Fâtır YA da Melâike Sûresi - Kuran - 035Fatir - 19. Sayfa
Sevap Ve Ceza İlkesini İsbatın Yanısıra Vaaz Ve İrşad
Allah'ın Kudretine Ve Ölüm Sonrası Dirilişin Mümkün Oluşuna Delalet Eden Ayetler
İnsanlar Allah'tan Farklı DerecelerdeKorkarlar.
Allah'tan En Çok Korkanlar En Fazla İlim Sahibi Olanlardır
Kur'an Ve Ona İnananlarla İnanmayanlar
FÂTIR YA DA MELÂİKE SÛRESİ
Bütün müfessİrlere göre mekki bir sure olup 45 ayettir. Furkan suresinden sonra nazil olmuştur. Bu'surede, Allah'ı hak ettiği vasıflarla tavsif etmeye dair salim akideden bahsedilmekte, ayrıca kalplere sebat verecek ve insanların nazarlarını kainata ve onda mevcud olan ölüm sonrası dirilişe dair ilahî kudrete çeviren bir hitapla Peygamber efendimize hitapta bulunulmaktadır. Bu arada müşrikler tehdit edilmekte ve onlara cehennem azabı vaad edilmek tedir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1- Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder,kanath elçiler kılan Allah'a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır. Doğrusu Allah, her şeye Kâdİr olandır.
2- Allah'ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O'rtun ön-îedİğİni de ardından salıverecek yoktur. O, güçlü'dür, Hakim'dir.
3- Ey İnsanlar! Allah'ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah 'tan başka bir yaratan var mıdır? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?
4- Ey Muhammedi Seni yalanlıyorlarsa bil ki senden önce de nice peygamberler yalanlanmıştır. Bütün işler Allah'a döndürülür.[1]
Bazı Kelimeler:
Birşeyi yoktan var eden manasına gelir. Kanatlı. ikişer ikişer, üçerüçer, dörder dörder,İmandan küfre çevriliyorsunuz.[2]
Açıklama:
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah'a hamd olsun. Ululuk ve şeref O'na aittir. Kullarım öğretip te'dip ve terbiye etmek O'nun elindedir. Yalnız o güzel övgülere layıktır. Çünkü O, değerli işleri ve muazzam sanatları yapandır. Ö'nun adı mübarektir. Yücedir. Noksanlıklardan münezzehtir. Göklerin, yerin yaratıcısıdır. Benzeri olmayan Allah yoktan var edendir. O ilk yaratma fiilinin sahibidir. Bİr şeyi İlk olarak yaratmaya muktedir olan zat, o şeyi yok ettikten sonra yeniden meydana getirmeye elbetteki muktedirdir. Melekleri ikişer, üçer, dörder, kanatlı varlıklar olarak yaratan da O'dur.
Bu ifadelerle meleklerin kanatlarının çok sayıda olduğu kastedilmektedir ki, kanatlarının sayısını ancak yüce Allah bilir. Evet böyle bir ifadenin kullanılmış olması, yaratıkların kendi idrakleri ile meleklerin hareket kuvvetlerini ve Allah'ın sınırsız kudretini düşünüp tasavvur etmeleri içindir. Allah, yaratıklarında dilediği miktarda fazlalaştırma yapabilir, onlarda sınırsız ve ölçüsüz denebilecek kadar fazlalık meydana getirebilir. Bizler bunu nasıl anlayabiliriz? Bizler çok cahil varlıklarız. Kendi nefsimizin mahiyetinden dahi habersiziz. Bize en yakın olan şeyi bile bilmiyoruz. Böyle olunca da Allah'ın yaratıklarında meydana getirdiği fazlalığı nasıl idrâk edebiliriz? Her gün ilim, daha Önce bilmediğimiz yenilikleri ve fazlalıkları keşfedip ortaya çıkarıyor. Realite de bilmediğimiz hususlarla bizleri karşı karşıya getiriyor. Bizim bil-- diklerimiz, bilmediğimiz çok şeylerin sadece bir cüz'ünden ibarettir. Gayb alemini bilen yüce Allah, noksanlıklardan münezzehtir. Bu söylediklerimi garip bulmayın. Çünkü Allah herşeyi yapmaya muktedirdir. Yaratıklarını görmekte ve onlardan haber almaktadır. Allah insanlara bir rahmet gönderecek oldu mu o rahmeti tutup durduracak yoktur. Allah en büyüktür, övgüler O'na mahsustur.
Evet Cenab-i Allah'ın göklerde veya yerde insanlara göndereceği bir nimeti durduracak ve geri çevirecek hiçbir varlık yoktur. O'nun hükmünü reddedecek kimse yoktur. Yargısını engelleyecek bir varlık mevcud değildir. İşte müslüman kişi hayatında bu ilkeye sarılarak mutlu ve sakin bir hayat yaşamalıdır. Adamın biri çikıpta şöyle bir soru ortaya atabilir: Allah'ın insanlara rahmet göndermesinden bahseden ayet-i kerimede gönderme fiilinin Arapça karşılığı olan J-»ji - kelimesi değil de, neden C^ fiili kullanılmıştır? Bu soruyu Zemahşeri ve onun yolundan giden Ebussuud şöyle cevaplamışlardır: "Gönderme fiilinin karşılığında ayet-i kerimede ^i fiilinin kullanılmasındaki gaye; insanların elde etmek için biribirlerİyle yanşa girip rekabet edeceği en kıymetli hazinelerin Allah katında bulunduğunu ilan etmek İçindir. Rahmet kelimesinin ayet-i kerimede nekre olarak kullanılması ise bu rahmeti umumi ve mübhem kılmak gayesine matuftur. Yani bu rahmet kelimesi ile kast edilen mana; O'nun katındaki hazinelerde bulunan nimet, sıhhat, emniyet, ilim, hikmet ve daha bunlara benzer sayılamayacak olan şeylerdir". Cenab-ı Allah'ın insanlara göndereceği bu rahmeti hiç kimse engelleyemez. Aynı zamanda onun alıkoyduğu nimeti de kullarına gönderebilecek güçte hiçbir varlık yoktur.
Ayet-i kerimeye baktığımızda ne dakik bir kelime1 İle sona erdiğini görürüz. . O güçlüdür. Hiç kimse tarafından mağlup edilemez. Hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz. Hakimdir. Yaptığı her işi yerli yerince yapar. O rahmeti bir hikmete dayanarak gönderir. Yine bir hikmete dayanarak-ta yanında alıkoyan O güçlüdür, hikmet sahibidir.
Ey insanlar! Rabbinizin sayılamayacak derecede çok nimetlerini hatırlayın. Bu nimetleri lisanen ve kalben yadedin. Şükür ve hamd ile Rahman ve Rahim olan Allah'ı övgüde bulunarak yadedin. Ondan başka size nzık veren bir yaratıcı var mıdır? O, inkarcıların ortak koştuklarından çok yücedir. Kainatta gökten veya yerden size nzık veren başka bir Tanrı mevcut mudur? Allah korusun. O'ndan başka hiçbir tanrı ve yine ondan başka hakkıyla ma-bud yoktur. Ey inkarcılar sizler imandan ve halis tevhid inancından şirke ve puta tapmaya nasıl çevriliyorsunuz? Halbuki putlar ne fayda, ne de zarar veremezler. Şaşıyorum size!
Ey Muhammedi Eğer seni yalanlarlarsa sen, önce gelip geçmiş olan azim sahibi peygamberleri örnek al. Onlar da yalanlandılar. Çeşitli eziyetlere uğradılar. Fakat bütün bu zulümlere karşı dayandılar, sabrettiler. Çünkü Allah yolunda eziyete uğradılar. Herşey Allah'a döner. O, yalanlayıcıları ve kafirleri cezalandırır. Peygamberlere tecavüzde bulunanları da, yaptıkları kötü işlerden ötürü azaplandırır. Allah nankörden ve kâfirden başkasını cezalandırır mı hiç! İşlerinizi düzene koyan ve dininin emirlerini yürüten yalnız Allah'tır. Bütün Vıer sadece O'na döner. Sabrınızdan ve işlediğiniz salih amellerinizden do...yi sizleri mükâfatlandırır. O'nun size vereceği karşılık ne güzel bir karşılıktır![3]
Sevap Ve Ceza İlkesini İsbatın Yanısıra Vaaz Ve İrşad
5- Ey İnsanlar! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir; dünya hayatı sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.
6- Şeytan şüphesiz sizin düşmanmızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır.
7- İnkar eden kimselere çetin azab vardır. Fakat inanıp yararlı iş işleyenlere, onlara, bağışlanma ve büyük ecir vardır.
8- Kötü işi kendisine güze! gösterilip de onu güzel gören kimse, kötülüğü hiç İşlemeyene benzer mî? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Ey Muhammedi Artık onlara üzülerek kendini hara-betme; Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir.
9- Rüzgarları gönderip de bulutları yürüten Allah'tır. Biz bulutlan ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümden sonra diriltiriz, insanları diriltmek de böyledir.
10- Kudret isteyen kimse bilsin ki, kudret, bütünüyle Allah'ındır. Güzel sözler O'na yükselir, o sözleri de yararlı iş yükseltir.Kötülük yapmakta düzen kuranlara, onlara, çetin azab vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar.[4]
Bazı Kelimeler:
Sizi mutlaka aldatır. Çok aldatan, şeytan Onun etrafında toplanan arkadaşları.Kötü ameli. Doğru, Nefsini helak etme.Hasret kelimesinin çoğulu olup elden kaçan fırsattan dolayı nefsin şiddetle üzülmesi anlamına gelir, Bulutlan hareket ettirir. Onur ve üstünlük.Yükselir. Güzel kelimenin yükselmesi demek, Allah'ın o kelimeyi bilip kabul etmesi anlamına gelir.Helak ve zayii olur.
Bu ayetler, önce icmali olarak açıklanan ölüm sonrası diriliş ve sevap ile ceza olayının hak olduğunu isbatlayan birer delildirler.[5]
Açıklama:
Ey insanlar! Ölüm sonrası diriliş ile sevap ve İkaba dair Allah'ın vadi gerçektir. O vaatde şüphe yoktur. Dünya hayatı, sizi geçici metaıyla aldatmasın. Onun fanî ve süslü şeyleri sizi yoldan çıkarmasın. Hayırlı ve ebedi olan ahiret alemidir. Dünya, nimet ve lezzetleriyle sizleri ahİret için çalışmaktan alıkoymasın ki, yarınki günde, yani ahiret yurdunda "ah keşke bu ebedi hayat için dünyadayken çalışmış olsaydım!" diyenlerin durumuna düşmeyesi-niz. Ve şeytan sizi Allah'ın affına ümitlendirerek aldatıpta doğru yoldan saptırmasın. Şeytan ve ona tabi olanlar size derler ki: Siz dilediğinizi yapın. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır. Kötülükleri affeden, hataları bağışlayandır.
Ey insanlar! Bu yalancı kuruntular sizi aldatmasın. Bu gibi asılsız kuruntulara aldana bazı kimselerin şöyle dediğini duyuyoruz: Biz Muhammed (S.A.V.) in yolunda yürüyüp ona tabi olan kimseleriz. Ahirette bize azap dokunmaz!
Bu onların kuruntularıdır. Çünkü İman ve imanın sevabı asılsız kuruntularla elde edilecek şeyler değildirler! "Şüphesiz şeytan sizin için düşmandır. Siz de onu düşman tutun!" Aziz ve celİl olan Allah, şeytanın ezelden beri bizim için düşman olduğunu bizlere haber veriyor. Babamız Adem'i cennetten çıkarıp hataya düşüren ve günah işlemeye sevk eden, ayrıca bizi saptırıp azdırmaya dair yemin eden odur. "Onlar (ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstünde oturacağım. Sonra (onların) Önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım"[6]. Şeytan'! dost edinmek ve istediği İşlerde ona itaat etmek, gerçekten bizim için şaşılacak bir durumdur. Kaldı ki onun bize emrettiği hususlarda bizim mahvımız ve perişanlığımız vardır. Bu sebeple Cenab-Allah: "Onu düşman tutun" diye emir buyuruyor. Evet ey insanlar! Bütün davranış ve haliniz de, gizli-açık işlerinizde onu karşınızda bir düşman olarak görün ve şeytanın içinize girdiğine işaret olarak da vesveseyi görün. Melek'in içinize girişini de ilhamı bir delil olarak görün. Peygamber (S.A.V.) efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "Şeytanın kalpte meydana gelen bir geçişi vardır. Meleğinde bir geçişi vardır. Şeytanın kalbe girip oradan geçişi insana kötülüğü- ve Hakkı yalanlamayı vâdet-mesidir. Meleğin kalbe^girip geçişi ise hayrı ve hakkı tasdik etmeyi vadetme-sidir." Bu hadisi Abdullah ibni Mes'ud Peygamber efendimizden rivayet etmiştir. Ey Müslümanlar! Şeytandan sakının. Onun adımlarını takip etmeyin. O kendi taraftarlarını ve tabiilerini helak çukuruna yuvarlamak için çağırır. Onları kendi oltasına düşürmek için davet eder ki, eninde sonunda onları cehennem ateşinin içine atsın ve onun çılgın alevleri içinde yanıp kül olsunlar. Size ne olmuş ki, derhal şeytanın taraftarlığını bırakıp Rahman'ın ve Kur1-an'm taraftarlığına yönelmiyor ve bu emniyetli alana girmiyorsunuz? Şüphesiz küfreden ve şeytana tabi olanlar için şiddetli bir azap vardır. îman edip iyi işler yapanlara gelince onlar Allah'ın taraftarlarıdırlar. Onlar için bağışlanma ve bol nzık ile büyük bir sevap vardır.
Cenab-ı Allah ayeti kerimede mü'min ve kafir iki grubu anlattıktan sonra Peygamberine şöyle buyuruyor: Kötü ameli kendisine hoş ve süslü gösterilip de bu kötülüğü kendi nefsinde güzel ve doğru bulan kimse, kötü ameli kendisine hoş ve süslü gösterilmeyen, bilakis hidayete erip Hak'ka tabi olan kimse gibi midir?!
Sanki bu soru karşısında Cenab-ı Peygamber efendimiz "hayır" cevabını vermiş de Cenab-ı Allah O'na tekrar şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola getirir. Kötülük yapan kimsenin nihayet kalbi kararır ve içinde Allah korkusu kalmaz, çirkini güzel, güzeli de çirkin görür. İşte bu kategorideki insanlar Allah'ı unuturlar. O'nu terk ederler. Sapıklık içerisinde veya pislikte hayvanlar gibi debelenirler. Allah'ın saptırmasının manası işte budur. Bunun aksine doğru yolu bulup Allah'a yönelen kimselere gelince Allah bunları hidayete erdirir. Salih amel işlemeye muvaffak kılar ve bu hususta onlara yardımcı olur.
Şeytana ve heveslerine tabi olan kimselere Cenab-ı Allah böyle muamele ettiğine göre ey Peygamber senin onlara aldırış etmemen ve işleriyle ilgilenmemen, ayrıca onlardan ötürü kederlenmemen, kendini helak edercesine hasret çekmemen gerekir. Onlar iman etmiyorlar diye üzülmemelisin. Zira Allah onların yapmakta oldukları işlerden haberdardır. Bu yaptıklarından ötürü kıyamet gününde onları cezalandıracaktır.
ölüm sonrası dirilişin mümkün olduğuna ve Allah'ın kudreti altında olduğuna dair bir başka delil de şudur: Allah rüzgarları salar, onunla bulutlan kaldırır, harekete geçirir, dilediği tarafa sevk eder. Yani o yağmurla yüklü bulutları, içinde hiçbir ekin ve nebat bulunmayan ölü bir beldeye gönderir, yağmur sularıyla kurak topraklan canlandırır... Ekinli ve bitkili bir yere dönüştürür. Halbuki daha önce oralar kül gibi savruk bir vaziyette idi. Eğrilik ve tümseklik dahi yoktu. Kupkuru çırılçıplak bir çölden ibaretti. Cenab-ı Allah gökten indirdiği yağmur sularıyla o ölü toprakları canlandırıp yeşertti. Bu da sevap ve mükâfat görmeleri için insanların ölüm sonrası yeniden diriltîle-ceklerinin bir delilidir.
Ebu Rezin el Ukaylî'den rivayet edilen bir hadiste şöyle bir olay anlatıyor: Ey Allah'ın Resulü, Allah ölüleri nasıl diriltecektir? Mahlukat içinde bunun delili nedir? dedim. Buyurdu ki: "Sen kavminin kurak bir vadisine ikinci uğradığında oranın sarsılıp yemyeşil olduğunu görmedin mî?". Ben; evet, dedim. Resulullah (S.A.V.) de: "İşte Allah, ölüleri de böyle diriltir. Ve (ölüm sonrası dirilişe dair) mahlukatı için de âyeti budur" buyurdu.
Müşrikler puta tapıyorlar ve onlar vesilesi ile üstünlük talep ediyorlardı. "Kendilerine destek olsunlar diye Allah'tan başka tanrılar edindiler"[7] Münafıklar da, kafirler nezdinde kendileri için destek arıyorlardı. "Onlar müminleri bırakıp kafirleri dost tutuyorlar. Onların yanında şeref mi arıyorlar?"[8]. Burada Cenab-ı Allah üstünlüğün kendisine ve dostlarına ait olduğunu açıklıyor. Kim üstünlüğü ve itiban isterse, Allah'tan istesin. Çünkü bunlar sadece Allah'a, Resulüne ve Mü'minlere aittir.
Ey insanlar! Üstünlük Allah'a, Resulüne ve mü'minlere aittir. Mısır'a, Şam'a veya başka yelere ait değildir. Üstünlük Allah'a aittir. O dilediği kulü-nu üstün kılar, dilediğini de alçaltın İki cihan üstünlüğünü talep eden kimse güçlü ve hikmet sahibi Allah'a itaat etsin.
Bundan sonra Cenab-ı Allah, dünya ve ahirette üstünlük elde edilmesine vesile olacak şeyi açıklıyor. Bu da iman ve salih ameldir. Güzel ve hoş kelimeler Allah katma yükselir. Allah tarafından kabul edilir. Allah katma yükselmesi demek; bu sözlerin yani İmanla ilgili sözlerin Allah tarafından kabul edilmesi, bilinmesi ve mükâfatının verilmesidir. Güzel sözden kasıt Allah'ı zikretmek, iyiliği emredip kötülüğü yasaklamak, hayrı Öğretip insanları, hayır işlemeye teşvik etmek, dünya ve ahirette faydalı olacak şeyleri öğretmek gibi güzellik ve hoşlukla nitelenen her sözdür.
Salih amelin sevabı Allah tarafından verilir. Bu gibi işleri yapan kimse: ler hayır ve güzellikle mükafatlandırılırlar. Kötü tuzak ve hile kuranlara, gaybı bilen Allah tarafından —hileleri yapmaya çabalayanlar için— şiddetli bir azap vardır. Onların tuzakları boşa çıkıp helak olur. Onda hiçbir hayır yoktur. Çünkü bu yapılan fiilleri kontrol eden, herşeyi gören ve herşeyden haberdar olan Allah'tır.[9]
Allah'ın Kudretine Ve Ölüm Sonrası Dirilişin Mümkün Oluşuna Delalet Eden Ayetler
11- Allah sizi topraktan, sonranûfteden yaratmış, sonra da sizi çiftler hafinde varetmişür. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O'nun bilgi-siyledir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz Ki-tab'dadır. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
12- İki deniz bir değildir Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Herbirinden taze balık eti yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız; Allah'ın lutfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz.
13- Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde hareket eden güneş ve ay'ı buyruk altına almıştır. îşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır, hükümranlık O'nundur. O'nu bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.
14- Onları çağırırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size cevap veremezler; ama kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkar ederler. Her-şeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber vermez.[10]
Bazı Kelimeler:
Hiçbir canimin ömrü uzatılmazki...Çok tatlı, içimi kolay. Çok tuzlu.Kendisiyle süslenilen bilezik veya yüzük gibi zinet eşyası. Suyu yarıp giden. Çekirdek üzerindeki ince zar.
Bu ayet-i kerimeler, Allah'ın bizim üzerimize yağdırdığı nimetleriyle fazlına ve kudretine delalet eden delillerdirler. Bunlar, ölüm sonrası dirilişi, bu muazzam kudret sahibinin gerçekleştirmesinin mümkün olduğunu ifade ediyorlar.[11]
Açıklama:
Ey Adem oğulları! Allah sizi topraktan yarattı. Yani babanız Adem'i topraktan yarattı. Sonra sizleri, babalarınızın belinden çıkan bir spermadan yrattı. Bunun ardı sıra sizleri çifter çifter, sınıf smıf ve farklı şekillerde yarattı. Neredeyse İnsan kendî benzeri olmayan bir varlık haline gelmiştir. Hiçbir insan diğerine benzemez. Bu da ölüm sonrası dirilişin mümkün olduğunu gösteren kat'î bir delil değil midir, inkarcılar ölüm sonrası dirilişin mümkün olmadığını zannediyorlar ve insanın Öldükten sonra hayat ile kendi arasındaki mesafenin çok uzun olduğunu iddia ediyorlar. Toprak olup yerin eczaları arasına karıştıktan sonra bize nasıl tekrar hayat verilir diyorlar. Darmadağınık hale gelmiş soğuk ve cansız toprak zerrecikleri ile içinde sıcaklık ve bütünlük bulunan hayat arasında çok uzun bir mesafe vardır diye iddiada bulunuyorlar. İşte bu sebeple Cenab-ı Allah onların bu iddialarını reddediyor. Bunda bir gariplik yoktur. Yüce Allah Adem Peygamberi canlı bir insan olarak topraktan yarattı. Halbuki canlılıkla toprak arasında çok uzun mesafeler vardır. Bİz insanoğlunu spermadan yarattık. Erkeğin ve kadının döl sularından meydana gelen bir zerre ile akıllı, duyan, hareket eden, yürüyen ve gören insan arasında uzun bir mesafe var mıdır, yok mudur?! Aslımız Adem Peygamber olduğuna ve bir tek şahıs olduğuna göre; şekil, renk, yaratılış, tabiat, adet ve her bakımdan biz insanlar arasındaki bu farklılığa ne dersiriiz? Bu, Allah'ın sonsuz kudretini isbatlamıyor mu? Öldükten sonra insanların hesaba çekilmek üzere kıyamet gününde yeniden diriltilmelerinin mümkün olduğunu göstermiyor mu?
İnsan bedeninin toprakta veya suların derinliklerinde veya balıklarla canavarların karınlarında darmadağınık hale geldikten sonra cüzlerinin ve parçalarının bir araya getirilmesi mümkün olmadığı için ölüm sonra diriliş anında insanların bedenini bir araya getirmek mümkün değildir, diye bir yanlış düşünce aklınıza gelmesin! Böyle bir zanna asla kapılmayın. Gayb ve şehadet alemlerini bilen görülenden ve görülmeyenden haberdar olan Allah insanın dağılan zerreciklerini bir araya getirme kudretine sahiptir. O her kişinin kalbinde taşıdığını, rahimlerin gizlediğini ve arttırdığını bilir. Herşey O'nun yanında bir ölçü iledir. Dişiler O'nun ilmi ve bilgisi olmadan ne gebe kalır, ne de doğururlar. Üreme cihazındaki bileşimlerden, gebelik ve doğum işlevlerinden ve bu gibi işlerin nasıl tamamlandığından haberdar olan ve bu konularda bilgi sahibi olan kimseler, Allah'ın kapsamlı ilmini ve sonsuz kudretini hakkıyla tanıyıp takdir ederler. Bu gibi işlevleri ancak O'nun kendi ilmiyle kapsayabileceğine iman ederler. Yaşayan bir kimseye verilen ömrün ve insanların hayatlarından eksiltilen ömrün bir kitapta mutlaka yazılı olduğu, bilinmesi gereken bir gerçektir. Ömürlerin arttırılıp kısaltılması, kainat olaylarına göre değişen işler değildirler. Bütün bunlar Allah'ın yanındaki bir kadere bağlıdırlar. Gerçekten de bir kimse rızkının genişletilmesini ve ecelinin uzatılmasını isterse dostlarıyla akrabalarını ziyaret edip onların haklarına riayet etsin. Nitekim sahih bir hadis-i şerifte de bu husus açıkça İfade edilmektedir. Ömrün uzatılmasından kasıt insanın ömrüne bereket verilmesi demektir. Yoksa Kur'an-ı Kerim insan ecelinin mahdut olduğunu sarahatle ifade etmektedir: "Ecelleri geldiği zamanda bir saat dahî ne geri kalırlar, ne de İleri geçerler "[12]
Ecellerin yazılması, Ömürlerin tesbit edilmesi, var olan şeylerin tedvin edilip düzene konulması Allah'a göre kolay bir İştir. Bu 'işleri yapmakta liyakat sahibi olan da O'dur.
Çevrenizdeki sulara bakın. Birisi tatlı, içim kolay, rahatlıkla elde edilebilen, susuzluğu gideren bir sudur. Diğeri ise tuzlu ve içimi güzel olmayan bir sudur. Her ne kadar suların aslı tatlı ise de, bütün tatlı suların aslının tuzlu olan deniz suyu olması doğrulanabilir mi? Bu işler Allah'a göre zor değildir. Elbetteki iki deniz bir olamaz: Birisi tuzlu ve acı, diğeri tatlı ve içimi kolay. Her birinden taze etler yiyor ve tuzlu denizden takındığınız zinetler elde ediyorsunuz "İkisinden de inci ve mercan çıkar"[13]. Ağır yükleri taşıyan gemilerin gidiş ve dönüşlerinde denizin kabaran sularını yarmakta olduklarını görürsünüz. Cenab-ı Allah, ticaret veya seyahatla lütfundan yararlanasınız diye bu denizleri ve gemileri sizin emrinize verdi ki kendi kudretiyle denizi sizin emrinize boyun eğdiren Rabbinize şükredesiniz.
Tatlılıkta ve tuzlulukta elbetteki farklar vardır. Denizden çıkarılan inci ve mercan gibi zinetlerle denizin sulan içinde yaşamakta olan balıklar arasında da farklılıklar vardır. Deniz suyunun üstünde akıp giden ve denizin dibine batmayan gemilerde de farklılıklar yok mudur? Ama bütün bunlar Allah'ın kudretiyle olup bitmektedirler. Ölüm sonrası dirilişHnkar etmeyin. O Allah geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. Yani bazen geceyi gündüze katar, gündüzü uzatır. Bazende gündüzü geceye kadar, geceyi uzatır. Şüphesiz bütün bunlarda İnsanı hayrette bırakan kudretler vardır. Allah güneşi ve ayı sizin emrinize boyun eğdirdi. Hepsi belli bir süreye kadar felekte deveran ederler. İşte bunları sizin emrinize veren Allah güçlü ve muktedirdir. Görünen ve görünmeyen herşeyi bilendir. Büyük küçük bütün nimetleri size bahşedendir. O sizin Rabbinizdir. Bütün mülk sadece O'na aittir. İşler, yalnızca O'nun elindedir. O'na kulluk edin. Ve hiçbir şeyi O'na orfiak koşmayın. O'na, Peygamberlerine ve ahiret gününe iman. edin. Allah'ı bırakıpta kendilerine taptıklarınız çok küçük bir şeye dahi malik değildirler. Onlar hurma çekirdeğinin üzerindeki ince zara ve küçücük noktaya, en küçük ve en değersiz şeylere dahi sahip değildirler. Onlar, kendilerine çağrıda bulunduğunuz zaman çağrınızı işitemezler. İşitmiş olsalar bile size cevap veremezler. Onlar putlar ve taşlardan başka bir şey değildirler En büyük korku günü olan kıyamette, sizin kendilerini Allah'a ortak koşmuş olmanızı inkâr ederler, sizden kaçıp kurtulmak isterler.
Bakınız Cenab-ı Allah, ahirette Meryem oğlu İsa'nın söyleyeceği şu gerçek sözü ne veciz bir şekilde haber veriyor: "Ben onlara: benim ve sizin Rab-biniz olan Allah'a kulluk edin, diye senin bana emretmiş olduğundan başka bîr şey söylemedim"[14]. Yine "Haşa, dedi, sen yücesin, benîm için gerçek olmayan birşeyi söylemek bana yakışmaz"[15]. Bütün bunları sana —-herşeyden haberi olan bîri gibi— hiçkimse bildiremez. O, herşeyden haberi olan, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah'tır.. O yaratıklarının durumunu bilendir. "Yaratan bilmez mî? O latiftir (bilgisi herşeyin içine geçen herşeyi) haber alandır"[16]. Bütün bu ayetleri nakletmekten maksat, kafirlerin taptıkları tanrılar hakkında verilen haberleri tahkik ve te'kid etmek, ayrıca onların tanrı diye iddia ettikleri varlıkların tanrılıkla alakalarının olmadığını bildirmektir.[17]
Va'z Ve İrşad
15- Ey İnsanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız, Allah ise müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
16- Dilerse sizi yok eder, yeniden başkalarını yaratır.
17- Bu, Allah'a göre zor değildir.
18- Günahkâr kimse diğerinin günahını çekmez. Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden bir şey taşınmaz. Ey Muhammedi Sen ancak, görmediği halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın, kim arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur; dönüş ancak Allah'adır.
19-21- Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.
22- Dinlerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Ey Muhammedi Sen, kabirlerde okinlara işittiremezsin.
23- Sen sadece bir uyarıcısın.
24- Şüphesiz Biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı bulunagelmistir.
25- Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler da yalanlamışlardı. Peygamberleri onlara belgeler, sayfalar ve nurlu kitablar getirmişlerdi.
26- Sonra Ben, İnkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmek nasıl olur?[18]
Bazı Kelimeler:
Muhtaçlar. Günahkâr olan hiçbir kimse başkasının günahını çekmez.Arınır, temizlenir.Çok sayıda cemaat, Yazılı kitaplar.[19]
Açıklama:
Ey insanlar! Gizli ve açık bütün işlerinizde sizler Allah'a muhtaç olan fakirlersiniz. Bütün yaratıklar Allah'a muhtaçtırlar. Ancak insanın Allah'a olan ihtiyacı, diğer canlılarınkine nîsbetle daha fazladir.Bu ayet-i kerimede sanki Cenab-ı Allah insanlara: Yoksul olan sadece sizlersiniz demek istemiştir. Bunu derken de diğer canlıların ihtiyaçlarını önemsememiştir. Zengin olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan sadece yüce Allah'tır. O kulların ibadetine muhtaç değildir. Kulların işledikleri günahlar ve irtikab ettikleri masiyetler O'na asla zarar ulaştiramaz. O zengindir, göklerde ve yerde övülmektedir. Yani zenginliği ile başkalarına fayda verendir. Yaratıklarına karşı çok merhametli ve esirgeyicidir.
Ey insanlar! bilin kî, Allah herşeye muktedirdir. Dilerse sizi yok edip giderir ve yerinize, sizden daha itaatkar daha temiz bir kavım getirir. Sizi götürür, yerinize yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah'a zor değildir. Çünkü göklerde ye yerde onu aciz bırakacak hiçbir şey mevcut değildir. Ve sunuda bilin ki, hiçbir günahkâr başkasının günahını çekemez. Günahkâr olan bir nefis başka bir nefsin günah yükünü taşımaz. Aksine her nefis kazandığına (işlediği amele) karşı bir rehinedir. "İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve çalışması da yakında görülecektir. Sonra onu tastamam karşılığı verilecektir"[20]. Her nefis, kim olursa olsun başka bir nefsin günah yükünü asla taşıyamaz. Yükü ağır olan bir kimse, omuzundaki günah yükünü alıp taşıması için bir başkasını çağırsa, kimse onun günah yükünü ahpta taşımaz.
Rivayet olunur ki kıyamet gününde bir adam babasının yanına gelip ona şöyle der: Ben sâna iyilik yapan, sana saygılı davranan ve sana iyilikte bulunan biri değil miydim? Bu gün ne halde olduğumu görüyorsun! Ne olursun, iyiliklerinden ve salih amellerinden birazını bana bağışla, yahut günahlarımdan ve kötülüklerimden birazını üzerimden al da kendin taşı.
Adam oğluna şu cevabı verir: Benden çok şey istemiyorsun ama bende senin gibi korku ve endişe içerisindeyim.
Yine rivayete göre kıyamet gününde kadının biri oğluyla karşılaşır ve ona şöyle der: Ey oğlum! Karnım dünyada iken senin için bir sığınak, kucağımda senin için bir barınak değil miydi? Oğlu: Evet anacağım, der. Bunun Üzerine kadın şöyle der: Yavrucuğum günahlarım omuzumu çökertti. Bu yükü taşıyamaz hâle geldim. Ne olursun, benden sadece bir günahı kaldır da, kendin taşı.
Anasının bu talebi karşısında oğlu şu cevabı verir: Anacağım: başının çaresine bak. Çünkü ben ancak kendi günahımı taşımakla meşgulüm?
Sana gelince ey Muhammed sen, ancak gayb halinde Rablerindea korkup sakınanları uyarırsın. Evet sen ancak bu gibi kimselere uyarıda bulunabilirsin. Diğerlerine gelince onların kalpleri senin kendilerini davet etmekte
olduğun hakkın sesine karşı örtülüdürler. Onların imana geîmeyişleri senin umurunda olmasın. Ancak Rablerinden gıyaben kofkttp senin davetine kulak veren kimseler senin bu çağrın ile doğru yola gelirler. Bunlar gayb halinde Allah'a iman ederler. O'nu görmedikleri halde O'na inanırlar. İnsanlar iki çeşittirler. Bir çeşidi kudret sahibi bir Allah'ın mevcudiyetine iman ederler. Bu kudretin, kâinatı hareket ettiren bir el olduğuna Şikad ederler. İşte bu sınıftaki insanların kalpleri peygamberlerin mesajlarını kabule açıktırlar. Bunun yanısıra diğer sınıftaki insanlar maddeci olup sadece maddeye inanır, gaybî kuvvete ve ilahi güce inanmazlar, işte bu gibi kimselere senin uyarının faydası olmaz.
Sen ancak gayb halinde bile Rabbinden korkup sakınan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı eksiksiz veren kimseleri uyarabilirsin. Kim kendi nefsini kötülüklerden ve küfürden anndınrsa, Onun acındırmasının faydası yine ken-disinedir. Dönüş Allah'adır. înanan ile inkâr eden bir olur mu? Bunların eşit muamele görmeyeceklerini sanırım. Nasıl bir olsunlar ki? Kör ile gören, karanlık ile nur, gölge ile hararet, dirilerle Ölüler bir olamazlar. Mü'min, mutlu bir hayat yaşayan canlı kimsedir. Kafir ise hayvan gibi yaşayan ölü kalpli birisidir. Onun hayatı muteber sayılmaz. Şüphesiz Allah dilediğine Hakkın sesini işittirir. O kullarının kalplerinde onları bilendir. Kalplerinde hayır bulunduğunu bildiği kimseleri, Hakka yönelmekte muvaffak kılar. Kalplerinde şer ve kötülük bulunan kimseleri de yardımsız bırakıp Hak'tan uzak tutar. Sana gelince ey Muhammed, bunların halleri' sana malum değildir. Bu nedenle sen onların iman etmelerini arzularsın. Ama sen Hak1 km sesini, kalp-lerindeki duyguların dumura uğradığı ölülere İşittiremezsİn. Onlar mezarlar-daki ölüler gibidirler. Hatta daha da duygusuzdurlar. Onların İmana gelme-yişlerinden ötürü senin üzerinde bir sorumluluk yoktur. Sen sadece bir uyarıcısın. Rabbin seni cennet ile müjdeleyen, cehennem ateşi ile korkutup uyaran birisi olarak Hak İle gönderdi. Senden önceki ümmetlerden her birine mutlaka uyarıcı bir Peygamber göndermişizdir. Şu kafirler seni yalanlarsa onların bu dvranışlanndan ötürü hüzünlenme. Çünkü senden önce de Peygamberler yalanlandılar. Apaçık belgelerle yazılı kitaplarla, Tevrat, Zebur, incil gibi,yollan aydınlatan nurlu kitaplarla geldikleri halde kavimleri ve milletleri Peygamberleri yalanladılar. Yalanladıklarından dolayı da, Rabbim gücüne ve iktidarına yaraşircasırıa onları yakaladı ve azaplandirdı. Kafirleri azaplan-dırişımm nice olduğuna bak ey Muhammed![21]
İnsanlar Allah'tan Farklı DerecelerdeKorkarlar.
Allah'tan En Çok Korkanlar En Fazla İlim Sahibi Olanlardır
27- Allah'ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş; dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar varetmişizdir.
28- İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renkte-dirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır.
29- Allah'ın Kitab'ma uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler.
30- Çünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lûtfu ile arttırır. Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir.[22]
Bazı Kelimeler:
Cüdde kelimesinin çoğulu olup değişik renkteki yollar demektir. Simsiyah, Zayi olmaz.
Bu ayet-i kerimeler, daha önceki ayetlerde anlatılan insanların değişik hallerini isbatlamak için değişikliğin umumi bir durum olduğunu açıklıyor. Değişikliğin bütün yaratıklarda mevcut olduğnu ifade ediyor.[23]
Açıklama:
Allah gökten su indirdi. O su ile miktarlannca dereler akıttı. Ve Allandın kendisi için hayır dilediği kimseler o sudan yararlandı. Herkes kendi gücünde İstifade etti. Şeriatlarda bu bakımdan sulara benzerler. Su, ölü top-, rakları diriltir, susuzluğu ve pası giderir. Aynı şekilde dinde ölü kalpleri canlandırır, onlardaki susuzluğu ve pası giderir. İnsanlar, şeriatlar karşısında değişik haller arz ederler. Kur'an-ı Kerim'in bu husustaki ifadelerinin inceliğine dikkatle bakmak gerekir. Din de, insanların değişik yapılarda karekterler-de oluşlarından söz ederken önce insanların benzeri olan sudan bahsederek işe koyuluyor.
Görmezmisin ve bilmezmisin ki noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah gökten su indirdi. O su vasıtasıyla yerden değişik renkte ve türde ürünler, meyveler çıkardı. Bu nar, şu elma ... Aynı sınıfta olan meyvelerle ürünler de değişik renkte oluyorlar. Biri sapsarı, diğeri bembeyaz, bir üçüncüsü kıpkırmızı... Portakala ve onun değişik şekillerde, renklerde, tatlarda ve hacimlerde oluşunada bakmaz mısınız? "Arzda birbirine komşu kıtalar (toprak parçalan), üzüm bağlan, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır; Bunların hepsi bir su ile sulanır ama ürün(lerin)de bunları, birbirinden üstün yapıyoruz"[24].
"Görmedin mi, Allah (nasıl) gökten su indirdi de, onunla renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık" ayet-i kerimesindeki fiilinin nefsi mütekellim maal gayr sigası İle kulianılışmdakİ sırra dikkatle bakmak gerekir. Aslında yerine fiilinin kullanılması gerekirdi ki, önce geçen fiili ile vezin bakımından bir uyum sağlansın. Ama böyle değilde şeklinde kullanıldı. Bu üsluba, gaybetten tekellüm üslubuna iltifat ve intikal üslubu denir. Çünkü yerden değişik meyveleri çıkarma nimeti, gökten su indirme nimetine nisbetîe daha m jazzam ve daha değişik şekillerde olur. Ayrıca yerden Çeşitli türlerdeki meyvelerin ve ürünlerin çıkarılması, Allah'ın kudretinin ek-siksizliğine daha çok ve daha kuvvetlice delalet eder. Şu aşağıdaki ayet-i kerime de üslub bakımından tefsir etmekte olduğumuz ayet-i kerimeye benzemektedir: "Allah'tır ki, gönderdiği rüzgarlar bir bulut kaldırırlar, derken biz onu ölü bir ülkeye süreriz,"'
Dağlarda değişik renkte yollar açılmıştır. Mamafih dağların hepsi de top-
raktan ya da kayadandırlar. Bunların renklerini değiştiren kimdir? Bunların içinde bembeyaz, kıpkızıl, sapsarı ve simsiyah olanlar vardır. Bunların hepsi apayrı renktedirler. Aynı şekilde insanlarla davarlar, diğer canlılar içinde muhtelif renklerdeki sınıflar vardırlar. Bunların renkleri; sıfat ve miktarı doz ve ton bakımından çok farklıdır. Aynı sulardan beslendikleri halde bu davarların, ekinlerin ve diğer canlıların değişik renk ve yaratılışta olmaları gibi, insanlar da aynı dinden feyz aldıkları halde Allah'tan korkma bakımından değişiklik arzederler. Halbuki feyz aldıkları dinleri, herkesin eşit derecede Allah'tan korkmalarını kendilerine tavsiye eder. Allah'tan ancak, alim kulları çok korkarlar. Gerçekten de insanlar içinde onların Allah'tan daha fazla korkmaları gerekir. Çünkü onlar, insanlar içinde Allah'ın kudret ve azametini daha iyi bilen kimselerdirler. İlmi ile amel etmeyen alimler işte bu nedenle kıyamet gününde insanlar içinde öncelikle azaba uğratılacaklardır.
Kimdir bu alimler? İbnî Abbas dedi ki: Alimler, Allah'ın herşeye muktedir olduğunu bilen kimselerdir. Hadisi şerifte şöyle buyruhmıştur: "Allah'ı en çok bilenleriniz, ondan en çok korkanlarmızdır". Adamın biri, Şa'biye şöyle demiş: Alimin kim olduğunu bana bildir. Şa'bi şu cevabı vermiş: Alim, Allah'tan korkan kimsedir.
Yukarıdaki ayet-i kerime cümlesiyle nihayete ermiştir. Bu da İnsanı Allah'tan korkmaya davet eden bir cümledir. Zira güçlülük ve izzet: isyankarları cezalandırıp kahretmeyi; itaatkârları da sevaplandırıp affetmeyi gerektirir. Cezalandırılan ya da mükafatlandırılan kimsenin Allah'tan korkması icâb eder. Kur'an-i Kerim, alimleri araştırma işini bize bırakmamış ve şöyle buyurmuştur: Alimler, o kimselerdir kî, Allah'ın kitabını okurlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine nzik olarak verdiğimiz şeyleri gizli ve aşikar suretlerde, Allah'ın güzel mükafatını ve eksiksiz ücretiyle fazla İütfu-nu ümit ederek sarf ederler. Yine alimler o kimselerdir ki, Allah'ın kitabım okuyup incelerler. O'nu öğrenirler. Ondaki hükümlerle amel ederler. Huşu ve teslimiyet içerisinde namazlarını dosdoğru edâ eder, zekatlarını ve sadakalarını elden geldiğince gizlice öderler. Şartlar gerektirdiği zamanda açıkça öderler. Onlar söz ve amellerinde Allah'a karşı ihlash olurlar. Allah'tan başkasından sevap ve mükafat beklemezler. Yaptıkları salih amelleri de riya için yapmazlar. Sadece Allah'tan kazanç beklerler ki, bu şekilde yapılan manevi ticaret asla zararla neticelenmez. Bu iyi amellerin sevabı asla "boşa gitmez. Bu nitelikteki kimseler Allah'tan fazla sevap ve lütuf talep ederler. O kötülükleri bağışlayan, yapılan az İşlere ve az amele karşı çok sevap verendir.
Kendilerinde bu gibi nitelikler bulunan kimseler ilmi ile amel eden âlimlerdirler. Allah'tan, bizleri de bu gibi kimselerden kılmasını diliyoruz.[25]
Kur'an Ve Ona İnananlarla İnanmayanlar
31- Ey Muhammedi Bu, sana vahyettiğimîz, öncekileri doğrulayan gerçek Kitab'dır. Allah şüphesiz kullarından haberdardır, görendir.
32- Sonra bu Kİtab'ı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırak-mışizdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de Allah'ın izniyle, iyiliklere koşar, İşte büyük lütuf budur.
33- Bunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri de ipektir.
34- Derlerdi: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamd olsun. Doğrusu Rabbimiz bağışlayandır, şükrün karşılığım verendir."
35- "Bizi lûtfuyla, temelli kalınacak cennete O yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk gelecek ve ne de usanç gelecektir."
36- İnkâr edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böylece cezalandırırız.
37- Orada; "Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim" diye bağmşırlar. O zaman onlara şöyle deriz: "Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mi? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz!'
38- Allah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybİni bilir. Doğrusu o kalbler-de olanı bilendir.[26]
Bazı Kelimeler:
Kitabı miras olarak verdik.Seçtik.Zulüm kelimesi haddi tecavüz etmek manasını İfade eder. Orta halde olan. Hayırlar işleyerek başkalarını geçen. Bilezikler. Çok nankör. Cehennem ateşinde iken yüksek sesle imdat dilerler. Sizi bir süre yaşatırız.[27]
Açıklama:
Ey Muhammedi Sana vahyettiğimiz Kur'an haktır. İçinde şek ve şüphe yoktur. O kendisinden ön'ce inen kitapları doğrular ve onları kollar. Allah, bu kitabı-, Peygamberlerinin sonuncusu Muhammed (S.A.V.)'e belirli bir düzende indirmiştir. Zira ilahi hikmet ve adalet bunu gerektirmektedir. Allah, kullarını gören ve onlardan haberdar olandır.
Ey Muhammed! Kitabı sana vahycttik. Sonra Onu seçtiğimiz kullarımıza miras olarak bıraktık. Onlardan kimi kendi nefsine zulmeden, kimi orta yolda giden, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda pek ileri gidendir.
Dikkat edin bu ayet-i kerimede müşkillik vardır, sahabilerle tabiiler bunu fark etmişlerdir. Tefsİrciler de bu husustan haberdar olmuşlardır. Şöyle ki: Ayet-i kerimede seçilmiş kullardan söz edilirken onların bir kısmının kendi nefislerine zulmettiklerinden söz edilmektedir. Bundan sonrada bu gibi kimselerin Adn cennetlerine girecekleri anlatılmaktadır. İşte bu anlaşılması güç ve müşkil olan bir cümledir. Çünkü bir kimse seçkin kullardan olduğu halde nasıl olurda kendi nefsine zulmeder? Ve Adn cennetlerine gireceği de Allah tarafından bildirilir?! Bu gibi müşkillere, Allame Kurtubi, tefsirinde değinmekte ve bu hususta birçok görüşler zikretmektedir. Ömer, Osman, Ebu'd-Derda, İbni Mes'ut, Ukbe bin Amir ve Aişe Hazretlerinden özetle şöyle bir rivayet nakledilmektedir: Nefsine zulmeden kişi bazı küçük günahları işleyen mü'mİndir. Orta yoldan giden kişi ise, hem dünyanın, hem de ahiretin hakkını verendir. Bu üç sınıf mü'min de Adn Cennetlerine girecektir. Ka'bül Ahbar'ın şu sözüde bu görüşü te'yid etmektedir: Yukarıda sözü edilen müminlerin omuzları (dereceleri) eşittir. Yalnız —Kabe'nin Rabbİne yemin olsun ki— buniar sadece amel bakımından birbirlerine nisbetle yüksek derecelere varmışlardır.
Üsame bin Zeyd'den rivayet olunduğuna göre Peygamber (S.A.V.) efendimiz yukarıdaki ayet-i kerimeyi okuduktan sonra "Bunların hepsi de cennettedirler" buyurmuştur. Ömer bin Hattab'dan rivayet olunduğuna göre Peygamber (S.A.V.) efendimiz yukarıdaki ayet-i kerimeyi okumuş sonra da şöyle buyurmuştur: "(Hayırlı ameller işleyerek) öne geçenleriniz, orta yolda bulunanlarınız kurtulmuşlardır, (nefislerine) zulmedenleriniz ise bağışlanmışlardır''. Bu kavli nazarı dikkate aldığımız takdirde.ayet-i kerimesindeki fiilinin mef'ulümukadderomr ki, o da din kelimesidir. Nitekim bunu daha önce de söylemiştik. Bu durumda seçme fiili o kulların şahıslarına değil de dinlerine yönelik olmaktadır. "Allah, sizin için o dini seçti"[28] Diğer görüşlerin özetine gelince; zalim kimse kafir ve fasık veya büyük günah işleyendir. O cennete giremez. Birinci görüşe gelince zannımca o daha güzeldir, çünkü kâfir, münafık ve fasık kimseler Allah tarafından seçilmezler. Allah tarafından seçilen mü'minlere gelince onlar için büyük lütuf vardır. Çünkü onlara kitap verilmiştir. Bundan daha büyük lütuf düşünülebilir mi? Onlar Adn cennetlerine girerek orada Allah'ın dilediği bir zaman kadar ikamet ederler. Yani Allah dilemedikçe oradan çıkmazlar. Adn cennetlerinde bazısı gümüş, bazısı altın bileziklerle, İncilerle, ipekten giysilerle süslenip zinetlenirler.
Şüphesiz ki cennetteki asıl nimetler bu sözünü ettiklerimizin çok daha üzerindedirler. Sadece bunlardan söz edilmiştir ki bizim basit zihin ve idrakimize anlatılsın. Adn cennetlerine giren mü'minler derler ki: Bize lütfettiği nimetlerinden ve üzerimizdeki Allah korkusu ile azabından ürkmekten kaynaklanan, hüznü gideren, Allah'a hamd olsun. "Daha önce biz, ailemiz içinde (iken sonumuzdan) korkardık. Allah bize lütfetti de bizi o (vücudun) de~ Hkcİler(in)e İşleyen (kavurucu) azaptan korudu"[29]
Şüphesiz Rabbimiz kötülükleri ve günahları bağışlayandır. Yapılan taat-lerden ötürü de kullarına mükafat verendir. O kendi bağış ve lütfü ile bizleri ikamet yurdu olan Adn cennetlerine konuk etti. Orada bize yorgunluk ve zahmet dokunmaz. Gevşekliğe de uğramayız.
îşte bunlar Kur'an'a inanan, Allah'ın taraftarlarıdırlar; Şeytanın taraftarları olan ve Kur'an'ı inkar eden kafirlere gelince onlar İşte şu kimselerdir: Küfredenler var ya onlar için, içinde temelli kalacakları cehennem ateşi vardır. Orada kendilerine ölümle hükmedilmez ki, ölüpte rahata kavuşsunlar. Bilakis ateşte yanan derileri yanıp İyice pişirdikten sonra yerine yeyeni bir deri veririz. Böylece sürekli yanarlar. Onların azaplarını asla hafifletmeyiz. Allah'a ve Resulüne karşı çok nankör ve kafir olan kimseleri böyle bir ceza ile cezalandırırız. Bunlar cehennem ateşinin içinde yüksek sesle bağırarak imdat diler ve şöyle derler: Ey Rabbimiz! Bizi şu Cehennem ateşinden çıkar da dünyaya geri gönder ki, orada daha önce yaptığımız kötülüklerin aksine iyi ameller işleyelim.
Cenab-ı Allah onların, bu isteklerine şu karşılığı verir; Sinin ve orada asla konuşmayın. Ağzınızı açmayın. Biz sizi dünyada yeterince yaşatmadık mı? Allah'ı hatırlamak isteyen kimseler Allah't anmak için yeterli süreyi dünyada bulmadılar mı? Halbuki size kitap ve Peygamber gibi uyarıcılar geldi. Saç ağarması ve ölüm gibi haberciler geldi ama siz bir şeyden ibret ve öğüt almadınız. Dünya sizi aldattı. Şeytanda Allah'ın sizi azaplandırmayacağım söyleyerek sizleri yoldan çıkarıp aldattı. Tadın cehennem azabını. Biz size yaptığınızdan fazlasıyla azap tattırmıyoruz. Tadın cehennem azabını. Zalimler için yardımcı yoktur.
Kafirlerin cehennem ateşinden kurtulup dünyaya geri gönderilmek istemelerine müsbet cevap verilir mi? Hayır, şayet dünyaya geri gönderilecek olsalar daha önce yaptıklarına nisbetle çok daha büyük kötülükler yaparlar. Ey Muhammedi Senin Rabbin göklerin ve yerin gaybini bilendir. O göğüslerdeki gizli bulunan şeylerden de haberdar olandır.[30]
Müşriklerle Münakaşa
39- Sizleri yeryüzüne de hakim kılan O'dur. înkâr edenin inkârı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rabîeri katında yalnız kendilerine olan gazabı artırır. İnkarcıların İnkarı, hüsrandan başka birşey artırmaz.
40- Ey Muhammedi Deki: "Allah'ı bırakıp da taptığınız putlarınıza hiç baktınız mı? Yeryüzünde yarattıkları nedir? Bana göstersenize!" Yoksa onların Allah'la ortaklığı göklerde midir? Yoksa Biz onlara Kitab verdik de ondaki delillere mi dayanırlar? Hayır; o zalimler, birbirlerine sadece altadıcı söz söylerler.
41- Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah 'tır. Eğer onlar zevale uğrasa O'ndan başka, and olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz Halim'dir, bağışlayandır.[31]
Bazı Kelimeler:
Halife kelimesini çoğuludur. Şiddetli gazap. Batıl ve aldanma.[32]
Açıklama:
Allah'ın, kendileri ve bütün insanlar üzerindeki nimetleri sayılarak, ay-nca O'nun kudretinin eksiksizliği açıklanarak müşriklerle tartışma ve münakaşaya girilmektedir bu ayetlerde. Ayrıca eser ve hakikatleri bilinsin diye putlanyla tanrılarının üzerine projektörler tutulmaktadır, bu ayetlerde.
O Allah'tİr ki sizleri yeryüzünde halifeler yöneticiler ve tasarruf sahipleri kaldı. Sahip olduğunuz mülkleri biribirinize devredersiniz. Sizler yeryüzünde Allah'ın halifelerisiniz. "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım"[33]. Bu da sizin bu dünyayı günün birinde mutlaka terk edeceğinizi gerektirmektedir. Şu halde dünyaya aldanmayın. Kendi nefislerinize bakın. Sizler bu dünyada Allah'ın halifelerisiniz. Şerefli bağlarla size nisbetleri olmayan varlıkları Allah'a eş koşmayın.
Benim arzımda sizler benim haiİfelerimsinİz. Ben küfreden kimsenin küfrünün günahının kendisinin aleyhinde olmasını hükmettim. İnsanlar içinde her kim küfrederse onun küfrünün günahı nefsinedir. Kafirlerin küfrü Allah katında kendileri aleyhine şiddetli bir gazab ve öfkeyi arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Ahirette de onlar İçin kayıp, ziyan ve elemli bir azaptan başka bir şeyi arttırmaz.
Ey Muhammedlonları kınayıp azarlayarak şöyle de: Allah'ı bırakıpta çağırmakta ve tapmakta olduğunuz ortaklarınızı bana bildirin ve gösterin. Hani onlar yeryüzünde ne yaratmışlardır?! Gökleri yaratma işinde onların Allah'la bir ortaklıkları olmuş mudur? Bu gibi ortaklıkta bulunduklarına tanıklık eden bir kitap onlara verilmiş mi? Herhangi bir şeyi yaratmakta Allah'ın ortaklan olduklarına delalet eden bîr delilleri ve lehlerine tanıklık eden belgeleri var mıdır?! Hayır, böyle bir şey asla mevcud değildir.
Böyle bir İfadenin kullanılmasının faydası, nazarları onlara yöneltmek, akılları da batıllarına çevirmektir ki tefekkür edip düşünsünler! Zalimlerin reisleri, kumandanları ve şeytanları; kendilerinden başka zalimlere, peşlerinde yürümekte olup kendilerine uymakta olan diğer zalimlere ve kendi nefislerine yazık edenlere: "Ölümden sonra diriliş ve hesap yoktur. Var olsa bile Tanrılarımız bize şefaatte bulunur ve Muhammed'in sizi tehdit etmekte olduğu azabı sizden savarlar. Bizler bu dünyada efendi olduğumuz gibi ahirette de aynı durumda olacağız" diyerek biribirlerine aldatma ve gururdan başka şey vâdetmiyorlar. Evet onların bütün bu yaptıkları gurur ve aldatmadan başka bir şey değildir! Bundan ne çıkar? Bundan önce de, bundan sonra da emir sadece Allah'ındır. Gökleri yükselten ve yeri yayan O'dur. Gökleri düşmekten ve zail olmaktan korumuş ve ebede kadarda koruyacaktır. Evet göklerle yerlerin zail olmasına hükmetseydi, varlıklardan hiçbiri O'nun bu hükmünü engellemeye güç yetİremezdi. Göklerle yeri hiç kimse buna rağmen yerinde tutup bekletemezdi. Şüphesiz Allah yaratıklarına karşı halim ve yumuşak huyludur. Onların günahlarım bağışlayandır. Bakın ey müşrikler, sizler neredesiniz?!.[34]
Müşriklerin İç Yüzleri
42-43- Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini artırdı.
Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer, öncekilere uyguîana-gelen yasayı görmezler mî? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.
44- Yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Onlar, kendilerinden daha kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O bilendir. Kadir olandır.
45- Allah İnsanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.[35]
Bazı Kelimeler:
Yeminlerinin bütün gücüyle.Yüz çevirip hidayetten uzaklaşmak. Kuşatır ve dolanır.Beklerler.O'nu geçmek ve aciz bırakmak için.
Peygamber (S.A.V.) efendimizin risalede görevlendirilmesinden önce ehl-i kitabın,, kendi Peygamberlerini yalanladıkları haberi Kureyşe ulaştığında Ku-reyşliler şöyle dediler: Allah Yahudilerle Hristiyanlara lanet etsin. Peygamberleri kendilerine geldi de, onlar Allah'ın kendilerine göndermiş olduğu o elçileri yalanladılar. Allah'a andolsun ki, bize bir Peygamber gelecek olursa, biz ümmetlerin içerisinde en fazla doğru yola eren ve'hidayeti bulan kimseler olacağız.
Fakat Peygamber (S.A.V.) efendimiz risalede görevlendirildiğinde Kureyş-liler de onu yalanladılar.[36]
Açıklama:
Var güçleriyle ve olanca yeminleriyle Allah adına kasem ettiler. Kureyş-lüer, babalarının ve putlarının adına yemin ederlerdi. Fakat durumları zorla-şinca ve Hak'kın tahakkuk etmesini isteyince var güçleriyle ve olanca yeminleriyle Allah adına yemin ettiler. Ye şöyle dediler: Eğer bize kendi içimizden bir uyarıcı ve Arap bir Peygamber gelirse, biz ümmetler içerisinde en çok doğru yola giren ve hidayeti bulan kimselerden olacağız. Bize gelen Peygambere de derhal iman edeceğiz.
Onlar kendilerine Arap bir Peygamberin gönderilmesini istiyorlardı. Çünkü o zamana kadar gönderilen Peygamberler Israİloğullarından gelmişlerdi. Nihayet kendilerine Araplardan bir uyarıcı, kabilelerinin en şereflisi olan Ha-şimîlerden bir Peygamber gelince bunlar ondan daha çok yüz çevirip Haktan kaçtılar. Yeryüzünde büyüklük taslayarak hased ettiler ve taşkınlık gösterdiler. Zayıf kimselere, tebeaya kötü düzenler kurdular. Dünyanın aldatıcı nimetlerine düşkünlüklerinden, geçici metalara tutkunluklarından dolayı müs-lümaniara karşı tecavüzde bulundular. Ama kurulan kötü tuzaklar ve dolaplar sadece onu düzenleyenlerin boynuna dolanır. Kazdıkları kuyuya kendileri düşer. Yaptıkları kötü amellerin cezasını kendileri çeker. Dünya ve ahirette apaçık bir kayba uğrarlar.
Kendilerinden önceki ümmetlere, Peygamberlerin doğruluklarına tanık-hk eden ayetler ve mucizeler gönderildikten sonra Peygamberlerini yalanladıkları için Allah'ın azabı, değişmez bir yasa olarak uygulandı. Şu Mekkeli kafirler de Peygamber Muhammed (S.AY.) i yalanladıklarından dolayı, önceki milletlere uygulanan yasanın da mutlaka kendilerine uygulanacağım bilsinler. Önceki milletlere inen azabın kesinlikle kendilerine de dokunacağını bilsinler. Bu Allah'ın uyguladığı bir yasadır. Sen Allah'ın yasasında değişme göremezsin.
Şu müşrikler hep yerlerinde mi oturdular? Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki Şam, Irak ve Yemen'e gidip gelirken baskınlar da kendilerinden önce gelip geçmiş ve Peygamberlerini yalanlamış, nefisleriyle hevesleriyle uymuş milletlerin akıbetlerinin nice olduğunu görsünler? Kendilerinden önceki milletler, şu Mekkeli müşriklerden daha da güçlü, daha da zengin ve daha çok evlat sahibi idiler. Fakat bütün bu varlıkları, onları Allah'ın azabına karşı koruyamadı. Göklerde ve yerde, Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey mevcud değildir. O'nu nasıl aciz bırakabilirler ki? O herşeyi yaratan, her şeyi bilen ve herşeyi kudretiyle kuşatandır. Şüphesiz o bilendir ve kudret sahibidir. Ayet-i kerime cümlesiyle sona erdirilmektedir ki, bu da çok dikkat çekici bir ifadedir. Bundan sonra yüce Allah kendisinin; kullarına karşı esirgeyen ve bağışlayan, kötülüklerini ve kusurlarını örten bir zat olduğunu açıklıyor. Şayet Allah, işledikleri masiyetlerden ötürü insanları bu dünyada yakalayıp sorguya çekecek, azaplandıracak olsaydı yeryüzünde bir tek canlı dahi kalmazdı. Fakat ilahi hikmet ile Rabbani rahmet onları, Allah katında bilinen bir süreye kadar ertelemeyi gerekli kıldı. Bu erteleme Peygamber (S.A.V.) efendimize bir ikramdır. O'nun ve ümmetinin hatırı için konulmuş bir kanundur. Umulur ki, O'nun günahkâr ümmeti tevbe edip doğru yola yönelsinler. Onlar için Allah tarafından belirlenen ecel geldiği zaman ne bir saat geri bırakılır, ne de bir saat Öne alınabilir. Ecelleri tamam olduğu zaman derhal dünyayı terk ederler. Amellerinden ötürü de hesaba çekilirler. Hayır işlemişlerse hayır, şer işlemişlerse şer ile mukabele göreceklerdir. Bunda bir gariplik yoktur. Şüphesiz Allah, kullarını gören ve onlardan haberdar olandır. Ey insanlar! Fırsat eldeyken derhal Allah'a tevbe edin ve O'na dönün. Bu işi tez elden yapın. Çünkü ecelinizin ne zaman nihayete ereceğini bilemezsiniz. Belki bu gece ya-. tağa girersiniz de sabaha eremezsiniz. Belki ağzınızdan çıfan nefesiniz tekrar ciğerinize dönmez. Ama her şeye rağmen Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz o bütün günahları bağışlayandır. O çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Kullarını gören ve onlardan haberdar olandır.[37]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/159-160.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/160.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/160-162.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/162-163.
[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/163.
[6] Â'raf: 16-17.
[7] Meryem: 81.
[8] Nisa: 139.
[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/163-166.
[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/166-167.
[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/167.
[12] Nahl: 61.
[13] Rahman: 22.
[14] Maide:117.
[15] Maide:116.
[16] Mülk: 14.
[17] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/167-170.
[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/170-171.
[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/171.
[20] Necm: 39-41.
[21] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/171-173.
[22] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/174.
[23] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/174-175.
[24] Ra’d: 4.
[25] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/175-176.
[26] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/177-178.
[27] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/178.
[28] Bakara: 132.
[29] Tûr: 26-27.
[30] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/178-180.
[31] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/181.
[32] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/181.
[33] Bakara: 30.
[34] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/182-183.
[35] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/183-184.
[36] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/184.
[37] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/184-185.
İslami Okul Okulların En Önemlisi