Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tûr Sûresi - Kuran - 052Tur - 20. Sayfa

TÛR SÛRESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

İnkâr Edenlerin Ahıretteki Durumu. 3

İnanan Müttakilerin Sonu. 3

Kafirlerin Pcygamber'e İftiralar Atmaları 4

Kâfirlerin İnançlarına Eleştiri 5

Kafirlerin Allah'ın Azabıyla Alay Etmesi Ve Bunun Cezası 5


TÛR SÛRESİ

 

Kurandaki Sırası         : 52

Nüzul Sırası                : 76

Ayet Sayısı                 : 49

İndiği Dönem             : Mekke

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Sûrede, öldükten sonra diriltilme ve hesaba çekilme te'yid edilmektedir. Kıyamet gü­nünde yalanlayan kafirlerin sonlarıyla, jhlaslı mü'minlerin akibetleri vasfedilmektedir. Pey­gamber kâhinlikten, şiirden, delilikten ve şahsî menfaat gütmekten tenzih edilmektedir. Kafirler de üzerinde bulundukları tenakuzdan, inattan, büyüklenmeden, kötü niyetlerin­den, Peygamber'e karşı kurdukları gizli tuzaklardan ve ona iftiralarda bulunmalarından dolayı sert bir şekilde eleştirilmektedir ve suç olan bu tavrın öncülüğünü yapan ileri gelen­ler de uyarılmaktadır. Peygamber'in konumu da sağlamlaştınlarak, görevinde devam et­meye teşvik edilmekte, Allah'ın koruması altında olduğu bildirilerek tatmin edilip rahatlatıl-makiadır. O'na düşen, sadece Allah'a dayanmak, kalbini sırf O'nun ibadetine hasredip, her vakitte O'nu teşbih ederek, O'nun adaletli hükmünü beklemektir.

Süre ayetlerinin ölçülü ve birbiriyle bağlantı içerisinde olması, ayetlerinin hepsinin bir defada indiği görüşünü doğrulamaktadır.[1]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla

1. Tur'a'[2]' andolsun.

2. Satır satır yazılmış'[3]' Kitab'a

3. Yayılmış ince'[4]' deri üzerine

4. Ma'mur'[5]' eve,

5. Yükseltilmiş tavana'[6]'

6.  Kaynatılmış denize'[7]'

7.  Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

8. O'na engel olacak bir şey yoktur.

 

Ayetler bazı mübarek ve büyük yerler ile, hadiseler zikredilerek yapılan yeminleri içermektedir; bununla hiç şüphesiz Allah'ın va'dolunan azabının gerçekleşeceği te'yid edilmiştir. Hiçbir kimsenin onu savmaya ve engellemeye gücü yetmeyecektir.

Sûrenin bu şekilde yeminlerle başlaması, Kur'an'ın sûre girişlerindeki alışılmış üs-lubundandır. Ayetler, aşağıda gelen ayetlerin de ifade ettiği gibi kafirlere yönelik kına-yıcı ve korkutucu eleştirinin mukaddimesidir.[8]

 

9. O gün gök, sarsılıp çalkalanır'[9].

10. Ve dağlar bir yürüyüşle yürür ki!..

11.  İşte o gün, yalanlayanların vay haline.

12. O daldıkları bâtıl içinde oynayıp duranlar,

13.  O gün {şöyle denilerek) cehennem ateşine kakılırlar'[10]:

14. "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!"

15.  "Bu da büyü mü, yoksa siz mi görmüyorsunuz?"

16. "Gİrin ona! İster dayanın, ister dayanmayın, sizin İçin birdir. Ancak yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız".

 

İnkâr Edenlerin Ahıretteki Durumu

 

Ayetlerde, yalanlayanların Kıyamet günündeki sonlan açıklanarak uyarılmaktadır. İşte o gün gök sarsılacak, dağlar sallanarak yürüyecektir. O gün Allah'ın ayetlerini ya­lanlayıp onlarla eğlenenlerin, onları inkar ederek alayla tartışanların vay haline! Onlar çok yakında cehenneme sert bir şekilde sürüklenerek atılacaklar ve onlara: "İşte bu sizin yalanlayıp durduğunuz ateştir, bakın o gerçek midir, yoksa zannettiğiniz gibi hayal ve sihir midir? Ona inkârınızın ve suçlarınızın bir karşılığı olarak girin, orası sizin ebedî kalacağınız yerdir; ister sabredip dayanın, isterse sabretmeyin" denilecektir.

Görüldüğü gibi ayetler öncekilerle bağlantılıdır. Göğün ve dağların sarsılması, Kur'an'da Kıyamet günü alâmetlerinden olarak, o günün dehşet ve şiddetini tasvir et­mek için birçok yerde tekrarlanarak bahsedilmiştir. Ayetlerin üslubu oldukça kuvvetli ve etkili olduğundan kafirlerde korku uyandırıp onları inkarlarından vazgeçmeye zorla­maktadır; bu aynı zamanda ayetlerin amaçlan arasındadır.[11]

 

17.  Hiç şüphesiz muttakiler cennetlerde ve nimet içinde­dirler.

18.  Rabblerinin kendilerine verdikleri ile sefa sürerlerdi [12]Rablerİ onları, cehennem azabından korumuştur.

19. Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için.

20.  Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak; onları, iri göz-lü hurilerle evlendirmişizdir.

21.  Kendileri inanmış, zürrİyetleri de imanda kendilerine uymuş olan kimselerin zürriyetlerİni de kendilerine'[13]' kal­mışızdır. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir.

22.  Ve onlara canlarının istediği meyvadan ve etten bol bol vermişizdir.

23.  Orada bir kadeh kapışırlar'[14]' ki, içinde ne saçmalama var, ne de günaha sokma[15]'.

24.  Çevrelerinde de kendilerine mahsus, sedef içinde saklı incİ[16] gibi civanlar'[17] dolaşır.

25.  Birbirlerine dönmüş soruyorlar'[18]

26.  Daha önce biz, ailemiz içinde (sonumuzdan) korkar­dık, dediler.

27.  Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve hücrelere kadar işleyen kavurucu'[19]' azabdan korudu.

28.  Şüphesiz, biz bundan önce O'na dua ederdik. Gerçek­ten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta kendisidir.    

 

İnanan Müttakilerin Sonu

 

Bu ayetlerde, mii'minlerin sonlan övülerek anlatılmaktadır; onlar, inanarak, salih ameller işleyerek, günahtan uzak durarak hakkıyla Allah'tan korkup sakınmışlardır. Kur'an'ın bilinen üslubuna uygun olarak, yalanlayanların sonlarının anlatılması muka­bilinde mü'minlerin sonları da anlatılmıştır. Ayetlerin ifadesi, nail oldukları nimet çeşit­lerini vasfetmekte, kendisinden hakkıyla korkup, sadece O'na yönelmelerinin karşılığı olarak kavuştukları Allah'ın lütuf ve himayesini idrak etmelerini anlatmakta gayet açık­tır. Ayetlerin üslubu cezbedici ve çekicidir. Böylece, mü'minlerin gönlünde sevinç ve huzur doğurmakta; salih olan, razı edici amellerini övmekte ve başkalarını da bunları yapmaya teşvik etmektedir. Bunun, ayetlerin hedefi olduğu hemen anlaşılmaktadır. Dünyada alışılmış, bilinen en güzel zevk ve sefa tablolarından alınarak sunulan bu tablo, oradaki nimetlerin tanımını zihinlere örneklerle yaklaştırmak içindir.

"Kendileri inanmış, zürriyetleri de imanda kendilerine uymuş olan kimseler..." aye-lindeki "Kendilerine kalmışızdır" ifadesinde yer alan zamir, mü'minlere dönmektedir. Bir kısım müfessirler de[20] bazı tabiinlere isnad ederek, ayetin daha ergenlik çağına gel­meyen zürriyeti kastettiğini söylemişlerdir.

Bu, eğer yeni yetişen zürriyet iman üzere yetişiyorsa, yerinde bir yorumdur. Çünkü ayetin muhtevasıyla uyum içinde olan mânâ da budur. Bîr kısım müfessirler de[21] bazı ta­biinlere nisbet ederek, ayetin imanda atalarının yolunu takip eden zürriyetin kastedildi­ğini söylemiştir; tâbi olan zürriyet de atalarının nail olduğu nimetlere onlarınkinden hiç­bir şey eksiltmeksizin nail olurlar, isterse onların derecelerine ulaşmamış olsunlar. Bu, atalarına ikram olarak onlara verilir. Bu görüşün de uygunluğu açıkça gözükmektedir.

"Her kişi kendi kazandığına karşılık bîr rehindir" ifadesinin, iman ederek atalarının yoluna tâbi olmayan zürriyetin de, kazandığının karşılığı olarak cezalandırılacağı, atala­rının imanlarının ve salih amellerinin onlara hiç bir fayda vermeyeceği açıklamasını içerdiği anlaşılmakladır.[22]

 

29. (Ey Muhammed) şu halde sen, hatırlat, öğüt ver; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kâhinsin, ne mecnun.

30. Yoksa onlar senin hakkında: "Bir şairdir., zamanın fela-ketlerine[23] çarpılmasını gözetliyoruz"[24]' mu diyorlar?

31.  De ki: "Siz gözetleyedurun; çünkü ben de sizinle bir­likte gözetleyenlerdenim."

32.  Akılları mı bunu kendilerine emrediyor; yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

33.  Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, onlar inan­mıyorlar.

34.  Doğru iseler, haydi onun gibi bir söz getirsinler,

 

Kafirlerin Pcygamber'e İftiralar Atmaları

 

1- Ayetlerde ilk olarak kafirlerin Peygamber hakkında söyledikleri sözler anlatıl­makla ve onlar reddedilerek yalanlanmaktadırlar. Peygamber ve mü'minler de destekle­nip tatmin edilmektedir. Buradaki hitap Peygamber'e yöneliktir: Peygamber'in hatırlat­maya ve davet etmeye devam etmesi, onların sözlerine önem vermemesi gerekir. Al­lah'ın nimeti ve himayesi onu kuşatmıştır. O, onların söyledikleri gibi ne kâhindir, ne de mecnun. Şayet onlar sürekli olarak birbirlerine ona düşman olmayı, ondan yüz çevir­meyi tavsiye edip; o şairdir, biz onun Ölmesini ve bu suretle ondan kurtulmayı bekliyo­ruz diyorlarsa, o da onlara meydan okumak için aynı şekilde kendisinin de onlara karşı Allah'ın emrini ve kendisi ile onlar hakkında Allah'ın vereceği hükmü beklediğini söy­lesin.

2- İkinci olarak da, kafirlerin tavırları ve sözleri hakkında inkar eden, onlara meydan kuyan sorular yer almaktadır. Gerçekten onlar söyledikleri sözleri akıllanyla doğrulu­ğuna kanaat getirip de mi söylüyorlar, yoksa sırf inad ve azgınlık etkisiyle mi söylüyor­lar? Eğer sözlerinde ciddi ve doğru iseler, o takdirde onun gibi bir söz getirsinler. Çünkü uydurup icâd etme onlar arasında ortak bir yetenektir.

Ayetlerde, önceden geçen şu iki ayet: "İşte o gün, yalanlayanların vay haline, o dal­dıkları bâtıl içimle oynayıp duranlar" hakkında açıklama bulunmaktadır. Buna göre bu ayetlerle önceki ayetler arasında ilişki devam etmektedir. Ayetler aynı zamanda Pey-gamber'i desteklemekte ve onu tatmin edip rahatlatmaktadır. "Yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?" ayeti, soru soran üslubuyla onların tutum ve iddialanndaki gerçek yü­zü açıklamaktadır; o da iyiniyeti ve imanı arzu etme hissini kaybetmek; azgınlık, düş­manlık ve inkarı kasten yapmaktır.

"Kâhin" Kelimesi ve Kehanetin Peygamber'e Nisbet Edilmesi "Kâhin" kelimesi ilk defa bu ayetlerde geçmektedir. Kelime fasih Arapça olup, anla­mı, gaybdan haber veren kimsedir. Yine bu kökten olarak, "tekehhene" fiili, "kâhinlik yaptı" ile masdar olan "kehanet"ten gelmektedir. Bu kelime burada kafirlerin Peygam­ber hakkında söyledikleri; o kâhindir, sözünü yalanlamak münasebetiyle geçmektedir. Aynı işlevi görmek üzere Hakka sûresinin 42. ayeti de geçmiştir: "O bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz". Araplardan nakledilen birçok rivayet, İslam'dan önce Araplar arasında bu isimle çağrılan şahısların çıktığını göstermektedir. İnsanlar ba­zı problemlerini, andlaşmalanndaki ihtilaflarını çözmek için onlara müracaat ediyorlar­dı; onlar da onlara kafiyeli, üstü kapalı, sözün anlamı gizli ama dış görünüşü güzel ce­vaplar veriyorlardı. Araplar kâhinlerin cinlerle ilişkileri olduğuna, cinlerin onlara cevap­ları ilham ettiklerine, onlara gayb ve göğün haberlerini getirdiklerine inanıyorlardı. Kâ­hinler de, Arapların böyle inanmalarını sağlayacak tarzda kendilerini çekinilecek, kor­kulacak ve Önem verilecek bir surete sokuyorlardı.

Belki onların bir kısmında, o vakit bazı yetenekler ve gizli kuvvetler vardı. Bunlar bugün manyetik ve elektrik güçleri ile açıklanabilir ve düşünceleri okuma (telepati), uzaktan hissetme ve ruhanî etkileme suretlerinde gözükebilir. Onlar bütün bunları cinle­rin ilhamı olarak izah etmekteydiler. Kadınlardan kâhinler olduğu gibi, erkeklerden de oluyordu. Onlar hakkında, sözleri hakkında birçok rivayetler nakledilmiştir; bunların içinde sunîlik ve mübalağa çoktur, fakat kâhin ismiyle anılan ve bu özellikleri taşıyan kâhinlerin varlığında hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Çünkü Kur'an'da kâhinlerden bah­sedilmesi bu konuda kesin bir delildir. Görülen o ki, Araplar Peygamber'dc, davetinde ve okuduğu Kur'an'da kâhinlerde görülen bazı şeyleri gördüklerinden ona kehanet işini isnat etmişlerdir. Kur'an ondan bunu, gerek bu sûrede gerekse Hakka sûresinde nefye-dip uzaklaştirmıştır. Aynı zamanda da ondan sihiri, şiiri, deliliği, cinlerle ilişki kurmasını da örnekleri daha önce geçen çeşitli sûrelerin birçok ayetlerinde nefyedip uzaklaşür-mış, bu tür yaklaşımları da kınayarak aşağılamıştır.

Uzaklaştırma ve nefyin burada Allah'ın nimeti ile birlikte zikredilmesi, Peygam-ber'in Allah ile olan ilişkisini te'yid etmekte, kâhinlerin görünen suretlerini ve kafiyeli sözlerini aşağılamaktadır. Sonra kâhinin sırf Allah'a davet, güzel ahlâk, şirkle, fesadla ve günahlarla mücadele yolunda olmadığı hatırlatılmaktadır. Kâhinler, bilindiği üzere dar bir ufuk ve çerçeve içerisinde, sırf yaşamak için hareket ederler; yoksa onlar, sahibi­nin ne bir mükafat, ne de bir karşılık beklemediği büyük bir davet yolunda değillerdir.

İbn İshak'dan nakledildiğine göre, kâhinlik o zamanki cahiliyye toplumu nazarında, yahudi ve hristiyanlardaki hahamlar ve papazlar mesabesindeydi. Ancak dikkatle ince­lenirse bunun yanlış olduğu görülecektir. Zira yahudi ve hristiyanlardaki haham ve pa­pazlar dini bir vasıfta bulunmaktadırlar ve dini görevleri yerine getirmektedirler. Halbu­ki hiçbir kimse Arap kâhinlerinden böyle bir şey nakletmemiştir[25][26]

 

35.  Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi?

36.  Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar.

37. Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yok­sa hakim olan kendileri midir?

38.  Yoksa onların bir merdivenleri mi var (ki) onunla (yük­selip en yüce makamda konuşulanları) dinliyorlar? Öyley­se, dinleyenleri açık bir delil getirsinler.

39.  Yoksa kızlar O'nun da, erkek çocuklar sizin mi?

40.  Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük[27] altındalar?

41.  Yoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır ki, böylece yazıp duruyorlar'[28].

42.  Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşe­cek olanlar, o İnkâr edenlerin kendileridir.

43.  Yoksa onların, Allah'ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.

 

Kâfirlerin İnançlarına Eleştiri

 

Bu ayetlerde reddedici sorular sorulup, kafirlerin inançları, tavırları ve dayandıkları esaslar kınanmakta, durumları küçümsenerek, onlara meydan okunmaktadır:

1- Onlarda zanlarına önem vermek, tezata düşmek o derece ilerledi de, neredeyse, kendilerini hiçbir yaratıcının yaratmadığını mı sanmaya başladılar? Yoksa onlar mı ken­dilerini yarattılar? Veya göklerle yeri mi yarattılar? Yahut Allah'ın hazinelerine sahip olup, mülkünü ele geçirdiler de, O'nun azabından korkmayacak duruma mı geldiler?

2- Yoksa onların, üzerinden göğe çıkacakları merdivenleri mi var ki, bu sayede gay-ba muttali olarak hak üzerinde olduklarını öğreniyorlar ve böylece Allah'ın elçisinin li­sanıyla gönderdiği mesaj ve davete ihtiyaç duymuyorlar? Haydi Öyleyse, onlardan gö­ğün haberlerini dinleyip, gayba muttali olan kimse, elindeki delilleri ortaya koysun.

3- Yoksa Allah'a üstün geldiler de böylece paylarına erkek çocukları ayırdılar ve O'nun payına da kız çocukları mı bıraktılar?

4- Yoksa gayb ilmi onların yanında da, bununla insanların sonlarını kararlaştırıp, on­lar hakkında diledikleri gibi mi hükmediyorlar?

5- Yoksa, Peygamber'i kendilerinden daveti üzerine bir ücret isterken mi gördüler de, durumu ağır bulup, O'nun hak ve hidayet çağrısından yüz çeviriyorlar?

6- Yoksa O'na tavır almaları, O'na tuzak kurup, mağlup etmek için mi? Böyle bir şey yapmaları, gerçekte kendilerine tuzak kurmaktır.

7- Yoksa Allah'tan başka bîr ilah mı biliyorlar da, ona sığınıp, onunla hükmedecek­ler? Onların cür'eti, bu dereceye mi ulaştı? Allah onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.

Açıkça görüldüğü gibi ayetler üslup ve konu bakımından öncekilerin devamıdır. Kuvvetli ve etkileyici bir tarzda gelmiştir. Ayetler onlarla alay edip, onları kınamanın yanısıra, onların acizliğini, iftiralarını ve yalanlarını da açıklamaktadır. Aynı zamanda da müşriklerin, özellikle de ileri gelenlerinin inatlarının ve büyüklenmelerinin şiddetini tasvir etmektedir.[29]

 

44.  Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur" derler.

45.  Öyleyse sen onları korkudan bayılacakları'[30] günlerine kavuşuncaya kadar bırak.

46.  O gün, tuzakları kendilerine hiçbir yarar sağlamaz ve onlara yardım da edilmez.

47.  Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azap var­dır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.

48. Artık Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile teşbih et,

49.  Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardın­da O'nu teşbih et.

 

Kafirlerin Allah'ın Azabıyla Alay Etmesi Ve Bunun Cezası

 

1- Ayetlerde kafirlerin korkutuldukları Allah'ın azabını küçümsemeleri vasfedilmek-tedir. O derece ki, üzerlerine gökten bir parça düştüğünü görseler dahi, bu sadece birbiri üstüne kümelenmiş bir buluttur diyeceklerdir.

2- Peygamber'e onların tavırlarından dolayı üzülmemesi, onları Allah'a havale edip, içinde bulundukları sapıklıkta onları bırakması emredilmektedir; onlar Allah'ın azabıyla çarpılıp bayılacakları o güne kavuştuklarında, ne tuzaklarının, ne de büyüklenmelerinin kendilerine hiçbir fayda vermeyeceği gerçeğini anlayacaklar ama kendilerine yardım edecek kimseyi de bulamayacaklardır.

3- Ayetlerde, düşmanlık ve muhalefet başkanlığını yürüten ileri gelen kimseler uya­rılmaktadır; onlar için suçlarının büyüklüğüne uygun olarak ek bir azap daha vardır. On­lar her ne kadar bunun hesabını yapmayıp inanmasalar dahi bu başlarına gelecektir.

4- Peygamber Allah'ın emir ve hükmünü bekleyerek sabır ve sebat içinde olmaya teşvik edilmektedir. Allah'ın koruması, gözetimi ve himayesi altında olduğu, onların tu­zaklarından hiçbir şeyin ona isabet etmeyeceği bildirilerek tatmin edilip rahatlatılmak ta­dır. Ona düşen, sadece Allah'ın hamdine, teşbihine devam etmek, O'nun ipine sımsıkı sarılmak, bütün vakitlerinde, hareketlerinde ve şartlarında; oturduğu meclisten veya uy­kudan kalkarken, üzerini gece kapladığında ve yıldızlar batıp, gündüz ağardığında sade­ce O'na dayanmaktır.

Açıkça görüldüğü gibi ayetler önceki üslubu devam ettirmektedir. Pcygamber'i tat­min etme metodu gayet kuvvetlidir. Şüphe yok kiT bu tatmin etme metodu, münasebetler tekrarlandıkça tekrarlanmış, Peygamber'e güç, dayanak ve tahammül kaynağı olmuş ve onun görevine, kafirlerin kuvvet ve çokluğunu önemsemeden devam etmesini, kendisini tam olarak Allah'ın ibadetine ve zikrine vermesini sağlamıştır; çünkü o güzel akibetten emindir,

İleri gelen liderlerin Allah'ın ek azabıyla korkutulup uyarılmaları tekrarlanmıştır; çünkü onlar hak davetten yüz çevirmekle yetinmeyip, başkalarını da buna zorlamakta­dırlar. Bu uzun vadede, sürekli devam edecek bir uyarıdır.

Bu ayetler sûrenin son ayetleridir ve sûre sonu özellikleri, özellikle de son iki ayette açıkça gözükmektedir.[31]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/215.

[2] Tur Müfessirlerin çoğuna göre kastedilen, Sina dağıdır. "Tur", sözlükte dağ anlamındadır.

[3] Kitâbu'n Mestur Bir kısım müfessir kastedilenin Kur'an olduğunu söylemiştir. Bazıları da, mutlak olarak Allah'ın bütün kitap­larının kastedildiğini söylemiştir. 'Mestur', satırlara yazılmış anlamındadır.

[4] Rakkun Menşur 'Rak', yazı yazmak için hazırlanmış yumu­şak cilt parçasıdır. Çoğunlukla ceylan derisinden yapılıyordu. 'Menşur' yazıl­mış anlamında veya "yazı yazmak ve okumak için hazırlanmış" anlamındadır.

[5][5] el-Beyti'l-Ma'mur Kinaye yoluyla Ka'be kastedilmiştir. Bazı müfessirlerin rivayet ettiği bir hadise göre, gökte Ka'be gibi bir ev bu­lunmakta ve aynı bu isimle anılmaktadır. Temûru Sallanıp hareket eder.

[6] es-Sahfil-Merfû" Kinaye yoluyla gök kastedilmiştir. Enbiya sûresi 32. ayette onu 'sakf=tavan' olarak vasfetmiştir.

[7] el-Bahri'l-Mescûr Kelimeden kastedilen mânâ üzerin­de birçok kavil aktarılmıştır. Bir söze göre 'Mescûr' dopdolu anlamındadır. Yine bir söze göre, boş anlamındadır. Başka bir kavle göre ise, ateşle tutuşturulmuş anlamındadır. Gafir sûresi 72. ayetinde şu ifade yer almıştır: "... Son­ra da ateşte yakılacaklardır." Yani yakıt olarak ateşin içine atılacaklardır. Tekvîr sûresinin 6. ayetinde de şu ifade yer almaktadır: "Denizler tutuşturul-duğıt zaman"... Yani ateşlendiği ve yakıt atıldığı zaman veya doldurulduğu zaman, yahut boşaltıldığı zaman anlamındadır. Her halükarda Kur'an'ı İşiten muhatapların cümleden kastedilen mânâyı anladıklarında şüphe yoktur.

[8] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/217.

[9] Temûru Sallanıp hareket eder.

[10] Yüda'ûne Sert bir şekilde itilirler.

[11] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/218.

[12] Fâkihîn Zevk ve lezzet alarak.

[13] Eletnâhum Eksiltmek.

[14] Yetenâzeûn Burada, "bir şeyi almak için yarışmak" anlamındadır.

[15] La lağvımfîhâ ve lâ te'sîm Cümle kabın içindekini vasfediyor olabilir. Buna göre mânâ, kaplardan içtikleri şey, içenleri sarhoş etmez ve onlara kötü söz ve günah işletmez. Cümle cennetlerin vasfı da ola­bilir. Nitekim Vakıa süresindeki ayetler bunun cennetlerin vasfı olduğunu ifade etmektedir. "Orada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitir­ler. Duyduktan söz, yalnız 'selam, selâm'dır." (25-26)

[16] Keennehüm lü'lüün meknûn Sanki onların rengi edefte saklı incininki gibidir.

[17] Gılman lehüm Kinaye yoluyla hizmetçiler kastedilmiştir.

[18] Yetesâelûn Burada karşılıklı olarak, elde ettikleri Allah'ın lütfunu müzakere ederler, anlamındadır.

[19] Semûm Kavurucu sıcak hava.

[20] Bkz. Begavi ve İbn Kesir Tefsirleri.

[21] Bkz. Begavi ve İbn Kesir Tefsirleri

[22] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/220.

[23] Raybe'l-Menûn "Ölüm" anlamındadır.

[24] Neterabbasu bihi Onun için bekliyoruz.

[25] Bu konu ile ilgili Bkz. Buluğu'i-Erbi, Alûsi, c.3, s. 269-306; Tarihu'l-Arab Kable'l-lslam, Cevâd Ati, c.5

[26] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/.

[27] Mağram Ücret, yükümlülük veya vergi yükü.

[28] Yektübân Burada, hükmedip yönetiyorlar anlamındadır.

[29] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/224-225.

[30] Yüs'akûn Rabbani bir baygınlık isabet edinceye kadar, Al­lah'ın va'dolunan azabından kinayedir.

[31] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/226.