Saffat Suresi - Kuran - 037Saffat - 20. Sayfa
İbralıim(A) Kıssası'na Bir Yorum
Lut (A) Kıssasına Kısa Bir Yorum
Yunus (A) Kıssasına Kısa Bir Yorum
Allah'ın Kız Evlatlar Edindiği İddiasına Eleştiri
SAFFAT SURESİ
Kur'an'daki Sırası : 37
Nüzul Sırası : 56
Ayet Sayısı : 182
İndiği Dönem : Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Sürede Arapların bir kısım inançları, sözleri ve durumları, Peygamber (s) ile kafirler arasında geçen tartışma bölümleri anlatılmakta, inkâr edenlerle samimi olanların kıyamet günündeki durumları, bazı peygamberlerin ve kavimlerinin hikâye dizileri ve gidişatları açıklanmaktadır.
Bu sûrede önceki sürenin bazı durumlarının bulunması hatta adeta onun tamamlayıcısı veya takipçisi olması bunun En'am süresinden sonra indiğinin doğruluğuna bir delildir.
Bu sûrenin nazım ve üslubunda ilmi bir özellik ve kâfiyelerinde çeşitli seci sanatı bulunmaktadır.
Siga (çekimi ihtilafıyla birlikte, örneğin Şuara süresinin halkalarındaki her bir hikâyenin peşinden tekrarlanan kıssalar dizisinin halkalarına fazla eklemeler yapılmıştır.
Bölümleri, sûrenin bir defada indiğini ortaya koyacak kadar tam bir uyum içinde birbirleriyle irtibatlıdır.
Bu sûre, ayetlerin sayıları noktasında Kur'an'm beşinci süresidir.[1]
Bismillahirrahmanirrahim
1 - Andolsun o sıra sıra dizilenlere.
2- Bağırıp sürenlere[2].
3- Zikir okuyanlara,
4- Ki Tanrınız, birdir.
5- Göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabb'i, doğuların da Rabbi'dir.
6- "Biz yakın göğü bir zînetle, yıldızlarla süsledik.
7- Ve (göğü), itaat dışına çıkan her türlü şeytandan korumak için (yıldızlarla donattık.)
8- Onlar, (o şeytanlar), mele-i Âlâyı (yüce topluluğu, yani melekler topluluğunu) dinleyemezler; her taraftan atılırlar.
9- Kovulurlar[3] onlar için sürekli'[4] bir azab vardır.
10- Yalnız (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delici'[5] bir alev takibeder.
Ayetlerde insanların ilahının tek olduğuna dair Rabbani yemin bulunmaktadır. O ki; göklerin ve yerin, her ikisi arasında bulunan şeylerin, doğunun ve batının Rabbidir. O dünya semasını yıldızlarla süslemiş, o esnada her azgın şeytanın en yüce makama kulak verip dinlemesine engel koyarak, orasını korumuş, buna ek olarak onları sürekli azaba duçar etmiş, her kulak verene yakıcı azab göndererek onun işini bitirmiştir.
İlk üç cümlede yemin edilen şeyden neyin kasdedildiği hususunda ihtilaf edilmiştir. Müfessirlerin genelinin tercih ettiği kabul gören görüşe göre bunlar meleklerdir. Bunlar ibadet için saf saf olup, insanları günahlardan sürmekteler, Allah'ın ayetlerini okuyup emirlerini tebliğ etmektedirler.
Ayetler herhalukarda kendisinden sonra gelen ve Kur'ani metod üzere anlatılan ayetleri desteklemektedir. Biz ayetlere kulak vereni yahut maksatı anlamak için onları dinleyenleri tercih ediyoruz.
Bu ayetlerin ardından gelen ayetler, Allah'ın birliği ve öldükten sonra dirilmenin gerçek olduğu noktasında Peygamber (s) ile müşrik kafirler arasında çıkan tartışmanın başlangıcı olma ihtimalini ortaya koymaktadır. Bu ayetler çok güçlü bir girizgahtır. Bilindiği üzere bu ayetler mu'minlerin bakışlarını yüce Allah'ın azametine çevirmekte, o-nun rububiyeti ve birliği üzerine deliller sunmayı hedeflemektedir. Biz Cin ve Hicr sûrelerinin tefsirinde, şeytanlar, onların gökyüzüne kulak kabartmaları, bu yüzden ateşle taşlanmaları hususunda yeterince açıklama yaptık. Bu yüzden burada bunlara ilavede bulunmak istemiyoruz.[6]
11- Şimdi sor onlara (Mekkelilere). Yaratılışça kendileri mi daha kuvvetli, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Bİz kendilerini yapışkan bir çamurdan'[7] yarattık.
12- Doğrusu sen (onların alaylarına ve inkarlarına) şaştın. Onlar ise seninle alay ediyorlar.
13- Kendilerine (Kur'an'la) öğüt verildiği vakit, nasihat kabul etmiyorlar.
14- Bir mucize gördükleri vakit de eğlenceye alıyorlar[8].
15- Bu açık bir sihirden başka bir şey değil!
16- Biz, öldüğümüz ve topraktan bir yığın kemik oİduğu-
muz vakit mi? Biz mi diriltİlecekmişiz?
17- Evvelki atalarımız da mı? dediler.
18- De ki: "Evet! hem hepiniz zelil ve hakir olarak'[9] (diriltileceksiniz).
Ayetin ibareleri açıktır. Ayetler Peygamber (s) ile kafirler arasında geçen öldükten sonra yeniden dirilme ve ceza hususundaki tartışmaları anlatmakta, onların görüş ve konumlarını ve onlara verilen cevapları aktarmaktadır.
Peygamberin kafirlere yöneltmekle emrolunduğu soruda kuvvet ve zorunluluk bulunmaktadır. Semaları, yeryüzünü ve ikisi arasındaki şeyleri, melekleri ve şeytanları, bütün bunları Allah yaratmıştır. Bunların mutlak tasarrufu O'na ailir. Bütün bunları yaralan Allah'ın elbette onları yaratmaya da gücü yeter. Son ayette ise onların kibirlerini, yalanlamalarını, inkarlarını anlatan ayetlerle birlikte uyum olması için zorlu bir destek ve cevap bulunmaktadır.
Peygamber (s)'in Rabbi'nin emrini yerine getirmesinde herhangi bir şüphe yoktur. Bunun için sayıca ve güç olarak kuvvetli olan kafirlere hiç eyvallah etmeden karşı çıkmıştır. Bu, Peygamber'in manevi gücünün ve üstün konumunun varlığına bir delildir. Bu üslub Kur'anda çok tekrarlanmaktadır.
Kafirlerin konumlarının ve görüşlerinin aktarımı Kur'an'da çok tekrarlanmaktadır. Görüldüğü kadarıyla aşağıdaki ayetlerde de inkar etmejeri hususunda yeterli açıklamada bulunduk.[10]
19- O, bir naradan'[11] ibarettir. Bir de bakarsın gözleri açı-lıvermiş.
20- Ve: "Eyvah başımıza gelenlere! Bu, kıyamet günüdür'[12] derler.
21- (Melekler); Evet bu, sizin yalan dediğiniz ayırtedilme günüdür! (derler).
22- (Allah meleklere şöyle buyurur): "O zulmedenler[13], onlara eşlik edenleri[14]', Allah'ı bırakıp taptıkları putları hep bir araya toplayın!
23- Toplayın da, onları cehennem yoluna'[15] götürün![16]
24- Ve kendilerini tutuklayın! çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
Ayetler, Önceki ayetlerin içerdiği Peygamber (s)'e yönelik Rabbani emrin peşinden gelmiştir. Ayetler Allah'ın va'di gelince onların başına gelecek olayları aktarmaktadır. Onlar için tek bir çığlık yeler. Birde bakmışın ki onlar korku ve dehşet içinde etraflarına bakıyor. "Yazık bize işte bu ceza günü" diyorlar. Onlara: "Bu yalanladığınız kaza günü-dür." denilir. Meleklere; zalim sınıflan ve benzer grupları, Allah dışındakilere ibadet ettikleri ilahlanyla birlikle toplamaları ve hepsini cehennem yoluna salmaları, onlara soru ve hesap sormaları emredilir.
Ayetler, durum itibariyle muhatabta korku yaratma, düşünceye sevketme yönüyle güçlü ve etkindir.[17]
25- (Melekler onlara). "Ne oldu size? Yardımlaşmıyorsu-nuz'[18]. (derler).
26- Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
27- Ve birbirlerine yönelmiş soruşurlar.
28- (Yardakçılar, öncülere): "Siz, bize sağdan yanaştınız''[19] derler.
29- Onlara, "Hayır! bilakis siz (Allah'a) iman etmemiştiniz!
30- Bizim sizin üzerinizde bir hükmümüz geçmezdi. Fakat siz azmış bir kavimdiniz.
31- Onun için Rabbimizin (azab) sözü hepimizin üzerine hak oldu. Her halde (hepimiz) tadacağız!
32- Çünkü biz, sizi yoldan çıkardık. Gerçekten bizde azgınlardık." derler.
33- Muhakkak, hepsi o gün azabta ortaktırlar.
Ayetler diriliş gününde kafirlerin işinin ne olacağını anlatmaya devam etmektedir. Dünyada yaptıkları gibi yardımlaş m ayış nedenleri sorulmaktadır. Onların cevaplan ise ancak teslim oluş ve boyun eğişten ibarettir. Bir kısmı diğer kısmıyla didişmeye ve düşmanlaşmaya yönelecektir. Tâbi olanlar, tâbi olunan liderlere: "Siz bizim için inkar etmeyi ve nankörlüğü söylüyordunuz. Doğru yoldan bizi alıkoyuyordunuz." diyecek onlar da: "Siz nefislerinizin kararlarını doğrulamayan azgın ve sapık kimselerdiniz. Şimdi ise kulak verseniz bile bizim sizin üzerinizde ne bir gücümüz ne de bir etkin kuvvetimiz vardır. Siz bize tabi olsanız bile artık bizim böyle bir konumumuz yok. Allah'ın hükmü ve azabı bizim için hak olmuştur. Şimdi biz yaptıklarımızın ve sapıklıklarımızın acı meyvelerini tadıyoruz" diye cevap vereceklerdir. Son ayet hepsinin azabı ortaklaşa tadacaklarını ve hiç kimseden herhangi bir mazeretin kabul edilmeyeceğini belirten bu tavrı anlatmaktadır.
Ayetlerin tıpkı öncekiler gibi tasvirleri güçlüdür. Aynı şekilde ayetlerin amacı; tâbi olan ve olunan kafirlerin kalblerinde korku oluşturmaktadır. Çünkü kendilerine tâbi olunan liderlerin tâbi olanlara ahirette hiç bir yararı olamayacaktır.[20]
34- İşte biz, mücrimlere böyle yaparız.
35- Çünkü onlara, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur." denildiği vakit kibirlenirierdi.
36- Ve biz, bir mecnun şair İçin, ilahlarımızı bırakır mıyız? derlerdi.
37- Hayır! O, hakkı getirdi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
38- Elbette siz o acıkh azabı tadacaksınız.
39- Ve (dünyada) yaptığınız amellerden başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Ayetler, dirilişten sonra kafirlerin içlerinde olacak olanları anlatan önceki ayetleri takib etmektedir. Çünkü onlar; kendilerine Allah'tan başka ilah yoktur, denildiği zaman büyüklük taslıyorlar ve önceki elçilere gelenlerle birlikte kendilerine hakkı getirdiklerini sandıkları ilahlarını terketmeyi hoş karşılamıyorlardı. Bundan ötürü onlara; acı verici azabı tadın, siz ancak yaptıklarınızın karşılığını almaktasınız, denilecektir.
Ayetlerde Peygamber'in şahsına ve davetine kafa tutan kafirlere bir imaj verilmektedir. Bu ayetler birçok benzer münasebetle de tekrar edilmiştir. Çünkü durumlar ve manzaralar tekrar edilmekte ve yenilenmektedir.
Geçmiş münasebetlerde, Peygamber (s)'e şair ve deli yakıştırmalarında bulunan kafirler hakkında yeterince yorumda bulunduk. Bu yüzden burada ilaveye veya yeniden ele almaya gerek duymuyoruz.
Kafirler arasında geçen konuşma ve onlar adına söylenilen sözlerin bunların dünya sevgilerinden, konuşma ve manzara sitillerinden alıntıİandiği göze çarpmaktadır. Bu gayet doğal bir şey. Çünkü bu öğüt.uyarı, teşvik ve korkutma cihetiyle daha etkili bir üs-lubtur.
Önceden de belirttiğimiz gibi ayetlerin asıl hedefleri de budur.[21]
40- Ancak Allah'ın samimi kulları müstesnadır.
41- Bunlar için, (cennette) belli bir nzık vardır.
42- Türlü meyveler... Ve onlar hep ikram olunurlar.
43- Naim cennetlerinde,
44- Karşılıklı tahtlar üzerinde.
45- Menba şarabından[22] bir kadeh ile başlarında dolaşılır.
46- Bembeyazdır, içenlere lezzet verir.
47- O şarabta başı sersemleten bir şey yoktur[23]'; ondan sarhoşta olmazlar[24].
48- Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarına tahsis etmiş[25] huriler[26].
49- Sanki saklanmış[27] yumurtalar'[28] gibidir.
50- (Bunlar) birbirlerine dönmüş soruyorlar:
51- Onlardan bir sözcü; "Benim, dedi, bir arkadaşım[29] vardı."
52- (Alay ederek) derdi ki: Sen doğrulayanlardan mısın?
53-"Bİz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız)[30]?
54- (Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi.
55- Baktı onu cehennemin ortasında'[31] gördü.
56- "Tallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın.[32]
57- "Rabbi'imin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum."
58- "Nasıl biz ölmeyecek miymişiz?..
59- "Yalnız ilk Ölümümüz ha? (Başka ölmeyecek) ve azab görmeyecek miymişiz?
60- İşte bu, büyük kurtuluş ve mutluluktur.
61- Çalışanlar bunun için çalışsınlar.
Ayetler açık olduğu gibi siyakla devam etmektedir. Ayetlerde ahirette ikram konumuna indirildikten sonra, ihlasli olan kullar arasında geçen konuşmalar anlatılmaktadır. Ahirette kimileri ise kimileriyle söz düellosunda bulunuyor. Onlardan birilerine bir arkadaşı hatırlatılıyor. Ve kendisiyle alay eden o kibirli arkadaşı kendisine ateşli bir soru soruyor; "biz ölüp toprak olduktan sonra ceza için biz mî diriltileceğiz" diyor. Bir işi Peygamber (s)'i doğrulayan arkadaşına bakmasını söylüyor o da bakıyor ve kibirli arkadaşının ateş ortasında olduğunu görüyor. Ona anlamlı anlamlı bakıp; "hı, nerdeyse sen beni desisenle, inkarınla helak edecektin. Allah'ın yardımı bana erişmeseydi ben de seninle birlikte azab çekiyor olacaktım" diyor. Sonra ateşten kurtulan mü'minler ise sevinci paylaşıp aralarında konuşarak şimdiden sonra ölmeyeceklerinin ve azap görmeyeceklerinin gerçek oluşunu söylüyor ve sevinçden dört köşe olmuş bir halde: "Bu ne büyük bir kurtuluş öyle değil mi?" diyorlar. Ayetler muhalablara isteyenlerin bu güzel sonuca ermek için çalışma yapmalarını fısıldıyor.
Ayetlerin asıl amacı; mü'minlerin gönüllerinde gıbta ateşi yakmak, onların gönüllerini yatıştırmak, kafirleri ise korkutmaktır.[33]
62- (Nasıl) ağırlanmak için[34] bu (nimet) mi hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
63- Biz onu zalimler İçin[35]' bir fitne (sınama vesilesi veya azab) yaptık.
64- O, cehennemin dibinde[36]' çıkan bir ağaçtır.
65- Tomurcuklar[37]', şeytanların başları gibidir.
66- Onlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır.
67- Sonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış[38] bir içkileri vardır.
68- Sonra dönüşleri elbette cehennemedir.
69- Çünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular[39]'.
70- Kendileri de onların izlerinde koşturuluyorlar[40] (hiç akılları yok gibi düşünmeden, önde gidenlerin peşinde koşan hayvanlar gibi sapık babalarının izine takılmışlardır).
Ayetlerde, Allah'ın önceki ayetlerde zikrolunan samimi kulları için hazırladığı nimetlerimi daha hayırlı, yoksa Allah'ın zalimlere azab olsun için hazırladığı, cehennemin dibinde biten, kötülük ve tiksindiricilikte şeytan başı gibi olan zakkum ağacı mı daha hayırlı diye sondan kınama ve azarlama sorusu bulunmaktadır. O zalimler ki cehennemde zakkum ağacı yiyecek ve karınlarını onunla dolduracaklar sonra, bunun üzerine sıcak su içecekler. Sıcak su hararetlerini giderme şöyle dursun onların yangınhklarını, susuzluklarını ve azablanni artıracak. Cehennem onların ebedi durağı olacaktır. Babalarını ise sapıtmış kimseler bulacaklar. Hiç düşünmeden gerçek olan davete kulak vermeden babalarının izlerini süreceklerdir.
Ayetlerin siyakla olan bağı gayet açıktır. Çünkü ayetler Allah'ın samimi kullarının gidişatı ile zalimlerin gidişatı arasındaki farka değinmek için samimi kulların vasıflarının ardından gelmektedir. Bu da göstermektedir ki ayetlerin ası! hedefi önceki ayetlerde de olduğu üzere kafirlerde dehşet ve korku uyandırmaktır.
Bir kısmı müfessirler'[41] "Onu zalimler için fitne kıldık" ifadesinden kafirlerin bir tür-iü kabullenmeye yanaşmadıkları ve hayrete düştükleri zakkum ağacının cehennemde olacağına işaret edildiğini söylerken bazıları[42] ise "fitne" kelimesinin burada şiddetli az-ab anlamında olduğunu söylemişlerdir. Belki bu ayetlerin genel içeriği ile tam bir uyum içinde olduğunu göstermektedir.
Şeytanların başı gibi olan ve cehennemin dibinde biten zakkum ağacı benzetmesinde Arapların şeytanları kötü şekillerde hayal ettiğine işaret bulunmaktadır. Bu yüzden buradaki benzetme onların zihinlerinde hayal ettiklerinden daha korkunç bir halde gelmiştir.
Dünyada biten zakkum ağacı ise Hicaz'da biten çok dikenli, acı meyveli, yenince çok susatan bir ağaçtır.[43]
71- Andolsun onlardan önce evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
72- Biz onların içine uyarıcılar gönderdik.
73- Bak, o uyarıcıların sonu nice oldu.
74- Ancak Allah'ın temiz kullan hariç (oniar) azaba uğra-tılmadılar.
Bu ayetler Önceki ayetlerin peşisıra gelmiştir; Arapların geneli nasıl sapıtmış ise önceki milletlerinde geneli öyle sapıtmıştır. Allah onlara uyarıcılar göndermiş onlar ise o uyarıcılara karşılık vermemişler. Bu yüzden onlar kötü sonu hakedenlerin durumuna düşmüş, azabı haketmişlerdir. Bu azabtan ise çağrıya kulak veren ve doğru yolu bulan Allah'ın samimi kullan istisna olunmuştur.
Ayetlerde kafirler için uyarı ve kınama bulunurken mü'minler içinde teşvik bulunmaktadır.
Aynı zamanda ayetler kendisinden sonra gelen ve Kur'ani sistem üzere cereyan eden peygamberler kıssası dizilerinin bir girizgâhı mesabesindedir.[44]
75- Andolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk!
76- Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan'[45] kurtarmıştık.
77- Yalnız onun zürriyetinİ kalıcılar yaptık. (Onlardan başka hepsini helak ettik).
78- Sonra gelenler arasında ona (iyi bîr ün) bıraktık[46].
79- Alemler İçinde Nuh'a selam var. (Bütün insanlar onu esenlikle anarlar).
80- İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
81- Çünkü o, bizim, inanan kullarımızdandı.
82- Sonra ötekilerini (suda) boğduk.
Bu ayetler Kur'ani üslub gereği kafirlerin konumlarını ve gidişatlarını zikreden ayetler peşinden gelen kıssalar dizisinin halkalarmdandır.
Kur'an'ın hikmeti böylesi bir üslubla gelmesini uygun görmüştür. Burada Nuh (a)'a nitab olunmuş, kendisi ve ailesinin, kavminin kendilerine reva gördükleri sıkıntıdan kurtarıldığına, kendi zürriyetinin kalıp diğer insanların boğulduğuna göndermede bulunulmuştur. Ayrıca Nuh (a) Allah tarafından mü'rnin ve muhsin kullarına mükafat verme kuralına uygun olarak, dünyada sürekli iyilerden kabul edilmiştir.
Burada ayetlerin ibret ve Öğüt amaçlı olması gayet açıktır. Çünkü burada kafirler için uyan, peygamber ve peygambere tabi olan samimi kullara teselli ve teşvik bulunmaktadır.
77-81. ayetler dizinin her bir halkasıyla biraz farklılık arzetmekle birlikte tekrarlanmıştır. Şuara süresindeki kıssalar dizisinin ayrılmaz bir parçası olmuştur.[47]
83- İbrahim de onun yolunda'[48] idi.
84- Zİra tertemiz bir yol ile Rabbine gelmişti.
85- Babasına ve kavmine; "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
86- "Allah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"[49]
87- Alemlerin Rabb'i hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)?"
88- (İbrahim) yıldızlara göz attı;[50]
89- "Ben hastayım" dedi[51].
90- Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar[52].
91- O da gizlice onların tanrılarına sokuldu[53] "Yemez misiniz?" dedi.
92- "Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?.
93- Ve gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle kuvvetli bir darbe indirdi.
94- (Puta tapanlar döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) hemen koşarak[54]' ona geldiler.
95- "(Elinizle) yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" dedi.
96- Oysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır.
97- "Onun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın" dediler.
98- Ona bir tuzak kurmak istediler, bizde (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük.
99- (İbrahim) dedi ki: "Ben Rabb'ime gideceğim, o beni doğru yola iletecek."
100- "Rabb'İm, bana İyilerden (bîr çocuk) lütfetti.
101- Ona halim bir erkek çocuk müjdeledik.
102- (Çocuk onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum dedi, ben uykuda görüyorum ki seni kesiyorum; (Düşün) bak, ne dersin?"(Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi.
103- İkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim oldular[55]'. Ve (İbrahim kurban etmek için) onu alnı üzerine yıktı'[56].
104- Biz ona: "İbrahim!" diye seslendik.
105- Sen rüyayı doğruladın. "İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız!"
106- Gerçekten bu, apaçık bir imtihan idi[57].
107- Ve fidye olarak ona büyük bir kurbanlık[58] verdik.
108- Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık.
109- (İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi).
110- İşte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
111- Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.
112- Bİz ona, iyilerden bir peygamber olacak İshak'ı müjdeledik.
113- Kendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendine zulmeden de.
İbralıim(A) Kıssası'na Bir Yorum
Bu, İbrahim ile kavminin ve kavminin taptığı putların, kıssasını içeren ve İbrahim'in rüyasında oğlunu boğazladığını, Rabbani bir emre itibar ederek bunu infaz ettiğini anlatan kıssalar dizisinin ikinci halkasıdır.
Kıssanın birinci bölümü aynı şekilde Şuara ve Meryem sûresinde de aktarılmıştır. Burada ise kıssanın ve ondan çıkarılacak öğütün tamamlanması için Kur'ani hikmet gereği biraz ilave yapılarak ve metodsal farklılık arzederek gelmiştir. Fakat bu zikredilen iki sûrenin genel tefsiri bağlamında söylediğimiz gibi kaybolan tevratin sahifclcrinde bulunmasına engel teşkil etmez. Bunun üzerinde yorum yaptık ve bu bağlamda Araplara oranla buradan öğüt çıkarılması gerektiğine değindik. Bu yüzden burada tekrar iadesine gerek duymuyoruz.
Kıssanın ikinci bölümü ise eldeki Sıfrıt Tekvin'in Ishak 22. bölümünde mevcuttur.
Sıfrıt (tevrat) zikrettiğine göre kurban edilen İshak (a)'dır. Bununla birlikte ayetler bu ismi açıkça zikretmemiş ancak kesilen kişiyi İbrahim'e müjdelenen kişi olarak nitelemiştir. İbrahim'in müjdesi ise İshak'tan ibarettir. Çünkü her ne kadar Hud ve Hicr sûresinde açıktan İshak ismi zikredilmese de bu iki sûrede anlatıldığı üzere onu, yaşlı ve kısır annesi yaşlı babasından gebe kalarak doğurmuştur.
Bu kıssa bağlamında müfessirler, kendisinden fayda görmediğimiz özellikle aşırılık ve gereksiz uzatmada bulunan ahbar ve siyer bilginlerine dayandırarak bir çok açıklamalarda bulunmuşlardır. Her ne kadar müfessirlerin açıklamalarında birçok şerh ve dip-notlarıyla birlikte Peygamber (s) çevresinde ve çağında zikredilen Öteki kıssalar gibi bu kıssaya da işaret bulunsa da bu böyledir.
Her halükarda önemli olan husus daha öncede söylediğimiz gibi dinleyiciler tarafından şöyle yada böyle biliniyordu. Ayetlerde görüldüğü kadarıyla amaçlanan asıl hedef ibret ve aralarında İbrahim (a)'ın da bulunduğu salih kulların Örnek gösterilmesidir. Çünkü İbrahim (a) küçük çocuğunu Allah'a kurban etmeye razı olma ve kendisini O'na teslim etme noktasında son derece vefakâr ve fedakâr idi. Ayrıca Allah'tan gelen vahyi hayata aktarmada öncü idi. Bu yüzden Allah'ın Övgüsüne, korunmasına ve yardımına mazhar olmuştur.
"Onların neslinde gelenler arasında iyi hareket eden de var açıkça kendine zulmeden de" cümlesi İbrahim (a)'m soyunun durumunu ortaya koymaktadır. Çünkü onların içinde iyi, salih, günahkar, sapık ve bunlardan ötürü kendini helaka sürükleyen kimseler vardır. Burada kendilerini Allah'ın seçkin halkı olduğu varsayımında bulunan İsrailo-ğulları diğer insanlardan farksız olup onlar içinde Allah'ın rahmet ve ikramına layık olan salihler bulunduğu gibi Allah'ın gazab ve azabına layık olan sapık ve günahkarlarda bulunmaktadır.
Maidc süresindeki şu ayette bu yorum açık bir şekilde yapılmaktadır;
"Yahudiler ve Hristiyanlar: 'Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz' dediler. De ki: 'O halde niçin günahlarınızdan Ötürü (Allah) size azab ediyor?'. Hayır Siz de O'nun yarattıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. Dönüş de O'nadir." (Maide:18).
Kıssanın birinci bölümünde İbrahim (a)'in daha önceki sûrelerde de geçen yıldızlara bakmasına işaret edildiği görülmektedir. Burada gelenler İbrahim (a) ile kavmi arasında geçenleri detaylıca açıklıyor olabilir. İbrahim (a) ile ilgili kıssanın son bölümü En'am sûresinde anlatılmaktadır. Bu da bu sûrenin En'am sûresinden sonra indiğini göstermektedir.
"Oysa sizi de yaptığınız (şeyler)i de Allah yaratmıştır" cümlesinde müfesirlerle ke-lamcılar arasında tartışma konusu olan bir duruma dikkat çekmek istiyoruz: Onlardan bazıları. "Oysa sizi de yaptığınızı da Allah yaratmıştır" ayetine dayanarak Allah'ın insanları ve insanların amellerini yarattığını, insanların amellerinin sonradan kazanılmadı-girii, aksine bunların daha önceden takdir edildiğini söylerken diğer bir grup bunu inkar etmişti[59].
Belirtilen açıklamaların insanın sonradan elde etme, seçme, cezayı haketme kabiliyetini çeşitli metodlarla belirten kesin Kur'ani açıklamalarla uyum içinde olmadığını gözardı etsek bile söz konusu ayet insanların ve amellerinin yaratılması konusunda doğrudan Kur'ani bir açıklama değildir. Aksine bu İbrahim (a)'ın kavmini eleştirmesi ve onlara deliller sunması konusundaki İbrahim'in görüşlerini aktaran cümlelerdir.
İbrahim (a)'in kavmi elleriyle yaptıkları pullara tapıyorlardı. İbrahim (a) da onlara: "Sizi şüphesiz Allah yarattı. Ellerinizle yaptığınız o putların size ne bir yaran ne de zararı dokunabilir diyordu. Aynı şekilde yine Ankebut sûresinde İbrahim (a)'ın kavmine Allah'ın kendilerini yarattığını anlatan ifadeler vardır;
"Siz Allah'tan başka bir takım putlara tapıyorsunuz. Yalan uyduruyorsunuz. Sizin Allah'tan başka taptıklarınız size rızık vermezler" (Ankebut:17). Bu ayet bizim söylediklerimizi desteklemektedir.
Kelamcılarla müfessirler arasında kendi görüş, ekol ve yorumlarını desteklemek için ayetin bir kısmını alıp diğer bir kısmını bırakma olayı oldukça yaygındır. Oysa o bırakılan ayet ve bölümler başka bir konuyla ilgili olup, çoğu kez Örneği geçen bu durum onların görüşlerine delil teşkil etmez.[60]
114- Andolsun Musa'ya ve Harun'a da lûtuflarda bulunduk.
115- Onları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık.
116- Onlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular.
11 7- Onlara açık ifadeli Kitabı[61] verdik.
118- Ve onları doğru yola ilettik.
119- Ve sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık:
120- (Hep): "Musa'ya ve Harun'a bizden selam olsun!"
(diyeceklerdi).
121 - İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
122- Çünkü onların ikisi de bizim mü'min kullarımızdandır.
Bu, Kur'anın ve siyakın hikmeti gereği bir üslubla Musa İle Harun (a)'a göndermelerde bulunan kıssalar dizisinin ikinci halkasıdır.
İbareleri ise gayet açıktır. Buradan çıkarılacak ibret; Allah'ın kendisine inanmaları ve iyilerden olmaları sebebiyle Musa ve Harun (a)'a yaptığı destek, yardım ve yol gösterme anlatılmak istenmekte ve örnek getirilmektedir.[62]
123- İlyas'cfa peygamberlerdendi.
124- Kavmine demişti ki: "{Allah'ın azabından) korunmaz mısınız?"
125- "Ba'l'e yalvarıp, yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz?"
126- "Sizin ve evvelki atalarımızın tanrısı olan Allah'ı (terk ediyorsunuz ha!"
127- Onu yalanladılar, bundan dolayı onlar (cehenneme) getirileceklerdir[63].
128- Yalnız Allah'ın halis kullan hariç. (Onlar cehennemden uzak tutulacaklardır).
129- Biz, sonra gelenler arasında ona da (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık:
130- "İlyas'a selam olsun."
131- İşte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
132- Çünkü o, bizim mü'mİn kullarımızdandı.
İlyas (A) Kıssası'na Bir Yorum
Bu, İlyas (a) ve kendilerinin ve babalarının en güzel yaratıcısı ve Rabbi olan Allah'ı bırakarak ba'l ilahına tapan kavmin kıssasının bulunduğu dördüncü halkadır. Bu halka îlyas (a)'ın kavmini tevbeye çağırmasını, kavminin ise onu yalanlamasını, İlyas'ın Allah tarafından övülmesini anlatmaktadır. Çünkü o, mü'min ve salihlerden olup Allah'a kulluk edenlerdendir.
İlyas, protestan baskısına göre "Mulûk (Karallar) sıfırlarından ilk "sıfr"da Katolik baskısına göre üçüncü sıfrda zikredilen Eliya halkının peygamberidir. Zikrolunan Sıfnn 16, 17, 18, 19 sahifelerinde kapsamlı olarak geçen bu husus Kur'an ayetlerinde özetle geçmektedir. Sıfrıt tekvinde anlatıldığına göre İsrail kralı Ahab zamanında Sûr kralı, kızı Ahab'ın karısı İzabil'in etkisiyle ba'l putuna, birçok tapmaklarına ve peygambcrlerine tapanlarla takışmış, İlyas (a) Allah'ın emriyle kral ve karısını uyarmış, her ikisinin öfkelenmesine ve tutuklama girişimine maruz kalmış. Bu sebebie Allah onları dış savaş, kıtlık ve kuraklıkla denemişti.
Bu olay yahudi kanalıyla Peygamber (s) çevresinde bilinmektedir. Bunun için hatırlatma, misal verme ve öğüt kabilinden buna burada işaret edilmiştir. Halkadaki işaret edilen asıl hedefte işte budur. Burada İlyas (a)'ın kavmini uyarması, onları yaptıklarından vazgeçmeye çağırması, kavminin onu yalanlaması, Allah'ın onlara azab etmesi, İlyas'ın ihlası ve imanı sebebiyle Övgüye mazhar olması anlatılmaktadır.
Tefsir kitaplarında [64]İlyas kıssası çevçevesinde yahudi ve ahbar raviler kanalıyla Mu-hammed b. İshak, Kureşi ve diğerlerinden bir çok açıklamalar nakledilmiştir. Az önce zikri geçen Sıfrıt Tekvin'in bölümlerinde anlatılan ve anlatılmayan nice olaylar orada anlatılmıştır. Buda bu kıssanın peygamber çevresinde ve o dönemde bilindiğne delildir.
Biz Sıfrıt Tekvinin bölümlerinde yahut tefsir kitaplarında anlatılan şeyleri alıntılamakta herhangi bir sakınca görmüyoruz. Çünkü bundan asıl amaç Kur'anın hikmeti ge-reğİ anlatılanlardan ibret almadır.[65]
Ba'l İsmi
Ba'l; Şam diyarının yani Suriye, Lübnan, Ürdün'ün doğusu ve Filistin'in, miladdan önceki taptıkları ilahı [66]olup bununla ay veya gökyüzü ilahı kasdediliyordu. Aynı şekilde Arap yarımadasının güneyindeki ve Irak bölgesindeki insanlarda ona tapıyordu. O Arap ırkının baş ilahı olarak ortaya çıkmaktadır. Yemen kazı eserlerinde gökyüzü ilahı anlamına gelen "ba'1-semin" adı[67] kayıtlarda mevcuttur.
Ba'l kelimesi fasih arapçaya İslam öncesinde girdi. Bir şeyin sahibi ve kocası anlamını aldı. Bu kelime Kur'anın birçok ayetlerinde koca anlamında kullanılmıştır. Tefsiri yapılan Hud sûresinin 72. ayetinde bu anlamda kullanılmıştır.[68]
133- Şüphesiz, Lut da peygamberlerdendi.
134- Hani O'nu ve ehlini toptan kurtarmıştık!
135- Yalnız bir kocakarı (Lut'un karısı, azapta) kalanlar arasındaydı[69]'.
136- Sonra diğerlerini helak ettik.
137- Sonra siz sabahleyin onların yurtlarına uğruyorsunuz. 138- Gecede hiç akıl edip düşünmüyorsunuz?
Lut (A) Kıssasına Kısa Bir Yorum
Bu beşinci halka olup burada kavmiyle birlikte Lut (a) kıssasına işaret vardır. Burada bu kıssa önceki sûrelerden daha ayrıntılı olarak sunulmuştur. Dizide Hicaz halkıyla ilişkili olarak yeni bir şey anlatılmaktadır; Allah'ın yerle bir ettiği Lut kavmi diyarına sa-bah-akşam uğrayan Hicazlılara bu kıssa gönderme yapmakta ve onları eleştirmektedir. Çünkü onlar ne aklediyor ne de gördüklerine itibar ediyorlar. Bu anlatılan yerler, Filistin'in Eriha'daki Ölüdeniz kıyıları üzerindedir. Hicazdan Mısır'a gelen yahut Mısır'dan Hicaz'a dönen Hicaz ticaret kafileleri buralara uğruyor, günümüze değin mevcut olan yıkılmış eserleri görüyorlardı. Üstelik onlar Lut kavmi kıssasını ve Allah'ın yurtlarını yerle bir ettiği yerleri yahudiler kanalıyla öğrenmişlerdi. Allah'ın Lut'u ve kavmini azabından kurtarmasına, karısını ise helak etmesine ilave olarak öğüt ve ibret bulunmaktadır.[70]
139- Gerçekten Yunus da peygamberlerdendi.
140- Hani (kavmine vadettiğİ azab gelmeyince) yüklü gemiye'[71] kaçmıştı[72].
141- (Gemi durdu. O zamanın inancına göre buna sebeb gemide birkaç kölenin bulunması idi. Kaçağı bulmak için aralarında gemicilerle) kur'a çektiler de[73] kaybedenlerden oldu'[74] (onu denize attılar).
142- Derken kendisini balık yuttu[75]. O kendi kendini kı-namakta ıdıib[76].
143- Eğer çok teşbih edenlerden olmasaydı.
144- Balığın karnında muhakkak İnsanların dirilecekleri güne kadar kalacaktı.
145- Biz onu hemen sahile[77] attık[78]; o hasta haldeydi.
146- Ve üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
147- Biz onu yüzbin kişiye hatta daha ziyadesine peygamber gönderdik.
148- Nihayet (vadedilen azab gelince) ona iman ettiler. Biz de onları bir zamana kadar geçindirdik.
Yunus (A) Kıssasına Kısa Bir Yorum
Bu kıssalar dizisinin altıncı ve son halkasıdır. Burada Yunus (a) ile kavminin hikayesi anlatılmaktadır. Bu hikaye tefsiri yapılan Kalem, Yunus ve az sonra gelecek olan Enbiya sûrelerinde geçmektedir. Yalnız Kur'anın hikmeti gereği burada biraz farklılık bulunmaktadır.
Bu kıssa, bu sûrede ve Kalem sûresinde anlatılanların bir Özeli olarak, eski ahdin Yunan sifr"mda zikrolunmustur. Yunus süresindeki kıssa ise bilindiği üzere Yunan sıf-nndakinin arapçalaşmış halidir. Biz hikayenin özetini Kalem sûresinde anlattık ve yeterince yorumda bulunduk. Bu yüzden yeniden ele almaya gerek duymuyoruz.
Buradaki hikayenin ayetlerinde bulunan ibretin Özü şudur: Kavminin Allah'ın emrine karşı gelerek kendisini yalanlamasına öfkelenen Yunus (a) görevi terkeder, Allah da bunun cezası olarak onu denize atar kendisine bir uyan olması İçin balık onu yutar. Yunus (a) pişman olur, Allah'ı teşbih eder ve O'na sığınır. Enbiya sûresinin şu ayetleri de aynı gerçeği anlatmaktadır: "Zünnûn (Yunus)a gelince, o öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde senden başka hiç bir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum! diye niyaz etti. Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz, mü'minleri böyle kurtarırız" (Enbiya: 87-88).
Yunus, Allah'a tevbe edip yakarır. Allah'da onu balığın karnından kurtarır. Sonra kavmine gider onları Allah'a yeniden çağırır onlarda onun çağrısına kulak verererek i-man ederler. İşte bu böyle. Biz 147. ayetin kipine işaret ediyoruz. Çünkü orada Yunus kavminin sayısında Allah'a caiz almadığından ötürü şüphe bulunmaktadır. Bu yüzden diyoruz ki; bu Kur'ani anlatım tarzlarından, hoş olan bir anlatım tarzıdır.
Bu tür anlatım tarzını biz "metodik tabir" cümlesiyle ifade ediyoruz.[79]
149- (Ya Muhammed) şimdi sor onlara: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı?
150- Yoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık?
151- İyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki:
152- "Allah doğurdu". Onlar, elbette yalancıdırlar.
153- (Allah), kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş?
154- Size ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz?
155- Hİç mi düşünmüyorsunuz?
156- Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?[80]
157- Doğru iseniz kitabınızı getirin.
Ayetlerde, kızlar Allah'ın erkek evlatlar kendilerinin olmasının doğru olup olmadığına, zannettikleri gibi Allah'ın melekleri gözleri önünde dişi olarak yarattığının gerçekliğine dair Peygamber (s)'e müşriklere susturucu sorular sorması emredilmekte. Allah'ın çocuklar edindiği noktasında yalan yanlış zanlanna dikkat çekilmekte, onların yanlış kanılarına dayalı olumsuz, soru kipindeki Allah'ın kızları oğlan evlatlarına seçip tercih ettiği mantığının ve yakıştırmasının akılsızlık ve mantık dışı olduğu belirtilmekte ve onların yanlarında, şayet söyledikleri doğru ise kendi sanılarının doğruluğunu destekleyen açık bir delil yahut kitap getirmelerini isteyerek onlara meydan okunmaktadır.
Ayetlerde kıssalar dizisinden önce söz konusu olan müşriklere yöneltilen söze dayalı iltifat bulunmaktadır. Çünkü burada sûrenin ilk ayetlerinin anlattığı münakaşa ve ce-del konuları yeniden ele alınmış, başı ile sonu arasında siyak bütünlüğü sağlanmıştır. Bu yüzden bu ve sûrenin ilk ayetleri arasında gelen ve de kafirlerin ve samimi olanların gidişatlarını açıklayan, bir kısım peygamberlerin ve kavimlerinin kıssalarını anlatan ayetler delil sunma, hatırlatma ve söz arası kabilinden gelmiştir.
Bu metod, şayet Kur'an sisteminin sitillerinden olduğunu söylemek doğru ise bir çok sûrelerde tekrarlanmıştır.[81]
Allah'ın Kız Evlatlar Edindiği İddiasına Eleştiri
Ayetlere şöyle bir göz atıldığında, müşrikler tarafından Allah'a kızlar nisbet edilmesi ve erkek evlatların kızlar üzerinde üstünlüğünün belirtilmesi üzerine müşriklerin açıkça eleştiri yağmuruna tutuldukları göze çarpmaktadır. Diğer münasebetlerde de belirtilen meleklerin Allah'ın kızları olduğuna dair müşriklerin bu inancı burada da zikredilmiştir. Bunun benzeri bir Örnek Necm sûresinde geçmektedir.
Gerçekte bu, Kur'ani ayetlerin özünün ve kipinin işaret ettiği gibi tartışma ve söz düellosu kabilinden bir şeydir. Bu yüzden Allah'ın çocuk edindiği yönündeki düşünce esasını Kur'anın yalanlaması kesindir. Çünkü bir çok ayetlerin aktardığı üzere Araplar kız çocuklardan hoşlanmıyorlardı. Nahl sûresinin şu ayetleri, müşrikleri beyinsizlikle suçlama ve bu inanç noktasııuLı onlarla olan tartışmayı ortaya koymaktadır:
"Onlar, kızların Alkil .ı ait olduğunu iddia ediyorlar. Hâşâ! Allah bundan münezzehtir. Beğendikleri de (erk. k çocuklar) kendilerinin oluyor. Onlardan birine kız müjde-lcndİği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki verdikleri hüküm ne kadar kötüdür. Kötü sıfat, ahi-rete inanmayanlar içindir. En yüce sıfatlar ise Allah'a aittir. Çünkü O, her şeyden üstün ve hikmet sahibidir" (Nahl:57-60).
Bu ayetler, müşriklerin, beyinsizliğini, erkeği kendilerine seçip faziletsizi Allah'a ayırmalarındaki çelişkiyi ortaya koymaktadır.
Biz, Necm sûresinin tefsirini yaparken kafirlerin melekleri Allah'ın kızları kabul edişleri, Allah katında onların şefaatini umdukları için onlara ibadet ettikleri konusundaki inançları üzerinde yeterince yorumda bulunduk. Bunun için burada bu hususa yeniden değinmeye gerek duymuyoruz. Ne var ki biz buradaki ayetlerin içeriğine işaret ederek; müşrik Arapların bu inançlarında kendilerini haklı gördüklerine, bunun için inad ve güç kullanarak mücadelede bulunduklarına değinmiştik. İşte bu yüzden ayetler de Arap müşriklere aynı güçle karşılık vermekte, onlara meydan okuyarak akılsız ve beyinsiz olarak nitelemektedir.[82]
158-Onunla (Allah ile) cinler arasında bir nesep, (bir soy birliği) uydurdular. Halbuki cinlerde onların getirileceklerini bilmiştir.
159- Hâşâ! Allah onların taktıkları sıfatlardan yücedir.
ilk ayette müşriklerin akidelerinden birine öfkeyle işaret edilmektedir. Şöyleki, müşrikler Allah ile cinler arasında bir neseb bulunduğu kanisındadirlar. Ayet, bu durumda olanlara cevap vererek cinlerin böyle inananların kıyamet günü Allah'ın azabına getirileceklerini bildiklerini belirtmektedir. İkinci ayet ise müşriklerin uydura geldikleri ve taktıkları sıfattan Allah'ın yüce olduğunu belirtmektedir.
Bilindiği üzere her iki ayette siyaktan kopuk değildir. Önceki ayetlerin beürtiği şeylere ilave olarak müşriklerin inançlarından bir diğerini aktarmak için gelmiştir.
Birinci ayetin aktardığı inanç hususundaki rivayetler ve görüşler farklılık arzetmek-tedir; Bu görüşlerden biri, cin kelimesinden meleklerin kasdedildiğidir. Çünkü meleklerde cinler gibi gözden ıraktırlar, görülmezler. Ayet, müşriklerin meleklerin Allah'ın kızları olduğu inancını eleştirmek için gelmiştir.
Bir diğer görüş; cinlerin, İblisin de kendilerinden sayıldığı meleklerden oluşudur.
Bir başka görüş ise; ayetin, cinleri Allah'a ortak koşma ve cinlere tapma inancını kasdetmesidir. En'am sûresi 100. ayette zikredilen husus işte budur.
Bir başka görüşte; Allah'ın cinlerle akraba bulunduğu, meleklerin bunun bir neticesi olduğu görüşüdür.
Biz maksadın ilk iki görüşten biri olduğu kanısında değiliz. Aksine biz son iki görüşü tercih ediyoruz. Hatta ayetin içeriği sonuncu görüşü tercih ettiği kanısındayız. Ayetin yorumunda Zemahşeri, Ebus Sûud, îbn Kesir de bu görüşü kabul etmiş ve şöyle bir rivayeti buna delil getirmişlerdir: "Mücahid diyor ki: müşrikler; meleklerin Allah'ın kızları olduğunu söylemektedirler. Bunun üzerine Ebu Bekir, onların anneleri kim? deyince cinlerin zenginlerinin kızları dediler."
Bu Arap inancı hususundaki şayet ayetin işaret ettiği rivayetler doğru ise, bu bir dini varsayımdan ibaret olur; cinler ateşten yaratılmış, melekler nurdan yaratılmıştır. Allah'ın cinlerle olan yakınlığı onların ateşini nura çevirerek ondan melekler oluşmuştur.[83]
160- Fakat Allah'ın temiz kullan hariç {onlar azaba sokulmayacaklardır).
161- (Ey inkarcılar!) ne siz ne de taptıklarınız.
162- (Kimseyi) Allah'a karşı kandırıp yoldan çıkaramazsınız[84].
163- Ancak cehenneme girecek olanı (kandırabilirsiniz)[85].
İlk ayet, bu sûredeki zorunlu bir münasebetle gelen ayetin tekrarıdır. Çünkü birçok kez sûrenin bölümlerinin ardından tekrar edilmiştir. Burada Allah'ın samimi kullan müşrik ve kafirlerden istisna edilmiş. Peşpeşe gelen üç ayet muhatab zamiriyle müşrik kafirlere eleştiride bulunarak onlara; siz ve Allah dışında taptığınız şeyler kötü niyetliler ve ateşi hakedenler hariç hiç kimseyi ne fitneye düşürebilir ne de sapıtabilirisiniz." demektedir.
Ayetler bilindiği üzere öncekilerle bağlantılıdır. Belki de bu ayetler küfrün öncülerinin inançları uğrunda yaptıkları mücadeleyi, çabayı, içermektedir. Burada nebevi siret pasajlarından bir pasaj, müşriklerin inançlarında ve nefislerinde aşın gitiklerini ortaya koyan bölümler bulunmaktadır. Bu husus daha önceki münasebetlerde dikkat çektiğimiz üzere burada da tekrarlanmıştır.[86]
164- "Bizim içimizden herkesin belli bir makamı vardır."
165- Biziz o saf saf dizilenler biz.
166- Biziz o teşbih edenler, biz.
Ayetlerde samimi olan kulların herbirinin haddini, makamını bildiğine, toptan Allah için saf olup, O'na teşbih edip yücelttiklerine dair açıklama bulunmaktadır.
"Bizim içimizden herkesin belli bir makamı vardır" ayetinde müfessirlere göre[87] sözleri geçen kimseler meleklerdir. Burada melekler Allah'ın kızlarıdır yahut onlarla Allah arasında bir neseb vardır diye onlara ibadet eden müşrikler yalanlanmaktadır. Tercih edilen görüş müşriklerin melekler hususundaki İnançlarının belirtildiği mevzuyu desteklemektedir. Buna rağmen her nekadar siyak noktasında çelişki varmış gibi gözüksede bu ayetlerle önceki ayetler, arasında bir bağ bulunmaktadır.
İkrar edenlerin görüşlerinin aktarıldığı ibareye değil ikrar edenlerden direkt açıklama yapıldığına işaret eden ibareye dikkat çekilmektedir. Bildiğimiz kadarıyla müfessirler herhangi bir yorum ve sebeb zikretmemektedirler.
Ayetler metodsal olarak tefsiri yapılan Meryem sûresinin 64 ve 65. ayetlerine benzemektedir. Bunlarda aynı şekilde içerik olarakda bir benzerlik bulunmaktadır. Çünkü Meryem sûresinin ayetleri aynı şekilde meleklerin konuşmasını aktarmaktadır. Biz Kur'ani vahiy sûrelerinden bu metodik sûreye Meryem süresindeki ayetlerin açıklaması bağlamında yeterince yorumda bulunduk. Bu yüzden burada daha fazla açıklama yapmaya gerek duymuyoruz.[88]
167- Gerçi o {puta tapa)nlar şöyle diyorlardı:
168- "Eğer yanımızda evvelkilere gelen kitaplardan bir kitap olsaydı."
169- Elbette biz, Allah'ın temiz kulları olurduk.
170- Fakat onu inkar ettiler, yakında bileceklerdir.
Ayetlerde kafirlerin; şayet kendilerine gelen Allah'ın bir zikri veya kitabı olsaydı i-man edeceklerine ve Allah'ın samimi kullan olacaklarına dair söyledikleri sözler anlatılmakta, onlara cevab olarak; böyle bir şey gelmiş olsaydı yine kabul etmeyecekleri ve verdikleri söze ihanet edecekleri gerçeği vurgulanmaktadır. İşte bunun için onlar kötü sonuçlarını görecek ve bileceklerdir.
Ayetler siyaktan kopuk değildir. Önceki ayetlerle bağlantılıdır. Bu ayetler aynen kafirlerin sözlerini anlatan ve onlara cevaplar veren ayetler kabilindendir.
Ayetlerin kafirlerden bahsettiği bu durum, Kur'an'da birçok defa geçmektedir. Ayrıca bu sûreden önce geçen sûrede de anlatılmıştır. Bunun ortaya koyduğu hedef rağbet veya geniş bir çevreye sahip olan güvenlik içindir. Söz ve fiillerinde çelişki bulunan kafirleri hüccet ve delil mahkum etmiştir.
Biz Fatır Sûresi 43-44, En'am sûresi 155-157. ayetlerin tefsirlerinde bu bağlamda yeterince yorumda bulunduk. Bu yüzden burada yeniden aktarmaya ve üzerine herhangi bir şey ilave etmeye gerek duymuyoruz.[89]
171- Gönderilen peygamber kullarımıza şu sözümüz geçmişti:
172- "Mutlaka kendilerine yardım edilecektir.
173- "Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur.
174- Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
175- Ve (azap İndiği zaman) onlar(ın halin)i gör. Onlarda yakında göreceklerdir'[90].
176- Bizim azabımızı mı aceie istiyorsunuz?
177- Fakat o (azab) yurtlarına indiği zaman uyarılmış olan-larin sabahı ne kötü olur!
178- Bİr süreye kadar onlardan yüz çevir.
179- Ve fbeklede) gör, onlarda göreceklerdir.
180- Kudret ve şeref sahibi Rabb'in, onların taktıkları sıfatlardan yücedir.
181 - Selam, gönderilen peygamberlere :
182- Hamd, alemlerin Rabb'i Allah'a.
Ayette Allah'u Tealanm peygamberlerine ve elçilerine zafer vadettiğine; O'nun ordusunun ve taraftarının sonuçda üstün geleceğine dair Rabbani bir ifade bulunmakta, ayrıca Peygamber (s)'in kafirlerden yüz çevirmesi, onları ciddiye almaması, belli bîr süreye kadar onlara mühlet vermesi emredilmektedir. Hiç şüpesiz o kafirler Allah'ın vadinin gerçekleştiğini göreceklerdir. Bu azab onlar üzerine vaki olunca korkunç bir şekilde sabahleyin olacağı belirtilmiştir. Burada Peygamber (s)'in onlardan yüzcevirmesi, onlara belli bir güne kadar süre tanıması emredilmekte, kafirlerin vadolunan şeyi görecekleri vurgulanmakta, Kafirlerin Allah'a yakıştırdıkları şeylerden O'nun beri olması ifade edilmekte, Allah elçisine Rabbani selam sunulmakta, buna yalnızca kendisinin layık olduğu alemlerin Rabbi olan Allah'a Övgü ve sena sunulmaktadır.
Ayetler bilindiği üzere kafirler için bir uyarı niteliğinde olan Önceki ayetlerin peşinden, tartışma bölümlerinin ardından gelmiştir. Bu noktalamanın gücü kafirlerin konumlarını ve Peygamber (s) ile tartışan durumlarını aktaran görüntülere ışık tutmaktadır.
Ayetlerin asıl amacı Rabbani bir uyarı içermek, kafirlerin gönüllerinde korku ateşi yakmak Peygamber (s) ve inananları teskin etmektir.
Ayetlerin genel anlatım tarzı kafirlerin dünyada başlarına geleceklerle, ahirette genel gidişatlarının karşılaşacakları akibetle, ilgili uyarı mahiyetindedir. Bu tür anlatım Kur'anda birçok kez tekrar edilmiştir. Güçlü anlatım, sebat, güven ve kuvvet ortaya koyma, sonunda herhangi bir endişeye meydan vermeden Peygamber (s) ile arkadaşlarının nefsinde zafer telkininde bulunma Kur'anm şanındandır. Buna rağmen ayetler müşrik liderlere karşı inananlar ve Peygamber (s) için Allah'ın vereceği zafer vadinin gerçekleşeceğine, Allah sözünün yüceleşip kafirlerinin sözünün alçalacağma dair Rabbani mucizenin bir ölçüsü olmuştur.[91]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/125.
[2] Ez-Zacirâîi Engelleyenlere, alıkoyanlara yahut koşanlara/sürenlere.
[3] Duhûren Zorla sürülürler, kovulurlar.
[4] Vasibıın Sürekli, devamlı veya sabit.
[5] Şihahun sakibun Delici veya geçici bir alev.
[6] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/127.
[7] TînihLazihin Yapışkan/bitişik taşlaşmış topraktan.
[8] Yestesharûn Eğlencede aşın gidiyorlar. Dalga geçiyorlar.
Yestesharûn Eğlencede aşın gidiyorlar. Dalga geçiyorlar.
[9] Dahrûn Alçak/zelil olarak.
[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/128.
[11] Zecretün Çığlık yahut bağırtı.
[12] Yevmuddin Ceza günüdür.
[13] Ellezine Zalemu Günahları ve küfürleri sebebiyle nefislerine zulmedenleri.
[14] Ezvacehum Burada onlara yarenlik edenleri, benzerleri anlamındadır.
[15] Ehdûhum Onları götürün, salın.
[16] İla Sıratın Yoluna.
[17] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/129.
[18] Lâ tenaserûn Siz dünyada yaptığınız gibi yardımlaşmıyorsunuz. Bir kısmınız diğerlerinize yardım etmiyor.
[19] Te'tünenâ anıl yemin Bize sağdan yanaştınız.
[20] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/130-131.
[21] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/131-132.
[22] Maiyn Kesintisiz veya yeryüzünde belirgin olan menba.
[23] Gavlün Sarhoş eden içki.
[24] Yünzefün Akillanmgideren.
[25] Kasıraht taifi Bakışlarını çevirmiş. Temiz ve iffetli
kadınlardan kinaye olarak kullanılan bîr ifadedir.
[26] înun Ceylan gözlü.
[27] Meknunun Açılmadan korunmuş.
[28] Beydun Büyük inci taneleri yerine mecaz olarak kullanılmaktadır.
[29] Karînun Arkadaş, yaran, dost.
[30] Medinûne Ceza ve kaza için dirilecekler.
[31] Sevaü'lcehhim Ateşin ortası.
[32] Leturdine Beni helak edecek ve beni alçaltacaksm.
[33] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/134.
[34] ffüzülenj Konaklamak için.
[35] ez-Zalimine Zalimler burada günahkar kafirlerden kinayedir.
[36] Asli'I cehim Cehennemin altında.
[37] Taluha Meyveleri, tomurcuklan.
[38] Şevben nün hamim Kaynar sudan yapılmış bir içecek.
[39] Elfev Buldular.
[40] Yühreûne Koşturuluyorlar, yediriliyorlar.
[41] Bkz. Tabersi, Keşşaf ve İbn Kesir Tefsirleri.
[42] Bkz. Tabersi, Keşşaf ve İbn Kesir Tefsirleri.
[43] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/135-136.
[44] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/136.
[45] el-Kerbi'l-Azim Onların kavimlerinden kimilerinin karşılaştıkları sıkıntılı şiddet.
[46] Terekna aleyhi fil âhirine Onun için ardından insanlar içinde yadedilen iyi bir anı yahut ona ikram olsun için tahiyyat ve selam bıraktık.
[47] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/137-138.
[48] Min şiatihi Onun grubundan, cemaatinden yahut emsalinden.
[49] Etfken ûlihetetı dünellahi turidûne Zulmederek ve iftira atarak Allah'tan başka tanrılar mı ediniyorsunuz?
[50] Nazara nazraten fin-nucümi En'am sûresinde anlatılan yıldızlara tapanların sapıttığına bir göndermedir.
[51] Kale innİ sakimun Mazeret olsun için; "ben hastayım" dedi.
[52] Fetevelleu anhu müdbîrine Onu terkcltiler,sirl çevirdiler.
[53] Ferağa Sokuldu, meyletti, yanaştı.
[54] Yeziffune Koşarak,hemen alel acele, hemencecik.
[55] Feîemma eslema Böylece ikiside Allah için teslim oldular.
[56] Tellehû lilcebini Onu yere çaldı, kesimine saygı duymaları için alnı yere doğru geldi.
[57] înne haza lehuvel belau l-mühinü Bu İbrahim'in maruz kaldığı zorlu bir sınav ve açık bir imtihan idi.
[58] Bizibhin "Kurbanlık" anlamındadır. Kesilen hayvandan kinaye olarak kullanılmıştır.
[59] Bkz. Zamahşeri, Begavi, Hazin Tefsirleri.
[60] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/141-142.
[61] eî-Müstehine Açık, net
[62] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/143.
[63] Fe innehum îe muhterim Onlar Allah'a toplanacaklar ve azabı için haşrolunacaklar.
[64] Bkz. ibn Kesir, Beğavi, Hazin Tefsirleri.
[65] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/144-145.
[66] Bkz. Tarihu'l-Cinsil-Arabi adlı eserimiz, Cilt:4 sh. 97, 194, 296.
[67] Bkz. "Cevad Ali'nin Tarihu'l İslam Kablel Arab" adlı eseri sh. 157.
[68] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/145.
[69] FH-gabirine Lut kavminden helak olanlar arasındaydı.
[70] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/146.
[71] Ebeka Hemen kaçtı, firar etti.
[72] d-Meşhûne Dolu.
[73] Sâherne Kur'a'ya. katıldı.
[74] el-Müdhadin Kaybedenlerden, yenik düşenlerden (oldu).
[75] el-Tekamehu (Balık) onu yuttu, içine aldı.
[76] Muîimun Kendini, kınamaya başladı, kınayıcı oldu.
[77] Nebeznâhu Biz onu attık, çıkardık.
[78] Bil-Arâ'i Ağaçtan ve gölgeden yoksun bir yere.
[79] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/147-148.
[80] Em leküm sultanün mübinun Yoksa sizin kuruntularınız üzerine Allah'tan açık bir burhanınız mı var?
[81] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/149.
[82] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/149-150.
[83] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/150-151.
[84] Fatınîn Yani yoldan çıkarıcılar, saptırıcılar (olamazsınız).
[85] Saîiî çekimi Ancak cehennemlikler ve cehenneme girecek olanlar.
[86] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/151-152.
[87] Bkz. İbn Kesir, Tabersi. Hazin, Beğavi Tefsirleri.
[88] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/152.
[89] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/153.
[90] ebsırhum fesevfe yübsırûn Onlara bak yahut onları uyar. Onlar uyarıldıkları şeyin gerçekleşeceklerini göreceklerdir.
[91] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/154-155.
İslami Okul Okulların En Önemlisi