Duhan Suresi - Kuran - 044Duhan - 22. Sayfa
DUHAN SURESİ
Duhan Suresi elli dokuz âyettir. Mekke'de nazil olmuştur.
Bu Sure-i Celile de diğer Mekkî sureler gibi, tevhid inancını telkin etmekte, bir AUaha iman eden ve o imanı istikametinde amel işleyen müminlere mükafaatlar, inkarcılara ise alçaltıcı cezalar verileceğini haber vermektedir.
Sure-i celile, Kur'an-ı Kerimin, mübarek bir gecede indirildiğini beyanla başlamakta ve her hikmetli işin o mübarek gecede, Allah tarafından tesbit ve tayin edildiğini beyan etmekte ve buyurulmaktadır ki: "Eğer kesin olarak idrak ediyorsanız bilin ki göklerin, yerin ve aralarındakilerin rabbi Allahtır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Dirilten ve öldüren O'dur. O, sizin de rabbiniz, geçmiş atalarınızın da rabbklir.[1]
Sure-i celilede bundan sonra Allah teala peygamberimize Göğün, insanları çepeçevre saran apaçık bir duman çıkaracağı günü beklemesini emretmekte ve burada geçen ve "Duman" diye tercüme edilen "Duhan kelimesinden dolayı sure-i celile "Duhan" adını almaktadır.
Sure-i celilede, Hz. Musa'nın, Firavun ve kavmine peygamber olarak gönderildiği bir kere daha beyan edilerek onun ibretli hadisesine dikkat çekiliyor ve bu hususta şunlar zikrediliyor: Firavun kavmini, bir Allah inancına davet etti ve Allaha karşı büyüklük taslamamalarını öğütledi. Fakat onlar bu âyetleri kabul etmediler. Bunun üzerine Hz. Musa bu suçlu kavim için beddua etti. Allanın emriyle İsrailoğullarını alarak oradan ayrıldı. Asâsnı ..vurarak denizi yardı, israiloğullan oradan geçti Firavun ve kavmi ise suda boğuldu. Böylece üzerinde yaşadıkları birçok nimetleri kaybederek yok oldular. Onlara ne gök ağladı ne de yer. Onlara mühlet de verilmedi.
Öldükten sonra, dirilmeyi inkar eden kâfirler kınanıyor ve "Sözünüzde samimi iseniz, atalarımızı getirin" diyen şaşkınlara, kendileri gibi daha önce suç işleyen kavimlerin helak edildiği haber veriliyor.
Cehennemliklerin orada yiyeceklerinin zakkum ağacı olduğu, erimiş maden gibi olan bu maddenin, cehennemliklerin kamında, suyun kaynaması gibi kaynayacağı beyan ediliyor.
Âhiret gününde, cehennemliklere "Azabı tadın" denileceği,takva sahiplerinin ise bu cennetlerde pınar başlarında olacakları ve orada ipek elbiseler içinde her türlü nimetlerden istifade edecekleri haber veriliyor. Ve sure-i celile "Ey Muhammed, öğüt alsınlar diye biz, Kur'ani senin dilinle indirerek kolaylaştırdık. Sen bekle, onlar da bekliyorlar.[2] âyetleriyle sona ermektedir.[3]
Duhan Suresinin Fazileti
Bu surenin fazileti hakkında Tilmizi şu iki hadisi rivayet etmiş ve hadislerin zayıf olduklarını beyan eden ifadeler de zikredilmiştir. Hadislerden birinde Resulullahın şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:
"Kim Duhan Hâ, mîm'ini bir gece okuyacak olursa, onun için yetmiş bin melek af diler.[4]
Diğer bir hadiste ise şöyle buyurulduğu rivayet edilmektedir:[5]
"Kim cuma gecesi, Duhan Hâ, Mîm'ini okursa o kimse affolunur."[6]
Rahman ve rahim olan Allanın adıyla.
l- Hâ,Mîm.
Huruf~i mukatta'a hakkında Bakara suresinin başında gerekli açıklamalar yapılmıştır.[7]
2-3- Apaçık olan o kitaba yemin olsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz ki biz, uyarıcılarız.
Hükümleri apaçık olan Kur'ana yemin olsun ki biz o Kur'ani, mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz ki biz, insanları uyaranlarız. Onlar için neyin zararlı neyin faydalı olduğunu bildiririz.
Ayette zikredilen ve Kur'an-i kerimin indirildiği beyan edilen "Ge-ce"den maksat, "Kadir gecesidir." Katade ve İbn-i Zeyd bu görüştedirler. Taberi de bu görüşü tercih etmiştir. Zira bu husus başka âyetlerde de belirtilmiştir. "Şüphesiz biz Kur'anı kadir gecesinde indirdik.[8]"O sayılı günler, Ramazan ayıdır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve hakkı batıldan ayırmayı açıklayan Kur'an bu ayda indirildi...[9]
İkrime ve Osman b. Muhammed b. el-Muğire ise burada zikredilen mübarek geceden maksadın "Şaban ayının yarısındaki gece olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşün zayıf bir görüş olduğu beyan edilmiştir.[10]
4-6- Her hikmetli iş, tarafımızdan emredilerek o gece tesbit ve tayin edilir. Şüphesiz biz, rabbinden bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Muhakkak Allah, herşeyi işitendir ve bilendir.
Mübarek kadir gecesi öyle bir gecedir ki, Allahın o sene içerisinde meydana gelmesini takdir ettiği her iş o gece tayin edilir. Ve levh-i mahfuzdan alınarak meleklere verilir. Bu iş, bizim katımızdan bir emirle olur. Şüphesiz ki biz katımızdan bir rahmet olarak peygamberler göndereniz. Muhammed'i de kavmine böyle gönderdik. Allah herşeyi işitendir, bilendir.
Bu âyet-i kerimenin ifadesine göre her kadir gecesinde, daha sonra gelecek olan kadir gecesine kadar meydana gelecek olan ilahi emirler ve işler tesbit ve tayin edilir. Eceller, nziklar, iyi ameller, kötü ameller hep o gecede tayin edilir. Şüphesiz ki Allah, indirdiği kitapları ve gönderdiği peygamberleri hakkında konuşan müşriklerin ve herkesin sözünü çok iyi işiten ve içlerinde gizledikleri şeyleri çok iyi bilendir.[11]
7- Eğer kesin olarak idrak ediyorsanız, bilin ki göklerin, yerin ve aralarındakilcrin rabbi o'dur.
Ey Muhammed, sana bu Kur'anı indiren ve seni, katından bir rahmet olmak üzere insanlara peygamber olarak gönderen rabbin, yedi göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan şeylerin mâlikidir. Eğer sizler, bildirdiğim şeylerin gerçeğini hakkıyla idrak edenlerdenseniz, bu böyledir. Bundan şüphe etmeyin. . Bir şeyin kesin olduğunu öğrenmek istiyorsanız bilin ki bu, size bildirdiğim gibidir.[12]
8- Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Dirilten ve öldüren O'dur. O, sîzin de rabbiniz, geçmiş atalarınızın da rabbidir.
Ey insanlar, sizin, göklerin ve yerin rabbi olan Aliahtan başka kulluk edeceğiniz hiçbir ilahınız yoktur. O halde onun dışında hiçbir şeye kulluk etmeyin. O, dilediğine hayat verir, dilediğini Öldürür. O sizin de gerçek sahibiniz, sizden önce geçen atalarınızın da rabbidir. İşte rab, sıfatlan ancak bu olandır. O halde sadece ona kulluk edin. Size herhangi bir zarar veya menfaat sağlayamayacak olan ilahlara tapmayın. ,[13]
9- Fakat kâfirler, bu kesin gerçek karşısında şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Fakat kâfirler, kendilerine anlatılan bu hususların gerçek yüzünü anlayan kişiler değillerdir. Bilakis onlar, anlatılanlar hakkında şüphe içindedirler. Ve bu şüpheleriyle bocalayıp dururlar.[14]
10-12- Ey Muhammed, göğün, insanları çepeçevre saran apaçık bir duınan çıkaracağı günü bekle. Bu can yakıcı ağır bir azaptır. İnsanlar: "Ey rabbimiz, bizden azabı kaldır. Şüphesiz biz müminleriz." derler.
Âyet-i kerimede zikredilen bu dumanın ne zaman çıktığı veya çıkacağı ve bu dumanın nasıl bir şey olduğu hakkında iki görüş zikredilmektedir. Abdullah b. Mes'ud, Mücahid ve Dehhak'tan nakledilen birinci görüşe göre bu duman, Resulullah'in, imana davetine rağmen iman etmemekte direnen Kureyşliler aleyhine beddua etmesi üzerine kıtlığa düşmelerinde, yeryüzünden göğe doğru yükselen manevi bir dumandır. Bu hususta Abdullah b. Mes'ud diyor ki: "Resu-lullah, Kureyşjilerin, kendisine karşı isyan edip direttiklerini görünce onların aleyhine, Yusufun kıtlık yıllan gibi senelerin onların da başına gelmesi için beddua etti. Bunun üzerine onlara kıtlık ve sıkıntı isabet etti. Öyle ki kemikleri yemeye başladılar. Kişi göğe doğru bakıyor, sıkıntıdan dolayı yerle gök arasını duman kaplamış gibi görüyordu. Bunun üzerine Allah teala: "Ey Muhammed, göğün, insanları çepeçevre saran apaçık duman çıkaracağı günü bekle. Bu, can yakıcı ağır bir azaptır." âyet-i kerimesini indirdi. Bunun üzerine inananlar, Re-suluüaha gelip "Ey Allanın Resulü, sen, Allahtan, Mudar kabilesi için yağmur yardırmasını dile. Zira onlar helak oldular." dediler. Resulullah "Mudar için mi? Şüpesiz ki sen çok cür1 etlisin." dedi. Sonra yağmur diledi onlara yağmur yağdı. Bunun üzerine "Şüphesiz biz (dünyada) az bir müddet de olsa sizden azabı kaldıracağız. Fakat sonunda yine inkarcılığınıza döneceksiniz.[15] âyeti nazil oldu. Müşriklere refah gelince onlar, eski hallerine döndüler. Bunun üzerine de Allah teaia "Büyük bir kuvvetle kıskıvrak yakaladığımız gün, onlara mutlaka layık oldukları cezayı vereceğiz.[16] âyetini indirdi.
Abdullah b. Mus'ud diyor ki:
"Âyette geçen 'Kıskıvrak yakalandıkları gün." Bedir günüdür.[17]
Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Hasan-ı Basrî, ebu Said el-Hudrî, Huzeyfe b. el-Yeman ve Ebu Mâlik el-Eş'arî'ye göre âyette zikredilen duman, kıyamete yakın bir zamanda gerçekleşecek olan bir kıyamet alametidir. Bu duman, kâfirleri sarhoş edecek,müminlere ise sadece bir nezle şeklinde dokunacaktır.
Huzeyfe b. Esid el-Ğifarî diyor ki:
"Resulullah (s.a.v.) bize baktı. Biz, kendi aramızda müzakere ediyorduk. Resululiah "Neyi müzakere ediyorsunuz?" diye sordu. Biz "Kıyameti anlatıyoruz." dedik. Resulullah "Siz on alâmeti görmeden kıyamet kopmayacaktır." buyurdu ve dumanı, Deccalı, Dâbbetül Arz'i, güneşin batıdan doğmasını, Merye-moğlu İsa'nın inmesini, Ye'cü, Me'cücü güneşin üç kere tutulmasını (Doğuda, batıda ve Arap yanmadasında) ve bunların sonuncusu olarak ta Yemen'den çıkacak olan ve insanları mahşere doğru sürecek bir ateşin çıkacağını zikretti." [18]Taberî bu görüşlerden birincisini tercih etmiş, burada zekredilen dumanın, Resulullah döneminde müşriklerin, kıtlık ve sıkıntıdan dolayı hissettikleri bir duman olduğunu söylemiştir. Ancak, kıyamet alameti olan dumanın, burada zikredilen dumandan başka bir duman olabileceğini de zikretmektedir.[19]
13-14- Azap kalktıktan sonra nereden öğüt alacaklar? Halbuki kendilerine apaçık delillerle peygamber gelmişti de, sonra ondan yüz çevirip ona "Eğitilmiş bir deli" demişlerdi.[20]
15- Şüphesiz biz (Dünyada) az bir müddet de olsa sizden azabı kaldıracağız. Fakat sonunda yine inkarcılığınıza döneceksiniz.
Belaya uğratılan bu müşriklerden bela kaldırıldığı zaman nasıl Öğüt alacaklar ki? Onlara, kitabımızı kentlilerine açıklayan peygamber gönderdik de onlar öğüt almadılar. Aksine, ondan yüzçev irdiler. Ve onun hakkında "Bu, eğitilmiş bir delidir." dediler. Ey müşrikler, sizden azabı kaldırdığım takdirde iman edeceğinizi söylüyorsunuz ama, ben sizden, içinde bulunduğunuz sıkıntıyı kısa bir müddet için giderecek olsam sizler, verdiğiniz sözü yerine getirmezsiniz. Bilakis daha Önceki sapıklığınıza ve azgınlığınıza dönersiniz. Böylece o azabı tekrar hak edersiniz.[21]
16- Büyük bir kuvvetle kıskıvrak yakaladığımız gün, onlara mutlaka layık oldukları cezayı vereceğiz.
Ey müşrikler, şayet sizin başınıza gelmiş olan azabı ve içinde bulunduğunuz sıkıntıyı sizden giderecek olursam, sizler de tekrar verdiğiniz sözü bozup inkarcılığınıza dönecek olursanız bu defa da ben sizi büyük bif kuvvetle kıskıvrak yakaladığım gün yakalarım ve sizleri dünyada iken cezalandırıp helak ederim. Zira bizler, intikam alınz. Layık olduğu cezayı veririz.
Allah teala, bu müşriklerden, içinde bulundukları kıtlık ve darlık sıkıntılarını kaldınnış, onlar da tekrar inkarlarına dönmüşler ve Allah teala onları dehşetli bir şekilde yakalayarak Bedir savaşında öldürtmüştür.
Müfessirler, bu âyette zikredilen "Kıskıvrak yakalamaktan neyin kasde-dildiği hakkında iki görüş zikretmişlerdir:
Abdullah b. Mes'ud, Mesruk, Mücahid, Ebul Âliye, İbn-i Abbas, Ubeyd b. Kâ'b ve Dehhak'tan nakledilen rivayete göre buradaki "Kıskıvrak yakalamak"tan maksat, Bedir gününde müşriklerin öldürülmeleridir.
İkrime, Hasan-ı Basrî ve Abdullah b. Abbas'tan nakledilen ikinci bir görüşe göre ise, buradaki "Kıskıvrak yakalamaktan maksat, Allahın, kıyamet gününde düşmanlarını cezalandırmasıdır.[22]
17- Şüphesiz biz, onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara, çok şerefli bir peygamber (Musa) gelmişti.
Ey Muhammed, senin kavminin müşriklerinden önce, Firavunun kavmi olan Kıptîleri de böylece imtihan etmiştik. Biz onlara, tarafımızdan, çok şerefli bîr peygamber olan İmran oğlu Musa'yı peygmaber olarak gönderdik.[23]
18- Ve şöyle demişti: "Allahın kullarını bana bırakın. Çünkü ben size gönderilmiş emin bir peygamberim.
*Mücahid, Katade ve İbn-i Zeyd, bu âyet-i kerimeyi mealde zikredildiği gibi izah etmişler ve bunun şu âyetin bir benzeri olduğunu söylemişlerdir. "Firavuna varın, ona deyin ki" "Şüphesiz ki biz, rabbinin peygamberleriyiz. Bizimle İsrailoğullannı salıver. Onlara işkence etme. Biz sana, rabbinden bir mucize ile geldik. Selam hidayete uyanlara olsun.[24]
Abdullah b. Abbas ise şöyle izah etmiştir: "Ey Allahın kullan, sizi davet ettiğim hakta bana uyun."[25]
19- Altaha karşı büyüklük taslamayın. Zira ben size apaçık bir mucize getiriyorum.
Yine o şerefli peygamber onlara "Ey kavim, Allaha karşı büyüklük taslamayın. Onu inkar etmeyin ve onun emirlerine karşı gelmeyin. Şüphesiz ki ben size, davetimin hak olduğunu gösteren apaçık bir delil getiriyorum. Her düşünen, bu delilin, söylediklerimin doğruluğunu gösterdiğini anlar.[26]
20- Şüphesiz beni taşlamanızdan, benim de rabbim sizin de rabbiniz olan Allaha sığınırım.
Âyette zikredilen "Taşlama"dan maksat, Abdullah b. Abbas ve Ebu Salih'e göre "dil uzatmak" yani Hz. Musa'ya "Sen sihirbazsın vb." sözler söylemektir.
Katade'ye göre, fiilen taşlar atarak taşlamaktır. Diğer bir kısım âlimlere göre ise, canını kasdetmektir. Taberi, âyet-İ kerimenin genel ifadesinin bütün bu görüşleri kapsadığını zikretmektedir.[27]
21- Eğer bana iman etmiyorsanız, benden uzaklasın."
Musa, Firavun ve kavmine karşı sözlerine devamla şöyle demiştir: "Ey kavmim, rabbimin katından sizlere getirdiğim şeylerde bana inanmıyorsanız, benden uzaklasın ve beni serbest bırakın.[28]
22- Bunun üzerine Musa, rabbinc: "Bunlar suçlu bir kavimdir." diye dua etti.
Firavunun kavmi, Musa'yı yalanlayıp ona iman etmeyerek köleîeştirmiş olukları İsrailoğullarını onunla birlikte serbest bırakmayıp bilakis onu öldürmeye girişince Musa, rabbine şöyle dua etti: "Şüphesiz ki şu Firavun ve kavmi, cani bir kavimdir. Onlar, Allaha ortak koşan ve onu inkar eden bir topluluktur."[29]
23- (Rabbi de ona şöyle demişti) "Geceleyin kullarımı yola çıkar. Sîz mutlaka (Firavun ve askerleri tarafından) takip edileceksiniz.
Musa'nın duası üzerine, rabbi ona şu cevabı vermiştir: "Mademki durum öyle, o hakle sen, sana iman eden İsrailoğullanm, geceleyin yola çıkar, şüphesiz ki sizler, Firavun ve onun kavmi olan Kiptiler tarafından takibedileceksiniz.[30]
24- (Asanı vurarak açtığın) denizi o sakin halinde bırak. Çünkü onlar boğulmaya mahkum bir ordudur."
Ey Musa, sen ve sana tabi olanlar, sizin için yanlan denizden geçtikten sonra, sen o denizi yarılmış halinde bırak. Firavunun, yarılan o denizden geçip sana kavuşacağından korkarak, denizin tekrar kapanmasını isteme. Zira, Firavun ve kavmi, yarılan denizin içine dalınca deniz, onların üzerine kapanacak ve onları boğacaktır.
Musa (a.s.) kavmi ile birlikte denizden geçince kendisi ile Firavun arasında bir engel meydana getinnesi için,asâsıyla denize vurup onun kapanmasını istemiş fakat Allah teala ona bunu yapmamasını emretmiş ve denizin aynen kalmasını istemiştir. Zira Firavun ve orduları o yanlan denize girdikten sonra deniz üzerlerine kapanarak boğulacaklardır. Ve durum böyle olmuş Firavun ve ordusu boğularak helak olmuştur.[31]
25-27- Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel makamlar ve zevk ve sefa ile içinde yaşadıkları nimetler bıraktılar.[32]
28- Böylece biz, (onlara verdiğimiz) bu nimetleri başka bir kavme miras bıraktık.
Firavun ve onun kavmi Kiptiler, Aliahın, kendilerini denizde boğarak helak etmesinden sonra geride nice bağlar bahçeler, onlann içinden akan pınarlar, ekinler, şerefli makamlar ve içinde zevkle yaşadıkları nimetleri bıraktılar.
Firavun topluluğunun geriye bıraktıkları makamların, "Şerefli makamlar" olarak zikredilmelerinin sebebi, bu makamların, kral ve idarecilerin oturdukları yüksek makamlar ve güzel yerler olmasındandır.
Allah teala, Firavun ve kavmini helak ettikten sonra onlann geride bıraktığı mal ve makamlara İsrailoğullannı mirasçı kılmıştır. Bu husus başka âyetlerde açıkça zikredilmiştir. "Hor görülen o kavmi de, mübarek kıldığımız yerin doğularına ve batılarına vârisler yaptık. Böylece sabretmelerinden dolayı, rabbinin, İsrailoğullarına olan o pek güzel vaadi yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttikleri şeyleri de yerle bir ettik." [33]"İşte böyle yaptık. Onlara, İsrailoğullanm mirasçı kıldık.[34]
29- Onlar için ne gök ağladı, ne de yer. Onlara mühlet de verilmedi.
Allahın, denizde boğmuş olduğu Firavun ve kavmi için ne gök ağladı ne de yer. Onlann cezalandırılması ertelenmedi de.
Âyet-i kerimede "Göklerin ve yerin ağlaması" bahse konu edilmektedir. Müfessirler, müminler ölünce göklerin ve yerin ağladığını, kâfirler öldüğünde ise böyle bir şeyin olmadığını zikretmişlerdir.
Said b. Cübeyr diyor ki: "Bir adam Abdullah b. Abbas'a geldi ve ona "Ey İbn-i Abbas, Allah tealanın "Onlar için ne gök ağladı ne de yer. Onlara mühlet de verilmedi." kelamı için ne dersin? Gökler ve yer bir kimse için ağlar mı?1 Abdullah b. Abbas şöyle dedi: "Evet, hiçbir yaratık yoktur ki onun gökte bir kapısı bulunmuş olmasın. Kişinin nzkı o kapıdan iner ve ameli o kapıdan yukarı çıkar. Mümin kul ölünce, amelinin yukan çıktığı ve nzkının aşağ nndığı, gökteki o kapı kapanır. Bundan dolayı gök onun için ağlar. Yeryüzünde namaz kılmış olduğu ve üzerinde Allahı zikrettiği yerini kaybedince de yeryüzü onun ıçm ağlar Firavun kavminin ise ne yeryüzünde faydalı bir eseri vardı ne de göklere yüksekelecek salih bir amelleri. Bu sebeple gökler ve yer onlann üzerine ağlamadı.
Enes b. Mâlik diyor ki:
"Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her müminin iki kapısı vardır. Birinden ameli yukan çıkar, diğerinden nzkı aşağı iner. Mümin öldüğü zaman bu iki kapı onun için ağlar. Allah tealanın şu kelamı buna işaret etmektedir. "Onlar için (kâfirler için) ne gök ağladı ne de yer. Onlara mühlet de verilmedi.
Abdullah b. Abbas, Mücahid, Said b. Cübeyr ve benzeri âlimlerden bu ağlamanın kırk gün devam ettiği rivayet edilmektedir.[35]
30-31- Şüphesiz biz, İsrailoğullarım o alçaltıcı azaptan, Firavundan kurtardık. Şüphesiz Firavun, haddi aşan azgınlardan biriydi.
Ayet-i kerimede zikredilen "Alçaltıcı azap"tan maksat Firavunun, İsrai-loğullarmın erkek çocuklarını öldürüp kadınlarını sağ bırakmasıdır. Kur'an-ı Kerimin çeşitli yerlerinde bu husus zikredilmiştir.[36]
32- Gerçekten biz, İsrailoğullarını, bilerek âlemlere üstün kıldık.
Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını, bilerek, zamanlarındaki insanların hepsinden üstün kıldık.
Ayet-i kerimede, İsrailoğullarının iman ettikleri dönemlerde, iman etmeleri sebebiyle, zamanlarında yaşayan bütün insanlardan üstün kılındıkları zikredilmiştir. Onların bu üstünlüğü, iman etmeleriyle kaimdir. İmandan ayrılanların, derece bakımından hayvanlardan bile aşağı olduktan, diğer bir âyette beyan edilmekte ve şöyle buyurulmaktadır: "Yemin olsun ki biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır ama onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır ama onlarla hakkı görmezler. Kulakları vardır ama onunla hakkı işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha da sapıktırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.[37]
33- Onlara, içinde kendilerine apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
İsraiIoğullarına verildiği beyan edilen bu mucizelerden maksat, Allahın, onları düşmanlarından kurtamıası, üzerlerini bulutlarla gölgelendirmesi, gökten kudret helvası ve bıldırcın eti indirmesi gibi çeşitli nimetler ile, bolluk ve bereketlerdir. İsraiioğulları bunlarla imtihan edilmişlerdir,[38]
34-36- Doğrusu şu kâfirler şöyle derler: "Dünyadaki ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz, tekrar dirilecek de değiliz. Sözünüzde samimi iseniz, atalarımızı diriltip getirin."
Ey Muhammed, kavminin müşrikleri,öldükten sonra dirilip hesaba çekilmeyi inkar ederek şöyle derler: "Bizim için ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Bizler öldükten sonra artık diriltilecek değiliz. Eğer sizler, Allahın, bizi öldükten sonra diriltip hesaba çekeceği sözünüzde doğru iseniz, bizden önce ölmüş olan atalarımızı getirin. Onlara, böyle bir şeyin olup olmadığını soralım da ona göre size inanalım."
Müşriklerbu sözleriyle, meseleyi saptırmak istemişlerdi. Zira, öldükten sonra dirilmek, kıyamet koptuktan sonra gerçekleşecektir. Dünya hayatı devam ederken, atalarının diriltilmesini istemeleri, onların, meseleyi saptınnak isteyiş-lerindendir.[39]
37- Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba kavmi ve ondan öncekiler mi? Biz onları helak ettik. Çünkü onlar suç işlemiş kimselerdi.
Ey Muhammed, kavminin bu müşrikleri mi güç ve kuvvet bakımından daha üstündür yoksa Tubba kavmi ve onlardan önce gelip geçen ümmetler mi? Biz onlan helak ettik. Çünkü onlar suç işlemiş kimselerdi..
Âyet-i kerimede "Tubba kavmi" zikredilmektedir. Bu kavmin, Yemen'de yaşayan "Sebe"' kavmi olduğu ve kendilerine "Himyeriler" de dendiği rivayet edilmektedir.
"Tubba" ise Himyer krallarına verilen bir isimdir. Âyette zikredilen bu "Tubba"nm kişiliği ve iktidarı hakkınnda çeşitli kıssalar zikredilmiştir. Ancak Hz. Aişe (r.anh.) ve Katade'nin, bu şahsın salih bir kimse olduğunu söyledikleri rivayet edilmektedir.
Seni b. Sa'd, Rasulullahın, bu Tubba hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Tubba'a sövmeyin. Çünkü o müsliiman olmuştu."[40]
38- Biz, gökleri, yeri ve aralarındakileri cğlcnicilcr olarak yaratmadık.[41]
39- Biz onları ancak (bir hikmete bağlı olarak) yerli yerince yarattık. Fakat çokları bunu bilmezler.[42]
Allah teala bu âyetlerle, öldükten sonra dirilmenin mutlaka meydana geleceğini beyan etmektedir. Allah teala, yaratıkları emir ve yasaklarla imtihana tabi tutmadan, boşu boşuna yaratmadığını, bilakis onları emir ve yasaklarla imtihan ettiğini, itaat edenleri mükafaatlandınp, karşı gelenleri de cezalandırdığını bildirmektedir. Fakat Allaha ortak koşanların çoğu, yaratılışın sır ve hikmetlerini bilmezler. Hayatı, sadece bu dünya hayatından ibaret sanırlar.[43]
40- Şüphesiz ki (hak ile batılı) ayırdctme günü, hepsinin bir araya geleceği gündür.
Şüphesiz ki Allanın, yaratıkları arasında, dünyada iken işlemiş oldukları ameller hakkında vereceği kesin hüküm günü, bütün insanların bir araya getirileceği gündür.[44]
41- O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmayacaktır. Onlar yardım da görmeyeceklerdir.
O gün, Allahın vereceği ceza karşısında, dostun dosta hiçbir faydası dokunmayacak, onlar birbirlerine yardım da edemeyeceklerdir.[45]
42- Ancak Allanın rahmet ettiği kimse bunun dışındadır. Şüphesiz Allah, herşeye galiptir, merhametlidir.
Kıyamet gününde, dostun dosta faydası dokunmayacak, ancak Allahın merhamet ettiği kimseler bunun dışında kalacaktır. Onlar, Allahın izniyle birbirlerine, yani dostlarına şefaatçi olacaklardır. Şüphesiz ki Allah, düşmanlarından intikam alma hususunda herşeye galiptir, kendisine itaat edenlere ise merhametlidir.[46]
43-44- Şüphesiz zakkum ağacı, günahkarların, cehennemdeki yiyecekleridir.[47]
45-46- Zakkum ağacı erimiş maden gibidir. İnsanların karnında tıpkı sıcak suyun kaynaması gibi kaynar.
Zakkum ağacı, cehennemin içinde biten ve dalları adeta şeytanın başına benzeyen bir ağaçtır. Onun meyveleri, dünyada iken, inkar suçunu işleyenlerin, cehennemdeki yemeğidir. Zakkum ağacı adeta erimiş bir maden ve tortuiaşmiş sıvı yağa benzer. Fakat o, hdehşetli bir şekilde kaynadığından, cehennemliklerin kamında sıcak sular gibi kaynayacaktır.
Ebu Said el-Hudrî'nin rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) "Zakkum ağacı, erimiş maden gibidir." âyeti hakkında (âyette geçen zakkum hakkında) şöyle . buyurmuştur:
"O, zeytin yağının tortusu gibidir. Onu içen kişi onu yüzüne yaklaştırdığında yüzünün derisi kopup onun içine düşecektir."[48]
47-48- (O gün, cehennem zebanilerine şöyle denecektir) "Bu günahkarı tutup cehennemin ortasına sürükleyin. Sonra da başının üstüne, azabını artırmak için kaynar su dökün."
Kıyamet günü, cehennemi hak eden günahkarlar için, meleklere şöyle dencektir: "Siz bu günahkarı yakalayın. Onu çekip sürükleyerek cehennemin ortasına atın. Sonra kaynar sulardan onun başına dökün. Böylece azabı daha fazla artmış olsun.
Allah teala, diğer bir âyet-i kerimede, cehennemliklerin üzerine dökülen bu kaynar suyu şöyle vasıflandırmaktadır: "İşte bunlar, rableri hakkında münakaşa eden (mümin ve kâfir) iki hasımdır. İnkar edenlere ateşten elbiseler biçilir, başlarının üstünden kaynar sular dökülür." "Onunla kannlanndakiler ve derileri eritilir." "Ayrıca onlar için, demirden topuzlar vardır." "Onlar, içine düştükleri sıkıntıdan dolayı ne zaman cehennemden çıkmak isteseler, her defasında oldukları yere döndürülürler. Onlara "yakıcı azabı tadın" denilir.[49]
49-50- O günahkâra da şöyle denecektir: "Azabı tat bakalım. Çünkü sen dünyada, çok kuvvetli ve üstün bir kimseydin. İşte bu, dünyada o şüphe ettiğiniz azaptır."
Kıyamet gününde, o cehennemlik günahkâra şöyle denecektir; "Bugün görmüş olduğun azabı tat. Zira sen, kavmin içinde şerefli ve üstün bir kimse olduğunu sanıyordun. Dünyada iken, varlığından şüphe ettiğiniz ve hakkında tartışmaya girdiğiniz azap işte budur."
Katade, bu âyetin, Ebu Cehil hakkında indiğini söylemiştir. Resululla-hin, Ebu Cehil ile karşılaşıp ona "Belaya uğrayasın belaya. Sonra kahrolasın, kahrolasın."[50]âyetlerini okuyunca Ebu Cehil: "Mekke'nin dağları arasında benden güçlü kuvvetli ve şerefli kimse yoktur." demiş ve bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuştur.[51]
51-52- Şüphesiz, takva sahipleri (her türlü korkudan) emin bir yerdedirler. Cennetlerde ve pınar başlanndadırlar.[52]
53- İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyip karşılıklı otururlar.[53]
54- İşte bu böyledir. Ayrca biz onları, iri gözlü hurilerle de evlendiririz.[54]
55- Onlar orada emniyet içinde her çeşit meyveyi isterler.[55]
56-57- Onlar orada, (dünyadaki) ilk ölümlerinden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından da korumuştur. Bunlar, rab-binin bir lütfudur. İşte kurtuluş da budur.
Şüphesiz ki dünyada iken,Allahm emirlerini tutup yasaklarından kaçınarak ondan korkanlar, âhirette güven içinde bulunacaktan bir makamda olacaklardır. Onlar o makamlarda, dünyada iken korkulan belalar, hastalıklar, yorgunluklar ve üzüntülerden emin olacaklardır. O makamlar da cennetler ve pınar başlan olacaktır. Onlar o cennette ince ve kalın ipekten elbiseler giyeceklerdir. Ve karşılıklı olarak oturacaklardır. Aynca biz onları, iri gözlü ve beyaz tenli hurilerle evlendireceğiz.Takva sahipleri, cennette arzuladıklan her türlü meyveler isteyecekler ve bu meyvelerden güven içinde olacaklardır. O meyvelerin kesileceğinden, tükeneceğinden ve kendilerine herhangi bir zarar vereceğinden korkmayacaklardır. Dünya nimetleri ise bunların aksinedir. Takva sahipleri cennette, dünyada iken birinci ölümlerinden başka bir daha ölüm tatmayacaklardtr. Rab-leri onları, katından bir lütuf olarak, yanıp tutuşan cehennem azabından koruyaçaktır. Onların, dünyada iken işledikleri günahlardan dolayı, kendilerini ceza-landırmayacaktır. İşte âhirette takva sahiplerineverdiğimiz bu nimetler, büyük kurtuluşun ta kendisidir.
Allah teala, burada, elli altıncı ayette cennetliklerin, ölümü bir daha tatmayacaklarını beyan etmektedir. Bu hususta peygamber efendimiz de bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:
"Ölüm, kıyamet gününde beyaz bir koç şeklinde getirilecek ve o zaman bir çağıncı "Ey cennetlikler" diye seslenecek, cennetlikler başlannı uzatıp bakacaklar, çağına onlara: "Siz bunu tanıyor musunuz?" diyecek. Onalrın hepsi de onu daha önce gördükleri için "Evet tanıyoruz. Bu ölümdür." diyeceklerdir. Sonra çağıncı» cehennemliklere: "Ey cehennemlikler", diye seslenecek onlar da başlarını uzatıp bakacaklar, çağıncı onlara, "Sizler bunu tanıyor musunuz?" diyecek onlar da daha önce onu gördükleri için "Evet tanıyoruz, bu ölümdür." diyeceklerdir. Sonra çağıncı "Ey cennetlikler, arük ebedilik var. Size ölüm yok. Ey cennetlikler artık ebedilik var. Size de ölüm yok." diyecektir. [56]
58- Ey Muhammcd, öğüt alsınlar diye biz, Kur'anı senin dilinle indirerek kolaylaştırdık.[57]
59- Sen bekle. Onlar da bekliyorlar.
Ey Muhammed, seni kendilerine peygamber olarak gönderdiğimiz bu müşrikler, Kur'anı düşünüp ondan öğüt alsınlar ve hakka boyun eğsinler diye Kur'anı sana, senin dilinle indirerek onu kolay bir kitap kıldık. Ey Muhammed, sen rabbinden, bu müşriklere karşı fetih ve zafer bekle. Onlar da bu zaferin kime ait olacağını, dünya ve âhirette kimin sözünün haklı olduğunu bekleyip dursunlar.[58]
[1] Duhan Suresi, âyet: 7-8.
[2] Duhan Suresi, âyet: 58-59
[3] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/349-350.
[4] Tirmizî, K.el-Faıhil el-Kur'an, bab: 8, Hadis no: 2888
[5] Tirmizî, K.el-Fadail el-Kur'an, bab: 8, Hadis no: 2889
[6] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/351.
[7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/353.
[8] Kildir Sıifıisi, 3yet: 1
[9] Rakam Suresi, âyet: 185
[10] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/353-354.
[11] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/354.
[12] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/354-355.
[13] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/355.
[14] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/355.
[15] Duh;ın Suresi, âyet: 15
[16] Duhan Suresi, âyel: 16
[17] Buhari, K.Tefsir el-Kur'an Sure: 44, bab: 2 / Müslim, K.el-Münafikîn, bab: 7, Hadis no: 2798
[18] MUslirtı K.el-Fiten, hah: 39-40, Hadis no: 2901.
[19] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/356-357.
[20] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/358.
[21] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/358.
[22] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/358-359.
[23] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/359.
[24] Tahâ Suresi, âyet: 47.
[25] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/359.
[26] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/359-360.
[27] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/360.
[28] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/360.
[29] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/360-361.
[30] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/361.
[31] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/361.
[32] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/362.
[33] A'raf Suresi, âyet: 137
[34] Şuanı Suresi âyet: 59.
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/362.
[35] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/362-363.
[36] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/364.
[37] A'raf Suresi, âyet: 179.
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/364.
[38] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/364.
[39] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/365.
[40] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/365-366.
[41] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/366.
[42] Ahmeti b. Hanbcl, Müsncd, C.5, S.340.
[43] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/366.
[44] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/367.
[45] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/367.
[46] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/367.
[47] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/368.
[48] Ahmed b. Hanhel, Müsnetl, C.3, S.71.
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/368.
[49] Hacc Suresi, âyet: 19-22.
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/368-369.
[50] Kıyamet Suresi, âyet: 34-35.
[51] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/369.
[52] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/370.
[53] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/370.
[54] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/370.
[55] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/370.
[56] Buhari, K.Tefsir el-Kur'an, Sure: 19, bab: 1 / Müslim K.el-Cenne, bab: 40, Hadis no: 2849.
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/370-371.
[57] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/371.
[58] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/372.
İslami Okul Okulların En Önemlisi