Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sâffât Suresi - Kuran - 037Saffat - 22. Sayfa

SÂFFÂT SURESİ 2

 


SÂFFÂT SURESİ

 

Sâffat suresi, yüz seksen iki âyettir ve Mekke'de nazil olmuştur,

Cenab-ı Hak bu mübarek sureye, ilahımızın tek bir ilah olduğuna, onun, göklerin, yerin ve herşeyin rabbi olduğuna yemin ederek başlıyor.

Dünya göğünün yıldızlarla süslendiği ve oranın isyankâr şeytanlardan korunduğu beyan ediliyor. Bu sebeple şeytanların, gökte konuşulanları dinleye-medikleri ancak oradan bir söz kapıp kaçanların da peşlerine,herşeyi delip ge­çen bir ateşin takıldığı açıklanıyor.

Kâfirlerin, cenab-ı Hakkın kudretini gösteren muhteşem delillerden ibret almadıkları, bilakis onlarla alay edip onlara "Sihir" dedikleri, ölüp toprak olduk­tan sonra tekrar dirilmeye inanmadıkları beyan ediliyor. Evet, herkes âhirette di­rilecek ve bu dünyadayken inanmadığı o günden dolayı çok büyük bir pişman­lık duyacaktır. Onlara orada: "İşte bu, yalanlayıp durduğunuz gündür." denile­cek ve onlar toplanıp cehenneme sürüleceklerdir.

O âhiret gününde, dünyadayken Aîlahı bırakıp da kendilerine tapınılanlar ile tapanlar arasında bir münakaşa başlayacak ve onlar arada birbirlerini suçla­yacaklardır. Ve işte onların hepsi orada azapta ortak olacaklardır.

Allaha ve âhirete iman eden ihlash kullar için ise .çeşitli meyveler, Naim cennetlerinde tahtlar üzerinde ikramlar vardır.

Cehennemliklere ise zakkum ağacından yedirileceği, karınlarını bunlarla doldurduktan sonra üzerine de kaynar su içirileceği beyan ediliyor.

Sure-i Celilede bu hususların beyanından sonra Nuh (a.s.)ın kısasına işa­ret ediliyor. Nuh (a.s.)ın ve ona iman edenlerin büyük bir felaketten kurtarıldık­ları ve yeryüzünde sadece Nuh (a.s.)ın zürriyetinin bırakıldığı ve "Âlemler için­de Nuh'a selam olsun." dedirtme suretiyle, nesiller İçinde Nuh (a.s.)a güzel bir nam bırakıldığı beyan ediliyor. Ona iman etmeyenlerin ise suda boğuldukları haber veriliyor.

Bundan sonra Hz. İbrahim kıssasına yer veriliyor. Hz. İbrahim'in, kavmiyle beraber toplantı yerine gitmemek için onlara "Ben hastayım" dediği ve onlar gittikten sonra putlarını balta ile kırdığı beyan ediliyor. Kavmi gelip onu cezalandırmak için büyük bir ateş yakıyor ve Hz. İbrahim'i o ateşin içine atıyor. Fakat Allah teala onu düşmanlarının bu tuzağından koruyor, ateşi ona güllük gülistanlık haline getiriyor.

Daha sonra Hz. ibrahim oradan ayrılıyor ve Allahtan kendisine bir çocuk vermesini istiyor. Allah da ona bir çocuk veriyor. Çocuk yanında büyüyüp yü­rümeye başlayınca ona: "Yavrucuğum, ben, rüyamda seni boğazladığımı görü­yorum. Sen bu işe ne dersin?" diye soruyor. Çocuk da: "Babacığım emrolundu-ğunu yap. Beni sabredenlerden bulacaksın." diyor. Her ikisi de Allahm emrine boyun eğip İbrahim (a.s.) oğlu İsmail'i kurban etmek için yüzükoyun yatırıyor ve işte o anda Allah teala, Hz. İbrahim'in, rüyasına sadakat göstermesinden do­layı onu mükafatl andın yor ve oğlunun yerine, kurban etmesi için ona bir kur­banlık veriyor. Böylece Hz. İbrahim'in de âlemler içinde güzel bir nâmı kalıyor.

Sure-i Celilede bundan sonra Hz. Musa ile Hz. Harun'un kıssası beyan ediliyor. Allah teala Hz. Musa ve Hz Harun'a yardım ediyor ve onları, İsrailo-ğullarıyla birlikte Firavuna galip fetiriyor ve onlara da âlemler içinde güzel bir nam bırakıyor.

Bundan sonra Hz. İlyas'ın kıssası geliyor. İlyas (a.s) kavmini hidayete davet ediyor, putlara tapmaktan vazgeçmelerini istiyor. Fakat kavmi onu yalan­lıyor. Allah teala da o kavmi helak ediyor. Böylece Hz. İlyas'a da âlemler içinde güzel bir nam veriliyor.

Daha sonra Lut (a.s.)m kıssası geliyor, Hz. Lut'un kavmi, kendisini dinle­mediği için Allah teala, onları, Hz. Lut'un kansi da içlerinde olduğu halde helak ediyor.

Sonra Yunus (a.s.)m kıssası beyan ediliyor. Yunus (a.s.) kaçıp bir gemiye biniyor. Gemide, denize atılacak olan bir kişi için kur'a çekiliyor o da Yunus (a.s.)a çıkıyor. Böylece onu denize atıyorlar. Yunus (a.s.)ı balık yutuyor. Ve so­nunda hasta bir halde, Allahm dilemesiyle balığın karnından sahile çıkıyor. Ora­daki bitkilerle vücudunu tedavi ediyor. Daha sonra, sayısı çok olan bir kavme peygamber olarak gönderiliyor. O kavim, Yunus (a.s.)m davetini kabul ediyor ve öylece belli bir zamana kadar yaşayıp gidiyorlar.

Sure-i celilede bundan sonra, kızları Aİlaha nisbet edip oğullan da ken­dileri için ayıran cahil müşriklerin bu garip ve çirkin davranışlanna dikkat çeki­liyor ve bu müşrikler şiddetle kınanıyor.

Sure-i celilede daha birçok hususlar beyan edildikten sonra, "Kuvvet ve kudret sahibi olan rabbin onların uydurduktan sıfatlardan münezzehtir." "Gön­derilen peygamberlere selam olsun." "Âlemlerin rabbi olan Aİlaha hamdolsun." buyurularak sure-i celile sona eriyor. Abdullah b. Ömer diyor ki:

"Resulullah bizlere namazı çok uzatmamamızı emreder ve Sâffat suresini okuyarak bize namaz kıldırdı.[1]

 

Rahman ve rahim olan Allanın adıyla.

 

1-4- Saf saf dizilinlcre, engel olanlara (veya sevk ve idare edenlere), âyetleri okuyanlara yemin olsun ki, sizin ilahınız elbette birdir.

Birinci âyet-i kerimede zikredilen "Sıra sıra dizilenlerden maksat, Ab­dullah b. Mes'ud, Abdullah b. Abbas, Mesruk, Said b. Cübeyr, İkrime, Mücahid, Siiddi ve Katade'ye göre "Meleklerdir."

Katade: "Melekler gökte saf saftır. Bu nedenle Allah teala onlan "Saf saf dizilenler." şeklinde sıfatlandırmıştır." diyor.

Mücahid ve Süddî ikinci âyette ifade edilenlerin de melekler olduklarını, bunlar bulutlan sevkettikleri için: "Sevk ve idare edenler." diye sı fadandı rıldık-lannı söylemişlerdir. Taberi bu görüşü tercih etmiştir. Bu görüşe göre âyetin meali: "Bulutlan sevk ve idare edenlere yemin olsun ki." demektir.

Katade ve Rebi' b. Enes ise burada zikredilenlerden maksadın Kur'an-ı kerim'in âyetleri olduklarını söylemişlerdir. Zira bu âyetler insanlan kötülükler­den alıkoyarlar. Bu görüşe göre ise âyetin meali: "İnsanlan kötülüklerden alıko­yan âyetlere yemin olsun ki." şeklindedir.

Âyet-i kerimede geçen: "Âyetleri okuyanlardan maksat, Mücahid ve Süddi'ye göre yine meleklerdir. Zira onlar, Allah katından Kur'anı ve diğer se­mavi kitaplan getirip peygamberlere okuyanlardır.

Katade'ye göre ise burada: "Âyetleri okuyanlardan maksat, geçmiş üm­metlere ait olan haberleri bizlere anlatan Kur'an âyetleridir.[2]

 

5- O, göklerin, yerin ve araiarındakilerin rabbidir. O, doğuların da rabbidir.

Ey insanlar, sadece kendisine kulluk etmeniz emredilen rabbiniz birdir. Onun herhangi bir benzeri ve ortağı yoktur. O halde sadece ona kulluk edin. İbadetlerinizde hiçbirşeyi ona ortak koşmayın. O, yedi gökleri ve yeri ve ikisi­nin arasında bulunanlan yaratandır. O halde sadece ona kulluk edin. İbadetleri­nizde hiçbirşeyi ona ortak koşmayın. O, yedi gökleri ve yeri ve ikisinin arasında bulunanlan yaratandır. O halde sadece ona kulluk edin. Herhangi bir zarar veya menfaat veremeyecek olan yaratıklan ona ortak koşmayın. O, doğutann rabbi­dir.

Aslında "Doğu" bir tane olduğu halde âyet-i kerimede çoğul olarak "Do-ğulann rabbi" ifadesi kullanılmıştır. Çünkü burada güneşin, yaz ve kış mevsim­lerinde doğuş yerlerinin farklı oluşuna işaret vardır.[3]

 

6- Şüphesiz biz, dünya göğünü, bir zinet olan yıldızlarla süsledik.[4]

 

7- Biz o göğü, her isyankâr şeytandan koruduk.[5]

 

8-9- Böylece onlar, o yüce topluluğu dinleyemezler. Kovulmak için her taraftan kendilerine ateş atılır. Kıyamet gününde de onlar için devamlı bir azap vardır.[6]

 

10- Ancak o yüce topluluktan bir söz kapanların da peşine, herşeyi delip geçen bir alev takılır.

Ey insanlar, gökyüzünün size yakın olan tarafını onun süsü olan yıldızlar­la süsledik ve dünyaya yakın olan göğü her isyankâr ve murdar olan şeytandan koruduk. Artık şeytanlar, yüce varlıklardan meleklerden hiçbirşey işitemez ol­dular. Onlar, meleklerden birşey işitmeye teşebbüs ettikleri zaman göğün her ta­rafından onlara uzaklaştırıcı ateş atılır. Meleklerin konuşmasından bazı kısımla­rı çalmak isteyen bu şeytanlar için, devamlı ve ızdırap verici bir azap vardır. Bu şeytanlardan, meleklerin konuştukları şeylerden kulak hırsızlığı yapmaya çalı­şanları ise, dokunduğu yeri delip geçen bir ateş kovalamaktadır.

Âyet-i kerimelerde, gökte bulunan meleklerin konuşmalarından birşey çalmak isteyen şeytanların, yıldızlardan çıkan ateşlerle kovuldukları, böylece yüce varlıklar olan meleklerin konuşmalarını dinleme imkânni bulamadıkları zikredilmektedir.

Bu hususta Hicr Suresinin on sekizinci âyetinin izahında malumat veril­miştir.[7]

 

11- Ey Muhammed, onlara sor. Kendilerini yaratmak mı daha zor? Yoksa diğer bütün yarattıklarımızı mı? Şüphesiz ki biz onları nihayet ya­pışkan bir çamurdan yarattık.

Ey Muhammed, öldükten sonra dirilmeyi inkar eden müşriklerden sor ki, onların yaratılması mı daha zordur? Yoksa onların dışında yarattığımız melekle­rin,şey tanların, göklerin, yerin ve orada bulunanların yaratılması mı daha zor­dur? Şüphesiz ki biz onlann atası olan Âdem'i yapışkkan bir çamurdan yarattık ve onları da Âdem'in soyundan meydana getirdik.[8]

 

12- Doğrusu sen (Bu muhteşem kudrete) hayran kalıyorsun. Onlar ise alay ediyorlar.

Bu âyet-i kerime farklı şekillerde izah edilmiştir. Bazı müfessirlere göre burada hitap Resulullanadır. Buna göre âyetin manası şu şekillerde izah edil­miştir: "Ey Muhammed, sen, sana verilen Kur'ana hayran oluyorsun, müşrikler ise onu alaya alıyorlar," "Ey Muhammed, sen, Alîahın sana verdiği lütuflar kar­şısında hayran oluyorsun. Müşrikler ise bunlan alaya alıyorlar." "Ey Muham­med, sen öldükten sonra dirilmeyi inkar edenlerin yalanlamalarına şaşıyorsun. Onlar ise senin, kendilerine söylediğin şeylerle alay ediyorlar."

Diğer bir kısım müfessirlere göre ise âyette hitap yoktur. Allah teala biz­zat kendisi ifade buyurmaktadır. Buna göre de âyetin manası şöyledir: "Ben, bu müşriklerin bana ortak koşmalarına ve benim indirdiğim âyetleri yalanlamaları­na şaşıyorum. Onlar ise bu konularla alay ediyorlar." Taberi bu iki yorum şekli­nin de uygun olduğunu beyan etmektedir.[9]

 

13- Onlar, hatırlatıldıkları zaman öğüt almazlar.[10]

 

14- (Allanın kudretini gösteren) bir âyet gördükleri zaman da hemen onu alaya alırlar.[11]

 

15- Ve şöyle derler: "Bu, apaçık bîr sihirden başka birşey değildir."[12]

 

16- Ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Biz mî tekrar diri­leceğiz?[13]

 

17- Bizden önceki atalarımız da mı? (Tekrar dirilecek)

Müşriklere, düşünüp ibret almaları ve Allaha itaat etmeleri için Allahın âyetleri hatırlatıldığı zaman onlar bu hatırlatmadan faydalanıp öğüt almazlar. Bilakis, Allahın kudretini ve Muhammed'in peygamberliğini gösteren herhangi bir delil gördükleri zaman onu alaya alırlar. Muhammed'e: "Senin bu getirdiğin apaçık bir sihirden başka birşey değildir. Bizler ölüp toprak ve kemik olduktan sonra mı? Bizler mi kabirlerimizden çıkarılacağız? Bizden önce ölüp yok olan atalarımız da mı böyle olacaklardır?" derler.[14]

 

18- Ey Muhammed, sen onlara şöyle de: "Evet, hepiniz dirileceksi­niz. Hem de zelil ve perişan olarak."

Ey Muhammed, öldükten sonra dirilmeyi inkar eden kafirlere de ki: "Evet. Sizler toprak vetkemik olduktan sonra, ölmezden önceki şeklinizle aynen diriltileceksiniz. Hem de hor ve hakir bir şekilde.[15]

 

19- O (kıyamet günü tekrar dirilmek) ancak bir ses'ten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar gözleriyle onu göreceklerdir.

Öldükten sonra dirilme, ancak Sur'a bir kere üfürülmekten meydana ge­len ses'ten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar, gözlerini belertmişler kendilerine vaadedilen kıyamete bakıyor ve onu bizzat görü yort ardır.

Âyet-i kerime, insanların Sur'a ikinci defa üfürüldükten sonra kabirle­rinden çıkarılacaklarına işaret etmektedir.[16]

 

20- Ve şöyle diyeceklerdir: "Vay halimize, işte bu ceza günüdür."

Öldükten sonra dirilmeyi inkar eden kafirler, kıyameti bütün dehşetiyle hizzat görünce, dünyada iken yaptıklarına pişman olacaklar, kendi kendilerine zulmettiklerini itiraf edecekler ve şöyle diyeceklerdir: "Yazıklar olsun bize. işte bugün ceza ve hesap günüdür."[17]

 

21- Onlara şöyle cevap verilir: "İşte bu, dünyada yalanlayıp durdu­ğunuz hüküm günüdür."

Allah teala, melekler ve müminler o kâfirlere diyeceklerdir ki: "İşte bu­gün, yalanlayıp durduğunuz hüküm verme günüdür. Allah, adaletiyle, yaratıkla­rım amellerine göre birbirleinden ayirdedecektir. Cennetliklerin cennete, cehen­nemliklerin de cehenneme gireceklerine hüküm verilecektir.[18]

 

22-23- (Allah, meleklerine şöyle der): "Zulmedenleri, onlarla işbirliği yapanları ve Allahtan başka taptıklarını bir araya toplayıp onlara cehen­nemin yolunu gösterin."

Âyet-i kerimede zikredilen "Zalimlerle işbirliği yapanlardan maksat, zalimlerin kendileri gibi olan eşleri veya kardeşleri yahut arkadaşları veya ben­zerleridir. Âyet-i kerimenin zahiri: "O zulmedenlerin kendileri gibi olan eşlen, anlamına daha yakındır.[19]

 

24- Onları durdurun. Çünkü unlar sorguya çekileceklerdir.

Ayet-i kerimede, kâfirlerin mahşerde hesap vermek için bir araya topla­nacakları zikredilmektedir.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde:

"Hiçbir davet eden kimse yoktur ki kıyamet gününde o davet ettiği şeyin başında durdurulmuş olmasın. O, onun başında durur ve ondan ayrılamaz. Bu davet, bir kişinin diğer bir kişiyi davet etmesi şeklinde olsa bile." buyurmuş ve sonra: "Onları durdurun çünkü onlar sorguya çekileceklerdir." âyetini okumuş­tur. [20]

Kâfirlerin, kıyamette durdurulduklarında kendilerinden neyin sorulacağı hususunda farklı izahlarda bulunulmuştur. Bazı müfessirlere göre onlara "Ce­hennem ateşine girmenin hoşlarına gidip gitmeyeceğinin sorulacağı ifade edil­mektedir. Bazılarına göre ise onlara "Dünyadayken hangi amelleri işledikleri sorulacaktır. "Diğer bazılarına göre ise onlara "Allanın dışında neye taptıkları sorulacaktır."[21]

 

25-  Ey müşrikler, size ne oldu ki, birbirinizlc yardımlaşrmyorsu-mız?"[22]

 

26- Hayır, onlar bugün teslim olmuşlardır.

Ey müşrikler size ne oldu da biririnize destek olacağınızı sandığınız halde bugün birbirinize yardım etmiyorsunuz?" denilecektir. Daha doğrusu onlar, Al-Jahın, haklarındaki hükmüne boyun eğmişler ve azabının kesin olarak gerçekle­şeceğini anlamışlardır.[23]

 

27- Birbirlerine yönclip sorarlar.

Kâfirler kıyamet gününde arasat meydanında birbirleriyle tartışırlar ve şöyle derler:[24]

 

28- (Uyanlar, kendilerine uydukları kimselere) "Şüphesiz siz bize doğru görünerek geliyordunuz." derler.

Âyet-i kerimede zikredilen birbirlerini suçlayanların kimler oldukları ve bu suçlama ile ne demek istedikleri farklı şekillerde izah edilmiştir.

Dehhak, Abdullah b. Abbas'tan şunu nakletmiştir: "Burada birbirlerini suçlayanları, ileri gelen müşriklerle onlara tabi olan mustaz'aflardır." O suçlama ise mustaz'aflarm müstekbirlere: "Siz bizi, güç ve kuvvetinizle eziyor ve zorla kendinize tabi kılıyordunuz." şeklindeki sözleridir.

Mücahid ise burada birbirlerini suçlayanların kâfirlerle şeytanlar olduğu­nu suçlamanın ise, kâfirlerin şeytanlara: "Siz bize suret-i hak'tan görünüyordu-nuz." demeleri olduğunu söylemiştir.

Katade ise burada birbirleriyle tartışanların, insanlarla cinler olduklarım, suçlamanın ise insanların cinlere: "Siz bize hayin gösterenler olarak görünüyor ve bizi gerçek hayırdan uzakl aştın yordunuz." demeleri olduğunu söylemiştir.

İbn-i Zeyd de burada birbirlerini suçlayanların, insanoğlu ile şeytanlar ol­duklarını söylemiş suçlamanın ise, insanların, kâfir olan şeytanlara: "Siz bize sağlam bir yoldan gelir gibi gözüküyor fakat bizi hayırdan uzaklaştırıyor, İslam-dan, imandan ve amel-i Salih'ten alıkoyuyordunuz." şeklinde olduğunu söyle­miştir.[25]

 

29-  Onlar da şöyle derler: "Hayır, aslında siz, iman eden kimseler değildiniz."[26]

 

30- Bizim sizin üzerinizde bir hakimeyetimiz de yoktu. Bilakis siz, az­gın bir kavimdiniz.[27]

 

31-  Bu yüzden rabbimizin azap vaadi, bize hak oldu. Biz o azabı mutlaka tadacağız.[28]

 

32- Biz sizi azdırdık. Çünkü biz azmış kimselerdik.

Kendilerine tabi olanları saptıranlar, şimdi kendilerini suçlayan bu kimse­lere şöyle derler: "Allanın birliğini itiraf etmiyordunuz. Bir kısım putlara kulluk ediyordunuz. Bizim sizi, imandan alıkoyacak bir hakimiyetimiz de yoktu. Bila­kis sizler, azgın bir kavimdiniz. Aliaha isyan etme ve onun emirlerine karşı gel­me isteğindeydiniz. Bu yüzden rabbimizin bize vaadettiği azap üzerimize hak olmuştur. Bizler de sizler de dünyada yaptığımız amellerden dolayı bu azabı mutlaka tadacağız. Biz sizi, Allanın yolundan ve ona iman etmekten saptırdık. Zira bizler de sapık kimselerdik.[29]

 

33- Şüphesiz o gün, onların hepsi azapta ortaktırlar.[30]

 

34- İşte biz, suçluları böyle cezalandırırız.

Şüphesiz ki kâfirler, onların taraftarları, taptıkları şeyler, kıyamet günün­de cehennem azabım ortaklaşa tadacaklardır. Biz dünyadayken inkarı imana, is­yanı itaata tercih eden suçluları işte böyle cezalandırırız. Yani onlara can yakıcı azabı tattırır ve onların hepsini bu azaba ortak kılarız..[31]

 

35- Çünkü onlara: "Allahtan başka hiçbir ilah yoktur." denildiği za­man büyüklük taslarlardı.[32]

 

36- "Deli bir şair olan Muhammcd için ilahlarımızı mı bırakacağız?" derlerdi.

Çünkü onlara dünyada iken "Lailaheîllallah." deyin denildiği zaman bu­nu söylemeyi gururlarına yediremezlerdi. Ve üstelik şöyle derlerdi: "Biz, deli bir şair olan Muhammed için ibadet ettiğimiz ilahlarımızı mı bırakacağız ve Al­lahtan başka hiçbir ilah olmadığını söyleyeceğiz?"[33]

 

37- Bilakis o hakkı getirmiş ve bütün peygamberleri tasdik etmişti.

Bilakis Muhammed, hak olan Kur'anı getirdi ve kendisinden önce gönde­rilen peygamberleri tasdik etti.[34]

 

38- Şüphesiz ki siz, o can yakıcı azabı tadacaksınız.[35]

 

39- Dünyada yaptıklarınızdan başkasıyla da cezalandırılmayacaksı­nız.

Ey müşrikler, şüphesiz ki sizler, âhirette, can yakıcı bir azap olan cehennem azabını tadacaksınız,ve sizler bu azabı, dünyada işlediğiniz isyanın karşılıolarak tadacaksınız.[36]

 

40- Ancak Allanın ihlaslı kulları bunun dışındadır.[37]

 

41- İşte onlar için belli rızık vardır.

Ancak, Allahın ihîaslı olan kullan bundan müstesnadır. Onlar, can yakıcı bir azabı tatmayacaklardir. Bilakis onlar için belli nzıklar vardır.[38]

 

42-44- Çeşitli meyveler.. Ayrıca onlar, Naim cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı oturarak ikram edilirler.

O nzıklar çeşitli meyvelerdir. Bununla birlikte onlar cennette tahtlar üze­rinde karşılıklı oturarak kendilerine ikram edilen kişiler olacaklardır.[39]

 

45- Onların çevrelerinde akan kaynaktan doldurulmuş kaseler dolaş­tırılır.[40]

 

46- O kaselerdeki içecekler berraktır ve içenlere zevk verir.

Hizmetçiler o cennetliklerin çevresinde sular gibi akan kaynaklardan dol­durulmuş içecek kaselerini dolaştırırlar. O içecekler ve kaseler berraktır. O içe­cekler içenlere zevk verir.[41]

 

47- O içeceklerde kötü birşey yoktur. Onlar o içeceklerden sarhoş da olmazlar.

O içeceklerde içenleri rahatsız edecek hiçbirşey yoktur. O cennetlikler iç­tikleri şeyle akıllarını kaybedip sarhoş olmazlar.

Bazı müfessirlere göre burada geçen "İçenleri rahatsız eden şey" den maksat, "Karın ağrısı" bazılarına göre "Baş ağrısı" bazılarına göre "Sersem yap­ma" bazılarına göre "Tiksindirme" bazılarına göre ise "Günah işlemektir." Ta-beri buradaki ifadenin bütün bunları kapsar mahiyette olduğunu söylemiştir. O içeceklerde, içen kimsenin vücuduna ve aklına zarar verecek veya sevmeyeceği bir hali meydana getirecek hiçbirşey yoktur.[42]

 

48- Yanlarında, gözlerini kocalarından başka kimseye çevirmeyen iri gözlü huriler vardır.[43]

 

49- Onlar, el değmemiş örtülü yumurtalar gibidirler.

Allahın cennete giren ihlaslı kullarının yanında kocalarından başkasına bakmayan iri gözlü huriler vardır. Onlar, sanki hiç el değmemiş muhafaza edi­len yumurtalar gibidirler.

Adı geçen "El değmemiş örtülü yumurtalar." ifadesi, çeşitli şekillerde izah edilmiştir.

Said b. Cübeyr, Süddi ve Katade'ye göre cennetteki huriler renk bakımın­dan yumurtanın içindeki beyaz renge benzetilmişlerdir. Bu izah tarzına göre ka­buğun içindeki bu beyaza hiç el değmediği gibi cennetteki bu hireîere de hiç el değmemiştir ve onların renkleri de beyazdır.

İbn-i Zeyd'e göre ise bu ifade ile cennetteki huriler, kuşların, üzerinde ku­luçkaya yattıkları yumurtaya benzetilmektedirler. Bu yumurtalar yabancı ellerin değmesinden korundukları gibi renkleri de kırmızımsı beyazdır.

Abdullah b. Abbas'tan nakledilen diğer bir görüşe göre ise bu ifade ile huriler, saklı incilere benzetilmişlerdir. İşte buradaki "Yumurtalar"dan maksat, incilerdir. Taberi ise "Bu ifade ile huriler yumurtanın kabuğunun altındaki zara benzetilmişlerdir." demiştir.[44]

 

50- (İhlasii) kullar, birbirlerine yönclİp sorarlar.

Cennettekiler birbirleriyle sohbet ederler ve birbirlerinden bazı şeyler sorarlar.[45]

 

51- İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir arkadaşım vardı."

CennetIiklerden biri diğerlerine şunu anlatır. "Benim, dünyada iken bir arkadaşım vardı." Burada zikredilen arkadaş'tan maksat, Mücahid'e göre şeytan­dır. Şeytan, musallat olduğu kişiye, bundan sonra zikredilecek şeyleri telkin et­meye çalışır.

Abdullah b. Abbas'tan nakledilen diğer bir görüşe göre ise buradaki "Ar­kadaştan maksat, mümin kulun dünyadaki müşrik arkadaşıdır. Mümin onu İs­lama davet etmesine rağmen müşrik inkarında ısrar eder ve onu alaya alarak şöyle der:[46]

 

52- Bana şöyle derdi: "Sen de mi tasdik edenlerdensin?"[47]

 

53- Ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Biz mi tekrar diri-lip hesaba çekileceğiz?

Sende mi öldükten sonra dirilmeye inananlardansın? Bizler ölüp çürü­dükten, etlerimiz toprak olup kemiklerimiz ortaya çıktıktan sonra mı bizler tek­rar diriltileceğiz? Ve dünyadayken yapüklarımızdan hesap vereceğiz?[48]

 

54- Yanındakilere: "Bir bakar mısınız?" der.[49]

 

55- Sonra kendisi bakar ve arkadaşını cehennemin ta ortasında gö­rür.[50]

 

56- Ona şöyle der: " AHaha yemin ederim ki az kalsın beni de mahve­deceksin.[51]

 

57- Eğer rabbimin nimeti olmasaydı ben de cehenneme getirilenler­den olurdum.[52]

 

58-59- İlk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecektik, azap görmeyecektik değil mi?"[53]

 

60- Şüphesiz ki cennete erme, büyük bir kurtuluştur.

Cennete giren ihlaslı kullardan biri diğer arkadaşlarına: "Siz cehennem ateşine bakar mısınız? Belki dünyadayken bana, Öldükten sonra dirilme olmayacağını söyleyen kişiyi orada görebileceğiz." der. Başını uzatıp bakar. Dünyadaki o arkadaşının cehennemin ortasında olduğunu görür ve ona seslenerek şöyle der: "Nerdeyse sen beni dünyadayken, öldükten sonra dirilmeyi inkar etmemi tavsiye ederek helak edecektin. Eğer rabbimin, bana doğru yolu gösterme ve öl­dükten sonra dirilmeye iman etme lütfü olmasaydı ben de seninle birlikte azaba uğratılanlardan olurdum."

Diğer yandan cennete giren bu ihlaslı kul, cennette karşılaştığı nimetlere sevinerek arkadaşlarına: "Biz dünyadayken "Birinci ölümümüzden sonra bir daha ölecek değiliz ve biz azaba uğratılmayacağız değil mi? Allanın cennette bize verdiği bu nimetler, bizim ölmeyip ebediyyen diri kalmamız ve herhangi bir azaba uğratılmamamız şüphesiz ki büyük bir kurtuluştur." der.[54]

 

61- Çalışanlar bunun için çalışsınlar.

AlIah teala bizleri, cennetlikler gibi olmaya teşvik ederek buyuruyor ki: "Dünyada iken amel işleyenler, işte bu salih kullanma vereceğim nimetler için amel tesinler ki onlara vereceğim nimetlere ulaşsınlar.[55]

 

62- İkram olarak bu mu daha hayırlıdır? Yoksa zakkum ağacı mı?[56]

 

63- Şüphesiz biz onu, zalimler için bir bela kıldık.[57]

 

64- O, cehennem dibinden çıkan bir ağaçtır.[58]

 

65- Onun tomurcukları şeytanların başlar» gibidir.[59]

 

66- Cehcnnemlikîcr bunlardan yerler ve karınlarını bunlarla doldu­rurlar.

İhlaslı müminlere cennette vereceğim bu nimetler ve onlan ağırlayaca­ğım bu ikramlar mı daha hayırlıdır? Yoksa cehennemlikler için hazırladığım zakkum ağacı mı? Şüphesiz ki biz o ağacı," cehennem ateşinin içinde ağaç mı olur?" şeklinde itirazda bulunan o zalimler için bir fitne kıldık. O, cehennemin dibinde biten ve ateşle beslenen bir ağaçtır. Bu ağacın tomurcuklan, çirkinliği yönünden sanki şeytanlann başlarıdır. Cehennemlikler o ağaçtan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır.

Allah teala, zakkum ağacının tomurcuklannı, şeytanlann başlanna ben­zetmektedir. Burada zikredilen "Şeytanlardan maksat, bilinen şeytanlardır. Araplar, bir şeyin kötülüğünün zirvede olduğunu ifade etmek için onu şeytana benzetirler. Bu itibarla zakkum ağacının tomurcuklan, mahiyetleri bilinmemesi­ne rağmen, şeytanlann başlanna benzetilmiştir.

Bir kısım âlimler, burada zikredilen şeytanlardan maksadın, ibikli yılan­ların bir çeşidi olduğunu ve zakkum ağaçlarının tomurcuklarının bu yılanların başlanna benzetildiğini söylemişlerdir.

Bir kısım âlimler ise: Buradaki şeytanlann başîanndan maksat, "Şeytan başı" diye adlandırılan bir bitkidir. Zakkum ağacı, çirkinlik yönünden ona ben­zetilmiştir." demişlerdir.[60]

 

67- Sonra onlara, zakkum ağacının üzerine içecekleri, kaynar su ka­rıştırılmış içkiler vardır.[61]

 

68- Sonra, onların dönüp varacakları yer, mutlaka cehennemdir.

Sonra, ölüp de dirilmeyi inkar eden bu müşrikler için, yedikleri zakkum ağacı üzerine, kaynar sularla karışık, kanlı ve irinli içecekler vardır. Sonra onla­rın, varıp kalacakları yer, mutlaka cehennemdir.[62]

 

69-70- Şüphesiz onlar, atalarını sapıklık içinde buldular ve onların izini, koşturulurcasma takip ettiler.

Kendilerine, "Lâiiahe İllallah." demeleri teklif edildiğinde, onu söyleme­yi gururlarına yediremeyen müşrikler, kendilerinden önce gelen atalannı sapık­lık içinde buldular. Onlar da atalarının izini tabiketmek için, koşturulurcasına onların peşinden giderler. İşte bu sebeple cehennemdeki çeşitli azapları hak ederler.

Peygamber efendimizin bir hadis-i şerifinde zakkum ağacını vasıflandır­dığı hususunda Abdullah b. Abbas diyorki:

"Bir gün Resulullah: "Ey iman edenler Allahtan hakkıyla korkun ve an­cak müslümanlar olarak ölün.[63] âyetini okudu ve şöyle buyurdu: "Şayet zak­kum ağacından, dünyaya bir damla düşecek olsa, dünyada yaşayanların yaşama imkanlarını ifsad eder. Ya yemeği zakkum olanın hali ne olacaktır?"[64]

Peygamber efendimiz, cehennemliklerin içecekleri kan ve irinli kaynar sulan anlatarak buyuruyor ki:

"O içecek, cehennemliğin ağzına yaklaştırıldığında o içecekten nefret edecek, o içecek cehennemliğe getirildiğinde onun yüzünü kavuracak, başının derisi yüzülüp düşecektir. O suyu içtiğinde barsaklarını parçalayacak, öyle ki barsaklan makatından dökülecektir.

Bu hususta Allah teala şöyle buyurmaktadır: "Cehennemliklere, orada barsaklarını parça parça edecek kaynar sular verilecektir."[65]"Susuzluktan kavrulup yardım istediklerinde onlara erimiş maden gibi bir su verilir ki yüzleri haşlar. O ne kötü bir içecektir. O cehennem [66]ne kötü [67]bir yerdir."[68]

 

71- Şüphesiz onlardan önce geçenlerin çoğu onlardan önce sapmıştı.[69]

 

72- Şüphesiz ki biz onlara uyarıcılar göndermiştik.[70]

 

73- Uyarılıp da yola gelmeyenlerin akıbetleri nasıl oldu bir bak.[71]

 

74- Ancak AHahin ihlaslı kulları bunun dışındadır.

Ey Muhammed, senin kavmin olan Kureyş müşriklerinden önce geçen ümmetlerin çoğu bunlardan önce sapmışlardı. Biz, o geçmiş ümmetlere, inkarla­rından ve yal ani amal annd an vazgeçmelerini, aksi halde ilahi azaba uğrayacak­larım bildiren uyarıcılar göndermiştik. Fakat o insanlar kendilerini uyaranları yalanladılar, Öğütlerini kabul etmediler. Bunun üzerine biz de onları azabımıza uğrattık. Ey Muhammed, uyarıdan öğüt almayanların akıbetleri nasıl oldu bir bak. Biz onları helak edip kullarımız için bir ibret ve öğüt yaptık. Ancak Alla-hm, samimi olarak iman eden kullan müstesnadır. Bunlar, kötü akıbetlerden kurtulmuşlardır.

Allah teala, geçmişte inkarcılıkta bulunan ümmetlerin akıbetlerinin fela­ket olduğunu bildirdikten sonra gelen âyetlerde de Nuh (a.s.)ın kavminden baş­layarak birçok kavmin nasıl helak olduklarını özet olarak zikretmekte fakat Hz. İbrahim'in kıssasını uzun bir şekilde beyan etmektedir.[72]

 

75- Şüphesiz ki Nuh, (Kavminin imana gelmemesi üzerine) bize dua etmişti de ne güze! kabul etmiştik.

Âyet-i kerimede, Hz. Nuh'un, kavminin iman eünesinden ümidini kesin­ce Allahtan onları helak etmesini istediği, Allah tealanm da bu dileği kabul etti­ği zikredilmektedir. Hz. Nuh'un, kavmi aleyhindeki duası, diğer âyetlerde şöyle zikredilmektedir: "Nuh şöyle dedi: "Rabbim, kâfirlerden yeryüzünde dolaşan tek kişi bırakma." "Eğer onlan yeryüzünde bırakırsan kullarını saptırırlar ve an­cak günahkar ve kâfir çocuklar doğururlar.[73]

 

76- Biz Nuh'u ve ona iman edenleri büyük bir felaketten kurtardık.

Biz Nuh'u ve onunla birlikte gemiye binen ailesini, kâfirlerin eziyeti, tu­fan ve boğulma gibi büyük sıkıntılardan kurtardık.[74]

 

77- Yeryüzünde sadece Nuh'un zürriyetini kurtardık.

Allah teala, Hz. Nuh'un zamanında yaşayan bütün insanları tufan ile boğmuş ve sadece Hz. Nuh'a iman eden zürriyetini sağ bırakmıştır. Bu itibarla Hz. Nuh, insanlığın ikinci atası sayılmaktadır.

Semure b. Cündeb, Resulullah (s.a.v.)in "Biz, yeryüzünde sadece Âdem'in zürriyetini bıraktık." âyetinin izahında şöyle buyurduğunu rivayet et­mektedir. Resululîah buyurdu ki: "Bunlar (geride sağ kalanlar) Hâm, Sûm ve Yafes'tir.[75]

Diğer bir rivayette ise Resulullah şöyle buyurmuştur:

"Sam, Arapların babasıdır. Hâm, Habeşler'in babasıdır. Yâfes ise Rumla­rın babasıdır.[76]

 

78-79- Âlemler içinde Nuh'a selam olsun" dedirtmek suretiyle, son­radan gelen nesillerde biz Nuh'a güzel bir nam bıraktık.

Bu âyet-i kerime iki şekilde izah edilmiştir. Birinci izah şekli mealde verildiği gibi iki âyetin birbirine bağlanarak yapılmasıdır. İkinci izah şeklinde ise âyetler ayn telalki edilmiş ve şöyle açıklanmıştır. "Biz, Nuh'tan sonra gelen­lerin üzerinde Nuh'un güzel bir hatırasını bıraktık. Onlar Nuh'u hayır ile ve öve­rek yadederler. "Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun. O, Allah tarafından kendisine verilen bir güven içinde bulunsun."[77]

 

80- Biz, iyilikte bulunanları işte böyle mükafaatlandirrız.[78]

 

81- Çünkü Nuh, bizim mümin kulları mızdandı.[79]

 

82- Sonra diğer iman etmeyenleri de suda boğduk.

Bizim, Nuh'u, bize itaat etmesi, bizim rızamızı kazanmak için kavminin eziyetlerine katlanması neticesinde mükafaatlandırdığimız£İbi, bizim emrimizi tutup yasaklarımızdan kaçınıp herkesi de böyle mükafaatlandınrız. Zira Nuh, bize samimiyetle iman eden ve ihlasla ibadet eden kullanmızdandı. Biz, Nuh'u ve ailesini büyük sıkıntılardan kurtarırken bunların dışındaki kavmini suda boğ­duk.[80]

 

83- Şüphesiz İbrahim de Nuh'un yolundaydı.[81]

 

84- Hani bir zaman o, rabbine bir kalb-i selim ile gelmişti.[82]

 

85- Babasına ve kavmine şöyle demişti: "Nelere tapıyorsunuz?"[83]

 

86- Sırf yalan uydurmak için Allahtan başka ilahlar mı edinmek isti­yorsunuz?[84]

 

87- Âlemlerin rabbi hakkında zannınız nedir?

Şüphesiz ki İbrahim de Nuh'un yolu ve sünneti üzere yürüyen ve onun di­ninde olan bir Peygamberdi. Bir zaman o, rabbine, ona ortak koşmaktan arınmış bir kalble, Allahtan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getiren bir yürekle gel­mişti.

Hz. İbrahim'in, kalb-i selim ile rabbine gelmesinden maksat, AHaha sa­mimi bir şekilde yönelmesidir. Kalb-i selim ise, Allaha ortak koşmayan kalb de­mektir. İşte bu kalb-i selimin bir ifadesi olmak üzere Hz. İbrahim kavmine şöyle demiştir: "Siz, hangi şeylere tapıyorsunuz? Sırf iftirada bulunmak için mi Alla-hın dışında başka ilahlar ediniyorsunuz? Ve onlardan bir şeyler bekliyorsunuz? Âlemlerin rabbi olan Allanın, bu şekilde davranmanıza karşılık size ne yapaca­ğını sanıyorsunuz?"[85]

 

88-89- Sonra, İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben hastayım." de­di.[86]

 

90- Bunun üzerine kavmi, kendisinden yüzçcvirip uzaklaştılar.

Hz. İbrahim'in, kavmine, hasta olduğunu söylemesi, şehirin içinde kalıp putları kırmak istemesindendir. Zira kavmi, bayram dolayısıyla şehirin dışına çıkma hazırlığı içinde idi. İbrahim'in de kendileriyle beraber gitmesini istemiş­lerdi. Hz. İbrahim, yıldızlara bakıp uğur tesbit etmeye çalışan kavmini ikna et­mek için yıldızlara baktı ve onlara: "Ben hastayım, taun hastalığına yakalan­dım." dedi. Kavmi, taun hastalığından korktukları için ondan uzaklaştı.

Hz. İbrahim'in, hasta olmadığı halde kavmine: "Ben hastayım." demesi iki şekilde izah edilmiştir. Birinci izah tarzına göre Hz. İbrahim'in böyle söyle­mesi, hayattayken söylediği üç yalandan biridir. Bu hususta peygamber efendi­miz şöyle buyurmuştur.

"İbrahim üç defa yalan söylemiştir. Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir ki: Bunlardan ikisi Allah nzası içindir. Bunlar da (bu âyette belirtildiği gibi) "Ben hastayım." demesi ve "Bilakis o putları şu büyükleri (Büyük put) kırmıştır." sö­züdür."[87]

Bir de İbrahim, karısı Sâre ile birlikte zorba idarecilerden birinin yanma varmışlardı. O zorba idareciye: "Burada bir adam var yanında da insanların en güzeli bir kadın bulunuyor." dediler. Zorba idareci İbrahim'e bir adam göndere­rek kadının kim olduğunu sordurdu. Adara İbrahim'e "Bu kimdir?" diye sordu. İbrahim de "Kızkardeşimdir." dedi. Sonra Sâre'nin yanına vardı ve ona: "Ey Sâre yeryüzünde benimle senden başka mümin yok. Bu adam senin kim olduğu­nu benden sordu ben de ona, senin, kızkardeşim olduğunu söyledim. Sakın beni yalancı çıkarma." dedi.[88]Taberi bu izah tarzını benimsemiştir.

İkinci izah tarzına göre ise Hz. İbrahim burada bir kelime oyunu ile, ölü­me mahkum olan her varlığın sonunda hasta olacağını kasdetmiş bu itibarla kendisinin de hasta olduğunu söylemiştir.[89]

 

91-92- İbrahim de gizlice onların ilahlarına sokulup şöyle dedi: "Size İkram edilen yemekleri yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?"[90]

 

93- Sonra üzerlerine gizlice yürüyüp onlara sağ eliyle kuvvetli bir darbe indirdi.

Kavmi İbrahim'i putlann bulunduğu yerde bırakıp gidince İbrahim putla­ra yaklaştı ve onlara halk tarafından ikram edilen yemekleri sunarak "Yemez miziniz?" Neden cevap vermiyorsunuz?" dedi. Sonra putlara yaklaştı ve onlara sağ eliyle vurmaya başladı ve onların en büyükleri hariç hepsini parça parça etti.[91]

 

94- Kavmi koşarak İbrahim'e geldiler.[92]

 

95-96- İbrahim onlara şöyle dedi: "Kendi ellerinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de yaptıklarınızı da yaratan Allahtır."

Putların kırıldığını gören kavmi, koşarak İbrahim'e geldiler. Ve ona put­ları niçin kırdığını sordular. İbrahim onlara: "Ey kavim, ellerinizle yontup yaptı­ğınız putlara mı tapıyorsunuz? Halbuki sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Al­lahtır. O halde asıl ibadet edilmeye layık olan Allaha kulluk edin." dedi.[93]

 

97- Puta tapan kavmi: "Onun için bir bina yapın ve onu ateşin orta­sına atın." dediler.[94]

 

98- Böylece onlar İbrahim'e tuzak kurmak istediler. Biz de tuzakları­nı boşa çıkarıp onları perişan ettik.

Kavmi Hz. İbrahim'e karşı kendilerini fikren savunmaktan âciz kalınca bu defa zor'a başvurmuşlar ve Hz. İbrahim için tandır şeklinde büyük bir bina yapmışlar, içini odunla doldurduktan sonra ateşi tutuşturup Hz. İbrahim'i onun içine atmışlardır.

Fakat Allah tealanın: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve selamet ol.[95] demesi üzerine ateş, Hz. İbrahim için selametti bir yer haline gelmiştir. Böylece Allah teala, Hz. İbrahim'e tuzak kurmak isteyen kavminin tuzağını başına ge­çirmiş ve onları rezil ve rüsvay etmiştir.

Katade diyor ki: "Allah teala bu olay üzerine çok bekletmeden bu kavmi helak etmiştir.[96]

 

99- İbrahim bunun üzerine şöyle dedi: "Ben, rabbimin emrettiği yere gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir.

Bu âyet-i kerime farklı şekillerde izah edilmiştir. Bu izah şekillerinden biri şöyledir: "İbrahim ateşten kurtulmuş ve şöyle demiştir: "Ben, Allaha iman etmeyen bu kavmin beldesinden hicret edip rabbimin bana emrettiği mukaddes topraklara gideceğim. Allaha kulluk etmek için bunlardan ayrılacağım." Taberi bu izah şeklini tercih eüniştir.

Diğer bir izah şekli ise şöyledir: "Kavmi, otlun toplayıp ateşi tutuşturduklarında ve İbrahim'i oraya atmaya karar verdiklerinde İbrahim: "Ben, rabbime Gidiyorum. O bana, çıkar bir yol gösterecektir." dedi.[97]

 

100- Rabbim, bana salihlerden evlat İhsan et."

Hz. İbrahim, kavminden ayrılınca Allah tealadan, kendisine kavminin yerini tutacak salih evlatlar vermesini diledi.[98]

 

101- Biz de onu, halim selim bir çocuk ile müjdeledik.

Allah teala Hz. İbrahim'e, halim selim bir çocuk vereceğini müjdelemiş­tir. Allah tealanın, Hz. İbrahim'e vereceğini müjdelediği ve Hz. İbrahim'in de, büyüyünce Allaha kurban etmek istediği çocuğun, Hz. İbrahim'in oğullarından hangisi olduğu hususunda iki görüş zikredilmiştir.

Bir görüşe göre Hz. İbrahim'in, kurban etmek istediği bu oğlu Hz. İs-hak'tır. Ahnef b. Kays ve İkrime, Abdullah b. Abbas'ın bu görüşte olduğunu söylemişlerdir.

Abdullah b. Mes'ud, Kâ'bul Ahbar, Mesruk, Ubeyd b. Umeyr, Abdullah b. Umeyr, Ebu Huzeyl, İbn-i Sâbıd, Ebu Meysere ve İbn-i Ebil Huzeyl'in de bu görüşte oldukları rivayet edilmektedir.

Taberi bu görüşü tercih etmiş ve gerekçe olarak da özetle şunları zikret­miştir: Allah teala bu âyette Hz. İbrahim'e, halim selim bir evlat hediye edeceği­ni müjdelediğini bildiriyor. Bundan sonra gelen âyetlerde de bu çocuğun Hz. İb­rahim tarafından kurban edilmek istendiği zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerimin diğer âyetlerinde Hz. İbrahim'e müjdelenen çocuğun Hz. İshak olduğu açık bir şekilde zikredilmiştir. Nitekim bir âyette şöyle buyurulmaktadır: "(Lut kavmini helak etmek için meleklerin geldiği sırada) İbrahim'in hanımı ayaktaydı ve gül­dü. Biz ona İshak'ı, İshak'm ardından da Yakub'u müjdeledik.Buradan açıkça anlaşılıyor ki Kur'an-i Kerimin, Hz. İbrakhim'e müjdelendiğini haber verdiği çocuk Hz. İshak'tır.

İkinci görüşe göre ise burada Hz. İbrahim'e hediye edileceği müjdelenen ve daha sonra Hz. İbrahim'in kurban etmek istediği çocuk Hz. İsmail'dir.

Abdullah b. Ömer'in bu görüşte olduğu rivayet edilmektedir. Şa'bî, Said b. Cübeyr, Yusuf b. Mihran, Mücahiü, Atâ b. Ebi Rebah ve Ebuttufeyl, Abdul­lah b. Abbas'ın bu görüşte olduğunu rivayet etmişlerdir. Ayrıca Âmir, Şa'bî, Yu­suf b. Mihran, Mücahid, Hasan-ı Basrî, Muhammed b. Kâ'bil Kurezî, Muaviye b. Ebi Süfyan ve Ömer b. Abdül Azizin de bu görüşte oldukları rivayet edil­mektedir. Bunlar da görüşlerine delil olarak şunu zikretmişlerdir: Ailah teala bu surenin yüz on ikinci âyetinde, Hz. İbrahim'e İshak'i ayrıca müjdelediğini haber vermektedir. Halbuki bu âyetten daha önce geçen âyetlerde, Hz. İbrahim'e hedi­ye edilen ve Hz. İbrahim tarafından kurban edilmek istenen çocuğun kıssası zik­redilip bitirilmiştir. Ayrıca aynı çocuğun Hz. İbrahim'e tekrar müjdelendiği söy­lenemez. Ayrıca Allah teala Hz. İbrahim'e İshak'ı müjdelerken İshak'ın oğlu Ya-kub'u da müjdelemektedir. Allah tealanın Hz. İbrahim'e ilerde evlat sahibi ola­cağını bildirdiği çocuğunu kurban etmesini emretmesi mümkün değildir. Bura­dan da anlaşılıyor ki Hz. İbrahim'e müjdelenen ve kurban edilmesi istenen bu çocuk Hz. İsmail'dir.[99]

 

102- Çocuk, babası ibrahim'in yanında yürüyüp koşacak çağa girin­ce ibrahim ona: "Yavrucuğum ben rüyamda seni boğazladığımı görüyo­rum? Bak ne dersin?" dedi. Çocuk da: "Babacığım emrolunduğunu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi.

İbrahim, hediye edileceği müjdelenen çocuk dünyaya geldikten sonra bü­yüyüp, kendisiyle birlikte yürüyüp koşma veya çalışıp iş görme çağma gelince, ibrahim ona, görmüş olduğu bir rüyayı anlatarak şöyle dedi: "Yavrucuğum ben rüyamda seni kurban edeceğimi görüyorum sen buna ne dersin?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sen emrolunduğunu yap inşallah beni sabredenlerden bulacak­sın." diye cevap verdi.[100]

 

103-105- Her ikisi de Allanın emrine boyun eğip, İbrahim çocuğu al­nı üzerine yatırınca biz ona: "Ey İbrahim, rüyana sadakat gösterdin. İyi­likte bulunanları işte biz böyle mükafatlandırırız." diye nida ettik.[101]

 

106- Şüphesiz bu apaçık bir imtihandı.[102]

 

107-  Biz ona büyük bir kurbanlığı, çocuğun yerine fidye olarak ver­dik.

Abdullah b. Abbas bu âyet-i kerimenin izahında diyor ki:

"İbrahim (a.s.)a Hac ibadetlerini yapması emredildiğinde o sa'y yapıyor­du. O sırada şeytan ona göründü. Hz. İbrahim'le yarış yaptı. Hz. İbrahim onu geçti. Sonra Cebrail Hz. İbrahim'i alıp Mina'daki Akabe Cemresine (Büyük şeytanın taşlandığı yere) götürdü. Şeytan orada da Hz. İbrahim'e göründü. Hz. İbra­him ona yedi tane çakıl taşı attı. Bunun üzerine şeytan kayboldu. Sonra İbrahim orta cemreyi yaparken (Orta cemreyi taşlarken) şeytan ona yine göründü. Hz. İbrahim orada da ona yedi tane çakıl taşı attı. İşte Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsma­il'i kurban etmek için orada yüzükoyun yatırmıştı. Hz. İsmail'in üzerinde beyaz bir entari bulunuyordu. O, babasına: "Ey babacığım beni kefenlemen için başka elbisem yoktur. Elbisemi sırtımdan çıkar ki beni bununla kefenleyesin." dedi. Hz. İbrahim elbiseyi çıkarmak için uğraşırken arkasından ona: "Ey İbrahim, rü­yana sadakat gösterdin." diye nida edildi. Bunun üzerine Hz. İbrahim dönüp ar­kasına baktı ki beyaz, boynuzlu ve iri gözlü bir koç var.[103]

Âyet-i kerimede, Hz. İbrahim'e, oğlunun yerine fidye olarak büyük bir kurbanlık verildiği zikredilmiştir. Bu kurbanlık, bazı âlimlere göre bir koçtur.

Hz. Ali, Abdullah b. Abbas, Katade, Said b. Cübeyr, Mücahid, Süddi, İbn-i Vehb ve Dehhakbu görüştedirler.

Abdullah b. Abbas ve Hasan-ı Basrî'den nakledilen diğer bir görüşe göre ise burada zikredilen kurbanlık bir dağ tekesi idi.

Âyet-i kerimede, kurbanlığın büyük olduğu zikredilmektedir. Abdullah b. Abbas, gelen bu kurbanlık koçun,kirk yıl cennette otlamasından dolayı "Büyük" diye vasıflandırdığını söylemiştir.

Mücahid ise bu kurbanlığın, kabul edilmesinden dolayı "Büyük" diye va-sıflandırıldığım söylemiştir.

Hasan-ı Basrî ise bu kurbanlığın, Hz. İbrahim'in dini üzere kesildiği ve kıyamete kadar kesilmesine devam edileceği için ona "Büyük" vasfının izafe edildiğini söylemiştir.

Taberi, Allah tealamn, bu kurbanlığın "Büyük" olduğunu beyan edip bü­yüklüğünün özelliğini belirtmediği için büyüklüğün sebebinin" "Falan sebeptir." denilmesinin doğru olmadığını söylemiştir.[104]

 

108-109- İbrahim'e selam olsun." dedirtmek suretiyle sonradan gelen nesillerde biz İbrahim'e güzel bir nam bıraktık.

Bu âyetler için yapılması gereken izah, bunların benzeri olan yetmiş se­kiz ve yetmiş dokuzuncu âyetlerde geçmiştir.[105]

 

110- İyilikte bulunanları işte biz böyle mükafaatlandırırız.[106]

 

111- Şüphesiz İbrahim, bizim mümin kullarımızdandı.[107]

 

112-  Biz İbrahim'e, salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.[108]

 

113- Biz, İbrahim ve oğlu İshak'a hayır ve bereket verdik. Her ikisi­nin neslinden iyilikte bulunan da vardır. Kendisine açıkça zulmeden de.

Biz, İbrahim'i, emirlerimize itaat ettiği için böyle mükafaatlandırdığırmz gibi, iyilikte bulunan her kulumuzu da işte bu şekilde mükafaatlandmnz. Şüp­hesiz ki İbrahim bize samimi olarak iman eden kullarımızdandı. Biz, İbrahim'in sabır ve itaatına bir mükafaat olarak onu, salih peygamberlerden olacak olan oğ­lu İshak ile müjdeledik. Biz, İbrahim'e ve oğlu İshak'a hayır ve bereket verdik. Onlan mübarek kıldık. Onların soyundan, Allaha iman edip güzelce itaatta bu­lunanlar da, Allahı inkar ederek kendilerine açıkça zulmedenler de kıldık.[109]

 

114- Şüphesiz ki biz, Musa'ya ve Harun'a büyük nimetler verdik.[110]

 

115- Biz onları ve kavimlerini büyük bir sıkıntıdan kurtardık.[111]

 

116- Onlara yardım ettik de galip gelen onlar oldu.[112]

 

117- Biz onlara hükümleri açıklayan o kitabı verdik.[113]

 

118- Onlara doğru yolu gösterdik.[114]

 

119-120- "Musa'ya ve Harun'a selam olsun." dedirtmek suretiyle, sonradan gelen nesillerde, biz, Musa ve Harun'a güzel bir nam bıraktık.[115]

 

121- Şüphesiz biz, iyilikte bulunanları işte böyle mükafatlandırırız.[116]

 

122- Gerçekten onlar, bizim, mümin kullanmızdandı.

AIlah teala bu âyet-i kerimelerde, îmran'm iki-oğlu Hz. Musa ve Hz. Harun'a peygamberlik vererek ve onları, İsrailoğullarıni zulmü altında tutan Fi­ravundan kurtararak nasıl îütufla bulunduğunu zikrediyor ve o ikisine, cehaletin karanlıklarım aydınlatan Tevratı verdiğini, onlara doğru yolunu gösterdiğini, onlan, kendilerinden sonra gelen ümmetlerin diliyle yâdetîirdiğini beyan ediyor ve buyuruyor ki: "Şüphesiz ki biz, Musa ve Harun'a Iütufta bulunduk. Biz onlan Peygamber yaptık. Biz onlan ve kavimlerini içinde bulundukları büyük bir sı­kıntıdan kurtardık. Böylece Firavun'un zulmünden halâs oldular. Firavun'a karşı onlara yardım ettik. Firavun denizde boğulup gitti. Sonunda galip gelenler onlar oldu. Biz, Musa ve Harun'a doğru yolu açıkça gösteren ve hükümleri tafsilatlı olan Tevratı verdik. Biz o ikisini, AUahin dosdoğru yolu olan hak dine, İslama ilettik. Biz onlan, kendilerinden sonra gelenlerin dilinde iyilikle yâdettirerek: "Musa ve Harun'a selam olsun." dedirttik. İşte biz, emirlerimize itaat eden kullanmızı böyle mükafaatlandırırız. Şüphesiz ki Musa ve Harun bize samimiyetle iman eden kullanmızdandı.

Hz. Musa ve Hz. Harun'un kıssaları Kur'an-ı Kerimin çeşitli surelerinde zikredilmiştir. Özellikle Tâ. Hâ. suresinde geniş bir şekilde beyan edilmektedir. Bu surede ise, diğer peygamberlerin kıssalan gibi kısa bir şekilde tekrar zikredilmiştir.[117]

 

123- Şüphesiz İlyas da peygamberlerdendi.

Âyet-i kerimede zikredilen İlyas, Hz. Harun'un torunlarından olan Yâsin'in oğludur. Bir kısım âlimler buradaki İlyas'dan maksadın Hz. İdris oldu­ğunu, ona aynı zamanda İlyas'da dendiğini zikrernişlerdir. Bu görüş Ebu İshak, Katade ve Abdullah b. Mes'ud'dan nakledilmiştir. Vehb b. Münebbih ise Hz. İl­yas hakkında şunlan zikretmeştir. "Allah, Hezkil b. Yuza'yı vefat ettirdikten sonra İsrailoğullan arasında büyük olaylar meydana gelmiş ve onlar, Allahm kendilerine emrettiği şeyleri unutmuşlardır. Öyle.ki onlar, birtakım putlar dikip onlara tapmaya girişmişlerdir. Allah teala da onlara Yasin oğlu İlyas'i peygam­ber olarak göndermiştir. Hz. Musa'dan sonra İsrailoğullarına gönderilen Pey-gamberlerjsrailoğullannın Tevrat'tan terkettikleri kısımlan yeniden onlara tat­bik etmek için görderilmişlerdir. İlyas (a.s.) İsrailoğullarının karallanndaıı "Ehab" isimli birisiyle birlikte bulunuyordu. Kralın kansının adı da "Erbil" idi. Kral Hz. İlyas'ın sözünü dinliyor ve onu kabul ediyordu. İlyas (a.s.) da ona yön veriyordu. İsrailoğullanndan diğer topluluklar ise "Ba'l" isimli bir put edinmiş ona tapıyorlardı.[118]

 

124-126 O bir zaman kavmine şüylc demişti: "Allahtan korkaz mısı­nız?" En güzel yaratanı, sizin de geçmiş atalarınızın da rabbi olan Allahı bırakıp da "Ba'l " putuna mı tapıyorsunuz?"

Bir zaman İlyas, kavmi İsrailoğullanna: "Ey kavim, Allahtan korkup onun sizi cezalandırmasından çekinmiyor musunuz? Ba'l putunu ilah ediniyor en güzel yaratıcıyı yani sizin de geçmiş atalarınızın da rabbi olan Allahı bırakı­yor musunuz?" demişti.

Müfessirler, burada adı geçen Ba'l putunun asıl manasının ne olduğu hu­susunda şunları zikretmişlerdir: İkrime, Mücahid, Katade, Süddi ve Abdullah b. Abbas'tan nakledilen bir görüşe göre Ba'l Yemen halkının dilinde "Rab" anlamı­na gelmektedir. Buna göre İs rai loğu 11 arının bir kısmı putlarına "Rab" adını ver­mişlerdir.

Dehhak ve îbn-i Zeyd'den nakledilen diğer bir görüşe göre ise burada adı geçen "Ba'l'in manası "Put" demektir. Şu anda Lübnan'da bulunan "Ba'lbek" şehri adını buradan almaktadır.

İbn-i İshak'tan nakledilen diğer bir görüşe göre ise Ba'l, İsrailoğullarının taptıkları bir kadının adıdır. îsrailoğullan Allahı bırakıp bu kadına tapınışlardır.[119]

 

127-  Fakat kavmi onu yalanladı. Şüphesiz onlar (kıyamet günü) cc-henneme götürüleceklerdir,[120]

 

128- Ancak, Allanın ihlaslı kulları bunun dışındadır.

îsrailoğullan İlyas'ı yalanladılar. Şüphesiz ki onlar, Allanın azabına sev-kedileceklerdir. Ancak, Allanın ihlash kulları bu azaptan hariç tutulacaklardır.[121]

 

129-130- "İlyâsîn'c selam olsun" dedirtmek suretiyle sonradan gelen nesillerde biz, İlyas'a güzel bir nam bıraktık,[122]

 

131- Şüphesiz biz, iyilik yapanları işte böyle mükafaatlandırırız.[123]

 

132- Gerçekten o, bizim mümin kullarımizdandı.

Âyet-i kerimede zikredilen "İlyâsîn"den maksat, bazılarına göre Hz. İl-yas'ın isminin bir başka söyleniş biçimidir. Nitekim İbrahim'e aynı zamanda "İbraham" da denmektedir. Bu göüşe göre surede geçen "Selam olsun" ifadele­rinin tümümün peygamberler için kullanıldığını buradaki "Selam olsun," ifade­sinin de Hz. İlyas için kullanıldığım bu itibarla "İlyâsîn" den maksadın "İlyas" olduğunu söylemişlerdir.

Diğer bir kısım âlimlere göre ise âyette zikredilen "İlyûsîn"den maksat, yûsîn ailesidir. Bu izah tarzına göre selam, İlyas'a, babası Yâsin'e ve ona tabi olanlaradır. Bazı âlimler, buradaki "İlyâsîn" kelimesinin "Âl-i Yasin" kıraati ile okumuşlar ve "Yâsin"den maksadın Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğunu "Al-i Yasin" kıraati ile okumuşlar ve "Yâsin"den maksadın Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğunu "Âl"den maksadın ise Resulullahın ailesi olduğunu söylemişlerdir. Bu izah tarzına göre âyetin manası: "Muhammed'e ve ailesine selam olsun." de­mektir. Taberi birinci görüşü tercih etmiş ve burada zikredilen "İlyâsîn" kelime­sinden maksadın Hz. İlyas olduğunu söylemiş bunun dışındaki görüşlerin doğru olmadığını beyan etmiştir.[124]

 

133- Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.[125]

 

134-135- Hani bir zaman biz Lut'u ve geride kalıp helak olanlardan bir ihtiyar kadın hariç bütün ailesini azaptan kurtarmıştık.[126]

 

136- Sonra diğerlerini helak etmiştik.

Şüphesiz ki Lut da insanlara gönderilen peygamberlerdendi. O, kavmini, daha önce benzeri görülmemiş olan hayasızlığı yapmaktan vazgeçmeye çağırdı. Fakat onlar onu yalanladılar. Biz de onların üzerine kızgın taşlar yağdırarak he­lak ettik. Lut'u ve ailesini ise bu azaptan kurtardık. Ancak helak olanlarla birlik­te geride kalan karısı hariç.[127]

 

137-138- Şüphesiz sizler sabah akşam onların memleketlerinden ge­çiyorsunuz. Hiç düşünmez misiniz?

Ey Kureyş müşrikleri, şüphesiz ki sizler Şam'a gidip gelirken, sabah ak­şam Lut kavminin diyarından geçiyorsunuz. Siz bunları hiç düşünmüyorsunuz? Allah emirlerine karşı gelenlerin bu türlü azaplara uğratıldıklarını anlamıyor musunuz?[128]

 

139- Şüphesiz Yunus da peygamberlerdendi.[129]

 

140- Bir zaman o kaçıp yüklü bir gemiye binmişti.[130]

 

141-  (Gcmidekilerden birinin denize atılması için) aralarında kura çekilmişti de Yunus kurayı kaybedenlerden olmuştu.

Allah teala, Yunus (a.s.)ı Musul şehrine yakın bir şehir olan Ninova hal­kına peygamber olarak göndermiştir. Hz. Yunus, insanları hak dine davet etme­sine rağmen, onlar inkarlarında ısrar etmişler "ve Yunus'u dinlememişlerdir. Yu­nus (a.s.) bunun üzerine oradan ayrılmış ve Allanın üç gün sonra göndereceği bir azabı haber vermiştir. Ninova halkı azabın kendilerine mutlaka geleceğini anlayınca çoluk çocuklarını ve hayvanlarını alarak çöllere açılmışlar ve orada rablerine yalvararak göndereceği azabı kendilerinden kaldırmasını istemişlerdir. Bunun üzerine Allah teala da dualarını kabul edip azabı kendilerinden kaldır­mıştır.

Yunus (a.s.) ise kavminin inkarcılığını görünce, onları bırakıp bir vapura binerek oradan uzaklaşmak istemiş, vapur dalgalara tutulmuş yükünün ağırlı­ğından dolayı batıp boğulacaklarını anlayınca yolcular aralarında kur'a çekerek içlerinden birini denize atmaya karar vermişler, kur'a Yunus"a çıkmış, Yunus'u denize atmamak için kur'ayı üç defa tekrar etmişler, hepsinde de kur'a Yunus'a çıkmış, bunun üzerine Yunus (a.s.) soyunarak kendisini denize atmıştır.

Allah tealanm vazifelendirdiği bir balık gelip Yunus'u yutmuş, bunun üzerine Yunus, denizin, gecenin ve balığın karnının meydana getirdikleri ka­ranlıklar içinde kalmıştır. İşte orada rabbine niyaz ederek "Senden başka hiçbir ilah yoktur, Seni tenzih ve teşbih ederim. Doğrusu ben, zalimlerden oldum." di­ye Allaha yalvarmıştır.[131]

 

142- (O, kendisini denize atınca) kınanmış bir haldeyken balık onu yutmuştu.

Ayet-i kerimede Hz. Yunus'un, Allah tealanın vazifelendirdiği bir balık tarafından yutulduğu zikredilmektedir. Hz. Yunus'u yutan balık ona herhangi bir zarar vermemiştir. Yunus (a.s.) balığın karnında rabbine ibadet etmiş ve ona Şöyle dua etmiştir; "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ve teşbih ede­rim. Doğrusu ben zalimlerden oldum.[132]

Katade, Yunus (a.s.)m, balığın karnında üç gün, Cafer-i Sâdık yedi gün, ebu Mâlik kırk gün, Mücahid ve Şa'bî ise kuşluk iie yatsı arası kadar bir vakit kaldığını söylemişlerdir.

Ayette Yunus (a.s.)m kınanmış olduğu zikredilmektedir. Ancak bu kınan­manın sebebinin ne olduğu beyan edilmemiştir.

Mücahid ve İbn-i Zeyd "Bundan maksat, Yunus (a.s.)m bir hata işlemiş olmasıdır." demişlerdir.[133]

 

143-144- Eğer o, Allahı teşbih edenlerden olmasaydı, insanların tek­rar dirileceği kıyamet gününe kadar balığın karnında kalırdı.

Şayet Yunus, balığın kendisini yutmasından önceki serbest zamanlarında Allaha kulluk edip onu teşbih edenlerden olmasaydı, balığın kamında, içine düştüğü sıkıntıda kıyamet gününe kadar devam ederdi. Fakat o, Allahı çokça zikredenlerdendi. Bu sebeple Allah onu balığın karnında uzun süre tutmayıp sa­hile çıkardı.[134]

 

145- Biz onu balığın karnından, hasta bir halde çorak bir sahile at­tık.

Ayet-i kerimede zikredilen bu çorak sahilden maksat, üzerinde bitki ve bina bulunmayan bir arazidir. Bazı müfessirlere göre burası Dicle nehrinin ke­narıdır. Bazılarına göre ise Yemen topraklarıdır.

Ayette Yunus (a.s.)ın balığın kamından çıktığında hasta olduğu zikredil­mektedir. Bundan maksat Yunus (a.s.)ın vücudunun zayıf düşmüş olması ve an­nesinden yeni doğan bebeğin vücudu gibi olmasıdır. Abdullah b. Mes'ud bu du­rumu tarif ederken Yunus (a.s.)ın, tüyleri bitmemiş civciv gib okluğunu söyle­miştir.[135]

 

146- Biz onun için geniş yapraklı bir bitki bitirdik.

Âyet-i kerimede zikredilen bu bitkinin nasıl birşey olduğu ve Yunus (a.s.) için nasıl faydalı olduğu hususunda farklı görüşler zikredilmiştir.

Bazı müfessirlere göre bu bitkiden maksat, gövdesi olmayan bir bitkidir. Bu, kabak, karpuz, yaban karpuzu vb. bitkilerden herhangi biridir. Bu görüş Sa-id b. Cübeyr, Mücahid ve Abdullah b. Abbas'tan nakledilmektedir.

Diğer bir görüşe göre ise Yunus (a.s.) için bitirilen bu bitki kabaktır. Bu görüş ise Abdullah b. Mes'ud, Abdullah b. Abbas, Katade, Dehhak, Atâ ve Vehb b. Münebbih'ten nakledilmektedir.

Hz. Yunus'un bu kabaktan yediği ve bu yolla hem açlığını hem de susuz­luğunu giderdiği rivayet edilmiştir.

Diğer bazılarına göre ise, burada zikredilen bitki, kabağın yaprakları gibi yapraklan bulunan ve Yunus (a.s.)a gönderilen bir ağaçtır. Bu görüş de Said b. Cübeyr'den nakledilmiştir.[136]

 

147- Biz onu, sayısı yüzbin hatta daha fazla olan bir kavme peygam­ber olarakgönderdik.[137]

 

148-  Onlar Yunus'un davetini kabul edip iman ettiler. Biz de onları belli bîr vakte kadar nimetlerimizle yaşattık.

Allah teala bu âyette Yunus (a.s.)ı yüzbin veya daha fazla kişiye pey­gamber olarak gönderdiğini zikretmiştir. Übey b. Kâ'b, Resulullahın, yüzbinden fazla olan miktarın yirmi bin olduğunu söylediğini rivayet etmiştir.[138]

Hz. Yunus'un bu kadar insana peygamber olarak gönderilişi, balığın ken­disini yutmasından önce mi yoksa sonra mı gerçekleştiği hususunda iki görüş zikredilmektedir.

Hasan-ı Basrî ve Mücahid'den nakledilen bir görüşe göre Hz. Yunus, ba­lık kendisini yutmadan önce Ninova halkına peygamber olarak gönderilmiştir. Bunlar, Allanın azabının kendilerine geleceğini anlayınca hepsi iman etmişler ve Allah onları, ecelleri gelinceye kadar yaşatmıştır.

Şehr b. Havşeb'in Abdullah b. Abbas'tan naklettiği diğer bir görüşe göre Hz. Yunus kendisini balığın yutup bilahare dişan çikamasmdan sonra Ninova halkına peygamber olarak gönderilmiştir. O kavim AHaha iman etmiş Allah da onlan azaba uğratmamış, ecelleri gelinceye kadar yaşatmıştır.[139]

 

149- Ey Muhartımcd, müşriklere sor, kızlar rabbinin de oğlanlar on­ların mıymış?

*Kureyş müşrikleri "Melekler Allahın kızlarıdır." diyorlar ve onlara tapı­yorlardı. Bu sebeple Allah teala Resulullaha, müşriklerden bunu sormasını em­rediyor ve onlan kınıyor. Zira onlara kız çocukları doğduğu müjdelenince yüz­leri simsiyah kesiliyor ve Öfkeleniyorlardı. Kızlarından bu kadar utanç duyan müşrikler, melekleri dişi olarak kabul ediyor ve onların, Allanın kızları oldukla­rını iddia ediyorlardı. Allah teala onların bu iftiralarına cevap vererek buyuruyor ki:[140]

 

150- Yoksa melekleri dişi olarak yarattığımızı mı gördüler? [141]

 

151-152- İyi bilinmelidir ki onlar iftiralarından dolayı: "Allah do­ğurdu." diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdırlar. [142]

 

153- Allah, kızları oğullara mı tercih etmiş?

Yoksa meleklerin Allahın kızları olduklarım iddia eden bu müşrikler, biz bu melekleri dişi olarak yaratırken onlan görüyorlar mıydı? Hayır bu böyle de-öildir İyi bilinmelidir ki onlar sırf iftiralarından dolayı: "Allah çocuk kazandı." diyorlardı. Şüphesiz ki onlar yalancıdırlar. Ey müşrikler, Allah, kızları oğullara tercih rai etmiştir? Böyle mi zannediyorsunuz?[143]

 

154- Ne oldu size? Nasıl da böyle hüküm veriyorsunuz?[144]

 

155- Hiç düşünmüyor musunuz?[145]

 

156- Yoksa elinizde apaçık bir deliliniz mi var?[146]

 

157- Eğer sözünüzde sadık İseniz getirin kitabınızı.

Ne oluyor size? Nasıl böyle bir hüküm verebiyorsunuz? Kızlan kendinize yakıştırmadığınız halde Allahın kızlan bulunduğunu, oğlanların ise size ait ol­duğunu söylüyorsunuz? Söylediklerinizin neyere varacağını hiç düşünmüyor musunuz? Hâlâ hatanızı anlayıp iddianızdan vazgeçmeyecek misiniz? Sizin bu söylediğinizin doğru olduğunu ortaya koyan bir deliliniz var mı? Şayet bu iddi­anızda doğnıysanız deliliniz olan ilahi kitabı getirin de görelim.

Bazi müfessirler bu âyette zikredilen delili "Özür" manasına almışlar ve âyeti şöyle izah etmişlerdir: Yoksa sizin: "Erkekler bizim, kızlar Allahındır." demenizi mazur gösterecek bir deliliniz mi var?[147]

 

158- Onlar, Allah ile cinler arasında bir soy bağı uydurdular cinler de o müşriklerin, (Hesap vermek üzere) Allanın huzuruna çıkarılacaklarım bilirler.[148]

 

159- Allah onların uydurdukları sıfatlardan münezzehtir.

Müşrikler, Allah üe cinler arasında soy bağı bulunduğunu iddia etmişler­dir.

Abdullah b. Abbas'tan rivayet edilen bir görüşe göre bu müşrikler soy bağını, hâşâ Allah ile İblisin kardeş olduğunu iddia ederek kurmaya çalışmışlar­dır.

Mücahid ise, müşriklerin, Allahın cinlerle evlenerek melek kızları oldu­ğunu iddia ederek Allah teala ile cinler arasında nesep bağı kurmaya çalıştıkla­rını söylemiştir.

Katade ise bu iddiayı Yahudilerin ileri sürdüklerini söylemiştir.

Âyet-i kerimede: "Şüphesiz ki cinler de o müşriklerin, hesap vermek üze­re Allahın huzuruna çıkarılacaklarını bilirler." buyurulmaktadır. Bu ifade iki şe­kilde izah edilmiştir.

Bir izah şekli şöyledir: "Şüphesiz ki cinler de hesaba çekilmeyi bizzat gö­receklerini bilmektedirler."

Diğer bir izah şekli ise şöyledir: "Şüphesiz ki cinler de bu sözleri söyle­yenlerin azaba sevkedeliceklerini bilmektedirler." Taberi bu görüşü tercih et­miştir.[149]

 

160- Ancak Allahın ihlaslı kulları bu iddialardan uzaktır.

Taberi bu âyet-i kerimeyi şu şekilde izah etmiştir: "Melekler Allahın kızlarıdır." diyenler cehennem azabına sevkedileceklerdir. Ancak Allahın ihlaslı kıldığı kullan bundan müstesnadırlar.[150]

 

161-162- Siz ve taptıklarınız Allaha karşı hiçbir kimseyi yoldan çıka­ramazsınız.[151]

 

163- Ancak cehenneme girecek kimse müstesna.

Ey müşrikler, ne sizler ne de taptığınız putlar herhangi bir kimseyi Allaha karşı s apt ırabi lirsiniz. Sizler ancak cehenneme girecek olanları baştan çıkarabi­lirsiniz. Onlar da Allanın, cehenneme gireceklerini ezelde bildiği kimselerdir.[152]

 

164-  (Melekler şöyle derler) "Bizim herbirimizin mutlaka belli bir makamı vardır."[153]

 

165- Biziz o saf saf dizilenler biz.[154]

 

166- Biziz Allahı teşbih ve tenzih edenler biz."

Melekler topluluğu şöyle dediler: "Bizden hiçbirimiz yoktur ki onun gök­te belli bir makamı olmasın."

Hz. Aişe (r.anh.) bu hususta Resulullahın şöyle buyurduğunu rivayet et­mektedir: Dünya semasında ayak basacak kadar bir yer yoktur ki onun üzerinde secde eden veya kıyamda duran bir melek bulunmuş olmasın. Allahın şu kelamı bunu ifade etmektedir." Melekler şöyle derler: "Bizim herbirimizin mutlaka bel­li bir makamı vardır Biziz o saf saf dizilenler biz. Biziz Allahı teşbih ve tenzih edenler biz."

Ebu Nadre diyor ki: "Namaz kılmak için kamet getirildiğinde müminlerin emin Ömer b. el-Hattab yüzünü insanlara döner ve şöyle derdi: "Ey insanlar şarlan düzgün tutunuz. Zira Allah sizi, "Biziz o saf saf dizilenler biz. Biziz Allam teşbih ve tenzih edenler biz." diyen meleklerin durumunda görmek ister. Safları düzgün tutun. Ey falan sen öne geç. Ey falan sen geri geç." der, saflar düzelince öne geçer tekbir alırdı.[155]

 

167-169- Doğrusu, kâfirler kendilerine peygamber gönderilmeden önce şöyle diyorlardı: "Eğer elimizde geçmiş kavimlere indirilen kitaplar­dan biri olsaydı şüphesiz Allanın ihlaslı kullarından olurduk."[156]

 

170- Fakat kitap gelince de onu inkar ettiler. Onlar yakında bilecek­lerdir.

Doğrusu Kureyş müşrikleri, Muhammed kendilerine peygamber olarak gönderilmeden önce, kendi aralarında şöyle diyorlardı: "Şayet bizim elimizde de önceki ümmetlere verilen Tevrat ve İncil gibi bir ilahi kitap olsaydı yahut Hı­ristiyan ve Yahudilere geldiği gibi bize de bir peygamber gelmiş olsaydı şüphe­siz ki bizler Allanın ihlaslı kullan olurduk." Fakat Muhammed onlara Kur'anı getirince de onu inkar etmişlerdir. Yakında huzurumuza çıktıklarında inkarları yüzünden nasıl bir azaba uğratılacaklarını bileceklerdir.[157]

 

171-  Şüphesiz bizim peygamber olarak gönderdiğimiz kullarımıza ezelden şu vaadimiz vardır.[158]

 

172- Onlar mutlaka yardım göreceklerdir.[159]

 

173- Şüphesiz galip gelecek olan da bizim ordumuzdur.

Şüphesiz biz, peygamber olan kullarımız için Levh-i Mahfuzda şunu yaz-mışızdır. "Onlar çeşitli delillerle galip gelecekler ve onlara yardım edilecektir. Sonunda galip gelecek olan mutlaka bizim ordumuzdur."

Allah teala bu âyetlerde, dünyada da âhirette de hayırlı akıbetin pey­gamberlerin ve onlara uyanların olduğunu bildirmektedir. Bu hususta başka âyetlerde de şöyle Duyurulmaktadır: "Allah: "Ben ve peygamberlerim mutlaka üstün geleceğiz." diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah herşeyden kuvvetli ve herşe-ye galiptir.[160] "Şüphesiz biz, Peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edeceği kıyamet gününde mutlaka yardım [161]edeceğiz."[162]

 

174- Ey Muhammed, belli bir zamana kadar onlardan yüzçcvir.

Burada zikredilen'"Belli bir zaman"dan maksat "Ölümlerine kadar" de­mektir. Süddi'ye göre bundan maksat: "Bedir günündeki cezalandırılmalarına kadar." İbn-i Zeyd'e göre ise "Kıyamet gününe kadar" demektir. Taberi, Süddî'nin görüşünü tercih etmektedir.[163]

 

175- Bak onların haline, onlar yakında göreceklerdir.

Ey Muhammed, sen onların haline bir bak. Yakında onlar nasıl bir azabı­mıza uğratılacaklarını göreceklerdir.[164]

 

176- Onlar, azabımızı acele olarak mı istiyorlar?

Onlar; "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaadettiğiniz azap ne zamangele-cektir?" diyerek azabızımın kendilerine derhal gelmesini mi istiyorlar?[165]

 

177- Azabımız yurtlarına inince, daha önce azapla uyarılanların sa­bahı ne kütü olur.

Azabımız, onun derhal gelmesini istiyen kâfirlerin yurduna gelince, daha önce azapla uyarılmış fakat yine de yola gelmemiş olanların hali ne kötü olur.

Enes b. Mâlik, uyarılan Hayber halkı hakkında Peygamber efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

"Allahu Ekber Allahu Ekber, Hayber harap oldu. Biz bu kavmin yurduna girince uyarılanların sabahı ne kötü olur.[166]

 

178- Sen, belli bir zamana kaan onlardan yüzçevir.[167]

 

179- Bak onların haline. Onlar yakında göreceklerdir.

Ey Muhammed, sen şu müşriklerden yüzçevir ve onları belli bir zamana kadar rableri hakkında uydurdukları yalanlarla başbaşa bırak. Onların haline bak ve gör ki onlar yakında nasıl bir azaba uğrayacaklarını ve akıbetlerinin ne olacağını göreceklerdir.[168]

 

180-  Kuvvet ve kudret sahibi rabbin, onların uydurdukları sıfatlar­dan münezzehtir.[169]

 

181- Gönderilen Peygamberlere selam olsun.[170]

 

182- Âlemlerin rabbi olan Allaha ham dolsun.

Ey Muhammed, güç ve kudret sahibi olan rabbin, müşriklerin onu vasif-.landırdığı: "Melekler Allanın kızlarıdır." gibi sıfatlardan beridir, münezzehtir. Çeşitli ümmetlere göndermiş olduğu peygamberlere, en korkunç gün olan kıya­met gününde AUahın azabından selamette olmaları vardır. Âlemlerin rabbi olan Allaha hamdolsun. Zira kullarına verilen bütün nimetler onun tarafı nd and ir.

İbn-i Ebi Hatim, Resulullah (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu rivayet etmek­tedir: "Kim kıyamet gününde mükafaatının dolu ölçeklerle ölçülmesini isterse o, bulunduğu meclisten kalktığı zaman en sonunda: "Kuvvet ve kudret sahibi olan rabbin, onların uydurdukları sıfatlardan münezzehtir. Gönderilen peygamberlere selam olsun. Âlemlerin rabbi olan Allaha hamdolsun." desin.[171]

 



[1] Nesaî, K.el-lmame, bab: 36 / Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, S.26.

 Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/65-67.

[2] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/68-69.

[3] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/69.

[4] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/69.

[5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/69.

[6] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/69.

[7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/70.

[8] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/70

[9] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/71.

[10] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/71.

[11] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/71.

[12] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/71.

[13] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/71.

[14] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/72.

[15] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/72.

[16] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/72.

[17] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/73.

[18] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/73.

[19] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/73.

[20] Tirmizî, K.Tefsir el-Kur'an, Sure: 37, bab: 1, Hadis no: 3228.

[21] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/74.

[22] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/74.

[23] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/74.

[24] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/75.

[25] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/75.

[26] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/76.

[27] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/76.

[28] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/76.

[29] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/76.

[30] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/76.

[31] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/76.

[32] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/77.

[33] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/77.

[34] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/77.

[35] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/77.

[36] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/77-78

[37] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/78.

[38] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/78.

[39] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/78.

[40] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/79.

[41] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/79.

[42] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/79.

[43] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/79.

[44] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/79-80.

[45] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/80.

[46] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/80.

[47] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/81.

[48] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/81.

[49] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/81.

[50] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/81.

[51] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/81.

[52] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/81.

[53] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/81

[54] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/81-82.

[55] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/82.

[56] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/83.

[57] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/83.

[58] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/83.

[59] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/83.

[60] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/83.

[61] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/83.

[62] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/83-84.

[63] Al-i İmran Suresi, âyet: 102.

[64] Tirmizî, K.Tefsir el-Kur'an, Sure: 37, bab: 1, Hadis no: 3228.

[65] Muhammet] Suresi, âyet: 15

[66] Kehf Suresi, âyet: 29

[67] Tirmizi, K.el-Cehennem, bab: 4, Hadis no: 2583

[68] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/84-85.

[69] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/85.

[70] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/85.

[71] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/85.

[72] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/86.

[73] Nuh Suresi, âyet, 26-27.

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/86.

[74] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/86.

[75] Tirmizi, K. Tefsir el-Kur'an, Sure 37, bab: 3, Hadis no: 3230

[76] Timıizî, K.Tcfsir el-Kur'an, Sure 37, bab: 3, Hadis no: 3231

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/87.

[77] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/87.

[78] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/88.

[79] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/88.

[80] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/88.

[81] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/88.

[82] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/88.

[83] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/88.

[84] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/89.

[85] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/89.

[86] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/89.

[87] Enbiya Suresi, âyet: 63

[88] Duhari, K.el-Enbiya, bab: 8 /Müslim, K.el-Fadail, bab: 154, Hadis no: 2371.

[89] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/89-90.

[90] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/91.

[91] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/91.

[92] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/91.

[93] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/91.

[94] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/92.

[95] Enbiya Suresi,âyet: 69.

[96] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/92.

[97] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/92-93.

[98] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/93.

[99] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/93-94.

[100] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/94.

[101] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/95.

[102] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/95.

[103] Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 1, S.297.

[104] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/95-96.

[105] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/97.

[106] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/97.

[107] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/97.

[108] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/97.

[109] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/97.

[110] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/98.

[111] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/98.

[112] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/98.

[113] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/98.

[114] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/98.

[115] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/98.

[116] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/98.

[117] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/98-99.

[118] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/99.

[119] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/100.

[120] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/100.

[121] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/100.

[122] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/101.

[123] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/101.

[124] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/101.

[125] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/102.

[126] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/102.

[127] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/102.

[128] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/102.

[129] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/103.

[130] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/103.

[131] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/103

[132] Enbiya Suresi, âyet: 87.

[133] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/103-104.

[134] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/104.

[135] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/104.

[136] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/105.

[137] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/105.

[138] Bkz. Tinnizî, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 37, Hadis no: 3229.

[139] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/105-106.

[140] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/106.

[141] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/107.

[142] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/107.

[143] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/107.

[144] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/107.

[145] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/107.

[146] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/107.

[147] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/107

[148] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/108.

[149] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/108.

[150] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/108-109.

[151] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/109.

[152] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/109.

[153] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/109.

[154] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/109

[155] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/109-110.

[156] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/110.

[157] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/110.

[158] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/111.

[159] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/111.

[160] Mücadele Suresi, âyet: 21

[161] Mümin Suresi, âyet: 51.

[162] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/111.

[163] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/111.

[164] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/111

[165] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/112.

[166] Buhari, K. el-Ezan, bab: 6, K. Salal el-Havf, bab: 6, Müslim, K.el-Cuınua, bab: 12(M2UNa-dis no: 1365

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/112.

[167] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/113.

[168] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/113.

[169] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/113.

[170] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/113.

[171] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/113.