Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 4. Sayfa - 020Taha

 

20- TÂHÂ SÛRESİ

 

İbn Abbâs ve İbnu'z-Zubeyr'den rivayete göre Sûre Mekkî'dir. Bazıları "Onların söylediklerine sabret ve güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de Rabbıni hamd ile teşbih et..." (âyet: 130) âyet-i kerimesini istisna ile Medine-i Münevvere'de nazil olduğunu söylemişlerdir. Celâleddin es-Suyûtî, ilerde yerinde de geleceği üzere Ebu Râfi'den gelen bir rivayete dayanarak "On­lardan bazılarına, denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme..." (âyet: 131) âyet-i kerimesinin de Medine-i Münevvere'de nazil oldu­ğunu söyler.

İbn Abbâs ve Câbir ibn Abdullah'tan rivayete göre sûre, Meryem Sûresin­den sonra[1] ve Hz. Ömer'in müslüman olmasından önce inmiştir ki Hz. Ömer, Rasûlullah (sa)'ı öldürmeye giderken kız kardeşinin ve eniştesinin müslüman olduklarını haber alıp onlara gittiğinde okuması için kendisine veri­len işte bu Tâhâ Sûresi olmuş ve bunları okuyan Ömer'in kalbine rikkat gelip hidayete ermişti.[2]

 

l. Tâhâ.

2. Biz, sana Kur'ân 'ı güçlük çekesin diye indirmedik.

a) Mukatil der ki: Hz. Peygamber (sa)'in uzun uzun ibadet ettiğini, ibadet etmede adeta kendini zorladığını gören Ebu Cehl,el-Velîd ibnu'l-Muğîra, Mut'im ibn Adiyy ve en-Nadr ibnu'l-Hâris'in, Efendimiz (sa)'e: "Bak, ataları­nın ve bizim dinimizi terketmekle nasıl sıkıntıya düşüyorsun, ne kadar mutsuz oluyorsun!" demişler, Hz. Peygamber (sa) de: "Hayır, aksine ben, âlemlere rahmet olarak gönderildim." buyurmuş. Onların: "Hayır tam tersine sen elbette mutsuzsun." demeleri üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiştir.[3]  Bu,  İbn Abbâs'tan de rivayet edilmiştir.[4]

Dahhâk'tan rivayette de o şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (sa)'e Kur'ân nazı'f ofunca o ve ashabı kalkıp namaz kıldılar. Onların namaz kıldıklarını gören Kureyş kâfirleri: "Allah Muhammed'e bu Kur'ân'ı, sırf onu mutsuz kılmak (ve­ya onun sıkıntı çekmesi) için indirmiş!" dediler de Allah Tealâ "Tâhâ. (Ey a-dam,) Biz sana Kur'ân'ı güçlük çekesin diye indirmedik." âyetlerini indirdi.[5]

İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan rivayetle tahricine göre Hz. Peygamber hakkında: "Bu adam Rabbına şakî oldu (karşı geldi) demişler de bunun üzerine "Tâhâ. Biz, sana Kur'ân'ı güçlük çekesin diye indirmedik." âyet-i kerimesini indirmiş.[6]

b) İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan rivayetine göre Hz. Peygamber (sa), kendisine ilk vahyin geldiği günlerde namazdaki kıyamda ayaklarının ucuna basarak dururdu, tşte bu, Hz. Peygamber (sa)'e sıkıntı verdiğinden dolayıdır ki Allah Tealâ: "Tâhâ. Biz, sana Kur' ân 'ı güçlük çekesin diye indirmedik." Âyetini indirdi.[7]

c) İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan naklettiği bir habere göre de Hz. Pey­gamber (sa)'e: "Ey örtünüp bürünen, birazı hariç geceleri kalk namaz kıl..." (Müzzemmil, 1-2) âyet-i kerimeleri nazil olunca geceleri kalkıp namaz kılmaya başladı. O kadar çok kıyamda duruyordu ki ayaklan şiştiğinden bir sağ ayağı üzerinde durup sol ayağını, bir sol ayağı üzerinde durup sağ ayağını dinlendir­mek zorunda kalıyordu. İşte bunun üzerine "Tâhâ. Biz, sana Kur'ân'ı güçlük çekesin diye indirmedik..." âyet-i kerimeleri nazil olmuş.[8]

 

105.  Ve sana dağları sorarlar. De ki: "Rabbım onları unu/ak edip (ufala­yıp) savuracak "

İbnu'l-Münzir'in "Sana dağlan sorarlar..." âyet-i kerimesi hakkında İbn Cureyc'den rivayetinde o şöyle diyor: Kureyş müşrikleri Hz. Peygamber (sa)'le alay etmek üzere: "Ey Muhammed, Rabbın bu dağlan kıyamet günü nasıl yapa­cak?" diye sordular da bu âyet-i kerime bunun üzerine nazil oldu.[9] İbn Abbâs'tan rivayetle bu sözü söyleyenlerin Sakîf kabilesinden ol­dukları da[10], bazı mü'minler olduğu da söylenir.[11]

Ancak mü'minlerin söylemiş olması durumunda elbette onların alay etmek için değil, gerçekten kıyamet günü dağların ne olacağını bilmemeleri ve öğren­mek üzere sormuş olmaları melhuzdur.[12]

 

114. Gerçek hükümdar olan Allah'ın sânı ne yücedir! Kur'ân sana vahyedilirken vahiy bitmezden önce unutmamak için acele tekrar edip durma ve: "Rabbım, ilmimi artır. " de.

l. İbn Ebî Hatim'in Süddî'den rivayetinde o şöyle diyor: Hz. Peygamber (sa) Cibrîl kendisine Kur'an'dan bir şey indirdiğinde o geleni ezberlemek için kendini yoruyor; ezberlemeden önce Cibrîl geri dönecek diye korkuyordu. İşte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.[13]

2. Dahhâk der ki: Mekke müşrikleri ve Necran Piskoposu: "Ey Mnhammed, bize şunları şunları haber ver." dediler ve kendisine cevap için üç gün süre tanı­dılar. Bu üç gün içinde Hz. Peygamber (sa)'e vahy gelmedi ve yahudilerin Hz. Peygamber (sa)'e galip geldikleri söylentisi yayıldı. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.[14]

3. Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi olarak Hasen'den "Bir kadının Hz. Peygamber (sa)'e gelerek kocasının kendisini tokatladığından şikâyette bulun­duğu, Hz. Peygamber (sa)'in de aralarında kısas yapılması gerektiğini söylediği, ve işte bu "Okumakta acele etme." âyetinin bunun üzerine indiği, âyetin inmesi üzerine Hz. Peygamber (sa)'in kısas yapmadığı ve nihayet "Erkekler, kadınlar üzerinde hâkimdirler."(Nisâ, 4/34) âyet-i kerimesinin nazil olduğu" nakledil­mişse de bu âyet-i kerimelerin böyle bir sebeple inmiş olması uzaktır. [15]

 

131. Onlardan bazılarına, denemek için verdiğimiz dünya hayatın süsüne gözlerini dikme. Rabbının rızkı elbette en hayırlı ve en kalıcıdır.

Sa'lebî'nin, Hz. Peygamber (sa)'in kölesi Ebu Râfi'den rivayetinde o şöyle anlatıyor: Bir gün Allah'ın Rasûlü (sa)'ne bir misafir geldi. Beni çağırıp yiyecek satın almak üzere yahudilerden bir adama gönderdi. Ona şöyle dememi emretti: "Allah'ın Rasûlü Muhammed sana diyor ki: Bize bir misafir geldi ve ona ikram etmek üzere yanımızda uygun bir şey yoktu. Bana şöyle şöyle bir miktar un sat veya parasını Receb Hilâlinde vermek üzere şöyle şöyle bir miktar un ver." Ya­hudi: "Ona, parası daha sonra ödenmek üzere ancak bir rehin verirse satarım." dedi. Dönüp Hz. Peygamber (sa)'e durumu haber verdim, şöyle buyurdu: "Val­lahi ben gökte de kendine güvenilenim, yeryüzünde de güvenilirim. Şayet parası daha sonra ödenmek üzere bana un satsaydı zırhımı satar parasını öderdim." ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.[16] Yine Ebu Râfi'den gelen başka bir rivayetin sonunda onun "Ben daha Rasûli Ekrem'in yanından ayrılmadan "Onlardan bazılarına, denemek için verdiğimiz dünya ha­yatın süsüne gözlerini dikme." âyet-i kerimesi nazil oldu fazlalığı vardır.[17]

Taberî'nin kendi isnadıyla Ebu Râfi'den rivayetinde de bu âyet-i kerimenin yanında hadisenin, Hıcr, 15/87 âyetinin de nüzulüne sebep olduğu kaydedilerek olay şöyle anlatılıyor:

Allah'ın Rasûlü (sa)'ne bir gün misafir gelmişti. Beni, Medine'de bir yahudiye, parası daha sonra ödenmek üzere birşeyler almaya gönderdi. O yahudiye geldim, yahudi: "Ancak bir rehin verirse ona parası daha sonra ödenmek üzere istediklerini veririm." dedi. Geri dönüp bunu Rasûlullah (sa)'a haber verdim. O: "Hiç kuşkusuz ki ben, gökyüzü ehli içinde de kendisine güvenile­nim, yeryüzü halkı içinde de kendisine güvenilenim. Al şu zırhımı ona götür (ve rehin bırak)." buyurdular. İşte bunun üzerine "Biz Azîmüşşan muhakkak ki sana tekrarlanan yediyi ve Kur'ân-ı Azîm'i verdik..." (Hıcr, 15/87) ve "Akıbet takva­ya erenlerindir."e kadar olmak üzere işte bu "Onlardan bazılarına, denemek için verdiğimiz dünya hayatın süsüne gözlerini dikme..." âyetleri nazil oldu.[18]

Yine Ebu Rafi'den gelen başka bir rivayette Hz. Peygamber (sa)'in, misafi­re ikram edecek bir şeyleri olmaması ile yahudiye muhtaç olması ve neticede onun bu güvensizliğine maruz kalmasına üzülmesi üzerine (onu teselli mahiye­tinde olmak üzere) bu âyet-i kerimenin nazil olduğu tasrih olunmuştur.[19]

Ancak İbn Atıyye, Sûrenin Mekkî oluşu, hadisenin ise Medine-i Münevve-re'de ve hem de Hz. Peygamber (sa)'in ömrünün sonlarında vukubulması sebe­biyle âyet-i kerimenin bu hadise üzerine inmiş olmasını zayıf görmüştür.[20]


 

[1] Aiûsî. age. xvi, 147.

[2] Kurtubî, age. xi,ııo.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/598.

[3] Vahidî, age. s. 212; Râzt, age. XXII,3-4.

[4] Taberî, age. XVI, 102.

[5] Vahidî, age. s. 212; İbn Kesîr, age. V.267.

[6] Suyûtî, LUbâbu'n-Nukûl, 11,8.

[7] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, 11,8.

[8] aiûsî, age. xvi,i48.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/598-599.

[9] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, 11,8.

[10] İbnu'l-Cevzî, age. V,322.

[11] aiûsî, age. XVI,261.

[12] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/599.

[13] Suyûtî, Lübâbu'n-Nükûl, n,8-9.

[14] Râzî, age. xxn,i22.

[15] Râzî, age.XXII, 122.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/599-600.

[16] Vahidî, age. s. 214.

[17] Suyûtî, Lübâbu'n-Nükûl, 11,9.

[18] Taberî, age. xyi,169.

[19] Taberî, age XVI, 169.

[20] Kurtubî, age. XI, 174.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/600-601.