Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Vakıa Sûresi - Kuran - 056Vakia - 19. Sayfa

VAKIA SÛRESİ 2

Kıyametin Kopması 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

İleri Geçenler Ve Mükâfatları 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 3

Sağcılar Ve Mükâfatları 3

Bazı Kelimeler: 3

Açıklama: 3

Solcular Ve Onların Cezaları 4

Bazı Kelimeler: 4

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 4

Açıklama: 4

Ölüm Sonrası Dirilişe, Cenab-I Allah'ın Sonsuz Kudretini İspatlamaya Dair Bazı Deliller. 5

Bazı Kelimeler: 5

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 5

Açıklama: 5

Kesin Olan Doğru İşte Budur. 7

Bazı Kelimeler: 7

Önceki Ayetlerle İlişkisi: 7

Açıklama: 7


VAKIA SÛRESİ

 

Sahih kavle göre Mekkîdir. 97 ayettir. Bu surenin faziletine dair birçok Hadis-İ Şerif varid olmuştur. Örneğin îbn-i Mcs'ud (R.A.) derki: ResuîuIIah (S.A.V.) efendimizin şöyie buyurduğunu işittim: "Her gece Vakıa suresini oku­yan kimseye, ebediyyen yoksululk isabet etmez?' Enes (R.A.) de, Peygamber (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet eder! "Vakıa suresi zenginlik süresidir. Onu okuyun ve evladınıza öğretin,"Bu surenin, ahiret için çalışma­yı teşvik edip dünyaya meyi etmemeye insanları teşvik ettiğini anlamamız müm­kündür. Böylece kanaat ve ilahî takdire rıza olgusu meydana gelir ki, bunlar­da zenginlik ve saadettir.

Bu sure kıyamet ve ahvalini anlatır. Daha sonra Cennette Mü'minler, ha­yırda yarışanlar ve sağcılar için hazırlanan nimetlerden; Cehennemde de sol­cular için hazırlanan azaplardan bahseder. Daha sonra insan, bilki, su ve ateşin yaratılışını anlatır. Bunlardan sonra da yıldızlar ile mizandan ve ilahî kudre­tin delillerinden, Ölüm sonrası diriliş ile İlahî kuvvetin alametlerinden bahse­der.[1]

 

Kıyametin Kopması

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

1-3- Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

4-7- Ey İnsanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufala­nıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.[2]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yalanlayıcı kimse. Kıyamet.Sarsıldı ve şid­detle hareket etti. Dağlar un tanecikleri gibi etrafa serpildi.Toz halinde. Dağılıp savrularak.[3]

 

Açıklama:

 

Kıyamet koptuğu, vukuunda şüphe olmayan olay gerçekleştiği zaman, sevap ve ikap tahakkuk edecektir. Onu yalanlayacak hiçbir nefis yoktur. Bu olay kuvvetle cereyan edecektir. Vuku bulduğu zaman hiçbir nefis Allah'a karşı bu dünyada olduğu gibi iftira ve yalanlamada bul jnmayacaktır. Bu dünyada kıyametin kopuşunu yalanlayan kimse, hakikatte Allah'ı yalanlamıyor mu? Çünkü realitenin aksine haber vermektedir. Ama kıyamet koptuğu zaman hiç­bir yalanlayıcı nefis kalmayacaktır. O zaman herkes doğru ve doğrulayıcı ola­caktır. Bu kıyamet olayı bazı kavimleri alçaltacaktır ki, onlar daha Önceleri batıla dayanarak üstünlük taslarlardı. Aynı zamanda kıyamet vakası, bazı ka­vimleri de yüceltecektir ki onların yücelikleri Allah ve Resulü İledir, Her ne kadar onlar dünyada mal ve itibar bakımından fakir ve yoksul idiyseler de Allah ve Resulü vasıtasıyla yüksektirler. Yer sarsıldığı zaman üzerindeki bi­nalarla meskenler yıkıldığı, dağlar sağa sola, etrafa serpildiği, toz halinde sav­rulduğu, darmadağın zerreler haline geldiği zaman bazı kavimler yücelecek­tir. Ey insanlar! Kıyamet koptuğu zaman sizler üç sınıfa ayrılacaksınız: Sağcı­lar, solcular, inançta ve amelde duraklamadan ileri geçenler.[4]

 

İleri Geçenler Ve Mükâfatları

 

8- İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilen­ler; ne mutlu o sağcılara!

9- Kötülük işlediklerini belirtmek, için, amel defterleri soldan verilen­lere; ne yazık o solculara!

10- İyilik işlemekte Önde olanlar, karşılıklarım almakta da önde olan­lardır,

11-12- Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.

13-14- Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonraki­lerdendir.

15-16- Murassa tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.

17-21- Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacaklan kuş eti ile dolaşırlar.

22-24- İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlü­ler vardır.

25- Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

26- Sadece selâm'a karşılık selâm sözü işitirler.[5]

 

Bazı Kelimeler:

 

Sağlarından   alınarak   Cennete   götürülen   kimseler. Üç sınıf  Sof taraflarından tutularak Cehenneme götürülenler.îman ve salih amelde ileri geçenler. Sağlam dokunmuş. Topluluk.Dünyadaki ço­cuklar gibi yaşlanıp ihtiyarlamayan, bilakis oldukları gibi kalan çocuklar.Çocuklar. Küb kelimesinin çoğulu olup hortum ve kulpu olmayan kupalar.Şarap kasesi, bardağı.Sarhoş olur­lar.

Akan nehir.Başları ağrımaz.Ör­tülü olup kendisine toz ulaşmayan.

İri ve güzel gözlü.

Gü­nahkar kılmak.

Kötü söz.[6]

 

Açıklama:

 

Şimdi de ayet-i kerimede sözü edilen üç sınıfın açıklaması yapılacaktır. Açıklamaya, iman ve salih amelde ileri geçenlerden söz edilerek başlanacak­tır.

Sizler —buradaki hitap tağlib babından olarak Peygamber efendimizin ümmetine ve önceki ümmetleredir— üç sınıf oldunuz: Sağcılar, solcular ve iman ile salih amelde ileri geçenler.

Sağcılara gelince, bunlar kimlerdir? Bunlar güzel bir halde buluna­caklardır. Nitekim solcularda son derece kötü ve perişan haldedirler. O ileri geçenlere gelince bunlar nimet Cennetlerinde Allah'a yakın olacaklar­dır. Yüksek derecelere yaklaştırılacaklardır. Çünkü onlar imanda öne geçe­rek salih amelde biribirleriyle yanşa girmişlerdir. Bunlara verilecek mükafat nedir? Bunlara, Allah'a yakın' olup O'nun yüce rızasından yararlanarak ni­met Cennetlerinde yaşamak vardır. Bunların çoğunluğunu, geçmiş ümmet­lerden çok sayıdaki cemaatler ile son zamanda gelen ümmet-i Muhammed oluşturacaktır. Azlık ve çokluk, sayıya yöneliktir. Onların hepsi Cennette ola­caklardır. Altınla dokunmuş sağlam dokumalı koltuklarda ve tahtlarda da­yanıp oturacaklar ve karşılıklı, yüz yüze sefa süreceklerdir. Kalpleri temiz, edepleri yüksektir. Cennetlerde ebedî yaşayan, yaşlanmayan, ihtiyarlamayan, zayıflamayan, her zaman gençliğin tazelik ve zindeliğinde bulunan gençler hizmet sunacaktır bu mutlu kimselere. Gençler bunların etraflarında gümüş kupalarla, altın ibriklerle dolaşacaklardır. Hiç kesintiye uğramadan akan şa­rap ırmaklarından bunlara sunacak olan gençler, etraflarında ve aralarında dolaşacaklardır. Bu şarap ırmaklarından alman şaraplar dünyada sıkılıp el­de edilen şaraplar gibi değildirler. Bu şarapları içenlere baş ağrısı acı ve elem isabet etmez. Herhangi bir sebeple bu şarap ırmaklarından ayrılmazlar. İç­tikleri şaraptan ötürü sarhoş olmaz ve akıllan gitmez, malları telef olmaz, sağlıkları heder olmaz. Şereflerini ve kerametlerini kaybetmezler. Herşeyin yaratıcısı ve hikmet sahibi tarafından yaratılmış olması, bu Cennet şarapları için üstünlük bakımından yeter bir vasıftır. Bu gençler onların etrafında çok meyvelerle dolaşırlar. Diledikleri meyveleri alırlar. Çeşitli enva ve eşkâldeki etlerle etraflarında dolaşan gençlerin ellerinden, iştahlarının çektiği eti alıp yerler. Ayet-i kerimede meyvenin et'ten önce zikredilmesi, tıbbın da öngör­düğü sağlık kurallarından biridir. Bu hususta ey okuyucu zannedersem sen de benim görüşüme katılırsın. Sedeflerinde saklı incileri andıran huriler, Cen­nette bu takva sahibi kimseler için mevcuttur! Dünyada işledikleri iyi amel­ler dolayısıyla bu mükafatlar O mü'minler için mevcuttur. Kaldı ki onlar Cen­netteki nimetlerden de yararlanacaklardır. Bu nimetler dünya nimetleri gibi zahmet ve meşakkat sonunda elde edilen nimetler midirler acaba? Hayır, on­lar Cennette bu nimetlerden yararlanırlarken kendilerini üzen ve hüzne gark eden hiçbir şey işitmezler. Laubalilik, boş söz, azarlama duymazlar. Onlara günahkâr oldunuz da denilmez. Ancak onlar her türlü ayıp ve kusurdan'sa­lim olan selam sözünü işitirler. Biribirlerine selam der, esenlik diierler. Me­leklerde onlara şöyle derler: "Sabretmenize karşılık selam size, (bakın) dün­ya yurdun(un) sonu ne güzel!"[7]

 

Sağcılar Ve Mükâfatları

 

27- Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!

28-34- Onlar dikensiz sedir ağaçlan, salkımları sarkmış muz ağaçlan, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedir-ler.

35-38- Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratimşızdir; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmişızdır.

39-40- Bunların bir fasmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakiler­dendir.[8]

 

Bazı Kelimeler:

 

Dikensiz kiraz.Dalları üzerinde muz yı­ğılı ve dizili muz ağacı.Devamlı surette akan ve hiç kesintiye uğramayan su. Devamlı.

Yükseltilmiş döşekler, burada kadri yüce kadınlar demektir. Biz onları yeniden inşâ ettik. Sevgili kadınlar.[9]

 

Açıklama:

 

İşte bu da mertebe bakımından orta derecedeki ikinci sınıf mü'minierdir ki, buniar cezalarını çektikten veya suçları affedildikten sonraki günah­kar mü'minlerdir.

Sağcılar nedir? Bu, onların şanını yüceltmek ve hallerini beğenmek ma­nasına delalet eden bir üsluptur.

Onlar dikensiz kirazlar ve dallarında muz dizili muz ağaçları İle devamlı ve yaygın gölgelerdedirler..Bu gölgeler güneş sebebiyle yok olmazlar. Bu göl­geler, fecrin doğuşu ile güneşin doğuşu arasındaki gölgeyi .andırırlar. Onlar için hiçbir zaman kesilmeyen ve devamlı akan sular vardır. Önlerinden akıp giden bol su, çok meyve vardır ki hiçbir zaman yok olmaz ve kesintiye uğra­maz. Ne parlak bir beyandır. Ne ince bir ifadedir. İman ve salih amelde ileri' geçen mü'minler, kent sakinlerinin düşünebildikleri en yüksek bir hayat ya­şamakla tavsif edilmişlerdir. Onlar sıra sıra dizili tahtlar ve kanepeler üzerin­de oturup bîribirleriyle sohbet edecekler, hizmetçileri çeşitli lezzet ve meyve­lerle aralarında dolaşıp hizmet sunacaklardır.

Bu ifadelerle de bedevi kimselerin düşünebildikleri en yüksek hayat tar­zı, mü'minlere vadedilmiştir. Çünkü burada anlatılan nimetlerle lezzetler o bedeviler için en kıymetli şeylerdir. İnsanlar bol sulu ve ekinli mekânlarda konaklamayı düşlerinden geçirirler. Bol bol akıp fışkıran, hiç kesintiye uğra­mayan sırf ağaçlıklı bol gölgeli çok meyveli yerleri düşlerler.

Bu iki sınıf arasındaki fark, kent ve köy yaşantısı arasındaki fark gibi­dir.

Evet o takva sahibi mü'minler için bütün bu nimetler vardır. Onlar yük­sek yataklarda olacaklardır.

Bazı kimseler bu yüksek yataklar sözü ile kadri yüce kadınların kast edil­diğini söylemişlerdir.

Biz o kadınları yeniden inşa ettik ve en mükemmel bir surette icad ettik.

Onları bakireler yaptık. Sevgili kocaları tarafından sevilen yaşdaş kadınlar yaptık. Hepsi aynı yaştadırlar. Ne kocakarı, ne de çocuk yaştadırlar. Hepsi olgun ve aynı yaşta olup kadınlığın en olgun çağındadırlar. Rabbin onları sağ­cılar için yaratmıştır. O sağcılar ki önceki ümmetlerden ve ahirzaman Pey­gamberi Muhammed'in ümmetinden bir cemaattirler. Bu nimetler, onların dünyada işledikleri salih amellerin karşılığıdır. Bu insanlar, iman ve salih amel­de ileri geçenlere nisbetle biraz daha geride olmakla birlikte Cenab-ı Allan­ın bol lütfü altında sâyeban olmuşlardır,[10]

 

Solcular Ve Onların Cezaları

 

41- Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!

42-44- İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

45-46- Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.

47- Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz tekrar dirileceğiz?"

48- "Önce gelip geçmiş babalarımız mı?"

49-50- Ey Muhammedi De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de hclli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır,"

51- Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!

52- Doğrusu zakkum ağacından yiyeceksiniz,

53- Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;

54- Onun üzerine kaynar su İçeceksiniz;

55- Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;

56-İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.[11]

 

Bazı Kelimeler:

 

İnsanın bedenindeki delİkçiklere te'sir eden çok sıcak rüz­gar. Çok şiddetli derecede sıcak suCehennem ateşinden çıkan simsiyah duman. Nimetlerden ötürü şımaranlar. Büyük günah. Tadı ve şekli pis bir ağaç. Susuzluk hastalığına yakalanan devenin içişi..[12]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Taatın akıbeti ile masİyetin nihayeti arasındaki fark apaçık bir şekilde ortaya çıksın diye salih amel ve imanda ileri geçenlerle sağcılar anlatıldıktan sonra, şimdi de kendileri üzerinde azap kelimesi hak olan solcular ve cezala­rından bahsediliyor.[13]

 

Açıklama:

 

Solcular. Nedir solcular?! Onlar sımsıcak bir rüzgardadırlar. O rüz­gar zehir gibi onlara te'sir edip bedenlerindeki delİkçiklere .nüfuz eder. Son derece sıcak olan kaynar suda ve Cehennem ateşinden çıkan simsi­yah dumandadırlar. O dumanın gölgesi altındadırlar. Bu gölge ne sıcak ne de soğuktur, ne de güzeldir. Manzarası çirkindir. "Onların üstlerinde ateşten gölgeler, altlarında da (ateşten) gölgeler var."[14] Bunun sebebi nedir? Çünkü onlar daha önce dünyada iken nimetlerden ötürü şımarmışlar; nefislerini, heva ve heveslerine uydurmuşlardı. Onları bundan caydıran hiçbir şey yoktu. Ha­ramlardan yararlanmaya devam ettiler. Hakka ve helâle karşı büyüklük tas­ladılar. Büyük günah işlemekte ısrar ettiler ki bu da şirktir. Her çirkin ve ka-bih olan fiildir. Ölüm sonrası diriliş, sevap ve mükafat ile mücazatm olmadığına dair ağır yeminler ediyorlardı. Allah'ın ortaklan olduğunu iddia ediyor­lardı. Öicn kimseyi Allah'ın diriltmeyeceğine dair olanca güçleriyle yemin edi­yorlar ve bunu inkar edip hayretle karşılayarak şöyle diyorlardı: Biz mi Öl­dükten, toprak olduktan sonra diriltileceğiz?

Öîüm sonrası dirilişi inkâr edip. teaccüple karşılamaları, kendi bedenle­rinin toprak olduğu bir zamana mahsus değildir. Beden her ne kadar ol­duğu gibi kalsa bile onlar yine de ölüm sonrası dirilişi inkâr ediyorlardı. Biz ve önceki atalarımız öldükten sonra diriltilecek miyiz? diyorlardı. Halbuki onlar bizden daha önce ölüp gitmişler, onların diriltilmeleri daha uzak bir ihtimaldir diyerek bu inkârlarını şiddetli dozlara vardırıyorlardı.

Onların cezalandırılmalımın sebebini Cenab-ı AI!ah şöyle izah buyuru­yor: "Çünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı'' Burada Cc-nab-i Allah sağcılara yaptığı ihsanın sebebini açıklamıyor. Bununla da azabın bir adalet gereği olup, sebebinin açık olduğuna işaret etmek İstiyor. Sevaba gelince, hakikatte o sırf ilahî lütuf dolayısıyladır. Sebebini ayrıca zik­retmek münasip olmaz.

Ey Muhammed! Onların ölüm sonrası dirilişi inkâr edip iftirada bulun­malarına red olsun diye kendilerine şöyle de: Atalarınız öldükten sonra ka­birlerinizden çıkarılıp belli bir günün, yani kıyamet gününün, hesap ve ceza gününün duruşma yerine götürüleceksiniz. Sonra Hak'tan sapan, ölüm son­rası diriliş ile Allah'ın birliğini ve peygamberlerin gönderilişini yalanlayan sizler kıyamet gününde ilk olarak zakkum ağacından yiyeceksiniz. Bu ağaç Cehen­nemin dibinde bitmekte olup zalimler için bir fitnedir. Çirkin manzaralı ve görünümü pistir. Kafirler, şiddetli açlıklarından Ötürü karınlarını bu ağaçla dolduracaklardır. Onları bunu yemeğe zorlayacak olan da o ağacın kendisi­dir. Zakkumu yedikten sonra da şiddetle susadıklarından ötürü kaynar su İçe-cekîerdir. Susuzluk hastalığına müptela olan develer gibi o, kaynar sudan içe­cek, ölünceye veya hastalanıncaya kadar içecek ama yine de suya kanmaya­caklardır. Hayret ediyorum onlara, zakkum ağacından yiyor, sonra kaynar sudan içiyor, ama yine de suya kanmıyorlar!

Anlatılan bu çeşitii azaplar, kıyamet gününde onlar için hazırlanmış olan bir konukluktur ki ilk geldiği anda misafire takdim edilen konukluğa çok ben­zemekledir, ama bu ilk takdimden ve ikramdan sonra kendileri için hazırlan­mış olan daha şiddetli azapları varın sizler düşünün![15]

 

Ölüm Sonrası Dirilişe, Cenab-I Allah'ın Sonsuz Kudretini İspatlamaya Dair Bazı Deliller

 

57- Sizi yaratan Biziz; Hâlâ tasdik etmez misiniz?

58-59- Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?

60-61- Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerle­rinizi yerine getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kjmse önü­müze geçemez.

62- And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?

63-64- Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitcren ler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?

65-67- Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız da şöyle dersi­niz: "Doğrusu'borç altına girdik, hattâ yoksun kaldık."

68-69- Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?

70- Dileseydik onu acılaştınrdık; hâlâ şükretmez misin?

71-72- Söyleyin: Yaktığınız ateşin ağacım var eden sizler misiniz, yok­sa onu Biz mi var ederiz?

73- Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar İçin yararlı kıldık:

74- Ey Muhammedi Çok büyük Rabbinin adım teşbih et![16]

 

Bazı Kelimeler:

 

Rahimlere döktüğünüz meniler.Hüküm verip onu sizin üzerinize vacip kıldık.Yerden bitirirsiniz.Ekersiniz. Kendisinden yararlanılmayan kuru ve kırık dökük otlar. Ondan lezzet bulursunuz, onu beğenirsiniz.İçilmesi mümkün ol­mayan tuzlu su.

Bulut. Ondan ateş çıkarırsınız.

Yolcular için.[17]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Bunlar, ölüm sonrası dirilişin mümkün olduğuna dair deliller ve burhan­lardır. Bu hüccetlerle, ölüm sonrası dirilişin Allah'ın gücü dahilinde olduğu ispatlanmakta buna dair misaller verilmekte, maddî örnekler sergilenmekte­dir ki, inkârı mümkün olmasın.[18]

 

Açıklama:

 

Sizi ilk defa yaratan biziz. Bunu tasdik etmeniz, tasdik etmenizin yanısı-ra taatte bulunup salih amel işlemeniz gerekmez mi?!

Onlar Allah'ın kendilerini yaratmış olduğunu zahiren ikrar ettiler, ama bu ikrarlarının peşisıra dürüst teatte bulunmadılar. Dolayısıyla bu ikrarları yok sayıldı. Bu nedenle Cenab-i Allah, onları, Allah tarafından yaratıldjkJa-rmı İkrar etmeye teşvik ederek şöyle buyurdu: Bunu doğrulamanız gerekmez mi?!

Bazıları dediler ki ayet-i kerimenin manası şöyledir: Sizi ilk olarak biz yarattık. İkinci kez kıyamet gününde sizi yaratmaya muktedir olduğumuzu doğrulamanız gerekmezini1?!

Sonra ayet-i kerimelerde bunu isbatlayan delillerle hüccetler sevk edilmeye başlandı ve Cenab-ı Allah şöyle buyurdu: Kadınların rahimlerine dök­tüğünüz menî için ne dersiniz? Onu siz mi yarattınız ve tam yaratilışli bir be­şer suretine soktunuz? Yoksa Onu tek başımıza yaratan biz miyiz?! Evet o beşer, tabiat tarafından'yaratılmadı. Kendi başına da yaratılmadı, siz de onu yaratmadınız. Halden hale dönüşen, nitelikten niteliğe bürünen bu meniyi yaratan biziz. Şu halde ölüm sonrası dirilişi nasıl olurda uzak bir ihtimal sa­yarsınız? Siz ve atalarınız, ölüp toprağa dönüştükten sonra yeniden diriltile-ceğinizi ne diye imkânsız görürsünüz?!

Aranızda ölümü biz takdir ettik. Her biriniz için belli bir ecel tayin ettik ki eceli gelen kimse, ne öncs, ne de sonra ölür. Tam vaktinde rûhunuteslim eder: Bu yargımızda biz asla yenik düşmeyiz. Sizi gideripte yerinize emsalle­riniz olan diğer bazı insanları getirmeye, sizi çeşitli yaratılış biçimlerine ve ta­vırlara sokmaya da muktediriz. Sizi yeniden başka şekilde inşâ etmeye de gü­cümüz yeter, ama siz bunları bilemezsiniz. Biz bütün bunlara muktediriz. Si­zi ilk yaratışımızı, yani spermadan kan pıhtısına, sonra bir çiğnem ete dö­nüştürdüğümüzü bilir. Bunun neticesinde de ana rahminden dünyaya çıkışı­nızı da bilirsiniz. Yahut Babanız Adem'in topraktan yaratılmış olduğunuda bilirsiniz. Oysa toprak ile insan hayatı arasında çok uzun bir mesafe vardır. Siz bunları düşünmez misiniz? Bütün bunları yapmaya muktedir olanın, Ölüleri de diriltmeye muktedir olduğunu bilmez misiniz?!

Şu ektiğiniz ekinlere ne dersiniz? Bunları yerden bitiren siz misiniz, yoksa biz miyiz bitiren? Evet O Allah'tır ki yerden bitkiler çıkararak ölümünden sonra toprağı diriltir. O, teaffün edip kokuşmaya müsait olan çamurdaki to­humdan yemyeşil bitkileri çıkarmaya muktedirdir. Cenab-ı Allah kendi kud­reti ile, kokuşmaya müsait olan çamurdaki tohumdan sapsarı taze ekinler çı­karmaya muktedirdir. Bütün bunlar Allah'ın kudretinin sonsuzluğunu isbat-lamiyor mu? Şayet Rabbin dileseydi ekini yarattıktan sonra onu kupkuru ha­yırsız, bereketsiz ve verimsiz bir ot haline getirirdi. Nitekim biz bu hadiseyi yanyana bitişik iki tarlada da gözlerimizle müşahede etmekteyiz. Her bakımdan eşit durumda olan bu iki tarlanın ekinleri aynı seviyede olmuyor. Birininki yemyeşil, taptaze, diğerininki kupkuru ve bereketsiz oluyor. Bu manzarayı aynı tarlanın içinde de müşahade etmek mümkün oluyor. Bazan tarlalardan biri­nin ekinleri verimli oluyor, diğerininki ise bir gece içerisinde kupkuru, ve­rimsiz ve bereketsiz hale dönüyor. Yaratıcıların en güzeli olan Allah müba­rektir! "Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık, hayret ederdiniz." Sonucun kötülüğünden hayrete kapılıp şaşardınız, ya da işlerinizin kötülüğünden ötü­rü biribirinizi kınardmız.

Bu açıklamalar, dolaylı yoldan yapılan tefsir mahiyetindedir. Buna en yakın manalard;rma şöyledir: Sevinç ve eğlenceyi bu kötü akibetten Ötürü üze­rinizden atıp giderirdiniz.

Doğrusu da budur. Kişi ancak elem ve hüzün zamanında sevinç ve meserreti üzerinden atıp giderir. Bazıları ayet-İ kerimeden kastedilen mananın şu olduğunu söylemişlerdir: Biz Allah'ın bağışından mahrum kalarak borç­landık diyerek hayret edersiniz.

temekte olduğunuz su hakkında ne derdiniz? Onu buluttan siz mi yok­sa biz mi indirdik. Evet suyu yağmur yağdırarak indiren ve buna muktedir olan sadece Allah'tır. Suyu buhar şeklinde saf ve berrak olarak denizlerden yükseltip bulutlarda toplayan sonra da onu dilediği kulunun üzerine yağmur şeklinde İndirmeye güç vetiren, ancak ve ancak Allah'tır.

Şayet Rabbin dileseydi gökten yağmurları, içmeye müsait olmayan tuzlu sular halinde yağdırırdı ama O, kudreti herşeye nüfuz eden ve herşeyden ha­berdar olandır. Bu nimetlerinden ötürü Rabbinize şükretmez misiniz? O'na ne diye nankörlükle mukabelede bulunuyorsunuz?! Çakmak çakarak, kibri­ti sürerek veya başka şekillerde çakmakta olduğunuz ateş hakkında ne derdi­niz?! O'nun ağacını yaratan siz misiniz, O'nun maddesini meydana getiren siz misiniz; yoksa bizmİyiz yaratan?! Evet bütün bunları yaratan sadece Al­lah'tır, ama insanların çoğu bunu bilmiyorlar!

Ateşi; Cehennemin hatırlatıcısı, ibret alanlar için bir öğüt kılan biziz. Mukîm, yolcu, zengin fakir, kentli ve köylüler için istifade edilen bir meta halin­de ateşi yaratan biziz. Bunda bir gariplik yoktur. Çünkü ateş; su, toprak ve hava gibi unsurlardan biridir.

Hal böyle olunca sen ey Muhammedi yüce Rabbinin adını teşbih et. O'nu bütün noksanlıklardan tenzih et. Adı böyle kutsal olan zatın kendisi acaba ne kadar yücedir?!

Ey okuyucu, Allah seni doğruyu bulmaya muvaffak kılsın. Bakta gör. İnsanın yaratılışı ile gelişimi, yağmurlar vasıtasıyla yerden bitki bitirilmesi, sonra ateşin yaratılmasında Allah'ın varlığına dair deliller çıkarılışına dikkat et. Herhangi bir mıntıkada, önünü görmeyen, insanın yaratılışı,bîtkileıjle yağ­mur ve ateşin meydana getirilişi hususunda hakikati görmeyen bir İnsan var mıdır?![19]

 

Kesin Olan Doğru İşte Budur

 

75-76- Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim ki —bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!—

77-80- Doğrusu bu Kitab, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitab'da mcvcudken alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kur'an-ı Kerim'dır.

81- Siz bu Sözü mü hor görüyorsunuz?

82- Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?

83-85- Kişinin canı boğaza dayanınca, ve siz o zaman bakıp kalırken,

Biz o kişiye sizden daha yakımzdir, ama görmezsiniz.

86-87- Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyeceksiniz ve eğer bu sözününüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!

88-89- Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cen­neti onundur.

90- Eğer deften sağdan verilenler ise:

91- "Ey sağcılardan olan kişi, sana selâm olsun!" denir.

92- Eğer, sapık yalancılardan ise,

93- Ona kaynar sudan konukluk sunulur.

94- Cehenneme sokulur.

95- Doğrusu kesin gerçek budur.

96- Çok büyük Rabbinin adını teşbih et.[20]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yıldızların batış yerleri.Küçümsüyorsunuz. Korunmuş.

Boğaz. Yani şükrünüz.Hesaba çekilip cezalandırılacaksınız.

Yani istirahat. Gü­zel rızık.Cehennem ateşi ile yanmak.[21]

 

Önceki Ayetlerle İlişkisi:

 

Bu şerefli sûre, Kur*an-ı Kerim'e, inkarcılarla münakaşaya, ruhun beden­den çıktığı esnada, imanda ve salih amelde yarışan kimselerin Cennette kar­şılaşacakları nimetlere, Sağcıların mazhar olacakları ihsânata, sapık ve ya-lanlayıcılann maruz kalacakları cezalara iüşkin hakikatlerle sona ermekte­dir ki, bunlar alemlerin Rabbinden birer hakikattirler. Cenab-ı Allah yara­tıklarından dilediği ile kasem edebilir. Bu da O'nun için delil ile yüceltme ve ta'zîm olup yaratıkların nazarlarını celbetmek İçindir ki, üzerine yemin edilen bu eşyalarda mevcut oian ve Allah'ın sonsuz kudretine delalet eden azameti, uluiuğu görsünler. Bize gelince bizler Allah'ın zâtından ve kadim sıfatlarından başka birşey üzerine yemin etme hakkına sahip değiliz.[22]

 

Açıklama:

 

Yıldızların batarken düştükleri yerlere yemin ederim. Eğer bilseniz bu büyük bir yemindir. Bunu bilseydiniz, Kur'an-ı Kerim'İn yüceliğini idrak eder­diniz. Batışları ve izlerinin gittiği esnada yıldızlar üzerine yemin etmeye ge-iince bu esnada yıldızlar üzerine edilen yemin, yıldızları yaratan Allah'ın var­lığına daha çok delil teşkil eder. Bu yıldızlara tesir eden Rabbin mevcudiyeti­ne delil olur, şöyle ki: Güneş'in batışından sonra ortaya çıkan bu yıldızlara ibadet etmek doğru olmaz, bilakis bunların, yüce Allah'ın varlığına delil teş­kil etmeleri gerekir. Bu nedenle Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur: Eğer bil­seniz bu büyük bir yemindir. Bazıları ise yukardaki ayet-i kerimeden kast edilen mananın şu olduğunu söylemişlerdir: Aslında, Kur'an-ı Kerim'İn yüceliğine dair öyle büyük bir yemine değil, normal bir yemine bile gerek yoktur. Zira durum büsbütün ortadadır. Allah kitabındaki sırları en iyi bilendir.

O elbetteki şerefli bir Kur'andir. Deniz gibidir. Hangi yönden gelir­sen gel onda hidayet, nûr, ilim, hayır ve bereket bulursun. "Gerçekten size Allah'tan bir nûr ve açık bîr kitap geldi. Onunla Allah, rızasının peşinde gidenleri esenlik yoluna iletiyor ve onları kendi izni ile karanlıklardan aydın-lığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletiyor''[23]

O, elbette şerefli bir Kur'andir. Mukarreb meleklerden başkasının doku­namayacağı mahfuz bir kitaptadır. Bu mahfuz kitap, levh-i mahfuzdur. Mu­karreb meleklerden başkası O'na muttali olamaz. Beşerî tabiatın kirlerinden, nefsî güdülerin pisliklerinden, bedenî kirlerden arınmış olanlardan başkası, O'na dokunamaz. Maddî ve manevî pisliklerden temiz olanlardan başkası tertemiz meleklerden başkası O'na el süremez. Bu öyle bir kitaptirki her tür­lü pisliklerden temiz olanlardan başkasının buna dokunması yaraşmaz. Bu nedenle bazı imamlar, Kur'an-ı Kerim'e, büyük ve küçük hadesten temiz olan kimselerin ancak dokunabileceği görünüşü ileri sürmüşlerdir. Baziîanda bu hükmün dayanağının Peygamber (S.A.V.) efendimizden rivayet edilen şu ha­disi şerif olduğunu İfade etmişlerdir: "Kur'an'a ancak temiz olan dokunabi­lir." Çünkü O alemlerin Rabbinden indirilmedir. O'na hiçbir surette batıl gi­remez. O'na şüphe yaklaşamaz. O alemler için bir hidayettir. Ey kafirler! Ni­telikleri anlatılan bu sözü siz küçümsüyor musunuz? Hayır böyle yapmanız asla yaraşmaz. Rızkımıza karşılık şükrünüzü, yalanlamaktan mı ibaret sayı­yorsunuz? Doğrulamanız gereken ve bu Kur'anda indirilen şeyleri mi yalanlıyorsunuz?!

Can boğaza geldiği zaman can çekişmekte olan kimseye baktığınız za­man bizler, o şahsa ilim ve kudret bakımından size nîsbetle daha yakımzdır, ama siz bunu göremezsiniz. Ölüm sonrası dirilişe inanmıyorsanız elinizden geliyorsa can çekişmekte olan o kişinin ruhunu geri döndürün. Ölümüne en­gel olun. Nitekim sizler ölüm sonrası diriliş ile ceza ve mükafatın varlığına inanmıyorsunuz! Kısaca siz ölüm sonrası dirilişi inkar etme hususunda doğ­ru iseniz, can çekişmekte olan kimsenin ruhunu bedenine iade edinizki öl­mesin ve Ölüm sonrası dirilişte gerçekleşmesin. Bu iki şart gerçekleşirse yani sizler Öldükten sonra cezalandırılmayacaksınız ve bu düşüncenizde de doğru iseniz, haydi elinizden geliyorsa can çekişmekte-olan kişinin ruhunu can çe­kiştiği esnada gedenine geri döndürün! Ama ölüm sonrası diriliş, vukuu mu­hakkak olan bihplaydır. Kutlu ve yüce olan Hak Teala bunu haber vermiştir. O'ndan daha doğru sözlü kim vardır?! Bu hususta insanlar üç neviye ayrılır­lar: Kişi eğer imanda öne geçen ve Allah'a yakın kullardan ise onun için ra­hatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır. Eğer sağcılardan ise onun içip azap­tan yana esenlik vardır. Ya da sağcı kardeşlerinden ona esenlik dileği vardır. Kişi sapık ve yalanlayıcılardan ise onun için de Zakkum ağacını yedikten sonra konukluk olarak kaynar sudan içimlik vardır. Cehennem ateşine girip orada yanmak,vardır.Bu surede, özellikle son kısımlarında anlatılanlar, gerçek haberdir, doğ­ru haberdir; içinde hiç şüphe ve kuşku yoktur. Hal böyle olunca ey Muham­medi Sen Rabbinin yüce adıyla yardım dileyerek teşbihte bulun. Rabbini kut-sayıp bütün ayıp ve noksanlıklardan tenzih et. Onların ortak koştuğu şeyler­den senin Rabbin çok yücedir![24]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/117.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/117-118.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/118.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/118.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/118-119.

[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/119-120.

[7] Ra'd sûresi: 24.

Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/120-121.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/121-122.

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/122.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/122-123.

[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/123-124.

[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/124.

[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/124.

[14] Zümer sûresi: 16.

[15] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/124-125.

[16] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/126-127.

[17] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/127.

[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/127.

[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/127-129.

[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/130.

[21] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/131.

[22] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/131.

[23] Maide sûresi: 15-16.

[24] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/131-133.