Zümer Süresi - Kuran - 039Zumer - 1. Sayfa
Gîriş
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsirî
Halis Olan Dinden Maksat
Gece Ve Gündüzü Sarmasından Maksat
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Husn Ve Kubh
İlim Ve Amel
Sabredenlerin Mükafatı
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
İbadet Sadece Allah'a Yapılır
Tagüttan Kaçanlar
Yağmur Ve Bulut
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Allah'ın Zikrinden Kalbi Katılaşanlar
Allah Huzurunda Davalaşmak
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Kur'an'ı Tevil Etmek Konusu
Kâfire Meydan Okumak
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Ecel.İ Musamma
Şefaat Meselesi
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Rızık Allah'ın Dilemesine Bağlıdır
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Her Şeyi Yaratan Allah'tır
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Rabbin Nuruyla Parlayan Yer
ZÜMER SÜRESİ
Gîriş
Mekke DÖnemi'nde nazil olmuştur. 75 ayettir.
Bu sureye aynı zamanda «El-Guraf» Suresi de denilmektedir. «Köşk» mânâsına gelen bu tabir surenin 20. ayetinde geçmektedir.
İbn Dureys, İbn Merduveyh ve Beyhaki'ye göre İbn Abbas «Bu surenin tamamı, üç ayet müstesna Mekke'de inmiştir» demiştir. Medine'de inen üç ayet Hz. Hamza'nm katili ve sonradan müs-lüman olan, sahabîlerde"n Vahşi hakkındaki 10. ayettir. Sahavi de Cemal'ul-Kura adlı eserinde bunu zikretmektedir. Ebu Hayyan da Mukatil'den bunu nakletmiştir.
Bazıları «Yirmiüçüncü ayet de Medine DÖnemi'nde nazil ol muştur» demiştir. (İbn'ul-Cevzi).
El-Bahr, İbn Abbas'tan şöyle rivayet ediyor: «23. ayet ile 53. ayet Medine DÖnemi'nde nazil olmuştur.»
Bazıları «53. ayetten başlamak üzere peşpeşe gelen yedi ayet Medine DÖnemi'nde nazil olmuştur» demişlerdir.
Kûfeliler'in sayımına göre bu sure 75 ayettir. Şamlılar'a göre 73, diğer sayımlara göre ise 72'dir. Kelimeleri İ172, harfleri 4908' dir. Daha önceki sure ile münasebeti şudur: Önceki surede «Bu an~ cak alemler için bir zikirdir» denilmektedir. Burada ise «Allah'tan
inen bir kitap» denilmektedir. Bu iki ayet o kadar mükemmel bir tenasüb ifade eder ki besmele surenin başından kaldırılmış olsa bile kelâm arasında uygunsuzluk diye bir şey bahis konusu olmaz. Zümer kelimesi gruplar demektir ve bu surenin 71. ve 73. ayetlerinde bu kelime geçmektedir. Bu kelime buradan alınmış ve sureye isim olarak verilmiştir. [1]
Meal
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Kitab'ın indirilmesi güçlü ve hakim olan Allah tarafındandir.
2- (Ey Rasûlüm!) Biz sana bu Kitab'ı hak olarak indirdik. O halde dini ancak Allah'a halis kılarak, O'na ibadet et!
3- İyi bil ki halis din ancak Allah'ındır. Ondan başka kendilerine birtakım dostlar edinenler de şöyle diyorlar: «Biz onlara (mabudlarımıza) sadece bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.» Elbette Allah, aralarında ihtilâf edip durdukları konularda hükmünü verecektir. Allah nankör ve yalancı olan kimseye hidayet etmez!
4- Eğer Allah bir evlât edinmek isteseydi kesinlikle yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, (böyle şeylerden) yücedir! O, bir tek ve kahredici olan Allah'tır!
5- Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Geceyi gündüze sardırır, gündüzü de geceye sardırır. Güneşi de ayı da musahhar kılmıştır. Onların her biri belli bir zamana kadar akıp gider. İyi bilin ki O gâlib ve bağışlayıcı olandır. [2]
Dirayet Ve Rivayet Tefsirî
(1-5) «Kitab'm indirilmesi güçlü ve hakim...» Bu Ayetlerin. Tefsiri
Birinci ayetteki «El-Kitab» kelimesinden maksat, Kur'an'dır. Bu cümle adeta Sâd Suresi'nin 87. ve 88. ayetlerinin illetini teşkil etmektedir.
îbn Âtiye; «Birinci ayetteki «El-Kitab» Allah katından gelen vahyin tümünü kapsamaktadır. İkinci ayetteki «ELKitab» ise Kur'-an demektin) diyor. Cenab-ı Hak, «Hidayet edici ve kanun koyan tüm kitaplar Allah katından nazil olmuştur» demek suretiyle «Kesinlikle sana Kitab-ı biz indirdik» cümlesine adeta bir mukaddime yapmaktadır.
«Bi'l-Hakkı» lâfzının başındaki harfi cer olan «Ba», «Enzelna» fiiline bağlanır ve sebebiyet ifade eder. Yani bunu hakkın sebebinden (ispatından, izharından) ötürü indirdik. [3]
Halis Olan Dinden Maksat
«İyi bilin ki halis din Allah'ındır)) cümlesi daha önceki cümlenin nedenidir. Yani dini niçin ihlaslı olarak Allah için kıldık? Çünkü halis din yalnız Allah'ındır.
Bu ayette ibadetteki İhlasın şerefine dikkat çekilmektedir. Kur'an'da bu şerefi belirten birçok ayet vardır.
Katade «Halis din» den maksat Lâ ilahe illallah'tır demişse de onun bu görüşü zayıftır. Hasan Basri «İslâm'dır» demiştir.
«O'ndan başka veliler, dostlar edinenler», Kureyşliler veya diğer kâfirlerin hepsidir.
Ibn Cüveybir, İbn Abbas'tan şöyle rivayet eder: «Bu ayet üç kabile hakkında nazil olmuştur: Amr, Kinane ve Beni Selem. Bunlar putlara taparlar ve «Melekler Allah'ın kızlarıdır» derlerdi». Bu takdirde mevsul olan «Ellezî» kelimesi ya onlardan ibarettir veya onlar ve onlar gibi putlara tapanların hepsini kapsamaktadır.
«Evliya» ile maksat, melekler, Hz. İsa ve putlar gibi bâtıl her mabuddur. Çünkü meleklerin de Hz. İsa'nın da mabudiyeti bâtıldır. Çünkü onların kendileri kuldurlar ve mabud olamazlar.
«Biz bunlara bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz» dediler. Sanki onlara «Sizi yaratan, gökleri ve yeri yaratan kimdir?» diye sorulmuşcasma onlar «Allah'tır» demişlerdir. Kendilerine «O halde putlara niçin tapıyorsunuz?» diye sorulunca, işte o zaman «Bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz» dediler.
«Cenaba Hak'kın hükmü onların İhtilaf ettikleri noktada olacaktır»; yani Allah müşrikler ile ehli ihlas arasında tevhid ve şirk hususundaki ihtilaflarında hüküm verecektir.
Putların ateşe atılması onlara azap vermek için değil aksine onlara tapanlara azap vermek içindir.
«Allah yalancı ve kâfir olanları hidayete erdirmez»; yani onları kurtuluş yolu olan hidayete muvaffak kılmaz.
«Yalancı» ile kastedilen «Putlar bize şefaat eder» diyen müşriklerdir.
4. ayet isit'nafi bir ayettir. Hakkın tahkiki, bâtılın iptali için gelmiştir. Yani «Melekler Allah'ın kızlarıdır», «İsa O'nun oğludur», şeklindeki bâtıl görüşleri iptal etmek, «Çocuk edinmek Allah için muhaldir» sözünü açıklamak için gelmiştir. Ayetin mânâsı şudur: Eğer Allah çocuk edinmeyi irade etseydi, kız irade etmesi memnu olurdu. Çünkü bu mumteniata bağlanmıştır. Yani çocuk edinmek Allah için mümkün değildir. Böyle bir istek mumteni olan bir şeyi irade* etmek olurdu. Zira bu, sonradan varedilmiş mümkinatla-rın bir kısmını diğerine tercih etmek demekti.
«Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır»; yani bu görülen âlemi hak ve doğru olarak yaratmıştır. Bu âlem birtakım hikmetleri ve maslahatları içermektedir. [4]
Gece Ve Gündüzü Sarmasından Maksat
«Geceyi gündüzün üzerine, gündüzü de gecenin üzerine dolar» cümlesinden maksat, Allah'ın bahsi geçenlerde nasıl tasarruf ettiğini açıklamaktadır. Tabii bu da halkı açıkladıktan sonra olmuştur. Zira gece ile gündüzün oluşu semavi parçaların harekete geçmesine bağlıdır.
«Yukevviru» fiili dolamak mânâsını ifade eden tekvir mastarından gelmektedir. Katade'den gelen rivayete göre bu ayette Cenab-ı Hak gündüzü geceye, geceyi de gündüze dolar. Yani birisi gider, diğeri gelerek onun yerini alır. Adeta ona bir elbise olur. Önce nurlu ve bembeyaz iken sonra karanlık ve simsiyah olur. Karanlık ve simsiyah iken de nurlu ve bembeyaz olur. Bu «örtme» mekânın Örtülmesidir. Bu örtme hakikatte güneşin ve ayın değil mekânlarının Örtülmesidir
İbn Cerir ve îbn Ebi Hatim, İbn Abbas'tan şöyle rivayet edi-
«Âyetin mânâsı; geceyi gündüzün veya gündüzü gecenin üzerine yükletir demektir». Bu yükleme, geceden alıp gündüze ekler veya gündüzden alıp geceye ekler anlamındadır.
Ayet tıpkı «Geceyi gündüze, gündüzü geceye sokar» ayeti gibidir.
«EUAziz»; yani ısrar edenlerin cezasını vermeye kadirdir. «El-Gaffar», yani çokça tevbe edenlerin günahlarını affeder. [5]
Meal
6- Sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra o nefisten eşini var-etti ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa geçirerek varetmektedir. İşte sizin Rabbiniz Allah! Hükümranlık ancak O'nundur. Ondan başka mabud yoktur. O halde nasıl döndürülüyorsunuz?
7- Eğer küfre saparsanız kesinlikle (bilin ki) Allah sîzden gani (müstağni) dir. (Yine bilin ki) Allah kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için ona razı olur. Hiçbir günahkâr diğerinin günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizin katmadır. O yapmakta olduklarınızı size haber verecektir. Kuşkusuz ki o, göğüslerde olanın tamamını hakkıyla bilendir.
8- Ne zaman insana bir felaket dokunsa hemen Rabbine yönelerek, O'na dua eder. Sonra (Allah), katından ona bir nimet verdiğinde önceden Allah'a dua ettiği halde (o durumu unutup) Allah'ın yolundan saptırmak için Allah'a ortaklar koşmaya başlar. (Ey Rasûlüm!) De ki: «Küfrünle biraz zevklen, dur. Muhakkak ki sen ateşi hak etmiş olanlardansın.»
9- Yoksa o, Ahiret'ten çekinip, Rab binin rahmetini umarak gece saatlerinde secdeye kapanan, kıyamda iken (gecenin saatlerini) ibadetle geçiren kimse gibi midir? (Ey Rasûlüm!) De ki: «Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu?» Ancak akıl sahipleri öğüt ve ibret alırlar.
10- (Ey Rasûlüm! Benim adıma) de ki: «Ey iman eden kullar! Rabbinizden korkun. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır.- Allah'ın arzı geniştir. Ancak sabredenler ecirlerini hesapsız olarak alırlar. [6]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(6-10) «Sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra...» Bu Ayetlerin Tefsiri
«Sisi bir tek nefisten yarattı» cümlesi Cenab-ı Hak'kın birliğinin ve kahhar olduğunun diğer bir delilidir. «Bir nefis» sözüyle Hz. Adem kastedilmektedir.
«Sonra o nefisten eşini varetti» cümlesinden de Hz. Havva kastedilmektedir. Zira o, Hz. Adem'in kısa kaburgasından (sol kaburga) yaratılmıştır. Yani bu nefsin bir parçasından veya nefsin tamamından yaratılmıştır.
Bazı müfessirlere göre Cenab-ı Hak, Adem'in zürriyetini Hz. Adem'in belinden zerreler gibi çıkarmış, sonra ondan Havva'yı yaratmıştır. Onların Adem'den yaratılmış olmalarından maksat, Adem'in belinden çıkartıldıkları anlamındadır.
Bu ayet, üç yaradılışı kapsamaktadır: Birincisi, Hz. Adem'in yaradılışı annesiz ve babasız olmuştur. İkincisi, Havva Adem'in en kısa kaburgasından yaratılmıştır. Üçüncüsü ise, sayılarını Allah'tan başkasının bilmediği Adem zürriyetinin yaratılmasıdır.
«Sisin için davarlardan sekiz çift indirdi» ayeti süfli âlemden başka bir delil getirmektedir. «İndirmek» burada hükmetmek, taksim etmek mânâsındadır. Cenab-ı Hak bir hüküm verdiği (taksim ettiği) zaman bu, Levh'i-Mahfuz'da tesbit edilir. Melekler onu izhar etmek suretiyle Levh'i-Mahfuz'dan indirirler. Yani indirmek ile hüküm arasında gizlilikten sonra ortaya çıkma şeklinde bir bağ vardır. Bazıları «Çiftlerden maksat onîann yaşam sebepleri-dir. Veya indirmek sebeplerden dolayı o şeyi ihdas etmek demektir» demiştir.
«EUEn'am» kelimesi deve, sığır, koyun ve keçi demektir. Bunlar sekiz çifttir. Zira her birisi erkek ve dişiden meydana gelir.
«Sizi annelerinizin karnında yarattı» cümlesi bahsi geçen insanlarla, hayvanların nasıl yaratıldığını belirtmek içindir. Çünkü bu durumda kudretin harikuladelikleri ortaya çıkar.
«Üç karanlık» tan maksat, karın, rahim ve ceninin üzerindeki perdedir. Bazıları «Baba sulbundeki karın ve rahimdir» demişlerdir.
6. ayetin son kelimesi olan «Tusrafune»; siz Allah'ın ibadetinden nasıl yüz çeviriyorsunuz? Halbuki O'na ibadeti gerektiren birçok delil vardır demektir.
«Eğer şükrederseniz, sizin için şükürden Allah razı olur.» Çünkü onda sizin yararınız vardır. [7]
Husn Ve Kubh
«Husn ve kubh aklîdir» diyen bir kimseye göre Allah'ın küfürden razı olmaması aklî çirkinlikten, şükürden razı olması ise akli güzellikten dolayıdır. Rıza burada ihtirazı terketmekle beraber muhabbet veya irade mânâsındadir. Rızanın tam karşıtı «saht» tır. Bazıları rızayı «İrade» ile tefsir etmişlerdir ki o zaman onun karşıtı «Kerh» olur.
8. ayetin metnindeki «Havvele» fiili «Havi» kökünden gelir ve vermek mânâsını ifade eder. Cenab-ı Hak nezdinden, ona büyük bir nimet verdikten sonra, o Allah'a daha önce yalvardığını unutur.
Ayet metnindeki «Endad» kelimesi ibadette Allah'a ortak, koşulan nesneler demektir. El-Bahr'da «Endad» mânâsının birbirlerine ters düşen emsal olduğu bildirilmektedir. Katade «Hasiyette kendisine itaat edilen kişiler demektir» demiştir. Bazılarına göre putlar demektir. ''
«Ki insanları onun yolundan saptırsın»; yani Allah'ın tevhid yolundan insanları saptırsın.
«Ateş ashabı» ateşten ayrılmayanlar ve orada daimi azap görenlerdir.
Sanki Cenab-ı Hak 9. ayette Allah'a ortak koşan kişiye şunları söylüyor: Hâl ve gelecek yönünden sen mi daha güzelsin yoksa taatlerin gerektirdiği gibi geceleyin ibadete dalan mı, ibadet vazifelerini gece saatlerinde yapan mı daha güzeldir? Çünkü ibadeti gece saatlerinde yapmak kabule daha yakındır. Hileden uzaktır. Yani, gizlide de, açıkta da, hastalıkta da daima ibadet yapan mı yoksa sadece muztar ve mecbur kaldığı zaman ibadet yapan mı daha iyidir?
«Kaniten» kelimesi mutlak ibadet mânâsını ifade eden kunut mastarından gelmektedir. Kıyam'dan önce Cenab-ı Hak secdeyi zikretmektedir. Çünkü secde, daha engin bir şekilde ibadet kavramına girmektedir. Secdenin kıyamdan daha üstün olduğu, ekser ulemanın görüşüdür. Çünkü Hz. Peygamber «Kulun Allah'a en yakın olduğu zamanı secdedeki hâlidir» buyurmuştur. [8]
İlim Ve Amel
«De ki: Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu?» ayeti ilim ve amelin şerefine dikkati çeken bir ayettir. Yani bilip de bilgilerinin gereğini yerine getiren, geceleri secde ve rükua eğilen, Ahiret azabından korkan ve Rablerinin rahmetini uman kimseler, hiç bilmeyenlerle bir olur mu? Bu istifham birincilerin hayr merdivenlerinin en üstünde, ikincilerin de şerrin en alt tabakasında bulunduklarına dikkati çekmektedir. Anlaşılıyor ki «Bilenlerden maksat dindar ve ilimlerinin gereği olanla amel eden alimlerdir. O ilim ki neticesinde amel olmazsa Allah katında ilim sayılmaz.
Rivayete göre İbn Ömer bu ayeti okudu ve «Bu ayet Osman bin Af fan hakkında nazil olmuştur» dedi. İbn Sa'd, Tabakat'ında, İbn Merduveyh ve İbn Asakir, İbn Abas'tan şöyle rivayet ediyorlar: «Bu ayet Ammar bin Yasir hakkında nazil olmuştur». Cüvey-bir'e göre Ammar, İbn Mesud ve Ebu Huzeyfe hakkında nazil olmuştur, îkrime'den gelen rivayette ise sadece Ammar için nazil olduğu söylenmektedir.
Mukatil «Kanit kelimesinden maksat, Ammar, Suheyb, İbn Mesud ve Ebu Zer'dir» diyor. Dahhak'ın İbn Abbas'tan gelen bir rivayetine göre ise Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'dir. Yahya bin Selâm, Rasûl-ü Ekrem'dir» demiştir. Fakat zahire bakılırsa- bu sıfatla tavsif edilen herkes bu ayete dahildir. Ayet korku ve ümidin faziletine dikkat çekmektedir.
Bu ayet aynı zamanda «Ateş korkusu veya cennet ümidiyle ibadet etmek mezmumdur» diyenleri reddetmektedir.
Bu nedenle ibadet etmek mezmumdur. Hatta bazıları «Cennet ve cehennem olmasaydı Allah'a ibadet etmezdim diyen bir kimse kâfir olur» demişlerdir. Çünkü Allah'ın ibadete müstehak olan zatî istihkakını inkâr etmiş olmaktadır.
Bu ayette aynı zamanda gece namazının faziletine de dikkat çekilmekte, gündüz namazından daha üstün olduğu sergilenmektedir. Cenab-ı Hak'kın «Eşit olur mü?» tabir-i ilâhîsi ilmin faziletine ve kıymetinin çok yüksek olduğuna, cehaletin de sapıklık ve aşağılık bir durum olduğuna dikkat çekmektedir.
«Bu dünyada iyilik yapanlar için bir hasene vardır», yani cennet vardır.
«Allah'ın arzı geniştir» cümlesi muterize bir cümledir. Bu cümle «Bu dünyada iyilik yapma imkanımız yoktu. Vatanımızda emirlere riayet etmek, yasaklardan sakınmak imkânsızdı» diyen bir kimsenin vehmini izale etmek için getirilmiştir. [9]
Sabredenlerin Mükafatı
«Sabredenler hesapsız olarak mükâfatlarını alırlar» cümlesi itirazın tamamlayıcısıdır. Sanki şöyle denilmektedir: Rabbinizden korkun; çünkü bu dünyada ittika edenler için Ahiret âleminde cennet vardır. İhsan hususunda ifrata veya tefrite kaçanlara, vatanımızda böyle bir şey imkânsızdı diyenlere gelince, benim arzun geniştir. Eğer bir yerde onlar bu imkânlara sahip değiller ise Rablerinin başka bir beldesine hicret ederek O'nun rızasını elde edebilirler. Çünkü rızanın yanında cennet dahi eksik kalır.
Bazıları «Hasene hem dünya hem de Ahiret hasenatını kapsamaktadır» der. «İhsan»6an maksat, kalbi amelleri yerine getir- mektir. Nitekim Hz. Peygamber, Cebrail hadisinde «Allah'ı görür gibi O'na ibadet edeceksin. Sen onu görmüyorsan da o kesinlikle seni görür» buyurmuştur. (Buhari, Müslim)
Bu ayet bazı eserlere göre Cafer bin Ebi Talib ve arkadaşla-Lakkmda r eri dönem çekmektedir. hakkında nazil olmuştur. Onların Habeşistan'a hicrete niyet ettikleri dönemde inmiştir. Ayet tüm sabredenlerin faziletine dikkat[10]
Meal
11- (Ey Rasûlüm!) De ki: «Kuşkusuz ki ben dini sadece Allah'a halis kılarak, Ona ibadet etmekle emrolundum.»
12- «Bana müslümanlann ilki olmam emredildi.»
13- De ki: «Rabbime karşı gelirsem doğrusu ben büyük günün azabından korkarım!»
14- De ki «Ben dinimi sadece Allah'a halis kılarak O'na kulluk ederim.»
15- «Siz de Allah'tan başka dilediğinize tapın.» (Ey Rasûlüm!) De ki: «Büyük zarara uğrayanlar Kıyamet Günü kendilerini ve ailelerini büyük zarara uğratanlardır. Haberiniz olsun ki apaçık hüsran budur.»
16- Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da ateşten tabakalar vardır. İşte Allah kullarını böyle uyarmaktadır. Ey kullarım. Benden sakının!
17- Tağut'a kulluk etmekten kaçman ve Allah'a yönelen kimselere müjde vardır. (Ey Rasûlüm! O halde) kullarımı müjdele!
18- O kullarım ki o sözü dinlerler, sonra onun en güzelim tatbik ederler. İşte onlar Allah'ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir. Onlar gerçek akıl sahipleridir.
19- (Ey Rasûlüm!) Kendisine azap kelimesi (hükmü) hak olmuş, ateşte bulunan kişiyi sen mi kurtaıacaksın?
20- Fakat Rablerinden (azabından) sakınan kimseler var ya! Onlar için altlarından nehirler akan, üst üste yapılmış köşkler vardır. Bu Allah'ın sözüdür. Allah sözünden caymaz.
21- (Ey Rasûiüm!) Görmez misin ki Allah gökten bir su indirdi. Onu yeryüzündeki kaynaklara geçirdi. Sonra o su ile çeşitli renklerde ekin bitirdi. Sonra (o ekin) kurur. Onu sararmış görürsün. Sonra da Allah onu bir çöp haline getirir. Kuşkusuz ki bunda gerçek akıl sahipleri için öğüt ve uyan vardır. [11]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(11-21) «(Ey Rasûlüm!) De ki: Kuşkusuz ki ben...» Bu Ayetlerin Tefsiri
«Dini Allah'a halis kılmak»; onu şirkten, riyadan ve benzeri nesnelerden arındırmak demektir.
«Bana müslümanlann ilki olmam emredildi» ayeti şu şekilde mânâlandırılmıştır:
1- Bana zamanımda müslümanlann ilki olmam emredildi. Veya bana kavmim içinde müslümanlann ilki olmam emredildi.
2- Bana İslâm'a davet ettiklerimin hepsinden daha önce müslüman olmam emredildi.
3- Ben halkı davet ettiğim şeye ilk önce kendimi davet et-mekle emrolundum. Çünkü ben muktedabih olurum. Önce bu işi ben yapmalıyım. Benim sıfatım işlemediklerini emreden kralların sıfatı değildir..
4- Evveliyet ve şerefi gerektiren ve bahsi geçenlerin amellerinden olana herkesten önce müstehak olmakla emrolundum.
«De ki: Ben Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım» ayetinden maksat tehdittir. Onlara tarizdir. Yani Rasûlullah, azametine rağmen, Allah'a isyan etme durumunda O'nun azabından emin olmazken onlar nasıl emin olabilirler? [12]
İbadet Sadece Allah'a Yapılır
«De ki; Ben sadece Allah'a kulluk yaparım. Başkasına değil»; * Başkasına müstakil olarak da Allah'a eş koşmak suretiyle de ibadet etmem. Kureyşliler bir Ara Hz. Feygamber'i dinlerine çağırdılar. Bunun üzerine hu ayet nazil oldu. Bu ayet Rasûl-ü Ekrem'in dinde ne kadar kuvvetli olduğunu göstermekte ve böylece onların ümitlerini boşa çıkarmaktadır.
«Siz de, Allah'tan başka nesnelerin hangisine ibadet ederse. niz edin» cümlesi, bâtıl mabudlara tapmaktan vazgeçmedikleri bir devrede kendilerine söylenilmiştir ki azap onların başına gelsin.
«Zarar edenlerin ehli» nden maksat onlara tâbi olan kimselerdir. Yani hem kendileri zayi oldular hem de kendilerine tâbi olanlar zayi oldular. Hem kendilerini telef ettiler hem de onlan. Tabii bu Kıyamet Günü'nde ateşe girdikleri zamanda ortaya çıkmaktadır.
Bazıları «Onların ehlinden maksat yakınlarından cennete dahil olmak üzere Allah'ın hazırladığı kimselerdir» demiştir. Yani onlar eğer iman etseydiler cennette kendileriyle olacak ehillerini de hüsrana uğratmamış olurlardı.
Abdurrezzak ve Abd bin Humeyd, Katade'den şöyle rivayet ederler: «Hiç kimse yok ki Allah'a itaat etsin de Allah onun için cennette bir ehil hazırlamasın.» (Bunun benzeri Mücahid'den de gelmiştir).
İbn'ul-Munzir, İbn Abbas'tan şöyle rivayet etmektedir:
«Cennet ehlinden olan ehillerini de zarar ettirdiler.» Yani eğer Allah'ın taatiyle amel etselerdi, onunla iştigal etselerdi onlara cennette ehiller hazırlanmıştı. Fakat onlar bunu kaybettiler.
16. ayet onların zararını açıklamaktadır. Çünkü zarar daha önce kapalı ve korkunç bir şekilde gösterilmişti. Bu ayet onu biraz açmaktadır.
«Onlann üstünde ve altlarında ateşten yapılmış gölgelikler vardır.» Bu gölgeliklerden maksat, birçok tabakalar olmasıdır. Bulutlar da zahirde tabakalara benzediklerinden dolayı muşakelet kabilinden onlara «Gölgelikler» denilmiştir. Yani ateş onları her yönden kapsamaktadır. İşte bu korkunç azabın ta kendisidir. Allah kullarım bununla korkutmaktadır. [13]
Tagüttan Kaçanlar
«Tağuttan kaçınan kimseler» diye başlayan 17. ayet İbn Zeyd'e göre cahiliye döneminde «La ilahe illellah» diyen üç kişi hakkında nazil olmuştur: Zeyd bin Amr bin Nufeyl, Selman ve Ebu Zer Gı-fari.
tbn îshak «Bu ayet; Abdurrahman bin Avf, Sa'd bin Ebi Vak-kas, Said bin Zeyd ve Zübeyr'e işaret etmektedir» diyor. Bunun nedeni şudur: Ebubekir Siddık iman ettikten sonra onlar bunu işittiler ve Ebubekir'e gelerek: «Sen müslüman oldun mu?» diye sordular. Ebubekir onlara Allah'ı hatırlattı. Onların hepsi iman ettiler. Bu ayet onlar hakkında nazil oldu. Ve bu ayet Kıyamet'e kadar insanlar için muhkem bir ayettir.
Tağut, tuğyan kökünden gelir. Es-Sahih'de yer aldığına göre kâhin, şeytan ve sapıklıkta önder olan herkese tağut denir.
Ragıb, «Tağut her saldırgana, Allah'tan başka tapılan her mabuda isim olarak verilir» der. Sihirbaz, kâhin ve cinlerin azgınları da tağut ismini almaktadırlar. Tekil olarak da cem'i olarak da kullanılır.
Tağutun şeytan için yaygın bir şekilde kullanılmas: onun taği kimselere baş olmasından ileri gelmektedir.
Mücahid «Tağut burada şeytan mânâsmdadır» demiştir. Bu kelime «Şey tanlar »la âa tefsir edilebilir.
Allah'tan başkasına yapılan ibadet şeytana ibadettir. Çünkü şeytan o ibadeti emreder, onu süslü gösterir. Eğer tağut putlarla tefsir edilirse zaten ibadet onlara yapılmıştır.
«Onlara müjde vardır»; yani Allah tarafından sevap müjdesi peygamberler veya meleklerin diliyle onlara verilir. Çünkü melekler sekeratta onlarla konuşurlar. Haşrolundukları (veya haşrdan sonra) melekler bu müjdeyi onlara verirler.
18. ayet Cenab-ı Hak'kın sözü dinleyip en güzeline tabi olan kullarının medh-u senasını içermektedir. Çünkü onlar dinde adeta bir eksperdir. Güzeli en güzelden ayırırlar. Onlara biri vacib biri nedb iki emir teklif edilse, vacibi tercih ederler. Biri mubah biri nedb olursa nedbi seçerler.
Bazı kimseler «Ayetin metnindeki eUKavl'den maksat Allah'ın emridir» demişlerdir. Yani onlar Allah'ın enirinin en güzeline tâbi olurlar. Kısas ve affetmek gibi. Yardım etmek, öfkelenmek, açığa vurmak ve gizlemek gibi.
Zeccac «El-Kavl, Kur'an demektir» diyor. Yani onlar Kur'an'a tâbi olurlar. Onlar çirkini güzelden ayırd edebilecek kabiliyettedirler ve çirkinden sakınırlar.
19. ayetin yorumu: «Sen halkın emrine sahip misin? O emirde tasarruf etmeye kadir misin? Öyleyse kendisine asap kelimesi sabit olan bir kimseyi kurtarabilir misin?», yani sen halkın emrine sahip değilsin, onları kurtarmaya gücün yoktur. Aksine onları kurtarmaya kadir olan Allah ZülcelâTdir.
Bu ayet Hz. Peygamber'in onların hidayet etmeleri için çok çaba sarfettiğini göstermektedir. Onları imana davet etmek için hummalı bir çalışma gösteriyordu. Ayet bu durumu temsil etmek-tedir.
20. ayetin metnindeki «Guref» kelimesi yükselen köşkler, saraylar demektir. Yani bir kısmı diğerinin üstünde yapılmış birçok kıymetli ve yüksek sarayları vardır. «Onların altından nehir akar», yani onlar nehirlerin altlarından akabileceği bir tarzda yapılmış-lardır. Dünyanın yüksek köşklerine benzemezler. Zira cennet sulan arşın içlerinden çıktığı için, köşklerden daha yüksektedir. O zaman onların üzerine alttan da üstten de akması mümkün olur. Cenab-ı Hak onlara bu köşk ve sarayları vaadetmiştir. Allah'ın vaadi mutlaka yerine gelir. [14]
Yağmur Ve Bulut
«Allah gökten suyu indirdi» tabirindeki sudan maksat yağmur, gökten maksat da buluttur.
Bazıları «Sudan maksat yeryüzünde bulunan bütün sulardır. Suyu gökten indirmekten maksat ilk yaradılışın başlangıcındaki indirmedir» demişlerdir. Şöyle ki: Cenab-ı Hak yeri ilk yarattığında susuz yaratmıştır. Arşın altında bulunan bir su denizinden suyu indirdi. O suyu yerdeki pınarlara soktu. Yani cesetteki damarlar mesabesinde bulunan yer pınarlarına soktu.
Birinci yoruma göre ayetin zahiri çeşmelerin ve kanalların suyunun yağmur sularından olduğuna delâlet eder. İkinci yoruma göre ise yağmur suyundan değildir. Fakat ayetteki suyu, yağmurdan, kardan ve başka sebeplerden peydah olan suya hamletmek daha uygundur.
Ayet, Cenab-ı Hak'kın bu indirilen suyu yerdeki pınarlara soktuğuna delâlet eder. Fakat o pınarlarda inen sudan başka su olmadığına delalet etmektedir. îster havanın buharlaşmasından olsun, ister başka şekillerle oluşup meydana gelsin, bu Allah'ın kuvvet ve kudretiyledir.
Renkleri değişik olan ekinlerden maksat, çeşitleri ve sınıflan değişik olan ekinlerdir. Buğday, arpa ve çavdar gibi.
«Onu sararmış olarak görürsün»; yani yeşillikten, nedaretten sonra bu renge bürünmüş olarak görürsün. [15]
Meal
22- Allah tarafından kalbi İslâm'a açılmış ve Rabbinden bir nur üzerinde olan bir kimse (kalbine mühür vurulmuş ve kalbi katılaşmış bir kimse gibi midir?) Yazıklar olsun Allah'ın zikri hususunda kalpleri katılaşmış olanlara! Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
23- Allah kelâmın en güzelini (ayetlerinin biri diğerine), benzer ve tekrarlanmış bir kitap halinde indirdi. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (yönelerek) yumuşar. İşte bu Allah'ın hidayetidir. Onunla dilediğini hidayete eriştirir. Allah kimi sap tır irs a artık ona hidayet edecek yoktur.
24- Kıyamet Günü zalimlere; «Kazanmış olduğunuzu (vebalinizi) tadın» denilmişken azabın şiddetinden yüzü ile korunmaya çalışan kimse (bu azaptan kurtulan kimse) gibi midir?
25- Onlardan Öncekiler de (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Farkına varmadıktan bir yerden azap onlara gelmişti.
26- Böylece Allah onlara dünya hayatında rezaleti tattırdı. Ahiret azabı ise kuşkusuz iaha büyüktür. Keşke bilseler!
27- Andolsun ki biz öğüt alırlar diye bu Kuranda insanlara her türlü meseleden getirmişizdir.
28- Onu düzgün ve Arapça bir Kur'an olarak (indirdik). Umulur ki (küfürden) sakınırlar.
29- Allah birçok huysuz (geçimsiz) ortağın malı olan bir köle ile bir tek kişiye bağlı bulunan bir köleyi misal verir. Hiç bu ikisi durum bakımından eşit olur mu? Hamd ancak Allah'a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar!
30- (Ey Rasûlüm!) Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
31- Sonra Kıyamet Gününde hepiniz Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız. [16]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(22-31) «Allah tarafından kalbi İslâm'a açılmış...» Bu Ayetlerin Tefsiri
«Allah'ın göğsünü İslâm'a açtığı kimse...» cümlesi isti'nafi bir cümledir. «Şüphesiz ki bunda sağlam akıl sahipleri için bir ibret vardır» hükmünün nedenini teşkil etmektedir.
«Şeraha» fiili aslında yaymak ve uzatmak mânâsına gelen şerh kökünden gelir. Yani genişletmekten kinayedir. Ayetin takdiri şöyle olur: Acaba bütün insanlar bir midir? Allah'ın göğsünü İslâm'a açtığı ve İslâm için hazır bir şekilde yaratmış olduğu kimse, asıl fıtrat üzerinde durur. O fıtrat onda zararlar meydana getiren harici kesiflerle değişmez. Böyle bir insan bunun bir gereği olaak Rabbi'nden büyük bir nur üzerinde istikrar eder. Bu nur Cenab-ı Hak'tan, lütfudur. Onun kevni ve tenzili ayetlerinin müşahedesi anında rahmet olarak doğar. Bununla hakka hidayet etmeye muvaffak eder. Acaba böyle bir insan, kalbi taşlaşmış, kötü tercihleri yüzünden Allah'ın kendisinde yaratmış olduğu fıtrat temeli değiştirilmek suretiyle göğsü daralmış, dalâlet karanlıkları kendisini istilâ etmiş ve kevnî, tenzili ayetlerin hepsinden yüz çevirmiş, hiçbirinden ibret almayan, hiçbirinden müstefid olmayan kimse gibi midir? Şüphesiz böyle bir kimse göğsü Allah tarafından İslâm'a açılmış kimse gibi olmaz! [17]
Allah'ın Zikrinden Kalbi Katılaşanlar
«Allah'ın zikrinden Ötürü kalpleri katılaşan kimseler»den maksat, Allah zikredildiğinde, O'nun ayetleri okunduğunda bundan tiksinen, bunlar okunduktan sonra kalbi daha da katılaşan kimselerdir.
Ayetin kâfirlerle ilgili bölümü çoğul, müminlerle ilgili bölümü ise tekil olarak getirilmiştir. Bu müminlerin sayı bakımından her ne kadar çoksalar da1 tek kişi gibi olduklarına işaret eder. Fakat kâfirler bunun tam tersinedir.
«En güzel hadis»ten maksat Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an'm «Hadis» olması kendisiyle konuşulan bir kelâm olması cihetiyle-dir. Yoksa burada kadimin, zıddı olan hadis mânâsında değildir.
Eş'ariler'den «Kelâmın lâfzı hadistir» diyenler, hudusa delâlet eden bütün vasıflan, kelâm-ı lafzîye hamlederler. Burada Kur'an'a hadis denilmesi müşakelet babından olabilir. İbn Abbas'tan gelen bir rivayete göre sahabelerden bir grup; «Ey Allah'ın Rasûlü! Bize güzel hadislerden ve zamanın haberlerinden bahset» teklifinde bulundu. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.
Ayet metnindeki «Kitaben» kelimesi «Ahsene'l-Hadis» -kelimesinin bedeli veya hâlidir. Müteşabihen kelimesi de Kitab'ın sıfatıdır. Yani Kitab'ın sıhhat, hüküm, hak üzerinde, doğruluk üzerinde bina etmek gibi mânâları birbirlerine benzemektedir. İnsanların dünya ve Ahiret'teki yararlanın açıklamada mânâlan birbirlerine benzer. Veya fesahatta kelimeleri birbirine benzer.
«Mesâniye» kelimesi Kitab'ın ikinci sıfatıdır. «Mesâniye» kelimesi musannanın çoğuludur. Mânâsı tekrarlanan ahkâmlar, mev' izeler ve kıssalar demektir. Zira birçok kıssa Kur'an'da tekrar edilmekte, mev'izeler, ahkâmlar tekrarlanmaktadır. Veyahut ta okunurken tekrar edlidiği için Cenab-ı Hak bu sıfatı Kitab'a vermiştir.
Bazılarına göre «Mesâniye» kelimesi mesna Kelimesinin çoğuludur, Tesniye kökünden gelir ki yine tekrar etmek ve iade demektir.
Bazılarına göre de «Mesani» kelimesi mesniye kelimesinin çoğuludur ve sena (övmek) kökünden gelir. Zira Allah'ın ayetleri Allah'ı sena etmekle doludur. Veya ayetler belagat ve icazlarından ötürü durmadan övülmektedirler.
«Mesani» kelimesinin Kitab'a sıfat olması tafsilatı itibanyladır. Bir şeyin tafsilatı ise onun tamamıdır.
«Rablerinden korkanların derileri ürperir» cümlesi Kitabin başka bir sıfatı ve hâlidir. Bu cümlenin mânâsı, onlar Kur'anln teh-did ayetlerini dinlediklerinde onlara bir korku isabet eder ki bu korkudan dolayı derileri ürperir, diken diken olur.
Allah'ın rahmetini ve lütuflarmı ve vaad ayetlerini dinledikleri ve hatırladıkları zaman da korkulan ümide, dehşete kapılmaları da rağbete dönüşür. İşte «Derileri be kalpleri Allah'ın zikrine yumuşar» cümlesi de bunu ifade etmektedir.
24. ayet isti'nafi bir cümledir. Daha önceki hükümlerin nedenini teşkil etmektedir. Ayetin takdiri şöyle olur: Acaba bütün insanlar eşit midirler? Elleri boyunlarına bağlı olduğundan dolayı şiddetli ve kötü azabı, Kıyamet Günü'nde azalarının en şereflisi olan yüzüyle defetmeye çalışan bir kimse ile iman edip de böyle felâketlerden emin kalan bir kimse bir olur mu?
Ayet metnindeki «Vech» kelimesi ya hakiki mânâsına hamledilir ki yüz demektir veya insanın bütünü mânâsındadir. O zaman yüzle azabı defetmeye çalışmak, azabı defetmeye çalışacak gücün kalmaması mânâsına gelir. Çünkü yüzle azap nasıl defedilebiecek-tir? Zira yüz, azabın definde kullanılmayan azalardandır. Bu ayet Ebu Cehil hakkında nazil olmuştur.
«Zalimlere denildi» cümlesindeki fiilin faili ateşi idare eden meleklerdir. «Denilecektir» yerine «Denildi» tabirinden kullanılması da gösteriyor ki bu kesindir ve muhakkak olacaktır.
«Kazandıklarınız^ tadın» ifadesinden maksat, kazandıklarınızın azabını tadın demektir. Küfür ve günahtan dolayı cezanızı tadın anlamındadır.
26. ayetin metnindeki «EUHizy» kelimesi zillet ve rezalet mânâsını ifade eder. Dünya hayatında Allah onlara hizyi tattırdı; yani onları zelil düşürdü, yere batırdı, memleketlerinden ve yurtlarından kovulmalarına müsaade etmek gibi azabın çeşitlerini tattırdı.
Ahiret azabının daha büyük ve korkunç olması, ebedî ve şiddetli olmasından ileri gelir.
26. ayetin sonundaki cümlenin başmda yer alan «Lev» edatı ya temenni mânâsını ifade eder veya şart harfidir. O zaman cevap mukadderdir. Yani eğer bir şey biliyorlarsa kesinlikle bunu bilecek ve ibret alacaklardır.
28. ayetin metninde geçmekte olan «Kur'an'en Arabiyyen» ifadesi ya «Haza» kelimesinin hâli veya mukadder bir fiilin mefulu olur. Yani fiiller Arapça olan bir Kur'an'ı överim veya benim ondan maksadım Arapça olan bir Kur'an'dır şeklinde takdir edil-inektedir.
Daha önce geçen «Yetezekkerune» fiilinin mefulü de olabilir.
Bu tabir Kur'an'm Arapça olduğunu, başka dille olmadığını kesinlikle ifade etmektedir.
«O Kur'an düzgündür»; yani onda ihtilâf, tenakuz diye bir şey bahis konusu değildir. «îvec» kelimesi fikir ve basiretle idrak edilen nesne demektir. «ELAvac» okunduğu takdirde hisle idrak edilen nesne demek olur. Cenab-i Hak «Kur'an öyle bir hududa varmıştır ki aklen dahi onda herhangi bir karmakarışiklığı idrak etme imkânı yoktur. Hisle zaten yoktur» buyuruyor. Bu ayetin yorumu Kehf Suresi'nde geçmişti.
Bazılarına göre «ELİvec» kelimesinden maksat şek ve karmaşıklıktır. (Bu, Mücahid'den rivayet edilmiştir).
«Allah bir temsil getirdi...» cümlesi Kur'an'ın temsillerinden birini irade etmektedir. Önce «Temsil getirmekteki hikmet, hatır-latmak, vaaz vermek ve takvayı elde etmektir» denildikten sonra muvâhhid ile kâfir için bu temsil getirilmiştir. Darbı mesel garip bir hâli başka bir garip hâle benzetmektir. Allah müşrik bir kimseyi, o müşrikin mezhebinin iktizası olarak, onun her mabudu «Bana tap, bana ibadet et» iddiasından dolayı bir köleye benzetiyor. O köle üzerinde bir cemaat ortaktır. Ahlâkları kötü, tabiatları pis olduğu için o köle hususunda durmadan çekişmektedirler. Her biri onu kendisine çekmekte ve sıra takip etmeksizin onu birbirlerine ters hizmetlerinde kullanmaktadırlar. Burada benzetme, şaşkınlık ve kalbin dağınıklığmdadır. Cenab-ı Hak muvâhhid kişi için de o tek kişinin malı olduğu için, halis bir kişiyi temsil olarak vermektedir. Başkasının onda herhangi bir müdahalesi yoktur. O, hayretten ve kalbin dağınıklığından müsterihtir.
Cenab-ı Hak burada akıl-baliğ olan kimseyi (racul) temsil olarak veriyor. O, şekavet ve saadetini herkesten daha iyi kavramaktadır. Zira çocuklar ve kadınlar bazen bundan gafil olurlar «Acaba bu ikisinin durumu bir olur mu?» cümlesi onların bir olduğunu uzak sayan ve reddeden bir cümledir. En beliğ bir şekilde Cenab-ı Hak onların bir olmadıklarına ve böyle bir ihtimalin yokluğuna işaret etmekte ve bunu tekidde bulunmaktadır. Bu cümleden anlaşılır ki onların bir olmamaları son derece açıktır ve hiç kimse onlara bir demeye muktedir değildir. Çünkü onların biri şiddet ve zahmet, diğeri de rahat ve rıza içindedir.
«Hayır! Onların çoğu bitmezler!», yani insanların çoğunu teşkil eden müşrikler bu durumu bilmezler. Halbuki bu durum apaçıktır. Veya insanların çoğu olan müşrikler ilim erbabından değildirler ki bunu bilsinler. Böylece onlar şirk ve sapıklık girdabında kalakalırlar.
Bazı müfessirler «Onların çoğu bunun Allah'tan olduğunu bilmezler demektir» diyorlar.
«Sen de öleceksin, onlar da ölecekler» cümlesi Kıyamet Gü-nü'ndeki mücadelenin temhididir. El Bahr'da şöyle denilmektedir: Bunlar hakka bakmadıklarından, darb-ı mesellerden yararlanmadıklarından dolayı hepsinin dönüş noktası, ölümle, Allah'adır. Onlar Kıyamet Günü'nde Allah'ın huzurunda cedelleşecekler, Allah da adil bir hakem olarak hak sahibini bâtıl sahibinden ayırd edecektir.»
Hitap Hz. Muhammed'edir. Ebu Hayyan «Ümmetimden mümin olanlar da bu hitaba muhataptırlar» diyor.
«Onlar öleceklerdir» cümlesindeki gaib zamiri kâfirlere raci-dir. Ve Cenab-ı Hak bu cümleyi tekidli getirmek suretiyle onların büyük bir gaflet içerisinde olduklarını, adeta ölümü inkâr ettiklerini iş'ar etmektedir. [18]
Allah Huzurunda Davalaşmak
«Sonra siz Kıyamet Günü'Tide işlerinizin sahibi olan Allah'ın huzurunda davalaşacaksınız. Sen onları «Ben Allah'ın emrini onlara tebliğ ettim. Hükümleri, mev'izeleri onlara intikal ettirdim» demek suretiyle onları mağlûp edeceksin. Onlar ise -mukabere ve inada sığınmak mecburiyetinde kalacaklardır.»
Cenab-ı Hak ayette hem «Kıyamet Günü», hem de «Rablerinin katı» tabirini dehşet daha fazla olsun diye kullanmaktadır. Aynca onların mücadelesinin büyük bir günde ve bütün emirlerine sahip olan, hükmü onlarda geçerli» olan bir zatın huzurunda olacağını açıklamaktadır.
Bazı müfessirler «Bu davalaşmadan maksat umumi davalaşmadır» demişlerdir. Yani dünyada insanlar arasında cereyan eden hadiseler hakkında bir davadır. Yoksa bu, Rasûl-ü Ekrem ile kâfirler arasında özel bir dava değildir. Rivayetler de davanın özel olmadığına delâlet etmektedir.
Said bin Mansur, Ebu Said el-Hudri'den şöyle rivayet ediyor: «Bu ayet indiğinde biz «Bizim Rabbimis bir, dinimiz birdir. Niçin aramızda mücadele olsun?» diyorduk. Sıffıyn gününde bazılarımız diğerine kılıçla hücum ederken biz «İşte bu, odur» dedik.»
Abd bin Humeyd, Nesei, İbn Ebi Hatim, Tabarani ve İbn Mer-duveyh, İbn Ömer'den şöyle rivayet ediyorlar: «Andolsun, bir zaman durduk. Bu ayetin bizim hakkımızda ve Tevrat ile İncil ehli hakkında nazil olduğunu zannediyorduk. Dedik ki: «Biz nasıl da-valaşacağız? Bizim peygamberimiz, kitabımız birdir.» Fakat bazılarımızın diğerlerinin yüzlerine kılıç çaldığım görünce anladım ki bu ayet bizim hakkımızda nazil olmuştur.»
Hulâsa olarak davalaşma burada geneldir deriz. Yani doğru ile yalancı, mazlum ile zalim, hidayette olan ile sapık, zayıf olanla mağrur davalaşacaklardır. (Bu görüşü îbn Cerir îbn Abbas'tan; Tabarani, Ebu Eyyub'ten rivayet etmiştir). [19]
Meal
32- Allah'a karşı yalan uydurandan ve kendisine gelmiş iken hakkı (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalim kim vardır? Kâfirler için cehennemde bir durak olmaz olur mu?
33- Doğruyu getiren ve onu tasdik edenler ise sakınanların ta kendileridir.
34- Onlar için Rablerinin katında diledikleri her şey vardır. İşte bu iyi davrananların mükâfatıdır.
35- Allah bununla onların işledikleri kötü amelleri örtecek ve onlara amellerinin en güzeli derecesinde mükâfat verecektir.
36- Allah kuluna yetmez mi? (Ey Rasûlüm!) Onlar seni Allah'tan başka taptıkları (putları) ile korkutuyorlar. Allah kimi şaşırtırsa artık onu doğru yola götürecek kimse yoktur.
37- Allah kimi de doğru yola götürürse, artık onu da şaşırtacak kimse yoktur. Allah galib olan ve Öc alan değil midir?
38- (Ey Rasûlüm!) Onlara «Gökleri ve yeri kim yarattı?» diye sorsan «Evet, Allah yarattı» derler. De ki: «Ne dersiniz? Allah bana sıkıntı vermek istese, Allah'ı bırakarak taptıklarınız O'nun verdiği sıkıntıyı kaldırabilir mi? Veya (Allah) bana bir rahmet vermek istese onlar O'nun rahmetine mâni olabilirler mi?» De ki: Allah bana yeter! Tevekkül edenler ancak O'na tevekkül ederler!
39/40- (Ey Rasûlüm!) De ki: «Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (bildiğim gibi) yapacağım. Yakında kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini, kımıldatmayacak azabın kimin başına konacağını anlayacaksınız!» [20]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(32-40) «Allah'a karşı yalan uydurandan ve...» Bu Ayetlerin Tefsiri
«Acaba ortak koşmak ve çocuk nisbet etmek suretiyle Allah'a iftira edenler ile doğruluk kendisine ilk geldiğinde onu yalanlayandan daha zalim kim olabilir?»
Doğruluktan maksat Hz. Peygamberin getirdiği Kur'an'dır. îlk başta düşünmeksizin, tefekkür etmeksizin onu yalanlamaları kastedilmektedir.
El-Haffaci; «Yalanlamalarından -maksat, peygamberi yalanlamalarıdır. Bu, peygamberler Allah katından onlara vahy getirdikleri ilk zamandadır. Mucizeler ortaya çıktıktan sonra onları yalanlamaları demektir. Yoksa bu mutlak yalanlama değildir» demek tedir. [21]
Kur'an'ı Tevil Etmek Konusu
Kur'an'ı tevil eden bir kimse onu yalanlamış değildir. Ancak dinin zaruriyatını yıkarsa o zümreye girmiş olur. Doğruluğu getiren Rasûi-ü Ekrem'dir.
Cenab-ı Hak 35. ayette önce günahların kefaretini, sonra kendilerine verilen mükâfatı zikrediyor. Çünkü zararları gidermek, menfaatleri celbetmekten daha mühimdir.
«Allah kuluna kâfi değil midir?», yani Allah'ın kâfi olduğu o kadar açıktır ki hiç kimse bu hususta tereddüt etmemelidir.
«Kul»dan maksat RasûJ-ü Ekrem'dir. Nitekim Süddi'den bu görüş rivayet edilmiştir. «Allah'tan başkasıyla seni korkuturlar» ayeti de bu görüşü desteklemektedir. Geneller olarak kulların tamamı da kastedilebilir. [22]
Kâfire Meydan Okumak
«De. ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın»; yani şimdi üzerinde bulunduğunuz düşmanlık haline devam edin. Veya imkânınız ve gücünüz yettiği şekilde yapacağınızı yapın!
Bu emri tehdid içindir. «Ben de (bildiğim gibi) yapacağım» cümlesi de onları korkutmaktadır. Şimdi çaılşacağım veya gele-çekte çalışacağım veya şu konuda çalışacağım demeyip genel bir şekilde ifade buyurması onların korkutulmasını daha da çoğaltır. Bu cümle îşar eder ki Hz. Peygamber için, her zaman başka bir mevkii vardır. O durmadan Allah'ın yardımı ile artar. Ayetin «Siz yakında bileceksiniz» cümlesi Rasûl-ü Ekrem'in hem dünyada hem de Ahiret'te onlara gâlib geleceğine delâlet etmektedir. Çünkü «Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini, kımıldatmayacak azabın kimin başına konacağım anlayacaksınız» cümlesi de buna delildir. Birinci cümle dünya azabına işarettir ki bu, Bedir Günü'n-de onlara isabet etmiştir. İkinci cümle Ahiret azabına işarettir. O da daimi ateş azabıdır. [23]
Meal
41- (Ey Rasûlümî) Kuşkusuz ki biz insanlar için Kitab'ı (Kur'an'ı) sana hak ile indirdik. Artık kim doğru yola gelirse (bu) kendi menfaatinedir. Kim de saparsa ancak kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerine vekil değilsin.
42- Allah ölüm vaktinde canlan alır. Ölmeyenin de uyku zamanında (canını alır). Üzerinde ölümlerine hükmettiği canı tutar, diğerini belli bir süreye kadar salıverir. îşte bunda düşünen bir toplum için ayetler (ibretler) vardır.
43- Yoksa onlar Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? (Ey Rasûlüm!) De ki: «Onlar bir şeye sahip olmadıkları, akıl da erdiremedikleri halde mi (şefaat edecekler)?»
44- De ki: «Bütün şefaat (hakkı) Allah'ındır. Göklerin, ve yerin mülkü O'nundur. Sonra (Kıyamet'te) O'na döneceksiniz.»
45- Ne zaman Allah tek başına anılsa, Ahiret'e inanmayanların kalpleri nefretle çarpar. Allah'tan başka (mabud)lan anılsa hemen kalpleri sevinç île dolar.
46- (Ey Rasûlüm!) De ki: «Ey Allahim! Ey gökleri ve yeri yaratan! Ey gizli ve açığı bilen! Kullarının ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında sen hükmedeceksin.»
47- Eğer yeryüzünde olanların hepsi ve onun bir misli daha (nefislerine),zulmedenlerin olsa, Kıyamet Günü tutulacakları şiddetli azaba bedel olarak onu verirlerdi. Çünkü (o gün) Allah tarafından, (dünyada) hesaba katmadıkları şey onlara görünür. [24]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(41-47) «(Ey Rasûlüm!) Kuşkusuz ki biz insanlar için...» Bu Ayetlerin Tefsiri
ÜZerİne insanla için indirmişiz. Çünkü onların dünya ve Ahiret'teki yararlan buna bağlı-
«Sen onlar üzerinde vekil değilsin,; yani onları hidayete zorla | götüremezsin. Senin vazifen tebliğdir. Sen de bunu tam mânasıy yaptın.
Şekilde ilgileri kalmasın. Ancak ölü anındaki öldürmesi zahiren ve bâtınen bedenle onlar arasında ilgi bırakmamasıdır. Uyku zamanındaki öldürmesi ise sadece zahirde alâkanın kalmamasıdır.
Ezelde kendileri hakkında ölümü takdir buyurduğu nefisleri artık bir daha bedenlerine göndermez. Ve böylece bâtinî tasarrufun kesilmesi, zahiri tasarrufun kesilmesiyle birleşir. Diğerlerini yani uyku halinde olan nefisleri bedenlerine gönderir. Yakaza halinde olduğu gibi olur. [25]
Ecel.İ Musamma
«Eceli musemma» dan maksat, ölüm için gerçek olarak belirtilen noktadır.
42. ayetin metnindeki «Zalike» kelimesi 41. ayetteki nefsi yanında tutmak, nefsi bedene göndermek meselesine işaret etmektedir. Burada düşünen bir kavim için birçok mucize, birçok delil, birçok burhan vardır. Kureyşliler Allah'ı bırakıp da Allah'tan başka şefaatçiler edindiler. Bu şefaatçiler güya Allah katında azabı kaldırmak hususunda, onlar için şefaatte bulunacaklardır. [26]
Şefaat Meselesi
De ki: Onlar hiçbir şeye sahip olmadıkları, hiçbir şeye akıl er-dirmedikleri halde mi şefaat edeceklerdir? Sizin de gördüğünüz gibi onlar cansızdırlar. Ne kudretleri ne de bilgileri vardır. Böyle olsa dahi size şefaat edeceklerini mi umuyorsunuz?
«De ki; Şefaatin tamamı Allah'ındır» cümlesi onların Şefaatçiler bu putların kendileri değildir. Aksine bu putların temsil eU tikleri ve Allah'a yakın olan bazı kişilerdir» şeklindeki sözlerine reddiyedir. Hiç kimse hiçbir şefaate güç yetiremez. Ancak Allah ona şefaat izni verirse yapabilir. Burada ise böyle bir şey sözkonu-su değildir.
Bu ayetle Kıyamet Günü'nde şefaatin olacağı hususunda istidlal etmişlerdir. Çünkü mülk veya ihtisas —ki bunların ikisi de harfi cer olan lam'm mânâsıdır— şefaatin varlığını iktiza eder. «Kimse şefaat edemeyecektir» şeklindeki mutlak istidlal ise zayıfta
«Allah bir olduğu halde amlsa...» cümlesinden maksat, onların mabudlan Allah'la beraber anılmadığında veya «Lâ ilahe illallah» denildiğinde, Ahiret'e iman etmeyenlerin kalpleri ürperir, nefret eder, demektir.
Bu ayet bütün müşrikler hakkında nazil olmuştur. İbn Mer-duveyh İbn Abbas'tan şöyle rivayet eder: «Ahiret'e iman etmeyenlerden maksat, Ebu Cehil bin Hişam, Velid bin ükbe ve übey bin Haleftir. Allah'tan başkası da Lat ve Uzsa'dır.»
46. ayet Rasûl-ü Ekrem için bir tesellidir. Allah'a iltica etmeyi, Allah'a yalvarmayı emrediyor. Çünkü Hz. Peygamber onları dine davet etme yolunda çok zahmet çekiyordu; Onların gurur ve inatları, serkeşlikleri Hz. Peygamber'e çok sıkıntı veriyordu.
Allah her şeye kadirdir. Bütün âlemin hallerim bilmektedir. Bu ayet bildiriyor ki Rasûlullah'ın çalışması Allah'ın malûmudur ve şükrü gerektiren bir çalışmadır. «Kullar nasıl Allah'a iltica edecektir? Allah'ın yüce isimleriyle nasıl dua edecektir?» meselesini de bu ayet bildirmektedir.
Allah'ın kullar arasındaki hükmetmesinden maksat, Hz. Mu-hammed ile kâfirler arasındaki hükmü demektir.
«Hiç hesap etmedikleri şeyler Allah'tan karşılarına çıkmıştır»;
yani ceza ve azabın çeşitlerinden öylesi çıkmıştır ki onlar onu hiç hesaba katmıyorlardı. Bu cümle tehditte mübalâğanın artabileceğini ifade etmektedir. Tıpkı «Hiçbir nefis göz aydınlığında onlar için gizleneni bilmez» ayetinde vaadde mübalağayı ifade etmesi gibi. [27]
Meal
48- Onlara, işledikleri kötü şeyler belli olur. Alaya aldıkları şeyler de kendilerini çepeçevre sarar.
49- İnsana bir zarar dokunduğu zaman, bize (yönelerek) dua eder. Sonra tarafımızdan ona bir nimet verildiğinde der ki: «Bu (nimet) bana bilgim dolayısıyla verildi». Hayır! Bu bir denemedir. Ancak onların çoğu bilmiyor!
50- Bu sözü kendilerinden öncekiler de söylemişti. Fakat kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamadı.
51- İşte sonunda kazandıktan kötülükler başlarına geldi. Onlardan zulmetmiş olanlara da kazanmış oldukları kötülükler isabet edecektir. Onlar (Allah'ı) aciz bırakabilecek de değildirler.
52- Onlar bilmezler mi ki Allah dilediğine rızkı genişletir ve dilediğine kısar. Hiç kuşku yok ki bunda iman etmiş bir topluluk için ayetler (ibretler) vardır.
53- (Ey Rasûlüm!) De ki: «Ey nefisleri aleyhinde aşın giden kullarım! Allah'ın rahmetinden limit kesmeyin. Çünkü O, bütün günahları affedicidir, kuşkusuz ki çok affeden, çok esirgeyendir.
54- O azap size gelip dokunmazdan Önce Rabbinize yöne-Iip, O'na teslim olun i Sonra size yardım da edilmez.
55- Size ansızın ve farkına varmadığınız bir sırada azap gelmezden önce, Rabbinizden indirilen en güzel kelâma (Kur'an'a) uyun!
56- (O gün) kişinin: «Yazık bana! Allah'a ibadette kusur etmişim, (Kur'an ve müminlerle alay) edenlerdenim» deyip yakınmasından (Önce Allah'a tâbi olun). [28]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(48-56) «Onlara işledikleri kötü şeyler...» Bu Ayetlerin Tefsiri
«İnsana bir zarar dokundu mu bizi çağırır» ayetindeki insandan maksat İnsan cinsidir. Bazıları «Huzeyfe bin Muğire'dir», bazıları da «Sadece kâfirlerdir» demişlerdir.
«Belki o bir fitnedir» cümlesindeki zamir, nimete racidir. Bu bir deneme, bir imtihandır. O'na karşı Allah'a şükredecekler mi, etmeyecekler mi şeklindeki «Fakat insanların çoğu bunu bilmez.»
«Nimetülere fitne denilmiştir. Halbuki fitne nimetin kendisi değil, aletidir.
«O kelimeyi onlardan öncekiler de söylediler.»
«Kelime»den maksat «Ben bunu katımdaki bir ilim sayesinde elde ettim» sözüdür. Çünkü Karun ve kavmi böyle söylüyorlardı.
«Onlardan» maksat müşriklerdir. Zalimler veya müşriklerin hepsidir. Zira şirk büyük bir zulümdür. Veya bir kısmı kastedilmektedir. Çünkü onlar musibet kendilerini yakalayıncaya kadar küfürde ısrar ettiler. Kesbettikleri günahlarından maksat, dünya azabıdır. Zira Mekkeliler yedi sene kıtlığa tutuldular. Bedir Gü-nü'nde Mekkeliler'in ileri gelenleri öldürüldü. Bazıları «Ahiret azabı da olabilir» derken diğer bir grup «Hem dünya hem de Ahiret azabını kapsayan genel bir azaptır» demişlerdir. [29]
Rızık Allah'ın Dilemesine Bağlıdır
«Allah nzkı dilediğine genişletir, dilediğine daraltır.» Bu hususta Allah'tan başka hiç kimsenin müdahalesi bahis konusu de-ğildir. Çünkü onlar yedi sene sıkıntı çektikleri halde putları kendilerine hiçbir yarar sağlamamıştır.
Ayet metnindeki «Esrafu» fiili günahlarda ifrat ettiler demektir. Zira israf kökünün esas mânâsı ifrat demektir. Ragıb, «İsraf, insanın işlediği her fiilde hududu aşmak demektir» der.
Ayet metnindeki «La teknatu» fiili ümitsiz olmayın demektir. Yani Allah'ın mağfiret ve lütfundan ümidinizi kesmeyin.
«Rahmetn mağfiretle tefsir ettik. Çünkü mağfiret, rahmetten bir derecedir. Veya rahmet oldu mu mağfiret de vardır. Zira affolunmayan bir kimse için rahmet etmek tasavvur edilemez.
Günahların ı. .ağf ketinden maksat, onlardan uzaklaşmak ve onlarla kişiyi ne zahirde ne bâtında muaheze etmemek demektir. Günahları örtmekten maksat budur.
Bazıları «Günahları affetmekten maksat onları amel sahifele* rinden tamamen silmek demektir» demişlerdir.
«Kesinlikle Allah kendisine ortak koşulmasını affetmez. Bundan başkasını, dilediğine affeder» ayeti şirkin ötesinde olan her şeyi mutlak bir şekilde kapsamaktadır.
53. ayetin sebeb-i nüzulü, îbn Cerir ve İbn Merduveyh'in îbnAbbas'tan rivayet ettiğine göre şöyledir: «Mekkeliler: «Muhammed putlara tapan, Allah'tan başka ilaha yalvaran, Allah'ın haram. kıl. dığı nefsi öldüren affolunmaz. Artık biz nasıl hicret edip müslü* man olalım? Oysa biz putlara taptık. İnsanlar öldürdük tşirk ehli idik» deyince Cenab-ı Hak bu ayeti indirdi.»
İbn Cerir, İbn Ömer'den şöyle rivayet ediyor:
«Bu ayet Ayyaş bin Ebi Rebia, Velid bin Velid ve müslüman olduktan sonra fitneye, azaba duçar oldukları için dinden dönenler hakkında inmiştir. Biz, «Allah artık onların ne farzını ne de sünnetini kabul etmez. Onlar müslüman olduktan sonra azaptan ötürü dinlerini terkeden kimselerdir» diyorduk. İşte bu ayetler nazil olduğunda onlar Rasûlullah'ın kâtibi idi. Evvelâ bunları eliyle yazdı. Sonra bunları Ayyaş'a, Velid'e yahut da o kişilere yazdı. Onlar gelip müslüman oldular ve hicret ettiler.
«Rabbinizden indirilen en güzel kelâm» dan maksat insanları dünya ve Ahiret hayrına irşad eden ayetlerdir. Kıssalar vaaz eden ayetler değildir. Veyahut da emredilenler veya azimetler veya nes-hedenlerdir. «Rabbinizden indirilen»den maksat, Kur'an'dır. Öyleyse bu hitap Kur'an'ın muhatapları olan mümin ve kâfirlerin hepsinedir. Zira burhan hem kâfirlere hem de müminlere gelmiştir. Çünkü Easûl-ü Ekrem bütün insanları davet etmek üzere Kur'-an'ı almıştır.
Bu hitap beşer cinsine olabilir. «İndirilennden maksat semavî kitaplar, «Onların en güzelinden» maksat ise Kur'an olabilir. Fakat bu yorum zahirin hilafinadır.
«La teş'urune», yani onun geleceğini bilmiyorsunuz ki onu defetmenin tedarikine başvurabilesiniz.
«Nefs» kelimesinin nekra getirilmesi teksir içindir. Yani bir- çok nefis böyle demiştir. «Hasret» kelimesinden maksat, cenneti elden kaçırmak, ateşe girmek hasretidir. Fakat teksir daha uygundur. Çünkü Kıyametin birçok hasretleri vardır.
«Cenbİllah» tabirinden maksat «Canibullah»tır. Ragıb, «Cenb, aza demektir. Sonra yön mânasında kullanılmıştır. Burada cihet kastedilmektedir» der. Yani Allah'a taatin cihetinde veya Allah hakkının cihetinde tefrite kaçtım. Tefrit taat cihetiyle olur ve kendisinden, taatteki tefrit kastedilmektedir.
Bazıları «Cenb, burada Allah'ın zatından mecazdır» demişlerdir. Yani Allah'ın zatı hakkında tefritte bulunduğumdan dolayı bana yazıklar olsun!
56. ayetin son cümlesinin başındaki «İn» edatı «înne»den tahfif edilmiştir. İsmi zamiri şandır: «Muhakkak durum şudur ki ben Allah'ın diniyle, müslümanlarla istihza edenlerdendim!» [30]
Meal
57- Veya «Allah bana hidayet verseydi muhakkak ben Allah'tan korkanlardan olurdum» demezden önce (size emredilene tâbi olun).
58- Veya azabı gördüğü zaman «Benim için (dünyaya) bir kez daha geri dönmek (mümkün) olsaydı da güzel amel işleyenlerden olsaydım» demezden önce...
59- Hayır! Sana ayetlerim geldi de onlan yalanladın. Kibirlendin ve kâfirlerden oldun.
60- Allah'a (karşı) yalan söyleyenlerin Kıyamet Günü yüzlerini kapkara görürsün. Kibir taslayanlar jçin cehennemde bir durak olmaz olur mu?
61- Allah ittika edenleri, imanları sayesinde kurtuluşa erdirir. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar mahzun da olmazlar.
62- Allah herşeyin yaratıcısıdır. O herşeye vekildir.
63- Göklerin ve yerin hazineleri O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkâr edenler var ya! İşte onlar kendilerine yazık edenlerdir!
64- (Ey Rasûlüm!) De ki: «Ey cahiller! Bana Allah'tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?»
65- Andolsun ki sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: «Eğer Allah'a şirk koşarsan muhakkak amelin boşa gider ve el-beîte hüsrana uğrayanlardan olursun!»
66- Hayır! Allah'a kulluk et ve (O'na) şükredenlerden ol!
67- Onlar Allah'ı gerektiği gibi takdir edemediler. Oysa Kıyamet Günü yeryüzü tamamen onun tasarrııfundadır. Gökler de onun sağ elinde durulmuştur. Allah onlann ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir. [31]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(57-67) «Veya Allah bana. hidayet verseydi...» Bu Ayetlerin Tefsiri
Mutezile «59. ayet kulun fiillerini kendisinin yarattığına delildir» demiş, Eş'ariler onlara «Fiillerin kula isnad edilmesi kesti kudret itibarıyladır» demek suretiyle cevap vermişlerdir. Molla Gürani «Fiil (Allah'ın izniyle), tesir edici kul kudreti itibarı iledir» demiştir. Mutezile ise «Kulun tesir edici kudreti itibarıyladır, Allah ister izin versin, isterse vermesin» demişlerdir.
«Kıyamet Günü'nde Allah'a yalan isnad edenleri yüzleri simsiyah olduğu halde görürsün». Bu cümle onlara dokunup da gerçekten yüzlerinin simsiyah kesilip de onlann başkasından ayırd edilmesine alâmet olmasına hiçbir mâni yoktur. Bu, mecaz kabilinden de olabilir. Yani yüzleri gerçekten simsiyah değil de kendilerine dokunan hüzün ve üzüntü, Allah hakkındaki cehaletlerinin eseri onlar üzerinde görülmektedir. Bu ayetteki görmek, gözle görmektir. Hitap Rasûl-ü Ekrem'e veya muhatap olabilecek herkesedir.
60. ayetteki «Mesva» kelimesi makam mânâsındadır. Yani cehennemde mutekebbirler için duracak yer yok mudur? O mute-kebbirler ki Allah'ın ayetleri kendilerine geldiğinde onları yalanladılar, kabul etmekten imtina ettiler, yüz çevirdiler. Onlann Allah'a yalan isnad etmeleri, Allah'a ortak koşmalan ve benzeri fiillerdir. Bazıları «Onların Allah'a yalan isnadlart, dünyada Allah'ın şanına yakışmayan sıfatları ona yakıştırmalarıdır» demiştir. Ve Ahiret'te de «Eğer Allah bize hidayet etseydi biz iman ederdik» şeklindeki yalanlarıdır. Çünkü onlar bu yalanlarıyla Allah'ın kendilerini hidayet ve irşad etmediğini iddia ediyorlardı.
Bazıları «Bunlar hıristiyanlarla yahudilerdir» derken, Hasan Basri «Bunlar Kaderiye grubudur» demiştir.
61. ayetin metnindeki «Mefazet» kelimesi ismi mastardır. Veya mastarı mimidir. Ragıb «Faze fiilinin mastarıdır veya fevz kökünden gelen bir isimdir» der. «MefazeU istenileni tam manâsıyla elde etmek demektir. Yani «Cenab-ı Hak ittika sahiplerini basanla» rıyla kurtarır.» [32]
Her Şeyi Yaratan Allah'tır
«Allah her şeyin halikıdır»; yani hayrın da şerrin de, imanın da küfrün de yaratıcısıdır. Fakat zorla imanı veya küfrü, şerri veya hayrı vermez. Ancak hayırla, şerle, imanla, küfürle sıfatlı olan kimselerin hayır ve şerrin, iman ve küfrün sebeplerine başvurma-larıyla verir. Ayetin tevili böyle olduktan sonra bu, Mutezile'nin aleyhine delildir.
«Allah her şeye vekildir»; yani her şeyi korumaktadır. Yani her şeyi yarattıktan sonra bir de vücud âleminde onu korur. Her şey hem var olmada, hem de devam etmede Allah'a muhtaçtır.
63. ayetteki «Mekalid» kelimesi anahtarlar demektir. «Göklerin ve yerin anahtarları Allah'ındır.» İbn Abbas, Hasan Basri ve Katade böyle mânâlandırmışlardır. Bazıları «Bu kelime çoğuldur. Aynı lâfızda müfredi (tekili) yoktur» demişlerdir.
Ragıb «Göklerin ve yerin mekalidi, onları kapsayan demektir» der. Veya onların hazineleri veya anahtarları demektir. Hepsi de aynı mânâya işaret eder. Bu da Allah'ın göklere ve yere kadir olması, onları koruması demektir.
64. ayette sadece Allah'a kulluk etmeyi gerektiren ayetlerden sonra «Allah'tan başkasına ibadet etmemi mi istiyorsunuz?» denilmektedir. Zira onlar Hz. Peygamber'e «Bizim bazı putlarımıza el sür, biz senin mabuduna bunun karşılığında iman edeceğiz» de-mislerdi Bunu da çok ahmak ve cahil olduklarından dolayı söylemişlerdi. Bunun için Cenab-ı Hak onlara, «Ey cahiller!» diye hitap etmiştir.
«Sana ve senden Öncekilere şöyle vahyedüdi»; yani senden önceki peygamberlere de vahyedilmiştir. Mukatil «Hem, sana hem de senden önceki peygamberlere tevhid vahyedilmiştir demektir» der. «Eğer şirk koşarsan» hitabı Hz. Feygamber'edir. Fakat Mukatil'in bu yorumu zayıf görülmektedir. Bu ayetle büyük günahların peygamberlerden çıkması mümkündür şeklinde istidlal etmek hiçbir kıymet taşımamaktadır. Farazi olarak böyle bir şeyin sadır olma ihtimali kâfidir. Fakat şunu bilmek gerekir ki büyük günahların peygamberlerden sadır olması aklen değil, şer'an muhaldir. Cenab-ı Hak «Şirk ölüme kadar devam ederse amelleri siler» kaydını getirmemiştir. Fakat bu ayet Hanefiler için «Şirk kendisinden Önceki amelleri ister Ölüme kadar devam etsin isterse etmesin, siler» demelerinin delilidir. Onlar «Kişi şirkten tekrar döndüğünde sadece haccını yeniler» demişlerdir. Şafü'ye göre «Mürtedlik da-ha önceki azabı küfür üzerine ölüme kadar gitmezse silmez.»
«Allah'ı gereği gibi bilmediler»; yani Cenab-ı HakTun azametine uygun bir şekilde O'nu tazim etmediler. Çünkü ondan başkasına kulluk yaptılar ve Rasûl-ü Ekrem'den de Allah'tan başkasına kulluk yapmasını istedüer. Bu yorum hem Hasan Basri'nin hem de SÜddi'nin yorumudur. Müberred, «Bu tabir «Falanın kadri büyüktür» sözlerinden alınmıştır. Bundan celali kastedilmektedir» diyor. «Kadr» kelimesinin esas kök mânâsı bir şeyi büyüklükle veya küçüklükle veya müsavatla tahsis etmek demektir.
Mücahid «Allah'ı gerçeği üzere tanımadılar demektir» der.
Bazıları «Zamir yahudilere racidir» der. Yani Allah'ın sıfatları hakkında yahudiler konuştular, celali hakkında müzakere ettiler, ilhada düştüler. «Allah cisimdir» dediler. Yani bütün bunları karmaşık bir şekle getirdiler. Böylece bu ayet onlar için nazil oldu.
«Bütün yer Kıyamet Günü'nde onun avucundadır» cümlesindeki «Kabza» lâfzından maksat bir avuçtur. Bir defada ne kadar avuca girmişse o demektir. Yani Allah bir avuca onların tamamım alır.
Haleften birçok alime göre bu ayet Allah'ın azameti ve kudretinin geçerliliğinin hâlini temsil etmek içindir. Bazıları da «Bu ayet Allah'ın celalinin şiddetine dikkatleri çekmektedir» demişler, dir. Selefe göre bu kelâm Allah'ın celalinin artışına dikkati çeken bir kelâmdır. Ve yeryüzünde olsun, göklerde olsun, bütün sahte mabudların Allah'ın saltanatı altında mağlûp olduklarına işaret eder. Ancak selef alimleri «Kabza burada mülkten veya tasarruftan kinayedir» dememişlerdir «Yemin (sağ el) kudretten kinayedir» dememişlerdir. Onlar Allah'ı azalardan tenzih ederek-Allah'ın zatına nisbet ettiğine, Allah'ın irade ettiği mânâ üe iman ederler. Bu hususta gelen haberler hakkında da onların durumları budur.
Nevevi, Müslim şerhinde «Allah'ın iki elinden maksat kudretidir» der. Kudret, ellerle tabir edilmiştir. Çünkü fiülerin çoğu ellerle meydana gelir. Bizim anlayacağımız şekilde bize hitap edilmiştir ki daha vazıh olsun, nefsimize iyice yerleşsin.
Bu tevilin tam olması için sağ ve sol terimleri zikredilmiştir. Çünkü biz şerefli şeyleri sağımızla, ondan daha aşağısını da solu-muzla yaparız. Ayrıca sağ bizim için solun yapmadığını yapar. Göklerin de yerden büyük olduğu malûmdur. Gökler sağa, yerler de sola izafe edilmiştir ki istiarede takrib daha belirsiz. Her ne kadar Cenab-ı Hak «Bir şey Allah'a başka bir şeyden daha hafiftir veya bir şey Allah için başka bir şeyden daha ağırdır» vasfından uzak ise de.. [33].
Meal
68- S ur'a (birinci kez) üfürüldü. Allah'ın dilediğinden başka göklerde ve yerde olanların hepsi düşüp öldü. Sonra ona (Sur'a) (ikinci kez) üfürüldü. Hepsi ayakta, bakmaktadırlar.
69- Yeryüzü Rabbinin nuruyla parladı. Kitap kondu, peygamberler ve şahitler getirildi. Aralarında hak ile, kendileri hiçbir haksızlığa uğratılmadan hükmolunmuştur.
70- Her nefsin yaptığı kendisine Ödenmiştir. Allah onların yapmış olduklarını çok iyi bilir.
71- Küfre sapanlar grup grup cehenneme sürülmüştür. Nihayet oraya gelince kapılar açılmıştır. Onun (cehennemin) bekçileri, onlara: «İçinizden Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınız hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?» derler. Onlar «Evet! Geldi» dediler. Fakat azap (hükmü) bu kâfirler üzerine hak olmuştur.
72- «Ebedi kalıcılar olarak girin cehennemin kapılarından» denmiştir. Bütün büyüklenenlerin yeri ne de kötüdür!
73- Rablerinin azabından sakınanlar da grup grup cennete sevkolunmuşlardır. Nihayet oraya geldiklerinde kapılar açılmıştır. Cennetin bekçileri onlara «Selâm size! Hoş geldiniz. Artık sonsuz kalmak üzere oraya (cennete) girin» derler.
74- Cennetlikler «Hamdolsun O Allah'a ki bize olan vaadini yerine getirdi ve bize cenneti miras olarak verdi. Cennette İstediğimiz yere konuyoruz. İyi amel işleyenlerin mükâfatı ne güzelmiş!» derler.
75- Melekleri Rablerini hamd ile teşbih ederek Arş'ın Çevresini kuşatmış olarak görürsün. (İnsanlar) arasında hak ile hük-molunmuş ve denilmiştir ki: «Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a [34]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(68-75) «Sur'a (birinci kez) üfürüldü...» Bu Ayetlerin Tefsiri
Meşhur olan görüş Sur'a üfürenin tek kişi ve onun da İsrafil olduğudur. Kurtubi «Bu hususta icma vardır» der. FaKat İbn Ma-ce, Bezzar ve îbn Merduveyh'in Ebu Said el-Hudri'den merfu olarak rivayet ettiği bir hadiste «Üfürenler iki kişidir» denilmektedir. Sûr, daha önce de geçtiği gibi, büyük bir. boynuzdur. Orada mahlûk olan her ruh, nefesi olan her kişi adedinde delikler var-dır.
«Göklerde ve yerde olanların hepsi düşüp bayıldılar. Ancak Allah'ın dilediği kaldı.» Süddi «Onlar Cebrail, İsrafil, Mikâil ve Ölüm Meleği'dir» demiştir. Bazıları «Bunlarla beraber Arş'ı yüklenen melekler de vardır. Çünkü onlar da o zaman ölmezler» demiştir.
Bazıları «Bu ayette istisna edilenlerin tayin edilmesi hususunda hiçbir sıhhatli haber varid olmamıştır» demişlerdir.
«Sonra Sur'a bir daha üfürüldü» cümlesi dana Önce Sûr'a üfü-rülmesinden maksadın birinci üfürülüş olduğuna-delâlet eder. Zira atıf mugayyirati gerektirir. Yani atfedilen nesne, üzerine atfolu-nanın aynısı olmamalıdır.
Ayet metnindeki «Uhra» kelimesi mensub okunur ve mukadder bir mastarın sıfatıdır. Yani «Nefhaten uhra» demek olur. [35]
Rabbin Nuruyla Parlayan Yer
«Yer Rabbinin nuru ile parladı» ayetindeki yerden maksat mahşer yeridir. Yani bizim bildiğimiz bu «yer»\e değiştirilen yerdir. Sahih-i Buhari'de «Halk bembeyaz, tertemiz bir ekmek gibi, içerisinde hiç kimsenin hududu olmayan bir yerin üzerine haşro-lunurlar. Ki o bizim bu yerimizden yedi defa daha büyüktür» rivayeti vardır.
Bazı rivayetlerde «O yer o günde gümüştendir» diye gelmişse de bu, sıhhatli bir rivayet değildir.
«Rabbinin Nurumdan maksat, İbn Abbas'tan gelen rivayete göre, Allah'ın yaratmış olduğu bir nurdur ki bu güneş gibi, ay gibi nur veren cisimler vasıtasıyla meydana gelmez.
«Kitap konuldu», yani hesap yapıldı, hesaba başlandı. Bazı müfessirler «Amellerin sahifeleri çalışanların eline verildi demektir» der. Bazıları «Levh-i Mahfuz konuldu ki sahifeler onunla karşılaştırılsın demektir» demişlerdir. (Bu yorum İbn Abbas'tan rivayet edilmiştir).
Ebu Hayyan «İbn Abas'ın bu yorumu uzak bir ihtimaldir ve ivmid ederim ki böyle bir yorumun İbn Abbas'tan geldiği sahih oU masın» der.
«Peygamberler getirildi» yani onlar «Ümmetlerinize tebliğ yaptınız mı?» diye sorulmak üzere veya ümmetlerin hesaplarını gör-sünler diye getirildiler.
«Şahitler getirildi». Ata, Mukatil ve İbn Zeyd «Şahidlerden maksat, hafaza melekleridir» demişlerdir. Sanki burada onların her ümmetin aleyhinde şahitlik edecekleri mânâsı kastedilmiştir.
Bazıları «Ayetteki şahitlerden maksat Hz. Muhammed'in ümmetidir» demişlerdir.
Cübbai ve Ebu Müslim «Bunlar Ahiret'teki adil insanlardır. Ümmetlerin lehinde ve aleyhinde şahitlikle bulunurlar» demiştir.
«İnkâr edenler grup grup cehenneme sürüldüler...» ayeti her nefsin işlediğinin karşılığını tam almasının tafsilatıdır. «Sevk», şiddetle ve zorla yürütmeyi iktiza eder. Galip de budur ve bu, yürütülenlerin kıymetsiz olduklarına dikkati çekmektedir. Yani zorla, hiyanet içerisinde, ayrı ayrı gruplar oldukları halde birbirlerinin peşinden tabakalar mertebesince cehenneme doğru itelenip götürülürler.
«Zümer» kelimesi «Zümre» kelimesinin çoğuludur. Ragıb'a göre az cemaatler demektir. Sure ismini bu ayetten almaktadır.
«Hazaneler»den maksat, cehennemi idare eden meleklerdir.
«İçinizden size peygamberler gelmedi mi?», yani cinsinizden (beşerden) dilini anlayacağınız, size Allah'tan haber veren, müracaatınızı kolaylıkla yapacağınız peygamberler gelmedi mi? Sizin maslahatınız için Rabbinizin inen ayetlerini okumak ve bu gününüzün mülakatından sizi korkutmak için size peygamberler gelmedi mi?
«Bugün» den Kıyamet ve Ahiret kastedilmiş olabilir. Çünkü haşr bugündedir. Veya onlara mahsus olan azap ve dehşetli manzaraları bugündedir. Bu ayetle istidlal edildiğine göre, şeriat gelmezden önce sorumluluk yoktur. Çünkü onlar peygamberlerin tebliğinden sonraki küfürlerinden ötürü kınandılar. Eğer küfrün çirkinliği şeriatle değil de, akılla malum olsaydı onlara «Allah'ın sizde yaratmış olduğu akılla küfrün çirkinliğini niye bitmediniz, niye öğrenmediniz?» denilirdi.
Rasûller'i akılla tefsir etmenin hiçbir doğru yönü yoktur. Çünkü akıllara isnad edilen fiiller böyle bir tefsire manidirler. Ancak akıl iknâî bir delildir. Çünkü o ancak mefhumun itibarına ve kâfirlerin umumuna binaen tamamlanır. Bunların ikisi de niza' yeridir.
«Rablerinin asabından korunanlar da grup grup cennete sev-kedlidiler.», yani faziletteki tabakalarının tertibi üzere cemaat cemaat sevkedildiler.
Bu ayetteki sevketmekten maksat, Allah'ın ikramına süratle yetişmek için yürümeye teşvik etmek demektir.
Zemahşeri «Şevkten maksat onların bineklerinin sevkedüme-sidir» şeklindeki yorumu tercih etmiştir. Çünkü onlar ancak bi-nekli olarak giderler. Böyle bir sevk de yine ziyafet yurduna süratle gitmeye teşvik demektir. Fakat Zemahşeri'ye «Böyle Ur iradenin oluşuna delil ve karine yoldur» diye itiraz edilmiştir. «Bütün muttakiler ancak binekli olarak giderler» şeklindeki hüküm de delile muhtaçtır.
Keşf'te «Bu tefsiri birçok hadis desteklemektedir» denilmektedir ve makama da uygun olan budur. Zira cehenneme olan sevk de cennete olan sevk de hükümden sonra olur. Bir grup hakkında katıksız lütuf, bir grup hakkıdnnda da katıksız kahr vardır. Bu yorum, sanıldığı gibi padişahlar padişahının azamet makamına ters düşmemektedir.
Ayet metnindeki «Tibtum», günahların kirlerinden tertemizsiniz, size verilen ebedi nimetten dolayı nefsiniz hoştur demektir.
Birinci yorum Mücahid'den gelmiştir ve en açık yorum da budur. Cümle de, daha önceki hükmün bir nevi delilidir.
«Bize arzı miras vermiştir)) cümlesindeki arzdan maksat, onların üzerinde istikrar buldukları arzdır. Eğer Ahiret razı (ki onun üzerine yürünür) hakiki anlamda arz ismini alırsa işte bu arz odur. Aksi takdirde ona arz demek onu dünya arzına benzetmek yönündendir.
Katade, İbn Zeyd ve Süddi'den rivayet edildiğine göre bu arzdan maksat dünya arzıdır. Fakat bu yorumlar pek muteber değil, dir.
Bu arzı miras olarak onlara vermenin mânâsı onlara mülk olarak verilmesi demektir. Onlara orada temkin ve tasarruf imkânları tanımaktır. Tıpkı varisin mirasta tasarrufu gibi. Zira Ahi-ret'te Allah'tan başkası için mülk diye bir şey yoktur.
Allah tasarrufu onlara helâl kılmış ve orada onlara birtakım imkânlar vermiştir.
75. ayetin metnindeki «Haffîne» kelimesi sarmışlar, kapsamışlar, çevirmişler demektir. Yani «Ey Muhammedi Arşın etrafında meleklerin halka tuttuklarım görürsün» demektir.
«Rablerinin hamdiyle teşbih ederler», yani ondan lezzet alırlar.
Ferra «Haffîne kelimesi çoğuldur, müfredi yoktur» demiştir.
«Rablerinin hamdiyle teşbih ederler», yani Cenab-ı Hak'ka hamd ederek, O'nu şanına yakışmayan şeylerden tenzih ederler.
«Onların aralarında hakla hükmedildi», yani kullar arasında. Bir kısmı cennete, bir kısmı cehenneme gitti.
Denildi ki, «Hamd Âlemlerin Rabbine mahsustur)) cümlesi müminler tarafından söylenilmektedir. Onlar, Cenab-ı Hak vaadini yerine getirdiğinde, onlara cenneti miras olarak verdiğinde, cennette diledikleri şekilde yerleştiklerinden dolayı hamdettiler. Tay. yibi; «Birinci hamd iki grup arasında verilen hükümden ötürüdür. Bu hüküm de vaad ve vaide, öfke ve rızaya göre yapılmıştır. İkin. ci hamd ise onların aralarında, beden hasebiyle ayrı olmaların, dan ötürüdür; bir grup cennette, bir grup da cehennemdedir» demiştir.
Bazılarına göre bu söz meleklerin sözüdür. Onlar Allah'ın insanlar arasında hak ile hükmettiğinden dolayı Allah'a hamdeder-ler. İnsanların her grubunun müstehak olduğu cezadan dolayı ham-dederler. [36]
ZÜMER SURESÎ'NİN SONU
[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/582.
[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/584.
[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/585.
[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/585-587.
[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/587-588.
[6] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/590.
[7] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/591-592.
[8] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/592-593.
[9] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/594-595.
[10] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/595.
[11] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/597.
[12] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/598-599.
[13] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/599-600.
[14] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/600-602.
[15] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/602-603.
[16] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/605.
[17] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/606.
[18] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/607-611.
[19] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/612.
[20] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/614.
[21] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/615.
[22] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/615-616.
[23] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/616.
[24] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/7.
[25] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/8-9.
[26] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/9.
[27] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/9-10.
[28] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/12.
[29] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/13-14.
[30] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/14-16.
[31] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/18.
[32] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/19-20.
[33] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/20-23.
[34] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/25.
[35] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/26-27.
[36] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/27-31.
İslami Okul Okulların En Önemlisi