Taha Suresı - Kuran - 020Taha - 23. Sayfa
TAHA SURESI
1- Ta ha.
2- Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik.
3- İçi titreyerek korkuduyanlara ancak öğütle hatırlatmadır.
4- Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.
5- Rahman arşa istiva etmiştir.
6- Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.
7- Sözü açığa vursan da. Şüphesiz O, gizliyi de gizlinin gizlisini de bilmektedir.
8- Allah; O'ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler O'nundur.
Sözlük
Tah, ha. Ey İnsan. Asıl manasını Allah bilir. Ey insan şeklin-deki sadece bir yorumdur.Ancak öğütlü hatırlatmadır. Allah'ın azabından korkanlar Kur'an'dan öğüt alırlar.Arşa istiva etti.[1]
Nemli toprağın altında olan. Burada kast edilen yedi kat yerin
dibindeki varlıklardır.
Ve gizli Sır. Burada kastedilen, Yüce Allah'ın bilip de varlığını takdir ettiği, ama henüz olmamış herhangi bir şeydir.
"Ahsen"in müennesi. 'Daha güzel, en güzel' demektir. [2]
Açıklama
"Tâhâ"[3] ifadesi, Kur'an-ı Kerİm'in bazı surelerinin başında yer alan kopuk harflerden olması kadar, anlamının "ey adam" olması da muhtemeldir. İbn-i Cerir bu ikinci anlamı tercih etmiş ve buna dayanak olarak da, Arapça da "Tâhâ"nm "ey adam," anlamında kullanılmasını göstermiştir. Buna göre âyetlere şöyle bir anlam vermek gerekir:
Ey Adam, biz bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik. Bu ifade, "Kur'an Muhammed'i zor durumda bırakmıştır, O'nu sıkıntıya sokmuştur. Çünkü ağır yükümlülükler içermektedir," diyen Nadr b. Haris'e cevap niteliğindedir.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik. İçi titreyerek korku duyanlara ancak öğütle hatırlatmadır."
Bu Kur'an bir hatırlatma olarak indirilmiştir. Rabbinden korkanı uyarır ve onu Allah'a itaat etmeye yöneltir. Kur'an'ın emirlerini dinleyen bir kimse, ö-mürleri boyunca Allah'a ortak koşanlardan, Kitabını inkar edenlerden, elçisini yalanlayanlarda görebileceği her türlü eziyete katlanma güç ve iradesini bulur kendisinde.
"Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirilmedir."
Onunla sıkıntıya düşmeyesin ve ancak içi titreyerek Rabbinden korkanları uyarasın, onlara hatırlatmada bulurlasın diye indirdiğimiz bu Kur'an, yeri ve yüksek gökleri yaratan Allah katından inmedir.
"Rahman arşa istiva etmiştir."
Dünya ve ahirette kullarına merhamet eden Allah, şanına yaraşır bir biçimde arşa istiva etmiş ve mahlukatın işlerini yönlendirmektedir. "Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nun-dur."
Yedi kat yerin dibindeki yarlıklar O'nun egemenliği altındadır. "Sözü açığa vursan da."
Ey peygamber, gizlesen de, "şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir." Her türlü sırrı bilir. Her şey O'nun takdir ve planlaması çerçevesinde olur, belirlenen vakit gelince de gerçekleşir. Gerçekleşmeden tüm bunları yüce Allah bilir, ama insan bilemez.
"Allah; O'ndan başka İlah yoktur."
Kulluk edilmeyi hakkeden gerçek ilah Allah'tır ve O'ndan başka ibadet edilecek ilah yoktur.
"En güzel isimler O'nundur."
Bu isimler, sadece O'nundur ve hiç bir yaratık bu isimlerle isimlendirile-mez. İşte yüce Allah kendini kullarına böyle tanıtıyor ki, O'nu gereği gibi tanısınlar, O'ndan korksunlar, O'nu sevsinler, O'na inansınlar ve buna bağlı olarak da O'na itaat etsinler, dolayısıyle erdemli birer kul olup dünya ve ahi-ret mutluluğuna erişsinler. Hamd ve her türlü övgü Allah'adır.[4]
1- 'Şeriatın hükümleri ve yükümlülükleri ağırdır ve insanı sıkıntıya sokar' şeklindeki görüş, gerçeği yansıtmayan boş bir iddiadır.
2- Bu surede vahiy inancı ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliği kesin ifadelerle vurgulanıyor.
3- İstiva etme ilahi bir sıfattır. Te'vile kalkışmadan, böyle bir durumun gerçekleşmediğini ileri sürmeden veya teşbihe, kulların hareketine benzetme yönüne gitmeden buna inanmak bir zorunluluktur. İstiva, Yüce Allah'ın şanına
yaraşır bir biçimde gerçekleşmiştir.
4- Allah her şey üzerinde hakimiyet sahibidir.
5- Yüce Allah Uluhiyette, yani sadece kendisine ibadet edilmesinde Ru-bubiyette, yani yaratıcılığında ve Hakimiyette tek ve ortaksızdır. En güzel isimler ve sıfatlar O'nundur.[5]
9- Sana Musa'nın haberi geldi mi?
10- Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol gösterici bulurum.
11- Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."
12- Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın.
13- Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle.
14- Gerçekten Ben, Ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.
15- Şüphesiz, kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için onu neredeyse gizleyeceğim.
16- Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın.
Sözlük
Sana geldi mi? Yani, geldi. Çünkü buradaki istifham edatı tahkik içindir.
Musa (a.s.)'nm haberi. İsrailoğullarına peygamber olarak gönderilen İmranoğlu Musa.
Hani bir ateş görmüştü. Ona bir ateş göstermiştim.
Ailesine. Şuayb peygamberin kızı olan karışma ve yanındaki
hizmetçi veya çocuklara.
Uzakta bir ateş görüyorum. Kor. Tutuşmuş bir odun.
-Ateşin yanında bir yol gösterici. Bana yolumu gösterecek biri. Çünkü o sırada Mısır'a giden yolu kaybetmişti. Ateşe gidince. Üsiç denen bir ağacın içinde ve etrafında bir nur parlıyordu, ateş değil.
i Ey Musa, diye seslenildi. Rabbi ona: "Ey Musa," diye seslendi.
Tuva, mukaddes ve pak bir vadinin adıdır.
Seni seçtim. Kavmin içinden seni seçmiş bulunuyorum. Fira-
vun'a ve İsrailoğullarına yönelik mesajımı sen taşıyacaksın.
iSana vahyolunanı dinle. Yani "Ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur" mesajını dinle.
Beni zikretmen için.
Onu neredeyse gizleyeceğim.[6]
Yaptıklarının karşılığı. Hayır ve şer nitelikli çabasının karşılığını alır.
Helak olursun. Allah'ın ölçülerinden ayrılma, sonra helak olursun.[7]
Açıklama
Âyetlerin akışı içinde, Allah'ın tek ve ortaksız ilâh olduğu dile getiriliyor. Geçen bölümde yer alan 8. âyette şöyle bir ifade bulunuyordu:
"Allah; O'ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler O'nundur." Bu ifade, tevhidi vurgulama, bu inancı pekiştirme amacına yönelikti. 9. âyette de, Yüce Allah Hz. Musa (a.s.)'dan söz etme münasebetiyle birkez daha tevhid inancını yani Allah'ın varlığını, birliğini ve kanun kuyuculuğunu pekiştiriyor. Yüce Allah'ın Hz. Musa (a.s.)'ya vahyettiği ilk şey; "kendisinden başka ilah olmadığını bildirmek" olmuştur. İbadete layık tek ilahın kendisi olduğunu belirterek, sadece kendisine ibadet etmesini emretmiştir.
"Sana geldi mi?" Ey nebimiz, "Musa'nın haberi?.. Hani bir ateş görmüştü..."
" Karanlık bir kış gecesiydi. Kendi yanındaki 'zend' denen şeyden ateşin çıkacağını sanmıyordu."
"Ailesine şöyle
deiriişti: "Karısına ve beraberindeki diğer kimselere...
Onunla bir ateş yakarız, böylece ısınırsınız. "Veya ateşin yanında bir yol gösterici bulurum."
Ateşin yanında yolumuzu gösterecek birilerini bulabilirim.
"Nitekim ona gidince."Ateşin yanına varınca, nur fışkıran bir ağaçla karşılaştı.
"Kendisine seslenildi: "Ey Musa."Yüce Rabbi "Ey Musa" diye kendisine seslendi. "Gerçekten ben, ben senin Rabbinim."Seni yaratan, rızıklandıran, hayatını ve işlerini yönlendiren benim.
"Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."
Yüce Allah, Musa'nın iki ayağı ile kutsal vadiye temas etmesi sonucu bereketlensin, kutlansın diye bu emri yöneltiyor."Ben seni seçmiş bulunuyorum."Mesajımı dilediğim kimselere ulaştırmak üzere seni görevlendirmiş bulunuyorum."Bundan böyle vahyolunanı dinle."Sana vahyettiğimiz şu gerçeğe kulak ver:
"Gerçekten ben, ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur."Ben, gerçek ilah, ibadete layık tek ve ortaksız ilah olan Allah'ım. Benim dışımda gerçek bir ilah yoktur. Şu halde yalnızca bana ibadet et."Ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."Namazın içinde ve namaz dolayısıyle beni anman için namaz kılman gerekir. Bu yüzden namaz kılmayan, hakkıyla Allah'ı zikretmiş ve O'nu anmış olamaz. Şu da bir gerçektir ki; Allah'ın emirlerini yapmayan günahkar, inkar eden de kafir olur. Yüce Rabbini inkar eden biri kâfir olur.
"Şüphesiz, kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir."İnsanların sorgulanmak ve yaptıklarının karşılığını görmek üzere kabirlerinden dirilerek kalkacakları kıyamet saati kesinlikle gelecektir ve yaklaşmaktadır. O zaman bütün insanlar, hayatları boyunca işledikleri hayır ve şer nitelikli tüm amellerinin ve çabalarının karşılığını görmek üzere sorguya Çekileceklerdir."Onu neredeyse gizleyeceğim?"Onun zamanını öyle gizleyeceğim ki, hiç kimse ne zaman kopacağını bilmeyecektir. Bunun hikmeti de şudur ki; insanlar ne zaman öleceklerini ve ne zaman dirileceklerini bilmeden amel etsinler. Böylece her yaptıklarını bir zor-
lama sonucu değil, isteyerek yapsınlar. Bu durumda onların amellerine verilecek karşılık adilce olur.
"Öyleyse, O'na inanmayıp kendi nevasına uyan, sakın seni Allah'ın emirlerinden alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."Yüce Allah, hevasına uyarak ölümden sonra dirilişi inkar eden her hangi bir sapığın engellemesini kabul etmemesini emrediyor Hz. Musa'ya. Ona u-yarak dirilişe ve kıyamet gününe inanmamaya yellenmemesini emrediyor. Salih amellerle kendini bu dehşet verici güne hazırlamasını tavsiye ediyor. O gün herkes, en ufak bir haksızlığa uğramaksızın hayatı boyunca işlediği her amelin karşılığını alacaktır. Bu yüzden kıyamete ve dirilişe inanmayan, o güne yönelik hazırlıklarda bulunmayan bir kimse yıkıma uğrayacaktır, helak olacaktır.[8]
-
Sonuç
1- Âyetlerin akışı, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliğini ve peygamberliğinin pekiştirilmesine yöneliktir.
2- Tevhid inancı anlatılarak pekiştiriliyor. Tüm peygamberlerin ortak mesajlarının insanlara, "Allah'tan başka ilah olmadığını" duyurmak olduğu anlatılıyor.
3- Yüce Allah'ın bir sıfatı da "Kelam: konuşma"dır.
4- Allah'ın mübarek kıldığı bir şeyden bereket ve hayır ummak meşrudur. Teberruk; Resulullah (s.a.v.)'m beyan ve öğretimi ile bereket ummaktır.
5- Namaz kılmak farzdır. Bunun gerekçesi de Allah'ı anmadır.
6- Kıyamet, kesin olarak yaklaşıyor olmakla beraber, bir hikmete dayalı olarak, zamanı gizlenmiştir.[9]
17- Sağ elindeki nedir ey Musa?
18- Dedi ki: O, benim asanıdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.
19- Dedi ki: Onu at, ey Musa.
20- Böylece onu attı: bir de ne görsen o hemen hızla hareket eden bir yılan olu vermiş.
21- Dedi ki: Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz.
22- Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize olarak, bembeyaz bir durumda çıksın.
23- Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden birini göstermiş olalım.
24- Firavuna git, çünkü o azmış bulunuyor. SÖZLÜK
Sözlük
Sağ elindeki nedir ey Musa? Buradaki soru uslübu bir şeyi is-bat etmek içindir. Ardından gelecek mucizeye, yani âsa'nm yılana dönüşmesi mucizesine zemin hazırlamaya yöneliktir.
Ona dayanırım.
Onunla davarlarım için ağaç yapraklarını düşürürüm. Koyunlarım bu düşen yaprakları yerler.
Ve onda benim için daha başka yararlar da var. Yiyecek torbamı ona asar sonra da omuzumda taşırım. Ayrıca onunla zararlı hayvanları öldürürüm.
Hareket eden yılan. Kocaman bir yılan. Tıpkı küçük bir yılan gibi hızla koşuyordu.
1 Birinci şekli. Yılana dönüşmeden önceki haline. Sol koltuğuna sok,
jHastalıksiz bembeyaz. Alacası olmayan ve tıpkı güneş gibi parlayan bembeyaz bir durumda. Mucize olduğunda asla şüphe olmadan bembeyaz pırıl pırıl bir el.
I Firavun'a git. O'na elçimiz olarak git.
O azmış bulunuyor. Küfürde ilahlık iddia edecek kadar ileri gitmiştir.[10]
Açıklama ,
Âyetlerin akışı içinde Hz. Musa (a.s.) ile Yüce Allah arasındaki konuşma anlatılıyor. Yüce Allah yanında ne bulunduğunu herkesten daha iyi bildiği halde, ona şöyle sormuştu:
"Sağ elindeki nedir ey Musa?"
Bu sorunun soruluş amacı, yanında bulunanın bunu ağaçtan bir âsa olduğunu vurgulamaktır. Bu asa hızla koşan kocaman bir yılana dönüştüğü zaman, Hz. Musa (a.s.) bunun kendisine olağanüstü kudret sahibi Rabbi tarafından bahşedilen bir mucize olduğunu ve bu mucize desteğiyle Firavun ve mahiyetindeki ileri gelenlerine Allah'ın elçisi olarak görevlendirildiğini bilecekti. Hz. Musa (a.s) Rabbine şu cevabı verdi:
"O, benim asamdır, ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim."
Ağaç yapraklarım düşürerek davarlarıma yedirmekteyim.
"Onda benim için yiyecek ve su kabları taşımak gibi başka yararlar da
var."
Yiyecek ve su bulunan kapları, çobanların adeti üzere asa'ma asar omuzlarımda taşırım. Ayrıca yılan ve akrep gibi zararlı hayvanları öldürürüm. Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Onu at, ey Musa."
Böylece onu attı."
"Bir de ne görsün, o hemen hızla koşan kocaman bir yılan oluvermiş."
Bu kocaman yılan, tıpkı küçük yılanlar gibi büyük bir hızla hareket ediyordu. Hz. Musa (a.s.) büyük bir korkuya kapıldı ve oradan kaçıp uzak laşmak istedi. Yüce Allah ona şöyle dedi:
"Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz."
Onu yeniden asaya dönüştüreceğiz. Eski haline çevireceğiz. Hz. Musi (a.s.) yılanı eline alınca, bir de ne görsün, sağ elindeki asa oluvermiş. Sonn; Yüce Allah ona şöyle emretti: "Sağ 'elini' sol koltuğuna sok."
"Bir hastalık olmadan bembeyaz bir durumda çıksın."
Yani, alacasiz olarak çıksın. Hz. Musa (a.s.) sağ elini sol koltuğum: sokup çıkardı. Eli ay gibi parlıyordu. Ya da kar gibi bembeyazdı.
"Başka bir mucize olarak.
"Bu da, senin peygamberliğini destekleyen bir diğer mucizedir. Öncek mucize ise, asanın hızla hareket eden kocaman bir yılana dönüşmesiydi.
"Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden birini gösterelim."
Asayı hızla koşan kocaman bir yılana dönüştürmemiz, elinin bir ay gib: parlamasını sağlamamız, gücümüzü kudretimizi ve büyüklüğümüzü sana gös termemiz İçindir.
"Firavuna git, çünkü o azmış bulunuyor."
Yüce Allah Hz. Musa (a.s)'ya gücünün azametini, olağanüstülüğüm gösterdikten sonra, kendisinin elçisi olarak Firavun'a gitmesini emretti. Ona sırf Allah'a kulluk etmesi gerektiğini söylemesini buyurdu. Bir de İsrailoğul-larını Şam'daki vadedilmiş topraklara götürmek üzere kendisine teslim etme sini Firavun'dan İstemesini emretti.
"Çünkü o azmış bulunuyor."
Haddini aşmış bulunuyor. Bir beşer olarak ilahlık, Rabhk ve hakimiye iddiasında bulunuyor, tağutlaşıyor. Yani İlahlaşıyor
"Ben sizin en yüce Rabbinizim" (Naziat, 24) "Sizin için benden baskı ilah olduğunu bilmiyorum" (Kasas, 38) deme küstahlığında bulunuyor. Bun dan büyük azgınlık, bundan büyük sapıklık olur mu?[11]
Sonuç
1- Bir kez daha Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliği pekiştiriliyor. Çünkü bu tür bilgileri bir kimse ancak vahiy yoluyla elde edebilir.
2- Pis olmayan şeyleri sağ elle almak müstahaptır.
3- Âsa taşımak peygamberlerden gelen bir sünnettir.[12]
4- Koyun çobanlığı, bazı peygamberlerin de yapmış olduğu bir iştir.
5- Asanın kocaman bir yılana dönüşmesi ve elinin koynundan kar gibi beyaz veya güneş gibi parlak bir durumda çıkması Hz. Musa (a.s.)'ya görevini desteklemek amacı ile bahşedilen mucizelerdir.
6- Silahı çatışmada kullanmadan önce, o silahla alıştırma yapmak, sİ-Iahli eğitim yapmak gerekir.
7- Tuğyan (tağutluk), azgınlık demektir. Kulun ilahhk gibi kendisine ait olmayan bir yetkisinin var olduğunu iddia etmesi anlamına gelir.[13]
25- Dedi ki: Rabbim, benim göğsümü aç.
26- Bana işimi kolaylaştır.
27- Dilimden düğümü çöz.
28- Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar.
29- Ailemden bana bir yardımcı kıl.
30- Kardeşim Harun.
31- Onunla arkamı kuvvetlendir.
32- Onu işimde ortak kıl.
33- Böylece seni çok teşbih edelim.
34- Ve seni çok zikredelim.
35- Şüphesiz sen bizi görüyorsun.
Sonuç
Göğsümü aç. Ki, peygamberlik görevini taşıyabileyim, bundan
dolayı karşılaşabileceğim eziyetlere katlanabileyim.
İşimi kolaylaştır. O'nu yapabilecek gücü kendimde bulayım.
Dilimdeki tutukluğu çöz. İnsanlar ne dediğimi rahatlıkla anla-yabilsinler.
Onunla arkamı kuvvetlendir.
Onu işimde ortak kıl. Tıpkı benim gibi onu da peygamber olarak görevlendir.[14]
Açıklama
Âyetlerin akışı, Yüce Allah ile Hz. Musa (a.s) arasında geçen konuşmayı sunmak üzere devam ediyor. Yüce Allah Musa'ya, Firavun'a gitmesini, onu tek ve ortaksız Allah'a kulluk etmeye davet etmesini, ayrıca İsrailoğul-larını Kudüs civarına götürmek üzere kendisine teslim etmesini talep etmesini emredince, Hz. Musa (a.s) şöyle dedi:
"Benim göğsümü aç."
Ki, peygamberlik görevinin ağırlığına tahammül edebileyim.
"Bana işimi kolaylaştır."
Görevimi kolaylaştır. Bu hususta bana yardımcı ol. Çünkü ağır ve meşakkatli bir yükümlülüktür bu.
"Dilimden düğümü çöz."
Bir rivayete göre dilindeki bu tutukluk Yüce Allah'ın takdiri sonucu bir ateş korunu ağzına alması sonucu meydana gelmişti. Firavun, Musa (a.s.) çocuk iken bir gün Musa'yı odasına almış, onunla oynamıştı. Musa da Fira-vun'un sakalından tutup yolarcasına çekmişti. Bunun üzerine Firavun büyük bir öfkeye kapılarak onu öldürmeye karar vermişti. Firavun'un karısı Asiye; "Musa, henüz olayları akledemeyecek kadar küçüktür," diyerek buna engel olmuş ve şöyle demişti: "Bir tabağa mücevher ve bir leğene de ateş koru koyarak ona uzatıp deneyelim. Şayet mücevherlere elini uzatırsa ozaman olaylara aklı eriyor, demektir. O zaman dilediğini yapabilirsin. Yok eğer koru alırsa, bu durumda sana yaptıklarını aklı ermeden yaptığı anlaşılır. Bu durumda Musa'nın yaptığına aldırmaman, hareketlerinden dolayı üzülmemen gerekir."
Hz. Musa'ya bir tabak, bir de leğen uzatıldı. O da Allah'ın takdiri ile elini leğene uzatıp ateş korunu aldı. İşte bu kor, dilinde bir tutukluğa neden olmuştu. Hz. Musa (a.s.) Firavun'a hİtab ederken sözleri anlaşılsın diye, dilindeki bu tutukluğun giderilmesini Rabbinden diliyor. Ki, görevini eksiksiz yerine getirebilsin.
"Dilimden düğümü çöz. Ki, söyleyeceklerimi kavrasınlar," İfadesinin anlamı budur.
"Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harun'u."
Yüce Allah'tan bir dileği de kardeşi Harun'u kendisine yardımcı olarak görevlendirmesidir ki, İlahi mesajın tebliğinde ve bu tebliğ dolayısiyle karşılaşılacak eziyetlerin paylaşımında kendisine destek olsun.
"Onunla arkamı kuvvetlendir." Bana destek olmasını sağla. "Onu işimde ortak kıl."
Onu da bir nebi ve elçi olarak görevlendir. Hz. Musa bu taleplerini, şu
şekilde sebebe bağlıyor:
"Böylece seni çok teşbih edelim. Ve seni çok zikredelim."
"Şüphesiz sen bizi görüyorsun."
Bizi görmektesin. Hiçbir işimiz, hiçbir faaliyetimiz sana gizli değildir. Hz. Musa, Yüce Allah'ın duasını kabul etmesi için, Allah'ın kendisini ve kardeşini bildiğini sebep kılıyor.[15]
Sonuç
1- Kulun önemsediği her işte Yüce Allah'a sığınıp yardım ve destek dilemesi gerekir.
2- Kulufı yapmaya k-arar verdiği bir iş öncesinde hazırlık yapması, durum değerlendirmesinde bulunması lazımdır.
3- Allah'ı teşbih etmenin, O'nu zikretmenin önemi ve fazileti büyüktür. Duanın kabulü için Allah'ın isim ve sıfatlarının da vesile kılınabileceği açıklanmıştır.[16]
36- Allah dedi ki: Ey Musa istediğin sana verilmiştir.
37- Andolsun biz sana bir defa daha lütuftu bulunmuştuk.
38- Hani, annene vahyolıtnan şeyi vahyetmiştik, şöyle ki:
39- Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın, onu benim de düşmanım, onunda düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, kendimden sana bir sevgi yönelttim.
40- Hani kızkardeşin gezinip; "O'nun bakımını üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi, böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni "esaslı bir denemeden geçirip denemiştik." Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine buraya geldin ey Musa.
41- Seni kendim için seçtim.
Sözlük
İstediğin sana verilmiştir. Göğsünün açılması, işinin kolaylaştırılması ve kardeşinin peygamber olarak görevlendirilmesi gibi taleplerin yerine getirilmiştir.
Bir kez daha sana lütufta bulunduk.
Vahyedilen. Seninle ilgili olarak vahyedilen: "Onu sandığın içine koy" ifadeleri.
Sandığın içinde.
ı Onu nehre at. Onu Nil nehrine bırak.
9 Ve gözümün önünde yetiştirilmen için. Benim gözetimim, sevgim ve iradem doğrultusunda eğitilsin.
ı Onun bakımını üstlenecek birini. Emzirmesini tamamlayacak birini haber vereyim mi?
Bir insan öldürmüştün. Firavun'un sarayında bulunduğun sıralarda bir Kıpti'yi öldürmüştün.
Seni tasadan kurtarmıştık. Bağışlanma dilemiştin, biz de seni bağışlamıştık. Seni öldürmek için bir plan hazırlamışlardı. Biz seni onların planından kurtarmıştık.
5 Seni esaslı bir denemeden geçirmiştik. Seni Önemli ve ciddi bir
sınavdan geçirmiştik.
Bir kader üzerine geldin. Seni Firavun'a elçi olarak göndermeyi dilediğimiz zamanda geldin.
Seni kendim için seçtim. Sana bunca lütufta bulunmamızın sebebi, mesajımızı taşıyacak bir elçi olarak seni seçmiş olmamızdır.[17]
Açıklama
Sûrenin akışı içinde, Yüce Allah ile Hz. Musa (a.s) arasındaki konuşma devam ediyor. Bundan önceki bölümde, Hz. Musa (a.s.)'nm, peygamberlik görevini üstlenmede kendisine yardım ve destek olacak bazı şeyleri talep ettiği dile getirilmişti. Yüce Allah onun bu taleplerini şu şekilde karşılıyor:
"Dedi ki: Ey Musa istediğin sana verilmiştir."
Talep ettiğin desteği, istediğin yardımı sana verdim.
"Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."
Bu taleplerini yerine getirmemizden önce de sana büyük bir yardımımız dokunmuştu. Bir zaman Firavun, İsrailoğullarınm erkek çocuklarının kılıçtan geçirilmesini istemişti de biz seni bu soy kırımdan kurtarmıştık;
"Hani biz annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik. Şöyle ki: "Onu sandı-ğm içine koy, suya bırak."
Nil nehrinin sularına bırak.
"Böylece su onu sahile bıraksın; onu, benim de düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır."
Hz. Musa (a.s.)'nın bu şekilde soykırımdan kurtulması büyük bir lütuf-tur. Bir diğer lütuf da şu ifadenin altında yatmaktadır:
"Kendimden sana bir sevgi yönelttim."
Sana sevgimi verdim. Bu yüzden her gören seni sevdi. Sana yönelik bir diğer nimetim de şudur: Gözümün önünde ve iradem doğrultusunda yetiştirilmen ve beslenmen için bir plan sonucu seni annene geri çevirdik ki, seni em-zirsin, gözü aydın olsun ve senin ayrılığından dolayı üzülmesin. Bu ilahi planı, şu ifadelerin satır aralarından öğreniyoruz:
"Hani kız kardeşin gezinerek" şöyle diyordu: "Onun bakımını üstlenecek birini size haber vereyim mi?"
Onu emzirecek ve yetiştirecek birini size göstereyim mi?
"Böylece seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne
kapılmasın."
Sana yönelik en büyük lütfumuz ise, bir adamı öldürmen ve Firavun ve kavminin seni öldürmek üzere hazırlık yapmaları dolayısıyle içine düştüğün dayanılmaz sıkıntıdan seni kurtarmış olmamızdır.
"Seni tasadan kurtarmıştık."
Firavunun kavmi tarafından öldürülmeni engellemiş ve yanlışlıkla adam Öldürmeni bağışlamıştık.
"Seni esaslı bir denemeden geçirip denemiştik."
Senİ büyük bir imtihandan geçirmiştik. Senin yaşadığın bu büyük imtihan süreci, tarihi sırasıyla şöyledir:
a) Annenin îsrailoğullarının erkek çocuklarının topluca katledildikleri bir yılda sana gebe kalması.
b) Annenin seni Nil nehrinin sularına bırakması.
c) Annene dönünceye kadar hiç bir kadının sütünü emmemeni sağlamamız.
d) Firavunun sakallarını tutup yolman, bundan dolayı seni öldürmek istemesi.
e) Bir Kıptiyi öldürmen, bundan dolayı Firavunoğullarmın seni öldürmeyi kararlaştırmaları.
f) Medyen şehrine yerleşmen ve yabancılığın her türlü zorluğunu, gurbetin binbir çeşit olumsuzluğunu tatman.
g) Ailenle birlikte
Bu saydığımız hususlarla, "seni esaslı bir denemeden geçirip denemiştik," ifadesinin kapsamına girer.
"Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın."
On yıl kadar Şuayb peygamberin (a.s) koyunlarını gütmüştün.
"Sonra geldin."
Medyen'den Tur-i sinaya.
"Bir kader üzerine."
Bizim belirlediğimiz bir kader, tesbit ettiğimiz bir vade üzerine çıkıp geldin. Senin bu takdirden ve vadeden haberin yoktu. İlk kez şimdi öğrenmiş bulunuyorsun.
"Seni kendim için seçtim."
Seni yarattım, eğitip yetiştirdim, sınavdan geçirdim, sonra seni öngördüğüm bir kader doğrultusunda, Firavun'a ve İsrailoğullarına yönelik mesajımı, peygamberlik görevini üstlenesin diye buraya getirdim. Firavuna sunacağın mesaj şudur: Tek ve ortaksız Allah'a kulluk et, İsrailoğullarını benimle birlikte vadedilen topraklara gönder. İsrailoğullarına yönelik görevin ise; onlara yol göstericilik yapman, yaşam biçimlerini ıslah edip eğer inanacaklarsa, dünya ve ahiret mutluluğuna, erdemliliğe hazırlamandır.[18]
Sonuç
1- Hz. Musa (a.s.)'nın hayatından verilen bu bölüm, Yüce Allah'ın lütfü-nun büyüklüğünün ve yaratış planının olağanüstülüğünün bir göstergesidir.
2- Yüce Allah'ın kulu ve Resulü Hz. Musa (a.s.)'ya yönelik büyük lütfü ve bağışı gözler önüne seriliyor.
3- Yüce Allah'ın Hz. Musa (a.s.)'ya yönelik sevgisi bir mucize olarak tezahür ediyor. Bunun sonucunda insanlar da Hz. Musa (a.s.)'ya sevgi besliyorlar.
4- Hz. Muhammed (s.a.v.)'e indirilen kitapta, Hz. Musa (a.s.)'nın hayatına ilişkin bu tür ayrıntıların yer alması, O'nun (s.a.v.) peygamberliğini pekiştirir.[19]
42- Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın.
43- İkiniz Firavuna gidin. Çünkü o, azmış bulunuyor.
44- Ona yumuşak söz söyleyen, umulur ki Öğüt alıp-düşünür veya içi üter korkar.
45- Dediler ki: rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı "taşkın bir tutum takınmasından" ya da "azgın davranmasından" korkuyoruz.
46- Dedi ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum.
47- Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder ve onlara artık azab verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun.
48- Gerçekten bize vatıyolundu ki: Doğrusu azab, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir.
Sözlük
Âyetlerimle. Âsa ve beyaz el gibi sana verdiğim mucizeler desteğinde.
Beni zikretmede gevşek davranmayın, kusur etmeyin. Çünkü beni zikretmek hayatın sırrıdır. Misyonumuzu yerine getirmede sizin en büyük yardımcınızda.
O, azgınlaşmış bulunuyor. İlahlık ve Rablık iddia etmek suretiyle haddini aşmış bulunuyor.
Yumuşak söz. Kaba ve sert ifadelerden uzak, yumuşak ve nazik söz.
Belki öğüt alıp düşünür. Belki öğütle birlikte kendini düzeltir. Sözlerinizi anlar. Böylece bizi bilme ve bizden korkma düzeyine ulaşır. İnanır, teslim olur ve sizinle birlikte İsrailoğullarını göndermeyi kabul eder. '
Bize karşı taşkın bir tutum takınır. Biz onu davet etmeden, davetimizin içeriğini açıklamaya zaman bulmadan bizi cezalandırmaya kalkışmasından endişe ediyoruz.
Ya da azgın davranır. Azgınlıkta ve zulümde ileri gider. Duyar ve görürüm. Sizin ona ne dediğinizi ve onun size neler söylediğini işitirim, sizin ne yaptığınızı ve onun size nasıl davrandığını görürüm.
İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder. Onları vadedilen top-^ raklara, ataları İbrahim (a.s.)'in topraklarına götürelim.
Bir ayetle, bir mucize desteğinde geldik. Bu mucize davamızın doğruluğunu, senin Rabbinin gerçek ve doğru sözlü elçileri olduğumuzu isbatlar niteliktedir.
Selam tabi olana olsun. İki cihanda azaptan kurtuluş, inanan ve Allah'tan korkanlar içindir. Hidayet. İman ve takva.
Kim yalanlar ve yüz çevirirse. Hakkı ve hak davetini yalanlayan, onlardan yüz çevirip kabul etmeyen.[20]
Açıklama
Surenin akışı ile birlikte, Yüce Allah ile Hz. Musa (a.s) arasında geçen konuşma devam ediyor. Bundan önceki âyetlerde yüce Allah onu kendisi için seçtiğini anlatmıştı. Bu âyetler grubunda ise Yüce Allah kardeşi Harun ile birlikte Allah'ın âyetlerinin desteğinde Firavun'a gitmelerini emrediyor. Söz konusu âyetler âsa ve beyaz el mucizeleridir. Bunun yanında Allah'ı zikretmede gevşek davranmamalarını tavsiye ediyor. Allah'ı zikretmede gevşeklik, müjde ve tehditlerini anmada kusur, davet hareketinin ciddiyetini zedeler yol açar.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"Sen ve kardeşin, âyetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın."
Bu arada kime ve niçin gideceklerini açıklıyor:
"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."
Haddini aşmış, yetkilerine tecavüz etmiş bulunuyor. Allah'a ibadet eden bir kul olmaktan çıkmış, Rablık ve ilahlık iddiasında bulunan bir kafire dönüşmüştür. Bu arada Yüce Allah onlara davet usulünü de öğretiyor:
"Ona yumuşak söz söyleyin."
Kaba, çirkin ve galiz unsurlar içeren bir konuşma tarzınızla kötü bir etki bırakmayın. Buna gerekçe olarak da şöyle buyuruyor:
"Umulur ki, öğüt alıp düşünür veya içi titrer korkar."
Belki sözlerinizin, anlattığınız davetin anlamını düşünüp öğüt alır. Sonra kendi vicdanının sesine uyarak iman eder, doğru yolu bulur. Ya da küfür üzere kalırsa azaba uğrayacağım düşünüp korkar. Zulmün korkunç akibetinden çekinir de İsrailoğuHarını size teslim eder, onları sizinle birlikte gönderir. Bu sırada Hz. Musa ve kardeşi Harun bir endişelerini dile getirdiler:
"Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten onun bize karşı 'taşkın bir tutum tutunmasından' korkuyoruz."
Bize işkence etmede veya bizi öldürmede acele etmesinden korkuyoruz.
"Veya azgın davranmasından endişe ediyoruz.1'
Azgınlığını ve zulmünü arttırmasından korkuyoruz. Yüce Allah bunun üzerine kendileriyle birlikte olduğunu, kendilerine yol göstereceğini belirterek yüreklerine su serpiyor ve güven aşılıyor:
"Korkmayın."
Firavun ve mahiyetindekilerden korkmayın.
"Çünkü ben sizinle birlikteyim, işitiyorum ve görüyorum."
Sizin Firavun'a diyeceklerinizi ve onun size diyeceklerini işitiyorum. Sizin amellerinizi ve Firavım'un tavırlarını biliyorum. Ona karşı size yardım edecek, sizin çabanızı sonuca götürecek, onun direnişini İse sonuçsuz bırakacağım. Şu halde tereddüt etmeden ona gidin ve deyin ki:
"Biz senin Rabbinin elçileriyiz."
O'nun tarafından sana elçi olarak gönderildik.
"İsrailoğullanm bizimle birlikte gönder."
Onları Allah'ın emrettiği topraklara götürelim.
"Onlara artık azab verme."
Erkeklerini öldürüp kadınlarını sağ bırakarak ve onları en iğrenç işlerde
çalıştırarak uyguladığın sistematik işkenceye son ver.
"Ona Rabbinden bir âyetle geldik."
Rabbin tarafından mucize destekli olarak geldik. Bu mucize, bizim, senin Rabbinin elçileri olduğumuzu isbatlar. Yüce Allah sana adaleti ve tevhid inancını emrediyor. Zulüm ve küfrü yasaklıyor. îsrailoğullarının bizimle birlikte vaadedilen topraklara gelmelerini engellememeni istiyor.
"Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun."
Bil ki, ey Firavun, güvenlik ve selamet hidayete tabi olanlar için vardır. Onu da biz temsil ediyoruz. Öyleyse hidayete tabi ol ki, barışın hakim olduğu bir ortamda yaşamını sürdürebilesin.[21]Yoksa her zaman korkular, yıkımlar, ve iç çatışmalar tarafından kemirilen bir şiddet toplumunda yaşamaya mahkum olacaksın. Çünkü "bize vahyolundu ki: Doğrusu azab, bizim temsil ettiğimiz hakkı, "yalanlayan" ve ondan "yüz çevirenlerin üstünedir."
Büyüklük kompleksine kapılarak haktan yüz çevirenler barış yüzü görmezler. Onlar şiddetle, terörle, ölüm korkusu ile birlikte yaşamaya mecburdurlar.[22]
Sonuç
1- Kalp ile, lisan ile ve ameller ile Allah'ı zikretmek son derece önemlidir.
2- İnsanları Yüce Allah'a kulluk yapmaya davet ederken hikmeti ve güzel öğüdü göz önünde bulundurmak gerekir.
3- Yüce Allah yardımı ve desteği ile dostlarının ve salih kullarının yanındadır.
4- Dünya ve ahirette azaptan yana selamette olmak ve dünya hayatında Barış içinde yaşamak hidayete tabi olanların hakkıdır. Diğer insanlar dünya ve ahirette bundan yoksun kalmaya mahkumdurlar.
5- Zalim yöneticinin karşısına çıkmak, ona iyiliği emredip,kötülüğü neh-yetmek, ondan gelebilecek eziyetlere karşı sabretmek gerekir.
6- Sebepleri oluştuğu zaman, herhangi bir kimse korktuğundan dolayı sorumlu olmaz.[23]
49- Firavun dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"
50- Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."
51- Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyle i-se?"
52- Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."
53- Ki O, yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, ondan sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık.
54- Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın, şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.
55- Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.
Sözlük
Herşeye yaratılışını verdi. Yaratılışı itibariyle başka varlıklardan ayırdedümesini sağladı.
Sonra yolunu gösterdi. Hayvanlara yeme, içme barınma ve çiftleşme içgüdüsünü verdi.
Dedİ ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir?" Firavun Musa'ya, onu delillerinden uzaklaştırıp önceki nesillerin durumunu izah edenlesin diye, Nuh kavmi Ad ve Semud kavmi gibi puta tapanların durumu "Nedir," dedi.
Dedi ki, onun ilmi, Rabbimin katındadır. Onların yaptıklarını bilmek ve bundan dolayı hakettikleri cezayı vermek Rabbimin yetkisindedir. Bizi ilgilendirmeyen bu tür meseleler üzerinde kafa yormuyoruz.
Kitapta, benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz. Adı geçen toplumların amelleri bir kitapta yazılıdır, koruma altındadır. Rabbim onlara hakettikleri cezayı verecektir. Çünkü O, yanılmaz, unutmaz. Şayet onlara azap verse veya azabı bir süre için ertelese, hiç kuşkusuz bu, O'nun öngördüğü bir hikmetten kaynaklanır.
Yeryüzünü sizin için bir beşik, bir döşek kıldı. Sizin için yollar döşedi.
Değişik renk ve tatta, çift çift bitki türleri.
Bunda Allah'ın gücünü, bilgisini, hikmetini ve rahmetini gösteren semud kanıtlar vardır.
Akıl sahipleri İçin. En-Nuhyetu: Akıl, demektir. Kişiyi şirk ve günah gibi çirkinliklerden nehyettiği için bu şekilde nitelendirilmiştir.
Sizi ondan yarattık. Yani topraktan yarattık. Sizi tekrar ona geri vereceğiz. Kıyamet günü yine oradan çıkaracağız.
Son kez. Birincisi, topraktan yaratılıştı. Bu ise topraktan çıkarmadır.[24]
Açıklama
Surenin akışında bu kez Hz. Musa (a.s.) ile Firavun arasındaki karşılıklı konuşma konu ediliyor. Hz. Musa ve kardeşi, Firavun'a gitmiş, Yüce Allah'ın emrettiği şekilde onu yumuşak ve hikmetli bir üslupla Allah'a inanmaya ve yalnızca O'na kulluk etmeye davet etmişlerdi. Bu arada şu kainattaki gerçeği de dile getirmişlerdi:
"Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun. Gerçekten bize vahyolun-du ki: Doğrusu azab, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir."
"Sana selam olmasın ve sen Allah'ın âyetlerini yalanlayansın, dolayi-sıyle azaba uğrayacaksın" demiyorlar. Buna karşın Firavun onlara şöyle dedi:
"Sizin Rabbiniz kim, ey Musa?"
Melun burada, Hz. Musa'ya İsim vererek hitab ediyor. Böylece kendisinin sarayında yetiştiğine işaret etmiş oluyor. Bir diğer neden de başlangıçta yalnızca Hz. Musa'nın peygamberlik görevini üstlenmiş olmasıdır. Musa dedi
ki:
"Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."
Her yaratığı üzerinde bulunduğu şekil, renk, zat ve sıfat olarak başkalarından ayırdedilmesini sağlayan yaratılışı veren, sonra hayvanlara rızkını arama, yeme, içme ve barınma içgüdüsünü bahşeden Allah'tır. Kendisi için öngörülen emredilen şekilde hareket etme isteği ve soyunu devam etmeye yönelik çiftleşme isteğini yaratılışına yerleştiren O'dur. Bu cevap karşısında Firavun apışıp kaldı. Yüce Allah'ın Hz. Musa'ya ilham ettiği bilgileri dinlerken verecek cevap bulamadı. Son çare olarak konuyu dağıtmak için, ağır bir zayiat vermeden atlatmak için, ileri gelen adamların karşısında küçük düşmekten kurtulmak için dedi ki:
"İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?"
Puta tapan Nuh kavminden, Hud kavminden ve Salih'in kavminden söz et. Hz. Musa Firavun melununun asıl amacının konuyu dağıtmak olduğunu anladı ve ona şu cevabı verdi:
"Bunun bilgisi, Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."
Senin, hakkında soru solduğun mesele bizi ilgilendirmez. Geçip gitmiş
bu milletlerin durumlarına ilişkin bilgi Allah katındadır. Onlarla ilgili her şey Allah'ın indindeki kitap olan ,'Ievh-i mahfuz'da kayıtlıdır. Günü gelince Allah onları yaptıklarından dolayı cezalandıracaktır.
O'nun belirlediği veya bir süre için ertelediği azab, kuşkusuz daha sonra bir hikmete göre gerçekleşir. Çünkü benim Rabbim yanılmaz, unutmaz, herkesi işlediği ile cezalandırır. Ardından Hz. Musa fırsatı değerlendirerek Rabbi-nin vasıflarını anlatmaya başladı:
"Ki O, yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı."
Üzerinde yaşanabilir bir döşek gibi yaydı.
"Onda sizin için yollar döşedi."
Yeryüzündeki ulaşımı kolaylaştırdı, çeşitli yollar varetti. Bu yollar aracılığı ile ihtiyaç duyduğunuz şeylere ulaşmanızı sağladı.
"Ve gökten su indirdi."
Yağmur yağdırdı. Nehirlerin ve kuyuların kaynağı budur. İşte bu, benim ve sizin Rabbinizdir. O'nu tanıyın ve O'na kulluk edin. O'nunla birlikte bir başkasına ibadet etmeyin.
"Böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."
Yağmur aracılığı ile çeşitli renkte ve biçimde değişik türden bitkiler çıkardık. Her birinin kendine özgü tadı ve kokusu vardır. Bu sözler, Hz. Musa (a.s.)'nın konuşmasını tamamlayıcı olarak Yüce Allah tarafından dile getirilmiştir. Ayrıca Allah'ı ve ortaksız ilahlığını bilmeyen Mekke müşriklerine yönelik bir hatırlatma niteliğindedir.
"Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın."
Sözünü ettiğimiz değişik renk ve tattaki bitkilerden yiyin, hayvanlarınızı otlatın. Sonra da bu nimetlerimize şükretmek amacıyla bize ibadet edin ve düzmece ilahlara yönelik ibadeti terkedİn.
"Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için elbette âyetler vardır."
İnsanların ve hayvanların beslenmeleri için yağdırılan yağmurda ve yeşertilen türlü bitkilerde Yüce Allah'ın gücüne, bilgisine, hikmetine ve rahmetine ilişkin açık deliller vardır. Bu yüzden sadece Allah ibadete layıktır, başkası değil. Şu kadarı var ki, bu açık delilleri sadece akıl sahipleri, sağduyulu kimseler anlayabilir. Onlar bu deliller aracılığı ile Allah'ı bilmeye ulaşırlar. Sadece O'na kulluk edilmesi gerektiğini anlayıp başkalarına ibadet et-inekten kaçınırlar.
"Ondan" yarattık.
Bitki ve hayvanların hayat kaynağı olan topraktan sizi yarattık. Atanız Âdem'i topraktan yarattık. Ölüm ile sizi ona geri vereceğiz, ona gömüleceksiniz.niz.
"Sizi bir kere daha ondan çıkaracağız."
Kıyamet günü sizi yeniden kabirlerinizden çıkaracağız ve sizi sorguya çekeceğiz. Yaptıklarınızın karşılığı olarak ya kalıcı nimete kavuşacak ya da alçaltıcı azaba çarptırılacaksınız. Bunu karekterleriniz, nitelikleriniz, sıfatlarınız belirler. İyi karekterliler, nimetlere kavuşur, kötü karekterlüer, şirk ve günah nitelikli hayat sürdürenler azaba uğratılırlar.[25]
Sonuç
1- Soru sorana, doğru ve yararlı bir bilgiye dayalı olarak cevap vermek
gerekir.
2- Kendisini ilgilendirmeyen mevzuları bir kenara bırakmak, kişinin
müslümanlığının güzelliğini gösterir.[26]
3- Yüce Allah yanılmaktan ve unutmaktan münezzehtir.
4- Kainattaki bütün kanunlar, yüce Allah'ın sonsuz gücünün ve ortaksız ilahhğ*nm açık delilleridir.
5- Akıl, kişiyi batıl inançlardan, kötülüklerden kurtarmaya sebep olduğu için büyük bir değere sahiptir.
6- İnsanı çirkinliklerden alıkoyan akla, aklı selim denir.[27]
56- Andolsun biz ona âyetlerimizin tümünü gösterdik: Fakat o, yalanladı ve ayak diretti.
57- Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"
58- Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yer" tesbit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.
59- Musa dedi ki: buluşma zamanımız, bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti olsun.
60- Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini biraraya getirdi, sonra geldi.
Sözlük
Ona âyetlerimizin tümünü gösterdik, Hiçi oıaraıc gonucıuıgı-miz Musa ve Harun'un gerçekten peygamber olduklarını gösteren tüm delilleri ona sunduk. Fakat o, bu delillerden yüz çevirdi, tasdik etmeye yanaşmadı. Onların, alemlerin Rabbi tarafından gönderilen elçiler olduklarını'kabul etmedi. Toprağımızdan. Ülkemizden. Firavun'un egemen olduğu Mısıı ülkesi.
Sihrinle ey Musa. Âsa ve beyaz el mucizelerine işaret ediyor. Orta mekan. İki tarafça kabul edilebilecek âdil ve ortalama biı yer. Bu yer, fikri tartışma için elverişli olmalıdır. Herkesin görebileceği düz ve geniş bir alan olmalıdır.
Süslenme günü. İnsanların süslendikleri ve çalışmadıkları bayram günü.
İnsanların toplanacakları kuşluk vakti. Tartışmayı seyretsinler diye ülkenin dört bir yanından insanlar gelsin.
Firavun yüz çevirdi, ayrıldı. Firavun kendisi ile Musa ve kardeşi Harun arasında geçen konuşmayı büyük bir kibir ve böbürlenme Örneği sergileyerek terketti.
Ve hilesini topladı. Hileli düzenini yürütecek, kendisine destek verecek büyücüleri topladı.[28]
Açıklama
Bir yanda Hz. Musa ve Harun'un, bir yanda da Firavun ve ileri gelenlerin yer aldığı tartışmanın konu edildiği âyetlerin akışı sürüyor. Bu arada yüce Allah buyuruyor ki:
"Andolsun biz ona", yani Firaavun'a "âyetlerimizin tümünü gösterdik."
Musa ve Harun'un bizim tarafımızdan görevlendirilen elçiler olduklarına ilişkin hertürlü delili gözlerinin önüne serdik. Ama o, bu kanıtlara itibar etmedi, onları yalanladı, onların elçiliklerini kabul etmeye yanaşmadı.
"Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı geldin9"
Hızla koşan bir yılana dönüşen âsa'nın saldığı dehşetle bizi memleketimizden çıkarmayı mı amaçlıyorsun?
"Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz, şimdi sen, 'bir buluşma zamanı ve yeri' tesbit et."
Burada karşı karşıya gelip kozlarımızı paylaşalım.
"Bizim de, senin de karşı olmayacağımız açık, geniş bîr yer olsun."
Aramızdaki karşılaşmayı herkesin görebileceği şekilde düz, geniş ve engebesiz bir alan da yapmalıyız. Yüce Allah Hz. Musa'nın şu cevabı verdiğini bize bildiriyor:
"Buluşma zamanımız bayram günüdür."
Kastettiği, Mısır'da yaşayan ve kıbti denilen bir kabilenin bayramlarıydı. O gün Kıbtiler yeni elbiselerini giyer ve çalışmazlardı.
"İnsanların toplanacakları kuşluk vakti olsun."
Tartışma ve karşılaşmanın geniş katılımlı olması için, ülkenin dört bir yanından insanların katılımı sağlanmalıdır. Sözün bu noktasında Firavun toplantı salonunu terkeder, konuşmaya ara verir. Büyüklük kompleksi içinde uzman kadrolarını, büyücü danışmanlarını toplar, Hz. Musa ve Hz. Harun hakkında kurduğu tuzağa ilişkin olarak görüş ve önerilerini sorar. Bundan sonraki âyetlerde Musa'nın temsil ettiği hak, kesin bir zafer kazanacaktır.[29]
Sonuç
1- Firavun azgın, kibirli ve haddini aşan bir diktatördür.
2- Büyünün etkisi vardır. Öğrenilerek elde edilir. Büyüde uzmanlaşmış kimseler, onu öğretirler.
3- Hakkı üstün getirip, batılı yenilgiye uğratmak için yarışmaya ve tartışmaya girmek meşru bir yöntemdir.
4- Savaş ve barış için uygun bir zaman ve zemin seçmek de akıllıca yoldur.[30]
61- Musa onlara dedi ki: size yazıklar olsun. Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüz kurutulur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir.
62- Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.
63- 'Dediler ki: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirle-riyle yurdumuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğumuz yolumuzu yok etmek istemektedirler."
64- Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bu gün üstünlük sağlayan gerçekten kurtuluşu bulmuştur.
65- Ey Musa, dediler. "Ya sen at veya önce biz atalım."
66- Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen ne görsün, sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.
Sözlük
Size yazıklar olsun. Musa'nın onlar hakkında yaptığı bu beddua: "Allah sizi yok etsin, helak olasınız" demektir.
Ve azapla sizi helak edecektir. Katından bir azap ile sızı helak edecektir.
Aralarında durumlarını tartıştılar. Hz. Musa ve Harun hakkında görüş alış-verişinde bulundular: "Bunlar peygamber mi, yoksa sihirbaz mı?"diye bir birlerine sorup kendi aralarında bir cevap bulmaya çalıştılar. j Aralarında gizli konuştular: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır..."
sözünü gizlice fısıldadılar.
Örnek olarak tuttuğunuz yolu. Seçkin ve lider kimselerin halkınız için belirledikleri örnek hayat sistemini yıkmak istiyorlar.
Hilelerinizi toplayın. Bir araya getirin. Ortak bir hileli düzen kurun. Birlik halinde hareket edin. Herbiriniz ayrı bir düzen peşinde koşmasın.
Galip gelen bu gün büyük bir ödül kazanır iflah olur. Zafer elde eder.
Ya sen asanı at.
Sihirlerinden ona hareket ettiği hayal oldu. Musa büyücülerin iplerini ve asalarını koşan yılanlar gibi gördü. Büyücüler onlara civa sürmüşlerdi, güneş vurunca da hareket etmeye başladılar. Musa da bunların gerçek yılanlar olduklarını sandı.[31]
Açıklama
Surenin akışı içinde, Hz. Musa ile Firavun'un karşılaşma için topladığı sihirbazlar arasındaki konuşmanın geçtiği sahne canlandırılıyor. Musa (a.s) belki tevbe ederler diye, onlara şu uyarıcı hitabı yöneltir:
"Size yazıklar olsun. Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın."
Allah'a karşı yalan uydurmayın, kendi uydurduğunuz şeyleri Allah'a nis-bet etmeyin.
"Sonra bir azap ile kökünüz kurutulur."
Taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayan bir azapla kökünüz kurutulur,
"Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir."
Allah'a veya insanlara karşı yalan uyduranların helak olup gitmeleri ilahi bir yasadır.
Hz. Musa (a.s)'nın bu tehdit edici uyarısından sonra, aralarında bir görüş ayrılığı belirdi. Bu sözleri söyleyen kişi bir büyücü mü yoksa gökten haber getiren bir elçi mi? diye sormaya başladılar. İşte şu ifadelerden bunu anlıyoruz:
"Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar." "Gizli konuşmalara geçtiler."
Sözlerinin başkaları tarafından duyulmasını önlemek için aralarında gizlice konuşmayı tercih ettiler;
"Bunlar herhalde iki sihirbazdır."
Hz. Musa ve Harun birer sihirbazdır demeye başladılar. "Sizi sihirleriyle yurdumuzdan sürüp çıkarmak istiyorlar." Sizi Mısır topraklarından sürmek ve "örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu yok etmek istemektedirler."
İsrailoğulları ve başkaları üzerindeki hükümranlığınız, yöneticilik hakkınıza son vermek istiyorlar. Amaçlan, halkı 'sizin hükümranlığınız altından çıkarıp hükümranlıkları altına sokmak, kendi dinlerine bağlamaktır, öyleyse aranızda birleşin ve sakın onların karşısında görüş ayrılığına düşmeyin.
"Sonra gruplar halinde gelin, kenetlenmiş olarak çıkın karşılarına ve bilin ki:
"Bu gün üstünlük sağlayan gerçekten kurtuluşu bulmuştur."
Galip gelen büyük bir ödül alacaktır. Bu sözü, Hz. Musa (a.s)'ya karşı
nasıl bir üslup takınacaklarını kararlaştırdıktan sonra sarf etmişlerdi. Sonra
Firavun'un emriyle:
"Ey Musa" dediler, ya sen asanı at veya biz önce atalım."
Musa dedi ki:
"Hayır, siz atın."
Ellerindeki ipleri ve asaları yere attıklarında Musa: "ne görsün, sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü." Cıva ile kaplı oldukları için birden bire güneş ışınlarına maruz kalınca, kıvrılarak hareket ediyorlarmış gibi geldi Hz. Musa (a.s.)'ya.[32]
Sonuç
1- Allah'ın zatı ve emirleri hakkında yalan uydurmak haramdır. İşte bu yalan türü yalancının kökünün kurutulmasını, hüsrana uğratılmasın i gerektiren büyük bir günahtır.
2- Tamamen dine ait olan bir konuyu, kitleler etkilenir, inanır ve doğru yolu bulur korkusu ile şahsi bir çıkarmış gibi göstermek, kimi insanların öteden beri başvurdukları bir hile ve bir aldatmacadır.[33]
3- Yüce Allah'ın Hz. Musa ve Hz. Harun (a.s) ile beraber olduğu, Hz. Musa'nın hareketlerinde belirginleşiyor. Çünkü, önce sihirbazların hünerlerini göstermelerine izin vermesinin bir hikmeti vardı. Çünkü sahneyi izleyenlerin zihninde kalan şey, genellikle son hareket ve son söz olur. Özellikle böyle bir
sahnede![34]
67- Musa bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.
68- "Korkma" dedik. Muhakkak ki sen üstün geleceksin.
69- Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.
70- Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.
71- Firavun dedi ki: ben size izin vermeden önce O'na inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak ke-
seceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız.
Sözlük
Kendi içinde bir korku duymaya başladı.
Galip sensin. Üstün geleceksin ve galip sen olacaksın.
Yutar. Büyücülerin yaptıkları ipleri ve asaları büyük bir hızla yutacaktır.
Büyücünün hilesi. Onların göz boyacılığı kalıcı ve sürekli olmaz.
Sihirbaz kurtuluşa eremez. Başarı elde edemez. Nerede olursa olsun büyücü amacına ulaşmaz, başarılı olmaz.
Ve sihirbazlar alınlarını yere koymak suretiyle secdeye kapandılar.
Muhakkak ki o sizin büyüğünüz. Size sihri Öğreten Öğretmeni-nizdir.
Tersten çaprazvari. Sol ayakla birlikte sağ elinizi.
Hurma dallarında.
Hangimizin daha şiddetli ve devamlı azabı vardır. Burada melun Firavun kendisini ve Hz. Musa'nın Rabbini karşılaştırıyor. Hangimizin azabı daha şiddetlidir? Hangimizin isyancılara verdiği ceza daha kalıcı, daha süreklidir?[35]
Açıklama
Hz. Musa ile Firavun'un sihirbazları arasındaki yarışmayı konu edinen âyetler grubunun akışı devam ediyor. Sihirbazlar iplerini ve asalarını yere atınca, bunlar, kıvrılmaya, hareket etmeye başladılar. Alanın her tarafını doldurdular. Bunlar karşısında Hz. Musa içinde bir korku hissetti. O anda Rabbi ona şöyle vahyetti:
"Korkma. Muhakkak ki, sen üstün geleceksin?"
Galip gelecek, onları ağır bir hezimete uğratacaksın. 67. âyetin ifade
ettiği anlam budur. Buna göre, Hz. Musa kendi içinde bir korku hissetmiştir.
68. ayette ise şöyle deniyor:
"Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin." "Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır."
Büyük bir hızla onları yutacaktır. Nedeni ise, şöyle açıklanıyor:
"Çünkü onlarm yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir."
Büyücünün hilesidir, göz boyamasidır.
"Büyücü ise nereye varsa kurtulmaz."
Büyücü istediğini elde edemez, hiç bir zaman hakikat karşısında zafer elde edemez. Çünkü onun yaptığı, sadece seyircilerin gerçek diye zannettikleri hayallerdir. Kalıcı hakikatleri yoktur. Eşyayı aslından başka bir şeye dönüştürmez, başkalaştırmaz. Büyücüler Hz. Musa'nın attığı asanın, onların attıkları ipleri ve asaları yutuverdiğini görünce, onun sihir olmadığını anladılar. İlâhi bir mucize olduğunu anlamakta gecikmediler. Ve gayet net bir^ifadeyle, teslimiyetlerini şöyle dile getirdiler:
"Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik."
Bu olay karşısında dehşetten gözleri faltaşı gibi açılan, burnundan öfke soluyan Firavun, hezimeti basitleştirmek için tehditler savurarak, sihirbazları komploculukla suçladı:
"Ben size izin vermeden önce O'na inandınız öyle mi?"
"Şüphesiz o sizin büyüğünüzdür."
Baş öğretmeninizdir.
"Sîze büyüyü öğreten odur."
Onunla önceden anlaştınız, bu yenilgi planını hazırladınız.
"Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim."
İbret-i alem olsun diye, ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim.
"Sizi hurma dallarında sallandıracağım. Başkalarına ibret olsun diye elleri ve ayakları çapraz olarak kesilmiş cesetlerinizi hurma dallarına asıp teşhir edeceğim.
"Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."
Benim azabım mı daha ağır ve dayanılmazdır, yoksa Musa'nın Rabbinin-kimi?[36]
Sonuç
1- Sebepleri oluştuğu zaman herhangi bir şeyden korku duymak, inanç açısından bir sakıncası yoktur.
2- Büyücülerin bazı eşyaları başka şeylere dönüştürmeleri, başkalaştır-malari, gerçekte olmayan bir göz boyamadan başka bir şey değildir.
3- Büyü haramdır. Büyünün mahiyeti ise yalan ve aldatmacadan ibarettir..
4- Büyücüler mucize ile sihir arasındaki farkı gördükleri için, mucizeden olağanüstü biçimde etkilenmişlerdi.
5- Mü'min cesurdur. Ölüm ve idam tehditleri onu korkutmaz, yıldırmaz.[37]
72- Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih edip-seçmeyiz." Bizim hakkımızda ne karar ve-
rirsen ver; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin.
73- Gerçekten biz rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyle bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin suçumuzu bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir.
74- Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir.
75- Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır.
76- İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de onlarındır. Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır.
Sözlük
Kesinlikle seni tercih edip seçmeyiz. Bizi yoktan var eden.
Neye hükmünü yürütebiliyorsan, durmaksızın hükmünü yürüt. Bize yapacağını söylediğin şeyi yap.
Allah daha hayırlı ve bakidir. O'na itaat edildiği zaman Allah'ın vereceği sevap, senin vereceğin ödülden daha hayırlıdır. O'na karşı çıkıldığı zamanda vereceği azab, senin cezandan daha süreklidir.
Mücrim. Şirk, küfür ve günah aracılığı ile nefsini ifsad etmek suretiyle suç işleyen.
Arınanların karşılığı. Şirk ve günahtan arınanların mükafatı Şirk ve günahtan arınmak, iman ve salih amelle mümkündür.[38]
Açıklama
Âyetlerin akışı içinde, Firavun ve henüz iman etmiş büyücüler arasındaki karşılıklı konuşma sahnesi canlandırılıyor. Allah'a iman ettikleri ve bir Ta-ğut olarak kendisinin otoritesini reddettikleri için, Firavun onları Öldürmekle, hurma dallarında sallandırmakla tehdit edince, mü'min büyücüler ona şu cevabı verdiler:
"Biz seni asla tercih edip seçmeyiz."
Ey Firavun "Bize gelen apaçık delillere..."
Hz. Musa ve Hz. Harun'un Rabbinin gerçek Rab olduğuna ve O'na itaat edip kulluk yapmanın bir zorunluluk olduğuna ilişkin deliller karşısında, seni Yüce yaratıcımıza tercih etmemiz, sana inanıp O'nu inkar etmemiz mümkün değildir. Bu hiç bir zaman gerçekleşmeyecek bir kuruntudur. Öldürme ve darağacında sallandırma gibi tehditlerinden de çekinmiyoruz. Elinden geleni yap.
"Sen yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin." Dünyada belli bir hükümranlığa sahip olduğun için bazı hususlarda hükmünü yürütebilirsin. Ahirette ise, senin aleyhinde hükmedilecek, sonsuza dek onur kırıcı azaba çarptırılacaksın, hükmeden değil, mahkum olacaksın.
Henüz yeni inanmış büyücüler, en ufak bir korku duymadan, inançlarını şu şekilde haykırdılar:
Gerçekten biz Rabbimİze iman ettik."
Bizi yaratan, bizi nzıklandiran ve bizim hayatımızı yönlendiren yüce Rabbimize İnandık.
"Günahlarımızı ve sihir dolayısiyle bizi kendisine karşı zorlayarak sürüklediğin suçumuzu bağışlasın."
Sihir yapmak ve öğretmek suretiyle işlediğimiz suçu bağışlamasını diliyoruz. Çünkü biz isteyerek yapmadık... Hiç şüphe yok ki, Firavun, Hz. Musa'nın âsa ve beyaz el mucizelerini görünce, sihirbazları büyücülüğü öğrenmeye, sihir yapmaya ve büyücülüğü öğrenip Hz. Musa ile yarışmaya zorlamıştı.
"Allah,daha hayırlıdır ve daha süreklidir."
İman edip salih amel işleyenlere verdiği sevap ve makam daha hayırlıdır. Küfredip başka birine İtaat edene verdiği ceza ise,daha kalıcıdır. Karşılıklı geçen bu konuşmaları 72. ve "73 âyetlerden izliyoruz.
74. âyette ise şöyle buyuruluyor:
"Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse."
Nefsine karşı şirk ve günahkarlıkla suç işlerse, "hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilirler ki dinlene bilsinler ne diri-lebilirler ki mutluluk verici bir hayat yaşayabilsinler.
"Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse."
Allah'a inanıp Tağutu reddederse, onun şeriatına göre amel edip farzları
yerine getirerek yasaklarından kaçınırsa.
"İşte onlar için" iman ve salih amellerinin ödülü olarak "yüksek dereceler vardır. Adn cennetleri de onlarındır."
Adn cennetlerine konulurlar, orada yüksek derecelere sahip olurlar.
"Altından ırmaklar akar. İçlerinde ebedi olarak kalırlar."
Ne ölürler, ne de oradan çıkarılırlar.
"Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır."
Şirk, suç ve günah nitelikli bir hayat biçiminden uzaklaşıp iman ve salih amel esasına dayalı bir hayat sürdürerek arınanların mükafaatı budur. Hiç kuşku yok ki, büyücüler sahip oldukları bu bilgileri, Hz. Musa ve Hz. Harun'un daveti sonucu öğrenmişlerdi. Çünkü Hz. Musa ve Hz. Harun onların aralarında uzun süre kalarak davet ve tebliğlerini yürütmüşlerdi.[39]
Sonuç
1- Ahmak cahillerden başkası küfrü imana, batılı hakka ve hurafeleri gerçek dîne tercih etmez.
2- Ahiret azabına göre dünya işkencesine katlanılabilir ve sabredilebilir.
3- Zorlama iki türlüdür:
a) Dayanılmaz bir işkence ve dayakla herhangi bir şeye zorlanmak. Bu şekilde bir günah işleyen kimse bağışlanır.
b) Tehdit ve talep sonucu bir günah işlemeye zorlanmak. Böyle bir suç, ancak samimi bir tevbeden sonra bağışlanır. Büyücülerin zorlanmaları, bu ikinci şıkkm kapsamına girer.
4- Bu âyetlerde küfür ve günahla birlikte iman ve salih amelin de karşılığı açıklanmaktadır.[40]
77- Andolsun, biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."
78- Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sularda onları tamamen kaplayıverdi.
79- Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.
80- Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
81- Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlardan yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner; Benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür.
82- Gerçekten ben, teybe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.
Sözlük
Kullarımı geceleyin
yürüt.
Denizin ortasında üzerinde su bulunmayan kupkuru bir yol.
Yetişilmekten korkma. Yakalanmaktan korkma. Firavun'un size yetişmesinden ve suyun sizi kaplayıp boğmasından korkma.
Denizin suyundan onları kaplayıveren kaplayıverdi de boğulup gittiler.
Ve Firavun kavmini sapıttırdı. Kavmini kendine inanmaya ve alemlerin Rabi olan Allah'ı inkar etmeye çağırmak suretiyle saptırdı.
Hidayete ermedi. Doğru yolu bulup halkına da göstermedi. Halkına söz verdiği gibi onları doğru yola iletemedi: "Sizi doğru yoldan başkasına yöneltmiyorum." {Mü'min Suresi, 29)
Tur'un sağ yanı. Dinlerini ve dünyalarını düzenleyen Tevrat'ı Hz. Musa'ya indirmek İçin.
İKar gibi beyaz bir şeydir. Mennu: Kudret helvası, Selva ise; bıldırcın kuşuna denir.
Onda haddi aşmayın. Aşırı gitmek ve Allah'a şükretmemek suretiyle azgınlaşmayın.
Sonra doğru yola erişti. Ölene kadar iman, tevhid ve salih amel üzere bir hayat sürdüren.[41]
Açıklama
Uzunca bir zaman süren tartışmalardan, iyice alevlenen husumetten sonra, Firavun ve soydaşları hakkı kabule, gerçeği anlamaya yanaşmadılar. Bunun üzerine Yüce Allah Hz. Musa (a.s) ya şu emri verdi:
"Biz Musa'ya vahyettik ki:"
Neyi vahyetmişti Yüce Allah?.. İsrailoğullarını geceleyin yürütüp Mısır'dan çıkarmayı.
"Andolsun Musa'ya vahyetmiştik: Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir."
"Onlara denizde kuru bir yol aç."
Denizin ortasında onların geçebilecekleri bir yol aç. Nitekim Hz. Musa (a.s.) asası ile denize vurmuş, deniz ikiye ayrılarak ortasında kupkuru bir yol belirmişti. Böylece İsrailoğulları denizi geçmişlerdi. Firavun da peşlerinden gelip ordusuyla denizin ortasındaki yola girince, yüce Allah yanlan denizi tekrar birleştirdi, böylece Firavun'u ve askerlerini topluca boğdu. Hz. Musa ve İsrailoğulları ise kurtulmuşlardı.
"Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulard a denizin suyun da onları kaplayıveren deniz sularının muazzam bir kısmı onları kaplayi verdi."
Bundan önce Yüce Allah Hz. Musa (a.s.)'ya Şöyle hitap etmişti.
"Yetişilmekten korkma ve endişeye kapılma." Firavun'un, ardından gelip sana yetişmesinden korkma. Denizde boğulmaktan ise endişe etme.
"Firavun kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi."
Bu gerçeği yüce Allah haber veriyor: Firavun, kavminin hakka inanıp hak davetçilerine uymasına engel oldu. Onları gerçeği İnkar etmeye ve doğru yoldan uzaklaşmaya davet etti. Onlar da onun çağrısına uydular, böylece saptılar ve hidayete eremediler. Firavun'un halkına: "Sizi doğru yoldan başka bir şeye yöneltmiyorum" demesi de kocaman bir yalandı.
"Ey îsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan," Firavun ve ordularından "kurtardık. Tur'-un sağ yanında sizinle vaadleştik."
Elçimiz Hz. Musa ile birlikte siz Musa'nın kavmi ile vaadleştik ki, sizin için doğru yol kılavuzu olan Tevrat'ı İndirelim ve siz de onun bildirdiği şeriatla hükmedesiniz. Çölde bulunduğunuz sırada yiyecek olarak size kudret helvası ve bıldırcın indirdik.
"Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin."
Size bu şekilde emir verdik ve: Size rızık olarak verdiklerimizden helal olanlarını yiyip için.
"Bu konuda azgınlık yapmayın."
Helali bırakıp harama yönelmeyin, yeme ve içmede israfa koşmayın ve nimetlerinden dolayı Allah'a şükretmeyi ihmal etmeyin.
"Yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner." Eğer azgınlık ederseniz, gazabıma maruz kalırsınız. "Benim gazabım kimin üzerine inerse."
Kİm de gazabımı hakederse, "Muhakkak o, tepetaklak düşer."
Cehennemin dibine yuvarlanarak helak olur.
"Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım."
Yüce Allah, İsrailoğullarına ve onların şahsında tüm insanlara vaad ediyor ki: Ben inanan, buna bağlı olarak salih amel işleyen, yani farzları yerine getirip yasaklardan kaçınan, sonra bu özelliğini şaşmadan ölümüne kadaı sürdüren kimseyi bağışlarım.[42]
.
Sonuç
1- Bu tür kıssalar ancak vahiy yoluyla öğrenilebilir ve öğrenmenin bundan başka yolu da yoktur. Bunun İçin, Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamber liginin birer delili konumundadır.
2- İsrailoğullarının geçmesi için denizin yarılıp ortasında kupkuru bir yo lun belirmesi mucizesi, Yüce Allah'ın varlığının, sonsuz gücünün, ilminin rah metinin ve hikmetinin bir delilidir.
3- Bu âyetler de, Kur'an'ın muhatabı olan yahudilere, eski kuşakların; yönelik nimetler hatırlatılarak, Allah'a şükretmeleri, günahlarından tevbe edi] İslâm'a girmeleri amaçlanıyor.
4- İsraf, zulüm ve nimete karşı nankörlük haramdır.
5- Gazap, Allah'ın bir sıfatıdır. Bu sıfat, O'nun celal ve kemaline yarası bir niteliktedir. Mahlukların Öfkesine benzemez.[43]
83- "Seni kavminden 'çarçabık ayrılmaya iten' nedir ey Musa?"
84- Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kılman için, sana gelmekte acele ettim Rabbim."
85- Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini denemeden geçirdik, samiri onları şaşırtıp-saptırdı.
86- Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size verilen sözün süresi pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?
87- Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin süs eşyalarından bir takım yükler yüklenmiştik, onları ateşe attık, böylece samiri de attı."
88- Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "işte, sizin ve Musa'nın ilahı budur; fakat Musa unuttu" dediler.
89- O'nun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?
Sözlük
Seni acele ettiren nedir? Seni kavmini bırakıp onlardan önce gelmeye zorlayan sebep nedir?
Onlar beni izliyorlar. Benden uzak değildirler.
Ey Rabbim benden hoşnud olmanı sağlamak için acele ile geldim.
Kavmini imtihan ettik. Onları denedik.
Samiri onları saptırdı. İslâm'dan ve hidayetten uzaklaştırıp şirke, Allah'tan başkasına ibadet etmeye yöneltti.
Oldukça kızgın ve üzgün olarak.
Güzel vaad. Size Tevratı vermeye ilişkin ilahi vaad. Bununla hayatınızı düzenleyecek, şeriatı ile hükmedecektiniz. Böylece olgun kullar olarak mutluluğa erişecektiniz.
Vaatleşme süresi size uzun mu geldi? Otuz günlük bir süre çok mu? Yüce Allah bu süreyi daha sonra kırka tamamlayacaktı,
Bana verdiğiniz söze uymadınız. Arkamdan geleceğinize dair verdiğiniz sözü tutmadınız.
Kendi isteğimizle ve gücümüz dahilinde. Fakat heva ve heves bize galip geldi. Bu yüzden arkandan gelip sözümüzü tutmayı beceremedik.
Yük, suç. Kadınların süs eşyalarını ve giysilerini yüklenmiştik.
Onları attık.
Samiri attı. Samiri adı, Musa b. Zafer'dir. İsrailli, Samire kabilesine mensuptur. Attığı şey de, Cebrail'in atının bastığı yerden aldığı topraktı. Yani o toprağı, kadınların süs eşyalarının atıldığı çukura attı.
Cesetli buzağı. Yani, bir buzağı heykeli. Onun böğürtüsü vardı. Böğüren bir buzağı.
Ve unuttu. Yani Musa Rabbini burada unuttu, gidip onu başka yerde arıyor dediler.
Size sözü geri çeviriyor mu? Sizinle konuşabiliyor mu? Böğürmeden başka hiç bir ses çıkaramadığı için, onunla konuştukları zaman, cevap vermiyordu.[44]
Açıklama
Yüce Allah, İsrailoğullannı Firavun ve firavunun ileri gelenlerinden kurtardı. Firavuh'un ordusundan kaçarlarken Hz. Musa (a.s) denizi yardı. İsra-iloğullarınm geçtiği yerden, Firavun ve ordusu da geçmek isterken boğuldular. Bundan sonra Hz. Musa, vadedilen topraklara doğru hareket eden kavmine, Yüce Allah'ın kendilerini Tur dağına getirmesini emrettiğini söyledi. Yüce Allah orada, şeriatını, dünya ve ahiret nizamım İçine alan Tevrat'ı indirecekti. Buluşma noktası da Tur'un sağ yanıydı. Hz. Musa va'dedilen yere gitmede acele etti. Yerine kardeşi Harun'u, halkının başında bıraktı ve ardından gelmelerini istedi. Sonunda Tur dağının yanında buluşacaklardı. Ancak ne olduysa, Samiri'nin bir buzağı heykelini yapıp İsrailoğullannı Hz. Musa'nın ardından gitmekten vazgeçip buzağıya tapmaya davet etmesiyle oldu.
"Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten1 nedir ey Musa?" Yüce Allah'ın bu soruyu Hz. Musa'ya yöneltmesinin sebebi, kendisinden sonra halkında meydana gelen inanç değişikliğini haber vermektir.
"Seni çarçabuk ayrılmaya iten nedir?"
Neden yalnız başına geldin? Emir, İsrailoğullanyla birlikte gelmen şeklinde değil miydi? Hz. Musa (a.s) şu cevabı verdi:
"Onlar arkamda izim Üzerindedİrler."
Arkamdan geliyorlar.
"Hoşnut kalman İçin, sana gelmekte acele ettim."
Bu söz üzerine Yüce Allah, kavminin içinde bulunduğu son durumu ona haber veriyor:
l!Biz senden sonra kavmini denemeden geçirdik. Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."
Samiri bir buzağı heykeli yaptı ve senin kavmini ona ibadet etmeye çağırdı.
"Yüce Rab budur, Musa ise onu uzaklarda arıyor" dedi.
Hz. Musa'nın duası ve Yüce Allah'ın Tevrat hükümlerini içeren sayfaları sunuşu sona erince "Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü."
Büyük bir üzüntü içinde soydaşlarının bulunduğu yere geldi ve öfkeli bir biçimde:
"Dedİ ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı?" Burada Hz. Musa (a.s) kavmine, Yüce Allah'ın kendilerini Firavunoğul-
larından kurtarmaya, kendilerine önderlik ve hükümranlık bahşetmeye ilişkin
vaadini hatırlatıyor. Böylece onları işledikleri hatadan dolayı azarlıyor.
Arkasından gelmeyip buzağıya tapmak ve buna bağlı olarak şiddetli görüş
ayrılığına düşmelerini eleştiriyor.
"Size verilen sözün süresi pek uzun mu geldi?"
Hayır. Süre uzun değildi. Topu topu otuz gündü. Fakat siz onu da tamamlamadınız, nihayet sınandığınızın farkına varmayip Rabbinizden başkasına kulluk sunma suçunu işlediniz.
"Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir azabın inmesini mi istediniz?"
Siz bu bozgunculuğunuzla,Rabbinizin gazabım üzerinize çektiniz ve gazaba uğramanız artık kaçınılmazdır.
"Bana verdiğiniz sözden caydınız."
Buzağıya tapmaya başlamak, Rabbinizle kararlaştırdığınız yere gelmek üzere beni izlemeniz şeklindeki sözünüzü tutmamak suretiyle bana muhalefet ettiniz.
"Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik."
Bunu bir mazeret olarak Hz. Musa (a.s.)'ya söylüyorlar. Sözden caymalarının mümkün olmadığını ileri sürüyorlar. Hevalarmın ve arzularının önüne geçemediklerini, bu yüzden arkasından gelme gücünü kendilerinde bulamadıklarını iddia ediyorlar. Demek istiyorlar ki: Samiri saptırmasına; "Bu sizin Rabbinizdir, Musa yanlış yerde O'nu arıyor' sözlerine karşı koyacak durumda değildik. Baskı altında kaldık, nefsimizin arzusuna direnemedik, nefsimize uyduk.
"Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik."
Kendi gücümüz ve arzumuz dahilinde sana muhalefet etmedik. Çeşitli
etkenlerin baskısı altında böyle bir tavra yöneldik.
"Ancak o kavmin süs eşyalarından bir takım yükler yüklenmiştik. Onlan attık."
İsrailoğullan bu sözleriyle fitnenin ortaya çıkış biçimini ve sebebini açıklıyorlar. İsrailoğullan kadınları, Mısırlı kadınlardan kendi bayramlarında takınmak üzere süs eşyaları ve takılar ödünç almışlardı. Ama bu takıları geri vermeden Hz. Musa ile birlikte Mısır'ı terk etmeleri ile sonuçlanan gelişmeler olmuştu. Sonunda kurtulmuş, Firavun ve orduları da suda boğulmuştu. Sahile vardıklarında Hz. Musa, Rabbi ile buluşma hususunda acele etti ve kardeşi Harun'un başkanlığında kendisini izlemelerini ve Tur dağına gelmelerini emretti. Fakat Samiri lakabıyla anılan Musa adlı bir şahıs, fırsatı değerlendirdi. İsrailoğullarınm kadınlarına dedi ki: "Yanınızdaki takılar size helal değildir. Bunlar emanettir. Nasıl takınabiliyorsunuz bunları?" Ardından bir çukur kazarak, "yanımızdaki süs eşyalarını atın" dedi. Kadınlar denileni yaptılar. O da takıları eritip onlardan başka türlü yararlanmak üzere bir ateş yaktı. Bunları şu ifadeden çıkarıyoruz:
"Ancak o kavmin süs eşyalarından bir takım yükler yüklenmiştik." Firavun kavminin kadınlarına ait bir takım süs eşyalarını emanet olarak almıştık. Sonra onları Samiri'nin isteği üzerine bir çukura atmıştık.
"Böylece Samiri de attı."
Bunlar İsrailoğullarınm mazeret kabilinden Hz. Musa'ya karşı söyledikleri sözlerdir. Biz süs eşyalarını çukura attığımız gibi, Samiri de yanındaki toprağı üzerine serpti. Bu toprağı Cibril'in atının ayak izinden almıştı. Böylece Samiri, buzağı heykelini yaptı ve böğüren bir heykel olarak ortaya çıkardı. Birbirlerine dediler ki: "İşte sizin ve Musa'nın ilahı budur. Musa o'nunla buluşmaya gitti, ama Rabbini burada unuttu, yolunu şaşırdı. Musa gelene kadar buna ibadet edin."
Yüce Allah bu anlayışlarını kınayıcı bir üslupla şöyle buyuruyor:
ı "Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini görmüyorlar mı?"
Konuştuklarında cevap alamıyorlar, "onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını" görmüyorlar mı? Şu halde, O'nun ilah olduğunu nasıl söyleyebiliyorlar? Bir şey istediklerinde cevap vermiyor, taleplerini karşılamıyor, yardıma ihtiyaç duydukları anda yardım edemiyor. Pekii, bu nasıl ilahtır?.. Bu, cahilliğin, sapıklığın ve ihtiraslara uymanın bir örneğinden başka bir şey
değildir. Böyle bir sapıklıktan Allah'a sığınırız.[45]
Sonuç
1- Acelecilik bir insanda bulunmaması gereken kötü bir niteliktir. Bir çok olumsuz sonuçlara neden olur. Örneğin Hz. Musa (a.s.)'nm vaadedilen yere gitmede acele etmesi ve kavmini geride bırakması, büyük bir olaya neden olmuştu; İsrailoğullan ondan sonra buzağıya tapacak kadar sapmış ve buna bağlı olarak korkunç gelişmeler başgöstermişti.
2- Allah'ın rızasını talep etmek güzel bir şeydir, ama, Allah'ın rızasını elde etmeye elverişli bir amelle bu mümkün olur.
3- Allah için Öfkelenmek meşrudur, O'na yönelik ibadetin terkedilmesi, emir ve yasaklarına muhalefet edilmesi durumunda,bir mü'minin hüzünlenmesi de dini gayretten ileri gelen haklı bir tepkidir.
4- Kadınların birbirlerinden ödünç olarak takı alıp süslenmeleri meşrudur, ama bu takıların asıl sahibine ait olduklarım inkar edip el koymak haramdır.
5- Hak ile batılı, hayır ile şerri birbirinden ayırmak için aklı kullanmak ve
düşünme yeteneğini devreye sokmak lazımdır.[46]
90- Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz, denendiniz. Sizin Rab-biniz Rahman olan Allah'tır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.
91- Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."
92- Musa da gelince: "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni onlara müdahale etmekten alıkoyan neydi?"
93- Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?
94- Dedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup yolma. Ben, senin İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum.
Sözlük
Onunla imtihan olundunuz. Buzağı ile denendiniz. O'na kulluk etmeye, saygı duruşunda bulunup Önünde bel bükmeye devam edeceğiz.
Saptıklarını gördüğünde. Onların, Allah'tan başkasını ilah edinip buzağıya tapmak suretiyle saptıklarını gördüğünde.
V Sakalımı tutma. Hz. Musa büyük bir öfkeyle kardeşinin sakalını ve saçını tutup sallıyordu, bir yandan da onlara ses çıkarmadığı için kınıyordu.
. Sözümü önemsemedin. Bu husustaki sözümü önemsemedin.[47]
Açıklama
Âyetler Allah'la konuşmadan dönen Hz. Musa ile kavmi arasında geçi-
yor:
"Andolsun, Harun bundan önce onlara demişti:"
Musa'nın dönüşünden önce, onların buzağıya taptıklarını görünce, "Ey kavmim, buzağı sizin ve Musa'nın Rabbi değildir. O, sadece bir imtihan aracıdır, onunla imtihan oluyorsunuz. Yüce Allah, kendisine yönelik kulluktaki sabrınızı ve peygamberine yönelik itaatinizi ölçmek istiyor. Bu hususta kavminden farklı bir tutum sergileyecek olanları belirleyip herbirini hakettiği bir ceza ile cezalandırmayı diliyor.
"Sizin asıl Rabbiniz Rahman olan Allah'tır."
Bütün hayatınızı göz önünde bulundurduğunuz zaman onun rahmetinin açık belirtilerini göre bilirsiniz. Bunları hatırlayarak "bana uyun." Sadece Allah'a ibadet etmek, O'ndan başkasına kulluk yapmaktan kaçınmak hususunda beni izleyin.
"Emrime İtaat edin."
Ben, Allah'ın elçisi Musa'nın sizin üzerinizdeki halifesiyim. Ama yoldan
çıkmış kavmi ona şu cevabı verdi:
"Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona karşı bel büküp Önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız. O'na kulluk yapmak, önünde saygıyla eğilmekten vazgeçmeyeceğiz... Daha sonra Hz. Musa gelip kavminden bu sözleri duyunca, Harun'a yönelerek onu azarladı kınadı, sert biçimde eleştirdi:
"Ey Harun, onların saptıklarını gördüğün zaman seni alıkoyan neydi?" Buzağıya tapmalarına niçin engel olmadın? "Niye bana uymadın?"
Yanındaki müslümanlarla birlikte peşimden gelip müşrikleri neden ter-ketmedin?
"Emrime baş mı kaldırdın?"
Hz. Musa (a.s.) o kadar kendinden geçmişti ki, öfkesi öylesine kabarmıştı ki, kardeşinin saçını sakalını tutup çekti. Büyük bir kızgınlıkla onu azarlıyordu. Bu esnada Harun ise şöyle diyordu:
"Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup yolma."
Seni izlemem hususunda mazeretim vardır. Kavminin bir kısmını alıp buzağıya tapan diğer kısmını geride bırakmak suretiyle sana gelmekten korktum.
"İsrailoğullan arasında ayrılık çıkardın demenden" çekindim. Çünkü bu, seni memnun etmeyecekti.
"Sözümü önemsemedin," demenden çekindim.[48]
Sonuç
1- Resule başkaldırmak, kişiyi din ve dünya hususunda bir fitne ile yüz-yüze getirir ve imtihan olmasına neden olur.
2- Kendisine verilen bir görevde kusuru görülen bir kimse, sevilen biri olsa bile onu azarlamak ve görevden azletmek caizdir.
3- Kusur işlemekle suçlanan kimse, şayet kusuruna kasten yapmamış-sa mazeret ileri sürebilir.
4- Bir müctehidin içtihadında yanılması da, gerçeği yakalaması da mümkündür.[49]
95- Musa dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri?"
96- Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm. Böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden bir şey gösterdi."
97- Dedi ki: Haydi çekip git, artık senin hayatta hakkettiğin ceza: "Bana dokunulmasın" deyip yerinmendir. Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın azab dolu bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız.
98- Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır.
Sözlük
Amacın neydi? Niye böylesine büyük bir olaya sebebiyet verdin?
Onların görmediklerini gördüm. Bu bilgiyi gözlem ve izleme sonucu edindim. Onlar göremedikleri için bunu bilmiyorlar.
Rasulün izinden bir avuç. Cebrail'in ayak izinden bir avuç toprak aldım.
Ona attım. Bu toprağı, takılardan yapılma buzağının İçine
attım.
Nefsim bana süslü gösterdi. Buzağı heykelini yapma işini nefsim bana hoş gösterdi.
Çekip git, yeryüzünde hakettiğin ceza: "Kimse bana dokunmasın ve ben de kimseye dokunmayayım" demendir. Çünkü sana dokunan veya senin dokunduğun kimse büyük bir zarara uğrayacaktır.
îlahın. Senin ilah edindiğin buzağı.
Uzun süre üzerine kapanıp karşısında bel büktüğün.
Denizde parça parça. Onu yakıp darmadağın ettikten sonra denize savuracağız.
Sizin ilahınız sadece Allah'tır. Sizin asıl ilahınız Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. O, tek ve ortaksız ilahtır.[50]
Açıklama
Sûrenin akışı içinde, Hz. Musa (a.s.) ile kavmi arasındaki karşılıklı konuşmaları devam ediyor. Hz, Musa kardeşini işlediği kusurdan dolayı azarladıktan sonra, ikiyüzlü Samiri'ye döndü. Samiri aslında inekperest yani ineğe tapan bir topluluğa mensuptu. İsrailoğullan arasında müslüman olarak görünüyordu. Önüne çıkan ilk fırsatta da, eski inancına, yani inekperestliğe döndü. Bir buzağı heykeli yaptı, ona taptı ve İsrailoğullannı da ona tapmaya davet etti. Bu yüzden Hz. Musa ona öfkeyle: "Ya senin amacın nedir ey Samiri?" dedi. Ne yapmak istiyorsun, bu iğrenç tutumu sergilemen nereden kaynaklanıyor? Samiri özür dilercesine şöyle dedi:
"Ben onların görmediklerini gördüm."
Senin soydaşlarının bilmediği şeyi öğrendim "elçinin" yani Cebrail'in atının "izinden bir avuç alıp" buzağı şekline soktuğum süs eşyalarının üzerine attım. Böylece bir inek gibi böğürmeye başladı.
"Böylelikle bunu nefsim hoşa giden bir şey gösterdi."
Nefsim bana bu işi süslü ve çekici gösterdi, ben de yaptım. Yüce Allah'ın bize bildirdiğine göre Hz. Musa (a.s) ona şu cevabı verdi:
"Haydi çekip git, artık senin hayatta hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın deyip öbürboyu kendini kmamandır."[51]
Bütün hayatın boyunca sana dokunmak isteyenlere: "Bana dokunma ki sana dokunmayayım," diyeceksin. Bu, senin dünya hayatındaki cezandir. Çöllerde yırtıcı hayvanlar arasında yaşamaya mahkumsun. Hiç kuşkusuz onun insanlardan kaçması, insanların da ondan uzak durması, onun bu hususta denetlenmediği anlamına gelmez. Bilakis rivayete göre o, bir tür sıtmaya yakalanmıştı. Biri ona dokunduğunda tıpkı onun gibi titremeye başlardı. Ona dokunan elektrik akımına kapılmış gibi çarpıhrdı.
"Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın azab dolu bir buluşma zamanı vardır."
Bu dışlanma ve kovulma, senin dünya hayatındaki azabındır. Kesinlikle kaçamayacağın, bir de ahiret azabına çarptırılacaksın. O gün kaçınılmaz olarak gelecektir.
Sonra Hz. Musa Samiri'ye dedi ki: "Şu düzmece "ilahına bir bak." Ki "üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğiliyorsun."
Ona kulluk yapıyorsun ve bundan vazgeçmeye de pek yanaşmıyorsun. Allah'a andolsun ki: "Onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız."
Hz. Musa gerçekten buzağı heykelini yaktı, darmadağın ederek tozlarını denizde savurdu. Geride tek parçası bile kalmadı. Bu bidatçılann ve günahkarların dışlanmasında, boykot uygulanmasında temel bir örnek oluşturmaktadır. Nitekim Resulullah efendimiz de (s.a.v.) Tebük seferine mazeretsiz katılmayanlara boykot uygulamıştı. O suçun kalıntısı kalmasın diye.
Sonra buzağıya tapınma seviyesine düşürülmüş, saptırılmış, aldatılmış topluluğa döndü ve şöyle dedi:
"Sizin gerçek ilahınız, kendisine ibadet ve itaat edilmesi gereken biricik ilahınız Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi
kuşatmıştır."
O'nun ilmi herşeyi kapsamına almıştır. O, herşeyi bilir, O'nun herşeye gücü yeter. O'nun dışındaki düzmece ilahların böyle bir güçleri yoktur. Hiç bir şeye güç yetiremeyen, hiç bir şey bilmeyen birine ibadet edilir mi?[52]
Sonuç
1- Suçlanan kimseyi konuşturmak, ona cevap hakkı tanımak meşru bir yöntemdir.
2- Nefis, bir kimseye kötü bir şeyi hoş gösterirse, onu süslerse, kişinin bunu işlemesi, kovulmasına ve dışlanmasına sebep olur.
3- Yüce Allah, büyük hatalar işleyen, günah alanında çığır açan kimi kullarına dünya ve ahiret azabını birleştirerek verir. Yani ölene kadar azap içinde tutar, ölünce de ahiret azabına çarptırılır.
4- Bid'atçıyı, yani dinde olmayan bir şeyi uyduranı, günah alanında çığır açanı dışlamak, sürgün etmek, onunla ilişki kurulmasına izin vermemek meşru bir cezalandırma yöntemidir.
5- İnsanları Allah'a kulluk sunmaktan alıkoyan putları, heykelleri, saçmasapan resim ve oyun aletlerini kırıp parçalamak gerekir.[53]
99- Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana katımızdan bir zikir verdik.
100- Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah yükü yüklenecektir.
101- O yükün altında ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.
102- Sur'a üfleneceği gün, biz suçlu-günahkarları o gün, gözleri gömgök olarak topllayacağız.
103- Dünyada yalnızca on gün kaldınız diye kendi aralarında fısıldanacaklar.
104- Onların sözünü ettiklerini biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: Siz yalnızca bir gün kaldınız derler.
Sözlük
Böylece, Hz. Musa ve taraftarları ile Firavun arasındaki olay-
ları içeren bu kıssayı sana aktardığımız gibi, peygamberlere ilişkin haberleri de bu yolla aktarıyoruz.
Katımızdan bir zikir. Yani, Kur'an-ı Kerim.
Kim ondan yüz çevirirse. O'na inanmazsa, okuyup amel etmezse.
Ağır bir günah. Büyük bir yükü yüklenir.
O gün sura üfürülür. Bu, diriliş üfürmesidir. Sur ise, borazan olarak kullanılan boynuz anlamına gelir.
Gözleri gömgök, yüzleri ise simsiyahtır. Bu da onların cehennem ehli olduklarının işaretidir.
Korkunun etkisiyle aralarında fisıldaşarak, seslerini alçaltarak konuşurlar.
Tutulan yol bakımından onlardan daha üstün olanlar. Görüşleri kendilerine göre daha ılımlı ve dengeli olanlar. Bütün bunların nedeni, ortamın korkunçluğu ve manzaranın dehşet veri-
ciliğidir.[54]
Açıklama
Hz. Musa ile Firavun, ardından Hz. Musa ile İsrailoğulları arasındaki konuşmalarından bahseden âyetlerin sonunda Yüce Allah, elçisi Hz. Muham-med (s.a.v.)'e şöyle hitap ediyor:
"Sana böylece aktarıyoruz."
Hz. Musa ile Firavun, yine Hz. Musa ile İsailoğullan arasında geçen olayları sana aktardığımız gibi "geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü" böylece aktarıyoruz. Geçmiş milletlere ilişkin haberleri sana aktarıyoruz ki bu, senin peygamberliğinin, katımızdan vahiy aldığının delili olsun. Ayrıca insanlar geçmişte yaşananlardan ibret alsın.
"Gerçekten, biz sana katımızdan bir zikir verdik."
Sana yönelik lütfumuzun bir belirtisi olarak, bir zikir bahşettik, Kur'an'ı indirdik. Bu Kur'an, kula, Rabbini hatırlatır. O'nu kurtuluş ve mutluluk yollarına yöneltir:
"Kim bundan yüz çevirirse."
Kim Kur'an'a sırtım dönerse, O'na inanıp onun yol göstericiliği altında hareket etmezse. "Şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir."
Kıyamette omuzlarına büyük bir günah yükü binecektir. Çünkü o, hiç bir
salih amel işlememiş olacaktır. Kafir ve imansız olduğu için tüm amelleri kötü, çirkin ve iğrenç nitelikli olacaktır.
"O yükün altında ebedi olarak kalıcıdırlar."
Bu ağır yükleriyle birlikte ebediyen ateşte kalacaklardır.
"Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür."
Kıyamette bir insanın böylesine iğrenç bir yükün altında olması ne kötüdür. Sahibini kurtarması bir yana, onunla birlikte sonsuza dek cehennemde kalacaktır.
"Sur'a üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarlan toplarız."
Hak dini yalanlayan, şirk ve günaha dayalı bir hayat yaşayan suçluları bir araya getiririz.
"O gün."
Sura ikinci kez üfürüleceği gün, "gözleri gömgök," yüzleri simsiyah olur.
"Aralarında fısıldaşırlar."
Dünyada ve kabirlerde ne kadar kaldınız diye, birbirlerine fısıltı halinde sorarlar. Bazıları şu cevabı verir:
"Yalnızca on gün kaldınız."
Dünyada ve kabirlerde on günden fazla kalmadınız.
"Onların sözünü ettiklerini biz daha iyi biliyoruz."
Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise şöyle derler:
"Görüş bakımından daha tutarlı olanlar ise "siz yalnızca bir gün kaldınız," derler."
Uzunca bir zamanı bu kadar kısa olarak nitelendirmelerinin nedeni, kıyametin dehşet verici manzarasından duydukları müthiş korkudur. Azabın dehşeti ile adeta şok geçirmeleridir.[55]
.
Sonuç
1- Bu bölümde Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliği bir kez daha pekiştiriliyor. Yüce Allah Hz. Peygamber'e, Hz. Musa ve Firavun, Hz. Musa ve İsrailoğulları kıssalarını aktardıktan sonra, geçmiş milletlere ilişkin haberleri de aktararak onun peygamber olduğunu, bu gaybi haberleşme ile is-batlıyor. Bir diğer delil de kendisine Kur'an'ın verilmesidir.
2- Açık deliller, apaçık belgeler ve deliller içermesi bakımından Kur'an,
Öğüt alacaklar için bir hatırlatma ve uyarı niteliğindedir.
3- Dünyada Kur'an'a sırt çeviren suçlular, kıyamet günü çok kötü bir duruma düşerler.
4- Kıyametin dehşeti korkunçtur. O dehşet içinde insanoğlu, binlerce yıl süren dünyadaki hayat serüvenini bir veya birkaç gün sürmüş gibi düşünür.[56]
105- Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rab-bim, onları darmadağın edip savuracak."
106- Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır.
107- Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek.
108- O gün, kendisinden sapma imkanı olmayan çağırıcıya
uyacaklar. Rahman olan Allah'a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitmezsin.
109- O gün, Rahman olan Allah'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.
110- O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.
111- Artık bütün yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.
112- Kim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından
Sözlük
Sana dağlar hakkında soruyorlar. Müşrikler: "Kıyamet günü dağlar ne olacak?" diye bir soru yöneltiyorlar.
Ve de ki: Rabbim onları darmadağın eder. Sonra emir verir, toz duman olup savurulur giderler.
Dümdüz, çırçıplak kalır yerleri.
Ne bir eğrilik ne de bir tümsek görürsün.
Çağına. Mahşere çağıran. Rablerinin huzuruna çıksınlar diye onları davet eder.
Sesler kısılmıştır. Sadece bir hışırdı duyulur. O da korkarak atılan adımların çıkardığı seslerden başka bir şey değildir.
Sözünden hoşnut olduğu. Kalbinde yer eden bir inancın ifadesi olarak, içtenlikle "Allah'tan başka ilah yoktur," demesinden hoşnut olduğu.
Bilgi bakımından onu kavrayıp kuşatamazlar. Yüce Allah insanların ilerisini ve gerisini bilir. Ama onlar O'nu bilgi olarak
kavrayıp kuşatamazlar.
3 Ölümsüz, diri ve kayyum olan. Rabbin önünde yüzler eğil-miş-tir.
Kim zulüm yüklenirse. Kim kıyamet günü zulüm, yani şirk yü-' künü yüklenmiş olarak gelirse.
Zulmen veya noksanlık bakımından. İşlediği kötülüklere eklemede bulunulacak diye korkmasın, iyilikleri eksik tartılacak diye endişelenmesin.[57]
Açıklama
Yüce Allah, Resûlû Hz. Muhammed (s.a.v.)'e şöyle buyuruyor: "Sana soruyorlar."
Kavmin arasında, ölümden sonra dirilişi ve mahşerde hesap vermeyi inkar eden müşrikleri; dağlar hakkında kıyamet günü nasıl bir akıbete uğrayacaklar? diye soru soruyorlar. Onlara de ki:
"Rabbim onları darmadağın edip savuracak. Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır. Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek."
Onlara şöyle cevap ver:
De ki: "Benim Rabbim onları darmadağın edip savuracak, rüzgar tuz-buz olmuş bu dağları silip süpürecektir. Yerleri bomboş, çırçıplak bırakacaktır. Öylesine dümdüz olacaklar ki, orada bir eğrilik veya tümsek, bir çukur ya da çıkıntı göremezsin.
"O gün, kendisinden sapma imkanı olmayan çağmaya uyacaklar. Rahman olan Allah'a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin."
Kıyamet koptuğu gün, insanlar sağa sola bilinçsizce koşuşacaklardır. O sırada bir çağrı: "Haydin mahşer yerine," diye seslenecektir. Onlar da sağ taraflarından sesin geldiği yöne döneceklerdir. Yani sol taraftan dönüp bakmayacaklardır.
"Kendisinden sapma olmayan" sözünün anlamı budur.
"Rahman olan Allah'a karşı sesler kısılmıştır."
Sesler kısılmış ve susmuştur.
"Artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin."
Sessizce yürüyen develerin çıkardıkları belli belirsiz bir sesi andıran bir hışırtıdan başka bir şey işitemezsin.
"O gün, Rahman olan Allah'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz."
Yüce Allah buyuruyor ki: İnsanların yargılanmak, yaptıklarının karşılığı-
nı almak üzere toplandıkları mahşer alanında hiç kimsenin, bir başkasına yönelik şefaati yarar sağlamaz. Ancak Yüce Allah'ın şefaat etmesi için izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse hariç. Hakkında şefaat edilen de tevhid ehlinden, yani "Allah'tan başka ilah yoktur," gerçeğine inanmış kimselerden olacaktır.
"O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar."
Mahşerde toplananların az sonra uğrayacakları akıbetin cennet mi, cehennem mi olacağını bilir. Dünyadayken işledikleri veya işlemedikleri amelleri bilir. Onlar ise, Yüce Allah'ı bilgi bakımından kavrayıp kuşatamazlar. Bu yüzden yargılama adalete uygun olacak ve rahmet sıfatı her şeye egemen olacaktır.
"Artık bütün yüzler, diri ve herşeyi idare edenin önünde eğik durmuştur."
Tıpkı tutsaklar gibi utanç içinde eğilmişlerdir. Diri ve kaim olan da, sürenin egemenliği tekelinde olan Yüce Allah'tan "yok olup gitmiştir."
Hüsrana uğramıştır, zulüm yüklenen..."
Burada kastedilen zulmün şirk olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. En büyük zulüm olan şirkten Allah'a sığınırız.
"Kim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa."
Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kıyamet gününe, ölümden sonra dirilişe iman eden bir kimse, işlediği kötülüklere ilavede bulunulacağından veya iyiliklerinin eksîltileceğinden korkmasın. Hesaplaşma ve ceza ortamına hakim olan unsur, Yüce Allah'ın adaletidir.[58]
Sonuç
1- Dağların ne olacağını sormak, şirk ehlinin cehaletini ortaya koymaktadır.
2- Ölümden sonra tekrar diriliş haktır.
3- Şefaat, ancak mü'minler için geçerlidir. Bir müşrik şefaat edemez ve bir müşrik için şefaat edilemez.
4- Kıyamet günü müşrikler hüsrana uğrayacaklar, tevhid inancına bağlı olanlar ise büyük kurtuluşa erişeceklerdir.[59]
113- Böylece biz, onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme oluştururlar.
114- Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. O'nun vahyi sana gelip tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı okumada acele etme ve de ki: Rabbim, ilmimi arttır.
115- Andolsun, biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulamadık.
Sözlük
Ve böylece indirdik. Biz onu böylece Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki, onu anlasınlar.
Ve onda tehditleri açıkladık. Korkulacak bir çok şeyi, dünya ve ahiret azabının her çeşidini türlü biçimlerde açıkladık. Onlar için düşünme oluşturur. Geçmiş ümmetlerin neden helak edildikleri üzerinde düşünüp öğüt alırlar ve günahlarından tevbe edip müslüman olurlar.
Hak ve Malik olan Allah yücedir. Hak olan, biricik hükümdar olan Allah, iftiracıların yakıştırmalarından ve müşriklerin şirklerinden münezzehtir.
JKur'an ile acele etme. Kur'an'ı okumada acele etme.
JSana vahyi tamam olmadan önce. Cebrail'in onu sana okuması tamamlanmadan.
Adem'e ahid verdik. Yasak ağaçtan yememesini tavsiye ettik.
Ve unuttu. Biz ona ahid verdik, o ise bu ahdi unuttu, sözünü tutmadı.
Onun için azim bulamadık. Onda yasakladığımız şeye karşı bir kararlılık ve bir sabır bulmadık. Adem (a.s,) Peygamber olmadan önceki halidir.[60]
Açıklama
"Böylece biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik."
Çeşitli müjdeler ve tehditler içeren âyetleri indirdiğimiz gibi, bu Kur'an'ı da Arapça olarak indirdik ki, onu anlayıp doğru yola erişsinler.
"Onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık."
Tehdit edici şeyleri, dünya ve ahiret azabını çeşitli biçimlerde açıkladık. Böylece belki senin kavmin geçmiş milletlerin helakına sebep olan şirk ve günahlardan uzak durur, sakınır.
"Ya da onlar için düşünme oluşturur."
İçlerinde bir düşünme yeteneğinin oluşmasına yol açar; geçmiş milletlerin akıbetlerinden ders almalarını sağlar. Böylece tevbe ederek şirkten, Resûlû yalanlamaktan vazgeçerler. Rablerine itaat ederler. Sonuçta erdemli birer kul olarak dünya ve ahiret mutluluğuna erişirler. 113. âyetin verdiği mesaj budur.
Bundan sonraki ayette ise, Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir."
Burada Yüce Allah, yarattığı varlıklardan üstünlüğünü, onlara egemen oluşunu, karşı konulmaz gücüyle onları dilediği gibi yönlendirişini vurguluyor. Bu yüzden O, ortaklardan, evlattan, yalancı iftiracıların asılsız yakıştırmalarından ve noksan sıfatlardan münezzehtir.
"Onun vahyi sana gelip tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı okumada acele etme."
Burada Yüce Allah, elçisine Kur'an'ı Cebrail'den nasıl alacağını öğreti-
yor. Kur'an âyetlerini okumada, ashabına yazdırmada ve onunla hükmetmede acele etmemesini emrediyor. Cebrail okumasını tamamlayıp, Allah'ın âyetlerini indirişindeki maksadını açıklayana kadar beklemesini tavsiye ediyor. Daha fazla ilim istemesini söylüyor.
"Ve deki: "Rabbim, ilmimi arttır."
Burada, O'nun her zaman daha fazla bilgiye muhtaç olduğuna işaret ediliyor. Bu yüzden acele etmemesi, ilmi birikime sahip olmaya çalışması, bu bilgiyi Özümsemesi, karar vermeden önce konunun üzerinde düşünmesi gereği dile getiriliyor. Bu, Hz. Peygamber için böyle olduğuna göre ümmetinin uleması, bu ilmi donanıma daha çok muhtaçtır. Çünkü fetva çıkarmada ve hüküm vermede acele etmek çoğu zaman büyük yanlışlara yol açar.
"Andolsun, biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık."
Yüce Allah Resulüne ve mü'minlere geçmişte yaşanan bir olayı haber veriyor. Şöyle ki: bir çok emir ve yasaklar yönelttiğimiz, ama bunları yerine getirmeyen, dolayısiyle helak ettiğimiz geçmiş ümmetlerden önce Adem'e de bir tavsiyede bulunmuştuk.
"Düşmanı olan şeytana itaat etmemesini ve yasak ağacın meyvesini yememesini emretmiştik."
Ama o, bu tavsiyemizi unuttu, apaçık düşmanı olan şeytana uyup söz konusu ağacın meyvesinden yedi. Biz onda bir kararlılık bulmadık. Aksine aldatma ve dümenler karşısında zaaf gösterdi. Ahdine bağlı kalmadı, Allah'a itaat hususunda sabırlı olamadı. İnsanların atası Hz. Adem böyle yaptıktan sonra, soyundan gelenlerin çeşitli sapık eğilimler göstermeleri pek de garip-senecek bir durum olmasa gerektir. Bu yüzden sen, kavminin sana inanmamalarından, davetine olumlu karşılık vermemelerinden dolayı üzülme ve karamsarlığa kapılma.[61]
Sonuç
1- Kur'an'ın Arapça indirilmesi ve onda korkulacak şeylerin türlü şekillerde açıklanması bir hikmete dayanmaktadır.
2- Allah tüm alemlerden yücedir ve kulları üzerinde ezici güce dayalı, sınırsız bir hükümranlığa sahiptir. Ortaklardan ve evlat edinmekten münezzehtir. Müşriklerin asılsız yakıştırmalarından yücedir, beridir.
3- Kur'an okurken, onu tefsir ederken, ondan bir hüküm çıkarırken, ona dayanarak bir fetva verirken, önce gerekli bilgiye sahip olmak ve itinalı davranmak güzeldir.
4- İlim öğrenmek, daha çok bilgi edinmeye çalışmak, nefsin cehaletinin bilincinde olup ilmin bir ihtiyaç olduğunu bilerek hareket etmek bu ayetler grubunda özellikle teşvik edilmektedir.
5- Peygamber efendimize (s.a.v.) Hz. Adem (a.s.)'in Şeytan'ın hilesine yenik düşüp zaaf gösterdiği hatırlatılarak teselli ediliyor, kavminin sapık eğilimleri karşısında kendisine moral destek sağlanıyor.[62]
116- Hani biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında secde etmişlerdi o, ayak diremişti.
117- Bunun üzerine dedik ki: Ey Adem, bu, gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra meşakkat çekersin.
118- Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalman or-dadır.
119- Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da.
120- Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Ey Adem, sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?
121- Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp kaldı.
122- Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.
Sözlük
Meleklere dediğimiz zaman. Yani meleklere söylediğimiz bu sözü, bir öğüt ve ibret dersi olarak hatırla.
İblis hariç, o, ayak diremişti. Büyüklük kompleksine kapıldığı için secde etmekten kaçınmıştı. Çünkü melek değildi. Cinlerin babasıydı ve meleklerle birlikte ibadet ediyordu. Senin ve eşinin düşmanıdır; sizin için hayır dilemiyor, sadece kötülük diliyor.
Yorulursun, meşakkat çekersin. Karnını doyurman için yeryüzünde çalışman, ekip biçmen, tahıl öğütmen ve ekmek pişirmen gerekecektir.
Orada susamazsm, yeryüzündeki güneşin kavurucu sıcaklığı
sana isabet etmez.
Sonsuzluk ağacı. Meyvesini yiyeni sonsuz kılan ağaç.
Yok olmayan, yıkılmayan bir mülk, sonsuz hükümranlık.
Herbiri ötekinin ön ve arka organlarını gördü. Böylece çirkin bir görünüm ortaya çıktı.
Örtmeye başladılar. Âdem ve Havva açılan yerlerini cennetteki yapraklarla örtmeye başladılar
Ve şaşırdı. Yasak ağacın meyvesini yemek suretiyle şaşırıp kaldı.
Sonra Rabbi onu seçti ve tevbesini kabul etti. Sonra Rabbi onu velayeti-dostluğu için seçti. Onu tevbe etmeye yöneltti. Böylece salih bir kul olmak için tevbe etti.[63]
Açıklama
Bundan önce Yüce Allah, Hz. Adem'in zaafından söz etmişti. Şöyle ki: Yüce Allah, kendisini ve eşini cennetten çıkarmasın diye Şeytan'a itaat etmemelerini emretmişti. Ama Hz. Adem (a.s) bu ahdi unutarak, yasaklanan ağacın meyvesinden yemişti. Kısaca değinilen bu olaydan sonra, Hz. Adem (a.s.)'İn kıssasının tümünü sunmanın tam zamanıydı. Böylece muttakiler (Allah'ın emrini hakkıyla yerine getirenler) bundan öğüt alır, mü'minler gerekli ibret derslerini çıkarırlar. Bu münasebetle Yüce Allah elçisi Hz. Muhammed (s.a.v)'p "hatırla".diyor: "Hani biz meleklere 'Adem'e secde edin' demiştik."
Secdeleri, Yüce Allah'a kulluk, Hz. Adem'e, onun ilmine ve şerefine saygı sunma niteliğindeydi. Melekler Allah'ın emrini derhal yerine getirdiler.
"Secde etmişlerdi."
lumu secdeye kapanmıştı.
"İblis hariç, o, ayak diremişti."
Kapıldığı büyüklük kompleksinden dolayı secde etmekten kaçınmıştı. Ayrıca O, melek değildi. Cin kökenliydi. Ama meleklerle birlikte gökte Allah'a ibadet etmekle meşguldü. 116. âyetten anladığımız budur.
"Bunu üzerine dedik ki: "Ey Adem, İblis'in secdeden kaçınmasından, büyüklük kompleksine kapılmasından sonra, Adem'e (a.s) nasihat ettik ve ona dedik ki:
"Bu, gerçekten" yani, İblis, "Sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra meşakkat çekersiniz."
O'na itaat etmeyin, ona itaat etmeniz, cennetten sürülüp çıkarılmanıza
neden olur. Cennetten çıktığınız anda da çeşitli meşakkatlerle burun buruna kalırsınız. Yüce Allah hitabı Hz. Adem'e yönelterek: "Meşakkat çekersin," buyuruyor. Çünkü, bu kelimenin anlamı ekip-biçmek gibi işlerden dolayı yorulmak ve çalışmaktır. Bu ise, cennet dışında sürdürülecek bir hayatın zorunluluğudur. Koca, karısının iaşesinden sorumludur. Dolayısıyle yorulan, meşakkat çeken kocadır.
"Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman ordadın" Cennettedir.
"Ve gerçekten sen burada susamayacaksm ve güneş altında yanmayacaksın da."
Yeryüzünde olduğu gibi, burada susuzluk çekmeyeceksin, güneşin kavurucu sıcaklığı altında yanmak zorunda kalmayacaksın. Hitap her ne kadar Hz. Adem'e yönelikse de, Havva da onun eşi olması bakımından ona tabidir. Çünkü ailedeki eşler birbirinin tamamlayıcısıdır. Karı-koca birlikte bulunuyor-larken sadece kocaya hitabetmek bir görgü kuralıdır. Bu gelenek toplumdan topluma değişir.
"Sonunda Şeytan ona vesvese verdi."
Vesvese yoluyla ona seslendi ve telkinde bulundu.
"Ey Adem, sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?"
Hz. Adem onun bu teklifini kabul etti, vesvesesine kapıldı. Önce Havva, sonra kendisi, söz konusu ağacın meyvesinden yedi.
"Böylece ikisi ondan yediler."
Bunun üzerine ayıp yerleri kendilerine göründü. Daha Önce bir nur, bu yerlerini örtüyordu. Ama Allah'ın emrine itaat etmemeleri, nurun kaybolma-masına neden olmuştu.
"Üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp örtmeye başladılar." Üzerlerini örtmek için, cennet yapraklarını ayıp yerlerinin üzerine yamadılar. Çünkü avret yerlerinin görünümü, insanı tiksindirir. Avret yerlerinin "... Sev'at" diye anılması da bu yüzdendir. İşte böyle isyan etti Rabbine Hz. Adem, ezeli düşmanına itaat etti, vesvesesine kapılıp yasak ağacın meyvesinden yedi ve şaşırdı. Ancak Rabbi onu bir peygamber olarak seçti, bir dost olarak kendisine yaklaştırdı.
"Tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti."
Kendisine nasıl itaat edeceğini gösterdi ki, salih bir kul olsun, saf, temiz, günahlardan arınmış olsun. Kullarına sayısız nimetler ve lütuflar bahşeden Allah'a hamdolsun.[64]
Sonuç
1- Ancak vahiy yoluyla bilinmesi mümkün olan böyle bir kıssanın anlatımı, Hz. Muhammed'in peygamberliğinin delilidir. 2~ İblis, Şeytan, Ademoğullarının düşmanıdır.
3- Cennette rızık peşinde koşmak ve yorulmak söz konusu değildir. Bunlar dünya hayatının özellikleridir.
4- İblis'in vesvesesine kapılma tehlikesine karşı uyanık olmak gerekir. Çünkü İblis insanı alçaltır, onur kırıcı durumlara düşürür.
5- Adem ve Havva cennetteki yasaklanmış ağaçtan yerken ister istemez kendi nefislerine zulmetmişlerdir. Bu hatayı birlikte yapmışlardı. Onun için âyetteki hitab da İkisinedir.
6- Kadın ve erkek aile İşlerini aralarında karşılıklı istişare ile ortaklaşa yürütürler.
7- Avret yerlerinin açılması haramdır. Onları örtmek farzdır.
8- Hz. Adem ilk peygamberdir. Yüce Allah onun tevbesini kabul etmiş, rızası doğrultusunda amel etmesi ve kötülüklerden kaçınması için nasıl hareket edeceğini göstermiştir.[65]
123- Dedi ki: "Kimimiz kimimize düşman olarak, hepiniz oradan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir: Kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.
124- Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak hasredeceğiz.
125- O da şöyle der: "Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak hasrettin Rabbim?"
126- Allah der ki: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın."
127- İşte biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.
Sözlük
Dedi ki hep birlikte oradan inin. Ey Adem, sen ve Havva oradan inin. İblis daha Önce oradan kovulup indirilmişti.
Birbirinize düşman. Âdem, Havva ve zürriyetleri İblis ve zürriyetine, İblis ve zürriyeti de, Adem, Havva ve zürriyetle-rine düşmandır. '
Benden size bir yol gösterici; kitap ve Resul geldiği zaman.
hidayetime uyarsa. Resulümle birlikte gönderdiğim mesaja, yani indirdiğim kitaplarıma ve gönderdiğim elçilerime tabi olursa.
Sapıtmaz. Dünyada dalalete düşmez.
Asi olmaz. Mutsuz olmaz. Ahirette de mutsuz olmaz.
Kim benim zikrimden yüz çevirirse. Kur'an'a inanmaz, onunla amel etmezse. Allah'ın indirdiği bütün kitaplara zikir denilmektedir.
Dar ve sıkıntılı geçim. Bol imkanlara sahip olsa bile mutluluğu yakalayamaz.
Kör. Gözü görmez.
Görüyordum. Dünyadayken ve kabirden dirilirken gözlerim görüyordu.
Dedi ki: İşte böyle. Sana âyetlerimiz geldi. Ama sen onları unuttun. Sen de cehennem ateşinde unutulacaksın.
9 İsraf edenleri böyle cezalandırırız. İsraf burada harama ve küfre girme manalarını içermektedir. Ayetlerimizi unutanları cezalandırdığımızın benzeri bir biçimde, günahta aşırı giden, sınır tanımayan ve Rabbinin ayetlerine inanmayan azgınları da cezalandırırız.
Daha şiddetli ve kalıcı. Dünya azabından daha şiddetli ve daha kalıcıdır. Ne sonu gelir ne de ara verilir.[66]
Açıklama
Yüce Allah, sûrenin akışı içinde Hz. Âdem (a.s.)'in kıssasını anlatmaya devam ediyoruz: Hz. Âdem ve eşi Havva, yasak ağacın meyvesinden yedikten sonra, ayıp yerleri ortaya çıktı. Bunun üzerine Yüce Allah da onları yaptıklarından dolayı azarladı:
"Sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? "Şeytan sizin apaçık düşmanı-nızdır" dememiş miydim? Daha sonra Âdem (a.s.)'e tevbe sözlerini indirdi. O da eşi ile birlikte bu sözleri tekrarladı.[67] Bütün bunların sonunda Yüce Allah tevbelerini kabul etti. Ardından buyurdu ki:
"Oradan inin." Cennetten. "Hepiniz..."
Çünkü Âdemoğlunun amansız düşmanı İblis, cennetten tard edilip sürülmüştü. Böylece hep birlikte oradan inmiş oldular.
"Artık size benden bir yol gösterci gelecektir."
Bana nasıl kulluk yapacağınıza ilişkin açıklamalar gelecektir. Bu açıklamaları, indirdiğim kitaplar bildirecek ve elçilerim (peygamberlerim) de size pratiğini göstereceklerdir.
"Kim benim hidayetime uyarsa."
Yol göstericime inanır, onun öğretileri ışığında amel ederse artık o şaşırıp sapmaz, dünya hayatında dalalete düşmez ve mutsuz olmaz." Ahirette de bedbaht olmaz. "Kim de benim zikrimden yüz çevirirse."
Davetimi anlatan kitaplarıma inanmaz, onların doğrultusunda amel etmezse, onun için ceza olarak sıkıntılı bir geçim vardır."
Dar, sıkıntılı, bunalımlı bir hayat sürdürür. Nimetler içinde yüzse de, geniş imkanlara sahip bir hayat sürdürse de mutluluk ve huzur nedir bilmez. Onun kabri de daracık olur. Dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında yer alan ve berzah dediğimiz kabir hayatı o uzun ara dönemde de sıkıntılı, ıstırap verici bir hayat sürdürür. Kıyamet gününde de kör olarak hasredilir. Gözleri hiç birşey görmez olur. Bu haline de çok şaşırır ve Rabbine sorar: "Ben dünyada ve diriliş zamanında görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak hasrettin." Rabbi ona şu cevabı verir: "İşte böyle."
Sen daha önce görüyordun, şimdi İse kör bîri oldun. Çünkü "sana âyetlerimiz gelmişti." İndirdiğimiz kitaplarda âyetlerimiz bulunuyordu, peygamberlerimiz de bu âyetleri pratik olarak Öğretiyorlardı. Ama sen "onları unuttun," onları terkettin, ilgilenmedin, yan çizdin. Sen de bu gün cehennemde unutulacaksın...
"İşte biz ölçüsüz davrananları ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız."
Hiç bir sınır tanımadan günaha dalanları, aşırı gidenleri böyle cezalandırırız. Onu sıkıntılı bir hayata mahkum ederiz. Bu, onun dünya ve berzah hayatındaki cezasıdır.
"Ahiretin azabı ise, gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir." Dünya azabından daha korkunçtur. "Daha süreklidir."
Sonsuzdur. Kesinlikle sona ermez.[68]
Sonuç
1- Şeytan, insanoğlunun düşmanıdır.
2- Kur'an'a inanan, onun âyetleri doğrultusunda hareket edenin dünyada şaşırıp sapmayacağı, ahirette de mutsuz olmayacağı Yüce Allah'ın bir va'di-dir.
3- Kur'an'a sırt çevirenler, hem dünyada, hem de ahirette onur kırıcı azaba çarptırılırlar.
4- Allah'ın ayetlerini inkar edip günah ve isyanda aşırı gitmek, İnsanoğlunun sergileyebileceği en kötü davranışlardan biridir ve şiddetli bir ceza ile karşılığını görür.[69]
128- Kendilerinden Önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız., onları doğruya yöneltmedi mi? Oysa bu gün onların kaldıkları yerlerde gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için deliller vardır.
129- Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş bir sure olmasaydı, muhakkak yıkım azabı kaçınılmaz olurdu.
130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rab bini hamd ile teşbih et. Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da teşbihte bulun ki razı olunasın.
131- Onlardan bazı zümrelere kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme. Rabb'inin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
132- Ailene namazı emret, kendin de namaz kılmaya dayan. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz besliyoruz. Sonuç takva sahiplerinindir.
Sözlük
Onları doğruya iletmedi mi? Onlara açıkça belli olmadı mı? Onları doğru yola yöneltmedi mi?
Nesillerden nicesini. Nice çağların halkını.
I Akıl sahipleri için ayetler vardır. Sağduyu sahipleri için ibretler varda". Ennehyetu: Akıl demektir.
Eğer geçmiş bir kelime olmasaydı. Onlara yönelik azabın tehir edilmesine ilişkin olarak bir söz geçmeseydi.
Azap kaçınılmaz
olacaktı, tehir edilmeyecekti. Söyledikleri. Söyledikleri küfür sözleri ve
mucize istekleri.
Onlardan bazılarına imtihan için verdiklerimiz. Dünya nimetlerinden yararlandırdığımız kimi kafirler.
Dünya hayatının süsü. Bunu ifade etmek için zehre ifadesinin kullanılmış olması, çabucak değersizleşip gözden düşmesine
yönelik bir işarettir.
Bu hususta onları deneyelim diye şükür mü ediyorlar, yoksa nankörlük mü ediyorlar? Belirleyelim diye.
Ve sonuç takvanındır. Dünya ve ahirette övgüye değer, onur verici akibet takva sahiplerinindir, Allah'tan korkanlarındır.[70]
Açıklama
Hz. Âdem (a.s) kıssasını anlatan ayetlerin ardından Yüce Allah şu soruyu yöneltiyor:
"Onları doğruya yöneltmedi mi?"
Allah'ın âyetlerini yalanlayan Mekke müşrikleri; gerçeği göremediler mi? Gaflet içinde kalıp hakkın mesajını olanca netliği ile göremediler mi ki, "kendilerinden önceki nesillerden nicesini yıkıma uğrattık."
Önceki çağlarda yaşayan bir çok toplumu helak ettik. Onlar da tıpkı bu Mekke müşrikleri gibi yurtlarında yaşıyor, gezip tozuyorlardı. Semudoğulları, Medyenoğulları gibi nice müşrik toplumu kafir oldukları günah içinde yüzdükleri için yıkıma uğrattık. Şu halde bunlara bakıp ibret alsınlar, Allah'ın bir ve ortaksız olduğuna iman etsinler, dolayısiyle kurtuluşa erip mutlu olsunlar.
"Şüphesiz bunda önceki nesillerin yıkıma uğratılmasında ayetler vardır."
Allah'a ve Rasûlûne inanmanın, onlara itaat etmenin gerekliliğine ilişkin apaçık belgeler vardır.
"Sağduyu sahipleri için..."
Akıl sahibi kimseler bunlardan öğüt alır, ama akıl sahibi olmayanlar, akli yeteneklerini devredışı bırakanlar, dolayısiyle düşünemeyen kimseler bu â-yetleri anlayamazlar, onlardan ibret dersleri çıkaramazlar.
"Eğer Rabbinden geçmiş bir söz olmasaydı."
"Her nefis, ancak kendisi için belirlenen süre dolduğu zaman" ölecektir şeklinde belirlenmiş bir süre olmasaydı..."
Belirlenen bu vakit, Allah katında, kaderler kitabında yazılıdır. Değişmesi ve geçersiz kılınması söz konusu değildir. Şayet böylesine kesin bir söz verilmiş olmasaydı, küfür, şirk ve günaha dayalı hayat sürmelerinden dolayı azaba bir an önce çarptırılmaları kaçınılmaz olacaktı.
"Şu halde ey Rasûlüm sen onların sana yakıştırdıkları büyücü, şair, ya-
lancı ve kahin türü sözlerine karşı sabırlı ol."
% Zikir ve teşbih
içeren namazla yardım dile, güneşin doğuşundan önce
"Gözünü dikme," gibta ederek bakma "onlardan bazı grupları yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne..." kıymet verme.
Bunların inancında, ahlak ve hayat sistemlerinde tutarsızlıklar vardır. Bizim amacımız onları denemektir. Kendilerine bahşettiğimiz dünya hayatının çekici süsleriyle onları deneriz.
"Senin Rabb'inin rızkı."
Yüce Allah'ın kendi katında senin için hazırladığı ecir ve sevab daha hayırlı ve daha süreklidir."
Mahiyet olarak daha hayırlı ve süre olarak daha kalıcıdır. Akıllı insanlar, kalıcı olanı, geçici olana tercih ederler.
"Ehline namazı emret ve onda kararlı davran."
Eşlerine, kızlarına ve sana tabi olan mü'minlere namaz kılmayı emret. O namazda bir lezzet, nefsin kötü arzularına bir şifa bulma ve kişiyi olgunlaştıran manevi bir güç vardır. Onun için namaz kılma hususunda çok dikkatli ol.
"Biz senden rızık istemiyoruz."
Bize mal verme yükümlülüğünü getirmiyoruz." Senin yükümlülüğün namaz kılmadır. Onu en kusursuz bir şekilde eda et.
"Biz sana rızık veriyoruz." Senin rızkını vermek bize aittir. "Sonuç da takvanındır."
Dünya ve ahiretteki övgüye değer sonuç, takva sahibi kullarımındır. Onlar Allah'tan korkarlar, yürekleri titreyerek yükümlülüklerini yerine getirirler. Yasakladığımız şeylerden büyük bir özenle kaçınırlar. Sonların en güzeli işte bunlarındır. Bu sonuç, dünyada zafer, ahirette de mutluluk olarak kendini gösterir.[71]
Sonuç
1- Başkasından ibret almak, aklın bir gereğidir.
2- Akıl büyük bir nimettir, sahibine büyük yararlar sağlar.
3- İnsanları tek ve ortaksız Allah'a kulluk yapmaya davet etmek bir görevdir. Bu görevi yerine getirirken namazla yardım dilemek gerekir.
4- Beş vakit namaza işaret edilerek, buna karşı kazanılan sevabın insanı hoşnut kılacağı vurgulanıyor.
5- Kişi kafirlerin sahip oldukları mal ve nimete ilgi duymamalıdır. Çünkü kafirler bu mallardan dolayı imtihana tabi tutulmaktadırlar.
6- Bir kul, Allah'ın kendisi için öngürdüğü rızka rıza gösterip ahiret yurdunun kalıcı ve sonsuz rızkının beklentisi içinde olmalıdır.
7- Aile içinde eş ve çocuklara, rnüslüman kimselere namaz kılmayı ve bu hususta kararlılık göstermeyi emretmek gerekir.
8- Takva bir fazilettir. Takva sahipleri (Allah'ın emirlerini hakkıyla yerine getirenler) yüksek nimet derecelerine ulaşırlar. Dünya ve ahirette güzel akıbet onlarındır.
9- Müslüman bir ailenin fertleri namaz kıldıkları için, Yüce Allah bundan dolayı rızık sebeplerini kolaylaştırır ve rızıklannı genişletil".[72]
133- Dediler ki: "Rabb'inden bize bir ayet (mu'cize) getirmeli değil mi?" Onlara, önceki Kitab'larda bulunan delil gelmedi mi?
134- Şayet onları, ondan önce bir azab ile helak etseydik: "Rabb'imiz, bize bir elçi gönderseydin de böyle alçak ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!" derlerdi.
135- De ki: "Herkes beklemektedir. Bekleyin, düzgün yolun sahipleri kimdir, doğru yolda olan kimdir, bileceksiniz!"
Sözlük
Keşke. Olsaydı ya!" anlamında teşvik edatı. Kendisinden sonra söz konusu edilen şeyin meydana gelmesine yönelik bir teşvik anlamı ifade eder.
Rabbinden bir âyet. Peygamberliğini ve Resûllüğünü isbatlay-an ve pekiştiren bir mucize.
Önceki kitaplarda bulunan açık belgeler. Kur'an-ı Kerim'in kapsadığı geçmiş ümmetlere ve onların kendilerine gönderilen elçileri yalanlamalarından dolayı helak edilişlerine ilişkin haberleri okumadılar mı?
Ondan önce. Elçimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'i göndermemizden ve kitabımız Kur'an'ı indirmemizden önce.
Zillet ve perişanlık bize İlişmeden Önce. Kıyamet günü cehennem azabı içinde zillet ve rüsvaylık bize ilişmeden önce.
Bekleyenler. İşin sonu nereye varacak diye bekliyor. Yakında bilecekler. Yakında yani, kıyamet günü bileceksiniz. Dümdüz yol. Tek gerçek din; İslâm.
Ve kim hidayete erdi. Doğru yola ulaşan. Yakında bileceksiniz, kimin sapık olduğunu? Biz mi, siz mi?[73]
Açıklama
Ayetlerin akışı, müşriklerin doğru yola ulaşmalarım sağlama amacına yönelik olarak devam ediyor. Burada Yüce Allah, dünya hayatının süsünden, göz alıcı nimetlerinden yararlandırılan bu müşriklerin, Allah'a ortak koşma ve
peygamberini yalanlama esasına dayalı hayat biçimlerinde ısrarlı olduklarını haber veriyor.
"Dediler ki: "Bize bir âyet getirmesi gerekmez miydi?" Muhammed (s.a.v.)'in de tıpkı Salih, Musa ve İsa gibi, peygamberliğini isbatlayan ve bize sunduğu mesajı pekiştiren bir mucize göstermesi gerekmez miydi?.. Yüce Allah onların bu batıl ve çarpık anlayışlarına şu cevabı veriyor: "Onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi?" Mucize mi istiyorlar? Apaçık işaretler mi görmek istiyorlar? Halbuki Kur'an, önceki kitaplarda yer alan apaçık belgeleri onlara sunuyor. Burada, mucize isteyen önceki ümmetlerin başına neler geldiğini öğrenebilirler. Geçmiş milletlere mucize gösterİlince yalanladılar. Bunun üzerine Allah onları yıkıma uğrattı, helak etti. Bu müşrikler de inanmayacaklardır istedikleri mucize gelse de... İnanmadıkları için de tıpkı önceki kuşaklar gibi korkunç bir yıkıma uğratılacaklardır.
"Eğer biz onları bundan önceki bir azab üe yıkıma uğratmış olsaydık." Hz. Muhammed (s.a.v.)'i peygamber olarak gönderip kendisine bir kitap indirmeden evvel, onları helak edici bir azaba uğratsaydık, Allah'ın huzurunda hesap vermek üzere toplandıklarında diyeceklerdi ki: "Rabbimiz, bize bir elçi gonderseydin de, ayetlerine tabi olsaydık."
Rizi çağırdığın tevhid, iman ve salih amele uygun hareket etseydik. Bu şekilde küçülmeseydik, cehennem ateşinde aşağılanmasaydık... Böyle diyemeyeceklerine göre, niçin Allah'ın âyetlerine inanıp tabi olmuyorlar? Neden, azaba çarptırılmadan Önce, peygamberin sunduğu yol gösterici davetin mahiyetini Öğrenmiyorlar? Surenin son âyetinde, Yüce Allah bu aydınlatıcı açıklamadan sonra elçisine şu hitabı yöneltiyor:
"De ki: "Herkes gözetlemektedir."
Hepimiz, işin sonu nereye varacak diye bekliyoruz.
"Siz de gözleyip durun."
En sonunda, kıyamet meydanında toplandığınız zaman bileceksiniz dümdüz yolun sahipleri kimlermiş."
Eğri ve çarpık tarafı bulunmayan dinin; yani İslâm'ın mensupları kimlermiş?
"Ve doğru yola ulaşan kimlermiş?"
Kimlerin kurtuluş ve mutluluğa ulaştıklarını ve kimlerin doğru yoldan
sapıp hüsrana ve yıkıma uğradıklarını göreceksiniz...[74]
Sonuç
1- Hakka sırt çeviren, aklı kullanıp gerçeğe ulaşma yönteminden habersiz olan toplumların inanmak için mucize istemeleri, peygamberlik tarihi boyunca bilinen bir gelenektir.
2- îman ve salih amel esaslı bir hayat sürdürmedikleri için, kıyamet günü cehenem azabına çarptırılanlar; aşağılanırlar, küçülürler.
3- Bu ayet-i kerimede, Ebu Said el-Hudri (r.a.) kanaliyle rivayet edilen hadis-i şerife yönelik bir İşaret vardır: "Kıyamet günü üç grup insan Allah'a karşı kendini savunur":
a) Fetret döneminde ölen kimse.
b) Akıl melekesine sahip olmayan.
c) Küçük çocuk... Yani baliğ olmayan çocuk.
Akıl sahibi olmayan kişi der ki: "Bana akıl vermedin ki, ondan yararlanayım."
Fetret döneminde ölen kimse de: "Bana ne bir hiç bir peygamber gelmedi. Şayet gelmiş olsaydı, muhakkak insanlar İçinde en fazla sana itaat eden kişi ben olurdum" der ve "Rabbimiz, bize bir elçi gonderseydin ya" ayetini okur.
Küçük çocuk da şöyle der: "Ben küçüktüm. Bu tür meseleleri akledemi-y ordum."
Bunun üzerine: "Onlara ateşi yaklaştırın," diye bir direktif verilir. Sonra "Bu kişilere ateşi tutun, avuçlaym" denir. Allah'a yukarda söylemiş oldukları sözlerin de sadık olanlar hemen bu emre uyarlar. Allah'a vermiş oldukları sözde durmayanlar ise emri yerine getirmede ağır davranırlar. Bunun üzerine Yüce Allah: "Siz şimdi bana karşı geldiniz, elçim gelseydi, ona mı karşı çıkmayacaktınız?" Yani Peygamberime dünyada iken daha şiddetli karşı çıkacaktınız, der.
Bu hadisi şerifi İbn-İ Cerir: "Rabbimiz, bize bir elçi gonderseydin ya?" âyetini tefsir ederken rivayet etmiştir.[75]
[1] İstiva lügat manası olarak: Oturdu, hükümran oldu. Yöneldi ve hakimiyeti altına aldı demektir. İstiva'ya Allah'tan geldiği gibi inanırız, nasıl ve niceliğini bilemeyiz. Çünkü bu fiillerde Allah'ın birer sıfatıdır. Onun sıfatlarının ve fiillerinin benzeri yok ki izah edebilelim.
[2] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/291-292
[3] Taha suresi, Hz. Ömer (r.a.)'in müslüman oluşundan önce inmiştir. Rivayete göre Hz. Ömer eniştesi Said b. Zeyd'in evine gitmiş, kız kardeşi Hattab kızı Fatma ile birlikte bu sureyi okuduklarını görmüş. Kendisine sureyi getirmelerini istemiş, ama onlar gusletmediği sürece sureyi vermeyeceklerini söylemişlerdir. Daha sonra Hz. Ömer (r.a.) guslederek sureyi okumuş, kalbi yu-muşayarak müslüman olmuştur.
[4] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/292-293.
[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/293-294.
[6] Kıyametin ne zaman kopacağı gizli olduğuna göre "Onu neredeyse gizleyeceğim" İfadesi,zihinde çeşitli soruların oluşmasına yol açmaktadır. Bunlar arasında olabilirliği kuvvetle muhtemel olanlar şu üçüdür:
a) Kıyametten söz edilmesini gizleme. Çünkü kıyametten söz etme, dirilişi inkar eden inatçıların inadını arttırmaktan başka işe yaramıyor.
b) İfadedeki "Neredeyse" deyimi fazlalıktır ve ifadenin anlamı şudur: Yaklaşmakta olan kıyametin saatini gizleyeceğim.
"Uhfiha" deyimi, "gizliliğini izah edeceğim," demektir. Onu açığa çıkaracağım. Böyle olunca tıpkı "... Kitabın kapalılığını giderdi." Yani ondaki kapalılığı izale etti demektir.
[7] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/295-296.
[8] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/296-298.
[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/298.
[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/299-300.
[11] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/300-301.
[12] Arap hatipler, hitabei esnasında yanlarında bir asa bulundurur, onunla işaret ederlerdi. Arap olmayan hatipler ise, bunu hoş karşılamaklardı. Bunun için de Resûlûllah (s.a.v.)'ın davranışını delil gösterirlerdi. Asanın diğer bazı önemli yararları da vardır.
[13] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/302.
[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/303.
[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/303-304.
[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/305.
[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/306-307.
[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/307-309.
[19] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/309.
[20] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/310-311.
[21] Bu âyette geçen "selam," selamlaşma da kullanılan anlamda değildir. Burada kastedilen anlam "banş"tır.
[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/311-313.
[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/313.
[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/315.
[25] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/316-318.
[26] Bu, aynı zamanda sahih bir hadistir de.
[27] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/318.
[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/319-320.
[29] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/320-321.
[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/321.
[31] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/322-323.
[32] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/323-324.
[33] Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, sabır ve takvadan nasibi olmayan yöneticilerin klasik hilesidir bu.
[34] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/324-325.
[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/326.
[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/326-327.
[37] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/328.
[38] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/329.
[39] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/329-331.
[40] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/331.
[41] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/333.
[42] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/333-335.
[43] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/335.
[44] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/337-338.
[45] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/338-341.
[46] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/341.
[47] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/342.
[48] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/342-344.
[49] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/344.
[50] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/345.
[51] Hz. Musa (a.s.) onu kavminin arasından çıkardı ve İsrailoğullarına onunla her türlü ilişkiyi kesmelerini emretti.
[52] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/346-347.
[53] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/347.
[54] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/348-349.
[55] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/349-350.
[56] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/350-351.
[57] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/352-353.
[58] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/353-354.
[59] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/354.
[60] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/355-356.
[61] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/356-357.
[62] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/357-358.
[63] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/359-360.
[64] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/360-362.
[65] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/362.
[66] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/363-364.
[67] Bu sözler şunlardır: "Rabbimiz, biz kendimize zulm ettik. Eğer sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen elbette hüsrana uğrayanlardan oluruz."(A'raf Sûresi: 23)
[68] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/364-366.
[69] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/366.
[70] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/367-368.
[71] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/368-369.
[72] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/370.
[73] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/371.
[74] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/371-373.
[75] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/373.
İslami Okul Okulların En Önemlisi