Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Necm Suresi - Kuran - 053Necm - 19. Sayfa

NECM SURESİ 2

Vahyin Gerçekleşmesi 2

Bazı Kelimeler: 2

Giriş: 2

Açıklama: 3

Kendilerine Fayda Vermeyen Tanrıları İşte Şunlardır. 3

Bazı Kelimeler: 4

Önceki ayetlerle ilişkisi: 4

Açıklama: 4

Kendilerine Fayda Vermeyen Tenrıları İşte Şunlardır. 5

Bazı Kelimeler: 5

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 5

Açıklama: 5

İyilik Edenler Kimlerdir. 6

Bazı Kelimeler: 6

Açıklama: 6

İslâmî Hakikatler. 7

Bazı Kelimeler: 7

Nüzul Sebebi: 7

Açıklama: 8


NECM SURESİ

 

Sahih kavle göre Mekkîdır. 62 ayettir. Resulallah (S.A.V.) efendimizin Mek­ke'de iken ilân ettiği ilk suredir. Bu sure, risaleti isbatlamasi, Kur'an'm Allah katından geldiğini söylemesi bakımından Resulü tasdik etmeyi kapsamakta­dırlar. Bilahare putlardan bahsedilmekte ve bunların müsemrhasız isimler ol­dukları açıklanmakta, daha sonra varlık alanındaki eserleri İzah edilerek mu­kaddes zat hakkında konuşulmakta, islamî hakikatler anlatılmaktadır.[1]

 

Vahyin Gerçekleşmesi

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

1- Batmakta olan vıMıza and olsun ki,

2- Arkadaşınız ı-   hammed sapmamış ve azmamtştır.

3- O, kendiliğinden konuşmamaktadır.

4- Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.

5-7- Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermîş,

8- Sonra yaklaşmış ve inmiştir.

9- Aralan iki yay aralığı kadar belki daha da yakın oldu.

10- Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti.

11- Muhammed'in gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.

12- Ey İnkarcılar! O'nun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mı­sınız?

13-14- And olsun ki Muhammed Cebrail'i sınırın sonunda (Sidretü '1-Müntehâ'da) başka bir inişinde de görmüştür.

15- Orada me'va Cenneti vardır.

16- Sidre'yi bürüyen buruyordu.

17- Muhammed'in gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.

18- And olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yıldız. Bazıları deraişlerki bu kelime ile Süreyya ve Zühre gibi belli bazı yıldızlar kastedilmiştir. Yine bazıları demişler ki; Necm kelimesi İle, Peygamber (S.A.V.)'e nazil olan Kur'an'ın bir kısmı kast edilmiştir.Düştüğü veya doğduğu zaman Arkadaşınız doğru yoldan batıl yola ve günaha sapmadı. Bu cümlede geçen arkadaş kelimesinden kast edi­len şahıs, Peygamber (S.A.V.) efendimizdir.Gay kelimesi, fasit iti-kadla beraber cehalet demektir. Yani Cehî-i Mürekkep demektir. Zorlu kuvvetin sahibi, yani Cebrail (A.S.)Üstün akıl ve sağlam mantık sahibi.Hakiki suretinde doğrulup durdu. Bakan kimseye karşı semanın en yüksek tarafı.Ha­vada sarktı, Yaklaştı. yay miktarı kadar yakın. Yahut bundan daha yakın. Gördüğü şeyler hususun­da onunla mücadele edip tartışıyor musunuz?Bir defa daha.Sidretil münteha yanında. Burasının neresi olduğunu Al­lah bilir.Mü'mİnlerin ruhlarının sığındığı ve barındığı cen­net. Örter. Göz kaydı.Kendisi için çizilen hu­dudu aşmadı.[3]

 

Giriş:

 

Allah sevabını bollaştırsın. Allame Fahrü-Razî tefsirinde şöyle der: Bundan Önce geçip harflerle değilde, isimlerle kasem edilerek başlatılan sureler şunlardır: Saffât, Zariyât, Tûr, ve şimdi tefsirini yapmakta olduğumuz Necm sûresi. Bunlardan ilkinde ilahi birliğin isbatı için yemin edilmiştir. İkincisin­de haşir ile hasrın vukuunun isbatlanması için yemin edilmiştir. Üçüncüsün­de kıyamet gününde azap ve ikabın devamının isbatı için yemin edilmiştir. Nitekim orada şöyle buyurulmuştur. "Senin Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır," Bu sûre de ise Muhammed (S.A.V.) efendimizin Peygamberliği­nin isbatı için yemin edilmiştir. Böylece dinin üç aslı tekemmül etmiş olmak­tadır. Böyle oluncada tevhid ile Risaleti Muhammediyenin isbatma dair Kur'an-ı Kerim'de edilen yeminlerin sayısı az, Ölüm sonrası dirilişin isbatma dair edilen yeminler ise çok olmaktadır. Buna örnek oiarak, Zariyât Tûr, Leyi, Şems, Bürûc ve diğer sûreler gösterilebilir. Zira tevhid delilleri ile rİsaletin isbatma dair ayetler le alametler kâinatta ve Resulüllahm mucizelerinde apa­çık görülmektedirler. Ölüm sonrası dirilişe gelince bunun mümkün bir iş ol­duğu aklen isbatlanabilir. Fiilen vukuunu isbatlamaksa ancak sem'î deliller­le, yani Kur'an ve hadis ile isbatlanabilir. İnsanların buna inanmaları içindir ki, Cenab-f Allah bu husus hakkında Kur'an-ı Kerimde çokça yemin etmiştir.[4]

 

Açıklama:

 

Kutlu ve yüce olan Hak Teala, Süreyya ve diğerlerini kapsayacak bir ke­lime olan Necm kelimesi ile yıldız cinsine yemin etmiştir. Battığı, doğduğu yahut şeytanlar üzerine fırlatıldığı zaman yıldızlara andolsun, buyurmuştur. Bazı müfessirler ise Necm kelimesinin Peygamber (S.A.V.) efendimize nazil olan Kur'an-ı Kerim'in bir parçası olduğunu söylemişler ve Cenab-ı Allah'ın bu parça üzerine yemin ettiğini ifade etmişlerdir. Geceleri yol yürümekte olan kimselere yollan gösteren yıldızlara yemin etmekle peygamber (S.A.V.) efen­dimizin, hidayet yolunu bulmak isteyen kimseler için bir işaret olduğuna, ayrı­ca dünya ve ahiretin hayrına kavuşmak isteyen kimseler .için aydınlatıcı bir fener olduğuna İşaret edilmektedir. İnmekte olan yıldıza andolsun ki sizin arkadaşınız olan Muhammed, Hak yoldan ve sırat-ı müstakim'den sapmış değildir. Sırat-ı Müstakim, ahiret yoludur. O, fasit itikadlara da kaymış de­ğildir. O, sizin arkadaşınızdır. İnsanlar içinde onu en çok tanıyanlar sizlersi­niz. Onun tarafından size gelen sözler ve fiiller, mesela Kur'an-ı Kerim yüce Allah tarafından gelmektedir. Bu sözler onun kendi nefsinden, hevesinden ve görüşünden sadır olmuş değildir. Bunlar sadece aziz ve cclil olan Allah tarafından kendisine vahyedilen bir vahiydir. Güçlü kuvvetli olan Cebrail (A.S.) ona Kur'an-ı Kerim'i öğretmiştir. Bunda şaşılacak bir hal yoktur. O, Lut kav­minin kasabasını alt üst etmiş, kökünden söküvermişti. Salih'in kavmine ün-lemiş, onları diz üstü çoktürüvermisti. Göz açıp kapayacak kadar kısa bir süre içinde peygamberlere inmiştir. Allah'ın emri ile o çeşitli şekillere girme­ye muktedirdir. Hikmet ve derin akıl sahibidir. Uzak görüşlüdür. Allah onu cisim, akıl ve görüş kuvveti ile vasıflandırmıştır.

Peygamber (S.A.V.) efendimiz Cebrail'i hakiki suretinde görmüş müdür? Buna cevaben evet denilmiştir. Şöyle ki: Onu aslî hey'eti ile görmüş, o dim­dik dutmuş, Allah'ın kendisini yaratmış olduğu gerçek şekli ile dikili vermiş­tir. Onun altı yüz kanadı vardır. Bu kanatlarından herbİri, rivayete göre ufku baştan başa doldurur. Peygamber (S.A.V.) onu yüksek ufukta görmüştür. Ri­vayete göre bu Bî'setin evvelinde vuku bulmuştur. Bilahare Cebrail ona yak­laşmış, havada sarkık bir vaziyette yanına gelmiştir. Kaşla göz arası kadar Peygambere yakın olmuş veya dahada yakın vaziyete girmiştir.

Bu cümledeki  veya kelimesi şüphe manasına gelip kullarla ilgilidir, yok­sa Cenab-ı Allah'la ilgili değildir. Yani kullardan onu gören bu şekilde veya daha yakın bir şekilde zanneder.

İşte tam o esnada Cebrail, Allah'ın kulu ve elçisi olan Muhammed (S.A.V.)'e hakiki suretinde görünerek Kur'an'dan neler vahyetti neler. Gözü ile gördüğünü kalbi yalanlamadı.

Allame Âlûsi şöyle der: Bu ayetler vahiy emrini tahkik etmek, şek ve şüp­heyi izale etmek için sevk olunmuşlardır. Herkes kesinlikle bilsin ki bu vahiy, şiir ve kehanetten değildir. Ne şeytanın ne de cinlerin, Cebrail'in hakiki şekli­ne veya diğer meleklerin suretine bürünmeye İktidarları yoktur. Zira Peygamber (S.A.V.) efendimiz Cebrail'i kalbi ve gözü ile tanımıştır. Onu müteaddit hal­lerde görmüştün.Bu nedenle onu başkaları ile karıştırması aklın kabul edebi­leceği bir iş değildir. Şu ayet-i kerimelerin manasına bakın: Cebrail doğrul­du. Sonra yaklaştı ve sarktı. Ona vahyetti. Gördüğünü kalbi yalanlamadı... Bundan sonraki ayette de gördüğü şeylerde onunla tartışıyor musunuz? de­nilmekte ve bu ilahî bir tertip haline gelmektedir. Yani sizler Muhammedin bu iddiasını yalanlayarak Onunla mücadele mi ediyorsunuz?!

Allah'a andolsun ki Muhammed, Cebrail'i semada, Sidretü Münteha-nın yanında bir kez daha gördü. Sidrenin yanında, barınılacak Cennet vardır.. Orayı kaplayan kaplamıştı. Gözü meyletmedi ve haddi aşmadı. Evet barını­lacak Cennetin yanında bulunan Sidre-i Müntehada Peygamber (S.A.V.) efen­dimiz Cebrail'i bir kez daha hakiki şeklinde gördü. O sidreyi kaplayan, kap­lamıştı. Muhammedin gözü kaymadı, şaşmadı ve-haddi aşmadı. Bütün bu olup bitenler Miraç hadisesinde vuku bulmuştu. Muhammed (S.A.V.) o va­kitte bu olup bitenleri görmüştü. O mekân, Rabbİnin en büyük ayetlerinden biri idi. Allah'ın miraç gecesinde O'na gösterdiği büyük ayetler ve alametler sayılamayacak kadar çoktu. Bu nedenle denilmiştir ki; ayet-i kerimenin ma­nası şöyledir: Hz. Peygamber, miraç anında Rabbinİn bazı büyük ayetlerini gördü. Tefsire göre; görüş Peygamberden Cebrail'edir. Bizde bu görüşü be­nimsedik bazılarına göre ise görüş Peygamberlerden Allah'adır. Hakikati bi­len yalnızca Allah'tır, Nazm-ı celîlin zahiri manasında geçen yaklaşma ve sark­ma kelimeleri ile en yüksek ufuktaki görme hadisesi Cebrail ile Peygamber (S.A.V.) arasında meydana gelmiştir.[5]

 

Kendilerine Fayda Vermeyen Tanrıları İşte Şunlardır

 

19-20- Ey inkarcılar! Şimdi Lât, LJzzâ ve bundan başka üçüncüleri olan Menâfin ne olduğunu söyler misiniz?

21- Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı?

22- Öyleyse bu haksız bir paylaşma.

23- Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değil­dir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir,

24- Yoksa her umduğu şey insanın mıdır?

25- Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır.

26- Allah, dilediğine ve hoşnud olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.

27- Doğurusu Ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adım takarlar.

28- Oysa onların bu hususta bir bilgilen yoktur, sadece sanıya uyar­lar, Sam ise şüphesiz gerçeği İfade etmez.

29- Ey Muhammedi Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatın­dan başka bir şey istemeyenlere aldırma.

30- Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin, Yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir.[6]

 

Bazı Kelimeler:

 

Taif'teki Sakıf kabilesine ait bîr putun adıdır. Gatafan kabilesine ait bîr putun adıdır. Meşhur kavle göre Batn-i Nahle denilen mevkideki bir ağacın adıdır.Hüzeyl ve Huzaa kabilelerine ait olup kendisine tapınılan bir kaya parçasıdır. Bazılarına göre bu kaya parçası Ka­be'de idi. Bazı kimseler bu üç putun da Kabe'de bulunduklarını rivayet et­mişlerdir. Zalimane ve insafsızca. Burhan ve kuvvetli delil. Bu kelime ile ayet-i kerîmede, vehmetme manası kastedilmiş­tir.[7]

 

Önceki ayetlerle ilişkisi:

 

Yüce Allah, kendisinin sonsuz kudretinin eserlerinden, birliğinin işaret­lerinden olan yıldızlara yemin ettikten sonra vahyi ve vahyin mazharı olan Muhammed (S.A.V.)'i anlatmıştır. Bundan sonra da müşriklerin, kendilerine hiçbir fayda vermeyen ve açlıklarını gidermeyen putlarına, tanrılarına değin­miştir ki Hak'ka dönüp doğru yola girsinler.[8]

 

Açıklama:

 

Yüce Allah, vahyin doğruluk ve sabitliğini temsil eden ilginç kıssaları an­latarak müşriklere kınama mahiyetinde şöyle buyurmuştur: Allah'ı bırakıp-ta kendilerine taptığınız Tanrıları gördünüz mü? Yani Allah'tan vazgeçerek kendilerine ibadet ettiğiniz ilahlar hakkında bana bilgi verin. Bunların vasıf­lanabilecekleri bir kudretleri var mıdır? Allah'ın Muhammed'e vahyettiği gi­bi, bunlar size herhangi bir şey vahyettiler mi? Yoksa bunlar akletrheyen ve başkalarına fayda vermeyen cansız varlıklar mıdırlar? Ayet-i Kerimede bu putların meşhur olan üç tanesinden söz edilmiştir. Bunlar bütün müşrik araplar nczdinde ünlü ve büyük putlar olarak kabul ediliyorlardı. Allah bilir ya za­hir olan kavle göre bu meşhur putlar müteaddit mekânlarda idiler. Taif'te, Mekke'de ve diğer beldelerde idiler. Lât'ı, Uzza'yı ve üçüncüleri olan Menafi gördünüz mü? (Ayet-i kerimedeki ifade ile bu putlar son derece kınanıp tah­kir edilmektedirler). Erkekler size, dişiler Allah'a öyle mi? Nasıl olur da be­ğenmediğiniz dişileri Allah'a, sevdiğiniz erkekleri de kendinize ayırıyorsunuz? Çünkü müşrikler, meleklerin Allah'ın kızları olduklarını iddia ediyorlardı. Şu halde bu, insaf ve adaletten uzak zalimce bir taksimattır. "Erkekler size, dişiler O'na mı?" ifadesi ile müşrikler ikinci kez kınanmaktadırlar.

Tanrı diye taptığınız putlar hiçbir şey değildirler. Bunlar ulûhiyyet an­lamları olmayan salt birer isimden ibarettirler. Çünkü bunlar İşitmez, gör­mez, başkalarına fayda temin etmezler. Bunlar müsemması olmayan birer isim­den ibarettirler. Hiçbir hakikatleri yoktur. Bunlar, siz ve sîzden önceki atala­rınızın adlandırdığı birer isimden ibarettir. Bunlar hakkında Cenab-ı Allah hiçbir hüccet ve burhan, indirmiş değildir.

Onların bu putlara tapmaktaki delilleri nedir? Onlar kendilerini gerçeğe ulaştırmayan zanlanyla amel ederek bunları Tanrı edinmiş ve bu isimlerin pe­şine takılmışlardır. Sadece kendi nefislerinin arzuladığı şeyin peşine düşmek­tedirler. Oysaki Rablerinden kendilerine hidayet ve parlak bir beyan gelmiş­tir. Sadece, Allah'a ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmamaları için açıklayıcı bir beyan gelmiştir. Bu putlar kendilerine hiçbir fayda temin etme­yecek diye ifadeler indirilmiştir. Bu ifadeler, delil ve şüphe götürmeyen kuv­vetli burhanlarla tevhide davet eden hikmetli Kur'an'da yciannaktadırlar. "Yok­sa arzu ettiği herşey insanın mı olacaktır?" Evet, insanın temenni edipte mül­kiyetinde bulunan ve dilediğince tasarruf edeceği bir şeyi yoktur. Hele şu kâ­firlerin hiçbir şeyleri yoktur. Onların kuruntu ve istekleri batıldır!

Görülüyorki Cenab-ı Allah, sırf bir vehimden ibaret olan zanlara tabi olmalarından, ayrıca kötülüğü emreden nefis ve heveslerine tabi olmaları ko­nusunu bırakıp putlarının kendilerine fayda ve şefeat vereceği yolundaki te­mennilerinin gerçekleşmesini inkar babına geçmiş buna gerekçe olarakta şöyle buyurmuştur: Dünya ve ahiretin işleri Allah'a aittir. O'nun dilediği olur. Di­lemediği olmaz!

Sonra Cenab-ı Allah bu kavlini te'kid edip putların müşriklere kıyamet gününde şefeat edeceği iddiasını fazlasıyla iptal edip, şöyle buyurmuştur: An­cak Cenab-ı Allah'ın dilediğine izin vermesinden sonra göklerdeki birçok me­lekler insanlara şefaatte bulunabilir. Ayrıca Cenab-ı Allah kendisine çok ya­kın olan mukarrep kullarına şefaat imkânını verir. Yoksa putlar nasıl olurda . insanlara şefaatte bulunabilirler?! Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen şu insanlar melekleri dişilere mahsus adlarla adlandırmaktadırlar. Ve melekle­rin Allah'ın kızları olduklarım İfade etmektedirler. Melekleri dişi kılmakta

canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.[9]

 

Kendilerine Fayda Vermeyen Tenrıları İşte Şunlardır

 

24- Yoksa her umduğu şey insanın mıdır?

25- Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır.

26- Allah, dilediğine ve hoşnud olduğuna İzin vermedikçe, göklerde  bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.

27- Doyuruşu Ahİrete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar.

28- Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyar­lar, Sanı İse şüphesiz gerçeği ifade etmez.

29- Ey Muhammedi Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatın­dan başka bir şey istemeyenlere aldırma.

30- Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin, Yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir.[10]

 

Bazı Kelimeler:

 

Taif teki Sakıf kabilesine ait bir putun adıdır.Gata-fan kabilesine ait bir putun adıdır. Meşhur kavle göre Batn-i Nahle denilen mevkideki bir ağacın adıdır. Hüzeyl ve Huzaa kabilelerine ait olup kendisine tapınılan bir kaya parçasıdır. Bazılarına göre bu kaya parçası Ka­be'de idi. Bazı kimseler bu üç putun da Kabe'de bulunduklarını rivayet et­mişlerdir. Zalimane ve insafsızca.Burhan ve kuvvetli delil. Bu kelime ile ayet-i kerimede, vehmetme manası kastedilmiş­tir.[11]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Yüce Allah, kendisinin sonsuz kudretinin eserlerinden, birliğinin işaret­lerinden olan yıldızlara yemin ettikten sonra vahyi ve vahyin mazhan olan Muhammed (S.A.V.)'İ anlatmıştır. Bundan sonra da müşriklerin, kendilerine hiçbir fayda vermeyen ve açlıklarını gidermeyen putlarına, tanrılarına değin­miştir ki Hak'ka dönüp doğru yola girsinler.[12]

 

Açıklama:

 

Yüce Allah, vahyin doğruluk ve sabitliğini temsil eden ilginç kıssaları an­latarak müşriklere kınama mahiyetinde şöyle buyurmuştur: Allah'ı bırakıp-ta kendilerine taptığınız Tanrıları gördünüz mü? Yani Allah'tan vazgeçerek kendilerine ibadet ettiğiniz ilahlar hakkında bana bilgi verin. Bunların vasıf­lanabilecekleri bir kudretleri var mıdır? Allah'ın Muhammed'e vahyettiği gi­bi, bunlar size herhangi bir'şey vahyettiler mi? Yoksa bunlar akletmeyen ve başkalarına fayda vermeyen cansız varlıklar mıdırlar? Ayet-i Kerimede bu putların meşhur olan üç tanesinden söz edilmiştir. Bunlar bütün müşrik araplar nczdinde ünlü ve büyük putlar olarak kabul ediliyorlardı. Allah bilir ya za­hir olan kavle göre bu meşhur putlar müteaddit mekânlarda idiler. Taif'te, Mekke'de ve diğer beldelerde idiler.' Lât'ı, Uzza'yı ve üçüncüleri olan Menat'ı gördünüz mü? (Ayet-i kerimedeki ifade ife bu putlar son derece kınanıp tah­kir edilmektedirler). Erkekler size, dişiler Allah'a öyle mi? Nasıl olur da be­ğenmediğiniz dişileri Allah'a, sevdiğiniz erkekİeri de kendinize ayırıyorsunuz? Çünkü müşrikler, meleklerin Allah'ın kızları olduklarını iddia ediyorlardı. Şu halde bu, insaf ve adaletten uzak zalimce bir taksimattır. "Erkekler size, dişiler O'na mı?" ifadesi ile müşrikler ikinci kez kınanmaktadırlar.

Tanrı diye taptığınız putlar hiçbir şey değildirler. Bunlar ulûhİyyet an­lamları olmayan salt birer isimden ibarettirler. Çünkü bunlar işitmez, gör­mez, başkalarına fayda temin etmezler. Bunlar müsemması olmayan birer isim­den ibarettirler. Hiçbir hakikatleri yoktur. Bunlar, siz ve sizden önceki atala­rınızın adlandırdığı birer isimden ibarettir. Bunlar hakkında Ccnab-ı Allah hiçbir hüccet ve burhan, indirmiş değildir.

Onların bu putlara tapmaktaki delilleri nedir? Onlar kendilerini gerçeğe ulaştırmayan zanlanyla amel ederek bunları Tanrı edinmiş ve bu isimlerin pe­şine takılmışlardır. Sadece kendi nefislerinin arzuladığı şeyin peşine düşmek­tedirler. Oysaki Rablerinden kendilerine hidayet ve parlak bir beyan gelmiş­tir. Sadece, Allah'a ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmamaları için açıklayıcı bir beyan gelmiştir. Bu putlar kendilerine hiçbir fayda temin etme­yecek diye İfadeler indirilmiştir. Bu ifadeler, delil ve şüpiır götürmeyen kuvvetli burhanlarla tevhide davet eden hikmetli Kur'an'da yeıaimaktadırlar. "Yok-sa arzu etliğiherşey insanın mı olacaktır?" Evet, insanın temenni edipte mül­kiyetinde bulunan ve dilediğince tasarruf edeceği bir şeyi yoktur. Hele şu kâ­firlerin hiçbir şeyleri yoktur. Onların kuruntu ve istekleri batıldır!

Görülüyorki Cenab-ı Allah, sırf bir vehimden ibaret olan zanlara tabi olmalarından, ayrıca kötülüğü emreden nefis ve heveslerine tabi olmaları ko­nusunu bırakıp putlarının kendilerine fayda ve şefeat vereceği yolundaki te­mennilerinin gerçekleşmesini inkar babına geçmiş buna gerekçe olarakta şöyle buyurmuştur: Dünya ve ahiretin işleri Allah'a aittir. O'nun dilediği olur. Di­lemediği olmaz!

Sonra Cenab-ı Allah bu kavlini te'kid edip putların müşriklere kıyamet gününde şefeat edeceği iddiasını fazlasıyla iptal edip, şöyle buyurmuştur: An­cak Cenab-ı Allah'ın dilediğine izin vermesinden sonra göklerdeki birçok me­lekler insanlara şefaatte bulunabilir. Ayrıca Cenab-ı Ailah kendisine çok ya­kın olan mukarrep kullarına şefaat imkânını verir. Yoksa putlar nasıl olurda insanlara şefaatte bulunabilirler?! Allah'a ve ahİret gününe iman etmeyen şu insanlar melekleri dişilere mahsus adlarla adlandırmaktadırlar. Ve melekle­rin Allah'ın kızları olduklarını ifade etmektedirler. Melekleri dişi kılmakta ve onlara dişilerin adlarını takmaktadırlar. Bunu neden yapıyorlar? Bu hu­susta yanlarında bir bilgi mi vardır? Yoksa bu konuda okuyup İnceledikleri bir kitap mı vardır? Hayır onların bu hususta asla bilgileri yoktur. Onlar, hiçbir esasa dayanmayan, vehimden ibaret olan bir zanna tabi olmaktadırlar. Şüp-hesizki bu gibi mes'elelerde zan, insanları hiçbir surette gerçeğe ulaştıramaz. Hal böyle olunca ey Muhammed, bizim zikrimizden yüz çeviren ve kelâmı­mıza kulak vermeyen şu kimselerden sen de yüz çevir ve onlara aldırış etme, onlarla tartışmaya girme. Bunlar nazarlarını sırf dünyaya çevirmiş, ölüm öte­sini düşünmemiştirler. Dünya, onları ahireti düşünmekten alıkoymuştur. On­ların bu konudaki bilgileri ancak buraya kadardır. Sen bunlardan yüz çevir. Zira Cenab-t Allah^ kendisinin yolundan sapıpta burnunun doğrultusunda gidenleri çok iyi bilmektedir. Aynı zamanda doğru yola girenleri de pek iyi tanımaktadır. Herkesi ameline göre cezalandıracak veya mükafatlandıracak-tir. Allah'ın kamil kudretinin eserleri işte bunlardır. "Göklerde ve yerde ne varsa Allah'a aittir'' Bütün bunlar mülkiyet, yaratma, kulluk ve tasarruf ba­kımından Allah'a aittir. Kötülük edenleri amellerine göre cezalandıracaktır. İyilik edenleri de pek güzel bir şekilde mükâfatlandıracaktir. Aralannda hem iyinin hem de kötünün bulunduğu halkın akıbeti işte budur.[13]

 

İyilik Edenler Kimlerdir

 

31-32- Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah 'mdır ki O, kötülük ya­panlara işlerin karşılığını verir; iyi davrananlara, —ufak tefek kabahatleri bir yana— büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara, işlediklerinden

daha îyisİyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.[14]

 

Bazı Kelimeler:

 

Kebire kelimesinin çoğulu olup Cenab-ı Allah'ın, sahi­bini şiddetli azapla tehdit ettiği veya failini çok kınadığı her suç anlamına gelir. Bazıları bunun başka anlama geldiğini de ifadp etmişlerdir. Fahişe kelimesinin çoğulu olup, Cenab-ı Allah'ın ceza olarak kendisi için had vazettiği her suçtur. Örneğin zina. Bazıları bu kelimenin bu suça yakın bir şey anlamında olduğunu söylemişlerdir.Lemem keli­mesi az ve küçük şey anlamına gelir. Buradaki lemem kelimesi, üzerine mü-davemet edilmeyen küçük günahlar anlamında kullanılmıştır.Ce­nin kelimesinin çoğulu olup ana karnındaki yavru manasına gelir.[15]

 

Açıklama:

 

Kendileri için güzel mükâfatlar ve sevaplar bulunan İyilik sahibi kimse­ler; günahların büyüklerinden, fuhşiyyat ile akıl ve dinin reddettiği münke-rattan, şeriatta hakkında şiddetli sakındırmalar bulunan helak edici günah­lardan sakınan kimselerdir. Sahibi had veya şiddetli ceza ile tehdit edilen suçlardan sakınanlardır. Alimler, münkerat ve fuhşiyyatı sayarken görüş ayrılı­ğına düşmüşlerdir. Bu fiiller sünnette çeşitli yollarla anlatılmışlardır. Genel olarak Allah'a ortak koşmak, İslam hakkı olmaksızın adam öldürmek, zina yapmak, riba alış-verişi yapmak, Ana-Babaya kötülük etmek, yalan şahitlik etmek, Allah'a karşı iftirada bulunmak büyük günahlardandır. Suçu büyük, cürmü önemli olan bütün günahlar da bu kategoriye dahildirler.

İyilik sahipleri onlardır ki; devam etmeksizin ve kasıt olmaksızın küçük günahları işleseler de, günahların büyüklerinden ve fuhşiyyattan uzak durur­lar. Ama küçük günaha devam eden kimse büyük günah işlemiş sayılır. Bu bapta şöyle denilmiştir: Israr etmekle birlikte işlenen günah küçükte ol­sa, küçük sayılmaz. Ama kişi pişman olup tevbe ve istiğfarda bulunsa bü­yük günah işlemiş olsa dahi büyük günah işlemiş sayılmaz. Küçük günahta

.eJbetteki günah olarak kabul edilir, ancak pişmanlık duymak ve itiyat haline getirmemek bu günahın cezasını hafifletir. Kişi işlediği günahtan pişmanlık duyunca Allah'ın rahmet ve mağfireti araya girer. Zira yüce Rab, mağfireti geniş, rahmeti çok olandır. O bizim durumlarımızı çok iyi bilendir. Biz insan oğluyuz. Zayıf olarak yaratı imiş izdir. Dünya ve onun aldatıcı hevesleri karşı­sında güçsüzüz. Biz bu şekilde yaratılmışız. Bizi yaratan Allah'tır ve bizi en iyi bilen de O'dur. O bizi topraktan yaratmıştır. Analarımızın karınlarında birer cenin iken de bizleri bilmekte idi. Atalarımızın belinde birer zertecik iken, zerreler aleminde iken de bizleri bilmekte İdi. Hal böyle olunca ey in­sanlar! Kendi nefislerinizin temiz olduğunu hiçbir zaman iddia etmeyin. Ki­min takvalı olduğunu Allah bilir. Nice kimseler vardır ki amelinin salih ol­duğunu zanneder, ama işlediği amel riya ve gösteriş, yahut dünyevî garazlar­la lekelenmiştir. Dolayısıyla işlediği ve salih olduğunu zannettiği ameli kısır ve faydasız kalır. Kimin gerçekten takvâlı olduğunu en iyi bilen Allah'tır.[16]

 

İslâmî Hakikatler

 

33-34- Ey Muhammedi Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra ver­memekte direneni gördün mü?

35- Görülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor?

36-37- Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitabla-rında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki.

38- Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez;

39- İnsan ancak çalıştığına erişir.

40- Onun çalışması şüphesiz görülecektir.

41- Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.

42- Doğrusu son varış Rabbinedir.

43- Doğrusu, güldüren ve ağlatan da O'dur.

44- Doğrusu dirilten de öldüren de O'dur.

45-46- Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.

47- Doğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur.

48- Doğrusu zengin eden ve varlıklı kılan da O'dur.

49- Doğrusu Şİ'ra yıldızının Rabbi O'dur.

50-51- İlk Âd milletini, Semûd milletini yok edip geri bırakmayan O'­dur.

52- Daha önce de Nûh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok za­lim ve pek taşkın kimselerdi.

53-54- Lût milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gö­men O'dur.                                                                                     

55- Ey Kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin?

56- İşte ilk uyaranlar gibi bu Muhammcd de bir uyarandır.

57- Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.

58- Onu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur.

59- Bu söze mi şaşıyorsunuz?

60- Gülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz.

61- Habersiz oyalanmaktasınız.

62- Artık secdeye varın, Allah'a kulluk edin.[17]

 

Bazı Kelimeler:

 

Elinde tuttu. Yüz çevirdi, Günah taşıyan nefis Tevrat. Nihayet. Günah yükü. Meni atıldı. Sperma.Ruhların bedenlere iade edilmesi. Mal verip zengin eden ve memnun eden.

Şi'ra, parlak bir yıldızın adıdır. Bu yıldıza "abur" adı da ve­rilir. Kuvvetli şehirleri göğe kaldırıp yere bırakarak ba­tırdı. Kıyamet yaklaştı. Açılma, Gafiller.[18]

 

Nüzul Sebebi:

 

Müşriklerrh batıl itikadlannda cahil oldukları ve itikadlarının hiçbir mes­nede dayanmadığı açıklandıktan sonra Cenab-ı Allah, onlardan birisini, fii­linin kötülüğü ve suçunun büyüklüğü ile anlattı. Buradaki kıssa, bu kimsele­rin küfürlerinin inançtan değil de inat, öfke ve ahmaklıktan ileri geidiğini ispatlamaktadır.

Rivayete göre Velid bin Muğire, Resulüllah (S.A.V.)'in dinine girip müs-lüman olmuş. Müşriklerden bîri de onu ayıplamış ve kendisine şöyle demişti: Atalarının dinini terkedip, onları sapık olarak gördün ve onların Cehennem­de olduklarına mı inandın?! Kendisine böyle diyen kimseye Velİd şöyle de­mişti: Ben Allah'ın azabından korktuğum için müslüman oldum.

Kendisini ayıplayan kişi bu defa şöyle demişti: Şirke döndüğün ve malı­nın bir kısmını bana verdiğin takdirde ben Cenneti sana garanti ederim!

Velid onun bu önerisini kabul edip tekrar şirke döndü ve vadettiğİ malın bir kısrnmı ona verdi. Sonra cimrilik edip kalan kısmı vermedi. Bunun üzeri­ne yukarıdaki ayet-i kerime nazil olarak, onun Hak'tan dönüp vaade muha­lefet etmesini kınadı.[19]

 

Açıklama:

 

Hak'tan yüz çevirip maldan az bir kısım veren ve kendisine nefis cimri­liği isabet ettiğinde malın gerisini eiinde tutup cimrilik eden kimse hakkında bana haber verin. O kimsenin yanında gaybî işlere dair bir bilgi mi vardır ki, bu sebeple arkadaşının kendisindeki günah yükünü biraz taşıyacağını zan­nediyor. Veya kendisine Kur'an mı nazil olmuştur ki bu yaptığı işlerin gerçek olduğunu zannediyor?! Üzerindeki taahhütleri tam olarak yerine getiren, şid­detli musibetlerle imtihan ediiipte kendisinde selim bir akîde ve tam bir iman .sadır olup Rahmanın dostu (Halilur-rahmân) lakabını hak eden İbrahim'in sahifesinde ve Musa'nın sahifesinde (Tevrat'ta) yer alan bilgi kendisine nak­ledilmedi mi? İbrahim ile Musa'nın sahifelerinde şöyle denilmekte idi: "Hiç­bir günah taşıyıcısı başkasının günah yükünü taşımaz." Yine bu sahifelerde deniliyordu ki, "İnsan için çalıştığından başkası yoktur ve çalışması kıyamet gününde görülecektir." Bu çalışmasının karşılığı da tam olarak kendisine ve­rilecektir. Halkın en son varacağı yer Rabbinİn yanıdır. Kullarının bazısını güldürüp bazısını ağlatan O'dur. Onları güldürmüştür çünkü dünya ve ahi-rette saadeti vehmettiren'O'dur. Onları iki saadetten mahrum ederek haki­katte ağlatan da O'dur. Öldüren de, dirilten de O'dur. Yanı ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Erkek ve dişi insanlarla hayvanları yaratan da O'dur. Bütün bunları atılan bir spermadan halk etmiştir. Bu spermada erkek ve dişi ayrımı yoktur. O'nun erkeği de dişiyi de yarattığından şüphe yoktur. Öldürdükten sonra yeniden dirilten de O'dur. Mal ve sermaye verip memnun eden de O-dur. Menkul ve gayr-ı menkul mallarla İnsanları zengin eden O'dur. Şi'ra yıl­dızının sahibi ve Rabbi O'dur. Diğer yıldızlarla gezegenlerin Rabbi O'dur. Ken­dilerine Hûd'u gönderdiği, Âd kavmini, Salih'i gönderdiği Sernûd kavmini helak eden ve onlardan arda kalan hiçbir şey bırakmayan O'dur. Daha önce Nuh kavmini de helak eden O'dur. Çünkü onlar zulmedip haddi aşmış ve başkalarına tecavüzde bulunmuşlardı. Lût kavminin kasabalarım da yok et­mişti. Onları göğe kaldırıp tekrar yere bırakıp batırmış, onları keder ve hü­zün kaplamıştı.

Ey insan! Rabbinin hangi nimetleri hakkında tartışıp şüpheye kapılıyor­sun? Muhammed'e indirilen bu Kur'an, önceki ümmetlere indirilmiş olan İik uyarıcılar cinsinden bir uyarıcıdır. Size ne olmuşki buna inanmıyor ve sizden Önceki ümmetlerin üzerine inen musibetlerden ibret ve öğüt almıyorsunuz?!

Yaklaşıcı yaklaştı. Kıyamet gelip çattı. Allah'tan başka Onu açıp gidere­cek bir kimse yoktur. Bilakis bütün emir, yüce ve münezzeh olan Allah'a ait­tir. Siz bu sözden —Kur'an'dan— hayret edipte inkâra mı sapıyor ve alay edip gülüyorsunuz? Allah'ın azabından korkupta ağlamıyorsunuz? Başka şeyler­le meşgul olup lafa dalıyorsunuz?!

İşte bu nedenle Kur'an-ı Kerim'i dinlerken ağlamak, ağlamaya çalışmak . müstehap olmaktadır. Ebu Hüreyre'nin şöyle dediği rivayet edilir: Yukarıda­ki ayet-i kerime nazil olduğunda Ashab-ı Suffa ağladılar. Öyle ağladılar ki göz yaşlan, yanaklarının üzerinden akıyordu. Resulullah (S.A.V.) efendimiz o.nların bu inleyişlerini işitince o da onlarla beraber ağladı. Onun ağlayışın­dan ötürü bizler de ağladık ve Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: "Allah Te-âlâ'nın korkusundan ötürü ağlayan kimse ateşe girmez!"-

Kur'an-ı Kerim'in teaccüp ve gülme ile karşılanması, dinlenirken başka şeylerle oyalanıp ağlanmaması reddedilip inkâr edildiğine göre, ey insanlar! sizler, Kur'an-ı Kerim'i kuluna indiren Allah'a secde edin. Kur'an'da eğrilik yapmayan şanı yüce Allah'a ibadet edin.

Bu ayet alimlerin çoğuna göre secde ayetidir. Bunu okurken ve dinler­ken Peygamber (S.A.V.) efendimiz de secde etmiştir. Doğruyu en iyi bilen yü­ce Allah'tır.[20]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/67.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/67-68.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/68.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/68-69.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/69-70.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/71-72.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/72.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/72.

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/72-74.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/71-72.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/72.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/72.

[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/72-74.

[14] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/74-75.

[15] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/75.

[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/75-76.

[17] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/76-77.

[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/77-78.

[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/48.

[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/78-79.