Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhammed Suresi - Kuran - 047Muhammed - 22. Sayfa

MUHAMMED SURESİ 2

 


MUHAMMED SURESİ

 

Muhammed suresi, otuz sekiz âyettir. 13. fıyeti Hicret sırasında yolda, di­ğer âyetleri ise Medine'de nazil olmuştur.

Bu mübarek sure, Allahı inkar eden ve insanları onun yolundan alıkoyan­ların amellerinin boşa çıkarıldığını iman edip salih ameller ileyenlerin ise gü­nahlarının affedileceğini ve durumlarının düzeltileceğini beyan ederek başlıyor.

Sure-i celilede bundan sonra, savaşta kâfirlere karşı nasıl davranılacağı belirtiliyor ve onların boyunlarının vurulması, sindirilip perişan edildikten sonra esir alınmaları, çarpışma durduktan sonra da alınan esirlerin, istenirse fidye alı­narak yahut da herhangi bir şey alınmadan serbest bırakılacağı ve savaşın sonu--na kadar da bu taktiğin uygulanması gerektiği beyan ediliyor.

Allah teala,dilerse düşmanlarından, savaş yapmadan da intikam alabile­ceğini fakat savaşı emretmekle müminleri imtihan ettiğini açıklıyor. Ve Allah yolunda öldürülenlerin amellerinin hiçbir zaman boşa gitmeyeceğini haber veri­yor.

Sure-i celilede, müminlere, Allanın dinine yardım ederlerse Allanın da onlara yardım edeceği ve ayaklarını sabit kılacağı haber veriliyor. İnkar edenle­rin ise yüzüstü sürünecekleri ve amellerinin tamamen boşa çıkarılacağı, beyan ediliyor. Ve bu inkarcıların, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önce geçmiş mil­letlerin akıbetlerine bakmaları, helak olup giden o inkarcı milletlerin akıbetine uğramamaları için inkarlarından vazgeçmeleri tavsiye ediliyor.

Bu surede, Resulullah (s.a.v.) hicreti sırasında, müşriklerin yaptıklarına karşı teselli ediliyor ve buyuruluyor ki: "Ey Muhammed, gelmiş geçmiş nice ül­keler vardır ki, onların halkı, seni memleketinden çıkaran kimselerden daha güçlü ve daha kuvvetliydiler. Biz onlun helak ettik de hiç yardıma koşanları ol­madı.[1]

Sure-i celilede, takva sahiplerine vaadedilen cennetin vasıflan açıklan­makta, bu cennette yaşayan takva sahipleriyle, cehennemde ebediyyen kalacak ve orada içecekleri kaynar sularla barsaklan parçalanacak olan kâfirlerin, elbet­te bir olmayacakları haber verilmektedir.

Sure-i celilede, Kur'an-i Kerimin emirlerine karşı kesin ve açık bir tesli­miyet içinde bulunmayan müminlerin durumları beyan edilmektedir. Bu mü­minler "Keşke bir sure inse" diye temennide bulunuyorlar. Fakat içinde cihad emri bulunan bir sure inince Ue kalblerinde hastalık bulunan bu insanlar, Resu-lullah (s.a.v.)e, ölüm baygınhğmdaki insanların baktığı gibi bakıyorlar. Cihad, zorlu bir iş olduğu, onun uğrunda can ve mal vermek gerektiği için bu onlara ağır geliyor. Halbuki mümine yakışan şey, verdiği sözü mutlaka yerine getirme­si, Kur'amn emirlerine harfiyyen uymasıüır. İşte bize bu surede bunlar da beyan ediliyor.

Sure-i celüede, biz müminlere bir harp stratejisi de çiziliyor. Ve Duyuru­luyor ki; "Ey iman edenler, üstün loduğunuz halde, düşmanlarınız karşısında gevşek davranıp da barış istemek zorunda kalmayın. Allah sizinle beraberdir. O, amellerinizin mükafaatım asla eksiltmez.[2]Düşmana karşı üstün olmak, ona üstün ve galip gelecek silahlan hazırlamak esastır. Bu husus hiçbir zaman ihmal edilemez. Fakat düşman karşısında üstünlüğü elde etmişken gevşek davranmak, onu küçümsemek ve bazı hususları ihmal etmek gibi sebeplerle durumu aleyhe çevirip banş istemek zorunda kalmak ise çok büyük bir taktik hatasıdır. Bu İıa-taya da asla düşmememiz emredilmektedir.

Sure-i celile, müminlerin, Allah yolunda harcamada bulunmaları gerekti­ğini, bunu yapmadıkları ve bazı emirlerden yüzçevirdikleri takdirde başlarına gelecek olanı beyan eden şu âyet-i kerime ile sona ennektedir: "İşte sizler, Al­lah yolunda mallarınızı harcamaya davet ediliyorsunuz. /Cma içinizden kimisi cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse kendisine cimrilik etmiş olur. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. Ama sizler muhtaçsınız. Eğer haktan yüzçevirirseniz, Al­lah, yerinize başka bir kavim getirir de sonra onlar sizin gibi olmazlar.[3]

 

Rahman ve Rahim olan Allanın adıyla.

 

1- Allah, inkar edenlere ve yolundan alıkoyanların amellerini boşa çıkarmıştır.

Allah, kendisinin birliğini inkar eden, kendisini bırakıp başkasına kulluk eden ve kendisine ibadet etmek isteyenleri yolundan alıkoyanların, dünyada iken yaptıkları amellerini boşa çıkarmıştır. Onlar, bu amellerinin karşılığında herhangi birmükafaat alamayacaklardır.

Abdullah b. Abbas, bu âyet-i kerimenin Mekkeliler hakkında nazil oldu­ğunu ifade etmiş ve onların, akrabaları ziyaret, fakirlere yardım gibi amellerinin kendilerine hiçbir fayda vermeyeceğini söylemiştir.[4]

 

2- Allah, iman edip salilı ameller işleyenlerin ve rablcri tarafından bir gerçek olarak Muhammcd'c indirileni tasdik edenlerin günahlarını af­fetmiş ve durumlarını düzeltmiştir.

Allah, kendisine iman etlen, emirlerini tutup yasaklarından kaçınarak sa-lih ameller işleyen ve Muhammed'e, rableıi tarafından indirilen hak kitaba iman eden müminlerin günahlarını siler, onları bu günahlarından dolayı hesaba çek­mez. Onların dünyada da âhirette de durumlarını düzeltir. Dünyada onları dost­larıyla birlikte bulundurur. Âhirelte ise ebedi olarak kalacakları cennetlere ko­yar.

Abdullah b. Abbas, bu âyet-i kerimenin Ensar hakkında nazil okluğunu söylemiştir.[5]

 

3- Bunun sebebi şudur: İnkar edenler bâtıl'a uymuşlar, iman edenler ise rablcrindcn gelen "Hak"ka'uymuşlardır. İşte Allah, insanlara durumla­rını böyle açıklar.

Kafirlerin yaptıkları amelleri boşa çıkarıp, müminlerin kusurlarını affet­memizin sebebi: Kâfirlerin bâtıl yola götüren şeytana uymaları, iman edenlerin ise rableri tarafından kendilerine peygamber olarak gönderilen Muhammed'e ve ona indirilen Kur'ana uymalarıdır. Allah insanlara işte böylece misaller verir ve durumlarını açığa kavuşturur. Ve akıbetlerinin ne olacağını onlara bildirir.[6]

 

4- (Savaşta) kâfirlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun. Onları sipdirip perişan edince de esir alıp bağlayın. Sonra ya bir lüiuf olarak kar­şılıksız serbest bırakın veya (teslim karşılığı) "Fidye" alın. Harp, ağırlığını kaybedip sona erinceye kadar, (kâfirlere karşı böyle davranın.) İşte kâfirler hakkında, Allahın hükmü budur. Eğer Allah dileseydi onlardan savaş yapmadan da intikamı alırdı. Fakat Allah (savaşı emretmekle) sizi birbirinizle imtihan ediyor. Allah kendi yolunda öldürülenlerin amellerini hiçbir zaman boşa çıkarmayacaktır.

Ey iman edenler, Allahı v epeygamberini inkar eden kâfirlerle savaş meydanında karşılaştığınız zaman onların boyunlarım vurun. Onlara tam galip gelip sindirdiğinizde de elinize esir düşenleri sıkıca bağlayın. Size karşı savaş­ma veya kaçıp kurtulma imkanı bulamasınlar. Bu esirleri ya bir lütuf olarak para almadan serbest bırakın veya serbest bırakma karşılığında fidye alarak onları teslim edin. Harp, ağırlığını ve dehşetini kaybedinceye kadar kâfirlere karşı böyle davranın. Eğer Allah dilerse sizler olmadan da kâfirlere galip gelir ve on­lardan intikam alır. Fakat o size cihadı emretti ki sizi birbirinizle imtihan etsin. Kimlerin cihad ettiğini kimlerin de cihaddan geri durduğunu ortaya çıkarsın. İyi bilin ki Allah, kendi yolunda öldürülenlerin amellerini asla zayi etmeyecek ve onların karşılığını verecektir.

Allah teala bu âyet-i kerimede, müminlere, savaş meydanında kâfirlerle savaşmalarını, onların boyunlarını vunnalarını ve onlara acımamalarını emret­mektedir. Zira, böyle yapmadıkları takdirde kâfirler onların boyunlarını vurup onları ezeceklerdir.

Âyet-i kerimede yine, düşmana ağır kayıplar verdirildikten sonra düşma­nın askerlerinin esir alınabileceği, esirlerin İse yerine göre karşılıksız yahut da fidye alınarak serbest bırakılabileceği ifade ediliyor. Âyet-i kerimenin, esirler hakkındaki bu hükmünün neshedilip edilmediği hakkında ihtilaf vardır.

İbn-i Cüreyc, Süddî, Katade, Dehhak ve Abdullah b. Abbas'tan nakledi­len bir görüşe göre, âyet-i kerimenin esirlerle ilgili bu hükmü "Mukaddes olan haram aylar çıkınca müşrikleri nerede bulursanız öldürün.[7] âyetiyie neshedii-miş, artık müşriklerden esir alınmayacağı, onların savaşçılarının öldürüleceği ifade edilmiştir.

Abdullah b. Ömer, Atâ, Hasan-ı Basrî, Ömer b. Abdülaziz ve Hz. Ömer (r.a.)dan nakledilen bazı görüş ve uygulamalara göre âyet-i kerimenin, esirlerle ilgi! olan bu bölümü neshedilmemiştir. Hükmü yürürlüktedir. Müminlerin emi-ri, düşmana ağır kayıplar verdirdikten sonra onun bazı askerlerini esir edebilir. Bu esirlerden dilediğini karşılıksız serbest bırakır dilediğini de fidye alarak ser­best bırakabilir. Bu esirleri öldürüp Öldüremeyeceği hususu ise ihtilaflıdır.

Taberi, bu âyet-i kerimenin neshedilmediğini, emirin, düşmanın ordusun­dan asker esir alabileceğini ve bu esirleri dilerse öldürebileceğini dilerse karşılık veya fidye alarak serbest bırakacağını söylemiştir. Zira Resulullah (s.a.v.) Bedir ' savaşından sonra bazı düşman askerlerini esir almış, Nadr b. el-Hûris ve Ukbe b. Ebi Muayt gibi bazılarını da öldürmüştür. Hanif oğullarının heyetinden olan ve müslümanlara esir düşen Siimame b. Usal gibi bazılarını da fidye almadan serbest bırakmış diğer bir kısım esirleri ise fidye alarak serbest bırakmıştır. Bu âyette üç şıktan sadece ikisi zikredilmiştir. Öldürme zikredilmemişim Zira müş­rik esirlerin öldürülebilecekleri başka âyetlerde zikredilmiştir.

Âyet-i kerimede "Harp, ağırlığını kaybedip sona erinceye kadar kâfirlere karşı böyle davranın." buyurulmaktadır. Burada ifade edilen "Harbin, ağırlığını kaybetmesinden maksat, müslümanlara karşı savaşan müşriklerin, Allaha ortak koşmaktan vazgeçmeleri,, iman ederek İslama boyun eğmeleridir. Müşriklerle ancak boyun eğdikleri ve iman ettikleri takdirde savaşılmaz.

Mücahid, "Harp, ağırlığını kaybedinceye kadar" ifadesini "Hz. İsa'nın gökten inip İslamı hakim kılması zamanına kadar" şeklinde yorumlamıştır. Ka-tade ise bu ifadeyi "Allaha eş koşma ortadan kalkıncaya kadar onlara böyle dav­ranın."şeklinde yorumlamıştır.

Âyet-i kerimenin son bölümünde "Allah, kendi yolunda öldürülenlerin amellerini hiçbir zaman boşa çıkarmayacaktır." Duyurulmaktadır. Katade'ye gö­re bu âyet-i kerime Uhut savaşı bittikten sonra Resuluilah Uhud vadisinde iken nazil olmuş. Öldürülen müminlerin üstün dereceler elde eliklerini beyan etmiş­tir.

Uhud savaşında müminlerden bir kısmı öldürülmüş bir kısmı ise yaralan­mıştır. İşte bunun üzerine müşrikler: "Ey Hübel putu, yücel." diye bağırmışlar­dır. Müslümanlar da onlara cevaben: "Allah daha yüce daha büyüktür." diye ce­vap vermişlerdir. Müşrikler tekrar: "Bir güne karşılık bir gün (Bedir'e karşı Uhud) savaş nöbetleşedir. Bizim "Uzza" putumuz da vardır. Sizin ise "Uzza"nız yoktur." diye bağırmışlardır. Bunun üzerine Resuluilah: "Bizim dostumuz Al-lahtır. Sizin ise hiçbir dostunuz yoktur. İki taraftan öldürülenler farklıdır. Biz­den öldürülenler diridirler ve rabieri tarafından nzıkiandınlmaktadirlar. Sizden öldürülenler ise cehennem ateşi içinde azap görmektedirler." diye cevap verdi.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) şehidliğin fazileti ile ilgili çeşitli hadis-i şe­rifler irad etmiştir. Bu husustaki hadis-i şeriflerinin birinde şöyle buyurmakta­dır:

"Şehidin Allah katında altı özelliği vardır. Kanının ilk damlası ile günah­ları affedilir. Cennetteki yerini görür. Kabir azabından kurtulmuş olur. Büyük korkudan (Kıyametin dehşetinden) emin olur. Başına vakar tacı giydirilir. Bu tacın yakutlarından her biri dünyadan ve ondaki şeylerden daha hayırlıdır. Şehit, yetmiş iki huri ile evlenir ve akrabalarından yetmiş kişiye şefaati kabul edilir."[8]

 

5-6- Allah Onları ilerde doğru yola erdirecek, durumlarını düzeltecek ve onları, kendilerine tarif ettiği cennete koyacaktır.

Allah, kendi yolunda savaşanları, razı olacağı amellere muvaffak kılar. Dünya ve âhirette durumlarını düzeltir. Ve onları, tanıtmış olduğu cennetlerine koyar. Cennetliklerden herbiri cennetteki yerine gidince, orayı dünyadaki evi gi­bi tanıyacaktır.[9]

 

7- Ey iman edenler, eğer siz, Allahın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.

Ey iman edenler, eğer siz, kafirlere karşı savaşarak, Allahın peygamberi olan Muhammed'e yardım eder ve böylece Allahın dinine yardım etmiş olursa­nız Allah da kâfirlere karşı size yardım eder ve sizi onlara galip getirir. Zira o, dinine yardım eden dostlarına çokça yardım edendir. Allah, sizin ayaklarınızı yerinde sağlamlaştırır. Düşmanlarınıza karşı size cesaret verir ve dönüp gen kaçmazsınız.[10]

 

8-  İnkar edenlere gelince: Yüzüstü sürünsün onlar. Allah, onların amellerini de boşa çıkarmıştır.[11]

 

9-  Bunun sebebi: Onların, Alkilim indirdiklerini beğenmeyip çirkin bulmalarıdır. Dolayısıyla da Allah, onların amellerini heder etmiştir.

Allahın varlığını ve birliğini inkar eden kâfirler ise kahrolsun, rüsvay ol­sunlar. Allah onların amellerini iptal etmiştir. Çünkü onlar o amellerini şeytana itaat ederek işlemişlerdir. Kâfirlerin amellerinin boşa çıkarılmasının sebebi, Al-lahm Muhammed'e indirdiği Kur'anı kabul etmemeleri, ondan nefret etmeleri ve onu yalanlamalarıdır. Bu yüzden de Allah, onların dünyada iken yaptıkları amellerini iptal etmiştir.[12]

 

10- Onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önce geçmiş ümmetlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmazlar mı? Allah onları helak etmiştir. Kâfirler için de aynı akıbet vardır.

Muhammed'i yalanlayan ve ona indirilen Kur'ani reddeden kâfirler, Şam ve Yemen gibi ülkelere yolculuk yapıp oralarda yaşamış olan "Semud" ve "Se-be'" kavimleri gibi inkarcı kavimlerin akıbetlerinin ne olduğunu hiç görmezler mi? Allah onları, peygamberlerini inkar etmeleri sebebiyle yok etmiştir. Onların durumuna düşen kâfirlere de aynen onların cezası vardır. O halde ey Kureyş müşrikleri, onlardan ibret alıp inkarcılığınızdan ve ortak koşmaktan vazgeçin.[13]

 

11- Çünkü iman edenlerin dostu Allahtır. Kâfirlerin ise, hiçbir dostu yoktur.

Kâfirleri cezalandıimamızın, müminleri ise mükafaatlandırmamızın sebe­bi ise, bizim, müminlerin dostu olmamız kâfirlerin ise herhangi bir dostunun bulunmamasıdır.[14]

 

12- Şüphesiz ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri, altından ır­maklar akan cennetlere koyar. İnkar edenler ise, dünyada zevk ve sefa içinde yaşarlar ve hayvanlar gibi yerler. Onların varıp kalacakları yer ise cehennem ateşidir.

Şüphesiz ki Allah, kendisine ve peygamberine iman eden ve salih amel işleyen müminleri, ağaçlarının altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Bu onun, müminlere iman etmelerine karşılık bir ikramıdır. Kâfirler ise dünya­nın geçici nimet ve ziynetleriyle eğlenip dururlar. Hiçbir şeyi düşünmeden ye-yip içerler. Böylece hayvanların derecesine düşerler. Fakat bunların, hayvanlar­dan farkı, varıp kalacakları yerin cehennem ateşi olmasıdır.[15]

 

13- Ey Muhammed, nice ülkeler vardı ki, seni içinden çıkardıkları ülkeden daha güçlü ve daha kuvvetliydiler. Biz onları, helak ettik de hiç yardıma koşanları olmadı.

Abdullah b. Abbas diyor ki: "Resulullah Mekke'den çıkıp Sevr dağın­daki mağaraya gelince Mekke'ye doğru döndü ve şöyle dedi: "Sen bana, Allanın memleketlerinin en sevimli olanısın. Eğer müşrikler beni senden çıkarmamış ol­salardı ben senden hiç çıkmazdım. Düşmanların en beteri, mukaddes toprakla­rında Allaha karşı düşmanlık edendir. Veya katilden başkasını öldürendir. Ya­hut cahiliye intikamı ile bir kimseyi öldürendir." Bunun üzerine Allah teala, peygamberine bu âyeti indirdi.

Görüldüğü gibi âyet-i kerime, Mekkelileri tehdit etmekte ve onların da, geçmiş ümmetlerdeki kâfirlerin akıbetlerine uğrayacaklarını haber vermektedir.[16]

 

14- Rabbinin gönderdiği apaçık bir "DcliT'c dayananla, kötü ameli kendisine güzel gösterilen, bir olur mu? Bunlar, heva ve heveslerine uy­muşlardır.

Hiç rabbi tarafından açık bir delili olan, rabbinin birliğini bilip ona, bile bile kulluk eden, itaat ettiği takdirde cennetle mükafaatlandırılacağını, isyan et­tiği takdirde ise cehennem azabına sürükleneceğini idrak eden bir insanla, şeyta­nın kendisine çirkin amellerini süslü gösterdiği insan bir olur mu? Şeytanın, amellerini kendilerine süslü gösterdiği kimseler, herhangi bir bilgiye değil sade­ce heva ve heveslerine ve şeytanın arzularına tabi olurlar. Elbette ki bunlar Al­lah tarafından gönderilmiş bir ilme tabi olan müminler gibi olamazlar.

Âyet-i kerimede zikredilen "Rabbinin gönderdiği delile dayanan" kim­seden maksadın Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğu "Kötü ameli kendisine süslü gösterilen kimse"den maksadın ise Allaha ortak koşan müşrikler olduğu rivayet edilmiştir.[17]

 

15- Takva sahiplerine vaadedilen cennetin vasfı şudur: Orada hiç bo­zulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren meşrubat nehirleri ve süzülmüş bal nehirleri vardır. Ayrıca onlar için ora­da her çeşit meyveler ve rablcri tarafından mağfiret vardır. Şimdi cennette yaşayan bu müttakiler, cehennemde ebediyyen kalan, çok kaynar su içirilc-rek bağırsakları paramparça olan kimseler gibi midir?

Dünyada iken, AUahın emirlerini tutup yasaklarından kaçınarak ondan korkan takva sahiplerine, âhirette verileceği vaadedilen cennetin vasıfları şöyle­dir: O cennette, değişip bozulmayan su ımıaklan, herhangi bir hayviinın meme­sinden çıkmadığı için tadı bozulmayan süt ırmakları, sıkılarak yapılmadığı için içenlere zevk veren meşrubat ırmakları ve süzülmüş baldan ırmaklar vardır. Ay-nca cennetlikler için cennette hesaba çekilmeyeceklerdir. Hiç böyle olan bir takva sahibi kimse, ebedi olarak cehennem ateşinde kalan, kendilerine kaynar sular içirilen ve bu sularla barsaklan parçalanan kimse gibi olur mu?[18]

""Cehennemliklerin içtikleri su, başka bir âyet-i kerimede şöyle vasıflan-dırılmaktadir. "Zalimler, susuzluktan kavrulup yardım istediklerinde onlara, eri­miş maden gibi bir su verilir ki yüzleri haşlar. O, ne kötü bir içecektir."[19]

 

16- Ey Muhammed, kâfirlerden bir cemaat seni dinlerler. Yanından ayrıldıkları zaman da, kendilerine ilim verilenlere: "Muhammed demin ne söylediydi?" derler. Allah, işle bunların kainlerini mühürlcmiştir. Onlar heva ve heveslerine uymuşlardır.

Münafıklar, Resulullahm yanına geliyor ve konuştuklarını gizliyormuş gibi davranıyor fakat onu hafife alarak dinlemiyorlardı. Onun yanından ayrıl­dıktan sonra da, onu dinleyen sahabilere: "Şimdi Muhammed ne konuştu?" diye soruyorlardı. Ayet-i kerime, münafıkların bu hallerini tasvir ediyor, onların kalblerinin Allah tarafından mühürlendiğini, kendilerine konuşulan sözleri anla­mayacaklarını çünkü onların, heva ve heveslerine köle olduklarını beyan edi­yor.[20]

 

17- Doğru yolu bulanlara gelince, Allah onların hidayetini artırır ve onlara "Takva" bahşeder.

Ey Muhammed, Allanın, hakka uymaya muvaffak kıldığı, iman etmeye kalblerini açtığı kimselere gelince, Allah onların, imanlarını ve hidayetlerini ila­ha da artırır. Ayrıca onlara, kendisinden korkmayı ilham eder.

AbduIIah b. Abbas diyor ki: "Allah teala, Kur'anı kerimi indirince mü-n.ini.T ona iman ettiler. Böylece Kur'an onlar için doğru yolu gösteren bir reh­ber o: Ju. Daha sonra Allah, Kur'anın hükümleri arasında nasih ve mensuh'u be-yane dince de müminlerin doğru yolu gömıeleri iyice kuvvetlendi. İşte Allahin, onların hidayetlerini artırması budur."[21]

 

18- Onlar, kıyamet gününün, kendilerine ansızın gelip çatmasından başka bir şey mi beklerler? Bunun alametleri gelmiştir. Kıyamet ansızın kopunca ibret almaları neye yarar?

Allanın âyetlerini yalanlayan kâfir ve münafıklar, kıyametin aniden ko­pup, kendilerinin diriltilmesinden başka neyi beklerler? Onlar, kıyamet kopun-caya kadar, yaptıktan fenalıklardan vazgeçmezler. Kıyametin alametleri ise ger­çekleşmiştir. Muhammed'in, peygamber olarak gönderilmesi, kıyamet alametle­rinden biridir. Kıyamet ani olarak kopunca, Allanın âyetlerin yalanlayan bu kâfirlerin, yaptıkları kötülükleri hatırlayıp onlardan ibret almaları kentlilerine ne fayda sağlayacaktır? Onların o anda tevbe etmeleri, kendilerine hiçbir fayda saslam ayacaktır.[22]

 

19- Ey Muhammed, bil ki, Allahtan başka ilah yoktur. Hem kendi günahlarının hem de mümin erkekler ve mümin kadınların günahları için Allahtan mağfiret dile. Allah, dolaştığınız yeri de, kalacağınız yeri de çok iyi bilir.

Ey Muhammed bil ki, Allahtan başka kendisine hakkıyla ibadet edilecek hiçbir ilah yoktur. Herşeyi yaratan ve herşeyin sahibi olan O'dur. Sen, rabbin-den, geçmişteki günahlarının ve ona iman eden müminlerin günahlarının affını dile. Zira Allah, uyanıkken nerelerde ve nasıl hareket ettiğinizi de, yatıp dinlen­diğiniz yeri de kaldığıniz-yeri de orada işlediğiniz amelleri de bilir.

Ebu Hureyre (r.a.) diyor ki:

"Resulullah bu âyet-i kerimeyi okuduktan sonra şöyle buyurdu: "Şüphe­siz ki ben, günde yetmiş kere Allahtan mağfiret diliyorum[23]

Abdullah b. Ömer, Resulullahm şöyle buyurduğunu rivayete diyor.

"Ey insanlar, Allaha tevbe edin. Zira ben, Alİaha günde yüz kere tevbe ediyorum.[24]

Abdullah b. Sercis diyor ki:

"Ben Resulullahın yanına vardım ve onunla birlikte onun yemeğinden ye­mek yedim. Sonra ona: "Ey Alİahın Resulü, Allah seni affetsin." dedim. Bir adam: "Bu senin için af diledi ey Alİahın Resulü." dedi. Resulullalı: "Evet, bana da dilesin size de dilesin." dedi ve: "Hem kendi günahları hem de mümin erkek­ler ve mümin kadınların günahtan için Allahtan mağfiret dile." âyetini okudu. [25]

Ebu Musa el-Eş'ari diyor ki:

"Resulullah şöyle dua ederdi: "Ey rabbim, sen benim hatamı, cehaletimi, bütün işletimdeki ileri gitmemi ve senin benden daha iyi bildiğin kusurlarımı affet. Allahım, sen benim hatalarımı da, kasten yaptıklarımı da, cehaletimi de şakamı da affet. Bütün bunlar bende mevcuttu. Allahım, sen benim geçmişte yaptıklarımı da gelecekte yapacaklarımı da, gizlediklerimi de açığa vurdukları­mı da affet. Yarattıklarından dilediğini öne geçirecek dilediğini de geride bıra­kacak olan sensin. Sen herşeye kadirsin.[26]

 

20-21- İman edenler: "Keşke bir sure indirilseydi." derler. İçinde ci-had emri geçen, hükmü açık, kesin bir sure indirilince de kalblerindc has­talık bulunanların sana ölüm baygınlığındaki kimsenin başıkı gibi baktık­larını görürsün. Aslında itaat etmek ve güzel süz söylemek onlar için daha iyidir. Onlar, iş ciddiye binince Allaha verdikleri sözü hemen yerine getir­selerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.

Allah ve peygamberine iman edenler, "Allah tarafından bir sure indirirse de Alİahın düşmanı olan kâfirlerle cihad etmemizi emretse" derler. Hükümleri açık seçik, emirleri kesin olan bir sure indirilip o anda müşriklerle savaşılması emredilince de, kalblerinde nifak ve şüphecilik hastalığı bulunan münafıklar bundan hoşlanmazlar. Onlar sana, kendilerini cihada göndermenden korktukları için ölüm baygınlığındaki kimsenin bakışı gibi bakarlar. Kalbîerinde hastalık bulunan bu insanların, senin verdiğin emirlere itaat etmeleri ve güzel söz söyy-lemeleri kendileri için elbette ki daha iyi olurdu. İş ciddiye binip kâfirlerle sa­vaşma emredilince, daha önce "Kâfirlerle savaşırız." şeklinde Allaha vermiş ol­dukları sözde durmaları kendileri için daha hayırlı olurdu.

Taberi bu âyet-i kerimeyi şu şekilde izah etmiştir: İman eden müminler, Allah tarafından, cihadı emreden bir surenin indirilmesini ve böylece kâfirlerle cihad etmeyi dilerler. Bu hususta hükümleri değişmeyen bir sure indirilince, "İman ettik." diyenler, birbirlerinden ayrılırlar. Gerçek müminler bunu hoş kar-şılar.kalblerinde münafıklık hastalığı bulunan münafıklar ise korku içinde kalır­lar. Öyle ki, sureyi okuyan Muhammed'e, âdeta ölüm baygınlığı içindeki kimse­nin bakışı gibi bakarlar. İşte onların, korktukları başlarına gelsin. Halbuki bu münafıklar, sure inmeden önce: "Allah bize cihadı farz kılarsa biz onu dinler ve itaat ederiz." diyorlardı. İş ciddileşince, cihad etmeyi emreden surenin inmesi gerçekleşince de bocalamaya başladılar. Bu onların hoşlarına gitmedi. Onlar, sure inmeden önce Allaha verdikleri söze bağlı kalmış olsalardı elbette ki kendi­leri için dünyada da âhirette de daha hayırlı olurdu.

Katade diyor ki: "İçinde cihad zikredilen her sure muhkemdir ve neshe-dilmemiştir. Kur'anın, münafıklara en ağır gelen tarafı da burasıdır.[27]

 

22- Demek, idareyi elinize geçirdiğinizde yeryüzünde fesat çıkarmayı ve akrabalık bağlarını parçalamayı arzu ediyorsunuz?

Taberi bu âyet-i kerimeyi şu şekilde izah etmektedir: Cihad âyeti inince, korkudan ölüm baygınlığı geçiren ey münafıklar, belki de sizler, Allahin indir­diği şeylerden yüzçevirir, kitabının hükümlerinden ayrılır ve Muhammed'in emirlerine sırt çevirirsiniz, yeryüzünde bozgunculuk çıkarırsınız. Orada inkara düşer haksız yere kan akıtırsınız. Ve cahiliye döneminde de olduğu gibi, akraba­lık bağlarını koparırsınız. Halbuki Allah, İslamı göndererek sizleri birbirinize kaynaştırmış ve kalblerinizi birbirine ısındırmışür.

Taberi ayrıca bu âyet-i kerimeyi, mealde verildiği şekilde izah edenlerin bulunduğunu da söylemiştir.[28]

 

23- işte onlar, Allanın lanetlediği (rahmetinden kovduğu), kulakları­nı sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.

İşte yeryzünde bozgunculuk çıkaran ve akrabalık bağını koparan bu in­sanlar, Allahın, lanetine uğratarak rahmetinden uzaklaştırdığı ve öğütlerine kar­şı kulaklarını sağırlaştirdığı, delillerine karşı gözlerini kör ettiği kemselerdir. Bunlar, çevrelerinde bulunan delilleri görüp ibret almazlar.

Bu âyet-i kerime, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranların ve akrabalık bağlarını koparanların, Allahın lanetine uğradıklarını, gözlerinin kör, kulakları­nın sağır edildiğini beyan etmektedir. Bu da, bu günahların, büyük günahlardan olduğunu göstermektedir.

Peygamber efendimiz, bozgunculuk çıkarma ve akrabalık bağını koparma günahları hakkında şöyle buyuruyor:

"Hiçbir günah yoktur ki, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak ve akrabalık bağını koparmak kadar, Allah tarafından âhiretteki cezası ertelenmesine rağmen dünyadaki cezasının derhal verilmesine daha layık olsun.[29]

 

24- Onlar, Kur'anı hiç düşünmüyorlar mı? Yoksa kalblcrindc kilitler mi var?

Bu münafıklar, Allahın, Muhammed'e indirdiği Kur'anda kendilerine bil­dirmiş olduğu âyetleri hiç düşünüp ibret almazlar mı? Kentlilerinin yanlış yolda olduklarını idrak etmezler mi? Yoksa onların kalbleri, Allah tarafından kilitlen­miş de kendilerine söylenenleri anlamaz mı olmuşlar?

Halid b. Madan diyor ki: "İnsanın aslında dört gözü vardır. İki gözü, ka­fasında bulunan ve herkes tarafından görünen gözleridir. Bunlar, dünya maişeti­ni sağlamak içindir. Diğer iki gözü ise kalbindedir. Bunlar da dini ve Allahın vaad ettiği gaip âlemi içindir. Allah bir kulu için hayır dilediği zaman, kalbinde bulunan o iki gözü görür hale getirir. Hayınn dışında başka bir şey dilediği za­man ise kalbindeki bu iki gözünü silme kör eder. İşte Allah tealanın "Yoksa kalblerinde kilitler mi var?" kelamı buna işaret etmektedir.[30]

 

25- Kendilerine doğru yol açıkça belli olduktann sonra tekrar eski inkarlarına dönenlerin yaptıklarını şeytan, kendilerine hoş göstermiştir. Ve hayallerle aldatmıştır.

Doğru yol kendilerine açığa çıktıktan ve gerçeği gördükten sonra sapıklı­ğı tercih ederek, gerisin geri dönerek dinden çıkıp tekrar kâfir olanlara, şeytan bu yaptıklarını süslü göstermiş ve onları sapıklığa sürüklemiştir. Allah da onla­ra, dünyada mühlet venniştir.

Katade'ye göre.bu âyette sıfatları zikredilen insanlardan maksat, ehl-İ kitaptır. Zira onlar, Hz. Muhammed'in peygamber olarak gönderileceğini bildik­leri halde onu kabul etmemiş, inkar etmişlerdir. Böylece inkarcılığa düşmüşler­dir.

Abdullah b. Abbas ve Dehhak'a göre ise burada ifade edilen "Dinden donen insanlardan maksat, münafıklardır.

Taberi bu son görüşü tercih etmiş ve buna delil olarak bundan sonra ge­len âyeti göstermiştir.[31]

 

26- Çünkü onlar, Allanın İndirdiklerini beğenmeyenlere: "Biz sîze, ilerde bazı hususlarda İtaat edeceğiz." dediler. Halbuki Allah, onların giz­lediklerini biliyor.

Şeytanın bunlara yaptıklarını süslü göstermesinin ve Allanın bunlara mühlet vermesinin sebebi, bu insanların Allanın, kâfirlerle savaşmayı emreden hükümlerini sevmeyen kimselere "Biz size, Ali ahin emirlerine karşı gelecek ba­zı hususlarda itaat edeceğiz." demeleridir. Allah, bu iki münafık güruhun da giz­lediklerini çok iyi bilmektedir.

Âyet-i kerime, cihad etmeyi sevmeyen münafıklara, diğer bir kısım mü­nafıkların gelerek, cihad etmemekte onlarla beraber olacaklarını söylediklerini beyan ediyor ve bu davranışlarıyla şeytanın aldatmalarına kapıldıklarını bildiri­yor.[32]

 

27- Ya melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura, canlarını alırken halleri nice olacak?

Allah teala bu âyet-i kerimede meleklerin, kâfir ve münafıkların canları­nı dehşetli bir şekilde alacaklarını, öyle ki canlanın alırken yüzlerine ve arkala­rına vuracaklarını beyan ediyor.

Kur'an-i Kerimede bu âyet-i kerimeye benzeyen diğer bir âyette şöyle buvurulmaktadır. "Melekler "Tadın yakıcı azabı" diyerek kâfirlerin  yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken bir görseydin."[33]

 

28- Çünkü onlar, Alla tu gazaplandıracak şeylere uydular ve onun rı­zasını karşılamadılar. Bunun üzerine Allah da onların amellerini boşa çı­karıverdi.

Kâfir ve münafıkların, can verirken melekler tarafından dövülmelerinin sebebi, onların, Allahı gazaplandıran şeytana uymaları ve Allahın razı olacağı cihadı sevmemeleridir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır. Çünkü on­lar, Allahı razı edecek ameller işlememişlerdir.[34]

 

29- Yoksa, kalblcrindc hastalık olanlar, Allahın, kalblcrindcki kinle­rini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?[35]

 

30- Ey Muhammcd, eğer dileseydik o münafıkları sana gösterirdik. Sen de onları simalarından tanırdın. Şüphesiz sen, onları sözlerinin edasın­dan tanırsın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi bilir.

Yoksa münafıklar, Allahın kendilerini müminlere tanıtmayacağını mı sanıyorlar? Bilakis, Allah îeala onların durumlarım ortaya koyacak ve onları rüsvay edecektir. Eğer Allah dilemiş olsaydı münafıkları Resulullaha gösterirdi. O da onları tanımış olurdu. Fakat Allah, münafıkları, peygamberine, ağızların­dan akan laflarıyla ve İslama ters olan davranışlarıyla tanıttı. Nitekim Allah tea-la Tevbe suresini indirmiş, münafıkların yaptıkları kötülükleri zikretmiş ve on­ları rüsvay etmiştir. Bu sebeple Tcvbe suresine "Rüsvay eden sure" adı da veril­miştir.

Tevbe suresinin bir âyetinde Allah teala peygamberine, münafıkların ce­naze namazını kıldırmamasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur: "O münafıklar­dan biri ölürse, sakın cenaze namazını kılma. Kabrinin başında durma. Çünkü bunlar, Allah ve peygamberini inkar etmişler ve dinden çıkmış olarak ölmüşler­dir.[36]Diğer bir âyetinde ise, Resulullahın, münafıkları cihada götünnemesi emredilmekte ve şöyle buyurulmaktadır: "Eğer Allah, bu cihaddan sonra tekrar seni, geri kalan bu topluluğa döndürür de, onlar da seninle cihada çıkmak için izin isterlerse, onlara şöyle de: "Benimle beraber bir daha çıkmayacaksınız. Düşmana karşı benimle beraber savaşmayacaksınız. Çünkü daha önce savaşa çıkmayıp oturmayı istediniz. O halde geriye kalanlarla beraber oturun.[37]

 

31- İçinizden mücahidlcri ve sabredenleri belirtelim diye, sîzleri mut­laka imtihan ederiz. Haberlerinizi de denetleriz.

Ey müminler, biz sizleri, savaşmakla ve Allanın düşmanlarına karşı cihad etmekle imtihan ederiz ki, içinizden mücahit! olanları ve düşmana karşı savaş­makta sabredenleri dostlarına tanıtalım. İçinizde, basiret sahibi olan müminler, bunları münafıklardan ayırdetmiş olsunlar. Sizlerin haberlerinizi de denetleriz ki doğru söyleyeninizi yalan söyleyeninizden ayırdetmiş olalım.

Abdullah b. Abbas diyor ki: Allah teala, bu âyet-i kerime ve buna ben­zeyen: "Şüphesiz ki biz sizi, biraz korku, açlık, mal, can ve ürün eksikliğiyle imtihan edeceğiz..[38] âyetinde dünyanın imtihan yurdu oluğunu müminlere

bildirmekte, onları, dünyadayken imtihan edeceğini haber vermekte ve onlara, sabretmelerini emretmektedir.

Sonra Allah teala, müminlerin gönlünü hoşnut etmek için, peygamberle­rini ve seçkin kullarını da bu dünyada imtihan ettiğini beyan etmiş ve şöyle bu­yurmuştur: "Sizden Öncekilerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gel­meden cennete gireceğinizi mi zannediyorsunuz? Onlara yoksulluk ve sıkıntılar, dokunmuştu ve şiddetle sarsılmışlardı. Öyle ki, peygamber ve onumla beraber iman edenler: "Allahın yardımı ne zaman gelecek?" demişlerdi. Bilin ki, Alla­nın yardımı çok yakındır.[39]

 

32- Şüphesiz inkar edenler, insanları Allahın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra peygambere karşı gelenler, Allaha hiçbir /arar veremeyeceklerdir. Allah, onların amellerini boşa çıka­racaktır.

Allahın birliğini inkar edenler ve peygamberleriyie göndermiş olduğu hak dinden insanları alıkoyanlar, Muhammed'in hak peygamber olduğu ortaya çıktıktan sonra ona karşı savaşanlar ve ona eziyet edenler, iyi bilsinler ki, Alla­ha hiçbir zarar veremezler. Allah, emrini mutlaka yerine getirir. Peygamberine yardım eder, onu muzaffer kılar. Ona karşı gelenlerin dünyada yapmış oldukları amellerini ise boşa çıkarır. Yaptıkları ameller âhirette kendilerine hiçibir fayda vernıez olur.[40]

 

33- Ey iman edenler, Allaha itaat edin. Peygambere itaat edin. Sakın amellerinizi heder etmeyin.

Ey, Allaha ve peygamberine iman edenler, emir ve yasaklarında Allaha itaat edin ve peygambere itaat edin. Allahın ve peygamberin emir ve yasaklarına karşı gelerek işlediğiniz salih amelleri iptal ettirmeyin.

Katade diyor ki: "Sizden kim, yapmış olduğu salih ameli, işleyeceği kö­tü bir amelle iptal ettirmemeye gücü yeterse iptal ettirmesin. Zira hayırlar serleri giderdiği gibi serler de hayırları giderir. Amellerin durumu neticelerine göredir.

Abdullah b. Ömer'den nakledilen bir görüşe göre, müminlerin yaptıkları salih amellerin iptal edilmesi, dinden çıkmalarıyla olur.[41]

 

34- İnkar edip insanları Allahın yolundan uzaklaştıranları ve sonra da kafir olarak ölenleri Allah asla affetmeyecektir.

Allahın birliğini inkar eden, Allaha ve peygamberine iman etmek isteyen­leri yoldan çıkarıp iman etmelerine engel olan sonra da kâfir olarak ölenleri Al­lah asla affetmeyecektir. Allah, onları âhirette mutlaka cezalandıracak ve yara­tıkları, huzurunda riisvay edecektir.

Allah teala bu âyet-i kerimede, kâfirlerin ilahi affa mazhar olamayacak­ların beyan etmektedir.[42]

 

35- Ey iman edenler, üstün olduğunuz halde düşmanlarınızın karşı­sında gevşek davranıp da barış istemek zorunda kalmayın. Allah sizinle be­raberdir. O, amellerinizin mükafaatım asla eksiltmez.

Ey iman edenler, sizler daha güçlü kuvvetli iken, müşriklerle cihad et­mekte gevşemeyin. Onlarla savaşmaktan çekinmeyin. Onları banş yapmaya da­vet etmeyin. Zira Allah, sizinle beraberdir. O, düşmanlarınıza karşı size yardım eder ve yapmış olduğunuz amellerinizde size haksızlık yapmaz. Mükafaatlarını­zı tam olarak verir.

Katade bu âyet-i kerimeyi şöyle izah etmiştir: "Ey iman edenler, sizler Aİlaha daha yakın iken düşmanlarınız ile savaşmakta gevşeyip onları barış yap­maya davet etmeyin"

İbn-i Zeyd ise kâfirlerle cihad etmeyi ve savsamayı emreden âyet-i keri­meler indikten sonra "bu âyetin neshedildiğini, artık müminlerin kâfirlerle barış yapmalarına ihtiyaç kalmadığını söylemiştir.[43]

 

36- Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder ve Allaha karşı gelmekten sakınırsanız, Allah size mükafaatl arınızı eksiksiz verir. O, sizden, mallarınızın tamamını sarfetmenizi de istemez.[44]

 

37- Eğer Âlah, mallarınızın tamamını isteyip sizi sıkiştırsaydi cimri-lcşirdiniz, Allah da kinlerinizi ortaya çıkarırdı.

Taberi diyor ki: "Allah teala, mümin kullarını, düşmanlarına karşı cihad etmeye, mallanın ve canlarını, küfür ehli ile savaşta harcamaya teşvik ederek buyuruyor ki: "Ey iman edenler, Allahın ve sizin düşmanlarınız olan kâfirlere karşı savaşın. Dünya sevginiz sizi savaştan alıkoymasın. Zira dünya hayatı an­cak bir oyuncak ve bir eğlenceden ibarettir. Dünya hayatı sararıp solar , kırılıp dökülür. Onun vebali ise dünyada yaşayanın alnında bir ar ve boynunda bir yük olarak kalır. Dünya hayatının kula faydalı olacak yönü, ondan, Allahın yolunda ve Allahın rızasını talep için yapılan amellerdir. Eğer sizler dünyada iman ede­rek Allahın nzasını talep için amel eder, onun emirlerini tutup yasaklarından ka­çınarak ondan korkacak olursanız işte dünyadan elinizde kalan bu olur. Zira Al­lah, bu amellerinizin mükafaatlarını eksiksiz verir. Hiçbir şeyin fayda vermediği bir günde sizler bu amnellerinizden faydalanmış olursunuz. Rabbiniz sizden, kendisini birlemenizi, ona ortak koşmamanızı ve sadece ona itaat etmenizi ister. O, sizlerden, kazandığınız mallarınızı ona vermenizi istemez. Şayet bunu isteye­cek olsa sizi sıkıştırır ve yorar. Sizler de ona karşı cimri davranırsınız ve böyle­ce Allah, kinlerinizi ortaya çıkarmış olur.[45]

 

38- İşte sizler, Allah yolunda mallarınızı harcamaya davet ediliyorsu­nuz. Ama içinizden kimisi cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, kendine cimrilik etmiş olur. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, ama sizler muhtaç­sınız. Eğer haktan yüzçcvirirscniz, Allah, yerinize başka bir kavim getirir de sonra onlar sizin gibi olmazlar.

Ey müminler, sizler öyle kimselersiniz ki, Allanın düşmanlarına karşı ci-had etme yolunda mallarınızı harcamaya çağınlıyorsunuz, fakat içinizden bazı­larınız bu hususta cimrilik ediyor. Cimrilik eden, kendi aleyhine cimrilik etmiş olur ve o kimsenin cimriliği kendi nefsinden kaynaklanmıştır. Şunu da iyi bilin ki Allah zengindir. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Sizler ise devamlı olarak ona muhtaç olan kullarısınız. Size, mallarınızı kendi yolunda harcamanızı emretme­si, onun karşılığında sizi mükafnallandırmak istemesindendir. Yoksa onlara ihti­yacı olduğundan değildir. Ey insanlar, şayet sizler, Muhammed'n getirdiği din­den döner ve mürted olursanız, Allah sizi helak eder, yerinize şeriatını ayakta tutan başka bir kavim getirir. Sonra onlar da mallanın Allah yolunda harcamak­ta cimrilik yaparak sizin gibi olmazlar. Bilakis Allahin emirlerine uyarlar.

Ayet-i kerimede, insanların, mallarını Allah yolunda cihad etmeye harca­madıkları ve İslam dininden dönüp irtidat etmeleri halinde yerlerine, Allahın dinini ayakta tutan başka bir kavmin getirileceği beyan edilmektedir. Bu kav­min hangi milletten olacağı hakkında iki görüş zikredilmiştir.

Bu görüşlerden birincisi, bu kavmin Forslardan olacağı şeklindedir. Ebu Hureyre (r.a.) diyor ki:

"Resulullahın sahabilerinden bazı kimseler şöyle dediler: "Ey Allahın Re­sulü, Allahın, biz dinden döndüğümüz takdirde yerimize getireceğini bildirdiği ve onların da bizim gibi olmayacaklarını haber verdiği insanlar kimlerdir?" Bu sırada Selman, Resulullahın yanında bulunuyordu. Resulullah Selman'ın dizine vurdu ve buyurdu ki: "Bu ve bunun arkadaşlarıdır. Ruhum, elinde olan Allaha yemin olsun ki,, iman Süreyya yıldızına asılacak olsa Farsdan bir kısım kişiler ona ulaşacaklardır.[46]Diğer bir kısım âlimlere göre ise Aüahın dinini ayakta tutacak olan bu kavim, Yemen'den çıkacaktır.Raşid b. Sa'd, Abdurrahman b. Cübeyr ve Şüreyh b. Ubeyd bu görüştedirler.[47]

 



[1] Mümin Suresi, 3ycl: 13

[2] Mümin Suresi, âyet: 36

[3] Mümin Suresi, âyet: 38

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/425-426.

[4] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/427.

[5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/427-428.

[6] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/428.

[7] Tevbe Suresi, âyet: 5

[8] Tirmizî, K.RıdaÜ el-Cihad bab: 25, Hadis no: 1663 / İhn-İ Mâce. K.el-Cihad, babı 16, Hadis no: 2799

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/428-431.

[9] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/431.

[10] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/431.

[11] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/432.

[12] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/432.

[13] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/432.

[14] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/433.

[15] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/433.

[16] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/433-434.

[17] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/434.

[18] Kehf Suresi, âyet: 29

[19] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/435.

[20] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/435-436.

[21] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/436.

[22] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/436-437.

[23] Tirmi/Î, K.Tcfsir el-Kıır'an, Sure: 47, Hadis no: 3259

[24] Müslim. K.ez-Zikr, bab: 42, Hadis no: 2702

[25] Ahmed b. Hanbcl, Müsned, C.5. S.82

[26] Buharı, K.ed-Davâl, bab: 62 / Müslim, K.ez-Zikr, bab: 70, Hadis no: 2719.

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/437-438.

[27] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/439.

[28] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/440.

[29] Ehu"DuvuıJ.K4îl-EıbKb*:43tlIiilisrK):49t)2/Timıizî,K^l-KıytıiTO,hab: 57, Hmlisno: 2511

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/440.

[30] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/441.

[31] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/441-442.

[32] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/442.

[33] Enfal Suresi, âyet: 50

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/442-443.

[34] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/443.

[35] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/443.

[36] Tcvbe Suresi, âyet: 84

[37] Tevbe Suresi, ayet; 83

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/443-444.

[38] Bakara Suresi, âyel: 155

[39] Bakara Suresi, âyet: 214

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/444-445.

[40] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/445.

[41] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/445-446.

[42] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/446.

[43] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/446-447.

[44] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/447.

[45] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/447.

[46] Tirmizî, K.Tcfsİr el-Kur'an, Sure: 47, bab: 3, Hadis no: 3261

[47] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/448-449.