Kâmer Sûresi - Kuran - 054Kamer - 19. Sayfa
Kâfirler Ve Onların İslâm Daveti Karşısındaki Tutumları
Nuh, Âd, Semûd, Fir'avn Ve Lût, Kavminden Yalanlayıcıların Akıbeti
Müttakîlerin Akıbetleri Ve Müşriklerin Tehdid Edilmesi
KÂMER SÛRESİ
Cumhurun kavline göre bu surenin tamamı Mekkîdir. Sahih olan görüşte budur. 55 ayettir. Birçok vâad ve tehdit ile, geçmiş ümmetlerin haberlerini içermektedir. Bu haberleri içermesi insanların öğüt ve ibret almaları içindir. Sonra kâfirler, kıyamet gününde başlarına geleceklerle tehdit edilmektedirler. Takva sahibi kimselerin de sıdk cennetlerinde karşılaşacakları ikramlar anlatılmaktadır.[1]
Kâfirler Ve Onların İslâm Daveti Karşısındaki Tutumları
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1-2- Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hâlâ yüz çevirirler ve; "Süregelen bir sihir" derler.
3- Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.
4- And olsun ki, onları bu Hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
5- Bu haberlerin herbirinde üstün hikmet vardır; ama uyurmalar fayda vermiyor.
6- Ey Muhammedi Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bîr şeye çağırdığı gün.
7-8- Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerinden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bîr gündür" derler.[2]
Bazı Kelimeler:
Muhkem, güçlü ve süregelen Men eden. Yerini bulan. İçinde hiçbir eksiklik bulunmayan ve gayet sağlam olan Nefislerin hoş görmediği şey.
Çok sayıda ve yaygın vaziyetteki çekirgeler. Kabirler Çağırana doğru koşup boyunlarını uzatarak.[3]
Nüzul Sebebi:
Katade, Enes, (R.A.)'in şöyle dediğini rivayet eder: Güneş batmak üzere İken bir gün Resulullah (S.A.V.) efendimiz hitapta bulundu ve şöyle dedi: "Dünyanın ömrü, şu geçen günden geri kalan az miktardaki kısım kadar kaldı." Ravi der ki biz o zaman batmak üzere oluşundan ötürü güneşin çok az bir kısmını görebiliyorduk. Sahih-İ Buhari'de ve diğer hadis kitaplarında İbn-i Mes'ud, İbn-i Ömer, Enes ve diğer sahabilerin nakilleri ile sabit olmuştur ki; Mekkeliler Peygamber (S.A.V.) efendimizden bir mucize istemişler, bu istekleri üzerine ay ikiye bölünmüştü. Buharî'nin rivayetine göre ay iki parçaya bölünmüş, ama Mekkeliler bu mucizeyi de yalanlayarak, "İbn-i EbîKebşe bize sihir yaptı." demişler ve bunun üzerine ayet-i kerimesi nazil olmuştu.[4]
Açıklama:
Kıyamet saati gelecektir ve onun gelmesinde hiç şüphe yoktur. Her gelecek olan yakındır ve vukuu muhakkaktır. Şu halde kıyamet saati yaklaşmıştır. Muhammedi nübüvvetin ortaya çıkmasından sonra dünyanın Ömrüne nis-betle geriye kalan çok az zamanda kıyametin gelmesi gerçekten çok yakın olmuştur. Resulullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyururken ne doğru demiş: "Ben ve kıyamet, şu ikisi gibi (yakın olarak) gönderildim'' Peygamber efendimiz böyle derken şehadet ve orta parmaklarına işaret etmiş idi. Bu İki parmağın biribirlerinc ne kadar yakın olduklarını sizler de bilirsiniz.
Kıyamet saati yaklaştı ve ay ikiye bölündü. Ay'ın ikiye bölünmesi bu yakınlığa zahir bir alamettir. Kıyametin aklen ve zihnen mümkün olduğuna bir delildir. Denilir ki ay'm ikiye bölünmesi, kıyametin yakınlığına bir işarettir ve ayrıca, önce de belirtildiği gibi Peygamber (S. A.V.) efendimizin bir mucize-sidir. Şu halde ayın ikiye bölünmesi Peygamber efendimizin mucizelerinden biri olup geçen hadis de bunu te'yid etmektedir. "Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler. Ayet-i kerimesinin zahiri, ayın İkiye bölünmesinin bir mucize olmasını gerekli kılmaktadır. O müşrikler bu mucizeyi gördüklerinde yüz çevirip yalanladılar. Bazı kimseler ayın ikiye bölünmesinin, doğuşu anında karanlığın yarılıp ikiye ayrılmasından ibaret olduğunu, yoksa asıl itibariyle iki parçaya bölünmedİği görüşündedirler. Nitekim bu görüş Buharî'de rivayet edilmiştir. Bazıları ise ayın ikiye bölünmesinden maksadın İsİam emrinin vazıh ve zahir olması olduğunu ifade etmişlerdir. Ayın bizatihi İkiye ayrılışını inkâr etmeye bir sebep görmüyorum. Çünkü bu bir mucizedir. Mucize harikulade bir olaydır. Bunun mütevatiren rivayet edilmemiş olması bir ayıplama sebebi değildir. Çünkü bu, geceleyin gerçekleşen bir olaydır. Nitekim Kur'an'ı Kerim'de de zikredilmiştir. Sahih görüşe göre, ayın ikiye bölünmesi olayını inkâr eden kimse kâfir addedilmez. Çünkü bu olay, sünnette mütevatir olarak rivayet edilmiş değildir. Ayet-i kerime, ayın ikiye bölündüğüne dair bir nas değildir.
Şu kâfirler bir mucize gördükleri zaman ondan yüz çevirir ve bu süreğe-icn bir sihirdir derler. Biz bu sihri hep Muhammed'den görmekteyiz. Bu devamlı görülen bir büyüdür, derler. Yine sözlerine devamla derler ki: Bu sağ-iam ve muhkem bir büyüdür, bunu güçlü ve kuvvetli bir sihirbaz gerçekleştirmektedir. Ya da bu yakın zamanda ortadan silinip gidecek ve diğer büyüler gibi kaybolacak bir büyüdür.
Bu, onların asılsız kuruntularıdır. Kâfirler hoşlanmasalar da Cenab-i Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır. Bu yalanlama ve yüz çevirmelerinde, şeytanlarının kendilerine süslediği heveslerine tabi oldular. Delillere ve sağlam bir mantığa dayanmadılar. Her işin sağlam olup gayesine varacağını bil-mediler. Bu işlerin hepsi amacına ulaşacak, hak ile batıl olanları biribirinden ayırt edilecektir.
Allah'a andolsun ki Kur'an-ı Kerim'de, geçmiş ümmetlere ait haberler onlara anlatılmıştır. Bu haberlerde onları, çirkinliklerden men edici hakikatler vardır. Ama akılları var ise bundan nasiplerini alacaklardır. Bu, gayesine varacak olan sağlam bir hikmettir. Son derece dakik ve muhkemdir. Bu haber-Icrdcki vaatlerle tehditlerden yararlanmaları gerekir, ama onlar yararlanmadılar. Bu tehditler onlara fayda sağlamadı.
Hal böyle olunca ey Muhammedi Sen onlardan yüz çevir, onlara aldırış etme, durumları seni üzmesin. Hani kıyamet kopacağı gün İsrafil (A.S.) onları çağırdığında kabirlerinden çıkacak ve aşina olmadıkları bir durumla karşılaşacaklardır. Kıyametin korkulu manzarası ile karşılaştıklarında korkunun şiddetinden ötürü çok sayıda ve yaygın vaziyetteki çekirgeler gibi gözleri zelil biçimde, etrafa yayılacaklardır. Kur'an-ı Kerim'in bir başka ayetinde de onların o günde, kabirlerinden çıkarken yayılmış pervaneler gibi olacakları bildirilmektedir. Bu iki benzetme arasında bir zıtlık yoktur. Zira onlar İsrafil'in çağırması esnasında kabirlerinden çıkarlarken şaşkın ve hiçbir hedef gözetmeyen kimseler gibi pervaneleri andırırcasına sağa sola seğirteceklerdir. Ça-ğırıcının çağırışı esnasında onlar mahşere gidecekler ve yaygın çekirgeler gibi olacaklar, çağmaya doğru koşup boyunlarını uzatacak ve etraflarına baka-maz olacaklardır! O hengamede vay onların hallerine! Kafir o zaman diyecek ki: "Bü çok zorlu bir gündür!" Çünkü o, şiddetli ve korkulu manzaraları müşahade edecek, akıbetinin kötü olduğunu görecektir![5]
Nuh, Âd, Semûd, Fir'avn Ve Lût, Kavminden Yalanlayıcıların Akıbeti
9- Bu putperestlerden Önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.
10- O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.
11- Biz de bunun üzerine gök kapılarım boşanan sularla açtık,
12- Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdiredjlen bir ölçüye göre birleşti.
13-14- Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi,nezaretimiz altında yüzüyordu.
15- And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; Öğüt alan yok mudur?
16- Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
17- And olsun ki Kur'an-ı Öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
18- Âd milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
19-20- Nitekim üzerlerine insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bîr rüzgarı, uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
21- Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
22- And olsun ki, Kur'an'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
23- Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
24-25- "İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman bir sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitab, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
26- Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.
27- Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;
28- Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olduğunu söyle,"
29- Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcım alarak deveyi kesti.
30- Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
31- Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcılann kullandığı kurumuş ot gibi oldular.
32- And olsun ki, Kur'an'ı Öğüt olsun diye kolaylaştırdık; alan yok mudur?
33- Lut milleti, uyaran peygamberleri yalanladı.
34-35- Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut-un taraftarlarım, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükre-dene işte böyle mükafat veririz.
36- Lût, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar
şüphe ile karşılayarak dinlemediler.
37- And olsun ki, onlar Lût'un konuklan olan melekleri elde etmeye hslkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı din-\\emetnenin sonucunu tadın" dedik.
38- And olsun ki, sabah erken, Önü alınmaz bir azab başlarına geldi.
39- "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
40- And olsun ki, Kur'an'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; Öğüt alan îyok mudur?
41- And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.
42- Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.[6]
Bazı Kelimeler:
Bol ve ileriye doğru atılan su. Zorlandı. Üjjdj Yerden pınarlar fışkırttık. Tahta levhalar-Jan yapılmış, Takdir edilmiş Öğüt alajı. Çivili. Çok soğuk ve uğultulu rüzgar, kasırga. Sökülmüş hurma kütükleri.
Uğursuz gün, Şımarık ve küstah. Delilik. Korkusundan dolayı hazır bulunan.
Sume nöbeti. Bıçağı çekti ve boğazladı. Ağılnın topladığı kuru ot gibi. Üzerlerine çakıl taneleri savuran rüzGecenin sonu ile fecrin doğuşu arasındaki zaman, seher vakti. Onun konuklarından kâm almaya kalkıştılar. îözlerini siliverdik.[7]
Giriş:
İşte size beş kıssa. Bunlarda, peygamberleri kendilerine apaçık ayetler k beyyinelerle geİdiği halde peygamberlerini yalanlayıp eziyete maruz bıra-f, sonra da hüsrana uğrayan milletlerin haberleri vardır. Mekke kâfirleri Punlardan daha güçlü ve kuvvetli değildiler. Müşriklerin, bu ümmetlerin kışlalarından ibret almaları ve şirklerinden vazgeçmeleri kendi yararlarına ve Rayirlanna olurdu, ama onlar ibret almadılar ve bu tehditlerden yararlanmaklar. "Andolsun, onlara, (batılda kalmalarını) önleyecek haberler geldi. Bunlar tün bir hikmettir! Fakat uyanlar fayda vermiyor." işte bu haberlerin tafsil açıklaması, "Uyanlar fayda vermiyor" kavlinin de özü budur.
Kur'an-ı Kerim, söze Nuh'un kıssası ile başla tuş; sonra Âd, Scmüd, Lût jivminden bahsetmiş, Fir'avn kıssasını anlatarak söze nihayet vermiştir.[8]
Açıklama:
Önce Nuh kavmi de,kulumuz Nuh'u yalanladılar. Keşke bu yalanlamakla I kalsalardı. Hayır... Danasını da yaparak şöyle dediler: Nuh delidir!. Evet onu J yalanladılar ve delilikle nitelediler. Onu. eziyete maruz bırakıp korkutarak davetini tebliğden men ettiler. Kendisine yapılan eziyetler şiddetlenince Rabbİne dua ederek şöyle dedi: Ey Rabbim! Ben bu işimde yenik düştüm, bana yardım et. Şunlardan intikam al. "Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma''[9] Cenab-ı Allah Nuh'un duasına icabet etti ve üzerlerine azap kelimesi hak oldu. Kavminin üzerine gökten sular boşaMı. Yer sular fışkırttı. Gökten yağan sularla yerden fışkıran sular birleştiler ve böylece tufan meydana geldi. Bütün bu sular Allah'ın takdir ettiği bir Ölçüde meydana geldiler. Biri-birlerinin sınırına tecavüz etmediler.
Nuh, bir gemi yapmakla emrolundu. Kavminin alay etmesi önünde yine de o gemiyi yapmaya devam etti. Sular çoğalıncaO ve beraberindekiler gemiye binip boğulmaktan kurtuldular. Nuh'un haline bakın... Rabbi onu gemiye bindirdi. Gemi Allah'ın koruması ve inayeti altında, sular üzerinde akıp gitmeye başladı. Nihayet Nuh ve beraberindekiler kurtuldular. Onu inkar edip yalanlayanlar sularda boğuldular. Nuh'a bir ikram olsun, kendisine küfredeni' ve Peygamberliğini inkâr eden kavmine de ceza olsun diye Rabbİn böyle yapti.
Biz onu kendilerinden sonra gelecek olan ümmetler için bir ayet ve ibret yaptık. Bundan öğüt ve İbret alan var mıdır?! Kafir isyankârlara karşı Rab binin azabı nasıl oldu ve uyarması nasıl cereyan etti bir bak! "Andolsun bî> Kur'an-ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?" "Andol sun, onlara, (batılda kalmalarım) önleyecek haberler geldi." Ayet-i kerîme sinde geçen ifadeyi takrir etmek İçin her kıssanın sonunda bu cümle zikredil mistir. Her kıssanın öğüt ve ibret almaya yeterli olduğunu açıklamak için bı ayet tekrar edilmiştir. Andolsun, onu apaçık bir Arap Dili ile İndirmekle Kur an'ı kolaylaştırdık. Onu öğüt veren kıssa, mev'ıza ve hikmetlerle doldurdu Öğüt ve ibret almanız için böyle yaptık. Yok mudur öğüt alan?!
Bazı kimseler yukarıdaki ayetin şu anlama geldiğini söylemişlerdir: Hı edilmesi için Kur'an'ı kolay kıldık. Onu hıfz etmek isteyen yok mudur ki ke dişine yardım edilsin?
Birinci manâ daha .münasiptir ve bu makama uygun düşmektedir.
Âd kavminin kıssası: Âd kavmi de peygamberleri Hûd'u yalanladılar. B kınız benim azabım ve onları uyarmam nasıl oldu? Biz, onların üzerine şi detli bir kasırga gönderdik. Uğursuz mu uğursuz ve hayırsız. Yedi gece ve kız gün kasırgayı üzerlerinde estirdik. Onlar pek uğursuz bir günde helak edildiler. Bu kasırga, çukura veya mağaraya giren Âd kavminden herbir kimseyi çıkanp helak ediyordu. Sökülmüş, yere düşmüş hurma kütüklerine döndü-İcr. Yer üzerinde yığılıp kaldılar. Yalanlayıcı kâfirlere azabım ve uyarım nasıl oldu bakın! Biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt've ibret alan yok mudur?![10]
Semud kavminin kıssası: Bunlarda Peygamberlerin tümünü yalanladılar. Çünkü Peygamberlerden biri olan Salih'i yalanlamaları, bütün peygamberleri yalanlamaları hükmündedir. Lût kavmi, uyarımızı yalanladılar. Bu kavim, Peygamberleri Salih'in risaletini inkâr ederek şöyle dediler: İçimizden bir tek ferde mi tabi olacağız? Onun peşinde yürüyen kavmi ve adamları yoktur. Eşraftan değildir ki Ona tabi olalım! Evet Onun peşinden gidecek olursak sapıklık ve cinnet İçinde oluruz! Şaşıyoruz şu adama! Aramızda sadece Ona mı zikir indirildi ve vahiy nazil oldu? Halbuki içimizde zenginlik ve yüksek şerefinden ötürü peygamberliğe daha layık olan birçok kimseler vardır. Durum, Salih'in iddia ettiği gibi değildir. Bilakis O çok şımarık ve küstah biridir. Peygamberlik iddiası ile üzerimizde büyüklük taslamak İstiyor.
Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, Salih'e hitaben söylediği şu sözle onların bu İddialarını reddediyor: "Yarm onlar, yalancı küstahın kim olduğunu bilecekler?"
Onlar Salih'ten kendilerine bir mucize göstermesini talep etmişlerdi. Ccnab-ı Allah bu mucizeyi ibraz etmeyi onlara bir fitne kılmak istedi, kayanın içinden deveyi çıkardı: "Biz onlara, kendilerini sınamak için dişi deveyi göndereceğiz!' Biz onları imtihan etmek için dişi deveyi kayanın içinden çıkaracağız. Ey Salih! Bunu bekle ve kavminin eziyetlerine karşı sabırlı ol. Zira vadedilen gün yaklaşmıştır. Kendileri ile deve arasında nöbetleşe su içileceğini onlara haber ver. Bir gün suyu deve içecek, diğer gün suyu onlar içecektir. "(Bir gün) onun su içme hakkı var, belli günün su içme hakkı da sizin."
İbn-i Abbas'tan rivayet: Semud kavminin su içme gününde deve, sudan hiç içmezdi. Onlara süt verirdi. Devenin su içme gününde ise deve, suyun tamamını içer, onlara hiçbir şey bırakmazdı.
Ey Salih! Kavmine haber ver ki su, aralarında taksim edilmiştir. Bir gün kendileri içecek, diğer gün deve içecektir. Herkes kendi nöbetinde su başında hazır otsun. Kimse kimsenin nöbetine tecavüz etmesin.
Ama Semûd kavmi bu taksimden bıktılar, haddi aşıp tecavüzde bulundular, deveyi kesmeye azm ettiler. İşlerinden cüretli bir arkadaşlarına seslendiler. Adı Kudar bin Salİf olan, batıl yoldaki arkadaşları bıçağı çekerek bu çirkin fiili işledi ve deveyi boğazlama cüretini gösterdi. Dolayısıyla cabbar ve aziz olan Allah'ın gazabına müstehak oldular. Onların azaplarının ve uyarılmalarının nice olduğuna bak! Rabbin, Cebrail'i kuvvetli ve tek bir çığlıkla üzerlerine gönderdi. Bu çığlık sebebiyle ağıl sahibinin topladığı kupkuru bir ot haline, canavarlardan ve soğuktan davarlarını muhafaza etmek için ağıl sahibinin topladığı kuru ot gibi cansız hale geldiler.
Biz Kur'an'ı öğüt ve ibret almak için kolaylaştırdık. Kendilerinden önceki milletlerin üzerine inen felaketlerden öğüt ve ibret alan yok mudur?
Lût kavmine gelince onlar uyarılan yalanladılar ve kardeşleri Lût'a isyan edip baş kaldırdılar. Fuhşiyyatın en hakirini irtikap ettiler. Bu sebeple Cenab-i Allah üzerlerine taş savuran bir rüzgar gönderdi. Bu rüzgar onların tümünü helak edip mahvetti. Ancak Lut'a iman eden kimseleri Rabbin seher vaktinde kurtardı. Zengin ve hikmet sahibi Rab tarafından bir in'am olsun diye bunu onlara yaptı. İşte Rabbin şükredenleri böyle mükâfatlandırır; küfredenleri de'böyle azaplandınr. Bunda bir gariplik yoktur. Bizim şiddetimiz ve kuvvetli yakalamamız. İle Lût onları uyarıp korkuttu, ama onlar Lût ile tartışıp mücadele ettiler. Uyarılan yalanladılar. Misafirlerinden kâm almaya kalkıştılar. Bilmediler ki Lût'un misafirleri güzel delikanlılar suretinde görünen meleklerdiler. Bu melekler iîahî tehdidi gerçekleştirmek için oraya gitmişlerdi, bunun üzerine Cenab-ı Aüah onların gözlerini siliverdi. Göremez oldular. Meleklerin lisanı ile onlara, "Azabını ve uyanlarının akıbetini (adın" dedi. Sabahleyin erken vakitte üzerlerine azap indi. Güçlü, şiddetli kuvvetin sahibi olan Allah'ın azabını ve uyarılarının akıbetini tadın!
Biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık, öğüt alan yok .mudur?!
Fir'avn kavmine birçok uyarılar ve maddî dokuz mucize geldi, ama onlar bu mucizelerin ve ayetlerin tümünü yalanladılar. Rabbin, güçlü ve muktedir bir padişaha yaraşırcasına onları yakaladı. Fir'avn ve askerlerini suda boğdu. Musa ve beraberindeki inanmışları kurtardı. Rabbin mü'mirileri işte böyle mükâfatlandırır. Yalanlayıcı kâfirleri de böyle azaplandırır. Öğüt alan yok mudur?[11]
Müttakîlerin Akıbetleri Ve Müşriklerin Tehdid Edilmesi
43- Ey Mekke putperestleri! Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitabiarda size bir kurtuluş belgesi mi var?
44- Ey Muhammedi Yoksa: "Bİz öc alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?.
45- Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edeceklerdir.
46- Kıyamet,onların azab ile va'dedildikierigündür. O ne korkunç, ne acı bir.gündür!
47- Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
48- Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.
49- Şüphesiz Biz her şeyi bîr ölçüye göre yaratmışızdır.
50- Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.
51- And olsun ki, benzerlerinizi yok ettik, Öğüt olan yok mudur?
52- İnsanların yaptıkları herşey kitabiarda kayıtlıdır.
53- Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.
54-55- Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.[12]
Bazı Kelimeler:
Azaptan kurtulmak için yazılı beraet. Daha fecî ve kurtuluşu imkansız.
Kitaplarda Çılgın alevli ateş. Daha zor, daha güçlü. Aleşİn elem ve azabı, Belli bir ölçü ve plan ile.
Küfür konusunda geçmiş ümmetlerdeki benzerleriniz Yazılı. Kudret ve azamet sahibi.[13]
Açıklama:
Kafirler nübüvveti yalanlıyorlar, ayetlerden yüz çeviriyorlar ve "Bu,sü-rcgelen bîr büyüdür" diyorlardı, Cenab-ı Allah, daha önceleri gelip geçmiş ve gördükleri ayetlerden yüz çevirdikleri için mucizeleri yalanlayan ümmetlerin haberlerini anlatarak onları korkuttu. Öğüt ve ibret almalarını kendilerinden defalarca istedi. Sonra üzerlerine eğilerek kendilerini kınayıp şöyle buyurdu: Sizden başka ümmetlerin üzerine inen musibet ve felaketlerin, sizin de üzerinize inmesinden ne diye korkmuyorsunuz? Siz Âd, Semûd, Fir'avn kavmi İle Lût'un kavminden daha mı az küfürbaz ve inatkârsmız?! Onlardan daha mı geridesiniz ki, Allah'ın azap ve mekrinin üzerinize inmesinden emin olmanız sizler için doğru olsun?! Yoksa Allah kendi azabından yana size yazılı bir beraet mi vermiştir ki, bu beraet sizin elinizde bir hüccet olsun?
Yoksa bunlar kendi güç ve şevketlerine güvenerek bize hiçbir zarar dokunamaz, biz güçİü bir cemaatiz, ittifak içerisindeyiz, muzaffer bir kavimiz mi diyorlar? Cenab-ı Allah, "O topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır buyurarak onların bu fasit İddialarını ve inançlarını reddediyor. Hz. Ömer bu ayetin manasını Mekke'de iken henüz anlamış değildi. Nihayet Bedir gazası vuku bulduğunda Peygamber efendimizin bu ayet-i kerimeyi okuduğunu duymuş ve te'vilİni anlamıştı. Bu ayet-i kerime, nübüvvetin delillerinden biri idi. Cenab-ı Allah, müşriklerin topluluklarını hezimete uğrattı, onlar arkalarını dönüp kaçtılar. Onların akıbeti bununla da tamamlanmamıştır. Bilakis kıyamet gününün azabı onlar için daha da müthiştir. Kıyamet, Bedir gazasmdaki dünyevî azaplardan daha fecî daha açıdır, zorludur ve güçlüdür.
Cenab-i Allah'ın, kafirleri dünya ve ahİrette azaplandırması tuhaf kar-şilanmamalıdır. Zira Cenab-ı Allah'ın, kullarına uyğulayageldiği şaşmaz bir kanunu vardır: Yalancı mücrimler Hak'tan uzak olup kızgın ve çılgın alevli bir ateş içerisindedirler. Kıyamet gününde azaba uğratılıp yüzleri üzerine ateşe sürüklenecek ve küçümseneceklerdir. Kendilerine eziyet olsun ve kınansınlar diye Cenab-ı Allah şöyle buyuracaktır: "Cehennemin dokunuşunu tadın. Biz herşeyi bir kadere göre yarattık." Yani katımızdaki bir takdir ile ilim ve hikmete dayanarak muhkem bir şekilde herşeyi yarattık. Bu kainatta meydana gelen-gerek hayır, gerek şer bütün fiiller veya başka şeyler Allah'ın kaderi İle vuku bulur. O'nun ilmi ile meydana gelir. Yaptıkları fiillerden ötürü kullarına tam bir karşılık verir. Kulların bütün fiilleri bu kapsama girerler.
Bütün bunlar Allah'ın kudret, ilim ve iradesine göre çok şey değildirler. O yüce zatın işi, tek bir fiil olup değişmez bir program dahilindedir. Zorluk ve meşakkate katlanmaksızin bütün eşyayı icat eder. Bir şeyin olmasını dileyince ona ol der ve o şey de derhal göz açıp kapayıncaya kadar, hatta daha kısa bir süre içerisinde meydana gelip gerçekleşir. Ezelî iradeye uygun olarak ilahî kudret, takdir edilen şeye derhal sür'atle tealluk eder. Hakikatte bu akıllara pek yakındır.
Ey Mekke'li müşrikler! Geçmiş ümmetlerden size benzer olanları helak ettik. Yok mudur düşünüp ibret alan? Onların dünyada işledikleri bütün fiiller aleyhlerinde, amel defterlerinde kayıtlıdır. Büyük-küçük bütün amelleri , levh-i mahfuzda ve Kİramen Katibin meleklerinin nezdinde kayıtlıdır. "Kitap (ortaya) konulmuştur. Suçluların, onun içindekilerden korkarak: "Vah bize, bu kitapta ne oluyor, ne küçük, ne de büyük hiçbir şey bırakmıyor, (yaptığımız) her şeyi sayıp döküyor!" dediklerini görürsün. Yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin kimseye zulmetmez."[14] Suçlu kafirlerin durumları anlatıldıktan sonra burada da takva sahiplerinin durumları anlatılmaktadır ki iki fırka arasındaki fark açıkça ortaya konulmuş olsun; böylece imrendirme ve korkutma tamamlanmış oluyor.
Allah'tan sakınıp küfür ve masiyetten uzak duran kimse!er,şam yüce Cennetlerde ve bu Cennetlerin ortasında akan ırmakların kenanndadırlar. Onlar hoşnut olunan bir mekânda ve razı olunan bir makamdadırlar.
Cafer'i Sadık (R.A.)'m bu ayetle ilgili olarak şöyle dediği rivayet edilir: ayet-i kerimede Cenab-i Allah,takva sahiplerinin mekânlarını sidk cenneti ile methetmiştir. O mekânlarda ancak doğruluk sahipleri otururlar. Cenab-ı Allah'ın dostlarına yaptığı vaatler o mekânlarda gerçekleşir. O mekânlarda oturanlar, Allah'ın şerefli vechine bakarak yararlanırlar. Muktedir melikin ve hükümdarın yanında otururlar.
Bu ne parlak bir tabirdir. Ayet-i kerimedeki ifadelerle Cenab-ı Allah'ın kudretine zihinlerin vasıl olamayacağına, akılların ve basiretlerin O'nun şanını kavrıyamıyacaUarına işaret edilmektedir.[15]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/83.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/83-84.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/84.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/84.
[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/84-86.
[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/86-89.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/89.
[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/89.
[9] Nuh sûresi: 26.
[10] Şuara süresi: 155.
[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/90-92.
[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/92-93.
[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/93.
[14] Kehf sûresi: 49.
[15] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/94-95.
İslami Okul Okulların En Önemlisi