Duhan Sûresi - Kuran - 044Duhan - 19. Sayfa
Onlara Ne Olmuş Ki Fir'avn İle Kavminin Başından Geçen Olaylardan İbret Almıyorlar?
Ölüm Sonrası Dirilişi İnkâr Etmeleri Ve Bu İnkârlarının Reddedilişi
Îşte Müttakilerin Kıyamet Günündeki Durumları
DUHAN SÛRESİ
İttifakla Mekki olan bu sure 57 ayettir. Kur'an'ın azametini açıklamayı, müşrikleri tehdit etmeyi, onlara Fir'avn ve kavmi ile onların nihayetlerine dair misaller vermeyi, ölüm sonrası dirilişi isbatlamayı ve bu hususta müşriklerle münakaşayı kapsamaktadır. Kıyamet gününün kafirlere ve mü'minlere özgü bazı hallerini de beyan etmekte, sonra başlangıçta olduğu gibi Kur'an'dan söz edilerek nihayete erdirilmektedir.[1]
Kur'an-ı Kerim İşte Budur
1- Hâ, mîm.
2-3- Apaçık olan Kitâbâ and olsun kî, Bizonu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, İnsanları uyarmaktayız.
4-7- Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamber göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
8- O'ndan başka Tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki babalarınızın da Rabbidir.
9- Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.
10-11- Ey Muhammedi Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
12- İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız?" derler.
13-14- Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
15- Biz sizden azabı âz bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.
16- Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.[2]
Bazı Kelimeler:
İnsanın din ve dünya işlerinde ihtiyaç duyduğu her hususu açıklayan bir beyan sahibi, Korkutan Ayırt edilir ve açıklanır. Sağlam olan ve içinde karışıklık bulunmayan. Kesin olarak inanır ve işlerden kat'i olanı istersiniz. Gayri ciddi şeylerle meşgul olup oynarlar.Bekle, Duman. Her taraftan insanları örtüp kuşatır.
Muallim, öğretmen. Kuvvet ve şiddetle yakalarız.[3]
Açıklama:
Hâ Mîm. Rabbim apaçık bir beyan sahibi olan Kur'an-ı Kerim'e yemin etti ki o kitap, hayrı çok olan mübarek bir gecede indirilmiştir.
Bu tür bir ifade, Kur'an-ı Kerim'i Cenab-ı Allah'ın yüceltip ululadığına delalet etmektedir. Çünkü yüce Allah onu mübarek bir gecede indirdiğine yemin etmektedir. Bu söz, sizin bir arkadaşınıza: "Senin üzerimdeki hakkına yemin ederim ki..." demenize benzemektedir. Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah Bakara suresinde şöyle demektedir: "Kur'an Ramazan ayında indirilmiştir", Kadr suresinde de şöyle buyurulmuştur: "Şüphesiz bizonu Kadir gecesinde indirdik". Bu surede de şöyle buyuruyor: "Biz onh mübarek bir gecede indirdik".
Bu sarih naslardan açıkça anlaşılıyor ki Kur'an'ı Kerim mübarek bir gecede yani Kadir gecesinde İndirilmiştir. Kadir gecesi, Kur'an-ı Kerim'İn indirilmiş olduğu Ramazan ayının gecelerinden biridir. Böylece Kur'anı Kerimdin bütün naslan arasında mutabakat sağlanmış olmaktadır. Ramazan ayının içinde bulunan Kadir gecesinin hangi gece olduğunun kesin olarak belirlenmeyişi-nin sebebi, insanların Ramazan'ın- otuz gecesini de ihya ederek geçirmeleri ve Kadir gecesini araştırmaları içindir.
Yüce Allah buyuruyor ki: Apaçık Kitaba andolsun ki biz bu Kur'an'ı mübarek bir gecede indirdik (bu Kadir gecesİdir. Bazı alimlerin ileri sürdükleri gibi Şaban ayının 15. gecesi olan Beraat gecesi değildir). Biz bu Kur'an'la insanları uyarıp korkutuyoruz.
Kur'an-ı Kerim Mekke ve Medine'de 23 senelik bir süre zarfında, olaylara bağlı olarak peyder pey nazil olmuştur. Bilindiği gibi onun ilk nüzulü mübarek bîr gece olan Kadir gecesinde vuku bulmuştur. Bazıları demişler ki: Kur'an-ı Kerim'İn ievh-i mahfuzdan dünya semasına inişi Kadir gecesinde olmuştur.
Bu hususta en sıhhatli bilgi elbetteki Cenab-ı Allah'ın yanındadır.
Bu ayet-i kerimede geçen bu mübarek gece, Kadir suresinde anlatılan gecenin sıfatlarına benzer sıfatlarla nitelendirilmiştir. Bununla ilgili olarak şanı yüce olan Mevla şöyle buyurmuştur: "(Bir gece ki) her hikmetli emir, onda ayırdedHir". "Yani Allah'ın sonsuz hikmetine delalet eden sağlam ve hikmetli her iş bu gecede açıklanıp karara bağlanır. Kutlu ve yüce Mevlanm yanında karara bağlanrıiş olması dolayısıyla bu muhkem ve sağlam işlerin şerefleri daha da artar. Nitekim Cenab-ı Allah'ın ilim ve tedbiri de bunu gerekli kılmıştır. Sonra Cenab-ı Allah şöyle buyurmuş: Evet biz bunları yaptık. Çünkü bizler elçiler göndericiyiz.
Cenab-ı Allah bütün fiilleri bilendir. O'nun böyle yapması, elçiler göndermesi ve bu kitabı indirmesi hakikî bir rahmettir. O, söylenen her sözü işiten, işlenen her fiili bilendir. Göklerle yerin Rabbidir. Bu ikisi arasında bulunan herşeyin sahibi ve malikidir. Kur'an-ı kerim'i indiren; yücelik, ululuk, büyüklük ve Rablık ile nitelenmiş olduğuna göre O'nun indirdiği Kur'an-ı Kerim de oldukça şerefli ve yüksek bir kitaptır. Eğer yakini istiyor ve hakikatlere ulaşmak talep ediyorsanız, bunu böyle bilin. İşin, Kur'an-ı Kerim'in anlattığı gibi olduğunu öğrenin.
Müşrikler göklerle yerin yaratıcısının Allah olduğunu itiraf ediyorlardı. Onlara şöyle deniliyordu: Peygamberlerin kendilerine gönderilmesi ve kitapların da indirilmesi herşeyi bilen ve işiten Allah tarafından bir rahmettir ki O göklerle yerin Rabbİdir. Eğer O'nun, göklerle yerin yaratıcısı olduğunu bilerek ve yakinen inanarak ikrar ediyorsanız buna iman edin.
Sonra şanı yüce Allah, onların kesin inanan kimseler olduklarını kabul etmeyip reddetti ve şöyle buyurdu: Bilakis onlar şüphe içinde oynuyorlar. Göğün apaçık bir duman getireceği günü bekle ve gözetle.
Onlar, insanları her taraftan kuşatıp örtecek bir tozun savrulacağı günü beklemekle emrolundular ki şüphesiz bu da elem verici bir azabtır. Ku-reyş bu günü dünyada görmüş müdür? Bu ifadelerde geçen tozdan maksat yoksulluk veya savaş tozudur ki, bu da Bedir gününde savrulmuştur. Yahut bundan kasıt kıyamet günü ile kafirlerin tümünü kuşatan Cehennem azabıdır. Mezkûr tozun, bu ikisinden hangisi olduğunu elbetteki Cenab-i Allah daha iyi bilir. Onlar diyecekler ki:Ey Rabbimiz! azabı üzerimizden kaldır. Çünkü bizler inanmış kimseleriz. Biz azabı onların üzerlerinden kaldırdığımız zaman bir de bakarsınız ki eski hallerine döndüler. Ve bu azabı hatırlamaz oldular. Onlar nasıl hatırlayacaklar ki?
Yine diyecekler ki: Ey Rabbimiz! Azabı üzerimizden kaldır. Çünkü biz inanmış kimseleriz. Azabı o kafirlerin Üzerinden kaldırdığımız zaman peygamberden ve O'nun apaçık mucizeleri ile ayetlerinden yüz çevirip şöyle dediler: Muhammed'e bu anlattıklarını bîr İnsan öğretiyor. Bu Kur'an-i ortaya koyması için başka bir kavim O'na yardım etti. Hatta bazıları O'nun deli olduğunu da söylediler. Bu da, mezkur ayetlerin Kureyşliler hakkında nazil olduğunu söyleyen kimselerin görüşlerini teyit etmektedir.
Biz azabı azıcık üzerlerinden kaldıracağız, ama onlar yine küfre döneceklerdir. Onlar ahde vefa etmeyen bir kavimdirler. Bilakis onlar sıkıntı ve şiddet anında Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama Cenab-ı Allah onları sıkıntıdan kurtarıp korkuyu üzerlerinden giderince yine küfürlerine ve şirk konusunda atalarını taklit etmeye dönerler.
Hatırla o günü ki, kendilerini büyük bir yakalama ile yakalarız. O günde Rabbin onları, güçlü ve muktedir bir zata yaraşırcasma hiç yumuşaklık ve rahmet göstermeden yakalayacaktır. Şüphesiz senin Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir. O'ndan intikam alması da kuvvetlidir.
Bu onlar için bir tehdittir. Hem de nasıl bir tehdit!
Görüldüğü gibi Cenab'i Allah Kur'an-ı Kerim'i bu ayetlerde birkaç hususta tazim etmektedir.
1- Cenab-i Allah Kur'an'a yemin etmiştir. Bilindiği gibi Cenab-ı Allah, yaratıklarından ancak büyük olan varlıklara yemin eder.
2- O, Kur'an-i Kerim'i mübarek bir gecede indirmiş olduğuna yemin ediyor.
3- Kur'an-i, apaçık bir Kitap olarak niteliyor.
4- Kur'an-ı Kerim'in indirilişinden maksat, insanları zulüm karanlığından çıkarıp nura ve aydınlığa ulaştırmak gayesiyle onları uyarmak ve korkutmaktır.
5- Kur'an-ı Kerim'in indirilmesi Allah'tan bir rahmet olup ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarına bağlı olarak indirilmiştir. Çünkü Cenab-ı Allah, söylenen her sözü işiten ve yapılan her işi bilendir. Göklerle yerin Rabbidir.[4]
Onlara Ne Olmuş Ki Fir'avn İle Kavminin Başından Geçen Olaylardan İbret Almıyorlar?
17- And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:
18- "Ey Allah'ın kullan! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim".
19- "Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."
20- "Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
21- "Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."
22- Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.
23- Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."
24- "Denizi sakin İken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."
25-27- Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konuklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
28- Bu böyledir; Onları başka bir millete miras bıraktık.
29- Gök ve yer onlar içîn gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.
30-31- And olsun ki, îsrailoğullarım, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
32- And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.
33- Onların, h'erbirinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.[5]
Bazı Kelimeler:
Onları imtihan ettik ve denedik.Faydalı ve övgüye değer huylan şahsında toplayan kimse. Büyüklük taslamayın. Allah'ın vahyini küçük görmeyin. Sığındım.Beni taşlar veya bana eziyet edersiniz.Benden uzak durun. Kullarımı geceleyin yürüt.Sakin. Meyva sahipleri. Bazıları bu kelimeyi şeklinde okumuşlardır.
Böyle olunca bu kelime, şımarmış ve alaycı kimseler anlamına gelir.Kendilerine süre tanınmış kimseler ve ertelenmiş olanlar.[6]
Açıklama:
Andolsun ki biz Mekke müşriklerinden önce Fir'avn kavmini iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik. Bir şey'in hakikatini öğrenmek isteyen imtihancının deneyişi gibi onları denedik. Bol rızık ve yeryüzünde hükümranlık ile onları fitneye uğratıp peygamber göndererek imtihan ettik. Kendilerine şerefli ve üstün vasıflı Musa Peygamber gönderilerek imtihana tabi tutuldular. Ey Mekkelt kafirler! Size ne olmuş ki, sizden başka kavimlerin üzerine inen belâlardan öğüt ve ibret almıyorsunuz? Ve yine size ne hal gelmiş ki doğru yola dönmüyor, Allah'ın bütün ümmetlere uyguladığı yasasının asla değişikliğe uğramayacağını bilmiyorsunuz?!
Fir'avn'ın kavmine Allah'ın peygamberi Musa geldi. O, şerefli ve üstün vasıflı bir peygamber olup Allah katında yüksek mertebe sahibi idi. Övgüye layık faydalı huyları nefsinde toplamıştı. Onlara şöyle dedi: İsrail oğullarım serbest bırakın ve benimle birlikte gönderin. Onlar üzerindeki esaret bağlarını kaldırın. Onlar sizin değil, Allah'ın kullarıdırlar. Onları köle dîye eliniz altında bulundurmanız büyük bir zulümdür.
Bazıları ise ayet-i kerimeden kastedilen mananın şu olduğunu ifade etmişlerdir: Sadıkane bir inançla iman ederek Allah'ın hukukunu bana Ödeyin ey Allah'ın kulları!
Bu ifade hem Mısırlı Kıbtîleri, hem de îsrail oğullarını hedef almaktadır. Şüphesiz ben Allah katından size gönderilen güvenilir bir elçiyim. Allah'a karşı üstünlük İddiasında bulunmamanızı ve O'na taatte büyüklük taslamamanızı sizden talep ediyorum. Çünkü ben size kuvvetli bir hüccet, apaçık bir delil ve kesin bir burhan ile gönderildim. Bütün bunlar benim doğru söylediğime delalet etmektedirler. Bana kulak verin ve bana iman edin.
"Ayetlerimiz sayesinde onlar size asla erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar üstün geleceksiniz! "[7]
Evet bu ayet-i kerimeyi indirerek Cenab-ı Allah onu koruyup insanların kendisine kötülük yapmasına engel olacağını haber vermeden önce de Musa şöyle demişti: Her hangi bir şekilde bana eziyet vermenize veya yalanlayıp taşlayarak beni recm etmenize karşı koruması için hem benim hem sizin Rab-biniz olan Allah'a sığınıp iltica ettim, (Zaten Cenab-ı Allah onu korumuş, kendisine karşı kurdukları tuzaklara düşmekten de kurtarmıştı). Size isbatladığim bu talimatlarımla delillerime karşı yine de Allah'a iman etmiyorsanız artık benden uzak durun ve beni kendi halime terk edin ki İnsanları Allah'a davet edeyim.
işte bütün Peygamberler insanların hürriyete kavuşturulmaları; nefislerine, şehvetlerine ve dünyalarına karşı özgür olmaları, ibadetlerinde serbest olmaları İçin gönderilmişlerdir. "Dinde zorlama yoktur".
Musa'yı yalanlamakta ısrar etmelerinden sonra O, Rabbine yalvararak şöyle dedi: Ey Rabbİm! Bunlar suçlu bir kavimdirler. İşi küfür ve iftiraya vardırdılar. Sen onların durumlarını daha iyi bilirsin. Bu suçlan nedeniyle hak ettikleri cezayı onlara ver.
Musa'nın bu talebine karşı Cenab-rAllah ona şu emri verdi: Kullarımı —İsrailoğuHarı ile Mısırlı Kıbtîlerden İman edenleri— gündüzleyin değil de geceleyin yürütüp götür. Onlar, Mısır'dan çıkışınız haber alındığı zaman Fir'avn ve askerleri tarafından takip edilip kovalanacak bir kavimdirler. Fir'avn ve askerleri sizi yakalayıp azaba uğratmak için peşinize düşeceklerdir.
Musa ile beraberindeki mü'minler Süveyş tarafından denizi geçip kıyıya vardıklarında Cenab-ı Allah Musa'ya, içinde yol bulunduğu veya geniş bir geçit bulunduğu için, denizi kendi haline sakin vaziyette bırakmasını emretti. İsrail oğullarına deniz yol vermiş idi. Musa, Asa'yı denize vurunca, denizden yollar açılmıştı. Karşı kıyıya vardıklarında Musa denize tekrar Asa'yı vurarak eski haline döndürmek niyetinde iken Cenab-ı Allah, ona,, denize vurmamasını, denizdeki yolları olduğu gibi bırakmasını emretmişti ki kendilerini takip etmekte olan Fir'avn ve askerleri de denizin yoluna girsinler ve denir zin ortalarına kadar gelsinler. Nitekim Fir'avn ve askerleri denizin içine girip ortalarına kadar geldiklerinde Cenab-ı Allah onları deniz suyu ile boğdu. "Denizi açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur". Kafirler kavmine ne yazık! Veyl onlara ki Mısır'da bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel makamlar, köşkler, eğlence için meclisler ferkettiler. Orada nice nimetleri geride bıraktılar. Onlar meyve sahipleri, refah ve servet sahipleri idiler. Şımarıp taşkınlık etmişler, işi hafife alıp alaycı olmuşlar. Bu nimetlerin sahiplerine şükretmez olmuşlardı.
Durum işte böyle idi. Fir'avn.ve kavmine yaptığımız muamelenin aynısını; Allah'a, ahiret gününe, peygamberine iman etmeyen zorba ve inatçı herkese tatbik ederiz. Onlar bir ümmet değil, birçok ümmetler olsalar bile kendilerine aynı muameleyi tatbik ederiz. Fir'avn ve kavminin yurtlarına başkalarını hükümran kıldık. "Başkaları" İsrail oğullan mıdır, yoksa diğer kavimler midir? Bunların kim olduklarını Allah bilir. Tarih, İsrail oğullarının Mısır'a hakim olduklarını isbat etmiyor. Fir'avn, kavmi, kavminin eşrafı ve askerleri yok edildiğinde ne göklerin, ne de yerlerin ehli onların üzerine ağlamadılar. Onlara üzülmediler. Belâya uğrayan o kavim hiçte ertelenmedi. Yaptıkları kötülüklerden dolayı Rabbinin şiddetli azabı onların üzerine hak oldu.
Biz İsrail oğullarını Mısırlıların zulmünden ve horlayıcı azaptan kurtardık. Fir'avn ve onun kötü amelinden kurtardık. Çünkü Fir'avn onlara azabın en kötüsünü tattırıyor, erkek çocuklarını kesiyor, kızlarını hayatta bırakıyordu. O üstünlük peşinde koşan, büyüklük taslayan, haddi aşan, kötülük ve fesatta pek ileri giden birisi idi. İsrail oğullarını, kendilerine Peygamber göndermekle seçip şereflendirdik. Onlardan hükümdarlar çıkardık. Din nimeti ile nimetlenmeye, Allah'ın razı olup emrettiği amelleri yapmaya devam ettikleri müddetçe onlar bunu hak etmişlerdi. Bütün aleme değil de kendi zamanlarındaki aleme üstün bir ümmet olarak onları seçtik. Kendi katımızda-kİ bilgi ve görgüye dayanarak onları seçkin bir ümmet haline getirdik. Onlar bütün alemlere değil de kendi zamanlarındaki alemlere üstün kılındılar. Çünkü Muhammed ümmeti, bütün insanlık için ortaya konulmuş en hayırlı bir ümmettir.
İsrail oğullarına, içinde kendileri için imtihan bulunan ayetler verdik: "Onları iyilikler ve kötülüklerle smadık"[8].
Ey Mekkeliler, bakınız, Cenab-ı Allah Fir'avn ve kavmine neler yaptı?! Onlar sizden daha güçlü, sizden daha zengin, sizden daha bilgili, sizden daha uygar ve evlatçada sizden daha çok idiler! Ve yine bakın ki Musa'yı, FirL avn'ın satvetinden nasıl kurtardık. Fir'avn ki güçlü, kuvvetli, ordu ve saltanat sahibi idi. Evet iyi akıbet, takva sahipleri içindir. Eninde sonunda zafer, sabreden mü'minlerindir.[9]
Ölüm Sonrası Dirilişi İnkâr Etmeleri Ve Bu İnkârlarının Reddedilişi
34-36- Doğrusu inkarcılar, "ölüm bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
37- Bunlar mı daha üstün yoksa Tübbâ milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idilr.
38- Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yarathıadık,
39- Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.
40- Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.
41- O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler,
42- Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
43-46- Doğrusu günahkarların yiyeceği Zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan erimiş maden gibidir.
47-50- "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına —azab olarak— kaynar su dökün'' denir, sonra ona: ' 'Tkd bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.[10]
Bazı Kelimeler:
Diriltilecekler. Kurtubi, Süheyli'den naklederek der ki;
Tübba'; Yemen, Şihr ve Hadramut meliklerine verilen addır. Öyle görülüyor ki, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, yukarıdaki ayet-i kerimede, Araplarca bilinen mezkûr hükümdarlardan birinden bahsetmektedir.Kıyamet günü. Kıyamet gününe bu ad verilmiştir. Çünkü o günde mü'miniyle kafiriyle, iyisiyle kötüsü ile insanlar arasında hüküm verilecektir.Bu kelime, hem efendi, hem de köle anlamında kullanılmaktadır. Aynı zamanda amca oğluna, yardımcıya, dosta ve yakm kimseye de ad olarak kullanılır. Zakkum ağacı, yani Cenab-ı Allah1 in, Cehennem dibinde bitirdiği lanetli ağaç. Günahkar.Bakır veya diğer madenlerin eriyiği. Kaynar su. Onu sürükleyin. Cehennemin ortası. (Şüphe ediyorsunuz.[11]
Önceki Ayetlerle İlişkisi:
Surenin başından beri Mekke müşriklerinden söz edilmektedir. Arada Fir'avn kıssası da anlatılmıştır. Bunda, onların küfür ve inatta ısrar ettikleri ve akıbetlerinin nice olduğu da açıkça ortaya konulmuştur ki Mekke kafirleri, kendilerinin de küfürde ısrar etme bakımından Fir'avn kavmine benzeyen bir topluluk olduklarım açıkça anlasınlar. Akibetlerinin de Fir'avn kavminin akıbeti gibi olacağını idak etsinler. Bundan sonra müşriklerle inançları hususunda münakaşa etme konusuna dönülmekte ve şöyle buyurulmaktadır: "Ama onlar, şüphe içinde oynuyorlar", "Ondan yüz çevirdiler: 'Bu, öğretil-. mistir, cinlenmişür' dediler"[12].
Açıklama:
Şu Mekke kafirleri diyorlar ki: Bizim için ilk ölümden başka bir ölüm yoktur. Biz ölüm sonrası diriltilecek değiliz.
Onlara deniliyordu ki: Daha önce bu hayatınıza mukaddem olan bir ölümle öldürüldüğünüz gibi .kendisinden sonra yeniden diriltileceğiniz bir Ölümle öldürüleceksiniz. "Rabbimiz, bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin"[13]
Onlar ölüm sonrası dirilişi red ve inkar ederek şöyle diyorlardı: Bizim için hayattan mukaddem olan bir ölüm olduğunu söylemenizi kabul ediyoruz, ama bu ölüm daha önce geçti ve ondan sonra da biz şimdi yaşıyoruz. Bizler babalarımızın sırtında iken ölü vaziyette idik. Ondan sonra bize can verilerek bu hayata geldik. Fakat bu hayattaki ecelimizin tamamlanmasından sonra artık yeniden diriltilecek değiliz. Dünya hayatından sonra bizim için başka bir hayat mevcut değildir. "Dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur"[14] dediler.
Sonra onlar ölüm sonrası dirilişi, haşir ve neşiri inkâr etmek için bazı deliller ileri sürerek şöyle dediler. Eğer bu dedikleriniz doğru İse şimdiye kadar ölmüş atalarımızı diriltin de sizin bu iddialarınızın doğru olup olmadığını kendilerine soralım!
Bu, Kur'an-ı Kerim'in reddetmeye bile değer görmediği boş şüphelerden başka bir şey değildir. Kur'an-i Kerim bu gibi insanların, dünyaları ile aldan-mış bir kavim olduklarına gizlice işarette bulunmuştur. Bunlara misal olarak Tûbba kavmini ve onlardan daha güçlü, nüfusu daha çok, yeryüzünü daha fazla imar etmiş milletleri gösterdi. Çünkü bu gurur ve aldanmışhklan, onları, dünya hayatından sonra gelecek olan ahiret alemi hakkında sağlıklı bir şekilde düşünmekten alıkoyuyordu.
Bunlar mı daha hayırlı, daha güçlü ve daha satvetlİ idiler, yoksa Yemen-, deki Tûbba' kavmi mi? Orası ekin, davar, güç ve kuvvet beldesi idi- Azgınlık edip taşkınlık yaptıkları ve Peygamberlerini inkar ettikleri için bunları helal ettik. Âd kavmi, vadide kayaları oyarak evler yapan Semûd kavmi, kazıkl; sahibi, yani yere çadır kurmak için kazik çaktıran veya insanlara zulmetme] için onları kazığa çeken Fir'avn'ın kavmi de bunlar gibi idiler. Ey Mekke hal ki! Bu gibi insanların akıbetlerine veya daha şiddetli bir akıbete uğramakta; sakının.
Onlar olum sonrası dirilişi nasıl inkâr ediyorlar? Halbuki bütün ayetlei buna tanıklık ve şahitlik etmektedirler. Şu gök İle yerler, şu kâinat, tümüylı hikmet sahibi, bilgili, her şeyden haberdar, güçlü, hükmünde adil ve yaptığı işleri yerli yerince yapan bir ilahın mevcudiyetine şahitlik etmektedirler. AlJ lah'm bu kainatı gayesiz olarak yaratmadığını isbatlamaktadırlar. Allah'ıı bütün bunları başıboş bırakmasına İmkan yoktur. Bilakis her insanı, yaptıj işten dolayı hesaba çekeceği ve saîih amellerinden dolayı sevaplandıracağı b|ı günün olması mutlak surette zaruridir. Bu kainatı yaratanın, zalim ile mazlumu, mü'min İle kafiri, itaatkar ile isyankârı eşit tutması mümkün değildin Bilakis bunlar arasında adilane hüküm vereceği bir günün bulunması zorunludur. Bu işin şaka götürür yanı yoktur. Musibetlerle kuşatılmış, ömrü kısa,, elemi çok olan bu dünya çalışma yeridir. Ceza yeri değildir. "Göğü, yeri ikisi arasındakiler! boş yere yaratmadık (bunlar bir tesadüf eseri değildir). Bu, inkâr edenlerin zannıdır"[15].
Biz yer ve göğü hak ile yarattık. Sırf hakkı izhar etmek, isyankârlarla! itaatkârlara amellerinin karşılığını vermek için yarattık. Çünkü bu, hakkı ayakta tutan en güçlü desteklerdendir. Ama insanların çoğu bilmiyorlar.
İşte burada kıyamet gününden ve o günde karşılaşılacak durumlardan bahsedilmiştir. Söze ilk olarak isyankârların karşılaşacakları korkulu durumlardan bahsederek başlanılmıştır ki onlar, bu dünyada yapmakta oldukları kötülüklerden vazgeçsinler. Şüphesiz kıyamet gününde bütün insanlar bir araya gelip hesaba çekileceklerdir. İyi ile kötü, itaatkâr İle isyankâr arasında adilce hüküm verilecektir. Bir grup Cennete, diğer bir grup çılgın alevli Cehenneme sevk olunacaktır.
"Kıyamet günü akrabalarınız ve çocuklarınız size fayda vermez (Allah) aranızı ayırır"[16].
"(Kıyamet) saat(i) koptuğu gün, o gün (inananlar ve inanmayanlar) ayrılırlar"[17].
İŞte bu, davaların halledileceği ve ihtilafların çözümleneceği hüküm günüdür. Bu günde dost, dostundan birşey savamaz. Bu günde evlat.atasına fayda veremez. Ata, evladına hiçbir yardımda bulunamaz. Bugünde mal ve evlat kişiye fayda dokunduramaz. Sımsıcak dostlar bile insana yararlı olamaz. "Ve şu günden sakının ki, kimse kimseden yana bir şey Ödeyemez, kimseden fidye kabul edilemez, hiç kimseye şefaat (aracılık, iltimas) fayda vermez. Bir taraftan yardım da görmezler"[18]
Ancak Cenab-ı Allah'ın af ve şefaat kabulü ile kendisine rahmet ettiği kimseler müstesna. Onlar yardım göreceklerdir. Cenab-ı Allah'ın rahmete nail kıldığı kimselerden başkaları azaptan kurtanlamazlar. O güçlüdür. Rahmet etmek istediği kuluna merhamet olur.
Kur'an'da lanetlenen ağaç Zakkum ağacıdır ki o, günahkârlarla İsyankârların yiyeceğidir. O, Cehennem dibinde biten bir ağaçtır. Cehennemlikler acıktığında ona seğirdirler ve ondan yerler. Sıcak suyun kaynayışı gibi o ağaç, Cehennemliklerin karınlarında kaynar. Bu yedikleri, pota gibi karınlarında kaynar. Sonra Cehennem zebanilerine denilir ki: Onlara yaklaşın ve şiddetle Cehennemin ortasına doğru sürükleyin. Sonra da işkence olsun diye tepelerine kaynar su dökün, işte tam o esnada kafire: Tad, bunu denilir.
Kendisini kınamak ve azarlamak için bu şekilde hitapta bulunulur. Çünkü o, dünyada iken kendisinin izzet ve kerem sahibi kimse olduğuna inanırdı. "Şayet Rabbime döndürülsem bile (orada) bundan daha güzel bir sonuç (daha güze! bir yer) bulurum"[19] Yine onlara denilecektir. Şu azap ve içinde bulunduğunuz şu zorlu durum, dünyada İken şüphe edip durduğunuz bir hakikattir![20]
Îşte Müttakilerin Kıyamet Günündeki Durumları
51-52- Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başkandadırlar.
53- İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.
54- Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.
55- Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.
56-57- Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
58-59- Ey Muhammedi Biz, öğüt alırlar diye, Kur'an'ı senin dilinle indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.[21]
Bazı Kelimeler:
Yer ve makam. înce, ipek atlas. Kaim ipek.Huri, beyaz tenli kadın, gözlerinin beyazı çok şiddetli tonda olan güzel kadın. Büyük ve geniş gözlü kadın. Onu kolaylaştırdık.Bekle.[22]
Önceki Âyetlerle İlişkisi:
Kafirlerin varış yerleri ve nihayetleri anlatıldıktan sonra mü'mİnlerin konuk edilecekleri yer ve onlar için hazırlanan nimetler anlatıldı. Sonra da bu sure, Kur'an'dan söz edilerek nihayete erdirildi. Nitekim başlangıcında da Kur1 an'dan söz edilmişti ki herkes, Kur'an'a uymakta kolaylık ve rahatlığın yanı-sira hayır bulunduğunu; Kur'an'dan uzaklaşmakla ise şer ve kötülük bulunduğunu bilsin.[23]
Açıklama:
Takva sahipleri güvenli makamdadırlar. O makamda kendi nefislerine şer dokunmasından emindirler. Onlar için korku yoktur ve hüzünlenmezler.
Güçlü ve merhametli olan Rabbin civarında bulunmak onlar için esenlik ve güvenlik bakımından yeterlidir. Onlar Cennetlerde ve pmarbaşlarındadırtar. Yeşil İpekten ve parlak atlastan giysiler giyerler. Kendileri ile birlikte Cennette bulunan mü'min kardeşleri ile beraber karşılıklı divanlarda oturup sohbet ederler. Allah, kalplerindeki kin ve hasedi çekip çıkarmıştır. Onlar sürekli olarak Zevk-ü sefa İçinde karşılıklı oturup sohbet ederler.
Evet, durum böyledir. Yahut kendilerini Cennete koyup mezkur nimetlerle nİmetlendirdiğimiz kimseleri İşte böyle ikramlara boğarız. Onları güzel gözlü ve beyaz tenli Hurilerle evlendiririz. Onlar sanki yakut ve mercandırlar. Çadırlarda gözlerini sırf eşlerine diken Hurilerdirler. Eşlerinden önce kendilerine ne bir jnsan, ne de bir cin dokunmuş değildir. İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?! Onlar Cennette her türlü eziyet ve musibetten emin olarak, etraflarında dolaşan hizmetçileri çağırarak onlardan her çeşit meyvaları isterler. Cennette daimi kalıcıdırlar. Orada artık asla ölümü tadmayacaklardır. Ancak dünyada iken ilk ölümü tadmışlardır. Rabbin, bildiğin nimetleri onlara bahsetmiştir. Onları, içine her facir ve günahkârın girdiği Cehennem azabından korumuştur. Kendi katından bir lütuf olarak ve ihsanda bulunarak Rabbin onlara bu nimetleri bahsetmiştir. Bu en büyük kurtuluştur ki, onlara verilen mükafattır. Başka birşey değil. Bu, Allah'ın dilediği kuluna verdiği bir lütuf ve tevfiktir.
îşte bu apaçık kitabı, Rabbin mübarek bir gecede indirmiştir ki, onun durumu, peygamberlerle birlikte kullara rahmet olarak gönderilen diğer semavi kitaplar gibidir. Ey Muhammedi Kavmini apaçık kitap ile uyar. Onu okumanı ve kavmine tebliğ etmeni sana kolaylaştırdık. "Onu (senin kalbinde) toplamak ve (sana) okutmak bize düşer. Sana Kur'an'ı okluğumuz zaman onun okunuşunu takip et. Sonra onu açıklamak bize düşer"[24]
"Andolsun biz Kur'an'ı Öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?"[25].
Ey Muhammedi O Kur'an-ı kavmine zikir olarak tilavet et ve onlara oku ki,.düşünüp Öğüt alsınlar. Öğüt alıp iman etmezlerse onların helaklerini bekle ve sana vadetmiş olduğumuz zaferi gözet. Onlar da beklesinler ve sen güçlü ve merhametli olan Allah'a tevekkül et. Şüphesiz ki Allah seninle beraber olup sâna yardım edecek ve seni insanlardan koruyacaktır. Çünkü o, herşeyi yapmaya güç yetirendir.[26]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/491.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/491-492.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/492.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/493-495.
[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/495-496.
[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/496.
[7] Kasas süresi: 35.
[8] Araf Sûresi:168.
[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/497-499.
[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/499-500.
[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/500-501.
[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/501
[13] Mü'min süresi: 11.
[14] En'am sûresi: 29.
[15] Sa'd sûresi: 27.
[16] Mümtehine sûresi: 3.
[17] Rum Sûresi: 14.
[18] Bakara Sûersi: 123.
[19] Kehf Sûresi: 36.
[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/501-503.
[21] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/503-504.
[22] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/504.
[23] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/504.
[24] Kıyamet süresi: 17-19.
[25] Kamer sûresi: 22.
[26] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/504-505.
İslami Okul Okulların En Önemlisi