Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ahkaf Süresi - Kuran - 046Ahkaf - 19. Sayfa

AHKAF SÜRESİ 2

Allah'ın Birliğinin İsbatı Ve O'na Koşulan Ortakların Reddi 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

Müşriklerin Muhammed (S.A.V.) İn Peygamberliği Ve Kur'an'ın Doğruluğu Hakkındaki Şüpheleri 3

Bazı Kelimeler: 3

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 3

Açıklama: 3

Yaratıcısı Ve Ebeveyni Arasında İhsan. 5

Bazı Kelimeler: 5

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 5

Peygamber Hûd'un, Kavmi Âd İle Olan Kıssası 7

Bazı Kelimeler: 7

Açıklama: 7

Cinlerin Peygamber (S.A.V.)'E İman Etmeleri 8

Bazı Kelimeler: 8

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 8

Açıklama: 9

Ölüm Sonrası Dirilişi İsbatlayan Deliller: 10

Bazı Kelimeler: 10

Açıklama: 10

Sûrenin Nihayeti 10

Bazı Kelimeler: 10

Önceki ayetlerle ilişkisi: 10

Açıklama: 10


AHKAF SÜRESİ

 

Sahih görüşe göre bu Mekki bir suredir. 34 ayettir. Diğer Mekki sureler gibi tevhidi isbatlamayı, Allah'a koşulan ortakları reddetmeyi, Peygamberli­ği ve Muhammed (S.A.V.) efendimizin Rabbinden getirdiğini iddia ettiği şey­lerin doğruluğunu isbatlamayı, münkirlerin Kur'an ve peygamberlik hakkın­daki şüphelerini reddetmeyi, sonra da evlatların babalarına karşı tutumları­nı açıklayarak ve Hud kavmi ile diğer kavimlerin durumlarını müşrikler için misaller vererek Peygamber (S.A.V.) efendimizin teselli edilmesini, sonra da cinlerin kendisine teslimiyet arzedip itaat ettiklerinin açıklanmasını kapsa­maktadır ki, Peygamber (S.A.V.) efendimizin kalbi müsterih olup gönlü ya­tışsın. Bundan sonra bu surede kıyamet ve ölüm sonrası diriliş isbatlanmak-tadır. Sure, Peygamber (S.A.V.) efendimize ve Allah yolunda davetçilik yapan herkese faydalı olacak değerli nasihatlerle sona erdirilmektedir.[1]

 

Allah'ın Birliğinin İsbatı Ve O'na Koşulan Ortakların Reddi

 

Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla

1- Hâ, Mîm.

2- Bu Kitâb'm indirilmesi, güçlü olan, Hakîm olan Allah kalındandır.

3- Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, ancak gerçek üzere ve belirli bir süre için yarattık; inkâr edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çe­virmektedirler.

4- By Muhammedi De ki: "Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? Yeryüzünde ne yaratmışlar bana göstersenİze! Yoksa Allah'la or­taklıkları göklerde midir? Eğer doğru sözlü iseniz, size indirilmiş bir kitap veya İntikal etmiş bir bilgi kalıntısı varsa bana getirin."

5- Allah'ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeyle­re yalvarandan daha sapık kimdir? Çünkü, yalvardıklan şeyler yalvarışların-dan habersizdirler.

6- Ama, insanlar kıyamet günü toplatılınca, putları onlara düşman olurlar ve tapınmalarını inkâr ederler.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Belli bir vade, yani kıyamet günü. Ortaklık.Yani nakledilip rivayet edilen bir bilgi kalıntısı.Dua ediyorlar. Burada dua kelimesi ibadet anlamında kullanılmıştır.[3]

 

Açıklama:

 

Hâ Mîm. Herşeyiyle mükemmel olan bu kitabın yani Kur'an'in indiril­mesi, güçlü ve mağlup edilmeyen, herşeyi yerli yerince yapan hikmet sahibi tarafındandır. Durum böyle olunca Kur'an'ın Allah katından gönderilen bir kitap olduğuna iman edin ve ondaki bütün hükümleri tasdik edin. Muham-med'in de Allah tarafından gönderilen bir peygamber olduğuna, iddia ettiği halis tevhidi ve ölüm sonrası diriliş ile cezayı tasdik edin. O'nun kamil ahlaka ve yüce İdeallere yaptığı çağrıya icabet edin. Bizler göklerle yeri ve ikisi arasındaki her türlü yaratıkları ancak hak, hikmet ve sahih bir maksatla ya­rattık. Bu geniş dünya oyun olsun diye yaratılmış değildir. Bu halkın, İçinde iyi kimsenin mükafat göreceği, kötü kimsenin de ceza göreceği ikinci bir ha­yat olmadan kendi başlarına bırakılmaları, akim kabul edeceği bir şey değil­dir. Çünkü dünya ceza yeri değil, bilakis ame! ve çalışma yeridir. Allah gök­lerle yeri hak ve hikmbtle yarattı. Hak ve adalet hikmetin gereklerindendir. Bu dünyadan sonra bir ceza yurdunun olması icab eder. "Allah, gökleri ve yeri gerçek olarak yarattı, ta ki her can, kazandığı ile cezalandırılsın, onlara haksızlık edİlmez"[4].

Rabbin göklerle yeri hak ile ve belli bir ecele, yani kıyamete kadar bir takdir ile yarattı. Küfreden kimseler uyanlıp korkutuldukları bu kıyamet gü­nünün korkulu ve şiddetli durumları karşısında yüz çevirip giderler. Halbuki bu güne mutlaka varılacaktır. Onlar bu güne inanmazlar ve önemsemezler. Bu güne hazırlık için çalışmazlar. Ey Muhammed onlara de ki: Söyler misi­niz? Allah'ı bırakıp da taptığınız putlarla diğer yalancı tanrıların yeryüzün­de herhangi bir türden bir şey yarattıklarını bana gösterebilir misiniz? Yoksa onların gökte Allah ile beraber ortakları mı vardır?! Hayır, göklerde onların ortaklan yoktur. Ve bütün genişliğine rağmen yeryüzünde de onlar bir şey yaratmış değildirler. Sizler Allah'ı bırakıp da nasıl bu aciz varlıklara taparsı­nız?! Taptığınız yalancı Tanrıların bir şey yarattıklarına veya herhangi bir iş­te Allah ile ortaklıkları bulunduğuna dair aklî bir tek deliliniz var mıdır? Hayır. Aklî deliliniz yoksa bari nakli bir delil getirin. Halis tevhide ve bütün şirk şaibelerinden arınmış tek Allah inancına davet eden bu Kur'an'dan önce in­dirilmiş bîr kitap bana getirin. Bu Kur'an'dan Önce indirilmiş ve sizin iddia ettiğiniz ortakların bulunduğunu te'yit eden bir kitap bana getirin. Veya size nakledilip rivayet edilmiş bilgi kalıntısını bana getirin. Eğer doğru sözlü ise­niz görüşlerinizi destekleyip te'yit eden bir bilgi artığım bana getirin!

Bu ifadeler onlara açıkça meydan okumayı ve Allah'ın ortakları bulun­duğuna dair iddialarım iptal etmeyi içermektedirler. Allah'ı bırakıp da işit­meyen, görmeyen, çağrısına icaben edilmeyen aciz varlıklara tapandan daha sapık kim vardır?! Görmeyen, işitmeyen ve kıyamet gününde çağrıya icabet etmeyen şu taşlarla putlara tapan sizlerden ey müşrikler daha sapık kim var­dır?! Bu putlar kıyamet gününde kafirlerin çağrılarından gafildirler. Çağrı­lan işitmez ve icabette bulunmazlar. Çünkü onlar taştırlar, İşitmezler. Tap­tıkları varlık îsa gibi akıllı bir varlık olsa bile o kendi işiyle meşgul olup on­ların batıl isteklerine iltifat etmez.

Putperestlerden daha sapık hiç kimse yoktur. Çünkü onlar herşeyi gören, her çağrıya icabet eden, dilediği her şeyi yapmaya muktedir olan Allah'ı bırakıp da hiçbir çağrıya icabette bulunamayan, cansız, kudretsiz varlıklara tapmaktadırlar. Evet bu cansız varlıklar, dünya yerinde durdukça kıyamete değin yapılan çağrılara icabet edemezler. Kıyamet koptuğunda, insanlar top­lanıp hakikatler gün gibi gözlere göründüğünde bir ve tek olan Allah tek olarak ortaya çıkıp şöyle buyuracaktır: Bu gün mülk ve hükümranlık kimindir? Ce­vap verilecek: Bir ve kah har olan Allah'ındır! İnsanlar mahşerde toplandık­larında putlar ve Allah'tan başka Tanrılar, müşriklere düşman olacaklardır. Müşriklerin kendilerine taptıklarım inkâr edecek ve onlarla alakalan bulun­madığını İfade edeceklerdir. O gün herkesi meşgul edecek bir iş vardır. "Bü­yüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!"[5]

 

Müşriklerin Muhammed (S.A.V.) İn Peygamberliği Ve Kur'an'ın Doğruluğu Hakkındaki Şüpheleri

 

7- Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman inkâr edenler, kendile­rine gelen gerçek için: "Bu, apaçık bir büyüdür" derler.

8- Veya, "Onu Muhammed uydurdu" derler. De ki: "Eğer onu uy-durdumsa, beni Allah'a karşı hiçbir şekilde savunamazsınız; O, Kur'an için yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahid olarak O yeter. O, bağışlayandır, merhamet edendir.

9- Ey Muhammedi De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim; benîm ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymakta­yım; ben sadece apaçık bîr uyarıcıyım."

10- De ki: "Eğer bu Kitap Allah katından ise ve siz de onu İnkâr et-mişseniz; israiîoğullarından bir şâhid de bunun böyle olduğuna.şehâdet edip de inanmışken, siz yine de büyüklük taslarsanız, bana söyleyin, kendinize ya­zık etmiş olmaz mısınız? Doğrusu Aİlah zalim milleti doğru yola eriştirmez.

11- İnkâr edenler, inanlar için: "Eğer İslamiyet'te bir hayır olsaydı, bu hususta bizden öne geçemezlerdi" derler. Bununla doğru yola girmedik­leri İçin de, "Bu eski bir uydurmadır" derler.

12- Kur'an 'dan önce, Mûsâ 'nın kitabı, Tevrat, bir rahmet ve rehberdir. Bu Kur'an, zulmedenleri uyarmak ve İyi davrananlara müjde olmak üzere arab diliyle indirilmiş, kendinden öncekileri doğrulayan bir Kitab'dir.

13- Doğrusu, "Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da dosdoğru giden­lere korku yoktur, onlar Üzülmeyeceklerdir.

14- İşte onlar, cennetliklerdir; işlediklerine bir karşılık ohrak, içinde temelli kalacaklardır.[6]

 

Bazı Kelimeler:

 

Güneş feoi apaçık deliller, belgeler. Yani hak için.Yoksa.Oriu kendi yanından uydurdu. Taş­kınlık edersiniz.Türedi. Eski bir yalan.Ön­der.[7]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Cenab-ı Allah onların kendisine ortak koşmalarını ve putlara tapmala­rını ayıpladıktan sonra; Onların Kur'an-i Kerim'in Muhammed (S.A.V.) tara­fından uydurulduğu ve Allah tarafından gönderilmiş bir kitap olmadığı, ayrı­ca Muhammed (S.A.V.)'in ortaya koyduğu davasının gerçek olup olmadığı hu­susundaki şüphelerinin boş ve mesnetsiz olduğunu açıklamak istedi.[8]

 

Açıklama:

 

Müşriklere apaçık ayetlerimiz, güneşten daha vazıh, sihirbazların fiilin­den daha güçlü mucizelerimiz okunup izhar edildiği zaman bizim ayetleri­miz hakkında şöyle dediler: Bu apaçık bir sihirdir. Muhammed sihir yapıyor. Kişi ile sevdiği ve arzuladığı şeylerin arasını ayırıyor. Müslümandan başka bir adam meydana getiriyor. Muhammed'in izhar ettiği mucizelerle,okuduğu ayet­ler karşısında dediler ki: Muhammed sihirbazdır ve.O'nun getirdiği şeyler apa­çık bir sihirden ibarettir.

Onlar, Kur'an'ı; Muhammed'in kendi yanından uydurup sonra da onu Allah'a mal ettiğini mi iddia ediyorlar? Bu ikinci bir şüphedir. Güya ki şöyle denilmiştir: Bunu bırakta her akıllının İnkâr edeceği şu sözlerine kulak ver: İnsanı hayrette bırakacak çok tuhaf olan şu sözlerine kulak ver. Hep birlikte onun bir misli olan şu sözlerine kulak ver. Hep birlikte onun bir mislini orta­ya koymanız için size meydan okuduğu halde Muhammed'in bu meydan oku­yuşu karşısında aciz kalmanız; O'nun, faraza Kur'an'ı uydurmaya muktedir oluşu ve bunun yanında sizin Kur'an'ın benzerini ortaya koymaktan aciz ka­lışınız, bu kitabın Allah katından gönderilen ve Muhammed (S.A.V.) için te-yid edici bir mucize olan bir kitap olduğuna delalet etmektedir. Bu kitap Al­lah tarafından Hz. Muhammed'in bir peygamber olarak tasdik edilişidir. Güçlü ve hikmet sahibi olan Allah, yalancı bir kimseyi tasdik edip doğrulamaz! Ey Muhammed! Onlara de ki:. Şayet ben bir maksada dayanarak O Kur'an'; ken­di yanımdan uydurup ortaya koymuş İsem Cenab-ı Allah bu yalancılığımın cezasını çabucak bu dünyada bana verir. Siz bu cezayı benden bertaraf etme­ye, ve üzerime gelecek olan azabı benden savmaya muktedir olamazsınız. Ben bu Kur'an'ı nasıl kendi yanımdan uydurup, hiç kimsenin beni Allah'ın aza­bına karşı koruyamayacağı bir cezaya maruz kalabilirim?!

Rabbiniz, içinde taşkınlık yaptığınız ve dil uzattığınız Allah'ın vahyi ve ayetlerine taanda bulunduğunuz, bazan sihir olarak, bazan iftira ve yalan ola­rak uydurduğunuz şeyleri pek İyi bilmektedir. Benimle sizin aranızda şahit olarak o yeter. O benim doğru söylediğime ve bana vahyettiğini size tebliğ ettiğime şahitlik edecektir. Sizin de bu ayetleri yalanlayıp inkâr ettiğiniz hu­susunda aleyhinize şahitlik edecektir. Tevbe edip kendisine yönelenlere karşı bağışlayıcı ve merhamet edicidir. Size ne olmuş ki Allah'ın elçiliği hususun: daki davamda beni yalanlıyor ve size getirmiş olduğum tevhid İle ölüm son­rası dirilişe dair ayetleri inkar ediyorsunuz? Bunları tebliğ eden sadece ben miyim? İnsanlığa gönderilmiş peygamberlerin ilki ben miyim? Hayır ben tü­redi bir peygamber değilim. Onların ilki de değilim. Aksine, benden önce İb­rahim, Musa ve İsa peygamberler de insanlığa gönderilmişlerdir.

Dünyada bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. İş Allah'a kalmıştır. Her ne kadar mü'minlere zafer ve hayır verileceği, kafirlerin de yardımsız bı­rakılıp şerre uğratılacağı vadedilmîşse de, yine de ne yapılacağını bilemiyo­rum. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır? Ama ahirete gelince orada, Cenab-ı Allah, dostları için korku bulunmayacağını katiyyetle İfade buyur­muştur. Onlar, ahirette hüzünlenmeyeceklerdir.

Müşrikler peygamber efendimizi rahatsız edip ta'ciz etmek için kendi­sinden ayetler ve mucizeler isterlerdi. Cenab-ı Allah, peygamberinin diliyle onlara şu cevabı vermiştir: Ben ancak bana vahyedilene uyarım. Ben sadece bir uyarıcı ve korkutucuyum. Benim görevim sadece tebliğ etmektir. Hesaba çekmek yaimzca Allah'a aittir.

Ey Muhammedi Onlara de ki: Eğer bu Kur'an Allah katından olup uy­durma bir kitap değilse o zaman ne yapacaksınız. Bana söyler misiniz? Hal­buki siz bu Kur'an't İnkar ettiniz. İsrail oğullarından insaf sahibi, Tevrat hak­kında bilgisi olan, Tevrat üzerine eğilip şüpheden uzak olan bir kimse KurL an'daki tevhid, ölüm sonrası dirilişi isbat, hayra teşvik gibi davet esaslarının doğruluğunu tasdik edip tanıklıkta bulunmuş, iman getirmiş idi. Siz ise İman etmeyip büyüklük tasladınız ve Kur'an'ı inkâr ettiniz. Eğer bu Kur'an sizin iddia ettiğiniz gibi uydurma bir kitap olmayıp Allah tarafından gönderilmiş bir kitap ise o zaman kendinize zulmettiniz. Kur'an'ı inkâr edip Allah katın­dan gönderilen bir kitap olmadığını söyleyerek kendinize yazık ettiniz. Siz zalim değil misiniz? Allah zulmeden bir kavmi asla hidayete eriştirmez.

Burada o müşriklerin diğer bazı iftiralarını anlatan bir hikayeyi naklet­mek istiyorum: Küfredenler, iman edenler hakkında şöyle dediler: Eğer bu din gerçek ve bu Kuv'an'da da hayır olsaydı Bilal, Suhayp ile Cüheyne, Gıfar kabilelerinden zayıf.ar, yoksullar, köleler ve koyun çobanları bizden örice bu dine koşmazlardı ve bu hususta bizi geçmezlerdi.

Böyle diyenler bilmiyorlardı ki Cenab-ı Allah dilediği kulunu doğru yo­la iletir ve hak edenleri de .sapıklıkta bırakır. Bundan sonra bunlar doğru yola varmazlarsa, Kur'an'ı rehber edinip sırat-i müştekime kavuşmazlarsa İnat­ları ortaya çıkar. Halbuki onların hidayete ermeme ve doğru yola girmeme konusunda bir dayanakları ve hüccetleri yoktur. Onlar Kur'an-ı Kerim'in es­ki bir iftira olduğunu söylüyorlar, bu nasıl olur? Halbuki Kur'an'dan önce Musa'ya verilen bir kitap indirilmişti ki O, Tevrat'tır. O, insanları tevhide da­vet, Allah'ın kitabıyla hükmetme, faziletlere teşvik hususunda uyulacak btr rehber ve imam idi. O insanlık için bir rahmet olarak indirilmişti. Bu Kur-an'da kendisinden önce indirilen kitapları, tasdik eden ve kollayan bir kitap­tır. O apaçık Arapça bir dille, İnsanların anlayıp düşünmeleri için Kureyş li­sanı ile indirilerek insanları en doğru yola iletendir. Bundan ancak akıl sa­hipleri öğüt ve ibret alırlar.

Allah'a ortak koşarak hem kendi nefislerine, hem de başkalarına zulme­den kimseleri uyarıp onunla korkutmak için Rabbim Kur'an'ı İndirdi. O iyi­lik yapan kimseler İçin bir hidayet ve müjdedir. Şu müşrikler artık bundan sonra nasıl olur da Kur'an'm eski bir yalan olduğunu söylerler?! "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da ideal yolda dosdoğru yürüyen, ihlasla iman eden kimseler için korku yoktur. Onlar asla hüzünlenmeyeceklerdir. Zira onlar.içinde ebedi kalmak üzere cennet halkıdırlar. Bu, dünyada iken onların yaptıkları salih amellerin bir karşılığıdır. Şüphesiz Allah büyük lütuf sahibidir.[9]

 

Yaratıcısı Ve Ebeveyni Arasında İhsan

 

15- Biz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmi­şizdir; zira annesi, onu, karnında, zorluğa uğrayarak taşımış; onu güçlükle doğurmuştur. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Sonunda erginlik çağına erince ve kırk yaşma varınca: "Rabbim! Bana ve anne bahama verdi­ğin nimete şükretmemi ve benim hoşnud olacağın yararlı bir işi yapmamı sağ­la; bana verdiğin gibi soyuma da salâh ver; doğrusu Sana yöneldim, ben, ken­dini Sana verenlerdenim" demesi gerekir.

16- İşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler, cennetlikler içindedirler. Bu, verilen doğru bir söz­dür.

17-18- Annesine babasına: "Öf ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar dîriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kim­seye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Al­lah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu Kur'an öncekilerin masalların­dan başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azab vadi­nin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlar­dır.

19- İşlediklerinden ötürü herkesin bir derecesi vardır. Herkese işledik­lerinin karşılığı ödenir. Kendilerine haksızlık yapılmaz.

20- İnkâr edenler, ateşe sunuldukları gün, onlara: "Dünyadaki haya­tınızda, sizin İçin güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz; ama bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çık­manızın karşılığında alçaltıcı bir azab göreceksiniz" denir.[10]

 

Bazı Kelimeler:

 

Tavsiye ettik, tavsiye; öğütle bitişik emir demektir. Bu emir ve­rilirken, kişiye emredilen şeyin, itina gösterilmesi gereken bir husus olduğu da hissettirilir. Zorluk ve meşakkat.Sütten kesilmesi.Aklı ve görüşü mükemmel oluppazusu kuvvetlendi. Beni muvaffak et ki o işe rağbet edeyim. öf. Çıkardı. Yani diriltip mezardan çıkardı. Benden Önce nice nesiller geçti. Allah'tan imdat dilerler.Yazık sana.

Veyl kelimesi, bazı kimselere göre Cehennemde bir vadinin adıdır. Ön­ceki milletlerin kitaplarında yazılı olan uydurma hikayeler ve masallar.Mertebeler. Yükseklik anlamında kullanılan mertebeler için dere­ce kelimesi, alçaklık manasında kullanılan mertebeler İçinde ke­limesi kullanılır.[11]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Bu ayet-i kerimeler Allah'ın İnsana bahşettiği nimetlerle lütufların bir kıs­mını açıklamak için vahyedilmişlerdir. Zira Cenab-ı Allah insanı küçüklüğünde gözetip büyütmüş, onun sevgisini ebeveyninin, özellikle anasının kalbine yer­leştirmiştir. Onu mükemmel bir şekilde besleyip büyütmesi için anasını ona karşı şefkatli kılmıştır. Aklının kemal mertebesine ermesinden sonra da Cenab-ı Allah onu hayra muvaffak kılmış, o da doğru yolu bulup aile efradına bazı güzellikleri iade etmiştir. Ama bunun yanısıra bazı insanlar sapıklığa düşüp azgınlaşmişlar, hürmet hakkına riayet etmemişler, bilakis küfredip ana ba­basının kendisine ısrarla irşatta bulunmalarına rağmen İlahi nimetleri inkar etmiştir. Herkesin kendine göre bir derecesi vardır. Ey kardeşim, Allah-u Te-âlâ seni hayra muvaffak kılsın. Bak sen, bu iki insan grubundan hangisine dahilsin! Şu da var ki ana-babaya iyiliğin tavsiye edilişine dair ayet-i kerime­nin buraya konulmuş olması, ebeveyne iyilik etmenin^İslâmî esaslardan ol­duğunu göstermektedir.[12]

 

Açıklama:

 

Biz insana, ana ve babasına iyilik etmesi için tavsiyede bulunduk. Onla­ra iyilikte bulunması için kendisini yükümlü kıldık. Çünkü insanlar üzerinde en çok hak sahibi olanlar onlardır. Ana-babaya iyilik etmek için emir verilmiş olması, Allah'ın onlara ne kadar itina gösterdiğini belirtmektedir. Bu bir emir değil, vasiyyettîr. Çünkü onlar, insanın sebeb-İ vücûdudurlar. Zahiren onun dünyaya gelişinin sebebidirler. Yüce Allah yaratıklarını gizli ve açık bir şekilde gözetip idare eder. Kişinin İyilik yapmasına babasından ziyade anası daha çok hak sahibidir. Zira anası onu zorluk ve meşakkatlerle rahmine alıp gebe kaldı. Yine zorluk ve meşakkatlerle onu doğurdu. Onun ana rahmindekalış süresi ile sütten kesilme süresi toplam olarak otuz aydır. Önceki ayet-i kerimede belirtildiği gibi çocuğunu tam olarak emzirmek isteyen kimseler içinemzirme müddeti iki senedir: "Anneler, çocuklarınıemzirmeyi tamamlatmak isteyen kimse İçin tam iki sene emzirirler"[13].

Emzirme müddeki iki sene olduğuna göre; hamilelik müddeti de asgari altı aydır. Bu da çocuğun babasına nisbet edilmesini mümkün kılacak en kısa müddettir. Zira hamileliğin en az süresi budur. Hamileliğin en uzun süresine gelince bu hu-sıısta.Kur'an-i Kerim'in bir nassı yoktur. Fıkıhçılar hamileliğin en uzun süresinin iki sene olduğunu söylemişlerdir. Dört sene olduğunu söyleyenler de vardır. Ama ekseriyetle hamilelik müddeti dokuz ay civarındadır. Hamilelik ve emzirme müd­deti otuz aydır. Bu süre zarfında ana, çocuğu karnında taşır. Karnı onun için bir kaptır. Memesi onun için süt kaynağıdır. Buna ek olarak anası uykusuz kalıp zahmetler çeker. Çocuğunu mutlu kılmak için kendisi zorluklara katla­nır. Şu halde çocuğun ana ve babasına, Özellikle anasına, bu İyiliğine iyilikle mukabelede bulunması elbetteki zevklerin en büyüğüdür. Sütteki çocuk, ya­şayıp çocuklar gibi hayat basamaklarında yükseldikçe gençlerle birlikte geli­şip ömrünün baharına varır. Nihayet tam güçlü çağa erişir. Aklı sağlamlaşır, kuvveti mükemmel seviyeye varır, kırk yaşma ayak basar, işte o zaman der ki: Ey Rabbim! Banı ve ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükretmeyi bana ilham et ve beni bu hususta muvaffak eyle. Çünkü sen, ebeveynimin kalbine bana karşı bir şefkat duygusu yerleştirdin. Beni onlar sebebiyle yarattın. Mü­kemmel bir surette icat ettin. Küçüklüğümde beni gözettin. Besleyip büyüt­tün ve beni muhafaza edip sayısız nimetlere mazhar kıldm. Doğrusu Allah bilir ya, Öyle görülüyor ki insanın güçlülük çağma erip aklının mükemmel oluşu ve kırk yaşma ayak bastığı sırada söylediği bu söz, onun zamanın dili üe gelen irşat ve talimatlardan kat-ı nazarla, insan olması, cihetiyle söylediği bir sözdür. însan çocukluktan çıkıp buluğ çağına erdiğinde şeriatın bütün teferruatı ile mükellef olur. Çünkü insan, Rabbinden kendisini salih amel iş­lemeye muvaffak kılmasını ve şükür yoluna girmesini ister. Allah'ın nimetle­rine kam güzelce mukabelede bulunmak, kırk yaşına ve rüştün kemaline er­me şartına bağlı değildir.Ey Rabbim! Beni, Sana şükretme mazhariyetine erdir. Çünkü Sen bana ve ebeveynime sayısız nimetler bahşettin. Beni saüh amel işleme imkânına ka­vuştur. Takva ve salahı neslime sirayet ettir. Onu çocuklarımın kalbine yer­leştir. Zira ben Sana yönelip tövbe ettim. Ben gönülden saygı duyup ibadet eden müslümanlardanım. Beni bağışla ve beni muvaffak eyle. Ey kerem sa­hiplerinin er kerim olanı!

İşte biz, insanların amellerinin en güzelini kabul ederiz. Bunlar kemal-i ihlâs sahibi olduklarından ötürü amellerinin hepsi en güzel amellerdir. Bun­ların işledikleri kusur ve seyyİelerini bağışlarız. Rabbin onlara aynı ile doğru olan bu vaatte bulunmuştur, ki, onlar Peygamberlerin lisanı İle bu vaatlerle müjdelenmişlerdir.

Allah'ın, hukukuna riayet etmeyen, ana ve babasına hürmette kusur edip onların haklarını gözetmeyen, iyiliklerine çirkinliklerle mukabelede bulunan, iyiliğe kötülük ile karşılık veren gruptaki insanlara gelince, işte bunların da ebeveyinleri, bilindiği gibi bunların rahatlarını temin etmek için yorgunluk ve zahmetlere katlanmışlar, mükemmel bir seviyeye gelmeleri için  ellerinden geleni yapmışlar, hayır ve mutluluklarını temin edecek yollan kendilerine gös­terip tavsiyelerde bulunmuşlardır. Ama buna rağmen bütün bu nimetler on­ların büyüklük taslamalarına inat ve küfür ile nankörlük içine girmelerine sebebiyet vermekten başka bir katkıda bulunmamıştır. Bakınız, bu gruptaki insanlardan birine ebeveyni; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberle­rine ve ahiret gününe iman etmesi için tavsiyede bulununca, ebeveynine şöyle demiştir: Öf sîze. Ölümden sonra bir dirilişle mi beni tehdit ediyorsunuz? Me­zara girdikten sonra hesaba çekilmek için kabrimden çıkarılacağımı bana söy­leyerek beni korkutmak mı istiyorsunuz? Halbuki benden Önce nice nesiller gelip geçmiş. Binlerce yılı geride bırakmış olmamıza rağmen hiç kimsenin ölümden sonra dirildiğini görmedik.

Bu adam böyle demekle ölüm sonrası dirilişi inkar etmektedir.

İşte böyle birisinin ana ve babası, onun yaptığı kötü fiillerden dolayı Al­lah'a sığınır, evlatlarım doğru yola iletip irşad etmek için O'ndan yardım is­terler. Babası ile anası ona derler ki: Yazık sana, mü'minlerle beraber sen de iman et.

Böyle demekle ebeveyni ona beddua etmek istememekte, ama onu ima­na ve İslamiyete girmeye teşvik etmektedirler. Zira Allah'ın vadi gerçektir. O mü'minlere sevap, kafirlere de ikap vadetmiştir.

Şu imansız kişi bundan sonra ana ve babasına şöyle der: Sizin bu söyle­dikleriniz, öncekilerin masalları ve uydurma sözleridir.

Dikkatle bak ey kardeşim, Allah seni korusun! Bu kişinin ana've baba­sı, çocuklarının iman-ı kâmil sahibi olmasını güdüsel bir sevgi ile arzulamak­tadırlar. Onun hayrına olan işleri yapmasını öğütlemektedirler, ama çocuk ima­na istekli değilse onların hürmetlerini göz önünde bulundurmaz, görüşlerine değer vermez.

Şu halde ey Muhammedi Senin kavminden küfreden kimselerin küfürle­rinden dolayı hüzne kapılma. İşte bu gibi kimselerin üzerine şu azap kelime­si hak olmuştur: "Sen ve sana uyanların hepsi ile cehennemi dolduraca­ğım"[14].

Evet bunlar kendilerinden Önce geçmiş insî ve cinni milletlerin sırasına girerek üzerlerine azap kelimesi hak olmuştur. Çünkü bunlar hüsrana uğra­yan kimselerdirler. Mü'min ve kafir gruplardan herbiri için, işledikleri amel­leri sebebiyle belli dereceler vardır. Bir grup Cennettedir, kendisi için yüksek dereceler vardır. Diğer grup da çılgın alevli Cehermem ateşinde olup kendisi için süflî derekeler vardır. Dünyada işlemiş oldukları amellerin karşılığını tam olarak vermek için Rabbin bunu böyle yaptı. Onlar, sevapları azaltılarak ya da azapları artırılarak asla zulme uğratılmazlar.

Hatırla o günü ki ey Muhammedi O günde kafirler sabah akşam Ce­henneme sunulup orada azaplandırıluiar. Kınanıp azarlanarak kendilerine şöy­le denilir: Dünya hayatında iken lezzetli ve hoş şeylerinizi siz giderdiniz. Ora­da hakkınızı kullanıp tükettiniz. "Dünya gelirini isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz"[15].

Bugün sizler alçaltıcı bir azap İle cezalandırılacaksınız. Bu azap, dünya­da iken haksız yere dikilen burunları yere sürtmek ve şeytan yolunda uzun uzadıya üstünlük taslayan şu başlan eğmek için kibirli ve gururlu kimselere hazırlanmıştır. Evet bütün bunlar sizin yeryüzünde haksız yere büyüklük tas­lamanız sebebiyledir. "Yeryüzünde büyüklük taslamanız" sözüne dik­kat etmek gerekir. Elbettekİ yeryüzünden başka bir yerde büyük­lük mü taslanamaz. Hakir maddeden başka bir şeyle büyüklük taşlanabilir mi? Sizler yeryüzünde hak çizginin dışına çıktığınız için işte cezanız bu oldu! "Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan herşeyi harcadınız. Onların zev­kini sürdünüz" ayet-i kerimesine dikkatle bakmalıyız. Bu ayet-i kerime, ateş ile azaplandınlan kafirlerin kötülüklerini ortaya koyup onları kınamak için vaz olunmuştur. Bununla beraber ayet-i kerimede insanların dünyada zevk sürdükleri de anlatılmaktadır. Bu vesileyle bu ayet-i kerime İle şu ayet-i keri­me arasında fark bulunduğunu anlama imkanına kavuşmaktayız. Şöyle ki: "Ey inananlar! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hudu­du da aşmayın. Doğrusu Allah aşın gidenleri sevmez"[16]

"Ey Muhammed, de ki: Allah'ın kullan için yarattığı zinet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?"[17].

Tefsirini yapmaya çalıştığımız bu ayet-i kerime, kafirlerin dünyada iken hoş ve güzel şeylerini harcayıp zevk-u sefa sürdüklerine, şehvetlerine tabi ol­duklarına; gençliklerini günah, fısk, isyan ve haddi tecavüz yolunda tüket­tiklerine işaret etmektedir. Diğer ayet-i kerimelere gelince;onlar müslümamn haddi aşmadan, İktisadî, ahlakî veya dini yönden çizgiyi aşmadan, hoş ve te­miz rızıklarla yararlanıp zevk sürmesini, mubah kılmaktadır.

Ben böyle diyorum. Bazı tefsircilerin; İslamiyetin hela! nzıkla yararla­nıp zek-ü sefa sürmeye karşı savaş açtığını ifade ettiklerini görmekteyim. Onlar bu görüşü ileri sürerken bu ayet-i kerimenin zahirine dayanmaktadırlar. Ki­tabın kast ettiği manayı en iyi bilen, elbetteki Cenab-i Allah'tır.[18]

 

Peygamber Hûd'un, Kavmi Âd İle Olan Kıssası

 

21- Ey Muhammedi Âd milletinin kardeşi Hûd'u an; ondan önce ve sonra, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen nice uyarıcılar gelip geç­mişken, Ahkaf bölgesindeki milletini uyarmış "Doğrusu sizin için, büyük gü­nün azabından korkuyorum" demişti.

22- "Bize, bizi tanrılarımızdan alıkoymak İçin mi geldin? Doğru söz­lülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.

23- "Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benim­le gönderileni tebliğ ediyorum, fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum" dedi.

24-25- O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hûd: "Hayır o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azab veren bir rüzgardır; Rabbinin buy­ruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız,

26- Ey Mekke'Îİ putperestler! And olsun ki onları sizi yerleştirmediği­miz yerlere yerleştirmiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ama kulakları, gözlen ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, zira, Allah'ın ayet­lerini bile bile inkâr ediyorlardı, alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yokedi-verdi.

27- And olsun ki, çevrenizde bulunan birçok kasabaları yok etmişiz­dir. Belki doğru yola dönerler diye ayetleri türlü türlü anlatmışızdır.

28- O zamanlar, Allah 'ı bırakıpta O 'na yakınlık peyda etmek için edin­dikleri Tanrıları kendilerine yardım etmeli değil miydi? Ama tanrıları onlar­dan uzaklaştılar. Bu, onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.[19]

 

Bazı Kelimeler:

 

Âd kabilesi ve onlann eşraflarından olan kardeşleri Hûd.Büyük, uzun ve eğik kum yığını. Bu kum yığını her ne kadar uzun ve büyük olsa da dağ mertebesine ulaşmaz. Bunlar Yemen'deki kum tepeleri olup Âd kabilesinin barındıkları yerlerdir. Geçti.Bizi tanrılara ibadet etmekten vaz geçirmek için. Ufukta beliren bulut.Helak eder ve yıkar. Ayetleri onlara açıkladık. Onlara yardım etmeliydi.Kur­ban, insanın kendisiyle Allah'a yaklaştığı her çeşit taat.Onların yalanlan.[20]

 

Açıklama:

 

Bu kıssa Mekkelilere, Hûd kavmini ve onların başlarına gelen felaketleri anlatmaktadır. Hûd kavmi, Mekkelilerden daha güçlü, daha çok ve daha kuv­vetli İdiler. Küfrettiklerinde Allah, onların üzerine ordularını gönderdi. Al­lah'ın orduları onları helak etti. Bunu düşüneniniz var mıdır?!

Ey Muhammedi Mekkelilere, Âd kavminin kardeşi olan Hûd peygam­beri hatırlat. Hani o kavmini uyarıp korkutmuştu. Onlar Ahkaf bölgesinde yaşamakta İdiler. Onlara; sizi yaratan ve rızık veren Allah'tan başkasına iba­det etmeyin. Zira ben size büyük bir günün korkunç azabının dokunmasın­dan korkuyorum, dedi.

Onlara, kendisinden önce gönderilen ve kendisinden sonra gönderilecek olan bütün peygamberlerin kavimlerini bu şekilde uyarıp korkutacaklarını ve Allah'tan başkasına tapmamaları hususunda onları ikaz edeceklerini de bildirdi.

Ad kavmi bu uyarı karşısında Hûd'a dediler ki; Ey Hûd! Sen bizi tanrıla­rımızdan çevirmeye ve onlara ibadet etmekten vaz geçirmeye mi geldin? Hal­buki bizim atalarımız da bu tanrılara tapınışlardı ve senden daha hayırlı, da­ha iyi kimseler de bu tanrılara ibadet etmişlerdir! Eğer bu davetinde ısrar edip söylediklerinden vaz geçmiyeceksen, bu uyarılarını devam ettireceksen, şu halde bize vadetmekte olduğun azabı getir de görelim. Eğer doğru sözlü isen bunu yap!

Hûd peygamber onlara şöyle cevap verdi: Bu hususta bilgi ancak Allah kalındadır. Azabın ne zaman geleceğini yalnız o bilir. Ben sadece bir Resu­lüm. Bir elçiyim. Benim herhangi bir şey hakkında bilgim yoktur. Benim gö­revim tebliğden ibarettir. Ama sizin bilgisiz ve cahil bir kavim olduğunuzu görüyorum. Umumî hakikatlerden haberiniz yoktur!

Ad kavmi bu hallerini devam ettirdiler, inatlarından vazgeçmediler. Ni­hayet üzerlerine azap hak oldu. Bir an evvel gelmesini istedikleri ve de inkar ettikleri azap üzerlerine çöktü. O azabın.ufku dolduracak şekilde gök ile yer arasını doldurmuş bir vaziyette belirdiğini, şu dolu bulut gibi vadilerine doğ­ru yöneldiğini görünce sevindiler ve bu,üzerimize yağmur yağdıracak bir bu­luttur dediler.Hayır! O sizin tezelden gelmesini istediğiniz şeydir, içinde elem ve azap bulunan bir rüzgardır. Bu rüzgar, üzerine vardığı her şeyi Rabbinin emri ile helak eder. Allah herşeyi yapmaya muktedirdir. O rüzgar, onlara geldi ve ye­di gece, sekiz gün —uğursuz bir şekilde— üzerlerine esti. Bundan sonra o kavmin, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görür­sün. Onlardan geri kalan birşey görür müsün? Bundan sonra onların izleri silindi, sadece meskenleri kaldı. İşte onların evleri, zulmetmeleri sebebiyle bom­boştur. Bu kesin cezada görüldüğü gibi zalim ve mücrim kavmi işte böyle ce­zalandırırız. Ey Mekkeliler! Üzerinize inecek azaptan sakının. Cenab-ı Allah Âd kavmine nimetler ve evlatlarla, bahçeler ve pınarlarla İn'amda bulunmuştu. Onlar her yol başlarında ve yüksek yerlerde insanları şaşırtmak için işaretler korlar, ebedi kalacakları zannıyla köşkler, binalar yaparlardı. Onları, sizi yer­leştirdiğimiz yerlere yerleştirdik. Gördüğünüz gibi Rabbiniz onlara çeşitli ni­metlerle in'amda bulundu. Onlara gözler, kulaklar ve kalpler verdi, ama on­lar bu organları, yaratılış amacına uygun bir şekilde kullanmadılar. Üzerleri­ne inen azaba karşı gözleri, kulakları ve kalpleri hiç fayda sağlamadı. Azabı da kendilerinden savmadı. Zira onlar Allah'ın ayetlerine ve O'nun birliğine delalet eden kevnî görüntülerine karşı küfrettiler. O'nun kemal sıfatlarla mut-tasıf olduğunu kabul etmediler. Bu sebeple, alay etmekte oldukları şey üzer­lerine indi.

Ey Mekkeliler! Çevrenizdeki birçok kasabaları helak etmişizdir. Hicir, Semud ve Lût kavmi gibi milletlerin yaşadıkları kasabaları yok etmişizdir. Bun­ların haberlerini biliyorsunuz. Gece gündüz bunların bıraktıkları yerlerden geçip gidiyorsunuz, hala aklınızrçalıştırıp öğüt almıyor musunuz?! Hakka yönelirler umuduyla ayetleri kendilerine açıkladıktan sonra inkar ettikleri için çevrenizdeki birçok kasabaları helak ettik. Sizler bundan öğüt ve ibret alıyor musunuz?! Allah'ı bırakıpta bakmakta oldukları tanrıları, üzerlerine azap indiği zaman kendilerine yardım etseydi ya! Oysaki musibet anında O tanrı­ları da kendileriyle birlikte kaybolup gittiler. Onları tanımaz oldular. Çünkü onlar idraksiz ve duygusuz putlar idiler. Avurtlarını şişire şişire söyledikleri yalanın ve Allah'a karşı yaptıkları iftiranın cezası da budur![21]

 

Cinlerin Peygamber (S.A.V.)'E İman Etmeleri

 

29- Ey Muhammedi Kur'an'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana

yöneltmiştik. Onlar Kur'anı dinlemeğe hazır olunca birbirlerine: "Susun" de­diler. Kur'an'm okunması bitince, herbiri birer uyarıcı olarak milletlerine dön-düler.

30- Şöyle dediler: "Ey milletimiz! Doğrusu biz, Musa'dan sonra indi­rilen, kendinden Öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitab dinledik."

31- "Ey milletimiz! Allah'a çağıran Muhammed'e uyun ve O'na ina-nın da Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azabtan ko­rusun."

32- Allah'a çağıran Muhammed'e uymayan kimse bilsin ki, Allah'ı yer­yüzünde aciz bırakamaz; onların O'ndan başka dostları da bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar.[22]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yönelttik.Nefer, on kişiden az olan topluluk demektir.Sona erdi. Edeple dinleyin. Dön­düler.[23]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Bu ayet-i kerimede, Kur'an-ı Kerim'i dinlemeyen müşrikler kınanıp azar­lanmaktadırlar. Oysaki onlar halk içinde Kur'an-ı Kerim'i en iyi bilen kimse­lerdirler. Zİra Kur'an-ı Kerim onların dilleriyle ve onların içinde doğup bü­yüyen bir adamın (Hz. Muhammed'in) dili ile inmiştir. Onlar Hz. Muham-med'in her yönünü bilmektedirler. Kur'an-ı Kerim, kendisine kulak verme­dikleri için onları kınamaktadır. Zira cinler bile, kendi dilleri ile nazil olma­masına ve Hz. Muhammed'in kendi cinslerinden olmamasına rağmen Kur'an'a iman etmişlerdir. Oysaki Allah'a ortak koşan müşrikler Kur'an-ı Ke­rim'i ilahî bir kitap olarak kabul etmemişlerdir.

İşte bu ayet-i kerimelerle Peygamber efendimizin azmi bilenmekte, mo­rali takviye edilmektedir. Bazı insanlar O'nun peygamberliğini inkâr ederler­ken cinler ona iman etmektedirler. Artık bundan sonra İnsanlar ondan ne İstiyorlar?[24]

 

Açıklama:

 

Tarih ve Sîret kitaplarında sabit olan hakikatlerden biri de Hz. Hatice-nin ve Ebu Taîib'in vefatından sonra Kureyşlilerİn eziyette ileri gitmeleri so­nucu Peygamberimiz yardım ve destekte bulunacak bazı kimseleri bulurum umudu ile Taife gitti. O zamanlar Taif'te Sakıf kabilesi yaşamakta İdi. Ama onlar O'nu, nahoş bir şekilde geri çevirdiler. Düşük mertebeli ayak takımı kimselerle köleleri O'na karşı kışkırttılar. Bunlar O'na sövdüler ve ardısıra laflar atmaya, seslerini yükseltmeye başladılar. Nihayet insanlar O'nun üze-. rine çullandılar. Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) efendimiz Rebiâ'nm oğul- * Iarından Utbe ile Şeybe'nin bahçesine sığındı. Ayağını kanatıp ayakkabıları-. nı kana boyayan o s :rseri güruhu da artık dönüp gitmişlerdi.

tşte Peygamberlerle ıslahatçılar hep böyle zorluklar ve zahmetlerle kar­şılaşmışlar, yurttaşlarının eziyetlerine maruz kalmışlardır. Peygamber (S.A.V.) efendimiz Sakiflilerle onların kölelerinden ve çocuklarından çektiği eziyet­ten sonra Taif'ten döndüğünde Allah'a el açıp yalvardı ve şöyle dedi: Allah1 im! Gücümün zayıflığını, kuvvetimin azlığını, insanlara karşı horlanmışlığı-mı Sana şikayet ediyorum. Ey merhamet edicilerin en merhametlisi! Sen müs-taz'aflarm Rabbisin ve Sen benim Rabbimsin. Beni kime bırakıyorsun?! Ba­na kaba davranacak bir kula veya işime engel olacak bir düşmana mı beni havale ediyorsun? Yeterki Senin bana kızgınlığın olmasın, gerisi hiç önemli değil. Ama Senin bana afiyet vermen, benim için genişliktir. Üzerime gaza­bının inmesinden veya öfkenin üzerimde vakî olmasından Senin nuruna sığınıyorum. Sen razı oluncm-a kadar şikayetim Sanadır. Sen razı olmadıktan sonra benim gücüm ve kuvvetim yoktur.

Peygamber (S.A.V.) efendimiz Mekke'nin Nahle denilen bir mevkiine in­mişti. Geceleyin orada namazı kılıp Kur'an okuyor, herşeye muktedir olan, herşeyin maliki ve sahibi olan Rabbine münacaatta bulunuyordu. Tam o es­nada Cenab-ı Allah cinlerin eşrafından yedi şahsı O'na yöneltti. O'nu dinle­diler. O Kur'an okuyordu. Böyle iken aradan bir saat geçtiği halde onların kendisini dinlemekte olduklarının farkına varmadı. Ve yine o farkında değil iken onlar, kendisini dinledikten sonra geri dönüp kavimlerinin yanma gitti­ler. Bunun üzerine şu ayet-i kerime nazil oldu: "Ey Muhammedi Kur'an'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik". Evet bu ayet-i kerime Peygamber (S.A.V.) efendimizin gönlünü hoş etmek, azmini güçlendirmek, maneviyatını yükseltmek İçin kuvvetli bir burhan olarak, şu sapık müşrikle­rin delâletlerini altedecek bir delil olarak nazil oldu. Bundan sonra da Mele-i A'lâya yükseltilip İsra ve Mîraç mucizesine mazhar kılınma yoluyla yakîn ve inancı daha da arttırıldı. Şüphesiz bu miraç hadisesinde Peygamber efendi­mize soluk verildi. Martevî bir nefes verildi. Nefsi de manevî bakımdan yük­sek makamlara erişti. Rabbi ile buluşup teselli buldu. Ey Muhammedi Hani bir zamanlar cinlerden bir grubu sana yöneltmiştikte onlar senin Kur'an oku­yuşunu dinlemişlerdi. İşte sen o vakti kavmine hatırlat. Sen Kur'an-i Kerim'i okurken, onlar senin yanında hazır olduklarında, o cinler biribirlerine şöyle demişlerdi: Bu sözlere karşı edepli olun ve iyice kulak verin. Bizler şimdiye kadar böyle bir sözü işitmiş değildik.

Kur'an-ı Kerim'i okuyuşunu tamamladığında Peygamber (S.A.V.) efen­dimizi dinlemekte olan cin taifesi kavimlerine dönerek onları uyarıp korku­tarak şöyle dediler: "De ki: Bana vahyolundu ki, cinlerden bir topluluk Kur'an dinlediler de şöyle dediler: Bizi hayrete düşüren bir Kur'an dinledikte ona inan­dık. Biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız. Doğrusu Rabbimİzin yü­celiği her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir. Doğrusu ara­mızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu"[25].

Yİne cinler kavimlerine şöyle demişlerdi: Ey kavmimiz! Biz Musa'dan sonra İndirilen bir kitap dinledik. Bu kitap (Kur'an-ı Kerim) kendisinden önce in­dirilmiş olan semavî kitapları doğrulamaktadır. Tevrat, İncil, Kur'an, Zebur ve Sema'dan indirilen her kitap Allah'ı birlemekte ve bu inanca davet etmek­tedir. Peygamberlik ve ölüm sonrası diriliş ilkelerini yerleştirmektedir. Şu bir kısmını dinlediğimiz kitap, insanları hakka, dosdoğru yola iletmektedir. Ey kavmİmizJAllah'a davet eden şu peygamberlerin sonuncusu olarak gönderi­len elçiye icabet edin ve O'na iman edin. O'na iman ettiğiniz takdirde Allah sizin bazı günahlarınızı bağışlayacak ve sizleri elem verici bir azaba karşı ko­ruyacaktır. Allah'ın davetçisine icabet etmeyenlere gelince onlar yeryüzünde ve semanın altında Allah'ı asla aciz biracak değillerdir ve bunlar hiçbir halde Allah'ın azabından kurtulacak da değillerdir. Böyleleri için işlerine yardımcı olacak dostlar yoktur ki kötülüğü ve azabı kendilerinden savsın. Peygambe­rin çağrısına icabet etmeyenlere gelince bunlar apaçık bir sapıklık içindedir­ler. Bundan daha şaşırtıcı bir sapıklık var mıdır?![26]

 

Ölüm Sonrası Dirilişi İsbatlayan Deliller:

 

33- Gökleri, yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, Ölüleri diriltemeye de kadir olduğunu görmezler mi? Evet; O her şeye Kadir'-dir.

34- İnkâr edenler, ateşe sunuldukları gün onlara: "bu, gerçek değil miydi?" denir, onlar: "Rabbîmize and olsun ki evet gerçekti" derler. Allah: "İnkâr etmenizden ötürü azabı tadın" der.[27]

 

Bazı Kelimeler:

 

Aciz olup zayıf kalır. Evet. Bu kelime olumsuz soruya cevap verirken kullanılır.[28]

 

Açıklama:

 

Bunlar, Allah'ın göklerle yeri hak ile yarattığını bilmiyor ve bu hususta düşünmüyorlar mı? Halbuki Cenab-ı Allah bunları yaratırken yorulmuş veya aciz kalmış değildir. Bunları yaratırken asla şaşkınlığa da düşmüş değil­dir. Bilmiyorlar mı ki Cenab-ı Allah ölüleri diriltmeye muktedirdir? Evet Al­lah bunu yapmaya muktedirdir. Bu O'nun için pek kolay ve basittir. Zira o herşeyi yapmaya güç yetirendir.

Cehenneme sunuldukları ve Cehennem ateşi İle azaplandırıldiklan za­man kafirlere kınama ve tahkir nev'inden şöyle denilecektir: Görmekte ve çekmekte olduğunuz şu azap hak değil midir. İçinde şüphe var mıdır? Buna cevaben; bu azap haktır, Rabbimizin bütün vaadleri doğrudur, gerçektir di­yecekler.

Cenab-i Allah'ta ya bizzat veya meleklerin lisanı ile onlara şu cevabı ve­recektir: Maden durum böyledir, o halde, küfrünüz dolayısıyla tadın şu aza­bı![29]

 

Sûrenin Nihayeti

 

35- Ey Muhammedi Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret; inkarcılar için acele etme; onlar, kendilerine söz verileni gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir müddeti eğlendiklerini sanır­lar. Bu bir bildiridir; yoldan çıkmış olanlardan başkası mı yok edilir?[30]

 

Bazı Kelimeler:

 

Zorluklara ve musibetlere karşı sabr-ü sebat eden pey­gamberler.[31]

 

Önceki ayetlerle ilişkisi:

 

Tevhidin, nübüvvetin, kıyamet gününde ölüm sonrası dirilişin isbatı gi­bi İslam dininde önemli yeri olan ilkeler ile Kur'an-i Kerim'in şüpheleri red­detmesi önceki ayetlerde anlatıldıktan ve ayrıca azimleri kuvvetlendirecek, inatçıların delillerini çürütecek, kıyamet gününde karşılaşacakları akıbeti açık­layacak misaller verildikten sonra Cenab-ı Allah Peygamber (S.A.V.) efendimize sabr-ü sebat etmesini ve eziyetlere karşı tahammüllü olmasını emretmiştir.[32]

 

Açıklama:

 

Durum böyle olunca ey Muhammedi Sen de peygamber olarak gönderi­len kardeşlerin gibi müşriklerin eziyetlerine karşı sabret. Seninle alay edenle­re karşı seni korumaya biz kefiliz. Zalimlerin tuzaklarından seni biz koruya­cağız. Maddiyat hududunu aşmayan eziyetlerine karşı tahammüllü ol. Az­minle onların zayıf olan batıl itikatlarını parçalayasm ve topal, sarsak inatla­rını çürütesin. Allah'ın şu buyruğunu hatırla: "Peygamber ve onunla bera­ber mü'minîer: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zor­luğa uğramışlar ve sarsılmışlardı, iyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz ya­kındır"[33].

Zorluklara karşı sabırlı ol ey Muhammedi Senin Peygamber olarak gön­derilmiş olan kardeşlerini Cenab-ı Allah bu gibi eziyetlerle imtihan edip sı­namıştı kî nefislerini kuvvetlendirsin, ruhlarını arındırsın. Nihayet risalet gö­revini üstlenmeye müsait hale gelsinler. Sen, kavmine azabın çabucak gelme­sini isteme. Bu azap mutlaka gelecektir. Gelecek olan herşey yakındır. Onlar vadolundukları azabı kıyamet gününde gördüklerinde, sanki dünya ölçüsü ile gündüzün az bir kısmı kadar beklemiş gibi olurlar. Onlar bu şiddetli aza­bı ve bu azabın uzun müddetini müşahade ettikleri zaman sanki çok kısa bir zaman beklemiş gibi olurlar. Azabın şiddeti, onlara zamanın uzunluğunu çok kısa gösterir.

Ey insanlar! Size öğüt olarak verilen bu hususlar Mev'ıza ve duyuru ola­rak kafidir. İnsanlar için yeterlidir. Bundan sonra fasıklar güruhundan baş­kaları mı helak edileceklerdir. Çünkü onlar öğüt ve taat hududunun dışına çıkmışlardır![34]



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/529.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/529-530.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/530.

[4] Casiye sûresi: 22.

[5] Rahman Sûresi: 78.

Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/530-532.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/532-533.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/534.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/534.

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/534-536.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/536-538.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/538.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/538.

[13] Bakara süresi: 233.

[14] Sâd sûresi: 85.

[15] Şûra sûresi: 20.

[16] Maide sûresi: 87.

[17] A’raf Sûresi: 32.

[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/538-542.

[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/542-543.

[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/543-544.

[21] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/544-545.

[22] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/546.

[23] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/546-547.

[24] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/547.

[25] Cin sûresi: 2-4.

[26] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/547-549.

[27] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/549.

[28] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/549.

[29] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/549-550.

[30] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/550.

[31] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/550.

[32] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/550-551.

[33] Bakara sûresi: 214.

[34] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/551.