Kaf Sûresi - Kuran - 050Kaf - 20. Sayfa
Kafirlerin, Kendilerinden Olan Peygambere Hayret Etmeleri
Allah Kullarına Asla Zulmetmez
Araplarda Bulunan Şirk Akidesinin Boyutuna Dair Bir Uyarı
Takva Ve Salih Amel İle Birlikte İmanın Gerekliliği
Peygamber'e Güveni İçeren Ayetlerin Çokluğu Ve Hikmeti
Göklerin, Yerin Ve İçindekilerinin Altı Günde Yaratılması
Mü'minlerin Allah'ı Zikir Ve Teşbih Edip Ona İbadet Etmelerinin Önemi
KAF SÛRESİ
Kurandaki Sıram. : 50
Nüzul Sırası : 34
Ayet Sayısı : 45
İndiği Dönem : Mekke
Surenin Tanıtımı
Sûrede, uhrevi diriliş, korkutma ve müjdeleme, Allah'ın gücünün sınırsızlığına dair deliller ve bazı sahnelerin hikaye edilmesi, yalancı kafirleri kınama, müttakileri övme ve onların ahiretteki sonlarını, önceki yalancı kavimlerin sonlarını hatırlatma, Peygamber'e kavminin tavırlarına karşı güven ve teselli vermeyi pekiştirme gibi konular vardır. Sûrenin belirli, şahsi tavırları ve sahneleri olmayan genel bir konusu bulunmaktadır. Bölümlerinin birbirine uyumluluğu, bağlılığı vezinlerinin birliği, bir defada indirilen surelerden olduğunu göstermektedir. Ya da ardarda gelen bölümler halinde inmiştir. 38. ayetinin Medeni olduğu rivayet ediliyor. Onun üslubu ve diğer ayetlerle uyumluluk arzetmesi, bunda şüpheye götürmektedir.[1]
Rahman ve Rahim oian Allah'ın arlıyla.
1- Kaf. "Şerefi üstün" Kur'an'a andolsun.
2- Hayır, içlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu ilginç bir şeydir" dediler.
3- Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (tekrar hayata döneceğiz)? Bu, (İhtimali çok) uzak bîr dönüştür.
4- Doğrusu biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (her şeyi) kayıt eden bir kitap vardır.
5- Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir ıztırab[2] İçinde bulunuyorlar.
Bazı müfessirler "kafin bir dağ adı olduğunu söylerler. Bazıları ise, dünyada uzun, yeşil bir dağdır, derler. Diğerleri ise sûrenin ya da Allah'ın isimlerinden bir addır derler. Başkaları ise, çoğu sûrelerde uyarma ve dikkatleri çekmek için tek haillerle başlayan harfler gibidir, diye belirtirler. Biz bu görüşü tercih ediyoruz, çünkü "kaf" harfinden sonra Kur'an'a yemin ile devam ediliyor. Bu uslub böylesi sûreler de çokça tekrarlanıyor.
Yemin*in cevabına gelince, hazf/edilmiştir takdiri ise: Kafirler yalancıdırlar yada Kur'an'dan okunan, içinde bir şüphe olmayan doğrulardır. Ya da dördüncü ayelte belirtilendir.
Ayetlerde, kafirlere kendilerinden olan, ahirelle korkulan, Allah'a davet eden bir peygamberin gelmesine dehşet ve hayretle bakmalarının anlatımı vardır. Ayetlerin ruhundan ve içeriğinden, kafirlerin dehşet içinde kalmaları ve hayretleri birinci dereceden uhrevi diriliş ile ilgilidir. Çünkü üçüncü ayelte, peygamberin bu dirilişle korkulmasını öldükten ve toprak olduktan sonra dirilişin uzak olduğunu belirterek sorguladılar. Dördüncü ayette ise isbat üslubu ile onlara cevap verilir. Allah cisimlerinin her zerresine kadar onları kuşatmıştır. Onları diriltmeye de muktedirdir. Beşinci ayete gelince, onların yalanlamalarının şüphe olmayan hakkı yalanlama olduğunu, onlara geldiği zamanki durumu, hakkın susturduğu, dehşete düşürdüğü kimsenin durumu gibi karıştırıp muzla-rib olduklarını açıkça belirtir.[3]
Kafirlerin, Kendilerinden Olan Peygambere Hayret Etmeleri
Ayetler, kafirlerin kendilerinden bir peygamber gelmesinden, ahirelle ki hesab. sc-vab ve ceza ile korkulmasından hayret etmelerini hikaye eder. Kuran'ela bu defalarca1 tekrarlanır. Bu da her iki konunun daima inat etmeye, inkâra, ihtilafa düşmeye hayret etmeye sevk ettiğine deİalet eder. Özellikle de diriliş ve hesap verme konularında. Bu durumla çok uğraşılıyor ki Kur'an'da geniş bir yer almıştır. Hatla hiçbir sûre yok ki böylesi uslub ve sigayla bir vasfı, bir korkutmayı, bir müjdelemeyi, pekiştirmeyi içermesin. Peygambere karşı tavırlarındaki şüpheleri, Allah ile bağlantısının olması hakkındaki şüphelerinden kaynaklanmaktadır. O onlardandır, onlar gibi beşerdir. Kemikleri ufalanıp loprak olduktan sonra dirilişin imkansız olduğuna dair inançları, ahirele ilişkin tavırlarından kaynaklanmaktadır. İşte bu noktadan çoğu ayetler, onların Peygambere, Allah ile ilgisini mucizelerle isbat etmesi, melekler indirmesi, babalanın diriltmesi için meydan okuyuşlarını hikaye eder. Buna Enbiya sûresinin 3-5. ayetleri örnek verilebilir: "Kalblerı eğlencededir. O zalimler, aralarında şu konuşmayı gizlediler; Bu (Mıılıam-meâ), de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz göre göre büyüye mi kapılacaksınız? Dedi ki: Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir. (O'ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir. Hayır, hayır o şairdir, dediler: (Eğer gerçekten peygaın-berse) öncekilerin (mu cizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin". Hi-cr sûresinin 6-7 ayetleri "Dediler ki: Ey kendisine zikir (kitab) indirilmiş olan, sen mutlaka delisin. Eğer doğru/ardan isen, bize melekleri getirseue!" Duhan sûresinin 34-36. ayetleri "Şunlar (bu Kıtreyş kafirleri) de diyorlar ki: İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz. Doğru söylüyorsanız, bahalarımızı gelirin".[4]
6- Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl yaptık, süsledik, hiç bir çatlağı[5] yoktur?
7- Yeryüzünü de (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda her sınıftan göz alıcı iç kamaştırıcı çiftlerle (nice canlılar)[6] bitirdik.
8- (İşte bunlar) içten (Allah'a) yönelen her kul için bir basiret ve bir hatırlatmadır,
9- Ve gökten bereket ve rahmet yüklü yağmur indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler[7] bitirdik,
10- Ve birbiri üstüne dizİlmiş[8] tomurcuk[9] yüklü yüksek[10] hurma ağaçlan da.
11- Kullara rızık olması için. Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) dirilip çıkarılma da böyledir.
Ayetler öncekilerle bağlantılıdır. 6. ayet uhrevî dirilişi uzak gören, peygamberin ri-saletine şaşıran kafirleri anlatan önceki ayetlere telmihte bulunur. Ayetler, Allah'ın kudretine delil leşkil etmektedir. Ayetlerin başlangıcındaki inkâr eden som, Allah'ın kudretini kabullenmeyen inkarcıları kınamayı içermektedir. Oysa onlar, göklerde ve süslenmesinde, yeryüzünde, dağlarda, bitkilerde, ağaçlarda, gökten inen bereketli yağmur, Öldükten sonra ağaç ve çekirdeği diriltmesindeki büyük eserlerini görüyorlardı. Diriliş de bundan daha büyük değildi.
Kur'an onların, Allah'ın, yeri ve gökleri yarattığını itiraf etliklerini anlatıyor. Geçen sûrede Kur'ani şahitlerini zikretmiştik. Böylece Allah'ın onlar hakkında hücceli kaçınılmaz oluyor.
Yeryüzünü Öldükten sonra su ile diriltmesini uhrevî dirilişe benzetiyor. Çünkü kuraklık, Ölüm ve kuruluktan sonra hayat, suyun inmesiyle yeniden başlıyor. Bütün bunlara gücü yeten Allah, elbette ki insanları öldükten sonra diriltmeye tabiatıyla muktedirdir. Benzer münasebetlerde insanların şahid olduklarından alınma, benzer deliller tekrarlanmıştır. Örnek olarak Rum sûresinin 50. ayeti verilebilir. "Allah'ın rahmetinin eserlerine bak ki, nasıl yeri ölümünden sonra diriltiyor?! Şüphe yok ki. O. ölüleri de di-riltecektİT. O herşeye kaadirdir." A'raf sûresinin 57. ayeti de aynı minvaldedir: "O ki rüzgarları rahmetinin Önünde müjdeci gönderir. Nihayet onlar, ağır ağır bulutları yüklenince, onu ölü bir ülkeye yollarız; onunla su indirir ve türlü türlü meyvakır çıkarırız. İste Ölüleri de böyle çıkaracağız. Herhalde bundan ibre! alırsınız."
Allah'ın kudretine delil getirirken Kur'ani üslubun hissiyata, kalbe ve akla hitabeden bu tablo, kâinat kanunlarına, sahnelerine işaret eden hissi ve zihni muhatap alan, basil üslûp dikkat çekiyor. Değişik seviyelerdeki bütün insanlar, bu sahnelerde, kanunlardaki büyüklüğü, faydayı, hayatın devamlılığının delilini görmektedirler. Hiç kimse bunları Allah'ın kudretine, rahmetine götürmekte şüphe etmez. Yaralan, rızık veren, tasvir e-den, Allah'ın kudretinden başka bir kudret çerçevesinde geliştiğine ikna olmaz. Bunlara güç getiren elbette herşeye güç getirir. Bunda Kıyamet günü insanları diriltmek, onları hesaba çekmek, amellerine göre mükafatlandırmak da vardır. Çünkü hu Allah'ın adaleti ve hikmeti gereğidir.
Bu üsiûp her münasebetle, benzer ayetlerde tekrarlanıyor. Bu; akla, kalbe, göze, hisse, hitap eden her yerde ve zamanda insanların bülün sınıflarının gözlerinin önünde akan canlı ve delilli bir üslûptur.[11]
12- Onlardan Önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semûd (kavmi) de yalanladı.
13- Ad, Firavun ve Lut'un kardeşleri,
14- Eyke halkı ve Tubba' kavmi de. Bunların hepsi de peygamberleri yalanlayıp, uyardığım (azab)'i hak ettiler.
Zamirin Önceki ayetlerde dehşetleri, yalanları, hayretleri, anlatılan yalancılara dönmesi, hu ayetler ile geçen ayetler arasında bağlantı var demektir. Kendileri gibi geçmiş yalancıların sonlarına o kimselerin düşmemesi için uyarıp hatırlatmayı hedefliyor. Onda Peygambere (s)'de belki bir teselli vardır. Karşılaştığı yalanlama yeni değildir. Kendinden önceki peygamberler de kavimlerinden aynı şeyle karşılaştılar. O kimseler Allah'ın azabını ve onlara tehdidini hakettiler. Bu kimseler için de, azab ve tehdidi gerçekleşecektir. Bu açıklama birkaç defa tekrarlanır. Örneğin Fatır .sûresinin 4. ayeti "Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki peygamberler de yalanlanmış!iv. Bütün isler Allah'a döndürülecektir" ve En'am sûresinin 34. ayeti buna örnektir: "Senden önce de peygamberler yalanlanmış!!. Yalanlamalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler, nihayçl onlara yardımımız yetişti. Allah'ın kelimelerini (yardım vadini) değiştirebilecek kimse yoktur. Sana da peygamberlerin haberinden bir parça gelmiştir,"[12]
Tubba, Eyke Ve Ress Halkları
Önceki sûrede Nuh, S.enlûd, Ad, Firavun kavimlerine işaret ediliyor. Onları lanılır-ken lekrara düşmeyecek şekilde zikrediyor. Rcss, Eyke halkları burada ilk dola, Uil kavmi de açıkça ilk defa zikrediliyor. Çünkü Nccm sûresinde Mu'tcfikc adıyla anılmıştı.
Kur'an'da Eyke ashabı, Lut, Nuh kavmi, Semûd, Ad, Firavun topluma gönderilen peygamberlerin çokça zikredilmesine rağmen Tubba kavmine, Rcss ashabına peygamberler gönderildiğine başka yerde işaret edilmedi. Furkan sûresinde aynı labirie Tubba zikredilmcksizin Ress ashabı zikredilmiştir sadece.
Ress, suyu bol yada seddi olan bir kuyu, kaynaktır, Ress halkı hakkında müfcssirlc-rin sözleri değişiktir. Bundan biri, Arap yarımadasının kuzeyinde ya da Yemamc'dc bulunan bir kavimdir. Onların Uhdud ashabı oldukları söylenir. İsmin verdiği ilhamda da Arap yarımadası kabileleri ve kavimlerinden biridir. Bugün "Rcss" yarımadanın kuzeyinde bulunan bir yerin adıdır. Belki de o eskiden gelme bir adlandırmadır.
Eyke ise ağaçların birbirine girdiği yerdir. Şuara sûresinde Eyke ashabına peygamber olarak gönderilen Şuayb (a) adıyla birlikte Eyke de zikredildi. Hud ve A'raf sûrelerinde ise Şuayb adı aynı sıfatla Mcdycn ile birlikte zikredilir. Şuara sûresinde Eyke ashabının durumunu tanımlayan, Şuayb (a) tarafından özellikle onlara yönelik "Ölçüyü fam yapın, eksi/tenlerden olmayın" hitabı Şuayb tarafından Medycn halkına A'raf ve Hud sûrelerinde yöneltilen hitapda da aynı tanımlama bulunmaktadır. Araf 85. ayeti "ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarım eksik vermeyin". Hud sûresi 84.ayeti "Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın". Buradan da anlaşılıyor ki Eyke ashabı Şu-ayb'ın kavmi olan Medyen ashabıdır.
Medyen adı Haruç seferinde, diğer Abd-i Atik'in bölümlerinde zikredilmiştir. Bu ad hâlâ Ürdün'ün doğusunda Akabe yönündeki harabe ya da şehir kalıntılarına verilmektedir. Kasas sûresinde açıklayacağımız gibi Şuayb'ın Musa (a)'yj kızıyla evlendirdiğini konu eden rivayeti müfessirler tercih eder. Ahd-i Alik bölümlerinde Haruç seferinde ise, Medyen kabini Yesnm'un kızıyla Musa'nın evlendiğini belirtir. Çokları ise. Haruç ve Adid seferlerinde, Bap bin Ruavi! adını zikrederler. Arap kabileleri bu isme yabancı değildir. Şuayb adı ise Arapçalaştınlmış yada Hubab adından geliştirilmiştir. Her iki lafız da yakındır.
Bi'setten önce Necaşj, Kayser, Kisra lakablan gibi Tubba'cla kralların lakabıdır. Cümleden kastedilen, Tubba krallarının hükmü altındaki Yemen halkıdır. Onlar Ad kavminden farklı bir kavimdir. Bir ayette o iki kavmi zikretmesi buna delildir.
Esfar'da Şuayb (a)'in risaleti yada Medyen Kahin'in kavmine mesajları ile ilgili bir kayıt yoktur. Buna göre, Eyke ashabı, Şuayb'ın kavmi, Ress ashabı, Tubba kavminin kıssalarının da Hud, Salih kavimlerinin kıssaları gibi Arap hikayeleri olduğu söylenebilir. Peygamber (s) toplumundaki Arapların Salih, Hud (a) ve kavimlerinin kıssalarını bildiklerine dair görüşü tercih etmiştik. Ve yine biz, Tubba kavmi, Eyke ve Rcss ashabının kıssaların bilindiğini ve anlatıldığını belirten görüşü tercih ediyoruz. Böylece Kur'ani kıssaların nasibatlan tamamlanmış oluyor.
Kavimleri anlatan üslubun delaleti açıktır. Kıssayı dinleyenler onda haberler bulacaktır. Hedef ise korkutma ve hatırlatmadır. Kafirleri kınayan bir hamleden sonra gelir. Onların dikkatini Allah'ın azametine, kudretine çeker. Kur'an ayetlerinin sıkça tekrarladığı Üslûplardan biridir.
Ayetlerde zikredilen sekiz kavim arasında dağılan ülkeye -ki Arap yarımadasıdır-dikkat çekmek yararlı olur. Onlar ise Tubba', Ad, Semûd ve Ress ashabı; dağılan diğer beldeler ise yarımadayla bağlantılıdır, onlar da; Nuh ve Lut kavmi. Eyke ve Firavun ashabıdır. Yakından veya uzaktan yarımadayla ilintilidir. Çünkü Allah vahyinin indirildiği, Peygamberi (s)'nin seçildiği yerdir. Kervanlarının yolu üzerinde Semûd, Lut kavmi, Eyke ashabının beldeleri bulunmaktadır. Mısır, Yemen, Irak'a varan kervanlar da vardır. Bu, Kur'an'ı dinleyenler tarafından bilinen, işitilen sahneler ve durumlarının hatırla-lılmasidır. Bu da kıssaların hedefi ile uyumludur. Az önce vurguladığımız gibi muhatapların onların haberinden cahil olmadıklarını da vurgulamaktadır.[13]
15- (İnsanlar: yoktan var etme) ilk yaratmadan[14] aciz mi[15] kaldık ki (yeniden yaratmayalım)? Doğrusu onlar yeni bir yaratmadan şüphe[16] ve hayret[17] içindedirler.
16- Andoisun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.
17- Onun sağında ve solunda oturan[18]' iki alıcı (melek o-nun sözlerini ve işlerini) kaydetmektedir.
18- (İnsan) hiçbir söz söylemez ki yanında kendisini gözetleyen,[19] dediklerini zapteden (bir melek) hazır bulunmasın'[20].
Ayetler önceki siyak ile bağlantılıdır. Yalanlayanların diriliş hakkında tartışmalarında, onlara cevap vermede, Allah'ın kudretine delil getirmede başlangıca dönüş vardır. Başka bir uslubla onları azarlama ve kınama bulunmaktadır. Aynı zamanda Allah'ın insanların nefislerinde olup biten herşeyi bildiğini, onların üzerinde söylediklerini yazan, yaptıklarına şahid olan denetleyicileri bulunduğunu hatırlatmak onları korkutmaktadır.
Bazı müfessirler son iki ayet İçin bir nebevi hadis rivayet ederler. Her insanın sağında ve solunda bir melek olduğunu, sağındaki meleğin iyilikleri yazdığını, solundaki meleğin ise kötülükleri kayıt ettiğini ifade ederler[21].
Her iki ayetin görünüşü buna uymakladır. Bununla beraber cümlelerin, örnek vermek, benzetmek, yakınlaştırmak için zihinlerin alıştığı tanık olma, sayma ve o ikisini gözetleme, murakabe etme ve casusluk yapma amacıyla kullanılmıştır.
Belki de 16. ayette buna bir delil vardır. Çünkü İnsanın Allah'ın murakabesinde ve direk kuşatmasında olduğunu belirtir. O ona çok yakındır. Allah zihninde dolaşanı, nef-sindeki vesveseyi, sarfettiği sözün hepsini, yaptığı ameli direkt olarak bilir.[22]
19- Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçıp düşünmediğin şeydir[23].
20- Sura üflendi. İşte bu, kendisine karşı tehdid edilen gündür.
21- Her nefis, yanında bir sürücü ve şahidle geidi.
22- (Allah ona); "Andoisun, sen bundan gaflet İçinde İdin. Bİz sen(in gözü)nden perdeni açtık; bugün artık gözün keskindir'[24]'dedi.
23- (Tanık olarak gelen melek) yanındaki arkadaşı:'[25] "İşte yanımdaki hazır" dedi.
24- (Allah sürücü ve sabide buyurdu ki): "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı kafiri!"
25- "Hayra engel olan, saldırgan, şüpheciyi.
26- O kİ Allah ile beraber başka tanrılar edindi, bundan dolayı onu çetin bir azaba atın".
27- Yanındaki (vesvese veren, ayrılmayan cin ve insanlardan) arkadaşı dedi ki: "Rabbİmiz, ben onu azdırmadım, zaten o kendisi derin bir sapıklık içinde idi".
28- (Allah) buyurdu ki, "Huzurumda çekişmeyin. Ben sizi daha önce de uyarmıştım.
29- Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici de değilim".
30- O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz. "Daha yok mu?" der.
Ayetler siyak ile bağlantılı ve konunun devamı gibi görünüyor. Yalanlayanların can çekiştikleri, Kıyamet günü diril dikleri zaman görecekleri gerçekleri hikaye ederek açıklıyor. Ki onlar bundan kaçıyorlar ya da şüphe ediyorlardı. Azarlama ve kınamayı içeren güçlü bir uslub kullanılıyor. Hedeflediği tek [26]şey, nefislerinde korku ve heybeti uyandırarak onları vazgeçirmeye çalışmak, korkunç, dehşetli bu son olaydan korunmalarını sağlamaktır.
Yalanlayanlara yöneltilen azarlamayı, sura üfürülmeyi, Allah ile onlar arasında. Allah ile onların arkadaşları arasında geçenleri, yalanlayanların .sürücü ve şahidlerlc olan sohbeti, Allah ile ateş arasında ki konuşmayı bu ayetler içermektedir. Buna ek olarak uhrevî dirilişe iman etme, insanların cezalandırılmasının gerçek olduğunu ve insanların dünyada alıştıkları sahne ve tabloları zihinlere yaklaştırmak, benzetmek, örnek vermek amacını güdüyor. Kalbleri ne kadar katı ve şiddetli de olsa derinliklerine etki eden bir azarlamayı, tehdidi, korkulmayı takviye yoluna gidiyor. Ki azgınlığından ve sapıklığından vazgeçerek Allah'a dönsün ve salih amel işlesin.
27. ayet özelde ve genelde hayrı yasaklamanın çirkinliğini, genel düşmanlığını içeriyor. Bunları yapanları Allah'ın gazab ve intikamına mazhar olmakla korkutuyor. Buna atfen kafirlerin, ahiret sahnesinde bu nedenle ateşi hak ettiklerini anlatıyor. Bu da haliyle uzun ve devamlı bir Kur'ani telkini gerektiriyor.
30. ayel, yalanlayanlara olayı hikaye etmesine rağmen, hayrı yasaklayan, haddi aşan, kafirlerin karşılaşacakları tabloyu içeriyor. Oysa o, işledikleri günahın ve hakelliklerinin adilane karşılığıdır. Başka bir deyişle, insanın yolunu ve amelini seçme kabiliyetini is-bat vardır. Günahkâr ve sapıklar, Allah insanlara yolu belirttikten, ondan sapanı tehdit ettikten sonra günah ve sapıklık yolunu seçtikleri için cezayı hak etmişlerdir. Ondan Önceki ayet de bunu zikrediyor. Bunda Kıyamct'e kadar kalacak Kur'ani bir telkin vardır.[27]
Allah Kullarına Asla Zulmetmez
(29. 30) ayetler, özellikle "Ben kullara zulmedici değilim'' cümlesi kelam ekolleri arasında çok tartışılan bir konudur. Mu'tezile bu ve benzeri diğer ayetleri delil getirerek uhrevî cezayı, dünyada insanların kazandıkları amellerin lam karşılığı olarak görmektedir. Eş'ari ise bu ve benzeri ayetleri tevil ederek bu cezalandırmanın Allah'ın mutlak hakkı olduğunu belirtmektedir[28].
Bizim az Önce yaptığımız açıklama ise Kur'an ayetlerinin ruhu ve içeriği ile uyumludur. Bu ve benzeri ayet ve konulardaki şiddetli tartışmaları uygun bulmuyoruz.Yapfı-ğımiz açıklama, ayetlerin hedeflediği korkutma ve nasihat, insanların kalplerine Allah'ın heybetini yerleştirme korkunç sonu hatırlatma, onları vazgeçirmeye çalışma ile uyumludur. Aksi yorumlara Allah'ın insanları yarattığı fıtrat gereği dünya ve ahiretle çalışma ve uğraşı fırsatı ile uyumlu olmadığına geçen sûrelerde defalarca hatırlatmıştık. "Ben kullara zulmedici değilim" cümlesine İbn Kesir açıklık getirerek şöyle demiştir: "Ben başkasının günahı ile başkasını cezalandıracak değilim. Fakat delili bulunduktan sonra bir kimseye günahından dolayı azab ederim". Bu yorumu Beğavi, Hazin. Ibni A libas, Tabersi de desteklemiştir.[29]
Araplarda Bulunan Şirk Akidesinin Boyutuna Dair Bir Uyarı
28. ayet, Arapların şirk akidesini ve onun mahiyetini açıklamaya işaret etmeyi içerir. O da, Allah'ı itiraf etmekle beraber, O'na başkalarını ibadet ve duada ortak koşmaları ya da O'nun katında kendilerine şefaatçi olmalarını istemeleri arasında olan bir inançtan dolayıdır. Bu husus, geçen ilgili konularda nasslarını zikrettiğimiz değişik ayetlerde açıkça belirtilmişti. Allah'ı birlemede ibadette, yönelmede, duada, güvende Ona başkalarını ortak koşmaya savaş almaya; maksadı ve üslubu ne olursa olsun onları İnkâr etmeye, ortadan kaldırmaya davet etmektedir.[30]
31- Cennet de müttakilere hazırlanmıştır,[31] uzak değildir.
32- İşte, size va'dedilen budur. Daima Allah'a yönelen,[32]' çokça bağlanan, (O'nun hükümlerini) koruyan,[33]
33- Gizlilik' [34]anlarında bile Rahman'dan korkan ve (Allah'a) boyun eğmiş, teslim olmuş'[35] bir kalple gelen herkesin (mükafatı budur).
34- Ona 'esenlik ve barış (selam)'la girin. Bu, ebedilik günüdür.
35- Orada diledikleri her şey onlarındır; katımızda daha fazlası[36] da var.
Ayetler Öncekilerle bağlantılıdır ve onların devamıdır. Kur'ani üslubun gereği günahkâr kafirlerin sonlarına mukabil ahirette salihlerin sonlarını zikrederek açıklıyor.
Ayetlerde ki nitelendirme güçlü ve akıcıdır. Temiz nefisleri, anlayan kalbleri olan kimseleri cezbederek onları dosdoğru yolda yürümeye, ona gıbta etmeye, güven vermeye razı olmaya sevkediyor. Buna ek olarak ahirette iman edenlere verilecek nimetlerin ve ikramların gerçeğini belirtiyor.[37]
Takva Ve Salih Amel İle Birlikte İmanın Gerekliliği
Ayetlerde belirtilen sıfatlar, daimi boyuttaki güzel telkinleri içermektedir. Kişinin müslüman olduğunu ilan etmesi yeterli değildir, bilakis Allah'a olan takvasında şalih amelle günahlardan kaçınması gereklidir. O'nun ahidlcrini, O'na karşı görevlerini korumalıdır. Gizli ve açıkta yaptıklarıyla Allah'ın murakabesinde olduğunu bilmelidir. Kalbiyle, bütün uzuvlarıyla O'na yönelmelidir. İşte bunda, müslümanın nefsini tezkiye etme, Allah'a ve insanlara karşı görevlerini yaparken temiz nefis ve uyanık kalple, gizli ve açıkta Rabbinden korkarak dürüst, hayırlı, vefakar ve salih bir modeli hazırlama amacı vardır.
Ayetler, salihlerin saîih amelleri ve O'nun yolundaki davranışları seçmelerinin mükafatı olarak Allah'ın rızasını, cennetini ve ikramını hak ettiklerine delalet olduğu gibi geçen ayetlerin siyakında zikrettiğimiz üzere kafirlerin de azabı hak edeceklerini açıklama vardır.
Bazı müfessirler ve kclamcılar buradan Allah'ı görmenin çıkarılabileceğini söylerler, Başkaları ise onlara bunun imkansız olduğunu belirtmekle cevap verirler. Bu kelime salihler için fazla lütufların, gözü aydın edecek şeylerin, nimetlerin çeşitlerinden gizli kalanları açıklama noktasındadır[38]. Bu husus anlamı sözlü tartışma ve çekişmeleri taşımayacağı dikkate alınırsa, biz kelimenin ikinci anlamı içerdiğini ve bunun yanında teşvik ve sevdirme olduğunu tercih ederiz.[39]
36- Bunlardan Önce nice kuşakları helak etmiştik ki onların tutuşu bunlardan daha kuvvetli idi, yakalaması daha güçiü İdi. Ülkelerde gezip dolaşmışlardı[40]. Ama bir kurtukaş[41] buldular mı?
37- Hiç şüphesiz, bunda, kalbi olan yada bir şahid oiarak
kulak veren kimse için elbette bir (zikir) öğüt vardır.
Bu iki ayet ile önceki ayetler arasında devamlı bir bağlantı vardır. O ikisinde başa dönüş vardır. Kafirleri, önceki yalanlayanların kendilerinden daha güçlü, daha üstün olmalarına rağmen Allah'ı aciz bırakamadtklarıni, yeryüzünde Allah'ın azabı gelince kaçacak ve kurtulacak yer bulamadıklarını hatırlatarak korkutmakladır.
İkinci ayette yeni bir uslubla İnsanın seçme kabiliyetini isbat etmektedir.[42]
38- Andolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık, bize hiçbir yorgunluk'[43] dokunmadı.
39- Öyleyse sen, onların dediklerine sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hartıd ile teşbih et.
40- Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasında[44] da O'na teşbih et.
41 - Dinie, o gün o çağıran yakın bir yerden çağırır.
42- O gün, o çığlığı bir gerçek (hak) olarak işitirler, işte bu (dirilip kabirlerden) çıkış günüdür.
43- Gerçek şu ki, dirilten ve öldüren biziz, biz. Ve dönüş de bizedir.
44- O gün yer onlar(m üsrün)den yarıl(ıp açıl)ır. (Ve onlar, kabirlerden çıkıp) sür'atle koşarlar. İşte bu toplamadır, bize göre kolaydır.
45- Biz onların ne dediklerini biliyoruz. Sen onların üstünde bir kontrol edici'[45] horlayıcı değilsin, sadece tehdidimden korkanlara Kur'an İle öğüt ver.
Ayetler siyak ile bağlantılı ve onların devamıdır. 38. ayeife. Allah'ın kudretine delil getirmek amacıyla insanların dirilişini halırlatmak için O'nun gökleri, yeri ve içindeki-lerini yarattığını dinleyenlerin de itiraf elliklerini, bunu yapmaya güç yelkenin cihetle ikinci defa yaratmaya güç getireceğinin daha açık olduğu belirtiliyor.
42-44. ayetlerde, Allah'ın diliyle muhataplara daha önce anlatılan hususların pekiştirilmesi sözkonusudur. O da, O'nun öldüren ve dirilten olduğu, (cilalın sesinden sonra yükselerek ve insanlar yerden çıkarak hızla onun çağrısına koşacak olmalarıdır. Sonuçla amellerine göre aralan ayrılır. Bu O'nun için çok kolaydır. 38-40, 45. ayetler, yalanlayanların yalanlamasına ve tavırlarına karşı peygambere bir teselli ve güven olarak geliyor. Allah'ın ona işittirdiği sözlerine tahammül etmeye, Allah'ı teşbih etmeye, O'na ibadete devam etmeye hazır olmasını emrediyor. Aynı zamanda Allah'ın onu insanları davete icabet etmeye zorlamak amacıyla göndermediğini ilan ediyor. Ona düşen Allah'ın tehdidinden korkanlara Kur'an ile öğüt vermesidir. Ayetlerde peygamberin görevinin tespiti vardır. Güzel niyet, uyanık vicdan, hak ve hidayeti isleyen kişilere işaret ediyor, işte o kimseler, Kur'an'da olan hidayet ve nasihallardan faydalanacak olanlardır. Özellikle son ayette, dinde zorlama olmadığı, insanlara seçme hakkinin kendilerine verildiği, din seçme hürriyeti prensibini pekiştiriyor. Bu, değişik usluhlarla tekrarlanıyor. Meseia Gaşiyc sûresinin 20-21. ayetleri "Öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin. Onların üzerinde kontrol edici değilsin" diyor.
Yunus sûresinin 99. ayeti "Rabbin isteseydi, yeryüzündeki 1 erin hepsi mutlaka iman ederdi. O halde sen mi İnsanları inanmaları İçin zorlayacaksın?'". Bakara süresi 256. ayetinde "Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tâğut(Şeytan)u, inkâr edip Allah'a iman ederse, muhakkak ki o. kapmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir" buyruîuyur.[46]
Peygamber'e Güveni İçeren Ayetlerin Çokluğu Ve Hikmeti
Peygambere teselli vermeyi İçeren ayetler münasebetiyle, Mekke'de inen Kur'an sûreleri, bu anlamda pek çok ayeti değişik üslublarla içerir. Hz. Peygamber kavminin hidayetini çok istiyordu. Önderlerin inal, engelleme, düşmanlık tavırlarında devanı elliklerini görünce hüznü ve düşüncesi artıyordu. Bunun neticesi olarak on üç yıl boyunca Mekke dönemi sürecinde Arapların büyük çoğunluğu davetten yüz çeviriyor ve geri kalıyorlardı. Bunun yanında mü"minterden nıustazai' olanlara yapılan baskı ve fitne onu a/, kalsın düşünce ve üzüntüden yok etme noktasına getiriyordu. Buna işaret eden değişik ayetler vardır: Fatır sûresinin 8. ayeli "Bundan dolayı nefsin, onlar için İçerlemekte, üzüntülere gitmesin. Allah onların ne yaptıklarım biliyor." Şuara sûresi 3. ayeti "Herhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!'" Taha sûresi 2 ve 3. ayetleri "Biz bu Kur'an'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik. Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt olarak indirdik." Kehf sûresinin 6. ayeti: "Herhalde sen. onlar bu söze inanmıyorlar diye üzüntüden kendini helak edeceksin." Kuran hikmeti gereği Hz. Pey-gamber'den üzüntüsünü hafifletmesini, onların hidayetinden sorumlu, vekil, zorlayıcı ve murakıp olmadığını haber vererek onu teselli eder. Sadece o korkutucu ve müjdeleyici-dir. Bu konudaki ayetler Mekki sûrelerde çokça .serpiştirilmiştir. Onlardan misaller sunmaya burada cerek görmedik.[47]
Göklerin, Yerin Ve İçindekilerinin Altı Günde Yaratılması
38. ayette zikredilen yerin, göklerin ve içindekilerinin altı günde yaratılmasına yapılan işaret, Kur'an'da değişik İfadelerle tekrarlanmıştır. Müfcssirler bunun siyakında[48] E-bu Hureyre den rivayet edilen bir hadisle: "Allah Rasulu elimden tuttu ve buyurdu: Allah toprağı, (yeryüzünü) cumartesi günü yarattı. Ondaki dağlan ise pazar günü yarattı. Ağaçlan pazartesi günü yarattı. Mekruh olanı salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı. Hayvanları perşembe günü yarattı. Ademi Cuma günü ikindiden sonra yaranı. Yaratılanların en sonunu cuma saatlerinin en son saatinde, ikindi ile gece arasında yaratacaktır" deniliyor.
Ahd-i Atik ya da Tevrat esfarmdaki Tekvin kitabından birinci ve ikinci ıslıahfşû-re)da şu varid oldu: "Dünya boş ve karanlıktı, su ile dolmuştu Allah'ın ruhu yüzünde tecelli ediyordu. Allah bir gün nuru yarattı. Onunla karanlığın arasını ayırdı. Nur gündüz olarak, karanlık gece olarak adlandırıldı. Ertesi günde gökyüzünü yarattı. Üçüncü günde suyun ortasında yeryüzü kabuğunu, değişik çeşitte bitkileri, ağaçlan yarattı. Dördüncü günde yeryüzünü aydınlatması için güneşi, ayı, yıldızlan yarattı. Altıncı günde hayvanları, vahşileri, yeryüzü canlılarını, sonra da erkek ve dişi sürelinde İnsanı yaram. Yedinci gün amelini bırakıp dinlendi. Sübhanchu ve Tcaia bu günü bereketli ve kutsal kılsın. Bu bölümde altı günün adları zikredilmedi. Oysa başka esfarda "Allah cumartesi gününü kutsal kıldı ve onda çalışmayı yasakladı" deniliyor. İbn Kesir Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadisten şüphelenmesine rağmen İmam Ahmcd, Mücahid. îbrti Abbas riva-yelinde ise, yedinci gün, yaratılmanın tamamlamasından önceki gün cumartesi idi. O bu adla adlandırıldı, çünkü anlamı, iş bitlikten sonra daha dönmemek, kesmektir'[49]. Adian-dırma nedeni yönünden ya da Allah'ın işi bırakması ile ilgili söz açısından bunda bir ga-riblik vardır. Sonra cumartesi hakkındaki rivayet ile Tekvin şiirinde ve başka csfarda cumartesiyi kutsayan ve onda çalışmayı yasaklayan rivayet arasında da bir gariplik bulunmakladır. Hud sûresinin 7. ayeti ile "Yeri ve gökleri altı günde yaralan O'dur, O'nun arşı su üzerinde idi." Tekvin sifrindeki şu ibare arasında bir benzerlik görünmektedir. "Allah'ın ruhu su yüzünde tecelli etmekle idi."
İbn Kesir, mahlukatı yaratma gününün sıradan bir gün mü yoksa Hac sûresinin 47. ayetinde zikredilen günün benzeri mi olduğunu sorar'[50]. "Rabbinin katındaki bir gün. sizin saydığınız, bin sene gibidir." İbni Abbas tefsirinde İbni Kçlbi'nin rivayetinden onun bin yıllık bir gün olduğunu kesin bir uslubla belirtir. Bazı müfcssirler ise. günün lugaıia-ki anlamının belirli bir zaman ya da belirli bir vakit olduğunu belirtirler. Kuran ibareleri ise, Allah'ın kâinatı ard arda gelen zamanlarda yarattığını anlatır. Scyyid Rcsid Rıza,[51] günleri, yeri, gökleri ve içindekileri, canlı cansız varlıkları yaratma eyleminde geçen oluşum merhaleleri ile ayeti tevil etmektedir. Bazıları ise bunu şöyle yorumlar; Allah, allı günde yarattığı bütün mahlukalı mücerred iradesi ile hemen varcimcyc gücü yelmesine rağmen, bununla kullarına tedricî ve teenniyi (yavaş) öğretmek ister[52]. Bazıları ise yerin, göklerin ve içindekilerin altı günde yaratılmasının mahiyeti ve keyfiyeti hakkında verip veriştirirler. Özellikle Pussilet sûresinin 9-12. ayetleri hu alanda konuşmaya sevk etmektedir. De kİ: "Siz mi arzı iki günde yaratana nankörlük ediyor ve O'ria eşler koşuyorsunuz? O âlemlerin Rabbidir. Arza, üstünden ağır baskılar (sağlam dağlar) yaptı. Onda bereketler yarattı ve onda - arayıp soranlar için gıdalarını (bitkilerini ve ağaçlarını) lam dört günde takdir elti (düzene koydu). Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: "İsteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) gelin" dedi. "İsleyerek buyruğuna geldik" dediler. Böylece onları, iki günde yedi gök yaplı ve her göğe emrini (kanunlarını) vaylıclli. Biz, en yakın göğü yıldızlarla ve koruma ile (koruyucu güçlerle) dona!-tık. İşte bu. o güçlü, bilen (Allah)m takdiridir."
Kur'an'da gelen herşeye İman etmenin gerekliliğini bclir!mcmi/e. onun Rabbimizin kaiından olduğuna, hikmetini ve mahiyetini anlamamıza veya anlayanıamıza rağmen biz diyoruz ki; Kur'ani işaretlerdeki maksatlar, müddetin ve keyfiyetin kendisini ishal cime maksadından daha çok Allah'ın kudretini, azametini hatırlatmayı ilham ediyor. Zikrettiğimiz Fussilel sûresi ayetleri ile bizim şu an tefsirini yaptığımız ayet bunun güçlü delili bulunuyor.
Seyyid Reşid Rıza'nın "el y/evm" gün kavramını tevilinde, canlı cansız varlıkların sınıflarının^ kâinat sahnelerinin oluşumunda merhale merhale geliştiğini açıklaması ayetlerin nesnelliği açısından doğruluk payı veriyor. Fakat Peygamber döneminde, modern çağlarda bilinenler bilinmiyordu. Peygamber ve Kur'an dinleyicileri tarafından hakikati idrak edilmeyen, bilmeyen ilmi ve teknolojik durumlara Kıır'an'ın işaret etmediğini söylemek islemiyoruz. Fakat bunun sözkonusu Kur'an'iri hedeflemediği cümîcicri-nin İçermediği, irşad çerçevesinden çıkarıp araştırma ve tenkit sahasına sokacağı görüşündeyiz.
Söylediklerimize şunu da ekleyebiliriz: Kur'an'da zikredilen kâinat sahneleri ve kanunları davet prensiblerini destekleyen vesilelerden bir bölümdür! Özellikle Allah'ın azameti, kudreti, vahdeti ve Haklılığını belirlemede. Geçen münasebetlerde çok defa söylemişizdir. Bu vesileler, konusu dinleyenler tarafından bilindiği zaman bedelini gerçekleştirmede daha güçlü oluyor. Yerin, göklerin ve içindekilcrinin altı günde yaratılması, bundan önce Allah'ın ruhunun suda iccelli etmesi söylediğimiz gibi Peygamber (s) döneminde Ehli Kitab'm elinde dolaşan kitaplardan Tekvin şiirinde zikredilmektedir. Kur'an'ı dinleyen Araplar ya da onların çoğunun Ehli Kitab yoluyla bunu bildiklerinden şüphe yoktur. Allah'ın hikmeti gereği, muhkem Kur'ani prensibi desteklemek için. dinleyicilerin bildikleri misallerle kısa bir şekilde zikretmeyi ister. Bu prensib de. mevcudatı meydana getirenin Vâcibu'I-Vücud olması, kudretinin ve rububiyetinin şıı-müîlü olması, kâinatı yaratanın onda kanunlar koyarak tanınması gerekir. Biz, bu görüşün doğru olmasını temenni ediyoruz. Allah en İyisini bilir.
Bununla beraber tefsir kİtablannda, bu ve benzeri sûrelerin tefsirinde; göklerin yaratılması, yerin ve göklerin mahiyeti, birbirleri ile olan ilişkileri, her göğü ayıran mesafeler ve daha başka şeylerin umûmen kaynak kitablara dayanmayan açıklamalar zikredilmektedir. İlmi olarak bilinen .şeylerle uyum sağlamadığını ifade ediyor, asıl noklasında söylediklerimizi bunun için efe söylüyoruz. Kıır'an'ın arınmadığı, genişlefmediği ve belirli bir noktada kaldığı yerde durmak gerekir. Bunun arkasında gitmekle de fayda yoktur. Kastettiği hedefleri gözöntinde bulundurmak gerekir.[53]
Namaz Vakitlerinin Tayini
Bazı müfessirler 39-40. ayetlerin içerdiği teşbih vakitlerini. Peygambere, lesbihlc Rabbinc hamd etmeyi emrettiğini zikrederek şu yorumu getirirler. Bu beş vakit namazla ilgilidir. Allah'ı zikretmek, Kur'an okumak, namazı ikame (cemaatle) etmek, gece ve gündüzün belirli vakİllcriylc orantılı olarak zikredildi ve ona teşvik emredildi. Mesela Hud sûresinin 114 ayeti; "Gündüzün iki tarafında (sabah-akşam) ve geceye yakın saai-lerdc namaz kıl; çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüııür." İsra sûresinin 78-79. ayetleri; "Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına (yatsı vaktine) kadar namaz kıl ve sabahın Kur'an'ıni da (unutma). Çünkü sabah Kur'an (okumas)ı görülecek şeydir. Gecenin bir kısmında da sana mahsus bir nafile namaz kılmak üzere uyan; böylece Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması umulur." Taha sûresi 130. ayeti; "Onların dediklerine sabret, güneşin doğmasından ve balinasından önce Rabbini överek teşbih et; gece saatlerinden bir kısmında ve gündüzün taraflarında da teşbih et ki memnun olasın." Ayetlerin ruhundan, Allah'ı zikretmekten, bütün vakitlerde O'na ibadet etmek emrinin anlaşıldığı görülmektedir. Aynı zamanda beş farz namazı ve vakitlerinin de kastedilmiş olması da mümkündür. Eğer bu doğru ise. bi'setten az önce bir dönemden beri gece ve gündüz beş vakit namazın kılındığına delalet çimektedir. Ya da en azından bi'setin ilk başlarında Peygamber ve mü'minlerin gündü/ ve gecenin değişik vakitlerinde namazı ikame ettiklerine dair bir delildir. Beş vakit namazın belirli bir far/ şeklinde İsra hadisesinde farz kihnmadığını kabullenirsek, Alâk sûresinin tefsiri siyakında açıkladığımız gibi, bi'setin dördüncü yılında farz olduğu ortaya çıkar.
Az önce zikrettiğimi?, ayetlerde ve bu sûrenin ayetlerinde vakitlerin isimlerini içermediği, kesin ve belirli bir sınır koymadığı açıkça görülür. İşle nebevi sünnetin: Kıır'anî çizgilerin, şeriat öğretilerinin tahdid, tebyin ve açıklamayı üstlendiği görülmekledir.[54]
Mü'minlerin Allah'ı Zikir Ve Teşbih Edip Ona İbadet Etmelerinin Önemi
Ayetler, Peygamber'e Allah'ı teşbih cime emrinden önce kafirlerin onu üzecek sözlerine ve gösterdikleri inat ve tartışmacı tavırlarına karşı sabretmesini emrediyor. Bu durum Taha süresindeki ayette de gözlenmektedir. İsra sûresinin 76-77 ayetlerinden önce de bu gözlenmektedir. "Neredeyse seni yurdundan çıkarmak irin tedirgin edeceklerdi. O takdirde kendileri de senin ardından pek az kalabilirler. Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimizin yasası (budur.) (Peygamberini aralarından çıkaran kavimler, onların ardından mahvolmuşlardır.) Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın." Hud süresindeki ayetten Önce de siyakla bu görülmekledir. "Öyleyse eınroluncluğıın gibi doğru ol; seninle beraber tevhe edenler de (doğru olsunlar), aşırı gitmeyiniz! Zira O. yaptıklarınızı görmektedir. Sakın zulmedenlere dayanmayın sonra size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım edilmez" (112-11 3. ayetler) Bu ruhani, güzel bir telkini içermektedir. O da, Allah Teala'yı zikretmek, mümine efkar ve büzün geldiği vakitler, dünyanın musibet ve efkarının karşısında cılız kaldığında O'nun huzurunda durup büyük bir manevi güçle yardım etmesi ve gönlünü açması için yalvar-masidır. Bu İnşirah ve Aiak sûrelerinde son iki ayetle ilgili zikrettiğimiz yorumu da içermektedir.
Bunun yanında sûrenin ilk derecede uhrcvİ dirilişi, müjdelemeyi ve korkulmayı te'kidde yoğunlaştığı gözlenmekledir. Geçen sûrelerin bölümlerinden daha çok hu sûreyi lakip eden Karia. Kıyamet, Murselal sûrelerinde, korkulma, müjdeleme ve onu tekid etme üzerinde durmaktadır.
Bütün bunlarda Alak sûresinin tefsirinde siyakında uhrevi hayal ile ilgili söylediklerimizi teyid vardır. Bir yandan peygamber ile kafirler arasında tartışma ve çekişme konularının en önemlisi olurken, diğer taraftan Kur'an inmeye başladığından beri Nebevi davetin korkulma, müjdeleme, nasihat etme ve hatırlatma üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir.[55]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/327.
[2] Meriç İçerisinde çalkantı veya karışıklık bulunan demektir.
[3] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/328-329.
[4] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/329.
[5] Furûc Yarık veya gedikler, demektir.
[6] Min külli zevç Her sınıftan, demektir.
[7] Habbe11-hasîd) Buğday ve arpa gibi biçilerek ürünleri dev-şirilcn hububat ziraatinc işaret edilmiştir!
[8] Nadid Birbiri üzerine veya yanyana dizilmiş, istiflenmiş demektir,
[9] TaVun Ürün, (ıffeyve) demektir.
[10] Bâsikat Yükseklikler, demektir.
[11] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/330-331.
[12] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/332.
[13] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/332-333.
[14] el-Halku'l-evvel İnsan ve varhkiann ilk yaratılışı.
[15] 'Ayin Aciz kaldık, .veyayorulduk, demektir.
[16] Lehs Şüphe veya şaşma, demektir.
[17] Hablu'l-Verîd Kan dolaşım sisteminden birisi (şahdamarı) burada ifade edilmek istenilen çok yakın olmaktır.
[18] Kaid Oturan ve bekleyen demektir.
[19] Rakib Gözetleyen, denetleyen demektir.
[20] Atid Hazır bulunan anlamındadır.
[21] Bkz: Taberi, Tabersi, İbn Kesir, Zemahşeri tefsirleri, Mezkur hadis Sahihi Buhari ve diğer sahihlerde zik-redılmediği gibi Mecmuu-z Zevaid'de de geçmemektedir
[22] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/334-335.
[23] Zâlike mâ kıınte minim tehid Onu düşünmekten uzaklaşıyor, ondan nefret ediyor, kaçınıyor ve onu tefekkür etmiyor.
[24] Hadıd Görüş yönünden kuvvelli keskin demektir.
[25] Kariheh Yakını ve onunla beraber olan, demekti]'. 23. ayetle insanın aleyhine şahitlik yapması yönünden görevli melek kastedilmiştir. 27. ayette ise {bu kelime ile) kendisine tabi olunması ve vesvesesi nedeniyle saptıran inkarcı, kastedilmiştir. Müfessirlerin çoğunluğu bu görüştedir.
[26] Bkz. İbn Kesir. Beğavi, Hazin ve Tabersi Tefsirleri.
[27] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/336-337.
[28] Bkz: Zemahşeri, Keşşaf.
[29] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/337.
[30] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/337.
[31] Uzlifet Hazırlandı, ve yakmlaşUnldi, demektir.
[32] Evvâb Dönmek anlamındaki "evbeh" kelimesinden mübalağa kalıbıda türeyen bir kelimedir. (Buradaki anlamı) Allah'a dönüş ve O'nunla çok fazla ilişki halinde olmaktır.
[33] Hafız Üzerine düşeni koruyan ve yerine getiren demektir.
[34] el-Gayh Bu kelime Kur'an'da çok defa kullanılmıştır. Birbirine yakınlığıyla birlikte; içerisinde yer aldığı konulara göre bu kelimenin anlamları da çoğalmaktadır. Tarih içinde dürülü, gizli, uzak şey; geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman açısından gizli bilinmeyen; ahiret hayalı ve ilahi vahiy gibi mahiyeti (iç yüzü) idrak edilemeyen fakat Kur'an'in bildirmcsiyle sabil olan; görülmemek, sır, gizlilik ve yalnızlık halleri; anlamlarına gelmekledir. Burada kelimenin mânâsı işte bu sonuncu mânâdir. Yani ayet; "Hiçbir kimse gör-mesc de, görmeden Allah'tan korkup (kulluk eden) kimse, anlamındadır.
[35] Munib Teslim olup boyun eğmek anlamındaki "inabe" kelimesinden türemiştir. Burada Allah'a teslim olup boyun eğmek anlamındadır?.
[36] Bkz. Taberi, fbn kesir, Zemahşeri, Tabersi Tefsirleri.
[37] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/339.
[38] Bkz:Taberi, Tabersi. ibn Kesir, Hazin tefsirleri.
[39] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/339.
[40] Nekkabûfi'l-bilâd Ülkelere seyahate çıktılar, dolaşlı-lar, demektir.
[41] Mahis Kurtulan veya kaçan kimse, anlamındadır.
[42] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/340.
[43] Luğûb Yorgunluk demektir.
[44] Edhate's-sucûd Secde peşinden, demektir.
[45] Cebbar Burada, zorba, baskıcı ve zorlayıcı mânâsındadır
[46] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/341-342.
[47] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/342.
[48] Bkz. ibn Kesir Araf sûresi 54. ayetin tefsiri.
[49] Bkz. îbn Kesir Araf sûresi 54. ayetin tefsiri.
[50] Bkz. Kasimi'nin Mahasinut-Tevıl tefsirinde A'raf 54. ayeti
[51] Bkz. Menar Tefsiri 7. cilt A'raf sûresi 54. ayetinin tefsiri
[52] Bkz. Tabersi'nın Mecmaul-Beyan Tefsiri'de A'raf 54. ayetinin tefsiri
[53] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/342-344.
[54] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/344-345.
[55] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/345-346.
İslami Okul Okulların En Önemlisi