Kaf Süresi - Kuran - 050Kaf - 19. Sayfa
İnkarcıların Ölüm Sonrası Dirilişi Reddetmeleri Ve Bv İşin Bir Hakikat Olduğuna Dair Deliller
Öncekilerin Yaşantılarından Alınacak İbretler
Allah'tan Sakınıp Onun Kıyamet Günündeki Azabından Korkmak
Ölüm Sonrası Dirilişi İnkâr Edenlerin Tehdit Edilişi Ve Sûrenin Sona Erişi
KAF SÜRESİ
Ulemanın çoğuna göre bu surenin tamamı Mekki'dir. Bir rivayete göre Müslim, Ümmü Hİşam binti Harise'nin şöyle dediğini ifade etmiştir: Resu-lullah (S.A.V.) efendimiz Cuma günü insanlara hutbe verirken bu sureyi okurdu. Bir başka rivayete göre ise Peygamber (S.A.V.) efendimiz her sabah ve kuşluk namazlarında suresi ile surelerini okurmuş.
Bu da diğer Mekki sureler gibi, ölüm sonrası diriliş mes'elesini ve onu inkar edenleri ele almış; Peygamberler ile ümmetleri hakkında misaller vermiş, akıbetlerinin nice olduğunu anlatmıştır. Sonra da insanın yaratılışı ile nihayeti konusunu açıklamış, kıyamet gününün hallerini ve ondaki Cennet ile ateşi, nimet ile Cehennemi izah etmiştir. Bu arada Cenab-i Allah'ın, Ölüm sonrası dirilişin mümkünlüğüne şehadet eden ayetleri geçmekte; bu ayetler, ölüm sonrası dirilişin Cenab-ı Allah'ın kudretinde olduğunu ifade etmektedirler. Bu suredeki ana tema, ölüm sonrası dirilişin mümkünlüğü ve bu hususun İsbatıdır.[1]
İnkarcıların Ölüm Sonrası Dirilişi Reddetmeleri Ve Bv İşin Bir Hakikat Olduğuna Dair Deliller
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1- Kaf; Şanlı Kur'an'a and okun ki,
2-3- Kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da:' 'Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumu/, zaman dirilecek miyiz? Bu. ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
4- Onlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığım biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitab vardır.
5- Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
6- Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişiz bir bakmazlar mi? Onda hiçbir çatlak da yoktur.
7-8- Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünv yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
9-11- Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızik olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcuklan olan boylu hurma ağaçlan yetiştirdik. O su ile yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.[2]
Bazı Kelimeler:
Bu harf,fânin sükunu ile okunur. Hafsın meşhur rivayeti de böyledir.İnsanı hayrette bırakan durum. Dönüş. Yer. Yarıklar.Sarsılıp titreyen.Her bitkiden bir sınıf. Sevinç veren şey. Allah'a dönüp tevbe eden. Cennet kelimesinin çoğulu olup bahçe ve bostanlar anlamına gelir.Arpa ve buğday gibi biçilen şeyler.Birbiri üstüne binen dallar.Uzun.[3]
Açıklama:
Cenab-ı Allah bu sureyi, manası bilinmeyen harflerden biri ile başlatmış, sonrada Kur'an-ı Kerim'dcn söz etmiştir. Halen Cenab-ı Allah ile peygamberi arasında bir sır ve şifre mahiyetinde olan bu gibi harflerle başlatılan Mekki surelerin genelinde bu özellik mevcuttur. Bu gibi harflerin manasını Allah ve Resulü elbetteki daha iyi bilirler. Kutlu ve yüce Allah şerefli Kur-an'a yemin ederek Peygamberine hitaben şöyle buyurmuştur: Ey Muhammedi Sen ölüm sonrası diriliş ile insanları uyarmak üzere gelen bîr elçisin. Onlar senin doğruluğun hususunda şüpheye düştüler. Onlar cu şüphelerinde devam edip şaşkınlık içinde kalsalardı yine bir noktaya kadar affedilebilirlerdi, ama bununla yetinmediler; bilakis bunun aksine ifadeler kullanarak Ölüm sonrası dirilişin mutlak surette gerçekleşmeyeceğini söyleyerek ahiret hayatım inkar ettiler. Hatta bu hakikati tuhaf durumlardan saydılar. "İçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar".
Kur'ari-ı Kerim'in şereflilikle vasıflandınlmasmda, onun dini ve dünyevî değerleri kapsamasından ötürüdür. Bu dini ve dünyevi üstünlükler, Kur'a-na uyan kimseler için iki dünya saadetini garanti ederler. Kur'an-ı Kerim'in mecid (şerefli) olarak nitelendirilmesi belkide şundandır: Çünkü o şerefli, Rahman ve Rahim olan Allah'ın kelâmıdır. "Sad. (öğüt veren) şerefli Kur'an'a , andolsun ki inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler"[4].
Şu kafirler kendi içlerinden bir insanın kendilerine Allah tarafından elçi olarak gönderilişini tuhaf karşıladılar. 3u elçi onlara ölüm sonrası dirilişin gerçekleşeceğini söyleyerek uyarıda bulunuyordu. Cenab-ı Allah onların bu tuhaf karşılamalarını reddederek bunun pek tuhaf olmadığını bildirir. Çünkü kendilerine gelen elçi, daha önce kendilerinin doğruluk, emanet ve adaletle tanıdıkları bir insandı. Öyleki, O'nu emirdik ile lakaplandırmişlardı. Böyle bir kimse ancak kavmine nasihatte bulunur onlara şefkat besler. Onlara rehberlik eder ve onlara karşı asla yalan söylemezdi. Nitekim Peygamber efendimizin risaletle görevlendirilmesinden Önce onlarda bu hususu itiraf etmişlerdi. Bu vasıflara sahip biri, İnsanları tehlikeli bir duruma gidildiğini gördüğü takdirde mutlaka onları uyaracaktı. İşte Peygamber (S.A.V.) efendimiz de onları tehlikeli durumlara doğru yol aldıklarını gördüğü için uyarmıştı. Allah'a ortak koşma sapıklıklarına, devam ettikleri takdirde sonsuz sıkıntılarla karşılayacaklarını, onlara Önceden bildirmişti. Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah'ta onların, Peygamber tarafından ölüm sonrası dirilişle uyarılmayı tuhaf karşılamalarını reddederek, takındıkları tutumları protesto ediyordu. Zira onlar Cenab-ı Allah'ın göklerle yeri ve ikisi arasındaki mevcudat: yaratmaya muktedir olduğunu biliyorlardı. Alemleri yaratanın da Cenab-ı Allah olduğunu inkar ediyorlardı. İyilik yapıp salih amel işleyen mü'minleri Cenab-ı Allah'ın mükafatlandırıp, kötülük yapanları da cezalandırması için ölüm sonrası dirilişin zorunlu ve de mümkün olan bir husus olduğuna akıl, tanıklık eden adil bir şahiddir. "Kafirler, bu tuhaf bir şeydir, dediler". Bu ayet-i kerime onların ölüm sonrası dirilişi tuhaf karşılayışlarını anlatmaktadır. Peygamber (S.A.V.) efendimizin, onları Kur'an ile uyardığına işaret etmektedir. Önce cümlesinde kafirlerden zamir ile söz edilip bilahare cümlesinde açıkça ile kendilerinden söz edilmesi, önce kendilerine isnad edilen şeyle tayin edilmelerine, ikinci defa da kafirliklerini üzerlerine tescil etmeye İşaret içindir.
Ölüm sonrası dirilişe inanmayı teaccüple karşıladıklarını bilahare te'kid ederek şöyle demişlerdir: Biz mî toprak olduktan sonra yeniden diriltileceğiz?! "Vani Ölüp toprağa dönüştükten sonra yeniden hayata mı döneceğiz? Doğrusu bu realiteden, akıldan, hatta vehimlerden çok uzak bir İhtimaldir!
Görüldüğü gibi olanların ölüm sonrası dirilişi İnkâr edip tuhaf karşılamalarının esası şundan ibarettir: Onlar, bedenin dağılıp toprağa dönüşmesinden sonra yeniden hayata dönmesinin gerçekten uzak bir İhtimal, hatta imkansız bir durum olduğunu zannediyorlardı. Dağılıp parçalanarak toprağa karıştıktan, yada canavarların, vahşi hayvanların ve balıkların karnına gittikten sonra cesedin bu cüzlerini bir araya getirecek olan kimdir? diyorlardı! Hiçbir parçası bir yere kaybolmayacak şekilde bütün cüzlerini bir araya getirip sayacak olan kimdir? Doğrusu bu çok uzak bir dönüştür! Evet böyle diyorlardı ama Cenab-ı Allah ta onlara karşı en beliğ ve eksiksiz kudretini açıklayarak, bu hususun gerçekleşmesinin kat'i olduğuna maddî şahitlerle misaller vererek şu cevabı verdi: Sizleri yoktan var edip yaratan, sizlere rızık veren, üzerinizde duran göğü ve sizi üzerinde taşıyan yeri yaratan Allah; yerin, sizin etlerinizden ve kemiklerinizden yediği miktarı da katîyyetle bilmektedir. Vücudunuzdan kopup sağa so!a ve çevreye dağılan parçalan da bilmektedir. O, göklerle yerdeki mevcudatı ilmi ile kapsamaktadır. O'nun yanında herşeyin detayını anlatan ve muhafaza eden bir kitap vardır.
Bu cümledeki kitaptan kasıt; O'nun külliyatı, cüz'iyatı, şekilleri, türleri, renkleri ve herşeyi bildiğinin bir temsilidir. "Yaratan bilmez mi?"[5]
"Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar". Bu ayet-i kerime o kafirlerin, peygamberin kendilerine bir uyarıcı olarak gelişini tuhaf karşılamalarına nisbetle daha çirkin ve daha şenî bir davranışta bulunduklarına delalet etmektedir. Yani onlar hiç şüphe götürmeyen maddi ve makul delillerin mevcudiyetine rağmen hakkı, yani Kur-an-ı veya Peygamberliği yalanladılar. Bu hak kendilerine gelir gelmez hiç düşünmeden yalanladılar. Bu, öncekine nisbetle daha fecî ve daha şiddetli bir yalanlamadır. Onlar tereddüt içerisinde ve kararsızlık durumundadırlar. Çünkü bir defa daha peygamberliği mutlak surette İnkar ederek peygamberliğe ancak zengin bir adamın layık olabileceğini söylemişlerdi. Bir başka defasında da peygamberin büyücü olduğunu, diğer bir defasında yalancı olduğunu, bir diğer defasında da kâhin olduğunu ifade etmişlerdi ki, bu da yargısını hiçbir temele dayandırmayan, bocalama içindeki kimselerin durumudur.
İşte Allah'ın kudretinin görüntüleri de onların aleyhinde tanıklıkta bulunuyor: Onlar gafil mi kaldılar ki üzerlerindeki göğe bakmıyorlar ve Cenab-ı Allah'ın onu sonsuz bir kudretle nasıl yarattığını görmüyorlar? Gök ister cisim olsun-ki doğru olan budur-ister olmasın, herhalükârda şüphesiz o, sağlam bir şekilde inşa edilmiştir. Kamil bir incelikle ve geniş bir kudretle yükseltilmiştir. Cenab-ı Allah onu, bakan kimseler için yıldızlarla ne güzel süslemiştir. Onda yarıklar, delikler ve ayıplar yoktur.
Ayrıca onlar yere bakıpta onun nasıl yayıldığını ve kürre şekline konulduğunu görmediler mi! Yeri tesbit etmek için üzerine sağlam kazıklar misali dağların bırakıldığını, onda her sınıftan çeşitli güzel bitkiler bitirildiğini gör-medilermi ki; bu çeşitli türlerdeki bitkileri, kalpler ve gönüller aşk içinde seyreder. Akıllar bunlara takılır. Bakan kimseler kıvanç duyarlar. İşte Rabbin bunları, tevbe edip kendisine yönelen her kul için bir ibret görüntüsü yaptı. Göktende bereketli ve çok hayırlı bir su indirdi. Bu su insanlar için çok faydalar sunmaktadır. Böylece yeryüzünde bahçeler ve pınarlarla ekinler ve bağlar meydana' getirdi. Arpa, buğday, pirinç ve benzeri tahılları yetiştirdi. Uzun dallan ve birbirine binen tomurcuklan olan hurma ağaçlarına bakın. İnce bir nizam ile birbiri üzerine yığılan tomurcuklarına dikkat edin. İşte bütün bunları Rabbiniz kulları için rizık olarak yaratmıştır. Sizin O'na karşı nankörlük edip O'nu yalanlamanız yaraşır mı?! Suya bakın, Rabbiniz onun vasıtasıyla Ölü bir beldeyi, bitkisiz bir mıntıkayı canlandırmıştır. O ölü beldeyi akşam ile sabah arasında yemyeşil bitkilerle, sebzelerle canlandırmıştır. Bütün bunları yapmaya muktedir, olan Allah'ın, sizleri hesaba çekmek için Ölümünüzden sonra yeniden diriltmesi pek kolaydır. Sözü edilen tahıllarla bitkilerin yerden canlandırılıp çıkarılması gibi sîzlerin de hesap için kabirlerinizde canlandırılıp çıkarılmanız Allah'a hiçte zor değildir![6]
Öncekilerin Yaşantılarından Alınacak İbretler
12-14- Onlardan önce Nuh milleti, Ress'lİler, Semûd, Âd, Firavun milletleri, Lût'un kardeşleri, Eyke'liler, Tübba milleti de yalanlamışlardı; evet; bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
15- Biz ilk yaratılışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler.[7]
Bazı Kelimeler:
İçi taşlarla Örülmemiş kuyu.Düz ve geniş arazi. Aynı zamanda sık ağaçlıklı yer. Bununla Tübba'ı adlandırmışlardır. Bu zat Him-yerli Tübba'dır, İnanmış bir kimse idi ama kavmi kafir idi. Biz aciz mi kaldık?[8]
Açıklama:
İşte böyle, bütün peygamberler tevhid ve Ölüm sonrası diriliş inancını insanlara getirip telkin etmişlerdir. Ama ümmetleri, daha doğrusu ümmetlerinin çoğunluğu onları yalanlamışlardır. Dolayısıyla Allah katında şiddetli bir
azaba müstchak olmuşlardır! Ey Mekke'liler! Size elçi olarak gönderilen peygamberlere karşı hangi noktada bulunduğunuza bir bakın.
Arap müşrikleri peygamberlerini yalanladıkları gibi onlardan önce Nuh ile, bilinen kuyu kavmi (yani Resliler) —bazılarına göre bunlar Şuayb kavmidirler— Peygamberlerini yalanladılar. Semud kavmi, Âd kavmi, Lût kavmi —ki bunlar da Lût'un kardeşleri ve akrabaları idiler—, Himyerli Tübba' kavmi Peygamberlerini yalanladılar. Bunlarla ilgili kıssalar daha Önce birçok yerlerde anlatılmıştır. Bütün bunlar Peygamberlerini, geliş amaçlarım, daha doğrusu Ölüm sonrası diriliş konusunda yalanladılar. Dolayısıyla Rabbinin tehdidi onların üzerine vacip oldu. Azap kelimesi üzerlerine hak oldu.
"İlk yaratma ile yorulup aciz mi kaldık ki (yeniden yaralamayalım?" Bu ayet-i kerime ile yeni bir söz başı yapılmakta olup inkarcıların hallerini nakleden bir cümle içerisinde ölüm sonrası dirilişin şahinliği ve gerçekliği tesbit edilmektedir. Yani Cenab-ı Allah buyurmaktadır ki; Biz İlk yaratmaya kast edipte ondan aciz mi kaldık ki, yeniden ikinci bir kez insanları yaratmaktan yorulup aciz kalalım?! Onlar bizim ilk yaratmamızı kabul ve itiraf ediyorlar. Böyle olunca, öldükten sonra dirilişi yani ikinci yaradılışı inkar etmelerine sebep kalmamaktadır. Buna rağmen onlar ölüm sonrası.diriliş konusunda şüphe içerisindedirler.[9]
Allah'tan Sakınıp Onun Kıyamet Günündeki Azabından Korkmak
16- And olsun ki insanı Bİz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.
17-18- Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
19- Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir.
20- Sûr'a üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür.
21- Her can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şahid bulunduğu halde getir.
22- Ona: "And olsun ki, sen bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir.
23- Yanındaki n:dek: "İşte bu yanımdaki hazırdır" der.
24-26- Allah: "Ey, sürücü ve şahid! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere bo- -yuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin azaba sokun" buyurur.
27- Yanındaki şeytan: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklıktaydı" der.
28-29- Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
30- O gün cehenneme: "Doldun mu" deriz, o: "Daha var mı?"
der.
31- Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.
32-34- Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayeteden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a, yönelmiş bir kalbe gelen sîzlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
35- Orada dilediklerini bulurlar. Katımızda fazlası da vardır.[10]
Bazı Kelimeler:
Vesvese, gizli ses demektir. Burada bu kelime ile nefsin konuşması kast edilmiştir...Şah damarı. iki alıcı (melek) alırlar.Oturan.Rakîb kelimesi, amelleri hıfzeden murakıp, gözetleyici demektir. Atid ise kaybolmayan, hazır manasına gelir.Akıllan giderecek kadar şiddetli olan can çekişme safhası, Kaçıp kurtulur.Yani iki melektir ki onlardan biri insanı mahşere sürükler diğeri de ona şahitlik eder.Keskin, kuvvetli. Cehennem için hazırlanmış. İnatçı, Hakka sırt çevirici zalim ve Hakka tecavüz eden.Allah hakkında ve O'nun haberlerinde şüpheye düşen. Ben onu sapıklığa düşürmedim. Yaklaştırıldı. Allah'a çok dönen ve tövbe eden. Allah'ın hududunu çok muhafaza eden. Thate yönelen. Fazlalık.[11]
Açıklama:
Şanı yüce Allah buyuruyor ki; Biz insanı yarattık ve benzersiz bir surete soktuk. Yaratılışını mükemmel kıldık. Biz, gizliyi, gizlininde gizlisini biliriz. İnsanın nefsinin yaptığı konuşmalardan da haberdarız. Kalbinde gizlediği hu-. suslar hakkında bilgimiz vardır. "Şüphesiz O, kalplerde olanı bilendir". Allah, insanın gizleyip kalbinde sakladığı şeyleri, gönlünden geçenlerle, nefsinin kendisine yaptığı konuşmaları bilendir. Bunda bir gariplik yoktur. O bize şah damarımızdan daha yakındır.
Bulfade, Cenab-ı Allah'ın insana son derece yakın olduğunun bir temsilidir. Oysa Cenab-ı Allah zaman ve mekâna hulul etmekten münezzehtir. O'nun yakınlığı bilgi yakınlığıdır. İnsanın hallerini ilmi ile kuşattığı için sanki insana çok yakm bir noktada bulunmaktadır. Cenab-ı Allah insan hakkında son derece bilgi sahibi olduğu ve onun durumlarını ilmi ile tamamen kuşattığı, ona son derece kudretini geçirdiği halde yine de iki meleğin, insanın yaptığı amelleri kayda geçirmesi, günahkar insanın mazeret ileri sürmesi ve kendini savunmak için deliller ortaya atmasını önlemek içindir.
Kiramen Katibin meleklerinin, yapılan amelleri kayda geçirdiği esnada Cenab-i Allah, insana şahdamarından daha yakındır. Çünkü yaptığı amellerin İyilerini sağ taraftaki melek, kötülerini de sol taraftaki melek yazar. İnsa-nın ağzından çıkan her sözü organlarından sadır olan her amelî gözetleyici ve kayda geçirmeye hazır olmakla nitelenen İki melek kayda geçirirJer. Bunlardan her biri insanın İşlerini takip edip amellerini hıfz altma alırlar. Bunların her biri bu işi yapmaya hazır vaziyette beklemektedirler.
Alimlerin bazıları demişler ki: Bu ayet-i kerimede bir kavim için korku, heybet ve ürküntü, diğer bir kavim için ünsiyet sükûn ve it'mi'nan vardır. İman edip iyi işler yapan kimseler için ne mutlu! Küfredip haddi aşan fasık kavim içinde ne büyük helak ve perişanlık vardır! Ölüm ve korkusu üzerlerine indiği vakit vay onların hallerine! Bu vaziyette iken onları sarhoş gibi görürsün. Çünkü onlar karşılaştıkları durumun korkunçluğundan ötürü kendilerinden geçerler, "ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi". Her insan ölümle ve ölümün şiddetiyle karşılaşacaktır. Akimi başından alan, çevresinde bulunanları göremez hale getiren, malını ve çocuğunu düşünemeyecek duruma iten ölüm dalgalarının pençesine kapılacaktır. îş tam o esnada hak ve gerçek olarak kendisine görünecektir. Durum bütün açıklığıyla karşısına çıkacak, yani gerçeği anlayacak, amelini görecektir. Peygamberlerin ölüm sonrası dirilişe sevap ve ikaba dair getirdikleri haberlerin şüphesiz ve tartışmasız gerçekler olduğunu anlayacaktır. Evet ölümün bu halleri, imansızlar için çok şiddetlidir. İmanlı kimselere gelince; onlar can çekişme esnasında kendilerini beklemekte olan hayırların mukaddimelerini gördükleri için sevinip ferahlar ve tebessüm ederler. Ey kafir, kaçıp sapmakta olduğun ölüm ve ondaki haller işte budur.
İnsanların, Rablerinin huzurunda divan durmaları için Sur'a ikinci kez üflenin Sur'a ikinci kez üflendiği vakit, Allah'ın kafirlerle isyankârları tehdit edip durduğu azap günüdür. Allah, seni korusun ey kardeşim, "Her can, yanında bir sürücü ve şahitle geldi", mealindeki ayet-i kerimeye dikkatle bak. Sürücü onu, amelinin neticesine doğru sevk eder. Şahit de onun yaptığı amellerine tanıklık eder. Ve ona şöyle denir: Ey insan! Andolsunkİ sen, sana inen bu durum hakkında gaflette idin. İşte biz bu gün senin gözünden perdeyi açtık. Dünyada iken içinde bulunduğun gafletini şu anda giderdik. Çünkü sen dünyada maddiyat ile meşgul olmuş, kendini maneviyat dışı şeylere kaptırmıştın, Onları göremez hale gelmiştin. İşte bugün sana keskin bir göz ve algılama gücü verdik. Gafil kaldığın veya dünyada iken inkâr ettiğin şeyleri bu göz ve idrak gücüyle görüp algılarsın.
Kafirin dünyadaki arkadaşı olan şeytan şöyle der: Yanımda ve mülkiyetimde bulunan şu kişi Cehennem için hazırlanmıştır. Ben onu,sapıtmamla ve dalalete düşürmemle Cehennem için hazırlamışım.
İşte bu gibi kimseleri Cehenneme sürmekle görevli meleklere şöyle denir: Onu Cehenneme atın: Her kafir ve hakka karşı inatçılık edip sırt çeviren, hayrı men eden, zulmedip haddi aşan, dininde şüphe edip Rabbi hakkında kuşkuya kapılan, Allah ile beraber başka tanrılara da tapanları Cehenneme atın. Şiddetli azaba sürükleyin.
Kafir, Cehenneme atıldığında; Ey Rabbim! Şeytan beni azdırıp saptırdı, der. Şeytan da şu karşılığı verir: Ey Rabbim! Ben onu azdırmadın ve de saptırmadım. Ancak o pek uzak bir sapıklığın içine kendiliğinden düştü. Ben sadece kötülüğü ona güzel gösterip süsledim ve onu vesveseye düşürdüm. Ama günahı bizzat kendi serbest iradesi ile işleyen O'dur. Gökten defalarca kendisine uyan ve sakındırma geldikten sonra kendi kastı ile günaha giren odur. Ey Rabbim! Ben onu azdırmadım. Ama o kendiliğinden sapıklığa düştü. Dolayısıyla bu azabı hak etti. Cenab-ı Allah onlara şöyle der: Benim huzurumda çekişmeyin ve davalaşmayın. Ben dünyada iken daha önce size uyarı ve tehditte bulunmuştum. Sİzi Kur'an ile uyarmıştım. Peygamberlerin lisanı ile ikaz etmiş, kötü akıbetten birçok kez sizleri sakındırmış, hayra da davet etmiştim. Benim katımda söz değiştirilmez. Benim hükmümü aksatacak hiç kimse yoktur. Kafirin Cehennemde ebedi kalmasına, isyankârın da kendi ameline göre azaplandmlmasma hükmettim. Bu hüküm değiştirilemez. Senin Rab-bin kullarına zulmeden değildir! Hatırla o günü kî Biz Cehenneme şöyle deriz: İçine giren günahkâr ve suçlularla senin o geniş yanların doldu mu? Cehennem bu soruya şu karşılığı verecektir: Daha fazlası yok mudur?
Cenab-ı Allah kafirlerin hallerini beyan ettikten sonra mü'minlerin kıyamet günündeki hallerini açıklamaya başlayarak şöyle buyurmuştur: Cennet, takva sahibi kimselere çok yaklaştırıldı. Onu gözleriyle müşahade ederler. Onda, gözler görmedik, kulaklar işitmedik, beşer kalbinden geçmedik şeyler görürler. Onlara şöyle denir: Ey takva sahibi kimseler, vadolunduğunuz Cennet işte budur! Bu Cennet sizler içindir. Çok tevbe edip Allah'a dönen, O'nun hududunu muhafaza edip haramlarına yaklaşmayan, gayb halinde Rah-man'dan korkup O'na yönelen ve böyle bir kalple gelen kimseler İçindir.
Allah'ın azabından sakınan kimselere şöyle denir: Şu Cennete her korkudan emin olarak esenlikle girin. Bu ebediyet günüdür. Burada dilediğiniz şeyler vardır. İştahınızın çektiği herşey mevcuttur. Cömert olan Rabbinizin katında fazlasıyla lütuf ve ikramlar vardır.
Cenab-ı Allah'ın sonsuz kudretini, eksiksiz ilmini ispatlayan ayet-i kerimenin zikrinden sonra, kıyamet gününün hallerinin ve Kiramen Katibin melekleri tarafından kayda geçirilen amellerine karşılık olarak insanın orada karşılaşacağı manzaraların-anlatılmasında; ölüm sonrası diriliş inancını ispatlayan ve ölüm sonrası dirilişe imanı takviye eden, ayrıca kendileri için hazırlanan Cennetle nimetlenen mü'minlerin izinde gitmeye davet eden unsurlar ve deliller yok mudur? Bütün bunların üzerinde senin Rabbinin katında, Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimseler için fazlasıyla lütuf ve ihsan vardır!...[12]
Ölüm Sonrası Dirilişi İnkâr Edenlerin Tehdit Edilişi Ve Sûrenin Sona Erişi
36- Ey Muhammedi Bu inkarcılardan öncs, kendilerinden daha kuvvetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir. Kaçacak bir yer
.var mı?
37- Doğrusu bundz,-kalbi olana veya hazır bulunup kulak veren kimseye ders vardır.
38- And olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık.
39- Ey Muhammedi Söylediklerine sabret; Rabbîni, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek teşbih et.
40- Geceleyin ve secdelerin ardından O'nu teşbih et.
41- Bir çağrıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.
42- O gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür.
43- Doğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş Bİze'dir.
44- O gün, yer yarılır onlar çabucak ayrılır; bu, Bize göre kolay bir toplanmadır.
45- Onların dediklerini biz daim iyi biliriz. Ey Muhammedi Sen onların üzerinde bir zorba değilsin, söz verdiğim günden korkanlara Kur'an'la öğüt ver.[13]
Bazı Kelimeler:
Nesil ve önceki devirlerde gelip geçmiş topluluklar.Araştırma yaptılar. Yahut ticaret maksadıyla, ya da önden kaçış gayesiyle şehirlerin bir ucundan diğer ucuna sefer düzenleyip dolaştılar.Kaçış yeri.
Yorgunluk ve acizlik. Secdelerin ardında.Ölüm sonrası diriliş çağrısı.Açılıp yarılır ve insanlar mezarlarından çıkarlar. Zorba.Kolay.[14]
Açıklama:
Sizden önce gelip geçmiş ümmetlerin ve nesillerin bir çoğunu, peygamberleri yalanlayıp ölüm sonrası dirilişi inkar ettiklerinden dolayı acil ve şiddetli bir azap ile helak ettik. O ümmetler ve nesiller sizden daha çok kuvvetli, sizden daha çok zengin, evlatça sizden daha çok kalabalık ve ticaret sahipleri idiler. Bunların yakalanmaları çok şiddetli oldu. Zorbalık yaptılar. Ülkelerde dolaşıp araştırma yaptılar. Çokça fesat çıkardılar. Bazılarının anlattığına göre bunlar seferde, gelip gitmede, araştırmada, mal ve ticaret talep etmede, fazlasıyla ileri gidip mesafeler kat etmişlerdi. Bunlar Allah'ın huzuruna çıkmaktan kaçıp kurtulabildiler mi? Onlar için kaçıp sığınacak yer yoktur. Sadece Allah'a dönme mecburiyetindedirler. Ey inkarcılar! İbret alın. Ey müşrikler! İman edin.
Bütün bu anlatılanlarda düşünenler, güzeli güzel, çirkini de çirkin gören kimseler için hatırlatma ve ibret vardır. Zira öğütlerden ders almayan kimse, kalbi olmayan kimse gibidir. Düşünen kalbi, duyan kulağı olan kimseler, bu anlattıklarımızdan ders alırlar. Taassuba kapılmadan- hakkı öğrenmek isteyen kimseler bundan ders alırlar. Bu gibi kimseler ayetlerimiz kendilerine okunduğu zaman sadece bedenleriyle değil, aynı zamanda ruhları ve akıllanyla da orada hazsr bulunurlar. Cenab-ı Allah birçok defalar kafirleri kınamıştır.çünkü onlar bu okunan ayetlerden yararlanmamıştırlar. Zira kalplerinin üzerinde kilit vardır. Onlar, ayetler okunduğu zaman orada sadece bedenleri ile bulunurlar. Aklen ve ruhen hazır bulunmazlar. "Bunlar Kur'an-i düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?"[15]
"Bizler, göklerle yeri ve ikisi arasındaki acaiplikleri altı günde yarattık. (Allah bunları bir anda bile yaratmaya muktedirdir). Bu yaratmadan sonra da bize bir yorgunluk ve acizlik gelmedi."
Rivayete göre bu ayeti kerime, Yahudilere reddiye olarak nazil olmuştur. Onlar şöyle demişlerdi: Cenab-ı Allah göklerle yeri altı günde yarattıktan sonra Cumartesi günü istirahat etti. Arşın üzerinde sırı üstü uzandı. Dünyayı yarattıktan sonra dinlenmek için böyle yaptı.
' Cenab-ı Allah bütün kainatı altı günde yarattığına göre ve yaratması da böyle hayret verici olduğuna göre, ölüm sonrası dirilişi gerçekleştirmesini bizler nasıl uzak bir ihtimal olarak görürüz?!
Cenab-ı Allah bu sureyi, herşeyden haberdar olan, hikmet sahibi bir zatın; hayra davet eden; kavminden eziyet gören, verdiği iyiliklere kötülükle mukabele gören kimse için sunduğu bir İnanç ile nihayete erdirmektedir. Bu ilaç sabırdan başka birşey değildir. Hayra davet eden kimse, mükafatını ancak Allah'tan bekler. İşinide O'na havale eder. Allah, kullarının hallerini görendir. O, Zafer ve te'yidi ile, gerçek mü'minlerîn beraber indedir.,
Ey Muhammedi Onların söyledikleri sözler karşısında sen sabret. Teşbih ve namaz ile Allah'tan yardım dile. Bu kainatın yaratıcısının huzuruna çıkacağım kesinlikle bilerek ruhunu kuvvetlendir. Namaz'da ,duada, teşbih ve tekbirde bu halde bulun. Rabbine hamd ederek, şükrederek, nimetleri ile lütfu-na şükranla mukabelede bulunarak teşbihte bulun. Sana her ne kadar kötülükler dokunsa da sen O'nu tenzih et. Güneşin doğuşundan önce seher vak-. tinde, güneşin batmasından önce, geceleyin, her namazın ardısıra Rabbini teşbih et.
Zikir için özellikle bu vakitlerden söz edilmiştir. Çünkü bu vakitlerde Cenab-ı Allah'ın azamet, celal ve kudreti tezahür etmektedir. Kainat dinlenmeye geçtiği anda O'nun kudreti tezahür etmektedir. Dünya gündüzleyin gürültü, kavga, hararet, ışık ve hareketten sonra grup vaktinde ölü vaziyete girmekledir.Cenab-ı Allah bütün hallerde kudretini ve azametini izhar etmektedir.
Sahih :-ir hailce anlatıldığına göre Peygamber (S.A.V.) efendimiz her farz namazm ardısjra dua edermiş: Lâ ilahe illallahû vahdehü lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hmnd. Yuhyı ve yünıîtü ve nüve ala killi şey'in kadîr. AUahümme lâ mania Uma a'tayte velâ mutiye limû mena'te ve/â yenfeu zeîceddi minke'l-cedde. "Allah'tan başka tanrı yoktur. O birdir. Ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na aittir. Dirilik ve öldürür. O herşeye kaadirdir. Allah'ım senin vereceğini men edecek kimse yoktur. Senin men ettiğine de verecek kimse yoktur. Hiçbir güçlü senin gücüne karşı bizleri koruyamaz".
Ey insan! kıyamet gününün halini sana haber verene kulak ver. Bu anlatımda, anlatanın durumunu bildiren muazzamlık ve büyüklük ifadeleri vardır. Çağrıcının çağırdığı günde insanlar kabirlerinden çıkarlar. O gün gerçek sayhayı işitirler. İşte o gün kabirlerden çıkış günüdür.
İşte biziz dünyada insanları yaşatıp öldüren. Dönüş sadece bizedir. Yerin yanlıpta insanların çabucak mezarlarından çıkıp toplanma yerine koşarak gittikleri günü hatırla. İşte o toplama ve yayılma günüdür. Bu iş bizim için çok basit ve kolaydır.
Ey Peygamber! Onların söylediklerini biz pek iyi biliriz. Bu söylediklerinden ötürü de onları cezalandıracağız. Onların İşine aldırma ve tasalanma. Sen onlar üzerinde zorba değilsin. Onları imana zorlayamazsın. Sen sadece tebliğ görevi ile yükümlü bir elçisin. Yalnızca hatırlat. Çünkü sen bir hatırla-tıcıdan başkası değilsin. Kur'an ile uyar. Çünkü Kur'an'dan ancak tehditlerimizden korkup gayba iman eden kimseler istifade ederler. Onlarda hayra yönelme kabiliyeti vardır.[16]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/15.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/16-17
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/17.
[4] Sad sûresi: 1-2.
[5] Mülk sûresi: 14.
[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/17-20.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/20.
[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/20.
[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/20-21.
[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/21-23.
[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/23.
[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/23-26.
[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/26-27.
[14] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/27.
[15] Muhammed süresi: 24.
[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/27-29.
İslami Okul Okulların En Önemlisi