Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hac Süresi - Kuran - 022Hac - 23. Sayfa

HAC SÜRESİ 3

Sözlük. 3

Açıklama. 3

Sonuç. 4

Sözlük. 4

Açıklama. 4

Sonuç. 5

Sözlük. 5

Açıklama. 6

Sonuç. 7

Sozluk. 7

Açıklama. 7

Sonuç. 8

Sözlük. 8

Açıklama. 9

Sonuç. 9

Sözlük. 9

Açıklama. 9

Sonuç. 10

Sözlük. 10

Açıklama. 11

Sonuç. 11

Sozlük. 11

Açıklama. 11

Sonuç. 12

Sözlük. 13

Açıklama. 13

Sonuç. 14

Sözlük. 14

Açıklama. 15

Sonuç. 16

Sözlük. 16

Açıklama. 17

Sonuç. 18

Sözlük. 18

Açıklama. 19

Sonuç. 19

Sözlük. 20

Açıklama. 20

Sonuç. 20

Sözlük. 21

Açıklama. 21

Sonuç. 22

Sözlük. 23

Açıklama. 23

Sonuç. 24

Sözlük. 24

Açıklama. 24

Sonuç. 25

Sözlük. 25

Açıklama. 26

Sonuç. 27

Sözlük. 27

Açıklama. 27

Sonuç. 28

Sözlük. 28

Açıklama. 28

Sonuç. 29


HAC SÜRESİ

 

1-   Ey  insanlar,  Rabb'inizden  korkun,   çünkü  kıyamet  saatinin depremi,  cidden  korkunç  bir şeydir.

2-   Onu   gördüğünüz  gün,   her  emziren,   emzirdiğinden   geçer; her gebe  yükünü  bırakır;  insanları  sarhoş  görürsün,   oysa  sarhoş değillerdir   ama   Allah'ın   azabı   şiddetlidir   bu   dehşetli   azab,   on­ların  akıllarını  başlarından  almıştır.

3-   İnsanlardan  kimi,  Allah  hakkında  bilmeden  tartışır  ve  her kaba   ve  şarlatan  şeytana  uyar.

4-   O   şeytanın   hakkında:   "Kim   bunu  takib   ederse   muhakkak bu,   onu   saptırır  ve   onu   alevli  ateş  azabına  götürür"  diye  yazıl­mıştır.

 

Sözlük

 

Rabbinizden sakının. Rabbinizin azabından korkun. İman ve takva duygusuna sahip olun.

Kıyamet sarsıntısı. Kıyamet günü, yerin sarsılması.

Her emziren geçer. Sarsıntının dehşetinden, yürekleri ağızlara getiren korkunun şiddetinden emzikli hanımlar 'yavrularım un­utur, onları tanımazdan gelirler.

Korku ve panik halinde her gebe karnındakini düşürür.

İnsanlar sarhoş olmadıkları halde, öyle görünürler, sersem-leşirler, dengeli ve normal davranış biçimlerini yitirirler. Tıpkı sarhoşlar gibi olurlar.

Allah hakkında hiçbir bilgiye dayanmaksızın tartışır. Melekler Allah'ın kızlarıdır. Allah ölüleri diriltmez gibi hiçbir ilmi daya­nağı olmayan abuk-sabuk sözler sarfeder.

Her türlü hayırdan uzaklaştırılmış, iyilik namına hiç bir özel­liğe sahip olmayan azgınkaypak şeytan.

Kim onu dost edinirse onun üzerine yazıldı. Şeytan hakkında şu hüküm verildi: Ona tabi olanı, onu dost edineni kesinlikle şeytan haktan saptırır. [1]

 

Açıklama

 

Yüce Allah, Enbiya süresindeki ilahi mesajın, doğru yol kılavuzuna iliş­kin delillerin, kurtuluş yolunu gösteren işaretlerin açıklanmasından sonra, Allah bu surede, delillerle hem Mekke'de hem de Medine'de inen âyetlerdeki delillerle insanlara genel bir hitap yöneltiyor. Araplara, arap olmayanlara, ka­firlere, mü'minlere sesleniyor. Tümünün beklenen bir akıbete karşı dikatlerini çekiyor, uyarıyor:

"Ey insanlar, Rabbinizden korkup sakının."

O'nun azabından sakının; emirlerini uygulamak, yasakladığı şeylerden kaçınmak suretiyle O'na itaat edin. O'na ve elçisine iman edin, emii ve yasak­lar noktasında, onlara itaat edin. Böylece kendinizi korkunç azaba karşı gü­vence altına almış olursunuz.

"Çünkü kıyamet gününün sarsıntısı büyük bir şeydir."

Kıyamet günü gerçekleşen yer sarsıntısının dehşetine tahammül edeme­yen kâfir ve günahkârlar cehennem azabına acaba nasıl tahammül edecekler? Kıyametin şiddeti bu kadar büyük olursa, cehennemin azabı nasıl olur?.. Kıya­metten önce bir sarsıntı gerçekleşecek, bunun dehşetinden her emzikli yavru­sunu unutacak, ana yavrusuna sahip çıkmayacak, insanlar sarhoş olmadık­ları halde, sersemleşecek, dengelerini kaybedeceklerdir.

"Her gebe kendi yükünü düşürecektir."

Kainatın yıkıma uğramasının, alemlerin yok olmasının ilânı niteliğindeki bu sarsıntının dehşetinden, dizlerin bağını çözen zelzelenin korkunç etkisin­den gebeler karınlarında olanları düşürürler. İnsanların akıllarını yitirmiş sar­hoşlar gibi davrandıkları görülür. Oysa şarap içmiş de sarhoş olmuş değil­lerdir.

"Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir."

İnsanlar bu azabın belirtilerini gördükleri, kıyamet alametlerinin zuhur ettiğini fark ettikleri için, dehşetten akıllarını kaybetmişlerdir.

1 ve 2. âyetlerde bu olaya dikkat çekiliyor. 3. âyette ise, Yüce Allah, Nadr b. Haris ve benzeri kâfirlere cevap veriyor. Bunlar Allah'a oğul ve kız isnad ediyor, O'nun hakkında bir bilgiye dayanmaksızın tartışıyor. Hz. Mu-hammed (s.a.v.)'in peygamber olarak görevlendirilmediğini iddia ediyor, Al­lah'ın yok olmuş, çürüyüp gitmiş bedenleri diriltemeyeceğini söylüyorlardı.

"İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur."

Allah'ın yüceliğini, noksansızlığını, şeriatını, hükümlerini ve yaratılış ya­salarını tartışma konusu yapar, "ve peşine düşer." Tartışmasında, söylediği boş ve yalan şeylerde "her azgın kaypak şeytan"a uyar. Haktan ve hayırdan uzaklaştırılmış şeytanı izler. Bu şeytan hakkında ise, Allah'ın ezeli kaderinde şu hüküm öngörülmüştür:

Kim onu veli edinirse," itaat edip uyarsa "şüphesiz o onu haktan "saptı­rır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir." [2]

 

Sonuç

 

1-  Bu surede, ölümden sonra diriliş ve ceza inancı, o esnadaki çarpıcı ve dehşet verici sahneler anlatılarak bir kez daha vurgulanıyor.

2- Hakkı geçersiz kılmak ve yenilgiye uğratmak için, batıla dayalı olarak tartışmak haramdır ve küfürdür:

3-  İlahi vahiyden veya Hz. Peygamber'in sahih hadislerinden kaynakla-

nan bir bilgi olmaksızın Yüce Allah'ın zatı ve sıfatlan hakkında konuşmak ha­ramdır.

4- Şeytanı dost edinmek, onun izleyicisi olmak ve ona tabi olanın cehen­neme ve çılgın alevli ateşe sürüklenmesine yol açar.[3]

 

5-  Ey   insanlar,   eğer  dirilişten  yana   bir  kuşku   içindeyseniz, gerçek  şu  ki,   biz  sizi  topraktan  yarattık,  sonra  bir  damla  sudan,

sonra bir embriyodan, sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size kudretimizi açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyo­ruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz. Sonra da erginlik ça­ğına erişmeniz için sizi büyütüyoruz. Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten ürünler bitirir.

6-   İşte   böyle,   şüphesiz  Allah,   hakkın   kendisidir   ve   şüphesiz ölüleri  diriltir  ve gerçekten  her şeye güç yetirendir.

7-   Gerçek  şu   ki,   kıyamet  saati yaklaşarak gelmektedir,   onda şüphe  yoktur.   Gerçekten  Allah   kabirlerde   olanları   dirilteçektir.

 

Sözlük

 

Dirilmeden şüphe içinde. Rayb; kararsızlık ve şaşkınlıkla karı­şık şüphe demektir, Baas ise: ölümden sonra diriliş anlamına gelmektedir.Nutfeden. Bir damla su. Karı kocadan, cinsel birleşme sonu­cundan.Nutfenin dönüşümünden sonra oluşan pıhülaşmış kan. Bu sü­reç kırk günde gerçekleşir.Bir çiğnem et. Embriyo, kırk gün sonunda bir çiğnem ete dönü­şür.Yaratılış biçimi tam belirlenmemiş yaratılışının tam belirlen­mesinden önce düşük olarak rahim dışına atılan.Size açıklamamız için. Dilediğimiz gibi size kudretimizi göste­relim ve nasıl yaratıldığınızı evreleriyle size öğretelim diye. j Dilediğimizi rahimlerde yerleştiririz. Yaşamasını dilediğimizi, gebelik müddeti boyunca rahimde tutar, sonra onu normal ya-ratıhşlı bir yavru olarak rahimden çıkarırız.

Bedensel ve akli olgunluğa erİşesiniz diye. Yaşlılığa, bunama çağma, ömrün en aşağı ucuna.Bilgi bakımından bir çocuğun düzeyine insin, bildiği tüm bilgi­leri unutsun.Kupkuru, ölü.Üzerinde bitkiler yeşerdi. Toprağı kabardı, bitki yeşertmeye elverişli hale geldi.Göz alıcı her türlü bitki.İşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın kendisidir. Gerçek ilah Al­lah'tır ve O'ndan başka ilah yoktur. Sadece Allah'a edilen kul­luk haktır. O'ndan başkasına edilen kulluk batıl ve geçer­sizdir.Kıyamet saati gelmektedir.Kabirlerde olanları diriltir ve onları ölümden Önceki halleri üzere kabirlerden çıkartır.[4]

 

Açıklama

 

Bundan önce Yüce Allah kıyamete ait bazı korkunç gelişmelere, dehşet verici sahnelere dikkat çekmişti. Ahiret günü yeniden dirilişi inkar etmek. Al­lah'a itaat etmenin ve hayır amellerde bulunmanın önünde önemli bir engeldir. Bunun için Yüce Allah bir kez daha tüm insanlara seslenerek, ölümden sonra dirilişi kesinlikle ispat eden açık delilleri gözlerinin önüne seriyor. Ki, bu akli deliller aracılığı ile ahiretin gerçek olduğunu bilsinler, bu kaçınılmaz akibetle yüz yüze geleceklerine inansınlar.

"Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz." insanların ölüp gittikten, bedenleri çürüyüp toprağa karıştıktan sonra, dünyada yaptıkları amellerinin karşılığını almak ve hesaplaşmak üzere kabir­lerinden çıkarılacaklarından ve diriltileceklerinden kuşku duyuyorsanız, şaş­kınlık ve kararsızlık karışımı bir şüphe içinde bulunuyorsanız, bir türlü içinize sindiremiyorsanız, işte size, şüphenizi giderecek, inanç sistemine ilişkin bu gerçekle ilgili şaşkınlığınıza son verecek açık bir delil: Allah sizi, yani atanız Adem'i topraktan yarattı. Aslınızın toprak olduğundan şüphe yoktur. Ardın­dan sizi de meniden, erkek ve kadınm döl suyundan yarattı. Bunda da şüphe yoktur. Ardından meninin dönüşümü sonucu sizi embriyo'dan yarattı. Embriy­onun bir dönüşüm geçirmesi ile sizi bir çiğnem etten yarattı. Allah dilerse bu çiğnem eti, bir çocuğa dönüştürür. Dilemezse, yaratmaz ve düşük olarak ra-himden dışarı atılmasını sağlar. Bunu gözlemlemek her zaman mümkündür. Yüce Allah kudretini ve olağanüstü titizlikteki planını size göstermek için bunu yapıyor. Ki O'ndan korkup-s akmasınız, O'nu sevip-sayasınız ve O'na itaat edesiniz."Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Son­ra sizi bebek olarak çıkarıyoruz."Yaratılması öngörülen bu çiğnem eti adı konulmuş bir süreye kadar ra­himlerde tutarız. Bu, doğum zamanı ve hamileliğin sonudur. Sonra sizi bebek olarak çıkarırız. Hiç bir şey bilmez, hiç bir şey düşünemez halde olursunuz. Sonra sizi geliştirir ve sayısını bizim bildiğimiz yıllar boyunca eğitir, yetişti­ririz."Sonra da erginlik çağına erişmeniz için."Bedensel ve akli gelişmenizi tamamlamanız için sizi büyütürüz."Sizden kiminizin hayatına son verilmekte."İlâhi hikmet ölümünü öngördüğü için. Kiminiz genç iken ölür, kimimiz de yaşlanıp ölür. İyice yaşlanır ve bir çocuk gibi daha Önce bildiği bir çok şeyi bil­mez hale gelir. İşte bu, ölümden sonra dirilişin apaçık akli ve mantıki delilidir. İnsanların öldükten sonra da bir hayat sürdüreceklerine ilişkin güçlü bir delil­dir. Çünkü insanı önce topraktan, sonra nutfeden, sonra embriyodan, sonra bir çiğnem etten yaratan güç, kudretiyle onu ölümden sonra yeniden yaratabile­cek güçtedir. Çünkü tekrar yaratmak, ilk kez yaratmaktan daha güç değildir. Ölümden sonra dirilişe ilişkin bir diğer akli delil de şudur:

"Ey insan "yeryüzünü görürsün" ki "kupkuru ölü"dür."En ufak bir canlılık belirtisi taşımaz, hareketten eser yoktur. Sonra Al­lah, üzerine gökten bir su indirir."Titreşir" hareketlenmeye başlar "kabarır" toprağı kabanr, değişik renk, koku ve tatta türlü bitkiler yeşertir "her güzel çiftten" ürünler bitirir.Bunların seyrine doyum olmaz. Yoksa ürün bitirmeye elverişli bir top­rağın varlığı, çocuk üretmeye elverişli bir rahme benzemez mi? Veya yağmur suyu döl suyu gibi değil midir? Ana rahminde nutfeyi çeşitli yaratılış merha­lelerinden geçirmek, tohumu toprağın altında yaratılış sürecinden geçirmeye benzemiyor mu? Canlı ve gelişmekte olan bitkinin topraktan çıkıp yükselişi, çocuğun ana rahminden çıkıp gelişmesi gibi değil midir? Bu süreç insanın gelişip, tamamlanmasına kadar sürüp gider. Bu gerçekler, kıyamet günü diri-lişin gerçekleşeceğine ilişkin akli delillerdir. Ve bu olay kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir. Bütün bunlardan öte, değil mi ki, yüce yaratıcı, insanları ye­niden dirilteceğini haber veriyor?! Buna yok diyecek bir akıl, bir mantık bulabi­lir miyiz? Hangi akıl sahibi Yüce Allah'a 'sen bunu yapabilecek güçte değilsin' diyebilir? Onur sahibi ve akıl sahibi insanlar böyle saçmalıklar dinlemeye ta­hammül edemezler. Yüce Allah insanların ölümden sonra yeniden diriltilecek-lerine ilişkin olarak bu açık delilleri gözler önüne serdikten sonra şöyle buyu­ruyor:"İşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın kendisidir,"

Gerçek Rab, gerçek ilah ve gerçek mabud O'dur. O'nun dışındaki Rablık, ilahlık, mabudluk iddiaları geçersizdir.

"Şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten her şeye güç yetirendİr. Gerçek şu ki, kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Al­lah kabirlerde olanları diriltecektir."Bundan şüphe duyan, az önce gözler önüne serilen deliller üzerinde dü­şünsün, kafa yorsun. Hiç kuşkusuz, Yüce Allah'ın "şüphesiz Allah hakkın kendisidir," sözünü tasdik edecektir.[5]

 

Sonuç

 

1-  İnsanlar Öldükten sonra dirilecek ve kıyamet günü, amellerinden do­layı yargılanacaklardır.

2-  İnsanın yaratılış süreci, Yüce Allah'ın kudretinin, takdirinin ve hik­metinin açık bir delilidir.

3- Açık ve gözle görülen bir şeyi, kapalı ve gözle görülmeyen bir şeyin kanıtı olarak sunmak, akıllı insanların bir özelliğidir. Matematiksel denklem­lerin de temeli budur.

4- Bu sûrede vurgulanan bir diğer husus da "tevhid" inancıdır. Yani, Al­lah'tan başka ilah yoktur. Ve Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah'ın elçisidir.[6]

 

8- insanlardan   kimi  bilmeden,   ne   bir  yol  göstereni,   ne   de aydınlatıcı  bir Kitab'ı  olmadan,  Allah  hakkında  tartışır.

9-  Allah'ın  yolundan   saptırmak  için   boynunu   öteye  döndüre­rek  kabara   kabara  tartışmasını   sürdürür,   dünyada  onun   için   bir kepazelik  vardır.  Kıyamet günü  de   ona yangın  azabını  taddıraca-

ğız.

10-  Ey   insan,   "işte   bu,   senin   ellerinin   yapıp   Öne   sürdüğü işler yüzündendir.  Allah  kullara  zulmedici  değildir!"

11-  insanlardan   kimi   de   Allah'a   bir   kenardan   ibadet   eder. Kulluk,  onun  gönlünü  tam  oturmamıştır.  Eğer kendisine  bir hayır gelirse  onunla  huzura  kavuşur  sevinir  ve  eğer  başına  bir kötülük gelirse   yüz    üstü   döner   dini   kötüleyerek   ondan    vazgeçer.    O, dünyayı  da,  ahireti  de  kaybetmiştir.  İşte  apaçık ziyan  budur.

12- Allah'tan  ayrı  olarak kendisine  ne zarar,  ne de fayda  ve­remeyen   şeylere  yalvarır.   İşte   doğru  yoldan   uzaklara   sapma   bu­dur!

13-  Zararı, faydasından  daha yakın   olana  yalvarır.   Zira  ona

kulluk,   insanı  dünya  ve  ahirette  cezaya  çarptırır.   O,   ne  kötü   bir yardımcı  ve  ne  kötü  bir arkadaştır!

 

Sözlük

 

Allah hakkında tartışır. Ortak koşma, evlad isnad etme, Ölü­leri diriltmeyeceğini iddia etme gibi, yüce Allah'ın münezzeh olduğu yakıştırmalarda bulunur. Bu tartışmacı Ebu Cehil ve onun gibileridir.

îlimsiz. Allah ve Rasûlünden kaynaklanan bir bilgiye dayan­maksızın.

Aydınlatıcı kitap olmadan. Allah katından gelen aydınlatıcı bir kitap olmaksızın. Çünkü Allah katından gelen kitaplar gerçek­leri ortaya çıkarır, hakkı pekiştirir ve bâtılı geçersiz ve etkisiz kılar.

Gerdanını eğip bükücü. Büyüklük taslayarak gerdan kırıtır. Itf; insanın yanı, koltuk altı demektir.

Onun için dünyada horluk vardır. Dünyada aşağılanacaktır. Nitekim Yüce Allah Bedir günü ona bu zilleti tattırdı. Alçal-mış olarak boynu kesildi.

Allah kullarına zulmetmez. Onların kendi nefislerine yönelik zulümleri olmadıkça onları cezalandırmaz. Allah'a bir kenardan ibadet eder. İslâm'ın doğruluğundan şüp­he duyarak, hak veya batıl olduğuna tam karar vermemişliğin şaşkınlığı ve isteksizliği içinde ibadet eder. Bunların çoğunlu­ğunu da bedeviler oluşturur. Onunla mutmain oldu. Kuşkular durulur, İslâm'a razı olur.

Ve ona bir fitne isabet ederse. Mal noksanlığı veya hastalık gibi bir musibetle sınanacak olursa.

Yüzü üzerine döndü. İslâm'ı terk ederek önceki küfrüne ve ca­hili hayatına döner.

İbadet etmediği için zarar veya ibadet ettiği için yarar dokun­durma gücünden yoksun put.

Ne kötü bir yardımcıdır bu. Ve ne kötü yoldaştır.[7]

 

Açıklama

 

Yüce Allah insanın yaratılışını anlattıktan sonra bilgisizce kendi hakkın­da tartışanların durumunu anlatıyor: "İnsanlardan kimi, hiç bir bilgisi olmak­sızın Allah hakkında tartışır durur."

Burada bir ikinci kişi söz konusu edilerek, bundan önceki âyetlerin bi­rinde dikkat çekilen başka birine atfedilmektedir.O ayette şöyle denmişti: "İnsanlardan kimi, Allah hakında bilgisi olmak­sızın tartışır durur ve her azgın kaypak şeytanın peşine düşer."Mekke'de dinden döndürme amaçlı hile ve baskı kampanyasının elebaş-larından biri sayılan Nadr b. Haris'tensöz ediliyordu. Bu âyetlerde ise, dikkat çekilen kişilik, asıl adı Amr b. Hişam olup Ebu Cehil lakabıyla bilinen bu ümmetin Firavunudur.Yüce Allah onun hakkında şöyle buyuruyor:

"İnsanlardan kimi, hiç bir bilgisi, yol gösterici ve aydınlatıcı kitabı ol­maksızın Allah hakkında tartışır durur."

Cahilce tartışır. Tartışmaların en kötüsü de cahil cühelanın taraf olduğu tartışmalardır. Bunlar Allah hakkında bile tartışmaktan bir sakınca görmezler. Tuhaftır ki, bunlar Allah'ın oğlunun, kızının, ortağının katında şefaatçi kimsel­erin bulunmadığını ve O'nun ölüleri diriltecek güçte olmadığını, katından bilgi ve vahiy inmediğini, herhangi bir peygambere herhangi bir kitabın vahyedil-mediğini ispatlamaya çalışırlar. "Gururla salınıp kasılır." Burada bilgiçlik tas­layan bu keferenin yürüyüşü tasvir ediliyor. Gururla, kasılarak bir tarafa mey­lederek yürür. Tartışmaktan maksadı doğruyu bulmak veya sırf üstün gelme zevkini tatmak değildir. Bilakis, asıl amacı insanları Allah'ın yolundan alıkoy­maktır. İnsanların İslâm'a girip dünya ve ahiret mutluluğuna erişmelerini önle­mektir. "Dünyada onun için aşağılanma vardır."[8]Nitekim Bedir Savaşı'nda bu onur kırıcı akibete uğradıklarını gördüler. Küçümsediği, alaya aldığı zayıflar, yani müslümanlar Ebu Cehü'in kafasını kestiler.

"Kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız."Öldürülür öldürülmez bu azaba kavuştu. Ruhu ateştedir. Kıyamet günü de hem ruhu, hem bedeni ateşe girecektir.Bu, senin ellerinin önden takdim ettikleridir."Kıyamet günü ona denir ki; aşağılanman, alçalman, yakıcı azaba uğratıl-man, daha önce işlediğin şirkin, zulmünve günahların sonucudur."Şüphesiz Allah kullar için zulmedici değildir."Sen de bu kullardan birisin. Allah sana zulmetmedi, aksine, sen kendine zulmettin. Allah zulümden münezzehtir. O, sonsuz kudret sahibidir, hiç bir şeye muhtaç değildir."İnsanlardan kimi Allah'a bir ucundan ibadet eder."

İçini kuşkular kemiriyorken ibadet eder. Bu da, bundan önceki iki tip in­sana eklenen bir üçüncü tiptir. Bu tip bedevi araplan temsil ediyor. Bunlar bir bilgiye dayanarak veya ikna edilerek İslâm'a girmiş değillerdi. Bilakis şüphe ve eğilimlerle İslâm'a girmişlerdi. "Bir ucundan," ifadesiyle kastedilen budur. Mal, sağlık ve rahat görürlerse İslâm'la tatmin olurlar, içleri durulur, İslâm üzere yaşam sürdürürler. Eğer mal, can veya evlad konusunda bir sınavdan geçirilirlerse, yüz üstü geri dönerler. İslâm'dan döner, müslümanca yaşamayı terk ederler. Böyle olunca da hem dünyada hem de ahirette hüsrana uğrarlar. Ne dünyayı ve ne de ahireti elde edemezler. Hiç bir kazanç sağlamazlar.

"İşte bu, apaçık bir kayıptır."

Eğer müslüman olarak kalsalardı, ahirette kazançlı çıkacaklardı. Yüce Allah, kaybettikleri mal, can ve evladı geri verecekti.

"Allah'tan başkasına yakarır."

Yüz üstü dönen bu mürted, yani dinden dönen bu kişi "kendisine ne zar­arı dokunan" şeylere, put ve heykellere, "ne yararı olana" tapar. Onlara kul­luk yapmakla bir yarar elde etmez.

"İşte bu, en uzak bir sapıklıktır."

Hiç bir yarar ve hiç bir zarar dokunduramayan, düzmece ilahlara dua et­mek, onlara yakarmak, hidayetten, hayırdan, başarıdan ve kârdan sapmaktır. Geri dönüşü olmayan büyük bir sapıklıktır.

"Zararı, yararından daha yakın olana tapar."

Tevhidi bırakıp şirke sapan bu mürted, kıyamet günü kendisine hiç bir fayda veremeyecek putlara kulluk eder. O sırada taptığı düzmece ilah ondan uzaklaşmaya çalışır. Fakat hep birlikte cehenneme doğru sürüklenirler. Ce­hennemin yakıtı olurlar.

"Ne kötü arkadaştır."

Yüce Allah, burada müşriklerin bel bağladıkları düzmece ilahlarının ger-

çek kimliklerini ortaya çıkararak onları şirkten uzaklaştırmayı amaçlıyor. Yü­ce zatından başkasına edilecek kullukların geçersizliğini vurguluyor.[9]

 

Sonuç

 

1- Bir konunun cahili ile tartışmak son derece kötüdür.

2-  İster kafir, ister mü'min olsun her kimde kendini beğenmişlik, büyü­klük taslama nitelikleri varsa, bu, son derece yerilmiş, çirkin bir tavırdır.

3-  Yapmış olduğu ibadetinin aslından kuşku duyan, farz ve geçerliliğine inanmayan kimsenin ibadeti hiç bir anlam ifade etmez.

4- Şüphe ile din bir arada olmaz.

5-  Ayetlerde bir kez daha tevhid ilkesi pekiştiriliyor, şirk ve müşrikler yeriliyor.[10]

 

14-   Allah,   inanan   ve  iyi  işler yapanları,  altlarından   ırmaklar akan   cennetlere   sokacaktır.   Şüphesiz Allah   istediğini  yapar.

15-   kim   Allah'ın   dünyada   ve   ahirette   kendisine  yardım   et-meyeceğini   sanıyorsa   öfkesini, gidermek   için   göğe   bir   sebeple uzansın,   sonra   ayaklarını  yerden   kessin   de   baksın,   bu   yaptığı, öfkelendiği   şeyi  giderebilecek  mi?

16-   Ve  işte  biz Kur'an'ı  böyle  açık açık âyetler olarak indir­dik.  Şüphesiz Allah,  dilediğini doğru yola  iletir.

17-   İnananlar,  yahudiler,   sabiiler,   hristiyanlar;   mecusiler   ve Allah'a   ortak   koşanlar...   Allah,   kıyamet   günü   bunlar   arasında hüküm    verecek    haklıyı    haksızı    ortaya    çıkaracaktır.    Şüphesiz Allah,   her  şeye   şahittir!

 

Sozluk

 

Salih ameller işlediler. Farz ve nafile ibadetleri yerine getiren, hayır işlerde bulunanlar.

Dilediğini yapar. Kendisine itaat edeni ödüllendirir, günahkarı da alçaitir. Mü'minleri rahmetinin, kâfirleri de azabının kap­samına alır.

Allah'ın O'na asla yardım etmeyeceği. Allah'ın Hz. Muham-med (s.a.v.)'e yardım etmeyeceğini sanıyorsa.

Bir araç, bir ip uzatıversin.

Göğe. Bir tavana ve öfkesinden kendini boğsun.

Hilesini giderecekmi? Büyük öfke beslediği nebi (s.a.v.)'nin yardım görmemesine ilişkin tuzağı, kinini dindirecek mi?

3 İşte böylece onu indirdik. Yahudiler.

Sabiiler. Hristiyanlık içinde yer alan bir grub. Yıldıza tapanlar. Mecusiler. Ateşe ve yıldızlara tapanlar. Her şeye şahittir. Her şeyi bilir ve korur.[11]

 

Açıklama

 

Yüce Allah kâfirlerin ve küfürle iman arasında gidip gelenlerin cezasını

dile getirdikten sonra, Allah'a, elçisine, Rableri, ile buluşmaya müjdelerine ve tehditlerine inanıp salih ameller işleyenlerin, farzları kesintisiz yerine getirip nafileleri uygulamaya gayret gösterenlerin, bu inanç ve amellerinin karşılı­ğının; altından ırmaklar akan cennet olduğunu haber veriyor.

"Gerçekten Allah istediğini yapar."

Kendisini inkar edip günah işleyenleri azablandırmasi ve inanıp salih ameller işleyenleri rahmetinin kapsamına alması bu yüzdendir.

"Kim, Allah'ın ona yardım etmeyeceğini sanıyorsa..."

Kim, Allah'ın rasulüne dinîne ve mü'min kullarına yardım etmeyeceğini sanıyorsa, bu yüzden Esedoğulları ve Katafan kabileleri gibi tereddüt geçiri­yor, inancı kendisine sindiremiyor ve müslümanların arasına katılıp nıüslü-manca bir hayat sürdüremiyorsa, bilsin ki, biz, onu kin duyduğu şeyle yüzyü-ze getireceğiz; Allah'ın rasulüne, kitabına, dinine ve mü'min kullarına yönelik yardımı onu büyük bir hayal kırıklığına sürükleyecektir. O zaman evinin ta­vanına bir ip assın ve onu boynuna geçirsin, sonra da ayaklarını yerden kes­sin. Bakalım bu tuzağı, içindeki kini giderecek mi?

"İşte biz onu apaçık ayetler olarak indirdik."

Yüce Allah'ın kudretini, yaratmaya ilişkin sonsuz ilmini, ölü toprağı can­landırmasını, yokoluştan sonra yeniden hayat bahsedişini belgeleyen açık ay­etlerin indirilişi gibi, bu Kur'an'ı da apaçık ayetler olarak indirdik. Bu Kur'an, kendisine inanan, emirleri doğrultusunda amel eden, bildirdiği yasa ve hü­kümleri uygulayan muttakiler için bir yol gösterici ve bir hayır kaynağıdır.

"Allah dilediğini hidayete yöneltir."

Dilediğine, doğru yolu gösterir, gerçeği görmesini sağlayacak bir bakış açısını bahşeder, böylece hakkı tanır. Onu talep eder, bir inanç, bir nizam ve bir pratik hayat sistemi olarak hakka sarılır.

"Gerçekten iman ederler."

Yani müslümanlar...

"Yahudiler."

Yani museviler...

"Sabiiler."

"Yani hristiyanhğa mensub olup, Zebur okuyan, yıldıza tapanlar.

"Hristiyanlar,"

Yani haç perestler, haçlılar...

"Mecusiler."

Yani ateşperestler, yıldıza tapanlar...

"Ve müşrikler."

Yani putperestler...

Bunların tümü hakkında Yüce Allah hükmünü verecek; mü'minlen cen­nete, kâfirleri de, bu sapık milletleri de cehenneme koyacaktır. Hak esasına dayalı bir ayırmadır bu. Ayet-i kerimede işaret edilen bu altı dinin beşinde şeytana yönelik bir itaat esastır. Bir tanesinde ise, itaat Yüce Allah'a yöne­liktir. Yüce Allah bu dinin mensuplarını rahmetinin kapsamına alır. Şeytani dinlerin mensuplarını da şeytanla birlikte ateşe koyar.

"Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır."

Her şeyi bilir, hiç bir şey O'ndan gizli kalamaz. Her amel edenin, ame­line göre karşılığını verir. Ancak helak olmayı hakkedenleri helak eder. Çünkü Allah kitabını indirmiş, Rasûlünü göndermiş, insanları "cennete teşvik etmiş, cehennemden sakındırmış, güzellikler vaad etmiş, kötü akıbetlerle tehdit et­miştir. İnsanlarsa kendileri için takdir edileni veya fiilen uyguladıklarım tercih ederler. Yüce Allah noksan sıfatlardan münezzehtir.[12]

 

Sonuç

 

1-  İslâm hariç, bütün dinler şeytanın telkini, üflemesi ile şekillenmişler­dir. Bu yüzden şeytanın vesveselerine dayalı dünya dinlerinin mensuplarının hüsrana uğra-maları kaçınılmazdır. İslâm ise, hak dindir. Mensupları kurtu­luşa ermişlerdir. Ancak müslüman İslâm'ı inanç, ibadet, yönetim biçimi ve yargı sistemi olarak uygulayan kimselere denir.

2-  Allah kendi dinine yardım eder. Dininin bağlılarını onurlandırır. Buna kızanlar, bundan hoşnut olmayanlar çatlasınlar, gidip kendilerini boğsunlar.

3- Ölümden sonra diriliş ve yargılanma inancı bir kez daha vurgulanıyor.

4-  Allah'ın iradesi, dilemesi sınırsızdır ve serbesttir. O, dilediğini yapar, istediği kimseyi doğru yola iletir.[13]

 

18- Görmedin mi Allah'ı; göklerde, yerde bulunan kimseler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan bir çoğu hep O'na secde ediyorlar. Ama bir çoğuna da azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılatırsa artık ona değer veren olmaz. Allah,  dilediğini yapar.

.

Sözlük

 

Görmedin mi? Kalbinle görüp bilmedin mi?

O'nun için secde eder. Alemlerin Rabb'inin karşısında yüzünü yere koyarak bağlılığını, itaatini, boyun eğişini ifade ediyor.

Göklerde olanlar. Melekler.

Yeryüzünde hareket eden, kımıldayan diğer canlılar. Üzerine azab gerekli oldu. Azaba uğratılması kaçınılmazdır. Allah kimi aşağılık kılarsa. Alçaltıcı azaba uğratırsa. Onun için ikram edici yoktur. Hiç kimse onu yüceltemez. Kim­se onu mutlu kılamaz. Çünkü Allah onu bedbahtlığa, mahkum etmiştir.[14]

 

Açıklama

 

Yüce Allah şöyle diyor:

"Görmedin mi?"

Ey Rasûlüm kalbinle müşahede edip bilmedin=mi "ki, gerçekten, gökler­de olan," melekler "ve yerde olan" cin ve diğer canlılar "güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan bir çoğu Allah'a secde etmektedir­ler."

Allah'a inanıp itaat eden bir çok insan secde etmektedir. "Bir çoğu üzerine azab hak olmuştur."

Azaba uğramaları kesinlik kazanmıştır. Bunlar ibadet ile Allah'a yakın­laşmak için secdeye yanaşmıyorlar. Ama gölgeleri sabah-akşam Allah'a sec­de etmektedir. "Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yok­tur."

Allah kimi aşağılık kılıp mutsuzlaştırırsa, hiç kimse onu yücelterek onur-landıramaz, üzerindeki azabı kaldıramaz, mutluluk yurdunda bahtiyar ol­masını sağlayamaz.

"Şüphesiz Allah, dilediğini yapar."

Kimi dilerse, onu-alçaltır, kimi de dilerse yüceltir, onurlandırır. Ya­rattıklarının sahibi O'dur. Onlar üzerinde mutlak tasarruf sahibidir. Kimi di­lerse onurlu kılar. Kimi dilerse alçaltır. Şu halde kullara düşen, tevbe ederek O'na dönmektir, rahmetini dilemek, azabından korkmaktır. Böyle yapmaları, azabdan kurtulup, rahmetin kapsamına girmelerini sağlama bakımından daha olumludur.[15]

 

Sonuç

 

1- Tek ve ortaksız ilahlık, biricik Rab'lık Allah'ındır.

2-  Bütün yaratıklar, öz yaratılış bakımından Allah'a secde eder. Allah'ın diledikleri ise, kendi iradeleriyle secde ederler.

3-  Her şey ve herkes Allah'a boyun eğer. Nankör olan insanlar hariç. İnsanoğlunun bir bölümü Allah'a başkaldırır, O'na karşı gelir, bu yüzden alçal-tıcı azabı hakeder.

4-  Bu âyeti okuyan ve dinleyen kimsenin "şüphesiz Allah, dilediğini ya­par," ifadesine gelince secde etmeleri sünnettir.[16]

 

19-   İşte   şunlar,   Rab'leri   hakkında   çekişen   iki   hasım   taraf: Nankörler  için   ateşten  giysi  biçildi,   başlarının   üstünden   de   kay­nar su dökülüyor!

20-   Onunla  karınlarının  içindekiler ve  derileri eritiliyor.

21-  Ayrıca onlar için demir kamçılar da var.

22-    Oradan,    o   gamdan    her   çıkmak   istediklerinde    demir kamçılarla   vurularak   oraya  geri   çevrilirler   ve:   "Yangın   azabını tadın!1' denilir.

23-  Allah,  inanan  ve  iyi işler yapanları da altlarından  ırmak­lar  akan   cennetlere  sokar.   Orada  altın   bilezikler  ve  inciler  takı­nırlar.   Orada giysileri de  ipektir.

24-    Sözün   güzeline    ve   çok   Övülen   Allah'ın   yoluna   ilet­mişlerdir.

 

Sözlük

 

İki hasım. Çekişen iki grup. Biri mü'min, biri de kâfir olan bu iki gruptan her biri sahibini altetmeyi düşünür.

Rableri konusunda çekiştiler. O'nun dini hakkında tartışmaya girdiler.

Onlar için bedenlerine göre elbiseler biçilmiştir.

Bununla karınlan içinde olanlar eritilir. Bu kaynar su ile iç yağları ve benzeri şeyler eritilir.

"Makmaa"nın çoğulu. 'Demirden kamçı,' demektir.

Aşağılayıcı ve yakıcı edici bir ifadeyle: "Ateşin azabını tadın" denir.

încilerle süslü altın bilezikler.

Sözün en güzeli. Yani: La ilahe illallah: Allah'tan başka ilah yoktur.

Övülen doğru yol İslâm. Çünkü İslâm, insanı Allah'ın rızasına ve cennetine ulaştıran bir yoldur.[17]

 

Açıklama

 

"İşte bunlar çekişen iki gruptur."[18]

Birinci grup müslümanlar, ikinci grup da müşrikler ve kafirlerdir.

"Rableri konusunda çekiştiler."

Dini hakkında tartıştılar. Her grup kendisinin hak din üzere olduğunu id-

dia etmektedir. Bu iddialarını sürdürerek ölüp gittiler. Kıyamet günü Yüce Al­lah gerçeği göstermek üzere aralarında hükmedecektir.

"İnkar edenler..."

Batıl dinin mensupları ateşe girerler. Onlar için ateşten elbiseler biçil­miştir. "Başları üstünden de kaynar su dökülür." Değdiği yeri anında haşla­yan kaynar su.

"Bununla karınları içinde olanlar ve derileri eritilmiş olur."

Etleri ve iç yağları eritilir.

"Onlar için demirden kamçılar vardır," bunlarla dövülürler.

"Ne zaman oradan çıkmak isterlerse."

Sarsıcı üzüntüden kurtulmak isterlerse, "oraya geri çevrilirler."

Zebaniler onları ateşe geri dönmeye zorlarlar. Oradan çıkmaları mümkün olmaz. Ve onlara derler ki: "Yakıcı azabı tadın."

Oradan çıkmayın, can yakıcı azabı tadmaya devam edin. İşte çekişen gruplardan kâfir olanın cezası budur.

Mü'min grubun ödülü ise şudur: "Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler."

Altından ve inci süslemeli bileziklerden takarlar. "Oradaki elbiseleri ipektendir." Cennette ipekten elbiseler giyerler. "Onlar sözün en güzeline iletilmişlerdir."

Dünyada kendilerine en güzel söz, yani: "Allah'tan başka ilah yoktur" mesajı ve öteki zikirler, teşbihler ve güzel sözler sunulmuştur. "Övülen doğru yola iletilmişlerdir."

İnsanları Rablerinin hoşnutluğuna ulaştıran bu yol İslâm'dır. Hiç kuşkusuz bütün bunlar O'na ve Rasûlüne inandıkları, sevdiği şeyleri yapıp, sevmediği şeyleri de yapmadıkları Rablerinin lütfü ile gerçekleşir.[19]

 

Sonuç

 

1- Şu evrensel bir gerçektir ki; mü'min kafirin, kafir de mü'minin hasmıdır. Bu kural her zaman ve mekandaki mü'minlerle, her zaman ve mekandaki ka-

firler için geçerlidir. Bu âyetin, mü'min tarafı temsil eden Ali, Hamza ve Ubey-de ile kâfir tarafı temsil eden Utbe ve Şeybe kardeşler ve Utbe oğlu Velid hakkında inmiş olması bu kainatta süregelen gerçeği değiştirmez. Nitekim onlar da Bedir Savaşı'nda bu ilke uyarınca karşı karşıya gelmişlerdi.

2- Bu âyetler, mü'min ve kafirleri her birinin ahiretteki halleri açıklanıyor.

3-  Ölümden sonra diriliş gerçeğine dikkat çekiliyor, insanların o sıradaki halleri tasvir ediliyor.

4-  Sözün en güzeli, yani kelime-i tevhid (la ilahe illallah) ve Allah'ı zik­retme gündeme getiriliyor.

5-  Övülmüş yolun İslâm olduğuna dikkat çekiliyor. (Allah bizi bu yolun yolcularından eylesin.)[20]

 

25- Nankörlük edenler, Allah'ın yolundan ve gerek yerli, ge­rek dışarıdan gelen bütün insanlar için ibadet yeri yaptığımız Mescid-i Haram'dan insanları geri çevirirler. Kim orada böyle zulüm  ile  haktan  sapmak isterse ona acı bir azab  taddırırız.

 

Sözlük

 

İnkâr ettiler. Allah'ın birliğini inkar edenler, O'nun elçisini ve Rab'lerinin katından getirdiği mesajı yalanlayanlar.

Allah yolundan engelliyorlar. İnsanların İslâm'a girmelerini önleyenler onları başka taraflara yöneltenler.

Ve Mescid-i Haram'dan. Mekke şehri. Mescid-i Haram bu

şehrin merkezinde bulunur.

Mescid-i haramda ibadet etmek amacı ile Mekke'de ikamet eden.

Mekke'ye dışarıdan gelen.

İnatçı küfürle zulmederek. Hak'tan sapıp nefsi veya başkası için zulme bulaşmak.[21]

 

Açıklama

 

"İnkar edip Allah yolundan alıkoyanlar."

Bu âyet-i kerime, Allah'ın birliğini inkar eden Rasûlünü ve O'nun tebliğ ettiği hak dini yalanlayan, insanları Allah'ın evini tavaf etmelerine, Mescid-i Haram'da ibadet etmek için Mekke'de ikamet etmelerine engel olan tüm kâfirlere yönelik sert bir tehdit ve şiddetli bir uyarı niteliğindedir. Âyet-i keri­menin içerdiği mesaj, Hudeybiye antlaşmasının gerçekleştirildiği yıl, Rasûlül-lah ve arkadaşlarım Mescid-i Haram'a girmekten alıkoyan Mekkeli müşrikleri kapsamakla birlikte, bu tehdit kıyamet gününe kadar, insanları Mescid-i Har­am'dan alıkoyan tüm kafirlere yöneliktir. Onu "yerlilerle dışarıdan gelenler için eşit olarak hac ve kıble kıldık." Bu, Mescid-i Haram'ın niteliğidir. Burayı Yüce Allah bir ibadet mekanı kılmıştır. Bu amaçla gelen yerli-yabancı herkes bu haktan, eşitçe yararlanır. İbadet etmek üzere Mekke'ye gelen herkes ora­da ikamet etmek hakkına sahiptir.

"Orada zulmederek adaletten ayrılanlara..."

Şirk ve benzeri büyük günahları işleyerek sapan, hakka sırt çeviren azgın zalimlere "acı bir azab taddırırız."

İnkar edenlerin, Allah'ın yolundan alıkoyanların, Mescid-i Haram'ın giri­şini tutup insanlara engel olanların, gerek kendisi ve gerekse başkası adına orada zulme sapanların cezası budur.[22]

 

Sonuç

 

1-Allah'ın emirlerini inkar etmek, insanları Allah'ın yolundan ve Mesci­di haramdan alıkoymak, orada zulmetmek şiddetli bir eleştiriye tutuluyor. Bunu yapanların ağır cezaya çarptırılacakları belirtiliyor.

2- Mekke, Allah'ın şehridir. Allah'ın haremidir. Her müslüman zulme sapmadığı, şirk, zulüm ve sapıklık gibi büyük günahlar işlemek suretiyle ha-

remin dokunulmazlığını lekelemediği sürece orada ikamet edip Allah'a kulluk yapma hakkına sahiptir.

3- Mescid-i Haram'm Allah katındaki değeri ve önemi çok büyüktür.[23]

 

26-  Bir  zamanlar İbrahim'i  Beyt Kabe'nin  yerine   kondurmuş ve  ona  şöyle  emretmiştik:   "Bana  hiç  bir şeyi  ortak  koşma  ve  ta­vaf  edenler,   ayakta   duranlar,   rükû   ve   secde   edenler  için   evimi temizle."

27- İnsanlar  içinde  haccı ilan  et; yaya  olarak  veya  uzak yol­lardan  gelen  yorgun  develer  üzerinde  sana gelsinler.

28- Ki kendileri  için  birtakım faydalara  tanık olsunlar  ve Al­lah'ın   kendilerine   rızık   olarak   verdiği   hayvanlar   üzerine   belli

günlerde  onları  kurban  ederken Allah'ın  adını  ansınlar.   Onlardan yeyin,  sıkıntı içinde  bulunan fakire de yedirin.

29-Sonra bıyıklarını, tırnaklarını kesmek, diğer temizlik ge­reklerini yapmak suretiyle kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler  ve  Eski Ev Kabe'yi  tavaf etsinler.

 

Sozlük

 

İbrahimi yerleştirdiğimizde. Ey Rasülüm, ibrahim'i, Mekke'ye getirtip ona Kabe'nin yerini gösterdiğimiz zamanı hatırla.

"Bana hiç bir şeyi ortak koşma...

Evimi temizler şirkten, müşriklerin pisliğinden arındır, temiz­le.

İnsanlar içinde yüksek sesle haccı ilan et.

Yaya ve binekler üzerinde.

Yeryüzünün kıtalarındaki geniş ve engebesiz yollardan. j Belli günlerde. Teşrik günleri.

Deve, sığır ve koyun, bunların haricinde kurban olmaz. JI Zor durumdaki fakir.

İhramda bulunmaları dolayısıyla kirlenen bedenlerinin kirlerini gider s inler.

Nezirlerini yerine getirsinler. Allah'a adadıkları kurbanları kesmek suretiyle adaklarını yerine getirsinler.[24]

 

Açıklama

 

"Hani biz İbrahim'e evin yerini belirtip hazırladığımız zaman."

Ey Rasûlüm, düpedüz bir iftira olarak kendilerini İbrahim (a.s.)'e bağlı kimseler olarak tanıtan şu kavmine hatırlat... Aslında bu bağlılık iddiaları ge­çersizdir, çünkü Hz. İbrahim (a.s.) mü'min, kendileri ise müşrikti. Rabb'inin İbrahim'e, nasıl Kabe'nin yerini belirtip hazırladığını, kabe'nin temellerini atıp yükseltmesini nasıl sağladığım hatırlat. Allah ondan bir söz almıştı, bir tav-

siyede bulunmuştu.

Şöyle ki: Kabe'yi maddi pisliklerden, kan ve benzeri manevi kirlerden te­mizle, şirkten, günahtan arındır. Bunu Kabe'yi tavaf eden, orada namaz kıhp, kıyam eden, rüku eden ve secde eden kimseler için yap. Ki, maddi veya ma­nevi olarak bir eziyete uğramasmlar. Rablerinin evinin etrafında ve emir bel­desinin sınırları içinde bulunurlarken bir şekilde incinmesinler. İşte kabe'nin etrafına bir sürü put ve heykel diken ve "la ilahe illallah: Allah'tan başka ilah yoktur," diyen herkese savaş açan kavmin bu tarihsel gerçeği hatırlamalıdır. Nitekim seni ve ashabını da Mescid-i Haram'ı ziyaret etmekten alıkoydular. Tavaf etmeni engellediler. Buna rağmen Hz. İbrahim'in ve İsmail'in dini üzere olduklarını iddia etmelerine ne demeli!

Bu âyet-i kerimeden çıkardığımız sonuç işte budur:

"Hani biz İbrahim'e evin yerini belirtip hazırladığımız zaman şöyle em­retmiştik: Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükuya ve sucuda varanlar için evimi tertemiz tut."

"insanlar içinde haccı duyur."

İnsanlar içinde haccı duyurmasını emrettik. Hac duyurusunu yapacağına ilişkin ahit aldık: Ey insanlar, Rabbiniz sizin için bir ev bina etmiştir: "Rab-binizin evine hac ziyaretinde bulunun."[25]Hz. İbrahim bu çağrıyı yaptı. Yüce Allah sesini, kullarından dilediği kimselere ulaştırdı. Bu ziyareti gerçekleş­tirmesini dilediği kimselerin önlerindeki engelleri kaldırdı, yollarını kolay­laştırdı. Onlar da bu ziyareti gerçekleştirdiler. Allah'a hamdu senalar olsun.

"Yaya olarak sana gelsinler."

Çağrıda bulunmak senin, bu çağrıyı gerekli yerlere ulaştırmak bizim işi­mizdir. Sen onlara seslen, sana yaya olarak ve "uzak yollardan, derin vadiler­den yorgun düşmüş develer üstünden gelsinler."

Uzak ve yakın, dünyanın her tarafından sana gelsinler. "Kendileri için bir takım yararlara şahid olsunlar."

Dini bir takım kazançlar elde ederler. Günahların bağışlanması, duaların kabul görmesi, Allah'ın hoşnutluğunu elde etmeleri, alimlerden dinlerini öğ­renmeleri gibi. Bunun yanısıra, bir takım dünyevi kazançlar da sağlarlar. Tica­ri kazanç elde ederler. Alış-veriş yaparlar. Çeşitli ürünleri pazarlama im­kanını bulurlar.

Ali Allah m admı ansınlar.

Kendilerine bahşettiği nimetlerden, büyük lütuflardan dolayı Allah'a şük­retsinler. Bu da, Zilhicce'nin ilk on gününden itibaren, hacc sûresi boyunca, yani hac günlerinin sonuna kadar, namaz, zikir ve dua olarak yerine getirilir. Aynı şekilde kurban olarak adadıkları deve, sığır ve koyunları boğazlarken de "Bismillah. Allahu ekber" demek suretiyle Allah'ı anarlar.

"Artık bunlardan yiyin."

KÜrban olarak boğazladığınız hayvanların etinden yiyin.

"Zorluk çeken yoksulu da doyurunuz."

Güç durumdaki fakirleri de bundan yararlandırın.

"Sonra kirlerini gidersinler."

İhramda bulundukları süre içinde kirlenen bedenlerini temizlesinler.

"Adaklarını yerine getirsinler."

Mescid,i Haram'da bir adak adayan kimseler, bu adaklarını yerine getir­sinler. Çünkü adakları yerine getirmenin zamanıdır bu.

"Beyt-i Atik'i tavaf etsinler." Allah'ın evi olan Kabeyi tavaf etsinler.

İfade tavafında bulunsunlar. Çünkü bu, haccın bir rüknüdür. Bu tavaf ol­mazsa hac geçerli olmaz. Bu ifade tavafı, ancak Arefe vakfesinden ve kurban bayramının sabahında akabede gerçekleştirilen şeytan taşlama işleminden sonra yapılan tavafdır.[26]

 

Sonuç

 

1- Yıkılması ve çökmesi durumunda Kabe'yi tamir etmek, duvarlarını ye­niden yapmak farzdır. Mescid-i haramı, tavaf edenleri ve itikafa[27] girenleri incitecek şirk, günah ve benzeri pisliklerden arındırmak, idrar ve kan gibi maddi pisliklerden temizlemek şarttır.

2- Hac anlatmaya ve tanıtmaya yönelik bürolar açmak meşrudur.

3- Kişi hac mevsiminde, Mekke'deki ikameti boyunca ticaret yapabilir.

4- Allah'a şükretmek, O'nu zikretmek farzdır.

5-  Akabede şeytan taşladıktan sonra tıraş olmak veya saçları kısaltmak farzdır.

6- Haccı sırasında kesilen kurbanların etinden yemek caizdir ve güzeldir.

7- Şeriata uygun olarak adanmış kurbanı kesmek farzdır. Fakat evliyala­ra adak adamak şirktir. Bunu yerine getirmemek lazımdır.

8- İfade tavafı ve zamanı vurgulanıyor. Buna göre, Arefe vakfesinden ve akabe şeytan taşlamasından sonra ifade tavafı yapılır.[28]

 

30-  İşte   öyle.   Kim   Allah'ın   yasaklarına   saygı   gösterirse,   o hareketi,   Rabb'inin   yanında   kendisi   için   iyidir.    Size   ayetlerle okunup    açıklananlar    dışındaki    hayvanlar    sizin    için    helal kılınmıştır.  Artık o pis putlardan  ve yalan  sözden  kaçının.

31- Allah'a   ortak   koşmada,   halis   olarak   O'nu   birleyenler olun.  Kim Allah'a  ortak  koşarsa  o,  sanki gökten  düşmüş  ve  ken­disini kuş  kapıyor  veya  rüzgar  onu,   uzak  bir yere  sürüklüyor gi­bidir.

32- İşte   böyle.   Kim  Allah'ın   nişanlarına  hac   ibadetlerine   ve kurbanlara   saygı   gösterirse,   bu,   kalblerin   takvasındandır   kalble-rinde   Allah   korkusu   olanlar,    O'nun   dininin   işaretlerine   saygı gösterirler.

33-  O   hayvanlarda  belli  bir  süreye  kadar  sizin  için  menfaat­ler  vardır.  Bir zaman  için  onların  sütlerinden,  yünlerinden yarar­lanırsınız,   sonra  onların  varacakları yer,  Eski Ev  kabe'dir.   Orada kurban  edilirler.

 

Sözlük

 

Bu. İşte böyle. Söylediğim budur.

Allah'ın haramları. Allah'ın çiğnenmesini yasakladığı söz ve­ya fiiller.

Ve O Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. Allah'ın yasakladığı şeyleri önemseyen, onları çiğnemeyen kimsenin bu tutumu ahirette kendisi için daha hayırlıdır.

Ancak üzerinize okunan. Yani, haram olduğu sizin için belirti­len, leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesilenler hariç. Pislikten, yani puta tapıcılıktan kaçının.

jYalan söz söylemekten kaçının. En büyük yalan da, Allah'a if­tira atmak, şirk ve yalana şahitliktir.

Allah'ı birleyen, bütün dinlerden ilgisini kesip İslâm'a yönelen. Gökten düşmüş gibi. ıBir kuş onu hızla kapıvermiş.

Allah'ın şiarları, dininin alametleri. Burada kastedilen ise, semiz ve güzel kurbanlıkların seçilmesidir.

Muhakkak ki O kalplerin takvasındandir. Allah'ın şiarlarım yüceltmek, önemsemek kalplerin takvasından kaynaklanır.

Onlarda sizin için faydalar vardır. Üzerlerine binmek, yük taşı­mak ve sütlerini içmek gibi. Bu hususta onlara zarar verme­mek esastır.

Adı .konulmuş, belli bir vakte kadar. Nac günlerinde kurban kesinceye kadar.

Mekke-i mükerreme'deki Kabe'nin yanında. Bey't-i Atik. Kabe[29]

 

Açıklama

 

Hacla ilgili ibadetleri, sembolleri konu alan âyetlerin akışı devam ediyor. Bu arada Yüce Allah buyuruyor ki: "İşte böyle;" kirleri gidermek; yani saçları tıraş etmek, bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek, elbiseleri temizlemek, kurbanları boğazlamak gibi emirleri bu şekilde öğrenmiş oldunuz.

"Sizden kim Allah'ın haram kıldıklarını gözetip hükümlerini yüceltirse." Bu yasakları çiğnemezse, bu yüceltme, yücelip önemseme, çiğnememe "Rabb'inin katında."

Kıyamet günü Rabbi ile karşılaştığında "kendisi için daha hayırlıdır." "Size hayvanlar helal kılındı."

Yüce Allah, deve, sığır ve koyun gibi hayvanlardan yemenizi, onlardan yararlanmanızı helal kıldı.

"Size okunanlar hariç."

Bakara, Maide ve En'am surelerinde haram oldukları belirtilenler hariç.

Konuya ilişkin olarak Yüce Allah âyet-i kerimede şöyle buyuruyor:

"Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vu­rulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş yetişip kestikleriniz hariç, dikili taşlar üzerine boğazlanan hayvanlar size haram kılındı."[30]

"İğrenç bir pislik olan putlardan kaçının." Puta tapmaktan kaçının. Çünkü putlar birer pisliktirler. Onlara kulluk etmeyin. Ne onlara ne de Allah'ın dışın­da bir başkasına tapmayın. Allah için onlardan nefret edin, onlara ibadet edil­mesini hoş görmeyin.

"Yalan söz söylemekten de kaçının."

Genel anlamda, yalan söylemeyiniz. Yalancı şahitlikte bulunmayınız. En büyük yalan, yüce Allah'ı münezzeh olduğu bir şeyle vasıflandırmak veya, O'na evlat ve ortak yakıştırmaktır. Onu acizlik ve yetersizlikle nitelendirmek­tir. Yüce Allah bunlardan münezzehtir, yücedir.

"Allah'ı birleyen mü'minler olarak, O'na hiç bir ortak koşmaksızın."

Allah'ı zatı ve sıfatlan itibariyle birleyen ve sırf O'na ibadet eden, bütün dinlere sırt çevirip O'nun dini olan İslâm'a gönülden yönelen mü'minler olarak bunlardan kaçının. O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın.

"Kim Allah'a ortak koşarsa.

Kim Allah'ı bir yana bırakıp başka ilahlar edinir, onlara ibadet ederse ve­ya sırf Allah'a mahsus kılınması gereken ibadetleri bir başkasına yöneltirse, helak ve hüsrana uğraması bakımından tıpkı gökten inen ve bir kuşun kapı-verdiği kimse gibidir. Kartal ve şahinler tarafından lime lime edilmiş, parça­lanmış gibi olur. Ya da rüzgar tarafından uzak ve ıssız bir mekana sürüklen­miş gibi olur. Her iki durumda da o büyük bir hüsran içindedir. İşte Allah'a or­tak koşan, Allah ile birlikte bir başkasına da ibadet eden kişinin hali budur. Daha önce mavi göklerde, ruhsal bir berraklık içinde yüzerken, şirkin ba­taklığına düşmüş olur. Böylesine korkunç bir akıbetten Allah'a sığınırız.

"İşte böyle; kim Allah'ın emirlerini yüceltirse, şüphesiz bu, kalplerin imamndandır."

Allah'ın haramlarını gözetip bunlara ilişkin hükümleri yüceltmek, yalan­dan ve şirkten kaçınmak kalplerin takvasındandır. Bunun yanısıra müşriğin hüsrana uğratılacağı da vurgulanıyor. Bunun ışığında deniliyor ki, kim Allah'ın emirlerini, dininin Ölçülerini, özellikle hareme gönderilen kurbanlıkları yüceltir­se, onlara güzellikle muamele ederse, iyice semizlenmelerine yardımcı olur­sa, hiç kuşkusuz bu davranış kalplerin takvasından kaynaklanır. Allah'a itaat etmek ve O'na yakınlaşmak maksadıyla bir kimse söz konusu emirleri yücel­tirse bu, onun kalbinin takva duygusu ile dolu olduğunu gösterir. Rasûlüllah böyle birinin göğsüne işaret ederek, üç kere "takva işte buradadır" buyur­muştur.

"Onlarda sizin için adı konulmuş bir süreye kadar yararlar vardır.

Burada Yüce Allah, mü'minlere kurbanlıkları Mescid-i Haram'a gönderir­lerken, onlardan yararlanmalarına, sırtlarına binmelerine ve zarar vermeyecek şekilde yük yüklenmelerine ve sütlerinden istifade etmelerine izin veriyor.

"Sonra onların yerleri Beyt-i Atik'tir."

Kurban edilecekleri yer Mescid-i Haram'ın yanıdır.[31]

 

Sonuç

 

1- Allah'ın haram kıldıklarını önemsemek hükümlerini yüceltmek farzdır. Çünkü bunda büyük hayır vardır.

2- Boğazlanmış hayvanların etlerinin helal olmasının  şartı, bunlar boğazlanırken üzerlerinde Allah'ın adının zikredilmesi olduğu vurgulanıyor.

3- Yalan söz söylemek ve yalancı şahitlikte bulunmak haramdır. Nite­kim bir hadis-i şerifte yalana şahitlik, şirkle bir tutulmuştur.

4-  Putlara tapmaktan vazgeçmek, onlardan uzak durmak bir zorunluluk­tur.

5- Sûrede şirkin akıbeti ve müşriğin hüsranı anlatılıyor.

6- Allah'ın emir ve ölçülerini, özellikle Kabe'ye hediye edilen kurbanlık­ları önemsemek, yüceltmek kalplerin takva duygusuna sahip olduklarının göstergesidir.

7- Kurban mahalli olan Mescid-i Haram'a varana kadar kurbanlık hay­vanlara binmek, sütlerini içmek ve sırtlarına yük yüklemek helaldir.[32]

 

34-  Biz,  her ümmet için  bir kurban ibadeti koyduk ki Allah'ın kendilerine   rızık   olarak   verdiği   hayvanların   üzerine   O'nun   adını ansınlar.  İlahımız bir tek ilahtır, yalnız O'na teslim  olun.  Ey Mu-hammed o  alçak gönüllü,   saygılı,   samimi  insanları  müjdele.

35-  Onlar  ki,  Allah   anıldığı  zaman   kalbleri  titrer.   Başlarına gelene    sabrederler,    namazı   kılarlar   ve   kendilerine    verdiğimiz rızıktan Allah yoluna harcarlar.

36-   Biz   o   kurbanlık  develeri  de   size  Allah'ın   dininin   işaret­lerinden  yaptık.   Onlarda   sizin   için   hayır   vardır.   Onlar  ön   ayak-

larını sıra halinde yere basmış durumda iken üzerlerine Allah'ın adını anın da boğazlayın, yanları yere düşüp canları çıkınca da onlardan yeyin, kanaat eden fakire de; isteyen fakire de yedirin. Allah  o  kocaman  hayvanları,  size  boyun  eğdirdi  ki  şükredesiniz.

37- Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşmaz. Fakat si­zin takvanız sizi, Allah'ın buyruklarını tutmaya zorlayan saygı­nız O'na ulaşır. Allah onları size böyle boyun eğdirdi ki, sizi doğru yola ilettiği için O'nun büyüklüğünü anasınız. Ey Muham-med,  güzel davrananları  müjdele.

 

Sözlük

 

Kurban. Allah'a kurban edilen deve, sığır gibi hayvanlar. Kur­banların kesildiği ve Hac ibadetlerinin yapıldığı yere denir.

O'na teslim olun. Gizli, açık, düşünce ve pratik olarak emirle­rine, yasaklarına uyun.

İçtenlikle boyun eğen, alçak gönüllü kimseleri müjdele.

Kalpleri titrer. Allah'a itaat etmede kusur İşlemekten ürperip titrer.

"Bedene" kelimesinin çoğuludur. Allah'a kurban edilmek üze­re Mescid-i Haram'a sevkedilen deve ve sığır demektir.

Allah'ın dininin alametlerinden, O'na yönelik kulluğun belirtile­rinden.

"Saffet"in çoğulu. Sol ayağı bağlı ve üç ayak üzerinde duran demektir.

Yanı üzere yere cansız düştüğü zaman. Kanaatkar ve isteyen.

Böylece ona boyun eğdirdik. Sırtlarına binesiniz, yük yükleye-siniz ve sütlerini sağasımz diye onlara sizin için boyun eğdir­dik.

Allah'ı övmek ve O'na itaat etmek suretiyle şükür görevini ye­rine getiresiniz diye.

Hayvanların kanı ve eti Allah'a ulaşmaz. Fakat, Allah'ın em­rettiğini yapmak ve yasakladığını terketmek şeklinde kendini gösteren takva O'na ulaşır.

Sizi hidayete erdirdiği için, teşrik günleri boyunca, beş vakit namazın ardından "Allahu ekber" demeniz için. Muhsinleri müjdele. İbadet ederlerken sırf Allah'ın rızasını gözeten ve ibadetleri şeriatın belirlediği sınırlar dahilinde ye­rine getirenler, güzel davrananları.[33]

 

Açıklama

 

Âyetlerin akışı içinde mü'minlere çeşitli emirler veriliyor, hem dünyada, hem ahirette mutlu olmalarını sağlayacak ölçülere dikkatleri çekiliyor.

"Biz her ümmet için bir ibadet ve kurban yeri kıldık."

İman ve İslâm ehli geçmiş ümmetlerin her biri için bir ibadet yeri öngör­dük, kî orada bize ibadet etsinler. Bize kurban olarak sunulmak üzere kur­banlıklar belirledik.

"O'nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah'ın adım ansınlar diye."

Kurban kesme ibadetini seri bir hüküm olarak öngörmemizin hikmeti şudur: Boğazladıkları hayvanlar üzerine bizim ismimizi ansınlar. "Bismillah, Allahu ekber" desinler.

"İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır:"

Ey insanlar kulluk yapacağınız ilah bir tektir.

"Artık yalnızca O'na teslim olun."

Özünüzü O'na teslim edin, yüzünüzü O'na çevirin. Kulluk kasti taşıyan davranışlarınızı sadece O'na yöneltin. Ardından Yüce Allah elçisi Hz. Mu-hammed (s.a.v.)'e şu hitabı yöneltiyor:

"Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver."

Hoşnutluğumuza kavuşacaklarını, onurlandırılacakları bir yurda yerleş­tirileceklerini müjdele. Devamında Yüce Allah, Rasûlünün lisanı ile müjdele­nen alçak gönüllü kimseleri tanıtmak amacı ile şöyle vasıflandırıyor.

"Onlar ki, Allah anıldığı zaman."

Doğrudan kendilerine veya bulundukları bir ortamda Allah'tan söz edil­diği zaman "kalpleri ürperir."

İtaatinde kusur işlediklerini, O'na gereği gibi şükretmediklerini, O'nu zikretmekten gafil olduklarını düşünerek korkarlar, yürekleri ürperir.

"Kendilerine isabet eden musibetlere sabrederler."

Bir musibet karşısında panikleyip telaşa kapılmazlar. Neden böyle oldu

diye, kendilerini yiyip bitirmezler. Tam tersine "inna lillahi ve inna ileyhi ra-ciun = Biz Allah içiniz ve O'na dönücüleriz," derler.

"Namazı dosdoğru kılarlar."

Namazları vakitlerinde, Allah'a ibadet için kurulan mescidlerde, O'nun mü'min kullan ile birlikte, şartlarını, rükünlerini ve sünnetlerini gözeterek eda ederler.

"Rızık olarak verdiklerimizden infak ederler."

Az veya çok ne varsa onu Allah yolunda harcarlar. Tek amaçları Rableri-ni hoşnut kılmaktır. Verdiği nimetlere karşılık O'na şükretmektir. Koyduğu hükümlere ve farz kıldığı yükümlülüklere tam bir teslimiyet duygusu içinde sarılmaktır.

"İri cüsseli develeri ve sığırları size Allah'ın şiarlarından kıldık." Mes-cid-i Haram'a hediye edilen kurbanlık deve ve sığırları, dinimizin şiarlarından ve bize yönelik ibadetlerin belirtilerinden kıldık.

"Sizler için onlarda bir hayır vardır."

Bunlar sizin için büyük bir hayır ve Rabbiniz katında büyük bir ecir se­bebidir. Rabbinizle buluştuğunuz gün, bu ecrinizi eksiksiz alacaksınız. Hiç kuşkusuz, kurban bayramında Allah için kurban edilen hayvanların kanı, Al­lah yolunda dökülen kanlar kadar faziletlidir.

"Üzerlerinde Allah'ın adını anın."

Onları boğazlarken "Bismillah, Allahu ekber," deyin.

"Onlar bir dizi halindeyken"

Sol ön ayakları bağlı olup üç ayak üzerinde bulunuyorken. Onları boğaz­ladığınızda, yere düştüklerinde, "onlardan yiyin, O. Kurbanlıklardan isteyene de istemeyene de verin, yedirin."

Utandığı için bir şey istemeyene de yedirin.

"îşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik."

Böylece onlara biniyorsunuz, sütlerinden istifade ediyorsunuz, boğazlı­yorsunuz ve etlerini yiyorsunuz. Bunları sizin hizmetinize, istifadenize sun­duk ki, şükredesiniz: itaat edesiniz, Allah'ı zikredesiniz.

37. âyetin sonunda ise, Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz."

Kurban ettiğiniz hayvanların etleri ve kanları Allah'ın katma yükselmez, O'nun hoşnutluğunu kazandırmaz. Tam tersine, O'nun katına ulaşan takvadır,

içtenliktir. O'nun rızasına ulaştıran. Farzları ve sünnetleri yerine getirip ha­ramlardan ve mekruhlardan kaçınmaktır.

"İşte böyle onları sizin için boyun eğdirmiştir."

Onları bu şekilde sizin hizmetinize sokmasının gerekçesi sizi iman ve İslâm'a ulaştırmanızdan dolayı Allah'ı tekbir etmeniz, O'nu yüceltmenizdir. Şu halde kurbanları keserken, hac ibadetine özgü ibadetleri eda ederken ve teşrik günleri boyunca beş vakit namazdan sonra tekbir getirin.

"Güzellikle bulunanlara müjde ver."

Yüce Allah elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.)'e iyileri müjdelemesini emre­diyor. Muhsin; iman ve İslâm'a güzellik boyutunda bağlı, Allah'ı birleyen, Resulün yol göstericiliği altında, şeriatın ölçüleri dahilinde ibadet eden kimse demektir.[34]

 

Sonuç

 

1- Kurban kesmek, ilahi dinlerin tümünde bulunan bir ibadet biçimidir. Bu da Allah'tan başka ilah olmadığının delilidir. Çünkü kanunların aynı oluşu, o kanunları koyanın birliğini gösterir. Kurban ibadetinin öngörülmesinin sırrı, bunlar üzerinde Allah'ın adının anılmasıdır. Bu yüzden herhangi bir hayvan boğazlanırken, üzerinde Allah'ın adim anmak, yani "Bismillah, Allahu ekber" demek gerekir.

2-  Müjde ehli, Allah'ın hoşnutluğu ve onur verici yakınlığı ile sevinecek olan alçak gönüllüler tanımlanıyor.

3- Hayvanları boğazlarken üzerlerinde Allah'ın adını anmak gerekir.

4- Develerin nasıl boğazlanacakları açıklanıyor. Cansız olarak yere düşmedikçe onlardan bir şey koparmak haramdır.

5- Kabe'ye hediye olarak sunulan kurbanlıklardan yemek güzeldir. Fakir ve miskinlere onlardan yedirmek gerekir.

6- Her türlü nimete karşılık Allah'a şükretmek vaciptir.

7- Şeytan taşlama, kurban kesme ibadetlerini yerine getirirken ve Hac günleri boyunca beş vakit namazdan sonra tekbir getirmek şeriatın öngördü­ğü bir uygulamadır.

8-  İhsan, yani Allah'ı görür gibi ibadet etme niteliğine sahip olmak büyük bir fazilettir. Bu mü'minleri Allah ve Rasûlü (s.a.v.) müjdelemişdir.[35]

6.CİLT

38-   Allah   inananları   savunur.   Allah   hiçbir   hain,   nankörü sevmez.

39-   Kendileriyle   savaşılan   müTmirilere,   karşı   koyma   izni   ve­rildi.    Çünkü   onlara   zulme dilini ştir   ve    şüphesiz   Allah,    onlara yardım  etmeye  kadirdir.

40-   Onlar,   sırf   "Rabb'imiz,  Allah'tır/'   dedikleri   için   haksız yere  yurtlarından   çıkarıldılar.   Eğer  Allah'ın   bazı   insanları   diğer bazılarıyle    defetmesi    olmasaydı,    içlerinde   Allah'ın    ismi    çok anılan   manastırlar,   kiliseler,   havralar   ve   mescidler  yıkılırdı.   Fa-

kat Allah, bazı insanları güçlendirerek, onlar vasıtasıyla, mü'min kullarını savunur. Kendisine inananlar ile, isminin anıldığı ma-bedleri korur. Allah, kendi dinine yardım edene elbette yardım eder.   Kuşkusuz  Allah,   kuvvetlidir,   galibdir.

41- O Allah'ın dinine yardım edenleri yer yüzünde iktidara getirdiğimiz takdirde zorbaların yoluna sapmazlar, bilakis na­mazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vaz­geçirmeğe çalışırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir her şey so­nunda O'na varacaktır. ? 

 

Sözlük

 

Defeder. Müşriklerin saldırılarını ve sinsi tuzaklarını defeder.

Hainler. Kendisine emanet edilen şeylere çokça ihanet eden,

sözünde durmayan.

 İnkar ettiler. Nankörlük ettiler. Rabbini, O'nun kitabını ve Ra-sûlünü inkar eden. Nimetlerine karşı nankörlük eden.Onların haksız olarak zulmetmelerinden dolayı. Müşriklerin kendilerine zulmetmelerinden dolayı.

Onları yurtlarından çıkarmayı gerektirecek haklı bir neden ol-

maksızın.

"Gerçek Rabbimiz Allah'tır" demelerinden başka. Yani birini,

doğru söz söyledi diye yurdundan mı çıkarmak gerekir?

Manastırlar ve kiliseler.

Havralar. İbranice de bu kelimenin tekili "Salusa"dır.

Mescidler. Müslümanların içinde namaz kıldıkları mekanlar.

 Kim ona yardım ederse. Kim Allah'ın dinine ve mü'min kul­larına yardım ederse.

 Aziz ve güçlü. Dilediğini yapabilecek güçtedir. Üstün iradeli­dir, kimse iradesini önleyemez.

 Eğer °iz onları yeryüzünde yerleştirirsek. Düşmanlarına karşı

 mü'minlere yardım eder, kendilerini ülkelere hakim kılarsak,

idareyi ellerine verirsek.

Ve işlerin sonu Allah içindir. Tüm canlılar sonunda Allah'a döneceklerdir. Ödül ve cezalarını O'ndan alacaklardır.[36]

 

Açıklama

 

Ryetlerin akışı, mü'minleri doğru yola iletme, eğitme ve yol göstericilik yapma amacına yönelik açıklamalarla devam ediyor.

"Şüphesiz Allah, müşriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını iman edenler­den uzaklaştırmaktadır."

Müşriklerin onlara yönelik saldırılarını sonuçsuz kılar, sinsi tuzaklarına, hileli düzenlerine karşı onları korur.

"Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez."

Bu ifade, az önceki ifadenin gerekçesi niteliğindedir. Burada kastedilen­ler Allah Rasûlünü ve mü'minleri Mescid-i Haram'dan alıkoyan müşriklerdir. Onlar emanete ve vaadlerine ihanet ederler. Rablerini, elçisini, kitabını ve teb­liğ ettiği Allah'ın emirlerini inkar eden kafirlerdir. Hiç kuşkusuz, Yüce Allah'ın kafirleri sevmemesi, aleyhlerinedir, kesinlikle lehlerine değildir. Bunun anlamı şudur: Allah, inancında samimi, emanete ve vaadine riayet eden ve Rabbine itaatkâr olan mü'minleri sever. Allah mü'minleri sever, onları savunur, düş­manlarına karşı onları koruma altına alır.

"Kendilerine savaş açılana, savaşma izni verildi."

Ayeti kerimede geçen kelime, ism-i fail olarak kabul edilirse, "Savaşa­bilecek durumda olanlar" şeklinde bir anlam elde edilir. Eğer, ism-i meful ola­rak kabul edilirse, bu sefer "müşrikler tarafından kendilerine savaş açılanlar" anlamı elde edilir. İşte Allah mü'minlere, müşrik düşmanlarına karşı savaşma iznini vermiştir. Bundan önce, ancak yüce Allah'ın bildiği bir hikmetten dolayı savaşmaları yasaktı. Kur'an-ı Kerİm'de mü'minlere savaşma iznini bildiren ilk âyet budur.

"Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir." Yüce Allah desteğiyle, yardımıyla yanlarında olduğunu vurgulayarak mü'minlere güven aşılıyor. Hiç kuşkusuz Allah bunu yapmaya kadirdir:

"Onlar haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar." "Rabbimiz Allah'tır," demekten başka, sınırdişi edilmelerini gerektire­cek tek bir suçları yoktu. Bu ise onları yurtlarından, evlerinden çıkarmayı, sınır dışı etmeyi gerektirecek bir durum değildir. Bu ifade aynı zamanda, ken­dilerine neden savaşma izni verildiğini açıklamaya yöneliktir. Yüce Allah'ın yardımına layık olmaları da bu gerçeğe bağlı oluşlarından ileri geliyor.

"Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı."                        

Hak ehli aracılığı ile batıl ehlini defedip yenilgiye uğratmasaydı, batıl ehli yeryüzüne hâkim olacaktı. Bu âyette, "kimini kimiyle defetmek"ten mak­sat, sadece mü'm inler vasıtasıyla kafirleri defetmek değil. Kafirle, kafiri, za­limle de zalimi savaştırmak suretiyle onların zulüm üzerine kurulu kuvvetleri­nin kırılıp, defedileceğine de işaret vardır.

"Manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılıp giderdi."

Bu ifadede ise, savaş izninin bir diğer gerekçesi açıklanıyor.[37]Eğer Allah, mü'minleri galip getirip küfür ehlini yenilgiye uğratmasa, kafirler hakim o-lacak ve tüm mabedleri yıkacaklardır. Mü'minlerin tek ve ortaksiz Allah'a ibadet etmelerine izin vermeyeceklerdir. Bu âyetler grubu ile ilgili sözlük kısmında söz konusu mabedler hakkında bilgi verilmiştir.

"Allah kendi dinine yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah güçlü olandır."                                        

Allah'ın her şeye gücü yeter.                   

"Aziz olandır."

Üstün iradelidir, yardım etmek istediği kimseye kesinlikle yardım eder ve tüm yeryüzü karşısına dikilse de onu üstün getirir. Allah'ın yardım edeceği kimse, yeryüzünde sırf Allah'a kulluk edilsin, O'ndan başkasına ibadet edil­mesin diye Allah yolunda savaşan kimsedir. İşte Allah'ın yardımını almanın yolu budur. Bu gerçeği bilmek gerekir.

"Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak."

Hakimiyeti ellerine verir, kendilerini idareci kılarsak, müşrikleri yenil­giye uğratıp, mü'minlerin ezici bir üstünlük kazanmalarını sağlarsak, Haki­miyeti yönetime geçip idareyi ele aldıklarında, kendilerinden istendiği şekliyle namazı kılarlar. Mallarından farz olan zekatı verirler. İyiliği yani, İslâm'a gir­meyi emreder, İslâmı hayata hakim kılarlar. Münkeri, yani şirki, küfrü ve Allah, Rasûlüne karşı gelmeyi yasaklarlar. İşte bunlar Allah'ın yardımını en fazla hakeden kimselerdir. Çünkü Allah'ın dinine yardım etmek için savaş ve­riyorlar.                                             

"Bütün işlerin sonu Allah'a aittir."

Her iş eninde sonunda Allah'a döner. Onlar hakkında hak ve adalet ilke

sine göre hükmeder. Salih ameli ödüllendirir, bozguncu ameli de cezalandırır. Burada işaret edilen, kıyamet günüdür. Şu halde insanlar, bir şey yaparken Allah'ı gözetmelidirler. Gizli açık O'ndan korkmalıdırlar. Sırf O'na güvenip dayanmalıdırlar. Hatalarından dönerek O'na yönelmelidirler. Çünük her işin sonu O'na varır.[38]

 

Sonuç

 

1-  İnançlarında samimi olan gerçek 'müminlere Allah'ın yardım edeceği, kuşku bulunmayan bir gerçektir.

2- Allah kafirleri ve hainleri sevmez.

3-  Yeryüzünde sırf Allah'a kulluk edilsin ve Allah'ın dostları mü'minler baskı görmesin, Allah'ın emri en yüce olsun diye savaşmak şeriatın kesin emridir.

4- Bu âyetler grubunda, cihad izninin, Yüce Allah'ın kendi uğrunda sava­şan dostlarına yardım etmesinin sırrı açıklanıyor.

5-  Yüce Alah'ın memleketler vasıtasıyla destekleyip, egemenliklerini pekiştirdiği mü'minlerin kurdukları devletin temel özellikleri şunlardır: Namaz kılmak... Zekat vermek... İyiliği emretmek... Kötülüğü yasaklamak...[39]

 

42-   £y   Muhammed,   eğer  bunlar  seni  yalanlıyorlarsa   bil  ki bunlardan  önce Nuh, Ad ve Semud kavmi de yalanlamıştı.

43-  İbrahim  kavmi  ve Lut kavmi de yalanlamıştı.

44-   Medyen   halkı   da   yalanlamıştı;   Musa   da   yalanlanmıştı. Ben  de  kafirlere  bir süre  vermiş,   sonra  onları yakalamıştım.  Bak, benim   onları   inkarım   görülmemiş   biçimde   cezalandırmam   nasıl oldu!

45-   Halkı   zulmederken   helak   ettiğimiz   nice   şehir   vardır   ki duvarları   alta  yıkılan   tavanlarının   üstüne   çökmüştür.   Nice   kul­lanılmaz  olmuş  kuyu  ve  nice  ıssız  kalmış  sağlam  köşk  vardır!

46-   Hiç   yeryüzünde   gezmediler   mi   ki   kendilerinden   Önce mahvolanların   yerlerini   görsünler   de   düşünebilecekleri   kalpleri, işitecekleri   kulakları   olsun   akılları   başlarına  gelsin,   hak  sözünü işitsinler.  Zira gözler kor olmaz çünkü gözlerin  körlüğü geçici  bir görme   yetersizliğidir;  fakat   asıl   göğüslerdeki   kalpler   kör   olur. Asıl felaket,   kalb  gözünün,   basiretin   kör  olmasıdır.   Çünkü   insa­na  gerçekleri  gösterecek  odur.   O  göz   burada   kör  oldu   mu   ahi-rette  de  kör olur.  Ama  dış göz kör olsa  da kalb gözü  kör değilse bir   zararı   yoktur.    Nasıl   olsa   şu   fani   hayattan   sonra   basiret açılacaktır.

 

Sözlük

 

Eğer onlar seni yalanlıyorsa. Eğer senin kavmin seni ya­lanlıyorsa, şüphesiz onlardan önce Hz. Nuh (a.s.)'m kavmi de yalanlamıştı. Öyleyse sen bu tavırlarından dolayı üzülme. Çünkü kavmi tarafından yalanlanan tek peygamber, şen değilsin.

 Ve Eshabı Medyen. Hz. Şuayb (a.s.)'ın kavmi.

 ye ]yiUSa Yalanlandı. Firavun ve soydaşları kıbtiler Musa'yı

yalanladılar.

 ye kafirlere mühlet verdim, sonra cezalandırdım. Kafirlere mühlet veririm onları cezalandırmada acele etmem.  Sonra köklerini kurutucu azapla onları kıskıvrak yakalayıver-dim.

 Ve ceza nasıl oldu. Nasılmış benim, onların yalanlamalarını ve inkarlarını reddim? Yerini bulur muymuş? Evet. Çünkü bu soru üslubu konuyu pekiştirmek içindir.Altları üstlerine gelmiş bulunmaktadır.

 Kullanılmaz durumdaki kuyular. Halkı öldüğü için, su çıkarılma  işi sona ermiş, böylece kuyular harab olmuştur.

 Yüksek saraylar.

Çünkü gözler kör olmaz. Bozukluk sadece gözlerinde de-ğildir. Kalpleri heva ve heves ile körelmiş, şehvet, cehalet ve sapıklık ehlini taklit etmek ile bozulmuş bulunmaktadır.[40]

 

Açıklama

 

Mü'minlere yönelik yol gösterici Islâmi emirler arasında, kureyşlilere inanç ve tevhide bağlanma çağrısı yapılıyor. Bundan önce mü'minlere müş­riklerle savaşma izni verilmişti. Bu iznin sonuçlan açıklanmış ve Yüce Al­lah'ın mü'minlere yardım edeceği belirtilmişti. Sonuçta, her işin sonunun Al­lah'a varacağı, Yüce Allah'ın her işi hak ve adalet ilkelerine göre sonuçlan­dıracağı vurgulanmıştı... Bu âyetlerin girişinde ise, Yüce Allah elçisini teselli etmek amacı ile şöyle buyuruyor:

"Eğer seni yalanlıyorlarsa."

Ey Rasûl, eğer senin bildirdiğin tevhid mesajını, ölümden sonra diriliş, ceza ve kıyamet gününü yalanlıyorlarsa, üzülme.

"Onlardan önce de yalanlamışlardı."

Kureyşlilerin, Arapların, hristiyanlann ve yahudilerin seni yalanlama­larından önce "Nuh ve Ad kavimleri de yalanlamışlardı." Hud kavmi "ve se­mud" salih kavmi "İbrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de kendi peygamberlerini yalanlamışlardı. Medyen halkı da. Musa da yalanlanmıştı."

Bu kavimler peygamberlerin gelirmiş oldukları apaçık âyetleri yalanla­mışlardı. Benim onlara ilişkin yasam şuydu: Ben onlara belli bir süre izin veri-

rim, onlarda istedikleri gibi yaşarlar. Küfrün, inantçılığın, zulmün ve dikta­törlüğün son noktasına varınca da, azabımı haketmiş olurlar. O zaman da üs­tün iradeli ve her şeye güç yetiren Rab olarak onları kıskıvrak yakalarım.

"Nasılmış benim reddedişim."

Onların bu tutumlarını reddedip her şeyi alt üst edişim nasılmış? Rabbin sözünü kesinlikle yerine getirir. Sadece bu sözü edilen milletler suç üstü ya­kalanmadı.

"Nice ülkeler vardır ki."

Mal, nüfus ve hakimiyet bakımından nice süper ülkeler vardı ki" o ülke­lerin halkları isyan içindeyken yıkıma uğrattık" zulüm, şirk ve ilahi emri ya­lanlama esasına dayalı bir hayat sürdürdükleri için hükümranlığına son ver­dik.

"Şimdi onların altlan üstlerine gelmiştir."

Yerle bîr olmuştur. Onlar tarafından kullanılan nice tatlı su kuyuları kul­lanılmaz haldedir. Nice yüksek saraylar, terkedilmiş, harab olmuş haldedir. O sarayların sahipleri birer birer ölüp gitmiştir.

Bu âyetlerin sonunda ise, Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle aklede-bilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin."

Bu âyet-j kerimede Yüce Allah, Kureyşlileri ve Arap müşriklerini yeryü­zünde dolaşmaya, daha önce yıkıma uğratılmış milletlerin kalıntıları üzerinde durup düşünmeye teşvik ediyor. Belki bu gözlem onlara yeni bir düşünce yeni bir dünya görüşü kazandırır. Canlı ve bilinçli kalpleri olur. Bunları görerek bel­ki mesajımızı anlarlar. Kurtuluş ve mutluluk bahşedici davetimizi kulak ardı etmezler. Veya Öğüt ve hayır nitelikli çağrıya kulak verirler. Kitabımız ve Rasûlümüz aracılığı ile yönelttiğimiz daveti dinlerler. Bilinçli kalpleri ve ger­çeği algılayacak nitelikte kulakları olmadığı için, gören gözleri de onlara bir fayda sağlamaz.

"Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir."

Bu davetin özü şudur: Yeryüzünde dolaşsınlar. Belki böylece gördükle­rinden İbret verici dersler çıkarırlar. Kalplerini ve donuklaşmış diğer organ­larını canlandırıcı öğütler alırlar.[41]

 

Sonuç

 

1 - Peygamberleri, hak ve iyilik davetçilerini yalanlamak, inkarcı insan-

ların karekteristik bir Özelliğidir. Bunun çeşitli sebepleri vardır. En belirginle­ri; geçmişteki atalarını körü körüne taklit etmek. Maddi çıkarlarını korumak. Şirk ve günahlar dolayısıyle kalplerinin kararmış olması.

2-  Kendilerine belli bir süre tanınıp hatalarından dönme fırsatı verildik­ten sonra Yüce Allah'ın zalim toplulukları ve halkları helak etmesi O'nun kud­retinin bir göstergesidir.

3-  Yıkıma uğratılmış toplumların kalıntılarından ibret verici manzaralar gözlemek ve olumlu dersler çıkarmaya çalışmak şeriat açısından olumlu bir davranıştır.

4-  Ancak kalbin basiret gözüyle olaylardan ibret alınır, gözlerle değil. Nice kör kimseler vardır ki, gerçeği ve kurtuluş yolunu bulma açısından görenlerden daha olumlu bir konumdadırlar. Bu yüzden kul, gözünden çok ba­siretini korumaya çalışmalıdır. Kalbi öldürücü etkiye sahip bulunan yalandan, faydasız sözlerden hurafelerden, kibirden, kendini beğenmişlikten, Allah için olmayan sevgi ve nefretten kaçınmalıdır.[42]

 

47-   Senden   azabı   çabuk  istiyorlar.   Allah   sözünden   dönmez. Rabb'in yanında bir gün,  sizin  saydıklarınızdan  bin yıl gibidir.

48-   Nice   ülkeler   var   ki   zulmederken   ona   biraz   süre   ver­mişim,   sonra  onu  yakalamışımdır.   Sonunda  dönüş  ancak  banadır.

49-   De   ki:   "Ey   insanlar,   ben   sizin   için   ancak   apaçık   bir uyarıcıyım."

50-  İnanıp iyi işler yapanlar için  mağfiret ve  bol rızık vardır.

51-   Ayetlerimizi   etkisiz   bırakmak   için   cilasunlara   gelince, onlar da cehennemin  adamlarıdır.

 

Sözlük

 

Azabı senden acele isterler. Kendilerini sakındırdığın Allah'ın  azabının bir an önce başlarına gelmesini talep ederler.Saydıklarınızdan bin sene gibidir. Yani Allah'ın katındaki bir  gün dünyadaki zamanla bin seneye eşittir.

 Nice ülkeler. Nice başkentler ve her türlü medeni unsuru barındıran nice yerleşim yerleri. Onlara süre tanıdım. Hayat sürelerini uzattım. Azaba çarptır­ma hususunda acele etmedim.Açık uyarıcı. Küfür ve zulmün akıbetine karşı açıkça uyaran.Onlar için bağışlama ve bol rızık vardır. Günahları bağışlana­cak ve cennette onur verici bir nzıkla ödüllendirileceklerdir.Aciz bırakmak için âyetlerimizde çalışanlar. Büyük bir ciddi- ve kararlılıkla insanları imandan ve âyetlerimizden, tevhi-di mesajdan uzaklaştırıp şirk ve günaha dayalı bir hayat bi­çimini benimsetmeye çalışanlar.[43]

 

Açıklama

 

Ayetlerin akışında hitap Rasûlüllah (s.a.v.) efendimize yöneliktir. Da­vet hareketinde sabırlı olmasına eziyetlere katlanmasına ilişkin emirler ken­disine yöneltiliyor.Bu arada Yüce Allah şöyle buyuruyor:"Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar."Senin kavmin olan müşrikler, kendilerini tehdit ettiğin ve sakındırdığın azabın bir an önce başlarına getirmeni senden istiyorlar."Allah vaadine kesin olarak muhalefet etmez."Yüce Allah bu azabın gerçekleşeceğini,vaadetmişse, bu demektirki, azab kesin olarak gerçekleşecektir. Nitekim bu tehdidin boş bir söz olmadığı Bedir savaşında açık biçimde görüldü."Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduk­larınızdan bin yıl gibidir."

Bu yüzden Yüce Allah acele etmez, ama onlar acele ederler. Çünkü Allah katında bir gün, dünya günleri ile bin yıl eder. Dünya günleri ise, yirmi dört saatlik bir zaman dilimidir. Buna göre, Yüce Allah, onların bir gün sonra azab göreceklerini uygun görmüşse bu, bin yıl demektir. Yarım gün sonrasını öngörmüşse, bu da beşyüz yıl sonrası demektir, bu yüzden insanoğlu acele eder ve azabın geciktiğini sanır. Yüce Allah ise, öngördüğü vakitte vaadini gerçekleştirir. Suçluların acele etmeleri O'nun bu vaadini çabuklaştirmaz. Buna "Ankebut suresi'nde şöyle işaret ediliyo"Eğer tayin edilmiş bir vakit olmasaydı, herhalde onlara azab gelmiş olurdu. "[44]

Bundan sonraki âyette ise Yüce Allah şöyle buyuruyor:"Nice ülkeler vardır ki."Nice büyük şehirler, memleketler vardır ki..."Ben ona bir süre tanıdım."Ona mühlet verdim, egemenlik: ve yaşama müddetini arttırdım. Bu im­kanlara rağmen onlar zulüm, şirk ve günaha dayalı hayat biçimlerini sürdür­düler. Ben de onları suç üstü y akalayı verdim."Dönüş yalnızca banadır."Her şeyin akibeti bende noktalanır. Benden başka ilah, benim dışımda bir Rab yoktur. Şu halde müşriklerin azaba uğrama hususunda acele etmeleri­nin bir anlamı yoktur. Çünkü onlar dünyada azab görseler de, görmeseler de dönüşleri Yüce Allah'adır. Onları yaptıklarının tam karşılığı olarak ceza­landıracaktır. Bu adalet ilkesine uygun bir yargılamadır ve onlar sonsuz mut­suzluk yurduna, cehenneme mahkum olacaklardır.

"De ki: ey insanlar, gerçekten ben sizin için yalnızca apaçık bir uya­rıcıyım."

Ben ilah ve Rab olmadığım için, sizi azaba çarptırmak benim elimde değildir. Bana isyan etseniz size azab etme, itaat etsenizde sizi ödüllendir­me yetkisine sahip değilim. Ben yalnızca bir kulum ve Rablerine baş kaldıran­ları O'nuıı azabı ile korkutma ve itaatkâr kullarını da rahmeti ile müjdeleme görevini üstlenmişim. Buna göre iman edip salih ameller işleyenler, do-layısıyle şirki ve günahları terkedenler için, günahların bağışlanması vardır. Rableri katında onur verici bir rizık, nimetler yurdu cennet vardır.

"Ayetlerimiz konusunda acze düşürücü çabalar harcayanlar."

İnsanları Allah'ın âyetlerinden uzaklaştırmaya çalışanlar. İnanmalarına engel olanlar, onlarla Allah'ın yol gösterici âyetlerinin arasına girenler, em­rinde üstün ve dinine ve dostlarına yardım eden Allah'ı aciz bırakacaklarını sananlar, koyu bir sapıklık ve şirk içindedirler. Onlar ateşin ayrılmaz dost-larıdırlar(!). Orada sonsuza dek kalacaklardır.[45]

 

Sonuç                                                                                 

 

1-  Acelecilik, insanın doğuştan gelen karekteristik özelliğidir. Ancak Al­lah ve Rasûlünden azabın bir an önce gelmesini istemek, bu hususta aceleci davranmak ahmaklık, aptallık, sapıklık ve küfürdür,

2-  Allah katındaki yüceler aleminde olan şeyler, bu aşağı alemdeki şeylerden tamamen farklıdır.

3-  Zulmün akibetİ yıkımdır. Zalimlerden geriye harab olmuş, ıpıssız di­yarlar kalır.

4-  Peygamberlerin görevi; uyan ve müjdeleme nitelikli tebliğdir, apaçık

duyurudur. Başka değil.

5-  Ayrıca âyetlerin akışı içinde mü'minlerle kafirlerin kıyamet günü karşılaşacakları akibet anlatılıyor. [46]                                

 

52- Senden   önce   hiçbir  resul  ve   nebi  göndermemiştik  ki  o, temenni  ettiği  zaman   şeytan   onun  temennisine  bir  düşünce  atmış olmasın.   Fakat  Allah,   şeytanın   attığını   siler,   sonra   kendi   âyet­lerini  sağlamlaştırır Allah   bilendir,   hakimdir.   (Her  işini  hikmetle yapandır).

53-  Allah,   böyle  yapar  ki  şeytanın   attığını,   kalblerinde   has­talık  olanlar  ve   kalbleri  katılaşanlar  için   bir  imtihan  yapsın;  za­limler uzak bir ayrılık içindedirler.

54-  Ve  kendilerini, ilim  verilmiş  olanlar da  o Kur'an'ın, Rab-binden  gelen  gerçek  olduğunu  bilsinler  de  ona  inansınlar;   böyle-

ce  kalbleri  ona  saygı duysun.  Şüphesiz Allah,  inananları  mutlaka doğru yola iletir.

55- İnkar   edenler   ise   ansızın   o   kıyamet   saati   veya   ölüm kendilerine  gelinceye   kafir  o   kişi   hayırsız   günün   azıbı   kendile­rine gelinceye kadar o Kur'an'dan yana,  kuşku  içinde olacaktır.

56- O gün  mülk Allah'ındır. O  onların  aralarında hükmeder. İnananlar  ve  iyi  işler yapanlar nimet cennetlerindedirler.

57-   İnkar  edip  âyetlerimizi yalanlayanlara  da  aşağılatan   bir azab vardır.

 

Sözlük

 

Rasûl'den ne Nebiden. Resul; kendisine şeriat vahyedilen ve bunu tebliğ etmekle yükümlü bulunan insan demektir. Nebi ise, kendisinden önce tebliğ edilen şeriatı tasdiketmek, tebliğ etmek üzere görevlendirilen peygambere denir. Dileği içinde okur veya okuyuşu içinde dilekte bulunur.

 Sonra Allah âyetlerini hükmeder. Yani Allah'ın âyetlerine bazı  şeyleri katmak ister ama buna asla gücü yetmez. Allah indi­receği âyetlerini her türlü noksanlıklardan korunmuş olarak Peygamberine indirir. Daha sonra da inen âyetlerini kıyamete kadar korur.. Kalplerinde şirk ve şüphe hastalığı bulunanlar için bir imtihan  olarak.                                                                               

 Kalpleri duyarlılığını yitirmiş kimseler. Müşrikler. Kalpleri tatmin bulur ve derin bir saygı içinde ürperir.             

 Ondan, yani Kur'an'dan yana kuşku içindedirler.

 Acıklı günün azabı. Bedir günün azabı.

 Naİm cennetlerinde. Tarif edilmez nimetlerle dolu cennetler.

 Aşagjlatıcı, onur kırıcı bir azab vardır onlar için. Hem beden­sel, hem de psikolojik bir azaptır bu.[47]

 

Açıklama

 

Bu surenin akışı içinde, "eğer seni yalanlıyorlarsa..." şeklinde, peygam-

berimize yönelik teselli mahiyetindeki ilk hitaptan sonra, bir ikinci teselli amaçlı hitap başlıyor. Şöyle ki: peygamberimiz bir gün Kabe'de namaz kıldığı esnada, Necm suresini okuyordu. Müşrikler de onu dinliyorlardı.

"Gördünüz mü haber verin: Lat ve Uzza'yı ve üçüncü olan Menat'ı."[48] âyetine gelince, şeytan şu sözleri müşriklerin kulaklarına duyurdu: "Onlar ulu şahıslardır. Ve şefaatleri umulur," müşrikler duydukları bu sözlerden büyük sevinç duydular. Bu sözleri peygamberimizin okuduğunu sandılar. Peygam­berimiz surenin sonunda secdeye varınca da onlar secdeye vardılar. İleri ge­lenlerinden biri hariç. Bu adam secde edemediği için yerden bir avuç toprak alarak ona secde etti. Bu olay üzerine Hz. muhammed'in kavmi ile uzlaştığı söylentisi yayıldı. Öyle ki, Habeşistan'a göç eden bir kısım müslüman Mekke'ye geri döndü. Bu duruma peygamberimiz çok üzüldü. Yüce Allah onu teselli amacı ile şu âyeti indirdi:[49]

"Biz senden önce hiç bir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki?"

Allah'tan tebliğ etmek üzere bir emir alan veya daha önce gönderilmiş emri tasdikleyen hiç bir elçi ve nebi göndermiş olmayalım ki."O bir dilekte bulunduğu zaman."İlahi emri okuduğu zaman.

"Şeytan onun isteğine bir kuşku katıp bırakmış olmasın."

Dostları olan kafirlerin kulaklarına saptırıcı sözler işittirir.

"Ama Allah, şeytanın katıp bırakmalarını giderir."

Siler ve geçersiz kılar.

"Sonra kendi âyetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir."

Şeytanın katıp bıraktığı sözleri yok ettikten sonra, kendi âyetlerini sağ­lamlaştırır, fazlalık ve noksanlık kabul etmez hale getirir. Allah yarattıklarının durumlarını ve hareketlerini bilir. Hiçbir yönleri O'na gizli kalmaz. Yönetim ve hüküm koyma bir hikmete dayalıdır. Görevlendirdiği Rasûl ve Nebilere ilişkin kanunu budur. Öyleyse, ey Allah'ın rasulü üzülme!

Ardından Yüce Allah bu yasanın hikmetini açıklıyor: "Şeytanın bu katıp bırakmaları."

Nebi veya Rasûlün sözlerinin araşma kattığı saptırıcı unsurları.

"Kalplerinde hastalık olanlara..."   ;Kuşku ve nifak hastalığına yakalananlara.

"Ve kalpleri duyarlıktan yoksun bulunanlara."Müşriklere...

"Allah'ın bir deneme kılması içindir."                                                    ,,

Âyette geçen fitne, imtihan amaçlı zorluk anlamında kullanılmıştır. Bu­nunla sapıklıkları artar, haktan uzaklaştıkça uzaklaşırlar. Çünkü şeytanın kendi dostlarının kulaklarına fısıldadığı sözler, onların küfrünü ve sapıklığını koyulaştinci bir fitneden başka bir şey değildir.

"Şüphesiz zalimler, uzak bir ayrılık içindedirler."

Yüce Allah, müşriklerin Allah ve Rasûlüne karşı muhalefet içinde olduk­larını bildiriyor. Allah'ın emirlerine gereği gibi inanmaktan, yaşamaktan ve tavır belirlemekten çok uzak olduklarını söylüyor. Allah'ın emrettiği, davet ettiği, inanç, söz, amel, düşünce ve anlayışın tam karşısındadırlar.

"Kendilerine ilim verilenlerin, bunun hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için, böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın."

Yüce Allah'ın bildirdiği biçimiyle, şeytanın Nebi veya Rasulün sözleri­nin arasına saptırıcı sözler katmasına ilişkin kanunun hikmetinin bir tarafı bu­dur. Diğer tarafı ise, şu ifadede dile getirilmiştir:

"Şeytanın bu tür söz katmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri duyarlıktan yoksun bulunanlara Allah'ın bir deneme kılması içindir. "[50]Hikmetin ikinci yönü ise şudur: "Kendilerine ilim verilenlerin." Allah'ı âyetlerini ve kainattaki kanunlarım bilenlerin. "Bunun Rabbinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri içindir."

Şeytanın söz katmalarını, Yüce Allah'ın giderip âyetlerini pekiştirme­sinin tartışmasız gerçek olduğunu bilmeleri içindir.

"Böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri Kur'an'a karşı tatmin bulmuş olarak bağlansın."

"Allah'ın âyetleri ile kalpleri tatmin olsun, derin bir saygı ile ürpersin ve hidayete yönelik eğilimi kat be kat artsın.

"Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltir." Burada Yüce Allah, kendisinden korkup sakınan mü'min kullarına nasıl davrandığını haber veriyor. Onları tüm hayatlarında ve her türlü tavırlarında doğru yola yönelttiğini bildiriyor. Bu da onları Allah'ın rızasına ve cennetine ulaştırır. Allah-u Teâlâ'nın bu lutfu, onları şeytana karşı korumak, kendi itaa­tine muvaffak kılmak şeklinde belirir.

"İnkar edenler ise, ondan yana şüphe içindedirler." Kur'an hakkında sürekli bir kuşku içinde olacaklardır: Bu, Kur'an gerçekten Allah'ın kelamı mıdır? O, gerçeğin ifadesi midir? Ona uymak fayda verir mi?.. Kalpleri duyarlığını yitirmiş, derin ve koyu sapıklık mensuplarının yüreklerini bu tür kuşkular yiyip bitirir.

"Kıyamet saati onlara apansız gelinceye veya kesintiye uğramış bir günün azabı onlara yetişinceye kadar."

Acıklı günden maksat, hayırlı olmayan gün demektir. Müşrikler açısın­dan bu da kendilerine fayda değil de azap olunacakları gündür. Gerçekten o gün bu Kur'an'ın gerçeğin ifadesi olduğunu öğrenmişlerdi, ama bu bilgi onlara hiç bir yarar sağlamamıştı.

"Mülk o gün yalnızca Allah'ındır."

Kıyamet saati geldiğinde, mülk tamamen Allah'a ait olur. O'nunla bir­likte bir başkasının herhangi bir şey üzerinde hakimiyetinin olması sözkonu-su olamaz. Tek ve âdil O"dur. Âyet-i kerimede belirtildiği şekilde kullarının arasında hükmeder. Buna göre, şirkten ve günahlardan temizlendikten sonra Allah'a, Rasûlüne ve onun emirlerine inanıp buna bağlı olarak salih amellerde bulunanları nimet cennetlerine yerleştirir. Allah'ı, Rasûlünü ve O'nun bildirdiği emirleri inkar eden, Allah'ın şeriatını ve sadece Allah'a kulluğu emreden âyetleri yalanlayan, iman etmeyen, salih amel işlemeyen, tam tersine kötülük yapan kimselere gelince onlar koyu sapıklık içindedirler. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır. Bu onur kırıcı azap, onların kibirli burunlarını sürter, yürüklerine zillet ve alçaklık tattırır.[51]

 

Sonuç                 

 

1- Şeytan'ın, Nebi veya Rasûl'ün sözlerinin arasına saptırıcı sözler kat-

masının, sınama gayeli bir kanun olduğu dile getiriliyor.

2- Bu imtihan,.kalplerin hastalığını iyileştirici, duyarsızlığını giderici özelliğe sahiptir. Mü'min bu imtihandan kesin inancı pekişmiş, doğru yol isti­kametinde olduğu belirginleşmiş olarak çıkar.

3- Yüce Allah kıyamet günü, kulları arasında hükmedip, iman ve takva ehlini onurlandırır. Şirk ve günah ehlini de alçaltır.

4- Yüce Allah'ın Kureyş kafirler hakkında vermiş olduğu bütün haberler-aynen ortaya çıktığı görülmüştür. Bu kafirler, Bedir'de helak olana kadar kalp-lerindeki şüphe ve hastalıklar onları helak etmiştir.[52]

 

58-  Allah   yolunda   göç   edip   sonra   öldürülen   veya   ölenlere gelince  Allah   onları   en   güzel  bir  rızıkla   besleyecektir.   Doğrusu Allah,  rızık  verenlerin  en  iyisidir.

59- Onları  razı   olacakları  bir yere  sokacaktır.   Orada  gözün görmediği   kulağın   işitmediği,   insanın   hatırına  gelmeyen   nimetler bulacaklardır.  Doğrusu Allah,  bilendir,  halimdir.

60-  İşte   böyle.   Kim   kendisine  yapılan   cezanın   dengiyle   ceza verir yapılan   kötülüğe,   ondan   daha fazlasıyla   karşılık   vermez  de sonra   kendisine   tekrar   saldırılırsa    elbette,   Allah    ona   yardım» eder.   Şüphesiz  Allah,   affeden,   bağışlayandır.

61-   İşte   böyle.   Geceyi  gündüzün   içine   sokar,   gündüzü  gece­nin  içine  sokar.  Doğrusu Allah,  işiten  ve görendir.

62-   İşte   böyle.    Çünkü   Allah   Hak'tır.    O'ndan   başka   yal-vardıkları   ise   batıldır.   Aslı   olmayan   yalan   şeylerdir,   işte   çok yüce,  çok büyük olan, Allah'tır.

 

Sözlük

 

hicret edenler. Küfür yurdunu terkedip iman yurdu olan medine'ye hicret edenler. Allah yolunda. Yurtlarını dünya için değil, ama Allah'a özgür­ce kulluk etmek, dinine ve dostlarına yardımcı olmak için ter-kedenler.

Onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Ruhları yeşil kuşlar arasında cennette nimetler içinde yüzen. Onları hoşnut kalacakları bir yere, yani cennete sokacaktır.

Bunu, her zaman aklınızda bulundurun, hiç unutmayın.

Sonra aleyhine azgınlık ve saldırıda bulunulursa. Kendine ya­pılan haksızlıktan ileri giderek düşmanına karşılık verir.

 Geceyi gündüze katıp bağlar, gündüzü geceye katıp bağlar. Bu durum senenin mevsimlerine göre değişir. Aynı şekilde günlük olarak da, gece ve gündüzün birbirine katılıp birbirleri­nin yerlerini almaları gözlemlenen bir hadisedir.

Muhakkak ki Allah haktır, ibadete layık gerçek ilah Allah'tır. Ve O'ndaıı başka ilah yoktur.

O'nun dışıdakiler. Putlar, heykeller ve diğer düzmece ilahlar.[53]

 

Açıklama

 

Sûrenin akışı, Yüce Allah'ın kulları arasında hükmedişi ile devam edi­yor. Bundan önce, iman ve salih amel ehli ile küfür ve yalanlama ehli hak­kındaki hükmü dile getirilmişti, Bu âyetlerde ise, hicret edenlerle, mücahidler hakkındaki hükmüne dikkat çekiliyor:

"Allah yolunda hicret edenler..."

Allah'a itaat etmek ve O'nun dinine arka çıkmak gayesi ile yurtlarını terk edenler..."

"Sonra öldürülenler."

Allah düşmanı müşrikler tarafından öldürülenler "veya Ölenler," öldürül-meksizin vefat edenler.

"Muhakkak Allah onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır."

Cennette onlara güzel bir rızık bahşedecektir. Ruhları yeşil kuşlar arasında cennette dilediği gibi, nimetler içinde yüzen ve arşda asılı bulunan kandillere doğru uçar. Kıyamet günü Allah "onları kendisinden gerçekten hoş­nut kalacakları bir yere sokacaktır."

Cennete sokacaktır onları...

"Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."

Rızık bahşedenlerin en hayırlısıdır. En güzel ve en geniş azıkları o bahşeder. "Şüphesiz Allah .bilendir, halimdir."

Kullarının gizli ve açık her türlü amellerini bilir. Halimdir, mü'min kul­larının bazı hatalarını hoş görür, bağışlar, kusurlarını örter. Çünkü Allah'ın koruma altına aldığı Nebi ve Rasûllerin dışındaki kullar günah işlemekten ma­sum değildir.

"İşte böyle."

Size açıkladığım mesele şunun gibidir ki:

Herhangi bir kimse, kendisine zulmeden kimseye, uğradığı haksızlık miktarı karşılık verirse, sonra yine zulme uğrayıp tekrar karşılık verirse, bu

kimse her iki durumda da mazlumdur. Allah ona yardım etmeyi vaad etmiştir. "Şüphesiz Allah affedicidir, bağışlayıcıdır."

Bu ifade, mü'mine, kendisine herhangi bir şekilde haksızlık eden kar­deşini affetmesini tavsiye eden bir işaret niteliğindedir. Çünkü affetmek, ce­zalandırmaktan daha hayırlıdır. Nitekim bir âyet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyuruyor: "

Kötülüğün karşılığı, onun misli olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse, artık onun ecri Allah'a aittir. Gerçekten o, zalimleri sevmez. Kim zulme uğradıktan sonra yardım bulur, hakkını alırsa, artık onlar için aleyhle­rinde bir yol yoktur. "[54]

"İşte böyle; çünkü Allah, geceyi gündüze bağlayıp katar ve gündüzü geceye bağlayıp katar. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir."

O'nun gücü geceyi gündüze, gündüzü de geceye katmaya yeter. Birini kısaltırken, ötekini uzatır ve bunun aksini de gerçekleştirir. Kullarının sözle­rini işitir, amellerini ve durumlarını görür. Saldırıya uğrayan dostalarına yar­dım etmeye kadirdir.

"İşte böyle; çünkü Allah, hakkın tâ kendisidir." Allah'ın varlığı ve birliği haktır ve gerçektir.

Gerçek mabud O'dur. O'dur ibadete layık tek İlah. O'nun dışında müşrik­lerin dua ettikleri putlar ve heykeller boş ve asılsız şeylerdir. Düzmece ilah­lardır. Allah sonsuz kudret sahibidir. Her şeyi bilir ve dostlarına yardım eder. Çünkü Allah, gerçek İlahtır, müşriklerin taptıkları şeyler ise, batıldırlar. Allah yarattıkları üzerinde üstün güce sahiptir. Büyüklüğü sınırsızdır. Yücedir ve O'ndaıı yüce hiç bir şey yoktur.[55]

 

Sonuç

 

1-  Allah yolunda hicret etmenin faziletine işaret ediliyor. Hicret etmek Allah yolunda cihad etmek gibi sevap olduğu bildiriliyor.

2-  İşlenen suça denk olması koşuluyla cezalandırmak, haksızlığa mis­liyle karşılık vermek caizdir. Bununla beraber, affetmek cezalandırmaktan daha iyidir.

3-  İlim ve kudret gibi Rab'lığın özellikleri anlatılıyor. Ve bunlara sahip bulunan Yüce Allah'ın tek başına ibadete layık olduğu vurgulanıp, O'ndan başkasına yönelik kulluğun geçersizliği dile getiriliyor.

4-  Yüce Allah'ın ilim, kudret, affetme, cezalandırma hususunda acele et­meme bağışlama, işitme, görme, affetme, yaratılmışlardan yüce olma ve azamet gibi sıfatlarına işaret ediliyor ve bu yüzden sırf O'na kulluk edilmesi gerektiği bir kez daha vurgulanıyor.[56]

 

63- Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi de yer yeşeri­yor. Doğrusu Allah latiftir bilgisi veya lutfu en ince ve nazik şeylere kadar varır. Habirdir her türlü tedbiri bilir, her şeyi ha­ber alır.

64-   Göklerde   ve  yerde   ne   varsa   hep   O'nundur.   Allah;   işte zengin  O*dur,  Övülmeye  layık O'dur.

65-   Görmedin  mi Allah,  yerdekileri  ve  emriyle,   koyduğu  ka­nunla  denizde  akıp  giden  gemileri  sizin  buyruğunuza  verdi.   Yerin üstüne   düşmesin   diye   göğü   tutuyor.   Gök   ancak   O'nun   izniyle düşer.  Çünkü Allah,  insanlara  çok şefkatli,   çok merhametlidir.

66-   O'dur  ki  sizi  diriltti,   sonra  sizi  öldürür,   sonra  yine   sizi diriltir.  Gerçekten  insan  çok nankördür.

 

Sözlük

 

Bilmedin mi?

 Bitkilerle, otlar ve ürünlerle yemyeşil hale getirir.

 Zengin, övülen. Yani kendisinin dışındaki herkes ve her şey­den ihtiyaçsızdır. Göklerde ve yerde Övülendir.

Yeryüzündekileri yararınıza sundu. Sahip olmanızı, üzerinde tasarrufta bulunup istifade etmenizi kolaylaştırdı.

 Sizi diriltti. Sizler.yokken, varedip sizi birer canlı kıldı.

 Çokça nankörlük edendir. Rabbini ve kendisine yönelik sayı­sız nimetlerini inkar eder.[57]

 

Açıklama

 

Surenin akışı içinde, ele aldığımız bu âyetlerin ana konusu da tevhid yani Allah'ın tek ve ortaksız ilahlığı gerçeğini açıklamasıdır. Bunu pekiştir­mek maksadı ile Yüce Allah'ın sonsuz kudretinin, ilminin ve hikmetinin açık delilleri insanların dikkatine sunuluyor. Bu arada Yüce Allah, elçisine şöyle hitab ediyor: Ey Rasûlüm:

"Görmedin mi? Allah gökten su indirdi."

Yağmur yağdırdı, toprak yağmurun yağışından sonra yemyeşil bir örtüye büründü; bitkiler, otlar, çimenler, rengarenk çiçekler yeşerdi.

"Şüphesiz Allah" kullarına karşı "lutfedicidir."

Onların yararına olanı zararına olanı ve iyi olanı bilir ve "her şeyden ha­berdardır."

"Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur."

Yaratma, hakimiyet ve tasarruf yetkisi O'nun elindedir.

"Şüphesiz Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır."

Yarattıklarına hiç bir konuda muhtaç değildir.                                         '

"Övülmeye layık olandır."

Göklerde ve yerdeki sanatının üzelliği ve kullarına yönelik nimetlerinin olağanüstülüğü dolayısıyla övgüye layıktır.

"Görmedin mi, Allah yerdeki" çişitli canlıları, hayvanları "denizde onun emriyle" izni ve boyun eğdirmesiyle "akıp giden gemileri, sizin yararınıza ver­di" ... "ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar." Yani, O, izin vermedikçe yerin üzerine düşmez. "Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir. Çok merhametlidir?"

O'nun rahmetinin ve şefkatinin, açık delillerinden biri de hayatın her aşamasında gözlemlenebilmektedir. Analarının karnında ve doğumdan sonra kendileri için gerekli olan gıdayı sağlayan O'dur. Uykuda ve uyanıkken kendi­lerini himaye eden, rızıklanm temin edecek imkanları bahşeden, hatalarını af­feden, hakkettikleri halde kendilerini cezalandırmada acele etmeyen O'dur. Hiç kuşkusuz bunlar, O'nun kullarına yönelik merhamet ve şefkatinin alamet­leridir. Kendilerine elçi ve kitap göndermesi de bunun bir gereğidir. Allah nok­san sıfatlardan münezzehtir, hamd O'na özgüdür. Ve O'ndan başka ilah yok­tur. Oyücedi,.

"Sizi diri tutan."

Yoktan var eden, sizin için belirlenen yaşama süresi dolunca da sizi öldüren "O'dur. Sonra da diriltecektir."

Sizİ tekrar diriltecektir. O zaman size bahşettiği bu nimetlere ilişkin tavırlarınızın karşılığını verecektir. Ne yazık ki, insanoğlu genelde bunları in­kar yönüne gidiyor. Rabbini zikretmeyi ve O'na şükretmeyi düşünmüyor. Başkasını anıyor, başkasına şükrediyor... İşte bunlar yüce Allah'ın kudretinin, ilminin ve hikmetinin delilleridir. Bu apaçık işaretler, bu açık deliller, gizli açık bunca alametler Allah'a inanmayı kaçınılmaz kılıyor. O'na ibadet etmeyi, O'nu bir ve ortaksız bilmeyi, O'nu anmayı, O'na şükretmeyi bir zorunluluk kılıyor. Bunlar karşısında insan, Allah'tan başkasına yönelik kulluğu bir beyinsizlik bir sapıklık, boyutları ve mahiyeti hafsalayı aşan bir akılsızlık örneği olarak görüyor.[58]

 

Sonuç

 

1-  Âyetler grubunda, tevhidin gereklerinden olan kudret ve nimet ver­meye dikkat çekilerek Allah'ın tek ve ortaksız ilahlığı pekiştiriliyor.

2-  Yüce Allah'ın "latif (lutfedici), habir (her şeyden haberdar) gani (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan) hamid (övülmeye layık olan) Rauf (şefkatli) rahim (merhametli) muhyi (dirilten) mumit (öldüren) sıfatlarına sahip olduğu belirti­liyor.

3- Yüce Allah'ın kullarına yönelik nimetleri ve lütufları anlatılıyor.

4-  Göğü, yerin üzerine düşmeyecek şekilde tutması, diriltmesi, Öldür­mesi ve yeniden diriltmesi Yüce Allah'ın kudretinin delillerindendir.[59]

 

67- Biz   her   ümmete,    uydukları   bir   mensek,    ibadet   yolu yaptık.   Bu   işte   seninle   asla   çekişmesinler.   Sen   Rabb'ine   çağır, kuşkusuz  sen  doğru  bir yol  üzerindesin.

68-  Eğer   seninle   mücedele   ederlerse:    "Allah   yaptıklarınızı daha iyi bilir," de.

69- "Allah  kıyamet günü,   ayrılığa  düştüğünüz  hususlarda  a-ranızda   hükmedecek  haklıyı,   haksızı   ayıracaktır."

70- Bilmez  misin  ki,  Allah  gökte   ve yerde  ne  varsa  hepsini bilir.   Bunların  hepsi,   bir kitaptadır  katında yazılıdır.   Bu,  Allah'a kolaydır.

71- Allah'tan   ayrı   olarak   öyle   şeylere   tapıyorlar   ki   Allah, onlara  hiç  bir kudret indirmemiştir.  Kendilerinin  de  onların  tanrı olabileceği   hakkında   da   bir   bilgileri   yoktur   sadece   hayallerine göre  hareket  ediyorlar.   O  zalimlerin  yardımcısı yoktur.

72-   Kendilerine   apaçık  âyetlerimiz   okunduğu  zaman   kafirle­rin   yüzlerinde   hoşnutsuzluk   belirdiğini   anlarsın.   Neredeyse   ken­dilerine   âyetlerimizi   okuyanların   üzerine   saldıracaklar.   De   ki: "Size   bundan   bu   öfkeli  durumunuzdan   daha  kötü   bir  şey  haber vereyim   mi?   Varacağınız   ateş!  Allah   onu   kafirlere   vaadetmiştir. Ne kötü sonuçtur o!"

 

Sözlük

 

 Bir ibadet tarzı veya kurban ve benzeri kulluk kasti taşıyan tavırlarını gerçekleştirdikleri özel bir mekan kıldık.

 Sakın seninle çekişmesinler. Hareket tarzı hususunda karşına alternatif yöntemler çıkarmasınlar.

Dosdoğru hidayet, din. Yani hak din olan İslâm. Sen dosdoğru bir yol göstericilik üzeresin.

Kitabta. Bu kitaptan maksat levh-i mahfuzdur.

Kendisine bir delil, bir belge, yetki indirmediği.

Yüzün buruşuk ve asılı ifadesinden anlaşılan inkar. Saldırırlar. Bundan daha kötü olanı. Yani ateş.[60]

 

Açıklama

 

Âyetlerin akışı içinde Yüce Allah, elçisine ve mü'minlere çeşitli husus­larda emirler veriyor, onlara yol gösteriyor. Bu arada müşrikleri Allah'ın yol gösterici mesajına inanmaya davet ediyor.

"Biz her ümmete bir ibadet yolu kıldık."

Geçmişte yaşamış ve şimdi yaşamakta olan her topluluk için, bir özel ibadet yolu yaptık, burada ibadet ediyor, bu mekanda kendilerine özgü ibadet görevlerini yerine getiriyorlar.

"Onlar bu tarz üzere" bu mekanlarda "ibadet etmektedirler."

Şu halde, müşriklerin niçin namaz kılarken Kudüs'ü bırakıp da Kâbe"ye döndün şeklindeki sözlerine iltifat etme. Tartışma götürmez ve böylesine açık bir meselede onlarla çekişmeye yanaşma. Müşrikler Kabe'ye hediye edilen kurbanlıkların teşrik günlerinde kesilmelerini eleştiriyor. Ayrıca leşin haram kılınmasına da itiraz ediyorlardı. Şöyle diyorlardı: "kendi kestiğinizi yiyorsu­nuz, ama Allah'ın kestiğini yemiyorsunuz!" Ardından Yüce Allah, elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.)'e şöyle hitab ediyor:

"Sen, Rabbine çağır."

Bu tür anlamsız tartışmalardan yüz çevir ve insanları Rabbinin birliğine, sadece O'na kulluk yapmaya çağır.

"Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzerindesin."

Dostdoğru, maksada ulaştırıcı, mutluluğa ve olgunluğa götüren bir yol yani İslâm üzerindesin.

"Eğer seninle mücadeleye girişirlerse.,."

Bazı ibadetlerin yöntem ve biçimi hususunda seninle tartışırlarsa, onları kendi hallerine bırak. Çünkü onlar hiç bir bilgiye sahip olmayan cahiller toplu­luğudur.                                                                            

Ve de ki: "Allah, yapmakta olduklarınızı daha iyi bilir."

İyi ve kötü davranışlarınızın karşılığını verecektir.

"Allah kıyamet günü, kendisinde ihtilafa düştüğünüz şey hakkında aranızda hükmedecektir."

Ey müşrikler, Allah şu anda hakkında farklı görüşler ileri sürdüğünüz meselelerle ilgili hükmünü açıklayacaktır. O zaman hakkı, batılı tanıyacaksınız.[61]

"Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun?"

Evet, Allah göklerde olan her şeyi bilir. Büyük, küçük, açık gizli her şeyi görür. Bilmez olur mu hiç? O, latiftir, her şeyden haberdardır.

"Gerçekten bunlar bir kitaptadır."

Her şeyin bilgisi, 'Levh,i Mahfuz'da kayıtlıdır. Bunları bilmemesi veya unutması mümkün mü?

"Hiç şüphesiz bunlar" göklerde ve yerde bulunan şeyleri yazması ve ka­derler kitabında koruma altına alması, "Allah için pek kolaydır."

Çünkü O'nun her şeye gücü yeter...

"Onlar, Allah'ı bırakıp da Allah'ın putlara tapma konusunda kendilerine bir delil indirmediği şeylere tapıyorlar."

Bazı ibadet biçimleri hakkında seninle tartışmaya giren bu müşrikler, putlara tapıyorlar. Oysa Yüce Allah bunlara tapmanın caizliğine ilişkin her­hangi bir delil indirmiş değildir. Bilakis, bu yaptıkları düpedüz bir iftiradır. Bu hususta ne kendileri, ne de ataları bir bilgiye sahip değildirler. İleride bu ifti­radan dolayı sorguya çekilecek ve hakettikleri cezayı alacaklardır, bu, Öyle bir zamanda gerçekleşecek ki, herhangi bir dost, bir yardımcı bulamayacaklardır. Çünkü düzmece ilahları Allah'a ortak koşmaları, zalim kimseler olduklarının delilidir. Kıyamet gününde ise, zalimlere yardım edilmez...

"Onlara karşı apaçık olan âyetlerimiz okunduğu zaman."

Yüce Allah, tartışma esnasında bâtılın tarafını tutan bu müşriklerle ilgili bir durumdan söz ediyor. Şöyle ki: Bir mü'min, Allah'ın emrini, hakka ve dos­doğru yola götüren âyetlerini kafirlere karşı okuduğu zaman, ey Rasûlüm "inkar edenlerin yüzlerindeki red ve inkarı tanıyabilirsin."

Yüzlerinin rengi değişir, kendilerine okunan âyetleri inkar ettikleri asık suratlarından anlaşılır.

"Neredeyse kendilerine karşı âyetlerimizi okuyanın üzerine çullanıvere-cekler."

Doğru yolu bulsunlar, tutum ve davranışlarını düzeltsinler diye, kendile­rine Allah'ın âyetlerini okuyan mü'minin üzerine çullanıverecekler.

"De ki: Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi?"

Ey Rasûlüm, âyetlerimizi okuyan kimsenin üzerine çullanıp onu ezmeyi akıllarından geçiren bu müşriklere de ki: Size, Allah'ın âyetlerinin okun­masından daha kötü olanını haber vereyim mi? Bu, sizin gibi kafirlere vaade-dilen ateştir. Ne kötü bir duraktır. Eğer tevbe etmez, şirk ve inkara dayalı hayat biçiminizden vazgeçmezseniz, bu kötü akibete duçar olacaksınız.[62]

 

Sonuç

 

1-  Yüce Allah her ümmete bir peygamber göndermiş, her ümmet için özel ibadet tarzı ve ibadet mekanı belirlemiştir. Örneğin, önceleri namaz kılarken Kudüs'e yönelirken daha sonraları kâbe'ye dönüldüğü gibi.

2-  Apaçık gerçeklerle ilgili tartışmalara girmek hoş karşılanmamıştır. Böyle ortamlardan uzaklaşmak gerekir.

3- Allah, göklerde ve yerde bulunan gizli, açık, büyük, küçük her şeyi bi­lir.

4- Kaza ve kader inancı pekiştiriliyor. Bunu destekleyici bir delil olarak, kaza ve kaderleri kapsayan levh-i mahfuza dikkat çekiliyor.

5-  Müşrikler kendilerini tevhid inancına davet eden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan tevhid davetçilerine yönelik şiddetli bir kin ve nefret duyar­lar.

6-  Zalimi öfkelendirecek, hak sözü yüzüne karşı söylemek Allah-u Teâlâ'nın övdüğü bir davranıştır.[63]

 

73-   Ey  insanlar,  size  bir  temsil  verildi,  onu,  dinleyin:  O Al­lah'tan   başka  yalvardıklarınız  var ya,   onların  hepsi  bir araya  to~ plansalar,   bir   sinek   dahi  yaratamazlar.   Sinek   onlardan   bir   şey kapsa,   bunu   ondan   kurtaramazlar,   isteyen   de   aciz,   istenen   de yani puta  tapan  da  aciz,   tapılan  put  da  veya put  da  aciz,   sinek de.

74-   Allah'ı   layıkıyle   takdir  edemediler.   O'nu  gereği  gibi  bi­lemediler.   Allah   kuvvetlidir,   üstündür.

75-   Allah   meleklerden   de   insanlardan   da   elçiler   seçer.   Al­lah,   işitendir,  görendir.

76-    Onların   önlerinde   ve   arkalarında   olan   bütün   olayları, yaptıkları bütün işleri bilir.  Bütün işler Allah'a döndürülür.

 

Sözlük

 

 Bir örnek verildi. Kastedilen örnek ise şu şekilde başlayan ifadedir: "Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız..."

Bir sinek bile yaratamazlar. Sinek gibi bataklıklarda üreyen basit bir hayvanı dahi yaratmaya güçleri yetmez.

 Bir araya gebelerde. Bunun için bir araya gelip yardımlaşsa-lar bile. Yaratmaya güç yetiremezler.

 V Onu ondan, yanı sinekten geri alamazlar. Çaresiz ve aciz ol­dukları için, kendilerinden kapıp götürdüğünü geri alamazlar.

 İsteyen de istenen de güçsüzdür. Tapan da, tapılan da çare- sizdir, acizdir.

 Allah'ın kadrini gereği gibi bilmediler. Yani gereği gibi Allah'a  kulluk yapamadılar

 Meleklerden elçiler seçer. Cebrail (a.s.) gibi.  Ve insanlardan da. Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi.[64]

 

Açıklama

 

İnsanları Allah'ın tek ve ortaksız ilahlığım tasdik etmeye, şirk ve müş­rikleri azarlamaya ilişkin âyetlerina kışı devam ediyor. Ve Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Ey insanlar, size bir Örnek verildi, şimdi onu dinleyin."

Ey, putları Allah'a ortak koşan müşrikler, taptığınız düzmece ilahların hakirliğini, acizliğini, güçsüzlüğünü, yararlarının azlığını anlatan çarpıcı bir örnek verildi, şimdi ona kulak verin:

"Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız."

Kulluk ettiğiniz putlar, heykeller "gerçekten bir sinek bile yaratamazlar" hayvanların en küçüklerinden biri olan sineği dahi yaratmaya güçleri yetmez. Bu iş için bir araya gelseler, güçlerini birleştirseler, birbirlerine destek olsalar bile bunu gerçekleştiremezler. Ayrı ayrı çabalasalar bile bir sinek yaratmaya dahi beceremezler. Bir şey daha var. Bu sinek, sizin önemsediğiniz, ululadı-ğınız düzmece ilahlarınızın hoşlandıkları bir şeyi kapıp götürse, onu bile geri alamazlar. Şu halde ne güçsüz, ne hakir ilahlarınız var? Bir sinek bile onlar­dan daha güçlü, onlardan daha üstün ve onlardan daha becerikli.

"İsteyen de güçsüz, istenen de."

Put da, sinek de güçsüzdür. Kulluk eden müşrikle, kulluk edilen putun

güçsüz ve çaresiz olması gibi"Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir."

Güçlüdür, her şeyi yapabilir. Üstün iradelidir. Hiç kimse O'nun iradesini engelleyemez. Ya şu müşriklere ne oluyor ki, O'ndan başkasını ilahlaştırıp, kulluk yapıyor, O'nunla putları bir tutuyor ki?

"Allah, meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da."

Bu ifade, müşriklerin; "Aramızda O'na mı zikir indirildi?" ve "Allah bir insanı mı elçi olarak gönderdi?" şeklindeki itirazlarına bir cevap niteliğindedir. Yüce Allah burada Cebrail ve Mikail gibi melekleri elçi olarak görevlendirdiği gibi insanlardan da Hz. Nuh'u, Hz. İbrahim'i, Hz. Musa'yı, Hz. İsa'yı ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'i elçi olarak görevlendirdiğini bildiriyor. "Şüphesiz Allah, işitendir." Kullarının iyi, kötü her türlü sözlerini işitir. "Görendir."Kullarının iyi ve kötü amellerini görür. Yarattıklarını bilmesi, onların du­rumlarını ve ihtiyaçlarını görmesi, aralarında bir elçi görevlendirmesini gerek­tirir.

"O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir."

Melek ve insanlardan seçtiği elçilerin geçmiş ve geleceklerini bilir. Çünkü O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Bu yüzden dilediği kimseyi, emirleri için tebliğci olarak seçmesi O'nun hakkıdır. Buna da itiraz edilir mi? Gel gör ki, müşriklerin beyinsizliği ve cehaleti onlara bunu da yaptırıyor,

"Bütün işler Allah'a döndürülür."

Bu ifade, önceki ifadenin hükmünü pekiştiriyor. Buna göre, Yüce Allah meleklerden ve insanlardan elçiler görevlendirme hususunda mutlak hak sa­hibidir. Bu, "niye böyledir?" diye itiraz edilemez. Çünkü bütün işler O'na döndürülür, her şeyin başı, sonu O'nun elindedir. O, her şeyin Rabbi ve her şeyin hükümdarıdır. O'ndan başka ilah, O'ndan başka Rab yoktur.[65]

 

Sonuç

 

1-  Allah'ın emirlerini daha kolay anlaşılır hale getirmek için örnek ver­mek, ifade tarzı ve etki bakımından iyi ve olumlu bir yöntemdir.

2-  Şirki yermek, asılsızlığını dile getirmek, müşriklerin beyinsizliğini

vurgulamak, kaçınılmaması gereken bir davet metodudur.

3-  Mahlukatın en düşüğünü Allah'la bir görenler, kullarını O'nun bir parçası veya misli kabul edenler Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemeyenler­dir.

4- Meleklerden ve insanlardan elçiler görevlendirilmiştir.[66]

5-  Allah'ın celal ve kemal sıfatlarına dikkat çekiliyor. Bunlar, O'nun ilahlığının ve yaratıcılığının gerekleridir.

İlahlık güç sahibi ve üstünlük dernek­tir. Ayrıca Allah her şeyi işitir ve görür. Her şeyi bilir. Bu yüzden O, tek ve ortaksız ilahtır, yegane Rab'dır, kainatın tek hakimidir.[67]

 

77-   Ey   inananlar,   rüku   edin,   secde   edin,   Rabb'inize   ibadet edin,  hayır işleyin  ki  umduğunuza  eresiniz.

78-   Allah  uğrunda,   O'na yaraşır  biçimde  cihad edin.   O,   sizi seçti  ve   dinde  size   bir güçlük yüklemedi.   Babanız  İbrahim'in  di­nine   uyun.   O   Allah   bu   Kur'an'dan   önceki   kitaplarda   da,   bu Kur'an'da  da  size   "müslümanlar"  adını   verdi  ki,  Elçi  size  şahid olsun,   siz  de  insanlara  şahid  olasınız.   Haydi  namazı  kılın,  zekatı verin   ve  Allah'a   sarılın;   sahibiniz   O'dur.   Ne  güzel  sahip   ve   ne güzel yardımcıdır  O."

 

Sözlük

 

Rabbinize ibadet edin. Yani, emir ve yasaklarına uyun, O'nu yüceltin ve O'nun huzurunda eğilin.

Hayır işleyin. Yüce Allah'ın yapmanızı uygun gördüğü, sizi teşvik ettiği salih söz ve ameller yapın.

Umulur ki kurtuluş bulursunuz. Ateşten kurtulup cennete gi­rersiniz.

Cihadım hakkıyla. Yüce Allah'ın yasalaştırdığı ve yapılmasını emrettiği cihada çıkın. Kâfirlere, şeytana ve nefse karşı cihad edin.Sİzi seçti. Allah'ın mesajını tüm insanlara bildirmek üzere sizi

Zorluktan. Bir güçlük, altından kalkılamaz bir yükümlülük.Atanız İbrahim'in dinine uyun. Bu dinin esası; tek ve ortaksızAllah'a kulluk etmektir.Ve bunda.Allah'ın dinine sarıldılar. O'nun yardımına güvenin, sonunda sizi güzelliklerle ödüllendireceğine inanın.Ve yardımcıların en güzelidir. Allah ne güzel yardımcıdır.[68]

 

Açıklama

 

İnanç sisteminin üç temel esası olan tevhid, yani Allah'ın varlığı, birliği ve kanun koyuculuğu, peygamberlik, diriliş ve ceza pekiştirildikten sonra,

Yüce Allah müslümanlara, imanın özelliklerini anlatarak şöyle sesleniyor: "Ey iman edenler."

Ey Rab olarak Allah'a, peygamber olarak Hz. Muhammed'e ve din ola­rak İslâm'a inananlar... "rüku edin, secdeye varın..." Namazı kılın "Rabbinize ibadet edin..."

Emir ve yasaklarına uyun. Bunlara gereken önemi verin. Karşısında de­rin bir saygıyla eğilin. "Ve hayır işleyin."

Allah'ın sizin için uygun gördüğü ve sizi teşvik ettiği her türlü hayır ve ibadeti yapın.

"Umulur ki kurtuluş bulursunuz?"

Belki böylece kurtuluşu hakedersiniz, ateşten kurtulur, cennete girersi­niz.

"Allah adına gerektiği gibi cihad edin."

Burada yüce Allah mü'minlere önemli bir görev veriyor: İslâm'dan dön­dürme, vazgeçirme amaçlı baskı (fitne) kalmaymcaya ve yeryüzünün haki­miyeti topyekün Allah'ın oluncaya kadar, uygun yöntemlerle ve gerektiği gibi cihad etmek... Her türlü çabayı sarf etmek, candan ve maldan geçmek. İnsan­ları tek Allah'ın hakimiyetine davet etmek...

"Ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir." Hiç kuşkusuz bu, Allah'ın bir lutfudur. Yüce Allah, bunu burada günde­me getiriyor ki, mü'minler O'na şükretsinler, emrettiklerini yapıp yasak­larından sakınsınlar. Demek istiyor ki, Allah'ın emirleri sizi sıkacak, size zor­luk çıkaracak nitelikte değildir. Tam tersine, Allah size genişlik dilemiştir. Her türlü günahtan tevbe etme imkanını sağlamıştır. Bazı günahlar için kefa­ret vermenizi öngörmüştür. Ayrıca yolcu ve hasta için namazda ve oruçta ko­laylık sağlamıştır. Su bulamayanın, su kullanma imkanına sahip olamayanın teyemmüm etmesini Öngörmüştür. Hiç kuşkusuz bütün bunlar birer geniş­liktir, rahmettir.

"Atanız İbrahim'in dini."

Onun dinine uyun.

"O sizi "müslümanlar" olarak isimlendirdi."

Yüce Allah önceki kitaplarda ve Kur'an'da sizi bu İsimle anmıştir.

"O bundan daha önce de, bunda da sizi "müslümanlar" olarak isimlen-

dirdi."

"Elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye."

Ey mü'minler, Allah sizi dini İslâm için seçti ve sizi müslümanlar olarak isimlendirdi ki, elçi kıyamet günü sizin üzerinize şahid olsun. Size yönelik daveti tebliğ ettiğini belirtsin. Siz de, tüm Rasûllerin, ilahi daveti ümmetlerine ulaştırdıklarına şahitlik edersiniz. Ey müslümanlar, Allah'ın size yönelik bu onur verici nimetine karşılık O'na şükredin."Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sanlın."İnanç, ibadet, ahlak, edep, hukuk ve yönetim sistemi olarak Allah'ın şeriatına sıkı sıkıya sarılın.,"Sizinmevlanız O'dur."Efendiniz ve yöneticiniz O'dur."İşte ne güzel mevla."O, noksan sıfatlardan münezzehtir."Ve ne güzel yardımcı."İman ve takva üzere yaşamak suretiyle O'nun, dostları olmayı sürdür­düğünüz sürece O size yardım eder.[69]

 

Sonuç 

                                                 

1-  Sûrenin bu son bölümünde namazın fazileti, ibadet etmenin ve Hayır işlemenin üstün niteliği, onur vericiliği vurgulanıyor.                                 ,.

2-  "Hayır işleyin, umulur ki, kurtuluş bulursunuz," âyetini okurken tila­vet secdesine varmak gerekir.

3-  Allah yolunda, kafirlere karşı cihad etmek, son derece faziletli bir iba­dettir. Bu yükümlülüğü yerine getirirken kınayanın kınamasından korkmamak gerekir.

4-  İnsanlar içinde, Allah'a inanıp da hayırlı ameller işleyenlerin belirgin bîr üstünlüğü ve ayrıcalığı vardır. Yüce Allah Peygamberlere bahşettiği üç şeyi bu inanan ve hayırlı amellerde bulunan insanlara da bahsetmiştir. Allah peygambere "git görevini yap, senin için bir sıkıntı yoktur" demiştir. Bu ina­nanlara da "din konusunda size bir güçlük yüklememiştir" buyurmuştur. Pey­gambere: "Sen kavmin üzerine şahitsin" denilmiş. Bu inananlara da: "Siz de          

insanlar üzerine şahidler olasınız diye" buyurulmuştur. Peygambere: "Ne is­tersen, sana verilecek" denilmiş, bu inananlara da: "Bana dua edin, duanıza icabet edeyim," buyurulmuştur. İnananların bu ayırıcı özelliğine, yüce Allah'ın şu sözü işaret ediyor:

"O sözleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir.[70]

 5- Namaz kılmak, zekat vermek ve şeriata sarılmak farzdır.[71]

 



[1] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/458.

[2] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/458-459.

[3] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/459-460.

[4] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/461-462.

[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/462-464.

[6] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/464.

[7] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/466.

[8] Bu âyet-i kerime, gelecekten haber veriyor. Nitekim Ebu Cehil ve Nadr b. Ha-ris'i Yüce Allah rezil etmiş, onlara Bedir günü alçaklığı tattırmiştır. Ebu Ce­hil savaşta öldürülmüş. Nadr b. Haris ise, tutsaklar arasında öldürülmüştür. Bu âyet Mekke'de İnmiştir ve Kur'an'm bir mucizesidir."

[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/467-469.

[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/469.

[11] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/470.

[12] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/470-472.

[13] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/472.

[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/473.

[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/473-474.

[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/474.

[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/476.

[18] Müslim, hadis kitabında Kabs b. Ubade (r.a.)'nin şöyle dediğini rivayet eder: Ebu Zer'in yemin ederek "İşte bunlar çekişen iki gruptur, Rableri konusunda çekiştiler" ayeti, Bedir savaşında karşı karşıya gelen Hamza, Ali ve Ubeyde b. Haris ile Rebia'nın oğullan Utbe ve Şeybe ve Utbe'nin oğlu Velid hakkında inmiştir" dediğini duydum. Hz. Ali (r.a.) derki: Ben kıyamet günü Allah'ın huzurunda çekişme için diriltilecek ilk kişiyim. Bununla Hz. Ali (r.a.) Bedir savaşındaki çekişmesine işaret ediyor. Aslında ayetin genelliği İslâm ve küfür toplumlarının arasında süregelen çatışmayı içeriyor.

[19] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/476-477.

[20] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/477-478.

[21] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/478-479.

[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/479.

[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/479-480.

[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/481.

[25] İbn-i Abbas ve İbn-i Cübeyr'in şöyle dedikleri rivayet edilir: "Hz. İbrahim, Kabe'nin inşasını tamamlayıp "insanlar içinde haccı duyur" emrini alınca dedi ki: "Ey Rabbim, sesim nereye kadar ulaşabilir ki?" Yüce Allah: "Sen, duyu­ruyu yap, onu gereken yerlere ulaştırmak benim görevim," buyurdu. Bunun üzerine Hz. İbrahim Ebu Kubeys dağının zirvesine çıktı ve; "Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah, şu beyti ziyaret etmenizi emrediyor. Ki sizi cennetle ödül­lendirsin ve sizi cehennem ateşinden kurtarsın.

[26] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/481-483.

[27] İtikaf: Müslümanın Kabe'de Mescid-i Haram'da veya başka camilerde kendisi­ni bir müddet ibadete, Allah'ı zikre ve tefekküre ayırmasıdır. Peygamberimiz (a.s.) Ramazan ayının son on gününde her yıl bu itifak ibadetini yapardı. İtikaf Peygamber efendimizin her sene yaptığı bir sünnettir. Ziya Eryılmaz

[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/483-484.

[29] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/485-486.

[30] Maide Sûresi: 3

[31] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/486-488.

[32] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/488.

[33] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/490-491.

[34] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/491-493.

[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 5/493.

[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/8.

[37] Bu ayetten anlaşılıyor ki: Yahudi ve hristiyanların tapınaklarını yıkmamız caiz değildir.

[38] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/9-11.

[39] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/11.

[40] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/12-13.

[41] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/13-14.

[42] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/14-15.

[43] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/16.

[44] Ankebut Sûresi: 53.

[45] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/16-18.

[46] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/18.

[47] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/20.

[48] Necm Sûresi: \9-20.\

[49] Garanik hadisesi olarak bilinen bu olayın uydurma olduğu, bir çok İslâm ali­mi tarafından dile getirilmiştir. (Çeviren)

[50] Garanik hadisesiyle ilgili olarak elimizde bulunan tüm rivayetler zayıftır. Sahih olan tek şey "Rasûlüllah efendimizin Necm suresini okuması ve surenin sonunda müşriklerin de onunla birlikte secdeye gittiklerine ilişkin rivayettir.

[51] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/20-23.

[52] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/23-24.

[53] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/25-26.

[54] Şuara Sûresi: 40-41.

[55] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/26-27.

[56] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/27-28.

[57] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/29.

[58] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/29-30.

[59] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/31.

[60] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/32-33.

[61] Bu âyeti kerime, karşı taraf gerçeği kabul edecek kapasiteden yoksun olduğu veya hakkı kabul etmesi zor olduğu durumlarda, yararsız tartışmaları terket-menin daha uygun olacağını belirtmektedir.

[62] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/33-35.

[63] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/35.

[64] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/36-37.

[65] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/37-38.

[66] İfadede bir Ölçüde kapalılık vardır. Maksad; "Yüce Allah insanlardan seçtiği peygamberlere, Cebrail ve Mikail gibi melekleri elçi olarak gönderir"dir.

[67] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/38-39.

[68] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/40.

[69] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/40-42.

[70] İbn-i Cerir et-Taberi sözünü etmiştir. Rivayetin kaynağı ise, Ma'mer ve Ka-tade'dir.

[71] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 6/42-43.