Zâriyat Suresi - Kuran - 051Zariyat - 20. Sayfa
Ayetlerde Şu Noktalar Bulunmaktadır;
Ayetlerde Şu Noktalar Belirgindir:
ZÂRİYAT SURESİ
Kur’an’daki Sırası :51
Nüzul Sırası :67
Ayet Sayısı :60
İndiği Dönem :Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Sûrede ölümden sonra diriliş ve hesap günüyle ilgili pekiştirici vurgular vardır. İnkarcı yalancılara şiddetli bir hamlede bulunulmaktadır. Müttakilerin salih amellerine, ahirefteki sonlarına övgü de bulunulmaktadır. Bazı peygamberler ve toplumlardan alınan hikayelere yer verilir. Böylece, eskilerin haliyle, peygamber ve kafirlerin tutumu arasında benzerlik kurulmakta, Peygamber'e güven ve sebat verilmektedir. Sûrenin ayetleri birbirine uyumlu ve denktir. Bu da, bu sûrenin ayetlerinin bir defada ya da art arda indiğini söylemeye sev-ketmektedir.[1]
Rahman ve Rahim o!an Allah'ın adıyla.
1 - Tozu dumana katıp savuranlara[2],
2- Derken, ağır yük taşıyanlara[3],
3- Sonra kolayca akıp gidenlere[4],
4- İş(ler)i taksim edenlere[5] andolsun ki,
5- Sîze va'dedüen, mutlaka doğrudur.
6- Şüphesiz hesap ve ceza[6] da mutlaka gerçekleşecektir.
Kur'ani üslup gereği, sûre kısa Mekki sûrelerin çoğunda olduğu gibi, Rabbani yemin le başlar. İnsanların ceza ve diriliş günü ile vazedilmelerinin kaçınılmaz bir, doğru ol-luğu vurgulanır ve bu va'din pekiştirilmesi amaçlanır.
Ayetlerin ruhu, gencide dinleyen muhatablan korkutmaya yöneliktir. Bu ayetlerin islubu ve ondan sonra gelen ayetler, korkutmadan kastedilenlerin kafirler olduğunu :österir.
Ahkâf sûresinin sonu ile bu giriş arasında bir uyumluluk görülmektedir. Diriliş ve ceza va'dinin pekiştirilmesi, Ahkâf'tan sonra indirildiğine işarettir.
Taksim edilecekleri taksim etmek, Allah'ın kainatta sahneleri ve kanunları yaratması ve düzenlemesi olarak görülmektedir. İnsanlara va'dettiğini gerçekleştirme kudreti, kainatın yaratıhşmdaki büyüklüğünün hatırlatılın asiyi a irtibatlandırılır.[7]
7- (Çeşitli) yollar ve yörüngelerle'[8] donatılmış göğe andolsun.
8- Siz, (Muhammed hakkında) birbirini tutmayan, çeşitli söz içindesiniz[9].
9- Ondan çevrilen çevrilir[10],
10- Kahrolsun, o yalan söyleyenler[11]
11- Ki onlar, koyu cehaletin[12] kuşatması içinde habersizdirler.
12- Hesap ve ceza günü ne zaman? diye sorarlar.
13- O gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır[13].
14- (Kendilerine): Fitnenizi tadın17'. Acele isteyip durduğunuz şey budur işte (denilecek),
Bu ayetler, çeşitli yollar ve yörüngelerde yıldızlarla donatılmış ve güzelce yaratılmış göğe Rabbani yeminle başlar. Kur'an'ı dinleyenlerin, dava, Rabbani korkutma, uhrevi diriliş, hedefleri anlama ve Kur'an'm durumu hakkında ihtilafa düştükleri; bu nedenle onların hak ve hidayetten yüz çevirdikleri belirtilir. Hakikati görmeyen, düşünmeyen, sadece tahmin ve zanlarına göre hareket edenlere hitap edilir. Hitapta azarlama ve kınama vardır. Onlar hakikati idrak etmemek, hakkı anlamamak için koyu bir cehalette kalmayı isterler. Sonra da tehdid edildikleri ceza gününün vakti hakkında inkarcı ve şüpheci sorular yöneltmeye devam ederler. Sonra şu sonuç pekiştirilir: O gün gelecektir, onda ateşe atılacaklardır. Onlara o vakit şöyle denilecek: Ateşin azabını tadın ya da dünyada yüz çevirme, engelleme, inad durumunda olmanızın cezasını tadın; işte acele ettiğiniz, getirmesi için meydan okuduğunuz şey budur.
Bu ayetler ile önceki ayetler arasındaki ilişki açıktır. Ayetlere muhatap olanların kafirler olduğu açıklanır. Amaçladığı tek hedef, onların kalplerine korku vermek, uyarmak ve onları vazgeçirmektir.
Geçen sûrede Peygamber'e (s) onların meydan okuyuşları ile azabı çabuk getirmesini İstemeleri konusunda onlar için azabı acele istememesine dair hükümler vardı. Bu ayet kümesindeki son ayet onların meydan okuyuşlarına karşı azarlayıcı bir cevabı içermektedir. İşte acele ettikleri şeyin geldiğini belirtmesi de bu sûrenin Ahkâf sûresinden sonra nüzul tertibinde yer almasını doğrulamaktadır.[14]
15- Şüphesiz muttakİler, cennetlerde ve pınarların başındadırlar.
16- Rablerİnin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü
onlar, bundan önce de güzel amellerde'[15] bulunanlardı.
17- Gece boyunca da pek az uyurlardı.
18- Onlar seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
19- Onların mallarında muhtaç ve yoksul olanlar için de bir hak vardı.
Bu ayetlerde salih muttakilerin dünyadaki amelleri dolayısıyla ahiretteki sonlarına övgü bulunulmaktadır. Onlar cennetlere ve pınarlara inerler ve orada Allah'ın nimetleri ile zevklenirler. Dünya da yaptıkları güzel amellerine karşılık olarak. Çünkü çoğu gecelerini Allah'a ibadette geçirmişler, O'nun rahmeti ve mağfiretini istemeleriyle birlikte mallarıyla mahrum ve yoksul kimselere de yardım etmişlerdi. Onlar bu amellerinde bir hak ve nasip sahibi olacaklarını da bilirlerdi.[16]
Muttakilerin Vasfı
Özellikle son ayet, ihtiyaç sahiplerinin hak ve vacip olarak mal sahiplerinden yardım almalanndaki güzel telkine dikkat çeker. Bu anlam değişik sûrelerde tekrarlanır. Mesela açıklaması yapılan İsra sûresinin 26. ayetinde şu zikredilir. "Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmasa da. İsraf ederek saçıp savurma." Rum sûresinin 38. ayetinde de aynı ibareler bulunmaktadır. Bu ayetin indiriliş hikmeti, müslümanların nefislerinde yardım eyleminin anlamını güçlendirmeye yöneliktir. Ta ki zenginler, ihtiyaç sahibi sınıflara yardımlarında, bağışlarında bir minnet altına sokma ve böbürlenme yapma haklarının olmadığını kavrasınlar. Muhtaç olanlar da haklarını alırlarken, nefislerinde bir utanma ve eziklik duymasınlar. Hadid sûresinin 7. ayetinde "Allah'a ve Rasulüne iman edin ve (O'nun) sizi hakim kıldığı, sizin yöneîimize verdiği şeylerden (Allah için) harcayın..." Nur sûresi 33. ayetinde ise "Allah'ın size verdiği malından onlara da verin" denilmektedir. Her iki ayetin değişik örnekleri bulunmaktadır ve bunlar da farklı üsluplarla güzel telkinlerde bulunurlar. O telkin de şudur: İnsanların elinde bulunan her şey Allah'ın malıdır, onlar ona koruyucu kılınmışlardır. Ve yine ayette muttakilerin vasıflarına dikkat çekilir. Mekke'deki mü'minlerden ilk neslin tutumu tanımlanır. Onlar özellikle geceleri Allah'a ibadetle geçirdiler, Allah ve Rasulü için hayatlarını verdiler, Allah'ın hikmetini, telkinlerini anladılar. İhtiyaç sahiplerine mallarını tasaduk ettiler, çünkü onları ihtiyaç halinde gördüler ve kendilerinin de vermesinin farz olduğunu bildiIer. İşle bu tabloda, kalplerinde şüphe duymayan iman ehlinin güzel görüntüleri vardır.[17]
20- Kesin İnanacaklar için yeryüzünde nice ibretler vardır.
21- Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
22- İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, hiç tartışmasız, o (va'dedilen) sizin (kendi aranızda) konuştuklarınız kadar, kuşkusu olmayan kesin bir gerçektir."
Ayetlerde Şu Noktalar Bulunmaktadır;
1- Yeryüzündeki sahne ve ayetlerin Allah'ın varlığı ve büyüklüğü için kesin deliller oluşturduğuna, Peygamberinin korktuğunun doğruluğuna, O'nun üzerindeki kudretine dinleyenlerin dikkatlerini çeker. Niyeti iyi olan, yakin ve hakkı bilmeyi isteyen için bu sahnelerin ikna etmeye yeterli olduğunu gösterir.
2- İnsanın bedensel ve akli oluşumuna, İnsanların rızık ve hayat nedenleri olan göğe aynı şekilde dikkatleri yöneltir.
3- İnsanın oluşumu ile ilgili mükemmelliği idrak etmeyen, onun güzelliği ve üslup terkibi karşısında ibret almayan inkarcılara, hayrete düşüren bir soru yöneltilir.
4- İçerdiği büyük delil ve ayetlerle yerin ve göğün rabbine yeminle son bulur.
Ayetler mutlak bir yönlendirmeyi gösterse de, kendilerine okunan ve va'dolundukla-rı şeyin doğruluğu hakkında tartışan kafirlere yöneliktir. O, geçen ayetlerdeki bu durum ile konu ve şekil bakımından bağlantılıdır.
iki kıraat vardır. Biri ötüre ile, diğeri üstün ile. Eğer son harfi üstün okursak takdir olunan mahzur" için sıfat olur. Takdiri de şöyledir "Sizin konuştuğunuz gibi o gerçekten de haktır".[18]
24- İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi?
25- Hani, onun yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da "Selam" demişti. (Bu diyarda garib ve meçhul yada şüphe uyandıran) yabancı bir topluluk[19].
26- Hemen {onlara) sezdirmeden ailesine gidip[20], çok geçmeden semiz bîr buzağı ile (geri) geldi.
27- Onu, önlerine yaklaştırdı. "Yemez misiniz?" dedi.
28- (Yemediklerini görünce) onlardan içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesi verdiler.
29- (Bunu duyan) karısı velveleye vererek'[21] geldi ve yüzüne vurarak: "kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış?) dedi.
30- Dediler ki: Öyle, (bunu) senin Rabbİn buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir.
31- (İbrahim) De ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?"
32- Dediler ki: "Gerçek şu ki biz, mücrim (suçlu günahkâr) bir kavme gönderildik."
33- "Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için."
34- (Ki bu taşların herbiri) Rabb'imin katında ölçüyü taşıranlar İçin herkese ayrı ayrı) İşaretlenmiştir*4[22]'.
35- Orada mü'minSerden kim varsa çıkardık.
36- Ne var ki, orada müslümanlardan olan bir evden başkasını da bulamadık.
37- Acı azabdan korkanlar için orada bir alamet' [23]bıraktık (Lut kavminin meskenlerinden insanların müşahede edece-ğî kalıntılar bıraktık.)
38- Musa'da da (ibret alınacak şeyler vardır) Onu açık bir delille Fİravun'a göndermiştik.
39- Fakat o, "Bütün (kişisel ve askeri) gücüyle yüz çevir-di[24] ve; "(Bu) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.
40- Biz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize[25] attık. (O boğulurken pişmanlıkla) kendi kendini kınıyordu[26].
41- Ad (kavmin) de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgar[27] gönderdik.
42- Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip çürümüş kemik gibi'[28] savuruyordu.
43- Semud (kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar safa sürün (bakalım)" denmişti. 43- Rab'lerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken onları yıldırım yakaladı.
45- (Evlerinde çöküverdiler) ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler.
46- Daha Önce de Nuh kavmini helak etmiştik. "Çünkü onlar da fasık bir toplum idiler."
Bu bölümde bazı Rasullerin risaletlerine, sözlerine, ümmetlerinin sonlarına işaret edilmektedir. Başka sûrelerde de indiriliş hikmetine uygun olarak bu tarz üslup benzerlikleri bulunmaktadır. Bu tarz ayet kümeleri genellikle kafirleri kınayan, inkârları nedeniyle Kur7ani üslup içinde tehdit eden ayetlerden sonra gelir. Dinleyenleri vazgeçirmeye, nasihat almaya zorlamak için bazı kıssaların bölümleri hatırlatma ve nehyetmeyi sağlamak için tekrarlanır. Bu bölüm, geçen siyak ile bağlantılıdır. Başka bir açıklamaya ihtiyaç duymayacak şekilde cümleleri açıktır. Biz bu konuda fazla bir şey söylemek istemiyoruz. Konuyla ilgili geçen yerlerde yeteri kadar açıklama yaptık.[29]
47- Göğü kuvvetîe bina ettik, biz genişlik (ve şümûllük) sahibiyiz.
48- Yeri de biz döşeyİp-yaydık; ne güzel döşeyici olanlarız).
49- Ve biz herşeyden iki (sınıf, nevi) çift yarattık. Umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.
50- O halde Allah'a (gazabı gelmeden tevbe ile koşun) kaçın. Ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
51- Allah ile beraber başka tanrılar uydurmayın. Ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
İlk üç ayette; Allah'ın müşahede edilen kudretine, lutfuna dinleyenlerin dikkatleri çekilmek istenir.
1- Göğü yücelten, gücüyle bina eden O'dur.
2- Yeryüzünü yayan ve döşek haline getiren (yararlı kılan) O'dur.
3- Allah, melekutunda uygunluk ve benzerliği tamamlamak için herşeyden çift yaratandır. O, geniş, kapsamlı kudret sahibidir. Yarattıkları şeylerin ilk olması ne de güzeldir. İşte bütün bunlarda bir hatırlatma vardır ki, dinleyenleri Allah'ın azametine, yüceliğine, O'nu itiraf etmeye, düşünmeye çağırıyor.
Bu ayetleri takip eden başka iki ayet Peygamber'in diliyle haykırır: Çabuk davranın, Allah'a koşun. Gazabından, inkarcıların hakettikleri sondan kaçın. Allah ile birlikte başka tanrılar edinmeyin, ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
Kıssa bölümünden sonra gelen bu ayetler, Peygamber'in diğer peygamberlerin gönderildiği gibi gönderildiğini açıklar. Geçen ümmetlerden inkâr edenlerin sonlarım hatırlatır ve uyanda bulunur.
Nebevi hitap üslubu ile gelen bu ayetler, siyak ile görünürde uyumludur. Bunun benzeri Kur'an'da değişik örneklerle tekrarlanır. Bu, Kur'an belagatının üslublarından bir üslubtur denilebilir.[30]
52- İşte böyle, onlardan Önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: "Büyücü ve deli" demişlerdir.
53- Onlar bu sözü (tarih boyunca) birbirlerine tavsiye mi ettiler[31]'. Hayır, onlar 'azgın ve taşkın' bir kavimdirler.
54- Onlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin.
55- Ama yine de sen hatırlat, çünkü hatırlatmak mü'minle-re fayda sağlar.
Ayetlerde Şu Noktalar Belirgindir:
1- Kafirlerin Peygambere "sihirbaz ve deli" sözlerine işaret eder. Bu yaptıklarını onlardan öncekiler de her peygambere aynen yapmışlardır.
2- Öncekiler ve bir tek sözü sonrakilere tavsiye mi ettiler şeklinde taaccub eden bir soru gelir.
3- Buna tamamlayıcı bir açıklık getirilir. Onları bir tek söz söylemede birleştiren azgın ve taşkın ahlakları ve kötü niyetleridir. Çünkü bir tek karakterden birtek görünüm çıkar.
4- Peygambere onlardan yüz çevirmesi, nefsinde bir üzüntü taşımaması emredilir. Onların, inkarcı tavırlarından meydana geleceklerden o kmanmayacaktır. O'nun yapacağı son görev, vahyî olanı hatırlatmaya devam etmesidir. Hakkı, hidayeti, imanı isteyen kimse için kuşkusuz yararlıdır bu.
Ayetlerin bir öncekilerle bağlantılı olduğu görülmekledir. Kafirler için çok kuvvetli bir kınamayı, Peygamber için sebat ve güven vermeyi içerir. Özellikle son ayet, sadık istekleri, iyi niyet sahibi mü'minleri över. İrşaddan ve hatırlatmadan faydalananlar onlardır. Benzer vurgular önceden de tekrarlanmıştır.
İşte bunda ıslah ve irşad eden davetçiler için sürekli ve güzel bir telkin bulunmaktadır. Onlara düşen, davetlerine-devam etmeleri ve insanların davetlerine icabet etmemelerinden küsmem el eridir. Çünkü davaları, selim niyetli, saf kalpli, iyi nefis sahibi kimseler için etkili ve faydalıdır.
"Onlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin" ayeti, Peygamber (s)'e kafirlerden uzaklaşmasını emreder. Tabi bu onları korkutmaktan, davet etmekten vazgeçmek anlamına gelmez. Ondan sonraki ayet bunu hatırlatmaya devam etmesini emreder. Bize görünen o ki, bu ayetlerin, Rasul'e kafirlerin inatlarına ve yüz çevirmelerine aldırmaması emredilerek, yükü hafifletilip, kendisine teselli verildiği anlamı çıkarılmalıdır.
Bcğavi, Hazin ve Tabersi gibi müfessirler, ayet indikten sonra Peygamber'in sahabesinin üzüldüğünü, vahyin kesildiğini ve artık azabın geleceğini sandıklarını rivayet ederler. Ancak, Allah da ondan sonraki ayeti indirince nefisleri mutmain oldu. Bu durum da ayetlerin birbirinden ayrı olarak indirilmiş olmasını gerektirir. Oysa her iki ayet birbirine uymakta, önceki ve sonrakilerini tamamlamaktadır. Bu da bir defada indirildiğini göstermektedir. Onda üzülecek ve düşünecek bir durumun olmadığını da aynı zamanda belirtir.[32]
56- Ben, cinleri de, insanları da yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.
57- Ben, onlardan bir rızık İstemiyorum ve ben, onların beni doyurup beslemelerini de istemiyorum.
58- Hiç şüphesiz, rızık veren, O, metin kuvvet sahibi olan Allah’tır.
Ayetler, Allah'ın cinleri ve insanları yaratması ile kendisinin İlahlığmı itiraf etmelerini ve sadece O'na ibadet etmelerini farz kıldığını belirtmektedir. Rabbimiz onlardan bir rızık ve herhangi bir meta da istemediğini belirtmektedir. Herşeydcn müstağni olan, güçlü, rızık veren, muktedir olan şüphesiz O'dur.
Ayetler, Allah'a davet yöntemlerinden biridir. Kur'an'ı dinleyen Arap müşrikleri, kendilerini yaratanın O olduğunu itiraf etmelerine rağmen O'nun yanında başka ilahları ortak koştukları, ya da O'nu inkar edip, yolundan saptıkları için korkunç bir kınamayı hakettikleri bir tablo ortaya çıkar. Allah onları O'na rızık vermeleri için yaratmadı. Bilakis O'na ibadet etmeleri ve O'na şükretmeleri için yarattı. Hatırlatma üslublanndan biri olması nedeniyle bir önceki ayetlerle bağlantısı vardır. Geçen ayetlerin tamamlayıcı halkalarından bir halkadır.[33]
59- Muhakkak ki, bu zulmedenlerin de (geçmiş) arkadaşlarının[34] nasibi gibi bir azab nasibi' [35]vardır. Şu halde (azabın gelmesinde) acele etmesinler.
60- Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline!
Her iki ayet, sûre ayetlerini tamamlayıcı olarak, kafirler için güçlü bir uyarmayı içerir ve son olarak gelir. Sûrenin başlangıcına dönüş yapar: Geçen halkların kafirleri Allah'ın azabı ve belasından yeterli derecede nasiblerini aldılar. Araplardan da zulmeden, sapıtan, haddi aşan, küfre girenler de yeterli nasiplerini de alacaklardır. Azap onlara da kesinlikle gelecektir. Allah'ın acele etmesine gerek yoktur. Tehdit edildikleri o gün gelince de çok dehşetli olacaktır.
Korkutma geneldir. Dünya ya da ahiret veyahut her ikisinin birlikte azabıyla korkutma olabilir. Görünen o ki, ayetler kafirleri vazgeçirmek için korkutmayı hedeflemektedir.[36]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/455.
[2] ez-Zâriyaî Toprağı savurup harekete geçiren rüzgardan kinayedir. Kehf sûresi, 45. ayette bu anlam apaçıktır: "Onlara dünya hayatının misalini şöyle anlat: "Gökten bir su indirdik. Yerin bitkisi onunla karıştı ve (sonunda bitkiler), rüzgarın savurduğu çöp kırıntıları haline geliverdi. Allah hcrşeyc kadirdir".
[3] el-Hâmilat vıkra Ağırlık, yük. Cümle, su taşıyan yağmur yüklü bulutlardan kinayedir.
[4] el-Câriyat yüsra Denizde kolaylıkla yürüyen gemiler.Yörüngelerinde giden yıldızlar. Kendi güzergâhında akıp giden rüzgarlar.
[5] el-Mukassimat cmra Allah'ın emirlerini uygulayanlar, melekler veya yeryüzüne yağmurları taksim eden bulutlar.
[6] ed-Din Ceza. Bu kelime, her nefsin kazandığının karşılığının hesabını vereceği diriliş (ba's) gününden kinayedir.
[7] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/456-457.
[8] Zâti1 l-hubuk Mükemmel ve güzel sanat sahibi, yollar sahibi, yıldızlar sahibi gibi değişik mânâlar verilir.
[9] İrtnekumlefi kavlin ntuhtelef Sizler, görüşlerinizde ve sözlerinizde ihtilafa düşüyorsunuz. Yani bir şey üzere değilsiniz.
[10] Yu'feku anhu men ufik Hak sözden uzaklaşılıyor. Yani, sözlerin içinde hak olanlarından vazgeçiyorlar. Onlar zan ve vehim sahipleridir.
[11] el-Harrâsun Hiçbir esas ve ilme dayanmaksızın zanneden ve vehme kapılanlar.
el-Harrâsun Hiçbir esas ve ilme dayanmaksızın zanneden ve vehme kapılanlar.
[12] Gamretin Kapsamlı cehalet.
[13] Yuftenun Sunulacaklar/yakılacaklar. Bu kelime bazen halırlat-ma anlamını içeren "fitnetüküm" lafzının karşılığı olarak kullanılmıştır. Şöyle ki, kafirlerin önderleri halkı haktan yüz çevirtiyorlar ve hak çağrısından gerisin geriye döndürüyorlar.
[14] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/458.
[15] Muhsinîn Sevapları elde eden ve iyi fiiller yapanlar.
[16] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/459.
[17] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/459-460.
[18] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/460.
[19] Münkerun Bu ülkenin bilinmeyen garipleri. Şüpheyi tercih edenler.
[20] Râğe Meyletti, gizİice yöneldi.
[21] Fi Sarraf Çığlık. Korkunç bağırış. Müjdeli bir haber işitildi-ğindeki bağırma, çığlık atma. Çünkü o, kısır bir kocakarı olduğu halde hamile kaldığını ve doğum yapacağının haberini almıştı.
[22] Musevveme İşaretlenmiş, damgalanmış.
[23] Ayet Alamet, iz. Burada, Lut kavminin durumuna şahit olunduğu üzere, yıkıntılardan geriye kalanlar, izler ve kalıntılar.
[24] Fetevellâ hi ruknih Kuvvetine dayanarak yüz çevirdi, döndü.
[25] el-Yem Deniz. Aslı sudur.
[26] Ve hüve midîm O kınamayı haketmiştir.
[27] er-Rih el akim Hiçkimscyi sağ bırakmayan rüzgar.
[28] Ker-ramtm Çürümüş kemik gibi.
Ker-ramtm Çürümüş kemik gibi.
[29] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/463.
[30] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/464.
[31] Etevâsâv bih Bu sözü bir kısmı bir kısmına vasiyet etti mi?
[32] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/465-466.
[33] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/466.
[34] Bskabıthım Geçmiş milletlerden kafirlerin benzerleri.
[35] Zenuban Nasip. Asıl anlamı büyük kova ya da kırba'dır. Buradaki kullanımı, su taşıyıcılarının dolu dolu kovalan birbirlerine verdikleri, buradan da kova ya da kırba'nm adının hisse ve pay yerine geçtiği izlenimini veriyor.
[36] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 3/467.
İslami Okul Okulların En Önemlisi