Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mü'min Sûresi - Kuran - 040Mumin - 19. Sayfa

MÜ'MİN SÛRESİ 2

ĞAFÎR SÛRESİ 2

Kur'an Ve Onun Hakkında Tartışanlar İle Ona İman Edenler. 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 3

Kıyamet Gününün Zorlu Halleri 4

Bazı Kelimeler: 4

Açıklama: 4

Kafirlerin Korkutulup Tehdit Edilmeleri 5

Bazı Kelimeler: 5

Açıklama: 5

Musa, Firavn Ve Hâmân İle Birlikte. Firavun Ailesi İçindeki İnanmış Adamın Durumu  7

Bazı Kelimeler: 7

Açıklama: 7

Mü'min Adamın Musa'yı Savunması 8

Bazı Kelimeler: 8

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 8

Açıklama: 8

Yusuf (A.S.)'In Zamanında Meydana Gelen Olayların Onlara Hatırlatılması 9

Açıklama: 9

Firavn'ın Allah'ın Varlığını İnkâr Etmesi 9

Bazı Kelimeler: 9

Açıklama: 9

İnanmış Adamın, Kendi Kavmine Verdiği Öğütler. 10

Bazı Kelimeler: 10

Açıklama: 10

Kafirlerin Dünya Ve Ahiretteki Bazı Durumları 11

Bazı Kelimeler: 11

Açıklama: 11

Allah'ın Ayetleri Üzerinde Tartışanlar Ve Bu Tartışmanın Sebebi 12

Bazı Kelimeler: 13

Açıklama: 13

Allah'tan Başkasına Nasıl İbadet Edersiniz?. 14

Bazı Kelimeler: 14

Açıklama: 14

Allah'ın Ayetleri Üzerinde Tartışanların Ve Bu Hususta Mücadele Edenlerin Görecekleri Ceza İle Peygamber Efendimizin Bunların Eziyetlerine Karşı Gösterdiği Sabır. 14

Bazı Kelimeler: 15

Açıklama: 15

Allah'ın Bazı Ayetleri Ve Bize Bahşetmiş Olduğu Nimetleri 16

Bazı Kelimeler: 16

Açıklama: 16

Allah'ın Ayetleri Üzerinde Tartışıp Mücadele Edenlerin Tehdit Edilişi 16

Açıklama: 17

Sonuç: 17


MÜ'MİN SÛRESİ

 

ĞAFÎR SÛRESİ

 

Buna Mü'min sûresi, Tavl sûresi de denir. Kurralarin çoğuna göre bu sû­renin tamamı Mekki'dir. İbn-i Abbas'a göre 56. ve 57. ayetleri dışında kalan bütün ayetleri Mekki'dir. 85 ayettir.

Kur'an-i Kerim'de Hâ Mim lafzı ile başlayan sureler yedi tanedir. Bunla­rın hepsi de Mekki'dîrler. Bunlar Kur'an-ı Kerim'in genlincik çiçekleri gibi­dirler. Enes (R.A.), Peygamber (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğunu riva^ yet eder: "Hâ Mim'ler, Kur'an'm ipeğidirler". Yine Peygamber (S.A.V.) efen­dimizin bir başka hadisi şeriflerinde şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Her şe­yin bir semeresi vardır. Kur'an'm semeresi de Hâ Mim'li surelerdir. Onlar bol verimli ve birbirine komşu güzel bahçelerdirler. Cennet bahçelerinde sefa sürmek isteyen, Hâ Mimleri okusun."

Gafir suresmin ayetleri, tevhid ile ölüm sonrası diriliş ve risaleti kapsa­yan ilahi ayetler hakkında mücadele edip tartışan kimselerle yapılan müna­kaşa etrafında dönmektedirler. Neticede söz, müşriklerle bu mücadeleci ve tartışmacıların kıyamet günündeki hallerinin anlatılmasına dönmekte, son­rada, Firavun ile Hamân ve Karun'un kıssası müşrikler için anlatılmaktadır. Bu arada Allah'ın kemal sıfatlarla muttasıf olup noksanlıklardan münezzeh olduğunu isbatlayan ayetlerde serd olunmaktadır.[1]

 

Kur'an Ve Onun Hakkında Tartışanlar İle Ona İman Edenler

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

1- Hâ, Mîm.

2- Kİtab'in İndirilmesi, güçlü ve bilgin olan Allah kalındandır.

3- O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lütfü bol olandır. O'ndan başka tanrı yoktur, dönüş O'nadır.

4- Allah'ın ayetleri üzerinde, inkar edenlerden başkası tartışmaya gi­rişmez. Ey Muhammedi İnkarcıların memlekette gezip dolaşması seni aldat­masın.

5- Onlardan önce, Nuh milleti, ardından, peygamberlere karşı gelen topluluklar da peygamberlerini yalanlamış; her ümmet, peygamberini ceza Sandırmaya azmetmişti. Hakkı batılla gidermek için mücadele etmişlerdi. Bu­nun üzerine Ben onları yakaladım. Cezalandırmam nasılmış?

6- İnkar edenlerin Cehennemlik olduklarına dair Rabbinin sözü böy­lece gerçekleşti.

7- Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerinİ överek teşbih eder­ler; O'na inanırlar. Mü'minler İçin: "Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla; onları Cehennemin azabından koru" diye bağışlanma dilerler.

8- "Rabbimiz! Mü'minlerİ ve babalarından, eşlerinden, soylarından iyi olanları, kendilerine söz verdiğin Adn Cennetlerine koy; şüphesiz güçlü olan, Hakîm olan ancak Sensin"

9- "Onları kötülüklerden koru! O gün kötülüklerden kimi korursan, ona şüphesiz rahmet etmiş olursun. Bu büyük kurtuluştur."[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Hâ Mîm şeklinde okunur. Bazı kunalar Hâ Mîm'e şeklinde okumuşlardır. Bu lafzın manasına gelince; Bakara suresinin başında da an­latıldığı gibi bu gibi lafızlar, Allah ile Resulü arasında birer sırdırlar. Bunla­rın manasını ancak Allah bilir yahut ta bu lafızlar müşriklerle münkirlere karşı meydan okumak için kullanılmışlardır. Veya bunlar İnsanların dikkat­lerini çekmek için surelerin başlarına konulmuşlardır. Resulullah (S.A.V.) efen­dimize bu lafızlarla ilgili olarak sorulduğunda şöyle buyurmuştur: "İsimle­rin başlangıcı ve surelerin açılışlarıdır".

Tabe fiilinin mastarı olup tevbe etme manasına gelir. Dönüp dolaşmaları.Nimet ve. lütuf sahibi.Peygam-berlerini yalanlayarak onlara karşı grublar oluşturan Âd ve Semûd gibi üm­metler.Azmetti.Onu öldürmek ve O'na işkence etmek için. Onunla hakkı izale etmek için Rabbinin keli­mesi, yani hükmü hak oldu. Azabı onlardan çevir ve onları koru.

Bu ayet-i kerimelerde Cenab-i Allah Kur'an-ı Kerim'in nüzulünden ve O'nun kendi katından inen,, altı sıfatla nitelenen bir kitap olduğundan söz etmektedir. Bundan sonra Kur'an'ı inkâr eden ve batıl delillerle Kur'an hak­kında mücadele eden kafirlere ve onların karşılaşacakları akıbetlere değinil­mekte bunun ardısıra Kur'an'a iman eden mü'minlerin durumlarını anlat­maktadır. Onlara sonsuz bir huzur ve sükun bahsetmiştir. Çünkü melekler onlar için dua edip istiğfarda bulunmaktadırlar..[3]

 

Açıklama:

 

Ey Muhammed, şu elinde bulunan Kur'an-i Kerim Allah katından indi­rilmedir. Sen Allah'ın Resulü olduğunu söylerken ve bu Kur'an'ın Allah ka­tından indirilen bir kitap olduğunu iddia ederken elbettekî doğru konuşu­yorsun. Bu Kur'an'a uymak gerekir. Bunun yolunda yürümek icap eder, Çünkü bu, herşeyi yaratan, her işi yapmaya muktedir olan, göklerle yerin mülküne sahip olan, hiçbir varlık tarafından mağlub edilemeyen, gizliyi ve gizlinin giz­lisini de bilen, görülen ve görülmeyen alemler hakkında İlim sahibi.olan Al­lah katından indirilmiştir. Bununla beraber Allah bütün günahları bağışlar, kullarının tevbesini kabul buyurur. Çünkü o .kullarına karşı merhametli ol­mayı kendi nefsi üzerine yazmıştır. Ama bunun yamsıra, O, isyan edip taş­kınlık eden ve haddi aşıp zimmetleri ile teahhütlerine riayet etmeyen, yaptığı günahlardan ötürü pişmanlık duyup vazgeçmeyen kimseler için de azabı şid­detli olandır. O, nimet ve lütuf sahibidir. Bol bağışda bulunandır. Sevinç ve tasa hallerinde kullarına nimet verendir. Sizler, Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız. Görüyorsunuz ki Cenab-i Allah kendi nefsini rah­met ve lütuf sıfatlarıyla nitelemiştir. Eğer O'nunla beraber ortak ve eşit sevi­yede bir başka tanrı bulunsaydı, O'nun bu sıfatlarla nitelenmesi uygun ol­mazdı. Ayrıca O'na ibadet etmeye şiddetle ihtiyaçta duyulmazdı. Ama tek olduğuna, ortak ve benzeri bulunmadığına göre O'na ibadet etmeye duyulan ihtiyaç şiddetli olmuştur. O bu sıfatlarla nitelenmeye layıktır. O'ndan başka tanrı yoktur. O'ndan başka hakkı ile mabud da yoktur. Hem bilin ki dönüş sadece O'na olacaktır. O'nun azabından sakının ve sevabım ümit edin. Riva­yete göre Şam halkından güçlü kuvvetli bir adam Ömer îbn-i Hattab'a gelip giderdi. Bir gün Ömer (R.A.) onu arayıp: Falan oğlu falan ne yaptı? diye sor­du. Ey mü'minlerin emiri, içki içmeye devam ediyor, dediler. Hz. Ömer, kati­bini çağırıp; yaz, dedi: Ömer îbn-i Hattab'dan falan oğlu falana: Allah'ın selamı üzerine olsun. Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a senin adına hamd ederim. Şüphesiz O, günahları bağışlayan, icvbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lütfü bol olandır. O'ndan başka ilah yoktur, dönüş O'nadır.

Sonra Hz. Ömer arkadaşlarına: Kardeşiniz için Allah'a dua edin de kal­biyle Allah'a yönelsîn ve Allah'ta Onun tevbçsini kabul buyursun dedi. Hz. ömer'in mektubu o adama ulaşınca mektubu okumaya ve tekrarlamaya başladı. Ağladı ve dedi ki: Günahları bağışlayan tevbeleri kabul eden, cezası şid­detli olandır. Beni cezası ile sakındırıp beni bağışlayacağını vadetmiş...

Böyle dedikten sonra tevbe etti ve tevbesini bozmadı. Bu haber Hz. Ömer'e ulaşınca şöyle dedi: Bir kimsenin hataya düştüğünü görürseniz, böy­le yapın. O'nun yolunu doğrultun. 1evbe: etmesi için de Allah'a dua edin. Onu mağlub etsin diye şeytana yardımcı olmayın!.

Sadık ve emin olan Peygamber üzerine indirilen Kur'an-ı Kerim işte bu­dur. Onu, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul buyuran, azabı şiddetli ve lütuf sahibi olan Alemlerin Rabbi indirmiştir. O'ndan başka tanrı yoktur. Dönüş O'nadır. İnsanların tümü O'na iman ettiler mi? Hayır, insanların bir kısmı Allah'ı inkâr edip kafir oldu ve Kur'an hakkında batıl delillerle tartıştılar. İnsanları saptırıp Kur'an'ı lekelemek için onun sihir, şiir, kehanet, veya önce­ki kavimlerin masallarından ibaret olduğunu söylediler. Ayrıca Kur'an-ı Ke-rim'i Hz. Peygambere bir insanın öğrettiğini iddia ettiler. Buna benzer daha birçok sözleri Peygamber (S.A.V.) hakkında uydurdular. Bu sebeple Cenab-ı Allah ayet-i kerimelerde buyuruyor ki: Bunlar Allah'ın ayetleri hakkında gerçek delillerle değil de batıl delillerle tartışmakta ve mücadele etmektedirler. Yok­sa hakkı ortaya koymak ve manayı anlayıp anlatmak için mücadele etmek; şer'an istenilen ve beğenilen bir şeydir. Batıl delillerle, ancak kafirler tartışır­lar. İşte bunlara biz ayetlerimizi göstereceğiz. Dünya ve ahİrette bunları zorlu bir azaba çekeceğiz. Ey Muhammedi Bunların nimet içinde yaşamaları ve dün­yanın nimetlerinden yararlanmaları seni üzmesin ve seni aldatmasın. Bunla­rın yaşantıları az bir geçimliktir. Dönüş yerleri Cehennemdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir! Onlara ulaşan azabın sebebi, Peygamber efendimize eziyet edip onu öldürmeye kastetmeleri ve hakkı ortadan kaldırmak için batıl delil­ler ileri sürerek mücadele etmeleri, dolayısıyla Cehennemliklerden olmalarıdır.

Elçilerimi yalanlayanlara karşı Allah'ın uyguladığı yasa işte budur! Sen. Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Şu Mekkeli müşriklerden önce Nuh kavmi, Ad kavmi, Semud ve Fir'avn kavmi ile Lût'un akrabalanda ken-' dilerine gönderilen Peygamberleri yalanladılar. Peygamberlerine karşı grup­lar oluşturdular. Onlara tuzaklar kurmak için bir araya geldiler. O ümmet­lerden her biri kendi Peygamberlerini esir alrnak, yok edip öldürmek için ka­rar aldılar. Allah'a karşı düzen kurdular, ama Allah'ta onların düzenlerini başlarına geçirdi. Düzene karşılık verenlerin en hayırlısı elbetteki yüce Al­lah'tır. Onlar böyle yaptılar ama bilmiyorlardı ki, Allah, Peygamberlerine yar­dım edecek, onları ve onlara inananları müdafaa edecektir!.

Allah'ın Peygamberlerini yalanlayan, onları öldürmek için esir almak is­teyen, hakkı ortadan kaldırmak için batıl deliller ortaya süren şu inkarcıları Rabbin, muktedir bir zata yaraşırcasına yakaladı. Gör ki benim azabım nice oldu! "Böylece Rabbinin, inkâr edenler hakkındaki: Onlar ateş halkıdır, sözü yerini bulmuş oldu". Şu senden önceki Peygamberlere karşı cehpe ve partiler oluşturan münkirler üzerine Allah'ın azap ve helak hükmü sabit ve vacip ol­duğu gibi, sana karşı cephe ve partiler oluşturan Kureyşlilerin üzerinede Al­lah'ın helak ve azap hükmü hak oldu, vacip oldu. Çünkü onlar Cehennem halkıdırlar, önceki milletlerle Kureyşlilerin üzerine azap inmesinin sebebi ve illeti aynıdır. Şu kafirler, kendilerine nisbetle az sayıda bulunan Peygamber ile sahabilerine karşı açıkça düşmanlık edip onlara karşı gruplar oluşturdu­lar. Rabbin de,, yaratıkların en şereflileri olan tertemiz meleklerin kendileri ile beraber bulunduğunu, kendileri için dua ve istiğfarda bulunduklarını açık­layarak müslümanların güçlerini arttırmak, gönüllerini teskin etmek diledi. Bunda şüphe yoktur. İşte en büyük kurtuluşta budur. Bu anlamda yüce Al­lah şöyle buyurdu:

Rabbinin arşını taşıyan, O'nun çevresinde bulunan, hizmetini yapan, işa­retlerini gözleyen; arşını muhafaza etmek İçin duran, Rablerinİn emrini infaz etmek üzere hazır bulunan şu melekler, Rablerini kendi şanına layık olma­yan noksanlıklardan tenzih edip överler. O'na hakiki bir imanla iman eder, gayb halinde eksiksizce O'na inanır, mü'minler için istiğfarda bulunur ve şöyle derler: Ey Rabbimiz! Senin rahmetinle ilmin herşeyi kuşatmıştır. Ey Rabbİmiz! Sana yönelİp tevbe edenleri bağışla. Senin hak yolun olan İslam'a uyanları affeyle, Onları Cehennem azabından koru. Rabbimiz! Onları kendilerine va-dettiğin And Cennetlerine koy, onlarla birlikte salih amel işleyen babalarını, eşlerini, çocuklarını da Cennete koy ki, sevinçleri tamamlansın. Mutlulukla­rı artsın. "Onlatki inandılar, zürriyetleride imanda kendilerine uydu; (Onla­rı Cennete sokarken) zürriyetlerini de kendilerine kalmışızdır; kendi amel­lerinin sevab)ından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığı­na bağlıdır"[4]

Onları kötülüklerden koru ve onları kıyamet gününde elemlerden, acı­lardan muhafaza eyle. İnsanların alemlerin Rabbi huzurunuzda divana dur­dukları o günde her kimi zorluklardan ve elemlerden korursan, mutlaka sen onu Cennete koymakla merhametine nail etmiş olursun. İşte en büyük kur­tuluş budur.[5]

 

Kıyamet Gününün Zorlu Halleri

 

10- Ama inkar edenlere, "Allah'ın gazabı, sizin birbirinize olan öfke­nizden daha büyüktür; imana çağrıldığınızda inkar ederdiniz" diye sesleni­lir.

11- Onlar "Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı itiraf ettik, bir daha çıkmağa yol var mıdır?" derler.

12- Onlara: "Yalnız Allah çağrıldığı zaman inkâr ederdiniz de, O'na eş koşulunca inanırdınız. Bugün hüküm, yüce Allah'ındır" denir.

13- Size mucizelerini gösteren, size gökten rızik indiren O'dur. Allah'a yönelenden başkası ibret almaz.

14- Ey İnananlar! İnkarcılar İstemese de, dini yalnız Allah'a has kıla­rak O'na yalvarm.

15- Arş sahibi, varlıkların en yücesi olan Allah, kavuşma gününü ih­tar etmek için kullarından dilediğine emriyle vahyi İndirir.

16- O gün onlar meydana çıkarlar; onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kal­maz. "Bugün, hükümranlık kimindir? denir; hepsi: "Gücü herşeye yeten tek Allah'ındır" derler.

17- Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yok­tur. Doğrusu Allah, hesabı çabuk görendir.[6]

 

Bazı Kelimeler:

 

Allah'ın şiddetli gazabı. Dereceleri yüksek, sı­fatları yüce, yaratıklara benzemekten yüce olan. Arşı yaratan ve O'na malik olan. Ruh, burada vahiy demektir. Bu­luşma günü, hesap için karşılaşma günü."Mahşerde yaratıkların toplanma gü­nü. Gizlenemeyecek şekilde apaçık artada bulunanlar.

Kıyamet gününde kafirlerin halleri işte böyle olacaktır. Onlar, Cehen­nemde bulunacaklardır. Bundan önceki ayetlerde onların zaten Cehennem halkı oldukları da açıklanmıştı.[7]

 

Açıklama:

 

Allah'ı ve Resulünü İnkâr edenlere uzaktan seslenilecektir. Onlar bu sesi aldıklarında Cehennem alevleri içinde yanıp tutuşmakta olacaklardır. Ken­dilerine şöyle denilecektir: Allah'ın gazabı, sizin kendi nefsinize olan Öfke ve gazabınızdan daha büyüktür. Çünkü sizler imana çağrılıyordunuz ama küf­rediyordunuz. Şu kafirler dünyadanken inkar etmekte oldukları Cehennem azabını ayan beyan gördükleri zaman kendi nefislerine şiddetle; kızıp öfkele­nirler. Heveslerine uyduklarından dolayı kendi nefislerine gazaplanırıar. Ayetti kerime şu anlama da gelebilir: Bunlar biribirlerine öfkelenirler, batıl yoldaki liderlerle, o liderlere tabi olanlar hep biribirlerine bakıp Öfkelenecek ve ga-zaplanacaktırlar. "Ogün dostlar, birbirine düşmandır"[8]

"Kıyamet gününde biribîrinizi inkar eder ve birbirinizi lanetlersiniz"[9].

Şahitler önünde onlara şöyle denilir: Kötülüğü emreden nefsinize olan kızgınlık ve öfkenize nisbetle Allah'ın size olan gazabı daha büyüktür. Çün­kü sizler dünyada iken imana davet olunurdunuz ama inkâr ederdiniz.

Ayet-i kerime şu manaya da gelebilir: Allah'ın size olan kızgınlığı sizin kendi nefsinize olan kızgınlığınızdan daha büyüktür. Çünkü sizler Peygam­berler tarafından dünyada imana davet olunurdunuz ama sizler o daveti ka­bulden kaçınır, kendi nefislerinize uyduğunuz için küfred erdiniz. Nefsinizin heveslerine çabucak uymak veya sizleri saptıran dostlarınızın peşinden git­mek için o davete icabet etmezdiniz. Bu sebeple Cenab-ı Allah'ın size olan kızgınlığı, sizin kendi nefsinize olan kızgınlıklarınızdan Çok daha büyüktür. Veya bir birinize olan kızgınlığınızdan daha büyüktür.

Şu kafirler, içinde bulundukları azabın şiddetlenmesi esnasında sabre­demeyip şöyle derler: Ey Rabbimiz! Bizleri iki defa öldürdün. Biri hayattan önce, diğeri de dünyada oldu. Aynı şekilde bizleri iki defa dirillttin. Bunlar­dan biri dünyada, diğeri de kıyamet gününde oldu. Bizler günahlarımızı ve suçlarımızı itiraf ettik. İşlediğimiz kötülükler yüzümüze karşı ayan beyan or­taya çıktı. Bizleri tekrar dünya hayatına döndür de orada salih ameller işleye­lim. Bizler hatalarımızı idrak ettik. Peygamberlerin doğru sözlü oldukları açığa çıktı. Buna kesinlikle inananlardan olduk. Bizim dünyaya tekrar dönmemiz İçin bir yol ve çare var mıdır? Haysr.. On!ar dünyaya döndürülecek olurlarsa yasaklandıkları işleri tekrar işlerler, içinde bulunduğunuz bu daimi azap, dün­yada iken sürekli olarak imana davet edildiğiniz halde inkâr ve küfür etme­nizden dolayıdır. Allah'a ortak koşulduğu zamanlarda, O'nun ortağı bulun­duğuna sizler de iman ediyordunuz. Hal böyle olunca bu gün hüküm, yüce Allah'a ait olacaktır. O Allah, size kevnî ve Kur'an'î ayetlerini gösteriyor. Bu ayetler O'nun birliğine, kudretine, noksanlıklardan münezzeh olup kemal sı­fatlarla muttasif olduğuna tanıklık ediyorlar. Gökten size rızkı indiren de O-dur.

Görüldüğügibi bu ayet-i kerimede Cenab-ı Allah dinleri ve bedenleri ihya eden nimetlerini bir arada zikretmektedir ki bu nimetler ruhları ve bedenleri güçlendirir. Ancak Allah'a yöneüp O'na dönenler bu'ayetten öğüt ve ibret alırlar. Hai böyle olunca dini halis kılarak Allah'a dua edin. Kafirler hoşlan-masalar bile sadece O'na ibadet edin. O, derecesi yüksek olan, sıfatlan bü­yük olan, mü'minlerin derecelerini yücelten, Arşın ve mülkün sahibi, hüküm­ran oian, tam tasarruf gücüne sahip olandır. O'ndan başka tanrı yoktur. Vahyi dilediği kuluna indirir. Peygamberliği nereye bırakacağım en iyi bilen O'dur. Hesap gününde Allanın huzuruna çıkacaklarını isanlara duyıırarark, onları uyarmaları için Peygamberlere vahiy indiren yine O'dur. "Andolsun, sizi ilk kez yarattığımız gibi, yine tek olarak bize geldiniz"[10] O günde insanlar Al­lah'ın huzurunda toplanacaklardır. Hiçbir şeye güçleri ve kuvvetleri ermeye­cektir. Allah'ın, azabına karşı onları koruyacak bir engel yoktur. Onları Al­lah'a karşı örtüp gizleyecek bir perde de yoktur. Yazık şu kafirler güruhuna!

Sûr'a birinci kez üflendikten ve yaratıklar yok olduktan sonra, kutlu ve yüce Allah şöyle buyurur: Bu gün mülk ve hükümranlık kimindir? Bu soru­nun cevabını yine yüce Allah'ın kendisi verecektir: Bu gün, mülk ve hüküm­ranlık, sadece bir ve Kahhar olan Allah'ındır!

Soruyu soran da, soruyu cevaplayan da Allah'tır. Veya bu sorunun ceva­bını bîr melek verecektir. Yahutta yaratıklar, lisân-ı halleriyle bu soruyu ce­vaplayacaklardır. "Bu gün her can, kazandığı ile cezalanır. Bu gün zulüm yok­tur. Allah hesabı çabuk görendir." Allah başka hesaplarla meşgul olmadığı için hesabı çabuk görecektir. Hİç bir hesap O'nu, kullarının hesabını görmekten alıkoymayacaktir!..[11]

 

Kafirlerin Korkutulup Tehdit Edilmeleri

 

18- Ey Muhammedi Onları, yüreklerin ağıza geleceği, tasadan yutku­nacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. Zalimlerin ne dostu ne de sözü din­lenecek şefaatçisi olur.

19- Allah gözlerin hainliğini ve gönüllerin gizlediğini bilir.

20- Allah, gerçekle hükmeder. O'nu bırakıp da yalvardıklan putlar bir şeye hüküm veremez. Şüphesiz Allah işitir ve görür.

21- Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce ve kendilerinden daha kuv­vetli olan ve yeryüzünde daha çok eser bırakan kimselerin sonuçlarının naşı] olduğunu görmezler mi? Allah onları suçlarıyla yakalamıştır. Allah'a karşı onları koruyan yoktur.

22- Bu, kendilerine açık belgelerle gelen peygamberlerini inkar etme­lerinden ötürüdür. Allah da onları bunun için yakalamıştır. Doğrusu O, kuv­vetlidir, cezalandırması da şiddetlidir.[12]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yaklaşan kıyamet günü. Öfke ve hüzün dolu olarak. Gırtlaklar. Samimi, sıcak, yakın ve faydalı.Gözlerin hıyaneti. Koruyucu.

Kafirlerin kalpleri korku ve ürküntü ile dolsun, kendileri tehditten yete­rince pay alsınlar diye bu ayet-i kerimelerde kıyamet gününün zorlu halleri tasvir edilmektedir.[13]

 

Açıklama:

 

Ey Muhammed! İnsanları özellikle batıl delillere dayanarak Allah'ın ayet­leri üzerinde mücadele edip tartışanları kıyamet günü ite uyarıp korkut. "(Kı­yamet) saat(i) yaklaştı, ay yanldi"[14]

Kıyametin zamanı her ne kadar uzaksa da o mutlaka gelecektir. Gelece­ğinde şüphe yoktur. Gelecek olan herşey yakındır. "Oyaklaşıcı, yaklaştı. Onu. Allah'tan başka açacak (geldiği zaman kaldıracak, vaktini erteleyecek veya onun ne zaman geleceğini belirleyecek) kimse yoktur!'[15]

Yürekler (korkudan adeta yerinden sökülüp) gırtlaklara dayanmıştır. Yani ey iMuhammed! Onları, yüreklerin korkudan kopup gırtlaklara dayanacağı günün şiddetli azabıyla korkutup ürküt.

Bu ifadeler, korkunun şiddetini dile getiren kinayelerdir. Öyle ifadeler ki, korkudan kalplerin yerinden sökülüp gırtlaklara dayanacaklarını bildir­mektedir. "Ya can boğaza dayandığı zaman ki, o zaman siz (o can çekişen kimseye) bakar durursunuz"[16]

O durumda kalp sahipleri yürekleri gam ve kederle dolu olup sıkıntıdan konuşamaz hale gelirler.

Bundan da anlıyoruz ki kıyamet gününde kafirler şiddetli bîr korkuya kapılacaklar; kalpleri, ürküntüden boğazlarına gelip dayanacaktır. Korku ve kederin şiddetinden ötürü konuşamaz, dillerini döndüremez hale gelirler.Za-lirnlerin —ki bunlar onların en başta gelenleridirler— koruyucuları, dostları ve yakınları yoktur. Onlara şefaat edecek ve kendilerini savunacak şefaatçile­ri de yoktur. Onlar dünyada iken putlara tapar ve putların Allah katında ken-^düerine şefaatte bulunacaklarını iddia ederlerdi.

İşte kıyamet gününde onları hesaba çekecek olan zat; çevrelerinde otu­ranlar tarafından farkına varılmadan gizlice harama bakan hain bakışlı göz­leri bilendir- O zat, göğüslerin gizledikleri sırlardan haberdar olandır. Kalp­lerdeki istekleri, ihtiyaçları ve niyetleri bilendir. İnsanın kalbinden nefsi ameller, organlarından da fiili ameller sadır olur. Yüce Allah, insanın organlarından sadır olan en ince fiilleri bilir. Bu inci fiillere örnek olarak ta gözlerin gizli bakışlarını gösterebiliriz. Evet bu ince fiillerden haberdar olduğuna göre tu­tan eli, yürüyen ayağı, konuşan dili ve aynı şekilde kalplerde geçen şeyleri ve göğüslerin gizlediği hususları bilir. O sırrı, sırrında sırrını, yani en gizli hu­susları bilendir. Gözlerin hain bakışlarım ve kalplerin gizlediklerini bilen zat bizleri hesaba çekeceğine göre vay bizim halimize!

Allah, hak ile hükmeder. Kıyamet gününde zulüm yoktur. Hiçbir nefse zerre kadar zulmedilmez. İnsanoğlunun dünyada işlediği fiil hardal tanesi ağır­lığınca olsa dahi Cenab-ı Allah onu ortaya koyacaktır. İnsanı hesaba çeken­lerin en hayırlısı olarak Allah kafidir. İnsanların Allah'ı bırakıpta taptıkları ve dua ettikleri diğer varlıklara gelince onlar hiçbir şeye hükmedemezler. Na­sıl hükmetsinler ki? Onlar hiçbir şeyi bilmiyorlar. Ama noksanlıklardan mü­nezzeh olan yüce Allah söylenen her sözü işiten, işlenen her fiili bilendir. Bu­na göre o, herkesin amelinin karşılığını verecektir.

Görüyoruz ki, Kur'an-ı Kerim onların kalplerini korku ve ürküntü ile doldurmuş, kıyamet gününün ne zorlu bir gün olduğunu anlatmıştır. însan-lar eğer akıllarını çalıştıracak olurlarsa kıyamet gününün mutlaka geleceğini idrak ederler. Ey Muhammed! Kıyametin yakm olduğunu onlara hatırlat. Gö­recekleri manzaranın ürkütücü oluşundan dolayı kalplerin yerinden sökülüp gırtlağa dayanacağını onlara da bildir. O günde günahkarlar, kalpleri hüzün ve keder dolu olduğundan Ötürü konuşacak durumda olamayacaklardır. On­lar için bir dost ve koruyucu, sözüne uyulan bir şefaatçi de yoktur. O günde hüküm verecek olan hakim, herşeyi bilendir. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey O'nun bilgisinin dışına çıkamaz. O hak ile hükmeder, hiç kimseye il­timas etmez. Şu putlar, O'nun yanında hiç kimseye fayda veremezler. Söyle­nen sözleri işiten, işlenen fiilleri gören yalnızca O'dur.

Kutlu ve yüce olan Allah, kıyamet günüyle ilgili olarak kafirleri korkut­mada mübalağa yaptıktan sonra onları dünya hakkında da uyarıp korkuttu. Öğüt alsınlar diye, önceki Peygamberlere küfredip işkence eden zalimlerin amel­lerini ve yaptıkları İşleri açıkladı. Anlam olarakta şöyle buyurdu: Onlar gafil mi oldular? Çevrelerindeki mıntıkalarda gezip dolaşmadılar mi? Gittikleri yollarda etraflarına bakıpta öğüt ve ibret almadılar mı? Öne ' J milletlerden, yani Peygamberlerini yalanlayan Âd, Semûd ve benzeri ümmetlerin başları­na gelen felaket ve azaptan ibret dersi almadılar mı? Kendilerinden önceki ümmetler, kendilerinden daha güçlü, daha zengin ve evlatça daha çok idiler. Bİz onları, Mekkelilere nisbetle yeryüzünde daha fazla hükümran kıldık. Onları yeryüzünde yerleştirdik. Yeri sürüp ektiler. Şehirler ve kentler kurdular. Ta­rım ve sanayide ileri gittiler. Ama bütün bu nimetlere rağmen Peygamberleri yalanlayıp kafir oldular. Rabbin de, güçlü ve kuvvetli zata yaraşırcasına gü­nahları sebebiyle onları yakaladı. Allah'ın azabına karşı onları koruyacak bir koruyucuları da olmadı. Çünkü daha önce Peygamberleri apaçık ayetler ve vazih hüccetlerle geldiler. Fakat yinede Peygamberlerini inkar ettiler. Amel­lerinin kötülüğü dolayısıyla Allah onları yakaladı. Çünkü O, azabı şiddetli ve kuvvet sahibi olandır. Ey müşrikler ve ey fasıklar! Kıyamet gününe karşı tedbirli olun ve o günden korkun. Sizden önceki ümmetlerin başlarına gelen felaketlerden ibret alın. Akıllı kimse, başkalarının karşılaştıkları durumlar­dan öğüt ve ibret alır. Bu Allah'ın yasasıdır. Sen Allah'ın yasasında bir deği­şiklik bulamazsın.

îşte Musa ile Fir'avn ve adamlarının kıssası. Bu kıssa anlatılırken FirL avn'ın adamlarından birisinin iman ettiği ve imanını da gizlediği anlatılmak­tadır. Bu husus mezkur kıssanın içinde bazı hikmet ve öğütler sebebiyle an­latılmıştır. Bu gibi hususlardan ve benzeri kıssalardan ancak akıl sahibi kim­seler öğüt alırlar. Bu kıssayı şöylece özetlemek mümkündür:

1- Firavn'm, Musa'nın daveti karşısındaki tutumu ve ona sözlü ve fiili olarak verdiği karşılık.

2- Musa'nın, Firavn'ın tehdidine karşı verdiği cevap ve sergilediği tu­tum.

3- Mü'min kimsenin Musa'yı savunması.,

4- Firavn ailesinin, yaptıkları fiilin dünya ve ahirette başlarına getire­ceği, akıbetten korkutulup sakındırılmaları. Uyarılmaları için Âd ve Semûd ile Nuh kavminin başlarına gelen felaketlerin anlatılması.

5- Yusuf (A.S.)'ın zamanında meydana gelen olayların onlara hatırla­tılması.

6- Musa (A.S.)'m söylediği gibi bir tek ilahın mevcudiyetini Firavn'ın inkar etmesi.

7- Mü'min adamın Firavn kavmini ve kendi aile efradını doğru yola getirmek için öğütte bulunması, dünyanın ve ahiretin hakikatini beyan etme­si.

8- Musa'nın Firavn ve adamlarından kurtulması, akıbeti ve onların durumları..

İşte bunlar burada anlatılan kıssanın esas öğeleridirler. Biz bunları de­taylı olarak anlatacağız. İnsanları doğru yola ileten Allah'tır.[17]

 

Musa, Firavn Ve Hâmân İle Birlikte. Firavun Ailesi İçindeki İnanmış Adamın Durumu

 

23-24- And olsun ki Musa'yı, mucizelerimiz ve apaçık delillerle Fi-ravn, Haman ve Karun'a göndermişizdir. Onlar: "Bu, yalancı sihirbazın bindir" demişlerdi.

25- Musa katımızdan onlara gerçeği getirince: "Onunla beraber İman etmiş kimselerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Ama inkarcıların hilesi elbette boşa gider.

26- Firavn: "Beni bırakın da Musa'yı öldüreyim, o Rabbine yalvara-dursun. Onun, sizin dininizi değiştireceğinden veya yeryüzünde bozgun çıka­racağından korkuyorum" dedi.

27- Musa: "Doğrusu ben, hesap görülecek güne inanmayan böbürle­nenlerin hepsinden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" dedi.[18]

 

Bazı Kelimeler:

 

Kuvvetli ve açık delil. Hayatta bırakın. Kayıp ve hüsran. Beni bırakın.[19]

 

Açıklama:

 

Allah'a and olsun ki, Musa'yı en önemlileri Beyaz El ve Asâ olmak üze­re dokuz mucizemizle, Allah katından gönderilmiş bir elçi olduğuna delalet eden açık ve kuvvetli ayetlerimizle gönderdik. Onu Mısır hükümdarı Firavn ile veziri Hâmân'a, mal ve hazine sahibi Karun'a gönderdik. Bu üç kişi ona düşmanlık edince, onlara tabi olanlar da Musa'ya düşmanlık ettiler. Musa-ya karşılık vermekten ve deliline karşı delil İleri sürmekten aciz kalınca da onun sihirbaz ve yalancı biri olduğunu söylediler. Ama Musa onların sözleri­ne aidırış etmedi. Davetini yürütmeye devam etti. Kutlu ve yüce olan hakkın nezdinden onlara doğru ve gerçek olanla geldiği zaman dediler ki: Şu andan itibaren İsrailllilerİn erkek çocuklarını öldürün, kızlarını sağ bırakın. Zira er­keklerin tehlikesi büyüktür. Onların bize karşı yığılıp cephe oluşturmaların­dan korkarız. Bunda bizim için zarar vardır. Öyle görülüyor ki Firavn uzun bir süre bundan imtina etmişti. Ama onlar bunu yapabilecekmiydiler! Allah dostlarını yalnız bırakmaz. Onları görmezden gelmez! Firavun ve adamları­nın üzerine tufan, çekirge, bit, kurbağa, kân gönderdi ki, bu musibetler dolayısıyla İsrail oğjltarmın kökünü kazımaktan vazgeçsinler ve bu belalar­la uğraşsınlar. Onlar bir düzen kurmuşlardı, ama Allah onların düzenlerini başlarına geçirdi. Onların kurdukları tuzaklar boşa çıktı. Kayba uğradılar. Allah, mü'minleri kurtardı. Firavun ve adamlarının tümünü suda boğdu. Bu esnada Firavun dedi ki: Bırakınız Musa'yı öldürmeyin. O artık haddi aştı. Ben onu öldüreyim de göklerle yerin, doğularla batıların Rabbi olduğunu id­dia ettiği Allah'ına dua etsin ve kendisini korusun. O, bu Rabbin, herşeyi yarattığını, sonrada flbğru yola İlettiğini iddia ediyor. Bırakınız onu öldüreyim de Rabbi onu kurtarsın!

Firavn bu sözlerle, Allah'ın varlığını inkâr etmek İstiyordu. Ve şöyle di­yordu; Korkarım ki Musa sizin hakk dininizi değiştirir. Dininizi değiştirme­se bile yeryüzünde bozgunculuk çıkarır!

Firavn'ın ve adamlarının durumu işte buydu. Bu tehdit karşısında Musa şöyle dİyorcfu: "Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benimde Rabbim, sizinde Rabbiniz (olan Ailah)a sığındım.'" Musa sözlerine devamla şöy­le diyordu: Şüphesiz benim ve sizin Rabbiniz bizleri yoktan var edip rıziklan-dtrdı. Ana karnında bizleri üç karanlık perde gerisinde besleyip büyüttü. Biz­lere şu vücutlarımızı bahşetti. Birçok hayır ve bereketlerle kuşattı. îman kar­şısında büyüklük taslayan cebbar ve mütekebbir olan herkesten Allah'a sığı­nırım. Bu gibi kimseler hesap gününe inanmiyorla" fBu inançta olanlar vah­şiliğe daha da yakındırlar. Hatta daha da taşkın, zorba ve azgındırlar. Yırtıcı hayvanlardan daha vahşidirler.

Her türlü zorba ve azgından Allah'a sığınan Musa'da bizler için güzel bir örnek vardır. Allah dilediği takdirde bizimle beraber olup bizleri korur ve muhafaza eder.[20]

 

Mü'min Adamın Musa'yı Savunması

 

28- Firavun ailesinden olup da inandığını gizleyen bir adam dedi ki: "Rabbim Allah'tır diyen bir adamı mı öldüreceksiniz? oysa size Rabbiniz-den belgelerle gelmiştir. Eğer yalancıysa, yalanı kendisinedir; eğer doğru sözlü ise, sizi tehdid ettiklerinin bir kısmı başınıza gelebilir. Doğrusu Allah, aşın yalancıyı doğru yola eriştirmez".

29- "Ey milletim: Bugün memlekette hükümranlık sizindir, galib olanlar sizsiniz. Ama Allah'ın baskım bize çatınca, O'na karşı bize kim yardım eder?". Firavn: "Ben size kendi görüşümden başkasını söylemiyorum. Ben size an­cak doğru yolu gösteriyorum" dedi.

30-31- İnanmış olan adam dedi ki: "Ey milletim! Doğrusu ben sizin için, Nuh milletinin, Âd, Semûd ve onlardan sonra gelenlerin durumu gibi, peygamberleri yalanlayan toplulukların uğradıkları bir günün benzerinden kor­kuyorum. Allah kullara zulüm dilemez."

32- "Ey milletim! Ahu figan gününden sizin hesabınıza korkuyorum."

33- "Arkanıza dönüp, kaçacağınız gün Allah'a karşı sizi koruyan bu­lunmaz. Allah'ın saptırdığını doğru yola getirecek yoktur.".[21]

 

Bazı Kelimeler:

 

Galipler.Allah'ın azabı. Çağrış­ma günü, yani kıyamet.[22]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

îşte böyle... Allah yolunda yapılan davet başıboş bırakılmıyor. Bilakis daveti ve davetçiyi müdafa edecek, ona karşı tuzak kuran düzenbazların dü­zenlerini başlarına geçirecek, düşmanlarını bertaraf edecek bir müdafiin de bulunması gerekli olmaktadır. Musa ile Firavn'ın kıssasında da böyle biri vardı. Allah, Firavn'ın kavmi içinde bir adamın mü'mİn olmasını murad buyurdu.

O kişi gerçekten mü'min olup imanını gizledi. Hiç kimse onun iman ettiğinin farkında değildi. Öyle anlaşılıyor ki bu adam Firavn'm kavminin içinde  belli bir mertebesi olan itibarlı bir kimse idi. Sonunda görüşünü açıklama    dirayetini göstermişti. Ve şöyle demişti: "Rabbim herşeyi yaratandır, göklerle yerin malikidir" dediği için ve size apaçık beyyinlerle, hüccetlerle Allah    katından gönderilmiş bir elçi olduğunu ilan ettiği için mi bu adamı öldürmek istiyorsunuz? Şayet o yalancı ise yalanının günahı kendi aleyhinedir. Yalan söylemesinin size bir zararı dokunmaz. Onu kendi haline bırakın. Ona ve peşinden gidenlere ilişmeyin. Şayet dünya ve ahiret azabından sizi sakındirmasmda doğru konuşuyorsa onun söylediklerinden bazıları sîze çok az olsa  dahi mutlaka ulaşacaktır. Allah bu adamı doğru yola ve hakka iletmiştir. Sizin iddia ettiğiniz gibi onun aşırılığa sapan ve yalan söyleyen biri olması muhtemel değildir.[23]

 

Açıklama:

 

Kalbi İman nuru ile dolan ve yüzüne yakîn serinliği çarpan, dolayısıyla dünyaya hikmetli ve akıllı bir kimsenin bakışıyla bakan adamın sözleri işte buydu: Ey kavmim! Bu gün, zahiri mülk ve hükümranlık sizin elinizdedir. Hiç kimse size karşı üstünlük gösteremez. Mısır toprağında hiç kimse sizi alt ede­mez. Ey kavmim! İşinizi bozmayın. Onurunuzu ve izzetinizi, şu adama ilişe­rek yok etmeyin. Çünkü bu adam, "Rabbim Allah'tır' diyor. Sİz sakın olaki Allah'ın azabına ilişmeyesİniz. O azap bize gelecek olursa bizi ona karşı sa­vunacak bir kimse çıkamaz. Allah'ın azabına karşı bize kim yardım edebi­lir?!

Firavn bu sözleri işittikten sonra şöyle dedi: Ne dersiniz? Benim görüşü­me uymanız gerekir. Ben size bu adamı öldürmeyi öneriyorum ki rahatımızı bulalım. Size gösterdiğim bu yol en doğru yoldur.

İnanmış adam şöyle dedi: Ey kavmim! ben, gençlerin ve küçük çocukla­rın ihtiyarlacağı günün şiddetinden sizin namı hesabınıza korkuyorum. Mu­sa'yı yalanladığınız ve ona kötülük dokundurduğunuz takdirde sizden önce gelip geçmiş ümmetlerden Peygamberlerine karşı cephe oluşturanların başla­rına inen felaketlerin sizinde üzerinize inmesinden endişe ediyorum. Rableri onları, güçlü ve muktedir bir zata yaraşırcasma azap ile yakaladı. Onların üzerlerine batırma, boğma ve helak azabını indirdi. Böyle yapmakla Rabbİn kullarına zulmetmeyi dilemiyor, ama insanlar kendi nefislerine zulmediyor­lar. Çünkü Peygamberleri yalanlıyor ve Peygamberlere fenalık ulaştırıyorlar.

Dünyada başınıza gelmesinden korkuğum azap işte budur. Ahirete ge­lince o çağrışma gününden, yani kıyamet gününden çok korkuyorum. O günde başınıza gelecek azaplardan endişe ediyorum. O günde insanlar ne kadar çok bağrışacaklardır! Cennetlikler Cehennemliklere, Cehennemliklerde Cennet­liklere sesleneceklerdir. A'raf takiler de, simalarından tanıdıkları bazı adamlara sesleneceklerdir. Önleyici, bahtsızlara bahtsızlıkla seslenecek, bahtlılara da saadetle seslenecektir. O günde melekler, herkese hak ettiği bir vasıfla ses­leneceklerdir: "Ey cinler veinsanlar topluluğu, göklerin ve yerin bucakların­dan geçip gitmeye gücünü? yeterse geçip gidin. Ancak kudretle geçebilirsiniz.”[24] Ardınızı dönüp kaçacağınız o çağrışma gününde başınıza gelecek olan azaptan endişe ediyor ve sizler İçin korkuyorum. O gün Allah'ın azabına karşı sizleri koruyacak bir kimse bulunmayacaktır. Allah'tan başka sığınacak bir sığmağınız da olmayacaktır. "Hüküm yalnız Allah'ındır", Allah'ın sapıklık­ta kalmasını murad ettiği kimseyi doğru yola iletecek bir şahıs yoktur. Al­lah'ın doğru yola ilettiği kimseyi de saptıracak bir şahıs yoktur. Her nefis, fıtratına uygun bir yolda yürüyecektir...[25]

 

Yusuf (A.S.)'In Zamanında Meydana Gelen Olayların Onlara Hatırlatılması

 

34- "And olsun ki, Yusuf da daha önce, size belgelerle gelmişti. Size getirdiği şeylerden şüphelenip durmuştunuz. Sonunda Yusuf ölünce, 'Allah onun ardından hiçbir peygamber göndermeyecek' demiştiniz. Allah, aşın şüp­heciyi işte böyle saptırır!'

35- "Bunlar, Allah'ın ayetleri üzerinde kendilerine gelmiş bir delil bulunmadan tartışırlar. Bu, Allah katında da, inananların yanında da öfkeyi arttırır. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini bundan dolayı mü­hürler!'[26]

 

Açıklama:

 

Ey kavmim kendinize gelin! Size Peygamber olarak gönderilen Yusuf, (A.S.)'ın zamanında vuku bulan hadiseleri hatırlayın. Allah'a andolsun ki daha Önceleri Yusuf size apaçık ayetlerle gelmişti. Sizin atalarınız onun ge­tirdiği ayetlere şüphe ile bakmaya devam ettiler. İnsan bir şeye şüphe İle bak­tığı zaman ondan yüz çevirir ve onu araştırmaya yönelmez. Yusuf (A.S.) ve­fat ettiğinde: 'Allah, ondan sonra risalet iddiasında bulunacak bir kimseyi göndermez demiştiniz. Dini hakkında şübheye düşen ve apaçık ayetlerin ta­nıklık ettiği gerçeklere kuşku ile bakan kimseleri işte Allah böyle saptı­rır ve doğru yolun dışına çıkarır. Bu, Allah'ın ayetleri hakkında ilimsiz, hi-dayetsîz, rehbersiz, delilsiz ve bürhansız olarak tartışan, şüpheye düşen ve bu hususlarda ileri giden kimselerin açıklamasıdır. "Onların göğüslerinde, (hiç­bir zaman) erişemeyecekleri bir büyüklük taslamaktan başka bir şey yoktur"[27]

Allah'in ayetleri hakkında tartışan kimselerin bu davranman, Allah ka­tında büyük bir kızgınlık doğurur. Böyleleri Allah katında büyük günahkar­lar zümresine girerler. Mü'minler nazarında da büyük mücrimler kategorisi­ne girerler. Haksız yere mücadele, şüphe; azgınlıkta ve nankörlükte ileri git­me ameliyelerinin sadır oiduğu cebbar ve mütekebbir her kalbe Allah işte böyle çirkin bir damga vurur!..[28]

 

Firavn'ın Allah'ın Varlığını İnkâr Etmesi

 

36-37- Firavn: "Ey Haman! Bana bir kule yap; belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa 'nın tanrısını görürüm. Doğrusu ben, on u yalancı sanıyorum" dedi. Firavn'a, kötü işi böylece güzel gösterildi ve doğru yoldan ahkondu, Fir'avn'm hilesi elbette boşa gidecekti.[29]

 

Bazı Kelimeler:

 

Büyük köşk. Sebep kelimesinin çoğulu olup insanı amaca ulaştıran yol demektir Ziyan ve helak.[30]

 

Açıklama:

 

Firavn, inanmış adamın sözlerini duyunca bu haberin halk içersinde ya­yılmasından ve insanların kalplerine ulaşmasından korktu. Davetin temelini yıkmak, maddî deliller ile ilahın varlığını yok etmek, Musa'nın da: Alemlerin Rabbinin elçisiyim diye söylediği sözlerin hatalı, batıl olduğunu insanlara bil­dirmek'istedi. Şayet Musa alemlerin Rabbinin elçisi ise, diğer hükümdarların elçileri gibi Rabbinin yanma gidip onunla buluşması gerekirdi. Bu da göğe çıkmakla olacak işti ki buna imkan yoktur. Zira Musa göğe yükselmek için yüksek bir bina yapmış değildi! Firavn, .Allah'ın gökte olduğuna ve OL nun elçilerininde diğer hükümdarların elçileri gibi olduğuna inandığı için böyle bir iddiada bulunmuştu. Ve şöyle diyordu: Göğe çıkmak imkansız olduğuna göre orada bir ilahın mevcudiyetini nasıl söyleyebiliriz? Ve Musa'nmda O-nun elçisi olduğunu nasıl kabul edebiliriz?

İşte bu nedenle Firavn, vezirine şöyle dedi: Ey Hâmân! Herkesin görebi­leceği bir şekilde benim için yüksek bir köşk bina et. Herkes o binadan göğe çıkmanın imkansız olduğunu ayan beyan görsün. Evet benim için bir yüksek bina inşa et de oradan göğe ulaşayım ve Musa'nın tanrısı ile buluşayım. Ben onun yalan söylediğini, davasının asılsız olduğunu sanıyorum. Benden baş­ka ilah var mıdır ki? Zorba Firavn'a, kötü ameli işte bu şekilde süslü gösterildi. Kaibi damgalandı, zekası geriletildi. Hak, adalet ve İnsaf yolunda sap­tırıldı. Ya da o başkalarım doğru yoldan çevirdi. Onun tuzağı ve yaptığı işler hep ziyanla sonuçlandı.[31]

 

İnanmış Adamın, Kendi Kavmine Verdiği Öğütler

 

38- O inanan kimse dedi ki:. "Ey milletim! Bana uyun, sizi doğru yola eriştireyim."

39- "Ey Mîlletim! Şüphesiz bu dünya hayatı geçicidir, ama ahiret, doğ­rusu işte o, kalınacak yurttur."

40- "Kim bir kötülük işlerse ancak onun kadar ceza görür. Kadın ve­ya erkek, kim, inanarak yararlı iş işlerse, işte onlar cennete girerler; orada hesapsız şekilde rızıklanırlar.

41- "Ey milletim! Nedir başıma gelen? Ben sizi kurtuluşa çağırıyo­rum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz."

42- "Siz benî Allah'ı inkar etmeye, bilmediğim bir şeyi O'na ortak koş­maya çağırıyorsunuz; ben ise sizi, güçlü olan, çok bağışlayan Allah'a çağırı­yorum."

43- "Beni kendisine çağırdığınız, bu dünyada da ahirette de çağırabi­lecek bakiliyette olmadığında, hepimizin Allah'a döneceğinde, aşın gidenle­rin ateşlikler olduklarında şüphe yoktur."

44- "Size söylediğimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a bırakıyo­rum. Doğrusu Allah, kullan görür".

45- Allah o adamı, kurmak istedikleri tuzaktan korudu. Kötü azab, Firavn'un adamlarını sardı.

46- Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün. "Fi-ravn'm adamlarını azabın en ağırına sokun" denir.[32]

 

Bazı Kelimeler:

 

Şüphesiz, kesinlikle. Dönüşümüz. Onları ku­şattı. Yani ateşe atılır ve onunla yakılırlar.[33]

 

Açıklama:

 

Firavun ailesinin inanmış adamı kavmine öğüt vererek şöyle dedi: Ey kav­mim! Sizi davet ettiğim hususlarda bana uyun ki, sizleri doğruya, hayır ve doğruluğa ulaştıracak yola erdireyim.

Bu ifadelerle, Firavun ile adamlarının tuttukları yolun azgınlık ve fesat olduğuna tarizde bulunmaktadır.

Ey kavmim! Şu dünya hayatı yok olmaya ve ortadan kalkmaya mah­kum bir geçimliktir. Bu dünya hayatı, sizin küfür ve sapıklığınıza sebep ol­masın. Hem bilin ki ebedi ikamet yeri ahiret yurdudur. Orası İçin çalışıp gay­ret gösterin. Ebedi nimetleri elde etmeye çalışın. Fani dünya sizi aldatmasın. Ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Ey kavmim! Her kim bir kötülük işlerse, Allah'ın adaletinin bir gereği olarak ancak, o kötülüğünün misli ile cezalan­dırılır. Kadın veya erkek her kim inanmış olarak salih bir amel işlerse, iste onlar, genişliği göklerle yerin genişliği kadar olan cennete girerler. Orada bol rızıkfarla ikram görürler. Hesaba çekilmeden kat kat nimetlere mazhar olur­lar. Bu, Allah'tan lütuf ve rahmettir. Ey kavmim! Bana ne olmuş ki sizleri Cehennem azabından ve cebbar olan Allah'ın gazabından kurtuluşa davet ediyorum; sizlerse beni Cehennem ateşine ve cebbar'ın gazabına davet edi­yorsunuz. Çünkü beni, Allah'ı inkâr etmeye ve hakkında bilgi sahibi olma­dığım bir şeyi O'na ortak koşmaya davet ediyorsunuz. Bense sizleri hiçbir varlık tarafından mağlub edilemeyen, çok bağışlayan, kemal sıfatlarla muttasıf, nok­sanlıklardan münezzeh olan Allah'a davet ediyorum. Şüphesiz sizin, beni ken­dilerine tapmaya davet ettiğiniz putların dünya ve ahirette bir çağrıları yok­tur. Yani bu putlar İnsanları kendilerine ibadet etmeye çağıramazlar. Şüphe­siz hakiki mabud olan varlığın, kullarını kendisine ibadet etmeye çağırması haktır. Ancak bu vasıfta olan bir varlık, yaratıkları üzerinde Rab'hk yapabi­lir, «şte böylece Allah'ın, yaratıkları üzerinde Rab'hğı ortaya çıkmaktadır. Ken­dilerine tapmaya bizleri davet ettiğiniz putlarla taşların, tapanlara verecekle­ri ne bir faydaları ne de zararları vardır! Ne görebilirler, ne de işitebilirler. Dünya ve ahirette insanları kendilerine ibadet etmeye çağıramazlar. Kıyamet gününde sizin kendilerine tapmanızdan da alakalarını kesecekler ve sizin ken­dileri ile ilişkiniz bulunmadığını söyleyeceklerdir. Şunu iyi bilin ki dönüşü­nüz Allah'adır. Günah ve suç işlemekte aşırı gidenler ise Cehennemliktirler. Ey kavmim! Size bu söylediklerimi, hatırlamanın fayda vermeyeceği bir gün­de hatırlayacaksınız. Pişmanlığın fayda vermediği bir günde pişman olacak­sınız. Bende işimi Allah'a havale ediyorum ki beni bütün kötülüklerden ve musibetlerden korusun. Şüphesiz Allah kullarını görendir. "Allah onu, on­ların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu". Kendisiyle alay eden ve kendisine karşı inatçı bir tutum sergileyenlerin kötülüklerine karşıda onu korumaya Allah yeter. Firavun'un yakınlarına azabın en kötüsü indi. Bu azap onları her taraftan kuşattı.

En kötü azap nedir? Cehennem ateşidir ki içine girer ve onun alevîeriyle yanarlar. Sabah akşam o ateşe sunulurlar.

Bu noktadan hareket ederek kabir azabının varlığını da söyleyebiliriz. Bazı kimselerin rivayet ettikleri sahih bir haber vardır. Şöyle ki: Firavnun ya­kınlarının ruhları, siyah kuşların karınlarında olacaktır. Bu kuşlar ateşe gi­receklerdir. İşte Cehennem ateşine sunulmaları bu demektir. Nafi'nin, îbn Ömer'den rivayet ettiği şu haber de buna tanıklık etmektedir, İbn Ömer, Pey­gamber (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Kafir, öldü­ğünde, sabah akşam ateşe sunulur". Resulullah böyle dedikten sonra şu ayet-i kerimeyi okudu. "Ateş, sabah akşam ona sunulurlar." Bu ayeti okuduktan sonra Peygamber efendimiz sözüne devamla şöyle buyurdu: "Mü'min kimse öldüğünde ruhu, sabah akşam Cennet'e sunulur". Buhari ve Müslim'de bu­nun gibi bir hadis rivayet etmişlerdir. Kıyamet gününde meleklere şöyle denilir: Firavun'un yakınlarını azabın en şiddetlisine sokun.

Bu ifade, onların dünyada ateşe sunulacaklarının bir delilidir. Kabir azabı ise gerçek bir olaydır. Hakikati en iyi bilen. Allah'tır.[34]

 

Kafirlerin Dünya Ve Ahiretteki Bazı Durumları

 

47- Ateşin içinde birbirleriyle tartışırken, güçsüzler, büyüklük tasla-yanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, şimdi ateşin bir parçasını olsun biz­den savabilir inisiniz?" derler,

48- Büyüklük taslayanlar: "Doğrusu hepimiz onun içindeyiz. Allah kullar arasıda şüphesiz hüküm vermiştir" derler.

49- Ateşte olanlar, cehennemin bekçilerine: "Rabbinize yalvarm dahiç değilse bir gün, azabımızı hafifletsin" derler.

50- Bekçiler: ' 'Size, belgelerle peygamberleriniz gelmemiş miydi?'' der­ler. Onlar da:' "Evet, gelmişti" derler. Bekçiler: "O halde kendiniz yalvarm" derler. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır.

51- Doğrusu Bİz, peygamberlerimize ve inananlara dünya hayatında ve şahidlerin şahidlik edecekleri günde yardım ederiz.

52- O gün zalimlere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Lanet onlara­dır. Yurdun kötüsü de onlaradır,

53-54- And olsun ki Biz Musa'ya doğruluk rehberi verdik, israiloğullarını da, akıl sahipleri İçin bir öğüt ve doğruluk rehberi olan Kitab'a, Tev­rat'a varis kıldık.

55- Ey Muhammedi Sabret, Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Suçunun bağışlanmasını dile; Rabbini akşam, sabah, överek teşbih et.[35]

 

Bazı Kelimeler:

 

Tartışıp mücadele ediyorlar. Tabi kelimesinin çoğulu olup tabi olan kimseler demektir.Bizden azabın bir kısmını savabilir misiniz? Sapık, helak ve hüsran. Şehit kelimesinin çoğulu olup tanıklar demektir.[36]

 

Açıklama:

 

Ey Muhammedi Öğüt alırlar umudu ile kavmine, kafirlerin tartışacakları zamanı hatırlat. Zayıflar, risayet davasında bulunanlara şöyle diyecekler: Biz size tabi olduk, Size hizmet ettik. Sizler bizi sapıklık ve fesada sürükledinîz. Sizler olmasaydınız biz günaha ve şirke girmezdik. Bugün Cehennem azabı­nın birazını üzerimizden alıp yüklenir misiniz?! Büyüklük taslayanlar, zayıf sayılanlara şöyle diyeceklerdir: Hepimiz cehennemdeyiz. Şayet azabın birazı­nı savabilecek güçte olsaydık, önce kendi nefsimizden savardık. Allah, kulla­rı arasında adil hükmünü vermiştir. Bu gün her nefis, dünyada İken yaptığı günahın cezasını çekmektedir. Bugün hiç kimseye haksızlık edilmemiştir. Hepimiz, içinde bulunduğumuz azabı hak etmişiz!

Zayıf sayılanlar, liderlerine ve efendilerine yaptıkları çağrının sonuç ver­mesinden ümitlerini kestiklerinde Cehennem bekçilerine yönelip, dünya gü­nüyle bir gün olsa dahi azabı hafifletmesi için Rablerine talepte bulunmala­rını onlardan isterler ve şöyle derler: Rabbinize dua edin bir günlüğüne de olsa azabı bizden hafifletsin.

Bekçiler onlara şu karşılığı verirler. Daha önce bu hususta uyarılmadı-nız mı? Dünyada İken elçileriniz, içinde bulunduğunuz küfür ve masiyetİn kötü akibeti konusunda sizleri açık delillerle ikaz etmediler mi? "Kendi ara­nızdan, Rabbinİzin ayetlerini size okuyan ve sizi bu gününüzle karşılaşacağı­nız hakkında uyaran elçiler gelmedi mi?"[37] Böyle demekle bekçiler onları azarlayıp kınar ve delille sustururlar. Ateştekiler de şöyle derler: Evet Rabbi-rnizin katından bize elçiler geldi, biz onları yalanladık ve şöyle dedik: Hayır Allah birşey indirmiş değildir. El elçiler! Ancak siz büyük bir sapıklık İçinde­siniz!

Melekler dediler ki: Madem durum böyledir, şu halde sizlerde çağırın. Emsalleriniz olan kafirlerin çağrıları sonuç vermeyecek, karşılıksız kalacak ve neticesi hüsran olacaktır.

Size gönderilen şu elçiler İle onlara iman eden mü'mİnlere yardım- ede­ceğiz. Hak ve açık ayetler ile onları te'yid edeceğiz: "Elbette biz elçilerimize ve inananlara dünya hayatında, hem de şahitlerin (şahitliğe) duracakları günde yardım ederiz". Bizim durumumuz hep böyledir. Elçilerimize ve onlara iman .edenlere hüccet ve açık ayetlerle yardım ederiz. Kâfirleri öldürerek veya esir aldırarak açık bir azaba uğratıp intikamlarını alırız.

Müslümanların bu gün içinde bulundukları hal, islam'ın aleyhine bir delil olarak gösterilemez. Şayet mü'minler gerçekten iman edecek olurlarsa Al­lah'ın zaferi bir akşamlık veya sabahlık kadar kısa bir süre zarfında onlara gelir. O gün şahitler dikilip tanıklıkta bulunurlar. Meleklere gelince onlar Kiramen-Kitabin melekleri olup, müşahade ettikleri hususlarda tanıklık ederler. Peygamberlere gelince onlarla İlgili olarak Cenab-ı Allah şöyle buyurmakta­dır: "Her ümmetten (İnançlarının bozukluğuna, işlerinin kötülüğüne tanık­lık edecek) bir şahit, seni de bunlara şahit getirdiğimiz zaman (halleri) nice olur"[38]

Mü'minlerin tanıklık etmelerine gelince onlarla ilgili olarakta Cenab-i Allah şöyle buyuruyor: "Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şa­hit olasınız, Peygamber de size şahit olsun"[39]

Şahitlerin dikilip tanıklıkta bulundukları gün.. O günde zalimlere, ileri sürdükleri mazeretleri fayda vermez. O günde onlar için lanet vardır. Yurtla­rın en kötüsü vardır!

Görüldüğü gibi Kur'an-ı Kerim, kâfirleri bu günde, mazeretlerinin ken­dilerine fayda vermeyeceği kimseler olarak vasıflandırmaktadır. O günde on­lar için gazap ve lanet vardır. Yurtların kötüsü vardır. Orası ne kötü bir dö­nüş yeridir!

Mü'minlere gelince Allah onlara zafer verecek, onları te'yid edecek ve doğru yola iletecektir. Bu sebeple de şöyle buyurmaktadır: Bİz Musa'ya hi­dayet rehberi verdik: "Gerçekten Tevrat'ı biz indirdik, Onda yol gösterme ve nûr vardır"[40]

İsrail oğullarını da Tevrat'ı alıp mirasçı gibi onu hak eden kimseler hali­ne getirdik. Tevrat, hidayet ve nür kaynağı idi. Öğüt ve hatırlama menbaı idi. Ama bu dediklerimiz, akıl sahibi kimseler için söz konusudur. Hal böyle olunca ey Muhammed! Haksız yere Allah'ın ayetleri üzerinde mücadele edip tartışan kafirlerin eziyetlerine karşı sabret. Onların sana verdikleri ezaya karşı taham-müİlü ol. Şüphesiz Allah sana yardımcı ve destekçidir. Seni bütün insanlara karşı koruyucudur. Doğrusu Allah'ın vaadi gerçektir. Senin için yapılması ge­reken iki şey vardir:Bunlardan biri Rabbine tevbe edip günahların için bağış­lanma dilemendir. Diğeri de sabah akşam Rabbine hamd edip teşbihte bu­lunman ve onu tenzih etmendir.

Bu İslamın yüksek bir edebidir. Müslümanlar için güzel ve üstün bir ter­biyedir. Herkes bunun mutlaka uyulması gereken bir yol, yüce bir edep örne­ği olduğunu bilsinler diye bu emir özellikle Peygamber (S.A.V.) efendimize hitaben verilmiştir. Her müslümanın bu yüksek edeple süslenmesi gerekir. Kur1 an'ın hidayetine dikkatle bakın. Tevbeyi ve bağışlanmayı salih amelden önce zikretmiştir. Şu halde kalpler, tevbe İle günahlardan armmadikça İşlenen sa­lih amelier kabul edilmez. Günah sayılmasa bile hilafı evla olan davranışlar­dan ötürü de tevbe edilmesi gerekir. Şu halde Cenab-ı Allah'ın, tevbe etmesi İçin Peygamber efendimize emir vermiş olmasında bir gariplik ve tuhaflık bu­lunmamaktadır.[41]

 

Allah'ın Ayetleri Üzerinde Tartışanlar Ve Bu Tartışmanın Sebebi

 

56- Allah 'm ayetleri üzerinde kendilerine gelen bir delil olmadan tar~ lisanların gönüllerinde, ulaşamayacakları bir büyüklenme vardır. Sen Allah'a sığın. O şüphesiz işitendir, görendir.

57- Göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha bü­yük bir şeydir,. Fakat insanların çoğu bilmezler.

58- Körle gören, inanıp yararlı iş işleyenlerle kötülük yapan bir değil­dir. Ne kadar kısa düşünüyorsunuz?

59- Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Bunda, şüpheyoktur, fakat, in­sanların çoğu inanmıyor.

60- Rabbiniz: "Bana kulluk edin ki size karşılığını vereyim. Bana kul­luk  etmeyi büyüklüklerine yediremiyenler alçalmış  olarak  cehenneme gireceklerdir" buyurmuştur.

61- Size, geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü (çahşasanız di­ye) aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Doğrusu Allah insanlara karşı lütufkardır, ama insanların çoğu şükretmezler.

62- İşte herşeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah budur. O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp döndürülürsünüz?

63- Allah'ın ayetlerini bile bile inkar edenler böylece döndürülüyor­lardı.

64- Sizin için yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de, şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah 'tır. İşte Rabbiniz olan Al­lah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!

65— O diridir, O'ndan başka tanrı yoktur. Dini yalnız O'na has kılarak O'na yalvarm. Övgü, alemlerin Rabbi Allah içindir.[42]

 

Bazı Kelimeler:

 

Hüccet   ve   burhan.Tekebbür   ve   büyüklenme.Onda şüphe yoktur. Bana dua edin, ibadet edin. Küçülmüş ve zeliller olarak.Nasıl da çevriliyor su­nuz? İfk kelimesi yalan ve iftira anlamına gelir. Aynı zamanda yön değiştir­mek ve çevrilmek anlamına da gelir. Kalış yeri ve istikrar mekânı olarak. Kubbe şeklînde olarak.

Bu ayet-i kerimelerde, surenin esas mihverine dönülmektedir. Bu mih­ver, batıl delillere dayanarak Allah'ın ayetleri hakkında tartışan kimselerle mücadele etmektir. Bunun yanısıra ölüm sonrası dirilişi isbata yönelmekte, Allah'ın sıfatlarından ve insanlara bahşettiği nimetlerinden de söz edilmek­tedir.[43]

 

Açıklama:

 

Hiç bir hüccete ve sözlerini teyid edecek delile dayanmadan Allah'ın bir­liğine ve Peygamberlerin doğru sözlü oluşlarına dalalet eden ilahi ayetlerde tartışan kimselerin kalplerinde büyüklenme ve gururdan başka bir şey yok­tur. Onlar hakkı kabul etmezler. Hür düşünceden yana değildirler. Riyaset ve ululanmak isterler. "Ve dediler ki: "Bu Kur'an iki kentten (Mekke ve Taif'ten) büyük bir adama indirilmeli değil miydi?"[44].

"(Muhammed'in getirdiği) iyi birşey olsaydı,, onlar (müslümanlar) ona gitmede bizi geçemezlerdi "[45]

İşte bu sebepten dolayı bunlar batıl delillere dayanarak Allah'ın ayetleri üzerinde tartışırlar. Onları bu sevinçsiz tartışmaya kibirleri ve riyaset sevgile­ri itmiştir. Fakat onlar amaçlarına ulaşamayacaklardır. Zira yüce Allah onla­rı tahkir edip zelil kı'miştır. Ümitlerini boşa çıkarmıştır.

Denildi ki; bu aytt-i kerimeler Medineli Yahudiler hakkında nazil olmuş­tur. Bu ayet-i kerime Medenîdir. Doğrusu Mekkeli müşriklerden veya Medi­neli yahudlirden yahut diğer inkarcılardan Allah'ın ayetleri hakkında yapı­lan tartışmalar yüce Allah'ın katında büyük bir gazaba neden olur. Ve bu tartışmanın zulmüde mutlaka büyük olacaktır. İtibar sebebin hususiliğine değil, lafzın umumiliğinedir. Durum böyle olunca ey Muhammed! Allah'a sığın, dü­zenbazların tuzakları ile müşriklerin hasedlerinden Allah'a iltica et.

Bu ifadelerde, anılan hususların, şeytanların dürtüklemesi olduğuna işaret edilmektedir. "Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürtüklerse, Al­lah'a sığın"[46]

Çünkü o her sözü işiten ve her fiili görendir. Yapılan İşler göz işareti de olsa, kalplerden geçen düşünceler de olsa Cenab-ı Allah herşeyden haberdar­dır. Şüphesiz göklerle yerin yaratılması, insanların evvel ve ahir de yaratılma­larına nisbetle elbetteki daha büyük bir iştir. Şu halde ölüm sonrası diriliş konusunda tartışmaya girmeyin. Yüce Allah göklerle göklerdeki mevcudatı, yer ile yerdeki varlıkları yoktan var etmiştir. Bundan sonra Cenab-ı Allah'ın Ölüm sonrası insanları yeniden diriltmeye muktedir olmadığını zannetmeyin. Fakat insanların çoğu, göklerle yerin yaratılmasının insanları yaratmaktan daha büyük bir iş olduğunu bilmiyorlar. Hakkı görenle görmeyen, salih amel işleyip iyi yolda bulunan mü'min ile, kötü anlayış ve takdirde bulunarak Al-İah'ın ayetleri hakkında tartışan fena adamlar elbetteki bir olamazlar. Şüp­hesiz kıyamet saati gelecektir. Bu hususta kuşkunuz olmasın. Ama insanla­rın çoğu kısır görüşlerinden ve kötü düşüncelerinden dolayı bu hakikate iman etmiyorlar.

Rabbimiz buyurdu ki: Bana dua edin ve bana ibadet edin ki size, amel­lerinize denk bir sevap ve mükfat vereyim. Taat işlemeniz ve günahı terk et­menize karşılık size ödül vereyim. Günahı terk eden kimse Allah'a dua etmiş ve O'na ibaddette bulunmuş olur. Duasını da Allah'a halis kılmış olur. Gü­naha yaklaşan kimse Allah'a dua etmiş sayılmaz. Bin sene boyunca Allah'a dua etse de yine Allah'a dua etmiş sayılmaz.

Bazı kimseler dua kelimesini ibadet anlamında tefsir etmişlerdir ki bu­nu şu ilahi söz de te'yid etmektedir: Bana ibadet ve dua etmekten yüz çevirip büyüklük taslayanlar, küçültülmüş ve zelil kılınmış olarak Cehenneme gire­ceklerdir. Kendilerini besleyip büyüten ve yoktan var edip şekil veren, şekille­rini güzelleştiren rablerine dua etmeye tenezzül etmeyen kimselerin küçültül­müş, tahkir edilmiş, zelil kılınmış olarak Cehenneme girmeleri hak ve vacip oldu. Onlar Allah'a ibadete nasıl tenezzül etmezler! Allah dinlenmeniz ve ra­hat etmeniz için geceyi yarattı. Gündüzüde dünya işlerinizi görmeniz için ay­dınlık olarak yarattı. Hayatın meşakketlerinden ve yol yorgunluğundan kur­tulup dinlenesiniz diye geceyi meydana getirdi. İnsan geceleyin dinlenince es­ki zindeliğine kavuşur. Ve gündüzleyin yeniden maişet temini için çalışacak güce erişir. Gündüz aydınlıktır. Gündüz de ışık, hareket ve zindelik vardır. Ey Allah'ım sen ne büyüksün! Dünyayı gecesiz ya da gündüzsüz olarak ya­ratmış olsaydın halimiz nice olurdu ve nasıl yaşardık? Ey Rabbimiz! Şu ka­ranlık gece ile aydınlık olan gündüz geniş bir hareketten ve ince bir düzenden neş'et etmektedirler. Ey Rab! Sen-bir ve kahhar olansın. Göklerde ve yerde seni aciz bırakacak hiçbir şey mevcud değildir. Alemlere karşı lütufkârsm. Ama insanların çoğu bu nimetlere karşı şükretmiyorlar.

Ey insanlar! Şam yüce olan ve nitelikleri üstün olan Allah'ın ölüm sonra­sında insanları yeniden diriltmeye muktedir olup olmayacağı hususunda mı tartışıyorsunuz?! Çürümüş kemikleri kim yaratabilir mi diyorsunuz? îşte şa­nı yüce olan Rabbiniz budur.., Herşeyi yoktan var etmiştir. Göklerle yeri yaratmış, şu varlığı ortaya koymuştur. O'ndan başka tanrı yoktur. O'nu bıra-kipta putlara ve taşlara nasıl taparsınız?!. İşte böylesine iftira ve yalan ile se­netsiz ve dayanaksız akli ve mantıki bir desteği olmayan delillere istinad ede­rek Allah'ı bırakıp başka varlıklara tapıyorlar ve O'nun nimetlerini inkar edi­yorlar!

Allah yeryüzünü sizler için bir yerleşim merkezi haline getirdi. Göğüde üzerinize bir kubbe gibi koydu. O Allah'tırki sizleri yoktan var etti, size şekil verdi, şeklinizi güzel yaptı, güzel ve temiz nesnelerle sizi rızıklandırdı. İşte Rabbiniz Allah budur. O ne mübarektir. O'nun Iütfu ne kadarda çoktur. Hayrı ne kadar da mükemmeldir. O alemlerin Rabbidir, malikidir, mürebbisidir. O zati bir hayatla yaşamaktadır, O'ndan başka tanrı yoktur. Varlık alanında O1 ndan başka hakkı ile bir mabud yoktur. Hal böyle olunca ey insanlar! İhlasla, sadakatla O'na taat ve ibadette bulunun. O yücelik ve üstünlükle, tam nimet sahibi olmakla nitelendiğine göre O'nun için şöyle demek hak ve vacip ol­muştur: Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun.[47]

 

Allah'tan Başkasına Nasıl İbadet Edersiniz?

 

66- Ey Muhammedi De ki: "Sizin, Allah'ı bırakıp da kulluk ettikleri­nize kulluk etmek bana yasak kılınmıştır. Zira bana Rabbimden belgeler gel­miştir. Ben, kendinti alemlerin Rabbine vermekle emrolundum."

67- Sîzi topraktan, sonra nufîeden, sonra kan pıhtısından yaratan; sonra erginlik çağma ulaşmanız, sonra da yaşlanmanız için sizi bebek olarak dün­yaya çıkaran O'dur. Kiminiz daha önce öldürülür, kiminiz de, belirtilmiş bir süreye ulaşırsınız. Belki artık düşünürsünüz.

68- Dirilten, öldüren O'dur. Bir şeye karar verirse "Ol" der, o da oluverir.[48]

 

Bazı Kelimeler:

 

Alemlerin Rabbine teslim olup itaat etti. Belli vakit, sınırlı süre. Bu süre, ölüm anında nihayete erecektir.[49]

 

Açıklama:

 

Allah'ın kudretinin eksiksizliğine ve bir olduğuna delalet eden şu delil­ler ortaya konulduktan sonra Cenab-ı Allah şöyle buyurdu: Rabbiniz Allah işte budur. Her şeyin yaratıcısıdır. O'ndan başka tanrı yoktur. Dini O'na ha­lis kılarak O'na dua edin ve ibadette bulunun. Hamd, alemlerin Rabbİ Al­lah'adır. Bundan sonra Cenab-ı Allah, Peygamber (S.A.V.) efendimize, müş­riklere şöyle demesini emir buyurmuştur: Kuranı ayetlerden veya akli bur­hanlardan oluşan kesin delillerle topyekiin ben sizin Allah'tan başka tap­tığınız varlıklara ibadet etmekten yasaklandım. Bana açık beyyineler ve tev-hid delilleri gelince artık Allah'tan başka varlıklara tapmam yasaklandı. Bu delillerin hepsi Rabbimin katından gelmiştir. Aynı şekilde ben, alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim olmakla emrolundum.

Cenab-ı Allah'ın; geceyi dinlenmeniz, gündüzüde geçim işlerinizi görmeniz, yerküreyi de üzerinde yerleşmeniz, gökleride üzerinizde bir kubbe olması için yarattığı, size en güzel şekli verdiği, en kıymetli nimetleri ile sizleri rizıklan-dırdığı, önceki ayetlerde zikredilmiş, burada da Allah'ın birliğine ve eksik­liklerden münezzeh olduğuna delalet eden deliller anlatılmıştır ki, o sizi topraktan yaratmıştır. Yani babanız Adem'i topraktan yaratmıştır. Yahut da bizleri topraktan yaratmıştır, şöyle ki: İnsanın sperması kandan meydana ge­lir. Kan ise vücuda alınan gıdalardan elde edilir. Gıdalarda topraktan elde edilirler. Bundan sonra insan spermadan, spermanın peşısırada kan pıhtısın­dan oluşarak meydana gelir. Kan pıhtısı haline gelen insan ana karnında ce­nin .haline gelir. Bundan sonra kuvvetinizi bulaşınız, gençliğinizin doruğuna ulaşasanız, gençlikten sonra da yaşlı ve zayıf ihtiyarlar olarak hayatta kalası­nız. Kuvvetten sonra gevşeyesiniz diye Allah sizleri gözetmektedir. Sizlerden bir kısmı yaşlılık çağına varmadan hayata gözlerini yumar. Bir kısmınız da ömrün en kötüsüne uğratılır, yaşlanır ve ihtiyarlarsınız. Bütün bunları Rab-biniz, kendi katında belli olan ecellerinize kadar yaşayasınız diye yapmakta­dır. Allah'ın birliğine tanıklık eden, O'nun muktedir, gören, işiten bîr yaratıcı olduğuna ve kendisinden başka tanrı bulunmadığına şehadet eden ve kevnî ayetlerden sonra her halde tevhid delillerine akıl erdirir, ve Allah birlersiniz! O Allah'tır ki diriltir ve öldürür. Yine o büyük zattır ki bir şeyin kendi irade­sine uygun olarak çabucak meydana gelmesini diledi mi ona "ol" der o da oluverir. Bu kelime Allah'ın kudretinin müessiriyetini ve dilediği şeyin çabu­cak meydana gelişini tasvir etmek için temsili bîr ifadedir. Yoksa kainatta mey­dana gelen şeylerin vücut bulmaları için ne bir emrne de bir memur vardır.[50]

 

Allah'ın Ayetleri Üzerinde Tartışanların Ve Bu Hususta Mücadele Edenlerin Görecekleri Ceza İle Peygamber Efendimizin Bunların Eziyetlerine Karşı Gösterdiği Sabır

 

69- Ey Muhammedi Allah 'm ayetleri üzerinde tartışanları görmez mi­sin? Nasıl da döndürülüyorlar?

70- Kİtab'ı ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar el­bette bileceklerdir.

71-72- Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar.

73-74- Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerede­dir?" denir. Bizden uzaklaştılar; bayır; biz zaten önceleri hiçbir şeye kulluk etmiyorduk" derler. İşte Allah inkarcıları böyle saptırır.

75-76- Onlara: "İşte bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve bö­bürlenmenizden Ötürüdür. Temelli kalacağınız cehenneme kapılarından girin" denir. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!

77- Ey Muhammed! Sabret; şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onlara, söz verdiğimiz azabın bir kısmını sâna gösteririz veya seni öldürürüz, nasıl olsa onların dönüşü Bizedir.

78- Ey Muhammed! And olsun ki, senden önce birçok 'peygamberler gönderdik; sana onların kimini anlattık, kimini anlatmadık; hiçbir peygam­ber Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın buyruğu gelince iş gerçekten biter. İşte o zaman, boşa uğfaşanlar hüsranda kalırlar.[51]

 

Bazı Kelimeler:

 

Çevrilir ve uzaklaştırılırlar.Gıl kelimesinin çoğu­lu olup boyuna koyulan zincir ve kayıt. Şiddetle sürülürler. Tandırda yakılırlar. Göremeyeceğimiz bir şekilde bizden kayboldular.Düşmanlık yaparak sevinirler ve şımarırlar.

Şunu bil ki Cenab'i Allah bu ayet-i kerimelerde Kur'an hakkında müca­dele edip tartışan inkarcılardan bahsetmeye yeniden başlamış, onların bu ya­lanlamalarının büyük bir suç olduğunu açıklamış, ahirettede bunun karşılığı olarak görecekleri cezanın çok büyük olacağını bildirmiştir. Burada bir tek­rar sözkonusu değildir. Çünkü Önceki ayet-İ kerimelerde Kur'an hakkında tar­tışıp mücadele etmenin sebep ve menşei açıklanmıştı. Burada ise onların bu-mücadele ve tartışmalarının akıbeti açıklanmakla birlikte onların kötü dü­şünce ve çirkin durumları karşısında, duyulan hayret dile getirilmektedir.[52]

 

Açıklama:

 

Mücadele ve yalanlamadan men edici, Allah'ın birliğini ve ölüm sonrası dirilişi İkrar edip kabullenmeyi gerektİrİci açık ve vazıh İlahi ayetler hakkın­da tartışıp mücadele eden şu inkarcılara bak! Bakta, onların hakikatlerden nasıl çevrilip uzaklaştırıldıklarını gör. Şu inkarcılar, Allah katından indirilen kitabı ve Peygamberlerin beraberinde getirdikleri ilahi hükümleri yalanladı­lar. Bunlar yaptıkları fiilîn akıbetini ve ayet-İ kerimeleri yalanlamalarının so­nucunu, kendileri ile emsalleri için hazırlanmış olan azabı müşahade ettikle­ri zaman bileceklerdi". Bu sonucu, zincirlerle bukağıların onların bedenleri­ne takıldığı, boyunlarına demir lâleler vurulduğu kıyamet gününde bilecek­lerdir. Çok yakın bir zamanda yaptıkları fenalıkların neticesini görecekler­dir. Yani boyunlarına laleler, ayaklarına zincirler vurulmuş bir vaziyette kay­nar suyun bulunduğu Cehennem ateşine sevk olunacaklardır. Sonra Cehen­nem ateşi onları her taraftan kuşatıp içlerini ve dışlarını yakacaktır. "Allah-m tutuşturulmuş ateşidir (bir ateş)ki gönüllere işler"[53]

Sonra bu inkarcılar kıyamet gününde cehennem ateşini gördükleri za­man şöyle derler: Biz dünyada iken Allah'tan başka varlıklara, onların bize fayda vereceklerini zannederek tapıyorduk. Ama görüyoruz ki onlar bugün bizden uzaklaşıp kaybolmuşlardır. Gözümüze görünmez hale gelmişlerdir. Biz onlardan artık şefaat beklemiyoruz! Onların bize fayda vereceklerine veya şe­faatte bulunacaklarına inanarak onlara ibadet ediyorduk. Ama bugün onla­rın hiç oldukları ayan beyan ortaya çıktı. Onlara taparken aslında hiçbir şeye tapmamış olduk.

Bu ayet-i kerimeyi şu şekilde anlamakta mümkündür: Onlar, dünyada 'ken Allah'tan başka varlıklara taptıklarını inkâr edip yaladı söylerler. Rabbi-raiz, biz müşrikler olmadık derler. Evet Cenab-ı Allah, kafirleri Cennet yo-Sundan işte böyle saptırır ve dosdoğru yoldan uzaklaştırır. Ey inkarcılar! Bugün içinde bulunduğunuz azap, dünyada iken masİyet işleyip günah irtikap etmeniz, değerli ve şerefli Peygamberlere eziyet etmeniz dolayısıyla sevinip şımarmanızdan ötürüdür. Cehennem kapılarından orada temelli kalmak üzere içeriye girin. Onun yedi kapısı vardır. Her kapıdan bir grup günahkâr ve in­karcı girer.1 Orası büyüklük taslayanlar için ne kötü bir yerdir! "Onların gö­ğüslerinde, (hiçbir zaman) erişemeyecekleri bir büyüklük taslamaktan başka birşey yoktur"[54]

Haksız yere ve hiçbir delile dayanmadan Allah'ın ayetleri üzerinde mü­cadele edip tartışan inkarcıların cezası işte budur! Sana gelince ey Allah'ın elçisi! Onların eziyetlerine karşı sabırlı ol ve Allah'a dayan. İşlediğin günah­lardan ötürü istiğfarda bulun. Sabah akşam Rabbine hamd ederek teşbihte bulun. Şüphesiz Allah seninle beraberdir. Sana yardım edecek ve seni destek­leyecektir, O'nun vadi gerçektir. Sözü doğrudur. "Şüphesiz Allah'ın vaadihak-tir". Allah sana zafer vadetmîştir. O inkarcılara da rezillik ve alçaklığı vaa-detmiştir. Bedir muharebesinde olduğu gibi o kafirlere vadolunan azabın ba­zısını gördün. Sen hayatta iken onların azaba girdiklerini müşahede ettin. Kalan azabı görmeden önce Allah seni Refik-i Âlâya yükseltti. Dünyadan aldı. Ama vaadimizin tahakkuk edeceğine güven. Çünkü onlar hep birlikte bana döne­ceklerdir. Senden öncede Peygamberler gönderdik. Onların bir kısmının me-sala Nuh'un, İbrahim'in, Musa, İsa ve diğerlerinin haberlerini sana naklet­tik, bir kısmının da haberlerini sana nakletmedik. Onları, Rabbinden başka hiç kimse bilemez. O Peygamberleri a hepside yalanlandılar ye Allah yolun­da eziyete uğradılar, ama çektikleri cefalara karşı sabrettiler. Hiçbir Peygam­berin kendiliğinden'bir ayeti, ortaya koyması mümkün değildir. Bilakis bü­tün ayetleri Cenab-ı Allah, maslahata uygun olarak gönderir. Maslahatı el-betteki o daha İyi bilir. O, elçilerin veya diğer insanların isteklerine uygun olarak değilde, umumi maslahata uygun olarak ayetler gönderir. O yaratık­larının durumunu elbetteki en iyi bilir. "Her surenin (yazıldığı) bir kitab var­dır"[55]. Allah'ın emri geldiğinde ki;O'nun yargısı hak ile verilmiş bir hü­kümdür. O zaman ayetleri boşa çıkarmaya çalışmış olanların gayretleri boşa çıkacak, kendileri de hüsrana uğrayacaklardır. Onlar hiçbir şey bilmiyorlar. Onları bu davranışa, inatları ile büyüklük taslamaları ve kötü anlayışları sü­rüklemiştir.[56]

 

Allah'ın Bazı Ayetleri Ve Bize Bahşetmiş Olduğu Nimetleri

 

79- Binek olarak kullanmanız ve yemeniz için hayvanları sizin için ya­ratan Allah'tır.

80- Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır; gönüllerinizdeki ar­zulara, onlara binerek ulaşırsınız. Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.

81- Allah size delillerini gösteriyor. Allah 'm delillerinden hangisini in­kar edersiniz?[57]

 

Bazı Kelimeler:

 

Deve, sığır, koyun ve keçi. Aklınızı meşgul eden Önemli iş.

Bu ayet-i kerimelerde Allah'ın insanlara bahşetmiş olduğu nimetleri ile; kudretinin eksiksizliğine delalet eden ayetleri hatırlatılmaktadır. Bu İfadeler şiddetli tehditler arasında yer almaktadirlarki, bütün yaratıklar bu ifadelerin Allah katından gönderilen bir tehdit olduğunu bilsinler. Allah Rahman ve Rahimdir, kullarına her bakımdan güç yetirendir.[58]

 

Açıklama:

 

Allah'ın şanı yücedir. Bu davarları sizler için, sizin çıkarlarınız için ya­ratmıştır. Kimine binersiniz, kiminden yersiniz, onlarda binmekten ve yemekten başka süt, yün, yapağı, deri gibi bazı menfaatlerde vardır. Yük taşımak, çok zorlanmadan ulaşamayacağınız beldelere eşyalarınızı nakletmek gibi zihin­lerinizi meşgul eden bazı ihtiyaçlarınızı da bu hayvanlar sayesinde gİderirsiniz. Bunlar ve gemiler üzerinde uzak mesafeler kat edersiniz. Rabbimiz kara­da bizleri deveye, denizde de gemilere bindirmiştir. O yüce zat, tabiatı nasıl emrimiz altına alabileceğimizi bizlere öğretmiştir. Bizleri rüzgara, demire, suya ve diğer şeylere musallat kılmıştır. İşte bu suretle Cenab-ı Allah kevni ayetle­rini bize gösteriyor ki, bunlar O'nun azametinin yücelik ve parlaklığına de­lalet etmektedirler. Kudretinin büyüklüğüne, şanının yüceliğine delildirler. "Herşeyde O'nun için bir ayet vardır. Bu, O'nun birliğine delâlet eder".

O'nun gözler kamaştıran ayetlerinden hangi birini yalanlayıp inkâr edi­yorsunuz? Onun mucizelerinden hangi birini tuhaf buluyorsunuz? Ölüm son­rası dirilişi sizler nasıl İnkâr eder ve olmayacak bir iş addedersiniz? Çürümüş kemikleri kim diriltir», diyorsunuz. Şaşıyorum size! Birinci ve ikinci defa ya­ratılma hususunda sizin yaratılmanız mı daha zor bir iştir, yoksa göklerin yaratılması mı zordur? Allah gökleri yükseltti ve düzenli bir hale soktu.

Bu ayet-i kerimenin terkibi büyük alimleri Öteden beri hayrette bırakmış olup onları şöyle demeye sevk etmiştir: Zahire göre bu ayet-i kerimede­ki cümlelerden herbirinin başında Lam bulunması veya hepsinde La­mın bulunmaması gerekirdi. Mesela: diye fiillerin başlarında ta'lil lamı bulunmalıydı, "iıhud da bunlardan hiç bi­rinde lam harfi bulunmamalıydı. Bazı fiillerin başında lam harfinin bulun­ması, bazısında bulunmamasının sebep ve hikmeti nedir? Bazıları bu soruya şöyle cevap vermişlerdir: Ayet-i kerime.de geçen kelimesinden kasıt özel olarak devedir. Ona binmek, onunla ihtiyacı gidermek, maksatların en tamam olanıdır. Zira devenin sağladığı en büyük fayda ona binmek ve üzerine yük vurmaktır. Bu sebeple ayet-i kerimede  denilmiştir. Hay­vanın etini yemek, yününden, yapağısından yararlanmak ise basit bir amaç­tır. Kitabındaki sırların manâsım en iyi bilen elbetteki Cenab-ı Allah'tır.[59]

 

Allah'ın Ayetleri Üzerinde Tartışıp Mücadele Edenlerin Tehdit Edilişi

 

82- Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden daha çok, daha kuvvetli, yer­yüzünde bıraktıkları eserler daha sağlam olan öncekilerin sonuçlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Kazandıkları onlara bir fayda vermemiştir.

83- Peygamberleri onlara belgelerle gelince, kendilerinde, olan bilgi­den gururlandılar da, alaya aldıkları şey kendilerini satıverdi.

84- Şiddetli azabımızı gördüklerinde: "Yalnız Allah'a inandık; O'na koştuğumuz eşleri inkar ettik" dediler.

85- Ama, Bizim şiddetli azabımızı görüp de Öyle inanmaları kendileri­ne fayda vermedi. Bü, Allah'ın kullan hakkında, Öteden beri yürürlükte olan yasasıdır. İşte inkarcılar o zaman hüsranda kaldılar.[60]

 

Açıklama:

 

Onlar yeryüzünün etrafında dolaşmaktan aciz mi kaldılar ki ibret naza-riyie kendilerinden önceki ümmetlerin akıbetlerinin nasıl olduğunu görsün­ler ve müşahede etsinler? Mallarına ve evlatlarına, başkalarına nîsbetle elle­rinde biraz daha fazla bulunan basit dünyalıklarına aldanarak büyüklük tas­layan şu Kureyşlilere şaşıyorum! Bunlar yerlerine çakılıp kaldılar mı ki do­laşmıyorlar ve kendilerinden önce gelip geçmiş servet sahibi, zengin, ehram­ları inşa etmiş ümmetlerin bıraktıkları izleri görmüyorlar? Halbuki o üm­metler, dağlardan daha sağlam ve güvenli evler yontuyorlardı. Onların uygar­lık ve İlimieri vardı. Bilgi ve fenleri vardı. Önceki milletlerin itibarlarının çok­luğuna, isyanlarının ve Peygamberlerine karşı büyüklük taslamaları­nın akibetine delalet eden önlerindeki eserleri de görmüyorlar mı? O ümmetleri kazançları ve itibarları kurtarmamıştı. Mallan ve evlatları kendi­lerine fayda sağlamamıştı. Peygamberler;, ayetler ve açık mucizelerle kendile­rine geldikleri zaman, kendi yanlarında bulunan dünyevi ilimlere aldanarak şımarmışlardı. Onlar sadece dünya hayatının zahiri ilmini biliyorlardı. Yan­larındaki hurafelerle boş şüphelere dayanarak şımarıklık gösteriyorlardı. Ve diyorlardı ki: Bizler İlim ve uygarlık sahibi kimseleriz. Dine veya Peygambere hiç ihtiyacımız yoktur!

Bunlara ve bunların peşinden gidenlere şaşıyorum! Allah'a andolsun ki dinsizlik cereyanının ortasında yetişen, islamiyetten habersiz olan bazı kim­selerin en modern kanunları ve en dakik nizamları tanıyıp bildikten sonra orman kanunlarına bizim ihtiyacımız yoktur dediklerini duymuşuzdur.

Vay onların hallerine! Yanlarındaki İlme güvenip şımarıyorlar. Keşke o ilmi bilmeselerdi. Bilmemeleri daha hayırlı olurdu. Çünkü alaya aldıkları azap üzerlerine indi. Bazı kimseler dediler ki: Ayet-i kerimede sözü edilen sevinç ve ferah vasfı, ümmetleri tarafından yalanlanan Peygamberlere mahsus bir vasıftır. Ümmetleri tarafından yalanlandıkları zaman iyi sonun kendileri için olduğunu bilmeleri dolayısıyla sevindiler, helakin de, yalanlayıcıiarla müca­deleciler üzerlerine inceğini bildiklerinden dolayı neş'elendiler.

Şû yalanlayıcılar, bizim dünyadaki azabımızı gördükleri zaman şöyle de­diler: Rabbİmiz olan Allah'a inandık. Sadece O'na iman ettik. Daha önce koştuğumuz ortaklan inkâr ettik.

Azabı gördükleri zaman onlar iman ettiler. Ama o imanları kendilerine fayda vermedi. Bu, Rabbîmin bütün insanlara uygulayageldiği bir kanundur. "Yoksa kötülükler yapıp yapıp da nihayet ölüm gelip çatınca: "Ben şimdi tevbe ettim" diyenlere ve kafir olarak ölenlere tevbe yoktur "[61]. Evet kafir­ler orada hüsrana uğrayacaklardır. Ayetleri boşa çıkarmaya çalışan o inkarcı­lar, gözden kaybolup görünmez hale geleceklerdir. Bu, Allah'ın uyguladığı bir yasadır. Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Ey Mekkeliler! Sakının, sakının, sonra yine sakının...[62]

 

Sonuç:

 

Bu ayet-i kerimelerle sure, parlak bir hatime ile sonuçlandırılmaktadır. Burada müşrikler ve Allah'ın ayetleri üzerinde mücadele edip tartışan, dün­yalıklarına, mallarına ve evlatlarına güvenerek Allah'ın Peygamberlerine karşı büyüklük taslayan kimselerden söz edilmektedir. Bu ayetler onlar İçin büyük bir tehdittir. Hem de nasıl bir tehdit! Çünkü kendilerinden önce gelip geçmiş ümmetlerden, kendilerinden daha zengin ve evlatça daha çok olan kimsele­rin helak edilmiş oldukları açıklanmaktadır.[63]



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/337.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/338-339.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/339-340.

[4] Tür Sûresi: 21.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/340-342.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/343-344.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/344.

[8] Zuhruf Sûresi: 67.

[9] Ankebut Sûresi: 25.

[10] En’am Suresi: 94.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/344-346.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/346-347.

[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/347.

[14] Kamer Sûresi: 1.

[15] Necm Sûresi: 57-58.

[16] Vakıa Süresi: 83-84.

[17] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/347-350.

[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/350-351.

[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/351.

[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/351-352.

[21] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/352-353.

[22] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/353.

[23] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/353-354.

[24] Rahman Sûresi: 33.

[25] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/354-355.

[26] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/355-356.

[27] Mü’min Sûresi: 56.

[28] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/356.

[29] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/356-357.

[30] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/357.

[31] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/357.

[32] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/358-359.

[33] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/359.

[34] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/359-361.

[35] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/361-362.

[36] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/362.

[37] Zümer Sûresi: 71.

[38] Nisa Sûresi: 41.

[39] Bakara Sûresi: 143.

[40] Maid Sûresi: 44.

[41] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/362-364.

[42] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/365-366.

[43] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/366-367.

[44] Zuhruf Sûresi: 31.

[45] Ahkâf Sûresi: 11.

[46] A'raf  Süresi: 200.

[47] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/367-369.

[48] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/369-370.

[49] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/370.

[50] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/370-371.

[51] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/371-372.

[52] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/372-373.

[53] Hümeze Süresi: 6-7.

[54] Mü’min Sûresi: 56.

[55] Ra’d Sûresi: 38.

[56] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/373-374.

[57] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/375.

[58] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/375.

[59] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/375-376.

[60] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/376-377.

[61] Nisa Sûresi: 18.

[62] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/377-378.

[63] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/378.