Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yasin Sûresi - Kuran - 036Yasin - 20. Sayfa

YASİN SÛRESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

"Biz Onların Boyunlarına Bukağılar Geçirdik...". 3

Sûrenin İlk Âyetlerinin Öğrettikleri 3

Kent Halkı Kıssasının Öğrettikleri 4

Kur'an Âyetlerinden, Bilimsel Teoriler Çıkarılır Mı?. 5

"Bu O Üstün, Bilenin Takdiridir" İfadesi Kaza Ve Kader İnancının Delili Midir?  5

Kıır'an'm Yoksullara İyilik Yapmaya Teşviki 6

"O Gün Ağızlarını Mühürleriz". 7


YASİN SÛRESİ

 

Kurandaki Sırası        : 36

Nüzul Sırası                : 37

Ayet Sayısı                  : 83

indiği Dönem               : Mekke

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Sûrede Hz. Muhammed'in risaletinin desteklenmesi, Kur'an'la doğrulanması ve övül­mesi söz konusu edilir. Kâfirlerin inançları, aşırı gafletleri ve inatları kınanır. Bunlarla bağ­lantılı olarak Hristiyani bir kıssa anlatılır. Allah'ın nimetleri ve bir takım tabiat olayları övülür.

Yine bu süre Kıyamet gününe atıf yaparak müjdeleme ve korkutmada bulunur. Ve ora­ya ait bazı sahneler aktararak mü'minlerin ve kâfirlerin gidecekleri yerleri anlatır.

Sûrenin bölümleri birbiriyle uyumlu ve ilintilidir. Bu nedenle âyetlerinin bir defada veya peşisıra indiği anlaşılmaktadır. 45, âyetinin Medeni olduğuna ilişkin rivayet varsa da âyet­lerin birbiriyle olan uyumu bunu şüpheli kılmaktadır.[1]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın ndıyla

1.  Yasin.

2.  Hikmetli[2]' Kur'an'a andolsun.

3.  Kuşkusuz son gönderilmiş elçilerdensin.

4.  Dosdoğru bir yol üzerindesin.

5. Çok güçlü ve çok merhametli olanın indirdiği üzeresin.

6.  Babaları uyanlmamış, gaflet içinde bir toplumu uyar­man için gönderiîdİn.

7. Andolsun onların çoğuna (azap) söz(ü) gerekli oldu. Ar­tık onhır inanmazlar.

8.  Andolsun onların boyunlarına bukağılar geçirdik. Çene­lere kadar dayanan o bukağılar yüzünden onların kafaları kalkıktır.[3]

9.  Önlerine bir set, arkalarına da bir başka set çektik'[4]. Böylece onları kuşatıp sardık. Artık onlar görmezler.

10.  Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.

11.  Sen ancak zikre'[5] uyan ve görmeden Rahman'dan korkan'[6] kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir bağışlan­ma ve seçkin bir ödülle müjdele.

12.  Biz ki, ölüleri diriltiriz. Öne sürdükleri İşleri ve bırak­tıkları eserleri yazarız'[7]. Zaten biz her şeyi apaçık bir kü-tükte'[8] ayrıntılı olarak kaydetmİşizdir.

 

Bazı müfessirler 'yâ" ve 'sin' harflerinden oluşan kelimenin Hz. Peygamber'in isim­lerinden biri olduğunu ve ona bir nida olduğunu söylemişlerdir[9]. Bazıları da bu kelime­nin Arap lehçelerinden birinde "ey insan" anlamında olduğunu, ''eniseyn'1 kelimesinin tasgir sığasından (üretildiğini ve yasin kullanımının söz konusu olduğunu belirtmişler­dir. Her ne kadar durum böyle ise de bizim ilk aklımıza gelen önceki sûrclerdeki bağım­sız haillerle ilgili görüşlerimizin burada da doğru olmasıdır. İki harfli kısmın Kuran'la takip edilmesi bağımsız harflerle başlayan sûrelerin büyük çoğunluğunun yöntemidir. Bu sinedeki başlangıç da buna bir kamı teşkil eder.

Âyetler aşağıdaki hususları içermektedir:

1-  Peygamber'in peygamberliğinin doğrulanması, Kur'anî tenzilin Allah'a nisbeti, O'nun sağlamlığının gücü işlenir. Rasulullah'ın, babaları uyarılmamış, gaflet içinde bir toplumu uyarmak için dosdoğru yol üzerinde elçi olarak gönderildiği bildirilir.

2- Toplumun büyük bölümüne şiddetli bir saldırı söz konusudur. Zira onlar uyandan yararlanmadılar. Davete karşı inkâr ve inat tutumunu lakındılar. Sanki onların önüne gerçeği görmeye engel olan bir set çekildi ve liderleri bukağılarla bağlanarak gerçek yo­lu algılamak için sağa ve sola hareket etmelerine engel olundu.

3-  Nebi (s)'ye teselli vardır. O, insanları uyarmak için gönderilmiştir. Onun uyarısı, niyetleri iyi olan, gerçeğe istekli olanlara yarar sağlar. Rablerine olan korkulan içlerini kaplar. Ona iman ederler. Kur'an'a ve elçisine tâbi olurlar. Böylece onun bağışlamasını ve güzel ödülünü hak ederler.

4-  Allah'ın, ölümlerinden sonra insanları dirilteceğini, hayatlarında yaptıklarının ve ölümlerinden sonra geriye bıraktıklarının tümünü ince ve açık bir şekilde kayıt edeceği­ne ilişkin Rabbani bir belirleme vardır.

Ayetlerle ilgili ilk akla gelen şey. kavminin çoğunun inat ve inkârda bulunması kar­sısında Peygamber'i (s) tatmin ve kararlılığının sürdürülmesi yöntemini izlemesidir. Bu âyetlerin Ebıı CehilMn bir gün Peygambere saldırı girişiminde bulunması veya küfrün ileri gelenlerinin elçiye karşı yekvücut olma ve ona her türlü eza ve cefayı uygulayacak­larına ilişkin kesin kararlılıklarını bildirmeleri münasebetiyle indiğine ilişkin rivayetler vardır.[10]

Salt bu rivayetlerle ilgili durum ne olursa olsun, âyetler ya herhangi bir olayın olma­sı ya da kâfirlerden önde gelenlerin peygamberi üzen ve psikolojisini etkileyen sert tu­tumlarıyla bağlantılı olarak nazil olmuştur.[11]

 

"Biz Onların Boyunlarına Bukağılar Geçirdik..."

 

7-9. ayetler, inal ve inkâr tutumlarından dolayı kâfirler için bir kurtuluş olmayacağı-na ilişkin Rabbani bir zorunluluğu anlatıyor. Ayetlerle ilgili önce ve sonraki rivayetler bizim yaptığımız yorumu teyid ediyor.

10. ayet. Nebi'ye, zikre uyanı ve Rahman'dan korkanı, diğer bir deyişle gerçeğe uy­ma arzusunda samimi olan kimseyi uyarabileceğini anımsatır. Bu âyetten anlaşılan bir diğer nokta da, kâfirlerin kötü tutumları ve haktan uzaklaşmalarından dolayı sözün (az-ab) onlara gerçek olmasıdır. "Allah zalimleri saptırır" ve "O fasıklardan başkasını sap­tırmaz" âyetleri bu bağlamda ele alınmalıdır. Bu yorum Allah'ın elçiler gönderme, in­sanlara çağrıda bulunma, onları müjdeleme ve korkutma, hidâyet ve dalalet yollarını açıklama, izledikleri yollara uygun olarak uhrevi bakımdan varacakları yerin belirlen­mesi hikmetine daha uygundur. Daha önce açıkladığımız üzere âyetlerin içerdiği sert tu­tuma daha yakındır.

6. Âyet, Peygamber (s)'in korkutma, uyarma misyonuna açık bir göndermede bulu­nuyor. Ve kâfirlerin tutum ve gafletlerinin sebeplerini anlatıyor. Bu, 12. âyetteki insan­ların kayda geçirilmiş olan ve insanın kendisine nispet edilen amelleri nedeniyle hesaba çekileceğini belirtilip uyarıda bulunulacağı şeklindeki yorumu güçlendiriyor. Âyetlerle ilgili ilk anlaşdan peygamberi doğrulamak ve yatıştırmak yöntemini izlediğidir. Bunun peygambere acı veren ve onu üzen bir olay nedeniyle olduğunu tahmin ediyoruz. Âyet­ler yatıştırma ve doğruluğun daha belirgin olması için bu üslubia inmiştir.

Önceki âyetlerde hitabın peygambere yöneltilmesinde atıf, teyit ve övgü, daha son­raki âyetlerde de temiz kişilikler ve doğruya eğilim duyanları uyarmasından dolayı ona öneri ve tavsiye vardır. Onlardaki zenginlik ve yoksulluk bunun güçlü belirtileridir.[12]

 

Sûrenin İlk Âyetlerinin Öğrettikleri

 

Âyetler ilham ve sürekli telkin kaynağıdır. Gerek temiz kişilikler ve doğruya eğilim­liler için övgü ve müjde içermesi bakımından gerek dinleri hakka karşı büyüklenme ba­tıla dalma olan kötü kalplilere karşı şiddetli bir kınama açısından, gerekse ayetlerin içerdiği doğrulama ve yatıştırma; davetçi. yönetici, lider ve ıslahatçılara hayatlarında karşılaştıkları zulüm ve zorluklan yenme hususunda kalplerinin mutmain kılınması açı­sından bu böyledir.[13]

 

13. Onlara o kent halkım örnek ver. Hani, elçiler gelmişti oraya.

14. Biz onlara iki kişi göndermiştik. Onları yalanlamışlar­dı. Bunun üzerine biz üçüncü bîr kişiyle destek vermiş­tik[14]. Şöyle elemişlerdi: "biz sîze gönderilen elçileriz."

15-  Kent balkı dedi ki: "Siz, bizim gibi birer insandan baş­ka şey değilsiniz. Rahman hiç bir şey indirmemiştİr. Siz sa­dece yalan söylüyorsunuz."

16-  Dediler: Rabbimiz biliyor ki biz size gönderilmiş elçi­leriz.

1 7- "Bize düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir."

18- Dediler ki: "sizin yüzünüzden uğursuzlukla karşılaştık, eğer bu İşten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlayacağız ve bizden size acıklı bir azab kesinlikle dokunacaktır."

19.  Dediler ki: Uğursuzluğunuz sizin kendin izdendir. Size öğüt verildi'[15] diye mi (bütün bunlar)? Hayır siz aşırılığa düşmüş'[16] bir toplumsunuz."

20.  Kentin öbür ucundan bir adam koşarak gelip şöyle de­di: "Ey halkım, bu elçilere uyun."

21.  "Sizden herhangi bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar."

22.  Ben niçin beni yaratana[17] kulluk etmeyeyim. Siz de hep ona döndürüleceksiniz."

23.  "Ondan başka tanrılar edinir miyim hiç. Eğer o çok esirgeyen, bana bir zarar vermek İstese onların şefaati ba-na hiç bir yarar sağlamaz. Ve onlar beni kurtaramazlar."

24.  "O tekdirde ben apaçık bir sapıklık içinde olurum."

25.  "Ben sizin Rabbinize iman ettim, artık dinleyin beni."

26.  "Gİr cennete" duıiildi. Dedi: "Halkım bir bilebilseydi"

27.  Ki Rabbim beni affetti; beni, ağırlananlardan kıldı.

28.  Biz ondan sonra kavminin üzerine gökten bir ordu in­dirmedik, indirecek de değildik.

29. Olan sadece korkunç bir sesti. Ve bir anda sönüverdiler.

 

Bu âyetler daha öncekilerle bağlantılıdır. "Onlara örnek ver" ifadesineleki zamir da­vete karşı tulumları önceki âyetimle anlatılan kâfirlere aittir. Böylece bu bolüm öncesi âyetleri örnekleme, hal ırlatma ve izleme yönünden birbirini takip etmiş, oluyor. Bu bö­lüm aynı zamanda kâfirlerin ı ut um lafından dolayı peygamberin girdiği bunalımları an­latan âyetlerle ilgili yaptığımız yorumu güçlendiriyor.

Ayetlerin ifadesi başka bir anlamayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Kıssa Allah'ın kentlerin birine gönderdiği elçileri, kent halkının inkarcılarının onlara karşı tavırlarını içermiş. Kur an'ı dinleyen veya ona karşı çıkanlara örnekleme ve hatırlatma yöntemini izlemiştir.

Müfessirlerc göre âyetlerde sözkonusu edilen kent. o zaman Yunan Devlelİ'nin baş-kenLi olan Antakya'dır. Elçiler ele Hz. İsa'nın havarileri olan Yuhanna. Paulus ve Şeni Tın (Şimon)dur. Onlara inanan kişi de Habibunncccar'dır. Bundan başka tefsirlerde elçilerin risaleti. putperestlerle olan tartışmaları, ölüyü diriltmek, çamurdan kuş yap­mak, doğuştan kör ve derisi lekeli olanı iyileştirmek gibi mucizeleri, putperestlerin Ha-bibunneccan öldürmeleri ve sürekli elçilere karşı gelmeleriyle ilgili pek çok açıklamavardır-[18]

Âyetlerin ilk bölümünün üslubu ve içeriği; peygamberin yapmakla emrolunduğu benzetmelerin, işitenler için yabancı (daha Önce işitilmemiş garip şeyler) olmadığını il­ham etmektedir. En azından onların bir bolümü adı geçen kıssayı biliyordu.

İncil'de ve Rasullerin işlerini konu edinen metinlerde, İsa meşinin öğrencilerinin ve havarilerinin kendisinden sonra Antakya'da ve başka yerlerde yaptığı çalışmalardan söz edilir. Gerçekten kıssanın bilgisinin, Mekke'de bulunan bir çok Hıristiyan'da bulunması muhtemeldir. Belki de yanlarında bulunan kutsal metinlerde yazılıydı ve Araplar da on­lardan öğreniyordu.

Âyetlerin amacının benzetme, halırlatma ve ders verme olduğu açıktır, Bu genel he­def anlalilan kıssa dinleyenlerin bildiği bir kıssa olduğu zaman etkili ve güçlü olan Kur'an kıssalarının her biri için söz konusudur. Müfessirlerin ortaya çıkardığı gibi ise bu şekilde anlaşılır.[19]

 

Kent Halkı Kıssasının Öğrettikleri

 

Allah'ın elçileriyle kent ha-lkı arasında; kent halkıyla elçilere inanan kişi arasında ge­çen diyalogun öyküsü ile Arap kâfirlerin durumunda bir benzerlik göze çarpıyor. Gerek onların Allah'tan başka ilah edinmelerindeki sapkınlıkları; gerek peygambere yalan ve inkâr içeren sözler söyleyerek gösterdikleri tutumları, gerekse de elçilerini davetlerinden vazgeçmedikleri takdirde azab ve işkence ile tehdit etmeleri konularında benzerlik söz konusudur. Bu değerlendirmelerde kıssanın amacı ortaya çıkıyor. Bu amaç da Arab kâ­firlerinin tutumlarında, sözlerinde ve yanlış inançlarında yalnız olmadıklarını göster­mektir. Onlar içinde bulundukları aptallık, sapıklık ve inattan dolayı azarlanır. Benzerle­rine dokunan bir azabla uyarılırlar. Allah onları, askerler indirerek, şiddetli bir savaş yapmaya gereksinim duymadan yok etmiştir. Peygambere, kendisinin üzülmemesi ve tasalanmaması için halkından kâfir olanlarla karşılaştığı zaman yalnız olmadığı söylene­rek ve eski dönemlerde gönderilen elçiler örnek gösterilerek özgüven duygusu aşılan­mıştır. Zaten ona düşen Önceki rasulier gibi duyurmak ve öğüt vermektir.

Elçilere inanan kişinin tavrı ve halkına söyledikleriyle ilgili anlatımın üslubu büyü­leyicidir. Onun gerek inkarcıları azarlaması ve tutarsızlıklarını ortaya koyması, gerekse de Allah'a inanmaya yöneltmesi ve onun elçilerini tasdik etmeye teşvik etmesi aynı et­kileyiciliktedir. Dinleyenlerde etki bırakan bir anlatım da sûrenin özelliklerindendir. Bu, hikayenin ilk akla gelen ana fikridir. Belki de kıssanın anlatılmasının bir amacı da ilk müslümanların konumunu yüceltmektir. Hz. Ebubekir peygamberi doğrulamada çabuk­luk gösterdiği, onu tasdik etmeye çağırdığı; ondan kötülükleri uzaklaştırdığı ve her vesi­leyle ona yardım ettiği için böyle bir mü'min prototipi oluşturur. Bu konuda aktarılan pek çok rivayet vardır. Ve bazı Kur'ani işaretler de bunu içerir.[20]

 

30.  Yazık şu kullara! Kendilerine hiç bir elçi gelmezdi ki mutlaka onunla alay etmesinler.

31.  Görmediler mi kendilerinden önce nice kuşakları yok ettik; Onlara artık bir daha bunlara dönmeyeceklerdir.

32.  Ancak hepsi toplandığı aman huzurumuza getirilecek­lerdir.

 

Bu âyetlerin geçen bölümle sıkı bir bağlamı vardır. Kıssaları takib eden âyetlerin Kur'an tertibine uygun bir akışı söz konusudur. Öğüt ve Allah'ın helak ettiği geçmiş ka­vimlerle ilgili kıssaların yarar sağlamadığı insanlar yerilir. Onlar Allah'ın elçilerine ya­lan ve alay tutumunu takınırlar.Âyetler ayrıca tüm insanların Allah'ın huzurunda bulunacaklarına ve yaptıklarının karşılıklarını alacaklarına ilişkin güçlü bir vurgulamada bulunur.[21]

 

33.  Ölü toprak onlar İçin bir mucizedir. Bİz onu dirilttik, ondan tane çıkardık da yiyorlar.

34.  Onda, hurmalardan, üzümlerden bahçeler oluşturduk ve ondan pınarlar fışkırttık;

35.  Ki onun ürününden ve ellerinin emeğinden[22] yesinler. Hâlâ şükretmiyorlar mı?

36.  Ne yücedir o ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerin­den ve daha bilmedikleri şeylerden olan bütün çiftleri'[23] yaratmıştır.

37.  Gece de onlar için bir kanıttır. Gündüzü ondan soyup alırız da'[24] onlar karanlığa gömülüverirler.

38.  Güneş de kendine özgü bir durak noktasına'[25] doğru akıp gidiyor. Bu, O üstün (aziz) ve Alim (bilen) olanın tak­diridir.

39.  Aya gelince, biz onun için de bir takım evreler[26] belir­ledik. Nihayet O, eski hurma sapının eğrilmişi gibi geri döner.

40.  Ne güneş aya yetişebilir [27] ne de gece, gündüzün önü­ne geçebilir, Her biri bir yörüngede[28] yüzmektedirler.

41.  Onlar için bir âyet de onların çocuklarını dolu[29] gemi­de taşıma m izdir.

42.  Ve kendilerine onun gibi[30] binecekleri nice şeyler ya-ratmamızdır.

43.  Dİlesek onları boğanz. Bu durumda ne kendileri için feryat eden[31] olur, ne de kurtarılırlar.

44.  Ancnk bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma

vardır

 

Bu âyetlerin de geçen bölümle ilgisi devam etmektedir. "Ve ayetim lehüm" cümlesi kıssanın anlatıldığı geçen bölümle bu bölüm arasında bir bağ kuruyor. Yine âyetler ev­renin görüntülerine, kanunlarına ve Allah'ın yarattıklarına sunduğu nimetlere dikkat çe­kiyor. Ve şükretmeyenlere, büyüklerime tutumundan vazgeçmeyenlere uyan yapılır.

Ayetler başka bir söze ihtiyaç duyulmayacak derecede açıktır. Üslubun ve anlamının çağrıştırdığı gibi, ayetin insanları tehdit eden: Allah'ın gücünü kanıtlama şeklinde bir ıçerıgı vardır. Allah'ın insanlara verdiği nimetlere ve onun rahmetine dikkat çekiliyor. Bu ilimciler yer yüzünde, gökyüzünde ve denizlerdedir[32]

Ona şükretmeyen, böbürlenme ve inkâr tutumlarından vazgeçmeyenler kınanıyor. İstese onları helak edebileceği; hayır ve iyilikten mahrum kılabileceği destekçi ve yar­dımcı bulamayacakları belirtilip uyan yapılıyor. Şayet bunları yapmazlarsa onlara belkibir süre verilir. Sanki onlar sabrı tükenmeden ve azab kendilerine gelmeden önce elleri­ne geçen değerli fırsatı değerlendirmeye çağırılırlar.

Âyetler etkili bir anlatım gücüne sahiptir. Kalbe ve akla yönelik olarak hatırlatma, öğül verme, kanıt gelirine ve korkulmalarda bulunulur.[33]

 

Kur'an Âyetlerinden, Bilimsel Teoriler Çıkarılır Mı?

 

Klasik ve modern dönem müfessir ve araştırmacılardan bir kısmı bu tür âyetlerden evrenle ilgili teknik ilkeler çıkarma veya bilimsel teorilere bu âyetlere uygulama yönte­mini izledi. Özellikle güneş ve ayın hareketleriyle gece ve gündüzün peşisıra olması ko­nusu bu şekilde olmuştur.

Hatta bu bağlamda değişik görüşlerin açıklanması zorlama ve abartma noktasına gelmiş, bazen de gerçek çerçevesinden uzaklaşılarak aşırılığa düşülmüştür.

Âyetlerin bütünlüğü, metodu ve Özü insanların tümünün bakışını: bütün bu ve ben­zeri âyetlerde olduğu gibi Allah'ın evren için koyduğu yasalar, bağlantılar, ince. sağlam, düzenli ilkeleri gözardı etmeksizin. Allah'ın gücünü ve evrenin göstergelerini anlamaya yöneltir.

Biz bunun gibi gayretlerde Kur'an'ın öğüı ve hatırlatma amacından bir sapma görü­yoruz. Ayrıca sözkontısu çabalarda, genellikle bilimsel araştırmalara uygulanan cerh ve tadil metodunun Kur'an'a da uygulanması gibi, bir durum da ortaya çıkmaktadır.[34]

 

"Bu O Üstün, Bilenin Takdiridir" İfadesi Kaza Ve Kader İnancının Delili Midir?

 

:'Bu O üstün, bilenin takdiridir" ifadesini ınüslümanlann pek çoğu. kaza ve kader inancıyla ilgili ve bir dayanak olarak görmüşlerdir. Halbuki âyet, güneş ve ayın hareke­ti, gece ve gündüzün birbirini izlemesinin; güzel, ölçülü bir Rabbani hesab olduğunu açıklamıştır.

Buradaki takdir kelimesi ise ince hesab anlamındadır. Kader inancıyla Ügisi yoktur. Ayeti bu yöne çekmek de doğru değildir.[35]

 

45.  Onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakı­nın[36] ki size merhamet edilebilsin" denildiğinde, hiç aldır-mazlar.

46.  Çünkü Rablerinin âyetlerinden kendilerine bir âyet ge­lince, ondan mutlaka yüz çevirmişlerdir.

47.  Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıklardan dağıtın" den­diğinde küfre sapanlar, iman edenlere: "Allah'ın, dilediği takdirde yedireceği kimseye biz mi yedirelİm? Doğrusu siz apaçık bir sapıklık İçindesiniz." derler.

48.  Bir de şöyle derler: "Eğer doğru sözlüler iseniz bu teh­dit ne zaman?"

49.  Sadece korkunç titreşimli bir sesi bekliyorlar'[37]. Onlar çekişip dururlarken'[38] o ses kendilerini enseleyecektir.

50.  O zaman ne bir tavsiyede bulunmaya güçleri yetecek, ne de ailelerine dönebilecekler.

 

Açıkça görüldüğü gibi âyetlerin Önceki bölümle ilişkisi sürüyor. 45. âyetteki lehumzamiri de bu bağlamının bir kanıtıdır. İfadeler açıktır. İlk dört âyet kâfirlerin durumları­nın gerçekliğine. büyüklenmcferİ ve inkârlarının belirginliğine ve kalplerinin sertliğine vurgulamalar yapmıştır. Onlar, dünyada ve ahireltc Allah'ın gazabından sakınmaları emrcdildiği halde söz dinlemiyorlar. Onlara Allah'ın âyetleri geldiğinde yüz çeviriyor­lar.

"Allah'ın nzıklandıvdıklarmâan infak edin" denildiğinde, alay ederek cevab verir­ler: "Eğer Allah fakirleri rızıklandırmak ve doyurmak isteseydi, onlara cimri davran­mazdı ve yoksun bırakmazdı. Siz bu talebinizde apaçık bir sapıklık içindesiniz."Sonra alayvari bir şekilde kendilerine söz verilen azab va'dini sorgulayarak, azabın doğruluğu ve gerçekliği hakkında meydan okurlar.

Son iki âyet ise uyarıcı bir cevab içerir. Vaad edilen şey gelecektir. Bunda kuşku yoktur. Ansızın korkunç titreşimli bir ses gelecektir. Onlar işlerinde ve düşmanlıklarında devam ederken herhangi bir şeyin ayrımına varmadan olacaktır bu iş. Ailelerine döne­meyecekleri ve herhangi bir vasiyete fırsat bulamayacakları şekilde helak edileceklerdir[39]

 

Kıır'an'm Yoksullara İyilik Yapmaya Teşviki

 

Ayetlerin belirleme, yerme ve korkutma yönünden güçlü bir anlatımı vardır. Al­lah'ın çağrısına, âyetlerine ve elçisine karşı kâfirlerin tutumlarını anlatan değişik tasvir­leri İçerir.

Özellikle 47. âyet, davetin müjdelediği, mü'minlerin iman ettiği ilkelerle ilgili ola­rak mü'minlerle kâfirler arasında gerçekleşen tartışmaya işaret eder. Fakirlere iyilik yapma konusunda onları tartışmaya çağırır insanları. Allah'ın rızkı olarak ellerinde tut­tukları malları O'nun kullarından ihtiyaç sahibi olanlara da vermelidirler.

Kâfirler bu çağrıya Özellikle tartışmacı, alaycı ve ilginç bir cevab veriyor ve kendile­rinden taleb edilenden de kaçınıyorlardı. Burada davetin ve onun ilkelerinin mü'minlere olan etkileri, Özellikle yoksullara ve sığınmacılara iyilikte bulunma, davetin yayılması hususunda çaba sarfetme ve O'na çağırma ile ilgili bir tablo çizilmiştir. Sonra bunun zengin kafirlere etkisiyle ilgili bir tablo daha var. Bu, Kur'an'in ilk gündeme getirdiği konulardan biri olmuştur. Zenginlerin ve liderlerin kinlerinin ilk ortaya çıkışı da bunun­la ilgilidir. Onları kamplaşmaya ve direnç göstermeye itmiştir. Daha sonra ilgisi dolayı­sıyla değineceğimiz diğer âyetlerin çağrıştırdığı üzere; Kur'airm bu adeletçi, eşitlikçi ve yardım sever çağrısı ulaştığı devlet düzeninde kendini göstermiştir.

Benimsediğimiz mushaf, 45. âyetin medeni olduğunu kabul eder. Ne var ki âyet ge­çen bölümle uyum içindedir. İfadesinde tam bir insicam vardır. Medeni bir özelliği yoktur. Buradaki hitab sözün kendileriyle ilgili olanlara yöneliktir. Buradaki "lehim" kelimesi de geçmiş bölümle ilgilidir. Bunun için biz rivayetin sıhhatinden kuşku duyu­yoruz.[40]

 

51.  Sûr'a üflendi. İşte onlar kabirlerinden[41] Rablerine ko­şuyorlar[42]

52.  Dediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden'[43] kim kal­dırdı? İşte Rahman'ın va'd ettiği şey budur. Demek elçiler doğru söylemişler!"

53.  Sadece korkunç bir gürültü olur, hemen onların hepsi huzurumuza getirilirler.

54.  O gün, hiç kimseye haksızlık yapılmaz ve siz ne yap­mışsanız onu bulacaksınız!

55. O gün cennetlikler bir işte eğlenirler'[44].

56.  Kendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara'[45] yaslanırlar.

57.  Orada onlar için meyve ve istedikleri her şey vardır'[46]

58.  Onlara bağışlayıcı Allah tarafından söz olarak selam gelir.

59.  Ey suçlular, bu gün şöyle ayrılın'[47]

60.  Ey Ademoğulları ben size and vermedim [48]mi: "Şeyta­na kulluk etmeyin, o sizin apaçık düşmanınızdır."

61.  Bana kulluk edin, doğru yol budur diye?"

62.  "O, sizden birçok kuşağı[49] saptırmıştı. Düşünmüyor muydunuz?"

63.  İşte size va'd olunan cehennem!"

64.  "Küfrünüzden dolayı bu gün oraya girin![50].

65.  O gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahitlik eder.

 

Görüldüğü gibi âyetlerin geçen bağlamla ilgisi sürüyor. SÖzköriUSü ayetler, vaad edi­len günde durumun tasvirini anlatmak için gelmiştir. Öyle ki önceki âyetlerde kâfirlerin o günle ilgili sorusu aktarılmış ve onlara vurgulu ve uyarıcı bircevab verilmiştir. Ayet­lerin üslubu başka bir şey gerektirmeyecek kadar açıktır. Uhrcvi dirilişin resmini içer­miştir. Mü'mirilerden ve kâfirlerden her birinin dünya hayatında yaptıklarına karşılık; vardıkları yerde olanlar anlatılmıştır. Kâfirler vaad olundukları gerçeği hissedeceklerdir.Elçilerin, uyardıkları şeyin gerçekliği ortaya çıkacaktır.Âyetlerin üslubu geçen âyetler gibi çarpıcıdır. Kâfirlerde korku ve ürküntü; mü'min-lerde İse dinginlik ve hoşnutluk etkisi olur. Şüphesiz âyetlerin de amaçladığı budur.[51]

 

"O Gün Ağızlarını Mühürleriz"

 

"O nün ağızlarını mühürleriz" âyeliylc diğer âyetler arasında ilk anda bir çelişki gö­rünür. Zira diğer âyetlerde kâfirlerin, tartışmaları, kanıt getirmeleri ve savunmaları hi­kâye edilir. Mü'minun sûresinin 106. ve 107. âyetleri buna Örnektir: "Rabbimiz! dedi­ler, bahtsızlığımız bizi yendi. Biz sapık bir toplum olduk. Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Eğer bir daha dönersek arlık biz gerçekten zalimleriz. "

Secde süresindeki âyette: "Rablerinin huzurunda başlarını öne eğmiş: "Rabbimiz. gördük, işitiik. bizi geri döndür iyi iş yapalım; artık kesin olarak inandık!'" demekte olan suçluları bir görsen.[52]

Biz burada çelişki vehmeden bir nokta görmüyoruz, Uhrevi sahnedeki gaybi imani hakikatle birlikle şüphesiz Kur'an birinci derecede uyarma, yerme, teşvik etme. huşu vermeyi amaçlamıştır. Pek çok âyetle bunu görebiliriz. Mesela"Yaptıkları işler başları­na inerken zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün, işledikleri ise başlarına gelmek­tedir. İnanıp salih amelde bulunanlar da cennet bahçelerindeclirler. Rablerinin yanında onlara diledikleri her şey vardır. İşle büyük lütuf budur. İşle Allah'ın İnanan ve salih amelde bulunan kullarını müjdelediği budur. De ki: "Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ancak (Allah'a) yaklaşmayı arzu ediyorum." kim bir iyilik yaparsa onun iyiliğini arttırırız. Şüphesiz Allah bağışlayan ve karşılık verendir.[53]

Yine Taha sûresinde: "Biz sana onu böyle Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve on­da tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık ki korunsunlar (ittika etsinler) Yahut (Kur'an) onlara bir haiırlatma yaptırsın.[54]

Üslup; uyarma ve da'vellc ilgili nebevi tutumların çeşitliliğine göre farklılık göste­rir. Bu nedenle (sözkonusu ayetlerde) herhangi bir çelişkinin olmadığını söylemek mümkündür. Her bir âyet. (muhataplarının) tutumuna göre şekillenmektedir.[55]

 

66.  Dilesek gözlerini silerdik[56] de yola dökülürlerdi ama nereden görecekler.

67.  Dilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde don-durururduk'[57] ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi.

68.  Kime uzun ömür versek, onun yaratılışını başaşağı çe-viriı'iz'[58]. Akıllarını kullanmıyorlar mı?

 

Ayetler açıkça görüldüğü üzere kendinden önceki ayetlerle ilişkilidir. Bu ilişki de, eleştiri, kınama ve uyarı ilişkisidir. Belki peygamberi ve inananları teselli amacı da ba­rındırıyor olabilir. Şöyle ki; bu ayetler Allah'ın dilediği takdirde kafirlerin gözlerini sile­ceğini, onların böylelikle doğru yolu görecek basiretten yoksun kalacaklarını, ya da yine dilediği takdirde onların görünüşünü deforme edeceğini, böylece onların şekillerinin de­ğişeceğini, onların hareket kabiliyetini ve her zamanki işlerini yapmaktan alıkoyacağını ikrar etmektedir. Bu kişilerin. Allah'ın insanın yaratılışını ve gücünü değiştirmedeki kudreti ve sünnetinde, insanı ihtiyarlığında zaafla malûl bir hale getirip, kötü duruma diiçâr etmesinde gördükleri yukarıda anlatılanlara delildir.

Bir kısım müfcssirlcr âyetlerin içerdiği şeyin ııhrevi yaşamın şekilleri ve Allah'ın yeniden dirilmeye olan kudretinin ispatı olduğunu söylemişlerdir. Ancak âyetlerin ruhu ve kapsamı bizim yaptığımız yorumu ilham eder. Ki bunu müfcssirîer -biri dışında- bu şekilde kabul etmiştir[59]

Ayetlerden ilk anda anlaşılan şudur: İnsanlar için söz konusu olan yeteneklerle; algı­lama, ayırdctme. hareket ve gayret aracı olan organlarla donatılması, Allah'ın dileme­siyle olmuştur ve O'nun varlığını ispatlar. İnsanoğlu ele geçirdiği fırsatı kaçırmazsa adaletli ve hakkaniyetli bir sonucu hak eder. Allah'ın verdiği şeylerden yoksun olursa ele geçirdiği fırsatı değerlendiremez, hidâyet ve hak yolunda yürüyemez.

Yine âyetler kâfirlerin mazeretlerini açıklayan ve uyaran iki Rabbani durumu içeri­yor. Yüce Rabbani hikmet ilham ve telkinle sürüyor. O da Allah'ın insanlar için verdisi yeteneklerden yararlanmaya. Hak, hidâyet, hayır yolunda olma. onda yürümeye ve onu ihmal etmemeye bir çağrıdır.[60]

 

69.  Biz ona şiir öğretmedik, ona yaraşmaz da, O sade bir zikir ve apaçık bir Kur'an'dır.

70.  Diri*[61]' olanı uyarsın. Kâfirlere de o söz (azab) hak ol­sun diye.

 

İlk âyet peygamberden şairliği -bilerek, küçük görerek, kararlı bir şekilde- uzak tu­tuyor ve Kuranın insanlar için bir öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey olmadığını, Kur'an'in apaçık olduğunu belirtiyor.

ikinci âyet Nebi (s)'nin elçi olarak gönderildiğini, insanları uyarması için kendisine Kur'an'm indirildiğini açıklamaktadır. Ve böylece akıl sahibi, düşünebilen, sağlam, diri kaibh olan ondan yararlansın. Söz gerçek olsun, inkarcılara delil olsun.

Konu bakımından bu iki âyet öncesinden bağımsız kopuk olarak görünmesine rağ­men sonrasında öncesiyle ilgisi devam eder. Zira kâfirlere uyan, onların sözlerini ve tu­tumlarını anlatma vardır. Onun için bu iki âyetin önceki bölümle ilişkili olduğunu söy­lemek mümkündür. Bu iki âyet Hz. Muhammcd'in önemini vurgulamak ve Allah'ın ona Kur an'dan vahyeltiğinin amacını belirtmek için gelmiştir. Bu şekildeki üslub Kur'an'da tekrarlanmıştır.

Bu üslubun sebebi Nebi'nin Kur'an'dan korkutma, tehdit, Allah'ın kudretinin bü­yü   ügü, ahiret sahneleri ve insanların varacakları yerler ile ilgili okuduğu âyetlerin vurgusunu güçlendirmektir. Şiir türürtden değildit. Şüphesiz O içinde her türlü hak ve hakikatin olduğu Rabbani Kur'an'dir.Arapların Nebi've ve Kur'an'a Şiir ve Şairlik Nispet Etmeleri Ne var ki iki âyet özde yeni bir konuyu içeriyor. Nebiyi ve Kur'an'ı şair ve şiirsel ni-leliklerden uzak I uluyor. Kafirler Hz. Muhammed'in insanın derinliklerine etki eden güçlü bir belagata sahib âyetleri okuduğunu görünce, kulaklarına aşina gelen, hamasi duygulu, şiir türünden bir gey sandılar.

Daha önceki sûrelerde kâfirler tarafından Nebi'ye şiir ni.sbciini anlatan bir şey yer almamıştır. Ancak bu iki âyet inmeden evvel buna benzer şeyler söyledikleri kuvvetle muhtemeldir. Vahyin hikmcii gerektirdiği için bu sûreden sonra diğer sûrclerdcki birçok âyet onları anlatmıştır. Enbiya süresindeki âyet buna Örnektir. "Hayır, dediler (Muham­med'in söyledikleri) karmakarışık rüyalar. Yok, onu uydurmuş; yok. o bir şairdir. Yoksa bi/.c öncekilerin gönderildikleri gibi bir âyet (mucize) getirsin'"[62]'.

Tur sûresinde ise "Yoksa "Bir şair O. biz ona ölüm felaketinin çarpmasını gözetliyo­ruz' mu diyorlar."[63]"

Nebiden, şairliğin uzak tutulması ile ilgili en önemli vurgu " (ona yaraşmaz) ibare -sindedir. Yine Kur'an'ın öğüt verici ve korkutucu olması bizim aklımıza ilk anda Kur'an'ın kaynak olarak yüceliğini, hederlerinin ulviliğini getirir. Yine Kur'an'ın abart­malardan, yalanlardan, duygusallık ve ütopyaya girmekten uzak durması bu bağlamda ele alınabilir. Kendilerinden sadır olan şeyler, onların şairlerinin durumunu belirtmekte­dir.

Sözkonusu ayefler. dinleyicilerin algısını okunan şeye. zikre. Rabbani Kur'an'a yö­neltir. Onda doğruluk, gerçeklik, hidâyet, öğüt, Allah'a içten çağrı ve sırat-ı müstakim (dosdoğru yol) vardır. Yine onda hayır ve iyiliğin ilkeleri, ahlâk ve sistemliliğin üstün­lükleri, korkutma ve müjdeleme vardır.

Ayrıca bu ayetlerde uyarı, müjde, insanların doğru yola ulaşmasını, kişiliklerinin, yeteneklerinin, akıllarının özgürleştirilmesini isteme ve bu hasletlerle ahlaki, sosyal ve beşeri olarak yücelmelerini arzulama vardır.

Bütün bunlar Nübüvvetin misyonlarından ve göstergelerindendir. Bunların şiir ve şairlerle herhangi bir ilişkisi yoktur. Kâfirler Hz. Muhammed'in şair olduğunu ve onun şiirini cin şeytanlardan aldığını ileri sürdüler. Şair ve dahilerin cinlerle ilişkisi okluğuna inanıyorlardı.

Yüce Allah Şuanı Sûresinde bu konuyla ilgili birçok âyet indirmiştir.

"Ve şüphesiz bu alemlerin Rabbinin indirmesidir. Onu Ruhu'l-Emin (Cebrail) indir- Senin kalbine; uyarıcılardan olman için. apaçık Arapça bir dille. O öncekilerin kitab-lannda da vardır,[64]

"Ve bunu şeytanlar indirmedi; bu onlara hem yaraşmaz, hem güçleri de yetmez. Çünkü onlar işitmekten uzaklaştırılmışlardır:'[65]

"Haber vereyim mi size. şeytanlar kimin üzerine inerler? Vebal yüklenici her bir sahtekâr üzerine inerler! Onlar kulak verirler ve çoğu yalan söylerler. Şairler; bunların arkasına da çapkınlar, sapkınlar düşer; görmez misin bunlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar. Hem de onlar yapmayacakları şeyleri söylerler. Ancak iman edip iyi ameller işleyenler ve Allah'ı çok zikredenler ve kendilerine zulmedildikten sonra Öçlerini alan­lar müstesna. Yarın bilecek o zulmedenler: nasıl bir inkılaba uğrayıb devrileceklerini"[66]Bu âyetlerde şiir ve şairlerin sahtelik ve sahtekârlığına güçlü bir vurgu var. Yine burda Nebi'nin ve Kur'an'ın şiirselliğini ve şiirin Kur'an'la: şairlerin Peygamber {s)'le etkileyicilik konusundaki yakınlığını olumsuzlama süzkonusudur. Şeytanlar şiiri ancak şairlere indirir, elçilere değil. Şairlerin büyük çoğunluğu yalancı, iftiracı ve günahkâr­dırlar. Herbir vadide amaçsız bir şekilde dolaşırlar. Yapamadıkları şeyleri söylerler. On­lara çapkın ve sapkınlardan başkası uymaz.

Hz. Peygamber ise her türlü güzel ahlâkla maruftur. Yalnız Allah'a, ahlaki güzellik­lere, üstün nitelikli davranışlara, hakka ve hidâyete çağırmaktaydı. Şirkten, günahtan ve kötülüklerden sakındırıyordu. Ona ahlaki özellikleri bilinen bir gurup tabi oldu. Onun için Nebi'nin şair olması mümkün değildir. Kur'anTda şairlerin söylediği ve şeytanların indirdiği şiir türünden bir şey olamaz. Şüphesiz onu aziz ve celil olan Allah indirmiştir. Bunun kanılı da Kur'an'ın Allah'ın Önceki peygamberlere indirdiği kitaplarla bağlantısı olmasıdır. Öyle ki Araplar onun haberini aralarında bulunan Ehli Kitap'tan alıyorlardı.

Ayetlerden, Arapların Kur'an'ı şiir türlerinden bir tür olarak algıladığı çıkarımını yapmak mümkündür. Onlara göre şiir manzum ve kafiyeli olduğundan anlamı kapalı ol­maz. Hatta bir dönem -Arapların geleneksel şiir tanımına göre- elçi (s), şairdir. Kuran şiir değildir demişlerdir. Şayet onların yaklaşımına göre şiir ismini doğru gormeselerdi peygambere şair demezlerdi. Bel ki onlar Necin. Ala. Leyi, Şems. Karia gibi sûrelerde ölçülülük ve kâfiyclilik gördüler ve kendilerini Kur'an'a şiir; Nebi'ye de şair niteleme­sinde bulunmayı haklı gördüler.[67]

 

71.  Görmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar'[68] yarattık da kendileri onlara malik olmak­tadırlar.

72.  Onları kendilerine boyun eğdirdik[69] Onlardan bazıla­rı binekleridir, bazılarını da yerler.

73.  Kendileri için onlarda yararfar ve içecekler var. Hala şükretmiyorlar mı?

 

Bu âyetlerde dinleyenlere olumsuz soru şeklinde yöneltilen bir hatırlatma sözkonu-su. Burada Allah'ın onlara, çeşitli şekillerde -binmek, yemek, içmek ve giyinmek- ya­rarlanmaları için hayvanları, insanların kullanımına verdiği belirtiliyor. Onlar nimetlere karşı gösterilen nankörlükten dolayı azarlanıyor. Ve Allah'ın üstünlüğü ve rububiyeti bildiriliyor.

Ayetler kâfirleri ve yalancıları, geçen bölümle bağlantılı olarak tekrar tekrar azarlı­yor. Sanki ahirel sahnesiyle ilgili bölümler ve sonrakiler bir arasöz[70] (istidradiyye) şek­linde yer almış. Böylece sûre bölümleri birbiriyle ilişkilendirilİyor ve Kuran sisteminde {nazm) uyumluluk tasvirlerinden çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor.

Deve, sığır ve koyun Arabların yararlandığı hayvanların en Önemlilerİndendir. Al­lah'ın nimetlerini onlara hatırlatma güçlü bir vurguyla yapılmıştır.

Kur'anî üslublarla dinleyicilerin zihinleri arasında uyumlu bir ilişki vardır. Değişik münasebetlerle çeşitli formlar tekrar edilmiştir.[71]

 

74.  Belki kendilerine yardım edilir diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.

75. O tanrılar kendilerine yardım edemezler, tersine ken­dileri onlar için hazırlanmış askerlerdir.

 

Bu iki âyetin siyakla ilişkisi sürüyor. Kâfirler Allah'tan başka ilahlar edindikleri ve bir şeyden aciz kaldıklarında onlardan yardım istediklerinden ötürü kınanıyor.

İkinci âyetteki son fıkrada iki anlam olabilir. Müfessirİerin aktardıklarına göre [72] İlk mana1 Kâfirler tanrıların ordusudur, onlara yapılan düşmanlığı uzaklaştırma konusunda ve korumada yardımcıdırlar. İkinci anlam: Tanrılar Kıyamet gününde lek bir ordu ola­rak bulunacaklar ve cehenneme atılacaklar. Bu Enbiya sûresinde açıkça belirtilmiştir. "Siz ve Allah'tan başka ibadet (kulluk) ettikleriniz cehennemin odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz. Eğer onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kala­caklardır."[73]

İki anlamda kabul edilebilir. Biz birinci anlamı tercih ediyoruz. Her iki anlamda kâ­firlerle alay etmeyi, aptallıklarını içerir. Açıkça görüldüğü gibi delille susturma ve des­tekleme amacı da vardır.[74]

 

76. Onların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini'[75] de açığa vurduklarını da biliyoruz.

 

Âyette peygamberimiz teselli ediliyor. Geçen bağlamda açıklayıcı bir cümle (cümle-i mu'terida) olarak gelmiştir. Onun hiddeti bize bunu düşündürüyor. Teselli kâfirlerin Allah'tan başka ilahlar edinmeleri ve onlardan yardım istemeleri konusunda veya Ona şairlik nitelemesinde bulunmaları ve Kur'an'ı yalanlamalarıyla ilgili veya bir kısım kâ­fir önderlerin büyüklenmeleri, çürümüş kemik olduktan sonra uhrevi dirilişi yalanlama­larını anlatan gelecek âyetlerle ilgili olabilir.

Buna benzer âyetler yeri geldikçe vahyin hikmetinin gereği olarak tekrar edilmiştir. Bunun amacı da elçiyi kavminden gelecek değişik tutumlara ve onu üzen, etkileyen haksız nitelemelere karşı lakviye çimektir, sağlamlaştırmaktır.[76]

 

77.  İnsan, bizim kendisini, nasıl bir nutfe (sperm sıvısı)den yarattığımızı görmedi, mı ki şimdi apaçık'[77] bir hasım ke­sildi?

78.  Kendi yaratılışını unutarak bize mesel verdi: "Şu çürü­müş kemikleri'[78] kim diriltecek?"

79.  De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yarat­mayı bilir."

80.  "O size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyor­sunuz."

81.  "Gökleri ve yeri yaratan, bu insanların benzerlerini ya­ratamaz mı? Elbette yaratır! O, çok bilen yaratıcıdır.

82.  "Onun İşi, bir şey(in olmasın)! istedi mi ona sadece "Ol!" demektir, hemen oluverir."

83.  Yücedir o ki, her şeyin hükümranlığı[79] O'nun elinde-dir ve siz O'na döndürüleceksiniz."

 

Açıkça görüldüğü gibi âyetler son bölümle bağlantılıdır. İkinci âyet dirilişi (ba's) alaya alan ve çürümüş kemikleri diriltecek olanı soruşturan kişinin tutumunu anlatır. Sonra soranı veya insanı, iğneleyici bir şekilde eleştirir. Ona meydan okur. Allah'ın gü­cünü ve büyüklüğünü ispatlar.

Âyetlerin ifadeleri başka bir şeye gerek duymayacak kadar açıktır.

Müfessirler kâfirlerin ileri gelenlerinden biriyle ilgili şöyle bir aktarımda bulunmuş­lardır. [80] O, peygamberimizle bir tartışma esnasında paramparça, çürümüş bir kemik al­mış ve sonra şöyle demiş: İnsanların kemikleri çürümüşken sen nasıl Rahbinin yeniden dirilteceğini ileri .sürüyorsun?

Rivayetin sıhhatli olma ihtimali vardır. Ne var ki biz sûrenin tamamını yani bu âyet­lerle önceki âyetleri kabul ettirmeyi, mecbur kılmayı ve kınamayı içeren bir bütünlüğe delalet eden bir uyumun göstergesi olarak değerlendiriyoruz.

Bu tutumun anlatılması, kâfirleri sorularının bir kısmına ve onların karşı çıkma ve kınama yoluyla yapılan alaylarına bir cevap işareti olarak değerlendirilebilir. Ki bu Kur'an nazmında çok kez yinelenmiştir.

Âyetlerin üslubu mücadeleci ve büyüklcnenleri susturma özelliğinden dolayı güçlü­dür. Onların konuşmalarını ve büyüklenmelerini kesmiştir. İlk anda anlaşılan, bu sustur­manın; -Allah'ın gücü ve büyüklüğüne işaret edilerek- Ondan ilham ve güç alarak ya­pılmasıdır ve ona dayalı olmasıdır.[81]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/13.

[2] el-Hctkim: Kendisine bâtıl bir şey girmeyen veya bulunmayan.

[3] Mukmelum: İkmah"taıı türemiştir. Başın kaldırılmasıdır. Âyette geçen anlamıyla başların kaldırılması ve bukağılardan dolayı boyun­larını harekete güç yefireınemeleridir.

[4] Ağ.yeynâhıtm Onlardan geri almak veya gözlerine örtü çek­mek.

[5] ct-Tt'hcu':-zikr Kı\r'an''ı doğrulamak, iman etmek ve ona tâ-bi olmak.

[6] Haşiye r-Rahmânc bıl-gayh: Duyularla mayan gaybi gerçeklere iman etmesi dolayısıyla Allah'tan korkmak.

[7] Ve nekmbıt mâ kaddemu ve âsârehum: Ha­yatlarında yaptıklarını, bıraktıkları gelenekleri, adetleri ve takipçileri yazarız.

[8] Iıııâıııiıi Mıibİıı: Kâfirlerin işlerini ince ve açık bir şekilde sa-

yacağı için Allah'ın kuşatıcı ilminden benzetmedir.

[9] Bkz. İbn Kesir. Tebersi. Hazin ve Zemahşerİ Tefsirleri.

[10] Bkz. ibn Kesir, Hazin, Tabersi.

[11] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/15-16.

[12] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/16-17.

[13] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/17.

[14] Azâ-nâ: Güçlü'kildik;

[15] Ein Zükkirtüın: inkar ifade ecden bir sorudur. Onların "Biz sizin yüzünürden uğursuzluğa uğradık'" sözlerine bir karşılıktır. AIlah4ı hatır­latmanın onlara uğursuzluk ve felaket yetirdiğinin olumsuzlanması vardır.

[16] Müsrifini: Taşkınlık ve inatlıısmın aşanlar elemektir.

[17] Fctaırııî: Beni yarattı.

[18] Bkz. İbn Kesir, Tabersi, Hazin tefsirleri.

[19] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/19-20.

[20] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/20.

[21] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/21.

[22] Vemâ amilethü eydihim; Onu elleriyle yapmadılar.

[23] t'İ-Ezvâc: Bitkiler, hayvanlar ve insanlardan oluşan, türler de­mektir.

[24] Ncsiehii:  Sökeriz veya çıkarırız.

[25] Linııısk'karhn leha: Varacağı ve duracağı zamana kadar de­mektir. Kelime   şekliyle okunursa akımın sürekli olması anlamına gelir. Ke­limenin iki yorumu da birbiriyle uyumludur.

[26] el-Urcun: Hurma salkımının sapına denir. Kelime, ayın sonla­rında aldığı görünüme göre aya benzetilmiştir.

[27] Tiidrik: Peşi sıra gelmekv izlemek:.

[28] el-Felek: İki şekildedir birincisi: Fa'nın ve Lam'ın üstünlü olan felek, güneş, ay ve yıldızların hareket ettiği gökyüzünün yörüngesidir. İkinci­si: Fa'nın ve Lam'ın ötreli olmasıyla denizin birleşmesidir.

[29] Hamelna zürriyyetehiim fi'l-füikil-meş-ıııln: Müfessirler burada kastedilenin insanlığın atalarının bindiği Nuhun ge­misi olduğunu belirtmişlerdir4.

[30] Miıı mislihi:  Dolu gemiye benzer şekilde demeklir.

[31] Fclû Sariha Lehünı)  Onlar için yardımcı ve duaları ka­bul eden yoktur.

[32] Bkz. İbn Kesir Tefsiri

[33] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/23-24.

[34] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/24.

[35] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/24.

[36] İttaku mabeyne eydîküm vemâ ha/fektim leaUeküni turhamun Yaşarken ve öldükten sonra Allah'ın Öfkesinden sakının. Umulur ki Allah size merhamet eder. Âyetlerde var ol­mayan bir cevab ele alınır. Müfessirler cevabın gizli ve takdir edilmiş oldu­ğunu ve yüz çevirme ve kulak asmama şeklinde belirlendiğini söylemişlerdir. Biz sonraki âyette sözün yönünü güçlendiren dolaylı cevabı içerir.

[37] Yenzunıne "Bekliyorlar' demektir.

[38] Yehissınıûn   İşlerinde, eğlencelerinde ve düşmanlıkları sıra­sında ansızın gelecek olan gürültünün niteliği konusunda tartışıyorlar.

[39] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/25-26.

[40] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/26.

[41] ei'Eçdaa: 'Kabirler' demektir.

[42] Yensi/iin Çıkmakta acele ederler.

[43] Merkadtîa: Uyuduğumuz ve yattığımız yerler.

[44] Fâkihun Sevinirlerfceya lezzet buİürlar,ftat alırlar

[45] el-£râik: Döşek, yüksek kohuk.

[46] Yeddeım İsterler.

[47] Inıtâzu: Seçilirler, ayrılırlar demektir.

[48] Elem e'hed Sizden bir ahid almadım mı veya sizi uyarmadım mı?

[49] Cihilleıı Halklar veya kuşaklar demektir.

[50] İşlevim: Onun ateşiyle yanınız.

[51] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/28-29.

[52] Bkz. Secde Suresi; 12

[53] Bkz, Şuara. 21-22

[54] Bkz. Taha, 113

[55] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/29.

[56] Sileriz ve Örteriz.

[57] Mesahnâhüm alâ mekânetihim: Onların yaratılışla­rını değiştiririz veya organları ve duyulan onlara normal yaşamlarında hizmet ettikleri gibi aleyhlerinde özür sunsunlar diye şekillerini değiştiririz.

[58] Nünckkishü: Kuvvetinden eksiltiriz ve onu geriye döndürürüz.

[59] Hazin, İbni Kesir, Tabersi ve Zemahşeri.

[60] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/30-31.

[61] La- Hayyen: Burada akıllı, derin düşünebilen (müteemmil), diri ve ileri görüşlü olan (Basiret) anlamındadır.

[62] Bkz. Enbiya, 5.

[63] Bkz. Tur Suresi, 30

[64] Bkz. Şuara Suresi, 192-196

[65] Bkz. Şuara Suresi, 210-212

[66] Bkz. Şuara Suresi, 221-227

[67] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/31-33.

[68] el-En'amDeve, sığır ve koyun anlamına gelir.

[69] Zellefnâhâ Kullanımına vermek veya boyun eğdirmek.

[70] Arasöz istidradiyye Konunun normal akışının dışında, başka bir konuyu hatırlatmak ya da gönderme yapmak amacıyla geçilen bir cümle ya da söz.

[71] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/34.

[72] Bkz. îbn Kesir, Tabersi Tefsirleri

[73] Bkz. Enbiya Suresi, 98. 99

[74] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/35.

[75] Yüsirrûn saklamak ve gizlemek demektir

[76] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/35.

[77] Hasım Çatışmacıdır, inatçıdır.

[78] Ramım Çürümüş.

[79] Mc/ckûı Mülk, yönetim, otorite demektir.

[80] Bkz. Taberi, İbn Kesir, Tabers ve Hazin Tefsirleri.

[81] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 2/37.