Sebe Suresi - Kuran - 034Sebe - 20. Sayfa
"Kendilerine İlim Verilenler" Kimdir?
Sûredeki Davud Ve Süleyman (A) Kıssalarının Yorumu
SEBE SURESİ
Kurandaki Sırası : 34
Nüzul Sırası : 58
Ayet Sayısı : 54
indiği Dönem : Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Sûrede kafirlerin akaidi ve sözleri hikaye edilir. Onlar ile Peygamber arasında tartışma bölümlerine yer verilir. Liderlerin engelleme, alıkoyma çabalarına, para ve çocuklarla övünmelerine işaret edilir. Ihlaslı mü'minler uyarılır. Davud ve Süleyman (a)'a işaret edilirken Allah'ın o ikisi üzerinde tamamladığı nimeti ve O'na şükürleri anlatılır. Sebe'nin zengin yaşamına rağmen şükretmemesi ve Allah'ın onları cezalandırılmasına işaret edilir. Mekke'de peygamber ve müslümanlara karşı kafirlerin taraftarları ve liderlerinin tavırları da sergilenir.
Sûrenin bölümlerinin biribirine bağlı görünmesi bir defada yada arka arkaya ayetlerinin indiğini söylememize neden olmaktadır. Bizim ölçü aldığımız Mushaf'taki rivayete göre 6. ayet Medeni'dir. Ancak bu ayetin siyaktaki uyumu bu rivayeti haklı çıkarmaz.[1]
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1- Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsi kendisinin olan Allah'a muhsustur. Ahirette de hamd, O'na mahsustur. O, hüküm ve hikmet sahibidir; (her şeyi) haber alandır.
2- O, yerin İçine gireni'[2]' ve ondan çıkanı, gökten İneni ve oraya çıkanı'[3]' bilir. O, çok esirgeyen, çok bağışlayandır.
Her iki ayet, sûreyi belirten bir başlangıçtır. Ondan sonra gelecekler için bir önsözdür. Bu başlangıç, hamdın her vakitte, sadece Allah'a ait olduğunun isbatına, hikmetine, rahmetine ve kuşatmasına dikkatleri çekmekte, göklerde ve yerde bulunanlar üzerinde Allah'ın mutlak tasarruf sahibi olduğunu, o ikisinde meydana gelen herşeyi ilmi ile kuşattığını, bunun gereği olarak da ibadete, hamd ve senaya layık olmaya müstehak olduğunu içermektedir.[4]
3- Küfre sapaniar, "Kıyamet saati bize gelmez" dediler. Deki: "Hayır, gaybı bilen Rabbıma andoisun, o mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı)'[5]' kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta'[6] (yazılı)dır.
4- (Her şeyi apaçık bir kitapta tesbit etmiştir) ki, İnanıp iyi işler yapanları mükâfatlandırsın. Onlar için mağfiret ve güzel bir nzık vardır.
5- Ayetlerimiz hakkında (bizi) aciz bırakmağa çalışanlara gelince; onlar İçin de (en) iğrenç olanından'[7]' acıklı bir az-ab vardır.
Ayetlerde, ahiret hayatım ve dirilişi, Kıyamet saatinin gelişini inkar eden kafirlerin yaklaşımlarının anlatımı vardır. Peygamber(s), Kıyamet saatinin geleceğini Allah'a and içerek tekrar eder.
Gaybı bilen O'dur. O'na hiçbir şey gizli kalmaz. Yerde ve gökler de, ne büyük ve ne de küçük bir zerre taki O'nun tasarrufu saati gelecektir. İnsanlar hesap için dirilecektir. Salih amel işleyen mü'minler, hakettikleri mağfiret ve güzel rızıkla, Allah'ın davasını engelleme ve nurunu söndürmek isteyen kafirler ise, hakettikleri çok şiddetli ve acıklı bir azabla karşılık görecektir.
Bu ayetlerde kafirlerin sözlerinin tekrarı ihtimali vardır. Ne olursa olsun, bu ayetler, Peygamber ile kafirler ve ona karşı tavırları arasındaki tartışma sahnelerinden bir sahneyi içermektedir. Sûrenin başlangıcı dediğimiz gibi bu sahne yada tavrı ve bundan sonra ki tablo ve tutumları hikaye etmek için bir onsuzdur. Bu sahnenin benzerinin anlatımı, kafirlerin dirilişi inkar etmeleri ve Kur'an'm ilahi hükmü pekiştiren ifadeleri çokça tekrarlanır. Önceden de belirttiğiniz gibi bu durum, üzerinde peygamber ile çeşitli kafir toplulukları arasında delil getirme ve tartışma ortamının kızıştığı en önemli noktalardan biridir.
Pekiştirme yemini etkilidir. Allah'ın kudreti ile va'din gerçekleşmesi delili de güçlüdür. Allah'ın evrende mutlak tasarruf kudretini ve ilmini kafirler itiraf etmektedir. Bütün bunlar va'din gerçekleşmesini Allah'ın kudreti sayesinde olacağını bildirmektedir. Bunun hikmeti açıktır. Çünkü Allah'ın adalet sıfatının tecellisi, ihsanda bulunanlar ile kötülük yapanların ayn ayrı amellerinin karşılıklarını görmelerini gerektirir.[8]
6- Kendilerine bilgi verilenler, Rabb'inden sana indirilenin gerçek olduğunu, mutlak galİb ve hamde lâyık olan (Al-lah)ın yoluna ilettiğini idrak ederler[9].
Ayet kendinden Önceki ayetlere atfedilmektedir. Ayet, ahiret dirilişini kuvvetlendirmekte, Allah'ın kudret ve hikmetinin isbatım içermektedir. Peygamber'e (s) Rabbi'nden indirilenin Allah'ın aziz ve müstehak yoluna, hidayete erdiren bir hak ve bu nedenle hamd edilmeye sadece O'nun layık olduğunu kendisine ilim verilenlerin kavrayacağı açıklanmaktadır.[10]
"Kendilerine İlim Verilenler" Kimdir?
"Kendilerine ilim verilenler.." cümlesinin kastettiği üzerinde müfessirlerin değişik görüşleri vardır. Bazıları, Ehli Kitap ya da yahudilerden bazı müslümanlan kastetmiştir, başkaları ise Muhammed (s) ümmetinden ilim sahiplerini, diğerleri ise mutlak anlamda İlim ve anlayış sahiplerini kastetmiştir[11]. Biz de son görüşü tercih ediyoruz. Böylece ayetin anlamı şöyle oluyor: "Her ilim, anlayış ve basiret sahibi, Kur'an ayetlerinin diriliş hikmetini ve bundan Allah'in kudretini pekiştirmenin doğruluğunun bilincindedir". Ve yine Kur'an'ın Peygamber(s)e insanları, Allah'ın dosdoğru yoluna hidayet etmesi için gerçekten indirilen bir kitap olduğunu tasdik ederler. Bununla beraber ikinci söz yönlendirmeden uzak değildir. Geçen Sûrelerin bazı ayetlerinin tefsirinde, Kur'an'ın insanların hidayeti için Allah tarafından indirildiğinin doğruluğuna ilim ve kitap ehlinin itiraf ettiğini anlatmıştık. Örneğin En 'am Sûresi 114. ayeti, İsra Sûresi 107-109. ayetleri, Kasas Sûresi 52-55. ayetleri verilebilir.
Güvendiğimiz Mushaf'ın rivayetine göre ayet Medeni'dir. Bazı müfessirler (Taberi tefsiri), ayetin Abdullah bin Selam ya da Medine'de Kur'an'ın sıdkına ve elçinin peygamberliğine şahid olan yahudilerden müslüman olan başkaları hakkında indiği rivayet edilir. Bu rivayetler tasdik edilmemiştir. Buna rağmen ayet kendinden önceki ve sonraki ayetlerle çok uyum sağlamaktadır. Ayetin yalnız indirilmesi durumunda, açıkladığımız, doğru ve hak olmasını temenni ettiğimiz anlamı vermemektedir. "Kendilerine ilim verilenler" cümlesinden kastın ehli kitap olduğunu farzedelim, ancak bunun Medine'deki yahudilerden müslüman olanları kastetmediği anlamını çıkarmaz. Çünkü Mekke'de de yahudi ve hristiyanlar vardı. Onlardan da müslüman olanlar ve Muhammedi risaletin doğruluğuna tanık olanlar vardı.[12]
7- Küfre sapanlar dediler ki: "Siz darmadağın olup dağıldı-ğınızda'[13]', gerçekten sizin yeni bir yaratılışta bulunacağınızı size haber veren bir adamı gösterelim mi size."
8- Allah'a karşı yalan mı uydurdu, yoksa kendisinde mi delilik[14]' var? Hayır, ahirete inanmayanlar, azab ve sapıklık içindedirler.
9- Onlar gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında bulunanı görmüyorlar mı? Dilesek onları yerin dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda (Rabbi'ne) yönelen her kul için bir İbret vardır.
Ayetler, diriliş konusunda kafirlerin başka sözlerini anlatmaktadır. Allah Rasulü'ne gelen ahiretle korkutan, korkunç tabloları tasvir eden ve diriliş gerçeğini pekiştiren ve defalarca tekrarlanan ayetler karşısında müşrikler, insanları alay, inkar ve çarpıtma yoluyla ayetlerin etkisinden uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. İnsanlara şöyle diyorlardı: "Gelin size öldükten sonra yeni bir yaratılışla dirileceğinizi haber veren bir adamı gösterelim mi? Kemik ve bedenin toprakta dağılıp fosilleştikten sonra dirileceğini iddia ediyor". Kabullenmeme ve saptırma yoluyla şöyle soruyorlardı: "Eğer peygamber söylediğinde doğru değilse, Allah'a karşı yalan mı uyduruyor ya da kendisinde bir delilik mi var?'1 O da onlara cevaben; "Ahircte inanmayanlar gerçekten bir sapıklık durumundadır" diyordu. Bu sapıklıkları nedeni ile şiddetli azaba çarptırılacaklardı. Ayetlerdeki konuşma Allah'ın büyüklük ve kudretine delil getiriyor. Yerde ve göklerde önlerinde ve arkalarında bulunan herşeyde Allah'ın büyüklük ve kudretine tanıklık ettiğini görüyorlar ve buna rağmen nasıl şikayet edebiliyorlardı. Son ayet, korkunç bir uyarma ile korkutuyor. Eğer Allah diieseydi, büyük bir belayı başlarına sararak onları yerin dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürdü. Evrende Allah'ın kudretine tanıklık e-den ayetleri ancak niyetleri güzel olan, Allah'a yönelen ve O'na kulluğunu itiraf eden kimseler idrak edebilirdi.
Ayetlerin bir öncekilerle ilişkisi açıktır. Allah Rasulü ile onlar arasında geçen delili tartışma sahnesinin anlatımının devamı yada müşriklerin dirilmeyi inkar etmelerini sürdürmeleri yönündeki anlatım ilişkisi bitmemiştir.
Ayetlerin genelde ki üslubu, sorularındaki hayrete düşen, şaşıran soru sormaları nedeniyle önce geçen münasebetlerinden daha açık olduğuna delalet etmesidir. Allah Ra-sülüne (s) deliliği nisbet ettirmeleri, onların aklının ermediği, doğru olmayan sözleri nefislerinde oluşturduklarım anlattığı içindir. Ayetlerin üslubu ve içeriği, geçen münasebetlerden daha çok ahiret dirilişine delalet etmesidir. Kafirlerin küfre girmesi, davaya karşı inkarcı ve inatçı bir tavır takınmalarının sonucudur.[15]
10- Andolsun, Davud'a, tarafımızdan bir üstünlük verdik: "Ey dağlar, onunla beraber teşbih edin'[16]'. Ve Ey kuşlar (dedik) ve ona demiri yumuşattık.
11- "(Bütün bedeni kaplayan) zırhlar[17] yap, dokumasını ölçülü ve düzenli yap'[18]'; siz de salih ameller yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı görmekteyim" diye (vahyettik).
12- Süleyman için de, sabah gidişi bir ay(lık mesafe), akşam dönüşü bir ay(!ık mesafe) olan[19]' rüzgarı boyun eğdirdik ve onun için katran (petrol) kaynağınızda[20] akıttık. O-nun eli altında Rabbinin izniyle İş görmekte oîan bir kısım cinler de vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp sapacak olsa'[21]', ona alevli ateşin azabından tattırırdık.
13- Ona dilediği şekilde saraylar (mihraplar)'[22]', heykeller'[23]', havuz'[24]' büyüklüğünde çanaklar'[25]' ve yerinden sökülmeyen'[26]' kazanlar'[27]' yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın." Kullarımdan şükretmekte olanlar azdır."
14- "(Süleyman'ın) ölümünü kararlaştırdığımız zaman, o-nun öldüğünü, ancak değneğini'[28]' yemekte olan bir ağaç kurdu'[29]' gösterdi. (Süleyman) yıkılınca[30] (onun öldüğü anlaşıldı) anlaşıldı ki eğer cinler gaybı bilselerdi, bu aşağılayıcı azab İçinde kalıp yaşamazlardı.
Bu ayetler, Allah'ın, Davud ve Süleyman (a)'a olan lütuflanna işareti içermektedir. Ayetler, ilk olarak dağlan ve kuşları Davut'la teşbih etmelerini emretme faziletiyle geliyor. Ona demiri yumuşatıyor. Bütün bedeni kaplayan zırh yapmasını ilham ediyor. Ya da zırhın derinliğine yapımını emrediyor. Salih ameller yapmasını istiyor. O'nun, yaptıklarına gözetleyici olduğunu ve gördüğünü uyarıyor. İkinci olarak, gidişi bir aylık mesafe, dönüşü bir aylık mesafe olan rüzgara boyun eğdiriliyor. Petrol kuyularını çeşitli şekilde faydalanması için akıtıyor. Bazı müfessirler bunun eritilmiş bakır olduğunu söyleseler de biz petrolü tercih ediyoruz. Kehf Sûresi 96. ayetinde "Nihayet o (demir kütle-ieri)ni bir ateş haline sokunca 'Getirin bana üzerine erimiş zift dökeyim' diyor." İbrahim Sûresi 50. ayetinde "Gömlekleri zifttendir, yüzlerini de ateş kaplamaktadır" anlamında kullanılıyor. Bu ayetlerdeki ifadeler, Arapların bi'setten önce her iki anlamı kullandıklarına delildir. Cinleri onun (a) emrine veriyor. Onun istediği şekilde saraylar, mihrablar ve heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinde sabit kazanlar yapıyorlar. Onlara onun emrine uymalarını emrediyor. Kim de emrini yerine getirmezse, kaçamak yaparsa şidetli azabla korkutuyor. Allah, Davud ailesine (Davud ve Süleyman) (a) kendilerine verdiği nimet ve faziletlerine karşı şükretmelerini istiyor. Çünkü kullarından şükredenler azınlıktadır. Allah Süleyman (a)'ın Ölmesine hüküm verince cinler ölümünü bilmiyorlar. Dayandığı değneğini yiyen kurt sebebiyle değnek kınlıyor ve o yere düştüğü zaman cinler Öldüğünü anlıyorlar. Bu durumda cinlerin gaybi bilmediklerine delildir. Eğer gaybı bilselerdi Süleyman (a) öldüğünü bilirlerdi. Ölümünden sonra uzun müddet zor hizmetleri yaparak bu aşağılayıcı azaba katlanarak yaşamazlardı.[31]
Sûredeki Davud Ve Süleyman (A) Kıssalarının Yorumu
Ayetlerin ruhu, ilk anda hatırlatma ve uyarı üslubunu hissettiriyor.
Davut ve Süleyman (a)'ın samimiyetini geniş otorite ve mülklerine rağmen, Allah'ın kendilerine verdiği nimet ve faziletine karşı şükürlerini, itiraflarını hatırlatıyor. O ikisini Allah, nimetlerine ve ayetlerine karşı, inatçı, yalancı, inkarcı olan ve büyüklen-nıc tavrı içinde olan kafirler için darb-ı mesel olarak veriyor. Kafirlerin inkar ve tavırlannı İçeren geçen ayetlerle temsil ve hatırlatma yönünden bu ayetler açıklayıcı ve bağlantılı bir durum arzediyor. Kur'ani kıssalarda genel durum budur.
Belki de bu ayetlerle Allah Rasulü (s) teselli edilmek isteniyor. Kafirler, onun Allah'a davetine karşı koyuyorlarsa; kullarından bazıları da nimetlerine şükrediyor ve bu nimete karşı teşbih eden boyun eğen, ibadet eden bir tutum sergileyerek daima hamde-diyorlar. İşle bu kimseler, Davud ve Süleyman (a) gibi insanlardan en büyük otorite ve güce sahip olanlar gibidir.
Sad ve Nemi Sûrelerinde kafirlerin yalan, inat ve büyüklenme tavırlarını zikrettikten sonra Davud ve Süleyman (a) hakkında iki uzun bölümün tefsiri yapılmıştı. Bunu yeni ve aynı münasebette bir defa daha tekrarlanması, indiriliş hikmetinin bu amaca değinmesi içindir.
Zikredilen iki sûrenin siyakında Davut ve Süleyman (a) kıssalarına yeterli derecede değindik. Burada söylediklerimizin tekrar edilmesini uygun bulmuyoruz. Fakat her iki Sûrede geçmeyen ve bu ayetlerde zikredilen, noktalara dikkat çekmek istiyoruz. Bunlara Davud'a demiri yumuşatması, zırhların yapılmasını öğretmesi, Süleyman'a petrol kuyusunu akıtması, Süleyman'ın emrine verilen rüzgarın gidiş ve dönüşünde mesafenin tayin edilmesi, cinlerin Süleyman (a) için yaptıkları büyük yapıtlar örnek verilebilir.
Davud ve Süleyman'ın sirelini anlatan ve bugün okunan Ahdcl Kadim kitaplarında bu fazlalıklara rastlanmamaktayız. Bu başka kitaplarda zikredilmediği anlamını çıkarmaz. Çünkü o zamanlarda okunuyordu ve şimdi ise kaybolmuş olabilir bu kitaplar. Önceki münasebetlerde zikrettiğimiz bu durum Kur'an'da anlatıldığı gibi, elde dolaşan diğer kitaplarda Beni İsrail ve peygamberlerinin kıssalarına yer verilmemiştir.
Müfessirler[32] bu ayetlerin siyakında, haber ve siyerlerine nisbet edilen bu fazlalıklarla ilgili çok açıklamalar zikrederler. Biz bunlara değinmek istemiyoruz. Çünkü bunlar Kur'an kıssalarının hedefleriyle de bağlantılı değildir. Onlardaki fazlalık ve farklılıklar da işin başka boyutunu verir. Ancak bu fazlalıkların Kur'an dinleyicilerinin yabancı olmadığına ya da onlar arasında bilindiğine delalet ettiğine dikkat çekeriz.
Ayetlerin bu bölümünde cinlerin durumunun zikredilmesi belki de, kendilerine gayb olanı bilmemelerini, bu emre amade ile boyun eğdirilmeleri, bu hizmetlerle sorumlu tutularak, icbar edilerek alçaltıcı bir azap içerisinde yaşamalarını isbat içindir. Ayetlerin cinleri hedef seçmesi, Araplar'ın zihninde bu mahlukattn dev ve korkunç şekillerini silmek için bu aşağılatıcı duruma dikkat çekmek olmuştur. Çünkü müşrikler onları, geçen sûrelerde belirtildiği gibi, kendilerine ibadet ve sakınma ve yakınlaşma konumunda yü-cellmişlerdi. Ancak cinler de Allah'ın kullarından başkası değildir. Gerektiğinde salih kullarının emrine Allah onları vermektedir. Onların gaybı bilme ya da Allah'ın meleku-tuna cüret etme ya da O'nun sırlarını bilmeye güçleri yetmeyeceği gibi, onlara ibadet ve yakınmaları yöneltmek de doğru değildir.
Bütün bunlar, geçen Lokman sûresinin baştaki ayetleri ile bu sûrenin ilk ayetleri arasında münazaraya dikkat çekmektedir. Hedeflerin vahdeti bir yandan, iki sûrenin nüzul sırasında arka arkaya sıralanmasının doğruluğu diğer taraftan bunu ilham etmektedir.[33]
15- Andolsun Sebe (oğuNan)'nİn oturdukları yerlerde de bir ibret vardır. (O meskenler), sağdan soldan iki bahçe (İle çevrili idi. Onlara): "Rabbimizİn rızkından yeyin de O'na şükredin! Hoş (bir) ülke, çok bağışlayan Rab!" (denilmişti.)
16- Ama yüz çevirdiler; bu yüzden üzerlerine Arim[34] selini gönderdik; onların iki bahçesini buruk yemişli, acı mey-valı, dikenli ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan[35]' İki bahçeye çevirdik.
17- Nankörlük ettiklerinden ötürü onları böyle cezalandırdık; biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız?
18- Kendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler'[36] arasında (biri diğerinden) görünebİlen şehirler var ettik ve orada yürüme {imkanlarını) takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın" (dedik).
19- Onlar ise; "Rabbimiz, seferlerimizin arasını aç" dediler ve kendi nefislerine zulmetmiş oldular'[37]. Böylece biz de onları efsanelere (konu olan bir halk) kıldık ve onları darmadağın edip dağıttık. Hiç şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Ayetler, Sebe ve halkının oturumuna işaret etmektedir. Allah onlara evlerinde nzık-larını temin etmelerini kolaylaştırmıştır. Evlerinin sağında ve solunda dizilen bahçelerden Rabblerinin verdiği nzıkları yiyip, O'na, nimetlerine karşı şükretmeleri gerekirdi. Beldeleri İyi nzık veren bir yer ve Rabbleri de çok bağışlayandı. Fakat onlar şükretme görevini ihmal ettiler ve Allah'ın verdiği nimeti inkar ettiler. Allah sünneti gereği Arim selini göndererek cezalandırdı. Sel, bahçelerini harabeye çevirdi. Çok dikenli acı mey-valı, kötü manzaralı bir nevi meyvalı misvak, sidr ve ılgın ağaçlar bulunan bahçelere çevirdik. Ülkeleri ile bereketli kılman ülkeler arasında, biri diğerinden görülebilen şehirler var etmesi Allah'ın nimetlerindendi. Burada gece ve gündüz yolculuk tehlikelerinden ve zorluklarından uzak, güvenle gidip geliyorlardı.
Fakat onlar bu nimeti takdir edemediler. Allah'a söz ya da fiilleri ile meydan okudular. Yolculuklarının uzak olmasını istediler. Böylece kendilerine zulmederek eziyet ettiler. Allah'ın onlardan öç almasını ve azab etmesine sebeb oldular. Yeryüzünde darmadı-ğm oldular. İnsanların konuşma ve tenkit konusu ve darb-ı mesel verilen bir duruma geldiler. Ayetler, Rabbani bir isbatı getirerek biter. Bütün bunlarda önemli işaretler ve ibretler vardır; ancak bunlardan Allah'a ihlasla yönelen, sebat ve sabır eden, O'nun faziletine ve nimetine söz ve ameli ile şükreden kimseler faydalanabilir.[38]
Arim Seli Ve Sebe Kıssası
Ayetler ilk örnekten sonra, Muhammedi Nübüvveti inkar eden müşrik Araplar için ikinci bir örneği teşkil etmektedir. Davud ve Süleyman (a)'a Allah nimet ve faziletini, değişik kâinat güçlerini emirlerine âmâde kılarak tamamladı. Onlar da buna karşılık şükrettiler ve salih amel işlediler.
Sebe halkı ise hak yoldan saptılar, Allah'ın nimetine nankörlük ettiler. Allah da, onları cezalandırdı, darmadağınık ederek insanların diline destan olarak düşürdü. Bütün buna rağmen bu ayetlerle, Önceki ayetler arasında detaylı bir bağlantı vardır. Ayetlerin ruhu ve içeriği, Sebe halkının durumu, vardıkları sonuç, dinleyenlere yabancı değildir. Bu da ibret ve darb-ı meseli bağlantılı ve güçlü kılmaktadır.
Arim seli, cahiliyye döneminde söylenen rivayetlerle, eski Arapça kitapların üzerine bina etliği olaylardan biridir[39]. Sel mağduru çoğu Yemen kabileleri, Arap yarımadasının kuzeyine, doğu sahillerine, Şam ve Irak beldelerine hicret ettiler. Hicret edenler arasında Yesrib'e (Medine Münevvere) yerleşen Evs ve Hazreç, Şam ülkesinde devlet kuran Gassaniler, Irak ülkesinde devlet kuran Lahmiyyun, Amman'da devlet kuran Benu Ab-dul Kays bulunmaktadır. Tarihçiler bu felaketin Nebevi bi'setten yaklaşık dörtyüz sene önce gerçekleştiğini tahmin ederler.
Müfessirler bu ayetlerin akışında Sebe, Me'rib Şeddi, bahçelerinin güzelliği ve ha-rab olması, Arim Seli, Sebe halkının ülkelerini terk ederek yeryüzünün değişik yerlerine dağılmaları, sidr, misvak ve ılgın ağaçları., vs. hakkında birçok rivayeti, siyer ve haber alimlerine istinaden, iyi ve kötüyü ayırt etmeden naklettiler. Arim Seli ve Sebe' halkının haberleri, ayetlerde zikredildiği çerçevede Peygamber(s) asrında ve toplumunda bilinmekte olduğunu ortaya koyar. Kur'an'm bunu zikretme hikmeti, ibret ve temsil vermek içindir.[40]
20- Andolsun İblis, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardi, iman etmekte olan bir grub dışında onlar, ona uymuş
oldular.
21- Oysa onun, kendilerine karşı hiç bir zorlayıcı-gücü yoktu; ancak biz ahirete iman edeni, ona kuşku içinde
olandan ayırd etmek için (ona bu imkanı) verdik. Senin Rabb'in, her şeyin üzerinde gözetici, koruyucu[41] olandır.
Her iki ayet, kendinden Önceki ayetleri takip ederek gelir. İblis'in onlarda sapma kabiliyetini hissetmesi, onlara vesvese vermesine neden oldu. İblis'in etki edemediği mü'min bir grubun dışında, diğerlerinin ona tâbi olduğunu her iki ayet anlatır. Şüphesiz İblis'in mü'minler üzerinde herhangi bir nüfuzu ve otoritesi gerçekten yoktur. Ahirete i-man edenle, şüphe edeni ayırt etmek için bu Rabbani bir imtihandan başka bir şey değildir. Allah insanların yaptığı bütün işleri gozetleyicidir.
Bazı müfessirler[42], "Aleyhim" kelimesindeki zamirin Sebe' halkına döndüğünü söylemekle beraber başkaları ise insanlara mutlak surette döndüğünü belirtirler. Biz ise, bu ayetlerden sonra gelen ayetleri ölçü olarak Mekke kafirlerine döndüğünü tercih ederiz. Bu ayette, Peygamber(s)'in Mekke kafirlerine ve müşriklerine meydan okuyarak, kınayarak yönelttiği bir hitap vardır. Buna göre her iki ayet, geçmiş hikayeden ve nasihatlar-dan, kafirlerin kendilerine gelen nasihatlan yorumlama biçimine ve tavırlarının anlatımına geçiş konumundadır.
İblis'in durumu, insanlara tasallut oluşu, sadece sapma eğilimi bulunan kimseler üzerinde etkisinin olduğu vurgusu güçlüdür. İnsanlar İblis'in vesvesesi Önünde, iyiyi kötüden, bozguncuyu salihten ayırtma noktasına gelir. Her defasında onda, İblis kıssası ya da vesvesesi veya şeytanın vesvesesi zikredilsc bu yorum ve açıklama getirilir. Bununla, Allah Rasulü'nün davetine icabet etmeyen, ahirete inanmayan, kalplerinde, ruhlarında ve ahlâklarında onun vesvesesinden etkilenerek bozulan insanlar için Kur'an'ın genel bir prensibinin pekiştirilmek istendiğini söyleyebiliriz.
İkinci ayet ise, Allah'ın insanları İblis'le, ahirete inanan ile inanmayanı ayırt etmek için imtihan etmeden bilmeyeceği imajını veriyor. Allah'ın ilmi, olmuş ve olacak herşe-ye şamildir. Öyleyse bu şu ibareyle tevil edilebilinir. Sonuç olarak burada, kuşku içinde olanın delilini ileri sürmesi karşısında delili düşürülmektedir. Kur'an'da buna benzer durumlar çok tekrarlanmaktadır. İnsanlar bu tarz konuşma üsluplarına alışıktırlar[43]
22- De ki: "Allah'tan başka (tanrı) sandığınız şeyleri çağırın onlar ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığınca bile (hiç bir şeye) güçleri yetmez. Bu ikisi(nin yaratılmasında ve mülkü)nde bir ortakları da[44] yoktur. Ve Allah'ın, onlardan bir yardımcısı da[45] yoktur."
23- O'nun huzurunda, O'nun izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez. Nihayet onların kalplerinden korku giderilince'[46] "Rabbi'niz ne buyurdu?" derler "Hakkı" derler. O, çok Yüce'dir çok büyüktür.
24-De ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık veriyor?" De ki: "Allah, o halde ya biz veya siz, doğru yol üzerinde veya açık bir sapıklık içindeyiz."
25-De ki: "Bizim işlediğimiz[47] günahlardan siz sorumlu değilsiniz; biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu değiliz."
26- De ki: "Rabbimiz (Kıyamet günü) bizi bir arada toplayacak, sonra da hak ile aramızda hüküm verecektir. O, en iyi hüküm veren, en iyi bilendir.
27-De ki: "O'na kattığınız ortakları bana gösterin". Hayır (böyle şey olamaz) Doğrusu O, galib, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır."
28- Bİz seni ancak bütün insanlara'[48] müjdeieyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.
Ayetlerde şu vurgular bulunmaktadır:
1- Peygamber(s)'e, kafirlerin Allah'a ortak olduğunu iddia ettiklerini çağırmalarına karşı meydan okuması emredilmektedir.
2- Bu ortakların yerde ve göklerde bir zerre dahi güçlerinin olmadığı herhangi bir ortaklığının da bulunmadığını, Allah'ın onlardan hiçbirini yardımcı ve destekçi edinmediğini belirtilmektedir.
3- Allah katındaki şefaatin, O'nun izni ve rızası bulunmadığı sürece fayda vermediğini isbat edilmektedir.
4- Kıyamet günü kafirlerin. durumunun ne olacağı belirtilmektedir. Dirildikleri zaman, dehşet ve korku izleri geçtikten sonra Allah'ın kendilerine ve vadettiği sorulacak, Allah'ın kendilerine vaadettiğinin gerçek olduğunu, Allah'ın büyük ve yüce olduğunu, O'nun büyüklük ve yüceliği ile hiç kimsenin boy ölçüşemeyeceğini itiraf edeceklerdir.
5- Peygambere başka bir emir de, Allah'la birlikte ortak koştukları, O'ndan bir parça olduğunu iddia ettikleri ortaklarına meydan okuması ve bütün bunların Allah'tan uzak olduğunu açıklamasıdır. Çünkü O, Aziz'dir, hiç bir ortağa ihtiyacı olmayan kuvvete sahihtir. Hakim (bütün işlerini hikmetle yapan)dir.
6- Yerde ve göklerde gerçek rızıklandıranın kim olduğu sorusuna, onun sadece Allah olacağı cevabı verilmelidir.
7- Tartışma ve kayıt amacıyla şu sözü yönlendirme başka bir durumdur. Şu iki grub-tan (Peygamber ve müminler bir tarafta, kafirler bir tarafta) olanlardan biri sapıklıkta, diğeri de hidayet üzere olması gerekir. Her grup yaptıklarından ve işlediği günahlardan sorumludur. Allah bu iki grubu şüphesiz toplayacak ve sonra da insanların durumlarını, niyetlerini ve amellerini bilen adaletli bir hakim olarak hakla hüküm verecektir.
8- Ayetler Peygambere (s) yöneltilen bir ayetle sona erer. Allah kendisini bütün insanlara bir korkutucu ve müjdeieyici olarak göndermiştir. Â'raf Sûresi 158. ayeti "De ki: 'Ey insanlar! ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan, kendisinden başka tanrı bulunmayan, yaşatan, öldüren Allah'ın elçisiyim" ile Enbiya Sûresi 107. ayeti "(Ey Muhammed), biz seni ancak âlemlere rahmet için göndekdik", bunu daha iyi açıklamaktadır. Fakat bunu onlardan çoğu idrak edemez.
Ayetlerin bütünü Peygamber(s) ile kafir müşrikler arasında tartışma ve münazaralardan bir tabloyu İçerdiğini ilk anda belirtiyor. Bu tablo, kafirlere meydan okuyuşun, kınama ve korkutmanın çarpıcılığını yansıtmakladır. Peygamber(s) İse, kendinden emin ve başı dik, ya da nefsinde yüce ve güvenli olma duygusu taşıyan bir tavır sergilemektedir.
Bu ayetlerin nüzul sebebiyle ilgili özel rivayetlere rastlamıyoruz. Yeni bir bölüm olmadığı, kafirlerin tutumunu anlatmada devamlı bir siyakı içerdiği görülüyor.
Son ayette Pcygamber(s) teselli edilirken, kafirlerin inat ve inkarcı tutumlarından sorumlu olmadığı belirtilmektedir. Ancak O (s), insanlar için bir korkutucu ve müjdele-yicidir.[49]
29- Diyorlar ki: "Doğru iseniz bu tehdit (ettiğiniz azab) ne zaman (olacak)?"
30- De ki: "Sizin için belirtilmiş bir gün vardır. Ondan ne bir saat geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz."
Her iki ayet, Peygamber (s) iie kafirler arasındaki münazara ve tartışma tavırlarını anlatmaya devam ediyor. Her ikisi kendinden önceki ayetlere atfediliyor. İlk ayette zikredilen kafirlerin sorusu tekrarlanıyor. Kafirler, ahiret azabı ve diriliş tehdidi ile karşı karşıya geldiklerinde konuyu hafife alan ve boş vermeyi içeren bu soruyu hemen soruyorlar. İkinci ayet, korkutmayı ve Rabbimizin gücünü pekiştiren ölçülü bir cevaptır.[50]
31- Küfretmekte olanlar dedi ki: "Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne de ondan Önceki (indirilene[51]. Sen o zalimleri, Rab'lerİ huzurunda tutuklanmış olarak bir görsen: sözü (suçlamaları) birİbirierine karşı yöneltirler. Za'fa uğratılan (müstaz'af)lar, büyüklük taslayanlara derler ki: Eğer sizler olmasaydınız, gerçekten bizler mü'min (kim-se)ler olurduk."
32- Büyüklük taslayaniar, za'fa uğratılan (müstaz'af)lara dediler ki: "Size hidayet geldiği zaman sizi ondan biz mi engelledik? Hayır, siz (zaten) suçlu günahkârlardınız."
33- Za'fa uğratılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gündüz komplolar (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na ortaklar[52] koşmamızı bize emrediyordunuz." dediler. Azabı gördüklerinde de pişmanlıklarını (göğüslerinde) saklarlar'[53]; biz de küfredenlerin boyunlarına halkalar geçirdik. Onlar, yapmakta olduklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı.
Ayetler, kafirlerin sözünü anlatmakla başlar. Bu söz de, Kur'an'a ve Kur'an'dan önce indirilen semavi kitaplara katiyetle inanmadıklarını, tasdik etmediklerini pekiştiren sözleridir. Bu sözlerinin ardından, onların ahiretteki durumlarının ne olacağını bildirmektedir. Bu tabloda büyüklük taslayaniar ile müstaz'aflar ya da halktan tâbi olanlar ile liderlerden tâbi olunanlar arasında tartışma başlar. Birincileri diğerlerine şöyle derler: "Siz olmasaydınız iman eder ve tasdik ederdik". Müstekbirîer (büyüklük taslayaniar) da onları hidayetten yasaklamadıklarını, sapıklıkların sorumlusunun kendileri olduğunu, karakterleri gereği sapıttıklarını ve cürüm işlediklerini söylerler. Onlar da, liderlere bir defa daha cevap verirler: "Gece gündüz yaptığımız toplantılar, komplolar ve kışkırtmalarla Allah ve Rasulünü inkar etmemizi, şirk koştuklarınıza ise bağlanmamızı teşvik ettiniz". Ayetler, kınayan ve isbatlayan inkarcı bir soruyla onların ancak yaptıklarına karşı cezalandırılacaklarını vurgular.
Bu ayetlerin nüzul sebebiyle ilgili özel bir rivayete rastlamadık. Geçen ayetlerin işaret ettiği münazara ve tartışma tavırlarıyla bağlantılıdırlar. Burada Peygamber (s) ve daveti aleyhine kışkırtma, engelleme ve alıkoymada roî oynayan liderlere işaret vardır. ikinci olarak Mekke döneminde Nebevi siretten uzaklaşan, küfrün ve inkarcıların saf-fında yer alan büyük çoğunluğun liderlerin etkisinde kalması sözkonusudur. Üçüncü olarak da değişik topluluklar, farklı fikir sahipleri, Mekke'nin kucağında hareket eden Muhammedi davetin etkisinin izleri bulunmaktadır.
Bu tablolar çoğu değişik münasebetlerle önceki sûrelerde geçen benzer tablolara dcğinerek tekrarlanır. Ayetin hedef aldığı İlk şey, özellikle onlara tabi olan avami çoğunluğu liderlerden ayırmak için kafirlerin nefislerinde korku ve heybetli iz bırakmaktır. Bu tekrarlama değişik sûrelerde açıklanır. İbrahim sûresi 21. ayeti bu konunun bir canlan-dırmasidır: "Hepsi Allah'ın huzurunda güründüler. Zayıflar, büyüklük taslayan (ön-der)ler(in)e: Biz size tabi idik. Şimdi siz, bizden Allah'ın azabından (en ufak bir şey savabilir misiniz?" dediler. (Büyüklük taslayanlar da) dediler ki: "Hepimiz de onun içindeyiz. Allah kullar arasında (böyle) hüküm verdi!". Ahzab sûresi 66. 68. ayetleri de böyledir: "Yüzleri ateşin içinde çevrildiği gün: 'Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat elsey-dik, Elçiye, itaat etseydik!' derler. Ve dediler ki: 'Rabb'imiz, biz liderlerimize ve büyüklerimize uyduk da bizi yoldan saptırdılar. Rabb'imiz, onlara iki kat azab ver ve onlara büyük bir lanet et!". Bütün bunlar, liderlerin kamuoyunu etkilemek, onları ilahi mesajdan yüz çevirtmek ve ilahi mesajı dinletmemek uğrunda sarfettikieri aktif çalışmalara delildir.
Bizim açıklamasını yapmakla olduğumuz ayetlerde, bundan önceki ve sonraki ayetlerde, kafirler, kalplerinin katılığı ve şiddetli inatları ile tanımlanır. Sapıklık onlar için kararlaştırılmış, Allah kalplerini mühürle m iştir. Allah, saptırdığını hidayete erdirmez. Bunun üzerinde çoğu ayetler durmaktadır. Örneğin "Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." "Şüphesiz Allah, fâşıklar topluluğunu hidayete erdirmez" vd. değişik üsluplarda Rabbani, çarpıcı korkutma ile uyarılır. Mekke ehlinden kafir ve müşrik araplardan çoğu, bu vasıflarla tanımlanmasına, bu korkutma ile uyarılmasına, zulüm, fâsıkhk, sapıklık ve lanetle kaydedilerek haklarında karar alınmasına rağmen, Allah Ra-sulü (s) hayatta iken iman ederek hidayet buldular. Bu, Kur'an'da problemlerden bir problem gibi görünebilir. Kafir ve müşrikler hakkında burada söylenenler sadece ayetlerin nüzul anında içinde bulunduğu durumu belirtmek içindir. Ayetlerin siyakı, korku ve pişmanlık izleri bırakmayı hedeflediğini defalarca söylemiştik. Bu hedef geniş bir boyutta gerçekleşti. Bu durumda, küfr ve şirk üzere ölenler için bu isbat ve korkutma tanımlarını içeren ayetler geçerlidir.
"Ne bu Kur'an a, ne de bundan önce indirilenlere iman etmeyeceğiz" ifadesini bazı müfessiricr "ne de. bundan önce indirilenlere iman etmeyeceğiz" sözünün Kıyamet gününe yöneliktir, derken diğerleri ise Kur'an'dan Önce indirilen semavi kitapları kastetmektedir derler. Bu cümleden önce Kur'an'ın zikredilmesi sebebiyle ikinci anlamlandırma daha doğru görüştür[54].
Bununla beraber bu cümleyi semavi kitablara atfedenler, kafirlerin kalplerinde olanı yerli yerince değerlendirmediklerini görüyoruz. Bu cümlede Arap müşriklerine ilahi mesaj ve Allah'ın Rasulü'nün delilinin Kur'an'da da Ehli Kitab'ın inandığı semavi kitaplarda da bulunduğu ve bunların birbiriyle ilişkili olduğu belirtilmiş olmaktadır. Bunu yaparken de onların semavi kitaplara da, Kur'an'a da inanmaları sağlanmak istenmekte, diğer taraftan onların, Arapların dini bilgilerinin kaynağı oldukları vurgulanmaktadır. Bazı sûrelerde ki değişik ayetlerin, ellerinde bulunan kitapların Allah tarafından indirili-şinin anlatımına, onlar inanmışlardır. "Fakat onlara katımızda, hak gelince: 'Musa'ya verilenin eşi, buna da verilmeli değil miydi?' dediler" (Kasas, 48). "İşte bu (Kur'an)da indirdiğimiz mübarek Kitab'dır. O'na uyun ve korunun ki size rahmet edilsin! (Onu size İndirdik ki) 'Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hristiyanlara) indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o kitapları okumuyor, dillerini anlayamı-yorduk)' demeyesiniz. Yahut: 'Eğer bize kitab indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk' demeyesiniz" (En'am, 155-157). "Bu durumda Peygamber ile onlardan bazıları arasında konuşmanın yeniden olduğu muhtemeldir. Peygamber onların içinde bulunduğu durum ile Ehli Kitab'ın durumunu zikretmiştir. Bilakis bu sûrenin 6. ayetinde Ehlİ Kitab'la ilgili ilişkinin yeni olması mümkün değildir. Çünkü ilim ehli, Kur'an'ın söylediklerini tasdik ediyor ve şahit getirmesini zikrediyor. Fakat bütün bunlara rağmen onlar, inatçılıklarına, büyüklük taşlamalarına devam ettiler. İlk ayetin onlar hakkında azarak, büyüklenerek indiğini söylediler. Fatır sûresi'nin 42. 43. ayetleri onları şöyle anlatmaktadır. "Andolsun eğer kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelirse, her bir milletten daha çok doğru yolda olacaklar diye, Allah'a yemin ettiler. Fakat kendilerine uyarıcı gelince, onlara Hak'tan uzaklaşmaktan başka bir katkı sağlamadı. Yeryüzünde büyüklük laslama(larını) ve kötü tuzaklar) kurmalarını artırdı) Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır.." Bütün bunlardan da anlaşılıyor ki, kafirler Nebevi davetin karşısında büyük-lenm islerdir.[55]
34- Biz hangi ülkeye bir ııyarıcı-korkutucu gönderdİkse, mutlaka oranın (refah içinde şımaran) önde gelenleri'[56] "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkar ediyoruz" demişlerdir.
35- Ve: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve biz azaba uğratılacak da değiliz" de demişlerdir.
36- De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, rızkı dilediğine genişletir, yayar ve daraltır'[57] da. Ancak insanların çoğu bunu bilmez".
37- Bizim katımızda sizi(bize) yaklaştıracak'[58] olan, ne mallarınız ne de evlatlarınfzdır: ancak İman edip salİh amellerde bulunanlar başka. İşte onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafat'[59] vardır ve onlar sa-raylarda'[60]güven içindedirler.
38- Ayetlerimizi aciz kılmaya çalışanlara gelince, onlar da azabın içine getirileceklerdir.
39- De ki: "Rabb'İm kullarından dilediğine rızkı yayar'[61] ve ona (tekrar rızkı) kısar. Her neyi İnfak ederseniz, O (Allah), onun yerine bir başkasını verir; O rızık verenlerin en hayırhsıdir."
Toplumların zengin ve nimet sahibi liderlerinin, Allah elçilerine karşı inatçılıklarının ve inkarcı bir tavır içinde olmalarının genel bir tutum olduğunu bu ayetler Rabbani bir söylemle anlatıyor. Onların şöyle dediklerini hikaye ediyor: Bİz en çok mala ve evlatlara sahibiz. Biz bunlarla azabtan kurtulacağız. Pcygamber'den ise Rabbani emri ayetlerle cevaplaması isteniyor: Allah rızkı İslediğine genişletir ve istediğine de daraltır. Övündükleri ve dayandıkları mallan ve çocukları Allah katında onlara fayda vermeyecektir. O'na yaklaştırmayacaktır. Sadece Allah'a İman edenler, dünya hayatında salih ameller işleyenler amellerinin karşılığını kat kat alacaklardır. Cennette ki saraylarında güven içinde olacaklardır. Allah'ın davasına karşı inkarcı, engelleyici, taciz edici, inatçı, bö-bürlenİci tavır koyanlara gelince, Allah'ın azabından kurulmayacaklardır. Onlar Ce-hennem'in içine atılarak orada kalacaklardır.
Ayetlerin nüzul sebebleri ile ilgili bir rivayete rastlamadık. Dikkatle bakıldığında ayetlerin Önceki ayetlerle bağı bulunmaktadır. Bu bölümdeki ayetler korkutuldukları ahiret azabına karşı kafirlerin büyüklük taslamalarını ve liderlerin mallarına ve asabiyetine dayanma tablosunu içermektedir. İlk ayet bir yandan Peygamberi öncelikle teselli ederken, diğer taraftan liderlere yönelik kınama ve korkutma ifadeleri taşımaktadır. Değişik biçimlerde hayır ve İslaha davet edildiklerinde, zengin ve liderlerin bu çağrıya karşı olumsuz tavır ve tutumları devam edecektir. Bu ayette kınama, çirkin gösterme, uyarma ve sakındırma da vardır.
"Biz daha çok paraya ve çocuklara sahibiz, biz azaba uğratılacak değiliz" ayetine baktığımızda, refah içinde yaşayan liderlerin kendi çevresi, Peygamber ve taraftarları arasında mallar ve evlatlarla Övündükleri görünüyor. Evlat ve malların sahibi olmakla daha çok güçlü ve daha çok zafere yakın olduklarını düşündükleri ve bu yolda ısrar ettikleri vurgulanıyor. Cevap olarak Allah'ın hikmeti hatırlatılıyor ve rızkın bol olmasının, sahiplerini Allah katında kurtaramayacağı pekiştirilerek tekrarlanıyor. Çünkü bol rızkı Allah daima onlara has kılıyor. Allah, rızkı genişletmek ve daraltmakla yaratıkları için koyduğu kanunları insanlar arasında döndürüp duruyor. Allah katında bu makamların bir etkisi yoktur. Allah katında değer edinebilmek, ancak yapılan güzel amellerle ilgilidir. Ayetlerin içeriği ve ruhu devamlı boyutta bunu telkin etmeyi ilham ediyor.[62]
40- O gün (Allah), onların hepsini bir arada toplayacak, sonra meleklere diyecek ki: "Size tapmakta olanlar bunlar mıydı?"
41- (Melekler) derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz (koruyucumuz) onlar değil, sensin. Hayır, onlara cinlere tapıyorlardı, çokları onlara inanıyorlardı."
42- Artık o gün, bir kısmınızın bir kısmınıza yarar ve zarar sağlamaya gücü yetmez. Biz de zulmedenlere[63] deriz ki: "Yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın.
Ellezine zalemü Nefislerine zulmedenler, şirk koşmak vesapıtmaktan dolayı kendilerine zarar verenler.
Bu ayetler, Allah, müşrik kafirler ve melekler arasında geçen karşılıklı konuşma ve iki grup için âhirettefci akibetlerinin ne olacağını hikaye ediyor. Meleklere, müşriklerin kendilerine lapmalanyla ilgili soru yöneltiliyor. Onlar da, Allah'ı ortak koşmaktan tenzih ederek O'nun kendilerinin velisi olduğunu, müşriklerin olmadığını ve onların cinlere taptıklarını ve çoğunun onlara iman ettiklerini bildiriyorlar. îşte o zaman Allah müşriklere şöyle buyuruyor: "içinizden biri diğerine ne fayda ve ne zarar vermeye gücü yeter. Yalanladığınız ateşin azabım öyle ise tadın."
Bu ayetler, bir Önceki ayet kümesinin içeriğinin devamı konumundadır. Bu, kafirlere verilen cevabı, beyinsizliklerini, korku kılmalarını, ahîrette durumlarının ne olacağı ve başka bir tablo şeklinde sunmaktadır. Buna ek olarak, müşriklerin sapıklığını, iftiralarını, yalanlarını, melekler hususunda inançlarını sergilemekledir. Cinlere taptıklarını, meleklere lapmadıklarını, cinlerin onlara vesvese verdiklerini ve sapıttırdıklarını ifade etmektedir. Çünkü melekler, Allah'ı kutsayan, O'nu devamlı tenzih eden, sınırlarını bilen muhlis varlıklardır. Aynı zamanda bu, kafirleri susturmayı, düşünmeyi ve vazgeçmeye sevketmeyi hedeflemektedir.[64]
43- Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman dedÜer ki: "Bu, sadece sizi, babalarınızın taptığı (tanrılar)dan çevirmek isteyen bir adamdan başka bir şey değildir." Ve o nankörler dediler ki; "Bu uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir." Ve kendilerine gelen hakkı İnkar edenler: "Bu, apaçık bir büyüdür, başka bir şey değildir." dediler.
44- Halbuki biz onlara okuyacakları bir Kitâb vermemiştik ve senden önce onlara bir uyarıcı da göndermemiştik.
45-Bunlardan önceki (mİllet)ler de yalanlamışlardı. Bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile erişmemişlerdir. (Onlara o kadar nimet verdiğim halde yine) elçilerimi yalanladılar. Ama benim de (onları) inkarım*1' nasıl oldu, (onları nasıl mahvettim)!?
Peygamber (s) Kur'an'ın açık ve etkili hüccet konumundaki ayetlerini kafirlere okuyunca, onlar tepkilerini dile getiriyor, insanlara şöyle diyorlardı: Şüphesiz bu peygamber, babalarınızın taptığından sizi alıkoymak isteyen bir adamdan başkası değildir. Bu Kur'an'da Allah'a yalan ve iftiradan başka bir şey değildir. Korkutuldukları hak lıcsab günü ancak sihirdir, hayaldir, gerçekle ilgisi yoktur. Kafirler bir taraftan bunu söylerken, Allah onlara Kur'an'dan önce kitaplar indirmediğini, peygamberden önce de elçiler göndermediğini belirterek sözlerinin hiç biri ilme ve tecrübeye dayanmadığını vurguluyor, durumlarının ağlamayı içerdiğini belirtiyor. Onlar gibi elçileri yalanlayan toplumları; Allah'ın nasıl helak ettiğini ve Arap kafirlerinin güç ve büyüklükte O'na bir karış dahi uzanamadıklarını onlara hatırlatıyor.
Bu ayetlerle ilgili özel bir rivayete rastlamadık. Kendisi ile kendinden Önceki ayetler arasında bir bağlantı akışı vardır. Kafirlerin söz ve tavırları takip edilirse bu daha belirginleşir. Bu bölüm ayetler de, öncekilerin devamıdır. Kafirler hakkında söylenen sözlerin liderlere ait olduğu; Üslup açısından ise liderlerin inatçı tavırları, bu yolda harcadıkları çabalar bir tablo olarak sunulmaktadır.[65]
46- De ki: "Size bir meseleyi öğütleyeyim[66] Allah için ikişer ikişer ve teker teker[67] durupî[68] düşününüz. Arkadaşınızda delilikten eser yoktur. O, çetin bir azabın arefesİnde size bir uyarıcıdır."
47- De ki: "Ben sizden bir ücret istemİşsem, o sizin olsun. Benim ücretim yalnız Allah'a aittir. O herşeye şahittir."
48- De ki: "Rabb'im gerçeği (dilediği kulumun kalbine) atar. (O), gaybleri bilendir."
49- De ki: "Hak geldi, artık bâtıl ne bîr şey ortaya çıkarabilir, ne de geri gelebilir[69]. (O tamamen yok olup gitmiştir.)"
50- De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmış olurum. Eğer hidayeti bulacak olsam, bu da Rabb'İmin bana vahyetmekte oiduğu (Kur'an) sayesindedir. Hiç şüphe yok O, İşitendir, yakın olandır.
Ayetlerde Peygamberimize (s) şu emirler yöneltilmektedir:
1- Kafirlerle konuşması, onlardan sadece Allah'a karşı niyetlerini düzeltmelerini, heva ve hevesten, inattan uzaklaşmalarını istemesi emrediliyor. Sonra herkes kendi nefsinde yada her iki kişi tek başına birlikte O (s)'nün davetini düşünsün, Arkadaşlarının (peygamberlerin) deli olmadığını pekiştirsinler. Oysa O (s), Allah'a yönelmedikleri, hidayet yolunda yürümedikleri takdirde çetin bir azabın uyancisidır.
2- O'nun bu uyarmasına karşılık onlardan bir ücret istemediği teyit edilmektedir. Onların faydalan sadece kendiJerinedir. Onun ücreti ise herşeye şahid olan, her şeyi bilen Allah'ın üzerinedir.
3- Hakkı kararlaştıran, destekleyenin Allah olduğu belirtilmektedir. O insanların vicdan ve niyetlerinde gizli olanları bilendir. Hak apaçık bâtılı ezerek geldi. Çünkü bâtılın ne bir aslı, ne de kalıcığı vardır, ne de hak Önünde durabilir.
4- Eğer O (s), sapitmışsa sapıtması kendi aleyhine olduğu, eğer hidayete ermişse, bunun da her şeyi işiten ve herşeye yakın olan Rabbinin vahyi ile olduğu ilan edilmektedir.
Bu ayetlerin müzul sebebi ile ilgili bir rivayete rastlamadık. Önceki ayetlerin konu bütünlüğünden de kopuk değildir. Bilakis onun devamıdır. Bu bölümdeki ayetler, Peygamber ile kafirler yada her ikisinin makamı arasında meydana gelen tartışma ve münazaralara son vermek niteliğinde gelmiştir. Bu gibi tavırların böylesi sonuçlarla tekrarlanması normaldir. Bu nedenle bu ayetler için Kur'an'm bedi ve düzenli uslublarından biri diyebiliriz.
Ayetlerin üslubu, nefislerin ta derinlerine etki edebilir bir nitelikte güzel, çarpıcı ve kuvvetli bir yapıdadır. Kalbe ve akla aynı anda hitap etmiştir. Hakkı haykırmak kuvvettir. Batılın sapıklığını yoketmekte ise bir çeşit güzellik vardır. Bu, hak ile bâtıl arasındaki tartışma var olduğu sürece devam edecektir. Kur'an hakkı telkin etmede sürekli olarak bir devamlılığı destekler. Kur'an'in daveti bâtılın zıttma karşı süreklilik arzeder.
Peygamberin ücret islediğinde ki olumsuzluk üslubu bu defa diğerlerinden daha kuvvetli kullanılmıştır. Eğer mesajında bir fayda umuyorsa insanlara bunu ulaştırmaya hazır olduğunu haykırması emredilin ektedir. Onun (s) ücreti sadece Allah'ın üzerinedir.
Bütün bunlardan sonra son ayetin, nebevi davet hususunun gerçekliğinde şüphe olmadığını söyleyebiliriz. Geçen ayetlerde olduğu gibi burada da üslubu tescil amacını taşımaktadır. Sûrede başka yerlerde de bu tekrarlanmaktadır.[70]
Düşünmeye Davet
De ki: 'Size bir meseleyi Öğütleyeyirn: Allah için ikişer ikişer ve teker teker durup düşününüz.." ayeti içeriğiyle, genel sosyal bir hikmeti vurgular, Peygamberin kafirlere karşı tavrı ile onların karşı tavırlarını sergileyen tablolardan birisini daha ortaya koyar. Genel toplantılarda iyi kötüye karışır, heva ve heves hakim olur, mantık gücü zayıflar, buradaki tartışma kesin ve razı eden bir sonuca götürmez. Muhalefet ve engelleme öncülüğünü büyüklük ve hakimiyet psikolojisi içinde kötü bir şekilde üstlenen liderlerin durumunu Fatır sûresi 42. 43. ayetlerde ve başkalarında zikretmiştik. Onlar insanların zihinlerini bulandırmak ve alıkoymak isterler. Gene! toplantılar düzenleyerek babalarının akidelerine sımsıkı sarılmaya teşvik ederken, Peygamber aleyhine de halkı kışkırtırlar. Bu sûrenin 33. ayeti buna birazcık değinir. Bunun için de Kur'an, insanların Nebevi davet konu ve ayetlerini tek başına, yalnızca, samimi olarak, akıllarını muhakeme ederek, acele etmeden düşünmelerini ister. Bu arada saldırma, zihni bulandırma, asabiyet ve heva-heveslerini terketüklerindc gerçek parlak bir güneş gibi önlerine doğar.
Ayetteki hitap gencide insanlara yönelikte olsa, özel bir çeşidi kastetmesi ihtimal dışı değildir. Bu da, mu'tcdil bir gruptur. Bunlar peygamberin doğruluğunu kendi nefislerinde itiraf ederler. Bunları utangaçlıkları, statüleri, Özel maslahatları, kavimlerindeki makamları ya da yaşlılıkları müslüman olmaktan ahkor. Kasas sûresinde bu durumun açıklamasını yapmıştık. Bunlardan bazılarına dikkat çekmiştik. Bunu zikreden çeşitli rivayetleri de belirtmiştik. Bazı sûrelerde Örneğin Kalem, Müdessir, Isra, En'am vs. sûrelerin tefsirinde de açıklamıştık.
Ayetlerin içeriği, hak ve ıslah davası, özel istek ve kötü niyet sahiplerinin saptırma ve bulandırma çabaları karşısında, sürekli vahyi mesajın tekrar ve telkininin gerekliliğini ortaya koyuyor.[71]
51- Dehşete düştükleri[72] zaman (onları) bir görsen: Hiçbiri kurtulamaz[73], yakın yerden yakalanmışlardır.
52- "Ona inandık" demektedirler, ama uzak yerden nasıl alabilsinler'[74].
53- Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi. Uzak yerden görülmeyene taş atıyorlardı[75].
54- Tıpkı bundan Önce benzerlerine[76] yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekildi[77]. Doğrusu onlar, katmerli bir kuşku içindedirler.
Ayetlerde, Allah'ın va'dinin gerçekleşmesi durumunda kafirlerin hallerinin ne olacağına işaret edilir. Korkutma ve uyarma anlamı taşıyan bir uslubla başlar. Hitabı, dinleyene ya da Peygambere yöneltir.
Allah'ın va'di ve azabı gerçekleştiği zaman, kafirlerin durumunun ilginç, tavırlarının dehşetli olacağını görürsün. Korku titremeleri başlar, dehşet onlara bakim olur. Çünkü onlar, kendilerinin çabucak, emin olduklarını zannettikleri en yakın yerden yakalandıklarını göreceklerdir. Bundan hiçbiri kaçamaz. İşle o zaman iman ettiklerini haykırırlar. Fakat bu, onları kurtarmak için yeterli değildir. Çünkü bu durum artık onlara uzaktır, onu almak ondan faydalanmak fırsatı kaçmıştır. Önceden onu inkar etmişlerdi. Onu yalanlama ve inkar etmek için en akla gelmeyen yöntemlerle, gayblan haber verme, tahminde bulunma ve zannetme yoluna gitmişlerdi. Onlardan önce yaşamış toplumların yalancı kafirlerinin yaptıkları gibi, kendileri ile istedikleri şeyler arasına bir perde gerildi. İlim, hak ve akla dayanmayan çok katmerli şüphelerindeki şikayetlerinin içyüzünü şimdi gerçekten göreceklerdir.
Ayetler sûreye son vermek için gelmişlerdir. Onlar aynı zamanda, tartışma tablosuna son vermek yoluyla geçen ayetlerin bir devamıdır. Onlar etkili ve kuvvetlidir. Ayetlerin ilk hedeflediği şey, müşrik dinleyicilerinde korku ve pişmanlık uyandırmak, fırsat kaçmadan bunları terkelmeye zorlamaktır.
Bazı müfessirler Peygamber (s)dcn mürsel bir hadisi rivayet ederler. İlk ayet, Abbas oğulları döneminde meydana gelecek olayları içermektedir. Bir fitne olacaktır. Fırsatı Şam'da bulunan cs-Süfyani kollar, Irak ve Hicaz'a iki ordu gönderir. Bu ordu Medine'yi alır, sonra Mekke'ye yönelir. Allah Cibril (a) gönderir, ayağı ile yere vurur, yer yarılır ve orduyu Mekke'ye varmadan önce içine alır. Bundan hiç kimse kurtulamaz. Bu Allah'ın şu sözüdür "Dehşete düştükleri zaman (onları) bir görsen: Hiçbiri kurtulamaz.." Bazıları ise ayetle işaret edilenin Bedir savaşında korku ve hezimete uğratılacak olan müşrikler olduğunu söyler.
Müfessirlerin çoğunluğu şu görüşü dile getirmişlerdir; Ayetlerin içerdiği korkulma, bunu kapsayan ahiret azabı ve dirilişle ilgili tablolar uyarma amaçlıdır. İlk ve ikinci rivayetler ise son olaylardan kaynaklanan uydurmalardır. Ayetlerin ruhu ve içeriği, son sözle daha çok ittifak etmektedir.[78]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/183.
[2] Yelicü Girer.
[3] Ye'rücü Yukarı çıkar, yükselir.
[4] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/184.
[5] La'ye'zûhü Uzaklaşmaz, gizlenmez.
[6] Kitabün mübin Allah'ın ilminden ve onun kapsamından kinayedir.
[7] Riczin Azabın şiddetinin ve kötülüğünün sıfatıdır.
[8] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/185-186.
[9] Yerâ Bilir ya da kavrar anlamındadır.
[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/186.
[11] Bkz. Taberi, Keşşaf ve Ta&resi Tefsirleri.
[12] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/186-187.
[13] Müzziktüm Külle mümezzekin Ölümden sonra imanların kendisine yöneldiği şeyden, kırılmadan, eskilikten ve yayılmadan kinayedir.
[14] Cinnetûn Delilik. Cin. Burada delilik anlamındadır.
[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/188.
[16] Evvibî Bana döndür. Bundan maksat, Davud(a) ile birlikte teşbihi (yüceltmeyi) bana çevir.
[17] Sabiğatin Bütün vücuda tam anlamıyla yeten zırhlar.
[18] Kaddirfi's-serdi "ct-Takdir": Hesap, ölçü ve güzel tedbir anlamındadır. "es-Serd": Demiri tavlamaktan, dokumalıktan sıfattır. Çivinin sıfatıdır da denilmiştir. Bu cümleden maksat, zırh yapma ve dokunma işine sarılmaktır. Halka ve halkalardır (miğfer ve zırh) Buradaki anlamı "dokuma" şeklindedir.
[19] Gudduvüha şehrun ve revahüha şehrim "el-ğadüvvü": Sabahtan gündüzün ortasına doğru gitmektir, "cr-revah": gündüzün ortasından akşam vaktine kadar gitmektir, "el-gadüvüvü": Sabahleyin gitmek, "cr-revah": Akşamleyin dönmek. Bu cümlenin anlamı; bir aylık mesafeden akşamleyin geri dönülüyor.
[20] Anâl-katr Müfessirler, Allah'ın Süleyman(a)'ı yönelttiği eriyen bakır kaynağıdır, demişlerdir. Biz ise onun bir petrol kaynağı olduğunu tercih ediyoruz. Şöyle ki çok yoğun siyahlıkta olmaktadır. Onun için "el-kidr": kelimesiyle isimlendirilmiştir, "el-kıaran" veya "ez-zafi" kelimeleri de bu kabildendir. Kehf sûresinin 96. ayetinde binanın ziftlendiği bir zift anlamında gelmiştir: "Bana demir kütleleri getirin. Nihayet dağın İki yanı ara-sındi aynı seviyeye getirince, üfleyin dedi. Artık onu kar haline sokunca, getirin bana, üzerine bir miktar dökeyim, dedi" İbrahim Sûresi, 50. ayette de el-kıdran ifadesi geçmektedir: "Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir" Araplar "ez-zaft" ile "el-kıdran" kelimelerini, peygamberlikten Önce lügatlarında kullandıklarına bu iki lafız delalet etmektedir. Onlarda bunu biliyorlardı.
[21] Yeziğ Döner, uzaklaşır.
[22] Meharip ibadet yeri, köşkler. Umum evler de denilmiştir.
[23] Temasil Sonradan yapılmış heykeller
[24] el-cevab "Cabiyetün" kelimesinin çoğuludur. Havuz anlamında. Cefan büyüklüğe delalet ettiğinden dolayı el-cevap benzetilmiştir.
[25] Cifan Kabı.
[26] Rasiyat Sabitler.
[27] Kudûr "el-kidr" kelimesinin çoğuludur. Tencere, kazan.
[28] Minse'tehü Asası.
[29] Dabbetü'l-arz Kurt, böcek. Ağaç kemiren
[30] Harra Düştü. Sabit oldu.
[31] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/191.
[32] Bkz. Taberi, Hazin, İbn Kesir, Tabresi Tefsirleri ve Taberi tarihi c.1, s. 336-350
[33] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/191-193.
[34] el-Arimü Suların toplandığı bir vadi ismi. Şiddetli yağmur. Suyu alıkoyan bir set ismi.
[35] Hamdin-Eselin-idrün Doğal ağaçlardır: Çöllerde yetişen dikenli, meyveleri iyi olmayan ağaçlardır.
[36] el*Kur'eUetîbâreknafika İkam&ü ve rızkı geniş
olan Şam, bölgesidir. İsra sûresinde geldiği üzere Allah'ın yüce kıldığı mukaddes (Kudüs) bölgesidir. Ya da Allah'ın mübarek kıldığı diğer bölge Hicaz bölgesi olamaz mı? Çünkü o, Sebe bölgesine daha yakındır. Yani Şam bölgesinden Yemen'e daha yakın. Sebe ile onun arasında birçok şehir ve köyler vardır. Biz bununu kastedildiğini tercih ediyoruz.
[37] Zalemü enfusehüm Sapıtmak ve inkar etmekle kendilerine karşı cinayet işleyenler.
[38] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/194-195.
[39] Bkz. Taberi, İbn Kesir, Hazin, Beğavi, Tabresi, Zamahşeri Tefsirleri ve Akuşunun "Buhsul Erib Fi Ahlavll Arap" kitabı C. 3, s. 287-288.
[40] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/195.
[41] Hafız Gözetleyen, koruyan anlamında.
[42] Bkz. Zemarışeri, Taberi, Hazin Tefsirleri.
[43] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/196.
[44] Sirte Ortak, ortaklık.
[45] Zahirıın Yardımcı, destekçi.
[46] Hatta izafüzzia an kutubihim et-tefziğ: Korkusunu gidermek, açmak. Cümlenin anlamı, kalplerinde dehşet ve korkunun izi giderilinceye kadar.
[47] Ecremna Günah kazanmak
[48] Kaffetenfi'n-nasi1) Alıkoyan, engelleyen. İnsanları men eden, küfürden alıkoyan (bazı müfessirlere göre) 2) Bütün insanlar (bazı mü-fessirler göre de böyledir). Her iki görüşü de, nasslarla desteklemek mümkündür. İlk anlamı destekleyen "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" (Enbiya, 107) ayetidir. İkinci anlamı destekleyen "De ki: Ey insanlar! Ben sizin tamamınıza (gönderilmiş) Allah'ın rasulüyüm"(A'raf, 157) ayetidir. Ayetin üslubu, tercih hakkını birinci görüşe veriyor.
[49] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/198-199.
[50] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/200.
[51] Eİlezi beyne yedeyhi Kur'an'dan Önce geçen Allah'ın kitaplarından kinayedir.
[52] Endâden Benzer ortaklar.
[53] Eservun-nedamete "Eserru" kelimesinin zıttmdan hareketle "pişmanlığı izhar edenler" anlamına gelir. Bazı müfessirler de şöyle demiştir: Dünyada insanlar arasında cereyan eden horluk ve hakirlik korkusundan dolayı, iki gruptan her biri, diğerinin hissettiği pişmanlığı gizli tutmuşlardır. Ya da göğüslerinin içinde pişmanlığı hissetmişlerdir.
[54] Bkz. Zemahşeri, Taberi ve Hazin Tefsirleri.
[55] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/201-203.
[56] Mutrefuha Liderlerden, zenginlerden, mevki ve makam sahiplerinden kinayedir.
[57] Yekdirü Kısmak ve rızkını daraltmak.
[58] Zulfâ Kurka vezninden olup, "yakınlık" anlamındadır.
[59] Cezaûd-Dı'fi Kat kat kargılık. Ziyadelik, fazlalık.
Cezaûd-Dı'fi Kat kat kargılık. Ziyadelik, fazlalık.
[60] el-Gurufâtu Yüksek evler.
[61] Yebsutıı Genişe çıkarmak, artırmak.
[62] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/204-205.
[63] Nekir Yani Nekis'dir. Cezam, gazabım, inkarın sonucu.
[64] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/206.
[65] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/207.
[66] E'iz'ukâm bivâhidetin Size Öğüt veriyorum. Ya da 'sizden bir şey" veya "bir mesele talep ediyorum".
[67] Me.sna vefamda İkişer ikişer veya birer birer.
[68] En tckûmû lillah Allah için tümüyle samimi olarak du-runuz.
[69] yübdiü'l-bâtüü ve yuid Cümlenin hariî mânâsı: Şüphesiz bâtıl asla yaratılmaz, ikinci kez iade olunmaz. Anlamı: Bâtıl için bir asıl, devamlılık ve beka yokiur.
[70] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/209.
[71] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/209-210.
[72] Fezİ'Ü Korktular, dehşete düştüler.
[73] Felâ fevte Onlardan hiçbiri kesinlikle kaçamayacaktır. Ya da onlara böyle denilecektir.
[74] ct-Tenâvüşü Ulaşmak. Sarılmak, tutulmak.
[75] Yekzifune bi'1-ğayhi Hayallerin ve zanların arkasından koşmalarından kinayedir. Bunu Nebi'ye yaptılar ve bu iftiraları attılar.
[76] Eşya'uhum Onların bezerler misalleri.
[77] Hile beynehüm Engellendiler, men edildiler.
[78] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/211-212.
İslami Okul Okulların En Önemlisi