Casiye Sûresi - Kuran - 045Casiye - 19. Sayfa
Yukarıda Sayılan Hususlara Delalet Eden Bazı Ayetler
Her Yalancı Ve Günahkâr Kimseye Veyl Olsun
Allah'ın Üzerimizdeki Nimetlerinden Bazıları
İnsanların İsrail Oğulları Gibi Olmaktan Sakındırılmaları Ve Kur'an'a Uymakla Emrolunmaları
Münkirlerin Bazı Günahları Ve Bu Günahlarına Kıyamet Gününde Verilecek Ceza
CASİYE SÛRESİ
Sahih görüşe göre Mekki olup 37 ayettir. Benzerleri olan Mekki sureler gibi tevhİdden, ölüm sonrası dirilişten, peygamberlikten ve kilitli kalpleri açan diğer mes'el el erden bahseder. Allah'ın kudretine, birliğine, ölüm sonrası dirilişin mümkün oluşuna ve Kur'an'm Allah kelamı olduğunu tasdike bir delil, Allah'ın kevnİ ayetlerini açıklamaya yönelen bir sure olarak diğer surelerden temayüz eder.[1]
Yukarıda Sayılan Hususlara Delalet Eden Bazı Ayetler
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1- Hâ, Mîm.
2- Kitâb'ın indirilmesi, güçlü ve Hakîm olan Allah katmdandir,
3- Göklerde ve yerde inananlara nice dersler vardır.
4- Ey insanlar! Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında, kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.
5- Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah'ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları yönetmesinde, akîeden kimseler için dersler vardır.
6- Ey Muhammedi İşte sana gerçek olarak anlattığımız bunlar, Allah'ın varlığının delilleridir. Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar?[2]
Bazı Kelimeler:
Yayıp dağıtır. Burada rızık sebebi olan yağmur anla-minadir. Rüzgarları yönlendirmek.[3]
Açıklama:
Hâ Mîm. Bu, başkasının yanından değil de güçlü ve hikmetli olan Allah katından indirilen bir kitaptır. Şayet başkası tarafından uydurulan bir kitap olupta Peygamber Muhammed (S.A.V.) tarafından şanı yüce Allah'a nisbet edilseydi, Allah O'nu ve yurdunu yere batırırdı. Çünkü o, hiç kimse tarafından yenilmeyen güçlü ve galip bir Allah'tır. Göklerde ve yerde hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz. "Eğer O, bazı laflar uydurup bize İftira etseydi, elbette ondan sağ elini (gücünü, kuvvetini) alırdık. Sonra onun can damarını keserdik. Sizden hiç kimse buna engel olamazdı"[4].
Bu kitap nasıl olurda Allah'tan başkası tarafından düzenlenmiş olur? Zİra bu kitap son derece hikmetli, sağlam ve mucizdir. Her bakımdan beliğ ve maksatlıdır. Gerçekten o, hikmet ve ilim sahibi bir zatın kelamıdır. Bir insan ürünü olması imkansızdır. "Kur'an-ı düşünmüyorlar mı? Eğer (O) Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şeyler bulurlardı"[5].
Bütün bunlar, bu Kur'an'ın güçlü ve hikmet sahibi Allah katından indirilme bir kitap olduğuna delalet eden delillerdir.
Sema ve arz aleminde Allah'ın varlığına, O'nun kemal sıfatlarla muttasıf olup noksanlıklardan münezzeh olduğuna, şanı yüce olup bir ve kahhar olduğuna delalet eden alametler vardır. Her ne kadar bütün insanlar için in-dirilmişlerse de bu ayetlerden ancak mü'min olanlar yararlanırlar. "İnsanlara yol gösterici, hidayeti, doğruyu ve yanlışı bir birinden ayırt edip açıklayıcı oJarak Kur'an..''[6]
Ey insanlar! Sizin topraktan, sonra pis ve murdar olan döl suyundan, ardısıra kan pıhtısından ve ondan sonra da bir çiğnemlik et parçasından yaratılarak canlı ve mükemmel yaratıhşlı bir insan haline gelişinizde; Allah'ın yeryüzünde halk edip dağıttığı ye her tarafa yaydığı canlılarda, O'nun varlığına ve birliğe, yakînen inanan bir kavim için ayetler vardır. Gece ile gündüzün kısalarak, uzayarak birbirini takip etmesinde, güneşin doğuş yerleri ile menzillerinin müteaddit oluşunda, enlem ve boylam çizgileri sebebiyle mevsimlerin değişmesinde, her birinin diğerinin süresinden alarak gece İle gündüzün birbirini izlemesinde; Allah'ın gökten su indirerek onunla ölümünden sonra yeri yemyeşil ve olgun bitkilerle canlandırmasında, çeşitli tür, renk ve şekillerde ürünler meydana getirerek yeryüzüne hayat vermesinde, rüzgarları sıcak mıntıkalardan soğuk mıntıkalara nakletmesinde, kuzeyden güneye yönlendirmesinde; Allah'ın varlığına, kudretine, birliğine tanıklık eden ayetler yok mudur? Vardır, ama aklını kullanan kimseler için...
Adamın biri çikipta şöyle bir soru ortaya atabilir: Yukarıdaki ayet-i kerimelerde Kur'an-ı Kerİm'in önce '.'.. iman eden bir kavim için" sonra "kesin inanan bir kavim için" sonra "... aklını kullanan bîr kavım için" gibi ifadeler kullanmasının sebebi nedir? Bu bir hikmetten dolayı mıdır, değil midir? Şüphesiz bu değişik ifadelerin kullanılması ilahî ve yüksek bazı hikmetlerden ötürüdür. Derin bilgi sahibi alimlerin çoğu bu konuya değinmişlerdir. Burada Beydavî Tefsiri üzerine düzenlenen Şeyh Zade Haşiyesinden, muhtasar bir alıntı yaparak gerekli açıklamayı yapmak, zannımca daha uygun olacaktır.
Göklerle yerin, sâniin varlığına ve O'na imana delaleti açık ve vazıhtır. Bundan daha ince ve mertebece daha yüksek olan bir delil de, insanın yaratılması ve onun halden hale dönüştürülmesidir. Ayrıca cins ve adedini ancak yaratıcısının bildiği hayvanların yaratılışıdır. Buna bakmak ve bu hususta düşünmek, derin düşünceye ve ince araştırmanın yanı sıra kapsamlı bir mülahazaya ihtiyaç hissettirir. İşte bu durumda düşünen kimse mertebece yüksek olur ki, buna yâkin mertebesi denilir. Buna işareten "Yakînen inanan bir kavim için ayetler vardır" ifadesi kullanılmıştır.
Bundan daha da ince ve dakîk olan bir düşünce şudur: Gece ile gündüze, bunların bir intizam dahilinde uzayıp kısalarak birbirlerini takip edip bi-ribirlerinin yerlerine geçmesine; gökteki buluttan inen yağmura ve onun nasil oluştuğuna, nasıl yağdığına, yağışı ile insanlarla hayvanların hayatlarında ve ölü toprağın dirilmesinde ne gibi sonuçlar doğurduğuna; bazan serin ba-zan sıcak olarak kuzeyden, güneyden veya batıdan esen rüzgarlara, bu rüzgarlara bu şekilde yön verip tasarruf edenin olduğuna, bu nimetleri emrimize musahhar kılanın kim olduğuna ve bunları nasıl müsahbar kıldığına bakan ve bu hususlar üzerinde düşünüp acip sırlarına vakıf olan kimse elbette-ki akıl sahibidir. Bunu ancak düşünen kalbi, gören gözü olan bir kimse düşünebilir ve bu işlerdeki sırrı kavrayabilir. Bunlar, ancak akıllarım çahştırabi-len kimselerdir. Buna işaretle "Akıllının kullanan, bir kavim için ayetler vardır" ifadesi kullanılmıştır.
Bunlar Allah'ın kevnî ve Kur'anî ayetleri oİup bunları, içinde hiç şüphe, karışıklık, değişiklik bulunmayan bir hak İle sana okuyoruz ey Allah'ın Resulü! Bunlar, apaçık ayetler ve vazıh delillerdirler. Bunları ancak bilgi sahibi kimseler kavrarlar. Size gelince ey Mekkeliler, Allah'ın indirdiği bu sözden sonra hangi söze ve bu ayetlerden sonra hangi ayetlere inanacaksınız?![7]
Her Yalancı Ve Günahkâr Kimseye Veyl Olsun
7-8- Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sora, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkâr kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azâb müjdele.
9-10- Ayetlerimizden bir şey Öğrendiğinde onu alaya alır. îşte bunlara alçaltıcı bir azâb ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azâb onlaradır.
11- îşte bu Kur'an doğuluk rehberidir. Rabbierinin ayetlerini inkâr edenlere, onlara, tiksindiren, can yakan bir azâb vardır.[8]
Bazı Kelimeler:
Çok yalan söyleyen. Büyüklük taslayarak. Alçaltıcı rezil edici. Azabın en şiddetli türü. Bazıları, rİcz kelimesinin pislik anlamına geldiğini söylemişlerdir.
Bu tehdit, kendisine ayetler apaçık bir şekilde zuhur ettiği halde Allah'a karşı iftira edip yalan söyleyen ve küfreden kimseler içindir.[9]
Açıklama:
Veyl kelimesi; yok olmak ve şiddetli helake maruz kalmak demektir. Bazı kimseler veylin,.Cehennemde bir dere olduğunu söylemişlerdir. Evet veyl, her günah yüklü ve yalancı kimseye olsun. Çok yalan söyleyip günah işlemekte ısrar eden bu .gibi kimselerin iki durumu vardır:
Birinci durum: Bunlar gün ortasında güneşten daha açık seçik şekilde Allah'ın birliğine ve kudretine delalet eden ilahî ayetleri işitirler. Bu ayetler kendilerine okunduktan sonra büyüklük taslar, sanki bunları işitmemiş gibi bir davranış sergiler. Şaşıyorum şunlara! Allah'ın ayetlerini dinliyorlar, sonra bu ayetlere karşı büyüklük taslayıp küfretmekte ısrar ediyorlar. Sanki hiç duymamış gibidirler. Ey Muhammedi Böylelerini acı verici bir azap ile müjdele.
Rivayet olunduğuna göre yukarıdaki ayet-i kerimeler Nadr bin Haris hakkında nazil olmuştur. O, yaptığı seyahatlerde acemlerin efsanelerini anlatan kitaplar satın alır, şarkıcı cariyeleri kiralar; bunları dinleyip keyiflenmeleri ve dolayısıyla Kur'an-ı dinlemekten vazgeçmeleri için insanları davet ederdi. "İ Aslında yukarıdaki ayet-i kerimeler, Allah'ı ve Kur'an-ı inkar eden bütün kafirleri kapsamına almaktadır.
İkinci durum: Her yaîancı ve günah yüklü kimsenin ikinci durumuna gelince bunlar Allah'ın ayetlerine karşı büyüklük taslayarak onları yalanlamakta ısrar etme durumundan çıkıp, bu ayetleri alaya alma durumuna geçerler. Rivayete göre Ebu Cehl "Zakkum ağacı, günahkarların yemeğidir"[10] ayet-i kerimesini duyunca: "Zakkum, hurma ve kaymaktır" dedi. Ayrıca adı geçen şahıs, Cehennemin üzerinde görevli ondokuz meleğin bulunduğunu ifade eden ayet-i kerimeyi duyduğunda; ben tek başıma bunlara karşı koyarım demişti:
O yalancı ve günahkârlar, ayetlerimizden bir şeyi duyduklarında ve duydukları şeyin ayetlerimizden olduğunu bildiklerinde, hemen bütün ayetleri alaya alırlar ve sadece duyduklarım alaya almakla yetinmezlerdi. İftiracı ve küfürde ısrar edip Allah'ın ayetlerini alaya alan kimseler için küçük düşürücü bir azap vardır. Bu azap, onların büyüklük taslayıp ayetlerimizi alaya almalarına denk bir azaptır. Zira verilen ceza, İşlenen amelin cinsindendir. Oniarın ötesinde Cehennem vardır. Kazandıkları mallar >e sahip oldukları evlatlar bu azabı kendilerinden savamazİar. Orası öyle bir yerdir ki, orada insana ne mal, ne de evlat fayda veremez. Bilakis kişi o durumda babasından, anasından, eşinden ve oğlundan kaçar. "O gün, onlardan her kişinin, kendisine ye-. ter derecede işi vardır"[11].
Allah'ı bırakıp da edindikleri dostlar, mesela putlar ve diğer batıl ma-budlar onlara hiç fayda veremez. Onlar için Cehennemde büyük bir azap vardır. Yaratıklardan hiçbiri o azabın miktarı hakkında bilgi sahibi değildir.
Ey kavmim! îşte bu O Kur'andır ki bütün insanlar için hidayet rehberi olup hak. iie batılı birbirinden ayırıp doğru yolu gösteren beyyinelerle dop-doludur. Bu Kur'an, dosdoğru yola insanları iletip salih amel işleyen müminlere müjdeler verir. Kabblermin ayetlerini inkar edenlere gelince, onlar için azabın en şiddetli ve en katı olanından elem verici bir azap vardır. Ey kafirler, vay sizin halinize! Ey çok günah işleyip yalan söyleyen ve iftira edenler vay sizin halinize! Allah'ın seçtiği kullara da selan olsun. Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun.[12]
Allah'ın Üzerimizdeki Nimetlerinden Bazıları
12- Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, lütfedip verdiği rızkı aramamız için denizi buyruğunuz altma veren Allah'tır, belki artık şükredersiniz.
13- Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için dersler vardır.
14- Ey Muhammedi İnanmışlara de ki: "Allah'ın, bir mîlleti yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanlan şimdilik bağışlasınlar.
15- Kim yararlı iş işlerse kendinedir; kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürülürsünüz.[13]
Açıklama:
Şanı yüce olan Allah, yaratıklarına lütufta bulunandır. Kullarına nimetler bahşeden bir Rabdır. Allah'ın nimetlerini sayacak olursanız, mümkün değil sayamazsınız. O denizi sizin emrinize boyun eğdirdi. Gemilerin Allah emri ile denizin üzerinde yürümesini, akıp gitmesini mümkün kılacak bir istidadı denizde var etti. Yine O, suda basınç kuvvetini yarattı. Gemilerin su yüzeyinde akıp gitmelerini mümkün kıldı. Rüzgarları, insanların dilediği taraflara şevk etti. Bütün bunlar Allah'ın lütfundan nasibinizi almanız, mesela ticaret yapıp bir beldeden bir beldeye intikal etmeniz içindir. Bu nimetleri size bahşetti ki, şükredesiniz. Size in'amda bulunan Rabbinize şükran borcunuzu öde-yesiniz ve O'na nankörlük etmeyesiniz!
O'dur ki göklerde ve yerde olan şeylerin tümünü sizin emrinize râm et-' mistir. İşte şu insanda Allah'ın kendisine verdiği akıl ve düşünce kuvveti sayesinde tabiatı,kendi maksatlarına uygun bir şekilde istihdam etmekte ve kendi menfaatleri için emrine almaktadır. Suda balığa, havada kuş'a, deniz dibinde sedeflere ortak olmaktadır. Şüphesiz bütün bunlarda, düşünen bir kavim için Allah'ın kudretine delalet eden alametler vardır.
Ey Muhammedi Rablerİne iman edip O'nun semavi nuru ile doğru yola erişenlere de ki: Kıyamet gününde Allah'ın huzuruna çıkmayı ummayanlan bağışlasınlar. Affedip sulh olanların sevabı Allah'a aittir. Onlar bu gibi kimselerin kötülüklerini bağışlasınlar ki, Allah'ta, ceza gününde onlara en güzel mükafatı bahşetsin. Ayrıca suçsuz ve günahsız olarak başkalarına kötülük eden kavmi de cezalandırsın. Sırf Rabbimiz Allah'tır dedikleri için insanlara zulmeden zorbaların cezalarını versin.
Şu halde kötülük edenler kafirlerdir. Kıyamet gününde Rabbin onları cezalandıracaktır. Herkes genel kanuna uyacaktır, boyun eğecektir.
O kanun şudur; Salih amel işleyen kimse, kendi nefsi için hayır talep etmiştir. Ve bu İyiliğinden dolayı da gerekli karşılığı görecektir. Kötülük edip günah irtikap eden kimse de, sadece kendi nefsine zarar dokundurmuş olup cezasını çekecektir. Bundan sonra hepiniz Rabbinize döndürülecek ve amellerinizin karşılığını tam olarak göreceksiniz. Hayır işlemişseniz hayır; şer iş-lemİşseniz şer göreceksiniz.[14]
İnsanların İsrail Oğulları Gibi Olmaktan Sakındırılmaları Ve Kur'an'a Uymakla Emrolunmaları
16- And olsun ki Biz, îsrailoğuHanna Kitâb, hüküm ve peygamberlik verdik; onları temiz şeylerle nzıklandırdık; onları dünyâlara üstün kıldık,
17- Din konusunda, onlara belgeler verdik; ancak, kendilerine ilim geldikten sonra biribİrînİ çekememezlikten ayrılığa düştüler. Ey Muhammedi Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz aralarında hükmedecektir.
18- Sonra ey Muhammedi Seni de din konusunda bir şerîat sahibi kıldık, ona uy; bilmeyenlerin heveslerine uyma.
19- Şüphesiz onlar, seni Allah'tan müstağni kılmazlar. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostudurlar. Sakınanların dostu ise Allah'tır.
20- Bu Kur'an, insanlar için açık belgeler; kesin olarak İnanan millet İçin doğruluk rehberi ve rahmettir.
21- Yoksa, kötülük işleyen kimseler, ölümlerinde ve diriliklerinde kendilerini, inanıp yararlı iş işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
22- Allah gökleri ve yeri gerçekle yaratmıştır; her cana, kazandığının karşılığı verilir, onlara zulmedilmez.[15]
Bazı Kelimeler:
Anlama ve yargı. Yol, Şeriat kelimesi lügate göre, insanların, üzerine vardıkları su ve nehir demektir. Basiret kelimesinin çoğulu olup açık delil ve ortadaki hüccet anlamına gelir.[16]
Önceki Ayetlerle İlişkisi:
Bunlar, İsrail oğullarını ilgilendiren umumî nimetlerden sonra bahşedilen hususî nimetlerdir. Bununla beraber onlar bu nimetler için Allah'a şükretmediler, bilakis kendilerine durumun hakikatini anlatan bilgi geldikten sonra haddi aşıp biribirlerini çekemeyerek, dini konularda ayrılığa düştüler. Aynı şekilde Kureyş kafirlerine de açık ve kuvvetli deliller geldi. Sonra onlar küfürlerinde ısrar edip, peygambere ve islâm'a düşmanlıklarından onu çekemediklerinden dolayı, Hak'tan yüz çevirdiler. Bundan sonra Peygamber (S.A.V.) efendimiz aydınlık olan İslamiyete uymak ve de heveslerine tabi olan kimselere muhalefette bulunmakla emrolundu.[17]
Açıklama:
Andolsun İsrail oğullarına Tevrat, İncil ve Zebur'u kapsayan kitabı; hikmeti, selim anlayışı ve Allah'ın indirdiği hükümlerle insanlar arasında hüküm vermeyi bahşettik. Onlara Peygamberlik verdik. Peygamber (S.A.V.) efendimizin risaletle görevlendir ilişme değin nübüvvet İsrailoğullannda idi. Ancak Peygamber efendimiz ile nübüvvet ismail peygamberin nesline geçti. BunlarJj dine dair nimetlerdir. Ayrıca dünyaya dair nimetleri de onlara bahşettik. Şöyle ki: rabbİn onlara helal, hoş, içinde günah bulunmayan bir rızık verdi. Onları Fir'avn'ın mallarına ve diyarına varis kıldı. Sonra üzerlerine kudret helvası ile bıldırcın indirdi. Onlardan hükümdarlar ve melikler çıkardı. Bununla onları, zamanlarının alemine üstün kıldı. Muasırlarından derece bakımından daha büyük ve daha üstün oldular.
Rabbin, din ve dünya işlerinde onlara beyyineler ve apaçık ayetler verdi. Görgü ve basiret sahibi oldular. İhtilaf sebebi değil de hidayet sebebi olması gereken ilim kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler. Onlann ayrılığa düşmeleri; hüccetteki taksirden ve delildeki zaaftan değil de, azgınlık ve hasetlerinden dolayı idi.
İsrail oğullan şeriatleri ve Peygamber (S.A.V.) efendimizin durumu hakkında apaçık beyyinelere ve âyetlere sahip idiler. O'nun geleceğini müjdeleyen ve niteliklerini bildiren ayetler kitaplarında mevcuttur. Gerçek ve hakiki nübüvvet kendilerine geldikten, bu hakikat Muhammed (S.A.V.) vasıtasıyla insanlığa sunulduktan sonra onlaraynlığa düşüp Muhammed (S.A.V.)'i inkar ettiler. "Daha önce inkar edenlere karşı yardım isteyip dururlarken o bildikleri (Kur'an) kendilerine gelince onu inkar ettiler; artık Allah'ın laneti, inkarcıların üzerine olsun"[18].
Peygamber ve sahabileri ile beraber ayrılığa düştükleri konularda Rabbin kıyamet gününde onlar arasında (adil) hükmünü verecektir.
Şu halde yanındaki nimetler ne kadar çok olursa olsun, nimetlere maz-har olan kişinin bu nimetler vesilesi ile gururlanmaması ve aldanmaması; bilakis her zaman Allah'ın kontrolü altında bulunduğunu idrak etmesi, kendisine verilen hayırlar için nankör değil de şükreden biri olması gerektiğini bilmesi icap eder.
Cenab-ı Allah, azgınlık ve hasetlerinden dolayı İsrailoğullannın haktan yüz çevirdiklerini açıkladıktan sonra Peygamber (S.A.V.) efendimize bu yoldan vazgeçmesini ve Hak'ka sarılmasını emir buyurdu ve dedi ki: Ey Muhammed, sonra seni ve ümmetini apaçık bir yol, tatlı bir meşrep, değerli bir kaynak olan şeriat üzerine kıldık. Onunla nefisler, cesetlerin su ile dirilişi gibi dirilir. Sen ona tabi ol. O hak, adalet, dünya ve ahirette hayır yoludur. O hüccet ve güçlü delillerle te'yit edilmiş sabit bir hukuk düzenidir. Bilgisizlerin heveslerine uyma. onların beraberlerinde bir hüccet yoktur. Onların ortaya koydukları, cehaletten ve mesnetsiz heveslerden başka birşey değildir. Onlar Allah'ın azabına karşı sana bir fayda sağlayamazlar. Sana dokunacak bir elemi de senden savamazlar. Şüphesiz zalimler birbirlerinin dostudurlar. MüsIümanlara gelince, onların yardımcısı ve doğru yola ileticisi Allah'tır. Onları karanlıklardan çıkarıp nura kavuşturur.
islam'dan saptığı takdirde hiç kimsenin kendisine fayda vermeyeceğini bildirecek Cenab-ı Allah Peygamber efendimizi uyardığına göre, îslamdan sapan bizlerin durumu ne olacaktır? Varın siz düşünün!
Bu Kur'an, insanlara kurtuluş yollarını gösteren delillerdir. O'nda yol işaretleri mahiyetinde apaçık deliller vardır. Bu deliller İnsanları hayra iletir. Kalplerdeki basiret mertebesindedir ki insanlara yollan aydınlatır. O hidayet ve rahmettir. Ama kesin bir inanca sahip olan bir kavim için...
Günah kazanıp suç işleyenler, kendilerini iman edip salİh amel işleyenler gibi mi tutacağımızı zannettiler? Böyle yapmak bize layık değildir? Hiçbir hususta onları eşit seviyede tutmamız doğru değildir. Hayatlarında ve mematlarında onları iman edip salih amel işleyen kimseler gibi mi sayacağımızı zannettiler? Onlar ne kötü hüküm veriyorlar!
Bu, dinin çizgisi dışına çıkan ve dini emirlere uymayan kimseler için genel bir tehdittir. Bu gibi kimselerle, dosdoğru yol üzerinde yürüyen kimseler arasında eşitlik sağlamak adaletten değildir. Şanı yüce olan Allah göklerle yeri hak ile yaratmıştır. Sevap ve ikap için ahiret yurdu olmasaydı, Allah'ın göklerle yeri hak ile yaratmış olması doğru olmazdı. Çünkü dünyada zengin ile fakir, sağlıklı ile hasta, sevinçli ile mahzun kimseler vardır. Öyle ise müminin imanından dolayı mükafat göreceği ikinci bir hayatın olması zorunludur. Çünkü insan bu dünyada yoksul, hasta ve musibetlere maruz kalmış olabilir. Cenab-ı Allah ne doğru buyurmuştur: "Allah, gökleri veyeri gerçek olarak yarattı, ta ki her can, kazandığı ile cezalandırılsın. Onlara haksızlık edilmez". Cenab-ı Allah, dünyada iken başkalarına zulmeden zalimi kendi başına bırakır ve ahirette mazlumun hakkını ondan almazsa, göklerle yeri hak ile yaratmış olması doğru olmaz. Şu halde yukarıdaki ayet-i kerimenin manası şöyle olur: Cenab-ı Allah hakkı ortaya koymak ve her nefse kazandığı amelin karşılığım vermek için göklerle yeri yaratmıştır. İnsanlar asla zulme uğramayacaklardır. Göklerle yerin ve bu ikisinde mevcut varlıkların yaratılmasından maksat; Adalet ve rahmeti ortaya koymaktır. Bu da ancak ölüm sonrası dirilişin tahakkuku ile tamamlanır. Bu İş, haklı ile haksız arasında adil hükmün verileceği kıyamet gününde ancak gerçekleşir.[19]
Münkirlerin Bazı Günahları Ve Bu Günahlarına Kıyamet Gününde Verilecek Ceza
23- Ey Muhammedi Hevâ ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Ey İnsanlar! Anlamaz mısınız?
24- "Hayat, ancak bu dünyadaki hayatımızdır, ölürüz ve yaşarız; bizi ancak zamanın geçişi yokluğa sürükler" derler. Onların bu hususta bir bilgisi yoktur, sadece böyle sanırlar.
25- Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, delilleri yalnızca: "Doğru sözlü iseniz babalarımızı getirin bakalım" demek olur.
26- De ki: "Sizi Allah diriltir, sonra öldürür, sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplar. Ama insanların çoğu bilmezler."
27- Göklerin ve yerin hükümranhğı Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün, batıl sözlere uymuş olanlar hüsranda kalırlar.
28- Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet kitabına çağrılır. Onlara denir kî: "Bugün, size, işlediğinizin karşılığı verilecektir."
29- "Bu kitabımız gerçekten sizin aleyhinize konuşuyor. Biz yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kaydediyorduk."
30- İnanıp yararlı iş işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine gar-keder. İşte bu, apaçık kurtuluştur.
31- Ama, inkâr eden kimselere denir ki: "Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir mîllet olmuştunuz değil mi?"
32- "Doğrusu Allah'ın verdiği söz gerçektir, kıyamet saati şüphe götürmez" dendiği zaman: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, yalnızyok-tur sanıyoruz, buna dair kesin bir bilgi elde etmiş değiliz" derdiniz.
33- İşledikleri kötülükler kendilerine belli oldu ve onları, alaya aldıkları şeyler kuşatıp mahvetti.
34- Onlara denir ki: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi Biz de sizi unuttuk; varacağınız yer ateştir, yardımcılarınız da yoktur."
35- "Bu, Allah'ın ayetlerini alaya almanızdan ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasından ötürüdür'' O gün, ne oradan çıkarılırlar ve ne de Özür-feri dinlenir.[20]
Bazı Kelimeler:
Nefsinin heves ettiği şey. Kulağına mühür vurdu.Perde, görmeyi engelleyecek örtü.Alemin başlangıcından nihayetine kadar geçen zaman İçinde bir zaman parçası. Bu kelime birçok müddetler anlamında da kullanılır. Zaman kelimesi ise hem kısa, hem uzun müddet anlamında kullanılır. Diz üstü çökmüş.Konuşuyor, şehadet edip açıklıyor. Yazıp nüsha çıkarıyoruz.Zuhur edip ortaya çıktı. Onları kuşatıp üzerlerine indi.Kendisi ile alay edilen. Kendilerinden özür dilemeleri de istenmez.[21]
Açıklama:
Nefsî hevesini Tanrı edinen ve Allah'ın yanındaki bir bilgi ile Allah tarafından saptırılan, kulağına ve kalbine mühür vurularak öğüt almayan, gözüne perde çekilerek hakikati görmekten alıkonulan kimseyi gördün mü? Bu gibi kimselerde hidayete erme halini gördün mü?! Yani hevesini Tanrı edinip hidayet yoluna tabi olmayı terk eden, nefis ve kaprislerine itaat eden, nefsi ile heveslerini mabud gibi kabul eden kimsenin durumunu bana haber verin! Bu kimselerin durumları insana hayret ve şaşkınlık veriyor. Haris bin Kays, arzuladığı herşeyi yapan birisi idi. Ayet-i kerime onun hakkında nazil olmuştur. Ama itibar, lafzın umumiliğinedir. Yani bu ayet-i kerime, heveslerinin peşine takılan herkese hitap etmektedir.
İnsan nefsi, sahibini her zaman kötülüğe davet eder ve zararlı şeyleri hedef alır. İnsan, kendisini helak edecek uçurumlara doğru yuvarlanır. Bu sebeple Kur'an-ı Kerim, heveslere yersiz bir şekilde tabi olmayı sürekli kötüle-miştir. "Diieseydik elbette onu o ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü"[22].
"Hayır, zulmedenler bilgisizce keyiflerine uydular. Allah'ın saptırdığını kim yola getirebilir? "[23]. Resulullah (S.A.V.) efendimizin bir hadİs-i şeriflerinde şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Sizden hiçbiriniz, hevesi, benim getirdiğim şeylere tabi olmadıkça iman etmiş olmaz".
Hevesini tanrı edinip nefsî arzularının peşinde uçan kimseyi gördün mü? Allah onun sapıklık ehlinden olduğunu bilerek sapıklıktan başka bir şeye yaramayacağına hükmederek onu yaratmıştır. Kulağına ve kalbine mühür vurmuştur. Artık onun kulağından içeri kalbine vaaz ve İrşat nuru girmez. Rabbin onun gözlerine perde çekmiştir. İbret alamaz. Ayetleri göremez. Bu mezkur niteliklerle vasfedilen kimseyi, Allah'ın saptırmasından sonra artık kim doğru yola iletilebilir? Hayır onu doğru yola iletecek bir kimse yoktur.
Sizler köreldinizmi kî bu anlatılanlardan öğüt almıyorsunuz? Oysa ki hayrın, heveslerden uzaklaşmakta ve hidayet yoluna dönmekte olduğunu bi-liyorsunuzki, bu da Allah'ın tevfik ve hidayetini, kulak ile kalbin açılmasını, basiretlerin aydınlatılmasını, nihayet kalbin hak nuru ile dolmasını gerektirir. Allah'tır ki İnsanları dosdoğru yola iletendir. O ne güzel mevla ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır!
O inkarcıların bazı bozuk itikadlannabakın,şöyle demişlerdi; Bizim için bu dünya hayatından başka bir hayat yoktur. Biz burada yaşar ve ölürüz. Kimimiz yaşar, kimimiz ölürüz. Ölümümüz, yaratıcının ruhlarımızı alması yoluyla değil de bilakis zamanın bizi Öldürmesi sebebiyledir, ömrümüz uzayıp güçlerimiz zayıfladığında sadece bedenlerimiz ölür ve biz de yok oluruz. Artık bundan sonra bizim için bir hayat yoktur.
Onlar böyle konuşurken kesin bir bilgiye sahip değildiler. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlardı. Bu konuşmalarının hüccet, senet ve delilden bir dayanağı yoktu. Müşrikler birkaç sınıfa ayrılmaktadırlar: Bunlardan bir kısmı ölüm sonrası diriliş hususunda şüphelidirler. Diğer bir kısım ise ölüm sonrası dirilişin kesinlikle mevcud olmadığım söylerler. Onlara bakın hele! Kendilerine hakkı ifade eden ve yaratıkların Rabbinden gelen ve Allah'ın, ölüleri diriltmeye, öldükten sonra dirilmeyi gerçekleştirmeye kadir olduğuna dair apaçık ayetlerimiz kendilerine okunduğu zaman,', aslında örümcek ağından daha çürük ve gevşek olan şüphelerine dayanarak şöyle derler: Öyle ise ölmüş babalarımızı, diriltip getirin de sizin bu söylediklerinizin doğru olup olmadığını onlardan soralım. Ey Muhammed'in peşinden gidenler, eğer sözünüzde doğru iseniz bu isteğimizi yerine getirin!
Onların bu taleplerim Cenab-ı Allah şu kavli ile reddetti: "De ki: Allah sizi yaşatıyor, sonra sizi öldürüyor. Sonra sizi, kıyamet gününe toplay(ıp getirecektir ki onda şüphe yoktur."
Bu inkarcıların sözleri şöyle reddediliyor: Herşeyden önce onlar Cenab-ı Allah'ın kendilerine bu dünya hayatını vererek yaşattığını sonra kendilerini öldüreceğini ikrar ediyorlar. Nitekim bu mevzudan başka yerlerde de bu ikrarda bulunduklarını isbat eden hüccetlerle burhanlar mevcuttur. Onları kıyamet gününde bir araya getirip toplamaya muktedir olan zatın; sevap ve ikap ilkesinin zaruri bir şey olduğu ispatlandıktan sonra onları ölümlerinden sonra diriltmesinin hikmet ve ilahi adalet gereği olduğu ortaya çıkmaktadır. Kıyamet gününün vukuunda şüphe yoktur ama insanların çoğu bilmiyorlar.
Onlar ölüm sonrası dirilişi nasıl uzak bir ihtimal olarak görür veya o hususta şüpheye düşerler? Halbuki göklerle yerin mülkiyeti sadece Allah'a aittir. O'nun ortağı yoktur. O diriltir ve öldürür. İlk olarak bize hayat verdiği gibi ölümümüzden sonra da bize hayat verecektir. O şerefli arşın sahibidir. Dilediğini yapandır. Kıyamet saati geldiği günde, daha önce hakkı boşa çıkarmaya çalışanlar görecekler ki Cennette nimet mevkileri vardır. Orada nimeti hak eden mü'minler o mevkilerden yararlanacaklardır.
Ey görebilen herkes, göreceksiniz ki o günde bütün ümmetler suçlu kimselere yaraşır bir vaziyette diz üstü çömelip Rablerinİn huzurunda bekleyecek, korkar kimseler gibi cezalarını bekleyeceklerdir. O günde bütün ümmetler amel defterlerini almaya çağrılacaklardır. Amel defterleri, tertemiz ve masum olan Kiramen-Katibin melekleri tarafından yazılmıştır. Amelleri kayda geçirilen bu defterlerden herbirİ ümmetlerdeki fertlerden her birine verilecektir.
Ey insanlar! Dünyada iken yaptığınız işlerin karşılığını kıyamet gününde göreceksiniz-, Ve o günde size şöyle denilecektir: İşte bu bizim kitabımızdır. Aleyhinizde ne fazla ne eksik,tam bir şekilde tanıklıkta bulunmaktadır. Çünkü bizler sizin dünya hayatınızda meleklere emreder ve yaptığınız bütün işle-ribu deftere kaydetmelerini İsterdik. Fazlasız ve noksansız olarak amelleriniz bu defterlere kaydedilmiştir.
İman edip salih amel işleyenlere gelince onlar için ikamet cennetleri vardır. Oraya girip ebedi kalacaklardır. İşte bu apaçık bir kurtuluştur ki bundan Öte bir kurtuluş düşünülemez.
Küfredenlere gelince onlara, kınayıp azarlayarak şöyle denilir: Size elçilerimiz gelmedi mi? Size Rabbinizin ayetleri okunmuyor muydu? Ama^ sizler bu ayetlere ve elçilere iman etmeyip büyüklük tasladınız. Suçlu bir kavim oldunuz. Şimdi de bu inkârınızın cezası olarak Cehenneme girin. Allah'ın vadi gerçektir. Kıyamet saati gelecektir ve onda şüphe yoktur, denildiği zaman sizler şöyle demiştiniz: Kıyamet saati nedir bilmeyiz. Biz bunu sadece zandan ibaret sayarız. Yoksa, kıyametin kopacağına kesinlikle inanmıyoruz.
İşlerin halledilip bağlanacağı toplanma gününde çirkin amelleri kendilerine gösterilir. Hatalı fikirleri ve yanlış itikadları kendilerine izhar edilir. Onların apaçık bir sapıklık içinde yaşadıkları da ortaya konulur. Dünyada iken Allah'ın ayetlerini alaya almalarının cezası İşte o günde kendilerini sarıp ku-, satacaktır. Kendilerine de şöyle hitap edilecektir: Dünyada iken nefislerinizi unutup bu günde kendinizi mutlu kılmak için çalışmadığınız ve bu günde huzurumuza çıkacağınızı, ayrıca yerinizin Cehennem olup size yardım edecek kimsenin bulunmayacağını unuttuğunuz gibi, İşte biz de bugün sizi unuturuz. Allah'ın ayetlerini alaya aldığınız, dünya hayatına aldandiğıniz ve dünyadan sonra artık yeni bir hayat yaşamayacağınızı zannettiğiniz için bu şiddetli azabı dokunduruyoruz. Bugün alçaltıcı azap ile cezalandırılacaksınız. Cehennem ateşinden de çıkmayacaksınız. Rabbinizi razı edecek bir iş yapmanız artık sizden istenilmeyecektir. Çünkü sizler amel vaktinde değil ceza vaktindesiniz.[24]
Sûrenin Sonu
36- Övülmek, göklerin Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir.
37- Göklerde ve yerde azamet O'nundur, O, güçlüdür, Hakîm'dir.
Bu kıymetli sure Allah'ın ayetlerini, ni'metlerini ve Iütuflarını ihtiva etmekte; sayısız kevnî ayetlerle, afakî burhanları kapsamakta sevap ve ikap ilkesini isbatlamakta, daha birçok apaçık ayetleri içermektedir. Kullan tarafından yapılmayı hak ettiği güzel övgüler ve üstün vasıflar Allah'a aittir. Çünkü O göklerle yerin Rabbidir. Alemlerin Rabbidir. Sadece o şanı yüceye ululuk ve azamet layıktır. Zat ve vücut mükemmeliyeti O'na mahsustur. Noksanlıklardan münezzehtir. Kemal sıfatlarla muttasıftır. Eseri göklerle yerde zuhur eden ululuk O'na aittir. O mağîub edilemeyen güçlüdür. Verdiği hükümlerde hiç kimse O'nu aciz bırakamaz. O Kur'an'ı indirip tedbiri yürütendir. Hamd sadece O'na mahsustur. Sadece O'nu Övün ve O'na ibadet edin. Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Ululuk ve büyüklük O'na mahsustur. O'nu tazim edin. İsmi mübarektir. O izzet ve hikmet sahibidir. Bütün emirlerinde O'na itaat edin.
Bu ifadelerin, sureyi parlak bir nihayetle sonuçlandırdığı hususunda ey okuyucu sen de benim görüşüme katılmıyor musun? Şüphesiz bu; ayetleri sağlamlaştırman, sonra da herşeyden haberdar ve hikmet sahibi tarafından uzun uzadıya açıklanan bir kitaptır.[25]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/509.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/509-510.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/510.
[4] Hakka süresi: 44-47.
[5] Nisa sûresi: 82.
[6] Bakara sûresi: 185.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/510-512.
[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/512-513.
[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/513.
[10] Duhan sûresi: 43-44.
[11] Abese sûresi: 37.
[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/513-514.
[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/514-515.
[14] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/515-516.
[15] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/516-517.
[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/517.
[17] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/517.
[18] Bakara sûresi: 89.
[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/517-519.
[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/520-521.
[21] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/522.
[22] A'raf sûresi: 176.
[23] Rûm sûresi: 29.
[24] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/522-524.
[25] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/525.
İslami Okul Okulların En Önemlisi