Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhammed Süresi - Kuran - 047Muhammed - 19. Sayfa

MUHAMMED SÜRESİ 2

Kafirlerle Mü'minlerin Halleri 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

Kur'an Ve Savaş. 2

Bazı Kelimeler: 2

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 3

Dünya Ve Ahîrette Mü'minlerle Kafirler. 5

Bazı Kelimeler: 5

Açıklama: 5

Kıyamet Gününde Acıklı Azap Ve Nimetin Örneği 6

Bazı Kelimeler: 6

Açıklama: 6

Münafıklar Ve Hidayete Erenler. 7

Bazı Kelimeler: 7

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 7

Açıklama: 7

Doğru Sözlü Mü'minlerle Yalancı Münafıklar. 8

Bazı Kelimeler: 8

Açıklama: 8

Sûrenin Sonu. 9

Bazı Kelimeler: 10

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 10

Açıklama: 10


MUHAMMED SÜRESİ

 

Buna Kıtal suresi de-denir. Medenî bir suredir. 13. ayeti dışında surenin tamamı Medenî'dir. 38 ayettir. Bu sure kafirlerle müminlerin dünya ve ahi-retteki durumlarım açıklamayı kapsamaktadır. Ayrıca burada mü'minlerle kafirlerin durumları arasında mukayese yapmaya da itina gösterilmiştir. Ay­rıca bu surede yer alan ayet-i kerimelerde, savaşa dair birçok hükümler anla­tılmıştır.[1]

 

Kafirlerle Mü'minlerin Halleri

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

1- Allah, inkâr edenlerin ve kendi yolundan alıkoyanların işlerini boşa çıkarır.

2- İnanıp yararlı İş işleyenlerin ve Muhammed'e, Rablerinden bir ger­çek olarak indirilene İnananların kötülüklerini Allah Örter ve durumlarını dü­zeltir.

3- Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden ge­len gerçeğe uymalarından Ötürü böyledir. Allah böylece insanlara kendileri­nin misallerini anlatır.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yüz çevirdiler ve başkalarını da geri döndürdüler.Onların işlerini ve amellerini boşa çıkardı. İptal etti.[3]

 

Açıklama:

 

İşte böyle... Cenab-i Allah, mahlukatı yarattı. İnsanları iki gruba ayırdı. Bir grup cennette, diğer grup çılgın alevli ateştedir. Bir grup batıla uyup nefsi İle heveslerinin peşine takıldı. Diğeri ise Rabbinden ve Mevlasından gelen Hak­ka tabi oldu. Allah'ı ve Resulünü inkâr edip Resul Muhammed'e indirilen nûr'dan yüz çeviren ve başkalarını da adalet ve üstünlük yolu olan Allah yo­lundan caydıran kimselere gelince; Allah bunların amellerini boşa çıkarmış­tır. Yaptıkları işleri zayi olup sonuçsuz ve hayırsız kalacaktır.

Küfredenlerden kasıt, Bedir savaşında öldürülen Ebu Cehl, Haris bin Hi-şam, Utbe bin Rebia, kardeşi Şeybe, Ubey bin Halef, kardeşi Ümeyye ve di­ğer ileri gelen müşriklerdir. Hacılara su dağıtma, yemek yedirme ve komşuyu himaye etme gibi yaptıkları hayırlı amellerini Cenab-ı Allah boşa çıkarıp so­nuçsuz bırakmıştır.

Allah ve Resulüne iman edip salih amel işleyen, Muhammed (S.A.V.)'e indirilen Kur'an-ı Kerim'e iman edenlere gelince Cenab-ı Allah onların kötü-. lüklerini ve günahlarını iman ve ameli salih perdesi ile Örtecektir. Allah dün­yada ve ahirette onları hayra muvaffak kılıp te'yid ederek durumlarım düzel­tecektir. Bunlar Allah'a imandan sonra başka hiçbir şeye önem vermezler.

Saptırma kafirlere, İslah mü'minlere mahsustur. Bütün bunlar küfreden­lerin, içinde hiçbir hak ve hayır bulunmayan batıla tabi olmalarından, iman edenlerin de Rablerinden gönderilen Hakka uymalarından dolayıdır. Evet şu bedii ve parlak açıklamada olduğu gibi Cenab-ı Allah her iki grubun yani mü'minlerin ve kafirlerin acaip durum ve niteliklerini açıklamakta, bu hu­susta misaller vermektedir.[4]

 

Kur'an Ve Savaş

 

4- Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonun­da onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya kar­şılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü de öc alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kimizinle denemek içindir. Al­lah, Kendi yolunda Öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.

5- Onları doğru yola eriştirir, durumlarını düzeltir.

6- Onları, kendilerine anlattığı cennete koyar.

7- Ey İnananlar! Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz. O da size yar­dım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.

8- İnkâr edenlere ise, yıkım ve yokluk olsun! Allah onların işlerini bo­şa çıkarır,

9- Bu, Allah'ın İndirdiğini beğenmediklerinden ötürüdür. İşlerini Al­lah bunun için boşa çıkarmıştır.[5]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yani savaşta onlarla karşılaştığınız zaman, Bo­yunlarını vurun, yani öldürün. Onlara üstün geldiğiniz zaman.Onları şiddetli bir esaret bağı ile bağlayın ki kaçıp kurtulma imkânını bulmasınlar. Onları fidyesiz olarak ser­best bırakırsınız.Yahut fidye karşılığında esirlerinizin bir kıs­mını salıverirsiniz. Vizr kelimesinin çoğulu olup ytik manasına gelir. Burada bu kelime ile savaşın sona ermesi ve ağırlığını İndirmesi anlamı kast edilmiştir. Onlar helak olsunlar ve kayba uğrasınlar.[6]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

İslamiyet; adaletin bayraktarlığını yaparak, hakkın temellerini yerleşti­rerek, hürriyet bayrağını dalgalandırarak, yaptıkları her işte ve zihinlerinde taşıdıkları her inançta insanların hür olması gerektiğini savunarak yeryüzü­ne İndi. İnsanların kendileri için tekeffül edilen hürriyetin sınırları dahilinde her işi yapabileceklerini ve her türlü inanca sahip olabileceklerini belirtti. Bu sebeple Peygamber (S.A.V.) efendimizin insanları İslama daveti serbest bir zeminde ve zorlamadan uzak bir atmosfer içinde olmuştur. O hiçbir zaman savaşmak istememiştin "Dinde zorlama yoktur"[7]

"Ey Muhammedi Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır, onlar­la en güzel şekilde tartış; Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir!'[8]

"Sen onların üzerinde bir zorba değilsin, söz verdiğim günden korkan­lara Kur'an'la öğüt ver"[9].

Bunun yamsira Kur'an-i Kerim'de savaşa çağıran ve insanları gayr-i müs-limlerle savaşmaya teşvik eden ayet-i kerimeler de bulunmaktadır. Bu ayet-i kerimeleri hangi şekilde anlamalıyız? Evet Kur'an-ı Kerim'de savaşmaya dair ayet-i kerimeler varid olmuştur. Bunlar yaratılışın başlangıcından bu yana in­sanların karakterlerine yerleşmiş olan savaşma güdüsünü tanzim edip buna, belli sabit bir ölçü getirip faydalı yöne tevcih etmektedirler. Böylece savaş tahrip aracı değilde tamir aracı olmaktadır. Şu halde islam ideolojisi İnsanları kılıç­ların keskin taraflarını kullanmaya sevk etmemektedir. İnsanları kılıçların göl­gesi altında bir araya getirmemekte ve kucaklaştırmamaktadır. İslam yolu sa­dece nazikçe bir davet olup güzel öğütten ibarettir. Ama islam davetçilerİ kendi görüşlerini parlak delil ve hüccetlerle destekleme durumundadırlar. İslam da­vetini kabul eden herkes müslümanlardan olur, müslümanlarm sahip olduk­ları haklara sahip olur, onların tabi oldukları mükellefiyetlere tabi olur. İs­lam çerçevesi İçinde Arabın Aceme üstünlüğü yoktur, insanlar ancak takva ile biribirlerine üstün olurlar. İnsanlık hukuk bakımından hep eşittirler. Zira bütün insanlar Adem (A.S.)'m evlatlarıdırlar. Adem ise topraktan yaratılmıştır. İslama girmekten imtina eden kimseye cizye tarh edilirki bu da onun İslama girmesi için bir zemin hazırlar. Müslümanlara karşı iyi niyetli olduğunu ciz­ye vermekle isbatlamış olur. Bu gibi kimseleri, umulur ki Cenab-ı Allah İsla­ma kavuşturur. Kalplerini hakka ve hayra açar. Böylece onlar islam çerçeve­sine dahil olurlar. Ya kendileri, yada kendilerinden sonra evlatları İslamiyetle müşerref olurlar. Cizye veren kimse, kendisini korumakta olan İslam devleti­ne mali yönden katkıda bulunmuş olur. İslam davetini kabul etmeyip cizye ödemeyi reddeden kimse ile savaşmak vacip olur. Bu ona karşı bir tecavüz .değil, bilakis vukuunda şüphe bulunmayan bir tehlikeyi önlemektir. Ayrıca islam davetini teminat altına almaktır.

İslamiyet, herhangi bir sebep olmadan ehl-i kitap ile, putperest veya me-cusİlerle savaşmamızı talep etmemektedir. Sadece onları İslama davet etme-' mizi istemektedir. Onlar, İslam davetini yaymamız hususunda bize ilişmez­lerse ve İslami burhanları ortayakoymamıza engel olmazlarsa onlarla savaş­mayız. Ama davetimizi yaparken bize karşı direnir veya davetçilerimize teca­vüzde bulunurlarsa, dini hürriyet ilkesini yerleştirmek, İslam davetini koru­yup saldırılardan korunmak için onlarla savaşırız. Ehl-i kitap olsunlar, put­perest olsunlar, bütün muhaliflere karşı islamiyet bu prensibi tatbik etmiştir. İlk etapta onlara, İslama girmeleri teklif edilir. Kabul ederlerse müslüman-lardan olurlar. Bu teklifi reddedip kendi inançlarına sıkı sıkıya tutunurlar ve de islam davetçilerine İlişmez onları kendi yollarında serbest bırakırlarsa, müs-lümanların onlarla savaşmamaları veya herhangi bir hususta onlara sataşma­maları vacip olur. "Eğer sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış teklif ederlerse Allah onlara dokunmanıza izin vermez"[10].

Eğer İslami kabul etmez, islam davetine itiraz eder, islam davetçilerine eziyyet edip ahidlerini bozarlarsa bu onların düşmanlık ilan etmeleri anla­mına gelir ki bu gibi kimselerden, onların teslim olmalarına ve eziyet ver­mekten geri durmalarına delil olsun diye cizye talep ederiz. Cizyeyi Öderlerse islam devletinin himayesine ginn reayası olurlar. İslamiyet bunları koruyup emniyet altına almak, mallarına ve canlarına güvenlik temin etmekle mükel­lef olur. Verecekleri cizyenin miktarı, islam ordusunun onları savunmak için sarf ettiği masraflar kadar olur. Eğer cizye ödemeyi reddederlerse onlarla sa­vaşırız. "Boyunlarım büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın"[11].

Yani islam devletinin hakimiyeti karşısında boyun eğip teslim oldukları halde kendi elleriyle cizyeyi ödeyinceye kadar onlarla savaşmak gerekir.

Arap müşriklerine gelince İslamiyet, onlarla diğer müşrikleri aynı katagoride mütalaa etmemiş, bilakis onlara farklı hükümler uygulanmıştır. Şöyle ki: Arap müşriklerinin ya miislüman olmalarını istemiş ya da müslüman ol­madıkları takdirde onlarla savaşılacağını ilan etmiştir. Buna mukabil Arap olmayan diğer müşriklerin ya Islama girmelerini istemiş veya cizye Ödemele­rini talep etmiş veyahut onlarla savaşılacağım bildirmiştir. Bundaki sebep herhalde şudur: Onlar yani Arap müşrikleri İslamiyet karşısında eksantrik bir  tutum sergilemişler, müslümanlara karşı kaba davranmışlardır. İslam nurunu söndürmek için var güçleriyle gayret sarf etmişler islamı ve müslümanları ortadan kaldırmak için fnü'minlerle savaşmışlardı. Hem de amansız bir mücadeleye girmişlerdi. "Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizin­le savaşa devam ederler"[12]

Zira Arap yarımadası iki din taşımaya tahammül etmezdi. Bir dine sâlik olanlar Allah'a iman edecek, diğer dine sâlik olanlarda, puta tapacaklar; böyle bir şey mümkün değildi. Müşriklerle savaşmanın yegane sebebi; onların te­cavüzlerini reddetmek, fitneyi tamamen ortadan kaldırmak ve islam davetini teminat altına almaktı. "Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın"[13]. Bu noktadan hareketle, Peygamber (S.A.V.) efen­dimizin şu hadis-i şerifini anlama imkanına kavuşuyoruz: "Lailâhc Mallan k deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum". Bu hadis-i şerifte geçen insanlar kelimesinden kasıt, özellikle Arap müşrikleridir. Bu halde müş-| riklerle savaş emrinin şiddetlendirilmesinde ve te'kid edilmesindeki sır anlasilmiş olmaktadır. Ayet-i kerimede geçen kafirlerden maksat da müşriklerdir. '; Şu halde ayet-i kerimenin manası şu aşağıdaki şekilde olmalıdır: Evet durum "böyle olduğu takdirde ve siz savaşlarda müşriklerle karşılaştığınızda onların . boyunlarını şiddetle vurun. Onları çokça Öldürün. Ayet-i kerimede "onları öldürün" ifadesi yerine "boyunlarını şiddetle vurun" ibaresinin tercih edil­mesindeki sebep; o müşrikleri Öldürürken kafalarını bedenlerinden ayırmak gerektiğine ve onları çirkin bir şekilde yüzükoyun olarak yere bırakmak icab ettiğine işaret içindir ki, böylece müslümanlar müşriklerle savaşmaya teşvik edilip cesaretlendirilmektedirler.

Savaşta müşriklerle karşılaştığınızda düşmanlarınızı öldürmek için var gücünüzü kullanın. Olanca çabanızı sarf edin. Onlardan savaş esiri almak-' tansa onları öldürün. Zira böyle yaptığınız takdirde onlara karşı güçlü olur­sunuz. Onlar da aşağılanmış ve horlanmış olurlar. Onlardan çok sayıda adam öldürüp yaraladığımız takdirde savaşta onları altetmiş ve hezimete uğratmış olup onlara karşı fiilen üstünlük kazanırız. Böyle yaptığımız, onları kendi ha­kimiyetimiz ve  sultamız  altına  aldığımız takdirde  ayet-i  kerimede de ifadesi ile belirtilen esir alma durumu tercih ederiz. Zira öl-dürmektense esir almak ihtiyari bir merhamettir. Çünkü savaş, durumuna göre takdir edilen bir zarurettir. Savaştan kasıt, kan akıtma ve öç alma arzusu­nu tatmin etmek değildir.

Savaş nihayete erdiğinde onları öldürüp yaralamışta olsanız veya onları esir de almış olsanız muhayyerlik hakkında sahip olursunuz. Esirleri dilerse­niz fidye karşılığında, dilerseniz bedelsiz olarak serbest bırakabilirsiniz. Ya­da onlarla esir değişimi yoluna gİdebilirsizin.

Öyle görülüyorki bu ayet-i kerime Bedir gazasından sonra nazil olmuş­tur. O gazada Peygamber (S.A.V.) efendimiz, kendilerinden fidye almak mak­sadıyla çok sayıda esir tuttuğundan dolayı Cenab-ı Allah tarafından kınan­mıştı: "Yeryüzünde savaşırken düşmanı yere scrmeden-esir almak hiçbir Pey­gambere yaraşmaz. Geçici dünya malını istiyorsunuz; Oysa Allah ahireti ka­zanmanızı ister. Allah güçlüdür, hakimdir"[14]. Hanefi alimleri, yukarıdaki ayet-i kerimenin şu ayet-i kerime ile nesh edilmiş olduğu görüşündedirler: "Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; Onları yakalayıp hapsedin"[15]

Alimlerin ekseriyetine göre önceki ayet-i kerime nesh edilmiş değildir. Devlet başkanı esirleri bedelli veya bedelsiz bırakma muhayyeriyetine sahip­tir. Savaştan sonra esirleri öldürmesi caiz olmaz. Dilerse onları serbest bıra­kıp, dilerse esir olarak yanında tutmaya devam eder. Esir olarak yanında tut­tuğu takdirde dilerse bedel karşılığında, dilerse bedelsiz olarak salıverebilir ama öldürme hakkına sahip değildir.

Şafii alimler ise şöyle derler: Devlet başkam esirlerle ilgili olarak- dört şeyden birini yapma seçeneğine sahiptir. Bu dört maddeden, müslümanlar ve İslamiyet için en güzel ve en uygun olanını tatbik eder. Şöyle ki:

1- Müslümanlığı kabul etmeyen esiri öldürebilir.

2- Esiri bedelsiz olarak serbest bırakabilir.

3- Mal veya bizim onlardaki esirlerimiz karşılığında salıverebilir.

4- Yahut köldeştirebilir.

Şafiî alimleri b ı görüşlerini serd ederken Peygamber (S.A.V.) efendimi­zin şu uygulamasını delil göstermişlerdir: Derlerki; Peygamber (S.A.V.) efen­dimiz Ebu Azze el-Cumahi ile Sümame bin Âsal'ı bedelsiz olarak serbest bı­rakmıştır. Ayrıca müşriklerden İki esiri de fidye karşılığında salıvermiştir. Ama bunun yamsıra Nacr bin Haris ile Ukbe bin Ebi Muayt gibi bazı esirlerin öldürülmesini emretmiştir ki bütün bunlar tarih, siyer ve sünnet kitapların­da sabittirler.Bu hükümlerin tümü esirlere uygulanabilir ki artık müşriklerle savaşma durumu söz konusu olmasın. Zira onlara bu hükümler uygulandığı takdirde onların iktidarları silinip gider. İnsanlıkta rahat, huzur, sükunet ve tam bir hürriyete kavuşur ki bu da önderlerin ve ıslahatçıların yapmak istedikleri ve savundukları bir idealdir. Bunun gerçekleştirilmesi ise Allah'a kalmıştır. "Savaş sona erinceye kadar" ayet-i kerîmesinin manası işte budur. Allah'ın emri bu­dur ve bu emri tanıyın. AHah dikseydi, onları kendi katından bir azaba uğ­ratarak sizin cihad etmenize gerek bırakmayarak onlara karşı sizi galip kıla­bilirdi; ama O'nun Öteden beri insanlara uygulamakta olduğu kanunu ve kud­reti; dünya ve ahİrette İnsanlara saadeti, yine onların amelleriyle cihad ve gayretleri mukabilinde vermeyi icap ettirmektedir. Bütün bunlar Allah'ın ken­disine karşı gelmekten sakınanlarla sakınmayanları birbirinden ayırt etmesi ve münafıkları diğerlerinden seçip tanıması içindir.

Allah yolunda öldürülen ve hakkı müdafaa uğrunda şehid edilen kim­selere gelince, Allah onların amellerini boşa çıkarmayacaktır. Bilakis onlara mükafatın en güzelini verecek, onları doğru yola İletip durumunlarını düzel­tecektir. Kendilerine anlattığı cennete sokacaktır. Daimi nimetlere sahip cen­netle onları mükafatlandıracağın

Cenab-ı Allah müslümanlara cihadın sevabım ve şahadetin mükâfatını açıkladıktan sonra mü'minlere dünyada zafer vadetmiştir. Ayrıca onları ci­hada fazlasıyla teşvik edip şöyle buyurmuştur: "Ey inananlar! Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, O'da size yardım eder, sevabınızı arttırır". Evet Al­lah'ın dininin yücelmesi için gayret sarfederseniz, her ne kadar güçlü olur­larsa da AİIah sizi düşmanlarınıza karşı muzaffer kılar. Yüce Allah, iman eden­leri müdafa eder ve onları düşmanlarına üstün kılar. Böyle yaptığınız takdir­de savaşta Cenab-ı Allah sizin ayaklarınıza sebat verir. Maneviyatınızı güç­lendirir. Yüksek moralle savaşa girer, neticede galip ve muzaffer olursunuz. Nitekim Peygamber (S.A.V.) ve sahabileri de bu muzafferiyete nail olmuşlar­dı.

İnkar eden kafirlere gelince, onlar helak olup mahva uğradılar. Allah on­ların amellerini boşa çıkardı. Tuzaklarını hükümsüz kildj. Kurdukları tuzak­ları boyunianna geçirdi. Bütün bunlarda, Onların Allah tarafından indirilen Kur'an'dan, tevhid inancından, ahlaki üstünlükler için yapılan davetten hoş­lanmamaları sebebiyledir. Bu hoşlanmayışlarımn cezası olarakta yüce Allah onların amellerini boşa çıkardı. Hoşlanmayışları ve yeni gelen İslam dinin­den nefret edişleri de şundan ileri geliyordu: islamiyet onlara yeni mükellefi­yetler getiriyor ve onları daha önce karşılaşmadıkları yükümlülükler altına sokuyordu. Halbuki onlar serbestliği, başıboşluğu ve serseriliği İtiyat haline getirmiş bir kavim idiler. Kur'an-ı Kerim yeni mükellefiyetleri ve haram lez­zetleri terk etme hükümlerini getirdiğinde, onlar bu kudsİ kitaptan hoşlan­madılar.[16]

 

Dünya Ve Ahîrette Mü'minlerle Kafirler

 

10- Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl ol­duğuna bakmazlar mı? Allah onları yere geçirmiştir; İnkarcılara da onların basma gelenin benzerleri vardır.

11- Çünkü Allah inananların sahibidir. Kafirlerin ise sahibi yoktur.

12- Doğrusu Allah, inanıp yararlı işler işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Duraklan ateş olduğu halde kafirler, zevklenirler ve hayvanlar gibi yerler.

13- Ey Muhammedi Seni sürüp çıkaran kasabadan daha kuvvetli olan nice kasabaları yok etik. Yardım edenleri bulunmadı.

14- Rabbinin katından bir belgesi olan kimse, kötü işi kendisine güzel gösterilen kimseye benzer mi? Bunlar heveslerine uymuşlardır.[17]

 

Bazı Kelimeler:

 

Allah onları mal ve can bakımından mahvetti. İman edenlerin yardımcısı ve işlerinin idarecisidir.Onlar için bir ikamet yeridir.Nice.

Belge, hüccet ve burhan yani Kur'an hidayeti.[18]

 

Açıklama:

 

Şu İnkarcılar yerlerine çakılıp oturdular mı ki yeryüzünde dolaşmıyor­lar ve kendilerinden önce gelipte peygamberlerini yalanlayan Ad, Semûd, Lût kavmi ile kasaba halkı gibi milletlerin başlarına gelen musibetlerden İbret al­mıyorlar? O geçmiş ümmetlerin terk ettikleri yurtların kalıntıları, onların baş­larına gelmiş olan felaketleri haber vermektedir!

Adamın biri eıkıpta, onların sonlarının nice olduğunu sorabilîr.îşte böy­le bir soruyu soracak olan adama daha evvelden Cenab-ı Allah şu cevabı ver­miştir: Allah, o inkarcı kavimlerin yurtlarını başlarına geçirmiş, harap etmiştir. Canlarını, mallarını, aile ve çocuklarını helak etmiştir. Onların bu hallerine tanıklık eden izlerinden başka hiçbir şey kalmamıştır.

Kureyşli müşriklerle kafirler de onların akıbetlerine uğrayacaklardır. Ni­tekim bu kafirlerle müşrikler Bedir muharebesinde öldürülüp esir edildiler. Daha Önce kendilerine azabın ve İşkencenin en kötüsünü çektirdikleri maz­lum kimseler tarafından helak edildiler. İşte kafirler bunlardır. Dünyadaki azapları da budur. Bunu garipsememek gerekir. Zira Cenab-ı Allah iman eden­lerin dostu olup onlara yardım eder. Onları, kendileri için hayırlı olan doğru yola iletir. Kafirlerin dostları yoktur ki kendilerine yardım etsin. Allah'ı bı­rakıp ta taptıkları şerikler kendilerine yardım edemez. Onların ahiretteki hal­lerine gelince bilki Cenab-ı Allah; iman edip salih amel işleyen kimseleri, alt­larından nehirler akan ve içinde ebedi nimetler bulunan cennetlere koyar. Küf­redenleri ise dünyanın geçici metaı ile kısa bir müddet yaşatır ve yararlandı­rır. Onlar davarlar gibi düşüncesiz bir şekilde bu dünya metamdan yerler ve İstifade ederler ama işlerin akıbetlerini düşünmezler. Dünya nimetlerini, ahj-retten gafil olarak kullanır ve onlardan istifade ederler. Ama şunu bilmelisi­niz ki onların ahiretteki ikamet yerleri cehennemdir.

Dünyayı batıl bir hayal ve yok olmaya mahkum bir nimet olarak tanıyıp şehvetleri terk eden ve kendilerini salih amel işlemeye adayanlara bak. Bun­ların akıbetleri, şerefli bir makamda ebedi nimetlere sahip olmaktır. Ahiret-ten gafil olan, dünyanın yalan övünçleri ile mağrur olan, dünyevi şehvetlerle yararlanıp yaşayan şu kafirlere gelince, bunların İşlerinin sonu hüsrandır, İka­met yerleri de cehennemdir.

Ey Muhammed! Seni memleketinden çıkaran yurttaşlarından daha güç­lü ve kuvvetli nice kasaba halklarını biz helak etmişizdir. Onları çok kuvvetli bîr azap ile helak etmişizdir. Onlar, kendilerini azabımızdan kurtarma gücü­ne sahip olmamışlardır. Dostlarından ve putlarından, kendilerine bir yardım edecek yardımcı da çıkmamıştır. Şu halde senden Önceki peygamberlerin sab­rettikleri gibi sende bu inkarcıların ezasına karşı sabırlı ol.

Bu ifadeler, mü'min ve kafir fırkalarının hallerinin biribirine zıt oldu­ğunu ve her fırkaya verilen hükmün ayrı oluş sebebini açıklamaktadırlar. "Rabbinin katından bîr belgesi olan kimse, kötü işi kendisine güzel gösterilen kim­seye benzer mi? Bunlar heveslerine uymuşlardır". Yani bu iki grup eşit tutu­labilirler mi? Kendisini besleyip büyüten Rabbi tarafından verilen apaçık bir delil ve burhan üzerinde sebat eden, yani Kur'an-ı Kerim yolunda yürüyen, diğer mucizelerle akli hüccetlere tabi olan kimse; işlediği şirk ve diğer masi-yetler gibi kötü ameli şeytan tarafından kendisine hoş gösterilip süslenen ve kendisini hiçbir delil olmaksızın şerre davet eden hevesine uyan kimse gibi olur mu?! Bu ikisi aynı seviyede tutulabilir mi?[19]

 

Kıyamet Gününde Acıklı Azap Ve Nimetin Örneği

 

15- Allah'a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rablerinden mağrifet vardır. Bunların durumu, ateşte temelli kalan ve bağır­saklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?[20]

 

Bazı Kelimeler:

 

Uzun süre beklediği halde kokusu değişmeyen.İçenlere lezzet veren.Yani murdar ve pisliklerden arınmış. Şiddetle kaynayan sıcak su.

Ma'y kelimesinin çoğulu olup bağırsak anlamına gelir.[21]

 

Açıklama:

 

Bu ayet-i kerimede cennet ile cennetteki nimetlerin, cehennem ile cehennemdeki azapların icad edilmesinin yanısıra ahirette mü'min ve kafir grup­ların halleri açıklanmaktadır. Tabii ki bu açıklama; mü'minlerle kafirlerin hidayet ve sapıklık bakımından durumları açıklandıktan sonra yapılmıştır. Mü'minlerin ve Aİlah'r karşı gelmekten sakınan kimselerin vadolundukları Cennetin tavsifine gelince, onun tavsifi sizin duyduğunuz misallere benzer du­rumlardan çok daha gariptir. Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları vardır. Uzun süre beklediği halde tadı bozulmayan ve dünya sütüne benze­meyen saf sütler vardır. Orada, içen herkese lezzet veren, şarap ırmakları vardır. "Onda ne bir gaile vardır ne de ondan sarhoş olurlar"[22].

Cennette murdarlıktan, pisliklerden arınmış saf bal ırmakları da vardır.

Cenab-ı Allah'ın Cennetteki nimet sınıflarını anlatırken, çokluklarını bil­dirirken onları ırmaklar diye ifade buyurmuştur. Cenab-ı Allah ne doğru bu­yurmuş: "Orada (Cennette) umduğunuz şeyler Allah katından konukluk ola­rak size sunulur"[23].

Allah'ın azabından korunan mü'minler için, kendilerine hazırlanan Cen­nette her çeşit meyva vardır. Meyvalarm en çok iştah verenleri ve en güzel olanları vardır. Orada kendileri için Rablerinden bir bağışlama bir .hoşnut­luk vardır. Rabbinin hoşnutluğu bu nimetlerin hepsinden daha büyüktür. îş-te en büyük kurtuluş budur. "Kötü işi kendisine güzel gösterilip ona güzel gören kimse, kötülüğü hiç işlemeyene benzer mi?"[24]

Bu nimetler ve bu Cennet içinde bulunan kimse; Cehennemde ebedi ka­lan, kendisine Cehennemin kaynar suyundan içirilen ve bağırsakları parçala­nan kimse gibi olur mu hiç?! Bunlar asla bir olamazlar! Ateşte olanın vay haline! Cabbar olan Allah'ın azabına maruz kalan, kaynar su içmek mecbu­riyetinde kalan, bağı rsaklarını parçalayacak kadar şiddetli kaynar suyu içen kimsenin vay haline.

Berrak nehir suyu, saf süt, lezzetli şarap ve süzme bal yerine onlara İçi­rilen şu kaynar suya bak. Bu nerede, onlar nerede?![25]

 

Münafıklar Ve Hidayete Erenler

 

16- Ey Muhammedi Putperestlerin içinde seni dinleyenler vardır; son­ra senin yanından çıkınca, bilgili kimselere "Az önce ne demişti?" diye so­rarlar. İşte bunlar, Allah'ın kalblerini mühürlemiş olduğu, kendi heveslerine uyan kimselerdir.

17- Doğru yolu bulanların ise,Allah doğruluklarını artırır, onların karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.

18- Onlar Kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekli­yorlar. Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?

19- Ey Muhammedi Bil ki, Allah'tan başka tanrı yoktur; kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile. Allah, gezip dolaştığınız ve duracağınız yeri bilir.[26]

 

Bazı Kelimeler:

 

Az önce. Rablerinden sakınmalarını onlara il­ham etti. Ansızın Şart kelimesinin çoğulu olup alamet demektir. Onların hatırlamaları.Sizin tasarruf ve iştigaliniz. Duruşunuz ve ikametiniz.[27]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Kafirlerin durumlarının açıklanması ve dünya ile ahirette mü'minlerle mukayeseleri yapıldıktan sonra bu ayet-i kerimede de münafıkların durum­ları açıklanmakta ve hidayete eren mü'minlerle, durumları mukayese edilmek­tedir.[28]

 

Açıklama:

 

İnsanlardan bazısı vardır ki üzerlerine Rabbinin azabı hak olmuş, Ce­hennemlikler sınıfına girmişlerdir. Bunlar kulakları ile seni dinler, oturum

sona erdiğinde senin yanından çıkıp kendilerine ilim ve sağlıklı anlayış veri­lenlere: Az önce ne dedi? derler. Bu Muhammed, kale alınacak sözler söyle­medi, karışık ve faydasız sözler sarf etti, derler. İşte Cenab-ı Allah onların kalplerini mühüdemiştir. Senin söylediklerini anlayamazlar. Kalplerine damgayı vurmuştur, kalplerinin İçine izah nuru girmez. Bunlar hakka tabi olmayı terk etmişlerdir. Allah kalplerini öldürmüştür. Hiçbir şeyi kavrayamaz ve aklede-mezler. İşte bunlar heveslerine tabi olmuşlardır. Bu sapıklığa sapan hakir in­sanların mukabilinde bir de hak yoluna giren hidayet erbabı vardır. Allah bun­ların hidayetlerini tevfik, ilham ve salİh amel ile arttırmıştır. Kendilerinde takva istidadı ile taatte bulunma kabiliyeti yaratmakla onlara takvalarını vermiştir. Bu takvaları karşılığında onlara mükafatlar bahsetmiştir. Diğer sapıklara ge­lince Allah onların kalplerini mühürlemİstir. Hayrı dinlemez ve hayır yoluna erişmezler. Bunlar kıyamet saatinin ansızın kendilerine gelmesini mi bekli­yorlar. Geçmiş ümmetlerin başlarına gelen felaketleri öğrenip de ibret almı­yorlar. Üzerlerine inecek olan kıyamet saatinin haberlerinden ve kıyametin korkunç hallerinden Öğüt almıyorlar. Oysaki kıyametin alamet ve belirtileri gelmiştir. Hal böyle olunca kıyamet kendilerine geldiğinde onlar nasıl düşü­nüp öğüt alacaklardır? Kıyamet ansızın bastırınca, onlar nasıl öğüt ve ibret alacaklar? Ey Muhammed! Sen bunları bildikten sonra yolunda sebat et. Al­lah'ın vahdaniyyetine ve ölüm sonrası dirilişe inanmaya devam et. Ve bitki Allah'tan başka Tanrı yoktur. Mal ve evladın İnsana fayda vermeyeceği gün­de kurtarıcı ve faydalı olan şey, işte budur. Günahların için Rabbinden bağış­lanma dile. Mü'min erkeklerle mü'mine kadınlar için istiğfarda bulun. Dün­yada dönüp dolaşmanızı Cenab-ı Allah bilmektedir. Ahirette kalacağınız ye­ri de bilmektedir. Bu yaptıklarınızın mükafatını size verecektir. Hiçbir şey O'na . gizli kalmaz.

Cenab-ı Allah'ın peygamber efendimize tevbe ve istiğfarda bulunmayı emretmesine gelince, bazıları demişler ki: Bu emir, ümmetinin de bu yolda yürümesi ve O'nu örnek alması için verilmiştir. O günahlardan masum oldu­ğu halde tevbe ve istiğfarda bulunmakla emrolunduğuna göre ya biz günah­kârların durumu nice olacaktır?! Müslim, Egarri Müzeni'den şöyle bir riva­yette bulunur: Resulullah (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğunu işittim: "Be­nim kalbime perde çekilir. Nihayet günde yüz kene Allah'tan tevbe ve istiğ­farda bulunurum", Buharı de Ebu Hureyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: Resulullah (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğunu İşittim: "Şüphesiz ben gün­de yetmiş defa Allah'tan tevbe edip istiğfarda bulunurum".

Bazı kimseler Peygamber efendimizin böyle demesine gerekçe olarak şöyle bir izahta bulunmuşlardır: Peygamber (S.A.V.) efendimiz bazan müslüman-Iarın halleriyle meşgul olurdu. İşte bu meşguliyeti zamanlarında Cenab-ı Al­lah'ı zikretmekten gafil olduğunu düşünerek istiğfarda bulunurdu. Zira iyi kimselerin haseneleri, Allah'a çok yakın olan mukarrep kimselerin kötülükleri mertebesindedir. Peygamber efendimizin istiğfarda bulunması günahtan dolayı değil de bir şükür ifadesi olarak da düşünülebilir. Zira bir hadıs-i şe­riflerinde şöyle buyurmuşlardır: "Şükreden bir kul olmayayım mı?" Peygam­ber (S.A.V.) efendimizin, mü'min erkeklerle mü'mine kadınlar için istiğfarda bulunmakla emrolunması, Cenab-ı Allah tarafından mü'minler için bir ik­ram, şereflendirme ve istiğfara yöneltmedir. İstiğfarda bulunmak, mü'mİn-ler için ayrılmaz bir vasıftır.[29]

 

Doğru Sözlü Mü'minlerle Yalancı Münafıklar

 

20-21- İnanlar: "Keşke bir sure indirilse de cihâda çıksak" derlerdi. Fakat kesin anlamlı bir sûre inip orada savaş zikredilince, kalblerinde hasta­lık olanların, ölüm korkusuyla bayılmış kimselerin bakışları gibi, ey Muhammed, sana baktıklarını görürsün. Oysa onlara itaat etmek ve uygun olanı söyle­mek yaraşırdı. İş ciddileşince Allah'a verdikleri and'a doğruluk gösterseler-di, onların iyiliğine olurdu.

22- Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenmez mi sizden?

23- İşte, Allah'ın lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği bun­lardır.

24- Bunlar Kur'an'i düşünmezler mi? Yoksa kalblerî kilitli midir?

25- Kendileri için doğru yol belli olduktan sonra ardlanna dönenleri, bu işi yapmaya şeytan sürüklemiş, onlara ümid vermiştir.

26- Bu, Allah'ın İndirdiğini beğenmeyen kimselerin: "Biz bazı işlerde size itaat edeceğiz" demelerindendir. Allah onların gizlediklerini bilir.

27- Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nice olur?

28- Bu, Allah'ı gazabîandıran şeye uymaları ve O'nun rızasından hoş­nut olmamalarından ötürüdür. Allah da onların işlerini boşa çıkarmıştır.

29- Yoksa kalblerinde hastalık olanlar, Allah 'm onların kinlerini dışa­rı vurmayacağını mı sandılar?

30- Eğer dileseydik, Biz, ey Muhammedi Onları sana gösterirdik; sen de onları yüzlerinden tanırdın. And olsun ki sen, onları konuşmalarından da tanırsın; Allah işlediklerinizi bilir.

31- And olsun ki sizi, İçinizden cihada çıkanları ve sabredenleri mey­dana çıkarana ve haberlerinizi açıklayana kadar deneyeceğiz.

32- Şüphesiz inkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı gelenler Allah'a hiçbir za­rar veremezler. O, onların işlerini boşa çıkaracaktır.[30]

 

Bazı Kelimeler:

 

Sağlam olup içinde hiç şüphe ve karışıklık bulunmayan. Şüphe ve nifak. Can çekişmekte olan ve bayılan kimsenin bakışı gibi gözlerini kırpmadan bakar.Onlara daha uy­gun olan. İş ciddileşti. Sizden beklenmez mi?Kufül kelimesinin çoğulu olup asma kilit anlamına gelir.Günah­larını onlara süslü gösterdi.Onlara uzun müddet yaşamayı va-dedip ümit verdi. Sırları Sırtlan Hasta­lık ve bedendeki gevşeklik demektir. Şüphesiz münafıklıkta, imanda gevşek­lik demektir. Bu sebeple Cenab-ı Allah onların münafıklıklarını hastalık olarak adlandırmıştır. Onların gizli kimseleri.Onların ala­metleri.Sözün uslübu. Cihad ile mükellef kı­larak sizleri imtihan ederdik. Peygambere muhalefet etti­ler. Peygamber bir tarafta, onlar karşı tarafta oldular.Boşa çıka­rır.[31]

 

Açıklama:

 

Sadık mü'mİnler cihada tutkundurlar. I'lâyı kelimetullah uğruna canla­rını ve mallarım feda etmek isterler. Cihad ve cihad sevabına tutkun oldukla­rından ötürü: Cihad emreden bir sure inmeli değil miydi?! derler. İşte bu mü­minler, içinde cihad emri bulunan bir surenin nazil olmasını temenni ederler. Münafıklara gelince, içinde şüphe ve gizlilik bulunmayıp, ayetleri sağlamlaş­tırılmış olup, cihadın müslümanlara farz olduğunu anlatan bir sure indiği za­man öyle korkunç bir durumla karşılaşırsın ki: Kalplerinde şüphe ve müna­fıklık hastalığı bulunan kimselerin, can çekişmekte olan ve gözünü kırpma­dan insana bakan kimse gibi sana baktıklarını görürsün. Korkaklıklarından ya da şiddetli düşmanlıklarından ötürü gözlerini faltaşı gibi açarak sana bak­tıklarını görürsün. Rüsvayhklarının açığa çıkmasından endişe ederek sana dik dik baktıklarını müşahade edersin. Kur'an'ı Kerim'in şu parlak tasvirine bakın: "Sana ölüm korkusuyla bayılıp düşen kimsenin bakışı gibi baktıklarını görürsün. Onlara uygun olan: İtaat ve güzel söz söylemektir". Savaş işi cid-dileşip gerçekleşme safhasına geldiğinde onlar niyetlerinde sadık olan İhlas-Ia amel etseler, kendileri için münafıklıklarından ve yalancılıklarından daha hayırlı ve daha faziletli olur. Ama münafıklıklarının ve yalanlarının vebali de sadece kendilerinedir.

Demek siz haktan ve Kur'an'dan yüz çevirerek yeryüzünün. ıslahından sonra fesat çıkaracak ve akrabalık bağlarını keseceksiniz, öyle mi? Bu bek­lenti ve istifham, ancak Allah'tan başka münafıkların işlerine vakıf olup sır­larım bilen her insandan beklenir. Cenab-ı Allah'tan gelen beklenti ve istif­ham, eşyanın kat'iyyetle hasıl olduğunun bir ihbarı mahiyetindedir. Şu halde ayet-i kerimenin manası şöyle olur. Şu münafıklar dinde zayıf olup dünyaya karşı şiddetli ve tutkundurlar. Bunların ıslahat değil de İfsat yapmaları bek­lenir. Akrabalık bağlarını perçinlemeleri değil de, parçalamaları beklenir. Her insan bunların durumlarını bilir. Ve onlara şöyle der: Demek siz idareyi ele alınca, ıslahından sonra yeryüzünde fesat mı çıkaracaksınız?!

Onların fesat çıkarıp akrabalık bağlarını koparmalarından maksat; yi­ne karanlık cahiliyyete ve kör sapıklığa dönmeleridir. Onlar hidayet nurunu yaratıkların en hayırlısı olan Hz. Muhammed'in elinde ve Kur'an-ı Kerim'İn satırları arasında gördükten sonra yine de eski cahiliyet ve sapıklıklarına dö­nerlerdi.

Şu halde müslümanlar onların Kur'an'dan ve dinden yüz çevirip yeryü­zünde fesat çıkardıklarını ve akrabalık bağlarını kopardıklarını anlıyorlar mı acaba? Rabbin onlara azap kırbacım çarptı, nihayet onlar bu hale düştüler. Güç ve kuvvet ancak Allah'ın elindedir. Allah böylelerini lanetleyip rahme­tinden kovmuştur. Hakkı duyamayacak kadar kulaklarına ağırlık vermiştir. Hakkı işitmezler. Allah gözlerini nûr'a karşı köreltmiştir. Nuru göremezler! Bunlar Kur'an'ı ve ondaki öğütlerle, men edici emirleri düşünmüyorlar mı ki bu içinde bulundukları tehlikeli durumlara düşmesinler?! Yoksa bunların kalp­lerinde kilit mi vardır ki Kur'an-ı düşünme ve ondan öğüt alma imkanına sahip olmuyorlar?! Evet onlar böyledirler. İmandan sonra küfredip gerisin geri dönen; hidayet nuru kendilerine apaçık göründükten, hakikatle yüzyüze geldikten sonra eski hallerine dönen kimselere gelince şeytan onların hatala­rım ve günahlarını süslemiştir. Uzun süre yaşayacaklarım vadetmiştir.

Denildiğine göre bu sözler Ehl-İ kitap hakkındadır. Oysa açıkça görül­düğü gibi bu sözler münafıklara dairdir. Zira imandan sonra bu irtidat ve küfür onların, yani münafıkların; Allah'ın İndirdiğinden hoşlanmayan Me-dineli yahudİIerden Kureyza oğullan ile Nadir oğullarına; bazı işlerde size itaat edeceğiz demelerinden dolayıdır. "İki yüzlülük edenleri görmedin mi, kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine: "Eğer siz (yurdunuzdan) çıkanlirsamz, mut­laka biz de sizinle beraber çıkarız, sizin aleyhinize hiç kimseye İtaat etmeyiz. Şayet sizinle savaşihrsa mutlaka size yardım ederiz" derler. Allah onların ya­lana olduklarına şahitlik eder"[32]

(13} Allah onların gizlemelerini ve sırlarını bilir. Yukarıdaki ayet-i kerimede belirtilen kendi aralarında yaptıkları konuşmalardan haberdardır.

Kendi nefislerine yazık eden o zalimlerin canlarını melekler, yüzlerine ve sırtlarına vurarak aldıkları zaman halleri nice olacaktır? Savaş halinde bi­le şerefli ve asaletli kimseler düşmanlarının yüzlerine ve sırtlarına vurmazlar. Onlar dünyada bundan sakındılar ama ahirette oralarına vurdular. Çünkü onlar Allah'ı kızdıracak küfür ile mâ'siyetlerin peşine düştüler. Allah'ın rıza ve taatinden hoşlanmadılar. Bu sebeple Cenab-ı Allah onların amellerini ve tuzaklarını boşa çıkardı. Kalplerinde münafıklık hastalığı bulunan kimseler, kinlerini Allah'ın açığa çıkarmayacağını mı zannettiler? Hayır böylebir zan-na kapılmayın. Zira Allah görünen alemlerle görünmeyen alemleri bilir. O göğüslerde saklı olan sırlardan da haberdardır.

Ey Muhammedi Eğer Rabbin, onları görüp tanımanı dileseydi onları sana tanıtırdı. Sen de onları, nifaklarına delalet eden alametleri ve konuşma üs­lupları ile tanırdın.

Ey Muhammedi Sen, huzurunda yaptıkları konuşmaların üslubundan münafıkları tanırsın. Böylece artık senin yanında herhangi bir münafık konu­şunca onu, sözünün üslub ve özü ile tanıyıp içinin fasit olduğunu, İmanının zayıf ve kendisinin de münafık olduğunu anlarsın. Bunda bir gariplik yok­tur. Allah sizin gizli ve açık bütün amellerinizi bilir. Allah yolunda cihad em­rini size vererek ve diğer mükellefiyetlerle sizleri yükümlü kılarak imtihana tabi tutacağız ki durumunuzun içyüzünü herkes bilsin ve biz de sizleri mü­minlerden ayırıp seçelim.

Şüphesiz küfredip insanları sözle, fiille, kötülüğü yayarak, haberleri tahrif ederek, kelimeleri yerlerinden oynatarak Allah yolundan çeviren, kendilerine hidayet yolu açıklandıktan sonra Resulullah'a muhalefet edenler, Allah'a za­rar veremezler. Tahrif etmelerinden önce kitaplarında Peygamber (S.A.V.) efen­dimizin vasıfları anlatılmaktaydı. Onlar kafirlere karşı peygamberin gelece­ğini söyleyerek Allah'tan yardım isterlerdi. Fakat Peygamber efendimizin risaletle görevlendirilmesini müteakiben, onu tanıdıkları halde inkar ettiler. Mü­nafıklar iman ettikten sonra küfreden, hidayet yolunu gördükten sonra mu­halefet eden bir kavimdir. Bunlar Allah'a asla za-rar veremezler. Allah onla­rın amellerini boşa çıkaracak, tuzaklarım iptal edecektir. Hayırlıdır diye zan­nettikleri amellerine kıyamet gününde Allah mükâfat vermeyecektir.[33]

 

Sûrenin Sonu

 

33- Ey inananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin; işlerinizi hoşa çıkarmayın.

34- İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanları, sonra da inkarcı olarak ölenleri Allah şüphesiz ki, bağışlamiyacaktır.

35- Ey İnananlar! Sizler daha üstün olduğunuz halde düşman karşı­sında gevşemeyin ki barış istemek zorunda kalmayasınız; Allah sizinle bera­berdir; sizin işlerinizi eksİltmeyecektir.

36- Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanmadır. Eğer inanır ve Al­lah'a karşı gelmekten sakınırsanız. O, size ecirlerinizi verir; O, sizin malları­nızı tamamen sarfetmenizi istemez.

37- Eğer sizden onları isteyip de sizi zorlarsa, cimrilik edecektiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkaracaktı.

38- İşte sizler, Allah yolunda sarfetmeye çağrılan kimselersiniz. Kimi­niz cimrilik yapıyor ama, cimrilik yapan bilsin ki, ancak kendine karşı cimri­lik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakiişiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirse­niz sizi ortadan kaldırır, sizin gibi olmayacak bir milleti yerinize getirir.[34]

 

Bazı Kelimeler:

 

Gevşeklik gösteripte zaafa düşmeyin.Barış ve mu-salaha.Amellerinizi eksiltip zayii etmek.

Zemahşerî'ye göre bu ke­lime; İnsanın yakınlarından ve malından ayırt edilip uzaklaştırılmasıdır.

Böyle olunca ayet-i kerimede bu kelime, kişinin kendi amelinden uzaklaştırılması ve amelinin sevabından mahrum bırakılması manasına gelir.Batıl, gurur ve hayırsız şey. Ihfa kelimesi aşırı istekte bulunma manasına gelir. Kinleriniz.[35]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Dünya ve ahîrette kafirlerle münafıkların durumları açıklandıktan son­ra mü'minler, Allah'a ve Resulüne itaat etmekle emrolundular. Bu ayet-i ke­rimede onlar cihad'a ve cihad için mallarını sarf etmeye teşvik olundular. Dün­ya kendilerine önemsiz gösterildi. İman etmedikleri takdirde yerlerine başka bir kavmin getirilmesi İle tehdit olundular ve yerlerine getirilecek kavminde kendileri gibi olmayacakları bildirildi.[36]

 

Açıklama:

 

Ey Allah ve Resulüne iman edenler! Yine Allah ve Resulüne itaat edin. İşte siz Resule muhalefet edenleri ve onların akıbetlerini gördünüz. İyi amel­lerinizi başa kakma ve ezada bulunmakla iptal etmekten sakının. Salih amel­lerinizi küfür, isyan, riya, nam yapma, şek, nifak, gurur ve kibir ile boşa çı­karmayın. Çünkü bütün bunlar salih amelleri boşa çıkarırlar. Bilin ki Allah ve Resulünü inkâr edip İnsanları ve kendilerini Allah'ın yolundan geri çevi­rip bilahare kafir olarak Ölen kimseleri Allah bağişlamayacaktır.

Bazıları bu ayet-İ kerimenin, Bedir gazasında öldürülen müşrikler hak­kında nazil olduğunu söylemişlerdir. Bu ayet-i kerime, küfür halinde ölen herkes için umumi feir hüküm ifade eder.

Cihadın kesinlikle vacip olduğunu, zafer te'yidi ile Cenab-ı Allah'ın, mü­minlerin yanında bulunduğunu, Allah'ın kafirleri yardımsızlık ve helak ile tehdit ettiğini bildiğinize göre o münafık kavmi takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Siz acı ve işkence çekiyorsanız, onlar da, sizler kadar ve sîzden daha fazla acı ve işkence çekmektedirler. Gevşeklik ve zaaf, dünyayı sevmek ve ölümden hoşlanmamaktır. Gevşeklikten, kafirlere boyun eğip teslim ol­maktan, onlarla karşılaştığınızda sulh talebinde bulunmaktan sakının. Siz üs­tün olduğunuz takdirde onlara böyle muamelede bulunmaktan sakının.

Allah yolunda cihad etmeniz karşılığında size bol sevap ve mükafat verilecektir. Onların şeytan yolunda savaşmaları nedeniyle üzerlerine şiddetli bir azap İndirilecektir. Siz üstünsünüz. Zira sizin hedefiniz ilây-i kelimetul-lalı olup şeytanın düzenini bozmaktır. Allah zafer ve te'yidi, yardım ve seva­bı ile yanınızdadır. Beraberinde Allah bulunan kimselere artık hiçbir şey zarar veremez. Allah'ın sizinle bulunması sizin İçin şeref, iftihar ve muzafferiyet olarak yeterde artar bile. Hiçbir şey sizin amelinizin sevabını ek­siltmez. Sizden öldürülenlerin Cennette şehid olarak bulunduklarını; o ka­firlerin öldürülenlerinin de Cehennemin çılgın alevli ateşinde bulundukları­nı unutmayın. Hem bilin ki dünya oyun eğlence, zinet, Övünme, mal ve evlat çokluğuyla iftihar etmekten başka bir şey değildir ki bütün bunlar da boş ve batıl şeylerdir. Ancak bunlardan yüce Allah'a ibadet ve taat için olanlar müstesna. Madem durum böyledir. O halde hiçbir şey sizi ahiretten ve ahire-tin değerli lezzetlerini elde etmekten alıkoymasın. Zira ahiret, dünyaya nis-betle daha hayırlı ve daha kalıcıdır, iman edip Allah'a karşı takvalı olursanız O size ecrinizi verir. Malınızın tümünü sizden istemiyor. Allah sizden malını­zın sadece az bir kısmını talep ediyor ki o da aslında sizi ve malınızı güzelleş­tiren bir vergidir. (Bu vergi zekat ve sadaka-i fıtırdır). Aslında sizler Allah'ın malında O'nun adına tasarrufta bulunmaktasınız. Sizi tasarrufa yetkili kıl­dığı malını yine Q'nun yolunda harcayın. Allah malınızın tümünü sizden ta­lep etseydi sizler cimrilik ederdiniz. Ve ona Karz-ı hasen olarak vermezdiniz. Sevap da kazanmazdınız. Bu sizin kinlerinizi ve mal sevginizi ortaya çıkar­maktadır. Zira sizler Allah yolunda mal sarf etmeyi, mizacınıza yerleşmiş bir İkrah ile karşılamaktasınız. İşte sizler Allah yolunda malınızı harcamaya da­vet ediliyorsunuz. Kiminiz cimrilik ediyor. Cimrilik eden kimsenin cimriliği ve bu cimriliğinin akıtebi sadece kendi nefsinedir. Allah sizin mal sarf etme­nize muhtaç değildir. O yüce varlık, kurtuluş ve necatınızın sebeplerini yine kendi yolunda mal sarf etmenize ve Allah yolunda cihadda bulunmanıza bağ­lamıştır, Allah zengindir. Sİzlerse O'na muhtaç olan fakirlersiniz. Haktan yüz çevirip bu davete icabet etmezseniz O sizin yerinize başka bir kavim getirir. O kavim artık sizin gibi olmaz. Aksine Rablerine itaat eden, inanan ve salih amel işleyen kimseler olurlar.[37]



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/555.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/555-556.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/556.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/556.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/557.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/557-558.

[7] Bakara süresi: 256.

[8] Nahl sûresi: 125.

[9] Kâf sûresi: 45.

[10] Nisa sûresi: 90.

[11] Tevbe sûresi: 29.

[12] Bakara süresi: 217.

[13] Bakara sûresi: 193.

[14] Enfal sûresi: 67.

[15] Tevbe sûresi: 5.

[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/558-562.

[17] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/563.

[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/563.

[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/564-565.

[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/565.

[21] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/565.

[22] Saffat Sûresi: 47.

[23] Fussilet Sûresi: 31.

[24] Fatır Sûresi: 8.

[25] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/565-566.

[26] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/566-567.

[27] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/567.

[28] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/567.

[29] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/567-569.

[30] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/569-571.

[31] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/571.

[32] Haşr sûresi: 11.

[33] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/571-573.

[34] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/574-575.

[35] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/575.

[36] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/575.

[37] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 5/575-576.