Hadîd Sûresi - Kuran - 057Hadid - 19. Sayfa
İman'a Ve Allah Yoluna Mal Harcamaya Teşvik
Butun İşler Allah'ın Elindedir
Peygamberlerin Gönderilmesindeki Gaye
HADÎD SÛRESİ
Kmtubî, bu surenin icma' ilft MAfenî olduğunu nakletmistir. Bazıları Ömer bin Hattab Hazretlerinin müslüman oluşu konusunda şurtu-nakletmişlerdir: Ömer, kia kardeşinin yanında Hadid. sûresinin ilk âyetlerini duymuş ve derhâl müslüman olmuştur. Şu halde bu sûrenin baş kısmındaki ayetler Mekkî guhafetdır. Zahirde ise bıv sureniîv tamamı, Kyrtabî'hta de dçdiği gibi Medenî'dir. 29 ayettir. Bu sure Âllah'ı tesibh etmeye insanları teşvik eden ifadeleri kapsamakta, sonra insanların Allah’a İman eaif rfallarını Aîlah yolunda harcamalarını talep e temekte, daha sonra İman İlff Allah yolunda mal sarfe Bnin kıyamet ğünündefci mükâfatından,,mü'minlere mükemmel nasihatlerle"va’z edilmekte, ayrıca dünya ve dünyanın içyüzü açıklanmakta hikmet ile yönetimin esasları izah edilmektedir.Peygamberle ümmetlerinden misaller verilmektedir.Genel olarak bu sure Allah yolunda mal sarfetmeyi teşvik mihveri üzerinde denmektedir[1]
Sadece Allah’ı Tesbih Etmek
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1- Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı teşbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dîr.
2- Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur; diriltir, öldürür. O, her şeye Kadir'dir.
3- O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kaîmiyacağı son 'dur; varlığı aşikârdır; gerçek mâhiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir.
4- Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O'dur. Nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.
5- Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Bütün işler Allah'a döndürülür.
6- Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; O kalblerde olanı bilendir.[2]
Bazı Kelimeler:
Teşbih kelimesi Allah'ı tenzih ve takdis edip kemal sıfatlarla niteleyip, eksikliklerden uzak olduğunu söylemektir. Yevm kelimesinin çoğulu olup güneşin doğuşundan batışına kadar devam eden belli vakittir.Bu kelime lügatte birçok manalara gelip yerleşmek ve oturmak demektir. Yönelmek ve kasdetmek manalarına gelir. Ayrıca istilâ edip hükmetmek, dilediği şekilde tasarruf etmek manasını da ifade eder. Saltanat tahtı. Yükselir. Girer. Geceyi gündüzün zamanına sokar. Kalplerden ve göğüslerden ayrılmayan derin sırlar.[3]
Açıklama:
Allah'ı teşbih etmek; kavlen, ilikaden, amelen kendisine yaraşmayan şeylerden tenzih etmek, kemal sıfatlarla nitelemek, noksanlıklardan
ibra etmektir. Şanı yüce olan Allah'a, göklerde ve yerde mevcut olan herşey lisan-ı hal veya lisan-ı makal İle teşbihte bulunurlar. Hiçbir şey yoktur ki O'nu hamd ile teşbih etmesin, ama siz onların teşbihlerini anlayamazsınız. Akılların teşbihi demek; Allah'ı tenzih edip takdiste bulunmaları ve O'na ibadet etmeleri demektir. Akıllılardan başka cansız varlıklara, onların Allah'ı teşbih etmelerine gelince; bu da, onların Allah'ın varlığına delalette bulunmaları demektir. Allah bütün kemalâtın sahibi olup noksanlıklardan münezzehtir. Yahut bu cansız varlıkların teşbihi demek, O'nun emrine teslim olup boyun eğmeleri, tasarrufuna tabii olmaları demektir. Şüphesizki bütün mevcudat bu anlam itibarı ile Allah'a teşbihte bulunurlar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı teşbih ederler. O yenilemeyen galip ve güçlüdür, yücedir, hikmet sahibidir. Her İşini yerli yerince yapar. Şanı yücedir. Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah'a aittir. Bu ikisinde mutlak tasarruf yetkisine sahip olan O'dur. Adamın biri çıkıpta Allah'ın mülkünün görüntüleri nelerdir? dîye soracak olursa ona şu cevap verilir: Allah dilediğini yaşatır, dilediğini öldürür. O her-şeyi yapmaya kadirdir.
O ilktir. O'ndan Önce hiçbir şey yoktu. O bütün mevcudattan Önce vardı. Çünkü mevcudatın kaynağı O'dur. O sondur. Çünkü halkın yok oluşundan sonra da O baki kalacaktır. Maddî ve manevî birçok deliller O'nun varlığına delalet ettiklerinden ötürü O'nun varlığı gün1 gibi aşikârdır, zahirdir. O, batındır. Akıllar O'nun zatının hakikatini bilemez. Vehimler dahi O'nu idrak edemezler. O herşeyi bilendir. Sahih-i Müslim'de Ebu Hüreyre'den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: "Allah'ım sen ilksin. Senden önce hiçbir şey yoktu. Sen sonsun. Senden sonra da hiçbir şey olmayacaktır. Sen zahirsin. Senin fevkinde hiçbir şey yoktur. Sen bâtınsın. Senden gizli hiçbir şey yoktur. Üzerimizdeki borcu sen eda et. Yoksulluktan zenginliğe bizleri kavuştur!" O Allah'tır ki göklerle yeri altı günde yarattı. Bu günlerin miktarını ancak Allah bilir. O, bütün mevcudatı bir anda yaratmaya muktedirdir. O bir şeyin olmasını dilediği zaman O'na ol der. O da oluverir. Ama O altı günlük müddeti anlattı ki işleri ağırbaşlılıkla yapmayı Öğrensinler. Kullar göklerle yerin yaratılışının, kendilerinin yaratılışına nisbetle daha önemli olduğunu bilsinler. Göklerle yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür, daha önemlidir.
Bundan sonra Cenab-ı Allah arş'ına yöneldi. İşi rayına oturdu, dilediği şekilde işler yoluna girdi ki bunun mahiyetini ancak O bilir.
Bu, selef ulemasının görüşüdür. Halef ulemasına gelince onlar bu cümleyi şöyle te'vil ederler: Halkı yaratma işini tamamladıktan sonra arşına isti-
vâ etti demek; Allah'ın, İşleri idare edip tedbir alması ve ayetleri tafsil etmesi demektir. Yere gireni, ona dahil olan nebatat ve tohumları, insanlarla madenleri ve defineleri bilir, "ferden çıkan ekinlerle meyveleri, suları bilir. O gökten inen yağmur, yıldız koru, melek ve ayetleri bilir. Göğe yükselen amelleri, melekleri ve diğer şeyleri bilir. O ilim ve kudreti ile her nerede olursanız sizinle beraberdir. Yapmakta olduklarınızı görendir. Göklerin ve yerin mülkiyeti O'na aittir, û'nun yargısını reddedecek, hükmünü aksatıcak hiç kimse yoktur. Bütün işler sadece AHah'a döner. Geceyi gündüze, gündüzü geceye sokar. Yani geceyi gündüzün zamanına, gündüzü de gecenin zan anma sokar. Bunun tersi de mümkündür.. Örneğin biz Mısır'da iken kışın gecelerin uzun olduğunu görü-füz. Bunafcatşıftk.yaztş- geceler kısa oluyor. İlkbahar ve sonbahacda gece ile, güHdüzün müddetleri eşit oluyor. Kudret ve hikmet sahibi olart Allah ne yücedir! O, göğüslerde saklı bulunan sırlan bilendir. Gözlerin hain bakışlı olanlarını, kalplerin gizlediği sırlan bilir. Müşriklerin ortak koştukları şeylerden de yüce ve münezzehtir.[4]
İman'a Ve Allah Yoluna Mal Harcamaya Teşvik
7- Ey İnsanlar! Allah'a ve peygamberine inanın; sizi varis kıldığı şeylerden sarfedin; aranızdan, inanıp da sarf eden kimselere büyük ecir vardır.
8- Peygamber sizi, Rabbinize inanmaya çağırdığı halde, Allah'a niçin inanmazsınız? Hem O, sîzden söz almıştı. İnanmışlar iseniz; bu çağrıya koşun.
9- Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak İçin kulu Muhammed'e, apaçık ayetler indiren O'dur. Doğrusu Allah size karşı şefkatlidir, merhametlidir.
10- Gölerin ve yerin mirasçısı Allah olduğu halde, Allah yolunda siz niçin sarfetmiyorsunuz? İçinizden Mekke'nin fethinden önce sarfeden ve savaşan kimseler, daha sonra sarfedip savaşan kimselerle bir değildirler, berikiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine cenneti vadetmiştir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
11- Allah'a kim güzel bir ödünç takdiminde bulunursa, Allah karşılığını kat kat verir, ona ..cömertçe verilecek bir ecir de vardır.
12- İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir: "Müjde; bugün içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız Cennetler sizindir." İşte bu büyük kurtuluştur.[5]
Bazı Kelimeler:
Allah'ın veya sizden önceki kimselerin halifeleri oJarak. Zerreler aleminde iken Allah tarafından sizden alınmış olan sözünüz.
Cennet.
Mekke'nin fethi. Yajıi Allah yolunda mal sarfeder.[6]
Önceki Ayetlerle İlişkisi:
Bu ayetle İnsanlan Allah'a yg Resulünç iman,etme Allah yolundu pıal arfetmeye çağırmaktadırlar. Bundan Önce de Cenab-ı Allah'ın yüce zâtının vasıfları anlatılmıştır.[7]
Açıklama:
Candan geçip fedakârlıkta bulunmak, milletleri ayakta tutan sütunların en başta geleni, davetlerin başarıya ulaşmasının temelidir. Allah yolunda ümmetin yüklerini omuzlamak ve millet hayatının ihtiyaçlarını gidermek İçin mal sarfetmek, semavî ve ilahî bir düstur olan îslamiyetin farz kıldığı vecîbelerdendir. İslamiyet bir problemi hallederken öncelikle vicdanı uyarır, dîni ruhu canlandırır bu ruhun İmanla olan bağlantısını kuvvetlendirir. Aİİah ve Resulünün rızası ile irtibata geçirir. Doğuşunun ilk zamanlarında İslâmiyet —Ki hâlâ böyledir— muhtacın ihtiyacını gidermek, devletin eksikliklerini kapatmak, ordunun teçhizatını tekmil etmek için Allah yolunda mal sarfetmeye ve fedakârlığa şiddetle ihtiyaç duymakta idi.
Ey insanlar! Allah'a ve Resulüne iman edin. Eğer kafir idiyseniz de şimdi mü'min olun. Eğer mü'min idiyseniz şu anda Allah'a tam ve eksiksiz bir şekilde iman edin. Bu imanınızı devam ettirin. Allah yolunda mal sarfedin. Bu yolda yaptığınız her hayır; size, vatanınıza ve dininize dönecektir. Elinizin altında bulunan mallardan rızayı ilahî için sarf edin. Sizler bu mal üzerinde Allah'ın halifelerisiniz. Mal Allah'ın malıdır. Hayır, O'nun hayrıdır. Siz bundan sarf edin, cimrilik etmeyin. Siz nasıl bu mallara başkasından miras alarak sahip oldunuz ise, iyi bilin ki başkaları da bu mallan sizden miras olarak alacaklardır. Ancak sağlığınızda Allah yolunda sarf etmiş olduğunuz malların, ölüm sonrası hayatta size faydası ulaşacaktır; Bir hadis-i şeriflerinde Peygamber (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Malından, ancak yeyip tükettiğin, veya giyip çürüttüğün veya sadaka olarak veripte bakî bıraktığın (kısım) sana ait olacaktır." Öyle ise sizden iman edipte mallarının bir kısmını Allah yolunda sarfeden kimseler İçin Rableri katında büyük bir mükâfat vardır. Resulullah, sizleri Rabbinize iman etmeye davet ettiği halde1 size ne oluyorda Rabbinize iman etmiyorsunuz? Başınıza ne hal gelmiştir ki Resulullah (S.A.V.) sağında Kur'an, solunda sünnet bulunduğu halde evvel emirde Rabbinize iman etmenizi veya iman etmiş iseniz imanınızı kuvvetlendirmenizi istediği, sizleri buna davet ettiği halde Allah'a inanmıyorsunuz?! Cenab-ı Allah kâinatta bulunan maddî delillerin de gösterdiği, içinizde, bedenlerinizde yer alan güdülerin de isbatladığı gibi kendisine iman etmeye sizleri kavuşturacak olan bir ahdi sizden almıştır. Heva ve heves ile kör taklitten arınmış olarak çevremize baktığımızda bu maddî delillerin ve içimizdeki güdülerin bizleri Allah'a imana kavuşturucu şeyler olduklarını görürüz. Denildi ki: Ayet-ı kerîmede geçen mi-sak'tan, yani sözden kasıt, zerreler aleminde iken Cenab-ı Allah'ın insanlardan almış olduğu şu sözdür: Allah insanları kendi nefislerine şahit kılarak
Ben sizin Rabbiniz değil miyim? diye sormuş; onlar da, evet Sen bizim Rab-bimizsin, demişlerdi.
Şu halde Resuhıllah sizleri imana davet ettiğine göre ne diye Allah'a iman etmiyorsunuz? Rabbiniz daha Önce sizden iman için söz almıştır. Artık İman etmemenizi haleli çıkaracak bir mazeretiniz yoktur. İman etmek istiyorsanız haydi Allah'a İnanın.
O Allahtır ki, kulu Muhammed'e Kur'an-ı Kerim'den apaçık ayetler ve beyyineler indirmiştir. Zahir mucizeler İnzal buyurmuştur. Bütün bunları, sizleri karanlıklardan aydınlığa, küfürden imana kavuşturmak ve dosdoğru yola iletmek için yapmıştır. Şüphesiz Allah size çok şefkat ve merhamet edendir. Bütün bunlardan sonra size ne oldu da mallarınızı Allah yolunda harcamıyorsunuz? Göklerin yerin ve ikisinde mevcut olan şeylerin mirası Allah'a aittir. Sizler, dünyadan elinizi eteğinizi çekip çıkacaksınız. Mallarınıza sahip olacak, onları devralacak olan Allah'tır. Mallarınızı sizden sonra dilediğine verecektir. Dilediği kulunun yanına o mallan bırakacaktır. Sizler ancak dünyada sağ iken yapmış olduğunuz hayırlardan istifade edersiniz. Malınıza mirasçı olacak kimseye gelince, onun işi Allah'a aittir. O'nun rızkı ve dünyadaki payı Allah .katında mevcuttur. Nice adamlar görmüşüz ki helal veya haram yoldan birçok mal ve servet yığmış, sonra onu mirasçısına terketmiştir. Mirasçısı da onu birkaç ay İçinde yeyip tüketmiştir... Har vurup harman sa-vurmuştur. O mah yığmış olan kimseye gelince, eğer o, zekâtını eda etmemiş, Allah yolunda sarfetmemiş, malı yığarken de hakkı gözetmemişse vay onun haline! Nice insanlarda görmüşüz ki az mal biriktirmiş, yahut biriktirmemiş ama yaşantısında müslümanlar için örnek bir muamele tarzı sergilemiştir. Hiç kimseye hile etmemiş ve hiçbir şahsı aldatmamıştır. Mal yığarkende helali gözetmiş, haramdan sakınmış, helal-haram demeden mal yığanlar gibi olmamıştır. Sonra ahirete göçerken de çoluk çocuğunu sırf Allah'a teslim ederek ardında bırakmış, ama çok geçmeden Cenab-i Allah onun çoluk çocuğuna mal, İtibar, zenginlik ve mutluluk bahsetmiştir. "Babalan Salih idi."[8]
Ey kardeşim! Şuna inanki, sen oğlunu zengin kılamazsın. Mala mirasçı olacak ve devralacak olan sadece Allah'tır. Sen Allah'ın hakkını eda etmeye bak. Dünyadan ve maldan sakın.
Ama bu demek değildir ki bütün malını Allah yolunda sarfedeceksiri. Hayır. Peygamber (S.A.V.) efendimizin, kendisine malının ne kadarını Allah yolunda sarfetmesi gerektiğini soran adama verdiği cevaba uygun hareket et. Peygamber (S.A.V.) efendimiz kendisine mezkur soruyu soran adama şöyle cevap vermişti: Malının üçte birini Allah yolunda sarfet. Üçte bir de çoktur. Evladını zengin olarak bırakman, onları insanlara muhtaç vaziyette bırakmadan daha hayırlıdır. (Onları zengin,bırakırsan), dilenmekten İmtina ederler. "El(Jer)ini boynuna bağlanmış yapma, tamamen de açma, sonra kinanır, hasret içinde kalırsın."[9]
Mekke fethinden önce içinizde malını Allah yoJunda infak edip müşriklerle savaşanlar, Mekke fethinden sonra malını Allah yolunda infak edip müşriklerle savaşanlarla aynı seviyede olmazlar. Çünkü onlar, Mekke fethinden sonra mallarını Allah yolunda sarfedip müşriklerle savaşanlara nisbetle Allah katında derece bakımından daha yüksektirler. Aslında hepsi de Allah katında hayırlı kimselerdirler. Allah onlara barınak yeri olarak Cenneti vadet-miştîr. Yapmakta olduğunuz işlerden Allah haberdardır.
Kimdir O, Allah'a güzel bir borç verecek olan?! Yani ihlaslı bir şekilde malının en iyisini seçerek yüce Allah'ın kendisine daha iyisini bedel olarak vereceğini umarak malını AHah yolunda sarf edecek olan kimdir?! Evet Allah'a güze! bir borç verecek olana Cenab-ı Allah'ta bu infakina karşılık kat kat sevap verir. Onun için büyük bir mükâfat vardır. İşte bu alanda biribİri-nizle yarışın: Allah yolunda malım infak edip Allah'a güzel borç verecek olan kimseler için büyük bir sevap vardır, O gün mü'min erkeklerle mü'mine kadınların nurlarının, önlerinden, sağlarından ve büîün taraflarından koşmakta olduğunu görürsün. Onlara denilir ki: Bugün Csnnete girme müjdesi var-, dır size.' Sevinin bu Cennetlere girdiğinizden ötürü! Çünkü bu Cennetlerin altından ırmaklar akmakta ve sizler de burada ebedî kalacaksınız, işte en büyük kurtuluş budur. Allah katında bundan daha büyük derece var mıdır?![10]
Kıyamet Gününde Münafıklar
13- İkiyüzlü erkek ve kadınlar, mü'minlere: "Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım" dedikleri gün, onlara: "Ardınıza dönün de ışık arayın" denir; inananlarla ikiyüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azab olan bir sûr çekilir.
14- İkiyüzlüler, inananlara: "Biz sizinle beraber değil miydik" diye seslenirler. Onlar: "Evet öyle; fakat sîzler kendiriizi aldattınız, bize pusu kurdunuz, Allah'ın buyruğu gelene kadar dinde şüpheye düştünüz; sizi kuruntular aldattı; sizi şeytanlar Allah'a karşı da ayarttı."
15- Bugün sizden ve inkâr edenlerden fidye kabul edilmez. Varacağınız yer ateştir, layığınız orasıdır; ne kötü bir dönüştür![11]
Bazı Kelimeler:
Bizi bekleyin. Nurunuzdan istifade edip aydınlanalım. Cennetle Cehenne,nı arasındaki bir sur. Nefislerinizi nifak ile imtihan edip onu fitnekârhkta kullandınız. Evet.
Uzun emel ile ecelin uzunluğu kuruntusu. Layığınız. Fidye.[12]
Açıklama:
Ey Muhammedi Hatırla o günü ki münafık erkeklerle kadınlar, nurları önlerinden ve sağlarından koşmakta olan inanmışlara şöyle diyeceklerdir: Azı-1 cık bizi de bekleyin ki nurunuzdan aydınlanalım. Çünkü kıyamet gününde mü 'minlere, amellerine göre nur verilecek, bu nurun vereceği aydınlık ile dosdoğru yolda yürüyecek ve sırattan geçeceklerdir. Münafıklar da onların nurundan istifade ederek aydınlanmak isterler, ama bu nur onlara verilmeyecektir. Buna karşm mü'minler Allah'ın kendilerine vereceği nur sayesinde, dünyada aydınlık içerisinde yürüdükleri gibi, ahirette de aydınlık içerisinde yürü yecekf erdir. Cenab-ı Allah onlara rüzgar ve zulmet verecek, bu rüzgar ve zulmet ile münafıkların nuru sönecek, mü'minler de, "Rabbimİz bizim nurumuzu tamamla" diyeceklerdir. Münafıklardan alındığı gibi kendilerinden de nurun alınmasından endişe ederek böyle diyeceklerdir. Münafıklar karanlık İçinde kalıp ayaklarının Önünü göremediklerinden dolayı müzminlere, "Azıcık bizi de bekleyin ki nurunuzdan alalım ve aydınlanalım'' diyeceklerdir. On-lara şöyle denilecek: "Ardınıza dönün ve nur arayın'.' Bu sözü onlara diyecek olan, melekler veya mü'minlerdîr. Onlar arkalarına dönüp nur aradıklarında, onlarla mü'minler arasına içi rahmet, dışı da azap olan kaim bir sur çekilecektir. İşi rahmettin Çünkü onun iç tarafı Cennettir ki, orada mü'minler bulunmaktır. Dışı da azaptır ki, orada münafıklar bulunacaktır. Münafıklar, mü'minlere: Dünyada iken biz de sizinle beraber namaz kılıp, oruç tutup savaşmıyor muyduk? diyeceklerdir. Mü'minler onlara cevaben şöyle diyecekler: Evet ama siz kendi nefislerinizi münafıklıkla İmtihan edip fitnekâr-Iıkta kullanarak helak ettiniz. Mü'minlerin başlanna felaket gelmesini ve musibetlere uğramalarım bekleyip temenni ediyordunuz. Şeytan sizi Allah hakkında aldattı. Hakikaten mutlu olan ve saadet içinde bulunan kimse, tâmaa aldanmayıp hilekârlığa meyletmeyendir. Ölümü ve korkunçluğu hatırlayan kimse ölüm sonrası durumları unutmaz. Tiıl-ü emel sahipleri ise salih amel işlemekte taksirli davranırlar. Eceli unuturlar, şeytan ise onları aldatarak batılı önlerine sürer. Allah bizi onun şerrinden korusun.
Ey münafıklar! Bugün nefsinizin ateşten kurtulması için sizden fidye de kabul edilmeyecek, mal ve oğullarınız size fayda vermeyecektir. Kafirlerden de Cehennem azabından kurtulmaları için fidye kabul edilmeyecektir. Ey münafıklar! Sizin barınacağınız yer ateştir. Lâyığınız odur. Orası ne kötü bir karar yeridir.[13]
Va'z Ve Îrşat
16- İnananların gönüllerinin Allah'ı anması ve O'ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine ki-tab verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalble-ri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir.
17- Allah'ın, yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiğini bilîn; size, akle-desiniz diye açık açık deliller anlattık.
18- Doğrusu,-sadaka veren erkek ve kadınlara, Allah'a güzel bir takdim de bulunanlara kat kat karşılık verilir; onlara cömertçe verilecek bir ecir vardır.
19- Allah'a ve peygamberlerine inananlara, dosdoğru olanlara ve Allah yolunda şehİd düşenlere, işte, onlara, Rableri katında nur vç ecir vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar da, Cehennemlik olanlardır.[14]
Bazı Kelimeler:
Yumuşayip saygı duysun ve Kur'an'ın bütün hükümlerine uysun. Vakti gelmedi mi? Kalpleri katılaştı. Zaman Şehid kelimesinin çoğulu olup Allah yolunda öldürülen kimse demektir. Bunların Cennetlik olduklarına melekler tanıklık ederler.[15]
Açıklama:
Zikir ve Kur'an dinleme esnasında mü'minlerin kalplerinin hakka saygılı olmaları ve huşu' duymaları zamanı gelmedimi ki Kur'an'ı anlasınlar, O'na İtaat edip teslim olsunlar. Mü'minlerden kalpleri huşu' konusunda gevşeyen bir grup varya, onların kalplerinin yumuşayıp hakka saygılı olmaları ve mutmain ruhlar ile Allah'ın emrini severek kabul etmeleri zamanı gelmedimi ki Allah'ı ansınlar. Kur'an'ın va'zına kulak versinler!
İbn-i Abbas (R.A.)'m şöyle dediği rivayet edilir: Cenab-ı Allah, muhacirlerden bazılarının kalplerinin huşu ve hakka saygı konusunda biraz geciktiğini görünce Kur'an'ın nüzulünden onüç sene sonra onları kınayarak şöyle buyurdu: "İnananlar için hala vakit gelmedi mi ki kalpleri Allah'ın zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalpleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar." Cenab-ı Allah, mü'minlerin, kendilerinden önce üzerlerine kitap indirilen yahudiler ve hristiyanlar gibi olmalarını yasaklamıştır. Ve yahudilerle hristiyanlara kitap indirilmiş, üzerlerinden uzun zaman geçmiş, zamanın hadiseleri kendilerini uçuruma sürüklemiş, dolayısıyla kalpleri taştan da katı hale gelecek şekilde azgınlığa meyletmiş, hak dinden uzaklaşmış, kendileri uydurdukları halde kitap yazarak onu Allah'a nisbet etmişlerdi. O kitaplarda azıcık hak varsa da çoğu batı! idi. Onların çok az bir kısmı inanmış, kitabı tahrif ve tağyir etmemişti. Ama çokları fasık olup doğru yoldan sapmışlardı.
Ey müslümanlar! Sizler bunlar gibi olmayın. Evet müslümanlar gerçekten de onlar gibi olmadılar. Kur'an'ı muhafaza ettiler. Onu değiştirmediler. Tahrifat yapmadılar. Cenab-ı Aüah ne doğru buyurmuş: "Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette O'nu yine Biz koruyacağız."[16]
Ey müslümanlar! Cenab-ı Allah, İslamın İlk çağında bazı mü'minleri bu ayetle kınamıştır. Oysaki o çağdaki müslümanlann genellikle fazilet, güzel inanç ve imanda sebat sahipleri olup kemali İslama sahip olduklarını bilmekteyiz. Ya bugünlerde yaşamakta olan biz müslümanlar için ne dersiniz?! Artık Kur'an'a dönme zamanımız gelmedi mi, yerin doğusunda ve batısındaki bütün müslümanlann hak ve hidayet yoluna dönmeleri vakti gelmedi mi? Sırat-i müştekim de yürüme zamanları gelmedi mi?! Doğruluk ile irşat yoluna ikinci kez yönelmelerinin zamanı gelmedi mi?!
Bunlarda bir gariplik, şaşılacak bir durum yoktur. Cenab-ı Allah kurak yeri, ölümünden sonra bitki ve ekinlerle dirilttiğine göre, ölmüş kalpleri de sıdk, İhlas, güzel huşu ve iman kuvveti ile diriltmeyi; muktedirdir. Cenab-ı Allah, akledip hakikatleri anlayasınız diye ayetleri size mufassal bir şekilde açıklıyor. Allah yolunda sadaka veren, O'nun uğrunda güzel borç veren kadınlarla erkeklere gelince onlar, mallarını, ihlash bir şekilde sırf Allah rızası için sarfetükleri, buna karşılık şükür ve mükafat beklemedikleri için ecir ve mükâfatları kendilerine kat kat verilecektir. Yaptıkları iyiliğe on misii ile mukabelede bulunulacaktır. Hatta yediyüz misline kadar da Cenab-ı Allah on-Iann mükafatlarını arttıracaktır, onlar için bol sevap vardır. Allah ve Resulüne sadık ve kamil bir İnançla iman eden kimselere gelince, onlar sıddıkiar (çok doğrular) ve şehidlerdirler. Rableri katında ve hükmünde sıddiklarla meşhur şehidler mertebesinde olacaklardır. Makamları yüce, mahalleri üstün olacaktır. Sıddıkiar, imanda öne geçmiş ve imanlarını derinleştirmiş olan kimselerdirler. Şehidlere gelince onlar Allah yolunda canlarını veren kimselerdirler. Onlara bu isim verilmiştir, çünkü Allah ve melekler onların Cennetlik olduklarına tanıklık etmektedirler. Denildi ki, onlar kabirlerinde diri olduklarından dolayı şahit, yani hazırdırlar. Onlar için tam bir mükâfat vardır. Kıyamet gününde nurları önlerinde, sağlarında ve her taraflarında koşacaktır, Allah ve Resulünü inkâr edip O'nun Kur'anî ve kevnî ayetlerini yalanlayanlara gelince, oniar Cehennemliktirler. Ateşte ebedî kalacak ve oradan çıkamayacaklardır. Onların kalış yerleri ne kötü bir yerdir.[17]
Dünya Ve Ahiretin İç Yüzü
20- Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalama, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekincilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğa görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azab da vardır. Allah'ın hoşnudîu-ğıı ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.
21- Ey insanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah'a ve peygamberlerine inananlar İçin hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşuşun;bu, Allah'ın dilediğine verdiği iutfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir.[18]
Bazı Kelimeler:
Bu iki kelime aynı anlama gelirler. Denildi ki laib kelimesi, dünyada kendisine rağbet edilen şey anlamına gelir. Lehv kelimesi İse insanı, ahirdi düşünmekten alıkoyan şey anlamına gelir. Yağmur. Övünme.Süs. Ekinciler. Ekinciler, yeri toprakla Örttükle-rindun ötürü bu adı almışlardır. Bazıları bu kelimenin gayr-i müslimler manasma geldiğini ifade etmişlerdir. Kurumuş çerçöp manasına gelir. Var gücü 'e hareket eder..[19]
Açıklama:
Aldatıcı dünya, dinden uzaklaşmanın sebebidir. Zayıf akıllı ve şahsivt siz kimseler bu fani dünyayı bakî ahirete tercih ederJer. Bu fani dünya, insanın Allah'tan yüz çevirmesinin, O'na saygı duymaktan uzaklaşmasının sebe bidir. Dünyayı sevmek, bütün günahların başıdır. Dünya şeytanın merk-b dir. Şeytan, insanı yoksullukla tehdit edih fuhşİyyati emreder. Allah ise sız.-kendi katından bağışlanma ve lütuf vadeder. Dünya, kalplerin katılaşma ı nın ve vicdanların değişmesinin sebebidir. Ehl-i Kitapta, dünya sebebi ile, kutsal kitaplardaki kelimeleri yerlerinden değiştirerek tahrife uğrattılar. Dünya, insanı cimriliğe ve malını Allah yolunda sarf etmemeye çağırır. Bu dünya nedir ki?! Onun içyüzünü bilmemiz daha iyi olmaz mı?!
Ey insanlar! Bilin ki dünya geçici bir şeydir. Yok olmaya mahkum bir meta'dır. Ondaki her türyü oyun ve eğlence, sahibini yorar. Çocuk oyuncağı gibi olup hiçbir faydası ve hayrı yoktur. Ondaki bütün lehviyyat, insanı, kendisine faydalı olacak şeylerden alıkoyan Oyun ve eğlenceden ibarettir. Onun me-tai, cahillerle kafirlerin süsleneceği bir zinetten başka birşey değildir. Ama akıllı ve doğru yolu bulmuş kimselerin süsleri ise derin iman ve sabit olan yakmdir. Nimetler sahibi Aİİah'ı zikretmektir. O'nun kâmil bir zat olarak varlığına inanmaktır. Kitaplarına, Peygamberlerine, ahiret gününe iman etmektir. İşte iman budur. Allah ve Resulüne inanmış kimselerin zineti budur. Oysa dünya, insanların hasep ve neseplerle övünmesidir. Mal ve evlat çokluğuyla birbirlerine karşı böbürlenmeleridir. Dünyanın geçici meşguliyetleri İşte bunlardır. İnsanı, ahireti düşünmekten alıkoyan herşey dünyadır. Sağlam mümine göre dünya, ahiretin köprüsü ve geçididir. Orada ahiref için faydalı işler yapar. Dünyanın bazı süslerinden ve güzelliklerinden yararlanır, ama o her zaman için Allah'ı anar ve O'nu hiç unutmaz. Mal ve evladın insana fayda vermeyeceği, ancak selim bir kalp ile Allah'a gelen kimsenin faide göreceği kıyamet gününde, sevap ve mükâfat elde etmek için sağlam mü'minier dünyadan istifade ederler.
Şu boş dünya süratle zeval ve inkıraza doğru yol almaktadır. O, yerden ekin bitiren bir yağmura benzer. Kafirler veya ekinciler o ekinden hoşlanırlar, ama gerçek müslümaniara gelince onlar bu ekinden dolayı hayrete kapı-lıpta başları dönmez ve aldanmazlar. Onlar böyle bir şeyi gördüklerinde şöy-ie derler: Maşaallah, kuvvet ancak Allah iledir. Onlar böylece bîr ve tek Allah'ı anarlar.
"Gümüşten pınarlar ki, etrafa parlaklık saçıyor, Zebcrced gibi dallarda akın çiçekler açıyor,
Hepsi de Allah'tan başka ilah yoktur diyor!'
Kafirin gözlerini maddiyat bürümüştür, hakikati göremez. Bazı kimseler ayct-İ kerimede geçen kafir kelimesi İle ekincilerin kasl edildiğini söylemişlerdir. İşte bu ekinciler, gördükleri ekinler ile aldanırlar. Ama çok geçmeden bakarlar ki ekin kurudu, sapsarı kesildi. O yemyeşillikten sonra kuruya-rak çerçöp haline geldi. İşte bu dünya da aynı şekilde süratle zevale doğru yol almaktadır. Kısa bir süre sonra dünyayı terkettîğinî görürsün. Elin bomboş kalır. Şayet salih amel işlemiş isen, onun sana bir yararı dokunur. Ahi-rette ise isyankarlarla günahkarlar için şiddetli bir azap vardır. İnanmışlar için Allah'tan mağfiret ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı, kendisine gönül bağlayanlar İçin aldatıcı bir meta'dan başka bir şey değildir.
Ey akıl sahipleri! Allah tarafından bağışlanmanıza sebep ve O'nun hoşnutluğuna mazhar olacak işler yapmaya koşun. Genişliği göklerle yer genişliği kadar olan Cennete koşun. O Cennet ki, Allah ve Resulüne iman edip sevinç ve tasa hallerinde mallarını infak eden, öfkelerini yutan ve insanları bağışlayarak güzel işler yapan salih amel sahiplerine hazırlanmıştır. Bu, Allah'ın dilediğine vereceği bir lütfudur. Allah, lütfü büyük olandır.[20]
Butun İşler Allah'ın Elindedir
22- Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce O, kitab'da bulunmasın. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
23- Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir. Allah, kendini beğenip öğünen hiç kimseyi sevmez:
24- Bunlar cimrilik ederler ve insanlara da cimrilik yapmalarım söylerlcr. Allah'ın buyruğundan kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah şüphesiz müstağni ve övülmeğe layık olandır.[21]
Bazı Kelimeler:
İnsana dokunan hayır veya şer demektir. Ama örfe göre bu kelime, insana dokunan şer anlamında özelleştirilmiştir. Üzülürsünüz. Yaratırız.
Mütekebbir, malı veya itibarı ile övünen kimse.[22]
Açıklama:
Kur'an-i Kerim, nefislerdeki bir hastalığı ele alıp onun tedavisi ile uğraşıyor. Bu hastalık bazan cihada, ve insanın malını Allah yolunda sarfetmesi-ne engel oluyor. İnsan bazan yoksulluğa düşmekten veya öldürülmekten kork-. tuğu için cihad etmekten veya malını Allah yolunda sarf etmekten geri duruyor. Ama O, kader oklarını geri çevirecek hiçbir gücün bulunamayacağını,takdir edilen şeyin mutlaka vuku bulacağını bilirse, Allah'a güvenen inanmış bir kaîp ile cihad edip düşmanla savaşır, maü durumu müsait olduğu takdirde, rızkın gökten geldiğine, cömertliğin insanı fakir etmiyeceğine inanarak infakta bulunur. Savaşa atılmanın, insanın mutlaka ölümüne sebebiyet vermeyeceğine İnandığı takdirde derhal düşmania savaşa koşar ve bilirki herşey Allah'ın elindedir: "Nerede olsanız, sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine ölüm sizi bular." [23]
Kuraklık, kıtlık, helak, ekin veya neslin yok olması, hastalık, ölüm veya yoksulluk gibi nefsimize isabet eden her ne türden olursa olsun yeryüzündeki musibetlerden hiçbiri Allah tarafından bir kitaba (Levh-i Mahfuza) yazılı olmadığı takdirde size İsabet etmez. Bu takdir kalemi, olacak şeyleri yaratılmanızdan önce yazmıştır. Dünya, hayalde zuhur eden bir romandan ibarettir. Ama o mahlukatm yaratılmasından Önce size hazırlanmıştır. Bütün bunlar Allah'a kolaydır. Kutlu ve yüce olan Hak Teala, elinize geçmeyenlerden ötürü hüzünlenmeyesiniz, elinize geçen nimetlerden Ötürü şımarmayasınız diye bütün bunları size haber veriyor: Ezelde taktir edilen şeyin mutlaka meydana geleceğini bilen kimse hiçbirşeyden Ötürü sevinip şimarmaz. Yine ezelde taktir edilen şeyin mutlaka kendisine geleceğini bilen kimse eline kavuşma-yan nimetlerden ötürüde hüzünlenmez. Mü'min kimse musibet anında sabreder, ganimet ve zenginlik anmda şükreder. Yasaklanan sevinç ve hüzün, caiz olmayan alanlara sirayet eden sevinç ve hüzündür. Cenab-ı Allah, müte-kebbİr ve nefsi ile gururlanan kimseyi sevmez. Mal veya itibarı ile insanlara karşı övünen kimselerden hoşlanmaz. Çünkü o, Allah'ın vermiş olduğu nimetlerde, kendisinden başka hiçkimsenin hak sahibi olamayacağı görüşündedir. Onun nefsi cimri ve aklı kısadır. İnsanlara cimriliği emreder. Mailarını Allah yolunda sarfetmelerini yasaklar. Her kim bu ilahî devalardan ve ilaçlardan yüz çevirirse; bilsin ki, Cenab-ı Allah göklerde ve yerde zengin olup övülendir. Ona muhtaç değildir.[24]
İslamda Yönetimin Esasları
25- And olsun ki peygambelerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru hareket etmeleri için peygamberlere kitab ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri var ettik.Bu, Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir.Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.[25]
Açıklama:
Andolsun biz elçilerimizin tümünü hüccetler ve mucizelerle göndedik.Beraberinde kitabıda indirdik (Bu kitab kelimesi Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an gibi kitab cinsini kapsamaktadır) Cenab-ı Allah onlarla birlikte yönetimde adalet ölçüsü olan mizanı da indirdi.Yani Peygamberinin adaletli olmalarını ferman buyurdu.Onlar yönetim ve emir sahipleridir.Onların ardı sıra gelen halifeleride böyledirler.Çünkü onlar ilahi hükümlerin uygulanmasında gözcü ve yetkili kimselerdir.Cenab-ı Allah gökten kitabları adalet ile indirdiki insanlar, doğruluğu esas olarak alsınlar. Dünya ve ahirette adaletten ayrılmasınlar. Dini ve dünyevi işlerinde doğruluktan sapmasınlar.
Cenab-i Allah demiri yaratıp meydana getirdi. Onda büyük bir kuvvet vardır.
Cenab-ı Allah kitapların indirilişini, adalet emrini ve demirin indirilmesini bir arada zikretmiştir ki bunda; kitabın teşrî kuvvetini, adaletin yargı kuvvetini, demirin ise icra kuvvetini temsil ettiğine işaret vardır. Çünkü gökten inen teşriin uygulanması İçin ancak adaletle hükmeden bir yargıca ihtiyaç vardır. Çünkü hak ancak kuvvet ile yürüyebilir. Tek başına yürüyemez. Bütün bunlar insanların adaleti ayakta tutmaları içindir. Her ne kadar olsa da zulüm, nefislerin huy ve karakterindendir.
Demirde büyük bir kuvvet ve insanlar için menfaat vardır. Bundan on-dört asır evvel, demirin bütün faydalarının bilinmediği bir zamanda söylenen bu söz, Muhammed (S.A.V.) efendimizin bu sözleri kendi kafasından uydurmadığına ve herşeyi bilen Allah katından gönderilmiş gerçek bir vahiy olduğuna delil teşkil etmiyor mu? İnsanların demirden yararlanmaları hususuna gelince; bu, zamanımızda yaşayan herkes tarafından açıkça bilinmektedir. Bütün insanlar istifade etsinler, Allah, görmediği halde kendisine ve elçilerine yardım edeni bilsin diye bütün bunları yaratmıştır. Ey Allah'ım sen ne yücesin! Cenab-ı Allah hükümleri vaz' etmiş, bu hükümleri adaletle uygulamamızı emretmiş, sonra da silah ve demirden yararlanmamız gerektiğini bize göstermiştir ki, bu dinin ancak cihad ve de savaşa tam bir hazırlık içinde bulunmakla ayakta durabileceğini bilelim. Savaşa hazır olmak, savaşı Önler. Ayet-i kerimede Cenab-ı Allah, "insanların yararlanmaları için" cümlesini gizlemiş ama "Görmedikleri halde Allah'a ve Resulüne yardım edeni bilsin diye" cümlesini açıkça ifade etmiştir ki; asıl amacın bu olduğuna işaret etsin. İnsanların maddeten istifade etmelerine gelince bu, esas gaye için bir mukaddime mesabesindedir. Şüphesiz Allah güçlüdür ve galiptir.
Ayet-i kerimenin sonundaki bu zeyil, insanların cihatla mükellef kılınmalarının, Cenab-ı Allah'ın kendilerine ihtiyacından ötürü değil de, insanların bizzat cihada karşı cüretten yararlanmaları içindir.[26]
Peygamberlerin Gönderilmesindeki Gaye
26- And olsun ki Nuh'u ve İbrahim'i Diz gönderdik; ikisinin soyundan gelenlere peygamberlik ve kitab verdik; soylarından gelenlerin kimi doğru yoldadır, birçoğu da yoldan çıkmıştır.
27- Onların izleri üzerinden peygamberlerimizi ardarda gönderdik; Meryem oğlu İsa'yı da ardlanndan gönderdik ve ona İncil'i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet duygulan koyduk; üzerlerine Bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah'ın rızasını kazanmak için ortaya attıkları rahbaniyete bile gereği gibi riayet etmediler; içlerinde inanmış olan kimselere ecirlerini verdik; ama çoğu, yoldan çıkmışlardır.
28- Ey İnananlar! Allah'tan sakının, peygamberine inanın kî, Allah size rahmetini iki kat versin; size ışığında yürüyeceğiniz bir ışık var etsin; sizi. bağışlasın; Allah bağışlayandır, acıyandır.
29- Kitab ehli bilsinler ki, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemezler; lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir; Allah büyük lütuf sahibidir.[27]
Bazı Kelimeler:
İzinden yürüdü ve ona tabî oldu, ardisıra geldi. Bu İki kelime aynı manaya gelir. BazÜan demişler ki bu iki kelime birarada zikredildiğinde ra'fet kelimesi şerri def etmek, rahmet kelimesi de hayır ve sevgiyi celbetmek manasını ifade eder.
Ruhbanlık, ibadet ve ruhî riyazette aşın gitmek. İnsanlardan kopmak. Lezzetli yiyecek ve içeceklerle evlenmekten uzak durmak. İki pay.[28]
Açıklama:
Andolsun ki Nuh'u eîçi ve peygamber olarak gönderdik. O, insanlığın ikinci babasıdır. Sonra İbrahim'i de peygamber ve elçi olarak gönderdik. O da Arapların atasıdır. Kitabı ve peygamberliği bunların zürriyetlerine verdik. Bütün peygamberler bunların soyundandır. Kendilerine peygamber gönderilen kavimlerin bir kısmı doğruluğu ve hidayet yolunu buldular, ama çokları haktan sapan fasiklar oldular. Bu, Cenab-i Aliah'ın peygamberlere uyguladığı bir yasasıdır. Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın.
Sonra bunların ardısıra Meryem oğlu İsa'yı peygamber olarak gönderdik. Ona, tahrif edilmemiş sağlam İncil'i kitap olarak verdik. Yoksa bugünkü hristiyanların ellerinde bulunan İncil'i değil.."; Çünkü bugünkü İncil'de teslis inancı vardır. İsa'nın haça gerildiği anlatılmaktadır. Allah birdir, tektir' herşey kendisine muhtaç olduğu halde O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Do-ğurmamıştır, doğurulmamıştır. O'nun dengi yoktur. Allah, ülül azm peygamberleri düşmanlarından kurtarmış, onları kafirlerin tecavüzlerine karşı korumuştur Nuh'u suda boğulmaktan korumuştur. Musa'yı Fir'avn'dan, İsa'yı yahudilerden, Muhammedi de müşriklerin tuzaklarından korumuştur. Alaycıların .çerleri onlara kötülük olarak yeter. Kaldı ki İsa'nın çarmıha gerildiğine dair İncil'de yer alan teori, batıllık delili kendisinin içinde bulunan bir teoridir. Bunu akıl kabul etmez, şeriat onaylamaz, ama insanların çoğu bilmiyorlar. Senin Rabbin, İsa'nın havarilerinin kalplerine ve onun imanda onc geçen dostlarının gönüllerine sevgi ve şefkat duygularını koymuştu. Onlar kendi aralarında biribirlerine merhamet eden kimseler idüer. Onların kendi yanlarından uydurmuş oldukları bir ruhbanlığı kalplerine yerleştirdi. Onlar kendi nefislerinden bu ruhbanlığı uydurup icad ettiler. Yoksa biz re'sen bunu onlara vecibe kılmadık. Onîar bir bid'at olarak bunu kendi yanlarından icad ettiler. Ve nefislerini bu ruhbanlığa riayet etmekle yükümlü kıldılar. Amaç olarak Allah'ın rızasını gözlüyorfardı, ama buna da hakkıyla uymadılar. Ve bu ruhbanlığa gereği gibi riayette bulunmadılar. Bu ruhbanlık onlara göre bir nevî adak haline gelmişti. Bizde de adak adayan kimse bu adağını yerine getirmezse kınanır. İsa'ya tabi olanların ilkleri bu ruhbanlığı icad etmişler ama sonradan gelenler buna riayet etmemişlerdi. Onlardan —ister Peygamber (S.A.V.) efendimizden önce vefat etmiş olsunlar. İster O'nun zamanına kadar yaşayipta müslüman olmuş olsunlar— sahih bir inançla, iman edenlere sevap ve mükafatlarını verdik, ama onların birçoğu Hak'tan sapan fasik kimselerdirler. Zira onlar sahih İncil'e iman etmediler ve Muhammed (S.A.V.)'in peygamberliğine de inanmadılar. Ey Allah ve Resulüne iman edip sürekii bir şekilde takva üzerine bulunup imana mülazemet edenler, eğer siz böyle yaparsanız size iki pay verilir. Böylece masiyetler dolayısıyla helak olmaktan kurtulur ve önünüzde size yer gösterecek bir nura kavuşur, mağfirete mazhar olursunuz. AHah çok bağışlayan ve esirgeyendir.
Bazıları, yukarıdaki ayet-i kerimenin şu anlama geldiğini ifade etmişlerdir: Ey isa'ya iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve O'nun azabından korunmaya çalışın. Muhammed'e de iman edin ki ilahî rahmetten iki paya sahip olasınız. Bunlardan biri, İsa'ya inandığınızdan, diğeri de Muhammed'e iman ettiğinizden ötürü size verilecektir.
Bunu size bildirdik ki; bizden sizin kitabınıza iman eden kimseler için iki sevap olduğunu ve sizin kitabınıza iman etmeyen kimse için de sizin sevabınız gibi sadece bir sevap olduğunu iddia eden Ehl-i Kitap bilsinler ki, onlar Allah'ın Iütfundan, yani iki sevaptan hiçbirine nail olmayacaklardır. Muhammed (S.A.V.)'in peygamberliğine iman etmedikçe ve onun risaletle görevlendirilmesinden sonra sadece İsa peygambere inanmış olmaları onlara bir fayda sağlamaz. Müslümanlara: "Bizden, sizin kitabınıza iman etmeyen kimseler için bir sevap vardır." demeleri, batıl mı batıl bir sözdür.
İyi bilin ki lütuf ve ihsan sadece Allah'ın elindedir. O, bunları dilediğine verir. Allah, lütfü büyük olandır.[29]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/137.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/137-138.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/138.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/139-140.
[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/140-141.
[6] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/141.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/141-142.
[8] Kehf: 82.
[9] İsra sûresi: 29.
[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/142-144.
[11] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/144-145.
[12] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/145.
[13] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/145-146.
[14] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/146-147.
[15] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/147.
[16] Hicr sûresi: 9.
[17] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/147-148.
[18] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/149.
[19] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/149-150.
[20] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/150-151.
[21] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/151-152.
[22] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/152.
[23] Nisa sûresi: 78.
[24] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/152-153.
[25] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/153.
[26] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/153-154.
[27] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/155-156.
[28] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/156.
[29] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/156-157.
İslami Okul Okulların En Önemlisi