Kasas Sûresi - Kuran - 028Kasas - 20. Sayfa
"(Ey Muhammed) Sen Sevdiğini Doğru Yola İletemezsin. Fakat Allah Dilediğini Doğru Yola İletir"
KASAS SÛRESİ
Kur'andaki Sırası : 28
Nüzul Sırası : 45
Ayet Sayısı : 88
İndiği Dönem : Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Sûrede, Musa (a)'nın ortaya çıkışı ve Firavun'a gönderilişi genişçe anlatılmakta, Musa (a) vesilesiyle ibretler ve öğütler sunulmakta, örnek olma kabilinden Karun'a değinilmekte, kafirlerin ve Ehli Kitab'ın davet karşısındaki konumları pasajlar halinde aktarılmakta, kafirler eleştirilmekte, Ehli Kitab'ın Peygamber'e ve Kur'an'a inanmaları teşvik edilmekte, davetin geleceğinden kafirlerin endişeye kapılışları ve ortaya sürdüğü deliller belirtilmekte, kafir ve müşrikler, karşısında Peygamber (s) teselli edilmekte, insanların ödevleri hususunda genel ilkeler ortaya konmakta, onların dünyada botjulmamaları tavsiye olunmakta, sosyolojik ve etimolojik öğütler-ve teşvikler yapılmaktadır.Sûrenin bölümleri, sürenin sonuna dek peşpeşe indiği tezini doğrular niteliktedir.
Rivayetlerde zikrolunduğuna göre, 52-55. ayetler Medine'de, 85. ayet İse Peygamber (s)'in Medine'ye hicreti esnasında inmiştir. Ayetlerin birbirleriyle uyumları ve içerikleri bu rivayetlerin doğruluğu noktasında şüphe uyandırmaktadır.[1]
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
1- Tâ, Sin, Mim.
2- Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
3- İnanan bir kavim için Musa ile Firavun'un haberinden bir parçayı, doğru olarak sana okuyacağız.
4- Firavun, o yerde ululandı (zorbalığa kalktı), halkını çeşitli gruplara[2] böldü. Onlardan bir zümreyi (İsrailoğulları-nı] zayıflatıyor, oğullarını kesiyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardan idi.
5- Biz de istiyorduk ki o yerde zayıflatılanlara lütfedelim, onları önderler yapalım, onları (Ötekilerin mülküne) mirasçı kılalım.
6- Ve onları o yerde (Mısır'da ve Şam'da) hakim kılalım, Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan korktukları şeyi gösterelim.
7- Musa'nın annesine bildirdik ki: O (çocuğu)nu emzir, başına birşey gelmesinden korkuyorsan (bir sandık içinde) onu denize (Nil'e) bırak. Korkma, üzülme, biz onu tekrar sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız.
8- Nihayet onu Firavun'un ailesi aldı ki kendilerine bir düşman ve başlarına derd olsun. Gerçekten Firavun, Ha-man ve askerleri yanılıyorlardı.
9- Firavun'ın karısı (çocuğu sandıktan çıkarınca): Bana da, sana da göz bebeği (olacak, çok sevimli bir çocuk). Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz dedi. (Onu almakta hata ettiklerini) anlamıyorlardı.
10- Musa'nın annesinin gönlü bomboş sabahladı[3] (meraktan çıldıracak oîdu) Eğer biz, inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş olsaydık nerdeyse işi açığa vuracaktı[4].
11- (Musa'nın) Kız kardeşine "Onun izini takib et"[5] dedi.
0 da onlar farkına varmadan onu gözetledi[6].
1 2- Biz daha önce ona, süt verenler (in sütünü emmey)İ haram etmiştik (Hiç bir kadının sütünü emmiyordu. Firavun ve ailesi, çocuğun emeceği bir dadı bulma telaşı içinde idiler. Kız kardeşi, uzaktan durumu görünce sokuldu]: "Sizin için onun bakımını üzerine alacak ve ona öğüt verecek bir aileyi göstereyim mi?" dedi.
13- Böylece biz onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın vadinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat çokları (bunu) bilmezler.
14- (Musa), Büyüyüp, olgunlaşınca biz ona hüküm (peygamberlik) ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle müfakatlandırırız.
15- Halkın kendisinden habersiz olduğu bir sırada şehre girdi, orada biri, kendi taraflarından, öbürü de düşmanlarından olan iki adamın dövüştüklerini gördü. Kendi taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı Musa'dan yardım istedi. Musa da Ötekine bir yumruk indirip[7] onun işini bitirdi. (Sonra): "Bu, dedi, şeytanın isimdendir; O gerçekten apaçık, saptırıcı bir düşmandır."
16- Rabbimben nefsime zulmettim, beni bağışla, dedi. (Allah) onıM Badı. Çünkü o, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
17- Rabbİm, dedi, bana lütfettiğin nimetler hakkı için artık bir daha suçlulara arka|[8] olmayacağım."
18- Şehirde korku içinde (sonucu) gözetleyerek sabahladı. Bİr de baktı ki dün kendisinden yardım isteyen (İsrailoğlu) yine kendisine feryad edfip yardım İst)iyor'[9]. Musa ona: "Belli ki sen bir azgınsın"[10] dedi.
19- Nihayet (Musa) ikisinin de (kendisinin ve yardım isteyenin) düşmanı olan adamı yakalamak isteyince o dedi ki: "Ey Musa, dün bir canı öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde zorba olmak istiyorsun (arayı) düzeltenlerden olmak istemiyorsun".
20- Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi: "Ey Musa, dedi, ileri gelenler seni öldürmek için aralarında konuşuyorlar'[11]. Sen (buradan) çfk (git), ben sana öğüt verenlerdenim."
21- Musa etrafı gözetleyerek'[12] korka korka oradan çıktı:"Rabbim, beni şu zalim kavimden kurtar." dedi.
22- Medyen'e doğru yönelince; "Umarım ki Rabbim beni doğru yola İletir" dedi.
23- Medyen suyuna varınca o (kuyu)nun başında birçok insanların[13], (hayvanlarını) suladıklarını gördü. Onların gerisinde de; (diğerlerinin hayvanlarına karışmasın diye hayvanlarını) sudan men eden'[14] iki kız buldu. Kız oldukları İçin erkeklerin içine sokulamıyorlar, herkesin çekilmesini bekliyorlar, su İçmek için sabırsızlanan hayvanlarının suya gitmelerine engel oluyorlardı. Musa onlara: İşiniz ne-dİr'[15] (niçin hayvanları suya bırakmıyorsunuz)? dedi. Dediler ki: Çobanlar sulayıp çekilmeden[16] biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı} sulamayız. Babamız da büyük bir ihtiyardır."
24- Hemen (Musa), onlannkini (de) suladı, sonra gölgeye çekildi: Rabbim, dedi, doğrusu bana İndireceğin her hayra muhtacım.
25- Derken o iki kızdan biri, utana utana yürüyerek ona geldi: "Babam seni çağırıyor, bizim İçin (hayvanları) sulamanın ücretini verecek" dedi. (Musa) o (kızların babalan)na gelip (başından geçen) hikayeyi anlatınca o: "Korkma o zalim kavimden kurtuldun" dedi.
26- Onlardan biri: "Babacığım, dedi, bunu (çoban) tut işte, çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı budur, hem de güçlü ve güvenilir (adam)dır."
27- (Kızların babası, Musa'ya) dedi ki: "(Bak), bana sekiz yıl[17]' hizmet etmen şartıyla şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer (bu süreyi) on (yıl)a tamamlarsan artık o, senin tarafındandır. Ben sana zahmet vermek istemem. İnşaallah beni iyilerden bulacaksın."
28- Musa dedi: "Bu seninle benim aramızda (bir sözleş-me)dir. Demek hangi süreyi yerine getirsem bana düşmanlık yok. Allah dediğimize vekildir."
Sûre dikkat çekmek ve tenbih etmek için Ta-Sin-Mim harfleriyle başlamaktadır. Bunun ardından gelen ayet apaçık kitabın ayetlerine dikkat çekmekle, daha sonra gelen ayet, Allah'ın Peygamber (s)'e mü'minlerin gönlünü aydınlatan Musa ile Firav'nun haberlerinden bir parçayı doğru olarak okuyacağını belirtmekte, bundan sonra gelen ayetler, özetle İsraİloğullarının Musa öncesi durumlarını, Firavun'un onlara yaptığı zulümleri, Musa'nın peygamberliğine sebeb teşkil eden olayları, yeryüzünde ululandığını, zorbalığa yeltendiğini, orada taşkınlık ve bozgunculuk çıkardığını, insanları farklı gruplara böldüğünü, onlardan bir zümreyi (İsrailoğullarını) zayıflattığını, erkek evlatlarını boğazlayıp, kadınlarını sağ bıraktığını, çünkü kendisinin bozgunculardan olduğunu, Allah'ın iradesi ve hikmeti gereği yeryüzünde zayıf bırakılan o kimseleri Allah'ın zulümden kurtarmak diğerlerinin üzerine hakim kılmak, insanlara önderler yapmak, Firavun'un ve ordularının korkusundan kurtarmak istediğini beyan etmektedir.
Bu özetteki Musa ve Firavun kıssasında iki bölüm bulunmaktadır. Birincisi biraz önce anlattığımız bölümdür. Bu bölüm, Musa'nın çocukluğunu, gençliğini, Mısır'dan Medyen'e gidişini, orada evlenişini, oradan çıkıp Mısır'a yeniden dönüşünü içermektedir. İbaresi ise herhangi bir açıklamaya gerek duymayacak kadar açıktır. İçeriği, Taha Sûresinin 38-39. ayetlerde Musa'ya Allah'ın verdiği lutfunu hatırlatma bağlamında genişçe değinilen husus hariç önceki sûrelerde değinilmemiş yeniliktedir. Bu içerik, Kitab-i Mukaddes'in çıkış bölümünün 1, 2, 3. ishahatta anlatılanlarla genelde örtü sinektedir. Yalnız şöyle bir fark vardır; örneğin bir sonraki gün yardım için çağırdığı ikinci kişi İbrani asıllı idi, Mısırlı düşmanlarından değildi. Şehrin ücra köşesinden gelerek Musa'yı ileri gelenlerin öldürmek için birleştiği uyarısında ve bulunduğu yeri terketme nasihatin-da bulunan adam Kur'an'da zikrcdilmemiştir.
Biz geçmiş münasebetlerde söylediğimiz şeyleri aynen burada da söylüyoruz: ve biz ayetlerde anlatılanın, yahudilerin tarihlerine dipnot olarak düşüiklcriyle yahut Kitab-ı Mukaddes'te bulunup daha sonra kaybcttikleriyle aynı olduğunu kabul ediyoruz.
Sûrenin doğrudan Musa kıssasına başlaması; bir kısım müslümanların yahut gayri müslimlerin -ki biz birinciyi tercih ediyoruz- Musa ile Firavun arasında olup bitenleri, İsraİloğullarının Mısır'dan çıktıktan sonra başlarına gelenleri önceki sûrelerden öğrendikten sonra Peygamber (s)'e sormalarına delalet edebilir. Bu yüzden Kur'an'ın hikmeti, bu bölümün böyle başlamasını, ardından Musa (a)'nın Firavun'a peygamber olarak gönderilme kıssası olan ikinci bölümün gelmesini gerekli kılmıştır. Bu görüşe göre; bu sûrede kıssanın direk olarak başlaması, bizatihi sûrenin kıssa amaçlı olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak sûrenin üslûbu, hatırlatma, uyan, öğüt, çeşitli sosyal ve ahlâki hükümler ve ibret konuları içerikli olmasından ötürü genel Kur'an'ın kıssalar üslubunu korumuş olup bizi şöyle bir çıkarıma götürmektedir: Bu kıssa; Musa (a) ile Hz. Muha-med (s)'in risaleti ve yaşadığı koşulları arasında karşılaştırma ve öğüt amaçlıdır. Açıklaması ilerde geleceği üzere bu ikinci bölümü takibeden son ayetlerin birçoğunda göze çarpmaktadır.
Üzerinde durduğumuz ayetlerdeki ibret konuları ve ilk kıssanın bölümünde geçen özet açıklama, insanları parçalara bölen ve çaresizlere zulmeden Firavun'u eleştirmekte, zayıf bırakılmışları Allah'ın yardımı, desteği ve yerleştirme vaadiyle müjdelemektedir. Bu bir yönüyle kafirlerin özellikle de Mekke'nin önde gelenlerinin horladığı, her türlü işkenceyi reva gördüğü ve üzerlerine taşkınlık ettiği müslümanlar için müjde ve teselli, kafirler ve liderleri İçin Firavun ve ordularının başına gelene benzer bir azabla uyarıdır. Burada bu anlatılanlara ek olarak hakları gasb edilen ve özellikle de sulta tarafından zulme uğratılarak zayıf düşürülenlere teselli vardır.
Tefsir kitaplarında birinci bölümde aktarılan kıssa etrafında ravilere dayandırılan irab yönüyle birçok açıklama bulunmaktadır. Biz burada konu uzayacağı için onları aktarmayı ve özetlemeyi gerekli görmüyoruz[18].
Ancak burada peygamber çevresindeki insanların ehli kitabtan özellikle de yahudi-lerden alıntı yaparak bu hususta birçok malumat edindiklerine işaret vardır.[19]
29- Musa, sûreyi bitirip ailesiyle yola çıkınca Tur'un (sağ) yanında bir ateş gördü. Ailesine dedi ki: "Siz durun, ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir haber getiririm, yahut bir ateş koru'[20] (getiririmi de ısınırsınız."
30- Oraya gelince o mübarek yerdeki vadinin sağ kıyısında'[21]' bir ağaçtan kendisine seslenildi: "Ey Musa, muhakkak âlemlerin Rabbi Allah benim, ben!"
31- "Asanı at!" (Musa attığı) asasının, küçük bir yılan gibi titreş(ip hareket et)tiğini görünce (korkudan) öyle dönüp kaçtı fkİ) arkasına bile bakmadı: "Ey Musa, dön, korkma, sen güvende olanlardansın."
32- "Elini koynuna'[22] sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Ve kanadını korkudan kendine çek(kendine gel, korkudan açılan ellerini kollarının altına koy, tamamen emin ve fütursuz ol)'[23]' işte bunlar, Firavun'a ve onun adamlarına (göstermek için) Rabb'inden sana (verilen) iki delildir. Çünkü onlar yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır."
33- "Rabbim dedi, ben onlardan bir kişi Öldürmüştüm, beni öldüreceklerinden korkuyorum."
34- "Kardeşim Harun, o dil bakımından benden daha güzel konuşur. Onu da benimle beraber, beni doğrulayıcı'[24]
bir yardımcı'[25] olarak gönder. Zira ben, beni yalanlayacaklarından korkuyorum."
35- (Allah) dedi: "Senin arzunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz'[26] ve size öyle bir yetki vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde onlar size asla erişemeyecekler'[27]. Siz ve size uyanlar üstün geleceksiniz!...
36- Musa, onlara açık açık ayetlerimizle gelince: "Bu uydurulmuş bir büyüden başka bir şey değildir. İlk atalarımız arasına böyle birşey (olduğunu! işitmedik" dediler,
37- Musa: "Rabb'im, kimin kendisinin yanından hidayet getirdiğini ve bu (dünya) evin(in) sonun (da güzel sonuc)un kime aid olacağını çok iyi biliyor. Muhakkak ki zalimler iflah olmaz." dedi.
38- Firavun dedi ki: "Ey ileri gelenler, ben sizin için, benden başka bir tanrı bilmiyorum; ey Hâmân, haydi benim için çamurun üzerinde ateş yak(arak tuğla imal et de)'[28] bana bir kule[29]' yap, belki Musa'nın tanrısına çıkarım, çünkü ben onu (Musa'yı) yalancılardan sanıyorum."
39- O (Firavun) ve askerleri, yeryüzünden haksız yere büyüklük tasladılar ve kendilerinin bize döndürülmeyecekle-rini sandılar.
40- Biz de onu ve askerlerini tuttuk, denize attık'[30], bak o zalimlerin sonu nasıl oldu.
41- Biz onları, ateşe çağıran önderler[31], yaptık. Kıyamet günü asla yardım olunmazlar.
42- Bu dünya hayatında biz onların peşine bir lanet taktık (daima lanetle anılacaklardır.) Kıyamet günü ise onlar çirkin leştirilenlerdendi[32]'.
43- Andolsun biz, ilk nesilleri[33]' (Nûh, Hûd, Salih ve Lût kavimlerini) helak ettikten sonra Musa'ya, İnsanların kalb gözlerini aydınlatacak nur ve onlara yol gösterici olarak Kitâb verdik, belki düşünür, öğüt alırlar diye.
44- Musa'ya o işi yaptığımız (yani kendisine bildirmek istediğimiz işi ona vahyettiğimiz) vakit sen (Mukaddes Vadinin) batı tarafında değildin'[34] (o hadiseyi) görenlerden de değildin[35].
45- Fakat biz (Musa'dan sonra) birçok nesiller yarattık da onların üzerinden uzun zamanlar geçti'[36] (vahiylerimiz tahriflere uğradı. İşte insanları doğru dine çağırman için sana bunları vahyettik. Bunlar tamamen senin bilmediğin, vûkûna şahid olmadığın gayb haberleridir). Sen Medyen halkı arasında oturup da[37] ayetlerimizi oku(yarak öğ-ren)miyordun. Fakat (onları sana) gönderen biziz'[38].
46- (Musa'ya) seslendiğimiz zaman sen Tur'un yanında değildin. Fakat Rabb'inden bîr rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik) ki senden önce kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelmemiş olan toplumu uyarasın;[39]belki düşünüp öğüt alırlar.
Ayetler, Firavun ve Musa kıssasının ikinci bölümünü aktarmakta ve Allah'ın Musa (a)'ya Tur'da seslenişini, onu Firavun'a peygamber olarak gönderisini, Firavun'un ise Musa'yı yal ani ayışını, böbürlenişini sonunda boğulurunu haber vermekledir. Ayetlerin ibarelerinin çok açık oluşu işin bir başka yönü.Bu bölümde anlatılan kıssa, geçmiş, özellikle de Araf, Şuara, T aha sûrelerinde de, aktarım ve özetleme yönünden biraz farklılık bulunsa da aktarılmaktadır. Her iki aktarım Kur'an'm hikmeti gereğidir.
Bu bölümde yeni olan husus, Firavun'un vezirinden Musa'nın ilahına çıkması için yapımını istediği kule meselesidir. Bu böiüm, Musa'nın peygamber oluşu ve Firavun'a gönderiliş kıssasının aktarıldığı günümüzdeki Kitab-ı Mukaddes'in çıkış şıfnnda yoktur. Fakat bu değişmemiş olan Kitab-ı Mukaddes'te olmaması anlamına gelmez. Bizim kanaatimize göre; bu olay Peygamber (s) çevresinde yahudiler kanalıyla aktarıldığı içinbiliniyordu.Bazılarına göre ayetlerde zikredilen kule pramittir. Araplar cahiliyelerinde Mısır'a ticaret için gittiklerinde onu görünce onun çok enteresan haberini anlatıyorlardı. Araplar adetleri üzere bunu yahudilerc sormuş olmaları, yahudilerin de onlara kuleyi Firavun'un göğe çıkması için yaptırdığını aktarmaları ihtimali vardır.Bir kısım müfessirler. Haman'ın Firavun'un veziri gibi zikredilişine karşı çıkarak; Ahdi Atik'te zikrolunduğuna göre Haman'ın milattan önce 5. asırda Pers kralı Uhşu-veyriş'in veziri olduğuna söylemişlerdir. Bizim tercihimize göre Haman Firavun'un bakanlığında bulunmuştur. Bunun için Kur'an Öğüt ve hatırlatma kabilinden bu gerçeği zikretmiştir.
Peygamber (s)'in, Musa'nın ortaya çıkışı, Medyen'e hicret edişi Allah'ın Tur'un yan tarafından ona seslenişi haberlerini geniş olarak bilmemesinin belirtilmesi bağlamında bir ihtimal bulunan 44 ve 46. ayetlerde sorun olma veya bu yönde bir vehm olasılığı olabilir. Bizim kanaatimize göre ayetler bunu ifade etmek için değil, kendi ibarelerinin de işaret ettiği gibi Musa'yı görmediği ve taklid etmediği bir hayatından alıntı yapmadığı peygamber davetinin varlığını ifade etmek içindir. Ve yine bu ayetler Allah tarafından Peygamber (s)'in kavmine bir uyarı içindir. Bu yüzden Peygamber'in durumu, kendisinden önce Allah'ın elçi olarak gönderdiği peygamberin durmunun aynısıdır.
Firavun ve ordusunun akıbetinin, taşkınlıkları, bozgunculukları ve zulümleri sebebiyle boğulmalarının zikredilmesi, Kıyamet gününde hüsran olacaklarının, dünya ve ahirette lanete uğrayacaklarının vurgulanması v.s. bütün bunlar bölümün içerdiği ibret ve öğüt kabilindendir.[40]
47- Kendi elleriyle yaptıkları (günahlar) yüzünden başlarına bir felaket geldiği zaman'[41] "Ey Rabbimiz, bize bir elçi göndersen de ayetlerine uyup mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik. Bu bahanelerine fırsat vermemek için seni gönderdik).
48- Fakat, onlara tarafımızdan hak gelince: "Musa'ya verilenlerin eşi buna da verilmeli değil miydi?" dediler. (İyİ a-ma) daha önce Musa'ya verileni de inkar etmemişler miydi? "İki büyü (diğer kıraatlere göre iki büyücü) birbirine destek oldu[42]' dediler. "Biz hepsini İnkâr ederiz" dediler.
49- De ki: "Eğer doaru iseniz, Allah katından bu ikisinden (yani Musa'ya ve bana inen Kitablardan) daha doğru bir Kitab getirin, ben ona uyayım."
50- Eğer sana cevap veremezlerse bil ki onlar, keyiflerine uyuyorlar. Allah'tan bir yol gösterici olmadan, yalnız kendi keyfine uyandan daha sapık kim olabilir? Muhakkak ki Allah, zâlim[43]' kavmi doğru yola iletmez
51- Andoisun biz, düşünsünler diye onlar için, sözü (mü-zü) birbirine bitiştirdik[44] (hiç ara vermeden vahiylerimizi gönderdik).
47 ve 49. ayetler, Allah'ın Hz. Muhammed'i elçi olarak gönderdiğini bildiren bir açıklamayı içerir. Çünkü belki de onun kavmi, küfürleri ve sapıklıkları yüzünden rabbani bir musibete uğrayacak ve "Biz hak yolu bilmiyoruz şayet bize Allah tarafından bir elçi gelseydi, ona uyar ve iman ederdik, böylece musubitten kurtulurduk" diyeceklerdi. Ne zaman ki kendilerine Peygamber (s) lisanıyla Allah tarafından gerçek geldi o zaman inadlaştılar, kibre kapıldılar, önceden Musa'ya verilenin o Peygamber'e de verilmesini istediler. Ne var ki onlar Önceden Musa'ya verilen ilkelere de karşı çıkmışlardı. Bu açık delille sözleri ağızlarına tıkılınca onlar daha da İnadlaşarak; "Musa'ya da Muhammed'ede gelen birbirini destekleyen ve birbirinin aynısı olan sihirden başka bir şey değildir.
Biz bunların her ikisini de yalanlıyoruz" dediler.
Peygamber(s) onların bu tutumlarına ve konumlarına karşı onlara meydan okumakla ve "şayet doğru kimseîerseniz bana ve benden Önce Musa (a)'ya gelenden daha doğruAllah katından bir kitap getiriniz" demekle emrolundu.50. ayet Peygamber(s)'e hitabla şunları içermektedir: Şayet onlar bu meydan okuyuşa cevap veremezlerse bil ki; onlar kendi aleyhlerine delil sunuyorlar ve ancak keyiflerine uyuyorlar, onlar ilimsiz ve dayanaksız konuşuyorlar. Keyiflerine uyandan, ilim ve Allah katından gelen hidayetten yoksun söz söyleyenden daha zalim kim olabilir? Bu ancak Allah'ın lutfuna ve yardımına layık olmayan taşkıncı zalimlerin işidir.51. ayet, Allah'ın peygamberine indirdiği Kur'an'ı belki düşünürler, öğütten faydalanır ve doğru yolu bulurlar diye onlara kolaylaştırdığını ve onlara peşpeşe, fasıla halinde gönderdiğini belirtmektedir.
"Başlarına bir musibet geldiği zaman" şeklindeki ayetler müfessirlerin aktardığına göre; Kureyş kafirlerinin Medine yahudilerine adam göndererek onlardan peygamberin durumunu sormaları üzerine inmiştir. Bunun üzerine yahudiler, Kureyş kafirlerine peygamberin sıfatını, dürüstlüğünü, peygamberleri Musa'da olduğu gibi, onun da Allah kaundan vahiy aldığını haber vermişlerdi. Buna rağmen bu kafirler kibirlenerek, Musa ve Muhammed. her ikisi de sihirbazın tekidir, onlara gelen sihirden başka bir şey değildir. Bu yüzden biz her ikisini de yalanlıyoruz" dediler. Kimi müfessirlere göre; yahudiler, Kureyş kafirlerinin Peygamber (s) hakkındaki isteklerine dolaylı ve imalı cevap vermişler hatta müfessirlerden kimilerinin rivayetine göre: "Biz hepsini yalanlıyoruz" cümlesi, Kureyş kafirleriyle yahudilerin birlikte söyledikleri sözdür. Bu çok ilginçtir[45].Bu rivayetlerin durumu ve sahih olma ihtimali ne olursa olsun anladığımız kadarıyla ayetler, önceki ayetlerden kopuk olarak ve doğrudan rivayetler sebebiyle inmemiştir. Bu bölüm öncekilerle birlikte olup hepsi Peygamber (s) ile bir grup kafir arasında çıkan tartışma sebebiyle inmiştir. Musa (a)'nın peygamberliği ve mucizeleri yine tartışma konularından olmuştur. Şayet ayet metinlerinin takviye ettiği bu şey doğruysa, bu-bölümde Kur'an nazmı ve indiriliş üsluplarından bir üslup ortaya çıkmış olur. Ne var ki, bu bölüm bir grup Arap kafirin durumunu ve söyledikleri sözleri aktarmaktadır. Bunun benzeri olaylar Taha sûresinin son ayeti de dahil birçok sûrede geçmektedir.Bu birinci rivayette de geçen Kureyş kafirlerinin yahudilere, Peygamber'e sormalarına, onların da onun doğruluğuna, ona gelen vahyin peygamberleri Musa'ya gelen vahiyle aynı olduğuna tanıklık etmelerine engel değildir. Kur'an'ın Mckki olan birçok ayetlerinde Ehli Kilab'a. onların peygamberinin risaletinin doğru olduğuna şahitlik etmelerine işaretler bulunmaktadır. Biz Araf sûresi, 107. ayetin yorumu bağlamında buna benzer örnekler aktarmıştık. Ahkaf sûresi 10. ayetle İsrailoğullan'ndan birinin kafirlere meydan okuması, şehadeti ve imanı aktarılmaktadır:
De ki: Hiç düşündünüz mü; şayet bu. Ailah katından ise ve siz onu inkar etmişseniz, İsrailouğuilan'ndan bir şahit de bunun benzerini görüp inandığı halde siz yine büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmazmısınız)? Şüpesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."
Bu ayetlerin peşinden gelen ayetlerde Peygamber'e inananların imanıyla birlikte bu cevaba karşı bir cevap ve tescil bulunmaktadır. Ayetlerdeki karşı çıkış ve eleştiri çok güçlüdür. İlk iki ayel ve son ayet, uyarı ve azarlama içeriklidir, tâ ki insanların böylece Allah'a sunacakları bir delilleri kalmasın. Burada elçiler gönderilmesinin ve onların gerekliliğinin hikmetinin uyarı olduğu belirtilmektedir. Aynı şekilde peygamberin kafirlere meydan okumasını istediği 49. ayetle ve yine bu bağlamda gelen 50. ayette kafirler üzerine güçlü bir hamle bulunmaktadır.
Gerçeğe ve ilme dayanmaksızın keyiflerine uyanların, inad ve kibirleri yüzünden hakkı inkar edenlerin eleştirilmesinde Kur'anî bir talimat vardır. Bu bağlamda Kuran'da birçok Örnek geçmektedir.
Kafirlerin. Musa'ya verilenin kendisine de verilmesi yönüyle Peygamber(s)'e karşı meydan okumalarında, onların Musa kıssasından, onun Firavun'a gönderilişinden ve mucizelerinden habersiz olmadıkları anlaşılmaktadır. Bu da bizim defalarca vurguladığımız Kur'anî kıssaların muhatabiar tarafından bilindiği görüşünü desteklemektedir. Bu yönüyle Kuran'daki kıssalar, sırf kıssa olsun diye değil ibret ve öğüt olsun için gelmiştir."Allah zalimler topluluğunu doğru yola İletmez" cümlesi Mekki ve Medeni birçok sûrede: "Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez", "Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez". "Allah kafirler topluluğunu doğru yola iletmez", "Allah hainlerin tuzağını doğru yola iletmez'". "Allah bozguncuların amelini salih kılmaz" cümleleri ile tekrarlanmıştır.
Biz buradaki cümleyi önceden yorumladığımız şekilde yorumladık. Çünkü bu cümle Allah'ın zalimlere, hak ve doğru yoldan yan çizmeleri ve zulümleri sebebiyle, tevfikini, hidayetini, yardımını haram kıldığını belirtmekledir. Bu, diğer sûrelerdeki cümlenin benzerlerine uygundur.
Al-i İmran sûresi 86. ayeti söylediklerimizi destekler mahiyettedir; "Kendilerine apaçık deliller gelmiş ve o peygamberin hak olduğuna şehadet etmişler iken imanlarından sonra küfre giren bir topluluğa Allah nasıl doğru yolu gösterir? Allah zulmeden bir topluluğu hidayete erdirmez."[46]
52- Bundan (Kur'an'dan)önce kendilerine Kitab verdiklerimiz, buna inanırlar.
53- Onlara (Kur'an) okunduğu zaman: "Ona inandık, o Rnbbimiz'clen (gelen) gerçek (hak)tir. Zaten biz ondan öncede müslümanlar idik." derler.
54- İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükâfatları iki kere verilir, onlar kötülüğü İyilikle savarlar[47] ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (hayır yoluna) harcarlar.
55- Boş söz'[48] işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size, size selâm olsun (haydi hoşçakalın), biz cahiller(le sohbet etmey) [49]isıe, meyiz." derler.
Ayetler, Ehli Kitap'tan bir grubun durumunu haber vermektedir. Onlar Peyganv ber(s)'in risaletine ve kendilerine okunan Kur'an'a inandıklarını ve tasdik ettiklerini açıklamaktadırlar. Yine bu ayetler Ehli Kitap'tan o grubun beyinsiz kafirlerle karşılaşmalarını ve verdikleri sadakaları haber vermektedir. İşte onlara sabretmelerinden ötürü mükafatlan kat kat verilecektir. Onlar kötülüğü iyilikler savarlar, Allah'ın verdiği rızık-lardan infak ederler. Kendilerine sözleriyle eziyet eden cahillerden yüz çevirirler, onlara sataşmazlar. "Biz barış isliyoruz, biz cahillerden, metodlanndan ve boş sözlerinden etkilenmiyoruz, bizim onlarla hiç bir işimiz yoktur" derler.
"Bundan (Kur'an'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, buna inanırlar.." ayetin-deki; bu grup hakkında değişik rivayetler vardır. Bir söylentiye göre bunlar, Necran hı-ristiyanlarından bir grubtur. Bir söylentiye göre; Habeş hıristiyanlarından bir grubtur. Bazılarına göre, Şam hıristiyanlarından bir gru, bazılarına göre ise bunlar karma bir gruptur. Yine rivayetlere göre bu ayetler, Medine'de inmiştir ve Medine'ye ait sahneleri içermektedir. Bir kısım inanan yahudi isimleri saymaktadır. Onlar ayetlerin içerdiği şeyi söylemektedirler[50].Biz, ayetlerin Medine'de indiği ve Medine görüntüsü taşıdığı hususunda şüphe taşıyoruz. Ayetlerin, mü'minlere cahiller tarafından yapılan ezayı içermesi, Mekke'de inmiş olmasına bir delil olabilir. Mekke'de indiği hususunda ihtilaf olmayan birçok ayet, buna benzer konumlan zikretmektedir. Örneğin:"Sizinle aramızı ayırt eden Allah'tan başka bir hakem mi ararım? Kendilerine kitap verdiğimiz o Yahudi ve Hristiyan alimleri de şüphesiz bilirler ki, bu Kur'an, Rabbinden gerçek olarak indirilmiştir. Öyle ise, sakın şüphe edenlerden olma..." (En'am; 114)"(Ey Rasulüm) de ki: İ.ster ona inanın, ister İnanmayın (farketmez). Çünkü Kur'an'- dan önce kendilerine Tevrat'la ahir zaman peygamberinin vasfına dair ilim verilenlere karşı, Kur'an okunduğu zaman yüzleri üstü secdeye kapanıyorlar.Ve şöyle diyorlar: "Rabbimiz'i tenzih ederiz. Gerçekten Rabbimiz'in vadi yerine getirilmiş bulunuyor."
Hem ağlayarak yüzleri üstü secdeye kapanıyorlar hem de bu Kur'an'ı işitmek, onların kalp yumuşaklığını artırıyor." (İsra, 107-109).Medeni ayetlerin tefsiri bağlamında müfessirlerin zikrettiği isimler yahudi alimlerden müslüman olanlar olup bu ayetlerde övülmektedir. Nisa sûresinin 162. ayeti buna bir örnektir:
"Fakat içlerinden ilimde ileri gitmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. O namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar... İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz."
Biz kabul ediyor ve hatta inanıyoruz ki, ayetler konu ve siyak olarak önceki ayetlerle bağlantılıdırlar ve bu ayetler, kibirlenen inatlaşan, nevasına uyan, Musa'ya inenin Peygamber'e de inmesini isteyerek ona meydan okuyan Mekke'deki Arap kafirlere fiili bir cevap olması için inmiştir. Ne zaman ki o kafirlere; siz Musa'ya gelen ilkeleri kabul etmemiştiniz denildiği zaman, onlar başlarını çevirip; "biz onları ve Hz. Muhammed (s)'e gelen ilkeleri inkâr ediyoruz" derler. Ayetler, Kureyş kafirlerinin inat ve böbürlenmeleri sebebiyle söylediklerine cevap içermektedir.
Ama kendilerine ilim ve kitap verilenler Peygamber'in risaletinin doğruluğuna ve Kur'an'ın Allah kaynaklı olduğuna şahitlik ediyorlar ve her ikisine de inandıklarım ilan ediyorlar. Belki de ayetler, az Önce söylediğimiz gibi, geçmiş bölümlerde verilen rivayetlerin aktardığı üzre, Kureyş kafirlerinin kendilerine sorduğu, onların da o kafirlere cevap verdiği yahudilerin şehadetini tescil etmektedir. Çünkü yahudiler Medine'yle sınırlı olmayıp, onlardan bir kısmı da Mekke'de oturmaktaydı.Az önce aktardığımız Ahkaf sûresi 10. ayeti bunun del ili erindendir[51]. Bu grubun, yahudi olmasa bile, Furkan sûresinin tefsiri bağlamında işaret ettiğimiz bir kısım ayetlere ve rivayetlere göre Mekke'de oturan Hristiyanlardan olma ihtimali vardır. Zaten ayetlerin içeriği de bu grubun Mekke'nin ortalarında ve sol taraflarında oturan bir grup olduğuna işaret etmekledir. Bu grubun Habeşli, Şamlı, yahut Yemenli bir grup olduğunu belirtilen bir kısım rivayetler bu görüşle çelişebilir[52]. Ama bu, Peygamber (s)'in risalet haberini araştırmak için bu bölgelerden Mekke'ye gelen Hristiyanlardan bir grup olduğu görüşüne engel teşkil etmez.
Ayetler, haddi zatında, Kur'an'ı Peygamber (s)'den direkt işiten ehli kitabı ve.nebevi davetin onlardaki etkilerini içermektedir. Ehli kitaptan bazıları. Peygamber (s) ile tartışıp onun emrine karşı geldikten sonra Onun gerçek peygamberliğine tanık olunca ve Kur'ani direktiflerin yanlarında bulunan kitapların özüyle uyum içinde olduğunu işitince teslim olmaktan ve iman etmekten başka çareleri kalmadı. Yine ayetler, ehli kitabın benlik, neva ve heveslerden soyutlanarak başkalarının etkisinden kurtulduklarına ve Muhammedi risalctin gerçekliğini, Kur'an'in doğruluğunu. İslam'ın saf ve berraklığını, temiz gönüllere şifa verdiğini, dünyevi, ııhrevi, psikolojik, doktrinel ve dini bütün sorunları çözdüğünü ve Kur'an'ıri her zaman ve mekanda bütün insanlara rahmet ve hidayet kaynağı olduğunu ikrar etmekten başka çareleri kalmayan temiz niyetli, geniş ufuklu olduklarına dair ebedi şehadet içermekledir.[53]
56. (Ey Muhammed), sen, sevdiğini doğru yola iletemezsin, fakat Allah, dilediğini doğru yola iletir. O yola gelecek olanları daha iyi bilir
.Müfessirlerin aktardığına göre[54] bu ayet, Ebu Talib hakkında inmiştir. Rasuhjllah (s) O'nun hidayete ermesini çok istiyordu. Ancak kendisi, Kureyşli müşriklerin, atalarının dininden çıktığı suçlamasından çekiniyordu.[55]
"(Ey Muhammed) Sen Sevdiğini Doğru Yola İletemezsin. Fakat Allah Dilediğini Doğru Yola İletir"
Bu konudaki rivayetin kesin olarak ispatı veya nefyi mümkün değildir. Ancak kanaatimize göre ayet siyak ve sibaktan kopuk değildir. Ayetin hakkında indiği rivayet edilen Ebu Talib'in ölümü. Mekke döneminin sonlarına doğrudur. Tertibindeki tahmin üzere bu sûre bu dönemin ilk yarısının sonlarında inmiştir. Bur bizi, ayetin önceki ayetlerin peşinden. Peygamber'i teselli etmek ve Arapların tavırlarından kaynaklanan hüznünü dindirmek için geldiği tercihine götürmektedir.
Bununla birlikle Ebu Talib, başlan beri Peygamber (s)'i korumasına rağmen, kendi dinine sarılması pek de uzak bir ihlimal değildir. Bu yüzden ayet Peygamber'i yatıştırmak için inmiştir. Yine burada birçok liderin veya şahsın Peygamber (s)'i sevmeleri yahut ona aşırı işkence etmemeleri. Peygamber'in ise onların doğru yolu kabul etmelerini arzulaması, çağrısına kulak vermemelerine üzülmesi, pek de uzak bir ihtimal değildir. Bu ayciin peşinden gelen ayet, buna delildir.
Durum ne olursa olsun bilindiği üzere, ayetle öncesi ve sonrası arasında bir bağlantı bulunmaktadır.
"O doğru yolu bulanları daha iyi bilir" ifadesi, yanlış anlaşılan "şüphesiz sen sevdiğini doğru yola iletemezsin, fakat Allah dilediğini hidayete erdirir." ayetini tefsir etmektedir. Bu cümle Peygamber (s)'i teselli etmektedir. Allah hidayeti arzulayanları daha iyi bilir, onları arzuladıklarına muvafık kılar, gönüllerini ona açar. Bu yüzden Peygamber (s)'in üzülmemesi, inanmayan kimsenin inançsızlığına aldırmaması gerekmektedir. Bu anlam. Kur'an'm diğer konulardaki benzer anlamları ve ilkeleriyle örtü sinektedir. Burada mü'mİnin İmanıyla kafirin küfrünün Allah'ın dilemesi ve ezeli iradesiyle olup olmadığı keiami tartışmasına girmeye gerek yoktur. Ayet bu amaçla gelmemiştir. Kaldı ki Kur'an'da bir çok açık ayet, mü'minin imanının ve kafirin küfrünün sahibine ait olduğunu ve kendi seçimleriyle kazandıklarını, bu yüzden azabı ve nimeti hakettiklcrini belirtmekledir. Örneğin Kehf süresindeki 29-31. ayetler bunun en bariz örneklerindendir:
"De ki: O hak (Kur'an) Rabbinizdendir. Arlık dileyen iman etsin, dileyen kafir olsun. Gerçeklen biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki. duvarı kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar (susuzluktan) feryad edip. imdat dilerlerse kalın bir sıvıya benzeyen, yüzleri kavuran bir su ile imdatlarına varılacaktır. O ne fena içecektir. O (aleş) ne kötü bir mekandır. Gerçekten (Allah'a) iman edip de güzel amellerde bulunanlar ise, şüphe yok ki biz (böyle) iyi amel edenin-mükafatını zayi etmeyiz. Onlar, işte onlara allından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır, onlar orada tahtlar üzerinde kurularak, altın bileziklerle süsleneceklcrdir. İnce ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyeceklerdir ve o (taht ve bahçeler) ne güzel sevap ve güzel mekandır."
İlk ayet. daha önce ilgili yerlerde zikrettiğimiz üzere Allah'ın, seçim ve temyize gücü yelmesinden kaynaklanan iradesi ve hikmeti neticesinde insanın Allah'ın dilemesiyle yahut kendi ameliyle kazandığını belirten bu ve benzeri ayetlerin yorumu mahiyetindedir. Çünkü bu yorum, Kur'aıvın ayelleriyle, ayetlerin ruhuyla, müjdelemek ve uyarmak için elçiler gönderiliş hikmeliyle tam bir uyum içindedir[56]
.
57- Dediler ki: "Biz seninle beraber doğru yola gelirsek yurdumuzdan alılırız'[57] Biz onlara kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz'[58] bir yeri (Mekke'yi) mekan vermedik mi? Fakat çokları bilmiyorlar.
Bu ayette, Peygamber (s) ile kafirler arasında münakaşa şekillerinden ve davet me-todlarından bir diğeri aktarılmaktadır. Birinci şıkta; kafirlerin; Peygamber (s)'e karşı söyledikleri; şayet kendileri davet edildikleri doğru yola uyarlarsa düşmanların hedef taşı olacakları ve yağmacıların saldırısına maruz kalacakları anlatılırken ikinci şıkta; Allah'ın, kendi katından her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, düşmanlardan emin kılınan haremi kendilerine verdiği, soru sorularak anlatılmaktadır. Ayet; onların çoğunluğunun Allah'ın hikmetini bilmediğini, tedbirlerini takdir edemediklerini belirterek noktalanmaktadır.
"Dediler ki: Biz seninle beraber doğru yola gelirsek yurdumuzdan atılırız". Müfes-sirlerin aktardığına göre ayet, Haris b. Osman b. Nevfel hakkında nazil olmuştur. Haris, Peygamber (s)'e: Biz senin söylediğinin gerçek olduğunu kesin biliyoruz. Fakat sana tabi olursak Araplar'ın bizi yurdumuz Mekke'den çıkarmalarından korkuyoruz. Bizden daha fazla başı dertte olan kimse bilmiyoruz." demesi üzerine bu ayet nazil olmuştur[59].
Bu olay genel olarak ayetin içeriğine uygunluk arzetmektedir. Ancak bu ayetin, önceki ayetlere atfedilmiş olması, direkt bu söz sebebiyle inmediğine ve siyaktan kopuk olduğuna işaret etmektedir. Aynı zamanda ayette bulunan çoğul kipi, bu sözün, bir şahıs tarafından söylenmeyip, en az bir grup kafir tarafından söylendiğine delil teşkil etmektedir. Bu yüzden ayette kafirlerin durumları, sözleri zikredilmekte, onlar eleştirilmekte, onlara cevap verilmektedir.
Mekke'nin ileri gelenlerinin, Muhammed'in (s) getirdiği yeni dinin haram aylara, Mekke'nin güvenliğine, putlarını astıkları Kabe'nin kutsiyetine ve hac geleneklerine karşı hükmedeceğine, o zaman Mekke halkının, dini önderlerin heybetinin ortadan kalkacağına, ticaret yapamayacaklarına, rızık temin edemeyeceklerine inandıkları bilinmektedir. Kim bilir Mekke'nin ileri gelenleri belki de Arapların kendilerine düşman olacaklarından, kendilerini terkedeceklerinden korktukları için bu yeni dine karşı böyle dav ranmaktadırlar.
Mekke'nin gelenekleri, hacc, Kabe ve O bölgenin güvenliği, haram aylar, Mekke'nin seçkinliği ve çıkarları gibi konuların Mekke'nin İleri gelenlerin kafalarını meşgul ettiği ve bu yüzden nebevi davete karşı çıktıkları söylenebilir.
Ayet, haremin güvenliğinin devam ettiğini, içinde şirk ve putçuluk şaibelerinin bulunduğu bu tür geleneklerden soyutlandıktan sonra Kur'an'ın belirttiği bol nimet ve rızık sebeplerinin kolaylaştırıldığını, genelde Arapların bu bölgede bir bütün oluşturduğunu, çünkü çevre ve bölge olarak farklılık arzetseler de Muhammedi davet sebebiyle birbirleriyle kaynaştıklarını vurgulamaktadır.
Ayetin üslubu, Peygamber(s)'e gelen gerçek ve hidayete karşı kibirlenmeyen, bununla birlikte genel ve özel çıkarlarına ilişkin akıllıca bir mazeret ileri süren mutedil liderlerden kaynaklanan aktarıma işaret etmektedir. Buradan hareketle Mekke kafirlerinin yahut liderlerinin iki gruba ayrıldığı söylenebilir. Birinci grub inatçı, kibirli, kendini beğenmiş, entrikacı ve işkencecidir. İkinci grup; Peygamber(s)'e gelenin gerçek olduğunu kabul eden ama kendinden yahut çıkarlarından veya itibarlarının azalmasından korktukları için bir türlü cesaretlenemeyen orta yollulardır. Kureyş'in seçkin ailelerinden müslüman olan Örneğin; Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Sad, Said, Talha, Zübeyr, Abdurrahman, Cafer, Ebu Ubeydc, Ebu Seleme, Amr b. As ve kardeşi Haüd Amr b. E-bu Vakkas, Firas b. Nadr, Mus'ab, Ömer b. Maz'un, Yaş b. Ebu Rebia, Hişan b. As, E-bu Huzeyfe Utbe b. Rebia, Remle bindi Ebi Süfyan, Fatıma binti Hattab, Fatıma el-Mahzumiyye, Ümmü Seleme, Sühle binti Ebi Süheyl b. Amr, Ri'ta binti Haris ve diğerleri (Allah hepsinden razı olsun) birinci grubtan ayrılarak hidayet ve nuru görmüş, babalarının, amcalarının, dayılarının yolundan ayrılarak ona tabi olmuşlar, sahib oldukları bütün mal, servet ve makamı ellerinin tersiyle çevirerek, nefislerini zayıf bırakılanlara reva görülen işkence, kıtlık ve açlığa itmişler, böylece Allah'ın övgüsünü ve rızasını kazanmışlardır. Bunlar hakkında Tevbe sûresi 100. ayette şöyle buyrulmaktadır;
"Muhacirlerden ve Ensar'dan (İslam'a girmekte) ilk öne geçenler ile bunlara güzelce tabi olanlar.. Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da O'ndan razı olmuşlardır. (Allah) onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır, işte büyük kurtuluş budur."
Belki bunların çocukları da Allah'ın vahyiyle Peygamber (s)'in taşıdığı yeni davet sancağını Ömürlerinin sonlarına dek taşımışlardır. Çünkü bunlar Kureyş'in ileri gelenleri ve liderleri gibi çevrelerinde etkin olan sosyal ve dini geleneklerin etkisinde kalmamışlardır.[60]
58- Biz refah içinde şımarmış[61] nice şehri'[62] helak ettik.
İşte meskenleri, onlardan sonra pek az oturulmuştur. Onlara hep biz vâris olduk (hepsi bize kaldı).
59- Rabb'İn, şehirlerin Anası (olan Mekke'ye de)na da[63] onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe ülkeleri helak edici değildir. Ve biz, halkı zâlim olmadan ülkeieri helâkedici değiliz.
60- Size verilen her şey, dünya hayatının geçimi'[64] ve süsüdür. Allah'ın yanında olan İse daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
61- Kendisine eüzel bir söz verdiğimiz ve muhakkak o (söz verile)ne kavuşacak olan kimse; sırf kendisine dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyamet günü (yakalanıp) getirileceklerden'[65] olan insan gibi midir?
Görüldüğü kadarıyla ayetler siyakla bağlantılıdır. Önceki ayetlerin peşinden gelmiştir. Burada güçlü bir uyan ve kınama bulunmaktadır. Nimet içinde bulunan, yaşam seviyeleri yüksek olan, bu yüzden gururlanan, kibirlenen ve inkara dalan nice şehirleri Allah helak etmiştir. Onlardan bir çoklarının meskenleri kendilerinden sonra harab olarak bir süre kalmıştır. Şehirlerin anasında, kendilerini uyaran, hak ve hidayet yolu kendilerine açıklayan bir elçi göndermeden Allah ülkeleri helak etmez. Oradaki halk, inkar ve taşkınlık üzerinde ısrar edince Allah onları helak eder. Muhatab -yani söz konusu olan kafirler ve onların önderleri- için yaşam ve güvenlik sebeblerinin kolaylaştırılması ancak dünyalık geçim ve süsten ibarettir.Öte yandan, Allah'ın yoluna uymak isteyenler, Allah katında bulunanların kendileri için daha hayırlı olduğunu düşünür ve kavrarlar. Allah'ın ileride kavuşacaklarını vadet-tiği güze! vaadler ve bunları hak edecek olan kimseler, dünya hayatının geçici zevk:yle yetinen sonra da kıyamet günü haşrolup korkunç olan gidişatlarına doğru sürüklenenlere denk tutulmazlar.
"Biz refah içinde şımarmış nice şehirleri helak ettik...'1 ayetiyle onun ardından gelen ve içinde telkin ve hüküm bulunan ayetlerin üslubu, İçinde güçlü ve oturaklı hükümler barındıran tartışmacı bir üslup olup bu üslup, netameli konularda yanlış içtihatta bulunan izan ve akıl sahihlerine yöneliktir. Bu üslub önceki ayetin ilk yarısında kafirlerden sözeden üslupla uyum içindedir. Bizim kanaatimize göre bu, liderlerden orta yolu tutan bir grubtan sadır olmuştur. Bunun İçin biz bu ayetin peşinden gelen ayetlerin onlara yönelik olduğu kanısındayız. Bununla birlikte sözün genel oluşu, bunun bütün kafirlere ve liderlere yönelik olduğunu ifade etmektedir.
Birinci ve ikinci ayetlerde telkin içerikli olan açık toplumsal Kur'ani hikmetler bulunmaktadır. Milletler; ancak şımarmaları, böbürlenmeleri, haktan gafil olmaları, düşünmeksizin dünyevi şehvetlere dalmaları sebebiyle helak olurlar; düşünmeleri, olayı kavramaları, orta yolu bulmaları, hak yola girmeleri, sonlarını düşünmeleri, dünya hayatına ve şehvetine dalmamaları sebebiyle kurtulurlar.
Bu ayetlerde anlatılanla, Araf sûresi 31-33. ayetlerde anlatılan dünya nimetleri, zi-net, güzellik ve rızıklarının helal kılınması, haram kabul edilişinin hoş görülmemesi arasında herhangi bir çelişkiye mahal yoktur. Elbette tüm bunlar belli bir amaç, denge ve açık gizli bütün kötülüklerden uzaklaşmakla kayıtlıdır.
Görüldüğü kadarıyla elçilerin şehirlerin anasına tahsis edilmesi sosyolojik bir hikmet içermektedir. Şehirlerin anası diğerleri için imam ve liderdir. Çünkü imam bir şeyle yetindiği veya yolda yürüdüğü zaman insanlar ona tabi olur. Burada, ülkelerin yaşamında büyük rol oynayan; hayır, şer, salih, fasit olma yönüyle bir direktif bulunmaktadır. Bu da İslâm çağrısında bizatihi yaygın olan bir direktiftir.
Çağrı Hicaz'da dar alanlı ve işkenceye maruz kalarak başlamış çünkü, şehirlerin anası olan mekke halkı ona kulak vermemiştir. Kendisinde büyüklük taslayan liderlerin çoğu yenik düşüp, Allah peygamberine mekkenin fethini nasib ederek halkını İslâm'a boyun eğdirince engel ortadan kalktı. İnsanlar grup grup Allah'ın dinine girdiler. Aydınlık Medine her ne kadar çağrıya kulak verse ve kuvvet, orada odaklansa da Mekke'nin maddi ve manevi nüfuzunun dışında idi. Çünkü Mekke Arapların genelinin gözünde lider ve imam idi. Güç ve inatla davete direten hareket, orada varlığını sürdürmeye devam etti.
Bir kısım müfessirlerin rivayetine göre[66] son ayet, Peygamber (s) İle Ebu Cehil, yahut AH ile Hamza yahut Ebi Cehil, veya Ammar ile Vclid b. Mugire hakkında inmiştir. Ayet, öncesine atfedilmiş ve onların takib etmiştir. Buradaki söz her iki grup için de geneldir. Bu, nüzulü hakkında sebep gibi gözüken rivayette duraklamayı zorunlu kılmaktadır.[67]
62- O gün (Rab'leri), onlara seslenerek; "Benim ortaklarım (olduklarını) sandığınız şeyler nerede?" der.
63- (Azâb) söz(ü) üzerlerine hak olanlar'[68]: "Rabbimiz, az-dırdıklarımız şunlar: Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. (Biz azdık onlar da bize uydular. Onların yaptıklarından) uzak olduğumuzu (bu hususta bizim suçumuz olmadığını) sana arz ederiz. Zaten onlar bize tapmıyorlardı kendi arzularına tapıyorlardı)" dediler."
64- {Allah tarafından) onlara: "(Bana) koştuğunuz ortakları çağırın[69]" dendi, onları çağırdılar. Fakat (çağırılanlar), kendilerine cevap vermediler ve (bunlar), karşılarında azabı gördüler (sanki çağırdıkları şey, azabın kendisi oldu). Ne olurdu (sanki dünyada) yola gelselerdi!
65- O gün (Rab'leri) onlara seslenerek: "Elçilere ne cevap verdiniz?"der.
66- O gün haberler, onlara kor olmuştur[70] (yani sözler sanki kör olmuştur, hiçbir söz gelip onların ağızlarını bulmaz. Cevap verecek bir îek kelime bulamazlar) onlar, birbirlerine de soramazlar'[71]'.
67- Ama kim tevbe eder ve iyi İş yaparsa o, kurtuluşa erenlerden olabilir.
Ayetlerin aynı şekilde siyakı devam etmekte ve Öncekilerin peşinden gelmektedir. Önceki ayetler kıyamet gününü zikrederek son buldu. Bu ayetler ise oradaki kafirlerin durumunu aktarmaktadır. O gün Allah, onlara seslenecek; benim ortaklarım sandığınız şeyler nerede diye soracak; yardım dilemek için kendilerine dua edilenler dualarına karşılık veremeyecek, varış yerlerinin azab olduğunu görecekler. O zaman hayıflanıp "keşke biz Önceden doğru yolu bulmuş olsaydık" diyecekler. Allah onlara ikinci kez seslenecek, onların peygamberlerine karşı konumlarını soracak. O zaman onlar şaşırıp kalacaklar, durum aleyhlerine dönecek. Ne söylediklerini bilemeyecekler. Hiçkimse bir başkasına yardım edemeyecek, o gün onlardan her biri şikayet edip duracak. Son ayet, diğer ayetlerin içerdiği manzarayı tamamlamakladır. Allah'a tevbe eden, inanan, salih amel işleyenler bu zor durumdan kurtulabilir.
Görüldüğü kadarıyla ayetler, kıyamet gününde gidecekleri korkunç yeri anlatarak kafirlerin gönlünde korku oluşturmak, onları vakit geçmeden Allah'a tevbeye sevket-mek amacını gütmektedir.
Bazı müfessirlere göre[72] "Söz üzerlerine hak olanlar" cümlesinden kastedilen insanlara vesvese veren, ibadet ve duada Allah'a ortak koşuncaya dek onların peşinde koşan şeytanlardır.
Bazılarına göre ise bu cümleden kasdedilen halki küfre teşvik eden küfrün ve sapıklığın clebaşlarıdir. Cümle iki yorumdan birine hamledilir. Biz ise. Bakara sûresi; "İşte o zaman kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır." (Bakara: 166) ayetine istinaden ikinci görüşü tercih ediyoruz. Ayrıca Saffat süresindeki şu ayetler de bizim görüşümüzü desteklemektedir;"(O gün) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar. (Uyanlar, uydukları adamlara): 'Siz bize sağdan gelirdiniz (süreli haktan görünürdünüz)' derler. (Ötekiler de): Bilakis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz. Onun İçin Rabbimi-zin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız. Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık. Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar." (Saffat; 27-33).[73]
68- Rabbîn, dilediğnİ yaratır ve seçer. Seçim'[74]' onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.
69- Rabbİn, onların göğüslerinin neyi gizleyip neyi açığa vurduğunu bilir.
70- O, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır. İlkte de, sonda da (dünyada da, ahirette de) hamd O'na mahsustur. Hüküm de O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz.
Ayetlerde periyodik iltifatlar kabilinden Peygamber (s)'e yöneltilen Rabbani direktifler bulunmaktadır. "Lehurn=Onlara" zamiri, önceden söz konusu olan kafirlere dönmektedir. Her iki hal öncekilere alfolunmuştur ve genel akış devam etmektedir. Allah dilediğini yaratır ve seçer. Kafirler için seçme ve arzuladıklarını isteme yoktur. Allah, kafirlerin göğüslerinin neyi gizleyip neyi açığa vurduğunu bilir. Kendisinden başka İlah bulunmayan Allah, her zaman Övülmeye layıktır, Her şeyde hüküm O'nundur. Bütün insanlar O'na dönecektir.
"Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Seçim onlara ait değildir" cümlesi, bazı müfessirlere göre[75] yaratma ve seçimin, mutlak olarak Allah'a ait olduğunu, başkalarına ait olmadığını belirtmek için inmiştir.
Bazı müfessirlere göre[76]' ise bu ayet, Allah'ın kullarından en Salih olanı ve risaletine en uygun olanı seçtiğini, kafirler için hojğhud oldukları bir şeyi veya şahsı seçme hakkının olmadığını belirtmek için inmiştir. Çünkü onların istediği ve arzuladığı şeyi ancak Allah yapar. Ayette Muhammcd (s)'in seçilmesine itiraz eden ve bu seçime liderlerden birinin layık olduğunu, Kur'an'in ona inmesi gerektiğini söyleyen kafirlere bir cevap bulunmaktadır. Zuhruf sûresi 31. ayet onların buna benzer bir durumunu aktarmaktadır: "Ve dediler ki: Bu Kur'an iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz mıydı?" Birinci ve ikinci ayetteki zamirler önceki ayetlerde söz konusu olan kafirlere dönmektedir.
Bu da gösteriyor ki, birinci ayetin yorumu hususundaki ilk görüş isabetsizdir. Çünkü o görüşe göre müslüman, kafir, bütün insanları kapsamaktadır. İkinci görüş ise tercihe şayan bir görüştür. Ancak ikinci görüşte değilen bu noktaya cevap olarak gelen ayet ininceye dek ayetlerde kafirlerin Muhammed (s)'in seçilmesine itirazları aktarılmamıştır. Her halükârda kanaatimize göre ayet, kafirlerin ayetlerin iniş koşullarına itirazlarına cevap olarak inmiştir. Zuhruf süresindeki ayet onların bu itirazlarını aktarmaktadır. Zuhruf sûresinde aktarılmazdan Önce buna benzer itirazlar, çeşitli uslublarla kafirlerden tekrarlanmış olabilir.
Ayetler Peygamber (s)'i takviye ve teskin etmektedir. Kafirlerin yaptığı herşey kendi aleyhlerinedir. Bütün insanlar Allah'a dönecektir. Hüküm ve kaza yalnızca O'nundur.
Burada mutlak seçimin Allah'a ait olup başkalarına ait olmadığını belirten birinci ayetle, seçim ve dilemenin insana ait olduğunu belirten çeşitli ayetler arasında bir çelişki varmış gibi gözükebilir. Oysa seçimin insana ait olduğunu belirten ayetler, insanın kazandığı sevap ve cezanın seçiminin kendisine ait olduğunu belirtmektedir. Kelam alimleri arasında buna benzer meselelerde tartışma ortaya çıkmıştır.
Ayetin genel anlamından esinlendiğimiz kadarıyla bu ayet, genel bir açıklama yapmak için değil, Allah'ın Peygamber (s)'i seçmesine itiraz eden kafirlere cevap vermek için inmiştir. Bu yüzden bu husustaki tartışma yersizdir, ayetler arasında bu bağlamda çelişki görmek doğru değildir.[77]
71- De ki: "Baksanıza, eğer Allah, üzerinize geceyi kıyamet gününe kadar sürekli kilsa'[78] Allah'tan başka size ışık getirecek tanrı kimdir? (Söyleyin), işitmiyor musunuz?
72- De kî: "Baksanıza, eğer Allah üzerinize gündüzü, kıyamet gününe kadar sürekli kıisa, Allah'tan başka, size dinleneceğiniz geceyi getircek tanrı kimdir? Görmüyor musunuz.
73- (Allah), rahmetinden dolayı sizin için geceyi ve gündüzü var etti ki geceleyin dinlemesiniz ve (gündüzün) Allah'ın lütfunu arayasmız ve (Allah'ın nimetine) şükredesiniz.
Ayetlerde, Peygamber (s)'in. insanlara Allah'tan başka hiçbir ilahın, şayet Allah onlara geceyi sürekli kılsa ışık getirmeye gücünün yetmeyeceğini, gündüzü sürekli kılsa içinde dinlendikleri ıieceyi getirmeye kadir olamayacağını soru sorarak bildirilmesi em-
rcdilmektedir. Ayrıca bu ayetlerde, insanların dinlendiği gece ile Allah'ın lutfuyla yeryüzünde rızık aradığı gündüzün peş peşe gelmesinin Allah'ın insanlara bir rahmeti olduğu, bu yüzden Övülmeye ve şükre layık olduğunu belirten rabbani bir açıklama bulunmaktadır.
Ayetler susturmak, azarlamak ve hatırlatmak için kafirlere yöneltilen soruya işaret etmektedir. Ayetlcrdeki irtibat genel akıştan kopuk değildir. Görüldüğü kadarıyla ayetler, geçmiş ayetlerin vurguladığı Üzere, farklı bir sitille, Allah'ın kudretini, hüküm ve tasarrufunun mutlak oluşunu belirtmek için gelmiştir.[79]
74- O gün onlara seslenerek, "Ortaklarım sandığınız şeyler nerede?" der.
75- Her ümmetten bir şahit çıkardık[80]' "Delilinizi getirin!" dedik. Biidİler ki hak, Allah'ındır. Ve uydurdukları şeyler, kendilerinden kaybolup gitti[81].
Birinci ayet, 62. ayetin bir tekrarıdır. Bu ayetten kasdolunan, ayetlerin durumlarını ve sözlerini aktardığı kafirlerdir. Ayetin buradaki tekrarı siyakın birbirleriyle bağlantılı olduğunu gösterir.Ayetin buradaki üslubu 62. ayette olduğu gibi meydan okuma ve kınama üslubudur. İkinci ayete gelince orada, kafirler uyarılıp korkutulduğu gibi Ahiret manzaralarından da bir pasaj sunulmakladır. Kafirler, kendileri için şefaatçi ve yardımcı sandıkları yahut kendilerine yardım etmeleri için yalvarıp yakardık!an ilahlarını çağırmak isteyecek ama nafile. O gün bu ilahlar, onların çağrı ve yakarışlarına karşılık vermekten acizdirler. Allah her ümmetten bir şahit getirir sonra müşriklere; "doğru kimseler iseniz haydi delillerinizi getirin" denilir. Böylece onlara delil sunulur. Onlar Allah'ın hak olduğunu kabul ederler. Allah'a iftira etlikleri o ilahları o gün kendilerinden uzaklaşır, gider.
îkinci ayetteki şahit kelimesinden, müfessirlerin irtifak ettiği üzere her ümmetin peygamberi ve elçisi kasdolunmakladır. Ayel. delil sunma ve karalamaya ek olarak hukuksal bir durumu benzetmeyle tasvir etmektedir. Bu durum, Mekki ve Medeni bir çok ayetlerde tekrar edilmektedir. Nisa Sûresi 41. ayet ile Zümer Sûresi 69. ayet, bunun örnekleridir;
"Yer, Rabbinin nuru ile parladı, kitap (ortaya) kondu. Peygamberler ve şahitler getirildi ve aralarında adaletle hükmedildi. Onlara asla zulmedilmez.1'
"Her ümmetten bir şahit, seni de bunlara şahit getirdiğimiz zaman (halleri) nice olur?"Bilindiği üzere her iki ayetin asıl hedefi kafir ve müşriklerin gönüllerinde korku uyandırmak ve onları pişman olmaya sevketmektir.[82]
76- Karun, Musa'nın kavminden idi. Onlara karşı azgınlık etti[83]. Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki onun (hazinelerinin) anahtarlarını (taşımak), güçlü bir topluluğa ağır geliyordu'[84]' Kavmi ona demişti ki: "Şımarma, Allah, (gururlanıp) şımaranları sevmez."
77- "Allah'ın sana verdiği (bu servet) içinde ahİret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma, Allah sana nasıl iyilik ettiyse, sen de öyle İyilik et, yeryüzünde bozgunculuk (etmeyi) isteme, çünkü Allah bozguncuları sevmez."
78- "Bu (servet) bende bulunan bir bilgi sayesinde bana verildi" dedi. O (mağrur), bilmedi mi ki Allah, kendisinden önceki nesiller arasında kendisinden daha güçlü ve ondan daha çok cemâati bulunan nice kimseleri helak etmiştir? (Allah, suçluların günahlarını bilir. Onların her yaptıkları, ânında tesbit edilmiştir. (Onun için) suçlulara günahlarından sorulmaz (buna ihtiyaç kalmaz).
79- (Karun) süsü, (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: "Keşke Karun'a verilenin bir benzeri de bize verilseydi, hakikaten o, büyük nasip sahibidir!"
80- Kendilerine bilgi verilmiş olanlar ise: "Yazık size, dediler, İnanan ve iyi iş yapan kimse için Allah'ın sevabı daha hayırlıdır. Buna ancak sabredenler kavuşturulur."
81- Nihayet biz, onu da, evini de yere batırdık. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Kendi ken-dİnİ (savunup) kurtaranlardan da değildi.
82- Dün onun yerinde olmayı isteyenler: "Vay, demek Allah kullarından dilediğine rızkı açar ve kısar. Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yere batırırdı. Demek gerçekten kâfirler İflah olmaz!" demeğe başladılar.
83- İşte ahiret yurdu: Onun yeryüzünde böbürlenmek ve bozgunculuk etmek istemeyenlere veririz. (Güzel) sonuç, (günahlardan) sakınanlarındır.
84- Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha güzeli vardır. Kim kötülük getirirse kötülükleri yapanlar, ancak
Ayetler Karun kıssasını ve onun akibetini içermektedir. Ayetlerin ibareleri herhangi bir şeye ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Biz, bu bölümün geçmiş ayetlerin peşinden özel bir ilgiyle indiğini belirten herhangi bir rivayet bilmiyoruz. Gördüğümüz kadarıyla bu bölümle geçmiş ayetler özellikle de 57-61. ayetler arasında bir uyum bulunmaktadır.Bu ayetlerde, Mekke halkının rızık ve güvenlik faktörlerine önem verdikleri ve Peygamber (s)'in getirdiğine tabi olunca bunlar zikrolunmakta, birçok milletlerin yaşam seviyelerinin düzgün olması sebebiyle azıp şımardıklarına, gururlandıklarına ve helak olduklarına işaret olunmaktadır. Allah kalındakilerin dünya yaşamından ve süsünden daha hayırlı olduğu belirtilmektedir- Bu bölüm, diğer ayetlerin içeriği ve hedefiyle uyumlu olan ve içinde ibret ve derslerin bulunduğu kıssayı aktarmak için gelmiştir.
Bizim kanaatimize göre Kur'an'ın muhatab olduğu kimseler veya onların bir kısmı Karun kıssasını biliyorlardı. Ayetin açıklamalı üslubu ve diğer ayetlerle konu olarak uygunluk arzeden kıssanın akları hş hikmelİ bizim bu tercihimizi desteklemektedir. Haddi zatında kıssanın ayetleri de çeşitli ibretler ve öğütler içermektedir. Bu yönüyle bölüm siyakla bağlantılı olup, ondan uzak değildir. Ayetlerin içerdiği kıssanın asıl amacı, Ku-ra'an'ın diğer kıssaları gibi ibret ve öğüt vermeden ibarettir.
Son iki ayet. bilindiği üzere kıssanın peşinden gelmektedir. Ahiretteki kurtuluş ve mutlu son, yeryüzünde büyüklük taslamayan, orada bozgunculuk çıkarmak istemeyen,Allah'ın gazabından sakınan içindir. İyilik eden ve salih amel işleyenin iyiliği kendisi-nedir. Kötülük işleyen i.se ancak yaptığıyla cezalandırılır. Bu takib Kur'an kıssalarının amaçladığı hedefler ve takiblerle uyum İçindedir.
Karun'un adı ilk kez burada geçmekte ve açıkça Musa kavminden olduğu belirtilmekledir. Ayrıca iki kez de Haman ve Firavun'la birlikte zikredilmektedir. Müfessirler. Karun'un serveti, Musa (a)'ya karşı desisesi, küfrü, taşkınlığı, cinsiyeti, kimliği, keyfiyeti hakkında kimini sahabe ve tabiine dayandırarak, kimini de doğrudan aktararak birçok açıklama yapmışlardır. Bu rivayetlerin içinde bir çok ilginçlik ve gereksiz uzatma vardır. Her ne kadar kıssanın Peygamber (s) döneminde Araplar arasında bilindiğine işaret ediyorsa da biz onları uzun uzadıya aktarmayı gerekli görmüyoruz. Bir kısım araştırmacılar Kur'an'ın Karun'u Musa kavmine ve zamanına nisbetinde duraksadılar. Hatta bazı kendini bilmezler buna dil uzattı. Biz bu tür tartışmayı gerekli görmüyoruz. Çünkü kıssa önceden de dediğimiz gibi öğüt ve ibret amaçlıdır. Kur'an kıssayı muha-tabların da bildiği Üzere bu amaçla aktarmıştır.
Kıssa ayetlerinin içerdiği Öğüt, ibret ve ahlaki hükümlere gelince;
1- Kuşkusuz Allah mallarıyla böbürlenen ve şımaranları sevmez.
2- Allah'ın servetle nimettendirdiği kimseler kuşkusuz, Allah'ın üzerlerindeki elini (kudretini) inkar etmemeli, şımarmamah ve devamlı olarak Allah'ın, şımaranları ve inkar edenleri helak ettiğini, mal ve güç olarak onlardan fazla olduğunu hatırlamalıdır.
3- Yine Allah'ın servet verdiği kimseler, hedefe yönelmeli, kendilerine verilen nimetlerden başkalarına vermeleri, Allah'ın kendilerine iyilikte bulunduğu gibi onların da başkalarına iyilik etmeleri gerektiğini hatırlamalı, Allah'ın verdiği bu nimetleri taşkınlık ve bozgunculukta kullanmamalı, Allah'ın gazabını anımsamalı. Allah'a verdiklerine karşı fiili olarak şükretmcii, herkesin yaptığı şeylerden hesaba çekileceği ahiret gününü unutmamalıdır.
4- Servet sahibi olmayan kimselerin onu herhangi bir yolla elde etmek için gözlerini ona dikmemeli, kaanat ve sabırla yetinmeli, doğru yoldan ayrılmamalı, iman ve salih amelin sevabının daha kalıcı olduğunu, buna ancak sabredenlerin ulaşacağını yakinen bilmelidir.
5- İlim verilen kimseler görevlerini yerine getirmeli, Karun'un sahip olduğunu arzulayanlara, salih amel ve imanla Allah'ın sevabını arzulamanın daha iyi olduğunu hatırlatmalıdır.
6- Kuşkusuz Allah. Karun'u şımarıklığı, inkarı, taşkınlığı ve bozgunculuğu sebebiyle cezalandırmıştır. Bunun için Karun'un sahip olduğu servete sahip olmayı umanlar, n-?.ik genişliğinin her zaman hayırlı olmayacağını kavramaiıdır.Doğal olarak bu hüküm geniş alanlı ve kapsamlıdır. Burada iyilik ve fazilet övülmüş; rezillik, iaşkmhk, aşırılık ve inkar yerilmiş. Mü'minlerin gönüllerindeki huzur ve sekinet teşvik edilmiş, onların doruğa ulaşmalarının ancak İyi ahlak ve salih amelle olacağı belirtilmiştir[85]
.
85- Kur'an'ı (sana indiren ve onu okumayı) sana farz kılan (Allah)'[86]' elbette seni dönülecek yere döndürecek (seni va'dettiği en güzel makama ulaştıracaktır. Yahut Allah seni, zulme uğradığın, kendi yurdun olan Mekke'ye döndü-recek)tir[87]. De ki: "Rabbim kimin hidayet getirdiğin ve kimin apaçık bir sapıklık içinde bulunduğunu bilir.
86- Sen, Kitab'ın sana bırakılacağını da ummazdtn. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak (bu Kitap senin kalbine düşürüldü) O halde kafirlere arka olma.
87- Ve Allah'ın, ayetleri sana indirildikten sonra sakın seni onlardan alıkoymasınlar[88]'. Rabb'ine davet et, ortak koşanlardan olma.
88- Allah İle beraber başka bir tanrıya yalvarma, O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun yüzü (zatı)ndan başka herşey helak olacaktır. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz.
Ayetlerdeki hitap Peygamber (s")'e yöneliktir. Burada Allah, Kur'an'ın Peygamber (S)'e indiğini, onu tebliğ etmeyi üzerine farz kıldığını, ona uygun hareket etmesi gerektiğini, insanlara Rabbİnİn her şeyi bildiğini ve Peygamber'le kafirler arasında kimin daha doğru ve hidayet üzere olduğu, kimin sapıttığı hükmünü vereceğini ilan etmesinin zorunluluğunu, Peygamber'in Kitab'ın kendisine inmesini ummadığını yüce Allah'ın onu kendisine ancak rahmet ve fazilet olarak seçip indirdiğini, bunun için kafirlere arka olmaması, kafirlerle tartışarak Allah'ın ayetinin kendisine indirildiği halde onun ayetlerinden ve emirlerinden alıkonulmaması, yalnızca Rabbine çağırması, şirk koşanların yoluna yönelmemesi. Allah'la beraber başka bir ilaha dua etmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Allah'tan başka hiçbir şeye dua etmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Onun yüzünden (zâtında) başka herşey helak olacaktır. Yarattıkları üzerinde hüküm onundur. Herkes ona dönecektir.
Müfessirlerin aktardığına göre[89] birinci ayet, Cuhfe denilen yerde, Peygamber (ş)'in Medine'ye hicreti esnasında inmiştir. Çünkü Peygamber vatanından çıkarılınca sarsıldı. Bunun üzerine peygamberi teselli etmek, Allah'ın kendisim desteklediğini vurgulamak için bu ayet inmiştir.
Görüldüğü kadarıyla birinci ayet. Peygambere. Rabbrnin kimin hidayete erdiğini, kimin sapıklık içinde bulunduğunu daha iyi bildiğini açıklamasını emretmektedir. Burada Peygamber'in kafirlerle tartışma konumunda bulunduğu kasdolunmaktadır. Bu ayetin peşinden gelen ayetler. PeygamberMe kafirler arasındaki konuma işaret etmektedir. Birinci ayetle ondan sonra gelen ayetler arasında bir irtibat bulunmaktadır. Bunun İçin biz rivayetin sıhhati hususunda kuşkuluyuz. Kanaatimize göre ayetlerin hepsi bu konuma değinmektedir.
Müfcssirlerin. İbn Abbas'tan birinci ayetin tefsiri olarak rivayet ettikleriyle "Kuşkusuz Allah onu kıyamet gününe dönderir."[90] ayetinin tefsiri olarak rivayet edilen hadisle bağ kurmaları çok ilginçtir.
Tabiilerden ve diğerlerinden oluşan bir çok gözde müfessir bu cümleyi aynı şekilde yorumlamışlardır[91]. Biz de aynı görüşü tercih ediyoruz. Bu cümle, Allah'ın insanları yeniden dirilteceğini, herkesi kendine döndüreceğini, aralarında hükmedeceğini çünkü sapıtanlarla doğru yolu tulanları onun bildiğini belirtmektedir.
Müfessirlef, birinci ayetle bu ayetlerin iniş sebeplerinden hiç sözetmemişlerdir. Ayetlerin içeriği ve özü. kafirlerle Peygamber (s) arasında davetin ilkeleri bağlamında tartışma olduğunu anlatan cümleye işaret etmektedir. Ayetler, Allah'ın, risaletini Pcygamber'c tahsis etmesinde ve ona Kitap indiımesininde kendi rahmeti ve lutfu olduğunu hatırlatmak ve davete yönelik bütün eylem ve sözlerinde sabır ve sebat etmesinin gerekliliğini vurgulamak için inmiştir.
Bu durumun. 50. ayetin aktardığı üzere. Peygamber'in davetinin doğruluğuna inanan, bir kısım orta yollu liderlerle Peygamber arasında geçme ihtimali de olabilir. Belki de Peygamber (s) ile o liderler arasında Kabe ve gelenekleri bağlamında bir tartışma yapılmıştır. Burada aynı ayetin o liderleri korkutmak için indiği görüşü yaygınlık kazanmıştır.
Ayetlerde değinilen bu husus, İsra sûresinin 73-74. ayetlerinde de açıkça zikrolun-maktadır;"Müşrikler, sana vahyetliğimizdcn başka bir şeyi yalan yere bize isnad etmen için seni, nerdcysc. sana vahyetlİğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost kabul edeceklerdi.Eğer seni sebatkâr kılmasaydık. nerdeyse onlara birazcık meyledecektin."Burada İsra sûresinin Kassas sûresinden sora indiğini hatırlatmakta yarar var. Bu da bizim tahminimizin doğruluğunu gösterir. Kafirlerin Peygamber (s) ile tartışmaları yeni bir şey olmayıp, Kalem sûresinin tefsirinde açıkladığımız üzere, davetin ilk anlarında gözükmektedir.
Burada Peygamber (s)'in, davetin esas ve ilkelerinden kafirlere meylederek Allah'a imanından kuşkuya düştüğü bir dönemin geçtiği zannına kapılmanın doğru olmadığına değinmemiz gerekir. Birçok örnekleri geçen Kur'ani direktifler, bu yöndeki şüphe ve yanlış anlayışı ortadan kaldırmaktadır.
Peygamberin başvurduğu bu tür olaylar, onların hidayete ermesini istemesinde, davetin başarısı ve yayılmasında çok istekli olmasından ve Kureyş kafirlerinin onun yoluna koydukları engellerin şiddetinden, zorluğundan kaynaklanıyordu. Özellikle de liderleri, onun şekli ve ikincil meselelerde kendileriyle uyumlu düşünmesini sağlamaya çalışıyorlardı. Oysa bu yüce Allah'ın ilminde makbul değildi. Abese sûresinde ve diğerlerinde açıkladığımız üzere Allah katında önemli olan şeyleri Allah'ın vahyi açıklamaktadır. Buna binaen görüldüğü üzere ayetler, sûrenin konularından kopuk değildir. Buna ek olarak önceki iki ayetle direki bağlantılıdır. Çünkü ayetler o iki ayetin peşinden gelmiştir. Aynı zamanda, ayetler, sûreyi noktalamak, birçok ayetlerde aktarılan Peygamber (s) ile kafir liderler arasında çıkan tartışmalardan sakındırmak için gelmiştir.
Bu ve ikinci ayet, açık ve kesin olarak Peygamber'in vahiy inmezden önce peygamberlik işini bilmediğine işarel etmektedir. Bu hususta kuşkuların çoğalmaması, rivayet ve tahminlerde bulunulmaması için açık Kur'anî yasaklama vardır.
"Allah'ın yüzü" ifadesi kelam bilginleri arasında mahiyet, keyfiyet ve yorum açısından tartışma konusu olmuştur. Burada Allah'a nisbet edilen Örneğin; Allah'ın eli, çekip alması, işitmesi, görmesi, ruhu. inişi, arşa istivası v.s. gibi sıfat ve lafızlarda ona ait olan duyular, organlar ve görevler olmasını zorunlu kılmaktadır. Buradaki ifadenin özü, Allah'ın zatının kasdedildiğini ifade etmekle olup. anladığımız manada tartışma konusunu gerektirmez. Buna benzer lafız ve sıfatlar Allah'ın, kudreti ve kuşatmasını ifade eden tam ve noksansız sıfatlarla vasıflandığını ifade etmektedir. Lafızlar buna işaret etmek için kullanılmıştır. Çünkü lafızlar, insanlara alışkanlıkları oranında hitab eder. Bununla birlikte bu lafızlar hususunda mezheplerin en hayırlısı, ilk selef mezhebidir. Bu mezhebe göre. Allah, cisim, yön ve hududdan münezzehtir. O hiçbir şeye ihtiyaç duymaz, yarattı"! hiçbir şeye benzemez. Bu "Hiçbir şey ona benzemez", Kur'ani nassıyla sabittir. Bununla birlikte keyfiyeti ve mahiyeti hususunda tartışma ve araştırma yapılamaz.[92]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/283.
[2] Şiyean' Burada hukukta eşit olmayan çeşitli gruplar ve gölükler.. anlamındadır.
[3] Esbeha füadu ümmi Musa fâriğan Bu cümleyi müfessirler şöyle yorumlamışlardır. Musa'nın annesinin gönlü Musa'nın tasası hariç bütün tasalardan boş oldu yahul Musa'nın annesinin kalbi, Firavun'un yandaşları onu sağ bırakıp yanlarında bıraktığını öğrenince bütün tasalardan boş oldu. Biz birinci görüşü tercih ediyoruz.
[4] fn kadct îe tübdî bihi Oğluna karşı aşırı korku ve tasasından yahut oğlunun yaşadığını Öğrenmesinden ötürü onun işini neredeyse açığa vuracaktı. Bu hususta müfessirierin iki farklı yorumu olup, biz birincisini tercih ediyoruz.
[5] Kuseyyihi Onun izini ve haberlerini lakib et.
[6] Fi hasuret hihi an cunubin ye hum la yeş'urûn Onlar farkına varmadan o, onu uzaktan izledi. Kendisi onlara çaktırmadan onu yakın bir yerden gördü.
[7] Ve kezehu Göğsüne bir yumruk indirdi.
[8] Zahireni Yardım ve destek.
[9] Yestesvihuhu Ondan yardım diledi.
[10] Gaviyyun Mühin Sen azgın ve şer sahibi yahut şer ve taş-kınlğı açık (birisisin)...
[11] Yf teminine bike Yaptığın iş hakkında birbirleriyle danışı-
[12] Yeterakkabü Haberleri ve kendisinden kaynaklanan olayları gözetleyerek
[13] Ümmetten minenâsî Bir grubun, cemaatin...
[14] Tezûdanî Koyun ve develeri alıkoyan...
[15] Ma hathuküma Durumunuz nedir?
[16] Matta yüsdire'rriaü Çobanlar sulayıp çekilmeden, onlar ayrılıncaya dek...
[17] Hicecin "Hicce"nin çoğulu olup sene anlamındadır.
[18] Bkz. Taberi, İbn Kesir, Tabersi, Hazin Tefsirleri.
[19] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/290-291.
[20] Cezvetin-minenAıâH Ateşten bir Parça...
[21] Şatii 'Kıyı,yan.
[22] Ceyhike Aba'na. koynuna
[23] Üdmüm ileyke cenaheke mine'r reh-hi Elini tıpkı korku anında yapıldığı gibi göğsüne yahut koltuk altına koy müfcssirlerc göre bu beyaz elin ilk durumuna nasıl döneceğini bildirme amacıyladır. Bu. Tevrat'ın çıkış bölümünün dördüncü ıshahında zikrolunmuştur.
[24] Yüsü ldiknnî Onlar beni yalanladıkları zaman beni doğrulayıcı ve destekleyici..
[25] Rıdaeu Yardımcı ve güvence olarak..
[26] Adile/eke Sana yardım edeceğiz. Seni destekleyip kuvvetlendireceğiz.
Adile/eke Sana yardım edeceğiz. Seni destekleyip kuvvetlendireceğiz.
[27] Nec'alü leküma sultânen felâ yesılû-ne İİeyküma Ellcrinizdeki ayetleri izhar ederek size güç ve görkem verece-İziz. O zaman Firavun ve kavmi size eziyet edemeyecek...
[28] Evkıtlî Haydi ateş yak kule yapımında işe yarayacak tuğla pişir.
[29] Sarhan Es-sarhu: Yüksek bina (küle) anlamındadır.
[30] Fe nebeznâhüm Onları attık, fırlattık...
[31] Eimmeten Önderler anlamındaki bu kelime, kınama makamında gelmiştir.
[32] el-Makbûhine Kınanan!ardandırlar.
[33] el-Kurûnel-ûlâ Önceki kavimler içinde bu cümlenin bulunduğu ayet, önceki kavimleri helak ettikten sonra, yemden uyarıp davet etmesi için Allah Musa'ya kitap gönderdiğini ifade etmektedir.
[34] Ve ma künte bi canibi'! Barhiyyi iz kadeyna ila Mûsa'l emre Buradaki hitap Peygamber (s)'edir. Yani; Ey Muhammed biz Musa'ya emrettiğmiz şeyleri ona bildirirken sen dağın batı yanında Musa ile birlikte değildin.
[35] Eş şahidine Hazır bulunanlar...
[36] Ve lakinna ense'na kurûnen fese-taveîe aleyhi/mı'I Umuru "Aleyhim=Onlann" zamir:. Peygamber (s) dönemine dönmektedir. Cümlenin anlamı: Biz Musa'dan sonra birçok nesiller yarattık Musa(a) ile Peygamber (s) dönemi arasında zaman çok uzun oldu.
[37] Saviyen Oturup, ikamet edip...
[38] Ve lakİnnâ künnâ mürsiliyn Fakat senden önce o peygamberleri gönderen biz idik.
[39] Vemâ künte bi canibi'tfûri iz nâdeyna ve lakin rahmeten min rabbike îitünzi-re kavmen mâ etâhûm min nezîrin min kablike Yani biz Musa'yı çağırırken sen Tur'un yanında olmamıştın. Biz Musa'yı çağırdığımız gibi onu ve seni bizden bir rahmet olarak senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için gönderdik. Cümlenin son tarafındaki hitap aynı şekilde Hz. Muhammcd (s)'edir.
[40] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/296-297.
[41] Levla Ah, keşke" yahut telafi anlamındadır. İkinci ve üçüncü ayette geçen aynı kelime, meydan okuma için gelen" "Hella" anlamındadır.
[42] Sıhrant tezahera Bu kelime aynı şekilde "Sahiranî te-zahera" şeklinde de okunmuştur. Cümle: Muhammed (s) ile Musa (a), yahut kendilerine gelen mucizeleri kasdetmektedir. Her ikisi de birbirini desteklemekte veya birbirlerinin benzerleri olmaktadır.
[43] ez-Zalimin Zalimler burada suçlular, azılılar yahut haktan yan çizen sapıtanlar anlamındadır.
[44] Velekad vassalna lehumü'l kavle Biz davet ve uyarıyı onlara hiç ara vermeden ulaştırdık anlamındadır.
[45] Bkz. Tabersi, Tabert, Zemahşerİ Tefsirleri.
[46] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/299-301.
[47] Ye'dr'eû'ne Kötülüğe iyilikle karşılık verirler.
[48] el-Lağve Batıl söz.
[49] el-Cahiliytı Burada "beyinsizler veya yoldan çıkmışlar" anlamındadır.
[50] Bkz. Taberi, Tabersi,
Zemahşeri, Hazin, İbn Kesir Tefsirleri.
[51] Ayetlerin meydan okumak amacıyla Mekke kafirlerine yönelik olması Medeni olduğuna dair zikredilen rivayetlere gölge düşürmektedir.
[52] Muhammed Hüseyin Heykel, "Hz.Muhammed'in Hayatı".
[53] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/302-304.
[54] Bkz. Taberi Tefsiri.
[55] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/304.
[56] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/304-305.
[57] Âkâ£İ Nute hattaf min ardına Düşmanların hedef taşı oluruz, yağmacıların saldırısına uğrarız.
[58] tiaramen Aminen Harem; düşmandan koruyan mekan. Cümle, İslam öncesi içinde kan dökme ve zulmün yasaklandığı güvenli ve dokunulmaz olan Mekke bölgesine işaret ediyor. Müslümanların hac yaptığı ve kutsadığı Kabe'nin varlık sebebi işte budur.
[59] Bkz. Taberi, tbn Kesir, Tabersi. Hazin Tefsirleri.
[60] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/306-307.
[61] Batıreî Nimeti inkar eden, kibirlenen, gururlanan...
[62] Karyetin Köy. aynı zamanda şehir anlamına gelmektedir.
[63] Ümmİha Şehirlerin anası, şehirlerin başkenti ve merkezi. Ayette peygamberin köylerin anasına gönderilişinin zikredilmesi, oraların merkeziyle bağlantılı olduğu içindir. Çünkü bu merkez onların lideri ve imamıdır.
[64] Metau'l-hayati dünya Dünya hayatının geçimi...
[65] Mine'l-Muhdariyn Cehenneme ve cezaya diriltilecekler-den, toplanacaklardan...
[66] Ayetin açıklaması için Tabresi'nin Cem'ul Beyan tefsirine bakınız.
[67] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/309-310.
[68] Kale.'iletine hakka aleyhimü'l-kavlü Müfes-sirlere göre söz üzerine hak anlarlar; Şeytanlar, küfrün elebaşlan ve önderleri yahut insan ve cin şeytanlarıdır.
[69] Udu sürekacküm Sizi kurtarmaları ve yardım etmeleri için onlara dua edin.
[70] Feamiyet aleyhinin lenbau İşler onlara karışmış ve dediklerini bilemez olmuşlardır.
[71] Layetesaelûn Birbirlerine sormaya güç yetiremezler. Ya-hul birbirleriyle yardımlaşamaz; birbirlerine destek çıkamazlar.
[72] Bkz. Ibn Kesir Tefsiri.
[73] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/311-312.
[74] El-hiyeraiü İhtiyar, seçim anlamındadır. Eşya ve şahıslardan seçilen anlamına da gelir.
[75] Bkz. ibn-i Kesir Tefsiri
[76] Bkz. Taberi ve Keşşaf Tefsirleri.
[77] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/313-314.
[78] Sermeden Sürekli ve ebedi.
[79] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/314-315.
[80] Neza'na Burada çıkardık, çekip aldık anlamındadır.
[81] Dalle Burada kendilerinden kayboldu anlamındadır.
[82] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/315-316.
[83] Bega aleyhim Onlara zulmetti, onlara karşı kibirlendi yahut onlara tahakküm kurdu anlamına da gelebilir.
[84] Letemıü bi'l-usbeti uli'l kuvveti Güçlü cemaat adeta onu taşıyaımyor ve yüklenemiyordu. Cümleden kastedilen hazine ve servetin çokluğudur.
[85] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/318-319.
[86] Ferada aleyke'l Kur'ane Kur'anı sana indiren, tebliğ etmeyi ve ona uygun yaşamayı sana farz kılan...
[87] Râddüke ila meâdin Dönüş yerine seni döndürecek...
[88] Layesuddünneke Seni alıkoymaya kalkışmasınlar...
[89] Bkz. Taberi, Tabersi, İbn Kesir, Begavi Tefsirleri.
[90] Bkz. Tabersi. Tefsiri
[91] Bkz, Taberi, Tabersi, İbn Kesir,
[92] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/320-323.
İslami Okul Okulların En Önemlisi