Ahzab Suresi - Kuran - 033Ahzab - 11. Sayfa
AHZAB SURESİ
Medine 'de, hicretin beşinci yılında nazil olmuştur, 73 ayettir.
Allah'a hamdolsun ki, Allah'ın kitabını anlamaya, anladığımızla yaşamaya, yaşadığımızla Rabbimize hayırlı bir kul olmaya gayret ediyoruz.
Eşimize, dostumuza, çocuğumuza, çevremize faydalı olabilmek için zaman ayırırken, Allah'ın kitabını anlamak için de zaman ayırıyoruz. Allah'ın kitabını anlamak için ayırdığımız bu zaman, aynı zamanda bizim kendimize, ailemize, çevremize, topyekün insanlığa faydalı olacak bir zamandır. Bu yalnız roman okumak için ayrılan bir zaman değildir.
Şimdi okuyacağımız ayet-i kerimeler bilgi edinme kabilinden olmayacaktır.
Bizim "Hendek Harbi" diye bildiğimiz "Ahzab harbi" ile ilgili bilgiler verdiğinden dolayı, Allah'ın bu sure-i celilesine sevgili Peygamberimiz ve Ashab-ı; "Ahzab sûresi" ismini vermişlerdir.
Tabiiki bu sure, yalnızca Hendek Harbinden bahsetmem ektedir. Bu harbin dışında, toplumsal olaylarla ilgili hükümler vardır. Ve bu sure-i celile'de günümüzün tartışma konusu olan "tesettürle" ilgili hükümler de vardır.
Ahzab; "Hizb" kelimesinin çoğuludur. Hizb de, bu günkü dilde "parti" olarak terceme edilebilir. Ama geçmişte sevgili peygamberimize bu ayetler nazil olduğunda Hz. Ebubekir de, Ebu Cehil de bu "hizb" kelimesinin ne manaya geldiğini biliyorlardı.
Hizb: bir düşünce etrafında, tavırlarını ortaya koymak üzere bir araya gelmiş, herhangi bir grubun adıdır.
Kur'an-ı Kerim'de Allah (c.c.) insanları iki gruba ayırıyor.
1- Hizbullah; Allah'ın tarafında olanlar, yani İslam'a iman etmiş, Rasülüne gönül vermiş, Onun gibi olmaya çalışan, O'nun yolunda yürüyen insanlara deniliyor. Bunların karşısında olan insanlara da;
2- Hizbüş'şeytan; Kur'an'm ifadesiyle şeytan'ın tarafında olanlar, şeytanın yanında olanlar, şeytana yandaş olanlar demektir.
Ahzab: hizbin çoğulu, yani çeşitli düşünceye sahib veya aynı düşünceyi paylaşan çeşitli devletler ve kabilelerin bir araya gelmesi demektir.
Bedir'de mağlub olan müşrikler, Uhud'da bir ara galib, bir ara mağlub durumdaki müşrikler, en sonunda galib duruma geldiler. Bundan cesaret alarak, tekrar Mekke ve çevresindeki bütün müşrikleri, Hıristiyanlar! ve Yahudileri de kendi yanına alarak, Medine'ye saldırıp, beşikteki çocukları dahi öldürmek suretiyle İslam'ın sesini ve nefesini keseceklerini zannederler. Böyle bir amaç için toplucu Medine üzerine saldırırlar.
İşte bu konuyu Allah (c.c), sevgili Peygamberimize, O'nun şahsında da bize anlatır. Peki 1400 sene önce yaşanmış bir hayatı, bir tarihi olayı bizim okumamızın ne faydası var? Bizanslılar ile İranlılar arasında geçen bir harbi okumanımn bir faydası var mı? Tarihçiler bunları okutuyorlar. Onlardan ibret alınması için. Okullarımızda tarih kitaplan niçin okutulur? Siyasiler, Sosyal Bilimciler, coğrafyacılar, kısaca her dalda kafa yoranlar, tarihten dersini alır.
Bu sebeble geçmişte yapılanların bu günün insanlarına anlatılması, geçmişteki insan aklının gücünden yararlanmak içindir.
Kur'an-ı Kerim'in bildirdikleri ise, kesin doğrulardır. O'nun dışındaki tarih kitaplarının yazdıkları ise tarihi yazan insanın kanaatiyle, düşüncesiyle, hissiyle, heyecanıyla bağımlıdır, sınırlıdır.
Kur'an'ın bildirdikleri ise, Allah (c.c.) tarafından bildirildiği için kesin doğrulardır. Bu kesin doğrular, kıyamete kadar da doğruluğunu ve topluma her çağda faydalı olacağını gösterecek durumdadır.
İnsanların koyduğu ilkeler ise, onu koyan insanların aklının gücü kadar insanlar üzerinde etki yapar. İnsanların gelecek hakkındaki görüşlerinin gücü oranında devamlılık kazanır.
Halbuki çağları yaratan ve her çağdaki insanları da yaratan Allah(c.c) bize, sevgili peygamberimizin hayatının bazı bölümlerini veriyor. Çünkü O'nun karşılaştığı olaylarla bizim de karşılaşacağımızı biliyor. O'nun yaptığı gibi yapmamız gerektiğini ifade etmek üzere de Kur'an-ı Kerim'den ayetlerini indirmiştir.[1]
1- Ey Peygamber! Allah'tan sakın!, kafirlere ve münafıklara itaat etine. Şüphesiz Allah bilendir, hükmedendir.
"Allah'tan sakın" derken, her hangi bir konu belirtmemiş. Öyleyse bu, "Allah'ın (c.c.) yasakladığı her şeyden sakın" anlamına gelir. Allah'ın emrettiklerini yapmamaktan sakın anlamına gelir. Yapma dediklerine de riayet et, onları yapma diye Allah (c.c.) uyarıyor.
Kafirlerle yapmış olduğun sözleşmelere riayet et. Kafir de olsa, münafıkta olsa, Yahudi de olsa, Hıristiyanda olsa, eğer bir sözleşme yapmışsan, sözleşmeye imzanı atmışsan, ona muhalefet etmekten sakın.
Burada akla şu soru gelebilir. O sözleşmeyi yaparken dine uymayan birşey yapmışsa? Öyle birşey olmaz. Çünkü mü'min dine muhalif, Allah'a karşı gelen hiçbir yere söz vermez, imza da atmaz.
Ama Medine'nin etrafında yaşayan, Beni Kurayza, Beni Nadr, Beni Kaynuka yahudileri ile yapılan bir sözleşme vardır. Bu sözleşmeye sadık kalınması istenmektedir. Peygamber efendimizin daha sonrada sözleşmeleri olmuştur. Sözleşmeyi bozan taraf olmaması istenmektedir.
Allah (c.c.) Maide suresi birinci ayetinde; "akidlere riyate ediniz" diyor. Bu ticaret akdi de olsa, nikah akdi de olsa, devletlerin birbiriyle yapmış olduğu sözleşme de olsa, bunlara riayet edilmesi gerekir. Ama haram üzerine akid olmaz. Yani arkadaşına; "söz veriyorum akşama geleceğim, meyhanede içeceğiz " diye yapılan bu sözleşme haram üzerine yapıldığından sözleşme sayılmaz. Ama oraya kadar gider de arkadaşını da oradan vazgeçilirse, bu sebeble sözüne sadık kalabilir. Veya ikimiz beraber olalım, filan adamı öldürelim diye de sözleşme yapılmaz. Haram üzerine sözleşme yapılmaz. Meşru bir zeminde yapılan sözleşmelere dikkat et, o konuda cayan taraf olmaktan sakın ve Kafirlere ve Münafıklara itaat etme diyor. Allah (c.c.) Mü'min karşısında Hizbu'ş-şeytan olanları da ikiye ayırıyor Allah (c.c); Birisi kafirler, diğeri münafıklar. Kur'an-ı Kerim'in "Kafir" diye isimlendirdiklerinin içerisine putperestler de, Yahudiler de, Hıristiyanlar da girer. "Hocam Hristiyanlara kafir diyebilirmiyiz" diye soranlara, bunu Rabbim diyor ben demiyorum. "Allah, Meryemoğlu Mesihtir diyenler kafir oldular" diyor. Allah (c.c.)[2]
Yani bizim dememizin hiçbir değeri yok. Desek de, demekes de, bir değeri yok. "Hocam çağdaş dünyada yaşıyoruz, Hıristiyan dünyası ile ilişkilerimiz sürecek, bunlara karşı kafir kelimesini kullanmasak olmaz mı?"
Geri zekalı olmanın anlamı yok. Adamlar geri zekalı değiller. Adamlar senin neye inandığını biliyorlar. Sen Kur'an- Kerim'e inanıyorsun, Kur'an-ı Kerim de de Rabbim'in onlar için "Kafir" kelimesini kullandığını onlar çok iyi biliyorlar. Bu konuda ingilrzce, Fransızca, Almanca ve diğer dillerde binlerce kitap yazmışlar. Kur'an-ı Kerim'de Hristiyanlara, Yahudilere kafir denildiği, onların ilim adamları tarafından bilinmektedir.
Şimdi siz gideceksiniz Sorbon Üniversitesinde konferans vereceksiniz ve diyeceksiniz ki, "biz hristiyanlara kafir deyemiyoruz." Dinleyenlerden birisi size ayetin numarasını söyleyiverecek. "Peki bu Kur'an'a iman ediyormusun?" "Evet" ama "Kur'an böyle diyor" dediğinde ne diyeceğiz?
Hızbû'ş-Şeytan diye bilinen bu İslam'ın dışında kalan insanlar iki gruba ayrılıyorlar. Karfirler ve Münafıklar. Münafıklar da kafir ama, "Ben kafirim" deme cesaretini göstermeyen şahsiyetsiz insanlar. Şahsiyetini ne kafirin yanında, ne de müslümanın yanında gösteremeyecek kadar korkak insanlar. Çıkarları için alçaklığın her çeşidine razı olmuş insanlar.
Cami ile Kilise arasında kalmış, ikisinden birisine girememiş insanlar. Menfaat kilisede dağıtıldığında oraya koşan, camide dağıtıldığını gördüğünde hemen geri camiye dönen, ikisi arasında koşması nedeniyle de ikisindende yararlanamıyan insanlardır bu münafıklar. Bunlar inançsız olupta, imanlı görünmeye çalışan insanlardır.
Buradaki münafık, sevgili peygamberimizin; "üç şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa onda münafıklık alameti vardır. Konuştuğunda yalan söyler, emanete hıyanet eder, vadinde durmaz" (Müslim İman 108, Buhari İman 24) dediği münafık değil. Yalan söyliyen bir insan münafık değildir. Münafıklık alametlerinden bir alamet onda bulunmaktadır. Kur'an-ı Kerim'in burada kasdettiği münafık; gerçekte iman etmediği halde, iman etmiş gibi davranan kişidir. Onlara da itaat etme diyor. Dikkat ediniz!. "Kafirlere ve münafıklara itaat etme" diyor Allah (c.c). Efendimizin şahsında bu emir bütün ümmetedir, bütün mü'min-lere, bütün müslümanlaradır. Kafire itaat edilmez, münafığa da itaat edilmez. "Ben de müslümanım" deyip de İslam'ın dışında emir ve yasakları dayatan insanlarada itaat edilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeye hükmeden, hükmünde hikmet sahibi olandır.
Peki, kafirlere itaat edilmezse ne yapılır? Rabbim diyor ki;[3]
2- Rabbinden sana vahyedilene uy, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Rabbinden sana indirilene uy. Birileri dayatıyor. "Benim koyduğum kurallara uyacaksınız" diyor. Allah (c.c.)da diyor ki; Rabbinden indirilene, vahyedilene uy" Biz tercihimizi zaten yapmışız ve Kur'an'a iman etmişiz. Allah'ın herşeyi en iyi şekilde bildiğine iman etmişiz. Yaratanın yaşatanın ve yönetenin O olduğuna inanıyoruz.
Allah (c.c.) bizim insani ilişkilerimizi, insanla tabiat arasındaki ilişkileri, insanla rabbi arasındaki münasebetleri düzenlemek üzere peygamberi vasıtasıyla Kur'an-ı Kerim'ini indirmiştir. Biz o Kur'an'a uyacağız. Çünkü Allah, bizim yaptığımız herşeyden haberdardır.
Bir iş yaparken, binlerinin bize baktığını görsek ne yaparız? o işi güzel yapmaya dikkat ederiz. Kötü bir iş yapmaya niyet etmişsek, o kötü işi yapmamaya yönelir, yapmaktan kaçınırız. Rabbim bize bunu çokça hatırlatıyor. "Allah sizin ne yapmakta olduğunuzu bilmektedir." "Allah sizin yapmakta olduklarınızdan haberdardır" buyuruyor.
Yani Allah (c.c); "hayatınızı, sanki kameranın önündeymişsiniz gibi düzenleyiniz" diyor. Kamera bozulabilir, elektiriği kesilebilir, pili bitebilir ama Allah (c.c) 24 saat bize bizden daha yakındır.[4]
3- Allah'a dayan, Vekil olarak Allah yeter.
Ahzab; bütün İslam düşmanlarının bir araya gelmiş şeklidir. Bütün İslam düşmanları bir araya gelmişlerse buna karşı mü'min insan ne yapabilir? sualine cevaben, Allah(cc); "sen Allah'a tevekkül et" buyuruyor.
Şu anda dünya genelinde imansızlar bir araya geliyorlar. Kendi aralarında çıkar çatışması olanlar, müslümana karşı birleşiyorlar. Almanla İsrail'U birbirlerini hayatta sevmez. Alman'la Amerika'lı birbirini hayatta sevmez. İngiliz'le Alman da birbirlerini sevmezler. Birbirleriyle çıkar nedeniyle tarihte çokça çatışmışlar. Almanlarla Fransızlar arasındaki harb daha 1945'te bitti.
Bütün bunlara rağmen bunlar müslümana karşı birleşebilirler. Bir Ahzab ordusu meydana getirebilirler. Mekke'li Müşriklerle Yahudi ve Hınstiyanlar'm birleşerek Medine'ye saldırdığı gibi, bunlar mü'minlere karşı birleşebilirler. Böyle bir hazırlıklarının olduğundan basm-yayın organlarından ve siyasilerin ağzından dinliyoruz.
Geçmişte de bir çok haçlı seferleri yapıldığını biliyoruz. Peki ne yapalım? Korkup teslim mi olalım? Hayatımızı, vatanımızı, milletimizi, dinimizi, imanımızı, namusumuzu, haysiyetimizi, şerefimizi teslim mi edelim? İnsan parasız yaşayabilir ama haysiyetsiz dinsiz imansız ya-şaşamaz. Onun için biz dinimizi, imanımızı, haysiyetimizi, şerefimizi,korumakla görevliyiz.
Bunu ne ile koruyacağız? Dinimizi hakkıyla yaşamak suretiyle. Peki ya engel olmak isterlerse? Kafir devletler engel olmak isterlerse? Bütün devletlerdeki insanları yaratan Allah (c.c.) onların imkanlarını yaratan Allah (c.c). Onların ellerindeki silahları yapacak akıl gücünü veren Allah (c.c)dır. Onların ellerini, kollarını yaratan Allah (.c) dır. Bu sebeble biz onlardan, onları yaratan, yöneten Allah'a sığınıyoruz. "Allah'a tevekkül et" diyor, Allah'a tevekkül edeni de Rabbim yalnız bırakmaz.
"Ad kavmi" de Peygamberleri Hud' (A.S.)a karşı çıkmışlardı. O'na işkence yapacaklarını, ülkelerinden süreceklerini söylemişlerdi. Bir kaç tane kendisine iman edeniyle beraber Hud (A.S.) şöyle diyor. "Hud suresi 55. Ayet" "Hepiniz bir araya geliniz, bülün tuzaklarınızı, planlarınızı, stratejilerinizi uygulayınız. Bana da fırsat vermeyiniz. Yani elinizden geleni geriye bırakmayınız." Bu, bir meydan okumadır.
Rabbimiz olan Allah'a tevekkül edip, O bütün yaratılmış, hareket eden canlıları yöneten, onları istediği gibi emrinde itaat ettiren Allah'dır. deyip, O'na sığınacağız.
Sevgili Peygamberimiz; "Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım" buyurmuş. Ülkeleri yöneten insanların kalplerini evirip çeviren Allah'dır. Biz Allah'a sığınacak olursak ki, tarih boyunca çok görülmüştür. Düşmanların kalplerini mü'minler tarafına çeviriveriyor. Düşmanlardan sıcacık dostlar meydana getiriyor.
Uhud'da peygamber efendimize büyük zararlar açan Halid b. Velid, kısa zaman sonra iman ediyor, Medine devletinin genel kurmay başkanı oluyor. Bu sebeble biz Allah'a sığınalım. Allah dilerse atom bombasını elinde tutan adamın gönlünü imana çeviriverir.
Allah(cc) dilerse büyük ordulara hükmeden, dünyanın siyasetine yön veren insanın gönlünü, İslam'a çeviriverir. Biz rabbimize tevekkül edeceğiz.
Tevekkül; kulun üzerine düşenin gereğini yaptıktan sonra, gerisini Allah'a bırakmasıdır. Yani tarlaya tohumu atacaksınız, sulamasını, ilaçlamasını, gübrelemesini yapacaksınız sonra da Allah'a tevekkül edeceksiniz.
İstanbul' da doğup büyüyen, tarlada tohumun nasıl büyüdüğünü bilmeyen biri şöyle diyebilir? "Hocam ben tarlayı sürersem, sulamasını yaparsam, ilaçlamasını ve gübrelemesini yapar yağmurlama sistemini de kurarsam, Allah'a niye tevekkül edeyim" Bunu bir çiftçi demez.
Çünkü çiftçi hayatı boyunca, Allah dilerse yağmuru çok verir ekini yağmurun çürüttüğünü, vermeyip kuruttuğunu çok görmüştür.
Senin yağmurlama sisteminde fayda vermez. Yerin tabanındaki suları da çekiverir Allah (c.c.)
Vekil olarak Allah yeter. Güvenilecek, dayanılacak yer olarak Allah yeter.
Günümüzde insanımız fazla akılcı olmuştur. Yani kendi aklının her şeyi çözebileceğine inanmaktadır. Halbuki kendi vücudu üzerinde bile Aklı hayretler içerisindedir, şaşırmaktadır. Bir ekmeğin nasıl olupta kana tırnağa, saça dönüştüğünü daha açıklamaktan aciziz biz. Koyunda yeşil bir otun bir tarafta beyaz bir süt'e, bir tarafta kırmızı kan'a, Öbür tarafta idrar'a öbür tarafta yün'e dönüştüğünü görüveririz.
Bunlar, akılla izah edilecek şeyler değil. Haydi bakalım siz bir fabrika kurun, bir taraftan ot verin de, fabrika size bir taraftan süt imal etsin, bir taraftan kan imal etsin, bir taraftan gön imal etsin, bir taraftan yün i.nal etsin, bir taraftan da et imal etsin. İnsanoğlu bunu yapamamaktadır.
İşte biz böylesine ince, böylesine sanatkarane, böylesine güçlü şeyleri yaratan Allah'a tevekkül etmişizdir. O'ndan daha güzel bir vekil de yoktur.
"Hocam hem Allah'a itaat etsek, O'na ibadet etsek, hem de çağdaş putlarımız var, onlarada itaat etsek. İkisini birden idare etsek olmaz mı?" Yani hem gavurluktan, hem de müslümanlıktan vazgeçmesek diyenler, hatta günümüzde, "ikisini beraber götürsek" diyenler, ayrıca "ikisini birden götürmek mümkündür" diyorlar. Allah(c.c) da buyuruyor ki;[5]
4- Allah hiçbir adamın göğüs boşluğunda iki kalb yaratmadı. Zihar yaptığınız (mahrem yerlerini annenize benzettiğiniz) eşlerinizi sizin anneleriniz kılmadı. Bu sizin ağızlarınızın sözleridir. Allah doğruyu söyler. O doğru yola ulaştırır.
Allah bir insanın göğsünde iki kalp yaratmamış diyor. Aynı odanın içinde, arada bir engel bulunmaksızın karanlıkla aydınlık bir arada bulunabilir mi? Bunu yapabilir misiniz? Bu mümkün değildir.
Bir gönülde iki ilah olmaz. Şair Agah Semerkantlı; "Bir dilde iki suz'i muhabbet olmaz Bir fanus içre iki şem' etmez ca" diyor.
Bu tip insanlar, "kurt dumanlı havayı sever" ata sözündeki gibi bir ortam istiyorlar ve kendileri yapmadıkları halde Mehmet Akif in istiklal Marşında ifade ettiği gibi; "ele alıp sıktığında şüheda fışkıracak". Bir toprağın üzerine bir imansız çıkıyor ve müslümana diyor ki; "sana ibadet hakkını da verdim, konuşma hakkını da verdim" Sen kimsin ki, bu haklan bana veriyorsun?
Senin bu yaptığın ev sahibinin evine gelip, köşeye oturup, ev sahibini hizmet ettirip sonra da, "bak sana ayakta durma hakkını veriyorum veya kapının önünde yağmurdan korunman için müsade ediyorum" demek gibidir bu.
Allah (c.c.) burada cahiliye toplumunda geçerli olan bir hukuk kuralını da yürürlükten kaldırıyor. Bu sureden Önce nazil olan Mücadele Suresinde bu konu kesin bir karara bağlanmış, burada bir hatırlatma yapılıyor.
Efendimizden önceki dönemde Mekke ve Medine'deki insanlar eşlerine, "sen bana annem gibisin" veya "senin sırtın annemin sırtına benziyor" gibi bir ifade de bulundu mu, o kadın o andan itibaren boş oluyordu. Bu toplumsal yarayı Allah (c.c.) düzeltiyor. Zaten Kur'an-ı Kerim ayetleri geçmişi tamamen silmek üzere inmez. Niye? Çünkü insanlık peygamberle başlamıştır. Dünyanın neresine giderseniz-gidin, en bedevi bir toplumla karşılaşsanız dahi, onların yaşam tarzlarında islam'a uygun kaide ve kurallar bulursunuz. Nereden kaynaklanıyor bu?
İnsanlar Hz. Adem'den, Hz. Havva'dan, Hz. Nuh'dan türemişlerdir. İnsanlar Hz. Musa'nın, Hz. İsa'nın eğitiminden geçmişlerdir. Onun içindir ki, MÖ. bilmem kaçıncı binde insanlar çok güzel sözler söylemişler. Bunlar vahye dayanan sözlerdir. O insanlara vahiy gelmiş değil. Daha önceki peygamberlerin vahyinden etkilenerek kitaplarına geçirmişlerdir.
İnsanların sosyal hayatlarındaki güzel kurallar ise yine o peygamberlerin eğitiminden onlara yansımış, olanlardır. O kırılmış güzel kâsenin güzel parçalarıdır. Geçmişin güzelliklerini devam ettirmek, bozuk olanlarını ortadan kaldırmak ve yeni hükümler koymak üzere Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'i indirmiştir.
Bu ayetle, Allah (c.c.) o cahili toplumda bir yara olan, o kötü hükmü yürürlükten kaldırıyor.
"Sizin zıhar yaptığınız kadınlarınız anneleriniz değildirler." Yani, "sen benim annem gibisin" demekle o kadın annen olmaz. Anneleriniz sizi doğuranlardır. Bundan dolayı keffaret vermesi gerektiğini Mücadele Suresinde bize bildirmişti.
Oğulluklarınız da sizin çocuklarınız değildir. Mekke ve Medine döneminde şöyle bir uygulama vardı. Bir insan kendine evlatlık aidimi, o onun varisi olurdu. O onunla nikah açısından da oğlu veya kızı gibi olurdu. İslam bu hükmü de kaldırıyor.
Bir insan birini evlatlık olarak almışsa ileride o evlatlığı ile kendi kardeşi, yani evlatlık alan adamın kardeşi evlenebilirler. Çünkü o bir başka insanın çocuğudur. O kızla evlatlık alan adamın çocuğu evlenebilir. Rabbim bu hükmü getiriyor. Neseb yoluyla ve sıhriyet yoluyla meydana gelen haramlık bu evlatlık edinme ile meydana gelmez. Ayet bunu ifade ediyor.
Yahu insan evlatlığı ile evlenir mi? Niye Kur1 an bunu konu ediniyor diye birisi söyleyebilir. Evlatlığı ile evlenmesin. Evlenme mecburiyeti yok. Ama evlatlık olarak aldığı bir kız ileride kendi oğlu ile evlenmek isterse dinim diyor ki, engel yoktur. Evlatlık olarak aldığı bir oğul evlatlık alan adamın kızı ile evlenmek isterlerse bir engel yoktur.
Rabbim kısaca diyorki, evlatlıklarınız sizin çocuklarınız değildir. Örnek olarak da bizzat peygamber efendimizi vermiş. Peygamber efendimizin evlatlık olarak aldığı Zeyd (R.A.) vardır. İnsanlar Zeyd'den bahsederlerken Zeyd b. Muhammed diyorlar. (Muhammed'in oğlu Zeyd.) Halbuki Zeyd, Mekke'li zorbalar tarafından kaçırılmış, çok uzak diyarlardan Mekke'ye getirilmiş, köle diye satılmış bir çocuktur.
Zeyd'in esas babası çocuğunun Mekke'de olduğunu duyar Mekke'ye gelir, çocuğu ile görüşür, çocuğunu götürmek istediğini bildirir. Sevgili Peygamberimiz Zeyd'e der ki; "baban bu, dilersen burada kılırsın, dilersen babanla beraber gidersin" Zeyd (R.A) babasının da rızasını alarak Peygamber efendimizin yanında kalmayı tercih etmiştir. Ama ayet-i Kerime nazil olmuştur. "Muhammed hiçbirinizin babası değildir. O Allah'ın rasülü ve Peygamberlerin sonuncusudur." Evlatlıklarımızın babası değiliz, bunu bilelim.
Ayet-i Kerime bunu söylerken evlat edinmeyi yasaklamıyor. Dinimin yasakladığı nedir? O çocuğu alıp kendinize mirasçı yapmakla mirasçılarınızı mahrum bırakmanız yasaklanmıştır. Ama bir yetimi alır besleyip büyütür, eğitimini verip bol sermaye verip iş yaptırır, evlendirirsiniz, Dinim buna engel olmuyor.
Bu sizin ağızlarınızla söylediğiniz bir sözdür. Yani oğlum demekle oğul olunmaz. Kişi hanımına, annem demekle annesi olmaz.
"Allah doğruyu, hakkı söyler. İnsanları en doğru yola götürür." Yani doğruyu söyleyen de Allah (c.c)'dır İnsanlar da doğruyu söylerler. Ama insanların düşünceleri; vucuddaki göz gibi, kulak gibi sınırlıdır. O görüşleri içerisinde doğru söyledikleri de vardır yanlış söyledikleri de. Biz ihtimallerle hareket etmiyoruz. Her işimizde işi sağlama almaya gayret ediyoruz. Bütün işlerimizde işi sağlama almaya gayret ediyoruz da sonu gelmez senelerde kabir ötesi hayata gideceğiz. 60 senelik hayatımızda işlerimizin sağlam olmasına dikkat ediyoruz da, sonu gelmez senelerde yaşacağımız hayat için niçin işimizi sağlama almıyoruz. En doğru söz hangisi ise ona uyalım. En doğru, en güzel söz de, Allah'ın sözüdür. En güzel sözü Allah indirmiştir.[6]
5- Evlatlıkları (hakiki) babalarıyla çağırınız. Allah katında bu daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kar-deşlerinizdir ve dosUarınızdır. Bu konuda hatalarınızdan size günah yoktur. Ancak kalplerinizin bile bile yaptıklarının (günahı vardır) Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Kur'an-ı Kerim bize yardımı emreder. İyilik de yarış yapmamızı, fakirleri doyurup yetimleri korumamızı emreder. İslam tarihinde "Sokak Çocuğu" deyimi görülmemiştir. Babasız ve annesiz kalan çocukları, hayır sever müminler, "ahirette peygamberimizin komşusu oluruz" diye himayelerine almışlar, besleyip, büyütüp, evlendirmişler, iş kurmuşlar. Sonra bu hayrı kurumlaştırmışlar ve "Daru'l-Eytam'ı" kurmuşlar. Buralaradan sadrazamlar, kadılar, ilim adamları, paşalar çıkmış.
Yanımızda büyüyen çocukların adı anılırken, biz onların babalarıyla anacağız. Kendimize nispet etmeyeceğiz. Mesela Peygamber Efendimizin yanında yetişen Zeyd'e Mekkeliler, "Muhammed'in oğlu" diyorlardı. Ayet böyle denilmesini yasakladı. "Harise oğlu Zeyd" denilmesini istedi.
Eğer babasını bilmiyorsak, o zaman yine de kendimize kaydettirmeyeceğiz. Onları din kardeşimiz ve dostlarımız olarak göreceğiz.
Günümüzde kimsesiz çocuklara sahip .çıkan, evine alan aileler, onları kendi nüfûslarına geçirmeden bakıp büyütsünler, evlendirsinler, mahremiyete dikkat ederek bir din kardeşi ve dostu olarak görsünler, güçleri yeterse iş kuruversinler. Ama onları nüfûsuna kaydederek, gerçek mirasçılarını mirasdan mahrum etmesinler.
Günümüzde bir kısım feminist kadınlarımız "biz kocalarımızın soyadını almak istemiyoruz. Kendi soy adımızla kalmak istiyoruz." derken, İslami bir istekte bulunmuş oluyorlar. İbn Hacer el-Askalani, el-İsabe fi Temyizi's-Sahabe isimli eserinde, üçbin kadar kadm sahabenin hayatını anlatırken, hepsini ailesine nispet ederek anlatır. Yani aile isimleriyle anılırlar. Kısacası aslında bütün insanların fıtratı İslâm'ı istiyor.[7]
6- Peygamberler, müminlere canlarından daha evladır. Peygamber hanımları müminlerin anneleridirler. Zevil erham (Yakın akrabalar) bir birine, Allah'ın kitabında mümin ve muhacirlerden daha evladır. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız bunun dışındadır. Bunlar kitapta yazılmıştır.
Peygamber Efendimizi kendi canımızdan daha çok seveceğiz. Bunu da kendi canımız için yapacağız. Biz kendi canımızı sevdiğimizden temiz hava, bol gıda, güzel giyeceklerle süslüyoruz. Ama kimyagerin gözünde gıdalı görünen, fakat iki dünyada da zararlı görünen yiyecekleri bize bildiren peygamberimizdir.
Peygamberimizin bize olan hırsı ve hassasiyeti. Annenin yavrusunu zararlı ve tehlikeli şeylerden korumak için gösterdiği gayret ve hassasiyetten daha fazladır.
Anne ve babalar bilmeden ve istemeden haram yiyeceklerle bizi besleyip büyütebilirler. Ülkeleri sömürürler ama büyütüp süsledikleri çocuklarını cehenneme hazırladıklarının farkında olmazlar. Ama peygamberimiz, bizim iki dünyamızın da güzel olmasını ister. O bizi, bizim canımızdan daha fazla sever.
Biz iman eden herkesi din kardeşimiz olarak severiz. Ensar ve Muhacirin, "kardeşlik müessesesi" dünya tarihinde eşine rastlanmayan bir kardeşliktir. Birbirlerine varis olacak şekilde kardeş olan bu mü'minlerin durumu bu ayetle yeniden düzenleniyor ve miras için kan bağı ve evlilik bağının olması gerektiği, bunun dışında kalan dostluklarda ancak hediye ve vasiyetin devam ettiği belirtilmiştir.
Yani siz, din kardeşinize dilediğiniz oranda hediye verebilirsiniz. Malınızın üçde birini vasiyet edebilirsiniz ama, kan ve evlilik bağı olmayanları malınıza varis yapamazsınız.[8]
7- Biz peygamberlerden söz almıştık. Sen'den, Nuh'dan, ibrahim'den, Musa'dan, Meryem oğlu İsa'dan da sağlam söz aldık.
8- Doğrulara, doğruluklarından sormak için (söz almıştık.) Kafirlere acıklı bir azab hazırlamıştır.
Kur'an-i Kerim, Tarih boyunca Peygamberlerden ve ümmetlerden alınan sözlerden bahseder. Bakara sûresi 84. ayetinde; "Allah'tan başkasına kulluk yapmayacakları......" konusunda İsrail oğullarından söz aldığı, Al-i İmran 187. ayetinde de; Ehl-i Kitap'tan; kitabı insanlara olduğu gibi açıklamaları ve gizlememeleri konusunda söz aldığı ve daha yirmi beş yerde alman sözlerden bahsedildiğini haber verir.
A'raf 2 ve Hud 12. ayetlerinde ifade edildiği gibi, "bazı ayetleri insanlara duyururken, efendimizin göğsünün daraldığı" haber verilir ve daralmaması gerektiği bildirilir.
Bütün peygamberlerden bu söz alınmıştır. Hak'dan gelen mesajları olduğu gibi, halka duyuracaklarına dair söz alınmıştır. Al-i imran 81. ayetinde; "her peygambere, kendinden sonra gelecek peygamberin geleceğini haber vererek, Ona yardım etme sözü alınmıştır." Hz. İsa, "kendinden sonra Ahmed isimli bir müjdecinin geleceğini" haber vermiştir.[9]
Yuhanna İncili'nin 14. bölümünün 16, 27, 28, 29ncu sözleri de bu ayeti desteklemektedir. Al-i İmran 81 de, "çağdaş sahte peygamber ve sahte ümmetlerin iddialarına cevap" vardır.
Allah'a verilen söze, ne kadar sadık kalındığının hesabı, bir gün muhakkak sorulacaktır. Doğruluktan dem vurmak yeterli değildir. Doğru olmak, doğru yaşamak ve doğruluk üzere ölmek gerekir.[10]
9- Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti de, biz onların üzerine rüzgarı ve sizin görmediğiniz orduları gönderdik. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
10- Hani onlar sizin üstünüzden ve altınızdan gelmişlerdi. Gözler kaymış, yürekler boğaza gelmiş, Allah hakkında zan'da bulunmuştunuz.
Uhud harbinin müsltimanlann mağlubiyeti ile sonuçlanması, çevredeki kabileleri ve milletleri ümitlendirmiş ve Medine'ye saldırmaya, sözleşmelerini bozmaya yöneltmiştir.
Haşr suresinde açıklandığı gibi; "Ben-i Nadr" Yahudileri ihanetleri sebebiyle sürgüne gönderilmiş ve Nad'l-Kur'a ya Haybere yerleşmişlerdi.
Yahudiler boş durmadılar. Mekke'li müşrikleri ve çevredekileri,. "Beni Kurayza" yahudilerini ikna ederek, Medine'ye saldırttılar.
Üst taraftan; Hayber, Vadi-1-Kura yahudileri, Gatafan kabilesi, Alt tarafdan; Mekke Müşrikleri ve onlara katılan kabileler Medine'yi kuşattılar.
Sevgili peygamberimiz, sahabeden Selmanı Farisi'nin "hendek kazılması" teklifini kabul ederek, Medine'nin kuzey batısına dokuz metre eninde, dört buçuk metre derinliğinde faeşbuçuk km. uzunluğunda bir hendek kazdırdı. (Bak. M. Hamiduliah, Hz. Muhammed'in savaşları)
Allah'ın kulu ve Rasülü olarak efendimizin aldığı tedbirler, Rabbimizin yardımını çekmiş, Hicri 7, şevval 5 perşembe günü başlayan düşmanın muhasarası, 1 zilkade 5 cumartesi günü kafirlerin bozguna uğramasıyla sona ermiştir. Şiddetli rüzgarın esmesi, Meleklerin kafirlerin yüreklerine korku düşürmesi, Allah'ın yardımıdır.
En ümitsiz anlarda, "yardım gelemez" dediğiniz zamanlarda, Allah(cc) "sizin hiç hesap etmediğiniz yerden" yardımını gönderir.[11]
11- Orada mü'minler denenmiş ve çok şiddetli bir şekilde sarsılmışlardı.
Bol ve güzel günlerde herkes dost olur. Barış zamanlarında herkes kahramanlık türküleri söyler. Kahramanlar ise, hakkında türküler yakılacak işler başarır.
Hendek=Ahzap harbi de, müminlerin arasındaki münafıkları ortaya çıkardı. Gerçek müminler çok sarsıntı geçirdiler ama, imanları biraz daha kuvvetlendi. Altın neslin içindeki çerçöp durumunda olan münafıklar ayrıldı.[12]
12- Hani münafıklar ve kalblerinde hastalık olanlar, "Allah ve Rasülü bize ancak boş va'adlerde bulundu" diyorlardı.
13- Onlardan bir gurup; "Ey Medine halkı! artık size tutunacak yer kalmadı, geri dönün demişti. Onlardan bir kısmı evleri koruma altında olduğu halde; "evlerimiz korumasızdır, açıktır" diyerek Peygamberimizden izin istiyordu. Onlar ancak kaçmak istiyorlardı.
Kalbi hasta olan bu münafıklar, derhal yer değiştirdiler. Bu saf değiştirmeyi açıkdan yaptılar. Böylece Müslümanların moralini bozmak istediler. "Vaa'd edilen zafer gerçekleşmedi. Cepheden kaçın, burada kalacak yeriniz yok, Medineye ve eski dininize dönün" diye bağrıştılar.
Bu haraketleriyle düşmana destek veriyorlardı. Medine'deki aileler, efendimizin aldığı tedbirlerle korunduğu halde, ailelerinin korunmadığını yayıyorlardı, kaçmak için bahane arıyorlardı.[13]
14- Eğer Medine'nin her tarafından onlara girilip ulaşılsa, sonra fitne çıkarmaları istense, hemen hiç durmadan yerine getirirler.
15- And olsun! daha önce, "geri dönüp kaçmayacakları" hakkında Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz sorulacaktır.
Mekke müşrikleri ve yahudiler; Bu harpden kaçanlardan, Medine'de fitne çıkarmalarım istediklerinde, hemen yerine getiriyorlardı.
Günümüzde düşmanlarla işbirliği yapan imansızların, islamı ve müslümanlan yıpratmak için kalemlerini ve kirli kalplerini sattığı gibi. Bunlar kaçmayacaklarına dair, Allah'a verdikleri sözü tutmadılar kaçtılar.[14]
16- Deki: "Eğer ölmekten veya öldürülmekten kaçıyorsanız, bu kaçış size fayda vermez. Bu durumda çok az yaşatılırsınız."
17- Deki: "Eğer Allah size kötülük dilese veya size rahmet dilese, sizi Allah'dan kim korur. Kendilerine Allah'dan başka bir dost ve yardımcı bulamazlar."
Ölümden kaçılmaz. Gökyüzünde uzay istasyonları kursalar, ölüm meleği oraya da ulaşır. Cephede aslanlar gibi çarpışarak ölmekden kaçanları düşman kovalar, evinde yakalar, eceli gelmişse evini ona mezar yapar. Allah'ın koruduğuna kimse zarar veremez.[15]
18- Allah, sizin aranızdan (savaşdan) alıkoyanları ve kardeşlerine "bize gelin" diyenleri bilir. Onların çok azı zor'a (savaşa) gelir.
Bu surenin bize, "Ahzab savaşını anlattığını" ayrıca bunun "Hendek harbi" olarak da bilindiğini söylemiştik. İşte bu harpte, Medine'nin etrafına toplanıp gelen bütün müşrikler, Hıristiyanlar ve Yahudiler siyasi, ekonomik, askeri güçlerini biraraya getirerek, hem İslam'a son darbeyi vuracaklar hemde dünya hayatından İslam'ın izlerini tamamıyla silmeye karar vermişlerdi. Sevgili peygamberimiz başta olmak üzere, O'na inananların tamamı çocuklarıyla beraber yok edilerek, peygamberimizin tebliğinin önüne geçmeye karar vermişlerdi.
Neticede başarılı olamadılar. Ama! Allah (c.c.) bu olayı, Ahzab suresinde bize nakledivermek suretiyle, Kıyamete kadar gelecek olan mü'minlere de şu mesajı vermiş oluyor. O gün için karşıdaki Mekke müşriklerinin, çevredeki kabilelerin, Hrıstiyanların ve Yahudilerin iş birliği yaparak, peygamber efendimizi yok etmek üzere geldiklerinde, sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ve kendisine iman etmiş bir avuç o değerli insanların "gösterdikleri metaneti, ahde vefayı, Allah(c.c.)'dan hiçbir zaman ümit kesmemeyi başardıklarından dolayı, o günün düşmanlarına galib geldiklerini" bize bildiriyor.
Böylelikle günümüzde bize de "müşriklerin, kominist'lerin, Çinli'lerin Japonların, Avrupalının, Amerikalının, hülasa yerlisinin, yabancısının kim olursa olsun, Allah'ın kitabı'na ve peygamber (s.a.v.)'ın sünnet-i seniyyesine karşı harb ilan etmiş insanların başarılı olamıya-caklarının" bir işaretini vermiş oluyor.
Onun için Ahzab suresi'ni çokça okuyacağız. Hele hele bu günlerde biraz daha çok okuyacağız. "Fiil suresini" de fazlaca okuyacağız. Fil suresinde de o günün güçlü imparatorluklarından biri olan Habeş ima-patorluğunun, Yemen Valisi ve Komutanı olan Ebrehe'nin Kabe'yi yıkmak için geldiğinde, kendisinin yıkılıp gittiğini okuyoruz.
Bunları tarihi olayları tekrarlamak için okumuyoruz. Allah (c.c.) bize bunları tekrarlamakla, bize bunları bildirmekle "Kıyamete kadar da yardımının mü'minler üzerinde olacağını" ifade etmiş oluyor.
Bu 18. ayet bize; mü'minler içerisindeki münafıkların davranışlarını segiliyor. "Allah sizin aranızdan geride kalan ve insanları geride bırakmaya çalışanları bilir." Mü'minlere, "bizim yanımıza gelin, bizim yanımıza gelin" diyenleri de bilir
Mü'minlerin peygamberimizin yanında oluşundan rahatsız olan insanlar bağırıyorlar: "Bizim yanımıza gelin bizim yanımıza gelin" "Düşmana karşı gitmeyin, Medine'de kalın, canlarınızı kurtarın diye bağırıyorlar.
Aynı şeyler günümüzde de tekrarlanmaktadır. Birileri kalkıyor komi-nizme gelin, birileri kalkıyor kapitalizme gelin diyorlar. Türkiye'de gazeteleri takip ettiğimizde görüyoruzki siyasiler için bile, filan Alman yanlısı, filan Amerikan yanlısı. Yahu bu adamlar bu ülkenin insanının yanında değiller mi? ki, bu ifadeler kullanılıyor. Peki yanlısı olmak ne demek? Çevrenizdeki ve kendisine tabi olan insanları da oraya doğru davet etmek demektir.
Biz insanlarımızı Allah'a davet edeceğiz. İnsanları Allah'a davet etmek kadar güzel bir şey yoktur. Çünkü insan insanın peşinden gitmez. İnsan insanı sever, insan insanın gönlünü kırmaz, insan insanın hatırını yapmakla görevlidir, ama hiçbir insanın aklı diğer insanın aklını hapishane gibi kullanamaz veya onun aklını kendi aklı içerisinde mahpus edemez.[16]
19- Size karşı cimrilik yaparak (gelirler), Korku geldiğinde üzerine ölüm bürüyen insan gibi, gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gittiği zaman ise iyiliğinizi çekemeyerek keskin dilleriyle sizi incitirler. İşte bunlar iman etmediler. Allah onların amellerini boşa çıkardı. Bu Allah'a gayet kolaydır.
O münafıklar size karşı cimrilik yaparlar. Yani sizin yanınızda canları ile olmadıkları gibi, mallarıyla da sizin yanınızda olmazlar. Harbin korkusunu görüverdiklerinde, korkudan ölüm kendisine gelmiş, ölümün bürüdüğü kişinin gözleri nasıl yerinden oynarsa onlarda harbin korkusunu gördüklerinde, gözleri yerlerinden oynar.
Yani korku yüreklere kadar geliyor, yürekler boğazlara dayanıyor, gözler yerinden oynuyor, neredeyse gözleri kayacak hale geliyor. Bunlar kafirin korkusunun dışa vurmuş halini belirtiyor. Korku kendilerinden gidecek olursa, keskin dillerini kılıç gibi mü'minlere kullanıverirler.
Allah'u zülcelal burada münafıkların halet-i ruhiyelerini anlatıveriyor. Günümüzde de aynı şeyler olmuyor mu? Bazılarının korkudan yüreği hoplarken, bazıları da kendilerini emniyette hissettiği anda dillerini kılıç gibi kullanıveriyorlar. Kalemlerini kılıç gibi kullanıveriyorlar.
Burada Allah (c.c.) "dil" kelimesini kullanmış. Çünkü yazılanlar da konuşulanlardır genellikle. İnsanın iç dünyasında kurduğu cümlelerin dışta kalem yoluyla insanların üzerine bombardıman yapılması olayıdır.
İşte onlar iman etmemiş insanlardır. İman etmiş gibi görünüyorlar ama iman etmemiş insanlardır. İman etmeyen insanların amellerinin de boşa gideceğini ifade ediyor Allah (c.c).
Mü'minlere yaranmak için namaz kılıyor, oruç tutuyor görünüyorlardı münafıklar. Bunların onlara faydası olacak mıdır? olmayacaktır. İman etmeyince hiçbirinin faydası olmayacağını Allah (c.c.) burada bu ayette ifade etmiştir. Onların amellerini boşa gidermekte gayet kolaydır.[17]
20- Onlar düşman birliklerinin gitmediğini zannediyorlardı. Eğer düşman birlikleri gelirse, çölde bedeviler arasında olup sizin haberlerinizi sormayı arzu ederlerdi. Eğer sizin aranızda olsalardı çok azı, çok az savaşırlardı.
Onlar, Medine'nin çevresini kuşatan düşman birliklerinin gİtmedİk-lerini zannediyorlar. Halbuki Allah (c.c.) orada bir kaç gün kaldıktan sonra şiddetli bir rüzgar ve bir soğuk estirmek suretiyle kafirlerin çadırlarını altüst etmiş, atlar ve develer iplerini koparıp kaçmaya başlamışlar. Müşrikler mü'minlerin kendilerine saldırdıklarını zennetmişler.
Halbuki mü'minlerden hiçkimse karşıya geçmemişti. Kendi aralarında yüreklerine korku salınmak suretiyle kaçmaya başlamışlardır. Medine'deki münafıklar bu durumu bilmiyorlar. Onlar şunu istiyorlar: "Keşke biz çöllere doğru gitseydik, çölden haberleri izleseydik" diyorlar. Yani tehlike mıntıkasının dışında olsaydık diyorlar. Allah (c.c),"Onlar sizin aranızda olmuş olsalardı bile ancak çok azı sizinle beraber harbederdi." diyor. Yani münafıkların hiçbir zaman müslümanlarm yanında yer almıyacaklarını,düşmana karşı müslümam desteklemeyeceklerini veya çok azının destekleyebileceğini ifade ediyor. Bu da bize şunu göstermektedir. Günümüzdeki münafık insanlardan da mü'minlere yardım eden çok az da olsa, olur mu? olur. Neden dolayı olur? Bir çok sebebten dolayı olabilir? şahsi çıkarının, ekonomik gücünün, siyasi gücünün korunması için mü'minlerin yanında olabilir.[18]
21- Andolsun, Allah'ı ve ahireti uman ve Allah'ı çokça zikreden sizler için, Allah'ın Rasülü'nde en güzel örnek vardır.
Peki biz bunları niye okuyoruz? Kur'an-ı Kerim bize peygamber efendimizin hayatından bir çok bölüm anlatıyor. Son günlerde İslami kesimden dini bilgileri insanlara duyurma gayreti içinde olan bir kısım insanlarımız Sevgili peygamberimizin hayatını devre dışı bırakmak istiyorlar.
"Ben Kur'an'dan başka referans kabul etmem" diyen bu insanlar, aslında Kur'an-ı devre dışı bırakmak istiyorlar. Niye? Çünkü Kur'an-ı Kerim'de bir çok ayet'de Allah (c.c.) sevgili peygamberimizin hayatını bize nakletmektedir. Bedir Harbi, Uhud harbi uzunca bir şekilde Kur'an-ı Kerim'de yer almaktadır. Hendek Harbi, Hudeybiye Musalahası, Mekke'nin fethi Kur'an-ı Kerim'de anlatılmaktadır.
Sevgili peygamberimizin ailesi ile olan münasebetleri de Kur'an-ı Kerim'de anlatılmaktadır. Bütün bunların anlatılmasmdaki gaye nedir? O peygamberin hayatı bizim örneğimiz olacak da ondan.
"Katiyyetle sizin örneğiniz Allah'ın Rasülü'dür" buyruluyor. Allah'ın Rasülü bize nasıl örnek olacak? Eğer yalnız Kuran'a tabi olmamız istenmiş olsaydı, sizin örneğiniz Kur'an denilirdi.
Teşbihte hata olmazsa, Kur'an ayetlerini şöyle düşünelim. 6 bin küsur ayet-i kerime, 6 bin küsur renkte iplik gibidirler. Yahut 6 bin küsur rahmet damlası gibidir. O rahmet damlaları yeryüzüne damlar ve oradan menekşeler, laleler, karanfiller, güller, çıkar.
İşte o zaman biz de rahmet damlalarının eserini görürüz. Ayet-i Kerimeler rabbim tarafından nazil oluyor ama bunlar lafızdır, kelimedir. Bu kelimelerden bir hayat kumaşı dokunmalıdır ki, kıyamete kadar gelen insanlara bu örnek olsun.
İşte sevgili Peygamberimizin hayatı Kur'an'a göre şekilleniyor. Bunu da Rabbim ifade ediyor. "Şüphesiz sen çok büyük bir ahlak üzeresin" Ahlak nereden belli olur?" (Kalem 4) "Şu insan çok ahlaklı" dediğinizde neyi kastediyorsunuz? Jestleri, mimikleri, sevinmesi, üzülmesi v.b., kısaca sözleri ve davranışları kurallara uygun olursa, dışta da biz onu görürsek biz ona ahlaklı diyebiliriz.
Sevgili Peygamberimizin sözleri, davranışları ve onaylamaları O'nun ahlakım ortaya koyar ki, bu üç yönde görünen ahlakı da, Rabbimiz tarafından onaylanmış bir Peygamberdir.
İşte o peygamberin hayat kumaşı Kur'an ayetlerine göre dokunmuş, sözden fiile geçirilmiş ve bize de rabbim tarafından "İşte örneğiniz" deniliyor.
Aile hayatınızdan, komşuluk ilişkilerinizden, mahkemedeki davranışınızdan, mesciddeki hareketinizden, sokaktaki gezişinizden, işleri yönetişinizden, top yekûn insanlığa bakışınıza, gösterdiğiniz nezaket kurallarına kadar, bütün bunlarda önderimiz ve örneğimizin, sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed olduğunu Allah (c.c.) bize emrediyor.
Kur'an'ı referans kabul edenler, Kur'an'ın bütün ayetlerine iman etsinler. Kur'an'm bir kısmına inanır, bir kısmına inanmayız diyen kafirlerden kendilerini ayırt etsinler. Eğer Allah'ı ve ahiret gününü umuyorlarsa, Ahirette Allah'ın rızasını kazanmak ve cenneti elde etmek için gayret gösteriyorlar ve Allah'ı da çok zikrediyorlarsa, bilsinlerki Allah'ın zikri olan Kur'an-i Kerim; "Allah'ın Rasülü'ne uymayı" bize emretmektedir. (Bu konuda "Sünnet savunması ve Hadis usûlü" isimli eserime hakiniz.)[19]
22- Mü'minler düşman birliklerini gördüklerinde "işte Allah ve Rasülü'nün va'dettiği budur. Allah ve Rasülü doğru söyler" dediler. Bu onların ancak iman ve teslimiyetini artırdı.
Daha önce bir ayet geçmişti. "Sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başanıza gelmeden cennete girivereceğinizimi zannediyorsunuz." O mü'minlerin başına her musibet gelmiştir. Onlar sarsıldılar da peygamber ve O'na iman edenler; "Allah'ın yardımı nerede?" diye feryad ediyorlardı.
"Dikkat edin, uyanık olun Allah'ın yardımı yakındır."[20] ayetlerini biliyorlardı. Allah Rasülü'nün harbde de galip geleceğini, ahzab harbine gitmeden Önce Allah Rasülü mü'minlere bildirmişti. Bu bir hal meselesidir.
Allah (c.c) Kur'an-ı Kerim de şehitleri anlatırken; "Onları daha önce tarif ettiği cennetine koyar" Veya "Onları kokusunu koklattığı cennetine koyar"[21] Sahabeden birisi Uhud harbinde; "Ben cennetin kokusunu alıyorum" dedi ve ondan sonra düşmanın üzerine yürüdü ve şehid oldu.[22]
Cennetin kokusunu almış bir insanın önünde durabilecek bir ordu yoktur yeryüzünde.
Ahzap harbine katılanlar da; "işte Allah ve Rasülü'nün va'dettiği" diyerek şehit olmak için yürümüşlerdir.[23]
23- Mü'minlerden öyle er kişiler vardır ki, Alah'a verdikleri sözü yerine getirdiler. Onlardan bir kısmı adağını yerine getirdi, (canını verdi) kimi de (Allah için canını vermeyi) beklemektedir. Sözlerini hiç değiştirmediler.
24- Çünkü Allah doğrulan, doğrulukları sebebiyle mükafatlandıracak, münafıklara dilerse azap edecek veya onların tevbelerini kabul edecek. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
"Hazır ol cenge, eğer istiyorsan sulhu salah" demiş atalarımız. Yani eğer gerçekten yeryüzünde barış istiyorsan, cenge hazır duracaksın. Çünkü pislikler güneşin ışığından uzak kalacak olurlarsa çoğalırlar. Ama güneş mikroplan kırıcı etkisini gösterecek olursa, onlar gizlenirler.
Mü'min; yeryüzünde barışı isteyen insandır. "İslam" kelimesi de, "Silm" kökünden türemiştir ve yeryüzüne barışı yaymak üzere topyekün insanların, insana ibadeti değil, Allah'a ibadet ve itaatini sağlayarak, şahsiyetini onlara kazandırarak, birilerinin himayesinde, onların artığıyla -kuyruk sallamak suretiyle- geçinmekten insanı kurtarmak, insanları kendine kul ve köle yapan ve onları belirli paralarla çalıştıran, onları bazen silah tetikçisi, bazen kalem tetikçisi olarak kullanan insanlara karşı, verilen mücadelenin adıdır İslam. Mü'minler de işte öyle er kişilerdir.
Rabbim, yeryüzündeki şer güçlere, fitne ve fesadın yayılmasını isteyenlere karşı; "biz bu dünyada kötülüklere karşı mücadele etmek üzere çıkarılmış vasat bir ümmetiz, adil bir ümmetiz, orta bir ümmetiz. İyilikleri emrederiz, kötülüklerden insanları ahkoyanz. Bu yolda malımızı ve canımızı vermeye de hazırız" diyerek bekleyen insanlar vardır diyor.
Bunlar hiç bir zamanda bu düşüncelerini, imanlarını ve amellerini hiçbir şekilde değiştirmezler.
Allah (c.c.) bunları niye bize haber veriyor? Çünkü Allah(c.c) sadıkları, doğrulukları nedeniyle mükafatlandırmak istiyor.
Bu mücadelenin neticesinde, sadıklara cenneti, fasıklara ve kafirlere de cehennemi va'd etmiştir. Allah (c.c.) Tevbe edenlerin tevbesini kabul etmek için bunları bize anlatmaktadır. Çünkü Allah azab etmek istemez.
Rabbim bir Hadis-i Kudsi de; "Rahmetim Gazabımı geçti" diyor.[24] Rahmeti kainatı kuşatmıştır. Ayet-i kerimelerde ifade edilen budur.[25] Allah gafurdur, Rahimdir. Yani Allah (c.c) günahları örtüyor.
Eğer yaptığımız günahlar alnımızda görünüverseydi, halimiz nice olurdu bizim?
Bu dünyadan hiç günahını söylemeden gidenler var. Rabbim onları açığa çıkarmıyor. Eğer tevbe edecek olursa, mahşer yerinde de çıkarmayacaktır. Orada da gizleyecektir. Günahınız ne kadar büyük olursa olsun, yeterki rabbimize tevbe edelim. Yeryüzündeki bütün insanların günahını bir araya getirseniz, Allah onları affetse, rabbimin rahmetinden eksilen bir şey yoktur.
Denize batan bir iğneyi çıkardığımızda iğne denizden ne kadar almışsa, günahlarımız affedildiğinde de rabbimin rahmetinden ancak o kadar eksiltebilir. Yani eksiltmez manası vardır. Öyleyse günahlarımızın büyüklüğü bizi ümitsizliğe sevketmesin.[26]
25- Allah kafirleri hiçbir hayra kavuşturmadan kinleriyle geri döndürdü. Savaşta müminlere Allah yeter, Allah güçlüdür galiptir.
Mekke'yi kuşatan düşman birliklerini geriye çevirdi. Kinleri ile beraber çevrildiler. Onları kinleri sevketmiştir. Sevgili peygamberimize kin duyuyorlardı.
Günümüzde bazı insanlarımız birilerinin etkisinde kalarak, "biz muhabbet erleriyiz" diyorlar. Biz şöyle muhabbet erleriyiz; Kafirlerin yan-maması için gayret gösteren, onların yüreklerine iman girmesini isti-yenleriz biz. Bizim muhabbet erliğimiz buradan kaynaklanıyor.
Yoksa insanlara şirin görünmek için, onların gavurluklarına hoşgörü gösterilmez, insana hoşgörü gösterilir.
Mesela hastaya hoşgörülü davranıhr ama hastanın hastalığına hoşgörülü davranılmaz. O hastalık ilaçla tedavi edilmelidir. Hastaya iyi muamele edilir ama kanserine saygı duyulmaz. Kanser yok edilmelidir.
Kafirin, şahsına insan olarak saygı duyulur. Ama içindeki kinine, içindeki imansızlığına aids'ten daha tehlikeli olan küfürüne, gavurluğuna, ataistliğine ve ateistliğine saygı duyulmaz.
Bulaşıcı hastalık insana bir süre zarar verebilir veya sonuçda ölebilir, O kadar. İmansızlık ise sonu gelmez senelerde yanmasına sebeb olur. Hiç birimiz sevgili peygamberimizden daha sevimli olamayız. Bunu bilelim. "Kinlerinden parmaklarını ısırdılar" diyor Allah (c.c.)[27]
Rabbim onları "estirdiği bir rüzgarla döndürdü." Savaş konusunda mü'minlere Allah yetti. Yani mü'minler harbe girmeden, Allah (c.c.) kafirlerin hakkından geldi, "o zaman olmuş ama günümüzde acaba olur mu?" diyenler olabilir. Gönül gözümüzü basiretimizi biraz açacak olursak, günümüzde de olduğunu görürüz. Samimi, yürekten inanmış bir kaç insanın varlığı Rabbimin rahmetinin gelmesine sebeb olur.
Dünyada iki süpergüçten biri sayılan Rusya, Afgan dağlarında yürekten inanmış, bir kaçtane ak donlu ihtiyarın, çakar almaz tüfekleriyle dağıldı.
Bir avuç yiğit Çeçen mücahidi karşısında, kızıl ordu inim inim inledi. Şeyh Şamil'in torunu Şamil kızıl ordu ile alay etti. Hemde bütün dünya televizyonlarının ve gazetelerinin gözü önünde alay etti. Bütün çevresi tanklarla kuşatıldı ama bütün dünya müslümanları dua etti; "Ya rabbi gökyüzünden meleklerini gönder de onları zafere ulaştır." dediler. Rabbim diyor ki; "kişiye hesap etmediği yerden rızık verir "(Ta/a* 3) Bizim hesaplarımıza göre iş bitmişti ama, Rabbim bir yerden düşmana açık verdiriyor.
Öyleyse biz kul olarak, elimizdeki mevcut imkanlarımızla İslam'ın Öğretilmesi ve yayılması için uğraşacağız. Bunu şahsi çıkarlarımız için de yapmayacağız. Bunu top yekûn insanlığın saadeti ve selameti ve Rabbin rızasını kazanmak ve cenneti elde etmek için yapacağız.
Bizim insan severliğimiz budur. Yeryüzünde en insancıl insanlar müslümanlardır. Çünkü onlar hiçbir insanın yanmaması için insanların imana gelmesini istemektedirler. Kafire yaran ilam ayacağını, Tevbe sûresi 57. ayetinde açıklamıştık.[28]
26- Ehli kitapdan onlara (düşman birliklerine) yardım edenleri kalelerinden indirdi. Onların kalblerine korku saldı da, onlardan bir kısmını öldürürsünüz, bir kısmını esir edersiniz.
27- Onların yerlerini, yurtlarını, mallarını ve ayak dahi basmadığınız nice yerleri de size miras bıraktı. Allah herşeye kadirdir.
Bu ayet-i kerime, "Ben-i Kurayza" Yahudileri ile ilgili haberlere dikkat çekiyor. Efendimiz Medine'ye vardığında çevredeki Yahudilerle de anlaşmalar imzalamış. Müslümanlara bir saldırı olursa Yahudiler yardım edecek, Yahudilere bir saldırı olursa müslümanlar yardım edecekler. Bir kaç madde halinde bu anlaşma yazılmış ve onaylanmıştır.
Fakat savaş başlarken çevredeki bütün müşrikler Medine'yi kuşatınca, Beni Kurayza Yahudileri anlaşmayı bozup müşriklerle beraber oluyorlar. Müşrikler öntaraftan, Yahudiler de arkadan Medine'ye saldırmaya karar veriyorlar.
Allah (cc) Yahudilerin kalplerine bir korku salıyor. Mü'minlerde onların yurdlarını savaşmadan ele geçirirler. Bu da Rabbimin bir yardımıdır.
Bu gün dünya siyasetini yönlendirmeye çalışan imansızların da yüreğine bu korku girmiştir. İngiltere de bir araştırmacı, İngiliz parlementosuna "müslümanlar geliyor" diye bir rapor vermiştir.
"Allah size, şu anda ayak dahi basmadığınız yerleri de va'd etti." ifadesi de bir müjdedir. Sevgili Peygamberimiz Hendek harbinde bunun işaretlerini vermiştir. "Yemen'in Şam'ın, doğunun ve batının size açıldığını görüyorum" diyor.
Efendimiz;"Yeryüzü hana dürüldü." diyor. Yani yer yüzünün doğusunu ve batısını gördüğünü, orada islam ordularının var olduğunu, peygamberimize gösterildiği, belirtiliyor hadis-i şeriflerde. Buradaki ifade genel bir ifadedir. "Şu anda ayak basmadığınız yerlere de, Allah sizi varis kılacak" diyor ashaba, ashabın şahsında bize de söylemiş oluyor.
Yani topyekün dünya üzerinde İsam'ın hüküm sürdüğü günlerin geleceği rabbim tarafından bildiriliyor. Ne zaman?, onu biz bilemeyiz.[29]
28- Ey Peygamber, hanımlarına söyle; "eğer siz dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız, geliniz size mihrinizi vereyim ve sizi iyilikle bırakayım."
Allah'a hamd olsunki evimizden, dükkanımızdan, dairemizden, caddemizden kışlamızdan, üniversitemizden televizyon ve radyolarımızdan kulaklarımıza hoş olan veya hoş olmayan sözler girerken; bu arada Allah (c.c.)'ın kelamı da gözlerimizden, kulaklarımızdan gönüllerimize doğru akıp durmaktadır.
Nasıl ciğerlerimizden hücrelerimize kadar hepsinin havaya ihtiyacı vardır, suya ihtayacı vardır, yiyecek ve giyecek maddelerine ihtiyacı vardır aynen ruhumuzun da, kanımızmda, canımızında, kalbimizinde, kahbımızmda Kur'an'a ihtiyacı vardır. Bazen gıdasızlıktan hastalanan hastanın gıdalı maddeleri görünce; yüzünü çevirmesi, içinin kaynaması, nefret etmesi gibi bazı insanlarımız Kur1 an gıdasından öylesine mahrum kalmış, öylesine unutmuş ki, Kur'an'a karşı yüz çevirmekte, onu görünce tiksinti duyar hale gelivermektedir. Bu tür insanlara, biz şefkatle, merhametle, hassas bir doktorun hastasına yaklaşması gibi yaklaşmalıyız.
Bu ve bundan sonraki ayet-i kerimelerde sevgili peygamberimizin özel hayatını bize anlatmaktadır. Bu sûre Medine'de nazil olmuştur. Medine'ye varan sevgili peygamberimiz orada devletini kurduktan sonra, çevredeki dost ve düşmanlarla münasebetlerini, İslam Hukuku çerçevesinde düzenliyor.
Daha sonra bir rahatlama meydana gelmiştir. Mekke'deki sıkıntılar gitmiş, Medine'de mü'minler rahat bir nefes almışlardır. İşte böyle bir dönemde sevgili peygamberimizin hanımları ki, onlar bizim anneleri-mizdir. Diğer insanlar gibi -biraz da peygamber eşi olmayı hesaba katarak- evin içerisinde yedikleri, içtikleri, giydikleri kullandıkları malzemelerin değişmesini ve ortama uygun bir şekilde olmasını arzu etmişler. Peygamber efendimize(s.a.v.)'de bunu bildirmişlerdir.
Bu olay üzerine bu ayetler nazil oluyor. Bu her ne kadar Sevgili peygamberimizin özel hayatı ise de, onun özel hayatı hakkındaki bilgiler, bizleri de ilgilendiren emirler, tavsiyeler, yasaklar, nasihatlar yerine geçer.
Özellikle efendimizin hayatına aittir, mü'minlerin hayatı ile ilgili değildir derse, o tür ayetler, emir ve yasaklar efendimizin hayatı ile ilgilidir.
Öyle bir ifade yoksa, efendimizin hayatı ile ilgili bilgiler, bizim de ne yapmamız gerektiği konusunda, bize tavsiyeler veya emirlerdir.
Efendimiz (S.A.V) bu duruma biraz üzülüyor. Yani eşlerinin kendisinden daha fazla lüks bir hayat istemelerine üzülmüş. Şunun için üzülüyor. Peygamber Efendimiz; yepyeni bir toplum meydana getiriyordu. Daha önce Mekke'deyken Mekke parlementosunun üyesi olan yeraltı dünyasının babası olan insanlar da İslam'a girmişlerdi. Onlar o babalığın ve parlementerliğin getirmiş olduğu dünyevi imkanları terkeden insanlar. Mekke'de zengin iken, Medine'de bir anda fakir oluveren insanlar var,
Sevgili peygamberimizin etrafında yıllarca köle olarak alınıp satılan insanlar var, onlar hürriyetlerine kavuşturulmuş. Peygamberimizle beraber aynı koltuklara oturabilen, aynı sofrada yemek yiyebilen toplumun en saygı değer insanları arasına gelmiş Bilal'ı Habeşi, Ammar b. Yasir, Süheyb-i Rumi gibi insanlar yar. Sevgili peygamberimiz eline bir şey geçtiğinde, o can dostlarıyla paylaşıyor.
Topluma hergün grublar halinde katılanlar var, müslüman olanlar var. Bunların içerisinde durumu iyi olanlar var, durumu iyi olmayanlar var. Peygamber efendimiz kendi evinin geçimini kendi temin ediyor. Kendi ihtiyacını karşılamakla birlikte birtaraftanda dağıtıyor. O insanların hem dünyevi, hem uhrevi ihtiyaçları ile doğrudan ilgileniyor. Yani hem mideleri ile ilgileniyor, hem de gönülleriyle ilgileniyor.
Öyleyse biz de 2000 lere, doğru giderken bu dünya insanına ikisini de temin etmek için yürümemiz gerekiyor.
Sevgili Peygamberimize, eşlerinden; "kazanılanların evde harcanması ve dışarıya yapılan yardımların biraz durdurulması" ile ilgili teklif gelir. Bu konuda Buharı de bir hadis-i şerif vardır. Hz. Aişe rivayet ediyor. "Bir zamanlar benim bir elbisem vardı. Düğün yapan kızlar gelinlik olarak o elbiseyi giyerlerdi. Medine'ye gelip belirli bir zaman geçtikten sonra refah seviyesi epeyce yükseldi. Benim elbisemi isteyen yok. Herkes gelinlik elbiseler kadar güzel elbiseler giymeye başladı" buyuruyor.
İşte bu refah seviyesinin yükselişinde Hz. Aişe, Hz. Hafsa, Hz. Şevde validelerimiz peygamberimizden(s.a.v.); kendilerinin de evlerinin, eşyalarının değişimi konusunda istekte bulunuyorlar. Sevgili peygamberimiz buna üzülüyor. Fakat üzüntüsünü çevreye duyurmuyor. Fakat Hz. Ebubekir, Hz. Ömer bunu hissediyorlar ve sevgili peygamberimize durumu öğrenmek üzere geliyorlar. Karşılıklı konuşuyorlar. Hz. Ömer, peygamber efendimizi o üzüntülü gününde epeyce güldürdüğünü nakleder hadis-i şerifler. Bazı şeyler söyleyerek peygamber efendimizi neşelendiriyor. Bu olay üzerine ayet-i kerime nazil oluyor.
"Ey Peygamber! Hanımlarına söyle; eğer siz dünya hayatını istiyorsanız, bu dünyanın süsünü istiyorsanız, geliniz size bazı dünyevi imkanlar vereyim ve sizinle iyilikle ayrılayım. Sizi serbest bırakayım."
buyruluyor.
İfadelere dikkat edelim, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), eşlerine bir teklifte bulunuyor. Günümüzde bazı ailelerin başında da aynı olay mevcuttur. Hoca olmamız itibariyle ailevi durumlarını anlatanlar var.
"Hocam boşayayırn mı?" diyorlar. "Hayır" diyorum katiyyetle boşanmiyacaksmız. "Ne yapalım?" Bunu tatlıya bağlıyacaksınız.
Sevgili peygamberimiz; isteklerinin olmayacağını ifade ediyor. O bir yöneticidir. O'nun giydiği, yediği herkesin gözünün önünde cereyan etmektedir. O, binlerce insanın gönüllerine imanı yerleştirmiş olan bir insan olarak, onların midelerine de asgari olan bazı şeyleri yerleştirmekle görevlidir. Onların hem kalpleriyle hem de kalıplarıyla ilgilenmektedir.
Onun için O'nun kendi yaşantısı insanların imreneceği bir yaşantı olmamalıdır. Mesela Bilal-i Habeşi evindeki yiyecek ve giyeceğe bakıyor, bir de Peygamber efendimizin evine bakıyor, bir fark yok. Böyle olunca kendi durumundan memnun oluyor.
Peygamberimiz köleleri hürriyetlerine kavuşturmuş ve onların durumunu kendisinden biraz daha iyi yapmış. Eşlerinden de böyle bir fedakarlık istiyor. Hanımlarına "Biz bu insanların öncüleriyiz" diyor. Ayet-i Kerime onu ifade ediyor zaten. "Sizin yaptığınız iyiliğin karşılığı iki kat sevaptır. Sizin yaptığınız kötülüğünün karşılığı da iki kattır" Neden? Bütün gözler peygamber efendimizde ve O'nun ailesinde de ondan. Kötü maksatla değil, iyi niyetlerle bakıyorlar.
Örnek alınacak bir aile! peygamber efendimizin ailesi. Bu sebebie hanımlarının meşru ve hukuki olan bu istekleri, bazı mahzurlarından dolayı yerine getirilmiyor. Rabbim de yerine getirilmemesi konusunda peygamberimizi uyarıyor. Onlar kıyamete kadar gelecek olan bütün insanların örnekleri. Bu isteklerinden dolayı peygamberimiz onları azarlıyor mu? Hayır! Dövüyor mu? Hayır, Efendimizin nikahı altında dokuz tane hanımı olduğunu biliyoruz. Dokuz hanımından bir tanesine, bir tek tokat vurduğu hiç bir hadis kitabında nakledilmemiştir.
Buhari'nin naklettiğine göre; "Peygamberimiz eşlerinden Hz. Aişe validemizin evinde kalırken diğer eşi bir tatlı getiriyor. Diğer eşi bir tatlı göndermiş. Tatlıyı getiren insan, tatlıyı Hz. Aişe validemize takdim edince; Hz. Aişe validemiz elinin tersiyle bir tokat vuruyor ve tabak yere düşüyor, kınlıyor. Sevgili Peygamberimiz kalkıyor tabağı birbirine yapıştırıyor, tamir ediyor. Hz. Aişe validemize de bir şey demiyor.[30] Dünyada hiçbir şey eşinizin gönül telini kırmaya değmez. Bunu böyle bilelim. Hanım efendiler içinde aynı şey geçerlidir. Dünya da hiçbir şey eşlerinizin gönül telini kırmaya değmez.
İlla ki, ısrarlıysanız, ayet-i kerimenin anlamı bu. Yani dünyevi hayatı yaşamak istiyorsanız o zaman bir tercihte bulunacaksınız. Rabbim Peygamberimize; "Ben size dünyevi imkanlar vereceğim, de onlara" diyor "Ama iyilikle ayrılacağız"!!!, İfadeye dikkat ediniz.
Ben sizi güzellikle boşayacağım. İsterseniz ayrılabilirsiniz. Ama nasıl ayrılabiliriz. Çok iyilikler yaparak ayrılacağız.
Sahabeden de ayrılanlar olmuştur. Yani bizim altın nesil, örnek nesil diye değerlendirdiğimiz, kabul ettiğimiz, gül devri dediğimiz o devrede de sahabeden de eşlerinden ayrılanlar olmuştur. İzdivaç olmuştur ama imtizaç olmamış olabilir. Evlenilir ama insanların mizaçlarının ayrılığı bunların hayatlarını 50 sene zindana çevirmeyi gerektirmez. Ayrılınabilir, ayrılmalarda olmuş. İman, İslam kardeşliği devam etmiş. Ayrılan eşler ayrıldıktan sonra, kadın evleneceğinde boşayan kocası maddi yardımda bulunmuş. Hatta birbirlerine dünürcü olarak gitmişler.[31]
29- "Eğer siz Allah'ı, Rasülü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, muhakkak Allah sizden iyilik yapanlara büyük mükafat hazırladı."
Allah'ı isteyen, Allah'ın rızasını isteyen kişi, Rasülü'nü isteyen, Rasülü'nün muhabbetini isteyen kişidir.
"Allahümme inni eselüke hubbeke, ve hubbe ne yuhibbuke ve hubbe amelin yukarribu ila hubbike" diye bir dua vardır. "Allahım senin sevgini istiyorum, (senin sevgini isti} Drum"un iki türlü manası vardır. 1-Senin beni sevmeni istiyorum, 2- Senin sevginin benim gönlüme yerleşmesini istiyorum) Yani Ya rabbi! en sevgili sen ol, sen kendini bana sevdir. Gönlüm seni sevsin. Sen de beni sev. Seni sevenin sevgisini bana ver. Seni sevdiren ameli bana sevdir. Bende O amel sevgisi olsun, demektir.[32]
Allah'ı ve Rasülünü seversek, Allah ve Rasülü de bizi sevecek olursa, ahiret yurdu kazanılmış demektir. Cennette Allah (c.c.) inşallah kendisini sevdiğimizden dolayı, Rasülü'ne olan bağlılığımız, O'nun peşinden gidişimiz sebebiyle; O'nun yanında komşu olmayı hepimize na-sib etsin (amin).
"De onlara! Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin" Yani biz Allah'ı seviyorsak, Allah'ın emir ve yasaklarına nasıl uyacağımız konusunda örneğimiz peygamberimiz (s.a.v.)'e uyacağız. O'na uyarsak ahirette onunla beraber olacağız inşallah.
"(9 gün bütün insanları önderleri ile beraber çağıracağız" diyor Allah (C.C.)[33] Bu dünya da kimin peşinde gitmişseniz, ahirette onun yanında olacaksınız. Hud Suresi 98. ayetinde Rabbim, Firavun ve ona uyanlardan bahsederken; "Kavminin önüne düşer, onları cehenneme götürür. O ne kötü bir gidiş yeridir." buyuruyor. Firavun'a uyanlar onunla beraber ateşe doğru gidiyorlar ve en önde de Firavun var.
Biz Allah (c.c.)'ı istiyoruz, Rasülünü istiyoruz. Bu ikisini isteme de samimi olursak; Allah (c.c), ahiret yurdunu da bu mü'minlere bağışlayacağını, büyük mükafatlar vereceğini va'd ediyor.[34]
30- Ey Peygamber kadınları, sizden kim, açık bir terbiyesizlik yaparsa ona azap ikiye katlanır. Bu Allah'a çok kolaydır.
Sizin yaptığınız kötü bir hareket, ağzınızdan çıkan kötü bir söz ve bir davranışınız; diğer insanlarınki gibi değildir. Sizin azabınız iki kat olur. Niye iki katı olur? Siz Piygamber terbiyesinden geçmiş insanlarsınız, O'nun eğitimi ile eğitildiniz, siz insanların örnek alacağı bir aile hayatı sergiliyorsunuz. Bir kendi yaptığınızdan dolayı günaha girersiniz, bir de öbürüne örnek olduğunuzdan dolayı günaha giriverirsiniz.
Sevgili Peygamberimiz Bizans Kralı Heraklıyus'a yazdığı mektubunda da öyle diyor du; "Müslüman ol, kurtul. Allah senin mükafatını iki kat verir" (Buharı Bedulvah 6) Yani Bizans'lı herhangi bir insan müs-lüman olmakla, dünya ve ahiretini kazanır, büyük sevablâr alır. Ama yönetici durumundakiler müslüman olacak olursa, iki sevab alır diyor hadis-i şerifinde. Aynı zamanda yönetici kadro günah işlerse, cezanın
iki katını alır.
Günümüzde biz, bu ayetten nasıl Örnek alacağız? İnsanların önünde yönetici durumunda olan insanlar, Yani Kaymakamlar, valiler, Başbakanlar, Reisi Cumhurlar, Üniversite Rektörleri, Dekanları v.b. Onların eşleri ve çocukları milletin gözünün önündedirler. Onların iyi halleri iyi olarak, kötü halleri kötü olarak, aşağıya yansır. İnsanlar ayna gibi onlarda olanları yansıtmaya başlarlar. İyi elbiselerle aynanın karşısına çıkarsanız, kendinizi iyi görürsünüz. Kötü elbiselerle çıkarsanız kötü elbiselerinizi görürsünüz. Gülümserseniz gülümser görünürsünüz, kaş çatarak çıkarsanız kaşı çatık çıkarsınız.
Sevgili Peygamberimiz de; "Mü'min, müminin aynasıdır" buyurmuş.[35] Onun İçin İnsanların, bütün söz ve davranışlarını kontrol etmeleri gerekir.
Kontrol ederken de kriterleri, ölçüleri Kur'an olacaktır. Zira Allah-u Teala Hud suresinde, "Festekim Kema Ümirte" "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" buyuruyor.
Günümüzde ahlaksızlığın herçeşidini yapan bir erkek veya kadın, televizyonda kendisinin çok haklı olduğunu ifade ediyor, Çağın gerisinde kaldıklarını ifade ediyor. Doğruyu ve doğruluğu kendisinde topluyor. Sizde onun karşısına çıkıp bir doğru ileri sürerseniz hanginizin ki doğrudur?, doğruluğu ölçen nedir?
Bizim ölçümüz, bizi yaratan Allah'ın emir ve yasaklarıdır. O'nun doğru dedikleri kesin doğrulardır. O'nun yanlış, haram ve yasak dedikleri de kesin yanlışlardır.
Öncü durumunda olan insanlarımız, onların eşleri ve çocukları çok dikkatli olacaklardır.[36]
31- Sizden kim Allah'a ve Rasülü'ne itaat eder, salih amel işlerse ona mükafatım iki kat veririz, ona güzel bir rızik hazırladık.
Ameli salih, bir insanın dışa yansıyan bütün amelleri Kur'an'a uyarsa, buna amel-i salih denir. Eğer sizden iyi ameller ortaya çıkarsa mükafatınız iki kattır. Nimetle, külfet dengesidir bu.
Sevgili Peygamberimizin eşi olma nimetini elde ettiler. Bu büyük bir nimettir. Yeryüzünde hiçbir insana nasip olmayan bir nimete sahib oldular.
Bunun nimeti, yaptıkları iyiliklerin iki kat sevabının olmasıdır. Külfeti ise, kötü hareketlerinin iki kat günahının olmasıdır.
Günümüzde insanların önünde olanlarımız davranışlarına dikkat edecekler ve en güzel bir şekilde olmasına dikkat edeceklerdir. Onlar için çok güzel nimetler hazırladık diyor Rabbim.[37]
32- Ey Peygamber kadınları, siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiziniz. Eğer sakınırsanız sözü yumşak (eda'lı) bir şekilde söylemeyin. Yoksa kalbinde hastalık olan tama1 ederler. Güzel söz söyleyin.
Ey Peygamber Hanımları! Siz diğer kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü siz Peygamberimizin hayatının yarısını, yani gece hayatını da görerek yaşayan insanlarsınız. (Mesela Hz. Aişe validemiz ikibinin üzerinde hadis rivayet etmiştir.)
Eğer Allah'tan sakınıyorsanız, konuşmalarınıza dikkat ediniz. Konuşurken kırıtarak konuşmayınız.
Burada şu akla gelmesin. Onlar böyle konuşuyorlarmış da, bu sebeble uyanlıyorlar, anlamında değil. Onlar dikkat ediyorlar. Ama rabbim yine de uyarıyor.
"Kalblerinde hastalık olan insanlara, ümit verici konuşmalar yapmayınız." İfadeler ne kadar güzel.
Ümit veren konuşma, ne demek? Kelimelerde bir ümit verici bir şey yok. Kelimelerin ifade edilişinde vardır. Gazete de okumuştum İngilterede bir şirket sekreterini görevden uzaklaştırmış. Kadın da mahkemeye vermiş, tekrar görevine dönmek istiyor.
Mahkeme, bilir kişiye havale ediyor. Şirketten çıkartan insanlar diyorlar ki; "ses tonu telefonun ucundaki müşterilerimizi gıcıklıyor." Bilir kişi görevden alman hanımı telefondan dinliyor ve gerçekten uzaklaştırılmasına karar veriyor. Konuşulan kelimelerde bir sakınca yok ama kelimelerin ifade edilişinde bir sakınca var. Rabbim buna dikkatimizi çekiyor.
Güzel sözler söyleyiniz. Maruf sözler söyleyiniz Maruf iki türlü anlaşılır.
1-Toplumun müştereken kabul ettiği tavırlar ve sözler söyleyiniz.
2- Allah'ın tasvib ettiği; söylenmesini isteği ve söylenmesini istemediği şeylere dikkat ederek konuşmaktır.[38]
33- Saygın bir şekilde evlerinizde oturun. İlk dönem cahiliye açılıp saçılması gibi, açılıp saçılmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve Rasülü'ne itaat edin. Ey ehli beyt, ancak Allah sizden pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
"Evlerinizde izzetiniz, iffetiniz ve vakarınızla oturunuz" Bazıları burayı yanlış anlıyor. Diyorlar ki; bak burada evde oturmak emrediliyor, dışarı çıkmak yasakmış" Öyle bir şey yok. Hz. Aişe validemiz ve diğer hanımları Peygamberimizle Uhud'a gitmişlerdir, Bedir'e gitmişlerdir, Mekke'ye gitmişlerdir.
Peygamber efendimiz hanımıyla yatsıdan sonra caminin kapısında konuşurken, iki sahabe yanlarından süratle geçmiş, peygamberimiz onları durdurmuş ve "hak hu benim eşim Safiyye" demiş. Sahabe aklına böyle bir şey gelmediğini belirterek özür beyan eder;"Suhhanaîlah Ya rasulallah" diyor.[39]
Sevgili peygamberimiz bunu niye yapıyor? Sahabe hiç kötülük düşünmez ama ya düşünürlerse!? vede kıyamete kadar gelecek olanları da uyarmak için, bu hareketi yapıyor. Karşıdaki insana suizan besletmemek bizimde görevimizdir.
Burada yasaklanan; dışarıda gezilirken ilk dönem cahiliye kadınları gibi dolaşmaktır. Bütün allıklarını pulluklarını sürdükten sonra, erkeklerin iştahını çekecek yerlerini de açtıktan sonra çarşılarda dolaşanlar var. Böyle dolaşmamaları gerektiğini Allah (c.c.) ifade ediyor. Evlerinizde izzetlerinizle ve iffetlerinizle oturunuz. Namazlarınızı dosdoğru kılınız, zekatlarınızı veriniz, Allah'a ve Rasülü'ne itaat ediniz. Bunları niye emreder Allah (c.c.)? Sizden kötülüğün, pisliğin uzaklaşması ve size bulaşmaması için.
Ehl-i Beyt-i tertemiz yapmak için, Peygamber efendimizin hanımlarından evlerde fazla kalınması isteniyor. Onun sebebide açıklanıyor.[40]
34- Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti (sünneti) hatırlayın. Şüphesiz Allah herşeye nüfuz eden, herşeyden haberdar
olandır.
Sizin evinizde okunan ayetleri hatırlayınız. Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayınız. Yani, siz vahyin geldiği evde yaşıyorsunuz. O vahyin nasıl yaşandığını peygamberden görüyorsunuz. Hikmet burada. İslam, peygamber efendimizin bütün sözleri, davranışları, onayladıklarıdır. Bunları siz gözünüzle görüyorsunuz. Bunları hatırlayınız. Yani sevgili peygamberimiz kendisine nazil olan ayetleri çeşitli vesilelerle insanlara duyuruyor. Eğitim merkezi olarak mescid birinci derecede, çarşılar, dükkanlar, işyerleri, dağlar, tepeler kullanılıyor.
Kur'an'ın üslubuna baktığımızda dünya bir medresedir.
Eğitim salonu yalnız okullar değildir. Oralarda eğitim salonudur ama yeryüzü bir eğitim salonudur. Buralarda eğitim devam ederken, peygamber efendimizin ömrünün yansıda evde geçiyor. Evde peygamber efendimizin hanımları nazil olan ayetleri, ve o ayetlerin paygamber efendimiz tarafından yapılan hem sözlü, hem de davanış yorumlamalarının da kıyamete kadar gelecek insanlara nakledilmesi gerekiyor.
İşte bu nakletme görevi de o annelerimize düşüyor. Bu sebeble Allah (c.c.) onları uyarıyor. Evleri onların eğitim merkezi olmuş oluyor. Öğretmenleri de sevgili peygamberimizdir. Ders kitapları Kur'an-ı Kerimdir ve efendimizin hayatıdır.
Bütün bunların nakledilmesi gerektiğinden rabbim bunu emrediyor. O annelerimiz de gerekeni yapmışlar. Allah o annelerimizle bizi, cennetinde buluştursun inşallah. Allah herşeye nüfuz edendir, Allah herşeyden haberdardır.[41]
35- Müslüman erkekler ve mûslüman kadınlar, Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, itaat eden erkekler ve itaat eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (Allah'dan) korkan erkekler ve (Allah'dan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkekler ve namuslarını koruyan kadınlar. Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar, Allah onlar için büyük mükafat hazırlamıştır.
Dürüst erkekler ve dürüst kadınlarla birlikte hareket edeceğiz. Dünyevi hayatımızda, maddi hayatımızı birlikte yürüttüğümüz gibi, dini hayatımızı da beraber yürüteceğiz.
Müslüman erkekle, müslüman kadınlar el ele verecekler, gönül gönüle verecekler, dünyalarını güzel eyleyecekler, ahiretlerini de güzel eyleyecekler. Cennette beraber olmak için birbirlerine yardım edecekler.
Başlarına gelebilecek herşeye de birlikte sabredecekler.
Allah'ı çok zikretme konusunda erkek hanımına, hanım erkeğine yardımcı olacak.
İhtiyaç sahiplerine birlikte yardım edecekler.
Orucu tutma konusunda birbirlerine yardımcı olacaklar.Allah'ın kitabım anlama konusunda, birbirlerine yardımcı olacaklar.Allah'ın yurdunda, Allah'ın verdiği ayaklarla yürürken, Allah'ın verdiği dillerle konuşurken, gözlerle bakarken, bu verdiği nimetleri kullanırken, kötü yerlerde kullanmamaya dikkat edecekler.
Namuslarım korumada bir ürpertinin içerisinde olacaklar. İşte bu mümin kadın ve erkeğe de Allah(cc); bildikleri veya bilmedikleri mükafaatlar hazırladığını müjdeliyor.[42]
36- Bir iş hakkında Allah ve Rasülü hükmetdiği zaman, hiçbir mü'nıin erkek ve mü'min kadına, işlerinde istediklerini yapma hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasülü'ne isyan ederse, apaç,k bir sapıklığa sapmış olur.
37- Hani sen Allah'ın nimet verdiği, senin de nimet verdiğin kişiye (Zeyd b. Harise) "Hanımını yanında tut (boşama) Allah'dan kork" diyordun ve Allah'ın açığa vuracağını içinde gizliyordun ve insanlardan korkuyordun. Korkmaya layık olan Allah'dir. Zeyd (b. Harise) Ondan (Zeyneb binti Cahş'dan) boşanınca, biz onu (Zeyneb'i) sana nikahladık ki, evlatlıkları eşlerini boşadiğında (onlarla evlenme konusunda) mü'minlere bir zorluk olmasın. Allah'ın emri yerine gelir.
38- Allah'ın Peygambere farz kıldığı şeylerde ona hiçbir güçlük yoktur. Daha önce geçenlerde de Allah'ın yasası böyledir. Allah'ın emri belirlenmiş bir işdir.
39- Onlar Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler. Allah'dan korkarlar. Allah'dan başka hiçbir kimseden korkmazlar. Hesab görücü olarak Allah yeter.
Bu ayetlerde Allah(c.c), sevgili Peygamberimizle Hz. Zeyneb validemizin evliliğine dikkatimizi çekiyor. Zeyneb validemiz Peygamberimizin halasının kızı, Kocası da; Hz. Zeyd, Peygamberimizin eğitiminden geçmiş ve O'nun yanında yetişmiş bir insan. İlk hanımı vefat etmiş. O zenci bir hanımmış. Onunla çok mutlu bir hayatı varmış. Ondan Üsame dünyaya gelmiş. Üsame(r.a.) sevgili Peygamberimizin Genel kurmay başkanı olmuştur.
Dikkat edin!!, Üsame bir kölenin çocuğuydu. Peygamberimiz babasını hürriyetine kavuşturmuştu. Kölenin çocuğu sevgili Peygamberimizin genel kurmay başkanı oldu.
Amerika'da zenci insanlar, hâlâ belirli yerlere getirtilmezler. Beyaz saraydan içeri giremezler hala.
Zeyd. (r.a.) Peygamberimizin halasının kızı Zeyneb validemizle evlendi. Geçim olmadı. Huzursuz bir hayat sürdüler. İkisi de Peygamberimize gelip şikayette bulunuyorlar. Peygamberimiz buna çok hayret etmiş ve "Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım" demiş Yani Zeyd zenci kadınla çok mutlu idi ama Peygamberimizin halasının kızı Zeyneb validemizle mutsuz oldu. Birbirlerini sevemediler ve ayrıldılar. Ayrıldıktan sonra da Peygamberimiz (s.a.v.) Zeyneb validemizle evlendi.
Medine'de bir dedikodu aldı yürüdü. Evlatlığının hanımiyla evlendi diye. Bunun üzerine nazil olan, ayet kıyamete kadar gelecek insanlara da bir hükmü bildirmiş oluyor Peygamber sizden herhangi birinizin babası değildir. Yani evlatlıkların, o ailenin evladı olmadığını, yabancı bir insan olduğunu ama beslenip büyütülebileceğini, fakat mirasta ve nikahta yakınlık meydana getirmiyeceğini, ifade ediyor.
O güne kadar ki Mekke'de ve Medine'de hüküm süren örfe göre evlatlık, o ailenin evladı olur,, onunla ve onun çocukları ile evlenilemezdi. Rabbim bu hükmü de böylelikle kaldırmış oldu. Yani Sevgili peygamberimizin hayatının her yönü bize ve kıyamete kadar gelecek olan insanlara örnek olma önemini taşımaktadır.
Hayatımızı O'nun hayatına uyduralım Altıbin küsur ayetlerle hayat kumaşımızı dokurken, renk ve desenlerini peygamberimizin hayatına göre ayarlarsak yarın mahşerde O'nunla beraber haşrolanlarla, O'nun sancağı altında cennete yürüyenler arasına gireriz.[43]
40- Muhamnıed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Ancak Allah'ın Rasülü, Peygamberlerin sonuncusudur. Şüphesiz Allah herşeyi bilendir.
BıTayette Allah (c.c.) sevgili Peygamberimizin; bizlerden herhangi birinin babası olmadığını, ancak Allah'ın Rasülü olduğunu ve peygamberlerin sonuncusu olduğunu bildirmektedir.
O bir Rasül'dür. Bunu vurgulamanın anlamı şudur. Eğer Efendimiz (s.a.v.) o Zeyd'in boşadığı Zeyneb'le evleniyorsa, bu da Allah'ın kontrolünde oluyor demektir.
Bu ayet-i kerime kıyamete kadar gelecek sahte peygamberlerin Önünü kesiyor. Aynı zamanda Peygamber mührüdür. Mühür nereye vurulur? Bir yazının, bir dilekçenin, bir raporun en son kelimesinden sonra vurulur. Sevgili Peygamberimiz de Hz. Adem'den kendi zamanına kadar gelen bütün peygamberlerin son mührüdür, ve sonuncusudur
Tarih boyunca bir çok insan; "Ben peygamberim" diye ortaya çıkmıştır. Bundan sonrada çıkmaya devam edecektir. Bundan dolayı üzülmeyiniz. O şahsa üzülünüz. Yaptığı yanlışı düzeltmeye çalışınız.
Bütün bu sahte peygamberlerin ortaya çıkışı mü'minlerin inancının doğruluğunu da ortaya koymaktadır. Hangi şey revaçta ise o şeyin sahtesi de piyasaya çok sürülür. Bu günlerde dünyanının her tarafında dolar geçmektedir. Onun için kalpazanlar doların sahtesini basmaktadırlar. Bu günlerde de dünyanın her tarafında geçerli olan İslam Dinî'dir. Yükselen İslan dinidir. Her yerde yükselen islam'dır.
Bahar mevsimi gelince, ağaçların gövdesinden dalların ucuna doğru sular yükselir ve dalların en yüksek yerlerinde bembeyaz, kırmızı, ve rengarenk çiçekler, insanlara görünür ya, işte aynen öyle.
İslam da Türkiye'sinde, Japonya'sında, Amerika'sında, Afrikasında, İngiltere'sinde, Avrupa'sında, Rusya'sında kısaca her tarafta, insanların yüreklerinden ellerinin uçlarına doğru, alınlarından ayaklarına, ayaklarından alınlarına doğru yükselmekte ve amel çiçekleri de açmaya devam etmektedir.
Bütün kavgalar bunun neticesidir. Yani bu gün gazeteleri okuyupta, televizyonları izleyipte, radyoları dinleyipte moralinizi bozmayın. Moralinizi yüksek tutun. Bu batılı ajanlar, Türkiye içinde kargaşa meydana getirmek isteyenler, müslümanları yok edeceğini zannedenler yanılıyorlar. Bunların ataları bunları başaramadı. 8 defa haçlı seferleri düzenlediler başaramadılar. Ataları başaramadı da bunlar mı başaracakmış?
Bu konuda gönlünüze kederden , üzüntüden bir nokta dahi düşürmeyin. İşinizi yapmaya devam edin. Güzel hizmetlerinizi devam ettirin. Bu topraklar üzerinde, Allah'ın emrettiği şekilde yaşamaya devam ediniz.
Siz Ay gibi doğunuz, karanlığın çokluğundan hiç endişe etmeyiniz. Siz güneş gibi doğunuz. Binlerce çiçek sizden ışık almaya, renk almaya hazır vaziyettedir. Zirvelerde olanlar dahi, sizden ışıklarını ve renklerini alacaklardır. Derelerin derinliklerinde olanlar dahi sizden İslam'ın rengini, Kur'an'm ifadesiyle "sıbgatullah"ı yani Kur'an'ın rengini almaya devam edeceklerdir.
Kavgayı bırakınız. Kavga içerisinde olmayın. Çünkü kavga edecek zamanımız yok. Bu toplumun, bu insanların hem dünyevi, hem de uh-revi ihtiyaçlarını Kur'an'ın belirlediği doğrultuda karşılamaya yönelive-riniz.
Allah her şeyi en güzel şekliyle bilmektedir.
Biz bir sahnede oyun oynuyoruz. Bütün dünya insanı bir oyunun içerisindedir. Allah (c.c); "Bu dünya hayatı bir oyun ve oyuncaktır" buyuruyor, Koskocaman dünya sahnesi üzerinde rollerimizi almışız. Allah'ımıza hamdü senalar olsun ki, mü'min rolünü aldık. Kafirler de kendi iradeleri ile küfrü tercih ettiler. Bir oyundur devam ediyor. Rabbim de bizim amellerimizi hep kayda geçiyor. Kameranın kayda geçtiği gibi melekler, Rabbimin emri üzerine bütün amellerimizi kayda geçiriyorlar.
Öyleyse biz iyi görüntüler verelim, iyi pozlar verelim, iyi davranışlar şergiliydim. Ağzımızdan çıkan kelimeler kimseyi rahatsız etmesin. En doğruyu en güzel şekilde ifade edelim.
Allah (c.c.) sevgili Peygamberimize; "sana kıssaların en güzelini, en güzel şekilde anlatacağız" diyor. Rabbimin ifadesindeki güzelliğe bakınız.
Biz en güzel olan îslam'i ki, bu Rabbimin kelamı olduğu için en güzeldir en güzel şekilde insanlara duyuracağız. Yani hayatımızda yaşayacağız. Şırıl şırıl akan kelimelerle, pırıl pırıl parlayan bir yaşantı sergi-liyeceğiz. İnsanlar şu anda mü'minlerin davranışlarını ve sözlerini takib ediyorlar Niçin? Çünkü yeryüzünde bütün devletler de yükselen değer İslamdır.[44]
41- Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikrediniz.
42- Sabah akşam onu teşbih ediniz.
43- O sizi karanlıklardan aydındığa çıkarmak için size rahmet eder, melekleri de (istiğfar eder). O Mü'minlere çok merhametlidir.
Allah'ı çok çok zikredeceksiniz. Bu şu anlamlara gelmektedir.
1- Allah, Allah, lailahe illallah, estağfirullah subhanellahi velham-dülillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber. Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.
2-Bazen karınıza, bir yerden düşmanın büyüklüğünü anlatan bir makale, bir haber okuyuverirsiniz. "Efendim, Avrupalı güçler müslüman-lara karşı yönelmişler, Nato'yu İslam'a karşı yöneltiyor!armış, eskiden kırmızı renkler karşı tatbikat yaparken, şimdi yeşil renge karşı tatbikat yapıyorlarmış. İslam'a karşı hazırlıklar içerisindelermiş.
Almanya'ya konferansa gittiğimde , o günkü gazetelerde, Alman askerlerinin müslümanlara karşı psikolojik yönden hazırlanması için bir konferans verildiğini haber olarak okumuştum. Bu tür haberleri okuduğumuzda veya duyduğumuzda biz yine Allah'ı hatırlayacağız.
Düşmanların gücü ne olursa olsun, Rabbim bize; "Allah'ın izniyle nice az topluluklar çok topluluklara galip gelmiştir" diyor.[45]
Geçmişten misaller veriyor. Musa (a.s.) kendini "rabb" kabul eden Firavun'a karşı galib gelmişti. İbrahim (a.s.) Nemrud'a karşı galib gelmiştir. Sevgili peygamberimiz o günün Bizansı, İran'ı ve Mekke müşrik devletine karşı galib gelmiştir.
Rabbimizi çokça zikredeceğiz. Düşman ne kadar çok olursa olsun, Allah (c.c.)'ın daha büyük olduğunu hatırlayacağız. Daha büyük olanın Allah olduğunu bileceğiz.
"Allah dostları bu dünyada da, ahirette de korkmazlar. Onlar üzülmezler de" diyor Allah (c.c.)[46] Başkalarının yaptıklarına üzülmeyelim. Biz kendi görevimizi yapamadığımıza üzülelim. O Allah (c.c) size rahmet eder. Melekler size istiğfar eder. Allah size rahmet ediyor. Niçin rahmet ediyor? sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için. Allah merhametiyle sizi küfrün karanlıklarından imanın aydınlığına çıkarır.
Meleklerin mü'minler için istiğfar ettiğine dair ayetler Kur'an-ı Kerim'de birkaç yerde geçmektedirler.(Mümin 7) Bu bizim için şu anlamda bir delildir. Bir mü'minin, diğer insanlar için de istiğfarı mümkin-dir. Yakub (A.S)'a geliyorlar ve "Ey babamız! Ne olur bizim için istiğfar et" diyorlar. Yakub (a.s.) da "ben sizin için istiğfar edeceğim" diyor ve İstiğfar ediyor.
Biz mü'min kardeşlerimiz için istiğfar edelim. İmanını yitirmiş insanlarımız için de Allah'tan hidayet dileyelim. Kimsenin helakine dua etmeyelim. Bed-duaya dilimizi alıştırmiyahm.
Allah'ın Rasülü Ebu Cehil ölünceye kadar onun mü'min olması için dua etmişti. İşte merhamet, mehabbet, sevgi budur. Günümüzde "sevgi" kelimesini yalama yaptılar. Kafir Cehenneme doğru koşuyor. "Hayranım sana" diyor. Ateşe doğru koşan adam alkışlanmaz,
Allah mü'minlere karşı çok merhametlidir. Ahirette azıcık amellerini jçok kabul edecektir. Bir'e 700'e kadar hatta daha fazlasını da verecekler.[47]
44- Ona kavuştukları gün esenlik dilekleri "selam"dır. Onlar için çok değerli mükafat hazırlamıştır.
O gün onlar "selam"la karşılaşırlar. Birbirlerine karşı iyilik ve esenlik ifadeleri "selam" kelimesiyle olacaktır. Yasin süresindeki "selamun kavlen mirrabbirrahim" "Gafur ve Rahim olan Allah (c.c.)dan bütün cennettekilere "selam" sesi duyulacaktır.
Şöyle düşünün Çok saygı duyduğunuz, çok sevdiğiniz erişilmez kabul ettiğiniz bir insanı düşünün ve o insandan size bir selam geldiğini düşünün.
Çölde kavrulmuş yüreklerinize su serpilmiş gibi olur. Karanlıktan sıkıldığınızda bir aydınlık açılıvermiş gibi olur. Daraldığınız ve bunaldığınız bir anda en sevdiğiniz insanın yanınıza gelivermesi gibi olur. Bu dostunuz bir anda yanınıza geliyor ve "selam" diyor.
Yerleri, gökleri yaratan, çiçeklerle donatan Allah (c.c) cennette müminlerine "selam" diyor.
Meleklerde mü'minlere; "selam sizin üzerinize olsun. Buyurun! Ebediyyen kalmak üzere cennete giriniz" diyeceklerdir.
Öyle veya böyle ahirete doğru gidiyoruz. Bu dünya sahnesinde rolünü alan mü'minler, kafirler ve münafıklar; öyle veya böyle onlarda kabre doğru gidiyorlar. Son perdeyi kapatmak üzere herkes, her an bir nefes boyu eceline doğru yaklaşıyor.
Zenginler köşklerinde, fakirler viranelerinde otururken perdelerinin inmesini bekliyorlar.. Kimse perdelerinin inmesine engel olamıyor. Öyleyse biz tedbirimizi alalım. Bu dünyadaki rolümüz güzel olsun.
Rolleri Rabbim; mü'min olarak, kafir olarak, münafık olarak dağıtmış. İrademizi de bize bırakmış. Diyor ki; mü'minlerin oynayacağı roller şunlardır. Herkesin seçme hakkı vardır. Buyurun seçin. Ben sizin bu tarafta (Mü'minler safında) olmanızı istiyorum diyor. Allah (c.c.) Kafirler safında da olabilirsiniz ama gazabımı çekersiniz. O tarafta olmayınız diye de bizi uyarıyor. Hatta bu rol dağıtımında peygamberler gönderiyor, peygamberler de bütün insanların mü'min rolünü oynamaları için bizzat davet ediyor, dellallık yapıyor.
Büyük yerle ticaret yapalım, büyük tacir olalım.
Büyük yerle ticaret yapmak. Yani En büyük Allah (c.c.) olduğu için, O'nunla ticaret yapalım. Rabbim diyor ki;
"Allah mü'minlerin canlarını ve mallarını alır, karşılığında cennet verir" Bir alışveriş yapılır. "Mallarını alır karşılığında cennet verir" Yani siz canınız ve malınızı İslam'ın yoluna şöyle bir hazırladınız mı? Allah (c.c.) bu dünyada malı çok verebilir ama ahirette kesin cenneti verir. Biz bu yola hazır olalım. Yunus Emre;
-Canım feda olsun senin yoluna,
-Adı güzel kendi güzel Muhammed, diyor.
Ashabın söylediği de zaten bu idi. "Anam babam sana feda olsun Ya Rasülallah"[48]
45- Ey Peygamber, biz seni Şahid müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
46- Allah'ın izni ile Allah'a davetci ve ışık saçan bir lamba olarak (gönderdik)
47- İman edenlere, AIlaR'dan büyük bir lütuf olduğunu müjdele.
"Ey Peygamber!"; Sevgili peygamberimize, Allah'ın (c.c.) bir hita-besidir. Allah (c.c.)'ın muhatabı olmak ne güzel!. Biz de muhatablarındanız. "Ya Eyyühellezine Amenü! ayetleri beni Öylesine etkiler ki; Rabbim bize adeta bağırıyor veya çağırıyor; "Ey iman edenler!!" Çok sevdiğiniz bir insan tarafından çağrılmak çok büyük bir nimettir.
Ama bütün sevdiklerimizi yaratan Allah (c.c.)dır. Denizin derinliklerindeki o mercanları yaratan Allah, dağların tepesindeki kar çiçeklerini, derelerdeki nar çiçeklerini yaratan Allah (c.c), bu dünya sahnesinde, bu yıldız dekorlarının altında bize çağırıyor. "Ey iman edenler!" Hemen koşmamız lazım. İman edenler arasına girip rabbimin bu nidasının, bu çağrısının bize de olduğunu, oradan nasibimizi almamız gerektiğini hemen bilmemiz ve koşmamız lazım.
"Ya Eyyühennebiyyü" ifadesi peygamberimiz için özel bir taltiftir. Milyonlarca insanın arasından bir tanesi. Bir tane O Özellikle seçilmiş, süzülmüş, tasfiye edilmiş, insanların arasından filitre edilerek (Mustafa'nın manası bu) alınmış bir Peygamber. O Peygamber için
Rabbim;
"Biz seni şahit olarak indirdik. Sen şahitsin."
1-Bir defa Peygamber efendimiz bütün insanlara şahittir.
2-Bir de ahirette şahittir.
Yarabbi ben görevimi yerine getirdim. Ben senin mesajım duyurdum. Veda Hutbesinde Hz. Peygamber (s.a.v.); "Ben size tebliğimi yaptım mı?" diyor. Bütün sahabe; "Yaptın Ya Rasülallah" diye cevap veriyorlar. Bu soru ve cevap üç defa tekrarlanıyor. Bunun sonunda peygamberimiz "Şahid ol Ya rabb, Şahid ol ya rabb" diyor. Bizim de aynı şeyi, her şeyimizle söylememiz gerekiyor.
Sevgili peygamberimiz, "Mübeşşir"'dir, yani müjdeleyen insandır. "Nezir'"dir, yani uyaran insandır.
Mübeşşir'dir derken; bu dünyada amellerinizin neye dönüşeceği müjdesini veriyor. Amellerimizin, bize ahirette cenneti kazandıracağı müjdesini de bu dünyada bildiriyor. İslam'ı yaşarsanız bu dünyanız güzel olur, ahiretiniz de güzel olur diye müjdeliyor.
Günümüzde islam'a pek gönül vermemiş ama, dünya insanın saadeti ve mutluluğu için, dünyanın her tarafında söylenen sözlere kulak veren, iyi niyetli insanlar var.
Onlar diyorlar ki; sizde bir teklif getiriniz, mantıklı teklif getiriniz. Nasıl olacak bu? diyorlar. Onlar şuna alışıklar. Mesela Gümrükle ilgili 80 bin sayfalık kanun var. Sizin müslüman olarak İslami usullerle yazılmış 80 bin sayfalık gümrük mevzuatınız var mı? Ekonomi ile ilgili doyurucu 5 bin sayfalık bir kitabımız var mı?
Buna cevabımız hemen "Evef'tir. 1400 sene içerisinde yazılmış fıkıh kitaplarımız var. Hem de sizin hatırınıza ve hayalinize gelmedik konularla ilgili asgari bir ciltlik kitaplarımız var bizim. Bunların günümüz diline nakledilmesi gerekir.
Bir de sevgili Peygamberimiz sahabesine; "şu ayet nazil olmuştur, buna inanın" demiş, onlarda inanmışlar ve hemen yerine getirip, amele dönüştürmüşler. Neticesini de rabbim göstermiştir. Bütün bunlar islam medeniyetinin meyveleridir.
İşte mübeşşir olan sevgili peygamberimiz, bu dini yaşarsanız, her-şeyiniz güzel olur diyor.
Bu güzelliklerin yansımasını çeşmelerde, medreselerde, köprülerde ve diğer İslami eserlerde görüyoruz. Bunlar dünya ile ilgili güzelliklerdir.
"Hocam bu tür sanat eserlerini batı insanı da yapmıştır, diyenlere; buyurun, Süleymaniye ile Noturdam'ı mukayese ediverin. Dom kilisesinin zerafetiyle, sultan Ahmet camisinin zerafetini karşı karşıya geti-riverin. Veya Dikilitaş ile Sultan Ahmet yanyana. Buyurun mukayese ediverin. Yani Allah kelamına gönül vermiş güzel insanların bu dünyayı nasıl güzelleştirdiklerini görünüz. Roma'nın o zalim insanlarının yaptıkları ile Sultan Ahmet karşı karşıyadır.
Onun için nerede güzellik var ise, orada İslam medeniyetinin meyvelerinin olduğunu görüyorsunuz. Ayrıca sevgili peygamberimiz; dünyadaki rolümüz bittikten sonra, cennette ebedi kalmayı müjdeliyor. O peygamber o kadar merhametle dolu ki, cehenneme girmememiz için bizi uyarıyor, feryad ediyor. Gecelen evinde rahat yatamıyor. Çarşılarda, fuarlarda, panayırlarda dolaşıyor, hatta ev ev geziyor.
Siz de İnsanları İslama davet ederken, kendi mantık kurallarınız içerisinde, kendi doğrularınızı sunmayınız. Allah'ın izniyle Allah'a davet edeceksiniz. Yani iyiliğin ve kötülüğün ölçüsünü rabbim belirler.
O "Nur" olan peygamberimizin (s.a.v.) her hareteki, her sözü, her davranışı bizim kıyamete kadar gelecek hayatımızı aydınlatan bir ışıktır. O'nun ışığında yürüyelim, Allah'ın ve O'nun meleklerinin cennetteki selamı ile karşı karşıya kalıp, bu dünyada dost yüzü gördüğümüz gibi, dostlarla, peygamberimizin komşusu olarak O'nun yanında, yakınında -Allah (c.c.) cemâlini seyreden insanlardan- olmaya çalışalım. Dünyamızı güzel eyleyelim, ahiretimizi de güzel eyleyelim.[49]
48- Kafirlere ve münafıklara itaat etme ve onların eziyetine aldırma. Allaha güven, vekil olarak Allah yeter.
En'am suresinin 116. inci ayetinde; "yeryüzünde çoğunluğa itaat edersen seni Allah'ın yolundan saptırırlar" buyuruyor.
Burada kafirlere ve münafıklara itaati yasaklıyor. Bakara 145. nci ayette ise; "onların hevasına uyduğu takdirde zalimlerden olacağını" bildiriyor.
Kafirlerin ve Münafıkların emrine itaat etmeyenler» bazı eza ve cefaları da göze almalılar. Namlunun deliğinden cenneti gören Müslümana kurşun ne yapsın.!! Gonca gülüne kavuşan bülbül dikenlerin batmasını duymazki.
Eziyetlerine aldırma, eziyet de etme incinme de, incitme de,
-Kafirlerin askeri ve ekonomik gücü ne kadar büyük olursa olsun aldırma.
-Sen Allah'a tevekkül et yürü.
Zalimlere hizmet eden filleri, ebabil kuşlarının mağlup ettiğini hatırla ve fil suresini oku.[50]
49- Ey iman edenler! mü'min kadınlarla nikahlandıktan sonra temasta bulunmadan onları boşadığınız zaman, onlar için iddet saymanıza gerek yok. Onlara bağışta bulunun ve güzellikle serbest bırakın.
Rabbimiz buyuruyorki; Nikah kıyıldıktan sonra cinsel ilişkide bulunmadan, "halveti sahiha" olmadan boşanma meydana gelirse, boşanan kadın için iddet beklemek yoktur. Eğer mihir belirlenmiş ise belirlenen mihrin yansım boşadığı kadına verir. Mihir belirlenmemiş ise, boşayanın ekonomik durumuna göre boşadığı kadını gönülleyecek eşya verir.
Burada "Mümin kadınları nikahladığınız zaman" sözüyle mümin kadınların ehli kitaba tercih edilmesini de işaret etmiş oluyor. İddet ve mihir hükmü ise hem mümin kadını, hemde ehli kitab kadını içine alır.
İzdivaç olurda, imtizaç olunmayabilir. Onun için ayrılan eşlerin, iyilikle ayrılmalarını emrediyor Rabbimiz.
Bu ayete göre hareket eden Ashabı kiramdan boşanan eşler ayrıldıktan sonra kadın boşandığı kocasının evlenmesine yardımcı olmuş, Kocada boşadığı kadının evlenmesine yardımcı olmuştur.[51]
50- Ey Peygamber, mehirlerini verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdiği elinin altında bulunan cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarım, halanın kızlarını, dayının kızlarım, teyzenin kızlarını sana helal kıldık. Mü'min bir kadın kendini peygambere bağışlarsa, peygamberde onu nikahlamak isterse (Onu da helal kıldık) Bu yalnız senin içindir. Müminlere değil, (müminlere dörten fazla ve mehirsiz evlenmek yasakdır.) Sana bir zorluk olmasın diye, eşleri ve cariyeleri hakkında, üzerlerine farz olanı onlara bildirmiştik. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
51- Onlardan dilediğini bırakır dilediğini yanında alıkoyabilirsin. Bir sûre ayırdıklarından dilediğini yanına almanda sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olmasına, üzülmemelerine ve verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah kalbltı inidekini bilir. Allah bilendir, Halimdir.
52- Bundan (şu andaki hanımlarından) sonra kadınlar sana helal değildir. Güzellikleri hoşuna gitsede (birini boşayıp başkasını almak suretiyle değiştirmende helal değildir. Elinin altındaki cariyeler hariç, Allah herşeyi gözetendir.
Bu ayet yalnız Peygamber efendimize has olan ahkamı bildirir. Sevgili peygamberimiz mihrini verdiği kadınlarla evlenebilir, evliliğini devam ettirir.
2- Kendisiyle Mekke'den Medine'ye hicret eden akraba kızlarıyla
evlenebilir.
3- Mihirsiz kendi kendini Efendimize bağışlamak isteyen kadınlarla evlenebilir.
4- Eşleriyle birlikte olmada sırayı takip etme zorunluğu yok.
5- Yanından uzaklaştırdığı eşlerinden, dilediğini geriye getirme hakkı vardır.
Efendimize tanınan bu özel hakların, sevgili eşlerinin lehine, çıkarlarına olduğunu ifade ediyor Rabbimiz.
"Eşlerin üzülmesin, hoşnud olsunlar ve gözleri aydın olsun için, sana da bir sıkıntı olmasın için" buyurmuş
Kıyamete kadar gelecek insanların sorununu yüreğinde hissetmiş "Ümmetim, ümmetim" diye çırpınmış olan peygamber efendimizin is-lamı gelecek nesillere ulaştırmada kendisine yardım edecek eşleri seçmede, yanında bulundurmada, dilediğinin yanına gitmede serbest olması gerekir.
Bir insan ömrünün uzun bir bölümü ailesinin yanında geçer. O zaman zarfında geçen hadiseleri ve hadisleri nakleden sevgili eşleridir.
Ayetin böyle nazil olması eşlerini de sevindirmiş. Efendimiz de;
"Ayette tanınan hakların tamamım kullanmamış.
Mihirsiz kadın almamış,
Sıraya dikkat etmiş,
Sefere çıkarken yanında götüreceği hanımını kurra çekerek belirlemiş"
Hz. Aişe validemiz "günler geçerdi evimizde su ile hurmadan başka birşeyimiz olmazdı" der.
Ashabının karnının doymasıyla sevinen efendimizin evinde böylesine bir fakirlik hüküm sürerken, birçok kadın gelip hiçbirşey istemeden Efendimize eş olmayı teklif etmişler.
Bu ayetler nazil olduğunda efendimizin dokuz eşi vardı. 52. ayetle bu sınır korunmuş. Bu dokuz hanım: Ebu Bekir'in kızı Aişe, Ömer'in kızı Hafsa, Ebu Süfyan'm kızı Ümmü Habibe, Ümeyye'nin kızı Ümmü Seleme, Zema'a'nın kızı Şevde, Cahş'ın kızı Zeyneb, Huyey'in kızı Safiyye, Harisin kızı Cüveyriye Haris el Hilali'nin kızı Meymune'dir(ra)[52]
53- Ey iman edenler, Peygamberin evine yemek için izinsiz girme-yin.(yemekten önce gelipte) yemeğin pişmesini gözetmeyin. Ancak da'vet edildiğiniz zaman girin ve yemeği yedikten sonra konuşmaya dalmadan dağılın. Bu yaptığınız Peygamberi incitiyor. O size (Bir şey söylemekden) haya ediyor. Allah ise hakk (söylemek)'dan haya etmez. Onlardan (peygamber hanımlarından) birşey istediğinizde perde arkasından isteyiniz. Bu sizin gönülleriniz içinde, onların gönülleri içinde daha temizdir. Bundan sonra Allah'ın Rasülü'nü incitmek ve ebediyyen onun hanımları ile evlenmek de size yakışmaz. Şüphesiz bu Allah katında çok büyüktür.
54- Siz birşeyi açıklasamz veya onu gizleseniz, şüphesiz Allah herşeyi bilir.
Peygamber efendimiz Allah'ın elçisidir. Onu Hak göndermişti, halkın içinde yaşıyordu. Şahlar, padişahlar, krallar, başbakanlar, reisi cumhurlar gibi, halkdan bir kurşun menzili uzakta durmuyordu. Camide imam, mahkemede hakim, harp meydanında komutan, hendek kazarken işçi idi.
Arkadaşları hep onunla olmak, Ayetleri dinlemek, yorumunu sözlü ve fiili olarak işitip görmek istiyorlardı.
İslam yayıldıkça, Ashabın sayısı'çoğaldıkca, efendimizin evine gelenlerin çokluğu ve zamansızlığı işlerini engelliyor, fakat edebinden de birşey söyleyemiyordu.
Derken bu ayet, efendimizin yanına girmeyi izine ve davete bağladı. Camide beşvakit görüyorlardı.
Evine izin isteyerek veya da'vetle gelenler, efendimizin eşleri olan mü'minlerin annelerinden birşey isteyeceklerinde, perde arkasından isteyecekler.
Bu davranışların iki tarafın kalbinin temizliği için daha iyi olduğu belirtilmiştir.
Peygamber efendimizin eşleriyle evlenmek yasaklanmıştır. Efendimiz vefat ettikten sonra geride kalan eşleri mü'minler tarafından anne olarak bilinmiştir.
Bu durum yalnız peygamber efendimizin hanımlarına Özel bir durumdur.
Hiçbir hocanın veya şeyhin hanımını peygamber hanımlarına kıyaslamayın. Hoca veya şeyhler Ölürler veya boşamrlarsa, geride kalan hanımları, diğer mü'min erkeklerden diledikleriyle evlenebilirler.[53]
55- O kadınlara, babaları, oğulları, erkek kardeşleri, kız kardeşleri, kardeşlerinin oğulları (yeğenleri), mü'min kadınlar, ellerinin altında bulunan (köle ve cariyeleri ) hakkında bîr günah yoktur. Kadınlar!!, Allah'dan sakınınız. Şüphesiz Allah herşeye şahiddir.
Nur suresinin 30-31-nci ayetlerinde Nisa suresinin 23. ayetinde açıklandığı gibi kadınlar; babalarının, dedelerinin, oğullarının, torunlarının, erkek kardeşlerinin, kardeşlerinin oğullarının kendi kadınlarının amca ve dayılarının yanında başörtüsüz, perdesiz bulunmalarında hiçbir günah yoktur.[54]
56- Şüphesiz Peygambere Allah (rahmet eder) Melekler (istiğfar eder) Salavat getirirler. Ey iman edenler, sizde ona çokça salatü selam getiriniz
Bu ayet- kerime 1400 sene içerisinde insanlarımızın yüreğini hep hoplatan bir ayettir. Özellikle Türk Milletinin yüreğini daha çok hop-latmıştır.. Her hangi bir camiide binlerce cemata hitab ederken, o sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa ( S.A.V.)'m adı geçtiğinde; binlerce cematın elinin göğsünün üzerine gittiğini, dilinin de "Allahümme salli ala Muhammedin ve sellim" diye salat-ü selam getirdiğini görürüz.
Erzurum'dan Edirne'ye kadar bir çok vilayetemizde konferanslar verdim^ Konferansların arasında ne zaman sevgili peygambirimizin adı söylense, hemen eller göğüslerin üzerine gidiyor, diller; "Allahümmesalli ala seyyidina Muhammedin ve sellim" diye salat-ü selamını hemen getiriveriyor.
"Salat-ü Selam" getirmek bütün ümmetin bir görevidir. Çünkü Alah (c.c.) bunu emretmiştir. Ama eli göğüs üzerine getirmeyi yalnız Türkiye'de görüyorum, Türk halkında görüyorum. Bunu hiç bir kitapta da görüp, okumadım. Yani niye "eller göğüs üzerine gider" diye hiç bir kitapta görmedim.
Fakat ilmine, irfanına güvendiğim bir insana sorduğumda dedi ki; Efendimiz (s.a.v.)'m adı anıldığında mü'minin neredeyse kalp çırpıntısı kaburgasını kıracak derecede şiddetli attığından o kalbinin üstünü tutmak ve kaburgasını desteklemek gibi bir durumdur diyorlar.
Belki de o günün ortamında insan dili ile efendimize sevgisini ve saygısını ifade ederken eliyle de saygısını ifade ediyor. Onun için yapılmış ve bize kadar da gelmiştir. Şunu söylemek yerinde olacaktır. Bu Türk milletinin adetidir, sünnet değildir. Sünnet olan, Sevgili Peygamberimizin adı anıldığında salat-ü selam getirmektir,
İbn Kesir'in Ebu Davud-u Tayalisi'den naklederek verdiği hadis-i şerifte, Efendimiz (S.A.V) şöyle ifade ediyor; "Kimin yanında benim adım andırsa hemen salat-ü selam getirsin. Kim bana bir defa salat-ü selam getirirse Allah ona 10 kere rahmet eder. "
Yalnız biz mi Allah Rasülü'ne salat-ü selam getiriyoruz? Rabbim öylesine ince bir sanatla ayet-i kerimede bize emrediyor ki, "Ey iman edenler! O peygambere salat-ü selam getirin" emrini vemeden önce şöyle diyor. "Şüphesiz Allah ve melekler peygamber üzerine salat getirirler" Sıralamaya dikkat ediniz.! Allah' (c.c), ümmeti Muhammed'e bir emir verecek ve Rasülü'ne salat-ü selam getirmemizi isteyecek.
Bu isteğinden Önce, bu emrinden önce de diyor ki; "Allah O peygamberine salat eder" "Melekler de O peygambere salat ederler" Tabi tefsirlerimizde bir çok ayetin anlamı bir araya getirilerek "salavat" şöyle anlatılmış;
Salavat; Allah'tan rahmettir, meleklerden istiğfardır, mü'minlerden duadır. Yani; "Allah peygamberine salavat getirir" derken, O'na rahmet eder manasındadır. "Melekler peygamber'e salavat getirir" derken O'nım için istiğfar ederler, "Mü'minler salavat getirirler" derken de O'na dua ederler manasındadır.
Biz bu salavatı peygamberimizin duaya ihtiyacı olduğu için getirmiyoruz. Bizim duaya ihtiyacımız olduğu içindir. Duamızı sevgili peygamberimizin adıyla ballandırıyor, tatlandırıyor, kabul edilir hale getiriyoruz.
Çünkü ibn Mace'nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, bize ibn Abbas haber veriyor, kendisi de sevgili peygamberimizden dinlemiş Efendimiz buyuruyor ki; "Kim bana salavat getirmeyi unutursa cennetin yolunu şaşırır.. "Bizim nihai hedefimiz nedir? Dünya da cennet hayatını kazanmak, ahirette de cennet hayatını kazanmaktır.
Eğer sevgili peygamberimiz (s.a.v.)'e salat-ü selamı terkedersek, dünyada da mutluluğu kazanamayız, ahirette de cennet yolunu kaybederiz. Biz iki dünyamızın cennet olması için, Onun adını anarak yürüyeceğiz.
Günümüzde, gönlünde sevginin zerresi bulunmayan, ömründe bir çiçek koklamayan, sevmeyen, sevgiyi bilmeyen insanlarımız vardır. Bunlar mü'min olduklarını da söylerler. Ama ümmet-i Muhammed'in peygamber efendimize (s.a.v.) olan sevgilerine, sataşma ihtiyacım da hissediyorlar. "Olmaz böyle sevgi " diyorlar.
Bir müslümanın peygamberimize, günde 100 defa salavat getirmesine kızıyor bu insanlar. Bunlar Türkiye de oluyor. Ben bunu bir makalede okudum.
Bir profesör, Celaleddin suyuti'nin (Allah ona rahmet eylesin) efendimiz için yazdığı bir övgüsünü, medhiyesini terceme etmiş ve arkasından da Celaleddin Suyuti'ye ağıza alınmaz şekilde hakaretler yağdırmış. Kendilerini haklı çıkarabilmek için birde şöyle bir mantık yürütüyorlar. Allah'ı bu kadar anmıyorsunuz, Peygamberi niye çok anıyorsunuz?
Yani bir mü'min ben günde bin defa "salavatı şerife" getiriyorum derse kafasının tası atıyor adamın. Diyor ki, sen yüz defa Allah'ı zik-rediyormusun ki, Peygamberi zikrediyorsun.? Bre geri zekalı adam! salat-ü selam'ın başındaki kelimeye bir baksana! "Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed" Yani efendimize salat-ü selam getirilirken, Allah'ın adıyla başlıyoruz, "ey benim Allah'ım" diye başlıyor.
Hemen devam eden ayetinde Allah (c.c.) "Allah ve Rasülü'ne eziyet edenler" diye başlıyor. Allah kendi adından sonra hemen Rasülü'nün adını getiriyor.
"Allah'a itaat ediniz, Rasülü'ne itaat ediniz." ayetlerinde önce Allah'a itaat sonra Rasülü'ne itaat emrediliyor.
"Allah'a ve Rasülü'ne eziyet etmeyiniz" yasaklarında da, yine önce Allah (c.c.)'ün sonra efendimizin adı zikrediliyor. Yani Kur'an-ı Kerim'de Allah (c.c), kendi adından sonra hep Rasülü'nün adını zikre-
divermiş.
Bizim "Kelime-i Tevhidimiz" Kur'an'ın ruhuna uygundur, "salat-ü selamımız" Allah'ın emrine uygundur.
Bu ayet nazil olunca sahabe sormuş. "Ya Rasülallah! selam'ın nasıl olduğunu öğrendik, (selamı "Tahiyyat" duasında öğrendiler) Salat nasıl olacak?" Sevgili Peygamberimiz de bizim namazın son tahiyyatının sonunda okuduğumuz, "Salli, Barik" dualarını okuyarak salat-ı öretmiştir.
Efendimizin adı anıldığında mutlaka salat-ü selam getirmemiz gerekmektedir. Kısaca yapmamız gereken salat: "Allahümme salli ala Muhammed'in ve sellimü" şeklindedir. "Ve sellim" kelimesini ilave edelim, çünkü imam Nevevi diyorki; Rabbim; "sallü aleyhi ve sellimü teslima" "O'na salat ve selam getiriniz" diyor. Öyleyse bizde "ve sel-lim"i ekleyeceğiz.
Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde de; "bana getirdiğiniz salavatınız bana arz olunur." buyurmuştur. Ulaştıran Allah (c.c.)dır. Milyonlarca mü'min aynı anda Allah Rasülü'ne salavat getirirlerse, Allah diledikten sonra Rasülü'ne onu bildirir.
Bizim işimiz salavat getirmeye devam etmektir. Ne anlamı var? diyenler sözlerini söylesinler. Ferhat, Şirin için dağlan delerken, bir çok insan bunu anlamsız bulmuşlardır. Mecnun, Leyla'sı için çöllerde dolaşırken bir çok insan bu işi boş kabul etmişlerdi. Anlamsız bulanlarda kendi akılları oranında çok haklıydılar. Ama o işleri bir Ferhat'a, bir de Mecnun'a sormak lazım.
Allah'ın Rasülü'ne rahmeti, aslında ümmetinedir. Biz aslında kendimize rahmet istiyoruz. Onun için salat-ü selama çokça devam edelim.[55]
57- Şüphesiz Allah'ı ve Rasülünü incitenlere Allah dünyada ve ahirette la'net etti ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırladı.
58- Yapmadıkları bir şeyle mü'min erkek ve mü'min kadınları incitenler muhakkak bir iftira ve apaçık bir günahı yüklenmiş olurlar.
Allah'a ve Rasülü'ne eziyet edenler!! Allah'a kim ve nasıl eziyet edebilir? Hiç bir insanın gücünün Allah'a ulaşması mümkün değil. İnsanın Allah'a eliyle eziyet vermesi mümkün değil. Allah(c.c) kendisine eziyet edenleri kendisi açıklamış.
Buhari'nin naklettiği bir sahih hadiste Peygamberimiz; "Allah en sabırlıdır" buyuruyor. "Kendisine çocuk isnadında bulunurlar da, Allah yine de sabreder."[56] Yani onları helak etmez. Ama insanların Allah'a çocuk isnad etmesi, "Hz. İsa Allah'ın oğludur" demesi Allah'a (c.c.) bir eziyettir. "Ben bunları ibadet etsinler diye yarattım. Bir çocuğun mahiyetini öğrensinler diye akıl verdim. Öğrenemeyeceklerini öğretmek üzere kitaplar gönderdim" Buna rağmen insanlar tepiyorlar o akıllarını pislikle karıştırıyorlar, Allah'a oğul izafesinde bulunuyorlar, bir kısmı Allah'ın verdiği eli, dili, beyni kullandığı halde Allah'ı inkara yöneliyorlar. Bu Allah'a eziyettir."
Bizim anladığımız anlamda Allah'a eziyet etmemiz mümkün değil. Allah kulunun cennete gitmesini, iyi işler yapmasını arzu eder. Kulunun inkarı ve isyanı Allah'a bir eziyettir.
Rasülü'ne eziyet, Rasülün getirdiğini kabul etmemek, O'nun sünnetini reddetmek, O'na iftira atmak, O'nun yoluna çıkıp; "sen insanları kurtarmak istiyorsun, biz ise cehenneme atmak istiyoruz" diyen zorbaların yaptığı, Allah Rasülü'ne bir eziyettir.
İmansız Ölen her insan, efendimizin (s.a.v.) yüreğini parçalamıştır. "Cehenneme yuvarlandı" demiştir. O Allah'ın Peygamberine eziyet edenler, dünyada ve ahirette Allah'ın lanetini hak etmişlerdir. Onlar için çok alçaltıcı bir azab hazırlanmıştır.
Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara yapmadıkları şeyi söylemek suretiyle ve iftira ederek eziyet edenler de, büyük bir iftirayı sırtlarında taşımaktadırlar.
Burada mü'minler olarak değerimizi anlıyalım. Allah (c.c.) kendisine eziyeti, Rasülüne eziyeti, mü'min erkeklere eziyeti, mü'min kadınlara eziyeti ard arda sayıveriyor. Bir hadiste sevgili Peygamberimiz; "Bana itaat eden Allah'a itaat etmiş olur, bana isyan eden Allah'a isyan etmiş olur" diyor.[57]
Mü'minlere eziyet eden, Rasülüllah'a eziyet eder, Allah Rasülü'ne eziyet eden Allah'a eziyet etmiş olur.
Mü'minlere eziyet; imanlarından dolayı onlara baskı yapmaktır, i m ani arıyla alay etmektir, kitaplarına hakaret etmektir.
Allah'ın veli kullarına eziyet edenler, bu dünyada felah bulmazlar. Allah'ın veli kulları derken, havada uçan, karada kaçanları kasredmiyo-rum. Allah'ın kitabına, Rasülü'nün sünnetine sımsıkı sarılanlar ve gücü oranında emir ve yasaklarını yerine getirenleri vede bundan hiç taviz vermeyenleri kastediyorum.[58]
59- Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına, mü'minlerin kadınlarına söyle; cilbablarını üzerlerine alsınlar. Onların tanınmaları ve in-citilmemeleri için bu daha uygundur. Allah, Gafur'dur Rahim'dir.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına, mümin hanımlara söyle. Cilbablarını baştan aşağıya salıversinler, üzerlerine örtsünler. Bu, mü'min ve hür bilinmeleri ve eziyet edilmemeleri için en iyi, en kestirme, en yakın yoldur. Allah günahları bağışlayan ve merhamet edendir.
Tesettür ayetlerinden bir tanesi de Nur suresi 31. ayetinde geçmiştir. Bütün mü'min kadınlar tesettüre riayet etsinler.
Tesettürün modası, sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından tayin ve tarif edilmemiştir. Ancak, bileklerden itibaren el, topuklardan itibaren ayak ve çene ile alnımızdaki saç bitimi ve iki kulak arasındaki yüz hariç geri kalan tarafın kapatılması emredilmiştir.
Kapatma şeffaf bir elbise ile olmayacak. Dar olup vücut hatlarını belli etmeyecek, belirli bir kafir grubun özel kıyafeti olmayacak. Bunun dışında nereden, hangi tür elbise mümin hanımlara giydirilirse, o onun için meşrudur. Mesela kutuplarda yaşayan müslüman kadınlar ayı postundan başlarına bir kalpak geçirirler, sırtlarına ayı postundan bir kürk giyerler ve böylece tesettürlerini yerine getirmiş olurlar. Ekvatordakiler de; bölgesine göre kendilerini serin tutacak elbiseler giyerek, tesettüre riayet etmiş olurlar. Bölgelerin farklılıklarına göre, mü'min kadınların giyimleri de değişiklikler arzeder, yeterki tesettüre riayet etsinler.[59]
60- Eğer münafıklar, kalbinde hastalık olanlar, şehirde kötü haber yayarak kargaşa çıkaranlar, bundan vazgeçmezlerse seni onların üzerine süreriz. Sonra senin çevrende çok az bir zaman kalabilirler.
Eğer münafıklar, iki yüzlüler, kalpleri hasta olanlar ve şehrin içerisinde yalan haberi yaymak suretiyle, toplumda panik yaratmak isteyenler, işte onlar üzerine seni yürütürüz, seni onların üzerine saldırtırız ve senin yanında onlar azbir zaman dahi kalamazlar.
Yani bu şehirde yaşayabilmenin yolu, bu iç hastalıktan kurtulmaktan geçmektedir. İki yüzlülük yapmayacaklar, kalbi hasta insanlar olmaktan kurtulacaklar ve yalan haber yaymak suretiyle toplumda huzursuzluk çıkarmayacaklar.
Ayet bize; 1400 sene öncesinin Medine hayatını mı haber veriyor?, yoksa yaşamakta olduğumuz şu son yılların durumunu, medya ile mafya terörünü mü haber veriyor? ne dersiniz?[60]
61- Lanetlenmiş olarak nerede yakalanırlarsa cezalandırılırlar ve öldürülürler.
Onlar Allah'ın lanetine uğramış olarak nerede bulunurlarsa yakalanırlar, tutulurlar, cezalandırılırlar ve öldürülürler. Toplumun huzurunu bozan insanlar, o şehirden çıkarılır.[61]
62- Önce geçen (toplumlar)da Allah'ın bir kanunu olarak (cezalandırılırlar), Allah'ın kanunlarında bir değişiklik bulamazsın.
Bu Allah'ın genel tabiata koyduğu bir kanundur. Sünnetullahdır. Allah'ın sünnetini de sen değiştiremezsin.
Musa (A.S) zamanında da, bu böyle idi. Toplum huzurunu bozan Firavun denizde boğuldu. Allah'ın kanunları kıyamete kadar da değişmeyecektir.[62]
63- İnsanlar senden kıyametin saatini soruyorlar, deki; "Onun ilmi Allah katındadır. Ne bilirsin? belki o saat yakında olacaktır.
Onun saatini Cebrail (a.s.) bilmiyor, peygamberimiz bilmiyor. Öyleyse onların bilmediğini, günümüzde hiç kimse bilemez. Bu bizi de ilgilendirmez. Bizim kendi kıyametimiz zaten kopacak. Biz kendi kıyametimize hazırlıklı olalım.[63]
64- Şüphesiz Allah kafirlere la'net etmiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlamıştır.
65- Orada ebedi olarak kalacaklar, ve bir dost ve bir yardımcı da bulamayacaklar.
66- Yüzleri ateşe çevrildiği gün:"Keşke Allah'a itaat etseydik ve Rasüle itaat etseydik" diyecekler.
Allah kafirlere lanet etmiştir. Onlara alevleri kaynayıp duran bir ateşi hazırlamıştır. Orada, Ebedi olarak kalacaklar ve onlara hiçbir dost, hiç bir yardımcı da bulunmayacaktır.
O kafirlerin yüzleri cehenneme doğru çevrilir. Orada derler ki, keşke Allah'a ve Rasülü'ne itaat etseydik.
Ahirette herkes pişman olacak ama, son pişmanlık fayda vermeyecektir.[64]
67- Ve şöyle söylerler:"Ey Rabbimiz, biz yöneticilerimize ve büyüklerimize uyduk ve onlar bizi yoldan saptırdılar."
68- "Ey Rabbimiz, Onlara azabı iki kat ver ve onlara çokça la'net et".
Ey rabbimiz! Biz, bizim ileri gelenlerimize, büyüklerimize itaat ettik, bizim yolumuzu sapıttılar. Yani uyanlar uyulanlara, yönetici kadroya; "Yarabbi bunlar bizim yolumuzu sapıttılar." diyecek. Onlar da kendilerini savunacaklar. Yarabbi bana iki el, iki ayak verdin. Milyonlarca el ve ayak uymuşsa benim kabahatim ne?.
Bu ayet, "yönetici kadronun azabının iki kat olacağına dair" ayet-i kerime'dir.
Bütün yönetici kadrolara bunu duyurmada fayda vardır.[65]
69- Ey iman edenler siz Musa'yı incitenler gibi olmayınız. Allah, Musa'yı onların dediklerinden beraat ettirdi. Musa, Allah katında değerli biri idi.
70- Ey iman edenler, Allah'dan sakının ve doğru söz söyleyin.
71- Ki Amellerinizi size uygun kılsın ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Rasülü'ne itaat ederse muhakkak büyük bir başarı sağlamıştır.
Ey İman Edenler! Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın. Allah'tan sakının ve sağlam ve güzel söz söyleyin. İnsanları kötülüklerden engelleyen, iyilikleri emreden güzel sözler söyleyiniz. Allah sizin amellerinizi düzeltsin. Günahlarınızı affetsin. Kim Allah'a ve Rasülü'ne itaat edecek olursa o büyük bir başarıyı kazanmış olur. Dünyada en başarılı adam kim? denildiğinde bundan sonra şunu hatırlayın: En Başarılı adam; Allah'a ve Rasülü'ne itaat eden adamdır.[66]
72- Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik, onlar onu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korktular da, onu insan yüklendi. Şüphesiz o (insan) çok zalim, çok cahildir.
Yani bilgisi olmasına rağmen, bilgisini kullanmayan, hata eden, cahilce hareket eden, insan olduğu halde, emaneti üzerine yüklendi.
Emanetin ne olduğu konusunda alimlerimiz bir çok şey söylemişler ama hepsinin müşterek söylediği şudur; "Tekalif-i ilahi" Yani Allah (c.c.)'ın kuluna yüklediği yetkiler ve sorumluluklardır.
Allah kuluna hem yetki veriyor, hem sorumluluk veriyor. Hem hak veriyor, hem de, sorumluluk veriyor. Bunu dağlara da yüklemiş, yani arzetmiş ama onlar; "Ya rabbi eğer irademizle bize bırakıyorsan biz senin emanetini taşıyacak kapasite de değiliz. Sana karşı gelmekten sakınırız. Biz kendimize hakim olamayacağımız inancındayız, irademizi kötüye kullanıp sana karşı gelebiliriz." demişler.
İnsan oğlu kendisine irade verildiğinde, sonunun ne getireceğini fazla da hesab etmediğinden dolayı, mükafatına, cennetine Özenerek bu sorumluluğu kendi üzerine almıştır. Zaten Rabbim insanı o kıvamda yaratmıştır.
Bizde, bize yüklenen emanete hıyanet etmeyelim. "Ellerimiz" emanettir, dövmek için değil, sevmek için yaratılmıştır. "Gözlerimiz" emanettir. Bu gözün zevkini helal ile giderin, harama bakmayın. Namaz, oruç, gusul, Kur'an emanettir Akıl emanettir, Kelime-i tevhid emanettir. İnsan Ödülün cennet olduğunu öğrenince hemen emaneti kabul etmiş, ama yükün ağırlığım bilmemesi ve emanete riayet etmeyince, azabı hak ederek, kendisine zulmetmesi nedeniyle de "Zalum ve Cehul" olmuştur[67]
73- Münafık erkek ve münafık kadınlarla müşrik erkek ve müşrik kadınlara azap etmek ve mümin erkeklerle mümin kadınlarında tevbelerini kabul edip afvetmek için (emaneti insana yükledi) Allah Gafurdur, Rahimdir.
Akıl emaneti ile nakil olan Kur'an emanetini iyi kavrayıp koruyalım. Göz ve gönlümüzü, kalp ve kalıbımızı bir emanet gibi görüp, haramdan koruyalım, münafıklardan ve müşriklerden koruyalım.[68]
[1] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/229-231.
[2] Maide 72,73,17
[3] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/231-234.
[4] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/234
[5] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/235-237.
[6] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/237-241.
[7] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/241-242.
[8] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/242-243.
[9] Saf 6
[10] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/243-244.
[11] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/245-246.
[12] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/246.
[13] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/246-247.
[14] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/247-248.
[15] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/248.
[16] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/249-250.
[17] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/251-252.
[18] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/252-253.
[19] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/253-254.
[20] Bakara 214
[21] Muhammed 6
[22] Buharı Cihad 12
[23] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/255.
[24] Buhari Tevhit 55, Müslim Tevbâ 15
[25] A'raf 56
[26] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/255-257.
[27] Ali imran 1/9
[28] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/257-259.
[29] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/259-261.
[30] Buharı Nikah HadisNo 4896
[31] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/261-265.
[32] Tirmizi tefsiri suret-i sad hadis no;3233
[33] İsra 71
[34] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/265-266.
[35] Ebu Davut Edep had. no;49l8 Tirmizi Bir 1930
[36] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/266-268.
[37] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/268-269.
[38] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/269-270.
[39] Buharı İtikafbab8 hadis no; 1909
[40] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/270-271.
[41] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/271-272.
[42] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/272-273.
[43] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/273-276.
[44] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/276-278.
[45] Bakara 249
[46] Yunus 62
[47] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/279-280.
[48] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/281-282.
[49] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/282-285.
[50] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/285-286.
[51] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/286-287.
[52] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/287-289.
[53] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/290-291.
[54] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/291-292.
[55] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/292-296.
[56] Buharı Tevhid 3, Hadis no;6929
[57] Buharı Cihad 109
[58] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/296-298.
[59] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/298-299.
[60] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/299.
[61] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/300.
[62] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/300.
[63] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/300.
[64] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/301.
[65] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/301-302.
Bu konu için bakımz;Sebe 32, Mü'min 47, İbrahim 21-22, Kaf'28, Sad 62, Bakara 166-167, Meryem 72, Ankebut25. Saffat 27-32
[66] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/302-303.
[67] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/303-304.
[68] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 6/304.
İslami Okul Okulların En Önemlisi