Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaf Süresi - Kuran - 050Kaf - 19. Sayfa

KAF SÜRESİ 2

İnkarcıların Ölüm Sonrası Dirilişi Reddetmeleri Ve Bv İşin Bir Hakikat Olduğuna Dair Deliller. 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

Öncekilerin Yaşantılarından Alınacak İbretler. 4

Bazı Kelimeler: 4

Açıklama: 4

Allah'tan Sakınıp Onun Kıyamet Günündeki Azabından Korkmak. 4

Bazı Kelimeler: 5

Açıklama: 5

Ölüm Sonrası Dirilişi İnkâr Edenlerin Tehdit Edilişi Ve Sûrenin Sona Erişi 6

Bazı Kelimeler: 6

Açıklama: 6


KAF SÜRESİ

 

Ulemanın çoğuna göre bu surenin tamamı Mekki'dir. Bir rivayete göre Müslim, Ümmü Hİşam binti Harise'nin şöyle dediğini ifade etmiştir: Resu-lullah (S.A.V.) efendimiz Cuma günü insanlara hutbe verirken bu sureyi okurdu. Bir başka rivayete göre ise Peygamber (S.A.V.) efendimiz her sabah ve kuşluk namazlarında suresi ile su­relerini okurmuş.

Bu da diğer Mekki sureler gibi, ölüm sonrası diriliş mes'elesini ve onu inkar edenleri ele almış; Peygamberler ile ümmetleri hakkında misaller ver­miş, akıbetlerinin nice olduğunu anlatmıştır. Sonra da insanın yaratılışı ile nihayeti konusunu açıklamış, kıyamet gününün hallerini ve ondaki Cennet ile ateşi, nimet ile Cehennemi izah etmiştir. Bu arada Cenab-i Allah'ın, Ölüm sonrası dirilişin mümkünlüğüne şehadet eden ayetleri geçmekte; bu ayetler, ölüm sonrası dirilişin Cenab-ı Allah'ın kudretinde olduğunu ifade etmekte­dirler. Bu suredeki ana tema, ölüm sonrası dirilişin mümkünlüğü ve bu hu­susun İsbatıdır.[1]

 

İnkarcıların Ölüm Sonrası Dirilişi Reddetmeleri Ve Bv İşin Bir Hakikat Olduğuna Dair Deliller

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

1- Kaf; Şanlı Kur'an'a and okun ki,

2-3- Kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da:' 'Bu şa­şılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumu/, zaman dirilecek miyiz? Bu. ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.

4- Onlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığım biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitab vardır.

5- Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsız­lık içindedirler.

6- Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişiz bir bakmazlar mi? Onda hiçbir çatlak da yoktur.

7-8- Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünv yay­dık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.

9-11- Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızik olmak üzere onun­la bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcuklan olan boylu hurma ağaçlan yetiştirdik. O su ile yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyle­dir.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Bu harf,fânin sükunu ile okunur. Hafsın meşhur rivayeti de böy­ledir.İnsanı hayrette bırakan durum. Dönüş. Yer. Yarıklar.Sarsılıp titreyen.Her bitkiden bir sınıf. Sevinç veren şey. Allah'a dönüp tevbe eden. Cen­net kelimesinin çoğulu olup bahçe ve bostanlar anlamına gelir.Arpa ve buğday gibi biçilen şeyler.Birbiri üstüne binen dallar.Uzun.[3]

 

Açıklama:

 

Cenab-ı Allah bu sureyi, manası bilinmeyen harflerden biri ile başlat­mış, sonrada Kur'an-ı Kerim'dcn söz etmiştir. Halen Cenab-ı Allah ile pey­gamberi arasında bir sır ve şifre mahiyetinde olan bu gibi harflerle başlatılan Mekki surelerin genelinde bu özellik mevcuttur. Bu gibi harflerin manasını Allah ve Resulü elbetteki daha iyi bilirler. Kutlu ve yüce Allah şerefli Kur-an'a yemin ederek Peygamberine hitaben şöyle buyurmuştur: Ey Muhammedi Sen ölüm sonrası diriliş ile insanları uyarmak üzere gelen bîr elçisin. Onlar senin doğruluğun hususunda şüpheye düştüler. Onlar cu şüphelerinde devam edip şaşkınlık içinde kalsalardı yine bir noktaya kadar affedilebilirlerdi, ama bu­nunla yetinmediler; bilakis bunun aksine ifadeler kullanarak Ölüm sonrası dirilişin mutlak surette gerçekleşmeyeceğini söyleyerek ahiret hayatım inkar ettiler. Hatta bu hakikati tuhaf durumlardan saydılar. "İçlerinden bir uyarı­cı gelmesine şaştılar".

Kur'ari-ı Kerim'in şereflilikle vasıflandınlmasmda, onun dini ve dünye­vî değerleri kapsamasından ötürüdür. Bu dini ve dünyevi üstünlükler, Kur'a-na uyan kimseler için iki dünya saadetini garanti ederler. Kur'an-ı Kerim'in mecid (şerefli) olarak nitelendirilmesi belkide şundandır: Çünkü o şerefli, Rah­man ve Rahim olan Allah'ın kelâmıdır. "Sad. (öğüt veren) şerefli Kur'an'a , andolsun ki inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler"[4].

Şu kafirler kendi içlerinden bir insanın kendilerine Allah tarafından elçi olarak gönderilişini tuhaf karşıladılar. 3u elçi onlara ölüm sonrası dirilişin gerçekleşeceğini söyleyerek uyarıda bulunuyordu. Cenab-ı Allah onların bu tuhaf karşılamalarını reddederek bunun pek tuhaf olmadığını bildirir. Çün­kü kendilerine gelen elçi, daha önce kendilerinin doğruluk, emanet ve ada­letle tanıdıkları bir insandı. Öyleki, O'nu emirdik ile lakaplandırmişlardı. Böyle bir kimse ancak kavmine nasihatte bulunur onlara şefkat besler. Onlara reh­berlik eder ve onlara karşı asla yalan söylemezdi. Nitekim Peygamber efendi­mizin risaletle görevlendirilmesinden Önce onlarda bu hususu itiraf etmişler­di. Bu vasıflara sahip biri, İnsanları tehlikeli bir duruma gidildiğini gördü­ğü takdirde mutlaka onları uyaracaktı. İşte Peygamber (S.A.V.) efendimiz de onları tehlikeli durumlara doğru yol aldıklarını gördüğü için uyarmıştı. Al­lah'a ortak koşma sapıklıklarına, devam ettikleri takdirde sonsuz sıkıntılarla karşılayacaklarını, onlara Önceden bildirmişti. Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah'ta onların, Peygamber tarafından ölüm sonrası dirilişle uyarılma­yı tuhaf karşılamalarını reddederek, takındıkları tutumları protesto ediyor­du. Zira onlar Cenab-ı Allah'ın göklerle yeri ve ikisi arasındaki mevcudat: yaratmaya muktedir olduğunu biliyorlardı. Alemleri yaratanın da Cenab-ı Al­lah olduğunu inkar ediyorlardı. İyilik yapıp salih amel işleyen mü'minleri Cenab-ı Allah'ın mükafatlandırıp, kötülük yapanları da cezalandırması için ölüm sonrası dirilişin zorunlu ve de mümkün olan bir husus olduğuna akıl, tanıklık eden adil bir şahiddir. "Kafirler, bu tuhaf bir şeydir, dediler". Bu ayet-i kerime onların ölüm sonrası dirilişi tuhaf karşılayışlarını anlatmakta­dır. Peygamber (S.A.V.) efendimizin, onları Kur'an ile uyardığına işaret et­mektedir. Önce cümlesinde kafirlerden zamir ile söz edilip bi­lahare cümlesinde açıkça ile kendilerinden söz edilmesi, önce kendilerine isnad edilen şeyle tayin edilmelerine, ikinci defa da kafirliklerini üzerlerine tescil etmeye İşaret içindir.

Ölüm sonrası dirilişe inanmayı teaccüple karşıladıklarını bilahare te'kid ederek şöyle demişlerdir: Biz mî toprak olduktan sonra yeniden diriltilece­ğiz?! "Vani Ölüp toprağa dönüştükten sonra yeniden hayata mı döneceğiz? Doğ­rusu bu realiteden, akıldan, hatta vehimlerden çok uzak bir İhtimaldir!

Görüldüğü gibi olanların ölüm sonrası dirilişi İnkâr edip tuhaf karşıla­malarının esası şundan ibarettir: Onlar, bedenin dağılıp toprağa dönüşme­sinden sonra yeniden hayata dönmesinin gerçekten uzak bir İhtimal, hatta imkansız bir durum olduğunu zannediyorlardı. Dağılıp parçalanarak topra­ğa karıştıktan, yada canavarların, vahşi hayvanların ve balıkların karnına git­tikten sonra cesedin bu cüzlerini bir araya getirecek olan kimdir? diyorlardı! Hiçbir parçası bir yere kaybolmayacak şekilde bütün cüzlerini bir araya geti­rip sayacak olan kimdir? Doğrusu bu çok uzak bir dönüştür! Evet böyle di­yorlardı ama Cenab-ı Allah ta onlara karşı en beliğ ve eksiksiz kudretini açıklayarak, bu hususun gerçekleşmesinin kat'i olduğuna maddî şahitlerle misal­ler vererek şu cevabı verdi: Sizleri yoktan var edip yaratan, sizlere rızık veren, üzerinizde duran göğü ve sizi üzerinde taşıyan yeri yaratan Allah; yerin, sizin etlerinizden ve kemiklerinizden yediği miktarı da katîyyetle bilmektedir. Vü­cudunuzdan kopup sağa so!a ve çevreye dağılan parçalan da bilmektedir. O, göklerle yerdeki mevcudatı ilmi ile kapsamaktadır. O'nun yanında herşeyin detayını anlatan ve muhafaza eden bir kitap vardır.

Bu cümledeki kitaptan kasıt; O'nun külliyatı, cüz'iyatı, şekilleri, türle­ri, renkleri ve herşeyi bildiğinin bir temsilidir. "Yaratan bilmez mi?"[5]

"Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar". Bu ayet-i ke­rime o kafirlerin, peygamberin kendilerine bir uyarıcı olarak gelişini tuhaf karşılamalarına nisbetle daha çirkin ve daha şenî bir davranışta bulundukla­rına delalet etmektedir. Yani onlar hiç şüphe götürmeyen maddi ve makul delillerin mevcudiyetine rağmen hakkı, yani Kur-an-ı veya Peygamberliği ya­lanladılar. Bu hak kendilerine gelir gelmez hiç düşünmeden yalanladılar. Bu, öncekine nisbetle daha fecî ve daha şiddetli bir yalanlamadır. Onlar tereddüt içerisinde ve kararsızlık durumundadırlar. Çünkü bir defa daha peygamber­liği mutlak surette İnkar ederek peygamberliğe ancak zengin bir adamın la­yık olabileceğini söylemişlerdi. Bir başka defasında da peygamberin büyücü olduğunu, diğer bir defasında yalancı olduğunu, bir diğer defasında da kâ­hin olduğunu ifade etmişlerdi ki, bu da yargısını hiçbir temele dayandırma­yan, bocalama içindeki kimselerin durumudur.

İşte Allah'ın kudretinin görüntüleri de onların aleyhinde tanıklıkta bu­lunuyor: Onlar gafil mi kaldılar ki üzerlerindeki göğe bakmıyorlar ve Cenab-ı Allah'ın onu sonsuz bir kudretle nasıl yarattığını görmüyorlar? Gök ister ci­sim olsun-ki doğru olan budur-ister olmasın, herhalükârda şüphesiz o, sağ­lam bir şekilde inşa edilmiştir. Kamil bir incelikle ve geniş bir kudretle yük­seltilmiştir. Cenab-ı Allah onu, bakan kimseler için yıldızlarla ne güzel süsle­miştir. Onda yarıklar, delikler ve ayıplar yoktur.

Ayrıca onlar yere bakıpta onun nasıl yayıldığını ve kürre şekline konul­duğunu görmediler mi! Yeri tesbit etmek için üzerine sağlam kazıklar misali dağların bırakıldığını, onda her sınıftan çeşitli güzel bitkiler bitirildiğini gör-medilermi ki; bu çeşitli türlerdeki bitkileri, kalpler ve gönüller aşk içinde sey­reder. Akıllar bunlara takılır. Bakan kimseler kıvanç duyarlar. İşte Rabbin bunları, tevbe edip kendisine yönelen her kul için bir ibret görüntüsü yaptı. Göktende bereketli ve çok hayırlı bir su indirdi. Bu su insanlar için çok fay­dalar sunmaktadır. Böylece yeryüzünde bahçeler ve pınarlarla ekinler ve bağlar meydana' getirdi. Arpa, buğday, pirinç ve benzeri tahılları yetiştirdi. Uzun dallan ve birbirine binen tomurcuklan olan hurma ağaçlarına bakın. İnce bir nizam ile birbiri üzerine yığılan tomurcuklarına dikkat edin. İşte bütün bun­ları Rabbiniz kulları için rizık olarak yaratmıştır. Sizin O'na karşı nankörlük edip O'nu yalanlamanız yaraşır mı?! Suya bakın, Rabbiniz onun vasıtasıyla Ölü bir beldeyi, bitkisiz bir mıntıkayı canlandırmıştır. O ölü beldeyi akşam ile sabah arasında yemyeşil bitkilerle, sebzelerle canlandırmıştır. Bütün bun­ları yapmaya muktedir, olan Allah'ın, sizleri hesaba çekmek için Ölümünüz­den sonra yeniden diriltmesi pek kolaydır. Sözü edilen tahıllarla bitkilerin yer­den canlandırılıp çıkarılması gibi sîzlerin de hesap için kabirlerinizde can­landırılıp çıkarılmanız Allah'a hiçte zor değildir![6]

 

Öncekilerin Yaşantılarından Alınacak İbretler

 

12-14- Onlardan önce Nuh milleti, Ress'lİler, Semûd, Âd, Firavun mil­letleri, Lût'un kardeşleri, Eyke'liler, Tübba milleti de yalanlamışlardı; evet; bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.

15- Biz ilk yaratılışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmak­tan şüphe etmektedirler.[7]

 

Bazı Kelimeler:

 

İçi taşlarla Örülmemiş kuyu.Düz ve geniş arazi. Ay­nı zamanda sık ağaçlıklı yer. Bununla Tübba'ı adlandırmışlardır. Bu zat Him-yerli Tübba'dır, İnanmış bir kimse idi ama kavmi kafir idi. Biz aciz mi kaldık?[8]

 

Açıklama:

 

İşte böyle, bütün peygamberler tevhid ve Ölüm sonrası diriliş inancını in­sanlara getirip telkin etmişlerdir. Ama ümmetleri, daha doğrusu ümmetlerinin çoğunluğu onları yalanlamışlardır. Dolayısıyla Allah katında şiddetli bir

azaba müstchak olmuşlardır! Ey Mekke'liler! Size elçi olarak gönderilen pey­gamberlere karşı hangi noktada bulunduğunuza bir bakın.

Arap müşrikleri peygamberlerini yalanladıkları gibi onlardan önce Nuh ile, bilinen kuyu kavmi (yani Resliler) —bazılarına göre bunlar Şuayb kavmidirler— Peygamberlerini yalanladılar. Semud kavmi, Âd kavmi, Lût kav­mi —ki bunlar da Lût'un kardeşleri ve akrabaları idiler—, Himyerli Tübba' kavmi Peygamberlerini yalanladılar. Bunlarla ilgili kıssalar daha Önce birçok yerlerde anlatılmıştır. Bütün bunlar Peygamberlerini, geliş amaçlarım, daha doğ­rusu Ölüm sonrası diriliş konusunda yalanladılar. Dolayısıyla Rabbinin teh­didi onların üzerine vacip oldu. Azap kelimesi üzerlerine hak oldu.

"İlk yaratma ile yorulup aciz mi kaldık ki (yeniden yaralamayalım?" Bu ayet-i kerime ile yeni bir söz başı yapılmakta olup inkarcıların hallerini nakleden bir cümle içerisinde ölüm sonrası dirilişin şahinliği ve gerçekliği tesbit edilmektedir. Yani Cenab-ı Allah buyurmaktadır ki; Biz İlk yaratmaya kast edipte ondan aciz mi kaldık ki, yeniden ikinci bir kez insanları yaratmaktan yorulup aciz kalalım?! Onlar bizim ilk yaratmamızı kabul ve itiraf ediyorlar. Böyle olunca, öldükten sonra dirilişi yani ikinci yaradılışı inkar etmelerine sebep kalmamaktadır. Buna rağmen onlar ölüm sonrası.diriliş konusunda şüp­he içerisindedirler.[9]

 

Allah'tan Sakınıp Onun Kıyamet Günündeki Azabından Korkmak

 

16- And olsun ki insanı Bİz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıkları­nı biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.

17-18- Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, ya­nında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.

19- Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden be­ri korkup kaçtığın şeydir.

20- Sûr'a üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür.

21- Her can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şahid bulunduğu halde getir.

22- Ona: "And olsun ki, sen bundan gafildin; işte senden gaflet per­desini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir.

23- Yanındaki n:dek: "İşte bu yanımdaki hazırdır" der.

24-26- Allah: "Ey, sürücü ve şahid! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere bo- -yuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin azaba sokun" buyurur.

27- Yanındaki şeytan: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım, fakat kendi­si derin bir sapıklıktaydı" der.

28-29- Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildir­miştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.

30- O gün cehenneme:  "Doldun mu" deriz, o: "Daha var mı?"

der.

31- Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzak­ta değildir.

32-34- Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayeteden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a, yönelmiş bir kalbe gelen sîzlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.

35- Orada dilediklerini bulurlar. Katımızda fazlası da vardır.[10]

 

Bazı Kelimeler:

 

Vesvese, gizli ses demektir. Burada bu kelime ile nefsin konuşması kast edilmiştir...Şah damarı. iki alıcı (melek) alırlar.Oturan.Rakîb kelimesi, amelleri hıfzeden murakıp, gözetleyici demektir. Atid ise kaybolmayan, hazır mana­sına gelir.Akıllan giderecek kadar şiddetli olan can çekişme safhası, Kaçıp kurtulur.Yani iki melektir ki onlar­dan biri insanı mahşere sürükler diğeri de ona şahitlik eder.Keskin, kuvvetli. Cehennem için hazırlanmış. İnatçı, Hakka sırt çevirici zalim ve Hakka tecavüz eden.Allah hakkında ve O'nun haberlerinde şüpheye düşen. Ben onu sapıklığa düşürmedim. Yaklaştırıldı. Allah'a çok dönen ve tövbe eden. Allah'ın hududunu çok muhafaza eden. Thate yöne­len. Fazlalık.[11]

 

Açıklama:

 

Şanı yüce Allah buyuruyor ki; Biz insanı yarattık ve benzersiz bir surete soktuk. Yaratılışını mükemmel kıldık. Biz, gizliyi, gizlininde gizlisini biliriz. İnsanın nefsinin yaptığı konuşmalardan da haberdarız. Kalbinde gizlediği hu-. suslar hakkında bilgimiz vardır. "Şüphesiz O, kalplerde olanı bilendir". Al­lah, insanın gizleyip kalbinde sakladığı şeyleri, gönlünden geçenlerle, nefsi­nin kendisine yaptığı konuşmaları bilendir. Bunda bir gariplik yoktur. O bize şah damarımızdan daha yakındır.

Bulfade, Cenab-ı Allah'ın insana son derece yakın olduğunun bir tem­silidir. Oysa Cenab-ı Allah zaman ve mekâna hulul etmekten münezzehtir. O'nun yakınlığı bilgi yakınlığıdır. İnsanın hallerini ilmi ile kuşattığı için san­ki insana çok yakm bir noktada bulunmaktadır. Cenab-ı Allah insan hak­kında son derece bilgi sahibi olduğu ve onun durumlarını ilmi ile tamamen kuşattığı, ona son derece kudretini geçirdiği halde yine de iki meleğin, insa­nın yaptığı amelleri kayda geçirmesi, günahkar insanın mazeret ileri sürmesi ve kendini savunmak için deliller ortaya atmasını önlemek içindir.

Kiramen Katibin meleklerinin, yapılan amelleri kayda geçirdiği esnada Cenab-i Allah, insana şahdamarından daha yakındır. Çünkü yaptığı amelle­rin İyilerini sağ taraftaki melek, kötülerini de sol taraftaki melek yazar. İnsa-nın ağzından çıkan her sözü organlarından sadır olan her amelî gözetleyici ve kayda geçirmeye hazır olmakla nitelenen İki melek kayda geçirirJer. Bun­lardan her biri insanın İşlerini takip edip amellerini hıfz altma alırlar. Bunla­rın her biri bu işi yapmaya hazır vaziyette beklemektedirler.

Alimlerin bazıları demişler ki: Bu ayet-i kerimede bir kavim için korku, heybet ve ürküntü, diğer bir kavim için ünsiyet sükûn ve it'mi'nan vardır. İman edip iyi işler yapan kimseler için ne mutlu! Küfredip haddi aşan fasık kavim içinde ne büyük helak ve perişanlık vardır! Ölüm ve korkusu üzerleri­ne indiği vakit vay onların hallerine! Bu vaziyette iken onları sarhoş gibi gö­rürsün. Çünkü onlar karşılaştıkları durumun korkunçluğundan ötürü ken­dilerinden geçerler, "ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi". Her insan ölümle ve ölümün şiddetiyle karşılaşacaktır. Akimi başından alan, çevresinde bulu­nanları göremez hale getiren, malını ve çocuğunu düşünemeyecek duruma iten ölüm dalgalarının pençesine kapılacaktır. îş tam o esnada hak ve gerçek olarak kendisine görünecektir. Durum bütün açıklığıyla karşısına çıkacak, yani gerçeği anlayacak, amelini görecektir. Peygamberlerin ölüm sonrası dirilişe sevap ve ikaba dair getirdikleri haberlerin şüphesiz ve tartışmasız gerçekler olduğunu anlayacaktır. Evet ölümün bu halleri, imansızlar için çok şiddetli­dir. İmanlı kimselere gelince; onlar can çekişme esnasında kendilerini bekle­mekte olan hayırların mukaddimelerini gördükleri için sevinip ferahlar ve te­bessüm ederler. Ey kafir, kaçıp sapmakta olduğun ölüm ve ondaki haller işte budur.

İnsanların, Rablerinin huzurunda divan durmaları için Sur'a ikinci kez üflenin Sur'a ikinci kez üflendiği vakit, Allah'ın kafirlerle isyankârları teh­dit edip durduğu azap günüdür. Allah, seni korusun ey kardeşim, "Her can, yanında bir sürücü ve şahitle geldi", mealindeki ayet-i kerimeye dikkatle bak. Sürücü onu, amelinin neticesine doğru sevk eder. Şahit de onun yaptığı amel­lerine tanıklık eder. Ve ona şöyle denir: Ey insan! Andolsunkİ sen, sana inen bu durum hakkında gaflette idin. İşte biz bu gün senin gözünden perdeyi aç­tık. Dünyada iken içinde bulunduğun gafletini şu anda giderdik. Çünkü sen dünyada maddiyat ile meşgul olmuş, kendini maneviyat dışı şeylere kaptır­mıştın, Onları göremez hale gelmiştin. İşte bugün sana keskin bir göz ve al­gılama gücü verdik. Gafil kaldığın veya dünyada iken inkâr ettiğin şeyleri bu göz ve idrak gücüyle görüp algılarsın.

Kafirin dünyadaki arkadaşı olan şeytan şöyle der: Yanımda ve mülkiyetimde bulunan şu kişi Cehennem için hazırlanmıştır. Ben onu,sapıtmamla ve dalalete düşürmemle Cehennem için hazırlamışım.

İşte bu gibi kimseleri Cehenneme sürmekle görevli meleklere şöyle de­nir: Onu Cehenneme atın: Her kafir ve hakka karşı inatçılık edip sırt çevi­ren, hayrı men eden, zulmedip haddi aşan, dininde şüphe edip Rabbi hak­kında kuşkuya kapılan, Allah ile beraber başka tanrılara da tapanları Ce­henneme atın. Şiddetli azaba sürükleyin.

Kafir, Cehenneme atıldığında; Ey Rabbim! Şeytan beni azdırıp saptırdı, der. Şeytan da şu karşılığı verir: Ey Rabbim! Ben onu azdırmadın ve de sap­tırmadım. Ancak o pek uzak bir sapıklığın içine kendiliğinden düştü. Ben sadece kötülüğü ona güzel gösterip süsledim ve onu vesveseye düşürdüm. Ama günahı bizzat kendi serbest iradesi ile işleyen O'dur. Gökten defalarca kendi­sine uyan ve sakındırma geldikten sonra kendi kastı ile günaha giren odur. Ey Rabbim! Ben onu azdırmadım. Ama o kendiliğinden sapıklığa düştü. Do­layısıyla bu azabı hak etti. Cenab-ı Allah onlara şöyle der: Benim huzurum­da çekişmeyin ve davalaşmayın. Ben dünyada iken daha önce size uyarı ve tehditte bulunmuştum. Sİzi Kur'an ile uyarmıştım. Peygamberlerin lisanı ile ikaz etmiş, kötü akıbetten birçok kez sizleri sakındırmış, hayra da davet et­miştim. Benim katımda söz değiştirilmez. Benim hükmümü aksatacak hiç kimse yoktur. Kafirin Cehennemde ebedi kalmasına, isyankârın da kendi ame­line göre azaplandmlmasma hükmettim. Bu hüküm değiştirilemez. Senin Rab-bin kullarına zulmeden değildir! Hatırla o günü kî Biz Cehenneme şöyle de­riz: İçine giren günahkâr ve suçlularla senin o geniş yanların doldu mu? Ce­hennem bu soruya şu karşılığı verecektir: Daha fazlası yok mudur?

Cenab-ı Allah kafirlerin hallerini beyan ettikten sonra mü'minlerin kı­yamet günündeki hallerini açıklamaya başlayarak şöyle buyurmuştur: Cen­net, takva sahibi kimselere çok yaklaştırıldı. Onu gözleriyle müşahade eder­ler. Onda, gözler görmedik, kulaklar işitmedik, beşer kalbinden geçmedik şey­ler görürler. Onlara şöyle denir: Ey takva sahibi kimseler, vadolunduğunuz Cennet işte budur! Bu Cennet sizler içindir. Çok tevbe edip Allah'a dönen, O'nun hududunu muhafaza edip haramlarına yaklaşmayan, gayb halinde Rah-man'dan korkup O'na yönelen ve böyle bir kalple gelen kimseler İçindir.

Allah'ın azabından sakınan kimselere şöyle denir: Şu Cennete her kor­kudan emin olarak esenlikle girin. Bu ebediyet günüdür. Burada dilediğiniz şeyler vardır. İştahınızın çektiği herşey mevcuttur. Cömert olan Rabbinizin katında fazlasıyla lütuf ve ikramlar vardır.

Cenab-ı Allah'ın sonsuz kudretini, eksiksiz ilmini ispatlayan ayet-i keri­menin zikrinden sonra, kıyamet gününün hallerinin ve Kiramen Katibin me­lekleri tarafından kayda geçirilen amellerine karşılık olarak insanın orada kar­şılaşacağı manzaraların-anlatılmasında; ölüm sonrası diriliş inancını ispatla­yan ve ölüm sonrası dirilişe imanı takviye eden, ayrıca kendileri için hazırla­nan Cennetle nimetlenen mü'minlerin izinde gitmeye davet eden unsurlar ve deliller yok mudur? Bütün bunların üzerinde senin Rabbinin katında, Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimseler için fazlasıyla lütuf ve ihsan vardır!...[12]

 

Ölüm Sonrası Dirilişi İnkâr Edenlerin Tehdit Edilişi Ve Sûrenin Sona Erişi

 

36- Ey Muhammedi Bu inkarcılardan öncs, kendilerinden daha kuv­vetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir.    Kaçacak bir yer

.var mı?

37- Doğrusu bundz,-kalbi olana veya hazır bulunup kulak veren kim­seye ders vardır.

38- And olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık.

39- Ey Muhammedi Söylediklerine sabret; Rabbîni, güneşin doğma­sından önce ve batışından önce överek teşbih et.

40- Geceleyin ve secdelerin ardından O'nu teşbih et.

41- Bir çağrıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.

42- O gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür.

43- Doğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş Bİze'dir.

44- O gün, yer yarılır onlar çabucak ayrılır; bu, Bize göre kolay bir toplanmadır.

45- Onların dediklerini biz daim iyi biliriz. Ey Muhammedi Sen onla­rın üzerinde bir zorba değilsin, söz verdiğim günden korkanlara Kur'an'la öğüt ver.[13]

 

Bazı Kelimeler:

 

Nesil ve önceki devirlerde gelip geçmiş topluluklar.Araştırma yaptılar. Yahut ticaret maksadıyla, ya da önden kaçış gayesiyle şe­hirlerin bir ucundan diğer ucuna sefer düzenleyip dolaştılar.Kaçış yeri.

Yorgunluk ve acizlik. Secdelerin ardında.Ölüm sonrası diriliş çağrısı.Açılıp yarılır ve insanlar mezarlarından çıkarlar. Zorba.Kolay.[14]

 

Açıklama:

 

Sizden önce gelip geçmiş ümmetlerin ve nesillerin bir çoğunu, peygam­berleri yalanlayıp ölüm sonrası dirilişi inkar ettiklerinden dolayı acil ve şid­detli bir azap ile helak ettik. O ümmetler ve nesiller sizden daha çok kuvvet­li, sizden daha çok zengin, evlatça sizden daha çok kalabalık ve ticaret sa­hipleri idiler. Bunların yakalanmaları çok şiddetli oldu. Zorbalık yaptılar. Ül­kelerde dolaşıp araştırma yaptılar. Çokça fesat çıkardılar. Bazılarının anlat­tığına göre bunlar seferde, gelip gitmede, araştırmada, mal ve ticaret talep etmede, fazlasıyla ileri gidip mesafeler kat etmişlerdi. Bunlar Allah'ın huzu­runa çıkmaktan kaçıp kurtulabildiler mi? Onlar için kaçıp sığınacak yer yoktur. Sadece Allah'a dönme mecburiyetindedirler. Ey inkarcılar! İbret alın. Ey müş­rikler! İman edin.

Bütün bu anlatılanlarda düşünenler, güzeli güzel, çirkini de çirkin gö­ren kimseler için hatırlatma ve ibret vardır. Zira öğütlerden ders almayan kimse, kalbi olmayan kimse gibidir. Düşünen kalbi, duyan kulağı olan kimseler, bu anlattıklarımızdan ders alırlar. Taassuba kapılmadan- hakkı öğrenmek iste­yen kimseler bundan ders alırlar. Bu gibi kimseler ayetlerimiz kendilerine okun­duğu zaman sadece bedenleriyle değil, aynı zamanda ruhları ve akıllanyla da orada hazsr bulunurlar. Cenab-ı Allah birçok defalar kafirleri kınamıştır.çünkü onlar bu okunan ayetlerden yararlanmamıştırlar. Zira kalplerinin üze­rinde kilit vardır. Onlar, ayetler okunduğu zaman orada sadece bedenleri ile bulunurlar. Aklen ve ruhen hazır bulunmazlar. "Bunlar Kur'an-i düşünmez­ler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?"[15]

"Bizler, göklerle yeri ve ikisi arasındaki acaiplikleri altı günde yarattık. (Allah bunları bir anda bile yaratmaya muktedirdir). Bu yaratmadan sonra da bize bir yorgunluk ve acizlik gelmedi."

Rivayete göre bu ayeti kerime, Yahudilere reddiye olarak nazil olmuştur. Onlar şöyle demişlerdi: Cenab-ı Allah göklerle yeri altı günde yarattıktan sonra Cumartesi günü istirahat etti. Arşın üzerinde sırı üstü uzandı. Dünyayı ya­rattıktan sonra dinlenmek için böyle yaptı.

' Cenab-ı Allah bütün kainatı altı günde yarattığına göre ve yaratması da böyle hayret verici olduğuna göre, ölüm sonrası dirilişi gerçekleştirmesini bizler nasıl uzak bir ihtimal olarak görürüz?!

Cenab-ı Allah bu sureyi, herşeyden haberdar olan, hikmet sahibi bir za­tın; hayra davet eden; kavminden eziyet gören, verdiği iyiliklere kötülükle mu­kabele gören kimse için sunduğu bir İnanç ile nihayete erdirmektedir. Bu ilaç sabırdan başka birşey değildir. Hayra davet eden kimse, mükafatını ancak Al­lah'tan bekler. İşinide O'na havale eder. Allah, kullarının hallerini görendir. O, Zafer ve te'yidi ile, gerçek mü'minlerîn beraber indedir.,

Ey Muhammedi Onların söyledikleri sözler karşısında sen sabret. Teşbih ve namaz ile Allah'tan yardım dile. Bu kainatın yaratıcısının huzuruna çıka­cağım kesinlikle bilerek ruhunu kuvvetlendir. Namaz'da ,duada, teşbih ve tek­birde bu halde bulun. Rabbine hamd ederek, şükrederek, nimetleri ile lütfu-na şükranla mukabelede bulunarak teşbihte bulun. Sana her ne kadar kötü­lükler dokunsa da sen O'nu tenzih et. Güneşin doğuşundan önce seher vak-. tinde, güneşin batmasından önce, geceleyin, her namazın ardısıra Rabbini teş­bih et.

Zikir için özellikle bu vakitlerden söz edilmiştir. Çünkü bu vakitlerde Cenab-ı Allah'ın azamet, celal ve kudreti tezahür etmektedir. Kainat dinlen­meye geçtiği anda O'nun kudreti tezahür etmektedir. Dünya gündüzleyin gü­rültü, kavga, hararet, ışık ve hareketten sonra grup vaktinde ölü vaziyete gir­mekledir.Cenab-ı Allah bütün hallerde kudretini ve azametini izhar etmektedir.

Sahih :-ir hailce anlatıldığına göre Peygamber (S.A.V.) efendimiz her farz namazm ardısjra dua edermiş: Lâ ilahe illallahû vahdehü lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hmnd. Yuhyı ve yünıîtü ve nüve ala killi şey'in kadîr. AUahümme lâ mania Uma a'tayte velâ mutiye limû mena'te ve/â yenfeu zeîceddi minke'l-cedde. "Allah'tan başka tanrı yoktur. O birdir. Ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na aittir. Dirilik ve öldürür. O herşeye kaadirdir. Allah'ım senin vereceğini men edecek kimse yoktur. Senin men ettiğine de verecek kimse yoktur. Hiçbir güçlü senin gücüne karşı bizleri koruyamaz".

Ey insan! kıyamet gününün halini sana haber verene kulak ver. Bu anla­tımda, anlatanın durumunu bildiren muazzamlık ve büyüklük ifadeleri var­dır. Çağrıcının çağırdığı günde insanlar kabirlerinden çıkarlar. O gün gerçek sayhayı işitirler. İşte o gün kabirlerden çıkış günüdür.

İşte biziz dünyada insanları yaşatıp öldüren. Dönüş sadece bizedir. Ye­rin yanlıpta insanların çabucak mezarlarından çıkıp toplanma yerine ko­şarak gittikleri günü hatırla. İşte o toplama ve yayılma günüdür. Bu iş bizim için çok basit ve kolaydır.

Ey Peygamber! Onların söylediklerini biz pek iyi biliriz. Bu söyledikle­rinden ötürü de onları cezalandıracağız. Onların İşine aldırma ve tasalanma. Sen onlar üzerinde zorba değilsin. Onları imana zorlayamazsın. Sen sadece tebliğ görevi ile yükümlü bir elçisin. Yalnızca hatırlat. Çünkü sen bir hatırla-tıcıdan başkası değilsin. Kur'an ile uyar. Çünkü Kur'an'dan ancak tehditleri­mizden korkup gayba iman eden kimseler istifade ederler. Onlarda hayra yönelme kabiliyeti vardır.[16]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/15.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/16-17

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/17.

[4] Sad sûresi: 1-2.

[5] Mülk sûresi: 14.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/17-20.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/20.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/20.

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/20-21.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/21-23.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/23.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/23-26.

[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/26-27.

[14] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/27.

[15] Muhammed süresi: 24.

[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/27-29.