Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Duhan Süresi - Kuran - 044Duhan - 1. Sayfa

DUHAN SÜRESİ 1

Giriş. 1

Meal 1

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 2

«Duhan»Dan Maksat Nedir?. 2

Meal 3

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 4

Makam-Î Kerim.. 4

Açık Belâdan Maksat 5

Tubba' Peygamber Midir?. 5

Meal 5

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 6

Zakkum Ağacı 6

Kur'an'ın Bîr Harfini Diğer Bir Harfle Değiştirmek Caiz Midir?. 6

Cennet Hurilerinden Kas De Dilen Nedir?. 7

DUHAN SÜRESİ

 

Giriş

 

Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 59 ayettir.

İbn Abbas ve îbn Zübeyr'in rivayetine göre bu sure Mekkî'dir. Hicretten önce nazil olmuştur. Bazıları «Onbeşinci ayet müstesna, surenin tümü Mekkî'dir» demişlerdir. Ed-Dani'nin ifade ettiğine göre ayetleri Kûfeliler'e göre 59, Basralılar'a göre 57, diğer sayım­lara göre ise 56'dır. Kelimeleri 346, harfleri ise 1431'dir.

Duhan Suresi'nin Zuhruf Suresi'yle olan münasebeti:

Zuhruf Suresi'nin sonu tehdid ile kapanırken, bu sure şiddet­li bir uyarı ile başlamaktadır. Zuhruf Suresi'nin sonunda Hz. Pey-garnber'in «Ey Rabbim! Onlar iman etmeyen bir kavimdir» sözü yer alırken, burada Rasûlullah'm kardeşi Hz. Musa'nın «Bu, müc­rim bir kavimdir» diye Rabbine bulunduğu talep yer almaktadır.

Bu surenin fazileti hakkında varid olan haberlerden bazıları şunlardır: Tirmizi, İbn Merduveyh, Muhammed bin Nasr ve Bey-haki, Ebu Hureyre'den Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu rivayet etmektedirler: «Kim Duhan Suresi'ni bir gecede okursa, yetmişbin melek kendisine af talebinde bulunduğu halde sabahlar.»

Aynı muhaddisler, Ebu Hureyre'den şöyle rivayet ediyorlar:

«Kim Duhan Suresi'ni cuma akşamı okursa, sabaha affedilmiş olarak çıkar.»

İbn Dureys şöyle rivayet ediyor: «Rasûlullah «Kim bir gecede Duhan Suresi'ni okursa onun geçmiş günahları affedilir» diye bu­yurmuştur.» [1]

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Hâ, Mim.

2- Apaçık Kitaba (Kur an'a) an dolsun ki,

3- Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz uyarı­cıyız.

4/6- Her hikmetli emir katımızdan bir buyruk ile o gecede ayrılır. Rabbinden bir rahmet olmak üzere biz (peygamberleri) göndericileriz. Doğrusu O (Allah) tamamıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

7/8-  Eğer gerçekten inanıyorsanız (bilin ki) o göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her varlığın Rabbidir. O'ndan başka ilâh yoktur. O diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki ecdadınızın da Rabbidir.

9- Hayır! Onlar bir şüphe içinde oynayıp durmaktadırlar.

10- (Ey Rasûlüm!)  O halde sen göğün belli bir duman ge­tireceği günü bekle.

11- Öyle bir duman ki bütün insanları sarar. Bu elem ve­rici bir azaptır.

12- (Onlar) «Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır. Çünkü biz müminleriz» derler.

13- Onlara düşünüp ibret almak nerede? Onlara açıklayan bir peygamber de gelmişti.

14- Onlar o peygamberden yüz çevirip; «Bu, kendisine öğ­retilmiş bir delidir» dediler.

15 - Muhakkak ki biz sizden bu azabı biraz kaldıracağız. Fa­kat siz (yine de) döneceksiniz.

16- O en büyük şiddetle çattığımız gün muhakkak ki biz intikamımızı alacağız.

17- Andolsun ki onlardan önce Firavun'un kavmini de im­tihan ettik. Onlara da kerim (şerefli ve kerem sahibi)  bir pey­gamber geldi.

18- (O peygamber onlara dedi ki): «Allah'ın kullarını bana bırakın. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim.» [2]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(1-18) -«Ha, Mim. Apaçık Kitab'a...» Bu Ayetlerin Tefsiri

«Mübarek gece» den maksat, İbn Abbas, Katade, İbn Cübeyr, Mücahid, İbn Zeyd ve Hasan Basri'ye göre Kadir Gecesi'dir. Tef­sir alimlerinin çoğu da böyle demişlerdir. Ayet ve hadislerin zahir­leri de bu görüşü desteklemektedir.

îkrime ve bir cemaat «Mübarek geceden maksat Şaban ayının onbeşinci gecesidir» demişlerdir. Ona «Rahmet gecesi», «Bereketli gece», «Sikke gecesi» ve «Berat gecesi» isimleri de verilmiştir. Sik-ke ve berat isimlerinin verilmesinin nedeni şudur: Haraç memuru haracı verenlerden haracı tam aldığında onlara bir berat (sikke) yazar. İşte bunun gibi Cenab-i Hak da berat ve sikkeyi mümin kul­ları için bu gecede yazmış olmaktadır.

Bu gecenin fazileti hakkında birçok rivayet vardır.

El-Bahr'da Hafız Ebubekir bin Arabi «Ecellerin bu mübarek gecede yazıldığına dair sahih olarak bir rivayet nakledümemiştir. Ecellerin bu gece neshedilmesi de sözkonusu değildir. Bu tür na­killer mânâsız rivayetlerdir. Allah hakikati daha iyi bilir» der.

Kur'an'm bu gecede inmesinin mânâsı, Levh-i Mahfuz'dan yeryüzüne en yakın olan göğe ctimleten inmesi demektir. Oradan da yirmiüç sene de peyderpey inmiştir. (İfan Cerir).

Kur'an birinci semada Beyt'ul-Mamur'da durur. Burası tam Kabe hizasındadır.

Said bin Mansur, İbrahim Nehai'den şöyle rivayet ediyor: «Kur'an cümleten Hz. Cebrail'in üzerine indi. Cebrail de onu daha sonra Rasûlullah'a getirdi.»

O mübarek gecede muhkem olan her emir tafsil edilir. Çünkü o muhkem emir meleklere gösterildikten sonra artık değişmez. Ama daha Önce Levh-i Mahfuz'da iken Cenab-ı Hak dilediğini siler, dilediğini yazar.

Cenab-ı Hak bu muhkem olan emri mübhem bırakmıştır. Bu hususta Muhammed bin Nasr, İbn Abbas'tan şöyle rivayet ediyor: Ummu'I-Kitap'tan Kadir Gecesi'nde aynı sene içinde meydana ge­len, nzık, ölüm, hayat, yağmur v.s. yazılır. Hatta falan adam, filan adam hacca gidecektir diye yazılır.

Beyhaki «Bu gece Kadir Gecesi'dir. En büyük divan getirilir. O seneden gelecek seneye kadar her şey yazılır. Allah dilediğini af­feder. Görmez misin, Cenab-ı Hak, Rabbinden gelen bir rahmet di­yor» demiştir.

Bu gecenin Beraat Gecesi olduğunu savunnanların bazıları «Bu hüküm geneldir» demişlerdir.

Haberlerin çoğunda «Sadece eceller yasılır» diye gelmektedir. îbn Cerir, Muğire bin Ahfeş'ten şöyle rivayet ediyor: Rasûl-ü Ek­rem buyurdular: «Eceller Şaban'dan Şaban'a kesinleşir, yazılır. Hatta kişi evlenir ve çocuğu dünyaya gelir. Halbuki o kişinin ismi ölüler arasında çıkmıştır.»

6. ayetin metnindeki «Rahmeten» kelimesi, bir önceki ayetin son kelimesinin (mursilîn) mefulüdür. Tenvin tazim ve tefhim ifade eder. Yani biz Babbinin katından (O'nun hikmet ve tedbirine uygun olarak) gelen büyük bir rahmeti göndericiyiz.

«Oynarlar» mânâsını ifade eden «Yel'abune» fiili dediklerini ciddi olarak demezler, ancak alayla karışık olarak konuşurlar an­lamındadır. [3]

 

«Duhan»Dan Maksat Nedir?

 

«Göğün getirdiği açık duman»6a,n maksat kıtlık ve açlıktır. Çünkü çok aç olan bir insan kendisi ile gök arasında duman gibi bir şey görür. Duman, gözün önüne perde olarak çekilen bir ka­ranlıktır. Çünkü göz zayıf düşer ve duman vardır zanneder. Bu görülene duman denilmesinin nedeni, ona bakan bir insanın onu duman sanmasından ileri gelir.

Duhan'dan kıtlık ve açlığın kastedilmesi mecazîdir. Müsebbeb zikredilerek sebep irade edilmiştir. Veya kıtlık senesinde hava kir­lenir, toz çoktur, yağmurlar azdır. Bu takdirde duman yine kıtlık­tan kinaye olur. Ebu Ubeyde dumanı kıtlıkla tefsir etmiştir. El-Kut-bî «Bu kıtlığa duman denilmesi yeryüzünün kupkuru olması, ora­dan duman gibi tozlar çıkmasındandır» demiştir.

Araplar'dan bazıları «Biz galip gelen şerri duman diye tabir ederiz» demişlerdir. Çünkü duman eziyet veren bir nesnedir ve eziyet veren her şeye duman denilebilir. Bu ayette ise kastedilen kıtlıktır.

«Gün» den maksat mutlak zaman, «Sema»dan -maksat uluv, yükseklik cihetidir. Duhan kelimesini kıtlıkla tefsir etmek Katade, Ebu'l-Aliye, Nehai, Dahhak, Mücahid ve Mukatil'den rivayet edil­miş, Ferra ve Zeccac da bu görüşü tercih etmişlerdir.

İbn Mesud'dan gelen bir rivayete göre Rasûl-ü Ekrem halkın günden kaçtığım görünce ellerini kaldırarak, «Yarab! Hz. Yusuf'a verdiğin yedi sene kıtlık zamanı gibi, bunlara da yedi sene kıtlık ver» buyurur. Böylece kıtlık onların yakalarına yapışır. Murdar etleri, derileri ve kemikleri yiyecek kadar kıtlığa duçar olurlar. Bunun üzerine Ebu Süfyan ve Mekkeliler'den bir grup Rasûl-ü Ek­rem'e gelerek: «Ey Muhammed! Sen âlemlere rahmet olarak gön­derildiğini iddia ediyorsun. Senin kavmin helak oldu. Allah'a yal­var ki bu kıtlığı kaldırsın» derler. Bunun üzerine Hz. Peygamber ellerini kaldırarak dua eder ve Cenab-ı Hak onlara yağmur gönde­rir. O yağmur yedi gün devam ettikten sonra halk yağmurun çok­luğundan şikâyet eder. Bu sefer Hz. Peygamber «Bizim etrafımıza da, sadece bizim üzerimize değil» diye duada bulunur. Bulutlar Ra­sûl-ü Ekrem'in başının üzerinden etrafa doğru kaymaya başlar. Böylece Cenab-ı Hak onların  etrafındaki halka da su gönderir.

İbn Mesud «Duhan ayeti geçti ve duhan onlara isabet eden kıt­lıktır» demiştir. Bu rivayetin zahiri, İbn Kesir'in tarihinde de yer aldığı gibi hadisenin Mekke'de olduğunu göstermektedir. Bu tak­dirde ayet Mekkî'dir.

Buhari, Mesruk'tan şöyle rivayet ediyor:

«Bir kişi Abdullah bin Mesud'a gelerek şöyle dedi: «Camide bir kişi var. Duhan'dan maksat Kıyamet'ten önce bir dumanın in­sanları kapsamasıdır. Münafık ve kâfirlerin gözlerini ve kulakları­nı dolduracak, mümin de o duman sebebiyle cüzzamlı bir kişi gibi olacaktır diyor.» Bunun üzerine İbn Mesud öfkelenerek oturdu, sonra şöyle dedi: «Sizden bir ilim bilen varsa, onu söylesin. Bilme­yen bir kimsenin «Allah daha iyi bilir» demesi de ilimdendir.»

Bunları söyledikten sonra Duhan'ı kıtlık seneleriyle tefsir ede­rek daha Önce naklettiğimiz hadisi sonuna kadar söyledi.

Bazı rivayetlere göre Ebu Süfyan hadisesi hicretten sonra ol­muştur. Hadise (duman olayı) iki defa vaki olmuş da olabilir.

İbn Ebi Hatim, Abdurrahman el-Araç'tan şöyle rivayet ediyor: «Bu duman, Mekke fethi günü olmuştur.»

El-Bahr'da «Bu ayetten maksat Mekke'nin fethedildiği gün­dür. Çünkü gökleri adeta toz perdelemişti» denilmektedir.

İbn Said A'rac Ebu Hureyre'den «Mekke'nin fethi gününde bir duman oldu» şeklinde bir rivayette bulunmuştur.

Bu yorumlara binaen, Duhan'ı Mekke ehline isabet eden kor­ku, zillet ve dehşetle de tefsir edebiliriz.

Bazılarına göre «Bugün»den maksat Kıyamet Günü, Duhan' dan maksat da o gündeki şiddet ve serdir.

«Bu (peygamber) kendisine öğretilmiş bir mecnundur»; yani «Bu peygambere Rum asıllı, Adaş isimli bir Sakifli'nin hizmetkârı olan bir kişi tarafından öğretilmiştir» dedikleri gibi bazen de «Bu peygamber mecnundur» derlerdi.

Veya bazıları «Bu öğretilmiştir», bazıları da «Mecnundur» di­yorlardı,

«Biz sizden azabı biraz kaldıracağız» ayetinde onlardan azabın az bir zaman kaldırılacağı vaadedilmektedir ki onların sözlerini yerine getiremeyeceği bilinsin. Onlar Rasûl-ü Ekrem kendileri için yağmur istediğinde, yağmur yağdıktan sonra tekrar peygamberi yalanlamaya başladılar.

«Kesinlikle siz döneceksiniz»; yani Ölümden sonra haşre gön­derileceksiniz. Veya cehennem ateşine döndürüleceksiniz.

16. ayette geçen «NebUşu» tiili şiddette yakalamak mânâsını ifade eden «Betş» mastarından gelmektedir. Yani biz onları şid­detle, betşe-i kübra ile yakaladığımız zaman, onlardan intikam ala­cağız.

İbn Mesud'a göre Betşe-i Kübra'dan maksat Bedir Günü'dür, En korkunç yakalama o günde oldu v,e Kureyş'in ileri gelenlerin­den 70 kişi Öldürüldü. Tabiin alimlerinden birçok kimse bu gö­rüşü İbn Abbas'tan da rivayet etmişlerdir.

tbn Cerir İkrime'den, o da İbn Abbas'tan şöyle rivayet etmek­tedir: «İbn Uesud, Betşe-i Kübra'dan maksat Bedir Günü'dür di­yor. Ben de Kıyamet Günü'dür diyorum.»

El-Bahr'da Katade «Bu günün Kıyamet Günü olduğunu Hasan Basri'den rivayet etmişlerdir» diyor.

«Rasulun Kerim» Hz. Musa'dır. Yani Allah'ın ve müminlerin katında mükerrem ve muazzam' olan Musa.

«Onlara: «Allah'ın kullarını bana teslim edin, onları serbest bırakın dedi.»

«Allah'ın Jcullan»ndan maksat, Firavun tarafından köleleştiril-miş bulunan İsraüoğullan'ydı. Onlara «Allah'ın kulları» denilmesi Firavun'un onları köleleştirmesinin bir zulüm olduğuna işaret eder.

Veya ayetin mânası, «Ey Allah'ın kullan! Allah'ın hakkı olan iman davetini kabul etmeyi bana teslim edin» şeklindedir. [4]

 

Meal

 

19- Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size açık bir sultan  (delil)  ile geliyorum.

20- Muhakkak ki beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbinıe sığındım.

21- Eğer (buna rağmen)  bana inanmadınızsa, ayrılın ben­den.

22- Nihayet O (Musa): «Muhakkak ki bunlar mücrim (suç­lu) bir kavimdir» diye Rabbine niyazda bulundu.

23- (Rabbi O'na)  o halde kullanım geceleyin yürüt. Çün­kü sizler takip olunacaksınız.

24- Denizi durgun ve açık olarak bırak. Çünkü onlar bo­ğulacak bir ordudur.

25- Onlar (arkalarında) nice bahçeler ve çeşmeler bırakmış­lardı.

26- Nice ekinler ve güzel konaklar...

27- İçinde zevku sefa sürdükleri nice nimetler...

28- İşte bütün bunlara başkalarını varis kıldık.

29- Gök de,  yer de onlara ağlamadı. Kendilerine  mühlet verilenlerden de olmadılar.

30- Andolsun İsrailoğulları'nı o rüsvay edici azaptan kur­tardık.

31- Firavun'dan da. Kuşkusuz ki Firavun sının aşanlardan bir zorbaydı.

32- Andolsun ki biz onları (İsrailoğulları'nı) bilerek (o dö­nemde) alemlere üstün kıldık.

33- Onlara içinde açık bir imtihan bulunan ayetler (muci­zeler) verdik.

34- Bunlar (Kureyş müşrikleri) de diyorlar ki:

35- «İlk ölümümüzden sonra bir şey yok. Biz diriltilecekler de değiliz.»

36- «Eğer doğrulardan iseniz atalarımızı geri getirin.»

37 - Onlar mı hayırlı yoksa Tubba Kavmi ve onlardan ön­cekiler mi? Biz onları helak ettik. Çünkü onlar mücrim idiler.

38- Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.

39- Biz onlan ancak hak olmak üzere (bir hikmete binaen) yarattık. Fakat onların çoğu (bunu)  bilmiyorlar. [5]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(19-39)   «Allah'a karşı ululuk taslamayîn. Çünkü ben...» Bu Ayetlerin Tefsiri

«Allah'a karşı ululuk taslamayın», yani Allah'ın vahyiyle istih­za etmek suretiyle Cenab-ı Hak'ka karşı böbürlenmeyin. «Sultaıuı Mübin»<Xen maksat açık ve vazıh deliller, mucizelerdir.

20. ayetin sonundaki «Tercumuni» fiili, vurmak veya küfret­mek suretiyle eziyet vermeyi veya öldürmeyi anlatmaktadır. Bu yorum Katade ve Cemaat'ten rivayet edilmiştir.

«O halde kullarımı geceleyin yürüt» ayetindeki «kullar>)âa,n maksat, Beni İsrail ve Kıptîler'den iman edenlerdir. Firavun ve orduları sizin peşinizden gelecekler fakat size yetişemeyecekler-dir.

24. ayetin metnindeki «rahven» kelimesi sakin demektir. Bu, Ibn Abbas'ın yorumudur. Mücahidin yorumuna göre ise açık de­mektir. Yani denizi sakin veya açık bırak. [6]

 

Makam-Î Kerim

 

«Makam-ı Kerim»den maksat güzel, şerefli yerlerdir. Nitekim Katade'den gelen rivayete göre güzel yerler, güzel meskenler de­mektir. İbn Hatim'in İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre «Minber-ler bıraktılar» demektir. Bu aynı zamanda Mücahid ve İbn Cerir' den de rivayet edilmiştir.

«Onu başka kavimlere miras verdik» demekten maksat, İsrail-oğulları'na verdik demektir. Zira Şuara Suresi'nde «İşte böylece orayı îsrailoğullan'na miras olarak verdik» denilmektedir. Bu ayetler açıkça belirtiyorlar ki İsrailoğullan Firavun helak olduk-tan sonra Mısır'a dönerek oraya hakim olmuşlardır. Bunu Hasan Basri de söylemektedir.

Bazıları da «Bu diğer kavimden maksat, İsrailoğullan'ndan başka bir millettir» demişlerdir. Yani Kıptîler'den başka, daha son­ra Mısır*ı işgal eden kavim demektir. Bu da Katade'nin yorumu­dur. Katade «Meşhur tarihlerde İsrail'in tekrar Mısır'a döndüğü yazılmamaktadır. Ayrıca hiçbir zaman Mısır'ı istilâ ettikleri de tesbit edilmemiştir» diyor. Şuara Suresi'ndeki ayeti ise «Ömür ve­rilmesi ve ömrün azaltılması bir Kitap'ta yazılıdır» (Fatır: 11) ayeti kabilindendir diye tevil etmiştir.

«Onlar için gök de yer de ağlamadı» ifadesi onların helakine ve varlığına önem verilmediği anlamından kinayedir.

Beyhaki, îbn Abbas'tan şöyle rivayet ediyor: «Yer kırk sabah mümin için ağlar» dedikten sonra mezkûr ayeti okudu.»

Bazıları «Ayette muzaf mukadderdir» demişlerdir. Yani gök­lerin sakinleri olan melekler ile yerin sakinleri olan müminler, onlar için ağlamazlar. Belki onların helâkiyle sevinirler.

«Munzarin kelimesinin mânâsı, onlara başka bir vakte (veya Kıyamet'e) kadar mühlet verilmedi, azapları dünyada hemen tat­bik edildi demektir.

«Rezil edici azap»taxı maksat, îsrailoğulları'mn köle edinilme­si, erkek çocuklarının öldürülmesi, kız çocuklarının da diri bıra­kılmasıdır.

«Andolsun, biz onları bilerek âlemlere üstün kıldık» ayetinde-ki âlemlerden maksat, İsrailoğullan'nın zamanındaki alemlerdir. Çünkü Cenab-ı Hak bu ümmet için «Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz» demiştir. Bu yorum Katade'nindir.

İsrailoğulları'na verilen ayetlerden maksat, Firavun'dan kur­tulmaları, denizin onlar için açılması, bulutun başlarında gölge olması, kudret helvasıyla bıldırcın kuşlannın onlara inmesi gibi mucizelerdir. O vakit buradaki hitap îsrailoğullan'nadir.

Bazıları «Bu mucizelerden maksat, asa ile Hz. Musa'nın bem­beyaz kesilen elidir. O zaman hitap Firavun kavminedir», bazılan da «Bu ayetlerden maksat, onları alıkoyan şer ile onlara emredilen nayrdır» demiştir. O zaman da hitap hem İsrailoğulları'na hem de Firavun'un kavminedir. [7]

 

Açık Belâdan Maksat

 

«Açık belâ» dan maksat, zahir nimettir. Bunu Hasan Basri ve Katade söylemiştir. Ferra ise açık belâyı «Şiddetli azap» şeklinde tefsir etmiştir. Veya «Açık belâdan maksat, mümini kâfirden ayırt edecek bir denemedir» (Bu görüşü Abdurrahman bin Zeyd ileri sürmüştür).

Kureyşliler haşre inanmıyorlar ve «Eğer hasrın olduğunu id-dia ediyorsanız atalarımızı geri getirin» diyorlardı. Bu sözü Ku­reyşliler içinde Ebu Cehil söylemiş ve, «Ey Muhammed! Eğer sen sözünde doğru isen bizim atalarımızdan iki kişiyi dirilt. Onlardan biri de Kvsay bin Kilab olsun.   Çünkü o   doğru bir kişiydi.   Ona  Ölümden sonraki ahvali soralım» demiştir.

 Ebu   Cehil'den gelen bu söz, şüphelerin  en  zayıflanndandır. Çünkü iade, ancak cezayı tatbik içindir, teklif için değil. Sanki o şöyle diyordu: Eğer onların ceza için iade edilmesi iddiasında doğ- ru iseniz, onları teklif için iade edin.

«Fa'tu» emri ya tazim ve tekid içindir ve sadece Rasûl-ü Ek­rem'edir; nitekim «Yarab! Beni döndürünüz» ayetindeki çoğul hi­tap da böyledir. Veya hem Rasûl-ü Ekrem'e hem de onun etbama-dır.

37. ayetteki «Hayr» kelimesi kuvvet demektir. Yani onlar mı kuvvetlidirler yoksa Tubba Kavmi mi? Yani onlar kuvvet bakı­mından Tubba Kavmi'nin en azı bile olamazlar. Onlar azaba müs-

tehak olup helak edildiklerine göre bunlar da helak olacaklar­dır.

Tubba'dan maksat bir kişi değildir. Yemen krallarına bu isim verilirdi. Tubba, kralın lâkabıdır. Nasıl halife kelimesi müslüman-ların başındaki zatın, Kisra Farslar'ın, Kayser Rumlar'm, Hakan Türkler'in krallarına verilen lakaplar ise, bu da onlara verilen bir lakaptır.

Ebu Ubeyde «Yemen krallarına Tubba denilmesi birbirlerine tabi olmalarındandır», Cevheri de «Tubba gölge mânâsına da ge­lir» demektedirler. Bazıları «Tubba kuşlardan bir nev'dir» demiş­tir. Şuheyli «Yemen şehrine ve Hadramut'a sahip olan her krala Tubba denilir» der. Sadece Yemen'e sahip olan bir krala Tubba denilmez  (Mesudi bu görüşü tefsirinde zikretmektedir).

Ayetlerden anlaşıldığına göre burada Tubba Kavmi'nden bu üç Tubba'dan bin"  kastedilmektedir. Araplar onu bu isimle tanıyorlardı. Bunun için Hz. Peygamber «Tubba lânetlik midir, değil mi­dir bilmiyorum» buyurmuştur. Ayrıca rivayet edildiğine göre «Sa­kın Tubba'ya küfretmeyin, O mümin idi» demiştir. İşte bu hadis Tubba'mn bilinen bir kral olduğunu bildiriyor. Allah daha iyi bi­lir. [8]

 

Tubba' Peygamber Midir?

 

Tubba'mn peygamber mi kral mı olduğu hususunda ihtilâf vardır. İbn Abbas «O bir peygamberdi» der. Kâb ise şöyle der: «Tubba Yemen krallarından biriydi. Onun kavmi kâhinlerdendi. Onlarla beraber ehli kitaptan bir kavim vardı. Ve iki gruba (kâ­hinlere ve ehli kitaba) da birer kurban kesmelerini emretti. Onlar da kestiler. Ehli kitabın kurbanı kabul edilince, onlar da müslü-man oldular.»

Aişe validemiz «Sakın Tubba'ya küfretmeyin. Kesinlikle o sa-Uh bir kişidir» derdi. Katade «Tubba, Himyerli bir kişidir. Ordu­larıyla Hire'yi geçerek Semerkand'a vardı. Orayı yıktı» demiştir, (Maverdi).

Salebi'nin Katade'den rivayet ettiğine göre, o zat Himyerli Tubba'dır.

Kâb diyor ki: «Cenab-l Hak, Tubba'mn kavmim yerdi; fakat Tubba'yı zemmetmedi. Tubba'mn kavmini Kureyş'e bir örnek ola­rak getirdi. Çünkü onların diyarları birbirlerine yakındı ve Kureyş-Uler nezdinde onlar çok Önemli kimselerdi. Allah onları ve ondan öncekileri mücrim oldukları için helak ettiğine göre Kureyş gibi zayıf bir kavmi helak etmek Allah için daha kolaydı. Yemen ehli bu ayetle daima iftihar ederlerdi. Zira Cenab-ı Hak, Tubba Kavmi' ni Kureyş'ten daha hayırlı kılmış olmaktadır.»

Bazıları «Bu kralların ilki güneşin doğuşuna tâbi olarak or­dusuyla şarka doğru gittiği için bu ismi almıştır» demişlerdir. [9]

«Onların ikisini ancak hak ile yarattık»; yani hak olan ömür­le. (Mukatil) Bazıları «Hak olan emirle» demiştir. (Kelbi ve Ha­san Basri). Bazıları ise «Hakkı ikame, Allah'ın birliğini ortaya çı­karmak, Allah'ın taatine sarılmanın gerekli olduğunu bildirmek için onları yarattı» demişlerdir. [10]

 

Meal

 

40- Kuşkusuz ki Ayırma (Kıyamet) Günü, hepsinin (hesap verme) vakitleridir.

41- O gün hiçbir dost dostuna hiçbir şeyle fayda veremez. Onlar yardım olunacak da değildirler.

42- Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimse müstesnadır. Şüp­hesiz ki Allah hakkıyla gâlibtir ve çok esirgeyicidir.

43- Kuşkusuz ki Zakkum ağacı,

44- Çok günah işleyenin yemeğidir.

45- Erimiş bakır gibi, karınlarda kaynar.

46- Tıpkı sıcak suyun kaynaması gibi.

47- (Allah zebanilere der ki:) «Onu tutun, cehennemin or­tasına sürükleyin!»

48- «Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün!»

49- (Ve ona deyin ki)  «Tat! Zira sen kendince üstündün, şerefliydin.»

50- «Bu, işte o şüphe edip durduğunuz şeydir.»

51- Korunanlar (o gün) güvenilir bir makamdadırlar.

52- Bahçelerde ve çeşme başlannda.

53- İnce ipekten ve parlak atlastan  (giysiler) giyerek kar­şılıklı otururlar.

54- Bunun gibi, biz onları iri gözlü hurilerle de evlendirmi-şizdir.

55- Orada güven içinde her meyvayı isterler.

56- Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korur.

57- (Bütün bunlar)  Rabbinden bir kerem ve ihsan olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur!

58- (Ey Rasûlüm!) Biz onu (Kur'an'ı)  senin diline kolay­laştırdık ki düşünüp ibret alsınlar.

59 - Artık sen gözetle. Kuşkusuz onlar da gözetlemektedir­ler! [11]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(40-59) «Kuşkusuz ki Ayırma (Kıyamet) Günü, hepsinin...»

Bu Ayetlerin Tefsiri

«Fasl Günü», Kıyamet Günü'dür. Bu ismi almasının nedeni o günde Cenab-ı Hak'kın imanlıları kâfirlerden ayırt etmesidir. Çün­kü Cenab-ı Hak «Kıyamet koptuğu günde, onlar birbirlerinden ayırdedilirler» buyurmuştur. Bu bakımdan «Fasl Günü» onların hepsinin ayırdedilme günüdür. Nitekim Cenab-ı Hak Nebe Sure-si'nde şöyle buyurmuştur: «Kesinlikle Fasl Günü onlara mikattir»; yani kötüyü iyiden ayırma zamanıdır. Bir grubu cennete, bir gru­bu cehenneme gider. Bu ayet tehdidin zirvesini gösteren bir ayet­tir.

«Mevla» amcaoğlu veya yardımcı demektir. Yani amcaoğlu o gün amcaoğlunu müdafaa edemez. Bir yakın diğer bir yakınını, dost dostunu müdafaa edemez. Mümin o gün yakınıdır diye kâfire yardım etmez. [12]

 

Zakkum Ağacı

 

Zakkum ağacından maksat, Cenab-ı Hak'kın cehennemde ya­rattığı ve lânetli ağaç diye isimlendirdiği ağaçtır. Ateştekiler acık­tıklarında ona başvururlar ve ondan yerler. O ağaç onların içinde sıcak su gibi kaynar. O ağaçtan onların karnına gireni Cenab-ı Hak erimiş bakıra benzetmektedir.

«Esîm» kelimesi facir demektir. Bunu Ebu Derda söylüyor. İbn Mesud da bu görüştedir. Hemam bin Haris der ki: «Ebu Der­da bir kişiye Kur'an okutuyordu. «Esim» kelimesini «Yetim» şek­linde okudu. Kişi anlamayınca Ebu Derda ona «Taam'ul-Facir» di­yerek «Esim»in mânâsına işaret etti.» [13]

 

Kur'an'ın Bîr Harfini Diğer Bir Harfle Değiştirmek Caiz Midir?

 

Ebubekir el-Enbari, İbn Mesud'tan şöyle rivayet ediyor: «İbn Mesud bir- kişiye bu ayeti Öğretiyordu. Kişi «Esim» kelimesini «Yetim» şeklinde okuyordu. Birkaç defa doğruyu tekrar etmesine rağmen o kişi' yine yanlışa devam ediyordu. İbn Mesud onun di­lini düzeltemeyeceği kanaatine varınca O'na; «Taam'ul-Facir» di­yebilir misin?» diye sordu. Kişi, «Evet, diyebilirim» deyince «O halde böyle de» dedi.»

İbn Mesud'un bu davranışı «Kur'an'm bir harfini başka bir harfle değiştirmek caizdir» diyen şaşkınlar için bir delil oluştur­maz. Çünkü İbn Mesud öğrenmek isteyen kimsenin dilini düzelt­mek ve onu doğruya çevirmek için böyle yapmıştır. Zemahşeri «İbn Mesud'un bu davranışı, bir kelime Kur'an'm başka bir keli­mesinin mânâsını eda ediyorsa, o kelimeyi onun yerine getirmenin caiz olduğuna delâlet eder» demiştir. İşte bu nedenle Ebu Hanife, Kur'an'm şartına riayet edilmek suretiyle Farsça okunmasına ce­vaz vermiştir. Şart şudur: Okuyucu mânâların tamamını kâmil bir şekilde yerine getirecek, onlardan hiçbir şeyi ihmal etmeyecektir. Alimler «Bu şart şehadet eder ki bu, icazetsiz gibi bir icazettir. Çünkü Arapça'da, hele fesahatıyla, nazmının, üslubunun güzelliğiy­le muciz olan Kur'an'da, öyle ince mânâlar, ince garazlar vardır ki ister Farsça isterse başka bir dil olsun bunları eda etmeye yetmez» derler. Ebu Hanife Farsça'yı iyi bilmiyoi iu. Dolayısıyla onun bu fetvayı vermesi »tahkikten ileri gelen bir fetva değildi. Üstelik Ali bin Caht, Ebu Yusuf'tan, o da Ebu Hanife'den rivayet ediyor ki Ebu Hanife, Kur'an Farsça okunabilir şeklindeki fetvadan döne­rek talebeleri Ebu Yusuf ile Muhammed'in görüsüne katılmıştır.

«Fa'tiluhu» fiili onu çekin, zorla götürün, sevkedin demektir. Cahim'in seva'sı tam ortasıdır. Azab'ul-Hamim'den maksat, son derece kaynamış olan suyun, onun başına dökülmesidir.

«İşte bu, o şüphe edip durduğunuz şeydir» cümlesi melekler tarafından onlara söylenmektedir. Yani bu, dünyada şüphe ettiği­niz şeyin ta kendisidir.

«Emin makam» dan maksat, fitne ve afetlerden emin olunan yer, yani muttakilerin yeridir.

«Onları Huri-iynlerle evlendirdik», yani çift kıldık. Zira cen­nette teklif yoktur ki akd (dünyadaki meşhur manâsıyla evlendir­me) sözkonusu olsun.

İbn Cerir, Mücahid'den şöyle rivayet ediyor: «Zewecna»nın mânâsı «Nikâh ettik» demektir.»

Bazı kişiler «Cennette teklif yani emir ve nehy vardır. Fakat onlar, yapmakta ve terketmekte herhangi bir zorluk çekmezler» demiştir. Fakat en meşhuru cennette teklifin olmamasıdır. Dünya­da haram olan birtakım şeyler; meselâ başkasının hanımını nikah­lamak, mahremleriyle evlenmek gibi şeyler de cennet ehlinin kal­bine dahi hutur etmediği için yapılmazlar. Çünkü Cenab-ı Hak cennet ehlinin kalbinden onlara meyletmeyi silmiştir. [14]

 

Cennet Hurilerinden Kas De Dilen Nedir?

 

«Bur» kelimesi havra kelimesinin çoğuludur ve bembeyaz mâ-nâsını ifade eder. Bu görüş, îbn Abbas ve Dahhak'tan rivayet edil­miştir. Bazıları «Gözünün karası ile beyazı çok fazla olan (yani ela gözlü) kadınlar demektir» demiştir. Bazıları da «Göz bebeği simsiyah ve etrafı bembeyaz olan kadın demektir» görüşündedir.

«Iyn» kelimesi ayn kelimesinin çoğuludur. Bu da iki gözü bü­yük demektir. Haberlerin çoğu hurilerin dünya kadınlarından ol­madığına delâlet eder.

Bazılarına göre bu hurilerden maksat dünya kadınlarıdır. On­lar cennette elâ gözlü olurlar. Bir kimsenin dünyadaki kadınlar; cennette kendisine verilir. Allah, evlenmeden ölüp giden kadınları da dilediği kişiye verebilir. Bir kişiden fazla kimselerle evlenen bir kadın eğer dünyada kocasını boşamamışsa en son kocasına veya ilk kocasına aittir. Veyahut da kocaları arasında muhayyer kılı­nır, hangisini beğenirse onun yanında durur. Kocası kâfir olarak Ölen bir kadın, cennette kimi dilerse Allah onu, ona verir. Varid olmuştur ki Firavun'un karısı Asiye cennette Rasûl-ü Ekrem'e zev­ce olacaktır,

»Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar» cümlesinin mânâ­sı hiç ölüm tatmazlar demektir. Zira geçmiş bir ölümü müstakbel­de tatmak muhaldir. Bu, muhale bağlanmak kabilindendir. Sanki şöyle denilmektedir: «Eğer daha önce tatmış oldukları Ölümün zevki müstakbelde mümkünse onlar bunu tadarlar. Bu mümkün olmadığına göre, cennette ölüm yoktur.»

Taberi «Ayet metnindeki illâ kelimesi ba'du (sonra) mânâsını ifade eder» diyor. Yani onlar birinci ölümden sonra artık cennette Ölüm tatmazlar. Fakat onlar dünyada birinci ölümü tatmışlardır.

îbn Atiyye «Bir gruba göre illâ kelimesi sıva (ondan gayri) mânâsını ifade eder» demiştir. Yani birinci ölümden başka her­hangi bir ölüm yoktur. Yani cennette ölüm bahis konusu değildir.

«Rabbinden bir lütuf olarak» bu verilenler verilmiştir. Yoksa Allah bunları vermek mecburiyetinde değildir.

«Biz onu (Kur'an'ı) senin diline kolaylaştırdık...», yani onu sen ümmi olduğun için yazmaksızm senin dilinle indirdik. Böylece hem sana hem de okuyanlara onu kolaylaştırdık. Umulur ki onlar ibret alırlar ve kötülüklerden çekinirler.

Cenab-ı Hak bu sureyi Kur'an'a ittiba hususunda teşvik ayet-leriyle bitirmiş ve Rasûl-ü Ekrem'e «Onlara karşı sana vaadedilen yardımı bekle. Kesinlikle onlar da senin ölümünü beklemektedir­ler» demiştir. Bu yorumu Nakkaş rivayet etmektedir. Bazı kim­seler «Sen sana vaadedilen yardımı, onlar da seni helak etmeyi bek­liyorlar demektir» demiştir. Bazıları da «Bekle ki Allah seninle on­lar arasında hükmetsin. Onlar ise senin başına gelecek hadiseleri bekliyorlar» demişlerdir. [15]

DUHAN SURESİ'NİN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/222.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/224.

[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/225-227.

[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/227-230.

[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/232.

[6] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/233.

[7] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/233-235.

[8] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/235-237.

[9] Kurtubî, Ahkam'ul-Kur'an, cilt: 16, sh: 145-146

[10] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/237-238.

[11] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/240.

[12] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/241.

[13] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/241-242.

[14] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/242-243.

[15] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/244-245.