Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Rahman Suresi - Kuran - 055Rahman - 20. Sayfa

RAHMAN SURESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2


RAHMAN SURESİ

 

Kur'an'daki Sırası       : 55

Nüzul Sırası                : 89

Ayet Sayısı                 : 78

İndiği Dönem             : Medine       

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Tefsirini yaptığımız bu sûrede, Yüce Allah'ın kullarına bahşettiği nimetlere, evrenin dört bir yanına serpiştirilmiş azamelinin sahnelerine dikkat çekiliyor; bu bağlamda insana karşı gösterdiği Özene işaret ediliyor: Allah'ın ayetlerini yalanlayanlara ağır eleştiriler yöneltiliyor; böyle devam ederlerse korkunç bir akibete uğrayacakları, uyarısında bulunuluyor. Allah'ın azabını hesaba katarak günahlardan sakınan muttakilerden övgüyle söz ediliyor ve sayı­sız nimetlere, güzelliklere kavuşacakları müjdesi veriliyor. Allah'ın ayetlerini yalanlayanla­rın, ahirette yaşayacakları dehşet ve korkunç azab tasvir ediliyor. Muttakilerinse karşılaşa­cakları nimetler ve huzurlu hayat ayrıntılı tasvirlerle dikkatlere sunuluyor.

Rahman sûresi, eşsiz bir ifade tarzına, olağanüstü bir müzikal melodiye, ses uyumuna sahiptir. Ayetlerinin kulağa hoş gelen bir ahengi vardır. Tıpkı erken dönemde inen "Ala", Şems, Leyi, Karia ve Mürselat sûreleri gibi İslam davetinin bir genel manifestosu gibidir.

Sûreye karakteristiğini kazandırmış Mekke döneminin damgası belirgindir. Tefsir bil­ginlerinin çoğu da, Ibn Abbas ve başkalarına dayanarak sürenin Mekke inişli olduğunu söylemişlerdir[1].[2]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla

1- Rahman.

2-  Kur'anı öğretti'[3]

3-  İnsanı yarattı.

4- Ona beyanı öğretti'[4].

 

Yukarıda sunduğumuz ayetlerde, insana yönelik ilahi ilginin insana özgü kılınan ba­zı bağışların açıklanması hedefleniyor; Yüce Allah, insanı bütün canlılar içinde, ayrıca­lıklı olarak yaratmıştır. Konuşmayı ve açıklama yeteneğini canlılar içinde sadece insa­noğluna özgü kılmıştır. Kur'anı onun için kolay ve anlaşılır kılmıştır.

Ayetlerin üslubu bildiri tarzındadır ve görüldüğü gibi muhatablar da bütün insanlar­dır. Tefsir bilginleri "Rahman" isminin burada zikredilmiş olmasının gerekçesini şöyle açıklamışlardır: Birinci sebep, onun Allah'ın ismi olduğunu vurgulamak; ikincisi, Yüce Allah'ın bununla adlandırılmasına tepki gösteren kafirlere cevap vermektir. Çünkü ka­firler, Allah'ın "Rahman" olarak isimlendirilmesini garipsiyor ve bu eğilimlerini etrafla­rına bir takım sorular sorarak dışa vuruyorlardı. Tefsir bilginlerinin bu tarz gerekçelen­dirmeleri, ilginçtir. Geçen sûrede ve ondan öncekinde "Rahman" ismi ile ilgili bazı açıklamalarda bulunmuştuk.

Dolayısıyla incelemekte olduğumuz bu sûrenin "Rahman" ismiyle başlaması, evren­sel sahnelerin buna nisbet edilmesi, yukarıdaki değerlendirmenin isabetliliğine yönelik bir ipucu konumundadır. Bu bakımdan "önceki sûrede geçen "Rahman" ismini inkar et­melerinden dolayı bu sûrenin başında bu isme yer verilerek kafirler eleştirilmiştir" şek­lindeki yorum da üzerinde durmaya değerdir. Sûrelerin iniş sebeplerine ilişkin rivayetlerde, Rahman sûresinin Ra'd sûresinden sonra indiği belirtilir2. Sûrenin giriş kısmı, ri­vayetin sahihliğine yönelik bir ipucu olarak değerlendirilebilir.

Bazı tefsir bilginleri, "Allah'ın beyanı öğrettiği insan Hz. Adem'dir" demişlerdir. Bu görüşlere kanıt olarak da, Adem'in meleklerden üstün kılınışından sözeden Bakara sûresinin bir ayetinde geçen "Adem'e bütün isimleri öğretti" ifadesini göstermişlerdir. Bu görüşe göre, yüce Allah'ın Kur'anı Öğrettiği kişi de Hz. Muhammed'dir. Bizim gör­düğümüz kadarıyla her iki cümle genel niteliklidir ve içerikleri evrenseldir. Burada yü­ce Allah'ın beşer cinsine bahşettiği olağanüstü nimetler, onları açıklama ve beyan nite-liklikleriyle donatmasına, Kur'an'ı kendileri için kolay ve anlaşılır kılmasına dikkat çe­kilmiştir. Diğer bir ifadeyle yüce Allah'ın Kur'an'ı kolay ve anlaşılır kılmak suretiyle insan türünün önünde ilim ve irfan ufuklarını açması, onları bu sayede kemal zirveleri­ne ulaştırması gündeme getirilmiştir. Her iki cümlede de, insan türüne yönelik bir mesaj vardır; Allah'ın kendilerine bahşettiği nimetleri gereği gibi takdir etmeye, gerekli şükür görevini yerine getirmeye, bu nimetleri hayır, hak ve doğruluk uğrunda harcamaya ça-ğınlıyorlar.[5]

 

5- Güneş ve ay bir hesap iledir'[6].

6-  Bitki ve ağaç secde etmektedirler[7].

7- Gökyüzü, onu da yükseltti ve mizanı koydu'[8].

8- Sakın mizanda hakızlık ve taşkınlık yapmayın'[9].

9- Tartıyı adaletle tutup doğrultun ve tartıyı noksan tutma­yın'[10].

10- Yere gelince, onu da varlıkları için aiçaltîı koydu'[11].

11 - Onda meyveler ve salkımlı hurmalar var'[12]."nrüş, tefsirimize esas aldığımız mııshafta, ayrıca Suyuti'nin "el-İtkan" adlı eserinde yanısıra İbn Ab-nvayet edilen sûre dizimi bağlamında ve Hazinin tertibinde dile getirilmiştir.

12- Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler[13]

13- Şu halde Rabbİnizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?[14]

 

Bu ayetlerde de önceki ayetlerde olduğu gibi yüce Allah'ın insanoğluna yönelik ni­metleri ve olağanüstü büyüklüğünün somut kanıtları sıralanıyor; Güneş ve Ay, O'nun koyduğu bir hesap ve ölçü dahilinde hareket etmektedir. Ağaçlar ve bitkiler, O'nun em­rine ve yönetimine boyun eğmektedir. Göğü yerin üstüne kaldıran O'dur ve yeri ya­yan...içinde yaratıp yaydığı yere canlılar yararlansınlar diye yere boyun eğdiren, elve­rişli hale getiren O'dur. Yeryüzünde meyveler, salkımlı, tomurcuktu hurmalar, yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler yaratmıştır.

Ayetlerin akışı içinde bir parantez açılıyor ve burada yüce Allah'ın insanlara yükle­diği bazı yükümlülüklere değiniliyor; Allah insanlara adil olmayı, hak ve insaf ölçüleri­ne riayet etmeyi, güzel muamele etmeyi emretmiştir. İnsanoğlu ölçü ve tartıyı eksik tut­mamalıdır. Çünkü medeniyetin temel dayanağı ve toplumsal ruhun mutmainliği ölçü ve tartının noksansız tutulmasında yatmaktadır.

Ayetler grubu, sarsıcı bir soru ile son buluyor. Aslında bir gerçeğin vurgulanışı şek­lindedir bu soru. Demek isteniyor ki: Bütün bunlar, her şeye gücü yeten, akıl sahibi, her yaptığı bir hikmete dayanan ve adil bir ilah olmadan olmaz. Şu halde yüce Allah'ın han­gi ayeti ve nimeti yalanlanabilir? Hangisinden şüphe duyulabilir?

Son ayet Allah'ın ayetlerini ve nimetlerini yalanlayan kafirlere yönelik bir eleştiri niteliğindedir. Bunlar gerçekler karşısında büyüklük kompleksine kapılıyor, Allah'ın söz kamaştırıcı, hayranlık uyandırıcı ayetlerini, sayısız nimetlerini görmezlikten geli­yorlar. İnkarcı ve yalanlayıcı tavırlarını, onca kanıta rağmen sürdürüyorlar. Hitabın hem insanları hem de cinleri kapsaması için, ifadede tesniye sigası kullanılmıştır. Çünkü ayetler grubunu izleyen ayette, hitap hem insanlara hem de cinlere isim verilerek yönel­tiliyor. Bu grubun sonunda yer alan ayet, sûrenin her bölümünün sonunda tekrarlan­maktadır. Eleştiri ve yerginin şiddetini vurgulamak için bir zorunluluktur bu tekrar.

Müfessirler[15] "el-enam" kelimesinin yüce Allah'ın yaratttığı tüm canlı varlıkları kap­sadığım söylemişlerdir. Bu anlamlandırma isabetli olmakla birlikte, ayetlerin atmosfe­rinden ve insan türüne yönelik uyarı ve yükümlülükler içermesinden hareketle, insan tü­ründen başka bir canlı türünün kastedilmiş olmasını mümkün görmüyoruz. Bizce bu kavramla özellikle insan türü kastedilmiştir.

Ayetlerde işaret edilen yükümlülükler ve uyanlar bireysel ve toplumsal ahlak kural­larının özünü oluşturan ilkelerdir. Bunlar çeşitli sûrelerde değişik ifadelerle dile getiril­mişlerdir. Ayrıca bu yükümlülük ve uyanlar, Hz. Muhammed'in sunduğu mesajın özü­nü oluşturan ana ilkelerdir. Peygamberlik misyonu, insanlar arası ilişkilerin hak, adalet ve insaf ilkelerine dayanmasını, insanlann birbirlerini aldatmamasını, birbirlerini hak­sızlık etmemelerini öngörmektedir. Dolayısıyla bunlar bütün zaman ve mekanlan kuşa­tan evrensel direktiflerdir.[16]

 

14-  İnsanı, ateşte pişmiş gibi[17]' kuru bir çamurdan yarat-tı[18].

15-  Cinleri de yalın dumansız veya dumanla karışık bir ateşten yarattı[19]'.

16-  Şu halde Rabbİnizin hangi nimetlerini yalanlayabiliri-siniz?

 

Ayetler, Allah'ın olağanüstü ayetlerini açıklamaya, bu ayetleri ve sayısız nimetleri inkar eden kafirleri yermeye ilişkin akışın devamı niteliğindedir: Allah insanı balçıktan cinni de ateşten yaratmıştır. Kim bu gerçeği yalanlayabilir?

Önceki ayetlerde olduğu gibi bu ayetlerin de ifade tarzı genel bir bildiri niteliğinde­dir: Bunu ilk bakışta farkedcbiliriz. Önceki ayetlerde, insanın balçıktan ve cinnin de ateşten yaratıldığından sözedilmişti. Bunların bir kısmı arasında bir uygunluk vardır. Bir kısmında ise, lafzen farklılık olmakla beraber öz de uygunluk söz konusudur. Önceki ayetleri incelerken söylediğimiz gibi, evrensel varoluştan haber veren buna benzer Kur'an ayetlerinin açıkladığı kadarıyla yetinmek gereklidir ve herhangi bir eklemede bulunmaktan kaçınmak lazımdır. Ayrıca bunun da ulu Allah'ın azametini ve kudretini vurgulamaya yönelik bir açıklama olduğu unutulmamalı. Bize öyle geliyor ki, bu ayetle­re ilk kez muhatap olanlar, insanların köken olarak toprak, cinlerin de ateş olduklarını biliyorlardı. Dolayısıyla, içlerinde şüphe edenlere yönelik eleştirinin daha etkili olması için bildikleri bu gerçek kendilerine hatırlatılmıştır. [20]

 

17- O iki doğunun da Rabbİdir, iki batının da Rabbidir.

18- Şu halde Rabbinizİn hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

 

Ayetlerin ikisi de içerik ve ifade tarzı bakımından genel akışın devamı niteliğinde­dir. Üslupları da tıpkı önceki ayetler gibi genel bir bildiri gibidir.

Müfessirler[21], "iki doğu" ve "iki batı" ifadeleriyle, güneş ve ayın herbirinin yaz ve kış doğuş yerleriyle batış yerleri ya da genel olarak her ikisinin doğuş yerleriyle batış yerleri kastedilmiştir, görüşündedirler. Bu ifadelerle her ne kastedilmişse görülen odur ki, dinleyicilerin bakışlarının güneş ve ayın doğuş ve batışlanndaki inceliğe ve bunda somutlaşan ilahi azametin ve eşsiz sanatının sahnelerine çevrilmesi amaçlanmıştır.[22]

 

19- Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi[23].

20-  İkisi arasında bir engel[24]' vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler'[25]'.

21- Şu halde Rabbinizİn hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

22- İkisinden de inci ve mercan çıkar.

23-  Şu halde Rabbinizİn hangi nimetlerini yalanyabilirsi-niz?

24-  Denizde koca dağlar'[26]' gibi yükselen gemiler O'nundur.[27]

25- Şu halde Rabbinizİn hangi nimetlerini yalaniayabilİrsi-niz?

 

Görüldüğü gibi ayetler sûrenin geneli ile güdülen hedefin ve akışın devamı niteliğin­dedir. Allah'ın evrensel takdiri ve planlaması, ön tasarımı, iki denizin birbirine kavuş­masını, karışmasını öngörür. Ancak biri diğerinin sınırını geçemez. Aralarında bir engel vardır, sularının birbirine karışmasını, birbirinin sınırım aşmasını önler. Aynca yüce Al­lah insanların bu iki denizden inci ve mercan çıkarmalarını da kolaylaştırmıştır. Yine <-> nun takdiri ve Ön tasarımıyla dağlan andıran koca gemiler, denizlerin üzerinde yüzer­ler. Şu halde Allah'ın ayetlerini yalanlayanlar, bunlardan şüphe duyanlar, O'nun hangi nimetlerini yalanlayabilirler?

Ayetlerde geçen "iki deniz"le yeryüzündeki hangi denizlerin kastedildiği hususunda bilginler değişik açıklamalarda bulunmuşlardır. Bazısına göre; "burada Akdenizle Kızıl-deniz kastedilmiştir" demişlerdir. Diğer bazısı ise; kastedilen iki deniz Şattul Arap (Dic-le-Fırat nehirlerinin birleşerek oluşturdukları büyük akarsu) ile "Basra körfezi"dir şek­linde görüş belirtmişlerdir[28] Somut olarak hangi denizler kastedilirse kastedilsin, ifade ile asıl amaçlanan şey, zihinlerin, yeryüzünde birbiriyle buluşan deniz ve nehir sularının birbirinin sınırını aşmaması gerçeğine yönelülmesidir.

Ayetler, Arap yarımadasını sanp kuşatan denizlerde büyük gemilerin yüzdüğünü, bu denizlerden inci ve mercan çıkarıldığım, bunların Rasulullah'ın yaşadığı çevrede bilin­diğini ve bunlardan yararlanıldığını ortaya koymaktadır. Konu, Allah'ın gücüne ve aza­metine ilişkindir.[29]

 

26- Yer üzerindeki herşey yok olucudur:

27-  Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü baki kala­caktır.

28- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

 

Allah'ın yüceliğini, büyüklüğünü açıklamaya yönelik akışın bir parçası olmakla be­raber yukarıda sunduğumuz ayetler, hitap ve genel bildirim açısından yeni bir bölümün başlangıcı niteliğindedir. Önceki ayetlerde yüce Allah'ın nimetlerine, evrene egemen kıldığı yasalara, evrensel fenomenlere, insanoğluna yönelik nimetlerine ve tavsiyelerine ilişkin açıklamalar yer alıyordu. Bu bolümde ise, yüce Allah'ın zâtına ilişkin açıklama­lar yer alıyor. Bu bölümde de genel bildiri nitelikli bir ifade tarzı kullanılmıştır. Burada da amaç Allah'ın yüceliğini, ululuğunu vurgulamaktır: "Allah'ın dışındaki her şey yok olucudur, O ise, kalıcıdır. Zevale ve değişime uğramaz" ayetin orijinalinde geçen "vec-hu rabbike" ifadesi "Rabbinin zâtı" anlamına gelir. İfade tarzının gerektirdiği bir deyim­dir bu. Günlük konuşmalarda bu tür deyimlere rastlamak mümkündür. Kur'an-ı Ke-rim'in insanların ifade tarzları baz alınarak indirildiğini düşünürsek bu deyimin anlamı­nı da kavramış oluruz.[30]

 

29- Göklerde ve yerde olan ne varsa O'ndan ister. O, her gün bir iştedir.

30- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

 

Bu bölüm de önceki bölümü çağrıştırmaktadır. Çünkü burada da asıl amaç Allah'ın zâtına ilişkin açıklamalarda bulunmaktır: Buna göre "göklerde ve yerde bulunan her şey O'na muhtaçtır, ihtiyaçlarını O'ndan ister." Allah'ın evren üzerindeki egemenliği, var­lıkların işlerini evirip çevirmesi kesintisiz bir olgudur, süreklidir.

Beğavi'nin Tabiin ulemasından ve tefsircilerinden biri olan Mukatil'den rivayet etti­ğine göre birinci ayet, yahudiler hakkında inmiştir. Yahudiler: "Allah cumartesi günü bir şeye hükmetmez" derlerdi. Ayetin ifade tarzı genel bildiri niteliğindedir. Dolayısıyla bölüm, genel akışın devamıdır; şayet yahudiler gerçekten böyle bir şey söylemişlerse, genel bir açıklama kapsamında onlara da cevap verilmiş demektir. Yani ayetin kesin olarak, onlar hakkında ve sırf bu konuyu irdelemek için inmiş olması bir zorunluluk de­ğildir. Kaldı ki, ayetin ve genel olarak Rahman sûresinin Mekke inişli olması, ayrıca da­vete karşı olumsuz tavırlar takınan yahudüerin de genelde Medine'de gündeme gelmiş olmaları, sözkonusu rivayete ihtiyatla yaklaşmamızı gerektirmektedir.[31]

 

31- Ey iki ağırlık olan insanlar ve cinler, yakında sizin için de vakit bulacağız.

32- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

33- Ey cin ve İnsan toplulukları, eğer göklerin ve yerin bu­caklarından aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz/[32] hemen aşın; ancak üstün bir güç olmaksızın aşamazsınız.

34-  Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

35- İkinizin de üzerine ateşten yalın bir alev[33] ve bakır gi­bi erimiş kıpkızıl bir duman[34] salıverilir de kurtulup başa­ramazsınız.

36-  Şu hade Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

 

Bir diğer yeni bölümün karşısındayız. Ama bu bölüm, önceki bölümlerden, sûrenin genel akışından kopuk değildir. Yeryüzüne yükletilmiş iki ağırlıktan maksat, insanlar ve cinlerdir. Doğal olarak, soru da bu iki ağırlıklı topluluk içinde Allah'ın ayetlerini ve ni­metlerini yalanlayan kimselere yöneliktir. Nitekim, ayetlerde hitap doğrudan bu iki top­luluğa yöneltilmiştir. Hitabın arka planında her iki topluluğun yalanlayanlarına yönelik bir lehdit, bir meydan okuma sezinliyoruz. Yakında Allah, her iki topluluğu yapıp ettik­lerinden dolayı hesaba çekmeye vakit bulacaktır. Ama onlar Allah'ın kontrolünden kur­tulamazlar. Yeryüzünün veya gökyüzünün herhangi bir bucağında Allah'ın egemenliği­nin ve otoritesinin dışına çıkamazlar. Çünkü salih amel işlemiş olmak gibi kesin bir ka­nıt olmadıkça kimse kendim Allah'ın azabından kurtaramaz. Yakında tepelerinden ateş kıvılcımları saçılacak kızgın bakırdan eriticiler dökülecektir. Allah'ın karşısında yenil­giye uğrayıp yüzüstü kalacaklardır. Hiç bir yerden yardım alamayacaklardır. Kendileri için bir kurtuluş, bir galibiyet fırsatı asla olmayacaktır.

35. ayeti, öncelikle ayetler grubunun atmosferinden ve üslubundan esinlenerek yo­rumladık. İkincisi bundan sonra yer alan ayetlerde Allah'ın huzurunda toplanan insan ve cinlerin o günkü akibetleri gündeme getiriliyor. Herhalükârda ayetlerin üslubu muhatap­ların zihinlerindeki ve günlük konuşmalarında sıkça geçen kavramlara dayanmaktadır. Durum böyle olunca, Rahman sûresinin otuz beşinci ayetinde savaşlarda kullanılan ateş­li silahlardan erimiş bakıra veya Rum ateşi ve diğer yakıcı maddelere işaret edildiği söy­lenemez.

Sizin için de vakit bulacağız" ifadesi ilk bakışta da farkedildiği gibi konuşma tar­la ilgili bir deyimdir. Çünkü hiç bir iş, yüce Allah'ı bir başka işle ilgilenmekten alı­koyamaz. Dolayısıyla O'nun hakkında meşgul olmak, bir işi bitirmek ve boş kalmak gi­bi kavramlar tasavvur edilemez. Söylediğimiz gibi, bu ifadeyle insanların ve cinlerin uvanlması ve korkutulması kastedilmiştir. Yani Allah sizi yakında hesaba çekecek ve hakkettiğiniz cezaya çarptıracaktır.

Gerek Cin ve Ahkaf sûrelerinde gerekse başka sûrelerde, yüce Allah'ın koyduğu yü­kümlülüklerin -tıpkı insanlar gibi- cinleri de kapsadığı ahiretteki hesaplaşmanın sevap ve azabın onlar için de geçerli olduğu belirtiliyor.

Bizim için gaybın kapsamına giren varlıklar olan cinler hakkında Kur'an-ı Kerim'in verdiği bilgiler bu kadardır. Dolayısıyla bunların varlığına ve Kur'an'da onlar hakkında verilen bilgilere inanmak bir zorunluluktur. Ayrıca Kur'an'ın verdiği bilgilerle yetinip ötesine geçmemek de gereklidir. Şunu da unutmamak gerekir ki, Kur'an bunlardan söz ediyorsa, mutlaka bunun Rabbani bir hikmeti vardır. Belki de cinlerden söz edilmesinin geri planındaki hikmet, Arapların taptığı tehlikeler karşısında sığındığı ve bundan önce­ki bir çok sûrede değinildiği gibi dua etmek suretiyle Allah'a ortak koştuğu cinlerin de Allah'ın emirlerine boyun eğdiklerinin, onlardan ihsan sahibi olanların ahirette sevap kazanacakların m, kötülük ecdcnlerin de cezaya çarptırılacaklarının vurgulanmasıdır.[35]

 

37-  Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gü! oduğu zaman;[36]'

38-  Şu halde Rabbimizin hangi nimetlerini yalanlayabilir­siniz?

39-  İşte o gün, ne insana, ne cinne günahından soruimaz.

40- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

41-  Çünkü o gün, suçlu günahkârlar, simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.

42- Şu halde Rabbinİzin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

43-  İşte bu sizin yalanladığınız cehennemdir.

44-  Onlar kendisiyle alabildiğine kaynar hale getirilmiş su arasında dönüp dolaşırlar''.[37]

45-  Şu halde Rabbimizin hangi nimetlerini yalanlayabilir­siniz?

 

Yukarıda sunduğumuz ayetler de önceki bölümlerle bağlantılıdır. Bu bağlantı insan ve cinlerin ahiret azabı ile tehdit edilmeleri her iki topluluğun suçluları ve yalanlayanları açısından bu azabın dehşet vericiliğinin vurgulanması şeklinde kendini göstermektedir. Allah'ın ilminin kapsamında belirlenen süre dolduğu zaman, gök yarılır. Kıpkızıl bir görünüm kazanarak seyredenleri dehşete düşürür. İnsanlar ve cinler topluca haşrolurlar. Suçlular ayrıca özellikleriyle kendiliklerinden belli olurlar. Bunun için ayrıca kimlikleri­ni ve işledikleri günahı sormaya gerek yoktur. Perçemlerinden ve ayaklarından yakala­nıp cehennem sürüklenmeleri emredilir. Bu sırada onlara şöyle denir: "İşte bu sizin ya­lanladığınız cehennemdir".

Cehennemde çılgınca yanan alevlerle, kaynar sular arasında gidip gelirler. Manzara dehşet vericidir. Dolayısıyla ifadelerin geri planındaki bir hikmet de kafir­lerin yüreklerine korku salınması, sakınıp doğru yola yönelmelerinin sağlanmasıdır.[38]

 

46-  Rabbİnin makamından korkan kimse için İse iki cen­net vardır.

47- Şu halde Rabbinİzin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

48-  Çeşit çeşit inceliklere ve güzelliklere {her türden sık ağaçlara) sahiptirler[39].

49- Şu halde Rabbinİzin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

50-  İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır.

51- Şu halde Rabbinİzin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

52- İkisinde de her meyveden iki çift vardır.

53- Şu halde Rabbinİzin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

54- Astarları, ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde yas­lanırlar, İkİ cennetin[40]' de meyve devşirmesi yakındır[41]'.

55- Şu halde Rabbinİzin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

56-  Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur[42]

57- Şu halde Rabbinİzin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

58- Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.

59- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

60- İhsanın karşılığı ihsandan başkası mıdır?

61-  Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

 

Ayetler grubu yeni bir bölümün girişi niteliğindedir. Bu bölümde Allah'tan korkan, iman ve salih amel aracılığı ile O'ndan sakınan mü'minlerin, ahiretteki akibetlerini tas­vir eden uyarı ve tehdit içerikli önceki iki bölüme karşılık olarak bu bölüm sunuluyor. Kur'an'ın ifade tarzının karakteristik bir özelliğidir bu. Dolayısıyla bu ayetlerle önceki ayetler, sûrenin genel akışının birer halkası konumundadır.

Ayetlerdcki ifade son derece açıktır. Tasvir edilen manzara ise derin etkili ve ilgi uyandırıcıdır. Dolayısıyla Allah'tan korkup sakınan mü'minlerin müjdelenmesinin ve salih ameller işlemeye teşvik edilmesinin amaçlandığı gayet belirgin bir husustur.

Cennet sözcüğünün tesniye (ikili) biçiminde kullanılmış olmasının gerekçesi ile ilin­tili olarak çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre bu cennetlerden biri cinler, biri de insanlar içindir. Bir diğer görüşe göre, biri cenneti hakeden şahıs, biri de eşleri İçindir. Bir diğer görüş de ise, cennetlerden birinin gezmek ve dinlenmek, birinini de ikamet etmek için olduğu belirtilir. Bu görüşlerin birer tahmin oldukları açıktır[43]

Aslında Kur'an ayetlerinde yer alan açıklamaların ötesini kurcalamaya gerek yoktur. Ayrıca başkaca bilgiler edinmek de mümkün değildir. Dolayısıyla Kur'an'ın bize sun­duğu açıklamalarla yetinmemiz gerekir. Hiç kuşkusuz, böyle bir açıklamanın gerisinde tatmin ve teşvik amaçlı bir ilahi hikmetin bulunduğunu da düşünmeliyiz. Salih ve mutü'minlerin girecekleri cennetin ve kavuşacakları nimetlerin tasviri bu bakımdan

taki mu son derece etkileyicidir[44]

 

62- Bu ikisinin ötesinde'[45] iki cennet daha var.

63-  Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

64- Alabildiğine yemyeşildirler[46]'.

65-  Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

66- İçlerinde durmaksızın fışkırıp akan iki pınar vardır'[47]'.

67-  Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

68- İçlerinde her türden meyve, eşsiz hurma ve eşsiz nar vardır.

69-  Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

70- Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır[48]'.

71-  Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

72- Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar.

73-  Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsi­niz?

74-  Bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin do­kunmuştur.

75- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

76- Yeşil yastıklara[49]' ve çarpıcı güzellikteki döşeklere[50] yas­lanırlar.

77- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

78- Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin adı ne yücedir.

 

Bu bölüm de sûrenin genel akışı ile bütünlük oluşturmaktadır. Ayetlerin ifadesi de açıktır, anlaşılırdır. Tefsir bilginleri[51] "bu ikisinin ötesinde iki cennet daha vardır" ifadesi ile ilgili olarak şöyle demişlerdir: "Burada ahiretteki cennetlerin, mü'minlerin işledikleri amellerin çeşitliliğine göre çeşitlilik arzedecckleri kastedilmiştir." Kuşkusuz bu açıkla­ma büsbütün konuyla alakasız değildir. Kaldı ki, Kur'an-ı Kerim'de, mü'minlerin dere­celerinin ve sevaplarının farklılığından sozeden birçok ayet vardır. Daha önce Vakıa sûresi 7-39- ayetleri inceledik. Hadid sûresinde ise şöyle buyuruluyor: "Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden fetihten önce infak eden ve savaşanlar başkasıyla bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah her birine en güzel olanı va'detmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır" (Hadid,10). Şu kadarı var ki, insanla­rın dünyevi algılayışlanyla paralel olarak cennetlerin birden fazla oldukları vurgulan­mak istenmiş olabilir. Bu değerlendirmeyi pekiştiren bir husus olarak, önceki ayetlerde işaret edilen iki cennet ve bu cennetlerin nimetleriyle, bu ayetlerde işaret edilen iki cen­net ve nimetleri arasında herhangi bir fark olmadığını gözönünde bulundurabiliriz. Va­kıa sûresinde vasfedilen öncülerle, kitapları sağından verilenlerin ahiretteki makamları ile ilgili olarak da aynı şeyi söyleyebiliriz.

Bunları söylüyoruz ama vahye esas oluşturan ilahi hikmetin öngördüğü bir üslupla i-nen ayetler hakkında tahmin yürütmekten öte elimizden bir şey gelmez. Bununla bera­ber, bu ifadelerin ilahi bir hikmetten yoksun olmaları da düşünülemez.[52]

 



[1] Hazin, İbn Kesir, Beğavİ, Zemahşeri, Tabresi, Nesefi, Nisaburi ve Kasımi.

[2] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/.

[3] Aileme'I Kur'an Kur'an'ı ve içerdiği yol gösterici mesajın anlaşılmasını kolaylaştırdı.

[4] Aileme hu'.I beyan) Tefsir bilginlerinin çoğunluğu bu cüm­lenin şu anlama geldiği kanaatindedir: Bütün canlılar içinde sadece insana konuşmayı Öğretti.

[5] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/2-3.

[6] Bi husban Hesap ve ölçü iledir.

[7] en-Necmu Baklagiller ve buğday gibi gövdesi sert olmayan bitki türleri.

[8] el'Mİzan Tefsir bilginlerinin çoğunluğu, ilk ikisinde bu kelime­nin "adalet" üçüncüsünde ise "tartı" anlamında kullanıldığı görüşündedir.

[9] EUatatğav Haddi aşmayın, azgınlaşmayın.

[10] Vela tuhsiru Noksan tutmayın.

[11] d'Endmj Canlı varlikîaK

[12] Zatu'l ekmam Meyve veren tomurcuklar.

[13] el-Asfu Ağaç ve bitki yaprağı.

[14] Alâirabbikuma Rabbİnizin nimetleri ve ayetleri

[15] Bkz.Beğavi

[16] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/4-5.

[17] es-Salsal Üflendiği zaman tınlayan kuru balçık.

[18] el-Fahhar Ateşte pişirilmiş çamur.

[19] Mâric Bir görüşe göre; dumansız alev. Bir diğer görüşe göre; dumanla karışık alev. İkinci görüş, daha isabetli gibi görünüyor. Çünkü "Mâ-ric" kelimesi, "karıştı, mecz oldu" anlamına gelen "merece" fiilinden türe­miştir,

[20] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/6.

[21] Beğavi, İbn Kesir.

[22] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/6.

[23] Merece Karıştı, kavuştu.

[24] Berzah Engel.

[25] La yebgiyan Biri diğerinin sınırını geçmez.

[26] Kelalam Dağlar gibi.

[27] el-Cevar Câriye'nin çoğulu, Gemi.

[28] Beğavi, ibn Kesir, Tabresi ve Zemahşeri.

[29] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/7-8.

[30] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/8.

[31] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/9.

[32] EntĞnfuzû Aşmaya,kurtulmaya;engellerden sıyrılmaya;

[33] Şuvaz Kıvılcım veya alev.

[34] NuhasAşırı hararetten dolayı eriyen bakır.

[35] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/10-11.

[36] Verdeten keddihan "Verdeteh" kırmızı demektir. Bu yüz­den kızıl tay da "verd" adını almıştır, "ed-dihan" ise "yağ"dır, denilmiştir. "Zeyf' de bu anlama gelir. Bu durumda, cümleden şöyle bir anlam elde edilir: "Yağ gibi kıpkırmızı". Bir diğer görüşe göre, "ed-dihan" "deri" anlamına ge­lir. Bu durumda cümlenin anlamı şöyle olur: Dabaklanmış deri gibi kıpkırmzı.

[37] An Çok sıcak.

[38] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/12.

[39] Efnan "el-Fenen"in çoğulu. Yumuşak ve ince ağaç yaprağı. Dal.

[40] Çene I cenneteyn İki cennetin meyvesi.

[41] Dan Yakın.

[42] Lem yatmis hunne Kızlıklarını bozmamıştır. "et-Tamsu; ra­him kanı demektir. İfadenin asıl anlamı: "Onlardan önce ne bir insan, ne de bir cinn onların kızlıklarını bozup rahim kanlarını dökmemiştir" şeklindedir.

[43] Beğavi, Tabresi, Hazin.

[44] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/14-15.

[45] Ve min dunihima İkisinin ötesinde veya önem ve değer bakımından ikisinden daha aşağı.

[46] Mudhammetan Yeşilin ve göz alıcılığın şiddetinden dolayı görünümleri siyaha çalar.

[47] Naddahatan Durmadan fışkıran.

[48] Hayrat Bir açıklamaya göre: Bu kelime "Hayyara"mn çoğulu olan "Hayyaraf'ın muhaffefidir. Cümlenin anlamı da şudur: Seçkin ya da ha­yırlı güzel kadınlar.

[49] Rafrafin Yastık veya halı. Bu kelimenin "yeşillü" biçiminde ni­telendirilmesi, çoğul olduğunu ve yeşil bitkilerden oluşan yüksek yastıklar ol­duğunu gösterir. Bahar mevsimine Özgü bir dinlenme şeklidir bu.

[50] Abkariyyİn Yastık ve halılardan kinaye. Veya canlı-cansız her güzelin, her göz alıcı nesnenin vasfı. Bir görüşe

göre "Abker" Arap mitoloji­sinde cinlere ait bir şehrin ya da vadinin adıdır. Araplar güzel olan her şeyi buna nisbet ederlerdi. Ayetin ifadesinden öyle anlaşılıyor ki, bu kelime, "ref-ref'in ikinci bir vasfıdır. Şu halde, sözkonusu cennetlerde nimetlere kavuşan­lar göz alıcı, hayranlık uyandırıcı yeşilliğe sahiptirler.

[51] Bkz. Beğavi, Hazin, ibn Kesir, Tabresi ,

[52] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 5/16-17.