Zuhruf Suresi - Kuran - 043Zuhruf - 20. Sayfa
Ayetler Bundan Sonra Şunları İçeriyor:
Kur'an'm Kadına Bakışı, İslam'da Kadının Yeri
Ayetlerde Şu Noktalar Belirgindir:
Ayetler Bir Öncekilerine Atfedilerek, Tamamlayarak Geliyor:
"Rabb'inin Rahmeti, Onların Toplayıp Yığdıklarından Daha Hayırlıdır".
Ayetlerde Şu Noktalar Bulunmaktadır:
Ayetler Hitabı Peygamber(S)'E Yönelterek Ona Şöyle Demek İster:
Bakara Ve Hacc Sûresinde Ki Şu Ayetler Bu Telkini Destekliyor:
Müşriklerin İnatçılığı Ve Tartışmacılığı
Altın Tepsiler Ve Kadehler Üzerine
Cehennem Bekçisi Malik'in Adı Ve Kur'an'da Zikredilen Büyük Meleklerin Görevleri
Ayetlerde Şu Noktalar Belirgindir:
ZUHRUF SURESİ
Kur'andaki Sırası : 43
Nüzul Sırası : 63
Ayet Sayısı : 89
indiği Dönem : Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Sûrede, büyüklerden kabul edilmediği için Peygamber'e İsi icabet etmeyerek büyükle-nen, babalarını îaklil eden ve ananelerine körükörüne yapışan, "melekler Allah'ın kızlarıdır" diyen müşriklerin akideleri kınanır. Allah'ın göklerin ve yerin yaratıcısı ve onların da yaratıcısı olduğunu itiraf etmelerinin anlatımı bulunmaktadır. Akideleri etrafında Peygamber ile onlar arasında tartışma fasılları da bulunmaktadır İbrahim (a) ve kavmine olan tavrı, Musa (a)'nın Firavun'a taşıdığı ilahi mesajı, Isa (a) ve rlsaleti zikredilmekle; Peygamber (s! kavminin Kur'an ve mesajı karşısındaki sorumlulukları hatırlatılmaktadır. Bütün bunlar Peygamber için bir güven ve teselli oluşturmaktadır. Allah'ın azameti ve Rububiyetinin gücü övülmekfedir. Ahirette mücrimler ile muffakilerin sonu, güzel bir tasvirle anlatılmaktadır.
Sûrenin fasılları [bölümleri] birbiriyle bağlantılı ve uyumludur. Başlcmgcı sonu ile bağlantılıdır. Bunda da bir defa ya da ard arda indirildiğine deliller bulunmaktadır. 54. ayetin Medeni olduğu rivayet edilir. Oysa o, siyak ve konu ile tam bir uyumluluk göstermektedir. Bu da bu ayetle ilgili rivayetin üzerinde bizi şüpheye sevketmektedir.[1]
Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla
1- Ha, Mim.
2- Apaçık Kitab'a andolsun ki,
3- Biz, (onu) düşünüp anlamanız için Arapça bir Kur'an yaptık.
4- O, katımızda bulunan Kiîap'tadır. Yücedir, hikmetlidir.
5- Siz, inat ve büyüklenmede aşırı giden bir kavim oldunuz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim?[2]
6- Biz önceki kavimlere nice peygamber gönderdik.
7- Onlara hiçbir peygamber gelmedi ki mutlaka onunla alay etmesinler.
8- Biz de, bunlardan daha güçlü olan (o kavimler)! helak ettik. Öncekilerin örneği eectİ
Sûre, Ha ve Mim harfleriyle, ondan sonra gelene dikkat çekmek için başlar. Sonra hedeflerinde ve davetinde apaçık olan Kitab'a yemin edilir. Şüphesiz Allah Kur'an'ı Arapça bir dille indirdi ki, muhatab olan, Araplar onu anlasınlar ve akletsinlcr. O (Kur'an) Allah'ın katında ana kitaptadır. Yüce duruma hâkim bir üslubu ve maksatları vardır.[3]
Ayetler Bundan Sonra Şunları İçeriyor:
1- Kafirleri muhatap alan bir sora yöneltilmektedir: "Allah'ın onların inat ve büyük-Icnme ya da O'nun hudutlarını aşma konusunda aşın gitmeleri nedeniyle onları uyarmaktan vazgeçeceğini mi sandılar?"
2- Allah onlardan Önce değişik peygamberler gönderdiğini hatırlatıp, kavimleri onlarla alay ettikleri için helak olduklarını bildirir. Onlar kendilerinden daha güçlü idiler. Onlardan önceki geçmiş ümmetler için Allah'ın sünneti böyle tecelli ediyordu.
"Siz, aşırı giden bir kavim oldunuz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim". Bu ayet, Allah'ın Rasulleri göndermedeki hikmetinin takibi üzerine kafirlerin Peygamber Ie (s) girdikleri çekişme, tartışma ve münazaralar konusunda yönlendirici bir sorudur. 5. ayet, Kur'an'in onları korkutma ve azarlamasının uzamasından, inatçı ve tutumlarında ısrar etmelerinden sonra Peygamber'e "Bütün bunlardan sonra kendini neden yoruyorsun, bizden umudunu kesmiyorsun, bizi kendi halimize bırakmıyorsun?" sorusunu sormalarına bir cevaptır. Allah bu ayetleri vahyederek onlara cevap verir, Kavimlerinin alaylarına rağmen Allah'ın elçilerini göndermeye devam etmesinin hikmetini açıklar. Çünkü O'nun hikmeti insanları ev ev hatırlatmayı gerektirir. İnsanların büyükienmeleri ve haddi aşmaları bu hikmetinden vazgeçiremez. Tâ ki hidayet ve hakk yolu apaçık bir şekilde devam etsin. Burada hakka çağıran davetçilere tabi olmanın farz olduğunu belirten, devamlı telkin, yüceltme ve çok güzel bir üslup vardır. Hafife alma, yüz çevirme ve engellemelerle karşılaşıldığında davada sebat etmek, sabretmek gereklidir. Çünkü bu tavır ve takınılacak karşı tutum, insan ve toplumlar, Allah'ın koyduğu hikmetinin gereğidir.
Fakat bize görünen o ki, Kur'an'ın Allah'tan sâdır olduğunu belirtir ve pekiştirme yoluyla tenzilin kaynağı olduğu anlamını taşır. Bu sûreden önceki Şura sûresinin ayetle-riyle sonraki Fussilet sûresinin ayetlerinin zikrettikleri ile bu pekiştirme bağlantılıdır. Kur'an dilinin, ilk semavi kitapların dilinden ayrı olması noktasında kafirler itiraz etmezlerdi. Bu kitapların sâdır olduğu, Allah'tan Kur'an'da sâdır olmuştur. İlk semavi kitapların yabancı dille olduğuna itiraz edildiği gibi, bunun da yabancı dille olduğuna itiraz edilmemesi için muhatapların anladığı bir dille, Arapça gelmesi amaçlanmıştır. En'am sûresi 156. ayeti "(Onu size indirdik ki) kitap, yalnız bizde, önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o kitapların dillerini bilmiyor-dukjdemeyesiniz." Buruc sûreside açıkladığımız "levhü-Mahfuz" kavramı ile bu açıklama çelişmez.
Bütün bunlara rağmen Kur'an'ın Arapça olması geçen üç sûrenin başlıca konularından birini oluşturur. Öncelikle Şura ve Fussilet sûrelerinde ve bu sûrede ve bundan öncekilerinde kafirlerin bu konuda şiddetli tartışmaları, bu sûrelerin nüzul sırasına göre tertip ve inişini doğrulamaktadır. Gafir sûresinin önsözünde "Havamim" silsilesi hakkında zikrettiğimiz rivayetlerin nedeni burada da görülmektedir. Ayetlerin üslubu ve konu tekrarlan. "Kur'an" ve "Kitap" tabirlerini içeren muhkem ayetlere yemin ile başlanması, sözlerimizi desteklemektedir.[4]
9- Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorarsan elbette diyecekler ki: "Onları çok üstün, çok bilen (Allah) yarattı.
10- Ki O, yeri sizin için bîr mekan'[5]' kıldı ve doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar[6]' var etti.
11- Kİ O, belli bir miktar'[7]' ile gösten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi dirilttik (Ve her yanma yeniden hayat) yaydık'[8]'; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.
12- O bütün çiftleri[9]' yarattt ve sîzin İçin gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri de var etti.
13- Ki onların sırtlarına binesiniz, sonra onlara bindiğiniz zaman Rabb'İnİzin nimetini anasınız ve (şöyle) diyesiniz: "Bunları bize boyun eğdiren (Allah) ne yücedir, yoksa biz bunu (kendimize) itaat ettiremezdik"'[10]'.
14- "Biz elbette Rabb'imize döneceğiz."
İlk ayet hitabı, Pcygamber(s)'e yöneltir: Eğer onlara yeri ve gökleri kim yarattı diye sorarsan, herşeyi bilen, başkalarına ihtiyacı olmayan, güçlü ve aziz olan Allah'tır diye cevap verdikleri görülür.
Ondan sonra gelen ayetler ise, dinleyenlerin Üzerinde Allah'ın kudretinin ve nimetinin ikrarını içerir. Cümleler başka bir şeyi gerektirmeyecek kadar açıktır. Bu bölümdeki ayetler, Allah'ın nimetini, O'na dönüşü ve O'na hamd edilmesini zikrederek biter.
Ayetlerde muhatab ve ğaib çoğul zamirleri, içeriğinin ifade ettiği üzere, kafirlere dönmekledir. Bu durum, kafirleri susturma ve delillerle tartışma noktasında ondan sonra gelen ayetler için bir giriş olmast hasebiyle bir önceki ayetlerle bağlantılıdır. İşte bu. Kur'ani dizim üslubunun adetlerindendir.
İlk ayetteki cevap kafirlerin diliyle kaçınılmaz bir anlatımdır. Onun üslubu, kafirlerin cevabının ancak olumlu olacağını ilham ediyor. Onlar Allah'ı inkâr etmiyorlar. Ancak yakınlaşma ve şefaat amacıyla O'na ortaklar koşuyorlar.
O'nun yaratan, azık veren, düzenleyen olduğunu; evrende faydalı ve zararlı sadece tasarruf sahibi olduğunu itiraf ediyorlar. Önceki değişik ayetlerin anlatımında da zorluk ve tehlikeler anında sadece O'na yalvarıp-yakardıklan üzerinde durulmuştu. İşte burada susturma ve bağlı kılma üslubu öne çıkmaktadır.[11]
15- (Buna rağmen) kendi kullarından O'na çocukları nispet ettirdiler[12]'. Doğrusu insan, açıkça nankördür.
16- Yoksa (Allah), yaratıklardan kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırıp-bıraktı[13]'.
17- Onlardan birine, Rahman'a benzer[14]' olarak anlattığı (kız çocuğu) müjdelense, yüzü kapkara kesilir, öfkesinden yutkunup[15]' durur.
18- Eğlence ve süs'[16]' için yetiştirilip, düşmanlık ve mücadelede güçsüz ve açık olmayanı[17]' (kadınları) mı ? (Allah'ın ortağı ve çocuğu yaptılar?)
19- Rahman'ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışlarına mı şahit oldular ki'[18]'. Şahitlikleri yanılacak ve (bundan) sorulacaklardır.
Güçlü ve belagat sahibi olmayan. Bu cümle de amaç olarak önceki gibi kadınların durumunu izah etmektedir.
İlk ayette kafir ve müşriklerin melekler hakkındaki inançlarını kınama konusunda işaret vardır. Gelen ayetlerde ise bu konunun münakaşası ve cevabı aktarılıyor. Uyan ve korkutmada bulunuluyor. Müşriklerin ifadesinin vehim eseri olduğu bildiriliyor.
Onlar Allah'ın bazı kullarını O'ndan bir parça (evlatlar) olarak algılıyorlar. Bu konuda insanın hak ve mantıktan sapması dile getirilip eleştiriliyor. Müşrikler, Allah'ın çocuklarının sadece kızlardan olmasını istiyorlar. Fakat aynı zamanda kendileri için erkek evlatlarının olmasını temenni ediyorlar. Allah'a nisbet ettikleri kızlaria müjdclen-dikleri zaman, yüzleri kapkara kesiliyor, kalpleri kinle doluyor, bu hallerini saklamaya, tahammül etmeye güçleri yetmiyor. Bu da, tutumlarının ne kadar çirkin olduğuna deia-let eder. Çünkü kadınlar, eğlence ve süslenmeye meyyaldirler, güç ve kavgada zayıftırlar. Eğer Allah'ın çocukları olması gerekseydi, (O'nu tenzih ederiz) Allah'ın çocuklarının bunlar olması gerekmezdi. Allah'a nisbet edilen kızlar, meleklerdir. Onlar O'nun kullandır. Onîar melekler yaratılırken orada mıydılar da bu sözü söylüyorlar, ancak bunu gözle görenlerin söylemesi caizdir.
Allah kafir ve müşriklerin bu sözleri hakkında onları sorgulayacak, zorlu bir hesapla hesaba çekecektir.
Ayetler bir öncekilerle bağlantılı ve onların devamı niteliğinde olduğunu gösteriyor. Üslubu ise tartışmacıdır. Tartışmada getirilen delil güçlü ve bağlayıcıdır. Onları hafife alan vurgu ise tam yerinde ve korkunç bir şekilde geliyor.[19]
Kur'an'm Kadına Bakışı, İslam'da Kadının Yeri
16-18. ayetlerin içeriğinde Arapların, kadın ve kıziann konumlarına, erkek ve erkek çocuklara nispetle durumlarına hakir bir şekilde yaklaştığı görülmektedir. Aslında bu ayetlerde ve bu ayetin içerdiği benzer başka ayetlerde zikredilenler, Arapların zihinlerinde hakim olan düşünceleri belirtmeye yöneliktir. Ki ayetler, onların şirklerini ve baz aldığı değerleri kınar ki, delil daha susturucu ve bağlayıcı olsun. Bu Kur'an'ın direkt görüşü de değildir. Oysa Mckki ve Medeni Kuran ayetlerinde kadınla ilgili zikredilenlere bakıldığında, kadının konumunun ve yerinin yüceltildiği gözlenir. Peygamber döneminde ve toplumunda ise kadının durumu ve mevkii düşüktü. Oysa Kür'an, kadını yaklaşık her şeyde erkekle eşit kılar. Onu ve erkeği, yaratılışın aslında, cinsinin oluşu-munda, evlilik bağlarında eşit sayar. Geçen münasebetlerde buna dikkat çekmiştik. Onu, erkeğin sorumlu tutulduğundan sorumlu kılar, aynı hitabı yöneltir, erkeğe mubah olan ona da mubah, haram kılınan ona da haram, bağışlanan ona da bağışlanandır, Dünya ve ahiret hayatında tertib edilen sonuca ehil olmada erkek ve kadın eşit şartlarda muhataptır. Sivil ve medeni anlamda meşru olan şahsi tasarruflarından her tasarrufta, erkeğe nis-bet edilmesine rağmen, onun iznini almadan hak sahibidir. Miras konusunda yeterli derecede hakkı bağışlanarak sabit tutulur. Bilakis bu yeterlilikten daha çok, müfredatı, eşsiz veçheleri ile İslam şeriatının ebediliğe aday gösteren bir övünç durumudur. Kur'an'a evlilik hayatı ve cinsel yapıyla ilgili kadına özgü bazı hallerden bahseder. Ancak bu, zikrettiğimiz şeylerden hiçbirinin değerini düşürmez. Bunları geldikleri uygun yerlerde açıklayacağız.[20]
20- Ve dediler ki: "Rahman dileseydi, biz onlara lapaydık."[21] Onların bu hususta bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zan ve tahminle yalan söylemektedirler'[22]'.
21- Yoksa biz, bu (Kur'an)'dan önce kendilerine[23]» bir Ki-tap verdik de şimdi ona mı sarıimaktalar?
22- Hayır, sadece: "Biz babalarımızı bir yoi'[24] üzere bulduk, biz de onların izlerinde hidayete yönelmiş (kimseleriz" dediler.
Ayetlerde Şu Noktalar Belirgindir:
1- Müşriklerin meleklere tapmaları hakkında özürlerini hikaye eder. Onlar, eğer Allah meleklere ibadet etmemizi dilemeseydi onlara tapmaktan bizi yasaklardı diyorlardı.
2- Bu saçma delilleri, hiçbir ilme ve delile dayanmaksızın sadece kuruntularıyla verdikleri akılsızca bir cevabı içerir.
3- Meydan okuma ve inkâr etme yoluyla geien bir soru: Eğer Allah onlara Kur'an'-dan önce bir kitap indirseydi, inançlarında ona dayanırlardı, hüccetlerinde ondan delil getirirlerdi, Kur'an'sız ona tutunurlardı.
4- Delil onları bağladığı ve zorladığı zaman şöyle diyorlardı: Biz babalarımızı bir yol iizerc bulduk, biz onian hidayet üzere görüyoruz.
Göründüğü gibi ayetler bir öncekilerle konu, siyak ve takip yönünden bağlantılıdır. Peygamber(s) müşriklerinin nesilden nesile miras aldıkları rabbani bir şeriatla ilişkili olduklarına inanmalarını ilham eder. Geçen sûredeki bu örnekler de verilen bu delil defalarca tekrarlanır. Görünen o ki onlar her tartışma ve her münasebette bunu tekrarlarlar. Rivayetler zikreder, bazı ayetler de ilham eder ki, onlar yaşadığı örf ve gelenekleri ve, inançlarını (A'la) sûresinde ve başka sûrelerdeki siyakta açıkladığımız gibi, aldıklarını sanarlardı.
"Ve dediler ki: Rahman dileseydi onlara (meleklere) tapmazdık". ayeti, sonra gelenler, müşriklerin delil olarak sundukları hücceti kınama anlamını içermektedir. Düşünce ve akidenin doğruluğu ya da bâtıllığı, babalardan miras kalışına ve eski olmasına dayanması caiz değildir. İlim, maslahat ve apaçık hüccete dayanması gerekmektedir. İşte bu konuda Kur'ani telkin bulunmaktadır.
"Eğeı-Allah dileseydi bit suçlan işlemezdik" diyen insanların işledikleri yanlışlıkları ve günahları temize çıkarmak isteyen her benzeri yaklaşıma ilk ayet, kalıcı ve ebedi bir cevap veriyor. Mantıksız delil ve görüşe körükorüne yapışan ya da apaçık bîr hüccete ve ilme dayanmayan kontrolsüz konuşan herkesi akılsızlıkla devamlı uyarıyor. Zemah-şeri ilk ayeti Mutezile mezhebinin doğruluğuna delil olarak gösteriyor. Onlar insanların yaptıklarını -küfür, şirk ve iman da dahil- kendi iradeleriyle kazandıklarını söylüyorlar. Çünkü ayet, Allah dileseydi şirk koşmazdık diyen müşrikleri kınıyor. Şirklerinin onların kazançları ve seçimleri olduğunu kısmî olarak belirtiyor. Bu nedenle kınama ve korkutmayı hakcdiyoıiar.
Mutezile mezhebine karşı olan Cebriye bu yaklaşımı eleştirir. Kadı İbnil-Mükiv buna cevap verdi ısc de el-Ğamz aynısı ile mukabele etti[25]. Ayet müşriklerin sözünü hikaye ederek onları kınamakladır. Çünkü onlar şirklerini temize çıkarmak istediler. En güzeli konunun bu çerçevede kalmasıdır. Güçlü olan bu hüccet ve telkinin içeriği ve benzeri, tefsiri yapılan En'aın sûresinin (149-150.) ayetlerinde de tekrarlandı. O da, müşrikler bu ayetteki mantıkla hüküm yürütürken, akidelerini temize çıkardıklarım, kendilerini kınayan, akılsızlıkla suçlayan ayetleri okuyan peygambere bir cevap verdiklerini sanıyorlardi. Oysa Allah dileseydİ bütün insanlar hidayete ererdi; fakat o, bunu seçimlerine bıraktı,İlk ayetin cümlelerini bazı müfessirier (Ncsefi gibi) ala}' ve aciz bırakmak için müşriklerin ileri sürdüğünü belirtmektedirler. Müşriklerin akidelerinde hak üzere olduklarına dair inançlarını içeren ayetler vardır. "Onlar bir çirkinlik yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti." diyorlar. "Allah kötülüğü emretmez de, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?" (A'rai 28). Biz bu sözlerinin bu babdan olduğunu tercih ediyoruz. Çoğu müfessirlerin (Tabcri, îbn Kesir, Bcğavi, Hazin, Tabresi, Keşşaf...) şerhlerinden çıkarılan da bunu gösteriyor. Bundan sonra gelen ayeün buna güçlü bir delil olduğunu düşünüyoruz. Dayandıkları ve tutundukları Allah katından bir kitapları olup olmadığını inkarcı bir şekiîde sorguluyorlar.[26]
23- İşte böyle, senden önce de hangi memlekete elçi gön-derdiysek mutlaka oranın (refah İçinde grmanp azan) önde gelenleri[27] "Biz babalarımızı bir yoi üzere bulduk, biz de onların İzlerine uyarız." dediler.
24- "Ben size, babalarınızın üzerinde bulduğu (din)den daha doğrusunu getirmiş olsam da (yine babalarınızın yo-lunu)mu (tutacaksınız?)" dedi. "Doğrusu biz,- kendisiyle gönderildiğiniz şeye (karşı) kafir olanlarız/' dediler.
25- Bİz de onlardan intikam aldık. Bak yalanlayanların sonu nasıl oldu?
Ayetler Bir Öncekilerine Atfedilerek, Tamamlayarak Geliyor:
1- Allah Peygamber(s) den önce bir ümmete ya da ülkeye korkutucu gönderdiğinde, oranın şımarık ileri gelenleri ona biz babalarımızı bir yol üzere bulduk ve buna inanıyoruz derlerdi.
2- Peygamberleri onları kınayarak, babalarınızın yolundan sizi hidayete götürecek, İslah edecek bir şeyi getirsek de mi ısrar edeceksiniz? diye soruyorlardı. Onlar da, her halükarda ne getirirlerse getirsinler onu inkar edeceklerini belirterek cevaplıyorlardı.
3- Bu nedenle Allah onlardan intikam aldı.
Ayetler, dinleyen için onların kötü sonlarından ibret ve nasihat almasını emrederek biter.[28]
Bir Ayetin Yorumu
''İşte böyle, senden Önce de hangi memlekete uyarıcı gönderdiysek mutlaka oranın şımarık ileri gelenleri: 'Biz babalarımızı bir yol üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız' dediler."
Ayetler Pcygamber(s)'e, kavmiyle karşılaşmasında kendinden önceki peygamberlerin de karşılaşmalarını hatırlatarak, bir güven veriyor. Kafirleri ise kendilerinden öncekilerin akibetinin aynısı ile cezalandırmakla korkutuyor. Geçmişlerin akıbetlerine bakanlar, müşahade edilen Allah'ın intikamının izlerini görebilirler. Bunda da kafirleri bağlamak ve korkutmak için bir yardım vardır. "Mütrefuha" kavramını kullanmak, Pey-gamber(s)'lc delil ve engelle karşı karşıya gelenlerin müşriklerden güç ve otorite sahipleri ve önderler olduğuna delalet etmektedir. Bunu önceki Örnekleri taşıyan çoğu ayetler pekiştiriyor.
Ayetlerde, hak, maslahat, apaçık bir delil, dayanak olmaksızın babaların dinlerine körükörünc bağlanmanın caiz olmadığına pekiştirme vardır. Özellikle ikinci ayette bu durumla ilgili güçlü bir destekleme bulunmaktadır. Daha haklı, daha salih, daha hidayete erdirici bir davete çağrılma durumunda dahi babalarını taklit edenler ve ananelerine taassupla yapışanlar susturucu bir kınamaya muhatap olurlar. Burada daha haklı, salih ve hidayete erdiren her şeyi eski ve yeni oluşuna ve kaynağına bakmaksızın almanın farzlığma telkin vardır.[29]
26- Hani İbrahim(a) babasına ve kavmine demişti ki: "Hiç tartışmasız ben, sizin tapmakta olduklarınızdan uzağım."
27- " Ben yalnız beni yaratana (taparım). Çünkü O, bana doğru yolu gösterecektir."
28- Ve bunu (tevhid inancını) belki (insanlar Allah'a) dönerle diye onun ardında[30]' (kendi soyunda) kalıcı bir söz olarak bıraktı.
îbrahim(a) hafırlatmasındaki tabloda, kafirlerin sözlerine ikinci bir uyarma yöneltilir. İbrahim, babasına ve kavmine "ben bu Tapmakta olduğunuz pulları terk ediyorum; onlardan her yönüyle uzağım, ben sadece beni yaratana dönüyorum" demişti. "0 beni, dosdoğru hak olan yola, hidayete erdirecektir". Kendinden sonra gelecek zürriyetine bunu kalıcı bir vasiyet olarak emretmişti ki, sapıklıkta olan sapıklığından dönsün. İbrahim bu durumu, kendinden sonra gelen zürriyeti için daimi bir vasiyet yaptı. Bu, onlardan sapıtmış olanların geri dönüş yapmaları, Onun yolundan gitmeleri için bir hatırlatmadır.
Ayetler, İbrahim'in en büyük babalan olduğunu itiraf eden ve bilenlere tavsiye yoluyla susturucu ve kinayıcı bir yolla hatırlatmadır. Eğer babalarının taklitlerine yapışmak istiyorlarsa, işte en büyük babalarının taklidi ona tuttursunlar ve içinde bulundukları sapıklıklardan vazgeçsinler. A'la sûresinde Adnan'lı Araplar'ın İhrahim(a)'c olan oğulluk taküdlerini açıklamıştık ve burada tekrarlamaya gerek yoktur.[31]
29- Hayır onlara vesile ve sebepleri kolaylaştırarak^', bunları da, babalarını da kendilerine gerçek söz ve (onu) açıklayan elçi gelinceye dek yaşattım.
30- Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kafir olanlarız".
31- Ve dediler ki: "Bu Kur'an iki (Mekke ve Taif) şehir-den[32]' birinin büyük adamına indirilmeli değil miydi?
32- Rabb'inin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki biri, diğerine iş gördürebilsin'[33]'.
"Rabb'inin Rahmeti, Onların Toplayıp Yığdıklarından Daha Hayırlıdır".
Ayetler, kafir önderler ile Peygamber(s) arasındaki çekişme ve tartışma tablolarından başka bir tabloyu içermektedir:
1- Allah, dinleyenleri ve ondan Önce babalarını yaşam şartlarını ve rızkım kolaylaştırarak bolluk içinde yaşattı, ancak onlar böbürlendiler, hak yolundan saptılar.
Onlara elçilerini hak üzere göndermesine rağmen sapıklıkta kalmaya devam ettiler.
2- Daveti, inkar etmekle, sihirle tanımlamakla, Rasul karşısında kafir oldular.
3- Sonra da; "Eğer Kur'an Allah katından indirilen bir gerçek ise Mekke ya da Ta-if'in ileri gelenlerinden birine indirilmesi gerekirdi." dediler.
4- Son ayet, bu olumsuz yaklaşımı soru şeklinde inkâr ederek, kınayarak bu söze cevap verir: Yoksa Allah'ın rahmetini dağıtmada, paylaştırmada, Kur'an'ın kime indirileceği ile ilgili seçimde veya Allah'ın sevgisinde daha haklı olanı tayin etmede onlar mı hüküm veriyorlar? Sonra cevabı destekler mahiyette, Allah'ın onlar arasında maişetlerini dağıttığını, onlar arasında bulunan farklılıkları, bazılarının bazılarına üstün olmalarını dünya hayatının görüntülerinden bir görüntü olarak vurguluyor. Böylece insanlar, ihtiyaç ve maslahatlarında birbirlerinden faydalansınlar, bazısı ötekini kullanabilsin. Allah'ın rahmeti ve sevgisi, insanların dünya kazanç ve yaşamlarından, mal ve makam içinde zevklenmelerinden daha hayırlıdır. Ancak bu ikisinden, Allah'ın seçtiği ve bu ikisine layık gördüğü kimseler pay alabilirler.
Ayetler, önder kafirlerin sûrenin bu bölümünün zikretmediği sözlerini, inançlarını, tavırlarını içeren tablonun siyakı ile bağlantılıdır.
Ayetlerden anlaşıldığına göre kafirlerin Önderleri, kendilerini nübüvvete, davet görevine daha layık ve haklı görüyorlardı. Çünkü onlar, toplumda şeref, makam ve mal sahipleriydi. Ya da onlardan bazıları kendini buna daha layık görüyordu. Çünkü onlar; bilimleri ve dinler ilmini bilmelerine, toplumdaki güç ve makamlarını da eklersek kendilerince haklıydılar. Kafirlerin önderlerinden Nadir bin Haris bin Kilde'nin, Farsların ve diğerlerinin tarihinden çok şey bildiği, geçen dinlerin içeriğine vakıf olduğu rivayet edilir. Peygamberi engellemek amacıyla şöyle diyordu: "Onun sözleri, benim sözlerimden daha tatlı değildir. O size, ilk önce yaşayanların masallarını anlatıyor. Ben ise size onun konuşmasından daha tatlı, Rüstem ve İsfendiyar hakkında konuşuyorum"[34]. Ayetler ona cevap vermeyi sonra peygamberi Övmeyi, büyük risalet güveni için, onun Allah'ın seçimine layık olduğunu belirtiyor.
Ayetlerdeki konu pratik durumia birlikte, dünyadaki makam genişliğine, servet çokluğuna, maddi zenginliğe karşı; ahlâki ve ruhi ıslahı tercih etmenin faziletini içeriyor.
Buraya kadar ayetlerden anlaşılanın, Peygamber(s) donemi ve toplumunda liderlik ve yönlendirmenin büyük rol oynadığıdır. Pcygamber'e iliraz etkili ve makam sahibi bir önder olmaması konusundadır. Bu durum kafirlerin önderlerini onun davetini kabul etmemeye, ona düşmanlık beslemeye götüren sebeplerden biridir. Bu onları büyüklenme-ye, sayı ile övünmeye, Kur'an ve Nübüvvetin özelliklerinden kin ve öfke duymaya sürükler. Bu durumu Fatir süresindeki 42. 43. ayetleri içermektedir: "Andölsun eğer kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelirse, her bir milletten daha çok hidayete tabi olacaklar" diye Allah'a yemin ederler. Fakat kendilerine uyarıcı gelince, onlara Hak'tan uzaklaşmaktan başka bir katkı sağlamaz. Yeryüzünde büyüklük taslama(Iarını) ve kötü tu-zak(Iar) kurmalarını artırdı.) Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır. Onlar öncekilerin yasasından başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın sünnetinde (yasasında) bir değişme bulamazsın; Allah'ın yasasında bir sapma bulamazsın.'' Sad sûresinin 8. ayeti de benzer durumu ifade eder: "O Kur'an (başka kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi.?" Doğrusu, onlar benim zikrimden yana şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı Satmadılar!".[35]
İş Gördürmek
Ayetlerin şerhinde ^'Onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki biri, diğerine iş gördürebilsin" cümlesi için de şunu demiştik: Bu ayet, dünya hayatı görüntülerinden bir görüntü bir karakter yapısı olduğuna dikkat çeker. Buna şunu ekliyoruz. Bu cümlede, yüksek tabaka için rabbani inayetin, rabbani seçimin yada düşük sınıf için rabbani bir aşağılamanın olduğunu ifade etme anlamı yoktur. Yüksek sınıf fertleri için devamlı ve sabit bir yücelme, düşük tabaka fertleri için devamlı ve sabit bir alçalma da sözkonu-su değildir. Oysa bu ayetin içeriği, vârid olma makamında Allah'ın hikmeti, insanların zaman zaman, nesilden nesile, toplumdan topluma; anlayışta, kudrette, kabiliyette, ça-hşmada farklılıklar arzetmesini ifade eder. Bu farklılık, ihtiyaç ve maslahatların yerine getirilmesinde insanlar arasında anlayışların, kudretlerin, kabiliyetlerin, çalışmaların farklı dereceler taşıdığını gösteriyor. Ayetin diğer kalan bölümünde yücelmenin rabbani bir inayet ve seçim olmadığını, alçalmanın ise rabbani bir alçaltma ve hakkını görmeme qlmadığı belirtiliyor.[36]
33- İnsanlar (küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasaydı. Rahman'ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine binip çıkacaktan merdivenler[37] yapardık.
34- Ve evlerine kayıplar ve üzerine yaslanacakları koltuklar, divanlar.
35- Ve (nice) altın[38](lar verirdik). Bütün bunlar, sadece[39]' dünya hayatının geçiminden ibarettir. Rabb'İnin katında ahiret ise, muttakiler içindir.
Ayetlerde Şu Noktalar Bulunmaktadır:
1- Allah'ın, kendini inkâr edenlere, evlerine gümüşten tavanlar, gümüşle donatılmış merdivenler, gümüşten kapılar, koltuklar, değişik aîtın süslerle süslenmiş ya da onları altına boğacak bir yaşamı bağışlamaya muktedir olduğuna dikkat çekilir. Eğer O'nun hikmeti, insanların bir ümmet, bir sınıf, bir yol üzere olmasını dileseydi bu olurdu.
2- Kafirlerin diinya süslerinden, altından, gümüşten, güzelliklerinden zevklenmesi, sadece dünyaya has kısa ömürlü bir zevklenme olabilir. Gerçek zevk ise Allah'ın katında müttakiler için olan Ahiret zevkidir. Çünkü o ebedi zevktir.
Görünen o ki, ayetler bir öncekini takip için gelir. Özellikle son ayet konusuyla bağlantılıdır. Son ayetin son bölümü muttaki müminler için bir güveni, Allah'ın katında buna karşı makamlarını övmeyi içerir.
Bazı müfessirler (Hazin, İbn Kesir, Beğavi) ilk ayetin başında varid olan bölümde şu anlamın çıktığını söylerler: "İnsanlar küfürle kandırılacak olsalardı, onların hepsi kafir olurdu. Allah da kafirlere bu dünya güzelliklerinin tümünü bağışlardı". Bu yönlendirme boş değildir. Bizini tevil ettiğimiz aniam, ayetin bundan fazlasını ilham ettiğini bize gösteriyor. Allah en iyi bilendir.[40]
36- Kİm Rahman'ın zikrine karşı kör olursa'[41]' ona bir şeytanı hazırİarız[42]; artık o, onun arkadaşı[43] o!ur.
37- O (şeyta)nlar onları yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.
38- Nihayet (o adam) bize geldiği zaman (kötü arkadaşına) der ki: "keşke benimle senin aranda iki doğru (doğu ile batı) arası kadar uzaklık olsaydı (seni hiç görmeseydim meğer ne kötü arkadaşlmişsın sen)!"
Ayetlerde Şu Noktalar Vardır:
1- Allah'ın zikri, ayetleri, apaçık delilleri karşısında kör olan kimseye şeytanın musallat ve arkadaş olmasına Allah müsamaha etmiştir. Onu, Allah'ın hak yanından engelleyip batılı ona süslü göstererek hidayette olduğunu söylemiştir.
2- Ancak daha sonra, Allah'ın huzurunda durunca, hakikat açığa çıkacaktır. O zaman şeytanın vesvesesini ve ayartmasını öğenecektir. Pişmanlık duyacak ve şeytanın yüzüne şöyle bağıracaktır: "Keşke senin ile benim aramdaki mesafe Batı ile Doğu arası kadar olsaydı. Çünkü sen beni sapıtan kör eden ne kötü arkadaşmışsın!"
3- O zaman Allah kafirlere hitap ederek şöyle buyurur. "Şüphesiz siz, şeytanın vesvesesini dinlemekle, Allah'ın davetinden yüz çevirmekle, O'na şirk koşmakla kendinize zulüm ettiniz. Azapta iken ortaklarınız olan şeytanları kınamak ve pişmanlığınız size fayda vermeyecektir. (Onun arkadaşı veya onunla ortak olmanız nedeniyle içinizden birinin azabı h afifi etilmeyecektir).
Ayetler bir önceki konuyu takip etmektedir, siyak ve konu yönünden bağlantılı olduğu görülmektedir. Üslubu güçlü ve etkilidir. Kafirlere korku vererek vazgeçirmeyi, kınamayı amaçlamaktadır.
Biz, cümleyi "Ona bir şeytan hazırlarız" şeklinde tevil etmiştik. Çünkü bu, ayetlerin ve genel Kur'ani itirafların ruhu ile uyumludur. Dalalet ve körlük, aslında Allah'ın zikrinden kör olan, niyeti ve karakterinin kötülüğü sonucunda şeytana yol veren şahısların sıfatlarıdır.
Bu ibaret kelam mezheblcri taraftarları arasında tartışmalara neden olmuştur. Gerçekten Allah mı kafirleri saptırıyor ya da saptırmıyor sözü etrafında çok tartışmışlardır[44]. Burada bu tartışmaya yer veremeyiz. Şüphesiz ayetler, kafirleri kınamayı ve korkutmayı; Allah'ın yolundan engelleyen Şeytanı dinlemeleri ve basiretsizlikleri nedeniyle azabı hak ettiklerinin tespitini içermektedir. Kafirlerin pişmanlıklarını hedeflemektedir. Bu çerçevede kalması daha güzeldir.[45]
40- (Ey Muhammed), sen mi sağıra işittireceksin, yahut körü ve apaçık sapıklıkta olanı yola ileteceksin?
41- Şu halde biz seni aİıp götürürsek, elbette onlardan intikam alacağız.
42- Yahut onları uyardığımız şeyi sana gösteririz. Bizim onlara gücümüz yeter.
43- Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl, çünkü sen doğru yoldasın.
44- O (Kur'an) sana ve kavmine bir şerefti [46] ve vakmda (ona uyup uymadığınızdan) sorulacaksınız.
45- Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimizden sor; Biz, Rahman (olan Al!ah)m dışında tapılacak bir takım ilahlar kıldık mı (hiç)?
Ayetler Hitabı Peygamber(S)'E Yönelterek Ona Şöyle Demek İster:
1- Sapıklıkta kasıtlı, inat ve büyüklenmesinden dolayı dalmış bir kimseyi ikna etmesi yada körü görmeye çalışması ya da sağıra dinletmesi ne onun görevinden ve ne de davasının özündendir.
2- O kimseler her halükârda Allah'ı taciz edemezler. Allah, onlardan intikam almaya muktedirdir. Rasul, Allah'ın tehdidini gözleriyle görebilir ya da Allah'ın hükmü gelmeden önce vefat ettirilebilir. Bu önemli değildir.
3- Ona düşen, Allah'ın kendine vahyettiğine sımsıkı sarılmasıdır. Çünkü o Allah'ın dosdoğru yolu üzerinedir. O'nda onu ve kavmini ebedileştirecek şeref ve hatırlatma vardır. Onlar Allah'ın huzurunda ona tâbi olmaktan sorumludurlar.
4- Allah'ın insanlara kendinden başka bir ilaha ibadet etmeleri için izin
vermesi ımkansızdır. Bunu kendinden önce Allah'ın gönderdiği peygamberlerin şahitliği desteklemektedir. O bundan emin olması için onlara sorabilir.
Ayetler, kafir ve müşriklerin inat ve büyükten m elerin in şiddetini niteleyerek kınayan önceki ayetin konusuyla bağlantılıdır. Onda Peygarhber(s)'in davasında ve tutumunda sebatkâr olması, kafirlerden karşılaştığı inat ve büyükienmeye bir teselli bulunmaktadır. Özellikle 36. ayet, "kim Rahman'm zikrine karşı kör olursa ona bir .şeytanı hazırlarız; artık o, onun arkadaşı olur", ilgili tevilimizi destekler niteliktedir.
Son ayet görüldüğü üzere, müşriklerin Allah'tan bir hidayet üzere olduklarını ve eğer isterse, meleklere ibadet etmeyeceklerini, onları ona ortak koşmayacaklarını iddia etmelerine bir cevap niteliğindedir. Üslubu, olumsuz ve meydan okuma üslubuna sahiptir. Allah peygamberliğine sordurmaktan amaç, Allah'ın semavi kitablanna ve ehline tanıklık etmektir. Bu durum ile ilgili İbn Abbas ve başkalarından rivayetler vardır. Bazı müfessirler (Taberi, İbn Kesir, Hazin, Tabrcsi, Bağavi, Zemabşeri...) Peygamber(s)'in miraç esnasında Mcscidil-Aksa'da Rasuller ve peygamberlerle buluştuğu zaman bu ayetin indirildiğini rivayet ederler. Nebevi Rişaleti, hedeflerini destekleme noktasında varid olan ayetler de Peygambere (s) Ehli Kitab'ı şahid getirmesi tekrarlanarak emre-dilmektcdir. Buna örnek olarak Yunus sûresi 94. ayetini verebiliriz: "Eğer sen, sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce Kitab'ı okuyanlara sor. Andolsun, sana Rab-binden hak geldi, sakın kuşkulananlardan olma." Aynı konuda Enbiya sûresinin 24. ayeti de vardır: "Yoksa O'ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki: "(Bu hususta kesin) delilinizi gelirin. İşte benimle beraber olanların da öğüdü ve benden öncekilerin de zikri budur." Ama çokları hakkı bilmezler, bundan dolayı onlar, (haktan) yüz çevirirler", cümlesi, "benden önceki peygamberlerin kitabları ve haberleri" anlamını taşır. Bu da ayetteki ilk sözü tercih ettirir bir duruma getirir. Şüphesiz Miraç olayının Peygamberin bedeniyle birlikte uyanık iken meydana geldiğinde ihtilaf vardır. (Bu konudaki açıklama, îsra sûresinin ilk ayetinde yapılmıştır). En kuvvetli ihtimal, bu tarz bir halin Necm sûresinde açıkladığımız gibi rüya haliyle irtibatlı olabilir.
"O, senin ve kavmin için bir Zikr'dir. Sonra sorulacaksınız" cümlesinin anlamı şöyle olabilir: "O senin ve kavmin için bir şereftir." ya da "O (Kur'an), senin ve kavmin için bir Zikr'dir. Sonra onun yolundaki çalışmalarınızdan ve tutumlarınızdan sorulacaksınız." Rivayetlerin ve sözlerin çoğu ilk sözün yanındadır. Bunu da, Peygamberi hitaba ortak etmesi destekliyor.
O bu durumuyla, Peygamber ve kavminin Muhammedi Risalet nedeniyle elde ettiği izzet ve şeref noktasında güzel bir anlamı İçermektedir. İster "kavmike" ibaresi bazı müfessirlerin dediği gibi Araplar'ı kinaye etse, ya da bazılarının dediği gibi Kureyş kabilesini kastetse de fark etmez. "Ve lisevfe tes'elun" ibaresi ise, Peygamber kavmine elde ettikleri izzet ve şerefe karşılık büyük bir görev Allah tarafından verilmiştir. Bu görev de, davaya, prensiplerini ve öğreticilerini kabul etmede, ya da onu yayma sorumluluğunun neşri ve savunması noktasında gösterecekleri çalışmalardır. Bunda da güzel bir anlam ve mükellefiyet taşıyan bir görev bulunmaktadır. Bu teikin de genel olarak Arap-lar'ın yada özel olarak Kureyş'in sorumluluklarına vurgu vardır. Onfann cehd, çalışma ve gayretleri kamçılanmaktadır.[47]
Bakara Ve Hacc Sûresinde Ki Şu Ayetler Bu Telkini Destekliyor:
1- "Böylece sizi seçkin (vasat) bir ümmet yaptık ki, insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun." (Bakara, 142).
2- ''Allah uğranda, O'na yaraşır biçimde hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedİ, babanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bu (Kur'andan Önceki kitaplarda) da, bu (Kur'a)nda da size "muslümanlar" adını verdi ki, Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara şahid olasınız.'1 (Hacc, 87).
Hacc sûresinin özel bir şekilde desteklemesi daha güçlü ve pekiştîricidir. Çünkü Araplar ya da Kureyş'in kastcdilmesi daha açıktır. Önceki ayetlerde, onların itiraf ettikleri, bildikleri zikredilen ataları İbrahim (a) zikredilir.
"Vasat" kavramı, insanlar arasında seçim demektir. Çünkü işlerin en hayırlısı en seçilmiş olanıdır. "Şühedâ" kelimesi seçkinler olması sonucunda udul (güvenilir, sağlam) gözetleyiciler demektir.
Bazı müfessirler, "kavmike" kavramını tevil ederek bütün müslümanlan kapsamına almaktadırlar. Biz hâlâ önceki anlamı tercih ediyoruz. Çünkü ayet indiği sırada hitap edilen, davet edilen, söz konusu olan Araplar ve özellikle Kureyş'ti. Çünkü Hacc sûresinde ki ayet, bu durumu desteklemekte bilakis kesin bir tavır koymaktadır.
Arap ve Kureyş'len kastedilen tabiatıyla onlardan müslütnan olanlarıdır. Bunu tercih etmemize rağmen, hakkımız ve görevimiz şunu dememizi gerektiriyor. Şüphesiz Kur'an ve Muhammedi Risalet, bütün müslüm ani arın övünç kaynağı olabilir. Renklerinin, ırklarının değişik olmasına rağmen durumlarını yüceltebilir. Kur'an ve Muhammedi Risa-let'te bulunan eşsiz mu'cizeler, hidayet yollan, ebedi prensibler insanlığın bütün ihtiyaçlarına cevap verebilir. Her şart ve mekanda oluşan dünyevi, içtimai, siyasi, ahlâki insani problem ve meselelere, yada ruhani problem ve meselelere çözüm getirir. Bu da, bütün müslümanlara çok çalışmayı, nefislerini İslah etmeyi bu prensib ve şeriatlarla ilk Önce yaşamayı, sonra da ona davet etmeyi gerekli kılar.[48]
46- Andoisun biz Musa'yı da ayetlerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına gönderdik; "Gerçekten ben, aiemie-rin Rabbinin elçisiyim" dedi.
47- Onlara ayetlerimizi getirince onlar o ayetlerle alay edip gülmeye başladılar.
48- Onlara gösterdiğimiz her mu'cize, mutlaka ötekinden büyüktü. Belki dönerler diye onları azab ile cezalandırdık.
49- Bunun üzerine dediler ki: Ey sihirbaz, bizim için Rab-bine dua et, sana verdiği söz hakkı için (bizi bağışlasın), artık biz yola geleceğiz.
50- Fakat biz onlardan azabı kaldırınca sözlerinden dönmeye başladılar.
51- Firavun, kavminin içinde bağırıp dedi: "Ey kavmim Mısır'ın mülkü ve şu akıp giden ırmaklar benim değil mi? Hâîa görmüyor musunuz?"
52- Yoksa ben, şundan daha hayırlı değil miyim ki o, aşa-ğı[49] (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü) açıklamaktan aciz olan (biri)d[50]
53- "(Eğer o, doğru söylüyorsa) üzerine altın bilezikler atılmalı, yahut yanına melekler gelmeli deği! miydi?"
54- Böylece kavmini hafife alarak küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar sapık bir kavim idi.
55- Onlar bizi kızdırınca[51]', biz de onlardan intikam aidik, hepsini boğduk.
56- Onları sonradan gelen inkarcıların geçmiş ataları ve örneği yaptık (bunlarda onların izinden gittiler}.
Ayetlerin ibareleri açıktır. Bu ayetlerde Musa (a)'nın Firavun ve kavmine getirdiği risalet ve onların Musa'ya karşı tavırları işlenir. Diğer sûreler, Allah'ın onlara mu'cize-lcrle gelen azabına, sonra da onları boğmasına işaretler vardır. Ayetler, Firavun ve kavmini; Allahu Tcala'nın onlardan sonra gelenlerin ibret almaları için birer örnek olarak vermesiyle biter.
Bu ayetler, Kur'anî üslubun adeti üzere kafirlerin inat ve tartışmalarını zikreden ayetleri tamamlamak üzere gelmiştir. Bu ayetler ile geçen ayetler arasında kafirlerin meydan okuyuşları, sayı ile övünmeleri, hafife alıp küçümsemeleri, tavırları arasında bir benzerlik bulunduğuna dikkat çekilmektedir.
Bununla bir taraftan Peygamber (s)'e teselli vermek, diğer yandan kafirleri korkutmak amaçlanmıştır.
Bizim ölçü aldığımız mushaf, 54. ayeti Medenî olarak zikreder. Oysa bu ayetin konu ve şekil yönünden diğerleriyle tam bir uyumluluk göstermesi, bu rivayetin doğru olmadığını söylememize neden oluyor.[52]
57- Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, hemencecik senin kavmin ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlardı[53].
58- Bunu sadece tartışma için sana misai verdiler. Hayır, onlar "tartışma ve düşmanlıkta inatçı"'[54] bir kavimdir.
59- O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğulları'na bir örnek kıldık.
Ayetler, Arap müşriklerine Meryem oğlu İsa (a) hatırlatıldığı zamanki tavırları hikaye ediyor. Onlara ibret, misal ve cevap babında, O zikredilince, tartışmaları çoğalıyor ya da yaygara ve Öfkeleri artıyordu. Sonra da taptıkları tanrılar mı yoksa O mu daha hayırlıdır diye soruyorlardı. Buradaki ayetler, onların sorularının, tavırlarının, tartışmalarının, öfke, inat ve büyüklenmelerinden kaynaklandığını belirtiyor. Sonra İsa (a)'nın Allah'ın kullarından bir kul olduğu, O'nun seçilerek nimetlendirildiği, İsrailoğulları'na kudretini ispal etmek için onu mucizevi bir örnek konumuna getirdiği bildiriliyor.[55]
Müşriklerin İnatçılığı Ve Tartışmacılığı
Ayetler, önceki ayetlerle bağlantılıdır. Özellikle Musa ve Firavun kıssasının geçtiği ayetlerle, Peygamber (s) ile Arap önderleri arasında geçen tartışma konularından birini aktaran bu bölümde düşmanlığa dayanan önemli bir tartışma tablosu vardır.
45. ayette görüldüğü üzere, Alîah kendinden başka tanrılara ibadet edilmesine izin vermediğine, peygamberlerinden ve kitaplarından Kuran'da delil getirir. Ancak bu deliller hristiyanlar için çelişki taşır. Çünkü onlar, yanlarında semavi Kitab olmasına rağmen, Allah'ın peygamberine iman etmediler ve İsa (a)'yı ilah edinerek ona taptılar. Sonra müşrikler, susturucu ve bağlayıcı sandıklan cevaplarında ısrar edip, "taptıkları melekler mi yoksa İsa. mı daha doğru ve daha tercihe şayandır?" diye sordular. Bu sorular, "melekler Allah'ın kızlarıdır" iddiasıyla, Allah'ın meleklerle babalık ilişkisini ifade ettikleri, hrisfiyanların "İsa Allah'ın oğludur'r sözlerindeki Allah'ın İsa'ya babahğı ilişkisi arasındaki bağlantıyı mantıklarınca kurup, alay etmeye çalıştılar. Çünkü meleklerin vasıfları, hakikatleri, İsa'nın hakikat ve vasıflarından, Allalrm vasıflarıyla daha çok benzerlik ve uyumluluk sağlamaktadır. Çünkü İsa, diğer insanların doğup yaşayıp, öldüğü gibi doğdu, yaşadı ve öidü. Bunu hristiyanlar kendileri için de itiraf ediyorlar. Meleklere gelince, maddi olmayan, görülmeyen, ölmeyen, evlenmeyen, doğurmayan nıırarrî varlıklardır. Bütün bunlar Allah'ın sıfatlandır. Ayetler, müşriklerin deliüerini bu mukayese üzerine kurdukları esasları cevaplayarak yere çarpmaktadır. İsa'nın Allah'ın kullarından bir kul olduğunu, onun bir mucize ve ayet olarak yaratılmasının sadece Allah'ın ayetlerinden, misallerinden, mucizelerinden bir örnek olduğunu açıklamaktadır.
Bu ayetlerin. Enbiya sûresinde ki 98. ayetin inmesi üzerine kafirlerin itirazlarını cevaplamak için indirildiği rivayet edilir.
"Gerçekten siz de, Allah'ın dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz, siz ona varacaksınız." Allah'ın peygamberlerinden olan İsa'ya nasıl tapılır sözlerine karşılık bu cevabın geldiği ile ilgili bu rivayetten, ya da hu ayetlerin iniş sebebi olmasından biz şüphe ediyoruz. Çünkü, bu ayetlerle hemen öncekiler arasında münasebet bulunmaktadır. Ayetlerin ruhu da bizim kabullendiğimize daha çok şans vermektedir. Çünkü rivayetin gereği Enbiya süresindeki ayetin, nüzulda bu ayetlerden Önce olmasını zorunlu kılıyor; ancak gerçek bunun tam tersidir.
"Bunu sadece tartışma için sana misal verdiler. Hayır, onlar 'tartışma ve düşmanlıkta inatçı' bir kavimdir" cümlesi Peygamber (s)'lc tartışma esnasında müşrik önderlerinin çekişme ve delil getirmede ne kadar inatçı ve azimli olduklarına delildir. Müfessir-İer bu cümlenin siyakında, değişik şekillerde Peygamberimizden bir hadis rivayet ederler. Hepsini de Ebu Hubabe rivayet etmiştir. Bu cümlenin tefsiri siyakında Müslim ve Tirmizi şu hadisi rivayet ederler; <; Allah Rasulü (s) buyurdu ki: Hidayet üzere olduktan sora sapıtan bir kavimde ancak tartışma olur. Sonra Allah'ın şu sözünü okur "Bunu sadece, tartışma için sana misal verdiler. Hayır, onlar tartışma ve düşmanlıkta inatçı bir kavimdir." Ebu Umamc'den, Ca'fer bin Kasım'dan, Ubad bin Ubad'dan, Ahmed bin Abdurrahman'dan, Ebu Kureyb'den Taberi'nin rivayet ettiği bir hadiste, Allah Rasulü (bir gün) onların yanına vardığında, Kur'an hakkında çekiştiklerini görür. Sanki yüzüne su dökülmüş gibi terler ve kızarak der ki: "Allah'ın Kitabı'nin bazısını bazısına vurdurarak (delil getirerek) çekişmeyin. Tartışmaları yaygın olan hiç bir kavim yok ki sapıtmasın. Sonra Allah'ın şu ayetini okur. "Bunu sadece tartışma için sana misal veriyorlar. Hayır, onlar tartışma ve düşmanlıkta inatçı bir kavimdir."
Peygamberimizin burada kızdığı ve yasakladığı tartışma; taassubu, inatlaşmayı, çekişmeyi ve düşmanlığı getiren bir tartışmadır. Gerçek şu ki, müslümana düşen Allah'ın kitabında herhangi bir ihtilaf ve çelişkinin olmadığına iman etmesidir. Kur'ani ibarede Allah'ın hikmetini idrak etme noktasında bir noksanlık durumu, ya da bir ayet ile diğer ayet arasında bir çelişki olduğunun zannedilmesi hali sözkonusu olduğunda, başka ayetlerde açıklamalar, teviller ve çözümler aranmalı, ya da durumu Allah'ın ilmine, hikmetine havale ederek sahip olunan an layı şiardaki noksanlık, zann ihtimali itiraf edilmelidir. İnsan aklı ne kadar ileri de olsa Allah'ın her sözünü, ayetini, hikmetini, kanunlarım, gayblarım idrak etmede noksan olmaya devam edecektir. Bununla beraber, insana eğer Allah bir anlayış ve düşünce verirse, Kuran'da her ayet ve problem için görünüşte sahih bir te'vil, bir açıklama, bir tefsir bulabilir ve çözümü başka ayetlerle açıklayabilir. Eğer Kur'an'ı bir bütün olarak algılarsak ki, -bu hak ve farz olandır- onda herhangi bir çelişki, bir gizlilik, bir problem görmeyiz. Geçen sûrelerde, görünüşte mutlak ya da problemli ya da gizli yada çelişkili olduğuna inandığımız durumlar için bir te'vil, bir tefsir, bir yorum, bir açıklama bulabiliriz. Allah'tan temennimiz, bu konuda doğru yönde olmamızı tenlin etmesi, başarı ve yardımlarım esirgememesidir. Dünya ve ahirette hamd, O'nadır. O başarının dostudur.[56]
60- Eğer dileseydik, sizden şu dünyada yerinize geçen melekler yapardık.
61- O, Kıyametin kopacağını gösterir bir ilimdir. O saatin geleceğinden hiç şüphe etmeyin, bana uyun. Doğru yol budur.
62- Şeytan sizi (bundan) alıkoymasın. Çünkü o, sizin için açık bir düşmandır.
Ayetlerdeki çoğul muhatab zamirleri, mü'min ve müşrik dinleyenlere mutlak surette yönelmektedir.
Müfessirlcrin, birinci ve ikinci ayetin tevilindeki açıklamaları farklıdır[57].
Bazıları ilk ayetin açıklamasında, muhatabların yeryüzünde onlardan sonra gelecek nesilleri melekler yapmaya muktedir olduğunu; bazıları Allah'ın onları helak ederek yeryüzüne onların yerine melekleri getirmeye muktedir olduğunu söylerler, ilk görüş, Allah'ın kudretine delalet etmesi açısından bizce daha uygundur. Çünkü beşer neslim melekler kılabilen, hristiyanlarm yaptığı gibi, İsa (a)'yı ilahlaştırmayı farz kılmadan onu yaratmaya da kadirdir. İkinci ayetin açıklamasında bazıları ise "innehu"daki zamirin Isa (a)'ya döndüğü, Kıyamet alametlerinin O'nun inişine delil olduğunu söyler.
Başkaları ise "innehu"daki zamirin Kur'an'a döndüğü ayetin, Kur'an'ın dinleyenlere Kıyamet saatini öğrettiğini ya da onu hatırlattığım isbat eder. Aynı zamanda onun gerçeğini, vuku buluşunun hakikati ve onda kaçış yeri olmadığını da itiraf eder. Bu görüş en mantıki ısıdır.
Herhâlükârda ayetler bir öncekilerle yardım ve takip ilişkisi ile bağlantılıdır. İnsanların gözünde imkansız ve mucize olan İsa'nın babasız yaratılması, Allah'ın kitabında haber verildikten sonra Kıyamet saati hakkında da şüphe edilmemeye çağrılır ve Allah'ın kudretini isbat etme yoluna gidilir. İnsanların kurtuluşları Kitab'da gösterilen dosdoğru yola, Allah'ın davasına tâbi olmaları gerekir. Şeytandan sakınmaları gerekir. Çünkü o, Allah'ın yolundan alıkoymaktadır. Vesveselerini asla dinlememelidirler, çünkü şeytan, onlara açıkça düşmandır, onların zararlarını istemektedir.
"O. Kıyametin kopacağını gösterir bir ilimdir" cümlesi İsa (a)'nm Kıyamet alametlerinden olarak, dünyanın sonuna doğru inişi rivayetlerine delil olabileceği ihtimalinde bulunulur. Bu konuda değişik hadisler zikredilmiştir. Buhari, Müslim ve Tirmizi'nin E-bu Hurcyre'dcn rivayet ettikleri hadis[58] şöyledir: "Nefsimin kaderi elinde olana andolsun ki, Meryem oğlunun hakem ve adaletli (biri) olarak aranıza inmesine az kaldı. O hacı kıracak, domuzu öldürecek, cizye koyacak, mal taşacaktır. Ta ki hiç kimse zekatı kabul etmeyecek, bir secde, dünyadan ve içindekinden daha hayırlı duruma gelecektir. Sonra Rbu Hureyre islerseniz şu ayeti okuyun der: "Andolsun kilab ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce ona inanacak olmasın. Kıyamet günü de O (İsa), onların aleyhine tanık olacaktır." (Nisa 159). Müslim Abdullah bin Amr'dan şöyle bir hadis rivayet etmiştir; "Ümmetimin içinden Deccal çıkacak ve kırk zaman eğlenecek. (Ravi: kırk gün mü, kırk ay mı. kırk yıl mı bilemiyorum dedi) Yüce Allah (onun ardından) Merycnıoğlu İsa (a)'yi gönderir. Sanki o, Urvc bin Mesud'a benzer. O, Deccali arar (bulur) ve onu helak eder. Sonra insanlar, iki kimse arasında düşmanlık bulunmaksızın yedi yıl daha kalırlar[59] Ebu Davud, Hakim ve İmam Ahmed'in Ebu Hurcyre'dcn rivayet ettikleri hadiste şöyle denilmekledir: "Benimle İsa arasında bir peygamber yoktur. Şüphesiz o, inecektir. Eğer onu görürseniz tanırsınız. (Teni) beyaz ile kırmızıya çalan bir adamdır. Sarışına benzer. Sanki başından damlalar akar. Yaş (nem) isabet etmez. İslam için insanlarla savaşır. Hacı kırar. Domuzu öldürür. Cizye koyar. Onun zamanında Allah bütün milletleri helak eder, ancak İslam milleti hariç. Mesih, Deccal'i helak eder. Sonra yeryüzüne güven hakim olur; öyle ki, aslan deveyle, kaplan inekle, kurt koyunla birarada yaşar. Çocuklar yılanlarla oynar. İsa (a) yeryüzünde kırk yıl yaşar ve sonra vefat eder, müslümanlar onun namazını kılarlar".
Gaiİr sûresi tefsiri akışında zikrettiğimiz gibi İsa (a)'mn ahir zamanda inişi ve Dec-cal'i öldürüşü, ehli kitab arasında ve Peygamberimiz döneminde konuşulan bir durum olduğu, büyük bir ihtimaldir.[60]
63- İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle ve hakkında İhtilafa düştüklerinizin bir kısmını açıklamak için geldim. Öyleyse Allah'tan sakınıp korkun ve bana itaat edin.
64- Allah, İşte benim de Rabbim, sizin de Rabb'inizdir. O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.
Ayetler İsa (a)'nin risaletini ispatlamaktadır. Allah onu belgelerle gönderdiği zaman kavmine şöyle der: Ben size hikmetle geldim ki, ihtilaf ettiğiniz bazı şeylerde size doğruyu açıklayayım. Onları Allah'tan korkmaya ve O'na itaat etmeye çağırır. Allah'ın hikmeti ve belgeleriyle onlara geldiği şeyde onları uyarsın. O'na itaate çağırsın. Onlara Allah'ın Rabbi ve Rabbleri olduğunu belirtsin. Onları sadece Allah'a ibadet etmeleri için teşvik etsin. Onlara dosdoğru sırat üzere yürümelerini açıklasın.[61]
İsa (A)'Mn Risaleti Üzerine
Bu ayetler de siyakla bağlantılıdır. 57-59. ayetlerin içeriğiyle ilgili cevabı tamamlamaktadır. İsa (a)'nm gerçek şahsiyetini, Allah Teala'ya kulluk ettiğini ve risalelinin boyutunu ortaya koymaktadır. İsa (a) ilahlık taslamadı, ne de kendisini bir oğulun babaya nisbet etliği gibi, tek ve hakiki bir oğul gibi Allah'a nisbet etmedi. Ta ki müşriklerin hüccetleri ve itirazları doğru olmasın. Aslında İsa (a), sadece Allah'ın kulu ve peygamberlerinden bir peygamberdir. O sadece Allah'a ibadet etmeye davet ederken, O'nun kendisinin ve tüm insanların rabbi olduğunu da belirtmektedir.
Bu ayetlerden önce geçen üç ayet, bu şerhe göre itiraz ve açıklamalı olarak gelir. Allah'ın kudretini, insanların Kıyamet saati hakkında çekişmemelerini, şeytana tâbi olunmaması gereğini ve onun düşmanlığından sakındırmayı belirtir.
Hristiyanlar arasında elde dolaşan ve itiraf edilen dört İncil'de, İsa (a) için kesin ve çok açık sözler taşımaktadır. Onun Allah tarafından gönderildiği, beşer çocuğu olduğu, ibadetin sadece Allah'a yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Onu gönderen onun ve insanların babasıdır. Aslında bu ifadeler kapsamlı olarak Allah'ın rububiyetini ikrar etmekledir. Onda (kitaplarda) İsrailoğulları'nın özellikle din adamlarının dini, içtimai, ahlâki sapmalarını şiddetle tenkit ederken, Musa'nın getirdiği şeriatlara ve davasının özüne aykırı olduğunu, bu nedenle davranışlarını hikmetli güzel misallerle, açık sözlerle doğrultmaya davet vardır. Onda (kitaplarda), ahlaki, içtimai, imani yüce prensibleri. açık ibarelerle, hikmetli güzel misallerle müjdeleme vardır. Bu durum da, Kur'an'ın ve özellikle açıklamasını yaptığımız ayetlerin içeriği ile uyumludur. İşte şahsiyeti ve risale-ü hakkında söylediği sözlerin tümü buradadır. Matta İnciîi'nde şu ifadeler yer alır: "İblis, ona bütün dünya krallarını ve şerefini gösterdi. Ona şöyle dedi; Eğer bana, secdeye kapanırsan sana bunların hepsini vereceğim. İşte o zaman Yesu ona şöyle dedi: Git, Ey Şeytan; çünkü O yazdı ki; İlahın Rabbine secde et, sadece O'na ibadet et". (Ishah, 4/11) Aynı İncil'de "Barışı yaratanlar ne güzeldir. Onlar Allah'ın çocukları olarak dua ederler.'7 (Ishah, 5/10)" ve "Sana gelince, namazını kılarsan evine gir. Baban için gizlice dua et. Seni baban gizli yerde de görür ve seni mükafatlandırır" (Ishah, 6/7). Onları müjdelediği insanlara kitabın yönlendirilmesini "Ve siz böyle namaz kılın: Göklerde bulunan babamız ismini takdis ediyor. Melekutun gelsin. Meşietin yerde olduğu gibi gökte de olsun. Ekmeğimiz rızkımızdır, bugün bize ver. Günahlarımızı bağışla. Bize kötülük edenleri bağışladığımız gibi. Bizi bir tecrübeye sokma. Fakat bizi şerrinden kurtar. Amin. Eğer siz insanların hafif hatalarını bağışlarsanız gökteki babanız da sizin hatalarınızı bağışlar" (Ishah, 6/10-15) ve "Onlara benzemeyiniz. Çünkü babanız ondan istemeden ihtiyaçlarınızı bilmektedir" (Ishah, 12/38). Siyakın ifade ettiği gibi, kendini kastediyor. "Gökteki babamın ekmediği ekini söker" (Ishah, 15/14), ve "Cevap verdi ve onlara dedi: İyi ziraati eken beşerin oğludur" (Ishah 13, ayet 38). Aynı İncil'de "kendinize yeryüzünde baba çağırmayın. Çünkü babanız birdir, O göklerde olandır" (Ishah, 23/10).
Markos İncili'nde ise "Fakat beşeroğlumun yeryüzünde hataları affetmesi için otoritesi olduğunu bilmeniz için" (Ishah, 2/10) ve "Ona Yesu dedi: Niçin beni salih olarak çağırıyorsun. Ondan başka salih yoktur" (Ishah, 10/19) ifadeleri önemlidir. Luka İncili'nde "Onlara dedi ki: Allah'ın melekutunda başka kentlerdeki halkları müjdelemem gerekir. Çünkü bunun için gönderildim" (Ishah, 4/44). Yuhanna İncili'nde ise şu ifadeler vardır: "Sizlere hakkı söylüyorum; oğulun kendiliğinden birşey yapmaya gücü yetmez. Eğer baba ne yapmasını uygun görürse o başka. Çünkü o ne yaparsa yapsın oğulda onun benzerini yapacaktır" (Ishah, 5/20). Aynı İncil'de "Size hakkı gerçekten söylüyorum: Kim sözümü dinlerse, beni gönderene iman ederse, ona ebedî hayat vardır. Bir hiç olmaz. O, ölümden hayata intikal etmiştir" (Ishah, 5/25) ve "Beşer oğlu olmasına rağmen hükmü icra etmesi için ona bir otorite verildi" (Ishah, 5/28) veya "Benim şehadeti-rne gelince Yuhanna'nın şehadetinden daha büyüktür. Çünkü babanın bana tamamlamak için verdiği ameller var ya ben bu amelleri yapıyorum. Bu da beni babanın gönderdiğine tanık yapıyor" (Ishah, 5/37) ifadeleri yer alır. Aynı İncil'de "Dediler ki: Allah'ın yaptıklarını yapmamız için ne yapalım? Yesu onlara şöyle cevap verdi: Allah'ın gönderdiğine iman etmenizdir. İşte O'nun ameli budur" (Ishah, 6/29-30). "Ben gökten indim ki, kendi irademle değil, beni gönderenin iradesiyle çalışayım" (Ishah, 6/39). "Babanın cezbetme-diği kimse bana ulaşmaz. Beni gönderen O'dur. Kıyamet günü onu ben ölçeceğim" (Ishah, 7/17). Aynı İncil'de "Yesu onlara dedi ki: Eğer beşer oğlunu yüceltirseniz, o zaman benim o olduğumu öğreneceksiniz. Ben kendiliğinden bir şey yapmıyorum. Fakat babanın bana öğrettiği gibi yapıyorum. İşte böyle söylüyorum" (Ishah, 8/29). "Yesu haykırarak dedi: Kim bana iman ederse bana iman etmiş değildir. Bilakis beni gönderene (iman etmiştir)" (Ishah, 12/45) vb. ifadelerle karşılaşabiliriz. İsa (a) ile ilgili misaller ve prensipler bütün İndilerde yer alır. Bunları elde etmek ise kolaydır. Çünkü her İncil'de bulunmaktadır. Bu da O'nun şahsiyeti ve risaleti hakkında Kur'an'da geçen ve yetinmemiz gereken sözleri destekleyen unsurlardır.[62]
65- Sonra, içlerinden (Hristiyan ve Yahudilerin) birtakım fırkalar ihtilafa düştü. Acıklı bir günün azabından vay o hak ve hidayetten sapanların[63]' haline!
66- Onlar ille o ecelin[64] kendilerinin hiç farkında olmadıkları bir sırada, ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar?
67- O gün, dostlar[65] birbirine düşmandır. Yalnız takva sahipleri hariç.
Ayetler bir önceki konuyu takip etmektedir. İnsanların kendi aralarındaki ihtilafların istek ve sapmalarından kaynaklandığım belirtir. Hak ve hidayetten sapanları şiddetli bir azabla korkutur. Ortaya çıkan Hakk'a tâbi olmak için ecellerinin yaklaştığını beklemeleri mi gerekiyor şeklinde İnkâr edenlere kınayan bir soru yöneltir. Oysa ecelleri ansızın geldiğinde verilen fırsatları kaçırmış olurlar. Vaadedilen güne geldiklerinde ise dostlar, düşman olurlar. Herkes kendi ncfsiyle meşguldür. Korkunç sondan ancak Allah'tan sakınıp korkanlar ve O'nun yoluna tabi olanlar kurtulurlar.
İlk ayette işaret edilen birtakım fırkaların ihtilafı, İsa'nın durumu hakkında insanların ihtilafı gibi görülmektedir. Ayetlerin bundan sonra ise hakkı tanımaya ve ona tâbi olmaya aeelc edilerek teşvik vardır. İhmal konusunda sapıklar korkutul m aktadır. Hak yolunda yürüyen muttakilere güven ve övgü vardır.
İsa'nın (a) durumu hakkında hrisüyanlann İhtilaflarını Meryem sûresinin tefsiri akışında açıklamıştık. Burada tekrar etmeye gerek duymuyoruz.[66]
68- Ey kullarım, bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
69- Onlar, ayetlerimize İnanmış ve müslüman olmuş (kullarım) idiler.
70- Haydi, siz cennete girin. Siz ve eşleriniz ağırlanıp sevindirileceksiniz'[67]'.
71- Onların Önünde altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canların çektiği, gözlerin hoşlandığı herşey var! Ve siz, orada ebedi kalacaksınız.
72- İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.
73- Orada sizin için çok meyva var. Onlardan yersiniz.
Geçen ayet kümesinin sonunda istisna edilen müîtakilerin ahirelte karşılaşacakları durumları bu ayetler tanımlar: Sonra Allah ayetlerine iman edenleri, kendilerini teslim edenleri, dinî sadece O'na has kılanları muhatab alarak, onlara korku ve üzüntüden bir-şey göstermeyeceğini bildirerek güven verecektir. Onlara ve eşlerine, benzerlerine cennete girmeleri için emredecekür. Orada onlar çok sevineceklerdir. Onların Önünde altın tepsiler ve kadehler dolaştırılacaktır. Nefsin istediği, gözün alabildiği yemek içecek, meyvalar, manzaralar ve rahatlatan vesilelerle zevklenecek ve sevineceklerdir. Onlara, dünyada yapağınız salih amellere karşılık hak ettiğiniz bu cennetlerde bolluk içinde ebedi kalın denilecektir.
Ayetler, bir önceki ayetlerle bağlantılıdır. İçeriği tanımlayıcı, çekici ve çok teşvik edicidir. Ayetler, mutlu sonu garantilemek isteyen insanları, ilahi mesajı kabullendirme-ye yöneltir ve müzminleri müjdeler.[68]
Altın Tepsiler Ve Kadehler Üzerine
Daha önce de belirtmiştik, indiriliş hikmeti gereği, nimet ve azabın ahiretteki vasıflan, dünyada insanların alıştığı bildiği şeylerle irtibatlandırılmaktadır. İman edilmesi gereken sonuçla ilgili bu örneklendirmeler insanları bilinenden kalkarak etkilemek içindir. Burada altın tepsiler ve altın bardaklar yemek ve içecek tabaklan olarak zikredilir. Fatır sûresinde mü'minlerin takılan inci ve allından, elbiseleri ipekten olduğu zikredilir. Vakıa sûresinde yemek ve içecek meclislerini, tabaklarını, hizmetçilerini güzel bir vasıfla anlatım vardır. Bunun benzeri Saffat sûresinde ve başka sûrelerde bulmak mümkündür. Bütün bunlardan kalkarak, bu vesilelerden zevklenen, bilinen şımarık sosyetenin ve zenginlerin bazısının Kur'arTı dinlediği söylenebilir. Ve yine bu durum, Peygamber toplumunda ve döneminde bu tabloların var olduğuna delildir.[69]
74- Suçlular, cehennem azabında sürekli kalacaklardır.
75- Azab, kendilerinden hiç hafifletilmeyecektik[70]'. Onlar azab içinde (kurtuluştan) umutsuzdurlar[71]'.
76- Biz onlara zulmetmedik'[72]'; fakat onlar kendilerine zulmettiler'[73].
77- (Cehennemin muhafızına): Ey Malik'[74]', Rabb'in bizim işimizi bitirsin, (bizi yok etsin, böyle yaşamaktansa ölmek daha iyidir)" diye haykırdrlar. (Mâlik): "Siz kalacaksınız" dedi.
78- Andolsun biz sîze hakk ile geldik; Fakat çoğunuz hakktan nefret ediyorsunuz.
Ayetler, Kur'anî üslubun gereği, mutlakilerin sonuna karşılık, hidayet ve hak yoldan sapan kafirlerin sonunun ne olacağını anlatır.
Mücrimler, sapıklıklar: ve günahları nedeniyle cehennem azabında ebedi kalıcıdırlar. Azab onlara kat'iyyen hafifletilmeyecektir, ondan kurtulacaklarına dair kesin umutsuzdurlar. Sonra cehennem bekçilerinin en sorumlusu Malik'ten yardım istemek için haykıracaklardır. Allah'ın katında ya onları öldürmesi, ya da azabtan kurtarması için aracı olmasını isteyeceklerdir. O ise, onlara, bunun imkansız olduğunu, ebediyete kadar orada kalacaklarını bildirecektir. Hakk Allah tarafından elçisi diliyle onlara geldiğinde büyüklendiler, haktan nefret ettiler, ondan yüz çevirdiler bu nedenle bu sonu hak ettiler. Allah bu hükmü İle onlara zulmetmedi, oniara haksızlık etmedi; fakat onlar kendilerine kıydılar ve zulmettiler.
Tanımlama korkunç ve vurucudur, dinleyenlerde korku yaratabilir. Onları vazgeçirmeye zorlayabilir. Bu da ayetlerin amaçladığı esaslardandır.
Bu ayetlerde ve öncekilerde, muttakilcrin ve mücrimlerin amellerine güre sonlarının hak ve adalet ile gerçekleştirileceği bildirilirken, ayetlerin açık ve kesin olması dikkat çekicidir. Önceden geçen çoğu örneklerdeki gibi bu, değişik münasebetlerde Kur'anî ayetlerin kararlaştırdığı bir üsluptur.[75]
Cehennem Bekçisi Malik'in Adı Ve Kur'an'da Zikredilen Büyük Meleklerin Görevleri
Müfessirlcr, Malik'in meleklerin büyüklerinden olduğunda müttefiktirler. Bazı ha-390 dişlere dayanarak onun ateş bekçisi olduğunu söylerler. Sözün içeriği de bunu ifade eder. İsmi ilk defa ve tek olarak, Kur'an'da geçer. Gafir sûresinde, cehennem için bekçiler olduğunu ifade eden ayetler vardır. 49. ayette "Ateştekiler, cehennemin bekçilerine de-düer ki "Rabbinize dua edin de hiç değilse bir gün, bizden azabı biraz hafifletsin!" Müddcssir sûresi (27-31) ayetleri ondokuz melekten bahseder. "Sa'kâr'ın ne olduğunu sen nereden bileceksin? (Geride bir şey) koymaz, bırakmaz (herşeyi yakıp yok eder.) Durmadan deriler kavurur. Üzerinde ondokuz (muhafız) vardır. Biz cehennemin bekçilerini hep melekler yaptık.1' Tahrim sûresinde sayı belirtmeden zikreder. 6. ayeti "Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kedilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emre-dildikleri şeyi yapan melekler vardır". Bu durum gösteriyor ki, Malik ateş bekçilerinin başkanıdır.
Kur'an'da meleklerin büyüklerinden iki meleğin adını da zikredilir. Bakara sûresinde ki 97-98 ayetlerinde geçen Mikail ve Cibril (a)'dir. "De ki: 'Allah'm izniyle Kur'an'ı kendinden öncekini doğrulayıcı ve inananlara yol gösterici ve müjdeci olarak senin kalbine indirdiği için kim Cibril'e düşman olursa. (Evet) kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cibril'e ve Mikail'c düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır." Ve yine Tahrim sûresinin 4. ayetinde Cibril zikredilir. "Eğer ikiniz kalplerinizin sapmış olmasından dolayı Allah'a tevbe ederseniz (ne âla). Ve eğer Peygam-ber'e karşı birbirinize çıkarsanız (bilin ki) onun koruyucusu ve yardımcısı Allah, Cibriİ ve mü'minlerin sarihleridir. Ayrıca melekler de ona arkadır." Malik ve Cibril'in sadece görevleri yada bazı görevieri zikredildiğine dikkat edilmelidir. Mikail'in ise görevleri zikredilmez. Mikail (Mikal) adı Tirmizi'nin rivayet ettiği nebevi bir hadisle sabittir. "Hiçbir peygamber yok ki onunla birlikte yerden ve gökten iki veziri olmasın. Benim gök ehlinden iki vezirim ise Cibril ve Mikail'dir. Yer ehlinden iki vezirim ise Ebu Bckr ve Ömer'dir." [76]
Malik adının, anlam ve türevi bakımından Arapça olduğu açıktır. Cibril ve Mikail adlarına gelince, Arapçası sarih olmayan Cebrail ve Mikail sigalanndan Arapçaiaşmiş-tır. Meleklerin durumu ve yaptıkları işler, Allah'ın görevlerindendir, gaybî durumlardır. Kur'an'da ve sahih hadislerde onîar hakkında gelenlere iman etmek farzdır. Bu durum Peygamber (s) döneminde ve toplumunda bilinen ve konuşulan bir tutum arzedi-yor. Çünkü bize kadar ulaşan Ehli Kitab'ın kitabîannda zikredilmiştir. Kur'an ve hadiste onların zikrettiği şekilde zikredilmesi Allah ve Rasulü'nün hikmetinin gereklerindendir. Muhammedi davet ve hedefleri içinde normal akıllar onları idrak etmese de, bu bilgiler vahyin hikmeti ile bağlantılıdır. İnsanlık hayatında ve mirasında bilinen tablolar olması nedeniyle yakınlaştırma, uyumlu gösterme, misal verme amacıyla gelmesi de ihtimaldir.[77]
79- Yoksa onlar bir durumu mu planladılar[78]'? Biz de o du-rumu planlarız.
80- Yoksa onlar, gerçekten bir sır tuttuklarını ve aralarındaki gizli komplolarını[79]' İşitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve oı şeyi) yazıyorlar.
Her iki ayet bir önceki konuyu takip eder, kafirleri uyarır ve kınar. Eğer peygambe-rinhak davasına düşmanlık için plan yaptılarsa, gerekli önlemleri aldılarsa, şüphesiz Allah onlar için, önceden geçen ayetlerin de tanımladığı şiddetli azab ile bir durum planlar. Eğer Allah'ın, sır tuttuklarını ve aralarında gizli komplolarını işitmeyeceğini sanı-yoriarsa yanılıyorlar. Çünkü O'nun onlar üzerinde gözetleyicilcri vardır, her yaptıklarım yazar ve kayıl ederler.
Bu gözetleyiciler Allah'ın melekleridir. Kaf sûresinde zikredilen görevlerim daha açık bi şekilde 17. 18. ayette açıklamaktadır. "Onun sağında ve solunda oturan iki tesbit edici ve yazıcı tesbit edip yazarlarken, O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır." Az önce meleklerin işleri, Allah için hizmetleri ve yaptıkları görevleri hakkında Kur'an'da ve sahih hadiste zikredilenle yetinip onlara iman etmenin farz olduğunu söylemiştik. Burada, ayetlerin hedefi ya da görünen hedeflerinin dinleyenleri korkutmayı onları Allah'a takva yoluna, gazab ve azabından korkmaya yönelmek, olduğuna dikkat çekmek istedik.[80]
81- De kî: "Eğer Rahman (olan Allah)ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum.
82- Göklerin ve yerin Rabb'i, Arş'ın Rabb'i onların nite-lendirmelerinden münezzehtir.
83- Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.
84- Göklerde ilah olan ve yerde İlah olan O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir.
85- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü kendisine ait olan (Allah) ne yücedir. (Kıyametin kopacağı) saati bilmek de O'nun kalındadır ve siz O'na döndürüleceksiniz.
Ayetlerde Şu Noktalar Belirgindir:
1- Peygambere, kafirlere şöyle demesi emredilir: Allah'ın bir çocuğu olduğuna dair iddianıza devam ederseniz, ben hâlâ onu inkâr ediyor ve ilan ediyorum ki, eğer bu iddianız doğru olsaydı, ona ibadet edenlerin ilki ben olurdum. O sizin tapındıklannızdan beri ve münezzeh olandır. Yerlerin, göklerin ve arşın Rabbi O'dur. O'nun rububiyeti, mutlak ve kapsamlı olması, kafirlerin iddialarının tümünü boşa çıkarmaktadır.
2- Peygamber'e boş konuşmaları, eğlence, oyun ve abes işlerle vakitlerini geçirmeleri için onları serbest bırakması ve terketmesi başka bir emirle bildirilir. Ta ki vaadedi-len günde korkunç sona ulaşsınlar; böylece Rasul onlarla kendini meşgul etmesin, Allah onlara yeterlidir. O, Allah'ın gökte de yerde de ilah olduğunu ilan etmeye devam etmelidir. İlmi ile her şeyi kuşatmıştır. Hiçbir şey hikmeti ve hükmü dışında gelişmeyen Ha-kim'dir. Göklerde ve yerde, içinde olanların mülkü O'nundur. Onların dönüşünü ve sonlarını, Kıyamet saatinin vaktini sadece bilen O'dur.
Ayetler, kafir ve müşriklerin akidelerini sözkonusu eden siyakla bağlantılıdır. Kafirlerin inatç! tavırları vurgulanırken, Peygamber için teselli ve sebat yolu gösterilir.
Bazı müfessirler, ilk ayetin tartışmayı kayıt etmek istediğini belirtirler. Bununla şunu demek isterler: Eğer Allah için bir çocuk nispet etmek doğru olsaydı, Allah hakkında sabit ve doğru olan herşeyde tasdik edenlerin, boyun eğenlerin ilki ben olurdum. Bazilan ise "âbidin" kavramının anlamı "inkâr edenler ve reddedenlerdir" demektedir[81].
Ayetler için yaptığımız açıklamalar, Cumhurul-Müfessirin'in görüşlerini belirtmektedir[82]. Doğru olmasını temenni ederiz.[83]
86- O'ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler, şefaat yetkisine sahip değillerdir. Ancak bilerek Hakka şahitlik edenler (bildiklerini doğru anlatanlar) bunun dışındadır.
87- Andolsun onlara, "kendilerini kim yarattı?" diye sorarsan, elbette "Aliah" derler. O halde naşı! (haktan) çevriliyorlar.
İlk ayette, müşriklerin Allah'tan başka çağırdıkları (tanrılarının) Allah'ın katında onlara şefaat edemeyeceklerini, ancak hakka iman eden ve onunla amel edenlerin müstesna olduğunu açıkça belirtir. Eğer müşriklere fırsat bulup; kendilerini kim yarattı? diye sorulduğu zaman elbette ki Allah'tır demeleri ile çelişkili tavırlarını kınar. O'ndan yüz çevirilişlerini kınayan ve inkâr eden bir soru yöneltir. Bu durumu O'na yöneltmek, O'na başkalarını ortak koşmaktır.
Kafir ve müşriklerin sözkonusu edilmesi bu ayetlerle önceki ayetlerin bağlantılı olduğunu belirtir. Onların, Allah'ın kızları olduğunu iddia ettikleri meleklerden şefaat beklemeleri, Allah'la birlikte ortaklar koşulanları çağırmaları hakkındaki hadisle de bağlantılıdır. Geçen ayetlerde, Peygambere bu iddiayı reddederek ilan etmesi emredilmişti.
İlk ayet, meleklerin şefaatini uman müşriklerin ümitlerinin boşa çıkmasını amaçlar. Melekler şefaat edemezler ancak hakkıyle amel eden mü'minler müstesna. Müşriklerin akılsızlığını vurgulayarak içinde bulundukları durumdan vazgeçmelerini amaçlar.[84]
88- Ve Elçinin: "Ya Rab, bunlar inanmayan bir kavimdir."demesini de (Allah biliyor).
89- Şimdi sen "aldırış etmeksizin onlardan yüz çevir ve"selam" de. Artık onlar bileceklerdir.
"Kîlihi" kavramında tahrici ve atfının mahalli hakkında değişik sözler bulunmaktadır. Kafirlerin inatçılığı karşısında ve iman etmelerinden ümidini kesen Peygam-ber(s)'in acı duymasından sadır olan sözünü hikaye ettiği görülmektedir.
İkinci ayette, buna aldırmamasını, onlardan yüz çevirmesini, barış ilan edip, insanları kendi hallerine bırakmasını emreder. Onlar, kimin hak üzere, kimin de batıl üzerine olduğunu öğreneceklerdir.
İki.ayet ile ondan önceki ayetler arasında ilişki vardır. Çünkü kafir ve müşrikler bu iki ayetin de konusudur. İkinci ayetin son cümlesi, Pcygamber'e güven vermeyi, yüceltmeyi ve nefsine güvenmeyi içerir. Onları bağışlama emri, insanlara barış ilanını sevecen, güzel üslubla pekiştirmeyi amaçlar. Peygamber'in görevi, Allah'a ve güzel ahlâka davet etmek, sonra insanları serbest bırakmaktır. Onlar, zorlama, düşmanlık, kin ve tahakküm olmaksızın seçimlerini yapsınlar. İşte bu ona ve ona iman edenler için geçerlidir. Ona, davet ettiğinin hak ve hidayet olduğuna güven duymaktır. Şüphesiz hakikat, insanlara açıkça gösterilecektir. Kur'an'da bunun itirafları değişik üslublarla çok tekrarlanır. Bu gerçekten ortaya çıkar. Kur'an'in mu'cizesi Allah'ın dinine insanların bölük bölük girmesiyle gerçekleşir. Ayetlerin hikaye ettiği, Peygamber'i üzüntü, acı ve kedere boğduran, düşmanca ve inatçı tavırlarıyla karşısında duran Mekke halkının çoğu da daha sonra müslüman olanların arasına katılmıştı.
"Aldırış etmeksizin onlardan yüz çevir ve 'selam' de!" cümlesinin bulunduğu yerde söylediklerimize ek olarak şunları da ekleyebiliriz.
Buradaki emir Peygambcr'e yöneliktir. Risaletİ ile inkarcıları bağışlaması, onlara selam getirdiğini belirtmesi istenir. En'am sûresinin 54. ayeti de ona iman eden fakir müslümaniara "Selamun aleyhim" demesini emreder. Cennet ehlinin aralarında ilk başlama sözcükleri selam olduğunu belirten birçok ayet vardır. Bundan Yunus sûresi 10. ayeti ve İbrahim sûresi 23. ayeti de "Orada birbirlerine olan dirlik temennileri: "Se-lam'dır" da (Nahl, 32; Zümer, 73; Ra'd 24), ahirette mü'minleri karşılayan meleklerin ilk sözleri "selam" dır, şeklinde ifade edilir. Müslümanların girdikleri evlerin ehline selam vermelerini emreder. "Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin" (Nur, 61). Saffat sûresinin 109 ve 130 ayetlerinde Allah tarafından peygamberlere yöneltilen bir selam vardır.
Selam, emniyet ve husumetin zıttı, güven, saygı ve sevgi ile yakınlaşma anlamlarını taşır. Rivayet edilen değişik nebevi hadisler selam vermeye ve âdabına uymaya teşvik etmektedir. Ebu Davud, Tinnizi, Müslim'in Ebu Hureyre'den rivayet ettikleri bir hadiste Peygamberimiz (s) şöyle buyurur: ''Nefsimin kaderi elinde olana andoisun ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Size bir durumu göstereyim mi? Eğer onu yaparsanız birbirinizi seversiniz. Bu da, aranızda selamlaşmayı yaygın hale getirmenizdir."[85] Ebu Davud'un Ebu Hureye'den rivayet ettiği hadiste de Peygamber (s) buyurdu ki: "Rahman'a ibadet edin, yemek yedirin, selamı yaygın-laştırın cennete girersiniz."[86] Tirmizi'nin Cabir'den rivayet etliği hadiste Peygamber (s) şöyle der: "Konuşmadan önce selam verin" ve "Bir kimseyi yemeğe çağırmayın; tâ ki, selam versin"[87]. Buhari ve Müslim'in, Ebu Hüreyre'den rivayet ettikleri hadisle Peygamber (s) buyurur: "Binen kimse yürüyene, yürüyen, oturana, az çok olana selam versin."[88]* Tilmizi Enes'ten rivayet ettiği hadiste de Pcygambcr(s) ona der ki: "Eğer ailene girersen selam ver. Sana ve ev halkına bereket gelir."[89] Buhari ve Müslim'in Enes'len "O Peygamber (s) ile birlikte yürüyordu. Çocukların yanında geçerken onlara selam verirdi" derıs. Tirmizi ve Ebu Davud Esma bintu Yczid'den rivayet ettikleri hadiste der ki: "'Peygamber (s) bir gün mescide yanımıza uğradı. Bir grup kadın oturuyordu. Elini kaldırarak selam verdi[90]." Tirmizi Ebi Cerri'den rivayet ettiği hadiste "Peygamber (s) bir gün mescidde yanımıza uğradı. Bir grup kadın oturuyordu. Elini kaldırarak selam verdi." Tirmizi Ebi Cerri'den rivayet eitiği hadisle Peygamber (s) buyurur: "Müslüman kardeşi ile karşılaşan biri, es-selamun aleykum ve rahmetullah desin". Buhari, Usaitıe bin Yc-zid'den rivayet ettiği hadisle "Peygamber (s) bir meclise uğradı, yahudi ve müslümanJa-nn karışık olduğu bir topluluk olmasına rağmen selam verdi." Bütün bunlardan da anlaşılıyor ki selam, müslümanlar için güzel bir telkindir. İnsanların değişik sınıflarıyla olan ilişkilerinde, karşılaşmalarında selam vermeyi şiar edinmeleri gerekir. Peygamber'in hayatından beri müslümanlarda belirgin bir durum olan insanlara seîam vermek güzel adellerdcn biri oldu.
Bunlara rağmen sûre girişten sonra müşriklerin meleklerin Allah'ın kızları olduğuna dair inançlarını kınamayla başlar, aynısı ile de bitirir. İşte başlangıç ile sonu arasıdaki irtibat böyle biler. Bu da nüzulundaki vahdete, fasılların birbirlerine bağlantısına delalet eder.[91]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/359.
[2] Efenedribû ankûmu'z-zikra safhan en kuntum kavmen müsrifin Siz, inatta ve kibirde haddi aşan kimseler oldunuz diye, size hatırlatmaktan vaz mı geçelim?
[3] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/360.
[4] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/361-362.
[5] Mehden Yerleşme. Düz, engebesiz.
[6] Subûlen Yollar.
[7] Bi kaderin Bir hesapla, bir ölçüyle
[8] Enşernâ Çıkardık. Burada "dirilttik, hayat verdik" anlamındadır.
[9] el-Ezvâcü Yaratıkların türlerinden, sınıflarından ve cinslerinden kinayedir.
[10] Vemâ künnâ lehü mukinîn Onları bizim emrimize vermeye güç yetiremezdik.
[11] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/363.
[12] Ce'alû lehû miti ihadihi cüz'eri Allah'a çocuklar nisbct etmelerinden kinayedir. Şöyleki çocuklar, babanın yanında bir cüzdür.
[13] Esfâküm bi'l-benin Oğuİlan siz tahsis ettiniz, onları kendinize seçtiniz.
[14] Bimâ darebe lir-rahmani meselen Rahman için eş ve benzer kılmak.
[15] Kezîm Şiddetine rağmen Öfkesini yutan.
[16] Yüneşşeü fi'l-hilyeti .... Kadının süslendiği şey. Cümlenin anlamı: Süs için yetiştirilen. Bu, yüzü güzelleştirmek için kadının yaptığı bir durumdur. Bu cümleden maksat, müşriklerin ayıplarını ortaya koymaktır. Çünkü onlar, hayatlarının eğlence ve süs hanelerinde yer eden kadınları Allah'a eşler koştular.
[17] Fi'l-hisami gayrü mübîn Çalışmada ve tartışmada
[18] Eşehidû halkahüm Allah'ın kendileri yarattığı zamanda, onlar hazır mı idiler?
[19] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/365.
[20] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/365-366.
[21] Ma ahednâhüm Zamir, meleklere racidir, ona gider.
[22] Yehrusûn Sanıyorlar, tahmin ediyorlar veya vehme kapılıyorlar.
[23] Min kahlihi Zamir. Kur'an iafzma racidir, ona gider.
[24] Ümmetin Burada "millet, ya da yol anlamında kullanılmıştır.
[25] Bkz, Keşşaf Tefsiri'nin c. 3, s. 414, Mustafa Muhammed baskısı.
[26] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/366-368.
[27] Mütrefuha Liderleri, ileri gelenleri. Bol nimetlerin şımarttığı, refah ve bolluk içinde azgınlaşan kimseler. Bu vasıf, kınama ve yerme makamında gelmiştir.
[28] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/368-369.
[29] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/369.
[30] Ahbihi Soy ve zürriyetinden kinayedir.
[31] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/370.
[32] el-Karyeteyn Mekke ve Taif şehirlerinden kinayedir.
[33] Suhriyyen "et-Teshîr ve es-Sihretü" kelimelerinden gelmektedir. Uygun ve iyi hüküm vermek için hizmete girme.
[34] Bkz. Enfal sûresi 21. ayetinin Taberi, !bn Kesir ve Tabresi tefsirlerine bak.
[35] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/371-372.
[36] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/372-373.
[37] Me'âricûn Üzerinde yükselebilmek için konulan dereceler ve basamaklar. Merdiven
[38] Zührüfen Bazı müfessir ve dilcilere göre, bu kelime altın anlamına gelir.
[39] Lemmâ Burada istisna edatı anlamındadır.
[40] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/373-374.
[41] Ye’şü Kör olur veya görmez. Bu ibare, Allah'ın zikrinden ve davetinden yüz çevirmek ve ona karşı ilimsiz davranmaktan kinayedir.
[42] Nukayyid'Düzenleriz, hazırlarız, kılarız.
[43] Karînün Devamlı olup ayrılmayan.
[44] Keşşaf Tefsiri.
[45] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/375.
[46] Ve innehu le zikrûn leke velikavmike Şüphesiz bunda senin ve kavmin için bir şeref vardır. Ya da şüphesiz bundan senin ve kavmin için bir hatırlatma, öğüt vardır. Çoğunluk birinci görüşü tercih etmektedir.
[47] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/376-378.
[48] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/378.
[49] Mehinün Horiayıeı, aşağılayıcı.
[50] La yekâdü yûbinü Çoğuniuk nezdinde; Kasas, Tâhâ, Şuâra sûrclcrindeki ayetlerde açıkça zikredildiğine göre, Musa'nın dilinin ağır oluşuna işaret vardır.
[51] Felemmâ asfûnâ Bizi gazaplandırdıklan zaman.
[52] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/380.
[53] Yestddün Bağırarak, çağırarak ve sevinerek gürültü çıkarıyorlar anlamındadır. El çırpmak anlamı da vardır. Bir de "yüz çevirmek, terket-mek" anlamındadır. Her iki mânâya da ihtimal vardır. Ancak birinci mânâ daha güçlü ve ayet akışına daha uygundur.
[54] Hasimûn Kavgada ve tartışmada inatçıdırlar.
[55] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/381.
[56] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/381-383.
[57] Bkz. et-Tacu'l-Cami Li Usuli Ahadİsi'r-Rasul c. V, s. 325-326.
[58] Bkz. et-Tacu'l-Cami Li Usuli Ahadisi'r-Rasul c. V, s. 325-326.
[59] Bkz. et-Tacu'l-Cami Li Usuli Ahadisi'r-Rasul c. V, s. 325-326.
[60] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/383-384.
[61] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/385.
[62] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/385-387.
[63] Ellezine Zalemû Hak ve hidayet yolundan sapan kimseler.
[64]es-Sâ'ani Ecel
[65] el-Ehülae Halil çoğuludur. Vefa sahibi arkadaş, sırdaş, dost.
[66] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/387-388.
[67] Tuhberân el-Hubür'dan gelir. O da "sevinç"tir.
[68] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/388-389.
[69] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/389.
[70] La yiifetterü sanhûm Hafifletilmez,' ara verilmez:
[71] Mublisûn Başarmaktan ümit kesenler.
[72] Vem Zalemnâhûm Adaletin zıttıdır. Onlara haksızlık etmeyiz, zulmetmeyiz.
[73] Ke lakinne Kâmı hümüz-Zalimûn Onlar kendi nefislerine karşı suç işleyenlerdir.
[74] Mâllkün Müfessirlerin çoğunluğuna göre, meleklerden ateş koruyucularından büyüğünün ismidir. Bu aynı zamanda ayetin mefhunundan çıkmaktadır.
[75] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/390.
[76] et-Tacul-Cami li Usuli Ahadisi'r- Rasul, c. İN, s. 281.
[77] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/390-391.
[78] Ebramû Kararlaştırdı, kesinleştirdi, hükmettiler.
[79] Necvâhüm Onların eizli kapaklı komploları.
[80] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/392.
[81] Bkz. İbn Kesir, Zemahşeri Tefsirleri
[82] Bkz. Taberi, Tabresi, Hazin, İbn Kesir, Zemahşeri, Bağavi Tefsirleri.
[83] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/393-394.
[84] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/394.
[85] et-Tacc. 5, s. 223
[86] a.g.e.
[87] et-Tac c. 5, s. 224-227
[88] et-Tac c. 5, s. 224-227
[89] et-Tac c. 5, s. 224-227
[90] et-Tac c. 5, s. 224-227
[91] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/395-396.
İslami Okul Okulların En Önemlisi