Kaf Sûresi - Kuran - 050Kaf - 2. Sayfa
KAF SÛRESİ
50
İndiği Yer :
Mekke
İniş Sırası :
34
Âyet sayısı:
45
Nüzulü
Mürselât sûresinden sonra ve Beled'den önce Mekke'de nazil olmuştur. Allah'ın gökleri ve yeri altı günde yarattığı, yorulduğu için de yedinci gün dinlendiği şeklindeki yahudi inancını reddeden 38. âyetin Medine'de indiğine dair bir rivayet vardır. Bu rivayet, Mekke döneminde halkın böyle bir bilgiye sahip bulunmadıkları için onu reddeden bir âyetin gelmesinin de uzak ihtimal olduğu düşüncesine dayanmaktadır. İbn Âşûr'un da haklı olarak ifade ettiği gibi, bu gerekçe 38. âyetin Medine'de geldiğini göstermez; çünkü Mekkeliler'in çevreyle kültürel ilişkileri vardı, bu bilgiyi Medine civarındaki yahudilerden öğrenmiş olabilirlerdi; ay-nca Allah Teâlâ her şeyi biliyordu ve gerekli gördüğü için bu İnancı reddeden bir âyet gönderebilirdi.[1]
Adı
Sûre Arapça'daki "kaf' harfi ile başlamaktadır, sahabe devrinden beri de bu isimle anılmıştır.[2]
Konusu
Sûre Kur'ân-ı Kerîm'in önemine dikkat çektikten sonra, Mekke döneminde iman konularına ağırlık verildiği İçin öldükten sonra hesap vermek ve dünyada elde edilen sonuca göre muamele görmek üzere dirilme olayını açıklamakta, buna Allah'ın ilim ve kudretinin yeterli olduğuna dair kanıtlar getirmekte, geçmiş zamanlarda peygamberlerine inanmayan toplulukların acı sonlarına ait bilgiler vermekte, Hz. Peygamber'i ve ashabını sabır ve ibadete teşvik etmekte, başladığı gibi yine Kur'an'in bilgilendirme ve uyarma işlevine dikkat çekerek son bulmaktadır.[3]
Fazileti ve Özelliği
Sahabe döneminden beri Kur'an' ı düzenli ve devamlı okuyan müslümanlar, günlük okunacak bölümleri, sûrelerin uzunluklarını göz önüne alarak ayırmışlar, bu ayırmaya "tahzîb", her bölüme de "hizb" demişlerdir. İlk bölüm üç suredir: Bakara, Âl-i İmrân ve Nisa, İkinci bölüm beş suredir: Mâide, En'âm, A'râf, Enfâl, Tevbe (Berâe). Üçüncü bölüm yedi sûredir: Yûnus, Hûd, Yûsuf, Ra'd, İbrahim, Hicr, Nahl. Dördüncü bölüm dokuz sûredir: "İsrâ, Kehf, Meryem, Tâhâ, Enbiya, Hac, Mü'rninûn, Nûr, Furkan. Beşinci bölüm on bir sûredir: Şuarâ, Nemi, Kasas, Ankebût, Rûm, Lokman, Secde, Ahzâb, Sebe', Fâtır, Yâsîn. Altıncı bölüm 13 sûredir: Saffât, Sâd, Zümer, Mü'min (Gâfir), Fussilet, Şûra, Zuhruf, Duhân, Câsiye, Ahkaf, Muhammed, Fetih, Hucurât. Bundan sonraki bölümlerin genel adı "mufassaladır; bunların uzun olanları Kaf, vasat (orta uzunlukta olanları) Abese, kısa (kısar) olanları ise Duhâ sûreleri ile başlamaktadır. Mufassal genel bölümünün ba-şında Hucurât mı yoksa Kaf mı bulunduğu konusunda görüş ayrılığı bulunmakla beraber çoğunluk Kaf sûresini mufassal bölümünün ilk sûresi olarak kabut etmişlerdir.[4]
Kaf sûresini Peygamberimizin cuma hutbesinde, kurban ve ramazan bayramlarında, sabah namazının farzında sık sık okuduğuna dair sağlam rivayetler vardır.[5]
Meali
Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla... 1. Kaf. Şanı yüce Kur'an'a ye- nün olsun! 2. Kâfirler, içlerinden bîr uyarıcının gelmesine şaştılar da "Bu tuhaf bir şey!" dediler, 3. "Öldükten ve toprak olduktan sonra mı (dirileceğiz)? Bu olmayacak bir dönüş!" 4. Yerin onlardan neyi eksilttiğini bilmekteyiz; bizde her şeyi saklayan bir kayıt vardır. 5. Ayrıca bunlar gerçeği kendilerine geldiğinde hemen yalanladılar; tam bir tutarsızlık içindeler. 6. Üstlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Hiçbir kusuru olmaksızın onu nasıl kurduk, nasıl süsledik. 7. Yeryüzünü de düzledik, üzerine sarsılmaz dağlar yerleştirdik, orada her türden güzel bitkiler yetiştirdik; 8. Bize yönelen her kula aydınlatıcı ve hatuiatıcı olsun diye. 9. Gökten bereketli yağmurlar indirdik, onunla cennet gibi bahçeler ve hasat edilen tahıllar yetiştirdik. 10. Bir de salkım salkım meyvesiyle göğe ser çeken hurma ağaçları... 11. Hepsi kullara rızık olsun diye. O yağmurla ölü toprağa can verdik. İşte insanların mezardan çıkışları da böyle olacak. 12. Bunlardan önce Nuh kavmi, Ress ve Semûd halkı, 13. Âd, Firavun ve Lût'un kardeşleri, 14. Eykeliler ve Tübba' kavmi de yalanlamışlar, hepsi peygamberleri yalancılıkla suçlamıştı; sonunda onları uyardığım şey başlarına geldi. 15. Düşünseler ya, İlk yaratışta acze düştük mü! Buna rağmen onlar yeni bir yaratma konusunda şüphe içindeler. [6]
Tefsiri
1-12. Hz. Peygamber'in Kur'an (vahiy) yoluyla alıp tebliğ ettiği inanç esasları içinde en önemlileri bir tek Allah'a kulluk (tevhid) ve öldükten sonra yeniden dirilme, hesap verme, cennet veya cehenneme girmedir (âhİret). Müşriklerin yeniden dirilişi inkâr etmeleri üzerine onları ikna etmek maksadıyla Allah'ın ilmine, kudretine dikkat çekilmekte; insanlar ilk yaratılış ile çevrelerinde olup biterlere, içinde yüzdükleri nimetlere bakarak yeniden yaratma ve diriltmenin mümkün olduğu konusunda düşünmeye teşvik edilmektedir. Müşriklerin hep tekrarladıkları bir şüpheleri vardu: "Çürüyüp dağılmış, başka maddelere dönüşmüş bedene can vermek nasıl mümkün olabilir?" Kur'an'in bu şüpheye karşı ileri sürdüğü delilin İki önemli unsuru vardır: 1. Her şeyi yok iken var eden Allah yeniden var etmeye elbette kadirdir. 2. Ölen insanda neyin kaldığım, neyin eksildiğini, nelerin başka maddelere dönüştüğünü AUah eksiksiz olarak bilmektedir; bunların benzerini yaratmak ve ruhu bu bedene iade etmek O'nun için zor değildir.
774/1372'de vefat eden tarihçi ve tefsirci İbn Kesîr 1. âyetin tefsirinde "Kafi açıklarken, gelenekte ilim, tenkit ve akim ne ölçülerde kullanıldığını gösteren şu Önemli tespit ve görüşleri ortaya koymuştur: "Eskilerden (selef) bazıları -Arap al fabesinden bir harf olan- Kafin bir dağ olduğunu ve bütün dünyayı kuşattığını... ifade etmişlerdir.Sanırım bud a, Ehl-I kitap'tan bazı şeylerin alınıp nakledilebile- ceği görüşüne dayalı olarak İsrâiloğullann'dan (İsrâiliyat'tan) alınmıştır. Bana göre bu gibi sözler, onların zındıkları tarafından, insanların din konusundaki bilgi ve inançlarını bozmak İçin uydurulmuştur. Bizim ümmetimizde bile bu kadar büyük din âlimleri, önderleri, hadis uzmanları bulunduğu ve aradan da fazla zaman geç-mediği halde Peygamberimiz adına hadis uydurulduğuna göre -peygamberlerinden sonra bu kadar zamanın gelip geçtiği, âlimlerinin kitabı tahrif ettiği ve fâsıkhğa saptığı bilinen- İsrâiloğullan'nda bu gibi hurafelerin uydurulup yayılması tabiidir. İsrâiloğulları'ndan bazı şeylerin nakledilebileceğini söyleyen rivayet, akim caiz gördüğü haber ve bilgilerle sınırlıdır. Akıl yönünden imkânsız ve asılsız olduğu açık olan, yalan olduğu konusunda kuvvetli kanaat bulunan hurafeler bu cevaz (nakledilmesi caiz görülen haberler ve bilgiler) sının içine girmez.[7]
12-14. Burada adı geçen topluluklar (ümmetler, kavimler, kabileler) tıpkı Mekke müşrikleri gibi peygamberlerini yalanlamış, onlara inanmamış, tevhid inancının yayılmasını engellemek üzere mücadele vermiş, fakat sonunda mağlup ve perişan olmuşlar, âhiretten önce dünyada cezalarını bulmuşlardır. Bunlar anılarak bir yandan müşrikler uyarılmakta, bir yandan da Peygamberimize moral verilmektedir. Burada anılan topluluklar hakkında aşağıda gösterilen yerlerde bilgi verilmiştir:
Nûh: Yûnus 10/71-74; Hûd 11/25; Ress (Arabistan'ın orta bölgesinde yaşamış, Semûd kavminin Nabatî koluna bağlı bîr topluluktur): Furkan 25/38; Senıûd (Ad kavminin bir kolu olup Kur'an'in atıf yaptığı dönemde Hicaz'ın Suriye sınırına yakın bir yerinde oturuyorlardı): A'râf 7/73; Lût'un kardeşleri (Lût peygamberin mensup bulunduğu topluluk kastedildiği İçin bu İfade kullanılmıştır): Hûd 11/70; Hicr 15/61-62; Eyke halkı (Tevrat'ta Midian şeklinde geçen Medyen-lilerdir): Şuarâ 26/176-177; Tübba': Duhân 44/37; Âd: A'râf 7/65; Firavun: A'râf 7/103; Yûnus 10/75-93; Tâhâ 20/25.[8]
15. "İlk yaratışta acze düştük mü!" şeklinde çevirdiğimiz cümleyi "tik yaratma sebebiyle yorgun mu düştük?" diye çevirmek de mümkündür. Bu takdirde, Allah'ın evreni altı günde yarattığı ve yorulduğu için yedinci gün dinlenmeye çekildiği" şeklindeki yahudi inancı, ileride 38. âyette gelecek olan açık ifadeden önce burada da üstü kapalı olarak reddedilmektedir.[9]
Meali
16-17. İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş alıcılar alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız. 18. O hiçbir söz söylemez ki yanında çok dikkatli bir gözetleyici olmasın! 19. Bu durumda iken ölüm sarhoşluğu kaçımlamaz bir gerçek olarak çö-küverir; "İşte bu, senin kendisinden kaçıp durduğun şeydir!" 20. Derken sûra üfürülür; işte bu, uyarısı yapılmış olan gündür. 21. Her şahıs, yanında bir sürücü, bir de şahitle gelir. 22. (Ona şöyle seslenilir:) "Sen bu konuda tam bir gaflet içindeydin, artık gözünden perdeni kaldırdık, şimdi gözün keskindir" 23. Arkadaşı, "İşte hep beraber olduğum şahıs burada" der. 24-26. (Ve şu emir gelir:) "Atın cehenneme her inatçı kâfiri! İyiliği engelleyen, hak tanımayan, insanları şüpheye düşüren, Allah'ın yanma başka bir tanrı daha koyan kimseyi, atın onu dayanılmaz azaba!" 27. Yandaşı, "Rabbim! Onu ben azdırmadım, o kendisi apaçık bir sapıklık içinde idi" der. 28. Allah şöyle buyurur: "Huzurumda tartışmayın, sizi daha önce uyarmıştım, 29. Bende söz değişmez ve ben asla kullara zulmetmem." 30. O gün cehenneme "Doldun mu?" diyeceğiz, o ise cevap verecek: "Daha yok mu!" 31. Allah'a itaatsizlikten sakınanlar için de cennet, iyice yakınlarına getirilecek. 32-33. Ye kendilerine şöyle denecektir: "İşte sizlere; daima Allah'a yönelen, O'nu aklından çıkarmayan, görmediği halde Rahmân'dan çekinen ve rabbine özgü kılınmış bir kalp ile gelen kimseye vaad edilen cennet! 34. Oraya esenlikle giriniz, bu sonsuza dek sürecek gündür." 35. Orada istedikleri her şey onlarındır, üstelik katımızda fazlası da vardır. [10]
Tefsiri
16-35. Ölümden sonra diriliş ve âhİret hayatı hakkındaki haberler karşısında tereddüde düşen ve bunları inkâr edenlere önce akıllarını kullanarak düşünmeleri tavsiye edilmiş ve bu düşünceyi sağlıklı bir sonuca ulaştırabilmeleri için de bazı ipuçları verilmişti. Bu guruptaki âyetlerde ise, "vuku, İmkânın en güçlü delili olduğu, yani bir şeyin fiilen gerçekleşmiş bulunması, onun olabilirliğini gösteren en güçlü kanıt" olduğu için insanın ölümünden başlayarak karşılaşacağı olaylar ve oluşlar sıralanmıştır.
Muhammed Esed gibi bazı yorumcular, bu âyetlerde geçen "iki alıcı, arkadaş, sürücü ve tanık" gibi kelimeleri insanın dışındaki şuurlu varlıklar olarak değil, içindeki duygular, içgüdüsel dürtüler ve arzular ile akıl olarak yorumlamışlardır. İfade (lafız) bu yoruma müsait olmadığı için de zorlanmışlardır. Bize göre Kur'an'da, insanın içindeki duygular, içgüdüler, dürtüler ile sağduyu, kendilerine mahsus kelimelerle (nefi, kalb, basar, basiret, hevâ, tefekkür, akıl ...) anlatılmış, bunların işlevleri ve işleyiş biçimleri hakkında yeterli bilgi verilmiştir. Yine Kur'an'da insanı dışarıdan etkileyen insan,cin, şeytan, arkadaş ve meleklerden de söz edilmiştir. Bunların birini diğerine indirgemek, bir kısmıyla diğerlerinin kastedildiğini söylemek için mâkul ve haklı bir sebep yoktur. Melek başka, akıl ve sağduyu başkadır; şeytan başka, nefis ve heva başkadır.
Âyetlerin oluşturduğu tablo şöyledir: İnsanı yok iken yaratan Allah onun içini dışını,bütün gizliliklerini bilmektedir. İnsanların sağ ve sollarında bulunan, yapıp ettiklerini eksiksiz kaydetmekle yükümlü bulunan iki melek bu işi, "hâşâ Allah bilsin veya unutmasın diye değil", kullar için bir belge olsun diye kaydetmektedir. Onlar bu kayıt işlemini yaparken, insana kendinden daha yakın olan Allah zaten her şeyi bilmektedir. Bir gün ecel gelip insan son anlarını yaşarken dünya İle şuur bağlantısı kesilecek, sekerat (ölüm sarhoşluğu) hali yaşanacaktır. Ölüm vuku bulduktan sonra insanlar, diriliş borusu çalımncaya kadar kabir (berzah) âleminde kalacaklar, dirilişten sonra mahşerde toplanacaklar, dünyada göremedikleri bir kısım gerçekleri (gayb âlemine ait olayları, melekleri, şeytanları) açıkça görecek, Kur'an'in söylediklerinin doğru olduğunu gözlemleyerek anlayacaklardır. Sonra yanlarında bir "sürücü melek" (âdeta zaptiye, jandarma) bir de "tanık" (yazıcı melek veya amel defteri) ile teker teker ilâhî huzura alınacak, suçu başkalarına (me- selâ şeytana) atmak suretiyle yapacağı savunmaya cevap verilecek, insanlar neyi hak ettiklerini anladıktan sonra cehenneme veya cennete gireceklerdir. Cehenneme gireceklerin yüzlerine karşı hüküm okunurken hangi suçlardan ve günahlardan dolayı bu cezayı hak ettikleri ibret verici bîr üslûpla açıklanmaktadır: Küfür ve inkârda inat ve ısrar etmek, iyiliği engellemek, hak tanımamak, hakka tecâvüz etmek, insanların inançlarım sarsmak için faaliyet göstermek, hepsinden ağır olarak da tevhid inancından sapmak, Allah'a ortak koşmak.
27. âyette insanın yandaşı İle aralarında geçen tartışma, İbrahim sûresinde (14/22), yandaşın kim olduğu da açıklanarak şöyle anlatılmıştır: "Allah'ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: 'Şüphesiz Allah size gerçek bir vaadde bulunmuştu; ben de size bir söz verdim ama yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibarettir; siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın, Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben daha önce de beni Allah'a ortak koşmanızı reddetmiştim.' Doğrusu zalimler için elem verici bir azap vardır."
35. âyette, "üstelik katımızda fazlası da vardır" buyuruluyor. İnsanlar dünyada kendilerine verilen bilme ve anlama kabiliyetine göre nimet talebinde bulunuyor, mutluluğa vesüe olacak şeyler istiyorlar. Halbuki ebedî âlemde insanları mutlu kılacak mânevi nimetler, dünyada bilinen, düşünülen, hayal edilen ve istenenlerle sınırlı değildir; orada rıdvân (Allah'ın razı olduğunu ilân etmesinden hâsıl olan hal, kemal ve zevk), müşâhede-i cemâl (Allah'ı nasıllık ve niceliğin ötesinde bir idrak ile görmek) gibi saadet vesileleri vardır.[11]
Meali
36. Kendilerinden önce, onlardan daha güçlü olup yeryüzünde şehirler kurarak aralarında gidip gelen nice toplulukları yok ettik. Kurtuluş var mı? 37. Aklı olan veya şuurlu olarak söze kulak veren kimse için bunda büyük ibret vardır. 38. Gökleri ve yeri altı günde yarattık da en küçük bir yorgunluk çekmedik. 39. Resulüm! Sen onların söylediklerini sabırla karşıla; güneş doğmadan ve batmadan önce rabbini övgü ve teşbih ile an. 40. Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O'nu teşbih eyle. 41. Seslenenin, yakın bir yerden seslendiği gün için dinlemede ol. 42.0 dirilten sesi gerçekten işittikleri gün» işte o (ebedi hayata) çıkış günüdür. 43. Biz, ancak biz hayat verir ve öldürürüz, dönüş de elbet bizedir. 44. Yerküre kedilerinden ayrılıp paramparça olduğu gün göz açıp kapayıncaya kadar (o seslenene yöneleceklerdir); bu bizim için çok kolay bir toplamadır. 45. Onlann ne dediklerini biz daha iyi bitiyoruz. Sen onlan zorlamakla görevli değilsin, tehlike uyarımızdan kaygı duyanlara Kur'an'ı durmadan oku![12]
Tefsiri
36-37. Bu sûrede olduğu gibi başkalarında da, Hz. Peygamber'in muhatabı olan Araplar'dan önce gelip geçmiş topluluklara ve medeniyetlere işaret edilmiş; çok güçlü kavimlerin, bazen izleri bile kalmaksızın yok olup gittikleri, güçlerinin, ihtişamlarının, bilgi ve becerilerinin korkunç akıbetlerini engelleyemediği anlatılmıştır. Bu anlatılanlardan ve tarih bilgisinden istifade edebilmek ve ibret alabilmek için ya insanda gördüklerini değerlendirerek sonuç çıkarabilecek bir aklî kapasiteye yahut da anlatılanları peşin hükümden ve şartlanmışlıklardan arınarak dinlemeye ihtiyacı vardır. Bütün marifet ve sorumluluk tebliğ edende, anlatanda değildir, dinleyene de iş düşmektedir.[13]
38. Eldeki Tevrat nüshalarında Allah'ın evreni altı günde yarattığı, yedinci gün -yaratmayı bitirmiş olduğu için- istirahat ettiği ve o günü kutsal kıldığı yazılmıştır.[14] Konumuz olan âyette ise göklerin ve yerin altı günde yaratıldığı gerçeği teyit edilmekte, fakat yedinci gün dinlenme haberi ve inancı reddedilmektedir; çünkü yorulma ve dinlenme kavranılan Allah'ın bildirdiği yüce sıfatlarına ters düşmektedir. Yerin ve göklerin altı günde yaratılması da yoruma açık bir ifadedir. Bu sözü Lügat manasıyla alıp dünyevî zaman ölçülerine göre yirmi dörder saatten oluşan altı gün şeklinde değerlendirmek de doğru olmaz.[15]
39-40. Sûre Mekke'de nazil olduğuna ve bu sırada henüz beş vakit namaz farz kılınmadığına göre, âyetlerde zikredilen vakitlerde Allah'ı hamd ve teşbih (tenzih) ile anmayı, nafile namaz veya doğrudan zihin ve dil ile anma şeklinde anlamak bize göre en doğrusudur. Tefsircilerin bir kısmı, güneş doğmadan önceki hamd ve teşbihi sabah namazı, batmadan öncekini öğle ve ikindi namazları, gecenin bir kısmındakini akşam ve yatsı namazları, secdelerin ardından yapılması istenen teşbihi ise nafile (sünnet) namazları olarak yorumlamışlardır. Bu anlayışın doğru olabilmesi için beş vakit namazın Mekke döneminde -alıştırmak üzere- nafile olarak tavsiye edildiğini, Medine'ye hicretten sonra da farz kılındığını varsaymak gerekir. Konuya açıklık getiren sahih hadisler de vardır:
a) Cerîr b. Abdullah isimli sahâbî anlatıyor:
Hz. Peygamber ile beraber oturuyorduk, dolunayın bulunduğu gece idi, aya baktı
ve şöyle buyurdu: "Bakın, şu ayı nasıl görüyorsanız rabbinizİ de böyle,
zahmet çekmeden göreceksiniz. Güneş doğmadan ve batmadan namaz kılmayı
engelleyen şeylerin üstesinden gelebilirseniz kılın." Râvî Cerîr, bununla
sabah ve ikindi namazlarının kastedildiğini söylemiş, sonra da açıklamakta
olduğumuz âyeti okumuştur.[16]
Râvî bu ifadeyi sabah ve ikindi namazları olarak yorumlamış olsa da,
"yapabilir
seniz, meşgaleleri yenebilİrseniz" mânasına da gelen şart, kastedilen
namazın farz namaz olmadığını göstermektedir.
b) Geceleyin uyanıp da "Lâ ilahe illallûhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'1-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Sübhânalllâhi ve'1-hamdii lİllâhi ve lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'1-aliyyi'1-azîm" diyen, sonra da bağışlanmayı dileyen bağışlanır, dua edenin duası kabul edilir, abdest alanın (ve namaz kılanın namazı) makbul olur.[17] Bu hadis de gece zikrinin (teşbihinin) ne olduğunu aydınlatmaktadır.
c) Hz. Peygamberin namazlardan sonra, bugün de söylemeye devam ettiğimiz sözleri (zikir ve teşbihleri) söylediği sahih kaynaklarda yer almaktadır.[18] Vahiy dilinde namaz, secde kelimesiyle de ifade edilmektedir, her secdeden sonra yapılacak zikir ve teşbihin ne olduğu da bu hadislerden anlaşılmaktadır.
Müşriklerin sözlü sataşmalarına ve iftiralarına karşı sabır tavsiye edilirken arkasından namaz ve zikir tedbirine yer verilmesi, namaz ve zikir (Allah'ı anma, O'nunla gönül ve şuur ilişkisini diri tutma) ile sabır, direnme ve dayanma arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğunu göstermektedir.[19]
41-42. Bu iki âyet aynı olayı anlatan âyetler olarak alınırsa Peygamberimizin sûru dinlemesi emredilmiş olmaktadır. O anda sûra üfürülmediğine (diriliş borusu çalınmadığına) göre, bundan maksat kıyametin yakın olduğunu anlatmaktır. Nidanın yakın bir yerden gelmesi de, bütün yeryüzündeki insanlara seslenildiği halde her bir ferdin bu seslenişi kulağının dibinde imiş gibi açık, net ve yakından duyacağını ifade etmektedir. Bu iki âyetten birincisi Hz. Peygamber'in hayatında olan seslenişle, ikincisi ise kıyamet seslenişi ile ilgili olarak yorumlanırsa, Hz. Peygam-ber'in kulak vereceği seslenişi vahiy olarak anlamak gerekecektir.
"Çıkış günü" temsilî olarak dirilerek kabirlerden çıkmayı (b'asü ba'de'l-mevt) İfade etmektedir. Bunu "fânî dünyadan ebedî âleme intikal" şeklinde anlamak da mümkündür.[20]
44."Göz açıp yumuncaya kadar", çabucak olacak şey nedir? Bu konuda üç yorum yapılabilir: 1. Yerkürenin çabucak yarılıp parçalanarak dağılması. 2. Kabirlerin kısa bir sürede açılıp içindekilerin dirilerek çıkmaları. 3. Yerküre parçalanıp dağılırken Allah'ın, dirilttiği kullarını göz açıp yumuncaya kadar mahşerde toplaması. Biz mealde bu ikinci yorumu tercih etmiş olduk.[21]
45.Müşrikler, Hz. Peygamber hakkında çeşitli söylentiler çıkarıyor, "deli, şâir, masalcı..." diyorlar, bu da onu üzüyordu. Allah Teâlâ "Onların ne dediklerini biz daha iyi biliyoruz" buyurarak peygamberini teskin etmekte, bütün yapıp ettikleri karşısında onlara imkân ve özgürlük vermesinin bir hikmeti olduğuna dikkat çekmektedir. Bu arada Peygamber'in görevi, insanları imana ve dini hayata zorlamak değil, Kur'an'ı durmadan okuyarak, açıklayarak tebliğde bulunmak, insanları dine ve hakka çağırmaktır.
Kur'an'ın Allah nezdindeki değerine dikkat çekerek başlayan sûrenin, yine Kur'an'ın dini tebliğdeki önemine ve yerine işaret ederek son bulması, tebliğ ve telkinde asıl konuyu vurgulama yöntemi bakımından da ilgi çekicidir.[22]
[1] XVI, 274
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/55
[2] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/55.
[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/55.
[4] İbn Kesîr, VII, 370-371; İbn Âşûr, XXVI, 214
[5] Müslim, "Salât", 165-171
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/55-56.
[6] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/56-57.
[7] VI, 395
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/57-58.
[8] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/58.
[9] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/58.
[10] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/59-60.
[11] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/60-61
[12] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/62.
[13] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/62.
[14] Tekvin, 1-2
[15] Bu konuda bilgi için bk.A'ıâf, 7/54
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/62.
[16] Müslim, "Mesâcid", 211
[17] Buharı, "Tehecciid", 21
[18] meselâ bk. Müslim, "Mesâcid", 135-146
[19] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/62-63.
[20] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/63-64.
[21] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/64.
[22] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/64.
İslami Okul Okulların En Önemlisi