola­caktır.[35]

 

Sonuç

 

1- Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliği, Hz. İsa (a.s.)'nın da hem

kulluğu, hem peygamberliği ilan edilmiştir.

2- Hz. İsa (a.s.) Allah'ın bir mucizesi olarak beşikte konuşmuş ve Allah'ın kendisine verdiği olgunluk derecelerini bildirmiştir.

3-  Anne-babaya, itaat ederek, güzel davranarak ve sıkıntı vermeyerek iyilik yapmak farzdır.

4- İnat ve isyan demek olan büyüklenme, kibir, zulüm ve suçluluk yeril­in iştir.[36]

 

34- İşte   Meryemoğtu   İsa.    Şüphe   edip   ayrılığa   düştükleri Şey,   "gerçek sÖz"e  göre  budur.

35- Çocuk   edinmek,   Allah'a  yakışmaz.   O'nun   şanı  yücedir. Bir işi yapmak istedi mi ona sadece  "ol" der, o da olur.

36- "Şüphesiz,   Allah   benim   de  Rabb'im,   sizin   de   Rabbiniz-dir, O'na kulluk edin." İşte doğru yol budur.

37- Kendi  aralarından çıkan  hizibler  çeşitli  görüşteki  insan toplulukları,   muhtelif partiler,  bölükler,   ayrılığa düştüler.Kimi: İsa   Allah'ın   oğludur,   kimi   Allah   ile   beraber   bir   ilahtır,   kimi Allah'ı  meydana  getiren   üç   esastan   biridir  diyerek  ihtilaf ettiler. Artık büyük bir günü görmekten  ötürü vay  kâfirlerin  haline!

38- Bize   geldikleri   gün   ne   güzel   işitir,   negüzel   görürler! Ama  o  zalimler,   bugün  apaçık  sapıklık  içindedirler.  Hakkı  işitme­ye  kulaklarını  tıkamışlar,   doğruya  gözlerini  kapamışlardır.

39- onları şu hasret gününe  karşı  uyar ki,  o zaman  kendileri gaflet   içinde   inanmamakta   ısrar   ederlerken   iş   bitirilmiş   olur, Yap-tıklarına  pişman   olup   hasret   çeker   dururlar,   ama   iş   işten geçmiş-tir  artık.

40- Dünyaya   ve   üzerinde   bulunanlara   biz   varis   oluruz   biz. Ve  bize  döndürülürler.

 

Sözlük

 

Meryem'in oğlu İsa budur. İşte size özelliğini açıklayıp, haberini verdiğim bu kişi, Meryem'in oğlu İsa'dır. Hakk söz. Allah'ın bildirdiği gerçek söz budur. Şüphe ediyorlar.Bir oğul edinmek Allah'a yakışmaz. O, bir şeye "ol!" der, o da hemen oluverir.Çocuktan. Allah çocuk edinmekten münezzehtir.Onu teşbih ederiz. Oğuldan, ortaktan, benzerden, Allah'ı ten­zih ederiz.Dosdoğru yol. Yolcusuna sapıtmayan dosdoğru yol.Ve gruplar ihtilaf ettiler. İsa'nın durumu hakkında... Yahudiler, o sihirbazdır ve veled-i zinadır; hristiyanlar da Allah'ın oğludur dediler. Allah onların dediklerinden yücedir.Büyük günün şahitliğinden. Kıyamet günü.Ne güzel işitir ve ne güzel görürler. Kıyamet günü azabı apaçık görünce ne güzel işitir, ne güzel görüşler.Onları hasret gününe karşı uyar. Kıyamet günü vuku bulacak hasretten ve pişmanlıktan korkut. Bu şöyle olur: Kendileri, cennetliklerin cehennemdeki yerlerine mirasçı olurken, cennet­liklerin cennetteki kendi yani cehennemliklere ait yerlerine mi­rasçı olduklarını görünce hasretleri büyür, pişmanlıkları şid­detlenir.[37]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ, Meryem'in başından geçenleri, ailesinden ayrılıp, Rabbine yönelerek ailesiyle arasına bir perde çekişinden, beşikteki İsa'ya işaret edip, İsa'nın da konuşarak: "Ben Allah'ın kuluyum" deyişine kadar anlattı. Cenab-i Hakk, Cebrail'in Meryem'e müjde verdiğini ve gömleğinin yakasına üflediğini, Meryem'in derhal İsa'ya hamile kaldığını, hamile kalışından itibaren bir anda doğum yaptığını, doğumu hurma ağacının altında yaptığını, İsa'nın doğardoğ-maz annesine "üzülme!" diye seslendiğini, nasıl babasız çocuk doğurduğunu sorduklarında kavmine söyleyeceği sözleri Öğrettiğini, yani ona sormalarını isteyerek İsa'ya işaret etmesini öğrettiğini, gerçekten de İsa'ya sorduklarını, onun da Allah'ın kulu olduğu, Allah'ın kendisine kitap verdiği, peygamber ve mübarek bir insan yaptığı, sağ oldukça namaz kılmasını ve zekat vermesini emrettiği, annesine karşı iyi bir evlat olduğu âsi ve kötü insan olmadığı ce­vabını verdiğini açıkladı. Allah Teâlâ, bunu şu ayetindekî sözüyle İşaret etti:

"İşte..." size özelliğini açıkladığım ve bilgisini bildirdiğim bu kimse "... Meryem'in oğlu İsa'dır."Size bildirdiğim şu şey, "şüphe ve tereddüt edip" "kulumuz İsa hakkın­da ayrılığa düştükleri ş_ey gerçek söz olarak işte bu anlattıklarımızdır." Çünkü yahudiler, İsa hakkında veled-i zina ve sihirbaz, hristiyanlarda değişik fırka ve taifelerinden kimine göre İsa Allah'tır. Kimine göre Allah'ın oğludur. Ki­mine göre de üçün üçüncüsüdür. İşte Allah bütün bu sapıklıklara karşı ce­vabım yukarda vermiştir."Çocuk edinmek Allah'a yakışmaz. O böyle şeylerden münezzehtir."Allah Teâlâ, çocuk edinmesini reddediyor. Bu, O'nun için nasıl doğru veya gerekli olabilir? Hem de O, kendinden başka hiçbir şeye muhtaç değilken ve kendi dışındaki her şey O'na muhtaçken...

O, bir şeye "Ol!" der, o da hemen olur. İsa (a.s.)'da Allah'ın kendisine"Ol!" demesiyle hemen olmuştur. Bu, Allah'ın şu sözünün anlamıdır:"Bir işi yapmak istedi mi, ona sadece "Ol!" der, o da hemen olur. îsa (a.s.)'da Allah'ın kendisine "Ol!" demesiyle hemen olmuştur. Bu, Allah'ın şu sözünün anlamıdır:

"Bir işi yapmak istedi mi, ona sadece "Ol!" der, hemen olur."[38]Cenab-ı Hakk, kendisini çocuktan, ortaktan, benzerden, denginden, ya­ratıklarına ihtiyaç duymaktan "Stibhaneke" sözüyle tenzih etti. Yani O, son­radan var olanların yaratıklarının özelliklerinden münezzehtir, buyurdu.

"Şüphesiz Allah, benim de, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin. İşte

doğru yol budur. "[39]

Bu, İsa (a.s.)'nm İsrailoğulları'na söylediği sözlerdendir. [40]İsa, onlara kendisinin "Ne Allah'ın oğlu, ne de Allah'la birlikte bir ilah olmadığını, sadece Allah'ın kulu olduğunu haber verdi. Yine haber verdi ki, Allah Teâlâ insanın da, onların da Rabbidir. O halde, kendilerine emredilen şekilde hep birlikte O'na ibadet etmelidirler, Hem Allah'a, hem de Allah'la beraber putlara ibadet etmemelidirler. Çünkü Allah'tan başka bir ilahları yoktur. İsa (a.s.) onlara şunu da haber verdi: Allah Teâlâ'nm emrettiği şekliyle bu gerçek inanç ve kul­luk, insanı mutluluğa götüren yoldur. Bu hak yoldan sapıp şirk ve sapıklık yo­luna düşeni, o şirk hüsrana götürür.

"Kendi aralarından hizipler ayrılığa düştüler."[41] İsa (a.s.) hakkında ayrılığa düştüler. Biri "Allah'tır", diğeri "Allah'ın oğludur," ötekisi "O ve anne­si Allah'tan ayrı ilahtırlar" demiştir. Bu saçmalıkları söyleyenler, bu laflarla kâfir olmuşlardır. Allah Teâlâ, onları acı azapla tehdit etmiştir:"Büyük bir günü..." Kıyamet gününü... O, ölçülemeyecek derecede kor­kunç ve sıkıntılı bir gündür. "... görmekten ötürü kâfirlere..." Allah'a oğul ve ortak koşarak küfre girenlere "... azap vardır." Bu azap, cehennem azabıdır. Oraya mutlaka gireceklerdir."Bİze geldikleri gün ne güzel işitirler, ne güzel görürler."[42]Allah Teâlâ, bugün hakkı gösteren delillerini görmek istemeyerek inan­mayan, birlemeyen tevhid ve ibadet etmeyen manevi körlerin ve delilleri, görmeyen Allah'ı ona ortaktan ve çocuktan tenzih etmeyenlerin halleri peri­şandır. İşte bunların kıyamet meydanında Allah'ın huzuruna çıkartıldıklarında en güçlü görenler ve en güçlü duyanlar olacağım haber veriyor. Ama duyma­nın ve görmenin fayda vermediği bir zamanda."Ama o zalimler, bugün apaçık sapıklık içindedirler." Allah Teâlâ, müşriklerin ve zalimlerin hak yolundan apaçık bir sapma içinde olan zalimler olduğunu bildiriyor. İşte hakkı görmeyişlerinin ve Allah'ın elçilerinin getirdiği, kitaplarının indirdiği delilleri duymayışlarııım sebebi."Onları hasret gününe [43]karşı uyar ki o zaman kendileri gaflet içinde iken ve inanmıyorken  iş bitirilmiş olur."Allah Teâlâ, Rasûlü Muhammed (s.a.v.)'e kâfirleri ve müşrikleir  şirkle­rinin, kâfirliklerinin ve sapıklıklarının kıyamet gününün şiddetli azabından uy­armasını, yani korkutmasını emrediyor. Kıyamet günü hasret artar, pişmanlık

büyür. Bu, mü'minler müşriklerle birbirine mirasçı olduğunda olur. Mü'minler, müşriklerin cennetteki yerlerini miras alırken, müşrikler de mü'minlerin ce­hennemdeki yerlerini miras alırlar. Ölüm, bir koç şeklinde getirilip cennetle cehennem arasında kesilir bir tellal: "Ey cennetlikler, ebedi kalacaksınız ölüm yok artık ve ey cehennemlikler ebedi kalacaksınız ölüm yok artık!" diye ilan edince, o anda hasret artar ve pişmanlık büyür. Bu da, Allah Teâlâ'nın şu sözünün anlamıdır:

"Onları hasret gününe karşı uyar kî, o zaman kendileri..?" cehennemde ebedi kalmaları için aleyhlerine karar verildiğinden "... gaflet içinde iken..." dirilişe ve o günkü daimi nimete ve acı azaba "... inanmıyorken iş bitirilmiş olur. Arza ve üzerinde bulunanlara biz varis olacağız biz ve bize döndürüle­ceklerdir."

Allah Teâiâ, kendisinin dünyaya ve dünya üzerinde bulunanlara varis olacağını bildiriyor. Bunun anlamı şudur: O, bu yalatılan şeylerin yok olma­sına karar vermiştir. Bir gün gelecek, o günde dünya üzerindeki herkes yok olacak, Allah'a dönecek, önünde duracak ve o da kullarını kendi yaptıklarına göre sorgulayıp karşılığını verecektir. Onun için ey peygamber üzülme ve Rabbinden tebliğ ettiğin davetinde devam et. Sana ne yalanlayanların yalan­laması, ne de müşriklerin şirki zarar verecektir.[44]

 

Sonuç

 

1- Hz. Isa, Allah'ın kulu ve Rasûlü'dür. Yahudilerin ve hristiyanların dediği gibi değildir.

2- Allah'ın çocuk edinmesi mümkün değildir. O, bir şeye "Ol!" der, o şey de hemen oluverir.

3- Tevhid yani Allah'ın varlığı, birliği ve kanun koyuculuğu, İsa (a.s.)'nın dilinden ilan edilmiştir.

4- Hristiyanlar, İsa (a.s.)'nın durumu hakkında ihtilaf içindedirler.

5- Kıyamet günkü hasretin sebebi, Allah'ı inkar ve O'na şirk koşmaktır.

6- Dünya fani olacaktır. İnsanlar diritildikten sonra Rablerine dönecek­lerdir.[45]

 

41- Kitabda İbrahim'i de  an; gerçekten  o,  çok doğru bir pey­gamberdi.

42- Babasına   demişti   ki:    "Babacığım,   işitmeyen   görmeyen ve  sana  hiçbir yararı  olmayan  şeylere  niçin  tapıyorsun?1'

43- "Babacığım,   bana,   sana  gelmeyen   bir  bilgi  geldi;   bana uy,  seni düzgün  bir yola  ileteyim."

44- "Babacığım   şeytana  tapma,   çünkü  şeytan,  Rahman'a   is­yan   etmiştir.'1

45- "Babacığım,   ben  sana  Rahman1 dan  bir  azabın  dokunma­sından  korkuyorum.   O  zaman,  şeytanın  dostu  olursun."

 

Sozluk

 

Kitab'ta hatırla. Kur'an'daki.O sadıktır. Doğruluk zirveye çıkmış derecede çok doğru.Ey babacığım. Babası, Azer'di.Doğru yol. Eğrilik olmayan, seni cennete götürecek dosdoğrubir yol.Şeytana ibadet etme Seni putlara kuliuk yapmaya çağırışına uyma!Asi. Allah Teâlâ'ya isyan ederek, emrinden çıkarak.Şeytana dost olursun. Cehennemde şeytana yakın ve yoldaş olursun.[46]

 

Açıklama

 

Burası, Halil İbrahim (a.s.)'in babası Azer'le arasında geçenlerin başlangıcıdır Allah, Rasûlü Muhammed (s.a.v.)'e ey peygamberimiz, "kitap­ta..." Kur'an-i Kerim'de, dostumuz "İbrahim'i de an. O..." peygamberimizden "... sıddık bir peygamber." Doğrulukta büyük bir seviyeye ulaşmış çok doğru biri idi. O.mü'minlere iyi bir örnek olması için Kur'an'da anılmaya layıktır. "Hani babasına..." Azer'e şöyle demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana hiç bir yararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun?" dua etmek ve çeşitli İb­adetlerle yakınlaşmak suretiyle niye, seni duymayan ve seni görmeyen putla­ra yalvarıyorsun? "Üstelik sana hiçbir şeyde kazandırmazlar." Sana gelecek bir zararı engelleyemez ve sana herhangi bîr fayda sağlayamazlar. Öyleyse, onlara tapmaya ne ihtiyacın var? "babacığım, bana..." Rabbim tarafından "... sana gelmeyen bir bilgi geldi."[47]

İnandığım, işlediğim ve davet ettiğim hususlarda "bana uy da seni düzgün..?" seni mutluluğa ve kurtuluşa götürecek dosdoğru "... bir yola iletey­im. Babacığım..." seni Allah'ı bırakıp da ne zarar ne de yarar sağlayamayan, putlara ibadet ettiren sebep nedir? Çünkü o putlar ne duyar, ne görür, ne ve­rebilir, ne de engelleyebilirler. Şeytanın putlara tapma çağrısına uyarak "... şeytana tapma. Çünkü şeytan Rahman'a isyan etmişti."[48]

Buyruğuna karşı gelmiş, itaat etmekten çekinmiş ve emrinden çıkmıştı.

"Babacığım, ben sana Rahman'dan bir azabın dokunmasından korkuyor­um." Ben, senin kâfir olarak ölüp acı azaba çarptırılmandan korkuyorum.

Şirk ve kafir olarak yaşayıp, sonra da tövbe etmeden ölürsen sana Rah­man'dan bir azap dokunur. Böylece "şeytana dost..." cehennemde ona yakın ve yoldaş "... olursun" da helak'olur, hüsrana uğrarsın.[49]

 

Sonuç

 

1- Tevhid, davet edilerek açıklanmıştır.

2- Kur'an'da zikredilmekle İbrahim'in (a.s.) kemali vurgulanmıştır.

3- Allah Teâlâ'dan başkasına kulluk yapmak küfürdür.

4- Taş ve ağaç putlara ve Allah'tan başkalarına her türlü kulluk, şeytana kulluktur. Çünkü bunu emreden ve buna çağıran şeytandır.[50]

 

46- Babası:   "Ey  İbrahim,   dedi,   sen  benim  ilahlarımdan  yüz mü   çeviriyorsun?   Eğer   onlara   dil   uzatmaktan   vazgeçmezsen,   an-dolsun  seni  taşlarım.   Uzun  süre  benden  ayrıl,  git!"

47- ibrahim:   "Selam   sana,   esenlik   içinde   kal,   dedi,   senin için   Rabb'imden   mağfiret  dileyeceğim.   Doğrusu   O,   bana   çok   lü­tuf kardır."

48- "Sizden   de,   Allah'tan   başka  yaşardıklarınızdan   da   ay-rılıyor  ve  yalnız  Rabb'ime yalvarıyorum.   Umarım   ki Rabb'ime  yal­varmakla  bahtsız  olmam  istediklerimden  mahrum   bırakılmam."

49- İşte   onlardan   ve   onların  Allah'tan   başka   taptıklarından ayrılınca  biz  ona  İshak'ı  ve  İshak'ın  oğlu   Yakub'u  armağan  ettik ve  hepsini  de peygamber yaptık.

50- Onlara rahmetimizden mal ve çocuk lütfettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik yani bütün din mensuplarınca onların,   övülüp  hayır ile yad edilmelerini  sağladık.

 

Sözlük

 

Eğer vaz geçmezsen. Onlara taarruzdan ve ayıplamaktan vaz geçmezsen.Seni recmedeceğim. Taşla veya kötü sözle taşlayacağım.Benden uzun süre uzaklaş. Beni ve ne yaptığımı bırak ve ben­den uzun süre uzaklaş da cezalandırmamdan kurtul.Sana selam. Benden hoşlanmadığın şeyi tekrarlamayacağıma teminat veriyorum.Bana karşı lütuf ve ikram sahibidir. Duamı kabul eder.Umulur ki Rabbime duam ile asi olmam. Bilakis, duamı kabul eder, istediğimi verir.Onlardan ayrıldığında. Kudüsü bölgesine hizmet edip, onları terk etmek suretiyle.Ona İshak'ı ve Yakub'u verdik. Kavmini bırakarak hicret etme­sine bizden bir Ödül olarak, ona .kendileriyle gönlünü şenlen­dirdiği iki oğul verdik.Onlara rahmetimizden verdik. Bir çok hayır verdik. Yani pey- ı gamberlikten ve ilimden sonra mal ve evlat bağışladık.Yüce doğru sözlü. Övülecekler! ve en güzel hasletlerle anıla­cakları bir yüce doğruluk dili.[51]

 

Açıklama

 

Ayetler, İbrahim (a.s.)'in babası Azer'le arasında geçenlere değinmeye devam ediyor. İman edip tevhidi kabullenip kurtulsun ve mutluluğa ulaşsın diye İbrahim'in, babasına yönelttiği (Allah'ın varlığını, birliğini ve kanun koyu-culuğunu) değerli hoş sözlerle yapılmış bu saygılı davetten sonra Âzer, oğ­luna şefkatten ve edepten yoksun, hatta kabalıkla, çirkinlikle, gözdağı ve teh­ditle dolu sözlerle cevap verdi.Allah Teâlâ'nın 46. ayette haber verdiğine göre şöyle dedi: "Ey İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun?" Ayıplayarak onlardan nefret mi ediyorsun? "Eğer..." onlara herhangi bir kötülükle[52] saldırmaktan "... vazgeçmez­sen andolsun seni..." en kaba saba sözlerle "... taşlarım. Uzun süre benden ayrıl git![53]"Benden hoşuna gitmeyecek şeyler görmeden, vücudun sağlamken ve düzgünken benden uzaklaş. Müşrik-kâfir Azer'in cevabı buydu. İbrahim'se, Allah'ın 47. ayetinde bildirdiğine göre şöyle cevap verdi:

"Hoşçakal."[54] Babacığım garanti veriyorum. Benden hoşlanmadığın hu­susta sana asla ısrar etmeyeceğim ve kötülüğünü iyilikle karşılayacağım. "Senin için rabbimden mağfiret dileyeceğim." O'ndan, sana iman ve tevhid yo­lunu göstermesini dileyeceğim ki tevbe edesin de Allah seni bağışlasın. O'nu eksiklikten tenzih ederim. O yücedir. "... bana çok lutufkardır." İkram edendir. Dua ettiğim hususta elimi boşa çıkarmaz.

Allah Teâlâ, İbrahim'in şöyle dediğini ifade eder:

"Sizden de, Allah'tan başka taptıklarınızdan da ayrılıyorum..."

Sizi de, Allah'tan başka taptığınız ağaç ve taş putları da terk ederek sizden uzaklara gidiyorum. "... ve Rabbime yalvarıyorum. Rabbime yalvarışımda mahrum olmayacağımı umarım."[55]

Rabbime yalvarışım büyüktür: Sizin putlara taparak Allah'a karşı gel­diğiniz gibi, Allah'a kullukta ona karşı gelmemeyi diliyorum.Diyarlarını bırakıp Kudüs diyarına gideceğine dair sözünü babasını, aile­sini ve evini terk ederek gerçekleştirince, Allah da ona bütün bunlardan daha güzelini verdi: kendileriyle garipliğini unutacağı iki oğul, İshak ve Yakub'u verdik. Her ikisini de nebi ve rasul yaptık. Hepsine, yani her üçüne, babaları İbrahim'le oğullan İshak'la, onun oğlu Yakub (a.s.)'a rahmetimizden büyük bir hayır; mal, evlat, güzel rızık bağışladık. Bu, şu ayetin anlamıdır:"İşte onlardan ve onların Allah'tan başka taptıklarından ayrılınca, biz ona İshak'ı ve..." İshak'm oğlu olan "... Yakub'u bağışladık. Hepsini de pey­gamber yaptık. Onlara rahmetimizden lütfettik?"

Allah Teâlâ'nın "Onlar için yüce bir doğruluk dili verdik," sözü, Allah yo­lunda hicrete karşılık bir başka nimetlendirmedir. Allah Teâlâ onlar için ahi-rette yüce bir doğruluk dili vermiştir. Diğer ilahi din mensupları da İbrahim'le zürriyetini en hoş ve en güzel şekilde överler. İşte İbarhim'in doğruluğuna ve sabrına, sonra da putlarla tapıcıiannı terk edişine karşılık, Allah Teâlâ'dan bir İkram ve bir nimetlendirme olarak İbrahim'le oğullarının nasiplendirildiği yüksek, yüce doğruluk dili budur.[56]

 

Sonuç

 

1- Muvahhid mü'minin ağzından çıkan güzel söz, düzgün lafız, hilim ve yumuşak kelamla, müşrik kâfirin ağzından çıkan kötü söz, çirkin lafız, kabalık ve sert kelâm arasındaki fark dile getirilmiştir.

2- Bırakıp gitme ve vedalaşma selamı meşrudur. Bu selam şudur: Kötü insana ha'dİ eyvallah-hoşçakal demektir. Bunu söyleyen kimse, aslında onu selamlamak istemiyor, hali üzere terk etmek istiyor.

3- Hicret, meşrudur. Fazilettir. İbrahim'in bu hicreti, dünyadaki ilk hic­retti.

4- Güzellikler sunduğu, hayır ve iyilik bıraktığı için insanlar arasında kişinin iyi anılmasına sebep olduğundan güzel konuşma teşvik edilmiştir.[57]

 

51- Kitab'da Musa'yı da an,  doğrusu o,  samimi idi ve elçi bir peygamberdi.

52-  Ona   Tur'un   sağ  tarafından   seslendik  ve   onu,   özel konuş­mak   için   kendimize   yaklaştırdık.

53- Ona,   acıdığımızdan   dolayı   kardeşi  Harun'u   da  peygam­ber olarak armağan  ettik.

 

Sözlük

 

Kitabta hatırla.  Şerefine şeref katmak ve yüceltmek içinKur'an'da an.Musa. İsrailoğullannın peygamberi olan İmran'ın oğlu Musa.Muhlesan şeklinde lam harfi fethalı olarak okunduğunda seçil­miş, süzülmüş demektir. Muhlisan şeklinde lam harfi kesralı olarak okunduğunda Rabbini birleyen muvahhid, sadece O'na kulluk eden ve bu konuda en yüce makamlara ulaşmış an-lamınadır.Tur tarafında. Tur, Sina'da Medyen'le Mısır arasında bir dağdır. Bize yakarsın ve tarafımızdan konuşulsun diye onurlandırmak ve değer vermek için onu kendimize yaklaştırdık. Kardeşi Harun'u Peygamber olarak. Rabbinden kardeşi için peygamberlik istediği zaman. Verdi ve onu da kendisiyle bir­likte Firavun'a karşı nebi ve rasul gönderdi.[58]

 

Açıklama

 

Bu âyetlerde, Hz. Musa (a.s.) kıssasının özetidir. Bu hususta AllahTeâlâ, peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)'e hitab ederek şöyle dedi:"Allah'ın tevhid ve yakin ehli salih kullarından oluşan bu altın silsilede Musa b. İmran'ı da "an..."Çünkü o, Kur'an'da anılmaya layıktır. Gerekçesi şu ayettedir:"O, seçkindi." Kullarımıza, onları ne uğruna yarattığımızı iletmek üzere seçilmiş, biri idi. Onları, dilleriyle ve gönülleriyle bizi zikretsinler ve şükret­sinler diye yarattık. Bize organlarıyla şükretmeleri, bizden gayri her şeyi bırakıp bir tek bize kulluk etmeleriyle olur. İşte Hz. Musa böyle idi."Bir rasul, bir peygamberdi." Bizim ona verdiğimiz üstünlük ve değer­lerden biri de, onu bir peygamber ve bir rasul yapmamızdı. Kendisini Fira-vun'la adamlarına peygamber ve rasul göndermiştik. Turun sağ tarafında[59] Medyen'den Mısır'a doğru yol alırken "Ona seslendik. "[60]Orada ona peygamberlik ve rasullük verdik."Ve..." böylece "...onu yakanr bir kimse olarak kendimize yaklaştırdık." Yani vahiysiz, aracısız ve karşı karşıya...Bize yakarmaya başladı. Biz de ona kelamımızı dinletiyorduk ve biz de onun dualarını duyuyorduk kelamını dinliyorduk. [61]Bu, şereflendirmenin en büyüğüdür."Ona, rahmetimizden dolayı kardeşi Harun'u da peygamber olarak armağan ettik."Bu da, Allah Teâlâ'dan Musa peygambere bir başka nimet ihsanıdır. Çünkü rabbinden, kardeşi Harun'u da kendisiyle birlikte Firavun'a rasul göndermesini istemişti. Allah Teâlâ'dan bir rahmetle, Cenab-ı Hakk duasını kabul etti ve Harun'a peygamberlik ve Musa ile birlikte rasullük verdi. Bu, ancak özel bir rahmetle olmuştur. Çünkü peygamberlik istenmez ve peygam­berliğe ne ibadetle, ne çalışmakla, ne de dua ve mücadele ile ulaşılmaz. Zira özel bir ilahi bağıştır.[62]

 

Sonuç

 

1- İhlas fazilettir. İhias, zahiren ve batmen Allah Teâlâ'ya kulluk etmeyi

2- Allah Teâlâ'mn konuşma ve seslenme sıfatlan vardır.

3- Allah Teâlâ, Musa (a.s.)'ya ikram edip nimet vermiştir. Çünkü kardeşi Harun'u rasul ve peygamber yaparak duasını kabul etmekle ona alemlerden hiç kimseye vermediğini vermiştir.

4- Her rasulün aynı zamanda bir nebi, yani bir peygamber olduğu, her peygamberin ise rasul olmadığı açıklanmıştır.[63]

 

54-  Kitab'da İsmail'i de  an.  Çünkü o  sözünde  duran,  elçi  bir peygamberdi.

55-  Halkına   namaz  kılmayı,   zekat  vermeyi  emrederdi.  Rabb'i yanında   beğenilmişti.

56-  Kitab'da  İdris'i  de  an:  Çünkü  o,  çok doğru  bir peygam­berdi.

57-  Onu  yüce  bir yere yükseltmiştir.

58- İşte    bunlar;   Allah'ın    nimet    verdiği   peygamberlerden, Adem   neslinden,   Nuh   ile   beraber   gemide   taşıdıklarımızın   neslin­den,   ibrahim   ve   israil   (yakub)   neslinden,   yol   gösterdiğmiiz   ve seçtiğimiz   kimselerdendir.   Onlara   Rahman'in   ayetleri   okunduğu zaman   ağlayarak   secdeye   kapanırlardı.

 

Sözlük

 

Kitab'ta İsmail'i an. Şerefine şeref katmak ve yüceltmek için İsmail b. İbrahim el-Halil (a.s.)'i de an.Vaadinde sadıktır. Asla sözünü tutmamazlık etmedi.Namazı dosdoğru kılmayı ve zekatı vermeyi. Yani bunları em­rederdi.Razı olunmuştu. Allah Teâlâ, yakirii imanından ve itilasından dolayı sözünden ve amelinden razı olmuştu.İdris (a.s.) Nuh (a.s.)'un dedesi.Ve onu yüce makama yükselttik. Dördüncü kat gökyüzüne.İsrail. Yakub (a.s.)'m lakabıdır. Yakub b. îshak b. İbrahim.Yolumuza ilettiğimiz ve peyamberliğimize seçtiğimiz kimse­lerdendi.Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğunda. Dinler vaziyette iken kendilerine okundu mu.Ağlar durumda secdeye kapanırlar.[64]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ, peygamberi Muhammed (s.a.v.)'e Meryem'i, oğlunu, İbra­him'i ve Musa'yı andığın gibi "İsmail'i de[65] an. O, sözünde dururdu."[66]Asla hiçbir sözünü yerine getirmemezlik etmezdi. Söz verdiği kimseyi gelinceye dek sözleşme yerinde günlerce beklerdi.

"Bir Rasûldü, bir peygamberdi."Allah Teâlâ İsmail aleyhisselama Mekke-i Mükerreme'de peygamberlik vermiştir. Çünkü orada yaşıyordu. Ve onu Arap cürhüm kabilesine Rasul göndermiştir. İsmail, cürhümlülerden evlenmiş ve neslini sürdürmüştür. Mu­hammed (s.a.v.) de onun neslindendi."Ehline namazı ve zekatı emrederdi."Ehlinden maksat, ailesi ve cürhüm kabilesinden oluşan kavmidir. Na­mazdan maksat, namaz kılmak; zekattan maksat ise zekat vermektir. İşte bu, şanını yücelten ve değerini yükselten özelliklerindendir. Böylece Kur'an-ı Kerim'de anılmıştır."Rabbinin yanında kendisinden razı olunmuş biriydi," ayeti de İsmail'in Kur'an'da peygamberler ve rasuller silsilesi içinde anılarak ikram edilip nimet-lendirİlmesini gerektiren bir başka gerekçedir."Rabbi nezdinde razı olunmuş biriydi,"nin anlamı, sözlerinin ve davra­nışlarının hepsi kabul görmüştü ve razı olunmuştu. Böylece, o da Rabbi (c.c.) tarafından razı olunmuş birisi oldu."Kitab'da Idris'i de! [67] an."İdris (a.s.), Nuh (a.s.)'ın babasının dedesidir. Ders ve ibret için Kur'an'da anlatılması gerekli oldu. Çünkü o "sıddıktı."Çok doğru idi. O kadar ki dili asla yalan söylememiştir. Yapıp ettikle­rinde de çok doğru idi. Ne sözde,ne davranışta doğruluktan başka bir şey bi-Hrdi. Allah'ın peygamberlerinden bir peygamberdi.kişi, Ebû'l-Hamsâ'dır. Hz Peygaber (s.a.) ona: "Delikanlı! Bana sıkıntı verdin. Ben, seni bekler durumda üç gündür buradayım, demiştir. Denilir ki İsmail (a.s.) ne söz vermişse yerine getirmiştir. Âyet-i kerimenin manasının gerektir­diği bir gerçektir bu. "Söz verme, borçtur." denilmiştir. Rivayetlere göre: "mü'minin sözünü yerine getirmesi farzdır. İmam Malik, "Birisi birisinden birşey istese de, istenen kişi söz verse, sonra da söz verdiği şeyi yerine getir­memeye kanaat getirse, birşey gerekmez. Bunu yerine getirmesi gerektiğine hükmedilemez. Çünkü iyilik yapmayı söz vermek sadaka çeşitlerindendir. Ba­ğış yapacaklara da zorlama yolu açık değildir.

Onu yüce bir ere yükseltmiştik."Daha hayatta iken, İsa'yı yükselttiği, Mıihammed (s.a.v.)'i yedinci se­manın ötesine çıkarttığı gibi İdrisi de dördüncü semaya [68]yükseltmişti."İşte bunlar, Allah'ın nimet verdiği peygamberlerinden ve" İdris gibi [69] "Adem neslinden ve" İbrahim gibi "Nuh ile beraber" gemide "taşıdıklarımız­dan ve" İshak'la İsmail gibi "İbrahim ve" Musa, Harun, davud, Süleyman, Ze-keriya, Yahya ve İsa gibi "İsrail" Yakup "neslinden" marifetimize ve rızamı­za götüren yolumuza, yani bize kulluk ve kullukta da ihlas yoluna "yol göster­diğiniz ve..." vahyimiz için, tebliğimizi bildirmek İçin taşımak için "... seçtiği­miz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

İşte o yol gösterip, aralarında seçtiklerimizi seçtiğimiz kimseler... (İcti-ba, seçme ve süzüleni alarak süzme anlamınadır.) "... onlara Rahman'ın..." öğütler, ibretler, deliller ve hüccetler taşıyan "... âyetleri okunduğu zaman..." Rableri (c.c.) katındaki aşırılıklarını görmelerinden dolayı "... ağlayarak..." Rableri Allah'a "... secdeye kapanırlardı."[70]

 

Sonuç

 

1- Peygamberlik dile getirilmiştir. Çünkü bu kimseleri peygamber yapan ve rasullük verenin, Muhammed'e peygamberlik ve rasullük vermesi inkar olunamaz.

2- Namaz kılmayı ve zekat vermeyi emretmek farzdır.

3- Sözü yerine getirmek, sözünde ve davranışında doğru olmak farzdır.

4- Bu âyeti okuyanın veya işitenin secde etmesi sünnettir: "... ağlayarak secdeye kapanırlardı..."[71]

5- Secde anında ağlamak fazilettir. Hz. Ömer, bu âyeti okuduğunda sec­de eder, sonra "İşte secde... Ama hani, ağlama nerede?" derdi.[72]

 

59- onlardan   sonra yerlerine   öyle  bir  nesil geldi  ki,   namazı zayi  ettiler,   şehvetlerine   uydular.   Onlar  kötülük  bulacaklardır.

60- Ancak  tevbe  eden,   inanan  ve  iyi  iş yapanlar,   onlar  ce-nete  girecekler  ve  hiç  haksızlığa   uğratılmayacaklar dır.

61- Rahman'ın   kullarına  gıyaben   vaadettiği Adn  cennetlerine gireceklerdir.   Şüphesiz  O'nun   vaadi  yerine  gelecektir.

62- Orada  boş  söz  değil,  yalnız  selam  işitirler.   Orada  sabah akşam  rızıkları  da  hazırdır.

63- İşte   kullarımızdan   korunanlara   vereceğimiz   cennet   bu­dur.

 

Sözlük

 

 Ve geldi. Kötü kimse geldi.[73]

al Namazı ihmal edip bıraktılar da böylece günahkar oldular.Şehvetlerine uydular. Zina ve içki içmek gibi günah ve isyan­lara daldılar.Cehennemdeki Gay vadisine kavuşacaklardır.En ufak bir şeyle aslazulmedilmezler.İyiliklerinin sevabından hiçbir şey eksik" verilmeyecektir.Adn cennetleri. Daimi ikamet yeri.

Gayp. Allah, kendilerine gıyaben vaadetmiştir. Onlar ondan gayb oldukları i£in, o da onların gözlerinden gaybtır. Çünkü Kullar Allah'ı bu dünyada gözle görememektedir.Vaadi yerine gelecektir. Yani kullarına vaadettiği şey gelir mutlaka.Lüzumsuz laf. Yani faydası olmayan.Sabah akşam. Dünyadaki sabahlık ve akşamlık yiyecekleri kadarı. Değilse, cennette güneş yoktur ki, gündüz ve gece olsun.Kim sakınan olursa. Kim, duya hayatında, farzları terk etmey­en ve haramlara sarılmayan bir muttaki ise.[74]

 

Açıklama

 

Ayetler, bu peygamberlerden sonra gelen nesillerin durumların an­latıyor."Onlardan soma yerlerine öyle bir nesil geldi ki..."Allah Teâlâ, seçtiği ve yol gösterdiği bu salih peygamberlerden ve ne­sillerinden sonra, onların ardından yerlerine kötü bir neslin geldiğini bildiriyor. Bu kötü neslin durumları şöyle açıklanıyor:Onlar "namazı zayi ettiler..."[75]Bazısı, vaktinden sonra kılarken, bazısi da hiç kılmıyordu. "... ve şehvetlerine uydular..."[76]da rezalet çamuruna battılar. İçki içtiler, yalancı şahitlik yaptılar, haram yediler, eğlendiler, oyna­dılar, zina ettiler, günaha daldılar. Tabii, bu iyi insanların gidişinden sonra... Tıpkı bugünkü hristiyanlarm, yahudilerin, hatta çoğu müslümanın durumu gi­bi... Bu kötü nesil, Allah Teâlâ bildirdiğine göre, cehennem ateşine girişle-rinden sonra "Gayy'a uğrayacaklardır.Gayy, Hz. Peygamber (s.a.v.)'den varid olduğuna göre cehennemde bir kuyudur. Tbni Mes'ud'dan gelen bir rivayette ise[77] gayym, cehennemde bir vadi olduğu belirtilmiştir. İkisi de doğrudur. Çünkü kuyu, genellikle vaadlerde bulunur."Ancak tevbe eden, inanan ve salih işler yapanlar müstesna. Onlar cen­nete girecekler ve hiç haksızlığa uğratilmayacaklardır."Ama bu kölü nesilden tevbe edenler, İman edenler, yani imanı gerçek­leştirenler ve salih amel işleyip farzları yerine getirenler, haramlara batmayı terk edenler hariç. İşte bunlar, yani bu tevbe edenler, salih olan öncekilerle birlikte "... cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır."Amellerinin sevabından hiçbir şeyi eksik ve noksan bulmayacaklardır."Rahman'ın kullarına gıyaben vaadettiği..."Kendilerinden gaib olarak görmedikleri halde Cennetlere inanırlar. Allah'ın inanıp da güzel amel edenlere, vaadettiği "... Adn cennetlerine..." bahçelerine, ebedi yaşamakla orada kalacaklardır demektir."Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir."Cennetleri görmüyor oluşları zarar vermez. Çünkü Rahman'ın vaadettik-leri asla gelmemezlik etmez. Mutlaka meydana gelecektir. Âyette geçen Me-tiyya kelimesinin anlamı, sahibine kesinlikle gelecektir, şeklindedir."Orada boş söz işitmezler."Allah Teâlâ bildiriyor ki, iman edip salih amel işleyerek cennete giren bu tevbekarlar, cennette lağv, yani boş söz ve hayırsız kelam işitmezler. Cen­nette, sadece selam işitirler. Zira meleklerle karşılaşırlar da, onların selam­larını alırlar. Bu melekler, nimetler yurdu olan cennetteki ruhani nimetlerden­dir."Orada sabah aksanı rıziklan da hazırdır."Onlara, orada yiyecekleri de vardır. Yani canlarının çektiği lezzetli yiye­cek ve içecekler."Sabah akşam."Dünyadaki öğle yemeği vakti ve yine dünyadaki akşam yemeği vakti. Çünkü cennette ne gece, ne de gündüz vardır.[78] Ancak nurlar vardır. Öğle ye­meği veya akşam yemeği vakti girince, nurların bir renkten diğerine geçmesi ya da kapıların kapatılıp perdelerin çekilmesi; bunların da öğle ve akşam yemeği vaktine belirti olması caizdir."İşte kullarımızdan takva sahibi kimselere vereceğimiz cennet budur." Allah Teâlâ "tilke" ism-i işareti ile 'Daru's-Selam' olan,o yüce cennete işaret ediyor. Günahkara gelince, onun cennetteki yerine bir mü'mini mirasçı kılarız, Tıpkı mü'mînin cehennemdeki yerine günahkarlardan bir günahkarı mi­rasçı kıldığımız gibi. Çünkü karşılıklı miras almanın manası budur. Bu buna, o da ona mirasçı olur. Zira, hiçbir insan yoktur ki, cennette bir yeri, cehennemde de bir yeri olmasın. Kim iman eder, salih amel işlerse, cennete girip yerine yerleşir. Kim de inkar edip, şirk koşar ve kötü amel işlerse, cehenneme girip oradaki yerine yerleşir. Allah Teâlâ muttakileri, günahkarların cennetteki yer­lerine mirasçı kılar.[79]

 

Sonuç

 

1- Kötü nesil yerilmiştir. Kötü nesil, namazı kılmayan ve şehvetlere uy­andır.

2- Şehvetlere dalıp namazı terk ederek ölen kimse, şiddetle tehdit edil­miştir.

3- Tevbe kapısı açıktır ve suçlarından pişmanlık duyanın tevbesİ mak­buldür.

4- İnananların yurdu olan cennet nimeti açıklanmıştır.

5- Cennetliklerle cehennemlikler arasındaki karşılıklı miras alma prensi­bi ilan edilmiştir.

6- Cennet mirasına konacak olanlar muttakiler, cehennem mirasına kon­acaklar ise günahkarlardır.[80]

 

64- Biz  ancak Rabb'inin  buyruğunu  indiririz.   Önümüzde,  ar­kamızda  ve  bunlar arasında bulunan  her şey  O'na aittir.  Rabb'in, asla  unutkan  değildir.

65- O,   göklerin,   yerin   ve   bunlar  arasında   bulunan   şeylerin Rabb'idir.   O'na   kulluk   et   ve   O'na   kullukta   sabret.   Hiç   O'nun adıyla anılan  birini biliyor musun?

 

Sözlük

 

Ve biz indirmeyiz. Tenezzül, ara ara inmek demektir. Biz sa­dece Rabbimin emriyle ineriz. Ancak Rabbinin emriyle. Ancak O'nun bize, dilediği kimseye inmemize izin vermesiyle.Önümüzdeki her şey onundur. Yanı ahirette ortaya çıkacak durumlar.Arkamızda ne varsa. Yani dünyada geçenler de onundur. İkisi arasında ne varsa. Dünyadan kıyamete dek henüz olup bitmemişler. Bütün bunların bilgisi O'na aittir. Rabbin. Unutkan değildir. O unutmaz. Öyleyse seni nasıl u-nutur ve terk eder? O göklerin ve yerin Rabbidir. İbadeti için sabret.Ölünceye kadar kulluk etmeye sabır ve ta­hammül göster. Ne adaşı, ne benzeri, ne dengi vardır. O, bir tek Allah'tır. Hiç kimse O'na denk değildir.[81]

 

Açıklama

 

Bu iki âyetin iniş sebebi, rivayet edildiğine göre şöyledir: Onlara Hz. Peygamber (s.a.v.)'den vahiy kesilir, bir sürelik kesintiden sonra Cebrail (a.s.) gelince, Hz. Peygamber (s.a.v.) ona: "Seni, bizi şimdikinden fazla ziya­ret etmekten alıkoyan nedir?" der. Allah Teâlâ da, bu âyeti Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sorusuna cevap olarak indirir:

"Biz..." melekler, ey elçi "... ancak Rabbinin emri ile..." ancak O'nun bize izin vermesiyle Rabbimizİn dilediği kimselere ara ara "... ineriz." [82]Hiçbirimize bir semadan bir semaya veya yeryüzüne Rabbimizİn (c.c.) izni olmadan inmek yoktur."Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir."Önümüzdeki ahiret durumlarının, arkamızda dünyada olup bitenlerin ilim ve tedbir olarak ve kıyamete kadar olacakların ilim ve tedbir (takdir) olarak emri ve bilgisi O'na aittir. Ya Rasûîüllah, Rabbin (c.c.) seni ne unutmuştur, ne de terk etmiştir. Unutkanlık, O'nun bir Özelliği değildir ki unutsun."O göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir,"Allah Teâlâ, Rasûlü'ne, kendisinin göklerle yerin ve bunlar arasında bu­lunanların sahibi ve bütün bunların idarecisi olduğunu bildiriyor. Herşey O'na aittir, O'nun elinde ve avucundadır. Öyleyse, ey peygamber, kulluk etmeni emrettiği biçimde "O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret."Kulluğun (ibadetin) sıkıntılarına katlan. O'ndan başka ilah yoktur. "Hiç O'nun adıyla anılan birisini biliyor musun?"[83]Allah'ın dengini, benzerini biliyor musun? Cevap: "Hayır!" olur. Öyleyse bir tek O'na ibadet et ve bu uğurda katlanabildiğin kadarına katlan. O'ndan

başka hakkıyla mabud yoktur. Çünkü O'ndan başka herşey O'nun terbiyesi altındadır. Ve ondan başka herşey Allah'ın kendisi hakkındaki hükmüne ve takdirine boyun eğmiştir.[84]

 

Sonuç

 

1- Allah Teâlâ'nin her yaratığa hakim olduğu, her yaratığını bildiği ve her şeye kadir bulunduğu ilan edilmiştir.

2- Allah (c.c.)'ın unutması mümkün değildir.

3- Allah'ın alemlerin Rabbi olduğu ilan edilmiştir. Bu durumda O'nun alemlere ilah olması şarttır.

4- Allah Teâlâ'ya ibadet ve ölünceye dek ibadete devam etmek farzdır.

5- Allah'ın benzeri, misli ve dengi yoktur. Çünkü Allah, hiç kimsenin kendisine denk olmadığı bir ilahtır.[85]

 

66- İnsan;   "Ben   öldükten   sonra   mı   diri   olarak   çıkarılaca­ğım?" diyor.

67- İnsan   önceden   hiçbir   şey   değilken   kendini   nasıl yarattı­ğımızı düşünmüyor mu?

68- Rabb'ine  andolsun  ki,   onları  ve   şeytanları  mutlaka  top­layacağız,   sonra   onları   diz   çökmüş   vaziyette   cehennemin   çevre­sinde   bulunduracağız.

69- Sonra her milletten Rahman'a  en  çok karsı geleni ayıra­cağız.

70- Sonra,   elbette  biz,   kimlerin  oraya  gitmeye   uyggun  oldu­ğunu daha iyi biliriz.

71- İçinizden    oraya    gitmeyecek    hiç    kimse    yoktur.    Bu Rabb'inin  üzerine  aldığı  kesin  borçtur.

72- Sonra  korunanları  kurtarırız   ve  zalimler  orada   öyle   diz üstü  çökmüş olarak  bırakırız.

 

Sözlük

 

Ve insan der. Allah (c.c.)'â kavuşacağını inkar eder.Ve hiç bir şey değildi, yaratılmadan önce. Ne zatı, ne ismi, ne de sıfatı vardı.Diz üstü. Korku ve üzüntü içinde dizüstü çökmüş olarak.Her gruptan. Batılda yardımlaşan ve batılda birbirine taraftar olan her gruptan.Kibirlilik. O'na kulluk yapmamak için kibirlenerek ve kullarına zulmederek.Cehenneme atılmaya, yakılmaya ve azab edilmeye en layık olan.Muhakkak oraya uğrayıcıdır.Cehenneme uğrayıp, içine düşer­se helak olmuştur. Uğrayıp da düşmezse kurtulmuştur.Allah'ın karar ve hüküm verdiği, kesinleştirdiği bir durumdur. Kesinlikle vuku bulacaktır.Orada, cehennemde üst üste dizüstü çökmüş olarak.[86]

 

Açıklama

 

Âyetler, yine "ba'su ba'del-mevt ve ceza "yani ölümden sonra diriliş ve muhakeme inancını açıklamaya devam ediyor. Allah Teâlâ söylüyor. O'nun sözü haktır."İnsan..," Dirilişi ve ahiretİ inkar eden insan... Bunu diyen Übeyy b. Ha­lef veya As b. Vail olabilir. Bunlardan başkaları da olabilir. Çünkü bu, ahirete inanmayan herkesin söyleyeceği bir laftır:"Öldüğüm zaman mı diri olarak çıkarılacağım?"Bunu, inkar edip yalanlayarak söylüyor. Allah Teâlâ, bu İnsanın kafirce sözünü reddederek buyuruyor ki: Öbür dünyada dirilişi inkar eden "insan, önceden hiçbir şey değilken kendisini yarattığımızı düşünmüyor mu?"Önceden hiçbir şey değilken onu yarattığımızı düşünmeden mi dirilişi yalanlayıp inkar ediyor?Önceden hiçbir şey değilken onu yaratmaya kadir olan, bir defa daha ya­ratmaya kadir değil midir? Yeniden yaratmak, yoktan ilk defa yaratıp icad et­mekten daha kolay değil midir? Sonra Allah Teâlâ, Rasûlü (s.a.v.)'ne insan­ları oldukları gibi yeniden yaratacağına, kendilerini sapıtan şeytanları ile beraber topluca haşr edeceğine, ondan sonra da hor hakir vaziyette dizüstü çökmüş olarak cehennemin etrafında hazır bulunduracağına yemin ediyor. 68. âyetin manası budur."Rabbine andolsun ki, onları ve şeytanları mutlaka toplayacağız. [87]Son­ra onları diz çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde bulunduracağız.""Sonra her milletten   Rahman'a en çok karşı geleni ayıracağız."Allah Teâlâ, onlara, kendilerini yoldan çıkaran şeytanlarla beraber  mah­keme sahasına topladıktan ve cehennemin etrafında dizüstü hazır bulundur­duktan sonra ne yapacağını da bildiriyor: Daha sonra Cenab-ı Hakk, cehenne­min çevresinde hangilerinin Rahman'a en çok karşı geldiğine, yani itaatinden çıktığını öğrenmek için Allah'ın hükmünü beklerler. Dizüstü çökmüş olarak hazır bulundurduğu o gruplardan her grubu ele alıp onların hakkında hükmünü açıklar. 69. âyetin manası da işte budur."Sonra her milletten Rahman'a en çok karşı geleni ayıracağız. Sonra, el­bette biz oraya girmeye kimlerin layık olduğunu daha iyi biliriz."Allah Teâlâ, kimlerin cehennem azabına atılmaya daha layık ve müstehak olduğunu bildiğini ve onları diğerlerinden önce cehenneme soka­cağını, sonra da, bunun ardından geri kalanlarını sokacağını haber veriyor:"Sonra, elbette biz oraya girmeye kimlerin layık olduğunu daha iyi bili­riz."

"İçinizden oraya gitmeyecek hiç kimse yoktur. Oraya girmeleri, Rabbİ-nin üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür."Allah (c.c.) hüküm verdiği bir hükmü ve kararlaştırdığı bir kararı haber veriyor: Biz insanlardan hiçbir kimse yoktur ki, cehenneme gelmesin. Bunun açıklaması hadiste de geçtiği gibi şöyledir: Sırat, cehennemin üstünde uzanan bîr köprüdür. İnsanlar sırat köprüsünün üzerinden geçerler. Mü "miriler, oradan geçerler ama cehenneme düşmezler. Kafirler de geçerler ama cehenneme dü­şerler. 72. âyetin anlamı budur.

"Sonra" Rablerinden "sakınanları." [88]O'na şirk koşmayanları ve emirle­rimi hakkı ile yerine getirip isyan etmeyenleri, "... kurtarırız." Ve..." büyükle-nen, inkar eden, büyük günahlara dalan "... zalimleri orada öyle dizüstü çök­müş olarak bırakırız."Zalimleri, cehennemde türlü türlü azaplarla inler vaziyette dizüstü çök­müş olarak terk ederiz. [89]

 

Sonuç

 

1- Öldükten sonra dirilmekle, cehennemin etrafında hazır bulundurul­makla ve sırat üzerinden geçmekle diriliş ve ceza inancı ilan edilmiştir.

2- Cennete sırat köprüsü üzerinden gidileceğinden sırat köprüsü inancı açıklanmıştır.

3- Sapıklar ve kâfirlerin elebaşları, kendilerinin saptırdığı ve kendilerine tabi olan kimselerden önce cehenneme gireceklerdir.

4- Sırat köprüsüne mutlaka uğranacağı açıklanmıştır.

5- Muttakiler kurtulacaktır. Şirk ve isyanlarla günah işleyenler ise helak olacaktır.[90]

 

73- Onlara   açık   açık   âyetlerimiz   okunduğu   zaman,    inkar edenler,   inananlar  için   "iki  topluluktan   hangisinin   makamı   daha hayırlı,  meclisi  mevkii daha güzeldir?" derler.

74- Onlardan   önce   nice   nesiller  helak  ettik  ki  onlar  eşyaca ve  gösterişçe  daha  güzeldi.

75- De  ki:   "Kim  sapıklık içinde  ise Rahman  ona mühlet ver­sin   ne   çıkar.   Nihayet   vaadedildiklerini   ya   azabı veya   kıyamet saatini gördükleri  zaman  kimin  yerce  daha  kötü  ve  adamca  daha zayıf olduğunu  bileceklerdir.

76- Allah,  yola  gelenlerin   hidayetini  artırır.   Kalıcı   olan  ya­rarlı  işler,  Rabb'inin  yanında  hem  mükafat  bakımından  daha  iyi­dir,  hem  varılacak yer bakımından  daha iyidir!

 

Sözlük

 

Açık âyetlerimiz. Delilleri açıklayan, ve izah eden kur'an âyet­leri.Hayırlı makam. Biz mi yoksa siz mi? Makam, oturum ve ika­met yeri. Burada maksat, mevki.En güzel meclis yeri. Klüp, kongre. İleri gelenlerin biraraya geldiği, birbirine danışıp, görüş alışverişinde bulunduğu yer.Mal, eşya ve görünüş bakımından daha güzel.Azab veya.kıyamet. Öldürmekle ve esir etmekle. Saat ise, ce­hennem ateşini de kapsayan kıyamet demektir. Kim daha kötü. Makam ve mevki bakımından. Yardımcısı daha zayıf ve az.Ve varılıp dönülecek yeri en hayırlı olan. Yani cennet ve ni­metleri.[91]

 

Açıklama

 

Ayetler, peygamberliğin, tevhidin ve ahiretteki dirilişin açıklamasına de­vam ediyor. Allah Teâlâ diyor ki:

"Onlara açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman..."Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'in peygamberliğini ve kıyamet günküdiriliş ve cezayı inkar eden Kureyş müşriklerine, Rasûlüllah (s.a.v.) veya ashabından olan mü'minlerden biri; manası ve Allah'ın birliğini, peygamber­liğini ve dirilişi anlatan açık Kur'an âyetlerini okuduğunda. "... inkar eden-ler'.[92] inananlara "İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, hangisinin meclisi daha güzeldir, dediler?"Onların şu sözü tepkiden başka bir şey değildir. Çünkü mü'minlere müj­de, kendileri gibi kâfirlere tehdit taşıyan âyetleri işitince, iç acılarını hafif­letecek bir şey bulamayıp, Allah Teâlâ'nın bildirdiği bu lafı söylüyorlardı:"İki topluluktan" mü'minler topluluğu veya kafirler topluluğu "hangisinin makamı" evi, meskeni "daha hayırlı, meclisi" kulübü ve toplandığı toplantı yeri "daha güzeldir? dediler." Çünkü mü'minlerin fakirlerinin evlerini ve Rasû­lüllah (s.a.v.)'Ia mü'minlerin toplandığı Erkam b. Ebi'l-Erkam'm evini Ebu Süfyan'la Mekke zenginlerinin ev ve toplandıkları meclisleriyle kıyaslıyorlar­dı. Allah Teâlâ, onlara şu sözüyle cevap verdi:"Onlardan önce eşyaca ve gösterişçe daha güzel nice nesiller helak et­tik. "[93]Övünüp böbürlendikleri şu dünya malları onları aldatmaması gerekir. Zira, İslâm'a karşı savaştıkça ve savaşmaya devam ettikçe o dünya malları ellerinde kalmayacaktır. Bunlardan daha güzel mal, meta ve hoş, şirin göste­rişlere sahipken, zulmettikleri için nice nesilleri helak etmişizdir."De ki: kim sapıklık içide ise Rahman ona mühlet versin." Ey Rasûlümüz, insanlara kullarımız hakkındaki davranış tarzımızı (sün-netullah) belirt: Şirk, zulüm, kibir ve inat sapıklığındaki kimse hakkında Rah-man'ın kanunu, bu kimseye süre tanımak ve mühlet vermektir. Sonunda, ken­dileri için belirlenen vakte ulaşınca o anda kafirliklerine, zulümlerine ve inat­larına karşılık azab olunmaya başlarlar. Bu, ya öldürülmek ya da esir alın­maktır. Bunlar bir dünyevi azaptır veya kıyametin kopmasıyla meydana gele­cek ahiret azabıdır. Şöyle ki büyüklenmelerine, lafla övünmelerine karşılık kör, dilsiz ve sağır olarak cehenneme toplanırlar. Bu da şu ayetin anlamıdır:

"Nihayet vaadedildiklerini gördükleri zaman kimin yerce daha kötü ve adamca daha zayıf olduğunu bileceklerdir."[94] Kimin en kötü eve ve en az yardımcıya sahip olduğunu göreceklerdir. Kâfirlerin mi yoksa mü'minlerin mi? Fakat bunu anlamaları kendilerine faydası olmayacak bir zamanda olacaktır. O gün sadece hasret ve pişmanlık ola­caktır."Allah yola gelenlerin hidayetini artırır."[95]Ayetler açık açık okunduğunda, müşrikleri inatçılığa ve büyüklenmeye sürüklüyorsa ki bu sürüklenme, kafirlerin Kur'an âyetlerini inatla inkar etme-lerindendir. Kur'an âyetleri kafirliklerin inatçılıklarını arttırıyorsa, hidayete er­miş mü'minlerin de o ayetler imanlarını artırıyor. Çünkü o ayetler, o mü'minleri her cümlesiyle ve her kelimesiyle hidayete taşıyor. Mü'minler, imanları saye-sindeki iç temizliğîyle yani pırıl pırıl bir kalbe sahip olmakla âyetlerin yük­lendiği delil, hüccet ve burhanları görüyorlar da imanları artıyor. Farzları eda ve haramlardan kaçmakla mutluluk ve olgunluk yolundaki ilerleyişlerinde imanları artıyor."Sürekli kalan yararlı işler, R'abb'inin yanında hem mükafat bakımından daha iyidir, hem de varılacak yer bakımından daha İyidir."Ey Peygamber! Bu âyetlerde Allah Rasûlü ile mü'minlere teselli vardır. Müşriklerin övündükleri mal, mülk ve lüks hayat, iman ve salih amel önünde hiçbir şeye denk değildir. Zira mal fani, salih ameller bakidir. İbadet ve taat gibi baki kalacak salih amellerin sevabı, her türlü dünya metaından (menfa-atıııdan) da daha hayırlıdır. Sahibine geri dönecek şeyler bakımından da daha hayırlıdır. Çükü söz konusu şey, esenlik, ikram ve nimetlendirme yurdu olan cennettir.[96]

 

Sonuç

 

1- Kâfirlerin psikolojisi (ruh halleri) açıklanıyor: Bu kafirlerin psikolojileri, malla ve üçle üstünlük taslamaktır. Oysa mü'minlerin dünya ve ahirette imanla ve imanlarının karşılıklarını, üstünlük ve şeref elde etmesi, güzel bir sonuçtur.

2-  Allah Teâlâ'nın, zalimlere, hüsrana uğrayarak helak oluncaya kadar oyun ederek mühlet verip süre tanımasına dair kanunu açıklanıyor.

3- Kur'an-ı Kerim'i okuyan, dinleyen ve Allah'ın kafirlere vermiş olduğu cezaları gören mü'minlerin imanlarının arttığı açıklanıyor.

4-  Sürekli kalan yararlı amellerin fazileti açıklanıyor. Sübhanallahi vel-hanıdülillahi ve lâ ilahe illallah vallahu ekber velâ havle velâ kuvvete illa bil-lah da [97] bu sürekli kalan en yararlı amellerdendir.[98]

 

77-   Ayetlerimizi   inkar   edip:   "Bana   mal   ve   evlat   verilecek" diyen adamı gördün mü?

78-   Gaybe   mi  çıkıp   baktı,  yoksa  Rahman'ın   huzurunda   bir söz mü aldı Allah ile bir antlaşma mı yaptı?

79-   Hayır yanılıyor,   biz  onun  dediğini yazacağız  ve   onun  için azabı   uzattıkça   uzatacağız.

80- O dediği malı ve evladına biz varis olacağız, nesi varsa hepsi bize kalacak ve o, bize tek başına gelecek yanında ne ma­lı,  ne de evladı olmayacak.

 

Sozluk

 

Ayetlerimizi inkar edenler. As b. Va'il gibiler.Bana mal ve evlat verilecek. Ahirette verilecek demek istiyor.

Gaybdan haberdar oldu. Kıyamet günü mal ve çocuk verilece­ğini mi öğrendi.Hayır. Azarladı ve cevapladı. O, gaybten haberdar olmamıştır ve Rahman'ın huzurunda bir ahid de almamıştır.Onun için azabı uzatırız. Kıyamet günü azabını kat kat artı­rırız.Dediğine varis kılarız. Övündüğü malı ve çocuğu çeker alırız ve onu beraberinde malı ve çocuğu olmaksızın tek başına diril­tiriz.[99]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ, hayret ettirerek peygamberine şöyle buyuruyor: "Ayetlerimizi inkar edeni..."Vahyi ve kendisini Allah'ın birliğine, dirilişin ve cezanın varlığına, şirki ve isyanları terk etmeye çağıran âyetleri yalanlayanı... Bu, Ebu'1-Amr b. As adındaki As b. Va'il'dir."... Ve "bana mal ve evlat verilecek!" diyeni gördün mü?" Bu lafı, kendi­sine alacağını istemeye gelen Habbab b. Eret'e, küçümseyerek borcunu öde­mekten çekindiğinde söylemişti. Çünkü Habbab demirci idi. As, kendisine "Muhammed'i inkar etmedikçe sana borcumu ödemem" demişti. Habbab da ona "vallahi, sen ölüp de dîrilinceye kadar asla Muhammed'i inkar etmem," demişti. Bu sefer As da ona "eğer ben, dediğin gibi ölüp de diriltilirsem, sonra da malım ve oğullarım varken bana gelirsen borcunu öderim," dedi.[100]Allah Teâlâ da onu yalanlayıp, bu lafına şu ayetiyle cevap verdi:

"Gayb'tan haberdar mı oldu" da böylece kıyamet günü malı ve çocuğu olacağını anladı?

"Yoksa Rahman'ın huzurunda..." kıyamet günü kendisine mal ve çocuk vereceğine dair "bir söz mü aldı? Hayır" asla gayb'tan haberdar olmadı [101]olmadı ve Rahman'ın huzurunda bir ahdi de olmadı.

"Biz, onun dediği..." yalan ve iftirayı "... yazacağız..." onu ona göre he­saba çekeceğiz ve azabına azap katacağız, yani "... ve onun için azabı uzat­tıkça uzatacağız. O dediğine biz varis olacağız [102]ve o bize tek başına gele­cek."

Lafını ettiği malı ve çoluk çocuğu ondan çekip alacağız. Yani ölecek ve bunları terk edecek veya O'nun elçisi kavmine galip gelip mallarını ve çoluk çocuklarını alacak. Ve o, bize kıyamet meydanında hesaba çekilmek için yanında malı ve çocuğu olmadan tek başına gelecek.[103]

 

Sonuç

 

1- Kâfirlerin, özellikle de malla veya çoluk çocukla yahut, iktidarla güçlü olanlarının psikolojisi açıklanmıştır. Onlar kibir, büyüklenme ve fakirleri tanımazdan gelip küçümseme içinde yaşamaktadırlar.

2-  Diriliş, hesap ve ceza vurgulanmıştır.

3-  Zâlim kafirlere azap, kafirliklerinden sonra bir de zalimlikleri sebe­biyle kat kat katlanır.

4- "Arza ve üzerinde bulunanlara biz varis olacağız. Biz... ve bize döndürüleceklerdir,"[104] âyetinin anlamı açıklanmıştır.[105]

 

81- Kendilerine   destek  olsunlar  diye  Allah'tan   başka   ilahlar edindiler.

82-  Hayır, yarın  o  taptıkları  ilahlar,  bunların  tapmalarını  in­kar edecekler  ve  bunlara zıd olacaklardır.

83-  Görmedin   mi   biz   kafirlere   şeytanları   gönderdik,   onları oynatıp  duruyorlar.

84-  Onlar   hakkında   acele   etme.   Biz   onların   sürelerini   dol­durmaları  için   saydıkça  sayıyoruz.

85-  Korunanları,  binek üzerinde  ikram  ile Rahman'a götürdü­ğümüz gün.

86-  Suçluları  da  yaya   ve   susuz   olarak  cehenneme   sürdüğü­müz gün.

87- Yalnız  Rahman 'm   huzurunda   söz  almış   olanlardan   baş­kaları   şefaat  edemezler.

 

Sözlük

 

Onlar için yücelik olması için. Azap olunmamak için Allah ka­tında kendilerine şefaat edecek bir engel ve güç olarak.İbadetlerini inkar ederler. Kıyamet günü, onların kendilerine ibadet ettiklerini inkar ederler.Düşman ve yardımcı.Onları şehvetlere ve isyanlara doğru şiddetle sürükler ve ha­reket ettirir.Heyet olarak. Melekler, etraflarında pervane olmuş vaziyette cins develere binmiş olarak sonunda Rablerinin huzuruna varırlar. O da onlara ikram eder. Cehenneme sürülerek. Suçlular, hayvanların yaya ve susuz o-larak sürüldüğü gibi sürülürler.Ahid. Allah'tan başka ilah olmadığını ve Muhammed'in Al­lah'ın Rasûlü olduğunu, güç ve kuvvetin Allah sayesinde oldu­ğunu (kelime-i şehadet) itiraf etmek kabul etmek ve tanımak.[106]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ, müşrikleri azarlayarak haber veriyor: Bozuk görüşlerince "kendilerine destek" katımızda onlar için şefaatçi "olsunlar" da onlar aracılı­ğıyla güçlensinler ve hor hakir olmasınlar "diye Allah'tan başka tanrılar" put mabudlar "edindiler." Ve türlü türlü ibadetlerle o putlara taptılar, "hayır" iş onların zannettiği gibi değildir, "putlar onların kendilerine tapmalarım inkar edecekler..."Bu, kıyamet günü olacaktır. Putlar, tapıcılarına kendilerine ibadet etme­lerini emrettiklerini inkar edecekler."Ve bunlara zıd" hasım "olacaklar?"Bundan dolayı şöyle diyecekler:"Koştukları ortaklar: Siz, bize tapmıyordunuz, demektedirler?"[107]Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı."[108]"Görmedin mi biz kâfirlere şeytanları gönderdik, onları oynatıp günahla­ra sürüklüyorlar."Allah Teâlâ, rasûlüne diyor ki, ey rasûlümüz şeytanları, yani insan ve cin şeytanları, bizi, âyetlerimizi, rasulümüzü ve bize kavuşmayı inkar edenle­re yolladık. Onları şehvetlere, suçlara ve günahlara doğru şiddetle sürüklü­yorlar ve gayrete getirerek bayağı tahrik ediyorlar. Yani şer ve fesada koş­malarına şaşma ve bizden onları helak etmemizi istemekte acele etme! Bütün amellerini, soluk alıp verişlerine kadar sayıp kaydediyoruz. Bütün bunlardan dolayı hesaba çekip, ona göre karşılık vereceğiz:"Onlar hakkında acele etme! Biz onlar için saydıkça sayıyoruz."[109]"Takva sahiplerini heyet halinde Rahman'ın huzuruna topladığımız gün..."Ey elçimiz, muttakileri topladığınız günü de anlat. Muttakiler, Allah'a,  O'na  uymaya,  O'nun birliğine, O'nu sevmeye, O'ndan korkmaya, rasûlüne uy­maya ve rasûlünü sevmeye inanmış olanlardır."Hey'et halinde" demek, en iyi bineklere binmiş oldukları halde, mutta-kilerin ve iyilerin yurdu olan  barış evi cennette Rahman'ın huzuruna giderler demektir."Suçluları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün."Şirk ve isyanla kendileri aleyhine suç işleyenleri, yaya olarak susuz du­rumda hayvanların sürüldüğü gibi cehenneme süreriz. "Tüh, ne kötü sudur o varılan ateş. "[110]"Yalnı Rahman'ın huzurunda söz almış olanlardan başkaları şefaat ede­mezler. "[111]

Allah Teâlâ, kendi aleyhlerine şirk ve isyanlarla suç İşleyip kendi ken­dilerini kirletenlerin, kıyamet günü şefaate sahip olamayacaklarım, muttakiler gibi birbirleri için şefaat edemeyeceklerini ve hiç kimsenin de onlar için şefaat etmeyeceğini bildiriyor. Ama Allah'a imanla; farzlarını yaparak ve haram­larından kaçınarak O'na itaat etmekle Allah'ın huzurunda bir ahid almış olan­lar, inşaallah şefaate sahip olacaklardır.

Allah, bunları, bir ikram olarak başkalarına şefaat ettirecek veya şefaat edene bir ikram ve şefaat edilene bir nimet olarak başkaları onlara şefaat ed­ecektir. Tıpkı güç ve kuvvetlerinden sıyrılarak, her şeyi Rablerinden uman 'La ilahe illallah Muhammedün Rasûlüllah' ehlinin şefaate sahip olduğu gibi. Ta­bii günahlarından dolayı cehenneme girmişlerse.O zaman, cehennemden Allah Teâlâ'nın, onlar hakkında şefaat etmesini dilediği kimselerin bir şefaatiyle çıkıverirler.Şefaat; en geniş manasıyla kişiyi hedefine ulaştıran sebep demektir. Bu şefaati edenler bir insan gibi olabileceği kişinin amelleri de kendisi için başta gelen bir şefaatçidir.[112]

 

Sonuç

 

1- Allah Teâlâ'dan başka ibadet edilenler, kıyamet günü, yardımsız bı­rakmak ve azabı hak ettirmek için kendilerine tapanlardan, yani İbadet eden­lerden uzak olacaklardır.   Fakat Allah-u Teâlâ herkesin yaptıklarından dolayı gereken cezalarını verecektir.

2- Kâfirlerin şerre, fesada ve şehvetlere koşuşturmasını görmekte şaşı­lacak bir şey yoktur. Çünkü, kendilerini bu gibi şeylere şiddetle tahrik edin nefislerine ve şeytanlarına tabi olmuşlardır şeytanlar vardır. Bu demek değil ki kafirler suçsuzdurlar. Bilakis şeytana ve nefislerine uyduklarından dolayı Allah katında suçludurlar.

3- Zalimlere hemen azab edilmesini istememek gerekir. Çünkü, zulüm­leri arttıkça, kıyamet günkü azapları da artar. Zira her şey, nefes alıp verişle­rine kadar aleyhlerine sayılmaktadır. Ona göre hesaba çekilip karşılık göre­ceklerdir. Diğer taraftan tevbe edip iyi amel işlemeleri de söz konusudur. Yü­ce Allah şefkat ve merhametinden dolayı zalimleri hemen cezalandırın ay a-bilir.

4- Muttakiler değerli, günahkarlar değersizdir.[113]

 

88- "Rahman  çocuk edindi," dediler.

89- Andolsun ki,   "siz pek kötü  bir cür'ette bulundunuz!"

90-  Neredeyse   o   sözün   dehşetinden   gökler   çatlayacak,   yer yarılacak  ve  dağlar yıkılıp  dağılacaktır!

91- Rahman için çocuk iddia ettiklerinden  ötürü.

92- Çocuk edinmek Rahman'a yakışmaz.

93- Göklerde  ve  yerde  bulunan  herkes  Rahman'a  kul  olarak gelecektir.

94-   O,  onların  hepsini  kuşatmış  ve  onları  bir bir saymıştır.

95-   Onların  hepsi,  kıyamet günü  O'na tek başına gelecektir.

 

Sözlük

 

Rahman evlat edindi dediler. Araplar "melekler Allah'ın kızla­rıdır", hristiyanlar ise "İsa, Allah'ın oğludur" dediler. k Büyük bir suç ile geldiniz.Yarılıyor. Parça parça oluyor, bu lafın büyüklüğünden ve çok çirkin oluşundan yarılacaktı.Dağlar devrilecek, çökecek ve yıkılacak.Rahman (c.c.)'ın bir çocuğu olduğu iddialarından dolayı.Bu ona yakışmaz, uygun düşmez. Çünkü O, herşeyin Rabbi ve sultanıdır.Boyun eğmiş, teslim olmuş ve var olan var olmuş olarak.Tek başına. Yanında hiçbir şey olmaksızın; ne mal, ne güç ne de yardımcı.[114]

 

Açıklama

 

Âyetler müşriklerin ve cahillerin saçmalıklarına ve bunlara Cenab-ı Hakk tarafından verilen cevaplarla devam ediyor.Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:"Şu kâfirler" dediler ki: "Rahman çocuk edindi."Bazı Arap kabileleri, "melekler, Allah'ın kızlarıdır." yahudiler "Üzeyir, Allah'ın oğludur," hristiyanlar da"İsa, Allah'ın oğludur," demişlerdi. Allah Te­âlâ, kendi laflarını hatırlattıktan sonra onlara şöyle diyor:"Andolsun ki, siz pek kötü bir cürette bulundunuz."Çok büyük bir laf ettiniz."Neredeyse ondan gökler çatlayacak..."Bu lafın kötülüğünden ve çirkinliğinden neredeyse gökler yarılacak."Yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktır.""Rahman için çocuk iddia ettiklerinden Ötürü..."[115]

1) Bu lafın büyüklüğünden dağlar devrilecekti. Çünkü cebbar olan Allah'ı kızdıran bir laftı. Şayet Allah'ın şefkat ve merhameti olmasaydı, bütün kaina­ta acı bir azap dokunurdu.

Rahman'a çocuk yakıştırdıkları için...

"Rahman'ın çocuk edinmesi yakışmaz."

O'nun yüceliğine ve mükemmelliğine çocuğu olması uygun da değildir, yakışık da almaz... Çünkü çocuk, sahibi olmak, yaratıkların ihtiyacından kay­naklanan özelliklerdendir. Allah Teâlâ ise yaratıklarına benzemekten münez­zehtir. Onları yoktan yaratmışken, nasıl onlara benzeyebilir ki?"Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahman'a kul olarak gelecektir."Bu da, cahil kâfirlerin, ettiği lafın boş olduğuna delildir. Çünkü göklerde ve yerde bulunan her melek, insan ve cin, kıyamet günü Rahman'a boyun eğ­miş, hor hakir ve teslim olmuş vaziyette gelecektir mutlaka... O halde çocuk edinmesi nasıl mantıklı olabilir? [116]Çünkü çocuk, ihtiyaç duyulduğundan iste­nir. Her yaratığından müstağni olan Allah'ın "bu benim çocuğumdur" diyeceği bir kula ihtiyacı yoktur. Allah'ım, seni tanımayanların ve hidayet yolunu sapıl­mışların dediklerinden sana sığınırız."Onların hepsini kuşatmış ve onları saymıştır."Bir bir tanımıştır. Şayet aralarında o'nunla beraber bir ilah veya O'na ait bir çocuk olsaydı bilirdi. Şu bozuk, boş, cahilce iddianın batıl oluşuna bir delil de budur."Onların hepsi, O'na kıyamet günü tek başına gelecektir."Bu da mallarıyla, çoluk çocuklarıyla, arabulucularıyla ve yardımcılarıyla birlikte cüriltileceklerini iddia edenlere bir cevaptır. Allah Teâlâ bildirdi ki, her­kes kıyamet günü, yanında arabulucusu, yardımcısı, malı ve gücü olmaksızın O'na tek başına gelecektir.[117]

 

Sonuç

 

1- Allah'a çocuk yakıştırmak veya şirk koşmak veyahut bilgisizce Allah-u Teâlâ hakkında ileri geri lafetmek, Allah'a karşı söylenmiş çok büyük bir ya­landır.

2- En değerlisinden en değersizine bütün yaratıklar içinde Allah'ın kulu olmayanı yoktur. İnsan, cin veya melek hepsi Mâlik, Kahir, Aziz ve Hâkim olan Allah'ın kullarıdır. O kullar Allah'ın rabliğini kabul etse de inkar etse de

Yüce Allah hepisinin yaratıcısıdır.

3- Allah-u Teâlâ, yaratıklarını kuşatmıştır. Sayılarını bilir. Hiçbiri ilmi dışında kalamaz. Hiçbiri kıyamet duruşmasından kaçamaz. Çünkü hepsi kıya­met günü Allah Teâlâ'ya tek başına gelir. Her kul da kendi yaptıklarına göre ceza veya mükafaat alır. Bu kullardan hiç biri başkasının yerine cezaya uğra­tılmaz.[118]

 

96-  İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman, gönüllerde  bir sevgi  yaratacak   onları   herkese   sevdirecektir.

97- Biz o Kur'an'ı senin diline kolaylaştırdık ki,  onunla koru­nanları  müjdeleyesin  ve  inatçı bir kavmi onunla  uyarasın.

98- Biz  onlardan  Önce  nice  nesilleri  helak ettik.  Şimdi onlar­dan   hiçbirini  duyuyor  musun,  yahut  onların  gizli  bir  sesini  işiti­yor musun?

 

Sözlük

 

Bir sevgi. Birbirini severek, Rableri de onları severek yaşıyor­lar.Onu senin lisanınla kolaylaştırdık. Kur'an'ı kolaylaştırdık. Okunuşunu ve anlaşılmasını, senin dilin Arapça ile. Azılı düşman kavim. Batıl vasıtasıyla düşmanlığı ve mücade­leyi sertleştiren azılılar. Kureyş kâfirleri.Nicelerini helak ettik. Onlardan önceki çağlarda yaşayanların çoğunu helak ettik.Onlardan hiçbirini bulabiliyor musun? Veya onların fısıltısını işitiyor musunuz? Cevap: "Hayır"dır.[119]

 

Açıklama

 

Allah Teâlâ, Allah'a, Rasûlüne, müjdesine, tehdidine inanıp şirkten ve kâfirlikten vazgeçenler ve salih amel İşleyenler, yani farzları ve çoğu nafileleri eda edenler için mü'min kullarının gönlüne bir muhabbet[120] ve sevgi koya­cağını bildiriyor. Gerçekten de koymuştur. İman ve salih amel ehli birbirlerine muhabbet duyar, sevgi beslerler. Aralarındaki bu karşılıklı sevgi, Allah Teâlâ'nın onları sevmesinin meyvesidir."Biz onu kolaylaştırdık."Müşriklerin yalanladığı bu Kur'an'ın okunmasını sana kolaylaştırdık. Çünkü senin dilinle indirdik."Ki" mü'min kullarımızdan "muttakileri müjdeleyesin" Muttakiler şirki ve isyanları terk ettikten sonra Allah'ın azabından imanla ve salih amelle sakınanlardır."Ve inatçı bir kavmi"Kureyş müşriklerini. Mücadele ve düşmanlıkta sert ve azılı kimselerdi. "Onunla uyarasm. Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik."[121]Kavminden önce geçmiş çağlarda yaşayanların çoğunu Rasûllerimizi ya­lanlayıp, davetimizle savaştıkları için helak ettik.

"Şimdi onlardan hiçbirini duyuyor musun"Gözünle görüyor veya elinle dokunabiliyor musun?

"Veya onların gizli bir sesini işitiyor musun?"Fısıltısını işitiyor musun? Hayır, bütün bunları görmüyor ve duymuyo­rum. O halde önceki kavimlerin inkarlarından dolayı başlarına gelenleri kav­mine anlat.[122]

 

Sonuç

 

1- Birinci âyeti kerimenin müjdelemiş olduğu en büyük gerçek şudur; iman edip te güzel amel işleyenler Allah'ın dostlarıdırlar.

2- Kur'an-ı Kerim'in en kolay bir uslubla peygamberin dili üzere inmesi­nin sebebi; mü'minleri müjdelemek ve kafirleri uyarıp korkutmaktır.

3- Önceki kavimlerin başlarına gelen azap ve helak olmaları örnek veri­lerek zalimler ve kafirler uyarılmaktadır.[123]

 



[1] İbni Abbas (r.a.)'dan: "Kâf, yeter; hâ, hidâyet eden; yâ hikmet sahibi; ayn, tam bilen; sâd da doğru, gerçek anlamından alınmadır." Katâdc: "Kur'an'm isİmle-rindendir" demiştir. "Sûre'nin ismidir" denildiği gibi, "Allah'ın ism-i a'zami-dır" da denilmiştir. Hz. Ali: "Yâkâfhâ yâ ayn sâd, beni bağışla!" derdi.

[2] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/226.

[3] Zikr, haberdir. Mübtedâ ise mahzûf olup "hazâ" takdir edilir.

[4] Gizlice yapılan duanın ve yakarışın kabul edileceğine delil vardır. İmam Mâlik kunût dualarını gizlice okurdu. İmam Şâfi ise Rasûlüllah (s.a.) açıktan okuduğu için açıktan okurdu.

[5] Mirasçılıktan maksat, davetine mirasçı olmasıdır. Çünkü amcaoğlullan dini ve daveti ihmal ediyorlardı. Kaybolmasından korktu. Rabbinden bu işi üstle-necek bir oğul istedi. Malın verasetine gelince, peygamberlerin malı miras ol­maz, ne bırakmişlarsa sadakadır.

[6] Bu müjde üç meseleyi ihtiva eder: 1) Duasının kabulü, bir ikramdır. 2) Çocuk vermesi. Çocuk onun için bir güçtür. 3) Kendinden Önce hiç kimseye verilme­dik bir ismin, yalnız ona verilmesi. "Minkabl" sözünde, Yahya (a.s.)'dan sonra isim, kişilik ve hal olarak daha şerefli birinin, Hz. Muhammed (a.s.)'ın ge­leceğine işaret vardır, derler.

[6] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/227-228.

[7] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/228.

[8] Mihrab: Yüksek yer demektir. Yeri gelmişken belirtelim: İmam Malik, ima­mın arkasındaki cemaatin durduğu zeminden daha yüksek bir zeminde namaz kılmasını mekruh görmüştür.

[9] Enbiyâ Sûresi 103.

[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/230.

[11] Koca derken, karının kocasını kastetmiyoruz. İyice yaşlanmış kimselere ko-camış, koca herif derler, bu anlamda kullanıyoruz.İtiyy kelimesini daha güzel ifade edecek bir kelime daha vardır: Pır (Çeviren)

[12] Çünkü, kavmine sabah ve akşam namaz kılmalarını emrederdi. Hanımı hâmile kalınca, onlara namaz kılmalarını işaretle emretti. Çünkü konuş-amıyordu. Zira, Allah Teâlâ, konuşarnamasını, hanımının hamileliğine belirti yapmıştı."

[13] Burada sclâm'dan maksat, Allah'tan bir selâm olabilir. Bu, selâm, diğer şey­lerden daha şereflidir.

[14] "O en büyük korku, onları asla tasalandırmaz." âyetine işaret var.(Embiya Süresi 103).

[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/230-232.

[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/232-233.

[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/234-235.

[18] Hayzı bittiğinde gusletmek ve saçlarını taramak için ailesinden gizlenmişti. Mükemmel bir hayaya sahip olduğundan böyle yapardı."

[19] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/235-236.

[20] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/236.

[21] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/237-238.

[22] İbni Abbas (r.a) der ki: "Hâmile kalır kalmaz doğum yaptı." Kurtubî ise, "açıkçası böyledir. Çünkü Allah Teâlâ, ağaç altına çekilmeyi hamileliğin he­men peşinden zikretti, (hamile oldu ve uzak bir yere çekildi)" buyurdu. Fa, ter-lib ve takîb içindir, sıralama yapar ve hemen sonra olduğunu belirtir," der.

[23] Karnındaki bebekle uzak bir yere çekildi. İbnî Abbas der ki: "Vadinin, Beyt-i Lahm vâdîsinin en uzak mevkiine. Orası ile şehir arasında yaklaşık 6 km vardı. Kavminin, babasız doğum yapışını ayıplamasından kaçmak için uzaklaşmıştı.

[24] Ölümü temenni etmek caiz değildir. Dayanağı: "Biriniz, başına gelen herhangi bir zarardan ölürü ölümü dilemesin." hadisidir. Ama Meryem (a.s) ölümü, kendi menfaati için değil Allah Teâlâ için temenni etmiştir. Çünkü, dinine zar­ar getirdi zannedilmekten ve ayıplanıp böylece fitneye düşmekten korkmuştu. Bu, Allah içindir. İkincisi, bazı insanların iftiraya ve zina isnâd etmeye düşüp helak olmalarından korkmuştu. Bu da kendisi için değil, yine Allah içindir.

[25] Nâfî "min", Hafs "men" okumuştur. Men, ism-i mevsul olur. mevsûl'den mak­sat İsa (a.s.)'dır. Anası henüz doğurmadan, sevindirmekte ve müjdelemekte acele davranarak altından seslenmiştir.

[26] Âlimler, nûfesâ (doğum yapmış kadınlar) için taze hurma en faydalı gıdadır. Allah. Teâlâ'nın Meryem (a.s.) için tercihine nazaran böyledir, derler.

[27] "Ben Rahman'a oruç adadım." sözündeki oruç, bizim de tefsir ettiğimiz gibi söz orucu olarak tefsir edilmiştir. Bundan daha uygun tefsir şudur: Onların di­nindeki nezir orucu (adak orucu) susmayı ve konuşmamayı da gerektiriyordu. Ayetin akışı da bunu gösteriyor. Halen hristiyanlar, susmaya ibadet gözüyle bakıyorlar. Bu sebeple ölülerinin ruhları üzerine dakikalarca susuyorlar. Bu-hari'de geçtiği gibi İslâm bunu kaldırmıştır (nesh); Hz. Peygamber (s.a.) konuşmamayı adayana konuşmasını emretmiştir. Oruçlu iken çirkin sözlerden kaçınmak gerekir. Dayanağı, şu Buharı hadisidir: "Biriniz, oruç tuttuğunda kötü söz söylemesin, cefâ vermesin. Bir adam, sana vurursa veya sataşırsa 'ben oruçluyum" Bu, Meryem'in şu sözü gibidir: "De ki: Ben Rahmana oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım."

[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/238-239.

[29] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/239.

[30] Feriyyen: Uydurulmuş düzmece yalan, iftira demektir. Meryem'in kerametle-rindendir: Bir kadın, ona vurmak için eiini uzattı. Anında eli felç oldu. O halde taşıdılar. Bir başka kadın, "senin kesinlikle zina ettiğini düşünüyorum." dedi. Allah derhal dilsiz etti. Konuşamaz oldu. Ondan sonra yumuşak konuşmaya ve saygı göstermeye başladılar.

[31] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/241.

[32] Meryem'in baba bir veya ana baba bir iyi bir kardeşi vardı. Kavmi Meryem (a.s.),AA hitab ederken ey Harun'un kardeşi diye hitab ediyorlardı.. Arapların ey Temim'in kardeşi, ey Arapların kardeşi sözü gibi Meryem (a.s.)'ın kavmi, ey Harun'un kız kardeşi sözleriyle Harun peygamberin kardeşi okluğunu da kas-detmiş olabilirler. Âyette, peygamberlerin ve sâtihlerin isimlerini almanın caiz olduğuna delil vardır. Bunda anlaşmazlık yoktur.

[33] Derler ki: Onların sözünü işitince, yüzünü çevirip sağ İşaref parmağıyla işaret ederek: "Ben, Allah'ın kuluyum." dedi. İlk sözü, Allah'ın kulluğunu İtiraf ol­muştur. Bunda, Allah'ı bırakıp onu ilah edinen ve ona kulluk yapanlara cevap vardır.

[34] Âyette geçen ve her türlü iyiliği içine alan el-Birr kelimesi, bârr anlamınadır. Bu özellik ona tahsis edildi. Çünkü kavmi, aralarında batılın yayılışına ve ara­larındaki din bağının zayıf olmasıyla beraber ana-babalarınına itaatleri az, is­yanları çoktu. Cebbar insanlara sert davranan kibirli demektir: Zorba. Şakî, kötü insan; sa'îd iyi insan demektir.

[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/241-242.

[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/242-243.

[37] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/244-245.

[38] Bunda, "Yaratılmış olan varlıkların bilinen normal sebebinlerin dışında (yani evrendeki alışılagelen kuralların dışında) tekvin emri ile (oluşturma, yani "Ol" emriyle) olması ancak Allah'ın oğlu için geçerlidir," diyen hristiyanlara cevap vardır. Ayet, bütün varlıkların asıllarım ol emri olduğunu açıkladı. O halde varlıklara Allah'ın oğullan denebilir mi? Kesinlikle "Hayır." böylece "Isa Allah'ın oğludur. Çünkü ol kelimesiyle var oldu." sözleri Boşa çıktı.

[39] "İşte doğru yol budur cümlesi, ek cümledir.

[40] Evet, görünen, bu Hz. İsa (a.s.)'ın sözüdür. "İşte İsa b. Meryem..." sözünden önceki cümleler, "Ben Allah'ın kuluyum..." ve "Allah, benim de sizin de Rab­binizdir..." sözü arasındaki cümleler konunun izahı İçin gelmiştir.

[41] Hiziplerin ihtilâfı da şudur: Yahudiler karalayıcıhkta, hristiyanlar övgüde aşındır. Yahudiler, sihirbazdır ve veled-i zinadır, derken, hristi yani ardan bir fırka "Allah'tır"  diğeri  "Allah'ın oğludur," diğer bir grup da  İsa "üçün üçüncüsüdür" demiştir. Bu fırkalar; Melikâniyye, Ya'kûbiyye. .Nasturiyye'dir. Sonra bunlar da şubelere ayrılmıştır. Halen en meşhurları melikâ'iyye, yani Katolikler ve Yakûbiyyc, yani Ortadoksîar ve İ'tiraziyye, yani Protestan'­lardır.

[42] Kıyamel günü haşir meydanında oldukları zaman onlardan daha iyi duyan ve gören kimse yoktur. Cehennemi görürler ve kükremesini duyarlar.

[43] Ahmed b. Hanbel'in Müsned adlı hadis kitabı ve yine hadis kitabı olan Buhari ve müsiim'de rivayet olunur: "Cennetlikler ccnneie, cehennemlikler cehen­neme girince ölüm alaca bir koç şeklinde getirilir. Cennetliklerle cehennem­likler arasında durdurulur. "Ey cennetlikler bunu tanıyor musunuz?" denir. Boyunlarını uzatıp bakar ve: "Evet. Bu, Ölümdür." derler. Sonra "Ey cehennem­likler bunu tanıyor musunuz?" denir. Boyunlarını uzatıp bakar ve: "Evet. Bu, ölümdür, derler. Koç (ölüm) Allah'ın emri ile kesilir. Sonra "Ey cennetlikler cennette ebedi kalacaksınız. Ölüm yok artık. Ey cehennemlikler cehennemde, ebedi kalacaksınız, ölüm yok artık.", denilir. Sonra Allah Rasûlü (s.a.) "Onları hasret gününe karşı uyar..." âyeti okudu.

[44] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/245-248.

[45] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/248.

[46] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/249-250.

[47] Bir yakın iman, Allah'ı, öldükleri sonra ne olacağını ve Allah'tan başkasına ta­panın sonsuza kadar azâb olunacağını tanıma, bilme...

[48] Cümle, şeytana kulluk etmenin, vesvesesine ve çağırdığı şirke uymanın sebebi­ni açıklıyor.

[49] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/250-251.

[50] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/251.

[51] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/252.

[52] Ayıplamakla ve hakaret etmekle.

[53] Bir başka anlama şöyle demişlerdir: Cezalandırmadan önce benden sağ salim uzaklaş. Veya: Uzun süre benden ayni git.

[54] Bu, Eyvallah-hoşçakal anlamına bir selâmdır (selam'ül-mütâreke), selam değildir. Kâfirden Önce selâm vermek caiz olur mu? Bu konuda ihtilaf vardır, tercih edilen görüş şudur: Komşun, yol arkadaşın veya iş arkadaşın olması ve ona bir ihtiyacın bulunması vb. gibi geçerli bir gerekçe içinse, selam vermek caizdir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.), Buharî'dc yer aldığına göre, aralarında müşriklerin de bulunduğu bir cemaate selâm vermiştir. "Yahudilerle hris-tiyanlara önce siz selâm vermeyin!" hadisine gelince, bu, geçerli bir gaye ol-madiinndadır.

[55] Bu dua ile Allah (c.c.)'dan. yurdundan yuvasından uzaklaşmasının acısını his­setmemek için kendisine yardımcı olacağı bir aile ve çoluk çocuk bağışlamasını dilemiştir.

[56] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/252-254.

[57] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/254.

[58] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/255.

[59] Musa'nın sağ tarafına göre sağ. Dağın ne sağı ne de solu olur. (Taber'v

[60] Bu söz ve yakarış, cuma gecesiydi, denir. (Kurtubî)

[61] "Neciyyâ" kelimesi, hem isim, hem masdar olarak kullanılmıştır. İsim ola­rak bu anlama gelir, masdar olarak ise, "Ona seslenerek kendimize yaklaş­tırdık." anlamı Allah-u âlem uygun olur. (Çeviren)

istemektir.

[62] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/255-256.

[63] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/256-257.

[64] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/258.

[65] İbrahim oğlu İsmail (a.s.). Annesi Haccr'dir. kurtubî'de geçtiği gibi Allah Teâlâ'nın bir topluma peygamber gönderdiği, o kavmin de onun kafa derisini yüzdüğü v.s. İsmail b. Hızkîl'dir diyenlerin sözüne iitifat edilmez.

[66] Âyette sözü yerine getirmenin farz olduğuna delil vardır. Hadisle de sözünü tutmamak  münafıklık belirtilerinden  sayılmıştır.   Hz.   Peygamber  (s.'â), buluşmaya söz verdiği yerde bekler vaziyette durarak üç gün beklemiştir. Bu, peygamber gönderilmeden Önce olmuştur. (Ebu Davund ve tirmizî) Beklenen

[67] İdris (a.s), kalemle yazı yazan ilk kişidir. Ve yine elbise dikip, dikişli elbise giyen ük kişidir. Ebu Zerr hadisinde geçtiği gibi Allah Teâlâ, kendisine 30 (otuz) sayfa indirmiştir."

[68] Müslim'de yer alan Mi'râc hadisinde geçtiği gibi. Şöyle der: "Gökyüzüne yükseltildiğimde dördüncü semâdaki İdris'in yanına götürüldüm."

[69] İdris (a.s.)  Âdem'e yakınlığıyla şerefe nail  olmuştur.  İbrahim, Nuh'a yakınlığıyla şerefe nail olmuştur. İsmail, İshak ve Yakup ise İbrahim'e yakınlıklarıyla şerefe nail olmuşlardır. (Aleyhimüsseiam)

[70] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/258-260.

[71] Meryem Sûresi, 58.

[72] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/260.

[73] Half, bir kimsenin yerine geçen kötü kimse; halef ise, bir kimsenin yerine geçen iyi kimse anlamına gelir.

[74] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/261-262.

[75] Bu kötü haleften, terk ederek veya şartlarını, rükünlerini, farzlarını, .sünnet­lerini ihlâl etmek suretiyle yerine getirmeyerek şartlarına riayet etmeyerek namazı zayi eden herkesin kasdedİImiş olması caizdir.

[76] Hz. Ömer'in şu sözüne göre. şehvetlere kapılmak namazı zayi etmeyi gerekti­rir: "Namazı zayi eden, namazdan başkalarını haydi haydi zayi eder. Çünkü na­mazı dosdoğru kılmak, kılanı fuhşİyetten ve münkerden ahkor."

[77] İbni Abbas (r.a.)derki: "Gayy. cehennemde bir vadidir. Cehennemdeki vadiler, onun sıcaklığından Allah'a sığınırlar. Allah Teâlâ bu vadiyi, zinada ısrar eden zinacıya. içki müptelasına, hiç durmadan faiz yiyene, yalancı şahide ve kocasına başkasından çocuk peydahlayan kadına hazırlamıştır."

[78] Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurur: "Cennette ne gece vardır, ne de gündüz. Onlar, sadece ebedi bir nûr içindedirler. Gündüzün bitip gecenin başladığını arir cak perdelerin çekilip kapıların kapatılmasından anlarlar. Gündüzün girdiğini de perdelerin kaldırılıp kapıların açılışından anlarlar." Ebu'l-Ferec îbn el-Cevzî ve Mehdevî de zikreder. (Kurtubî)

[79] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/262-264.

[80] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/264.

[81] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/265.

[82] (68) Buhâri şöyle rivayet eder: "Hz. Peygamber (s.a.) Cebrail (a.s.)'c "seni, bizi şimdikinden daha fazla ziyaretten alıkoyan nedir?" dedi. Bunun üzerine Ce­brail: "biz, ancak Rabbinin emriyle ineriz..." âyetiyle cevap verdi." Mücahid der ki: "Melek, Rasûîüllah (s.a.)'a biraz gecikti. Sonra geldi. "Niye geciktin1?)' dedi. "siz tırnaklanmzı kesmez, bıyıklarınızdan almaz, parmak aralarını te­mizlemez (hilalieme) ve dişlerinizi misvaklamazken nasıl gelebilirim?" diye cevap verdi." Mücâhid ekler: "Bu konuda bu âyet indi. Ayıplananlar, Rasûîül­lah (s.ii.) değil, bazı mü'minlerdir. En mükemmel haldeyken -hâşâ- o zaten ayıplanamazdı."

[83] Bu sebeple, Âdem (a.s.)'den beri Müslümanlar, herhangi bir mahlûkun (Al­lah'ın yarattığının) "Allah" ismi ile isimlendirilmcsinin asla caiz olmadiğın-

[84] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/266-267.

[85] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/267.

[86] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/268.

[87] Le-nahşurannelıûm'deki zamir, âhirct günü dirilişi inkâr eden, ısrarla Allah a şirk koşan insanlara râci'dir. Durumlarını hakir göstermek için onlarla beraber şeytanları da toplayacağını söylüyor. Tahkirdir, çünkü onları en değesiz ve en düşük yaratıklarla (şeytanlara) beraber toplayacağını belirtti. Sonra şirkleri­nin ve kâfirlerinin, şeytanların şirki ve kâfirliği onlara süslü göstermesi saye­sinde olduğuna işarcl etti.

[88] Tahrir kitabının müellifi, cumhur âlimin (alimlerin çoğunun) görüşünü red­detmiştir: "Mü'minlcrde diğer insanlar gibi sırat köprüsünden geçecekler, sonra Allah muttakileri kurtaracaktır. Yani muttakiler sıratı selâmetle geçe­cekler, Allah'ın emirlerine inanmayanlar ise cehenneme düşecekler ve çıkama­yacaklardır." Halbuki İslâm imamlarının çoğunun görüşünü reddetmeye gerek yoktur. Çünkü sırat köprüsü ile, oradan geçileceğine dair hadis, kesinlikle sa­bittir. Sahih-i Müslim hadis kitabında geçer: "Sonra cehennem üzerine "sırat" kurulur ve şefaat" indirilir. İnsanlar "Allah'ım, kurtar, kurtar!" derler. Denil­di ki: "Ya Rasûlüllah, o köprü nedir?" buyurdu ki: "Kaygan, kaypak birşeydir. Üzerinde kancalar, çengeller ve dikenler vardır. Mü'minler, göz açıp kapayın­caya kadar olan kısa bir zamanda amellerine göre. şimşek gibi, rüzgar gibi kuş gibi, veya bir bineğe binmiş gibi aradan geçerler. Bazısı sapasağlam kurtulur. Diğeri tırmalanır da salıverilir, kimi de cehennem ateşine yayılır kalır..." İşte sıral budur. Sahabe ve Tabiin, cehenneme uğramak şeklinde tefsir etmiş, uğra­manın gereğini, yani cehenneme girmeyi iddia etmemiştir. Çünkü mesela bir kişi, havuza uğrayabilir, kenarında durabilir ama içine girmeyebilir.

[89] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/268-270.

[90] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/271.

[91] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/272.

[92] Onlardan maksat, bundan önceki âyetlerde anılan kâfirlerdir. Onlara âyetler okununca, dünya malları ile üstünlük taslayıp, "Batıl yolda isek bize ne? malı daha çok, adamı daha güçİü olanlar bizleriz." diyorladt. Maksatları, zayıf mü'minlere şüphe sokmaktı. Âyetteki "beyyinât" hal-ı müekkidedir.

[93] İnkâr edenler, Nadr b. Haris ve Ebû Cehil gibileri, inananlada Ammâr. Bilâl ve suheyla gibi sahâbidir.

[94] Âyette "İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi daha gü­zeldir?" sözlerine cevap vardır. Yani kıyamet günü gerçekler açığa çıkacaktır. Ve hem dünyada hem de ahirette kimin daha üstün ve kimin geleceğinin daha güzel olduğunu yakînen bileceklerdir.

[95] Âyette şöyle bir harikulade uygun tefsir daha vardır: Allah, sapıklara sapık­lıkları içinde mühlet vermekte, hidâyetteküere de hidâyetleri içinde fazlalık tanımaktadır.

[96] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/272-274.

[97] Bu teşbihin manası şöyledir: Allah'ı noksanlıklardan tenzih ederim. Allah'a hamd ederim. Allah'tan başka ilah yoktur. Allah büyüktür. Güç ve kuvvet an­cak Allah sayesindedir.

[98] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/274-275.

[99] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/276.

[100] Müslim, münafıkların sıfatlarını anlattığı bölümde.

[101] İbni Abbas (r.a.) der ki: "Levh-i mahfuza mı baktı?" Mücahid de: "Cennette olup olmayacağını bilinceye kadar mı gaybı bildi?" der.

[102] "Ahirette temenni ettiği mal ve çocuktan, onu mahrum edeceğiz," diye de bir tefsirde bulunulmuştur. Çünkü "Bana mal ve evlat verilecektir." demişti. Allah Teâlâ, onun bu sözüne şu ayetiyle cevap verdi: Gayb'tan haberdar ol­madı. Oldu yoksa Rahman'ın huzurunda bir ahit mi aldı?"

[103] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/276-277.

[104] Meryem Sûresi, 40

[105] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/277.

[106] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/279.

[107] Yûnus Sûresi, âyet, 28. Gerçekten de işte o tapılan ilahlar, tapanlarını yalan­layarak zıt olmuşlardır. Bazı müfessirler, âyetin Allah Rasûlü (s.a.)'nün zafe­rini müjdelediği ve bir gün gelip müşriklerin ilahlarını inkâr edeceği görüşün­dedirler. Elbette müslüman olduktan sonra."

[108] Sebe Sûresi, 34/41

[109] Hemen helak edilmelerini isteme.' Biz onlar için ecelleri gelinceye kadar günler, geceler, aylar, yıllar sayıyoruz.

[110] Hûd Sûresi, 98

[111] İstisna, munkatı'dir. Kimler, şefaate söz almışlardır? Allah'ın şefaat ettirece­ğine söz verdikleri melekler, peygamberler ve şehidlerdir. Dayanağı, sahih sünnettir. İbni Abbas (r.a.) ahdi, yani alınan sözü kelime-i şehadet güç ve kuv­vetin Allah'a ait olduğunu kabullenerek kelime-i şehadetin hakkını vermektir, şeklinde yorumlamıştır.

[112] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/279-281.

[113] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/281.

[114] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/282-283.

[115] Buhâri, Hz. Peygamber (a.s)'in şu hadisini nakleder: "Allah (cc) buyurur ki: "Ademoğlu, hakkı olmadığı halde beni yalanladı ve hakkı olmadığı halde bana hakaret etti. Yalanlaması, şöyle demesidir; "beni ilk başta yarattığı gibi yeni­den yaratamayacaktır." Halbuki, ilk defa yaratmak bana yeniden yaratmaktan daha kolaydır. Bana hakareti de, ben tek bîr ilah olduğum halde, hiç kimseye ih­tiyacım yok iken herkes bana muhtaçken, doğurmamış ve doğmamışken ve hiç kimse bana denk değilken "Allah çocuk edindi." lafını etmesidir."

[116] Ahmed (b. Hanbel), Müsned de rivayet eder: "Duyduğu bir sıkıntı (verici laf)a Allah'tan daha sabırlı hiç kimse yoktur, kendisine şirk koşulur, çocuk nispet edilir de, O yine onlara müsamaha gösterir, onları savunur ve rızık verir." (Buhari-Müslim)

[117] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/283-284.

[118] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/284-285.

[119] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/285-286.

[120] Müslim, Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet eder: "Hz. Peygamber (s.a.) şöyle bu­yurmuştur: "Allah Teâlâ bir kulu sevdi mi, Cebrail'i çağırıp: "Ben falanı sevi­yorum. Sen de sev." buyurur. Onu Cebrail de sever. Sonra gökyüzünde şöyle ilan eder: "Allah falanı seviyor, onu sevin." Gökyüzü ehli de sever onu. Sonra Onu yeryüzü ehli de kabul eder ve severler. Bir kuldan da nefret etti mi, Ceb­rail (a.s.)'i çağırır: "Ben filandan nefret ediyorum, sen de et!" der. Ondan Ceb­rail de nefret ediyor, siz de edin!" Onlar da nefret ederler artık. Sonra onun için yeryüzüne bir nefret konur."

[121] Âyette kafirlikte, şirkte ve yalanlamamada ısrar eden Mekkeli'lere bir tehdit ve korkutma vardır.

[122] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/286-287.

[123] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/287.