Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mü'mîn (gafir) Sûresi - Kuran - 040Mumin - 20. Sayfa

MÜ'MÎN (GAFİR) SÛRESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

İki Kez Öldürtme, İki Kez Diriltme. 4

Firavun'un Ortakları Ve Firavun Ailesinden Bir Mü'min Adam.. 6

Mesih, Deccal Konusu Üzerine Yorum.. 8

Dua Etme. 10

Peygamberlerin Sayısı 12

 


MÜ'MÎN (GAFİR) SÛRESİ

 

Kur'an'daki Sırası       : 40

Nüzul Sırası                : 60

Ayet Sayısı                  : 85

indiği Dönem               : Mekke

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Bu sûrede, kafirlere şiddetli bir kınama vardır. Alaycı ve tartışmacı tavırları anlatılır. Dünya ve ahirette rezillikle korkutulurlar. Allah'ın kudretine, kanunlarındaki sahnelere dik­kat çekilmektedir. Peygamberi mutmain ederken, meleklerin müşriklere değil mü'minlere mağfiret dilediklerini vurgularken, özellikle mü'minleri övmektedir. Allah Rasullerine karşı ilk dönem kafirlerin tavırlarına, akibetlerine, pişmanlıklarına fırsat açıldıktan sonra imanları onlara fayda vermediğine işaret eden bir hatırlatma yapılmaktadır. Onda Musa(a), Firavun ve Firavun ailesinin mümin kişisi hakkındaki kıssalardan kesitler, hatırlatma ve öğütler var­dır.

Sûre, Firavun ailesindeki mü'minini zikrettiği için, ondan iktibas edilerek (el-Mü'min) adı da verilmiştir. O Havamim (Haveraim harflerde başlayan) diye bilinen sûreler silsilesinin il­kidir. Enes bin Malik 'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberls) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Havamim Kur'an'ın süsüdür.'[1] İbn Abbas şöyle demektedir: "Her şeyin bir özü vardır. Kur'an'ın özü de Havamim'dir."[2] Bu sûrede Kur'an, tazim ve övme yoluyla çokça zikredilir.

Bu sürenin bölümleri bağlantılıdır. Bu da, onun bir defada yada arka arkaya indirildiği­ni gösterir. 56. 57. ayetlerin Medeni olduğu rivayet edilir. Bu rivayet, şüpheli ve tatmin edi­cilikten uzaktır.[3]

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

1-  Ha Mim.

2-  Bu Kitabın indirilmesi, Aziz, Alim olan Allah'tandır.

3-  Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin olan, başkaları üzerinde kuvvet ve kudret sahibi[4]{Allah tarafından). O'ndan başka İlah yoktur. Dönüş O'nadır.

4- Allah'ın ayetleri konusunda, inkâr edenlerden başkası tartışmaz (cidalde bulunmaz). Öyleyse onların ülkelerinde güçlü ve başarılı olmaları[5]' seni aldatmasın[6].

5- Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı. Onlardan sonra gelen milletler de[7]. Her ümmet, kendi peygamber­lerini {susturmak için) yakalamaya yeltendi[8]. Hakkı yürür­lükten kaldırmak için[9], batıl şeyler ileri sürerek tartışmaya giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. (Bak işte) cezalan­dırmam nasılmrş?

6-  Böylece Rabb'inin kafirler üzerindeki: "Gerçekten onlar aleşin halkıdır." sözü yerini bulmuş oldu.

 

Sûre "Hâ" ve "Mim" harfleriyle başlamaktadır ki, ondan sonra gelenlerin tehlikesi­ne zihinieri yöneltsin. Ayetlerin ibareleri açıktır. Kur'an'ı övmeyi, Allah'ın kendini va­sıflandırdığı sıfatlardan izzet, ilim ve Gufran'ı tevbe edenlere, şiddeti de sadece Al­lah'ın ayetlerinde tartışan kafirlere has kıldığını belirtir. Peygamber(s)'i onların başarı ve güçlerinin onu aldatmaması için sakındırır. Güven verir. Nuh kavminden beri değişik başka ümmetler elçilerini yalanladılar. Batıl ile Hakkı bastırmak, ortadan kaldırmak için mücadele ettiler. Elçilerini öldürmeye çalıştılar. Allah onları öyle bir azaba çarpıttık ki, bugüne kadar kalan izlerinden insanlar arasında haberleri dolaşıp durdu. Dünyada şid­detli bir azaba çarpıtmasının yanında, ahireüe de kafirlerin ateş ashabından olduğuna karar verdi.

Ayetler, kafir Arapları dünya ve ahiret için korkutma yöntemi olarak etkili, güçlü bir girişe sahiptir. Peygamber(s)'e güven ve sebat verir.

Dördüncü ayette geçen "Allah'ın ayetleri hakkında inkar edenlerden başkası müca­dele etmez" cümlesi, Allah'ın ayetleri hakkında tartışanların, inkar edenlerin, inatçı, kü­für üzere kalmada ısrarcı, büyüklük taslayan kimseler olduğunu açıklar. Burada muh­kem (hüküm içeren) bir anlam verilmekledir. Konuyla ilgili başka ayetlerde zikredile­cek "problemi" bu ayet ışığında çözümlemek doğru olur. Kafirler, batıl ve kasıllı olarak takındıkları tavırlardan sorumludurlar. Bu duruma işaret edilmesi, Peygambere sebal, teselli ve güven verirken, kafirlere şiddetli bir korkutma yöneltir. Bütün bunlar ayetlerin amaçladıkları şeylerdir. Geçen sûrelerde de, bu ibare ve ayetleri içerdiğini görmüştük. Bunu Kur'an'ın muhkem prensihîerinden saymak doğru olur.

Bu mukaddime ile geçen son sûrenin ayetleri arasında, tevbeyi kabul etme, günahla­rı bağışlama noktasında pekiştirici bir siyak vardır. Azab kelimesinin varlığı kafirler, biiyüklenenler, Allah'ı ve ayetlerini yalanlayanlar üzerine yöneltilir. Bu hususta, bu sû­renin nüzul sırasında Zümer sûresinden sonra geldiğini doğrulayan bir delil olarak ka­bul edilebilir.[10]

 

7- Arş'ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar, rablerini överek teşbih ederler, O'na inanırlar ve mü'minler için (şöyle) mağfiret dilerler: "Rabb'imiz, sen, rahmet ve bilgi bakımından her şeyi kuşattın. Tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru!

8-  Rabb'imiz, onları ve babalarından, eşlerinden, çocukla­rından iyi olan kimseleri onlara söz verdiğin Adn cennetle­rine sok. Şüphesiz üstün olan, izzet ve hikmet sahibi olan sensin sen!

9-  Onları (hayatta düşecekleri) kötülüklerden koru[11]'. O gün sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten ona rahmet de etmişsindir. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.

 

Ayetlerde meleklere kısmi işaret bulunmaktadır. Onların Allah'a imanlarını, O'nu kutsamalarını, mü'minlerc mağfiret dilemelerini, dua etmelerini kuvvetli ve güzel bir üslubla, başka açıklamaya ihtiyaç bırakmadan açık cümlelerle dile getirmektedir.

Bu ayetler, bir önceki ayetleri tamamlayıcı niteliktedir. Allah'a yönelen, O'nun yo­luna tabi olan, Rasulünün etrafında toplanan mü'minler yüceltilir. Onları ahirette gıbta edilecek, müjde ve güven verecek büyük bir başarının ve gözü aydın eden şeylerin bek­lediği vurgulanır. Bu yolda meleklerin de onlara mağfireti, onlar için Allah'a dua edeçekleri hatırlatılır. Kafirlerin uğrayacakları akibet zikredilir. Zaten önceki ayetlerde on­lar korkutulmuş ve kınanmıştır.

Müddessir sûresinde açıkladığımız gibi bizim için mahiyetleri bilinmeyen melekle­rin sırrına zati durumlarına, iman etmek farzdır. Bu ayetlerde melekler hakkında zikre­dilenler az önce zikrettiğimiz ile bağlantılıdır. Onlara güzel bir üslubla anlatılır. Allah bilir ki. Melekler Allah'a daha çok yakındırlar. Arşı taşıyan, O'nun etrafında en çok Azametini itiraf eden ve en çok O'na boyun eğen yarattıklarından biri olmasına işaret edilmektedir. İkinci olarak onların mağfiretleri sadece müminler, müttakiler içindir. Bu­rada, Arap müşriklerine kuvvetli bir cevap üslubu vardır. Çünkü onlar Meleklerin ilahlı-gına inandıkları için, Allah'ın katında kendilerine şefaatçi olacağını umarlar. Oysa on­lar, Allah Rasulü (s)'nün davetini kabul eden müminleri kuvvetle yüceltirler.

Buruç sûresinin tefsirinde zikrettiğimiz gibi "Allah'ın arşı" deyiminin. Allah'ın bü­yüklüğünü tanımlamayı kastettiğinin ifade edilmesi daha uygun olacaktır. Çünkü o, ör­nek verilen bir deyimdir. İnsanlar dünyada kralların arşlarını görmeye alışıktırlar. Onla­rın büyüklüğünü, krallarının ve arşlarının büyüklüğü ile mukayese etmektedirler. Bu arşları krallarının, otoritesinin, güçlerinin bir sembolü olarak görüyorlar. Bilakis onunla tanınmalarını istiyorlar. Allah bilir ki, meleklerin arşı taşımaları, onun etrafında toplan­maları bunun ışığında tefsir edilirse, daha güzeldir.

Bazı müfessirler[12] bu ayetlerin ifade tarzında meleklerin mahiyeti, yaratılışları, Arş'ı nasıl taşıdıkları. O'nun etrafındaki tutumları hakkında çok açıklama ve rivayetler zikret­mişlerdir. Bunları burada özetlemeyi ya da aktarmayı, uygun bulmuyoruz. Çünkü onlar senet bakımından sahih değildir. Onları, ayetlerin amaçladığı, üslubundaki hikmeti he­deflediği kanaatini taşımıyoruz.

Burada "Babalarından, eşlerinden, çocuklarından iyi olan kimseleri" cümlesi açık­lamaya değerdir. Bu kişiler, kurtulan salihlerden olup, ikram ve inayeti haketmişlerdir; amelleri buna ehil olduklarını gösterir. Yoksa bütün baba, eş ve çocukların bu mükafat­la hak sahibi oldukları anlamına gelmez.[13]

 

10-  Şüphesiz İnkarcılara da (şöyle) bağırılır: Allah'ın (size) çok kızması'[14], sizin kendi kendinize kızmanızdan daha büyüktür. Çunku sız, imana çağrıldığınız zaman inkar edı-yordunuz.

11-  Dediler ki: "Rabb'imiz, bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Günahlarımızı İtiraf ettik. Şimdi (şu ateşten) çık-mak için (bize) bir yol var mı(acaba)?"

12-  (Şöyle cevap verilir): Bu (duruma düşmeniz)in sebebi şudur: Bİr tek Allah'a çağrıldığınız zaman inkar ederdiniz. O'na şirk koşulunca inanıp, onaylardınız. Artık hüküm, yüce ve büvük Allah'a aittir

 

Ayetler, kafirlerin duaımunu açıklar niteliktedir. O gün onlara azarlayıcı ve kınayıcı bir şekilde bağrılır ve onlara şöyle denilir: Allah'ın gazabı ve size olan kızgınlığı, sizin kendi kendinize kızmanızdan daha çoktur. Çünkü Allah'ın davetini kabullenmekten çe­kinmeniz, onu inkar ve büyüklenme ile karşılamanız sebebiyle bunu hak eltiniz. Onlar da pişmanlık duyan sesleri ile şöyle derler: Rabb'imiz, bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Şimdi ise hatamızı idrak ettik, günahlarımızı itiraf ettik. Bu zor durumumuzdan kurtulmak için bir yol var mı? Onlara şöyle denilir: Şu an içinde bulunduğunuz durum hak ve adaletin bir sonucudur. Çünkü siz, sadece Allah'a çağrıldığınız zaman büyüklen-diniz, inkar ettiniz, O'na ortak koşulduğu vakit ise inandınız. Bugün ise otorite ve mülk sahibi Allah'tır. Hakcttiğiniz şekilde size adaletlice hüküm verdi. O, bütün ortaklardan yücedir. Hiçbir şeyin boy ölçüşemeyeceği kadar büyüktür.

Kıyamet günü kafirlere neler hazırlandığını zikretme noktasında ayetler açıktır. On­lar ayetlerin akışıyla bağlantılıdır. Hedeflenen tek amaç, kafirleri korkutmak, kalplerin­de pişmanlık ve korkuyu uyandırmaktır.[15]

 

İki Kez Öldürtme, İki Kez Diriltme

 

Müfcssirlerin, "Bizi iki kez Öldürttün ve iki kez dirilttin' cümlesiyle ilgili sözleri de­ğişiktir. Bu konuda Allah Rasulü'nün sahabesinden İbn Mcsud ve başkalarından, tabiin­den hadisler rivayet edilmiştir. Bakara sûresi 28. ayetin içeriği ile bu hadislerin içeriği ynıdır. "Allah'a nasıl nankörlük edersiniz ki, siz ölüler idiniz, O sizi diriltti; yine öldü­recek, yine diriltecek; sonra O'na döndürüleceksiniz". Onlar buradaki lafzı Bakara sü­resindeki "Bizi iki kez öldürttün, iki kez dirilttin" «yetiyle tefsir ettiler. Bakara'daki ayette ilk ölümü insanın hayattan önceki (mezi) durumu olarak açıkladılar. însan haya­tındaki ilk hayat ise cenin durumundan kurtulup doğmasıdır. İkinci ölüm ise insanın eceli ile ölmesidir. İkinci hayat ise ahirette dirilmesidir.

Ayetlerin ruhu, Allah'ın öldürme ve diriltmeye muktedir olduğunu kafirlerin lisanı hal sözleriyle itiraf etmelerini amaçladığını ilham ediyor. Bir kezden sonra bir kez daha öldürme ve diriltme sözünün akışında pişmanlık duyduklarını, bu zor durumlarından çıkmak, dünyaya ikinci defa dönmek için vesileler aradıklarını anlatıyor. Zümer sûresi­nin 58. ayetinde onların diliyle şu hikaye edilmiştir: "Yahut azabı gördüğü zaman: 'Keşke benim için bir kez daha (dünyaya dönüş) olsaydı da güzel hareket edenlerden olsaydım!..." Faür sûresinin 37. ayeti de bu konuya açıklık getirmektedir: "Onlar ora­da: "Rabb'imiz, bizi çıkar (önce) yaptığımızdan başkasını yapalım? diyeferyad ederler. "Sizi, öğüt alacak olanın, öğüt alacağı kadar bir süre yaşatmadık mı? Size uyarıcı da geldi (fakat inanmadınız). Öyle isc(azabı), tadın artık. Zalimlerin yardımcısı yoktur."[16]

 

13-  O'dur ki, sizi ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten nzık[17] indiriyor. Ancak (O'na) yönelen öğüt alır.

14-  (Kafirlerin hoşuna gitmese de) Siz, yalnız, AÜah'a bo­yun eğerek ihlasla O'na yalvarın.

15- (O) dereceleri yükselten: Arş'ın sahibi (Allah), buluşma gününe'[18] karşı uyarmak için, emrinden olan vahyi'[19] kul­larından dilediğine indirir.

16-  O gün onlar, ortaya çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Al­lah'a gizli kalmaz. (Ve sorulur onlara): "Bugün mülk ki­mindir? O tek ve kahhar olan Allah'ın!"

17-  Bugün her nefis, kazancfığıyla cezalanır. Bugün zuiüm yoktur. Allah, hesabı çabuk görendir."

 

Ayetler, kafirleri sakmdırmada, müminleri yüceltmede, Kıyamet gününün dehşetle­rini açıklamada, Peygamberin insanları uyarma ve korkutma görevinde önceki ayetlerin devamı ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Allah'ın kudretine, azametine, nimetine ve va-idini gerçekleştireceğine delillerle vurgu yapılır. Üslubu ise güzel ve kuvvetlidir. İbare­leri başka açıklamaya ihtiyaç bırakmayacak şekilde açıktır.

Bu ayetlerin ilk başında "Ancak O'na yönelen Öğüt alır" cümlesi, hakkı isteyenler, Allah'a yönelenler sadece onlar; O'nun ayetlerini anlarlar, evrendeki büyüklüğünü hise-dcrler, hatırlatıldıkları ve çağrıldıkları zaman inanırlar gibi mefhum, kavrayış ve kabul­leri içermektedir. Bu sûrenin 4. ayetindeki "Kafirlerden başkası, Allah'ın ayetleri hak­kında mücadele etmez" cümlesi ile buradaki vurguyla Örtüş inektedir. Bu anlam, diğer ayetlerde çıkabilecek karışıklığı, muhkem bir şekilde aydınlığa çıkarabilecek güçtedir.

Zümer sûresinde, sadece Allah'a ibadet etmek, boyun eğmeyi sadece samimiyetle O'na yöneltmek gibi Rabbani emirler tekrarlanır. 14. ayette de bunlar tekrarlandı, ancak bir durum daha eklendi. O da. Peygamber ve müminler bu durum üzere devam etmeye teşvik edilirken, kafirlerin nefretini, kinini kazansalarda bunu sürekli yapmaları istenir. "Siz, yalnız Allah'a boyun eğerek ihlasla O'na yalvarırı, kafirlerin hoşuna gitmese de." Bu ilk Rabbani emirlerin kafirleri kızdırdığını, taklit ve şirklerine karşı Peygamberin tavrından dönmeyeceğine umutlarını kestiklerini ifade eder. Geçen sûreden sonra, nüzul sırasında bu sûrenin olması, bunu doğrular niteliktedir.[20]

 

18- Onları yaklaşan güne[21]' (Kıyamete) karşı uyar. Zira (o gün) kalpler, (korkudan adeta yerinden sökülüp) gırtlaklara dayanmıştır, (kederlerini) yutkunur, dururlar[22]'. Zalimlerin ne bir dostu[23], ne de sözü tutulur bir aracıları yoktur.

19-(Aliah) gözierin hain (gizli bakışları)ını ve göğüslerin gizlediği düşünceleri bilir.

20- Allah, hak ile hükmeder, O'ndan başka yalvardıkları (tanrılar)[24] ise hiçbir hüküm veremezler. Çünkü İşiten, gören yalnız Allah'tır.

 

Bu ayetler de başka bir üslübla kınama ve uyarmayı içeriyor. Peygamber(s)'e yakla-an Kıyamet günü ile kafirleri korkutması emrediliyor. O gün, insanlar koşar, ateşe sü-ilürler. Durumlarında korku ve dehşet vardır. Tedirginlikleri, kalplerini gırtlaklarına etirecek kadar şiddetlidir. Az kalsın nefes alamayacak durumdadırlar. Zalimler kendi-:rine şefkat edecek ne bir dostu, ne de itaat ve kabul edecek bîr şefaatçi bulamazlar.

Burada Allah'ın, insanların yaptıklarını ve niyetlerini bilme gücüne işaret edilmektedir. O, onların görünen ve görünmeyen bütün hareketlerini bilmektedir. O, göğüslerin gizlc-diği şüpheli niyetleri, gözlerin gördüklerini ve görmediklerini görmektedir. O, herşeyi işitendir, herşeyi görendir. Amellerine göre insanlar arasında hak ile hüküm verecektir. Müşriklerin Allah ile birlikle ortak koştuklarına gelince, onların hiçbir şeyde kudreti yoktur, ya da hiçbir şeye hüküm veremezler, ya da hiçbir şeye nüfuz da edemezler.

Bu ayetlerin, önceki ayetlerin devamı olduğu açıktır. Amaçladığı tek şey, müşrikle­rin kalplerine korku, umutsuzluk ve dehşet vererek onları vazgeçirmeye zorlamaktır.[25]

 

21-  Oniar, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımın­dan kendilerinden daha üstün idiler. Fakat Allah, onları günahları dolayisıyı ile(azabla) yakalayı verdi. Onları Al­lah'tan bir koruyacak olan da bulunmadı.

22-  Çünkü onlar (öyle kimselerdi ki) elçileri onlara apaçık belgeler getirirdi, ama inkar ederlerdi. Bu yüzden Allah onları yakaladı. Zira o güçlüdür, cezası çetin olandır.

 

Ayetler, inkarcıları kınayan bir tarzda soru yöneltmektedir. Kafirler yeryüzünde gez­miyorlar mı, kendilerinden öncekilerin akıbetinden kalan İzleri ve Allah'ın onları gü­nahlarından doiayi helak edici bir azabla yokeüiğinin eserlerini görmüyorlar mi? Onla­rın ne bir koruyucusu, ne de yardımcısı vardır. Onlardan daha güçlü ve yeryüzündeki medeniyetleri, yerleşik düzenleri onlarmkinden daha büyük olanlar, bütün bu azaba la­yık olmaları, ayetlerle gelen Allah'ın elçisini ve çağrısını inkar etmeleri nedeniyledir. Allah onları azablandmr. O, çok şiddetli cezalandırıcı, onlar gibisini almaya muktedir ulandır.

Ayetler bir öncekilerle, tamamlama, hatırlatma, korkutma ve açıklama yönünden bağlantılıdır. O ruhu ve içeriği, Arapların, geçmiş milletlerin yıkılmış eserlerini gör­mekte olduklarını, kendi aralarında Rabbani bir azabla yokedildiklerini konuştuklarını ilham ediyor. Geçen sûredeki bazı ayetlerde de bunun örneği tekrarlanıyordu. Bu da ayetleri, kınama ve uyarmasında güçlü kılmaktadır.[26]

 

23- Andoisun, biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık ispatlı bir delille[27]' gönderdik;

24-  Firavun'a, Hâmân'a ve Karun'a. Ama onlar: "(Bu) ya­lancı bir büyücüdür." dediler.

25- (Musa), onlara katımızdan hakkı getirince: Onunla be­raber inananların oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bıra­kın![28]' dediler. Fakat kâfirlerin hileli düzeni hep boşa çı­kar.

26-  Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbİne yalvarıp yakarsın (onu kurtaracak mı?) Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryü­zünde fesad çıkaracağından korkuyorum."

27-  Musa dedi: "Ben, hesap gününe inanmayan her müs-tekbİrden, benim de Rabb'im, sizin Rabb'inize sığınırım."

28-  Firavun ailesinden İmanını gizleyen bir adam dedi ki: "Rabb'im Allah'tır dediği için bir adamı mı öldürüyorsu­nuz? Oysa o, size Rabb'inizden apaçık belgelerle gelmiş bulunmaktadır. Buna rağmen o eğer yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir. Ve eğer doğru söylüyorsa, size vaadet-tiklerİnİn bir bölümü   isabet eder. Şüphesiz Allah, aşırı gi­den, çok yalan söyleyeni hidayete erdirmez."

29- "Ey Kavmim, bugün mülk sizindir, buraya siz hakimsi­niz[29]'. (Tutumunuzu bozup) kendinizi Allah'ın hışmına çarptırmayın. Düşünün (bir kere) eğer bize (Allah'ın hışmı) gelirse kim bizi ondan kurtarır? Firavun dedi: "Ben size ancak doğru gördüğümüzü gösteriyorum ve ben sizi sade­ce doğru yola iletiyorum.

30-  İman eden (adam) dedi ki: Ey Kavmim, ben sizin için o toplumların gününe benzer (bir günün felaketine uğrarsı­nız) diye korkuyorum.

31-  Nuh kavmi, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna'[30] benzer (bir gün). Allah, kulları için zulüm is­temez.

32- Ve, ey kavmim, doğrusu ben sizin için o feryat (edece­ğiniz Kıyamet) gününden'[31] korkuyorum.

33-  Arkanızı dönüp kaçacağınız gün; sizi Allah'tan koru­yacak yoktur[32]'. Allah, kimi saptmrsa artık onu doğruya yöneltecek bulunmaz."

34-  Andoisun daha önce Yusuf(a) da size apaçık belgeler

getirmişti. O zaman size getirdikleri hakkında kuşkuya ka­pılıp durmuştunuz. Nihayet o ölünce: "Allah ondan sonra asla eiçi göndermez demiştiniz. İşte Allah, aşın giden, şüp­heci kimseyi böyle saptırır."

35-  Onlar ki kendilerine gelmiş bir delii olmadan Allah'ın ayetleri hakkında tartışırlar. (Bu hareketleri) gerek Allah ya­nında, gerek mü'mİnlerin yanında (onlara karşı) ne büyük bir kızgınlık[33]' (öfke doğurur). İşte Allah, her kibirli zorba­nın kalbini böyle mühürler.

36-  Firavun dedi: "Ey Hâmân, bana yüksek bir kule[34] yap; belki o yollara ulaşabilirim."

37-  (Yani) göklerin yollarına[35] (erişeyim) de Musa'nın ila­hına çıkıp bakayım. Çünkü ben onu (Musa'yı peygamber­lik iddiasında) yalancı sanıyorum. "İşte Firavn'a, kötü ame­li böyle çekici kilindi ve yoldan çıkarıldı. Firavun'un tuza-ği, tamamen boşa çıktı[36].

38-  İman eden (adam) dedi ki: "Ey Kavmim, bana uyun, si­zi doğru yola götüreyim.

39-  Ey Kavmim, gerçekten bu dünya hayatı, yalnızca bir metadır. Ahiret ise, (asıl) karar kılınan yurt odur.

40-  Kim bir kötülük İşlerse, kendi mislinden başkasıyla ce­za görmez; kim de erkek olsun, dişi olsun - kendisi bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa, işte onlar için­de hesaplar olarak nzıklandınlmak üzere cennete girerler.

41- Ey Kavmim, neden ben sizi kurtuluşa çağırdığım halde beni ateşe çağırıyorsunuz?

42- Sİz beni Allah'a (karşı) küfre sapmaya ve hakkında bil­gim olmayan şeyleri O'na şirk koşmaya çağırmaktasınız. Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, bağışlayan (Allah'a) çağı­rıyorum.

43-  Şüphe yok ki[37]; gerçekten sizin beni kendisine çağır­makta olduğunuz şeyin, dünyada da, ahirette de çağrıda bulunma (yetkisi, gücü, değeri ve bağışlamadı yoktur. Bİ-zim dönüşümüz Allah'adır. (Davranışlarında) ölçüyü taşı­ranlar, işte onlar ateş halkıdır.

44-  "Benim size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları pek iyi görendir.

 

Müşrik kafirleri kınayan ve korkutan önceki ayetleri pekiştirici olarak geliyor bu bö­lüm. Özellikle geçen ayetlerin ikisinde direkt Rabbani imtihanla yok edilen geçmiş mil­letlerin geriye kalan eserleri zikrediliyor ve bunun Allah elçilerini yalanlamalarına, da­vetlerini inkar etmelerine kısas olarak yapıldığı vurgulanıyordu. Bu bölümde ise Fira­vun ve kavminin Musa(a)'ya ve davetine karşı tutumları açık sözlerle ifade ediliyor.[38]

 

Firavun'un Ortakları Ve Firavun Ailesinden Bir Mü'min Adam

 

Kıssada yeni olan, Karun'un da Firavun ve Hamanla aynı kefeye k- atılması ve Mu-sa(a)'nm ona da gönderildiğinin vurgulanması; Firavun ailesinden mü'min bir Adam'in Firavun ve kavmine hitabı ve tavrının anlatılmasıdır ve Firavun'un beni bırakın da Mu­sa yi öldüreyim sözüdür.

Bu zikrettiklerimizden başkasına gelince, Önceki sûrelerde Musa ve Firavun kıssala­rı hakkında doğru bulduğumuz yorumlara işaretle yetiniyoruz.

Kasas sûresinde Karun'un, Musa(a) kavminden olduğu ve haddi aştığı zikredilmişti. Zikredilen sûrede Karun kıssası ile ilgili yorumumuz da, Karun'un kimliğini ve kıssası­nın Pcygambcrimiz(s) döneminde bazı yahudi kitaplarında anlatıldığını belirtmiştik. Kur'an'ı dinleyen Araplar yada bazıları, konu hakkında yahudi kaynakları sayesinde ha­berdardırlar. Bu çerçeveden baktığımızda, bu sûrede zikredilenlerin Kasas sûresinde zikredilmediğini akla getiriyor.

Kasas sûresinde bir adamın Musa'yı sakındırdığı ve orayı Eerketmesi için teşvik etti­ği zikredilir. Bu yorumun akışında, bunun yahudiler arasında konuşulduğunu ve bazı se­mavi kitap yazmalarının Peygamber(a) döneminde var olduğunu tercih ettiğimizi söyle­miştik. Ancak bunun Firavun ailesinden, mü'min bir adam ve tavrı için söylenmesi doğ­ru değildir.

Tefsir kitaplarında, tabiine ve tebcu tabiine atfedilen bazı rivayetlerde. Firavun aile­sinden mü'min adamın kimliği ve adı, müslüman olduğu dönem zikredilmektedir. Bu durumda bizim görüşümüz, Peygambcr(s) döneminde kıssasının bilindiği yönündedir.

Hikaye ağırlıklı ayetlerin üslub ve içeriği, kafir Arapları uyarmaya ve korkutmaya yönelirken, Peygamber(a) ve nıü'minlere teselli vermeyi hedeflemekledir. Karşılaştıkla­rı işkence ve eziyetlerle, Allah'ın desteklediği, zafere erdirdiği, düşmanlarını yokettiği önceki rasullerin ve miTminlcrin de karşı karşıya geldikicri vurgulanmaktadır.

Bazı mü'minlerin bir kısım davranışlarını zikreden rivayetlerde, Pcygamber(a)'e karşı Kureyş'ten haddi aşanların düşmanlık ve tuğyanlarına dikkat çekmişlerdir. Onların bu tavırları, içlerinde bazılarının iman etmelerine, Peygamber'e arka çıkmalarına neden olmuştur. Örneğin Peygamberimizin amcası Hamza, Peygambere karşı Ebu Cehil'in şiddetli tavrını öğrendiği zaman çok kızmış, ona vurarak yaralamıştı, sonra da Kureyş'in ileri gelenlerin bııiunduğu yerde müslüman olduğunu ilan etmişti. Ebu Bekir bir gün, Kureyş'in haddi aşanlarından bazılarının Peygambere sert baktıklarını ve birinindc elbi­sesini çekiştirerek onu zorladığını görünce ağlayarak şöyle haykırdı: "Rabbim! Allah dediği için mi bir adamı öldürüyorsunuz?" Ondan sonra da kendisi şer ve eziyete maruz kaldı. Bazı rivayetlerde ise Kureyş'in bazı mutedil önderleri, kavimlerine peygamberi ve davasını kendi haline bırakmalarını, eğer başarıya erişirse kendilerinin izzeti ve kuv­veti olacağını tavsiye ettiklerini zikreder. Bazıları ise, Kur'an'in belagatı ve ruhaniyeti karşısında dehşetlerini gizleycmiyorlardı. O'nun ne bir sihirbazın hayali, ne bir kâhinin sözleri, ne de bir şairin şiiri olduğunu iddia edebiliyorlardı. Mü'min adamın kıssasında bu tabloların anlatımı ve açılımı vardır[39]. Allah elçilerinden birinin geçmiş kıssasında buna benzer tavırlar bulunmaktadır.

Kıssa ayetlerinde, Arap kafirlerine direkt yöneltilen değişik Kur'an cümlelerinin benzerini Firavun ailesinden "mü'min adam"ın değişik sözleri ile hikaye edilmektedir.

Bu kişi, Nuh, Ad ve Semud gibi geçmişteki halkların akibetlcri ile kavmini Firavun ai­lesinden sakındırmaktadır. Bu dünya hayatının meta olduğuna ve ahiretin karar yurdu olduğuna, mü'min adam dikkat çekmektedir. Ahirettc kim kötü amelle gelirse sadece o-nun cezasını alacağını, erkek ve kadm kim de, iyi amelle gelirse, mü'min ise cennete gi­receğini ve orada hesabı sorulmayan bir rızka kavuşacağı vurgulamaktadır. İşte bütün bunlardan, kıssa ayetlerinin kınama, sebat etme, tescili verme, yaptıklarına pişman ol­ma, davet, yerme ve nasihat verme hedeflerini güttüğü ortaya çıkmaktadır. Aynı zaman­da uzun boyutta devamlı telkinleri de içermektedir.

Bu sûrenin ve önceki sûrenin, her ikisinden önceki sûrelerin ayetlerinde, Pcygam-ber'e, Allah'a ibadet etmesi, boyun eğmeyi sadece O'na has kılması, müşriklerin iba­detlerine, taklitlerine katılma çağrısını reddetmesini isteyen Kur'an'm emirlerine doğru­dan yöneltilmektedir. Bununla "mü'min adam"m kavmine yönelttiği sözlerle (41-44. ayetleri) kıssada anlatılanlar arasında örnekler veriliyor.

Bu kıssanın muhtelif bölümlerindeki vurgu ve açıklamalar, Kur'an'm eşsiz üslubuna uyarlı beliğ nasihatları içermektedir. Bunun bazısı direkt yorum ve uyarmalarken, diğer­leri ise Firavun ailesinden mü'min adamın diliyle söylenmektedir. Allah, yalancı ve ba-ği insanları mutlu etmez (28. ayet), Allah kullan için zulüm istemez; bu nedenle de sün­neti gereği peygamberleri insanları korkutmak ve davet için gönderdiğini vurgulamak­tadır (29. 30. ayetler). Allah'ın ayetlerinde batıl ile tartışan ve mücadele eden, böylece Allah'ın intikamını ve Öfkesini kazanan bazı şüphecileri saptırdığım, Allah'ın kibirli ve zorba kişilerin kalplerini mühürlcdiğini vurgulamaktadır (33., 34. ayetler).[40]

 

45-  Sonunda Aliah, onların kurdukları hileli-düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu ve Firavun'un çevresini de azabın en kötüsü ile kuşatıverdi.

46- Ateş; sabah akşam, O'na sunulur. Kıyamet-saatinin ko­pacağı gün ise, "Firavun ailesini azabın en çetinine sokun" (denecek].

47-Ateşin içinde, karşılıklı delillerle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklenen (müstekbir)lere derler ki: "Gerçekten biz size uymuştuk. Şİmdİ siz şu ateşin ufak bir parçasını bizden savabilir misiniz?"

48-Büyüklük taslayanlar ela dediler ki: "Biz hepimiz (ate­şin) içindeyiz; gerçek şu ki Allah, kullar arasında hüküm verdi (artık)"

49- Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki: "Rabb'inize dua edin de hiç değilse bir gün, bizden azabı biraz hafifletsin!"

50- (Bekçiler): "Size kendi peygamberleriniz apaçık belge-lerie gelmez miydi? dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Bekçi­ler); öyle İse yalvar(ıp dur)un dediler. Oysa kafirlerin duası, hep çıkmazdadır.[41]

 

Ayetler, görüldüğü gibi Kasas bölümünün tamamlayıcısıdır. Ayetler, Allah'ın Fi­ravun ailesindeki mü'min adamı korumasını, Kıyamet günü Firavun ve ailesinin duru­munun ne olacağını, müstekbirlerle müstezatlar arasındaki konuşma!.; in, yönetilenlerin sorumluluğu yöneticilere yüklemesini, hepsinin pişmanlığı ve iç çekmelerini, kurtuluş­tan ümitlerini kesmelerini, Allah'a dua ederek azabı hafifletme taleplerine karşı cehen­nem bekçileri tarafından kınamalarını kapsamaktadır.

Ayetlerin üslubu etkili ve güçlüdür. Bu bölümün amaçlan arasında kınama, ibret, hatırlatma, nasihat, korkutma ve yerme vardır. Mustazaflar ile müstekbirler arasında ge­çen konuşmaya dikkat çekilir; bu sûreden Önceki Sebe sûresinde de, Arap mustazaf ve

müstekbirlerinin söylediklerinin aynısını temsil etmesi, dinleyicileri de korkutmayı ve uyarmayı amaçlamaktadır.[42]

51-  Hiç şüphesiz biz peygamberlerimize ve iman edenle­re, dünya hayatında da, şahidlerin (şahitlik için) duracak­ları gün[43] de elbette yardım edeceğiz.

52- O gün zalimlere, mazaretleri fayda vermez. Onlar için azab ve yurt(lar)m en kötüsü vardır.

53- Andolsun biz Musa'ya hidayet verdik ve İsrail oğulları­na kitabı miras bıraktık.

54-  (Ki o}, akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir zi­kirdir.

55-  Sabret, Allah'ın va'di mutlaka gerçektir. Günahın için mağfiret dile, akşam ve sabah Rabbini hamd[44] İle tesbit et.

 

Ayellerde, Allah'ın peygamberlerine ve onlara iman edenlere, önce dünya hayatında sonra ahirette yardım edeceğine dair vurgular vardır. Ahirette mücrim zalimlerin takdim edeceği özürler fayda vermeyecektir. Şahitlerin tanıklığı onları susturacaktır. Allah'ın laneti üzerlerine olacak, rezil olarak en kötü makama nail olacaklardır. Allah'ın Musa(a) ve îsrailoğullan'na hidayet ve fazlını vermesi, akli selim insanlar için bir zikir ve hidayet olduğuna işaret edilir. Bu işarette ise, Allah'ın dünya hayatında peygambere ve müminlere yardım etliğine delil vardır.

Son ayet, hitabında Peygambcr(s)'c yönelerek sabretmesini, Allah'a tevekkül etme­sini, günahları için mağfiret dilemesini, sabah ve akşam Rabbini hamd ederek teşbih et­mesini emretmektedir.

"Hiç §iiphesiz biz, peygamberlerimize dünya hayatında yardım edeceğiz" ayeti, açıkça görüldüğü gibi kıssa bölümünü takip etmektedir; Peygamberi ve mü'minlcrİ mutmain etmeyi, kafirlerin inatçılığı ve haddi aşmaları karşısında inananların nefislerin­de güven ve umudu arttırmayı amaçlamaktadır. Sebat ayetlerinin, Peygamber ve asha­bına kuvvet, cüret, yakın, Allah'a dinine ve davasına sarılma azmi aşıladığından şüphe yoktur. Ve yine bunu, Kur'an'ın eşsiz muzicelerinden saymak doğru olur. Çünkü Al­lah'ın peygamber ve mü'minlere va'di fiili olarak gerçekleşmiştir. Peygamber ve ilk ne­silden İslam'a girenler, Allah'ın dinine, peygamberine ve mü'minlere ihsan ettiği zaferi, Arap yarımadası ve çevresinde nasip etti; İslam'ın hakimiyetini gözleri ile gördüler. On­lardan bazıları ise, komşu ülkelerde, Allah'ın dininin hakimiyetinin sancağının dalgala­ndığına, insanların bölük bölük İslam'a girmelerine çok güçlü bir şekilde tanık oldular.

Bu ve benzeri ayetler, Allah'a, dinine, yüce ve değerli prensiblerc davet eden, O'nun yolunda savaşan, her mü'min için cesaret, güç ve yakinî inanç sağlamaktadır. Bu ayetler aynı zamanda eğer kişi, davasında, kavgasında ihlaslı ve doğru ise Allah'ın desteği ve zaferi ile onu müjdeler.[45]

 

56- Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadan Allah'ın ayet­leri hakkında tartışanlar var ya, onların göğüslerinde, (hiç bir zaman) erişemeyecekleri bir büyüklük taslamaktan baş­ka bir şey yoktur. Sen Allah'a sığın, çünkü işiten, gören O'-dur.

 

Ayette, Allah'ın ayetleri hakkında tartışanlar ve büyüklük taslayanlar, hiçbir delile ve ilme dayanmadıkları için kınanmaktadırlar. Bunu, onlar kendi konumlarına bakarak, gurur ve kibirin teşviki ile yaptıkları belirtilmektedir. Peygamber'den ise Allah'a sanl-ması, sebat etmesi ve güven duyması istenmektedir. O'na sığınması isteniliyor. Her şeyi şiten, her şeyi gören O'dur. Allah'ın ayetlerini engeleme ve delille yoketme tehditlerinkavuşamayacaklarına güven duymasını anlatılıyor.[46]

 

Mesih, Deccal Konusu Üzerine Yorum

 

Bizim baz aldığımız Mushaf'ta bu ayetin Medeni olduğu zikredilir. Bazı müfessirler bu ayetin, yahudilerin büyüklenerek Peygamber'e Mesih Dcccal'ın sahipleri olduğunu, sonra onun ortaya çıkarak dünyaya hakim olacağını, düşmanlarını ortadan kaldıracağı­nı, yahudilerin geçmiş otorite ve krallıklarını geri getireceğini söylemeleri üzerine indi­rildiğini rivayet ederler. Bunu rivayet eden müfessirler, Allah'ın Peygamber'e, onun fit­nesinden kendine sığınmasını emrettiğini söylerler.

Bu ayetin içeriğine yakın başka bir ayet (34. ayet) kıssa bölümünde zikredilmiştir. Müstekbir kafirleri kınama noktasında olması bu ayetin de Mekki olduğuna delildir. Sû­renin başından beri kafirler kınanmakta, Peygamber'e güven ve sebat verilmektedir. Bu ayetten bir Önceki ayette de, hitap direkt olarak Peygambere yöneltilmekte, Allah'a da­yanarak sabretmesi, sabah akşam O'nu teşbih etmesi emredilmektedir. Son olarak buna benzer hitabın peygambere yöneltildiğini, Allah'a sığınmasının emredildiğini görmekte­yiz. Bu da karşılıklı konuşmayı içermektedir. Bütün bunlar ayetin Mekkiliği tercihini kuvvetlendirmektedir. Siyakla konu ve şekil yönünden bağlantılıdır.

Ayetin Medeni rivayeti ve yahudilerin Mesih Deccal'ın kendi adamları olduğunu söylemeleri, müfessirleri değişik rütbe ve nasslarda nebevi hadisleri rivayet etmeye, Dcccal'in çıkışı ve sıfatlarını, ondan sonra İsa(a)'nın indirilerek onu öldürmesini zikret­meye kadar götürmüştür. Bu da bizi bunun üzerine bir yorum yapmaya sevketmiştir, çünkü tefsir kitapları bunlarla doludur. Diyoruz ki: "Mesih" kelimesi, Tbranicc de zikre­dilen "mesya" kelimesinin aynısıdır. Anlamı ise, başını yağla mesheden, yahudilere malik olan adam demektir. Bu durumun Talut'a Davud(a)'un emri olduğu, İncil'in Ka­tolik baskısının birinci ve ikinci kralların Sefer'inde, Protestan baskısının Ahdil-Kadim Esfar'ından, birinci ve ikinci Somoriel Seferi'nde zikredilmektedir.

Yahudiler Mesih'in çıkacağını, kendilerine kral olacağını, hallerini düzelteceğini, eğri yolda yürüyenleri doğru yola ileteceğini, şereflerini geri iade edeceğine inanıyor­lardı. İsa İbn Meryem çıkıp kendisinin Mesih olduğunu söyleyince onu yalanladılar ve başka bir Mesih'i beklemeye başladılar. İsa (a)'dan sonra yahudilerden birkaç mesih çıktı, ancak onları da yalanladılar. Deccal kavramı, rivayet edilen Nebevi hadislerde zikredilir. Anlamı ise çok sapıtan, yalancı demektir. Bu tanımlamanın yahudiler için ol­maması normaldir. Çünkü beklenen Mesih'lerine bu adı vermeleri, makul değildir. Ön­ceden zikrettiğimiz gibi, müfcssirlerin rivayet ettikleri rivayete göre de doğru değildir. Bu hristiyanların tanımlamasıdır. Sadık mesih ortaya çıkmıştır o da, İsa(a)'dır. Yahudi­lerin beklediği ise yalancı deccal Mesih'tir. Yahudilerin İsa bin Merycm(a)'i kötü ve irkin sıfatlarla anmalarına karşılık, hristiyanların yahudilcr için adlandırdığı bir sıfat olabilir. Çünkü yahudiler ile hristiyanlar arasındaki düşmanlık .şiddetli idi. "Deccal" kavramı, Nebevi hadislerde zikredilen fasih Arapça bir kavramdır.

Deccal'in Bi'set'ten Önce yahudilerin beklediği Mesih'e verilen bir sıfat olduğu ko­nusundaki kanaatimiz daha güçlüdür. Arap Yarımadası'nda ya da Irak ve Şam ülkelerin­de Peygamber döneminde yaşayan ve fasih konuşan hristiyan Arapların bu ifadeyi kul­landığı muhtemeldir. Rumlar ya da Âsurîler, Kiptiler, Kildanlılar, Fcnikeli'Ier, Suryani-ler'den Arap olmayan hristiyanlann lugatından tercüme edilmiş bir kelime olması da ih­timaldir.

Değişik rütbe ve nasslardaki birçok nebevi hadisler, Mesih Deccal'in sıfatları, ortaya çıkışı, fitnesi, sonunda İsa(a)'nın gökten inerek onu öldüreceğini rivayet ederler. Bu ha­dislerden Buhari, Müslim, Tirmizi ve Ebu Davud'un rivayet ettikleri verilebilir. Müs­lim'in, Enes bin Malikten rivayet ettiği bir hadiste Allah Rasulü'nün şöyle buyurduğu söylenir: 'İsfahan yahudilerinden, baş ve boyunlarında şal bulunan yetmiş bin kişi Dec-cal'a tabi olur." Müslim ve Tirmizi'nin Ebu Bekir'den rivayet ettikleri bir hadiste Allah Râsulü'nderi şöyle rivayet edilir: "Deccal, Doğuda Horasan denilen bir yerde çıkacaktır. Sanki yüzlerinde haya olmayan, çarpılmış kavimler ona tabi olacaktır."

Buhari, Müslim ve Tirmizi'nin İbn Ömer'den rivayet ettikleri bir hadiste: "Rasulul-lah, insanlara konuşmak için kalktı, kendini ehil kılan Allah'a hamd ve sena etti." Son­ra Deccal'i zikrederek şöyle buyurdu: "Mekke ve Medine'den başka her beldeye Deccal ayak basacaktır. Bunların geçitlerinde hiç biri yoktur ki saf teşkil etmiş melekler bekçi­lik yapmasın. Deccal, çorak bir yere iner. Medine üç defa sarsılır. Yüce Allah oradan her bir kafir ve rriünafıkı çıkarır." Abdullah bin Ömer (r)'den Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste: "Ümmetinin içinden Deccal çıkacak ve kırk (zaman) eğlenecek. [Ravi: kırk gün mü, kırk ay mı, kırk yıl mı, bilemiyorum dedi] Yüce Allah onun ardından İsa bin Mcryem(a)i gönderir. Sanki o, Urve İbn Mesud gibidir. O, Deccal'i arar, [bulur] ve onu öldürür. Sonra insanlar, iki kişi arasında düşmanlık bulunmaksızın yedi yıl daha yaşar­lar." "Şüphesiz Allah Över değildir." cümlesi Deccal'in jlahlık taslayacağını içerir.

Bu konu hakkında ilkin diyoruz ki: Dünya ve ahiretle ilgili gaybi haberler "kesin olarak" Peygamber tarafından bildirilirse, müslümanın buna inanması farzdır. Çünkü bunlar, Allah'ın kudreti çerçevesinde bildirilmiştir. Durumu Allah'a bırakmanın arka­sında bir hikmet olması gerekir. İnsanlara bu görünmesede yada akılları idrak etmese de farketmez. Ancak yakini sıhhat durumundaki Nebevi hadisler, ya bir nasihati ve ibreti, ya da risaleti ve görevi ile ilgili bir uyarmayı, korkutmayı içerirler. Nebevi hadislerde özeliiklc bu noktaya çok dikkat edilmelidir.

İkinci olarak: Son zamanlarda Deccal ve ortaya çıkışı hakkında, İsa(a)'nm inişi ve onu Öldürüşü konusundaki rivayetlerin Peygamber döneminde yahudiler ile hristiyanlar arasındaki düşmanlığın aktarımıyla irtibatlı olduğu ihtimali vardır. Bu konu ile ilgili hadişlerden biri de, Müslim, Ebu Davud ve Hakim'de geçen ve Temimid-Dari'nin Pey-gamber'e Deccal hakkında konuştuklarını rivayet ettikleri hadistir. Hadiste Rasulullah'a geldiği bildirilen bu Temim, Filistin'de oturan bir hristiyandır. Bu durumda bu ihtimali desteklemektedir. II. Ishah'ta Kıddıs I. Yuhanna'nın risaletinden Ahdil-Kadim Es-fav'ında şu ibare geçmektedir. "Ey çocuklar, işte bu son saatlerdir. Mesih Deccal'i işit­tiğiniz gibi şimdi çok Mesih Deccal'ler bulunmaktadır. Bundan da biliyoruz ki işte bu son saatlerdir". Bu metin, rivayetlerdeki Deccal-Mesih hakkındaki görüşümüzün kayna-2i hakkında bizi destekler durumdadır.[47]

 

57-  Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratıl­masından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmez­ler.

58-  Körle gören bir olmaz. İman edip, salih amel işleyen­lerle kötülük yapan da bir oîmaz. Ne kadar az düşünüyor­sunuz.

59-  (Kıyamet) saat(i) mutlaka gelecektir. Bunda asla şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu iman etmiyorlar.

 

Ayetlerde şu noktalar belirgindir:

 

1-  Göklerin ve yerin yaratılmasının, insanları yaratmaktan daha büyük olduğuna dikkat çekilir. Gökleri ve yeri bu büyüklüğüne rağmen yaratmanın, insanları yaratma­dan ve ikinci kez yaratması güçlü ve kudretli olan Allah için daha uygun olduğu belirti­lir.

2-  İnsanların çoğu gafil oldukları bir gerçek hakkında tartışırlar. Burada diriliş me­selesindeki tartışmaları kınanır.

3- Kör ile gören arasında, salih mü'minler ile kötülük yapan kafirler arasında eşitli­ğe cevaz verilmemesine dikkat çekilir. Her insanın yaptığının karşılığını alacağı ahiret cezası hatırlatılır; hesap gününü ve dirilişi kavrayamayanlar kınanır.

4- Saatin gelişi, diriliş hakikati kesin olarak pekiştirilir. Bu ikisini inkârda Allah'ın kudreti ve hikmeti sabit olmasına rağmen ısrar edenler kınanır.

Bizim ölçü aldığımız Mushaf'ta bu ayetlerin ilki Medeni'dir. Allah'ın dirilişte ve in­sanları yaratmadaki kudretine delil niteliği taşıdığı gözlenir. Üçüncü ayeti pekiştirmekte ve kendinden önceki ayetler ise onu pekiştirmekte ve işaret etmektedir. Oysa burada Medine dönemine dair herhangi bir tablo yoktur. Mekkİ ayetlerin üslubu açısından ben­zerlik taşımaktadır. Buda bizi Medeni rivayeti bırakmamıza, Mekki olduğunu tercihe götürmektedir. Sonra ayetlerin geçen siyak ve konusu ile bağlantılı olduğunu tercih et­mekteyiz.[48]

 

60-  Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, duanızı kabul ede­yim". Doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenen (müstek-birjler: cehenneme aşağılık[49]' olarak gireceklerdir.

61-  Allah O'dur ki size geceyi içinde istirahat etmeniz içİn(serin ve karanlık), gündüzü de (işinizi) görmeniz için aydınlık yaptı. Şüphesiz Allah, insanlara luîufkârdır; fakat insanların çoğu şükretmezler.

62-  İşte herşeyin yaratıcısı olan Rabb'iniz Allah budur. Ondan başka ilah yoktur. Nasıl da (Hak ve hakikatten uzaklaşıp nereye gidiyorsunuz) çevriliyorsunuz?[50]

63-  İşte, Allah'ın ayetlerini inkar etmekte olanlar da böyle çevriliyorlar.

 

Ayetler şu noktalan içermektedir:

 

1- Allah, insanların dua ve ibadetlerinde sadece kendine yonclmelerni farz kıldığını, inayeti ve sevgisi ile onları kuşatacağını, dualarını kabul edeceğini vaadettiğini, O'na ibadet ve dua etmekten büyüklenenleri ise aşağılanmış olarak cehenneme sokacağını açıklıyor.

2-  Allah'ın azametinin bazı görüntülerine, insanlara olan lutfuna dikkat çekiyor. O geceyi karanlık yaptı ki, insanlar otursun ve rahatlasınlar, gündüzü aydınlık kıldı ki, n-zık yolunda ve yaşamlarını devam ettirmek için uğraşsınlar. İnsanlar üzerinde lütuf sa­hibi olması, onların şükretmesini ve O'na ihlash davranmasını gerektiriyor,

3-  Bu görevi ihmal eden çoğu insanları kınanıyor. Çünkü onlar, Allah'ın kendileri üzerinde olan hakkını, şükrederek ve ihlash davranmakla yerine getirmiyorlar.

4-  Allah'ın lutfunu inkar edenleri ve O'nun yolundan yüz çevirenleri azarlamakta­dır. Allah bütün insanların Rabb'idir. Herşeyin yaratıcısıdır. O'ndan başka ilah yoktur. Nasıl olurda insanlar O'nun yolundan ayrılıyorlar. O'nun azametini ve lutfunu inkar ederek hak ve hakikatten uzaklaşarak nereye gidiyorlar?

5- Son ayet, çok Önemli bir noktayı içeriyor: O da, Allah'ın yolundan ayrılanların ve hak ve hakikatten uzaklaşanların, Allah'ın ayetleri ve azametinin görüntülerini inkar e-den ve büyüklencnler olduğudur.

Ayetler, kıssa bölümünden sonra, konunun devamı niteliğindedir. Daveti, dikkat çekmeyi, uyarma ve kınamayı içermektedir. Bütün bunlar, tartışma ve karşılıklı delil getirme ya da onları tamamlama sahnelerinden bir sahnenin siyakına delalet etmektedir. Son ayette, gaflette bulunan ve İnkar edenleri tehdid eder bir durum vardır.[51]

Dua Etme

 

Ayetteki "Rabbiniz dedi ki: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim" cümlesinin yoru­mu üzerine diyoruz ki; Mckki ve Medeni sûrelerin çoğu ayetleri, Allah'a dua etmeyi, duada sadece ihlasla O'na yönelmeyi emretmiştir. Allah, kendisine dua edenin duasını kabul edeceğini vaadetmiş, ona yakın olduğuna, duasını işittiğine dikkat çekmiştir. Bu konuda örnekler vermiştik. Değişik başka örnekler de verebiliriz. Bakara sûresi 186. ayetinde ki örnekte olduğu gibi: "Kullarım, sana benden sorar(lar)sa (söyle): Ben (onla­ra) yakınım. Dua eden, bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm. O halde onlar da bana karşılık versin (benim çağrıma uysun)lar, bana inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olalar."

Ayrıca şu ayetleri gösterebiliriz: "Onun duasını da kabul buyurduk ve ona Yahya'yı bağışladık. Eşini de kendisi için ıslah etlik (çocuk doğurmaya elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi ve bize de­rin saygı gösterirlerdi." (Enbiya, 90). "Yanlan yataklardan uzaklaşır (gece teheccüd na­mazı kılmak için uykuyu bırakıp yataklarından ayrılırlar), korkarak ve umarak Rab'leri-ne dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rıziktan infak ederler." (Secde, 16).

Duanın insanda neredeyse fıtrattan kaynaklandığını ifade edebiliriz. Çünkü kişi ken­dini, bir kriz, ya da darlık yada musibet yada bir zorluk önünde bulursa, hemen Allah'a dua etmeye koşar. Duanın yaşam ve insanın problemlerinin çoğu için ruhani bir tedavi olduğu ortaya çıkmıştır. İşte bu ayetin indirilişindeki hikmeti bize böyle açıklanır. Zor­luk ve meşakketle karşılaşan bir insan, Rabbine çektiği acıyı, istediğini O'ndan istemeyi açıklayabiliyorsa, umut veren, ruhuna hayat veren bir güveni elde edebilir, Allah'ın ona yakın olduğuna, duasını kabul edeceğine itikadı güçlenir. Bütün bu faziletlerin yanında Allah'a dua etmek, Allah'ı zikretmeye de vesile olur. Sonra da kötülüklerden sakınma, salifı amel işleme konusunda Allah'a yönelen korku şuurunu uyandırır. Bu da müslü-man kişinin ahlâkını düzeltmesi için bir vesiledir.[52]

 

64-  Allah O'dur ki arzı size durulacak yer[53], göğüde bina yaptı; sizi şekillendirdi, şekillerinizi de güzel yaptı. Ve sizi güzel rızıklarla besledi İşte Rabbİnİz Allah budur. Bütün alemleri yaratan Allah, ne yücedir!

65- O diridir, O'ndan başka ilah yoktur. Dini yalnız kendi­sine halis kılarak O'na yalvarırı. Hamd, alemlerin Rabbine mahsustur.

 

Her iki ayet, tartışma ve karşılıklı delil verme açısından ya da bu konudaki sahneyi siyak yönünden tamamlar. Kendinden önceki ayetler gibi, Allah'ın lutfuna, azametine, rahmetine, insanlar için yeryüzünü durulacak bir yer, üstlerinde ki gökleri bina yaptığı­na, onları en güzel bir şekilde şekillendirdiğine, onlar için rızkı kolaylaştırdığına dikkat çeker. Ve yine insanların sadece dualarında, O'na ihlaslarında, O'na şükretmelerinde korkarak yönelmelerini içerir. Çünkü O, kendinden başka ilah olmayan, alemlerin Rab-bi, "tebareke" (teberrük edilen) ve "teala" (yüceltilen) olan bir Rabb'dir.[54]

 

66- De ki: "Ben, Rabb'imden bana açık deliller gelince, si­zin Allah'tan başka yaşardıklarınıza tapmaktan men olun­dum ve alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum."

 

Ayetin cümleleri açıktır. Siyak, kendinden önceki ayetlerin konularına delalet et­mektedir. Bu ayette gelen emir ve nehyin bu sûredeki Firavun ailesinden mü'min diliy­le, geçen sûrede söylenmesi, müşriklerin Peygamber(s)'e onlarla kolaylık göstermesi, onların tayin ve taklitlerine iştirak etmesi görüşlerine devam ettiklerinin delilidir.[55]

 

67- O'dur ki (önce) sizi topraktan, sonra nutfe (sperm)den, sonra alakadan yarattı. Sonra sizi çocuk olarak(annelerini-zin karnından} çıkarıyor. Sonra güçlü çağınıza eresiniz, sonra da İhtiyarlar olasınız diye sizi yaşatıyor. İçinizden ki­mi de daha (ergenlik ve ihtiyarlık çağına ermeden} önce öl­dürülüyor. Belli süreye ulaşmanız ve aklınızı kullan(ıp) (Al­lah'ın bundaki hikmetlerini) akletmeniz için böyle yapıyor.

68- Yaşatan ve öldüren O'dur. Bir işin olmasını İstedi mi, ona sadece "ol" der, o da olur.

 

Ayetlerde, muhataplara alemlerin rabbinin Allah olduğu anlatılıyor. Geçen ayetlerde O'nun kudretinin delilleri verilmişti. Burada da onları, "topraktan", "meniden" (sperm­den), "alakamdan yarattığım sonra dünyaya çocuklar olarak çıkardığını sonra güçlerine adamlar olarak ulaştıklarını, onlardan kiminin öldüğünü, kiminin de önünün açıldığını ve yaşlandığını, Allah'ın ilmi dahilinde belli bir süre yaşadıklarını, Allah'ın ayetlerini düşünmek ve akletmek için kendilerine bir fırsat verildiğini vurguluyor. Ve yine O'nun elinde ölüm ve yaşamın olduğunu, O bir şey yaratmak istediği zaman, soyut iradesinin ol emri ile varolduğunu da vurguluyor.

Ayetler, Allah'ın büyüklük ve kudretim, ibadet, ihlas ve şükretmeye sadece O'nun layık ve hak sahibi olduğunu gösterirken, önceki ayetlerin içeriğini güçlendirir mahiyet­tedir.

Bu ayetlerde öncekilerin üsiubundaki kuvvet ve güzelliğe sahiptirler. Onlardaki hi­tap, akıl ve kalplere aynı anda yöneltilir. Böylesi hitab, iyiniyet ve sağlam akıl sahiple­rinde, Allah'tan başkalarına ibadet etmenin, ne kadar çirkin ve sapıklık olduğunu idrak etme imkanı doğurur. Güven, dua ve ibadete sadece Allah'ın layık ve hak sahibi oldu­ğuna inanılır. Üslub, kainatta ve hitab edilenlerin nefislerinde görülen sahnelerden alın­tıdır. İdrakleri ile de uyumludur. Bu sûrede ve çoğu örnekli fasillardaki siyakta dikkat çektiğimiz gibi sanatsal isbat yolunda değildir.[56]

 

69-  Baksana, Allah'ın ayetleri hakkında tartışanlar nasıl (Hak'tan) çeviriyorlar.

70- O, Kitab'ı ve (duyurulması için) elçilerimize gönderdi­ğimiz şeyleri yalanlayanlar, yakında bileceklerdir!

71-  Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde sürükleneceklerdir'[57].

72-  Kaynar irin içinde. Sonra da ateşin yakıtı olmaları için atılacaklardır.

73-  Sonra onlara denilecektir: "Ortak koştuklarınız (şimdi) nerede?"

74- Allah'tan başka (taptıklarımız)? Diyecekler ki: "Bizden (uzaklaşıp) kayboldular[58]; hayır, meğer biz önceden hiç­bir şeye tapmıyormuşuz, (taptıklarınız hiç bir şey değil­miş)!" İşte Allah, kafirleri böyle mutlu etmez, başarılı kılmaz.[59]

75-  "Bu durum, sizin yeryüzünde haksız olarak sevinme-nizden ve böbürlenmenizden'[60] ötürüdür."

76-  Cehennemin kapılarından girin, orada ebedi kalacak­sınız. Mütekebbirlerİn yeri ne kötüdür.

 

Ayetlerin hitabı, Peygambere ya da dinleyiciye mutlak bir şekilde yöneltilmiştir. Al­lah'ın ayetlerinden yüz çeviren kafirlerin, kibirlenmelerini, Allah'ın kitabını, elçilerini ve onlara gönderdiği hidayet ve hak mesajlarınızı yalanlamalarını hayretle karşılayan bir üslub içermektedir. Sonra ayetler, Kıyamet gününde karşılaşacakları azabı, rezilliği ve intikamı anlatmaya başlamıştır. Onların kınanması ve azarlanması akabinde; yine onların gelecekte, dalalette olduklarını İtiraf, pişmanlık ve dövünmeleri zikredilmiştir.

Ayetler, Allah'ın azametini, kudretini, rububiyetini ve ayetlerini kalbi ve akli delil­lerle ortaya koymakta ve önceki silsileyi takip etmektedir. Bütün bunlar hüccetli tartış­ma sahnesinde sergilenmektedir. Ayetlerin içerdiği korkutma ve tanımlama, dehşet veri­ci şekilde güçlüdür. Bu durum da dinleyende korku, pişmanlık ve vazgeçmeyi sağla­maktadır. Ayetlerin bunu hedeflediği açıktır. Belki yalancıların ve böbürlen enlenin, ahi-retteki pişmanlıkları gösterilerek Peygamber ve müzminler için teselli edilmektedir.

"işte böyle, Allah kafirleri mutlu etmez, başarılı kılmaz" cümlesi, açıkça görüldüğü gibi, müşriklerin itiraflarına bir yorum ya da ceza niteliğindedir. Allah'ın saptırdığı, ba­şarıya ulaştırmadığı, mutlu etmediği kimselerin kafirler olduğu vurgulanır. O kimseler ki, küfürde, inatçılık ve böbürlenmede kasıtlı ya da kasıtsız durumda olanlardır. Bu şuna benzer. "Allah zalimleri saptırır" (İbrahim, 27); "(Allah) onunla sadece/asıkları sap­tırır" (Bakara, 26). Bu cümle mutlaklrk ifade eder ve konunun yorumlanmasındaki ka­rışıklığı ortadan kaldırır. Muhkem bir ayettir.

Araplardan çoğu kafirler için; bu ayet ve benzerleri, onlara yöneliyor, kınıyor, ahi-retteki kötü sonuçlarını hatırlatıyordu. Fakat onların çoğu müslüman oldu. Ancak bura­da Kur'an nazil olduğu zaman, onların içinde bulundukları durum kayıt altına alınmak­tadır. Ama ayetin içeriği, küfürlerinde ve zalimliklerinde ölünceye kadar kalanlar için daima geçerlidir.[61]

 

77- Sabret, şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Onları tehdid et­tiğimiz şeylerin bir kısmını ya sana gösteririz, yahut seni daha önce vefat ettiririz. (Sonunda) oniar bize döndürüle­ceklerdir.

78-  Andolsun, biz senden önce peygamberler gönderdik. Onlardan kimini sana anlattık, kimini de sana anlatmadık. Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir mu'cize geti­remez. Allah'ın emri geldiği zaman hak yerine getirilir ve işte o zaman (Allah'ın ayetlerini) boşa çıkarmağa uğraşan-lar, hüsrana uğrarlar.

 

Ayetlerde şu noktalar belirgindir:

 

1- Müşriklerin inat ve büyüklenmelerine dayanan müstağnilikierine karşı, Peygam ber(a)'e sabretmesi emredilmektedir.

2- Allah'ın onlar hakkındaki tehdinin hak olduğunu bildiriyor. Rasulün bunu, yaşa yarak gözleriyle göreceği ya da ölümden sonra bu kesin olarak göreceği bildirilirker teselli edilmektedir.

3- Herhâlükârda onlar O'na döndürülecekleri, O'nun her anda onları almaya kudreti olduğu vurgulanmaktadır.

4-  Peygamberimize kendinden önceki peygamberlerin sünneti hatırlatılıyor. Alla kendinden önce nice peygamberler gönderdi. Onların bazısının haberlerini sonra bildiri yor, bazısını ise haber vermedi. Allah'ın sünneti gereği hiçbir peygamber, kafirler meydan okuyup Allah'ın azabını bildirirken mu'cizeyi getirmez. Peygambere düşen Allah'ın emir ve hükmünü beklemektir. Eğer mucize gelirse, zafer hakkın ve sahipleri nin, hüsran batılın ve sahiplerinindir.

Ayetlerin nüzulunda özel bir rivayete rastlamadık. Fakat görünen o ki, teselli verme de, tatmin etmede ayetler devamlılık arzetmektedir. Ayetin nüzul şartlarında Bedir ka firlerinin meydan okumalarına karşı vaadedilen azabın ya da bir ayet (mucize) getirme nin acele olmasına cevap niteliği taşıdığı ihtimali vardır. Tefsiri yapılmış başka sûrelei deki ayetlerde de çok defa bunun benzeri tekrarlanır. Ya da Allah Rasulü(s) ve mü'min lerin zihinlerinde, Allah'ın tehdidini gerçekleştiren va'di hakkında soru oluşmakta ya d müşrikleri inatçı ve inkarcı tutumlarından vazgeçirecek bir mucizenin olması, onlaı dehşete düşürmesi veya ikna etmesi beklentisinin ricası bulunmaktadır.[62]

 

Peygamberlerin Sayısı

 

İkinci aet, bazı müfessirlerin, peygamberlerin sayısını belirten bazı rivayetleri zik retmeye vesile oluyor. "Mecmau'l-Beyan" tefsirinde Tabresi hiçbir senet ve ravi adır zikretmeksizin (onların) yüzyirmİ dört bin olduklarım rivayet ediyor. Başka bir rivaye tinde ise, onların sekiz bin olduğunu, dört bininin İsrailoğullarından olduğunu zikredi yor. Taberi ise Enes bin Malik'c, ayrıca Selman'a dayandırdığı, peygambere isnat etme diği aktarımda Allah'ın dört bin elçi gönderdiğini rivayet ediyor. Bu hadisler sahih ha dis kitaplarında zikredilmemiştir. Böylesine gaybi bilgileri Peygamber(s)'den "kesiı yolla" gelmişse almak gerekir. Yoksa bu duruma girmemek, dikkatli olmak daha doğru dur.[63]

 

79-  Allah O'dur ki, kimine binmeniz, kiminden yemeniz için size hayvanları yarattı.

80-  Onlarda sizin için (sütleri, derileri, tüyleri gibi daha birçok) faydalar var. Onların üstünde gönüllerinizdeki ar­zuya erersiniz; onların ve gemilerin üstünde taşınırsınız.

81-  Allah size ayetlerini gösteriyor. Sİz Allah'ın ayetlerinin hangisini inkar edersiniz?

 

Ayetlerde hitabı müşriklere yöneltmeye dönüş vardır. Allah'ın onlara olan bazı lut-funa dikkat çekilir. Buna kibir ve İnatları ile karşılık vermeleri, bir soruyla kınanıyor.

Allah subhaneke onlar için hayvanlar yarattı, bazılarına binmeleri, bazılarını da ye­meleri için boyun eğdirdi. Ondan faydalansınlar cümlesinde, değişik yönde faydalanma ve ihtiyaçları giderme hali bulunmaktadır. Onları yine taşıması için denizlerde gemileri emirlerine amade etmiştir. Hayvanlara ek olarak fayda ve ihtiyaçlarını onunla gidersin-ler. Bütün bunlar da, inkarcılar karşısında güçlü ve kapsamlı rabbani işaretler vardır.

Ayetlerin üslub ve içeriği, dediğimiz gibi Kur'an-ı Kcrim'in Allah'ın ayetleri, evre­nin sahneleri ve yarattıklarının kanunları arasındaki uyumu idrak etmeleri için hitabı in­sanlara hitabı yöneltmektedir. İnsanlar evrende vared ileni erden ve karşılaştıkları lütuf-lardan dolayı uyarılmakta ve vicdanlarının harekete geçmesi hedeflenmektedir.[64]

82-  Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Onlar, kendilerinden (sayıca) daha çoktu ve yeryüzünde güç ve (medeniyet) eserler bakımından da kendilerinden daha üs­tündüler. (Yine de) kazandıkları, kendilerine (azaba karşı) hiç bir fayda sağlamadı.

83-  Peygamberleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği za­man, onlar, yanlarında olan ilimden dolayı sevinip - bö­bürlendiler de, (Peygamberlerinin getirdiğine değer verme­diler, alay ettiler) kendisini alay konusu edindikleri şey, kendilerini sarıp - kuşatıverdi.

84-  Onlar bizim dayanılmaz azabımızı gördükleri zaman, dediler ki:[65] "Bir olan Allah'a iman ettik ve O'na şirk koş­makta olduğumuz şeyleri de inkâr ettik."

85-  Ama bizim dayanılmaz belâmızı gördükleri zaman, imanları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. (Bu), Allah'ın kulları arasına sürüp - gitmekte olan sünnetidir. İşte kafir­ler burada hüsrana uğramışlardır.

 

Ayetler inkâr edicilere sorular yöneltir: Müşrik Araplar, yeryüzünde gezip, geçmiş ümmetlerde, kendilerine benzeyen halklarda, Allah'ın azabının izlerini müşahede etme­diler mi? Sonra bu milletlerin durumu şöyle zikredilir: Onlar sayı bakımından daha çok, kuvvet bakımından daha şiddetli, yeryüzüne hakim olma, yapı ve medeniyet bakımın­dan daha geniş olmalarına rağmen hiçbir azabı defedemediler. Yanlarında olan çokluk, zenginlik ve bilgi ile böbürlendiler. Onlara Allah'ın elçileri Allah'ın ayet ve belgeleri ile geldikleri zaman, ilahi mesajı yalanladılar. Bu kötü tavırlarına karşılık Allah'ın ga­zabı kaçınılmaz oldu. Allah'ın belasının kendilerine indiğini görünce tedirgin oldular. Hemen pişman oduklarını ve sadece Allah'a iman ettiklerini, O'na şirk koştukları put ve tanrılarını terk ettiklerini vurguladılar. Fakat bütün bunlar onlara fayda vermedi. Çünkü iman fırsatlar kaçtıktan sonra geldi. Onlara hüsran ve rezillik hak oldu. İşte bu kulları arasında dönüp dolaşan Allah'ın sünnetidir.

Ayetlerin siyak ile bağlantılı olduğu açıktır. Ayetler müşriklere, kendi benzerlerinin daha güçlü ve daha zengin olduklarını göz Önünde bulundurmalarını, onların akibctlerini düşünüp, tavırlarından vazgeçmelerini telkin eder. Üslup etkili ve güçlüdür. Aynı za­manda sûrenin sonunu getirir. Sûrenin ilk ayetleri, kendi benzeri ayetlerle, ilk ve son ayetler arasında bir bağlantı da kurar.[66]



[1] Bkz. Tabersi, Hazin Tefsirleri.

[2] Bkz. Tabersi, Hazin Tefsirleri.

[3] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/259.

[4] Zi't-iavli Güç sahibi, başkasına lutfeden.

[5] TekaHubıîhûm fi'l-bilâdi Ülkelerde ve dünyada kolu zun, kendilerinde başarı ve kuvvet olan kimselerden kinayedir.

[6] La yağrurke Seni aldatmasın ve ümitsizliğe sevketmesin.

[7] el-Ehzâhü Rasullcrin karşısında taraftar olan gruplar.

[8] Hemmet Uğraştı, keşfetti.

[9] Liyudhidû İptal etsinler, bertaraf etsinler de galip gelsinier.

[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/261.

[11] Kıhimû's-seyyiât "el-Vikaye" kökündendir. Ayetin içeriği; müminlere hayatta isabet eden kötülüklerden, yanılgılardan dolayı bağışlanmaları için Allah'a dua etme şeklindeki yoruma uygundur. Ya da dünyada vuku bulan kötülüklere bulaşmamak için korunması amacıyla dua etmek anlamındadır.

[12] Bkz. İbn Kesir ve Hazin Tefsiri.

[13] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/262-263.

[14] cl-maktu Şiddetli gazap, kızgınlık.

[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/264.

[16] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/264-265.

[17] Rizkan Burada, rızkı kolaylaştırmak için yağmurun peşinden olu-şan su anlamındadır.

[18] Yevmü' t-Telâkî Toplanma günü. Kıyamet gününden kina­yedir.

[19] er-Ruhü Burada Rabbani vahiyden kinayedir.

[20] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/266.

[21] el'Azifetû Yakın. Ya da insanların scvkedildiği veya suratla

koştuğu (gün). Saatten veya Kıyamet gününden kinayedir;.

[22] İzi'l-kıdûbü ledal-hanâciri katimin"el-Kazmu" gizlenmek, tutmak anlamındadır. Cümlenin anîami şöyledir: Kalp­ler, ızdırabın şiddetinden gırtlaklara dayanır, boğazda gizlenir ve yutkunur. Ne oradan çıkmaya güç yetirebilir, ne de tekrar önceki yerine dönmeye. Ka­firlerin çok şiddetli durumda olan hallerini tasvir eder.

[23] Hamim Şefkatli bir dost.

[24] Hainetul-e'yüni Göz sahiplerinin gizlemek istediği mak­satlarından göz bakışlarını kapsayan şeyler.

[25] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/267-268.

[26] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/268-269.

[27] Sultanûn-Mübîn Üstün gelen apaçık delil.

[28] İstehyû nisâehûm Kadınlarını sağ bıraktılar, erkekleri değil.

[29] Zahirîne fi' l-ardi Yeryüzünde galip gelenler.

[30] Debîm Adet, iş.

[31] Yevmû't-ienâd Kıyamet gününden kinayedir. O gün insanlar birbirinden yardım dilemek ya da yazıklar oisun demek için bağrıp çağıra­caklardır.

[32] Ma lekûm mine'ilâhi miri asım Sizi himaye edecek ve Allah'tan gelen azaba mani olacak hiç kimse yoktur.

[33] Kebure makten'indellahi Allah katında bu davranışa karşı kin ve kızgınlık çokça büyümüştür.

[34] es-Sarhu Yüksek açık bina, kule.

[35] Esbâbu s-semâvâti Göklerin yolu yada kapıları.

[36] Tûbâhân Helak, zarar ve kayipl

[37] La cereme Burada pekiştirme kabilinden gelmiştir. Hiç şüphe yoktur.

[38] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/273.

[39] Bkz. fbn Hişam, c. I ve c. ll'ye; "Arap Irkının Tarihi" kitabımıza, Camu'l-Usul Fi Ahadisir Rasul c. I, s. 208'e ve ibn Kesir Tefsiri.

[40] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/273-275.

[41] Vemâ du'aâ'l-kafirîne il/â fi daleîin Şüphesiz onların duaları boşunadır. Arkalarından ne bir bağış, ne di bir kabul vardır.

[42] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/276-277.

[43] Ycvme Yekûmû'l-cşhâdü "Şâhid" kelimesinin çoğu­ludur. Bu cümle, Kıyamet gününden kinayedir.

[44] ez-Zalimin Doğruluktan sapanlar, suçlular.

[45] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/277-278.

[46] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/278-279.

[47] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/279-281.

[48] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/281-282.

[49] Dahirİn Alçalarak, aşağılanarak.

[50] Tu'fekûn Döndürülüyorsunuz, götürülüyorşunuz, "Ennatu'fekân": Haktan ve hakikatten uzaklaşarak nereye gidiyorsunuz, anlamındadır.

[51] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/283.

[52] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/283-284.

[53] Kararen Yerleşme yeri.

[54] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/285.

[55] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/285.

[56] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/286.

[57] Yüscârûn "Secrûn" mastarındandır. Ateşe yakıt olarak ko­nulurlar anlamındadır. Bu gelen cümlenin anlamı: Onlar ateşe atılırlar ve o-nun yakıtı olurlar.

[58] Dalîû annâ Bizden kayboldular, anlamında.

[59] Kezâlike yudiilullahü'l-kâfirin Onları mut­luluk ve başarıya götürmez.

[60] Temrahûne Aşırı derecede sevinip böbürlenmeniz

[61] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/287-288.

[62] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/289.

[63] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/289.

[64] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/290.

[65] Be'senâ Onlara olan azabımız, şiddetimiz, eziyetimiz.

[66] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/291-292.