Ankebût Suresi - Kuran - 029Ankebut - 19. Sayfa
Müslümanların Kuvveti Ve Düşmanlarının Tehdid Edilişi
Kafirlerin, İnananlar İçin Fitne Vesilesi Olmaları
Lût Peygamberin Kavmi İle Olan Kıssası
Medyen, Âd, Semud Ve Diğer Kavimlerin Kıssaları
Putları Tanrı Edinmenin Misali
Ehl-i Kitab'ı İslâm'a Nasıl Davet Edelim?
Bazı Şüphelerin Anlatılması Ve Bunların Reddedilîşi
Müslümanlara İlâhî Direktifler
Sıkıntı Ve Genişlik Hallerinde Kafirlerin Durumu
ANKEBÛT SURESİ
Bazı müfessirlerin görüşüne göre bu sûrenin tamamı Mekkidir, Ibn-i Ab-bas (R.A.)'a göre, başındaki on ayet dışında bu sûre Mekkİ'dir. Hz. Ali (R.A.)'nın da dediği gibi, kuvvetli görüşe göre bu sûre Mekke İle Medine arasında nazil olmuştur. Altmış dokuz ayettir. Genel olarak iman hakikatlerini, mü'minle-rin karşılaşıp ta güçlerinin erimesine, ancak ruhlarının kuvvetlenmesine sebep olan sıkıntıları açıklamaktadır. Bununla beraber zaferin mü'minlere ait olduğunu da ifade etmektedir. Bunu pekiştirici kıssalar anlatılmaktadır. Bunun yanı sıra.kafirlerin kuvvetlerini ve tanrılarını anlatmak için misaller verilmektedir. Allah yolunda cihad etmenin ürünleri dile getirilmektedir.[1]
Müslümanların Kuvveti Ve Düşmanlarının Tehdid Edilişi
Rahman ve Rahâm olan Allah'ın adıyla.
1- Elif, Lam Mim
2-3- And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "inandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğrulan ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
4- Yoksa, kötülük yapanlar Bizden kaçabileceklerini mi sanırlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
5- Allah'la karşılaşmayı uman bilsin ki, Allah'ın bunun için belirttiği vakit gelecektir. O, işitir ve bilir.
6- Hak uğrunda cihad eden, ancak kendisi için cîhad etmiş olur. Doğrusu Allah, alemlerden müstağnidir.
7- İnanıp yararlı iş işleyenlerin kötülüklerini, and olsun ki, Örteriz: onları, yaptıklarından daha güzeli ile mükafatlandırırız.[2]
Bazı Kelimeler:
İnsanlar öyle mi zannettiler. Öyle mi hayal ettiler? "Fitne" kelimesi ayet-i kerimede imtihan etme, musibetlerle sınama manalarına gelir.Kendilerinden intikam alamayacağımız bir şekilde bizi geçeceklerini mi sandılar? İste kötü hüküm veriyorlar?Allah'ın huzuruna çıkmayı ve onun sevabını umarlar; Bu cümlenin, Allah ile karşılaşmaktan korkarlar, anlamına geldiğini söyleyenler de olmuştur.[3]
Giriş:
Rahmetli Fahr-i Razî, Bu aycl-i kerimeyi tefsir ederken bazı konulara değinmiştir. Bunlardan biri de bu sûrenin (Elif, lâm, mîm) ile başlatılması meselesidir ki, bunu özet olarak şöyle aktarabiliriz: Herşeyi yerli yerince yapan, belagat sahibi olan bir zat, zihni meşgul olan bir kimseye hitap ederken, ya da dalgınlık içinde bulunan kimseye seslenirken, önce muhatabın dikkatlerini kendine çevirecek ve kalbi ile onu kendine yöneltecek bir sözle konuşmaya, sonra da meramını anlatmaya başlar. İşte bu sûrenin başındaki (Elif, lâm, mîm) de, 'dinle, bana bak' gibi anlamlar veren bir söz olabilir. Aynt zamanda karşı tarafı nida edatları gibi, uyaran bir edat olarak ta kullanılmış olabilir, örneğin ey Muhammed, ey Ali, ey Halid gibi... Söze başlarken muhatabın dikkatlerini çekmek için anlamsız şeylerle söze başlanılabilîr. Örneğin ıslık çalınabilİr, ya da elle alkış yapılabilir. Dil ve lügat üsluplarında alışılan tarzlardan biri de şudur: Dikkat ve uyarı sözleri, dinleyicilerin dalgınlıklan ve gafletleri esnasında kullanılır. Konuşma mevzuu önemli ise,bu gibi uyarı edatları çokça kullanılır.
Konuşmacı,söze; manası anlaşılmayan bir lafızla başladığında bu, dinleyicilerin ona daha çok ilgi göstermelerine ve daha çok uyarılmalarına sebep olur. Bu anlamsız sözden sonra gelecek olan sözlere karşı daha çok duyarlı olurlar. Ama adamın biri çıkıpta,özellikle bazı sûrelerin bu gibi harflerle başlatılmasındaki hikmetin ne olduğunu sorarsa ona cevaben deriz ki: Bundan amaçlanan hikmeti ve cüz'î şeyleri anlamaktan insan aklı aciz ve yetersiz kalmaktadır. Bundan kast edilen manayı Allah ve Resulü daha iyi bilirler.
Ama bütün bunlar, Allah'ın bizi muvaffak kılıpta öğrendiğimiz bazı hakikatleri anlatmamıza engel değildir. Ve biz (yani Fahr-i Râzî) deriz ki: Hecâ harfleriyle başlatılan sûrelerin baş kısımlarında kitap veya Kur'an'ın sözü edil-. mektedir. Örneğin Bakara, Âl-i İmran, Araf, Yasın Kâf ve Hâmimler bu gibi sûrelerdendirler. Ancak Meryem An,kebût ve Rûm sûreleri bu Özelliği taşımamaktadırlar. Her ne kadar hecâ harfleriyle başlatılmakta iseler de baş kısımlarında kitap ve Kur'an'dan söz edilmemektedir. Bundaki hikmet, önce de söylediğimiz gibi, şu olsa gerek: Kur'an büyük bir yüktür. Onda hükümler ve hikmetler vardır. O, ümmetin düstûrudur. Kur'an, sûrenin evvelinde kendinden söz ettiği takdirde, nefisleri ikaz edip şuurları harekete geçirecek bir uyarıyı da önce yapması gerekir. Başlarında Kur'an ve kitaptan söz edilmediği halde Rûm, Ankebût ve Meryem, sûrelerinin hecâ harfleri ile başlatılması bu sûrelerde Önemli şeyler anlatılacağı hususunda İnsanları uyarmak içindir. "Bunda şaşılacak bir durum yoktur. Nitekim Ankebût süresinde, müslüman-ların başlarına gelen fitneler anlatılmakta, Meryem sûresinde, Zekeriyya ve Yahya (A.S.)'dan bahsedilmekte, Rûm sûresinde de gayptan haber verme konusu anlatılmaktadır ki, bütün bunlar gayet önemli konulardır. Çok önemli ve güç olan bu konuda daha önce de konuşmuştum. Bu ve benzeri ayetlerde müslümanlar için yeterince bir iç rahatlığı've teselli vardır: "Kitabı sana O indirdi. Onun bazı ayet'erimuhkemdir, (açık anlamlıdır), bunlar kitabın ana-sıdır. Diğerleri de birbirine benzer, (çeşitli anlamlar taşıyandır). Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onun (mü-teşabih) benzer ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun te'vilini Allah'tan başka kimse bilmez, ilimde ileri gidenler: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz Kalındandır" derler. Aklı selim saliplerinden başkası düşünüp anlamaz."[4]
Açıklama:
Elif, lâm, mîm. İnsanlar "Biz İman ettik." demekle, kendi hallerine bırakılıp imtihandan geçirilmeyeceklerini, çeşitli mihnet ve fitnelerle sınanmayacaklarını mı zannettiler? Bu fitnelerle mihnetler, halis mü'minleri yalancı münafıklardan ayırıp seçer. "Allah göğüslerİnizdekini denemek, kaİplerinİz-dekini açığa çıkarmak içindir (ki bunları başınıza getirdi.) Allah göğüslerin içinde olanı bilir!'[5]. Bu ayetler, Mekke'deki mü'min bir kavim hakkında nâ-zİl olmuşlardı. Kureyşli kafirler, müslüman olduklarından dolayı bu kavme eziyei edip işkence çektiriyorlardı. Seleme bin Hişam, Ayyaş bin Ebi Rebia, Velid bin Velid, Ammar bin Yasîr, Ammar'ın babası Yasîr ile, anası Sümeyye, işkence gören bü müslümanlardandilar. Bu eziyet ve İşkencelerden dolayı kalpleri sıkıntıya düşüp daralıyordu. Hatta bazı kimseler, mü'minlere eziyet eden kafirlere, Allah'ın bu İmkanı verişini sitemle karşılıyorlardı! Bu ayetler Cenab-ı Allah'ın mü'min kullarını fitneye düşürüp imtihan etmeyi kendisi için bir yasa haline getirdiğini ilan ederek eziyet gören mü'minlere teselli verici oldular. "Ve inananları, günahlardan temizlesin ve kafirleri mahvetsin dİyö (böyle, günleri insanlar arasında çevirmektedir:"[6]
Bazı âlimler dediler ki: Bu ayetler her ne kadar bu sebepten dolayı nazil olmuşlarsa da, Muhammed ümmeti hakkında hükümleri devam etmektedir. Çünkü ortada bir kısım insanlar tarafından ilan edilen ve savunulması yapılan bir İslamiyyet vardır, öyleyse bu müdafayi yapan mü'min kimselere, kafirler tarafından eziyet edilecek ve imtihan içinde musibetlerle karşılaşacaklardır.
Biz onlardan öncekilerini de fitneye düşürüp imtihan ettik. Nitekim 1b-rahimi de ateşe attırarak imtihan ettik. Allah'ın dini uğruna testere ile kesilen, biçilen bir kavmi de imtihan ettik. Ama onlar, İçinde bulundukları dosdoğru yoldan asla geri dönmediler.
Buharı, Habbab bin Eret'in şöyle dediğini rivayet eder: Resulullah (s.a.v.) efendimize (müşriklerin bize yaptıkları eziyetleri) şikayet ettik. O, Kabe'nin gölgesinde abasına yaslanmış vaziyette duruyordu. Kendisine dedik ki: Bizim için zafer- dilemiyecek misin, bizim için dua etmiyecek misin? Buyurdu ki: "Sizden önce (Allah'ın yolunda yürüyen) adam, yakalanır, kendisi için yerde çukur kazılır, çukurun içine konulurdu. Sonra testere getirilir, başının üzerine konulur, ikiye biçilirdi. Demir taraklarla eti ve kemikleri taranırdı. Bütün bu eziyetler onu Allah'ın, dininden geri çevirmezdi, Allah bu dini mutlaka tamamlayacaktır. Öyle olacak ki, kişi bineğine binip San'adan Hadramut'a kadar yol yürüyecek, yolculuğu esnasında Allah'tan ve bineğine karşı da kurttan başka hiçbir şeyden korkmayacaktır. Ne ki sizler acele ediyorsunuz."
Cenab-i Allah, doğru söyleyenleri mutlaka bilecektir. Yani doğru sözlü ve özlüleri,yalatıcılardan ayırıp ortaya koyacaktır. Gerçi o,bunları daha önceden bilmektedir, ama denemek ve imtihan etmek için bunları yapacaktır. Yoksa kötülükleri işleyenler bizim azabımızdan kaçıp kurtulacaklarını ve tarafımızca yakalanamıyacaklarını mı zannediyorlar. Kendilerinden intikam ala-mıyacağımızı mı düşünüyorlar? Hayır, doğrusu senin Rabbin onları gözetlemektedir. Yaptıkları işlere karşılık onlara tam bir ceza verilecektir. Onlar elimizden kaçıp kurtulacaklarını zannetmekle ne kötü bir hüküm veriyorlar!
Allah'ın huzuruna çıkıp sevabını elde edeceğini ünıid edenler ve ahirette ilahi azaptan korkanlar kıyamet günü için tam bir hazırlık içine girsin ve sa-lih amel işlesinler. Hiçbir şeyi Rablerİne İbadet hususunda O'na ortak koşmasınlar. Allah'ın belirttiği ecel mutlaka gelecektir. Huzuruna çıkacağınıza dair belirlediği zaman, kesinlikle gelecektir. Şu halde bu buluşma ve karşılaşma için şimdiden salih amel işleyerek hazırlıklı bulunmak, sizler için çok hayırlı olacaktır. Doğrusu Allah, söylenen bütün sÖzlerHşiten, işlenen bütün fiilleri bilendir. Buraya kadar anlatılan sözler içinde üç hakikat geçti:
1- Mü'minlerin fitnelerle denenip sınanacakları.
2- İsyankârların da.yaptiklan kötülüklerin cezasını görecekleri.
3- Hiçbir şek ve şüpheye, tartışmaya kapılmadan Rablerinin huzuruna çıkacaklarını umup, iyi işler yapan kimselerin de mükafatlandırılacağı.
Senin Rabbin, kendisine itaat eden kullarının taat ve ibadetlerine muhtaç değildir. Asilerin günahkarlıkları ve isyankarlıkları da O'na zarar verecek değildir. Nefis ve hevesleri ile cihad eden,hak, adalet ve keramet yoluna tabii olan kimse,sirf kendi nefsi için cihad etmiş olur. "Kim iyi bîr iş yaparsa faydası kendisinedir ve kim kötülük yaparsa zararı kendisinedir."[7] "İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz. O da kendi aleyhinizedir?'[8] îman edip iyi işler yapan kimselerin, daha önce işlemiş oldukları kötülüklerini örteriz. İnsan, farkında olmasa dahi mutlaka bazı kötülükleri işler. "İyi işle kötü işi birbirine karıştırdılar. Belki Allah, bunların tevbesini kabul eder."[9] İman edip iyi işler yapan kimselerin güzel amellerini mükafatlandıracağız. O amellerini en mükemmel ve en güzel bir şekilde takdir edip, onları ödüllendireceğiz. Ama bu demek değildir ki, Cenab-ı Allah amellerin en güzellerini seçip diğerlerini terk edecektir.
Azimleri bileyen, kalplere direnç kazandıran bu ayetleri görüyor musunuz?! Bunlar, inanç sahibi mü'min kimsenin, mutlaka fitneler ve belalarla imtihan edilebileceğini açıklamaktadırlar. Ve bununda Allah'ın öteden beri kullarına uyguladığı bir yasası olduğunu ifade etmektedirler. Bunun yanısıra, mü1 mine kötülük eden pis kimselerin de, bu kabalıklarından ötürü mutlaka cezalandırılacaklarını da açıklamaktadırlar. Cenab-ı Allah iyilerle kötülerin, yaptıkları işin karşılığını görecekleri bir adalet gününün mutlaka olacağını ve vu-kuutıun da yakın olduğunu izah buyurmuştur. İşlenen İyi ameller, kulun kendisi için hayırlıdır. Başkaları için değil. Yaptığı iyi İşlerden dolayı- Cenab-ı Al-Jah,kulunun kötülüklerini de örter ve O'nu en güzel bir şekilde ödüllendirir. Allah'ım, bizleri doğru yola ilet. Ve doğru yolu balmakîa muvaffak kıl.[10]
Kafirlerin, İnananlar İçin Fitne Vesilesi Olmaları
8- Biz, insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana-baba, seni bir şeyi körü körüne Bana ortak koşman İçin zorlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Yaptıklarınızı size bildiririm.
9- inanıp, yararlı iş işleyenleri, and olsun, iyilerin arasına koyarız.
10- İnsanlardan: "Allah'a İnandık" diyenler vardır; ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanların ezasını Allah'ın azabı gibi tutarlar. Rab-binizden bir yardım gelecek olursa, and olsun ki, "Doğrusu biz sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanları en iyi bilen değil midir?
11- Allah elbette inananları bilir ve elbette ikiyüzlüleri de bilir.
12- İnkar edenler inananlara: "Bizim yolumuza uyun da sizin günahlarınızı biz taşıyalım" derler. Oysa onların günahlarından hiçbirini yüklenecek değillerdir. Doğrusu onlar yalancıdırlar.
13- Onlar kendi ağırlıklarını, kendi ağırlıkları yanında daha nice ağırlıkları yüklenecekler ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü sorguya çekileceklerdir.[11]
Bazı Kelimeler:
insana emrettik. "Vasiyet" kelimesi lügatte emir manasına gelir, Yani onlara iyilik yapsınlar ve iyi davransınlar.Müminleri islamiyyetten geri çevirmek içtn kafirlerin eziyet etmeleri, şiddet ve kaba kuvvet kullanmaları.Yükleri.[12]
Nüzûl Sebebi:
Söz, hâlâ müslümanların fitnelerle imtihan edilmelerinden, kaba kuvvet kullanılarak islamiyyetten caydırılmaları için çalışmaktan söz ediliyor. Fitneye uğratılarak imtihan edilenler, güçsüz ve zayıf durumda bulunan müs-laz'af müslümanlardır. Onları fitneye uğratanlarsa güçlü, saltanat ve itibar sahibi kafirlerdir. Mü'minlere hükmeden ve onları tasallutları altında bulunduran kimselerdir. Burada işkenceye uğratılarak, imtihan edilen bir başka sınıf daha vardır ki, onlar evlat ve akrabalardır. Bunları fitneye uğratanlarsa, şefkat ve sıla-i rahim silahım kullanan baba ve yakınlarıdır. Bu nedenle Cenab-ı Allah bu ayet-İ kerimede bu hususa dikkatlerimizi çekmiştir. Bu ayet ile Lokman ve Ahkâf sûrelerindeki ayetler, Sa'd bin Ebi Vakkas hakkında nazil olmuşlardır. Sa'd (R.A.) der ki: Ben Anam İçin çok iyi bir insandım. Ona iyi davranırdım. Müslüman oldum, bana dedi ki: Ya dinini'bırakırsın, ya da ölene kadar yemem ve İçmem. Ve Ölürsem sana derler ki: "Ey anasının katili!" Gerçekten de anam, yemekten içmekten kesildi ve beni kınayıp azarladı. Bu hal birkaç gün devam etti. Sonra bir gün kendisine dedim ki: Anacığım! Senin yüz canın olsa ve bunlardan her biri teker teker çıkıp gitse, yine bu dinimi bırakmam. İstersen ye, istersen yeme. İstersen iç, istersen içme! Benim bu sözüm üzerine anam çaresiz kalıp yeme içmeye başladı ve yukardaki ayet-i kerime nazil oldu.'[13]
Açıklama:
Ana ve babasına iyilik etmesini insana tavsiye ettik ve Ona dedik ki: Senin bilgin olmadığı bir hususta, yani putlar gibi, tanrı olduklarını bilmediğin bir şeyi bana ortak koşman için gayret ve çaba harcarlarsa, seni fitneye düşürüp Allah'a ortak olması uygun olmayan bir varlığı tanrt diye ortak koşmada seni aldatırlarsa, onlara asla itaat etme. Ama bunun yanısıra onları idare edip, gönüllerini kazanmaya ve onlara iyi davranmaya da dikkat etmelisin. Nitekim Peygamber (s.a.v.) efendimiz, Sa'd bin Ebi Vakkas (R.A.)'a, anasına böyle davranmasını emretmişti. Bu husus bazı rivayetlerde sabittir. Cenab-ı Allah, insana, anası ve babasına iyi davranmasını öğütlemiş sonra kendisini Allah'a şirk koşmaya zorladıkları takdirde onlara itaat etmemeleri hususunda da insanı uyarmıştır. Çünkü Allah'ın hakkı söz konusu olduğu zaman diğer bütün haklar —her ne kadar büyük olsalarda— düşer ve geçersiz olurlar. Yaratıcıya isyan durumunda, yaratılana itaat yoktur! Bütün bunlardan sonra Cenab-ı Allah diyor ki: Sizin dönüşünüz sadece Banadır. Evet herşey sadece Allah'a döner. Ve herkes yaptığının karşılığını görür. Bir kimse, ana ve babası kendisini Allah'a ortak koşmaya yönelttikleri halde onlara kötülük yapmayacağını ve onları dünyada iyiliğinden ve şefkatinden mahrum bırakmayacağını söyler, yalnız Allah'a ortak koşma hususunda onlara uymaktan sakınarak dininde sebat eder ve Allah'ın emrettiği şekilde dosdoğru yürürse, evet ey kardeşim! Sen de böyle yaparsan Allah seninle beraber olur ve bütün bu yaptıklarının karşılığını sana verir. İman edip iyi işler yapan, zorluklarla, musibetlere karşı sabreden, eziyetlere, Allah yolunda çekdiği cefalara tahammül edip göğüs geren kimseler; sahillerle, Peygamberlerle, Allah'ın elçileri olan Resullerle, şehitlerle birlikte cennete girerler. Onlar ne güzel arkadaştırlar!
Ey kardeşim! Salihlik rütbesini basit bir rütbe zannetme. İmam Şafii bak ne güzel söylemiş: "Ben salih kimseleri severim, ama onlardan biri değilim." İşte bakınız Davud oğlu Süleyman Peygamber, kendisini salih kimseler arasına katması İçin Rabbinden niyazda bulunuyor: "Rahmetinle beni iyi kullarının arasına sok."[14]. İbrahim Peygamber hakkında da Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: "Şüphesiz O, ahirette de iyilerdendir?[15] Bilâl, Suhayb, Yasİr ailesi gibi, dinlerinden dolayı imtihana çekilen ve fitnelere uğratılan mü'mmlerhr halleri işte böyledir. Görüyorsunuz ya, Sa'd bin Ebî Vakkas'ta anası ile imtihan ediliyor. Anası, insanlar İçinde en çok sevdiği kimseydi. Kureyş'in önde gelenleri ile kafirlerin liderleri tarafından fitneye uğratılıp sınanan mü'min-lerin halleri işte böyledir!
Ama diyeceksiniz ki müslümanlar arasında da fitneye uğratılıp imtihana çekildikleri zaman Allah'ın dininden geri dönen zayıf inançlı münafıklar da yok mudur? Evet müslümanlarm arasında böyleleri de vardır. Her zaman ve her yerde böylelerine rastlanabilir. Mihnetler ve meşakkatler, imtihan için bir mihenk taşıdır. Meşakketler ve mihnetler içersinde Genab-ı Allah, temiz ve pak mü'mİnleri, murdar ve kötü kimselerden seçip ayırır. Allah'a iman ettik, diyen bu. kimseler Allah yolunda eziyetle karşılaştıkları ve dinlerinden dolayı fitneye uğratıldıkları, ibtilâ ile seçime alındıkları zaman gerçekler ortaya çıkıyor, perdeler aralanıyor. Dinlerinden cayma, sebatkârlıktan kaçma hususunda insanların fitne ve işkencelerini, Allah'ın azabı gibi sayarlar. Allah müsfümanlara zafer verince de: Biz sizinle beraberdik. Sizin dininiz de sebat ettik. Ganimetlerden bize de pay verin derler. Allah, göğüslerinde olanı bilmez mi? O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. Kalpleriyle, dilleriyle iman eden kimseleri de Allah bilir. Sadece dilleriyle iman ettik deyip kalben inanmayan münafıklarıda bilir. Nifakta sebat eden, hile ve tuzaklarda devam eden kimseleri de Cenab-ı Allah tanır. Bütün bu kötülüklerinden dolayı onları cezalandırır. "Doğrusu iki yüzlüler, ateşin en aşağı tabakasındadirlar"[16]. Kafirlerin fitnelerine ve 'dinlerini' terk etmek İçin müslüman-ları aldatıp yoldan çıkarmalarına dikkat edin! Tarihin sayfaları, azap ve işkenceye uğratılan sahabe-i Kiram'ın haberleri ile doludur. Azgın ve günahkâr küfür liderlerinin maceraları ile doludur. Onlar mü'minleri azap ve işkence ile islamdan caydırmaya çalışmakla yetinselerdi buna da razıydık. Ama gel gör ki, onlar bu yöntemlerinin başarılı sonuç vermediğini, müslümanlar-larm dinde sebat ettiğini, yahut Habeşistana, sonradan Medine'ye hicret ettiklerini görünce ve bu maddi fitnelerinin sonuç vermediğini müşahede edince, mü'minleri çeşitli yöntemlerle aldatıp tuzağa düşürerek, fıtnelendirmek istediler. Ve bu uğurda olanca güçleriyle çabaladılar. Bakınız, onlar neler söylüyorlar:. Küfredenler iman edenlere dediler ki; yolumuza tabii olun. Eski dininize dönün. Biz, eğer ahirette bir hesap ve ceza varsa, sizin günahlarınızı yükleniriz. Cezanızı üstleniriz! Tarihin sayfalan arasında sabittir ki, kurey-şin önde gelenleri, aralarından Hz. Peygambere iman edenlere şöyle diyorlardı: Ne biz, de de siz, öldükten sonra dirilmeyeceğiz. Şayet böyle bir şey olsa bile sizin günahlarınızı biz yükleniriz!
Halbuki onlar kendilerinden başkalarının günahlarını taşıyabilecek durumda değillerdi. Zira herkişi kendi kazandığına karşılık bir rehinedir. Bu küfür liderleri, mü'minleri aldatmak için söyledikleri bu sözlerde yalancılık yapıyorlar, onları aldatıyorlardı. Onlar, kendi nefislerinin ağırlık ve yüklerini taşıyacaklardır. Ayrıca mü'minlere ait olupta yüklenmeyi tekeffül ettikleri günahlardan başka diğer günahları da yüklenip taşıyacaklardır. Bu günahlar ile,sapmalanna-sebebiyet verdikleri kimselerin günahları onların omuzlarına yüklenecektir, zira peygamberi Zîşan efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: "İslamİyyette her kim kötü bir adet icad ederse o adetin günahı ve o adetle amel eden kimselerin günahları onun üzerine olur. O adetle amel edenlerinkinden hiçbir şey eksilmeksizin, adeti icat edenin günahlarına eklenir." Yüce Allah'ta şöyle buyuruyor: "Kıyamet günü hem kendi veballerini tam olarak yüklensinler, hem de bilgisizce saptırdıkları kimselerin veballerinden bir kısmını"[17] Allah'a karşı uydurdukları yalan ve iftiralardan dolayı,kıyamet gününde azarlanıp kınanarak kendilerine sorular yöneltilecektir.[18]
Nuh Ve Kavmi
14- And olsun ki, Nuh'u milletine gönderdik; aralarında dokuz yüz elli yıl kaldı. Sonunda onlar haksızlık yaparken, tufan onları yakalayiverdi.
15- Ama Biz, Nuh'u ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu dünyalara bir ibret kıldık.[19]
Bazı Kelimeler:
Gece karanlığı, ölüm veya büyük miktardaki sel sularının etrafı çevirip kuşatmasına denilir.[20]
Giriş:
Bu ayetlerde, peygamberlerin en uzun Ömürlüsü Nuh (A.S.)'m kıssası anlatılmaktadır. O, kavmini dokuzyüzelli sene müddetle Allah yoluna davet etti. Bununla beraber kavminden pek az kimseler ona iman ettiler. Bu ayetler-deki kıssa, ibret alan kimseler için bir teselli ve öğüt olarak anlatılmaktadır. Bu kıssadan sonra yine bu amaçla diğer bazı Peygamberlerin kıssaları anlatılmaktadır.[21]
Açıklama:
Biz Nuh'u, kavmine Peygamber olarak gönderdik —Rivayete göre ilk Resul Odur— Onun kavmi küfür, fasiklık ve isyan ehli kimseler İdiler. Aralarında 950 sene kaldı. Onları Allah'a davet etti. Kıyamet gününü kendilerine hatırlattı. Ama onlar çok çirkin ve kötü bir şekilde ona karşılık verdiler. Nuh Peygamber, olanca gücünü sarfettİ. Zaman uzadı. Onları hep Allah'a iman etmeye davet etti. Putlara tapma işinden vazgeçmelerini öğütledi. Onun bu çağırışı hak'tan daha da yüz çevirmelerine ve büyüklük taslamalarına sebebiyet verdi. "Nuh, (Rabbine dönerek); "Rabbim, dedi, onlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendisinin ziyanım arttırmaktan başka bîr işe yaramayan (şımarık, gururlu) bir adama uydular. Büyük büyük tuzaklar kurdular."[22] "Nuh'a vahyolundu ki: "Kavminden, inanmış olanlardan başka inanmayacak"[23]. Kalbi sıkışınca da şöyle dedi: "Rabbim, yeryüzünde kafirlerden tek kişi bırakma''[24] Nihayet Hz. Nuh gemiyi inşa etti, ona bindi, beraberindeki mü'minler de gemiye bindiler. Kafirleri aşağıda terketti,tümü suda boğulup gitti. Tlıfan onları alıp götürdü. Çünkü onlar zalim kimselerdi. Allah Nuh ile, beraberindeki mü'minleri yüklü gemide kurtardı. Senin Rabbİn, Nuh'un gemisini alemler için bir ayet ve ibret kıldı. Bunu düşüneniniz var mıdır?[25]
İbrahim Ve Kavminin Kıssası
16- İbrahim'i de gönderdik. Milletine: "Allah'a kulluk edin, O'ndan sakının; bilirseniz bu sizin için daha İyidir" dedi.
17- Ey putperestler! Siz Allah'ı bırakıp sadece bir takım putlara tapıyor, aslı olmayan sözler uyduruyorsunuz. Doğrusu Allah'tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçlen yetmez. Artık rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin. O'na şükredin. O'na döneceksiniz.
18- Eğer siz Peygamberi yalanlıyorsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Peygambere Jûşen, sadece apaçık tebliğdir.
19- Allah'ın yaratmaya nasıl başlayıp, sonra onu nasıl tekrar edeceğini anlamazlar mı? Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
20-21- De ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başlad-ğını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir 'dir. Dilediğine azabeder, dilidiğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz.
22- Siz ne yeryüzünde ve ne de gökte Allah'ı aciz bırakabilirsiniz. Allah'tan başka bir dost ve yardımcınız da bulunmaz.
23- Allah'ın ayetleri ve O'na kavuşmayı inkar edenler, işte onlar Benim rahmetimden ümitlerini kesmiş olandır. İşte can yakıcı azab onlar içindir.
24- İbrahim'in sözlerine milletinin cevabı sadece: "Onu öldürün yahut yakın" demek oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır.
25- İbrahim şöyle demişti: "Dünya hayatında, Allah'ı bırakıp aranızda putları muhabbet vesilesi kıldınız. Sonra kıyamet günü, birbirinize küfreder ve karşılıklı lanet okursunuz. Varacağınız yer ateştir; Yardımcılarınız da yoktur."
26- Bunun üzerine Lût ona inandı ve İbrahim "Doğrusu ben Rabbi-min dilediği yere hicret ediyorum, O şüphesiz güçlüdür, Hakîm'dİr" dedi.
27 — İbrahim'e İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Soyundan gelenlere Kitab ve Peygamberlik verdik. Onu mükafatlandırdık; doğrusu o ahİrette de iyilerdendir.[26]
Bazı Kelimeler:
"Vesen" kelimesi, taş veya kireçten yapılan putlara verilen addır. "Senem" kelimesi ise madenden yapılan putlara verilen addır. "Timsal" kelimesi .ise, canlı bir varlığın örneği olması düşünülen şeydir. Yalan ve iftira sözler, bir şeyi asıl yönünden saptırmak manasına gelir.Mahlukatı ahirette yeniden yaratmak.
Dost, yardımcı veya insanların işlerini "yürüten vekili.Reddolunursunuz.Aranızda dostluk peyda ederek, yakınlaşıp dostluk bağlarını devam ettirmeniz İçin. Onu yakınız.[27]
Açıklama:
Bu ayetlerde, Peygamberlerin atası İbrahim (A.S.)'ın kıssası anlatılmaktadır. Ey Peygamber, bakta gör, İbrahim, kavmine karşı nasıl bir tutum sergilemiş, nasıl bir sonuçla kendisi ve kavmi karşılaşmış? Herşey, Allah'ın kudreti dahilindedir.
Ey Muhammedi İbrahim Peygamberin, kendi kavmine şöyle dediği zamanı hatırla: Ey kavmim! Allah'a ibadet ve kulluk edin.
Cenab-i Allah İbrahim'i akıl, ilim ve yaşça Peygamber olacak ve insanları hak yoluna iletecek bir seviyeye geldiği zaman kavmine Peygamber olarak gönderdi. Kavmine şöyle seslendi: Ey kavmim Allah'a kulluk edin ve O'na karşı gelmekten sakının. Sizin için O'ndân başka tanrı yoktur. O, ibadete ve kutsamaya layıktır. Ondan başkaları buna layık değildir. Eğer bilirseniz hak yolunu sapık yollardan ayırt edip, hayrı serden seçebilirsiniz, bu sizin İçin daha hayırlıdır. Siz hak yoluna tabii olun. Diğer yollara sapmayın. Aksi takdirde yollarınız darmadağın olur ve doğru yolu kaybedersiniz. Sİz Allah'ı bırakıp putlara, içinde hiçbir hayır ve menfaat beklenmeyen şeylere tapıyorsunuz. Bu taptıklarınız işitmeyen, görmeyen, fayda ve de zarar veremeyen taşlardan başka birşey değildirler. Siz Allah'ı bırakıp putlara tapıyorsunuz. Oysa ki sizler bu cansız varlıkları tanrı ve Allah'ın ortakları, ya da O'nun katında şefaatçiler olarak adlandırmakla, yalancılık edip İftira ediyorsunuz. Kaldı ki sizler bunları kendi elinizle yapıp tanrı diye adlandırmakla yalancılık ve iftiracılıktan başka bir şey yapmıyorsunuz! Allah'ı bırakıp tapmakta olduğunuz bu varlıklar size asla ne az ne de çok rızık verirler. Siz rızkı Allah katında arayın. Doğrusu büyük ve güçlü kuvvetin sahibi olan, size rızık veren Allah'tır. Yerlerin ve göklerin mülkiyeti O'na aittir. Dilediği kuluna rızkı bol bol verir.
Dilediğinede ölçülü ve kısıtlı verir. O herşeyi yerli yerince yapan, herşeyden haberdar olandır. Hal böyle olunca sadece O'na kulluk edin ve hakkı ile O'na" şükredin. Hepiniz sadece O'na döneceksiniz. O'nunla karşılaşmaya hazırlanın. İbadet edip nimetlerine şükrederek yarın ki güne hazırlıklı olun. Eğer beni yalanlarsanız bana asla zarar veremezsiniz! Benden Önceki Peygamberleri de ümmetleri yalanlamışlardı ama onlara bir zarar dokunduramamışlar-dı, O ümmetler böyle yapmakla sadece kendi kendilerine zarar vermişlerdi. Zira Peygamberlerin görevi, Allah'ın emirlerini.insaniara tebliğ etmektir. Hesaba çekme işi sadece Allah'a aittir. Bir Peygamber, kendisine indirilen hükümleri insanlara duyurur ve risalet görevini yerine getirirse, bundan sonra insanlar İman da etseler, küfür de etseler kendisinin hiç bir sorumluluğu kalmaz. Buradan itibaren yirmidördüncü ayete kadar olan ayet-i kerimelerin, İbrahim Peygamberin kavli olması muhtemel olduğu gibi, Peygamber (s.a.v.) efendimizle Kureyş kabilesinin, kendilerine İbrahim kıssası anlatıldığı zamandaki durumlarını ilgilendiren birer parantez cümleleri olarak indirilmiş olmaları da muhtemeldir. İbrahim Peygamberin kıssası üe bu parantez cümleleri arasındaki ilişki açıkça görülmektedir. Çünkü tümü aynı konuda nazil olmuşlardır ki, bunlar da ümmetlerin, Peygamberlerini yalanlamaları konusudur. Hz. İbrahim'in kıssası,Peygamber efendimizi teselli etmek amacıyla nazil olmuştur. Hal böyle olunca konu ve gaye birliği mevcut olmaktadır. Bundan sonra anılan ayetler ise, konuya tâbi olan ayetlerdirler. Görüldüğü gibi burada Cenab-ı Allah, Öncelikle tevhid İnancım açıklamış ikinci olarak ta Peygamberlere ve Peygamberlik müessesesine işaret etmiştir: "Peygambere, apaçık bir tebliğden başka bir görev yoklun"Bundan sonra Cenab-ı Allah, üçüncü asıl olan Haşir olayım açıklamaya başlamıştır. Bu üç aslın birbirlerinden ay-ırı olarak anlatılmaları mümkün değildir. Mutlaka bir arada anlatılmaları ve açıklanmaları gerekir.
Şu kafirler köreİdilermi kî ilk yaratılışın keyfiyetini görmediler? İnsan aklı, yaratıkları ilk yaratanın şüphesiz Cenab-ı Allah olduğunu idrâk eder. Zira ilk yaratılışı gerçekleştirmek, bir mahluk tarafından yapılamaz ve bunu kabul etmek te mümkün değildir. Aksi takdirde, yani ilk yaratışı yapan.bir mahluk olursa, yaratıkların evveli olmaz. İlk yaratma Allah'tan olduğuna göre, —ki b-u zaruri olarak bilinen bir husustur— bu gerçek, ayan beyan görülen bir hakikat durumunda olur. Bu husus, aklen ve delillerle bilindiğine göre, gözle açıkça görülen bîr gerçek haline gelir. "Görmediler mi Allah nasıl yaratmayı başlatıyor?" İlk yaratmayı yapanın Allah olduğunu insan oğlu anladıktan sonra, ikinci yaratmayı da Allah'ın yapacağını bilir. Zira İlk olarak yaratmaya muktedir olan Allah, insanları Öldükten sonra da ikinci kez yaratmaya ve diriltmeye muktedir olur. Bunda hiçbir şek ve şüphe yoktur. Hatta ikinci yaratma birinciye nisbetle bizim nazarımızda daha kolay ve daha rahattır. Şu halde kafirler, ilk yaratmanın Allah tarafından olduğuna inandıklarına göre, nasıl olur da ölün:.sonrası, insanları ikinci kez yaratmasına ve diriltmesine inanmazlar? "Yeryüzünde gezin, bakın yaratmaya nasıl başladı. Sonra Allah, son yaratmayı da yapacaktır. Çünkü Allah herşeye kadirdir."
Ey İbrahim, veya Ey Muhammedi O kafirlere de ki: Yeryüzünde dolaşın. Ölüm sonrası dirilişi inkâr edenleri görün, bakın, Allah'ın kudretinin görüntülerini izleyin. Bu kâinatı tek başına yaratanın O olduğuna işaret eden ayetler ve delilleri gözünüzle görün. O yaratmayı ilk olarak yapmaya tek başına muktedirdir. Buna muktedir olan Allah; insanları, Öldükten sonra da İkinci kez kıyamet gününde yaratmaya muktedirdir. Cenab-ı Allah'ın gücü herşeye yeter. İkinci yaratmada, yani Ölüm sonrası diriltmede Cenab-ı Allah, azabı hak eden kafirlerle isyankârları dilediği gibi cezalandırır. Kendi katından bir lütuf ve merhamet olarak kullarından bazılarını da azaptan kurtarıp esirger. Ey Ademoğlu, sen gökte de, yerde de Allah'ı aciz bırakamazsın. O'nun azabını kendinden savamazsın. Altta da, üstte de Allah'ın yargısından ve hükmünden kaçamazsın. Sizin içîn Allah'tan başka bir tanrı, dost ve yardımcı yoktur. O'nun azabına karşı size yardım edecek hiçbir kimse yoktur.
Allah'ın ayetlerini ve öldükten sonra Allah'ın huzuruna çıkmayı inkar edenler var ya, işte onlar Allah'ın rahmetinden ümit kesenlerdir. Doğrusu,kafirler güruhundan başkaları Allah'ın rahmetinden ümit kesmez. İşte bunlar için acı verici elemli bir azap vardır. Allah'a iman edip, öldükten sonra O'nun huzuruna çıkağacağma inanan kimseler, rablerininrahmetini ümid ederler. Şüphesiz Allah'ın rahmeti iyi kimselere ve iyilik yapan insanlara yakındır.
Şimdi de İbrahim (A.S.)'ın, ne gibi durumlarla karşılaştığını anlatmaya dönelim:
Hz. İbrahim, kavmini Allah'a İbadete davet ettiğinde, putlara tapma hususunda yanlış yolda olduklarını açıkladığında, gösterdiği deliller onları susturup ah ettiğinde, onlara: "Allah'a ibadet edin. O'na karşı gelmekten sakının, putlara tapmayı terk edin. Ben sizin için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim. Benim görevim sadece tebliğ etmektir Bilinki hesaba çekilip azap-landırılacağmız bîr gün vardır. Halkı ilk olarak yaratmaya muktedir olan Allah, onları Öldükten sonra ikinci kez de yeniden yaratmaya, diriltmeye muktedirdir." dediğinde, kavminin ileri gelen şahsiyetlerinin ona karşı cevapları şu Oldu: Onu öldürün veya ateşte yakın!
Vay onların hallerine! Şaşıyorum onların bu tutumlarına! İbrahim onları hayra çağırıyor. Onlara hak yolunu gösteriyor, sonuçta da onu öldürmeyi, yada ateşte yakmayı kararlaştırıyorİar. Ama onu nisanlara Peygamber olarak gönderen, koruyup kollamayı vadeden Allah O'nu; insafsızların zulmüne mi bırakacaktı? Hayır asla! Ateşe attıkları zaman Cenab-ı Allah O'nu, işkenceden ve eziyetten korudu, içine atılmakta olduğu ateşe de şu emri verdi: "Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol!" dedik. Ona bir tuzak kurmak istediler. Bizde, asıl kendilerini hüsrana uğrattık."[28] İşte bütün bunlarda, inanan bir kavim için, Allah'ın birliğine ve kudretine işaret eden ayetler vardır. Bundan daha parlak, bundan daha göze görünür bir ayet düşünülemez! Bir insan, yakıcı ateşin içine atılıyor da ateş Ona hiçbir zarar vermiyor! Noksanlıklardan arınmış olan ey Rabbim, sen herşeye muktedirsin!
Hz. İbrahim ateşten çıktıktan sonra şöyle dedi: Ey kavmim! Siz Allah'ı bırakıp ta fayda veya zarar veremeyen putlara tapıyorsunuz. Kendi aranızda dost olup sevgi bağlarını güçlendirmek umuduyla etrafında toplanıp kendilerine ibadet etmekte olduğunuz ve tanrı olarak kabul ettiğiniz bu putların size hiç bir faydaları dokunamaz. Aksine bundan sonra bu cansız varlıklar aleyhinize birer deli! olacaktırlar. Kıyamet gününde birbirinizi inkâr edecek ve biribİrinizi lanetleyeceksiniz. Yani bu dünyada kendi aranızda sevgi ve dostluk bağı olarak kabul ettiğiniz şeyler, biribirinize kinlenip lanet okumanıza neden olacaktır. Peşlerine takıldığınız kimseler size lanet edecek, sizler de onlara lanet edeceksiniz. Kıyamet gününde Allah'ın azabı üzerinize çöktüğü zaman bu dünyada tapmakta olduğunuz putlara orada lanetler yağdıracaksınız. Onlar da sizlerden uzak olduklarım ve sizinle ilişkileri bulunmadığını İfade edecekler. Hepinizin yeri cehennem olacaktır. Allah'tan başka taptığınız şeylerin de kalış yeri cehennem ateşidir. O şiddetli zamanda, o azap vaktinde sizleri cehenneme karşı koruyacak ve size yardım edecek hiçbir dost olmayacaktır. O günde mal ve çocukların size hiçbir yararı olmayacaktır.Ancak Allah'a nifak ve gösterişten uzak bir kalbi götüren kimse, günahlardan arınmış olan kimse azaptan kurtulacak ve yarar görecektir.
Hz. İbrahim yarasız, beresiz, lekesiz ve kusursuz bir şekilde ateşten çıktığında Lût (A.S.), İbrahim'in Peygamberliğine iman etti ve İbrahim dedi ki: Ben Rabbimin emrettiği yere göç edeceğim.
Böyle dedikten sonra İbrahim, eşi Sara ile kardeşi oğlu Lût'u yanına alıp Sevâd-ı Irak denilen yerden çıkıp Harrâr.'a doğru yol aldı. Sonra Harran'dan da Filistin'e göçtü. Lût ise Semud kasabasına inip oraya yerleşti.
İbrahim'e, İsmail'den sonra îshâk'i müjdeledik. İshâk'm soyundan da Yakûb'u ona bahşedeceğimiz müjdesini verdik. Kendisinden sonraki bütün Peygamberler onun zürrİyyetindendirler. Ona kitab verdik. Musa'ya Tevrat, Davud'a Zebur, İsa'ya İncil, Muhammed'e de Kur'an indirildi ki bunların tümü O'nun soyundanıhrlar. O'na dünyadayken ecrini ve mükafatını verdik. Herkes O'nu över, O'na inanır, O'nu takdis eder. Ahirette de O, yüksek derecelerdeki salih ve iyi kimselerdendir.[29]
Lût Peygamberin Kavmi İle Olan Kıssası
28- Lût da, milletine şöyle demişti: "Doğrusu siz dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz."
29- "Erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?" Milletinin cevabı: "Doğru sözlü isen bize Allah'ın azabını getir" demek oldu.
30- Lût: "Rabbim! Bozgunculara karşı bana yardım et!' dedi.
31- Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldiklerinde: "Biz bu kasaba halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı Zalim kimselerdir" dediler.
32- İbrahim: "Ama Lût oradadır" dedi, elçiler: "Biz orada olanları daha iyi biliyoruz; onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında alesini kurtaracağız" dediler.
33-34- Elçilerimiz Lût'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, ' 'Korkma ve üzülme, Doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kasaba halkına, yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azab indireceğiz" dediler.
35- And olsun kî, Biz, düşünen kimseler için bu kasabadan apaçık bir belgeyi geride bırakmışızdir.[30]
Bazı Kelimeler:
Son derece Çirkin fiil, Fuhuş. Bazıları; Fahişe kelimesinin erkeklere arkada n yaklaşma manasına geldiğini söylemişlerdir.Yol kesiyorsunuz. Şeriata aykırı ve. salim tabita aykırı kötü davranışlar. Örneğin homoseksüellik ve diğer fuhuş türleri.İshak ve Yakub'un müjdesini vererek Onların gelişleri dolayısıyla fenalaşıp gamlanmaya başladı.Azapta kalanlar.Kalbi daraldı» gücü azaldı. Gökten gelen şiddetli bif azap.[31]
Açıklama:
Ey Muhammedi Lüt'un, kavmine şöyle dediği o anı hatırla: Ey kavmim! Siz son derece çirkin bir fiil işliyorsunuz. Sizden öncekilerden, ne cinlerin, ne de insanların yapmakla olduğu kötü bir fuhşu irtikâb ediyorsunuz. Zira sizin yapmakta olduğunuz bu pis iş insanı iğrendiriyor ve nefsini sizlerden nefret ettiriyor! Sizler erkeklere yaklaşıyorsunuz da kadınlarınızı bırakıyorsunuz. Yol kesiyorsunuz, yanınızdan gelip geçenleri yakalayıp onlarla fuhuş yapıyorsunuz. Bu sebeple insanlar bu kasabadan gelip geçmekten vazgeçtiler. Kulüplerinizde aklen, şer'an ve Örfen son derece çirkin sayılan kötü davranışlarda bulunuyorsunuz.
Lût Peygamber onlara böyle sitemde bulundu. Çünkü onlar kendilerinden önce hiç bir milletin yapmadığı, işlemediği kötü ve çirkin fiiller irtikâb ediyorlardı. Lût onlara va'zu nasihatta bulundu. Onları çokça uyardı. Bu çirkin davranışlarının sonunu hatırlatarak onları korkutup uyanda bulundu, ama onlar bu korkutmasına ve uyarılarına aldırış etmediler. Yapmakta oldukları çirkin fiillerden de vazgeçmediler. Lût Peygamber; öğüt ve nasihatlerinde ısrar edip, onları azap ile korkutmayı sürdürünce, kavminin onunla alay ederek şu cevabı verdiklerini görüyoruz: Ey Lût! Eğer davanda doğru söylemekte isen haydi bizi tehdit edip durmakta olduğun ilahi azabı üzerimize indir. Elinden geleni ardına koyma! Lût onların iman etmelerinden ümidini kesince sabrı tükendi ve şöyle dedi: Ey Rabbim! Yeryüzünde fesat çıkaran şu kavme azap indirerek bana yardım et.
Cenab-ı Allah, duasına İcabet etti. O kavmi helak etmek için melekler gönderdi. Meleklere de İbrahim'e temiz ve pak bir soy vereceğini müjdelemelerini, emretti. Melekler Önce İbrahim Peygambere gelerek O'na îshak'ı, ardısıra da Yakub'u müjdelediler. Dediler ki; biz Lût kavmini helak edeceğiz. Çünkü ahâli zalim ve kâfirdirler. İbrahim (A.S.) dedi ki: İyi ama orada Lût vardır. Lût'un kim olduğunu da biliyorsunuz.
Melekler dediler ki: Orada bulunanları biz çok İyi biliyoruz. Lût'u ve ailesini azaptan kurtaracağız. Ancak karısı fasıklar güruhundan oldu. aldatıcı azaba yakalananlardan olmayı hak etti.
Helak melekleri Lût'a geldiklerinde Lût, onlardan Ötürü fenalaştı ve hü-zünlendi. kalbi daraldı. Çünkü onlar güzel yüzlü, yakışıklı delikanlılar biçiminde gelmişlerdi. Derhal kasaba halkı Lût'un yanına gelerek bu misafirlerini, kendileri ile fuhuş yapmak üzere istediler. Lût onları geri çevirmek için çok uğraştı. Hatta onlardan, kendi kızllarını alıp gitmelerini dahi istedi. Fakat bu teklifine kulak vermediler. Melekler, Lût (A.S.)'ın şaşkınlığını ve durumundaki değişikliği görünce O'na dediler ki: Korkma, hüzünlenme, doğrusu bizler bu kavmi azaplandırmak için sana geldik. Seni ve aileni kurtaracağız, ancak karın azapta kalanlardan olacaktır. Ey Lût! Bizler bu kasaba halkının üzerine, nefisleri sarsıntıya uğratacak çok şiddetli bir azabı gökten indireceğiz. Çünkü bunlar doğru yoldan çıkmış fasıklar güruhudurlar. Melekler, Lût ile iki kızını ve karısını kasabadan çıkardılar. Arkalarına dönüp bakmamalarını sıkı sıkı tenbihlediler. Onlar da emre uydular, ancak Lût'un karısı, üzerlerine inecek olan azabı görmek için dönüp kasaba halkına baktı. Zaten gönlü de onlarla beraberdi. Lût İle beraber değildi. Dolayısıyla onun da üzerine aynı azap ve gazap indi. Doğrusu bizler bu olayda, akılarını kullanan ve küfür ile İmanın sonucunu bilen inananlara, Allah'ın inananları nasıl kurtardığını ve fasikları nasıl mahvettiğini düşünen bir topluluğa öğüt ve ibretler bıraktık Bu öğüt ve İbret mahalli de, onların bırakmış oldukları harabeye dönüşmüş diyarları ve konaklarıdır. Bazıları, bu öğüt ve ibretlerin, o kavmin haber ve kıssaları olduğunu söylemişlerdir.[32]
Medyen, Âd, Semud Ve Diğer Kavimlerin Kıssaları
36- Medyen halkına kardeşleri Şuayb't gönderdik. O, "Ey Milletim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut besleyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
37- Ama onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
38- Âd ve Semûd milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anhyacak durumda idiler.
39- Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı yok ettik. And olsun ki;Musa kendilerine belgelerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa azabımızdan kurtulamazlardı.
40- Herbirini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimim' de suda boğduk. Onlara, Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı.[33]
Bazı Kelimeler:
Ölerek ve dizleri üstüne çökmüş vaziyette kalarak. Zelzele ve sarsıntı. Fırtına.Kaçıp kurtulacak olanlar. Şiddetli çığlık.[34]
Açıklama:
Medyen'e, kardeşleri Şuayb'ı Peygamber olarak gönderdik. Onları Allah'a imana davet etti. Ve şöyle dedi: Ey kavmim! Rabbiniz olan, sizin için O-ndan başka tanrı olmayan Allah'a ibadet edin. Ahiret gününün geleceğini de inanarak bekleyin. Hesab ve ceza gününde rahatınıza kavuşmanıza vesile olacak iyi işler yapın. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktan sakının. Çünkü bu, vahim sonuçlar doğurur!
Şuayb'ı yalanladılar. O'na iman etmediler. Şiddetli bir çığlık, azap ile onları-yakaladı. Kalpleri sarsıntıya düştü, ama artık o sarsıntı ve korkunun kendilerine fayda vermesine imkan kalmadı. Yurtlarında diz üstü çöküp ölerek kalakaldılar. İçi boş hurma kütüklerine döndüler. Onlardan geriye kalan bir kalıntı ve iz görebiliyor musun?! Bunu düşünenleriniz var mıdır? Kardeşleri Hûd'u, kendilerine Peygamber olarak gönderdiğimiz, o da onları Allah ve Resullerine imana davet ettiği halde, O'nu yalanlayıp küfrettiklerinden dolayı kavmini de mahvettik. Kardeşleri Salih'i, kendilerine Peygamber olarak gönderdiğimiz ve o da onları Allah'a ibadete davet ettiği halde onu inkar edip yalanladıklarından dolayı Semûd kavmini de mahvettik! İşte siz ey Mekkeli-ler ve ey arap müşrikleri! Durum size açıkça gösterilmektedir. Onların, helak edilip mahvedildikleri size açıklanmıştır. Onlara, bu kötü amellerini şeytan, süslemiştir. Neticede kayba uğradılar. Onlar akıllı, düşünceli ve görüş sahibi kimselerdüer,.ama bütün bu davetlerden ve Allah'a imana yapılan çağrılardan yararlanmadılar. Onların bu hallerinden öğüt ve ibret almanız aklın ve hikmetin gereklerinden değil midir?!
Taşkınlık edip azgınca davranışlarda bulunduğu, Allah'ın emirlerine uymadığı İçin Karun'u da helak ettik. Firavun ve Haman'ı da mahvettik. Musa, Rablerinİn katından ayet ve mucizelerle geldiği halde, onlar, yeryüzünde büyüklük taslamaya başladılar. Ama onlar Allah'ın azabından kaçıp kurtulacak değillerdi. Bilakis Allah'ın emri ve şiddetli yakalaması onları tutuver-dİ. Doğrusu Rabbinin azap ile yakalaması şiddetlidir.
Şunlar ve bunlar, herbirini işledikleri suçlarından dolayı yakaladık ve azaba çarptırdık. Çünkü her nefis, kendi kazandığına karşılık bir rehinedir. Onlardan kimine bir fırtına göndererek helak ettik. İşte bunlar Lût kavmidirler. Onlar kötü ve pis işleri yapıyorlardı. Yine o kafirlerden bazısınada azap ile şiddetli bir çığlık yakalayıverdi. Bunlara da Medyen ve Semûd kavmini örnek olarak gösterebiliriz. Öyle bir çiğlıfc ki, şiddetinden yerküre sarsılmaya başlamıştı. Dağlar oynamaya başlamıştı. Tam anlamıyla şiddetli bir deprem meydana gelmişti. On'ardan bazısını da çoluk çocuğu ve yurdu ile birlikte yere batırdık. Bu da Karundur ki, diğer taşkınlık ve zorbalık yapanlara öğüt-ve İbret olsun diye Allah tarafından yere batırıldı. Altı üstüne getirildi. Onlardan kimini de tufan seli içinde boğduk. Nuh kavmi ile Firavun ve adamlarını buna örnek gösterebiliriz. Bunlar ülkelerinde azgınlık yaptılar. Çokça fesat işlediler. Onlara bu azabı verdiği için Cenab-ı Allah zulmetmiş değildir. Ne var kî onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.[35]
Putları Tanrı Edinmenin Misali
41- Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke 'bilseler.
42- Doğrusu Allah, Kendini bırakıp da yalvardıkları şeyi bilir. O güçlüdür. Hakimdir.
43- Biz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak bilenler anlıya-bilir.
44- Allah gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Doğrusu bunda inananlara bir ders vardır.[36]
Bazı Kelimeler:
Örümcek. Faydalarını umdukları putlar. Mesel kelimesi garabette örnek teşkil eden bir sıfat manasına gelir. Çok zayıf ve güçsüz. [37]
Önceki Ayetlerle İlişkisi:
Yüce Allah, Peygamberleri yalanladıkları zaman müşrikleri helak edip, yok ettiğini açıkladı. Bu da ahirette onlar için hazırlanmış olan ebedi azaba ek olarak dünyada erken bir azabın verilmesi mesabesindedir. Yine Cenab-i Allah bundan önceki ayetlerde, onlara Allah'tan başka hiçbir mabud ve tanrının dünya ve ahirette fayda veremeyeceğini de açıklamıştı. Bunu açıkladığı zaman onlann.Allah'tan başka tanrılar edinmelerini, örümceğin yaptığı eve benzetmiştir. Bu ağ, örümceği saldırganlardan koruyacak güçte olmayan çok zayıf ve cılız bir evdir.[38]
Açıklama:
Kafirlerin, Allah'ı bırakıp ta fayda ve şefaatlerini umdukları bazı varlıkları tanrı edinmeleri ve Allah'tan başkalarını dost edinmelerine gelince, bu tanrılarla şefaatçiler ve dostlar onlara asla fayda sağlamazlar. Bu gibi şeyleri tanrı edinenlerin misali;örümceğin,kendisi için barınak olarak yaptığı ağa benzer. Oysa örümceğin yaptığı ev, evler içinde en zayıf ve en mukavemetsiz olandır.
Bu ayette örümcek ağı değil de örümcek evi örnek olarak gösteriliyor. Bunun sebebi ve hikmeti şu olsa gerek: Ev, gölgelenmek, güneşin sıcağından, soğuğun etkisinden, düşmanların saldırısından korunmak için yapılır. Bunlardan başka diğer bazı faydaları sağlamak amacıyla da yapılır, ama örümcek evi, İçinde barınmakta olan örümceğe asla yarar sağlamaz. Onu tehlikelerden de korumaz. İşte Allah'ı bırakıp ta diğer varlıkları ve putları tanrı edinen, onlara tapan kimselere gelince, bu putlar onlara asla bir fayda temin edemiyeceği gibi onlara gelecek zararı da üzerlerinden savamazlar. Şu da var ki; Örümcek ağı, ev olarak adlandırıldığı halde bu gibi faydaları temin edemez. İşte aynı şekilde putlar da tanrı olarak kabul edildikleri halde kendilerine tapanlara ne bir fayda, ne de bir zarar verebilirler. Doğrusu evlerin en zayıf ve en dİrcnçsizi örümcek evidir, eğer bilselerdi!
Ayet-i kerimede "ilahlar" kelimesi yerine "evliya" (dostlar) kelimesinin seçilmesindeki sırra gelince, bunun sebebi hikmeti şirk-i hafiyyi, yani gizli şirki geçersiz kılmak içindir. Şirk-i Harfi, gösteriş ve başkalarına duyurmak için ibadet yapmak demektir. Bunu yapan kimseye, Allah'tan başka bir dost edindi sözünü söylemek uygun olur.
Örümcek evinin misal verilmesinden sonra Cenab-ı Allah'ın şu kavli gelmektedir: "Allah, onların kendisinden başka ne gibi şeylere yalvardıklan-nı bilir. O üstündür, hikmet sahibidir!' Bu ayet-i kerimenin ifade ettiği yüksek anlama dikkat etmek gerekir. Zira akıllı kimsenin, herşeyi yerli yerince yapan, herşeyi bilen, herşeyden haberdar olan Allah'ı terk edip de asla bir değer taşımayan varlıklara ibadetle meşgul olması, kesinlikle mümkün değildir. Ruha çok etkili olduğu ve akıl üzerinde büyük bir ağırlık meydana getirdiği için bu seçme sözleri, hayvanlarla cansız varlıklara değil de sadece insanr lara misal olarak veriyoruz. Bunu ancak alimler akledip, sırrını İdrak eder ve işaretlerine, vakıf olurlar. Fahrü-Razi bu konuda şöyle der: Akıllı kimseler sezgiye ve tecrübeye dayanan bilgiyi elde edebilirler. İnce tefekküre dayanan bilgiyi ise alim kimseler elde edebilirler. Bu da Kur'an-ı Kerim'de anlatılan meseller gibidir. İşte Kur'an-ı Kerim "Onu ancak alimler aklederler", ifade-sindeki sırrı böylece idrak etmiş oluyoruz. "Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Şüphesiz bunda inananlar için (Allah'ın varlığına ve gücüne) işaret vardır!' Allah'ın, göklerle yeri hak ile yaratması, yeryüzünde kendisine kafirlerden hiçbiri iman etmese bile mü'minler için açık bir burhan ve net bir delildir. Ama salt göklerle yeri yaratması, her akıllı kimse için bir delil ve işarettir. Nitekim Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur: "Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde, elbette aklı selim sahiplen için ibret verici deliller vardır."[39] Evet bütün bunlarda akıllarını kullanan bir kavim için Allah'ın birliğine ve kudretinin sonsuzluğuna işaret eden ayetler vardır.[40]
İslam'ı Edepler
45- Ey Muhammedi Kitab'tan sana vahyolunanı oku: namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor: Allah'ın anmak ne bü-yükşeydir! Allah yaptıklarınızı bilir.[41]
Önceki Ayetlerle İlişkisi:
Resulullah (s.a.v.) efendimiz bazı olaylardan sıkıntıya düştüğünde namaza yönelirdi. Kur'an-ı Kerim'de anlatılan kıssalardan gerektiği gibi öğüt ve ibret alamayan kafirlerle müşriklerin bu halleri de O'nu üzüyor ve rahatsız ediyordu. İşte bu ayet-i kerime O'nu teselli etmek, hüznüne ilaç oimak, O'nu irşat ve te'dib amacıyla nazil oldular. Şu halde bu ayetle önceki ayetler arasındaki ilişki açıkça görülmektedir. Şüphesiz bütün buhranların ve bütün manevi hastalıkların yegane ilacı Kur'an'dır, Kur'an'ı okumak ve onunla amel etmektir.
Ey kardeşim! Sen de benimle birlikte görüyorsun ki bu ayet-i kerimenin buraya konulmasındaki hikmet şudur: Bütün müslümaniarın çekmekte oldukları elem ve zahmetler, islamiyetle ilgilidir. İs îam i yetin, verdiği dersleri anlamamaktan doğan sorunlardan kaynaklanmaktadır. Olaylar da bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Şu halde bütün bu buhranların, elem ve zahmetlerin yegane ilacı, manevi ve dahili hastalıklarımızın biricik tedavisi Kur'an'dır Kur'an okumaktır, Onu, kendisiyle amei etmek için ezberlemektir. Yoksa onu para kazanma gayesi ile ses sanatkarlığı yapmak ve başkalarının şifa bulması gayesi ile okuyup liflemek için hıfz etmek hiçbir yarar sağlamaz.[42]
Açıklama:
Ey Muhammed ve ey bütün müslümanlar! Peygamberinize vahyedilen eksiksiz ve şüphelerden arınmış kitabı okuyun. İçindeki hükümlerle amel edin. Sizin kurtuluşunuz hayrınız ve hastalıklarınızdan kurtulmanız Kur'an'dadir.
Namaza da dikkat edin. Çünkü namaz dinin direğidir. Kulun Rabbi İle kurduğu bîr bağlantıdır. Eğer hoşunuza gitmeyen bir olayla karşılaşırsanız, ya da insanlar size cefa ve eziyyet ederlerse Kur'an'a sarılın. Namaza sığının. Allah ile beraber bağlantıya girin. Allah ile bağlantı kurduğunuz zaman Rabbani ve ruhani kimseler olursunuz. Bu durumda bütün güçlükler önümüzden kalkar. Bütün engelleri aşar ve amacınıza ulaşırsınız. "Kim Allah'tan korkarsa (Allah) ona bir çıkış (yolu) yaratır."[43]
Namaz, sahibini manevi kirlerden temizleme ameliyesidir. Sahibindeki manevi kirleri .temezlemek ve yıkamak içi günde beş kez tekrarlanan bîr İştir. Sahibinin nefis ve ruhundaki dünyevi tozlan silip süpürür. Peygamber (s.a.v.) efendimiz de bu konuda anlam olarak şöyle buyurmuştur: Namaz evinizin önündeki bir pınar gibidir. Günde beş kez o pınarda yıkanırsanız. Yıkandığınız takdirde artık vücudunuzda kir ve pasak kalır mı?!
Rükünlerine ve şartlarına riayet edilerek, sünnetlerine, âdabına uyularak, kalpten gelen samimiyetle, riya, nifak olmadan Allah'tan korkup O'nun affını ümid ederek kılman hakiki namaz, işte sahibini fuhşiyattan ve dinin çirkin gördüğü işlerden alıkoyan İbn-i Abbas ve İbn-i Mes'ut (Allah her ikisinden de razı olsun) demişler ki: "Namaz insanı Allah'a karşı gelmekten, mâ-siyet işlemekten şiddetle ahkoyar. Bir kimseyi kıldığı namaz, iyilik yapmak yoluna İtmez ve kötülüklerden alıkoymazsa onun namazı, kendisini Allah-tan daha da uzaklaştırır!" Hasan ve Katada (Allah her İkisinden de razı olsun) şöyle demişler: "Bir kimseyi, kıldığı namaz fuhuş ve münkerden alıkoy-massa onun kıldığı namaz, üzerine bir vebal olur" İşte bu inci değerindeki sözleri ölçü alarak düşündüğümüzde, namaz kılan bazı kimselerin fuhuş ve çirkin işleri yapmalarının sebebini kavrayabiliriz. Bunların kıldıkları namazlar ruhsuz, huşu ve teslimiyetsiz, riya ve başkalarına İşittirmek amacıyla kılınan namazlardandır. Bu namazın, sahibini fuhuş ve münkerden alıkoyması mümkün değildir. Namaz; kıyamı, rukûu ve sücüdu ile insanı kötülükten alıkoyacak bir amel değildir. O ancak, Allah'ın zikri ve hatırlanması ile insanı kötülüklerden ve-fuhşiyyatlardan alıkoyan bir ameldir. "İyi bilin ki Ancak Allah'ı anmakla kalpler yatışır"[44] Burada şöyle buyurulmuştur: "Allah'ı anmak, elbette en büyük (ibadet)tir. Allah; görülen ve görülmeyen alemlerden haberdardır. O kalplerde gizli olan şeyleri bilir. Allah'ı, herşeyi işiten ve gören bir gözetleyici olarak her zaman hatırınızda tutun ve O'nun kontrolü altında bulunduğunuzu da bilin. Zikir ve anlamak; ancak ilimle, kalbâ yönelme İle, nefsi mâsivallahtan arındırmakla yapıldığı takdirde kişiye fayda verir. Dilden öteye gitmeyen zikir ve anmanın hiçbir yararı yoktur. Yapmakta olduğunuz işleri Allah bilmektedir. Allah bizleri hayırlı işler yapmakta başarılı kılsın. Amin.[45]
Ehl-i Kitab'ı İslâm'a Nasıl Davet Edelim?
46- Kitab ehlinden zulmedenler bİryana, onlarla en güzel şekilde mücadele edin, şöyle deyin: "Bize indirilene de, size indirilene de inandık; bizim Tanrımız da, sizin Tanrınız da birdir, biz O'na teslim olmuşuzdur."
47- Ey Muhammedi Sana Kitab'ı böylece İndirdik; işte, kendilerine Kitab verdiklerimiz ona inanırlar; bunlardan da ona inanan bulunur. Ayetlerimizi ancak İnkarcılar bilebile tanımazlar.
48- Sen daha Önce bir kitaptan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi.
49- Hayır; Kur'an, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi, zalimlerden başka kimse, bile bile inkar etmez.[46]
Bazı Kelimeler:
Bildikten ve tanıdıktan sonra inkâr eder. Tartışmayın ve münakaşa etmeyin.Boşa çıkarmaya ve iptal etmeye çalışırlar. Şüphelenir.[47]
Önceki Âyetlerle İlişkisi:
Bu ayetlerle, kitap ehli irşad edilmeye ve selim fıtrat dini olan hak dine davet edilmeye başlanmaktadır. Ehl-i kitap dediğimiz, Musa ve İsa Peygamberlerin tabileri olan yahudiler ve Hristiyanlardır. Bunlar Allah'ın varlığına, ahiret gününün geleceğine iman eder, bazı kitapları ve Peygamberleri doğrularlar. Her ne kadar bazı zaman ve bazı hallerde ört bas etmeye çalışsalar da temel inançları bundan ibarettir. Bu ayet-i kerime bizleri, müslümanların kendi dinlerini yaymaları ve ehl-İ kitabı İslama davet etmeleri konusundaki görevlerini araştırmaya çağırmaktadır. Müslümanların kendi düşmanları ve muarızları karşısında nasıl bir tavir takınmaları gerektiğini araştırmaya biz-İeri çağırmaktadır. Özetle bizler islamiyeti yaymaya ve eht-i kitabı İslama çağırmaya mecburuz. Zira islamİyyet her zaman ve mekana elverişli olan yüce bir dindir. "Bu Kur'an bana vahyolundu ki, Onunla sizi ve (Onun) ulaştığı herkesi uyarayım,"[48] "De ki: "Ey insanlar, ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi Allah'ın-elçisiyim."[49]. Bizim davetimiz bundan ibarettir: İslami kabul ederlerse Cenab-ı Allah mü' minlerle savaşmayı yasaklamıştır. Eğer bizimle savaşır ve yolumuza taş koyarlarsa onlarla savaşırız. İslama davetimiz. önce hikmet ve güzel öğütle olacaktır. Cenab-ı Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de bizleri, güzellikle İslama davet etmeye teşvik ederken kullandığı ifadeleri gördüğümüzde şaşmamamız gerekmektedir. Diğer bazı ayetlerde bizleri, İslama karşı cephe alanlarla savaşmaya özendirmektedir. Hatta bazı ayet-İ kerimeler meaien şu emri veriyorlar: Her nerede karşılaşırsanız müşrikleri öldürün.[50]
Açıklama:
Hikmet ve güzel öğüt ile İnsanları Rabbinîn yoluna davet et Ve Allah'ın dinini yay. Kendilerine hitapta bulunduğun kimselerde, davet etmekte olduğun şeyler konusunda bir şüphe ve yüz çevirme ya da inkâr ve küfür görürsen, onları en güzel bir yöntemle tartışmaya çağır ve onlarla güzellikle tartış. Bil kî; senin Rabbin, yolunu sapıtanları çok iyi tanır. Bu sapıklıklarından dolayı-onları cezalandırır. Ey davetçi! Sen görevini yaptıktan sonra artık hiçbir sorumluluğun kalmaz. Ama davetini yaparken iş zorlaşır, size karşı savaşı baş-iatır ve kaba kuvvet kullanırlarsa, siz de ister istemez kendinizi savunmak mecburiyetinde kalırsanız, size yapılan zorbalığa, misli ile karşılık verin. Ama bu eziyetlere karşı sabrederseniz elbetteki bu, sabredenler için daha hayırlıdır. Ehl-i kitapla ancak en güzel bir yöntemle mücadele edin.
Bu yöntem, şu ayet-i kerimedeki usul ve yöntemde daha güzel görünüyor: "(Sen, kötülüğü) en güzel olan şeyle sav, O zaman (bakarsın ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak dost oluvermiştir."[51]
Ehl-i kitap arasında, görüş ve inanışlarında ılımlı, şirkten, teslisten ve Allah'a çocuk İsnat etmektan uzak olan kimseler vardır. Bun'ar Allah'a, kitaplarına, Peygamberlerine ahiret gününe iman ederler. Bunlarla bizim aramızda sadece Hz. Muhammed'e imanda ittifak yoksa da İsa veya Musa'ya imanda ittifak vardır. Öyle sanıyorum ki Cenab-ı Allah bunları başarılı kılar, göğüslerini İslama açarsa, yani bunlarla çok basit bir tartışma ve de yöntem bakımından çok güzel mücadeleden başka hiçbir şeye ihtiyaç kalmaz.
Ama bunun yanında ehl-i kitaptan öyle kimseler de vardır ki, tevhid ile teslis inancını birbirine karıştırmışlardır. Kitaplarda tahrifat yapmışlardır. Allah'a çocuk İsnat etmişlerdir. Allah'a bazı şeyleri ortak koşmuşlardır. Bunlar dosdoğru yolu şaşırmışlar, hakikat yolunu göremez olmuşlardır. İşte dinimiz bunları çok güzel bir yöntemle Allah'a imana davet etmemizi emretmektedir. Zira islamiyet fikir ve inanç hürriyetine saygı gösteren, insanların bu hürriyeti zedelememelerini ve gereğince davranmalarını isteyen bir dindir.
Evet ehl-i kitap anlaşmaları bozarak, İslama karşı insanları bîr araya getirip kışkırtarak, İslamiyyeti yayma yolunu baskıyla tıkiyarak, islam davetçi-lerini, zorbalıkla yollarından geri çevirerek, İslâmiyeti reddetme hususunda delil ve hüccet göstererek karşı çıkmak yerine, şiddet ve zorbalığa başvurarak eğri yollara saparlarsa, evet yani zulümkarlık edip, makul sınırı çiğneyip geçerlerse, îslâmın bunlara karşı, aşağılanmış bir şekilde başını eğerek, zulüm ve şiddetlerine saygı göstererek pısırık bir şekilde durması, adalet ve şerefle bağdaşır mı?! Hayır binlerce daha hayır! İslâmiyet; evini yıkan ve yerini daraltan kimseye karşı sabır ve sükûnet içinde durup bekleyecek değildir! Onur ve üstünlük, Allah'a, resulüne ve mü'minlere aittir. Bunlar iki güzelden birini isterler. Ya gazilik, ya şehidük.. Müslümanlar, gerekirse kaba kuvvete karşı misillemede bulunmayı, zulmü de, savaşarak önlemeyi bilirler.
Kur'an-ı ilerim bize, güzelce tartışıp mücadele edin derken bizleri ne iyi irşâd edip terbiye ediyor. Ehl-i Kitaba şöyle seslenmemizi emrediyor: Ey kitap ehli! Bizler, üzerimize ve üzerinize indirilen ilahi hükümlere iman ettik. Peygamberlerinize ve Resullerinize inandık. Bizler Allah'ın Peygamberlerinden birini diğerinden ayırmayan bir topluluğuz. Kitaplardan bazısına inanıp ta diğerine inanmayan bir topluluk değiliz. Hepimiz bir ve tek olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'a iman ederiz. Biz O'na teslim olup emri altına gireriz. Size ne olmuş ki, inandıklarımıza İnanmıyor sunuz? Muhammed (s.a.v.)'in son Peygamber olduğuna,diğer bütün risaleden nesh ettiğine iman getirmiyor sunuz? Oysa her yeni kanun bir öncekini ortadan kaldırır, nesh eder. Sizin kitaplarınız da, Kur'an'ın ve Muhammed'in geleceği daha önceden müjdelenmiştir. .
Ey Muhammed! Senden önce Musa'ya ve İsa'ya kitap indirdiğimiz gibi sana da Kur'an'ı indirdik.
Şu halde ey muhatablar! Kitabın bazısına inanıp da bazısını inkâr etmeniz adalet sayılmaz. Musa, İsa, Davut gibi kendilerine kitap verilenler, Hz.' Muhammed'in Peygamberliğine, kendisine kitap indirileceğine inanıyorlardı.Bunu bir müjde olarak almışlardı. Sizin de Muhammed'İ ve getireceği kitabı tasdik etmenizi emretmişlerdi.
Hz. Muhammed'e muasır olan bazı ehl-İ kitap, O'nun Peygamberliğine iman getirip doğru söylediğin tasdik ettiler. Böylece kalıcı olan ahiret yurdunu fâni olan dünyaya tercih ettiler. Dünyanın süs ve ziynetleri onları aldatmadı. Örneğin Abdullah ibn-i Selam ile Temin el-Ensarî ve diğer basiret sahibi ehl-i kitap bu gerçeği gözleriyle gördüler, kalpleriyle tasdik ettiler, iman getirdiler.
Elçimizin doğruluğuna delalet eden ve apaçık görülen ayetlerimizi ancak kafirler inkâr ederler. Sizin, küfürden uzak olmanız gerekir. Çünkü sizler, bu arabî Peygamber ile, daha önceleri kafirlere karşı yardım isteyen tev-hİd ehli kimselersiniz.
Muhammed'in gerçek Peygamber olduğunu gösteren bir başka delil daha: Ey kitap ehli veya diğer peygamberlere tabi olan kimseler! Bu arabî Peygamberin vasfı daha önce sizin kitaplarınızda yazılı idi. Onun ümmi olduğu, okur yazar olmadığı size bildirilmişti. Hiçbir üstad'm önünde diz çöküp ders almadığı da size haber verilmişti. Bununla beraber O, üslûbu, ilmi, kıssaları, rükünleri teşrii bakımından muciz olan Kur'an'ı sizlere getirdi. Bu, O'nun Peygamberliğinin gerçek olduğunu isbatlamaz mı?! Kaldı ki O, okuyan ve bilen biri olsa dahi, ayetleri sağlamlaştırman bu Kur'an'ı eksiksiz ve hiçbir bakımdan batılı içirmeyen bu kitabı getirdiğinegöre;O'nun doğruluğundan, dürüstlüğünden hiç kimsenin şüphe etmemesi gerekir. Ancak hakkı boşa çıkarmaya ve-iptal etmeye çalışan kimseler O'nun Peygamberliğininin gerçekliğinden şüpheye kapılırlar. Yeryüzünün bütün alimleri bir araya gelip birİbirlerine yardımcı ve destek olsalar dahi, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koyamazlar. Bu Kur'an'ın, Allah katından Peygamber (s.a.v.)'e indirildiğine bir insan nasıl şüpheyle bakalilir?! Bu kitap ebediyete kadar Peygamberin dürüstlüğüne delalet ve tanıklık eden bir mucizedir. Bu kitabın Allah katından gönderildiği hususunda ancak batıl görüşe sahip olan kimseler şüphe ederler. Bu Kur'an, göğüslerinde ilim ve marifet bulunan kimselerin kalplerinde açık ayetler olarak yerleşen ilahi bir kitaptır. Bu nedenle hadis-i şerifte varid olmuştur ki: "Bu ümmetin indileri göğüslerindcdir." Bütün bunlardan sonra ey Muf hammed! Senin Rabbinin ayetlerini, ancak Hak'ki tanıdıktan sonra ondan uzaklaşan zalim kimseler inkâr ederler. Onlar kendi içlerindeki kin ve hasletlerinden dolayı bu ayetleri inkâr ederler.
Size gelince ey kitap ehli! Bu ayetleri ve bu Muhammedi risaleti inkar ettiğiniz takdirde diğer, bütün Peygamberleri ve kitapları da inkar etmeniz gerekir. O zaman da müşriklerle zalim kimselerin grubuna katılmış olursunuz. Bundan sonra bizim ayetlerimizi ancak zalim kimseler inkâr ederler.[52]
Bazı Şüphelerin Anlatılması Ve Bunların Reddedilîşi
50- "Ona Rabbİnden mucizeler indirilmesi gerekmez miydi?" derler. De ki: "Mucizeler ancak Rabbimİn kalındadır. Doğrusu ben, apaçık bir uyarıcıyım!'
51- Kendilerine okunan bir kitab'i sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan topluluklar için rahmet ve ibret vardır.
52- De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahid olarak yeter. O, göklerde ve yerde olanı,batıla inananları ve Allah'ı inkar edenleri bilir." işte kaybedenler bunlardır.
53- Senden azabı acele bekliyorlar. Eğer süre belirtilmiş olmasaydı azab onlara hemen gelirdi. Ama yine de onlar farkına varmadan başlarına ansızın gelecektir.
54-55- Senden azabı acele bekliyorlar, doğrusu azab tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacak-tır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.[53]
Bazı Kelimeler:
Belirlenen bir süre. Şahid ve doğrulayan. Onları kaplar ve onlara isabet eder. Ansızın.[54]
Açıklama:
Muhammed'e; doruluğuna delalet eden, Allah katından gönderilmiş bir e!çi olduğunu isbatlayan apaçık bir mucize ve ayetler indirimdi değil miydi? dediler. Böyle derken de sanki onlar Kur'an'ın, Muhammed'in doğru söylediğine ve gerçek Peygamber olduğuna tanıklık eden en büyük bir şahit ve mucize oluşunu yeterli görmediler. Bu sözü söyleyenler Mekke müşrikleri midir, yoksa ehl-i kitap mıdır? Bazı alimler, bu sözleri söyleyenlerin Mekkeli Müşrikler olduklarını-ifade ederken, diğer bazı alimlerse, bu sözleri söyleyenlerin ehl-i kitap olduğunu belirtmişlerdir. Çünkü ayetlerdeki sözler onlara hitap etmekte ve şüphelerini reddetmektedir. Cenab-ı Allah, Hz. Muhammed'in gerçek Peygamber oluşu isbatlayacak ayetler ve mucizeler isteyen kimselerin isteklerini reddediyor. Peygamber (s.a.v.) efendimize de, onlara şöyle demesi-. ni emrediyor; sizin istemekte olduğunuz ayetle'r ve mucizeler ancak Allah katından gelebilir. Benim size kendiliğimden gösterecek bir şeyim yoktur. Benim görevim sadece uyarmaktır. Dileyen iman eder, dileyen kafir olur.
Onlar, Hz. Peygamberden, denizin yarılarak yol açması, ya da asa'nın yılana dönüşmesi gibi,Musa'ya indirilen dokuz mucizeyi istememişlerdi. Hz. İsa'ya indirilen; ölüleri diriltme, hastalan şifaya kavuşturma gibi mucizeleri İstemişlerdi. Cenab-ı Allah onların nazarlarını, ebedî ve kalıcı bir mucize olan Kur'an'a çevirerek diğer mucize isteklerini reddetmiştir. Ve şöyle buyurmuştur: Ey Muhammedi Sana indirilip te onlara okunmakta olan kitap kendileri için yeterli bir mucize değil midir? Senin Rabbin, Onun mislini veya bir sûresini kendi aralarında yardımlaşarak ta, dostlarından destek görerek te olsa, ortaya koymalarım istemiş ve bu hususta onlara kuvvetle meydan okumuştur. Onlar arap kavmidirler. Yenilgi, onların çok zorlarına gider. Kur'anın benzeri, kendilerinden istenildiği halde ortaya koyamamaları, hazmedebilecekleri bir mağlubiyyet değildir. Bu onlar için yeterli bir mucize değil .midir?! Rabbin,. Musa ve İsa'ya verilen mucizelerin aynısını Onlara izhar etseydi yine şöyle derlerdi: Bizim gözlerimiz bağlandı. Biz büyülendik!
Aslında onlar edebiyat ve belagat sanatında zirveye ulaşmış bir arap kavmi olduklarından dolayı, icazdaki hakikati anlama hususunda diğer insanlardan çok daha muktedirlerdir. Nitekim Firavun'un büyücüleri de, Musa'nın âsasın-daki icazın hakikatini anlama hususunda diğer İnsanlardan daha çok idrakli ve kudretli olmuşlardı. Hayır ey arap kavmi hayır! Doğrusu bu kitapta rahmet vardır. Bundan daha çok rahmet olacak ne vardır? ' 'Biz Kur'an'dan, Müminlere rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. Zalimlere ziyan arttırmaktan başka bir katkıda bulunmaz."[55] Bu Kur'an bir hatırlatmadır. Hem de ne hatırlatma! Bakidir, maddi ayetlerle, mucizeler ise fanidirler. Bundan başka, Hz. Muhammed'in risaletinin gerçekliğine delalet edecek ve ebediyete kadar devam edecek bir delil varmıdır? Salih'in devesi, Musa'nın âsa'sı, İsa'nın, alaca kimseleri şifaya kavuşturmasının aksine bu Kur'an, çağlar ve zamanlar boyunca varlığını devam ettirip ebediyete kadar gidecektir.
Evet sizlere okunmakta olan bu kitap, insanları hayrette bırakacak ayetleri tükenmeyen bir kitaptır. Orjinalliği eskimeyecektir. Dahası var. Zaman ilerledikçe ilimler gelişmeler kaydettikçe Kur'an'daki hakikatlerin sırrı açığa çıkacaktır. "Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki O (Kur'a)nm gerçek olduğu, onlara İyice belli olsun. Rabbinin herşeye şahîd olması (herşeyi görmesi sana) yetmez mi?"[56]. Kur'an, ancak iman eden bîr kavim için hatırlatma, öğüt ve İbrettir. Ey Muhammed! Onlara de ki: Benimle sizin aramızda adilce hüküm vermek hususunda Allah kafi, be-nİm doğruluğuma tanıklık edecek bir şahit olarak bana Allah yeter. O herşeyi bilendir. Halkından haberdar olandır. Gökler de ve yerde olan şeyleri bilendir. Ben de O'nun elçisi olduğumu iddia ediyorum. Şayet bu sözümde yalancı isem benim can damarımı keser. Beni ve evimi yere batırır. Mahvolan-Iardan olurum. Yalan söylemem mümkün müdür? Halbuki O, uyumayan bir gözle beni gözetmeyip muhafaza ediyor. Kastedilemeyen bir elle, eliyle beni himaye edip muhafaza ediyor. Batıla İnanan ve asılsız şeyleri tasdik eden, Allah'ı inkar edenlere gelince, bunların hepsi ziyana uğrayanlardır. Öncekiler, hakka tabii olmayan ehl-i kitaptır. Sondakilerse sapıklığa düşen müşriklerdir. Kendisi ile onlara öğüt verdiğim ve akibetinden korktuğum azabın üzerlerine çabuk gelmesini senden istiyorlar. Kendilerinden Önceki milletlerin başlarından geçen olayları onlara anlattın ki ibret alsınlar. Ama İbret almadılar. Eğer o azap için kendi katımızda belirlenmiş bir zaman olmasaydı —halbuki Allah katında herşeyin belli bir zamanı vardır. Her şey Rabbinin katında bir ölçü iledir— O azap, kendileri farkında olmadan ansızın üzerlerine iniverirdi. Halbuki O azap; Bedirde. Medinenin yüksek tepelerinde, diyarlarından sürgün ettikleri, mallarını ellerinden aldıkları, Ebu Talip mahallesinde üç sene muhasara altında tuttukları bir kavim (Muhacirler) tarafından kendilerine en acı bir şekilde tattırıldı. Bu azabı senden çabuk istediklerinden dolayı onlara şaşıyorum. Halbuki cehennem O kafirleri kuşatacaktır. O günde, azap her taraftan onları kaplayacak, üzerlerine gökten yağdırılacak. Ayaklarının altından kendilerini yakalayacaktır. Halbuki onlar üstten ve alttan kendilerini yakalayıp yakacak bir ateş görmüş değildirler. Ama bu ateşin yakıtı taşlar ve İnsanlardır. Sonra kendilerine kınama ve azarlama kabilinden şöyle denilecektir: Yaptığınız kötü işlerin'cezasını tadın![57]
Müslümanlara İlâhî Direktifler
56- Ey inanmış kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde güven içinde olacağınız yere gidip yalnız Bana kulluk ediniz.
57- Her can ölümü tadacaktır. Sonunda Bize döneceksiniz.
58-59- İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!
60- Nice canlılar vardır ki, nzıklannı kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir.
61- And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz "Allah'tır" derler. Öyleyse niçin (aldatılıp) döndürülüyorlar?
62- Allah, kullarından dilediğine rızkı bol ve ölçüye göre verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.
63- And olsun ki onlara: "Gökten su İnirip onunla ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz, "Allah'tır" derler, Deki: "Övülmek Allah içindir", fakat çoğu bunu akletmezler.
64- Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler![58]
Bazı Kelimeler:
"Guref", "gurfe'fıin" çoğulu olup hücre ve oda manasına gelir. Dâimi hayat.Yeryüzünde yürüyen canlılar. Boyun eğdirdi. Nice.Ona rızkı ölçülü ve kısıtlı verir,Döndürülüyorlar. Lehv kelimesi,lüzumsuz işlerde uğraşmak manasma gelir.[59]
Açıklama:
Cenab-ı Allah müşrikle ehl-i kitaptan söz ettikten sonra müslümanlara öğüt vermeye boşladı. Müslümanların nasihate şiddetle muhtaç oldukları, kafirlerin Mekke'de kendilerine şiddetle eziyette bulunmalarından dolayı açık açık Allah'a yalvarıp yakardıkları bir dönemde Cenab-ı Allah onlara öğüt vermeye başladı. Bu ilahi direktifler; canını, malını ve yurdunu Allah'ın kelimesini yüceltmek uğruna feda eden kamil mü'mini yaratmayı hedef almaktadırlar.
Ey Allah'a ve Resulüne iman eden kullarım! Doğrusu benim arzım (toprak) geniştir. Orada dilediğiniz yere göçün. Allah'ın ve sizlerin düşmanı olan-müşrİklerin eza ve cefalarından dininizi muhafaza ederek kaçın. Ey kullarım! Eğer herhangi belde size dar gelirse ve size sıkıntı verirse bana yönelin, bana hicret edin. Çünkü benim arzım geniştir.
Bu direktifler, müslümanların Resulullah (s.a.v.) ile birlikte hicret etme İsteklerine verilen olumlu bir cevaptır. Mekke'nin fethinden önce hicret vacipti. Ama Mekke'nin fethinden sonra hicret yoktur. Muhacir, Allah'ın yasakladığı işleri terk eden kimsedir. Afrika müslümanlarmm, Fransızların zulmünden kaçmak için Hicaz ülkelerine göç etmeleri gibi, zamanımızda hicret yoktur. Hayır, hicrete müsaade yoktur. Ey kavim! Kendi beldelerinizde sebat edin. Mü'min kardeşlerinizle birlik ve dayanışma içinde olun. Kendi nefsinize yol açın. Dininize tutnunun ki düşmanlarınıza karşı muzaffer olasınız. Aksi takdirde hicret edip o zalimlerin zulmünden kaçarsanız, ülkelerinizi İslam düşmanlarının hakimiyetine terk etmiş olursunuz.
Bu ayetler Mekke'nin fethinden önce hicret müsaadesi için nazil olmuşlardır. Yoksa her zaman ve her yerde hicret, edilebilir diye bir hüküm yoktur.
İşte inananları cihada teşvik eden ve Allah yolunda hicrete davet eden-ayetleri Cenab-ı Allah sizlere dikte ediyor: Her ne olursa olsun, her can mutlaka ölümü tadacaktır. Ölüm kaçınılmaz olduğuna göre, ölüm korkusunun, sizleri islam düşmanlarına boyun eğdiren ve meskenet içinde bırakan bîr sebep olması, sizler için ayıp değil midir? Mutlaka'öleceğinize göre, dünya sevgisi dolayısıyla kafirlerin arasında ve yurtlarında beklemek sizler için ayıp değil midir? Halbuki bütün işler Allah'a dönecektir. Öyleyse Allah'ın huzuruna çıkmak gayesiyle hazırlanmanız akıl kârı değil midir? Hesap günü için şimdiden azık hazarlamanız akim gereği değil midir.
İman edip iyi İşler yapan mü'minleri cennette yüksek mekanlara, altlarından ırmaklar akan odalara yerleştirecek ve konuk olarak onları ağırlayacağız. Orada temelli kalacaklardır. İyi kimselerin mükafatı işte böyle olur. Allah yolunda çaba sarfeden kimselerin mükafatı ne güzeldir. Din ve dine davet karşısında müşriklerin yaptıkları eziyetlere sabretmek hayırlı olduğuna göre,onlar da bu eziyetlere karşı sabır ve tahammülle dayanmaktadırlar. Rab-lerine tevekkül etmektedirler. Sefer de etseler, Allah yolunda hicret te etseler, faydalı bir işte yapsalar, yine Rablerine dayanıp O'na güvenirler. Bütün İşler Allah'ın elinde olduğuna ve O'da güçlü kuvvetli, rtzık verici olduğuna göre şunu iyi bilmelisin ki; Cenab-ı Allah; gücü olmayan kimselere rızık verir ki; güçlü ve kudretli kudretli kimseler bu hal karşısında şaşkına dönsünler. Sabahleyin aç olarak hayata başlayıp, akşamleyin karınları şişkin ve tok olarak yuvalarına dönen kuşları rızıklandıran Allah'tır. Yeryüzünde kendi rızkını ve yiyeceğini taşımayan nice canlılar vardır ki onları da rızıklandıran Allah'tır, ama onları bilmediği bir taraftan nziklandınr. Ve sizi de eyMuhacirler! Cenab-ı Allah nzıklandıracaktır. Her ne kadar beraberinizde azık ve nafakanız olma-sadaO,nzkını size ulaştıracaktır. O, söylenen her sözü işiten, İşlenen bütün fiilleri bilendir.
Bu ifadelerle Allah'a tevekkül ilkesi mü'minlerin kalplerine yerleştirilmektedir. Zaten böyle de olmuştu. Müslümanlar bu ilkeye dayanarak Mekke'den Medine'ye hicret etmişler, sonra da Cenab-ı Allah onlara.dünyanın ve dünyalığın kapılarını açmıştı. Tuhaftır ki onlara; gökleri yeri ve bu ikisi içinde yaratıcısından başkasının bilmediği varlıkları yaratanın, sırrını ve nizamını idrak etmekte akılların şaşkına döneceği bir şekilde güneş ile ayı,insanların emrine boyun eğdirenin —Ay ile güneşin bu halleri ile insanların emrine boyun eğdirilmesinden dolayı gece ile gündüz, mevsimler meydana gelmektedir ki , bütün bunlar da güneş ile ayı yaratanın ilminin tamamhğına ve nizamının güzelliğine, kudretinin eksiksizliğîne en güzel bir şekilde işaret etmektedir. —Kim olduğunu sorarsa mutlaka sana, "Allah'tır" diyecekler. Şu halde ey inançsızlar! Ne diye tevhid akidesini bırakıp ta Allah'a ortak koşma sapıklığına yöneliyorsunuz?! Şu halde nasıl olur da şu kainatın yaratıcısının, bu mevcudatı yönetip düzene sokanın Allah olduğuna İtiraf ediyorsunuz, sonra da hiçbir şeyi işitmeyen ve hiçbir şeyi görmeyen, zerre kadar fayda ve zarar veremeyen tanrıları Rab'lik hususunda Allah'a ortak koşuyorsunuz?!
İster kendi memleketlerinde, aile ve aşiretlerinin ortasında yaşasınlar, ister uzak beldelere ve diyarlara göç etsinler, rızkı dilediği kuluna bol ve geniş miktarlarda veren, dilediğiae de Ölçülü ve kısıtlı bir şekilde veren, noksanlıklardan münezzeh yüce Allah'tır. Doğrusu Allah herşeyİ bilendir. Ey Muhammedi Onlara gökten suyu İndirip te onunla ölü toprakları dirilten ve susuz hayvanlara can verenin kim olduğunu sorarsan sana, "Allah'tır'- diyecekler. Şaşıyorum onlara. Böyle dedikleri halde nasıl olur da başka tanrıları O'na ortak koşarlar?! Onlara de ki: Allah'a hamd olsun ki, hüccetlerin ve delillerin karşısında sus pus oldunuz. Bu gerçekleri ikrar ettiniz. Yağmurları yağdırarak onunla ölü topraklan.dirilten Allah'a hamd olsun. Her halükarda Allarî'a hamd olsun. Ama onların çoğu bu sırları idrak edemez ve bu konuda akıllarını çalıştıramazlar. İnsanların üzerine üşüşmekte olduğu bu dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka-bir şey değildir. Değersizliği, çabucak elden çıkıp gideceği, süratle zevale doğru gitmesi dolayısıyla bu dünya hayatı hayırsızdır, devamsızdır, oyun ve eğlence gibidir. Oysa ki ahiret hayatı ebedi ve daimi olan, zevali olmayıp, eksiksiz olan, inkırazı olmayan bir hayattır. Eğer gerçekleri bilselerdi, fâniyi bakiye tercih etmezlerdi. Ve hangi hayatın geçici, hangisinin de devamlı oludğunu bilirlerdi. Bu ifadelerde mü'mİnler dünyadan nefret ettirilmekte ve salih amel işlemeye teşvik edilmektedirler. Bu ayet-i kerimeler Allah'a ubudiyyet vasfını kazanmaya layık olan örnek mümini, eksiksiz mü'mini ortaya çıkarmayı hedef almaktadır.[60]
Sıkıntı Ve Genişlik Hallerinde Kafirlerin Durumu
65-66- Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah 'a has kılarak O 'na yalvarırlar; zina Allah onları karaya çıkararak, kurtarınca kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.
67- Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken' bizim Mekke'yi güvencinde ve kutsal bir yer kıldığımızı görmediler mi? Batıla inanıp Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar? ,
68- Allah'a karşı yalan uydurandan veya hak kendisine gelmişken onu yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde inkarcılar için bir durak yok mudur?
69- Ama Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz. Allah şüphesiz, iyi davrananlarla beraberdir.[61]
Bazı Kelimeler:
Dini, sadece Allah'a mahsus kılarak, samimi olarak. Gemi. Yerleşilecek mahal.Güvenli ve dokunulmaz bir harem.
Zulm etmek; birşeyi yerine koymamak ve işi yerli yerince yapma'mak manasına gelir.Süratle kapılıp götürür.[62]
Açıklama:
Oyun ve eğlence olan bu dünya hayatı, bu kimselerin kafirliklerinin ve müşrikliklerinin yegane sebebidir. Şöyle ki; onların herhangi bir sebepten dolayı dünyadan umutlan kesildiğinde, mesela gemiye binip te deniz dalgalandığı ve fırtınalar estiği, kesinlikle boğulacaklarına kanaat getirdikleri bir esnada tevhide şehadet eden bir fıtrata dönerek, halis bir.niyyetle ve dürüstçe Allah'a yalvarıp dua ederler. Zahiren mü'min kimseler gibi Allah'a yalvarırlar. Hakikatte- kalpleri şirk ile dolup taşmaktadır. Şu sebepten ki; Cenab-ı Allah onları kurtarıp salimen karaya ulaştırdığında yine eski hallerine dönüp dünya sevgisine kapılır ve Allah'a,başka varlıkları ortak koşarlar. "Onları salimen karaya çıkınca hemen (Allah'a) ortak koşarlar." Sonunda onlar Allah'ı inkar eder ve onlara verdiği nimetlerin şükrünü yapmayıp nankörlük ederler. Onlara bahşettiği lutfunu tanımazdan gelirler. Nankörlük ederler ki içinde yoksulluk, hastalık ve ölümle tehdit olundukları dünyada, geçici olarak bir geçimliğe sahip olsunlar. Ahirette ise onlar bu yaptıklarının akıbetinin vahim olduğunu görecekler ve bileceklerdir. Çünkü bu yaptıklarının karşılığını tam ve eksiksiz olarak göreceklerdir. Ve bundan dolayı cezalandırılacaklardır. Bunların bu yaptıklarına ve bu davranışları sergilemelerine şaşıyorum. Sıkıntılı ve korkulu ve ızdırıpla bir halde oldukları zaman Allah'a ihlasla yalvarıp yakarırlar. Böyle durumlarda putları bırakıp Allah'a yönelirler. Ama nefisleri güvene kavuşup tehlike ortadan kalkınca yine Allah'ı inkâr eder, putları mabud olarak kabul eder ve onlara taparlar. Onların bu halleri çok tuhaf, ve çelişkilidir. Çünkü sıkıntı anında Allah'ı imdada çağırmaları; nimeti verenin, eziyetleri kendilerinden uzaklaştıranın sadece Allah olduğuna inandıklarını göstermektedir. Onlara ne oluyor ki, genişliğe kavuştuklarında, yurtlarına ulaştıklarında Rahmanı inkâr eder, Putlara taparlar?! Onlar köreldiler mi ve noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah'ın kendi mekânları ve beldeleri olan Mekke'yi güvenli ve dokunulmaz bir bölge yaptığını unuttular mı? Halbuki korkulu kimseler harem dahilinde güvenlik içersinde dolaşır. ızdıraplı kimseler sükunete kavuşurlar. Ama haremin çevresindeki diğer beldelerde insanların mallan kapılıp götürülüyor, çalınıyor insanlar, öldürülüyor, yağmalanıyorlardı. Köreldiler mi? Sıkıntılı hallerde dahi kendilerine lütufta bulunan ve korkulu durumlardan kurtaranın sadece Allah olduğunu bitmediler mi? Onlara nimetler bahşeden, güvenli harem içersinde onları barındıranın Allah olduğunu unuttular mı? Onların hallerine şaşıyorum. Onlar batıla, hayırsız şeye, hatta zararİı şeye mi inanıyorlar? Allah'ın nimetini ve lütfunu inkâr ediyorlar?!
Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah insanları cennete ulaştıracak olan dosdoğru yolu, bunun yanısıra cehenneme ulaştıracak olan eğri yolu açıkladıktan, insanları bu eğriyola tabii olmaktan sakındırdıktan, hak ve aydınlık yoluna girmeye teşvik ettikten sonra, Peygamberi Muhammed (s.a.v.)'e, insanlara şöyle demesini emretti: Allah'a karşı yalan söyleyip iftirada bulunandan daha zalim .hiçbir kimse yoktur! İşte ben, Allah'ın elçisi olduğumu ve Üzerime indirilenin de Allah'ın kitabı olduğunu iddia ediyorum. Sİzin bir kısmınız beni yalanlıyor. Mutlaka iki şeyden bîri olacaktır. İki şeyin üçüncüsü yoktur. Ya ben bu iddiamda yalan söylüyor ve Allah'a iftirada bulunuyorum, yahut da sizler Allah katından geldikten sora hakkı yalanlayıp inkar ediyorsunuz!. Ama ben, Allah'a karşı yalan isnad eden kimsenin hesaba çekilip cezalandırılacağını itiraf ediyorum. Şu halde benim, Allah'a karşı yalan isnadında bulunmamı akıl kabul etmez. Çünkü bana indirilen Kur'an-ı Kerim'de şöyle bir ifade var: "Kafirlerin duracakları yer, Cehennem değil midir!" Yalancı Peygamberlik iddiasında bulunan kimse de şüphesiz kafirlerdendir. Size gelince beni yalanladınız. Allah'ı ve ahiret gününü inkâr ettiniz. Cehennem, sizler gibi kafirlerin kalacakları yerdir.
Ve siz ey mü'mİnler, sizin için hiçbir korku yoktur. Sizler artık hüzünle-necek değilsiniz. Şüphesiz Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla veya güç yetirebilecekieri herşeyieriyle cihad eden kimseleri Allah doğru yola iletecek ve iyi işler yapmakta onları muvaffak kılacaktır. Allah onları koruyup gözetecektir. Rabİeri onlarla beraberdir. Şu kutsal beraberlik ve yüce Hazretin yakınında bulunmak Allah'ın bir lütfudur. Allah, lütfunu dilediği kuluna verir. Ey Muhammed! Senin Rabbin lutfu büyük ve bol olandır.[63]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/489.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/489-490.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/490.
[4] Âl-i İmrân: 3-7.
Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/490-492.
[5] Âl-i İmrân: 154.
[6] Âl-i İmrân: 141.
[7] Câsiye: 15.
[8] İsrâ: 7.
[9] Tevbe: 102.
[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/492-494.
[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/494-495.
[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/495.
[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/495-496.
[14] Neml: 19.
[15] Ankebût: 27.
[16] Nisa: 145.
[17] Nahl: 25.
[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/496-498.
[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/498.
[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/498
[21] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/499.
[22] Nûh: 21-22.
[23] Hûd: 36.
[24] Nûh: 26.
[25] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4//499.
[26] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/499-502.
[27] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/502.
[28] Enbiyâ: 69-70.
[29] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/502-505.
[30] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/506-507.
[31] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/507.
[32] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/507-509.
[33] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/509-510.
[34] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/510.
[35] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/510-511.
[36] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/511-512.
[37] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/512.
[38] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/512.
[39] Âl-i İmrân: 190.
[40] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/512-513.
[41] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/514.
[42] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/514.
[43] Talâk: 2.
[44] Raad: 28.
[45] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/514-515.
[46] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/516.
[47] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/516-517.
[48] En'âm: 19.
[49] A’raf: 158.
[50] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/517.
[51] Fussilet: 34.
[52] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/517-520.
[53] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/520-521.
[54] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/521.
[55] İsrâ: 82.
[56] Fussilet: 53.
[57] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/521-523.
[58] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/523-524.
[59] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/524.
[60] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/525-527.
[61] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/527-528.
[62] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/528.
[63] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 4/528-529.
İslami Okul Okulların En Önemlisi