Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 16. Sayfa - 048Feth

62. DERS HABERLERİ TAHKİK ETMEK.. 2

Ayetlerin Laf2i Tahlili 2

Âyetlerin İcmali Manaları 2

Âyetlerin Nüzul Sebebleri 3

Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler 4

Faydalı Btr Uyarı: 5

Ayetlerdeki Şer'ı Hükümler 5

Birinci Hüküm: Adil Bir Adamın Haberi Kabul Edilir Mi?. 5

İkinci Hüküm: Şehadet Ve Rivayette Sahabllerin Adaletini Araştırmak Vaclb Midir?. 5

Üçüncü Hüküm: Fasık Ve Bid'ad Ehlinin Şehadeti Kabul Edilir Mi?. 6

Dördüncü Hüküm; Fasıkın Velayeti Sahih Midir?. 7

Beşinci Hüküm: İmama Karşı İsyan Edenlerin Öldürülmesi Farz Mıdır?. 7

Ayetlerden Alınacak Dersler 9

Ayetlerdeki Teşriî Hikmetler 9


62. DERS HABERLERİ TAHKİK ETMEK

 

6- Ey iman ed&nler, eğer bir fasjk size bir haber getirirse onu tah­kik «din.'i.Yoksa) bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişmen kimseler olursunuz.

7- Hem bilin ki içinizde Allanın peygamberi vardır. Eğer o bir çok lş(ler)de size uysaydı muhakkak ki sıkıntıya uğrardınız. Fakat Alları size İmanı sevdirdi. Onu kalbinizde süsledi. Küfrü, fasıklığı, isyanı size çirkin gösterdi. İşte rüşdünü bulanlar da onların ta kendileridir.

8- (Size küfrü, fasıklığı, fsyanı çirkin göstermesi sırf) AHahtan bir fazi (ve kerem) ve nimet olmak içindir. Allah hakkıyla bilendir, yegane hü­küm ve hikmet sahibidir.

9- Eğer müminlerden iki zümre birbiriyle döğüşürlerse    arafannı (bulup) barıştırın. Eğer onlardan biri diğerine karşı hala tecavüz ediyorsa siz, o tecavüz edente Allanın emrine dönünceye kadar savaşın. Bİnnettce eğer (Allanın emrine) dönerse artık adaletfle hareket) edin. Allah şüphe­siz ki adil olanı sever.

10- Müminler ancak kardeştirler. O halde İki kardeşinizin arasını (bulup) barıştırın. Allohtan korkun. Takl eslrgenesiniz.

 

 Ayetlerin Laf2i Tahlili

 

(Fasıkun): Şeriat hududlarından çıkan. Fısk, Llsanü'İ-Arabta şöyle tarif edilmiştir: Fısk, isyan ederek Allah (cc)'ın emrini terketmektir. Ragıp İsfahanî'ye göre fasık, iman ettikten sonra şeriatın ba­zı hükümlerini ihlal eden demektir.

(Bİnebein): Nebe, tügatta haber manasınadır.

Bazı lügatcılara göre ise, haber büyük ve önemli ise nebe denir, önemli olmayan habere nebe denilmez.

(Fetebeyyenû); Tebeyyün kökünden gelir. Tebeyyün, beyanı toleb etmek demektir.

(Blcehalettn); Cehalet, bilgisizlik.

(Nadimîn): Nedm kökünden gelen bir sıfattır.

Nedm ise bir olaydan dolayı kederlenmek ve ona düşmemeyi arzu etmektir. Pişmanlık.                                                                                                    

(Laanittüm): Annet kökünden gelir. Annet. meşakkata düşmek demektir.                                                                              

(Erroşldûn): Raşid'in çoğuludur. Raşid, İnsanı güzel şeye götüren demektir.                                                                         

(Begat): Bağy kökünden geten bir fiildir. Bağy, fesat çıkarmak, zulüm ve azgınlıkta haddi tecavüz etmektir. Adil imamın j taatından çıkanlara bağy fırka denir. «Yazık Ammar'a ki onu bağy fırka j katledeoektir.» hadislndeki kullanımı da bunu gösterir.                                   

(Tefîe): Fey kökünden gelen bir fiildir. Fey, dönmek demektir. Buradaki anlamı taata dönmektir.                                             

(Muksttin): Aksate kökünden gelir, adiller demektir.

 

Âyetlerin İcmali Manaları

 

Allahu taala müminlere hitabederek şöyle buyurmaktadır: Ey iman İle vasıflananlar, Ailah (cc)'ın kitabını tasdik ettiniz, peygamberine inandınız ve yakinen bildiniz ki, Allah (cc)'ın peygamberinin getirdiği haktır. Çünkü getirdiğini Atlah (cc)'ton getirmiştir. Her duyduğunuz haberi dinlemeyin. Her haber getireni tasdik etmeyin. Gelen haberi İyice tahkik edin. Çünkü mümin kardeşlerinize bir zarar verebilirsiniz. Doğruluğunu tahkik etme­diğiniz haberden ötürü kardeşlerinize yapacağınız şeylerden Ötürü pişman olursunuz. Fakat bu pişmanlık bir kıymet ifade etmez.

Ey müminler biliniz ki, aranızda tazim ve hürmete şayan olan Allah (cc)'ın elçisi vardır. O masumdur. Kendi heva ve arzusundan konuşmaz. Onu Allahu taata birçok gizli şeye muttali eder. Onu kendi görüşlerinize getirmeye çatışmayın. Eğer o. sizin işaret ettiğiniz şeylere icabet etse ve size uysa helak olursunuz. Şu var ki, Allahu taala kendi fazlıyla onu da sizi de korumuştur. Ona uyan müminlerin basiretlerini aydınlatmış, İmanı onlara sevdirmiş ve küfrü, fışkı ve isyanı çirkin göstermiş, onları hayır ve saadet yoluna iletmiştir.

haberler! tahkik etmek *

Allahu taala yalan haberden doğacak düşmanlığı ve mukateleyi bil­direrek, müminlere hitaben şöyle buyurmuştur: Ey müminler, mümin kar­deşlerinizden iki zümreyi düşman ve döğüşüyor gördüğünüz zaman onların aralarını bulun. Onları Allanın hükümlerine davet edin. Eğer o fırkalardan birisi diğerine zulüm ve tecavüze devam eder, yeryüzünde fesat çıkarmayı arzu ederse o zaman siz, Allah (ccj'm hükmüne razı olana ve doğru yola gelene kadar o azgın fırka Ife savaşın. Düşmanlık ve azgınlığı kökünden kaldırın. O azgın fırka savaştan vazgeçtiği zaman o İki fırkanın arastnı adaletle bulun. Zira onlar sizin din kordeşlerinizdir. Müslümanlara vacib olan din kardeşlerinin arasını bulmaktır. Yoksa insanlar arasındaki düş-manlığı olduğu gibi bırakmak değil. Zira müminler İmanlarından ötürü an­cak kardeştirler. Müminlerin kurtuluş ve saadet yolları da ancak iki düş­manın arasını düzeltmektir. Allah (cc)'tan sakınınız, emirlerine sımsıkı sa­rılınız ki Allah (cc)'ın rahmetine nail olasınız.

 

Âyetlerin Nüzul Sebebleri

 

1- İmam Ahmed (ra}, Haris bin Dırar el-Huzai'den şöyle rivayet eder: «Resulutloh (sav)'a gittim. Beni İslama davet etti. Davetini kabul ederek İslama girdim. Beni zekat vermeye davet etti. Onu da kabul ettim. Resulullah (sav)'tan kavmime gidip onları Islama davet etmek için izin istedim. «Kavmimden İslâmı kabul edenlerin zekatlarını da toplarım. Siz bana bir elçt gönderirsiniz, topladığım zekatı ona teslim ederim.» Aralarında gönderilecek elçinin vaktini tayin ettiler. Haris, kavminden müslüman olanların zekatını topladı. Tayin edilen vakitte elçiyi beklemeye başladı. Resulullah (sav) ona birisini gönderdi.

Fakat gönderdiği adam gitmedi. Haris, Resulullah (sav)'ın hoşuna gitmeyen  birşeyden dolayı  elçiyi göndermediğini  sandı.  Bunun  üzerine  kavminin ulularını çağırarak onlara,   Resulullah (sav) bana, topladığım zekatı almak üzere tayin edilmiş vakitte bir adam gönderecekti. Resulullah (sav) verdiği sözden dönmez. Ancak benden ona karşı bir fenalık sadır olmuş olmalı ki, elçiyi göndermedi. Benimle beraber Resulullaha gelir misiniz?» dedi.                                                                                                                 

Halbuki Resulullah (sav) Velid bin Ukbe'yi Haris'e göndermişti. Velid bir miktar gittikten sonra korkarak geri dönmüş ve Resulullah (sav)'a gelerek, «Haris zekatı vermediği gibi beni de öldürmeye -kalkıştı.» demişti.     

Bunun üzerine Resulullah (sav) Haris'in üzerine bir birlik göndermişti.           

Haris ve arkadaşları Medine yakınlarında kendilerine gönderilen birlikle karşılaştılar. Haris onlara nereye gittiklerini sorunca, «Senin için geliyoruz.» dediler. Niçin  geldiklerini sorunca da,  «Resululloh (sav) sana Velid bin Ukbe'yİ gönderdi. Zekatı vermediğin gibi onu da öldürmeye kal­kışmışsın.» cevabını verdiler. Haris, cMuhommedl hak peygamber olarak gönderen Alla ha yemin ederim ki, kimseyi görmedim, bana zekat İçin de kimse gelmedi.» dedt.                                                                                       

Beraberce Resulü ilah (sav)'ın huzuruna vardılar. Resululloh (sav), «Sen zekat vermediğin gibi elcimi, de öldürmeye  kalkışmışsın.»  dedi.  Haris,  «Hayır ya Resulullah, seni hak peygamber olarak gönderen Allah (cc)'a andolsun ki ne elçin geldi, ne de ben onu gördüm. Ben elçiniz gelmeyince Allah (cc) ve Resulü bana gazab ettiler diyerek korkumdan buraya geldim.» dedi. Bunun üzerine, «Ey İman edenler, eğer bir fastk size bir haber getirirse onu tahkik edin. (Yoksa) bitmeyerek...» âyeti nazil oldu.[1]

Fahreddin Razi: «Müfessirlere göre bu âyet, Resulullah (sav)'in Velid bin Ukbe'yİ Beni Mustattk'ın zekatını atması için göndermesi hadisesi üzerine nazil olmuştur. Müfessirler bu görüşleriyle, bu âyet umumi olarak gelmiştir fakat nazil oluşu Velid bin Ukbe hadisesine raslamışttr demek istiyorlarsa doğrudur. Fakat bu âyet sırf Velid bin Ukbe hadisesiyle ilgili olarak nazil olmuştur diyorlarsa bu, zayıftır. Zira Velid. Beni Mustalık'a bir kötülük yapmayı kasdetmemiştir. İmam Ahmed (ra)'in rivayetine göre, Velid kendisini bekleyen Haris ve cemaatinden korkarak geri dönmüştür. Onların kendisine bir fenalık yapacaklarından korkmuştur. İşte bunun İçin dönerek geri dönerek Resuiullaha, «Onlar zekatı vermediler, beni de öl­düreceklerdi.» demiştir.»

imam Razi sözlerine şöyle devam eder: «Bu âyetin Velid bin Ukbe ha­disesi üzerine nazil olduğunu söyleyenlerin görüşlerinin zayıflığının bir de­lili de Allahu taalanın «Ben bu âyeti şu hadise İçin İnzal ettim.» dememe* sidir. Bu hususta Resulullah (sav)'tan da bir rivayet varid olmamıştır. Ger­çek olar] şudur ki, bu âyet o hadisede nazil olmuştur. Fakat, bu, nüzul sebebi o hadisedir demek değildir. Bizim görüşümüzü doğrulayan sebeb-lerden birisi de Velid bin Ukbe'ye fası klik ya kıştın I ması d ir. Çünkü o, fasık-tıktan uzaktır. Ancak, zannetmiştir ve zannında yanılmıştır. Zannında ha­ta yapana da fasık denilemez. Nasıl fasık denilebilir ki, ekseri dinden çı­kanlara fasık denilebilir. Zira Allahu taala, «Allah fasıklar güruhunu mu-valf ofe etmez» (Maido: 108), «Hani biz meleklere, «Adem İçin secde edin.» demiştik da İblisten başkası hemen secde etmişlerdi, O Iso efenden olduğu için Rabbtnin emrinden dışarı çıkmıştı.» 'Kehf: 50) ve «Fasık olanların borinacağı yer İse ateştir.» (Secde: 20} buyurmuştur. Bu âyetler de göste­riyor ki, fasık diye tamamen dinden çıkmış olana denmektedir. Velid bin Ukbe ise dinden çıkmış değildir. Çünkü yalnızca yapmış olduğu 2anda hata etmiştir.» [2]

2- «Eğer müminlerden iki zümre birbiriyle doğ üşürlerse aralarını (bulup) barıştırın.» âyetinin  nüzul sebebinde aşağıdaki rivayetler vardır:

a) Buharı, Müslim. İbni Cerir ve diğerleri Enes (ra)'ten şöyle rivayet etmişlerdir: «Sahabe-i kiram Resulullah (sav)'a, «Sen Abdullah bin Ubey'e gitmez misin?» dediler. Resulullah (sav) eşeğine binerek sahabilerle bir­likte gitti. Resulullah (sav) onun yanına varınca Abdullah bin Übey, «Ben­den uzaklaş, Allah (cc)'a andolsun ki eşeğinin kokusu beni rahatsız etti.» dedi. Ensarîlerden birisi, «Andolsun ki Resulullah (sav)'ın eşeğinin koku­su senden daha tatlıdır.» cevabını verdi. Abdullah bin Übey'in kavminden birisi ensarinin bu sözüne kızdı. Ensariler de kendi adamlarını destekledi. Aralarında kavga çıktı. Birbirlerine elle, papuçla ve hurma dallarıyla vur­maya başladılar. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.» [3]

b) Buharı ve Müslim Üsame bin Zeyd (ra)'den şöyle rivayet etmişler­dir: «Resulullah (sav) eşeğine binerek hastalanan Sa'd bin Ubade (ra)'nin ziyaretine gitti. Yol güzargahında aralarında Abdullah bin Übey ile Abdul­lah bin Revaha (ra)'nın da bulunduğu bir cemaat oturuyordu. Abdullah bin Übey yüzünü abasıyla Örterek, «Toz çıkarmayın.» dedi.   Bunun üzerine Abdullah bin Revaha Ira).  «Resulullah (sav)'ın eşeğinin  kokusu senden daha güzeldir.» dedi. Her ikisinin akrabaları arasında kavga çıktı. Birbir­lerine elle, papuç ve sopayla vurmaya başladılar. Bunun üzerine âyet na­zil oldu.»

 

Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler

 

Birinci İncelik: Bu sureye «Hucurat» denildiği gibi «Ahlak» ve «Adabı suresi de denilir. Çünkü sure birçok güzel ahlakı beyan etmektedir. Bu surenin beş yerinde Allahu taala, «Ey İman edenler» hitabında bulunmak­tadır. Her defasında da güzel ahlaktan birine işaret etmektedir. Bu yük-sak adabı aşağıdaki fıkralarda arz edeceğiz:

1- Resulullah (sav)'ın emirlerine itaat etmek vacibtir. O konuşup bir görüş beyan etmeden önce konuşmak, görüş beyan etmek yasaklan­mıştır. Çünkü Allahu taala, «Ey iman edenler, Allah ve Resulünün huzurunda (söz ve İste) öne geçmeyin. Allahtan korkun. Çünkü Allah hakkıyla işiten, (herşeyl) bitendir. (Hucurat: 1) buyurmuştur.

2- Resulullah (sav)'a karşı hürmet ve saygıda bulunmak farzdır. O-nurt huzurunda yüksek seste konuşmamalıdır.[4] Zira Allahu taala, «Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın. Ona sözle birbirinize bağırdığınız gibi bağırmayın ki âb farkına varmadan amel­leriniz boşa gldhrerir.» [Hucurat: 2) buyurmuştur.

3- Haberlerin sıhhati hususunda tahkikat yapmak lazımdır.  Boz-« guncu ve fasık kimselerin sözlerine İtlmad edilmemelidir. Zira Allahu taala, '> «Ey (man edenler, eğer bir fasık size bir   haber getirirse onu tahkik edin.» (Hucurat: 6) buyurmuştur.

4- Halkı maskaraya almak ve İnsanlara küçük düşürücü isim ve lakaplar takmak yasaktır. Çünkü Allahu taala, «Ey İman edenler, bir kavim diğer btr kavim İte alay etmesin. Olur ki (alay edilenler Allah indinde) kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınları (eğlenceye almasın) Olur kl onlar (eğlenceye alınanlar) kendilerinden daha hayırlıdır. (Kendi) ken­dinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü addır.» {Hucurat: 11) buyurmuştur.

5- Gıybet, suizan, tecessüs ve benzeri kötü huylar yasaktır. Zira ; Allahu taala, «Ey İman edenler, zannın bin çoğundan kaçının. Çünkü bazı zan (vardır ki) günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Kiminiz de '. kiminizi arkasından çekiştirmesin. Sizden her hangi biriniz ölü kardeşinin ' etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. Alfahtan korkun. Çün­kü Allah tövbeleri kabul edendir, çok esirgeyicidir.» (Hucurat: 12) buyumuştur.

Yalnızca onsekiz âyetten meydana gelen bu sure birçok ohlok ve adabı biraroya toplamıştır. Bundan ötürü bu sureye Ahlak ve Adab suresi de denmektedir. Bu sure Allah (cc)'a. Peygamber (sav)'e, nefsine, mü­minlere ve umuma karşı gösterilecek edebi ihtiva etmektedir. Bunları da saydığımız sıra ile beyan etmiştir.

îkinci İncelik: «Ey İman edenler» hitabı muhatabları, gelecek olan j.'emlr ve hükümlerin ehemmiyeti hususunda uyarmaktadır    Muhatabları -iman ile vasıflandırmak, gelen emirlerin aynen yerine getirilmesini, ihlal fötmekten kaçınılmasını bildirmek anlamına gelmektedir.[5]

Üçüncü İncelik: Ayetteki, «...Eğer bir fasık size bir haber getirirse»

ifadesi, müminlerin her zaman uyanık olmalarını ve duydukları her haberi, kaynağını araştırmadan kabul etmemelerini bildirmektedir. Âyette «fasık» kelimesinin nekire olarak kullanıl ması ve âyetin «eğer» kelimesi ile baş­laması, böyle haberlerin nadir görüleceğine İşaret etmektedir. Buna göre âyetin manası, «Müminlerin asıl vasıfları doğru sözlülüktür. Eğer mümin­ler arasından bir fasık çıkarsa onun haberini tahkik edin.» olur. Resulul­lah (sav) ve ashabı ahlaken öylesine yücelmişlerdt 'ki, kimse onlara böyle yalan haber vermeye cesaret edemezdi.[6]

Dördüncü incelik:  «Hem bilin ki İçinizde Allanın peygamberi vardır,»

âyetinin tefsirinde Fahreddln Razi şöyle der: «Benim tercihime göre, Alla­hu taala «Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tah­kik edin. (Yoksa) bilmeyerek bir kavme sataşırsanız da yaptığınıza, piş­man kimseler olursunuz.» âyetinin peşine «Hem bilin ki İçinizde AlFahm peygamberi vardır.» âyetini inzal buyurarak kullarına sanki şöyle demek­tedir: «Ey kullarım, sizin için herhangi bir müşkilln hallinde Resulullah (sav) aranızdadır. Ondan sorunuz. Çünkü o bilir. Hicklmsenin sözüne de uymaz. Onda zulüm olmadığı gibi, yalana da İnanmaz. Çünkü o, sizin gö­rüşlerinize İtimad etmez. O ancak Altahtan gelen vahye itimad eder.» [7]

Beşinci incelik: «Eğer o birçok İş(ler)de size uysaydı...» İfadesi, sa-habilerin Resulullah (sav)'ın kendilerine uymalarını istediklerine işaret et­mektedir. Âyetteki 6u farazi tabir, Resulullah (sav)'m onlara değil, onların Resulullah (sav)'a uymaları gerektiğini ifade eder. «Sıkıntıya uğrardınız» ifadesi de Resulullahı kendi görüşlerine getirmelerinde büyük mahzurlar olduğuna delalet etmektedir. Öyleyse sanki Allahu taala onlara, «Ey İman edenler, eğer bir fasık bir haber getirirse o haberi tahkik edin. Siz o habe­rin doğruluğunu araştırmadan Resulullah (sav)'ı da kendi görüşlerine ge­tirmek İsteyenler —ki onlar hem kendilerini, hem diğerlerini sıkıntı­ya düşürürler— gibi olmayın. Resulullah (sav)'ın kıymetini bilin ve böylesi hatalardan kaçının.» buyurmaktadır. [8]

Altıncı İncelik:  «İşte rüşdünü bulanlar da onların ta kendileridir.»

âyeti önceki âyetlerde olduğu gibi «siz» hitabıyla gelmeyerek haber ifadeslyle gelmiştir. Bu, Allah (sav)'ın imanı sevdirdiği ve kalbierinde süsle­diği, küfrü, fasıklığı. İsyanı çirkin gösterdiği kişilerin manevi bakımdan en üstün dereceye erenler olduğunu bildirmektedir. Bu dereceye ermeleri de yalnız Allah (cc)'ın fazi ve keremi iledir.

Yedinci İncelik: Fahreddin Razİ: «Eğer müminlerden Ski zümre bir­biriyle dönüşürlerse...» âyetinde «sizden» değil de «müminlerden» denil-mesindeki hikmet, böyle bir fitnenin müminler arasında çok çirkin oldu­ğunu göstermektedir. Birkaç kölesi olan bir efendinin içlerinden en azgın olanına, «Şu işi yapanlara mani ol.» demesi onu en güzel şekilde o çirkin şeyden alıkoymak demektir. Bu âyette de Allahu taala, «Siz yapmazsınız, eğer müminler yaparsa mani olun.» şeklinde dolaylı bir İfade kullanmıştır.

Sekizinci incelik: «Müminler ancak kardeştirler.» âyeti müminlerin birbirine karşı öz kardeş gibi şefkat göstermelerinin ve yardım etmelerinin vacib olduğuna delalet eder. Çünkü müminler İslâmt noktadan kardeştir­ler. İman ve İslâm kardeşliği, ana-baba kardeşliğinden daha kuvvetlidir. Bir müslüman Arap şairi bu hususu şöyle dile getirmiştir: «Araplar Kays ve Temimle iftihar ettikleri zaman ben «Babam İslâmdır» derim, İslâmdan başka baba tanımam.»

 

Faydalı Btr Uyarı:

 

Alimlerin birisinden sahabiier arasındaki savaş ve ihtilaflar sorulunca, «O bir kan idi ki Allahu taala bizim elimizi o kana bulaştırmadı. Biz dilimi­zi de onunla kirletmeyelim. Sahabiier in arasında cereyan eden olaylar Yusuf aleyhisselam iie kardeşleri arasında cereyan eden hadiseler gibidir.» cevabını vermiştir.

Haşan-ı Basrî (ra) de şöyle demiştir: «O, bizim olmadığımız, Resulul-lah (savj'ın ashabının bulunduğu bir kıtaldir. Onlar dini bizden daha iyi biliyorlardı. Biz bilemeyiz. Onlar birleştiler biz de onlara uyduk.)

Haris Muhasibî de aynı soruya şu cevabı vermiştir: «Ben de Hasan-ı Basrî (ra)'nin dediği gibi derim. Biz bir görüş ortaya atamayız. Kesinlikle biliriz ki, onların ihtilafları ictihadlanndan doğmuştur ve bu ictlhadlanndan maksat da yalnız Allah (cc) rızası idi.»

 

Ayetlerdeki Şer'ı Hükümler

 

Birinci Hüküm: Adil Bir Adamın Haberi Kabul Edilir Mi?

 

Alimler, adil bir adamın getirdiği haberin kabul edileceğini, «...Eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin.» âyetine dayanarak İki vecihle isbat etmişlerdir.       

Birincisi, Allahu taala fasıktn getirdiği haber hususunda tahkiki emret-. mistir. Eğer adil kimsenin haberi kabul edilmeyecek olsaydı, âyetteki tah­kik emri tahsis edilmezdi. Zira o zaman hem adilin, hem de fosıkın ha­berinin reddedilmesi gerekirdi. Fasıkın getirdiği haberin tahkikini emreden âyet, adil kimsenin getireceği haberin kabul edileceğine delalet etmekte­dir.

İkincisi, fasıkın haberinin reddindeki illet fışktır. Çünkü haber insanda n bir emanettir. Fısk ise emaneti ibtal eder. İllet olan fısk olmadığına göre, rt adil kimsenin haberi reddedilemez.

Adaiet veya fışkını bilmediğimiz kimsenin haberine gelince, Hanefi fu-1 kanası, onun getirdiği haberin kabul edileceği görüşündedirler. Çünkü âyetteki tahkik emri yalnız fasıkiar içindir. Fasık olmayınca tahkike de lüzum f kalmaz, haberi kabul edilir. Çünkü müminlerde asıl olan adalettir.

Hanefllerln delilleri, müminlerdeki temel vasfın adalet olduğu kabulü-, dür.

Bazı fokihlere göre İse, durumu meçhul olan kişinin haberi ancak tahkik edildikten sonra kabul edilebilir.

 

İkinci Hüküm: Şehadet Ve Rivayette Sahabllerin Adaletini Araştırmak Vaclb Midir?

 

Bazı alimler bu âyete dayanarak sahabllerin İçinde de adil olmayan­ların bulunduğuna hükmetmişlerdir. Zira Allahu teala Velid bin Ukbe'ye «fasık» vasfını vermiştir. Çünkü âyet onun hakkında nazil olmuştur. Âye­tin nüzul sebebi âyetin umumi İfadesinden istisna edilemez. Halbuki onun sahabl olduğunda İttifak edilmiştir. Allahu taaia onun haberinin tahkik edilmesini emretmiştir. O zaman şehadet ve rivayetlerinde sahabllerin de adaletini araştırmak lazımdır.

Bu meselede alimlerin çok değişik görüşleri vardır. Bunları özetle aşağıya alıyoruz.

1- Sahabilerin hepsi adlidir. Şehadet ve rivayetlerinde onların ada­letleri araştırılamaz. Selef ve halef ulemanın cumhuru bu görüştedir.

2- Şehadet ve rivayetlerinde sahablierin de diğer İnsanlar gibi ada­letlerini araştırmak lazımdır. Ancak Hz. Ebubekir ve Ömer (ra) gibi ada­letleri kesin olan sahabllerin adaletleri araştırılmaz.

3- Sahabiier Hz. Osman devrine kadar adildiler. Ancak onun şeha-detlnden sonra onların da adaletlerinin araştırılması lazımdır.

4- Sahabilerin hepsi adildir. Yalnız Hz. Ali'ye karşı huruç ederek savaşanlar hariç. Çünkü onlar hak imama karşı çıktıkları İçin fasık olmuşlardtr. Bu Mutezilenin görüşüdür.

Tercih edilen ve sahih olan görüş, selef ve halef ulemanın cumhurunun görüşüdür. Çünkü sahobller Resulullah (sav) İle sohbette bulun­duklarından hepsi adildirler. Aflahu taala  Kur'an-ı kerimde onlan sena d etmiştir. Onlar hakkında «Böylece sizi vasat (orta) bfr ümmet yapmışızdır, insanlara karşı (hakikatin) şahHlert) olasınız, bu peygamber de sizin üzerinize tam bir şahit otsun diye.» (Bakara: 143) ve «Siz Insanfar İçin , (İnsanlığın faydası içki gaybdan, yahut levhl mahfuzdan secBlp) çıkarttmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalısırsınız. (Çünkü) Aİlarta İnanıyorsunuz.» (Al-i İmran: 110) ve «Muhammed 1 Allah’ın resulüdür. Onun maiyetinde bulunanlar da kafirlere karşı çetin, ' kendi aralarında merhometlkflrfer. Onlan rüku edlctter, secde ediciler olarak görürsün. Onlar Allahtan fazi ve rıza İsterler. Secde izinden nişanlan yüzlerlndedir.» (Fetih: 29) ve «Allah dedi (diyecek) ki: «Bu (gün) doğru . söyleyenlerin soda katları kendilerine falde vereceği bir gündür. Altından ırmaklar akan cennetler —ki orada ebedi ve daimî kalıcıdırlar— onların­dır. Allah kendilerinden razı olmuştur, kendileri de O'ndart razı olmuslar-, dır ve işte bu en büyük kurtuluş ve saadettir.» (Maide: 119) ve «...Onlar Allahtan fazi ve hoşnutluk ararlar ve Allaha ve peygamberine (mallarıyla, canlarıyla) yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından (mahrum edtlerek) çıkarılmışlardır. İşte bunlar sadıkların ta kendileridir.» (Haşr: 8) bu-i  vurulmuştur. Sahabiler hakkında nazil olan daha birçok âyet vardır. Bu âyetlerin hepsinde de sahabiler methedilmektedir.

Sahabilerin peygamberden sonra halkın efdall olduğunu bildiren ha-'.  dişler de vardır. Kısa olarak sahobllerin faziletlerini beyan eden bazı ha­disleri aşağıya aktarıyoruz:

1- «En hayırlı nesil benim neslimdir. Sonra, ondan sonra gelenler, sonra da onlardan sonra gelenlerdir.» [9]

2- «Ashabıma sövmeyin. Nefsimi elinde tutan Allah (cc)'a yemin ederim ki sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın Infak etse yine de sahabilerden birinin İnfak ettiği bir avuçun sevabına nail olamaz.» [10]

3- «Ashabım hakkında Allah (ccj'tan sakınınız. Benden sonra on­lan hedef almayınız. Her kim onları severse ben de onu severim. Her kim onlara buğz ederse ben de onlara buğzederim. Her kim onlara eza ederse bana eza eder. Bana eza eden de Allah (cc)'a eza etmiştir.» [11]

Sahabilerin diğer insanlardan efdaliyeti ve adaleti hususunda Kur'an ve sünnetten benzeri daha birçok nas varid olmuştur. Sahabilerin bazı­larından bazı muhalefetler vaki olmuşsa da biz bunlardan dolayı onların fasık olduklarına hükmedemeyiz. Çünkü onlar bir günah işleseler bile onu devam ettirmezlerdi. Tövbe eden insandan fısk gider, adalet gelir. Mese­la, Matz el-Eslemî zina işlemiş fakat arkasından Resulullah (sav)'a gelerek suçunu itiraf ederek recmedilmiştir. Moız'ın defninden sonra Resulullah (sav), «Allah (cc)'a andolsun ki Maız öyle bir tevbe etti ki, yapmış ol­duğu tövbe ümmet arasında taksim edilse hepsine yeter,» buyurmuştur.

Sahabiler hakkındaki, «Onlar masum değillerdir, bu sebeble günah işlemişlerdir ve adil değillerdir.» görüşüne gelince, bu zayıf bir görüştür. Zira şehadeti ve rivayeti reddolunan fasık, işlemiş olduğu günahı devam ettirendir. Sahabiier içinde İse günahta ısrar eden yoktur.

Âyetin nüzul sebebinde Fahreddin Razi'den yapılan nakilden de an­laşılacağı üzere bu âyet hasseten Velid bin Ukbe için nazil olmamıştır. Bu âyet umumi olarak fasıkiar için nazil olmuş ancak nüzulü Velid bin Ukbe hadisesine raslamıştır. [12]

 

Üçüncü Hüküm: Fasık Ve Bid'ad Ehlinin Şehadeti Kabul Edilir Mi?

 

Alimler, «...Eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin.» âyetine dayanarak fasıkın şehadetinin kabul edilmeyeceğinde ittifak et­mişlerdir. Fasıkın şehadeti kabut edilmediği gibi rivayeti de kabul edile­mez. Çünkü rivayet ResuluÜah (sav)'tan emanet ve dinin temelidir. Fısk iso emaneti bozar. Fasıkın Resulullah (sav)'a yalan İsnad etmesi de kuv­vetle muhtemeldir.

Kurtubî şöyle der: «Fışkı tesbit edilen kimsenin haberlerdekl sözleri geçersiz olur. Çünkü haber emanettir. Fısk ise onun ibtalinin karinesidir.» [13]

Cessas: «Âyetteki, «tahkik edin» ifadesi, fasıkın şehadetinin kabul edilmesinin yasaklandığını gösterir. Çünkü şehadet bildiğini haber ver­mektir. Fasıkın şehadeti kabul edilmediği gibi diğer hususlardaki haberleri de kabul edilemez. Onun Resulullah (sav)'tan rivayet ettiği hadisler de makbul değildir. Fosıkın şer'î bir hükmün isbatı için getirdiği haber de' kabul edilemez. Hülasa, din ile ilgili herhangi bir mevzuda onun getireceği haber muteber değildir.» [14]

Alimler, fastkın muemalat ve herhangi bir kişinin aleyhindeki şeha-deti haricindeki haberleri âyetin hükmünden istisna ederek kabul edile­ceğine hükmetmişlerdir. Fasıkın kabul edilebilecek haberleri şunlardır:

1- Kendi nefsi aleyhinde İkrar ettiği haberler. Mesela, «Falan kişi­nin bende şu kadar parası vardır.» demesi gibi. Çünkü burada başkası için kendisi üzerinde bir hak isnad etmiş olmaktadır. Bunda da adalet şart değildir. Böyle bir haber kafirlerden de kabul edilir.

2- Hediye ve vekalet mevzuundaki sözleri. Mesela, birisine birşey getirerek, a Bunu sana filan hediye etti.» demesi gibi. Bu husustaki sözü kabul edildiği gibi hediyesi de kabul edilir. Ayrıca bir başkası fasıkı bir-şeyln satışına vekil ettiği zaman sözleri kabul edilir. O malın ondan alın­ması caizdir.

3- İçeri girme İzni istenmesi halinde söylediği sözler. Mesela, birisi evine girmek için fa sıktan izin İstese, fasık da ona izin verse bu sözü kabul edilir. Çünkü burada adalet şart değildir. Buna benzer muemalatta, bir diğerinin aleyhindeki şehadeti haricindeki haberleri de kabul edilir.

Alimler fasıkın nikahtaki velayeti hususunda görüş ayrılığına düşmüş­lerdir. İmam Şafii'ye göre fasık bir kişi nikah velisi olamaz. Çünkü fasık olduğundan velayet yaptığı kişiye nikahta zarar vermesi muhtemeldir.

İmam Ebu Hanife (ra) İle İmam Malik {ra)'e göre ise, kendi malına velayet yaptığı için adil kişiler gibi evlenecek erkek veya kıza veli de ola­bilir. Çünkü onun namusuna karşı gayreti tamdır. Ehlinin namusunu korur. Malını sarfederken kıymetini biliyorsa kendi ehlinden birisini evlendirmek­te de onun velisi olur.

Btd'ad ehline gelince, bunlar —cebriye ve kaderiye gibi nasları kendi görüşlerine göre tevi] ettikleri için— itlkadlarından ötürü (asıktırlar. Bu sebeble İmam Şafii gibi bazı usul alimleri onların hem şehadetlerini, hem de rivayetlerini reddederler.

Diğer bazı alimlere göre ise btd'ad ehlinin hem şehadeti, hem de ri­vayeti makbuldür.

Hanefiler ise, şehadet ile rivayeti birbirinden ayırarak, bid'ad ehlinin şehadetinin kabul edileceğine. Peygamberden yaptığı rivayetin ise kabul edilemeyeceğine hükmetmişlerdir. Çünkü dinde bid'ad çıkaranın kendi nevası uyması ve halkı da kendi hevası istikametinde dine davet etmesi muhtemeldir. Bu yüzden onun dini mevzularda yapmış olduğu rivayetler reddedilir. Herhangi birisi hakkındaki lehte veya aleyhte şehadeti ise ka­bul edilir. Çünkü onun kendi görüşüne daveti nakille olabilir. Bu yüzden nakledeceği rivayete itibar edilemez. Fakih ve muhaddislerin cumhurunun görüşü de budur.

 

Dördüncü Hüküm; Fasıkın Velayeti Sahih Midir?

 

İbnü'i-Arabt: «Şafiilere göre fasıkın imameti sahihtir. Fasıkın bir par­ça mal hakkındaki şehadeti kabul edilmezken nasıl olur da ona koca bir mülk teslim edilir? Şafiilerin görüşünün dayandığı temel şudur: Halka namaz kıldıran bid'ad ehli fasık vali veya imamların yerinden uzaklaştırıl­ması ve namazın terkedilmesi mümkün olmadığına göre, dini bozuk oldu­ğu halde zaruri olarak onun arkasında namaz kılınır. Hz. Osman'ın dediği gibi, halkın yapacağı en güzel şey namazdır. Öyleyse onlar namaz kılı­yorlarsa arkasında namaz kıl. Eğer namazları usulüne uygun kılmıyorlar­sa onlardan kaçın.

«Bir kısım insan takiyye yaparak onların arkasında namaz kılar, fa­kat sonra namazlarını iade ederler. Bir kısım insan da namazlarını iade etmezler. Bana göre namazın İade edilmesi farzdır. İnsanın razı olmadığı bir imamın arkasında namaz kılmayı terketmesi uygun değildir. Ancak kı­lman namazın gizlice iade edilmesi lazımdır. Fasık valilerin infaz ettiklerin­den hakka uygun olanlar kabul edilir, hakka uygun olmayanlar reddedi­lir. Başkalarının sözlerine aldanmayın. Bu hususta çok laf ediiir, fakat hak açıktır» [15]

 

Beşinci Hüküm: İmama Karşı İsyan Edenlerin Öldürülmesi Farz Mıdır?

 

Alimlerin cumhuru, İmama karşı isyan edenlerle (bağy fırkası ile) sa­vaşmanın farz olduğuna hükmetmiştir. Yalnız şu var ki, onlar önce sulha davet edilir. Ara bulunmaya çalışılır. Şayet sulha yanaşmaz, isyana devam ederlerse, «Eğer müminlerden iki 2umre' birbiriyle doğüşürlerse aralarını (bulup) barıştırın. Eğer onlardan biri diğerine karşı hala tecavüz ediyorsa siz, o tecavüz edenle Allahın emrine dönünceye kadar savaşın.» âyetine İstinaden onlarla savaşmak farzdır.

İlim iddiasındaki bazı kişilere göre ise müminlerden İmama karşı is­yan edenlerle savaşmak caiz değildir. Bunlar Resulullah (sav)'ın, «Mümi­ne sövmek fısk, müminle savaşmak küfürdür.» [16] hadisine istinad et­mektedirler. Halbuki bu hadis onların İddialarına asla bir detil olamaz. Çünkü Kur'an müminlerden İmama karşı isyan eden bağy fırka ile savaş­mayı, onları öldürmeyi emreder. Bu hadise dayanılarak Ailahın hüküm­lerinden biri nasıl ibtal edilebilir?

Kurtubi: «Eğer onlardan biri diğerine karşı hala tecavüz ediyorsa siz, o tecavüz edenle Allahın emrine dönünceye kadar savaşın.» âyeti mümin-lerle savaşılmayacağım iddia edenlerin görüşlerinin yanlış ve fasit ol­duğuna delalet eder. Eğer asi bir müminle savaşmak küfür olsaydı Allah (cc) âyette küfrü emretmiş olurdu. Halbuki Allahu taala küfrü emretmek­ten münezzehtir. Hz. Ebubekir İslâmın herşeyinl kabul ettiği halde yalnız zekatını vermeyenlerle savaşmış ve İslâmdan yüz çevirenlere uyulmama­sını emretmiştir. Fakat bunun yanında onların mallarının kafirlerin mal­ları gibi hela! olduğuna da hükmetmemiştir.» [17]

Taberî: «Eğer müslümanlar arasında çıkan ihtilafa karışmamak, evin­de oturmak vacib olsaydı, hiçbir had uygulanamaz ve hiçbir batıl ortadan kaldırılamazdı. Bu tavır, nifak ehlinin ve fasıkların Allah (cc)'ın horam kıl­dığı müslüman mallarına ve kadınlarına tecavüz etmelerine yolaçar. Çünkü böyle bir halde müstümanlar parça parça olur, (asıklara karşı direnme güçlerini kaybederler. Bu da Resulullah (sav)'ın, «Sefihlerinizi terbiye için cezalandırın.» hadisine muhalif hareket etmektir.» [18]

Cumhurun delilleri -.

Cumhur, bağy fırka ile savaşmanın farz olduğuna birkaç delille isbat ederler. Bunları özetle aşağıya alıyoruz.

1- «Eğer onlardan biri diğerine karşı hala tecavüz ediyorsa siz, o tecavüz edenle Allanın emrine dönünceye kadar savaşın.» âyeti.

2- «Ahir zamanda Öyle bir kavim çıkar ki genç ve sefihtirler. On­lar hadisleri okurlar, Kur'an-ı da güzel okurlar. Fakat İmanları gırtlaklarından aşağıya geçmez. Onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden, çıkarlar. Onları nerede rastlarsanız Öldürün. Onları öldürmekte Allah (ccjj, katında w kıyamete kadar sevap vardır.» hadisi. [19]                               

3- «Ümmetim arasında gelecek çok ihtilaflar ve fırkalar çıkacaktır. Bunlardan bir kavmin sözleri çok güzel, amelleri çok kötü olacak. Onlar , okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar. Onlar ok tekrar yaya dönene kadar bir daha da dine dönmeyeceklerdir. Onlar yaratılmışın en şerlileri­dir. Onların öldürdüğüne de, onları öldürene de müjdeler olsun.» Onların alametleri sorulunca da, «Başlarını tıraş etmeleridir.» buyurdu. [20]

4- Resulullah (sav) Ammar bin Yaser (ra) hakkında. «Onu bağy fırkası öldürecektir.» buyurmuştur.

Bu âyet ve hadisler bağy fırka ve benzerleriyle Allahın emrine dönünceye kadar savaşmanın farz olduğuna delalet etmektedir.

Cessas: «Eğer kılıçtan başka hiçbir şey onları yola getiremiyorsa, * bağy fırka ile savaşma hususunda Resulullah (sav)'ın ashabından hiçbirisi f muhalefet etmemiştir. Biliniyor ki sahabe-i kiram Haricilerle savaştılar. > Eğer savaşı vacib görmeselerdi evlerinde otururlardı. O zaman da harici­ler onları öldürür, çocuk ve kadınlarını esir alırlardı.                                   ,

«Sahabilerin bir kısmının Hz. Ali ile birlikte savaşmadıkları öne sü-' rülebllir. Sa'd bin Ebİ Vakkos {ra), Usame bin Zeyd (ra) ve Abdullah bin • Ömer (ra) de bunlardandır. Bunlar oturmamışlar, fakat Hz. Ali'ye karşı is- s yan eden fırkayı bağy kabul etmemişler veya Hz. Ali'nin ordusunun onlara yeteceğini bildikleri için savaşa katılmamışlardır. Çünkü onlar Haricilerin savaşına da katılmamışlardır. Halbuki Haricilerle savaşmanın farz oldu-' ğunu biliyorlardı. Ancak Haricilerle savaşanların   kafi sayıda olduklarını gördükleri için bilfiil savaşa katılmamışlardır. Eğer Haricilerle savaşanlar kafi miktarda olmasalardı, bunlar da elbette savaşa katılırlardı.» [21]

Altıncı hüküm 1 Bağy fırkanın malları ganimet mldîr, yoksa sulhtan' sonra onlara iade mi edilir?

1- İmam Muhammed (ra)'e göre bağy fırkanın malı ganimet ola-* maz. Ancak onlardan geri kalan at ve silah gibi savaş malzemesi onlara* karşı kullanılabilir. Fakat savaş bittikten sonra onların silah ve malları' iade edilir.                                                                                                     

2- İmam Ebu Yusuf (ra)'a göre. bağy fırkanın elinde bulunan silah ve malın tamamı ganimettir. Müslümanlar arasında humus hesabına göre taksim edilir.

3- İmam Malik (ra)'e göre, bağy fırkanın malları ganimet, çocuk ve kadınları esir edilemez. İmam Şafii de bu görüştedir.

İmam Ebu Yusuf'un delili:

Bağy fırka asi oldukları İçin şer'î hududları tecavüz etmişlerdir. Onla­rın malları müslümonlar arasında ganimet olarak dağıtılır,

Cumhurun delilleri:

Bağy fırkanın İmama karşı isyanı onlarla savaşı helal kılar. Onların çocuklarını helal kılmaz. Çünkü onlar kafir değillerdir. Onlar yalnızca İma­ma karşı asi olan mümin veya İmamın taatından çıkmış fasık müminlerdir. Onlarla savaşma emri de onları tekrar müminlerin safına döndürmek için­dir. Yoksa kafir oldukları için değildir.

Cumhurun delillerinden biri de Ibni Abbas (ra)'tan rivayet edilen şu hadistir: «Hariciler Hz. Ali'ye isyan ettikleri zaman, Hz. Ali onlara, «Siz anneniz olan Ayşe'ye mi sövüyorsunuz? Siz başka kadınlardan size helal olan şeylerin ondan da mı helal olmasını istiyorsunuz. Şayet böyle bir-şey yaparsanız kafir olursunuz.» dedi.» [22]

Abdullah bin Ömer (ra) de Resulullah (sav)'tan şöyle rivayet etmiştir: «Resulullah (sav) Abdullah bin Ömer (ra)'e, «Bu ümmetten isyan edip İmama karşı çıkanların hükmünü biliyor musun?» diye sordu. Abdullah bin Ömer (ra), «Allah ve Resulü daha İyi bilir.» cevabını verdi. Bunun üzerine Resulullah (sav), «Onların yaralılarına dokunulmaz, esirleri öldürülmez, kaçanının peşinden gidilmez, mallan da ganimet olarak taksim edilmez.» buyurdu.» [23]

Kurtubî: «Bize göre it İma d edilecek olan sahobe-i kiramın bağıl ere karşı tavır ve hareketleridir. Onlar bağîlerle savaşlarında koçanların pe­şinden gitmemiş, yaralılara saldırmamış, esirlerini öldürmemiş, kadın ve çocuklarını köle edip satmamış, mallarını da ganimet olarak taksim etme­mişlerdir. Bizim önderlerimiz de ancak ve ancak sahabe-! kıranıdır.» [24]

Sahih olan cumhurun görüşüdür. Çünkü bağîier kafir değildir. Bu yüz­den kadın ve çocukları esir edilemez, malları taksim edilemez. Eğer malla­rı ganimet sayılır, kadın ve çoculkarı köle edilip satılırsa, onlar İsyana teşvik edilmiş olunur. Onları tekrar müslümanların safına döndürmek de mümkün değildir.

En doğrusunu Allah (cc) bilir.

Ashab-ı kiram arasında vaki olan İhtilaflar etraftnda faydalı ve mühim bir uyan:

Kurtubî: «Sahabilerden herhangi birine kafi bir hata isnad etmek caiz değildir. Çünkü onlar yaptıklarının hepsinde Ictihad etmişler ve yal­nız Allah (cc)'tn rızasını taleb etmişlerdir. Onlar bizim imamlarımızdır. On­lar arasında cereyan eden hadiseler hakkında dilimizi tutmalı ve onları zikrettiğimizde en güzel şekilde anmalıyız. Zira onlar Resuiuilah (sav)'ın sohbetinde bulunmuşlardır ve Resulullah (sav) onlara sövmeyi yasakla­mıştır

«Ailahu taala da onlara mağfiret etmiş ve «Allah dedi (diyecek) ki: «Bu (gün) doğru söyleyenlerin sadakatları kendilerine falde vereceği bir gündür. Altından ırmaklar akan cennetler —ki orada ebedî ve daimi kalı­cıdırlar— onlarındır. Allah kendilerinden razı olmuştur, kendileri; de ondan razı olmuşlardır ve İşte bu en büyük kurtuluş ve saadettir.» (Maide; 119) âyetiyle onlardan razı olduğunu  haber vermiştir.

«Resulullah (sav)'tan çeşitli Isnadlarla varid olan hadise göre, «TaIha, yeryüzünde yürüyen bir şehiddir.» Eğer Talha'nın katıldığı savaş İsyan olsaydı, o savaşta ölen Talha şehid olmazdı. Çünkü şehadet ancak hak yolunda Hakk için ölmektir.

«Resulullah (sav)'ın, «Zübeyir'in katili .ateştedir.» ve «Safiye'nln oğlu­nun katilini ateşle müjdeleyin.» hadisleri de buna delalet eder. 5u hadisler, Talha (ra) ve Zübeyir (ra)'in katıldıkları savaşta asi olmadıklarını göster­mektedir. Dolayısıyla bu savaştan ötürü de günahkar olmamışlardır.

«Bir alimden sahabiler tarafından akıtılan kan hususunda sorutunca, «Onlar birer ümmetti (gelip) geçti. (O ümmetlerin) kazandığı kendilerinin, sizin kazandığınız da sizin ve siz onların işlemiş olduklarından mesul ola­cak değilsiniz.» (Bakara: 134) âyetini okuyarak cevap vermiştir.» [25]

 

Ayetlerden Alınacak Dersler   

 

1- Gelen haberleri, bilhassa fasıkiann haberlerini tahkik etmek va-clbtir.

2- Duyulan haberlere göre hüküm verilemez. Bir hüküm vermek için hükme dair haberlerin araştırılması zarurettir.

3- Müminler İçin müracaat mercii Resulullah {sav}'tır. Bir ehl-i iman için Resulullah (sav)'ın haberinin dışında kat'î bir hüküm vermemelidir.

4- Müminler arasını düzeltmek farzdır. Müminler arasında çıkacak nizaların Önlenmesi için arayı bulmak farzdır.

5- Müminlerden bir fırka diğer bir fırkaya tecavüz ettiği ve bu teca­vüz sulh yoluyla önlenemediği takdirde fitneyi kılıçla önlemek farzdır.

6- Müminler kardeştirler. Müminleri toplayan akide ve iman bağı­dır. Bu bağ nesebi bağdan daha kuvvetlidir.

7- Islâmın vahdetini korumak ve zayii kimselerden zulmü defetmek için mütecaviz kimselere karşı koymak farzdır.

 

Ayetlerdeki Teşriî Hikmetler

 

Islûm, haberlerde tahkiki ve her işte ihtiyatlı davranmayı emretmiştir. Bu emir müminleri düşmanların hazırladıkları tuzaklardan korumak içindir. Bu emre uyan müminler her işlerinde sağlam bir yol üzere bulunurlar.

Çoğu kez bir fası kın getirdiği yolan bir haber fitneler çıkarmıştır. Bu fitne yüzünden de çok kanlar dökülmüştür. Fitnenin ateşini hilekar İnsan­lar yakmışlardır. Çünkü onlar İslâm Ümmetini bozmayı, parçalamayı, fit­neye düşürmeyi düşünmüşlerdir. Bu sebeble İslâm tahkiki, araştırmayı em­retmiştir. Bilhassa da fasıkların haberleri araştırılmalıdır. Çünkü fasıkiar dine karşı hürmet ve saygısı olmayan kimselerdir. Bunların haberleri tah­kik edilirse tunların yalan haberleri yüzünden toplumun vahim neticelere düşmesi Önlenmiş olunur. Çünkü yalan ve iftiralar bazan herşeyden uzak olan insanların hayatına, feci akibetlere düşmelerine malolur. Nitekim Altahu taala vahiyle Resufullah (sav)'ı muttali klımasaydı, Veltd bin Ukbe hadisesinde [26] çok kötü şeyler olacaktı. Haberin tahkik edilmesiyle bir­çok günahsız insanın kanı korunmuş ve müsiümanlartn birliği -bozulma­mıştır.

İslâm nasıl kaynağı ve sebebi ne olursa olsun zulüm ve azgınlığa karşı mukavemet etmeyi emretmişse, birbirleriyle niza eden fırkalar ara­sını bulup düzeltmeyi de emretmiştir. Eğer aralarında niza ve düşmanlık anlaşma yoluyla giderilemezse, o zaman bağy ve saldırgan fırkaya karşı en iyi hakim kılıçtır. Onlarla Allanın emrine dönünceye kadar savaşmak lazımdır. İslâm bu hikmetli yolu müslüman toplumu düşmanlık ve parça­lanmaktan korumak için genel bir kural olarak vazetmiştir.

 



[1] İbni Hanbel, Taberani. Ayuca Mecraaü'z-Zevaid, C. 7. S. 109.

[2] Razi, ag«j, C. 7, S. 589.

[3] Süyûti, age, C. 6. S. 90.

[4] Şimdi de ziyaretine gidilince ziyaret adabından olan selam ve dua çok alçak bir sesle yapılmalıdır. Çünkü peygamberlerin hayatları İle mematları ara­sında bir fark yoktur. Hayatlarında gösterilen saygı daha sonra da aynen gösterilmelidir. (Çev.)                                            

[5] Ebussuud age. C.7. s.581 (Razi Tefsiri kenarında).

[6] Alusi. age. C. 26, S. HS'ten özetle.

[7] F. Razi. age, C. 7. S. 592.

[8] Ahisi, age, C. 26. S, 148'den özetle. v

[9] Buhari. Müslim. Tirmizl, Nesai.

[10] Buhari. Müslim. TlrmizJ, Ebu Davud.

[11] Tirmizi.

[12] Kurtubi. age. C. 18, S. 312.

[13] Kurtubi, age. C. lö, S. 316

[14] Cessas, age, C. 3, S. 398. 402

[15] Ibnü'l-Arabi. age, C. 4. Kurtub!, age, C. ıfl. S. 312.

[16] Buhari. Müslim, Tinnizi ve Nesai.

[17] Kurtubi, age. C. 16. S- 317.

[18] Kurtubi, age. C. 16. S. 317 (Taberiden naklen)

[19] Buhari, Müslim. Ebu Davud, Nesai.

[20] Kütüb-i Sitte (Tinnizi hariç). Cessas, age. C. 3. S. 400.

[21] Cessas. age, C. 3, S. 401.

[22] Cessas, age. C. 3, S. 402.

[23] Kurtubl, age, C. 16. S. 320.

[24] Kurtubi, age, C. lfl, S. 320.

[25] Kurtubî. age, C. 16. S. 322.

[26] Bu hadise âyetlerin nüzul sebeblerinde geçmiştir