Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mücadele Süresi - Kuran - 058Mucadele - 1. Sayfa

MÜCADELE SÜRESİ 2

Meal 2

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 2

Ziharın Hükmü. 3

Meal 4

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 4

Gizli Konuşmak Ne Zaman Yasaktır?. 5

Meal 5

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 6

Meal 7

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 7


MÜCADELE SÜRESİ

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- (£y  Rasûlüm!)   Kocası hakkında  seninle  tartışan  ve Allah'a şikayette bulunan o kadının sözünü Allah işitmiştir. Al­lah ikinizin de konuşmasını işitir. Zira Allah işiten ve görendir.

2- İçinizden hanımlarına zihar yapanların, hanımları on­ların anneleri değildir. Onların anneleri ancak kendilerini doğu­rup dünyaya getiren kadınlardır. Kuşkusuz ki onlar çirkin ve ya­lan bir laf söylüyorlar. Fakat Allah affedici ve bağışlayıcıdır.

3- Kadınlarına zihar yapıp, ayrılmak isteyen, sonra da de­diklerini geri alanlar, hanımlarıyla temas etmezden önce bir kÖ-le azad etmelidirler. Size öğütlenen  (keffâret) budur. Allah bü­tün yaptıklarınızdan haberdardır.

4- Kim azad edecek bir köle bulamazsa hanımıyla birleş­mezden önce birbiri ardınca iki ay oruç tutsun. Kimin gücü bu­na yetmezse altmış yoksulu doyursun. Bu emir Allah'a ve pey­gambere inanmanız içindir. Allah'ın hududu bunlardır. Kâfirler için acıklı bir azap vardır.

5- Allah'a ve Rasûlü'ne karşı gelenler kendilerinden önce­kilerin alçaltıldığı gibi azaltılacaklardır. Biz (bu hususta) apaçık ayetler indirdik. Kâfirler için rezil edici bir azap vardır.

6- O gün Allah onlann tümünü diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onlan birbir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir. [1]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

Medine Dönemi'nde nazil olmuştur. 22 ayettir.

(1-6) «(Ey Rasûlüm!) Kocası hakkında seninle tartışan ve...»Bu Ayetlerin Tefsiri

Bu sureye «mücadele» denildiği gibi «mücadile» de denilmek tedir. Hatta «Mücadile» denilmesi daha maruftur. Aynı zamanda bu sureye «Kad Semia» Suresi de denilmektedir. Ubeyy'in musha-fmda «Zihar Suresi» diye yazılmıştır. îbn Abbas ve tbn Zübeyr'den gelen rivayete göre bu sure Medeni'dir. Kelbi ve İbn Said «Sure Medeni'dir ancak 7. ayet müstesnadır» demiştir.Ata «Surenin ilk on ayeti Medeni'dir, diğerleri Mekki'dir» der. Beyzavi ise bunun tam aksini söyler. Bu sure Mekki sayıma ve ayrıca Medine'deki sayıma göre 21 ayettir. Diğer sayımlara göre ise 22 ayettir. Teysir' de «Bu sure, 24 ayettir» diye geçmektedir Fakat Kitab'ul-Adefte bu rakam marufun hilafıdır denilmiştir!

Kelimeleri 473, harfleri 1792'dir. Daha önceki sure ile münase­betine gelince Hadid Suresi Allah'ın fazlıyla sonuçlandı. Bu sure ise Allah'ın fazlıyla açılmaktadır. Hadid Suresi'nin başında Allah' m isimleri, sıfatlan zikredildi. Bu sure de «Allah mücadele edenin kavlini dinledi» şeklinde Allah'ın sıfatlan ile başlamaktadır.

Allah'a şikâyette bulunan Salebe'nin kızı Havle'dir. Bazı mü-fessirler «Hakim'in km Havle'dir» derlerken, bazılan da «Onun ismi Havle değil Cemile'dir» demişlerdir. Fakat en doğrusu ismi­nin Havle olmasıdır. Kocası Evs bin Samit'tir. Übade bin Samit'in kardeşi idi.

Hz. Ömer halife iken halkla beraber Havle'nın yanından geçti, bir merkebe binmişti. Havle, Hz. Ömer'i durdurdu, uzun bir za­man ona va'z'da bulunduktan sonra dedi ki: «Ya Ömer! Sana da. ha önce Umeyr deniliyordu. Sonra Ömer sonra Emirulmüminin denildi. Ey Ömer! Allah'tan kork. Kesinlikle ölüme inanan bir kim­se fevtolmaktan korkar. Hesaba iman eden bir kimse asaptan korkar».

Hz. Ömer durmuş, onun sözlerini dinliyordu; Hz. Ömer'e de­nildi ki: «Ey Müminlerin Emiri! Sen böyle ihtiyar bir kadın için nasıl bu kadar bekliyorsun?»                                  ,

Hz. Ömer: «Allah'a yemin ederim, bu kadın beni gündüzün başından sonuna kadar durdursaydı ben ancak farz namazlara gi­derdim ve yerimden kıpırdamazdım. Siz bu ihtiyar kadının kim olduğunu biliyor musunuz? Bu, Salebe kızı Havle'dir. Allah yedi tabaka göğün üstünden onun sözlerini dinledi. Alemlerin Rabbi onu dinler de Ömer nasıl dinlemez!» dedi.

Aişe validemiz şöyle anlatır: «İşitmesi her şeyi kapsayan Al­lah ortaktan yücedir. Ben Havle binti Salebe'nin kelâmını dinli­yordum. Basıları da bana gizli geliyordu, onları işitiyordum. O, kocasını, Allah'ın Rasûlü'ne şikâyet ediyordu ve diyordu ki: «Ey Allah'ın Rasûlü! O benim gençlik zamanımı yedi. Benim karnım onun için çocuklar çıkardı. Yaşım ilerleyince çocuk doğuramaz olduğum zaman bana zihar yemininde bulundu. Yarab! Bu derdi­mi sana anlatıyorum». Havle durmadan bunu söylüyordu, ta ki Cebrail birinci ayeti getirinceye kadar». (Bu hadisi îbn Mace Sü-nen'inde rivayet etmiştir. Buhari de Hz. Aişe'nin sözünü daha Ön­ce başka bir tarzda rivayet etmiştir.)

Urve der ki: «Kocası hastalıklı bir kişiydi. Onun elemlerinden bazısı ona isabet etmişti ve hanımına 'Sen benim üzerimde anne' min zahri gibisin' dedi. Cahiliye Döneminde ila ve zihar talak sayı­lırdı. Rasûl-ü Ekrem'e gelerek meseleyi sordu, Hz. Peygamber ona «Sen kocana haram oldun» dedi. Havle «Allah'a yemin ede­rim, kocam talak kelimesini telaffuz etmedi» dedikten sonra «Ben Allah'a şikâyet ediyorum. Fakirliğimi, tekliğimi, sıkıntımı, kocam­dan ayrılmamı, amcamın oğlundan ayrılmamı Allah'a şikâyet edû yorum. Onun için benim karnım çok çocuk doğurdu» dedi. Bütün bunlara rağmen Rasûl-ü Ekrem «Sen kocana haramsın» dedi. O, Rasûlullah'a durmadan müracaat ediyor, Rasûlullah da «sana ha­ramdır kocan» diyordu. Sonunda bu ayet nazil oldu.»

Allah'ın Rasûl-ü, Evs'e «Bir köle azat et» deyince, Evs, «Buna kudretim yetmez» dedi. Rasûlullah «O halde arka arkaya iki ay oruç tut» dedi. Evs, «Ben günde üç defa yemek yemeği unuttuğum zaman gözlerim görmez olur» dedi. Rasûl-ü Ekrem «O halde kef-faret olarak altmış fakire yemek yedir» dedi. Bunun üzerine Evs «Böyle bir imkânım da yoktur. Ancak sen bana bir yardımda, bir sılada bulunursan» dedi, Rasûl-ü Ekrem ona onbeş sa' yardımda bulundu ve böylece Cenab-ı Hak'tan yardımıyla sahabiler ona kef-faret verecek kadar yardım ettiler.

Bazı rivayetlere göre, yanında da onbeş sa' vardı ve bu da alt­mış fakire kafi gelirdi, denilmiştir.

«Tahavure» fiili karşılıklı konuşmak; yani bir nevi müzakere etmek demektir. «Tucadilu» fiili ise karşısındaki zatla mücadele etmek, onunla tartışmak demektir. [2]

 

Ziharın Hükmü

 

«Yuzahirune» fiili mufaalat babındandır. Ve sırt mânâsına gelen zahr kelimesinden gelir. Zihar burada kişinin hanımına «Sen bana annemin sırtı gibisin» demesidir.

«Sen benim için annemin sırtı gibisin»; yani sen bana haram­sın. Benim için seninle ilişki kurmak artık helâl değildir, demek­tir. Zihar'in tafsilatı fıkıh kitaplarında mevcuttur. Cahiliye döne­minde ve İslâm'ın başlangıcında «Sen benim üzerimde annemin sırtı gibisin» sözü; yani zihar, talak (boşanma) sayılıyordu.

îmam Malik'e göre kadın zihar yapamaz. Zira Cenab-ı Hak «Sis erkeklerden hanımlarına zihar yapanlar» buyuruyor. Koca­larına zihar yapan kadınlar dememiştir. Zihar ancak erkeklere ait­tir. Sadece onlar yapabilirler.

«Onlar sözden münkeri ve yalanı söylemiş olurlar». Münker olması şer'an, aklen ve tab'andır. Çünkü insamn karısı annesi ol­maz. Yalan olması da haktan uzak, bâtıl bir söz söylemiş olduğu içindir. Zihar büyük günahlardandır ve bu ayetlerden anlaşıldığı­na göre de haramdır. Çünkü ziharda Allah'ın hükmünü Allah'ın izni olmaksızın tebdil etmek cüreti vardır. Bu yönden zihar birçok büyük günahtan daha tehlikelidir. Zira insan böyle bir şeye ina­nırsa o vakit küfre kaymış olur. Benzetme hem bunu hem de baş­ka bir mânâyı muhtemeldir. Onun için Cenab-ı Hak «sözün mün-kerini ve yalanını söylüyorlar» buyurmuştur. Bunun için de en büyük keffaret vacib olmuştur.

3. ve 4. ayetler ziharın hükmünü tefsir etmektedirler. Cenab-i Hak bunun münker bir emir olduğunu açıkladıktan sonra onun hükmünü tafsile yöneldi: «Kadınlarına zihar ettikten sonra söyle­diklerine dönenler» cümlesi hakkında değişik yorumlar vardır: Bu cümlenin mânâsı şu da olabilir: «Sonra ikinci kez öyle yapmaya dönenler!» Şu mânâ da muhtemeldir. «Onlar söylediklerini nak­zetmek, kaldırmak, izale etmek suretiyle O'na dönerler». Bu ihtimal müçtehidlerin çoğunun görüşüdür. Sonra bu hususta mücte-hidler birkaç yorum belirtmişlerdir:

1- İmam Şafii'ye göre Zihar'dan sonra boşamayı mümkün kılacak bir zaman olduğu halde koca sükût edip hanımım boşama-mışsa bu bir dönüş sayılır. Çünkü kişi kadınıyla zihar ettiğinde onu kendisine haram etmeyi kastetmiştir. Eğer zihann arkasında onu boşasaydı başlamış olduğunu tamamlamış   olurdu,   keffaret de olmazdı. Madem ki boşamadı, bu delâlet eder ki başlamış ol­duğu işten pişman olmuştur. O zaman onun üzerine keffaret vacip­tir.

îbn Abbas «Dönüş»ü pişmanlıkla tefsir etmiştir. Yani onlar pişman olurlar ve hanımlarıyla tekrar ülfete dönerler.

2- İkinci görüş, Ebu Hanife'nin görüşüdür. Dönüş burada cinsi ilişkinin,-şehvetle kadına bakmanın mubah olmasından iba­rettir. Zira kişi kadınını annesine bu şeylerin haram olması husu­sunda benzettiğinde ve sonra da bunlara helâl etmeyi kastettiğinde daha önce yapmış olduğunu yıkmış oluyor demektir. Yani «Sen bana annemin sırtı gibisin» sözünü kaldırmış olur!

3- Üçüncü görüş, İmam Malik'in görüşüdür: Kadınla cinsi ilişki kurma azmidir. Yani bu hususta azmetti mi dönüş yapmış oluyor demektir. İmam Malik'in içtihadı îmam Azam'm içtihadına yakındır.

4- Dördüncü görüş, dönüş onunla   cinsi ilişki   kurmaktan ibarettir. Bu, Hasan Basri, Katade, Tavus ve Zühri'nin görüşüdür.

«Allah'a ve Rasûlü'ne iman etmeniz, Cenab-ı Hak'kın kanunla­rıyla amel etmeniz için ve cahiliyette üzerinde bulunduğunuz sis­temi bırakmanız için bu durum size açıklanmıştır». Bu surede be­lirtilen hükümler Allah'ın hududlandır. Onları geçmek caiz değildir. Onlarda durmak lazımdır. Bu hududları aşan, Allah'ı din­lemeyen ve bunlarla amel etmeyen kâfirler için elem verici bir azap vardır. Bu azap onların küfürlerinden dolayıdır. Dikkat edi­lirse bu ayette. Cenab-ı Hak kendisinin çizdiği hududu geçen bir kimseye kâfir demiştir. Bu, hududu geçmekten insanları şiddetle menetmek için kullanılmıştır. Tıpkı Al-i İmran Suresi'nin 97. aye­tinde «Kefere» maddesinin bu gaye ile kullanılmış olması gibi.

«Yuhaddune» fiili Allah ve Rasûlü'ne düşmanlık yaparlar, on­lara karşı gelirler demektir. Burada müşareket sigası kullanılmış­tır; çünkü Allah ve Rasûlü'ne karşı gelen herkes sanki ayrı bir hududa saldırıyor, ayrı bir cihetten geliyor. Beyzavi «Mezkûr fiil koyarlar, seçerler mânâsına gelir», diyor. Yani Allah'ın ve Rasû-lullahın hudutlarından başka hudutlar seçerler, koyarlar demek­tir.

«Kubitu» fiili rezil olurlar, mahrum olurlar demektir. Bu, Ka-tade'nin yorumudur. Veyahut da öfkelenirler demektir ki bu da Ferra'ya aittir. Veya mahrum olarak reddedilirler demektir ki bu da Ebu Zeyd'in yorumudur. Bu ayet müfessirlerin çoğuna göre Hendek Günü'nde Medine'yi muhasara altına alan müşriklere işa­ret eder. Bazıları «Bedir Günü'ne işarettir» demişlerdir. Bazıla­rına göre de mazi sigası, burada muzari mânasını ifade eder! Ya­ni gelecekte böyle olacaklardır demektir. Dolayısıyla bu, kâfirlere karşı müminler için bir müjdedir.

«Halbuki biz apaçık ayetleri indirmiştik»; yani onlar düş­manlıklardan dolayı bu ayetler indiği halde helak oldular. Bu ayet­ler Allah'a ve Rasûlü'ne karşı gelen ve daha önceki ümmetler için nazil olan ayetlerdir. Veya Allah'ın Rasûlü Hz. Muhammed'in doğ­ruluğuna delâlet eden ayetlerdir. [3]

 

Meal

 

7- (Ey Rasûlüm!) Göklerde ve yerde olanları Allah'ın mu­hakkak bilmekte olduğunu görmez misin? Gizli konuşan üç ki­şinin dördüncüsü mutlaka O'dur. Beş kişinin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az ve çok da olsalar mutlaka O onlar iledir. Son­ra yaptıklarını Kıyamet Günü'nde kendilerine haber verecektir. Kuşkusuz ki Allah herşeyi bilendir.

8- (Ey Rasûlüm!)   O gizli söylemekten menedilen  kimse­leri bilmez misin? İşte kendisinden yasak edildikleri şeye dön­mektedirler. Günah, düşmanlık ve peygambere karşı gelme hu­susunda f ist İd aş maktadırlar. Sana geldikleri zaman seni Allah'ın selamladığı bir surette selamlıyorlar. Kendi aralannda da «Al­lah  bizi bu söylediklerimizle azablandırsa ya»  diyorlar.  Onlara cehennem yeter.  Oraya gideceklerdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!

9- Ey iman edenler! Fısıldaştığınız zaman günah, düşman­lık ve peygambere isyan hususunda fısıldanmayın; iyilik ve takva üzerine konuşun. Huzurunda haşrolunacağınız Allah'tan (azabın­dan) sakının!

10- Muhakkak ki iman edenleri üzmek için yapılan fısıltı şeytandandır. Oysa Allah'ın izni olmadan, o onlara hiçbir şeyle zarar verici değildir. Bütün müminler sadece Allah'a dayansın­lar.

11- Ey iman edenler!  Sizlere meclislerde «yer açın» denil­diği zaman hemen yer açın ki Allah da size genişlik versin. «Kal­kın»  denilince  de  hemen kalkın ki Allah sizden iman edenleri yükseltsin. Kendilerine ilim verilenler içinse dereceler vardır. Al­lah bütün yaptıklarınızdan haberdardır! [4]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(7-11)  (Ey Rasûlüm!) Göklerde ve yerde olanken...»Bu Ayetlerin Tefsiri

uNecva» kelimesi mastardır. Gizli konuştular, fısıldaştüar de­mektir. Bu kelime esasında yerden biraz yüksek olan tepeciklere denir. Gizli konuşanlar da yanlanndakilerden ayrılarak yerin yük­sek bir yerine çıkarak konuşmalarını yaparlar. Yani üç kişi gizli konuşurlarsa onların dördüncüsü mutlaka Cenab-ı Hak'tır. Beş kişi gizli konuşursa onların altıncısı mutlaka Cenab-ı Hak'tır. Yani onların aralarında cereyan eden konuşmaları dinler. Onlar nerede olurlarsa, mesela yerin altında olsalar da Allah onları bilir. Çünkü Cenab-ı Hak için mekânın yakınlık ve uzaklığı fark etmez. Cenab-ı Hak ayette niçin üç ile beş rakamım tahsisen söylüyor. Onları zik­rediyor da başka bir sayı zikretmiyor? Bunun nedenlerinden biri şudur: Münafıklardan bir grup geride kalarak fısıldaşıyordu. Bu­nu da müminlerin öfkelenmesi için yapıyorlardı. Geri kalan grup üç veya beş kişiydi. Bunun üzerine «Onlardan üç veya beş kişi sizin gördüğünüz gibi fısıldanırlarsa, onlar az da olsa, çok da olsa, kesinlikle Allah onlarla beraberdir, onların dediklerini du~ yar». Bu yoruma binaen ayet bir vakıayı tariz etmektedir: îbn Ab-bas'tan rivayet edildiğine göre bu ayet Amr'm oğlu Rebia ile Ümeyye'nin oğlu Saffan hakkında nazil olmuştur.

İbn Süraka şöyle bir iddiada bulunur:   «İkiden yukarı olan fısıldaşmaya «Necva» denilir. İki kişi arasında olana da «Strar» (gizlilik) denilir». İbn îsa «Her sırar necvadır» der. Bazıları da şöyle derler: «Gizli konuşma çoğu zaman şura için olur. Bu Oa ancak adedi az kimseler için bahis konusudur. Bunun için en uy­gunu gizli konuşanların, istişare edenlerin üç, beş, yedi, dokuz gû bi tek olmalarıdır. Ta ki ihtilaf olduğu zaman bir taraf ağır gelsin. Hz. Ömer kendisinden sonra gelen halifeyi seçmek için şura mec­lisinin altı kişiden oluşmasını emretmiştir. Çünkü halifeliğe ancak altı kişiden birisi layıktı.»

8. ayet İbn Abbas'ın rivayetine göre yahudiler ve münafıklar hakkında nazil olmuştur. Onlar müslümanlardan ayrılarak fısılda-' sırlardı. Onlar müslümanlara bakarlar, gözleriyle işaret ederler, müslümanlara akrabalarının başına bir şeyler geldiği vehmini ve­rirlerdi. Onlar müslümanîann akrabaları gelinceye kadar bu du­ruma devam ettiler. Ve bu durum onlardan tekrar tekrar zahir olunca müslümanlar onları Rasûlullah'a şikâyet ettiler. Rasûl-ü Ekrem onlara «Müminleri bırakmalarını, tek başlarına fısıldaşma-yı terketmelerini» emretti. Onlar ise bu yasağı çiğnediler.

Mücahid diyor ki: «Bu ayet yahudiler hakkında nazil olmuş­tur», İbn Said ise, «Münafıklar hakkında nazil olmuştur ve hitap Rasûl-ü Ekrem'edir. Başındaki hemze de hayret içindir» der. Mu-zari sigası kullanılmasından anlaşıldığına göre onlar bu işi zaman zaman yapmaktaydıylar. Aynca o acaib manzarayı insanların göz­leri önüne getirmek için bu siga kullanılmıştır. Onlar düşmanlık ve peygamberle istihza için fısıldaşırlardı. Onların yapmış olduk­ları günahın ne kadar şeni ve korkunç olduğunu belirtmek için Rasûlullah'a yapılan iki hitap arasında onun Rasûllük vasfı da zik­redilmiştir.

«Getirdiklerinizden ve bıraktıklarınızdan Allah'ı gözetiniz, O'ndan korkunuz. Çünkü sadece ve sadece O'nun huzurunda haş-rolunacaksmız».

«Necva», yani düşmanlık ve Peygamber'e isyan hususundaki gizli konuşmalar şeytandandır. Çünkü şeytan onlara bunu süslü gösteriyor ve onları buna teşvik ediyordu. Böyle olması, müminle­rin mahzun olması içindir. Ama şeytan veya bu tarzda gizli gizli konuşanlar Allah'ın izni olmadıkça müminlere hiçbir zarar vere­mezler. [5]

 

Gizli Konuşmak Ne Zaman Yasaktır?

 

Müminlerin kendi aralarında gizlice fzsıldaşmaları bazen ya­saktır. Buhari, Müslim, Tirmizi ve Ebu Davud, îbn Mesud'dan şöy­le rivayet ederler. Allah'ın Rasûlü şöyle buyurdu: «Siz üç kişi ise. niz iki kişiniz fısüdaşmasın. Ta ki inanlara katıldığınız zamana kadar», yani çok olduğunuz zaman gizlice konuşabilirsiniz ki sizin bu gizli konuşmanız üçüncü kişiyi üzmesin. Bir hususta gizli konu­şulacağı vakit, üç kişinin ikisi üçüncü kişinin bilmediği bir dille konuşsunlar. Tabi bu, üçüncü kişiyi rahatsız ettiği takdirde böy­ledir. Allah necva ve fısıldaşmayı yasakladıktan sonra anlaşıldı ki cemaatla beraber oturmak gerek. Bu sefer cemaatla beraber otur­manın adabını belirten şu ayet geldi:

«Ey iman edenler! Size meclislerde yer açın dendiği saman genişletin...» Yani kim olursa olsun, biri size yer açın dediği za­man onun oturacağı yeri açın, orada ona zulmetmeyin!

«Yer açın ki Allah da size rahmetinde veya cennetteki konak­larında veya göğsünüzde veya rızkınızda genişlik yapsın».

Bazılarına göre «Allah'ın genişlik yapmasından maksat, nerede genişliği irade ederseniz orada yapar demektir».

Size gelenlere yer açmak üzere «ayağa kalkınız» denildiğinde ayağa kalkın, gecikmeyin! Hasan Basri, Katade ve Dahhafc «Ayetin mânâsı bir savaşa, bir namaza veya bir taata çağrıldığınızda derhal icabet edin, demektir» dediler. Bazıları da «peygamber'in meclisinden kalkmanız istendi­ğinde hemen kalkın. Çünkü BasûUi Ekrem bazı durumlarda İs. lâm hakkında tek başına kalmayı veya kendisine mahsus vazife, leri yerine getirmek için yalnız olmayı istiyordu» demişlerdir. Böy­lece hüküm umumileştirildi ve denildi ki: «Bir meclisin veya evin sahibi mecliste bulunanlara kalkın dediği zaman hemen buna ica. bet etmek, kalkmak lâzımdır». Bunu bir ihtiyaç için yapmak, eğer daha büyük bir mefsedete yol açmıyorsa caizdir. Evet, gelen bir insan başka birini kaldırıp onun yerine oturmak isterse bu uygun değildir. Nitekim Malik, Buhari, Müslim ve Tirmizi, İbn Ömer'den şöyle rivayet ediyorlar:

Allah'ın Rasûlü buyurdu: «Sakın bir kişi diğer bir kişiyi ye-tinden kaldırıp onun yerine oturmasın. Fakat genişletme yapın».

«Eğer genişletme yaparsanız Allah sizden mümin olanları Kı­yamet Günü'nde yükseltecektir. Ayrıca meşru ilim sahiplerini bir. çok derecelerle yükseltecektir».

îman edenler üzerine ilim sahiplerinin atfedilmesi, hassın anim üzerine atfı demektir. Çünkü iman edenler daha iyi bilir. Fakat onları tazim etmek için, sanki onlar başka bir cins imiş gibi Ce-nab-ı Hak kendilerini özellikle zikretmiştir. Ve buunn için de ayet­te mevsul olan «elleziy» kelimesi tekrar edilmiştir.

îlim ve alimlerin faziletine delâlet eden hadisler sayılmaya­cak kadar çoktur. Fakat benim nezdimde onların fazileti hakkında gelen ve İmam Ebu Hanife'nin müsnedinde İbn Mesud'dan riva­yet edilen şu hadis en ümid verici olanıdır: «Allah alimleri Kıya­met Günü'nde bir araya getirir ve onlara şöyle der: Ben hikmeti

mi sizin kalbinizde ancak hayrı irade ettiğim için kûdtm. Cennete gidin. Sizden sadır olan her şeye rağmen ben sizi affettim» [6]

Celaleddin Suyuti EI-Ahkâm adlı kitabında diyor ki: «Bir grup şöyle dedi: «Bu ayetin mânâsı, Allah alim olan müminleri alim ol­mayan müminlerden derece derece üstün kılmış. Bu nedenle onla­rın hatırı için yer açın buyurmuştur.» Bu ayet de alimlerin mec­lislerde en üstte oturmalarını ve en yüksek yerde oturanların kal­kıp kendilerine yer vermelerini ortaya koyan bir delil ihtiva et­mektedir. [7]

 

Meal

 

12- Ey iman edenler!  Peygamberle mahrem birşey konuş­mak istediğinizde, bu  konuşmanızdan önce sadaka veriniz.  Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Eğer (sadaka) bulamaz­sanız şüphesiz ki Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir.

13- Gizlice konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktü-nüz mü?  Çünkü bunu yerine getirmediniz. Fakat Allah tevbe-nizi  kabul  etmiştir.  Öyleyse namazınızı  kılın,  zekâtınızı verin. Allah'a ve peygamberine itaat edin. Allah  işlediklerinizden ha­berdardır.

14- (Ey Rasûlüm!)   (şu münafıklara)   bakmaz mısın? Al­lah'ın gazap etmiş olduğu bir kavme yardaklık etmektedirler. On­lar ne sizdendirler ne onlardan. Bilip dururlarken de yalan yere yemin ederler.

15- Allah onlara  (münafıklara)   şiddetli bir azap  hazırla­mıştır. Gerçekten onların yaptıkları ne fena işlerdir!

16- Onlar yeminlerini kalkan edindiler ve   (insanları)   Al­lah'ın yolundan   (dininden)  çevirdiler.   Bunun için onlara rezil edici bir azap vardır.

17- Onlann  mallan  da,  çocukları  da onlardan,  Allah'tan hiçbir şey savamaz!  Onlar cehennemliktirler. Orada temelli ka­lıcıdırlar.

18- Allah'ın onları hep biraraya toplayıp dirilteceği gün size yemin ettikleri gibi O'na da yemin edecekler ve sanacaklar ki bir­şey üzerindedirler. Bilin ki onlar yalancıların tâ kendileridir!

19- Şeytan onları istila etmiş ve onlara Allah'ı anmayı unut­turmuştur. İşte onlar şeytanın grubudurlar. İyi bilin ki şeytanın grubu zarar edenlerin  tâ kendisidir.

20- Allah'a ve Basûlü'ne muhalefet edenler var ya! Onlar en zeliller arasında yer almaktadırlar.

21- Allah yazmıştır: «Muhakkak ki galip gelecek olan ben ve peygamberlerimdir». Kuşkusuz ki Allah güçlüdür, yegâne gâ-libtir. [8]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(12-21)   «Ey iman edenler! Peygamberlerle mahrem bir şey...» Bu Ayetlerin Tefsiri

12. ayet Rasûlullah'm tazimini ve fakirlerin yararını, ihlaslı in­san ile münafığın ayırdedilmesini, ahiret dostu ile dünya dostunun arasimn tefrik edilmesini sergileyen bir ayettir. Bu ayet Rasûl-ü Ekrem'in gizli konuşmak suretiyle meşgul ve rahatsız edilmemesi lüzumunu getirmektedir. İbn Abbas'tan ve Katade'den şöyle riva­yet ediliyor: Müslümanlardan bir grup Rasûl-ü Ekrem'i kenara çe­kerek çok konuşuyorlardı. Hiçbirinin buna ihtiyacı da yoktu. An­cak Rasûlullah'm nezdindeki mertebelerini göstermek için böyle yapıyorlardı. Peygamber de büyük bir müsamaha sahibiydi. Hiç kimseyi geri çevirmezdi. Cenab-ı Hak bu ayeti bunun için gönder­di.

Mukatil'den rivayet edildiğine göre zenginler Rasûlullah'a ge­liyor, onunla çokça gizli konuşuyorlardı. Ve fakirlere de meclis­lerde yer bırakmıyorlardı. Hz. Peygamber bu durumdan rahatsız oluyordu. Uzun uzun oturmaları, gizlice konuşmaları peygambe­ri rahatsız ediyordu. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.

«Sadaka verin» emrinin burada mendup olup olmadığı yani vermenin kişinin ihtiyarına kahp-kalmadığı hususunda ihtilaf edil­miştir. Lâkin bu ayet kendisini takip eden 13. ayetle neshedilmiş-tir. Bazıları «Bu ayet zekât ayetiyle neshedilmiştir» demişlerse de birinci görüş daha kuvvetlidir. Rasûlullah ile gizlice konuşma hu­susunda verilecek olan sadakanın miktarı tayin edilmemiştir. Bu hususta çok da az da verilebilir.

13. ayet indiğinde Hz. Peygamber «Allah bu ümmetten tahfif etti» buyurdu. Bu ayetin hükmünü ancak Hz. Ali tatbik etti. Ha­kim, Îbn'ul-Munzir ve Abd bin Humeyd, Hz. Ali'den şöyle riva­yet ediyorlar: «Allah'ın Kitab'ında bir ayet vardır. Benden önce hiç kimse o ayetle amel etmemiştir. Ve benden sonra da onunla amel edemeyeceklerdir. Bu ayet necva ayetidir. Necva ayeti indi-ğinde benim yanımda bir dinar vardı. Onu on dirheme sattım. Rasûlullah ile gizli konuşmamda bir dirhem veriyordum. Sonra bu hüküm neshedildi ve bu ümmetten hiç kimse artık bu hüküm­le amel etmedi. Bunun üzerine de 13. ayet indi».

Bu hükmün ne kadar yürürlükte kaldığı ihtilaflıdır. Mukatil'e göre on gün, Katade'ye göre ise gündüzün bir saati kadar, bazıları ise «Bu hükümle amel edilmezden önce bu hüküm neshedildi» de­miştir. Fakat bu görüş doğru olamaz. Çünkü hadisler Hz. Ali'nin bu ayeti tatbik ettiğini açıklamaktadır.

«E-Eşfaktum» cümlesi «korktunuz mu» şeklinde tefsir edilmek­tedir. İbn Abbas'tan gelen rivayete göre «sadakayı vermekte cim. mestiniz mi?» demektir. Yani korktunuz, sadaka vermek husu­sunda cimrileştiniz ve bu size ağır geldi!

Mukatil bin Hayyan'a göre konuşmadan önce sadaka verme hükmü on gece yürürlükte kalmış, sonra neshedilmiştir. Kelbi «Sa­dece bir gece kaldı» diyor. İbn Abbas «Sadece gündüzün bir saati kalmıştır» der. Katade bu hususta İbn Abbas'a katılmaktadır.

Bunu işlemediğiniz için ve Allah size ruhsat verdiği için farz namazı ikame edin ve zekâtı verin. Böylece zekatın farz olması bu sadakayı ortadan kaldırdı. Bu ayetten anlaşıldığına göre nesh, fiilden önce de olur. Yani bu hüküm hiç işlenmediği halde neshe-dildi. Fakat daha önceden de belirtildiği gibi Hz. Ali'den «Sadece ben bu hükmü işledim» şeklinde gelen rivayet zayıftır. Cenab-ı Hak onu işlemediğiniz için, Allah ruhsat verdiği için namazı kı­lın, zekâtı verin diyor. «İşlemediğiniz için» tabiri hiçbir müslüma-nın bunu işlemediğine delâlet eder. [9]

14. ayetin başındaki istifham münafıkların halinden taâccub içindir. Münafıklar yahudileri kendilerine dost tutarlar, onlarla fi­kir alışverişi yaparlardı. Sonra da müminlerin sırlarını onlara nak­lederlerdi.

Ayetin başındaki hitap Rasûl-ü Ekrem'edir. Yani «bakmaz mu sın, Allah'ın gazabına uğrayan bir kavmi kendilerine dost ve yar. dimcı edinenlere?» O yahudileri dost edinenler sizden; yani mü­minlerden veya yahudilerden de değildirler. Çünkü münafıklar, iki grup arasında mütereddid bir şekilde dolaşıp durmaktadırlar. Hadisi şerifte münafikın durumu şaşkın koyunun durumuna ben­zetilmiştir. Bu koyun iki sürü arasında dolaşıp durur, hangisine tabi olacağını bilmez.

«Bilerek yalan yere yemin ederler» cümlesindeki yalandan, maksat, «biz müslümamz» demeleridir. Bazı müfessirlere göre ise «Biz Rasûluîlah'a küfretmedik» demeleridir.

«Cunneten» kelimesi onu kendilerine siper yaptılar, kalkan it­tihaz ettiler ki kanlan akıtılmasın, malları alınmasın, demektir.

«îstehveze» fiili galip geldi demektir. Yani şeytan onların akıl­larını mağlup etti, vesveseleriyle onlara galip geldi. Küfrü onlar için süslü gösterdi ve onlar da küfre tâbi oldu.Ragib «Bu fiil «havz» kökünden gelmektedir. Bu da devenin arka ayaklarının arkasında durarak onu itelemek, sürmek demek­tir ki süratli gitsin» demiştir.

«Hizb» kelimesi asker ve etba demektir. «Onlar şeytanın hiz­bidirler», yani ordusu ve etbaıdırlar.

20. ayet şeytanın ordusunun niçin mağlûp olduğunu ve niçin zarar ettiğini Delirten bir hükümdür.

«Ezelline» kelimesi Allah tarafından zelil, rezil edilmiş kimse­ler demektir. Zelil edilenler arasında bulunmalarının gerekçesi de 21. ayette belirtilmektedir. Zira Levh'il-Mahfuz'da hükmedilmiştir ki Allah Teâlâ «Ben ve peygamberim galip geleceğiz» diyor. Allah ve peygamberinin galip gelmesi hüccet ve kılıçla veya kılıç yerine kullanılan harp aletleriyle, ya da sadece birisiyle olacak­tır.

Kılıçla galip gelmek diğer peygamberler zamanında tahakkuk etmiştir. Çünkü Cenab-ı Hak Peygamber düşmanlarının çoğunu gönderdiği çeşitli azaplarla helak etmiştir. Nuh'un kavmini tufan-la, Salih'in ve Lut'un kavmini sarsıntılarla, rüzgârlarla helak et­miştir. Savaş ise bizim peygamberimizle müşrikler arasında ol. muştur. Rasûl-ü Ekrem her ne kadar bu savaşlarda bazan mağlûp olmuşsa da netice Hz. Peygamber'indir. Onun etbaı da kendisin-den sonra kıyamete kadar böyle olacaklardır. Fakat bir şartla: Din düşmanlarına karşı cihadlan Rasûlullah'm düşmanlarına karşı ci­hadı gibi olmalıdır. Yani sadece Allah nzası için olmalıdır. Her­hangi bir şekilde mülküne mülk, saltanatına saltanat katmak veya başka bir dünya menfaatini elde etmek için olmamalıdır. Evet, böyle bir mücahid mutlaka yardım görür, galip gelir.

Bazıları «Ayetteki galebe çalmak sadece hüccetle galebe çal­maktır» demiştir. Çünkü hüccetle galebe çalmak Adem'den beri gelmektedir. Fakat bu yorum ayetin zahirinin zıddını ifade etmek­tedir. Sebebi nüzulden de uzaktır. [10]

 

Meal

 

22- (Ey Rasûlüm!) Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanmakta olan bir kavmin, babaları veya oğullan veya kardeşleri veya bü­tün aşiretleri de olsalar Allah'a ve Rasûlü'ne baş kaldıran bir kimse ile dost olduğunu göremezsin. Onlar yok mu! Allah onla­rın kalplerine imanı yazmış ve onları kendisinden bir ruh ile des­teklemiştir. Onları, içinde sonsuza dek kalıcı oldukları halde, alt­larından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Allah onlardan hoşnud oldu. Onlar da Allah'tan hoşnut oldular. Onlar Allah'ın hizbidir, iyi bilin ki Allah'ın hizbi felaha erenlerin kendileridir. [11]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(22)   «(Ey Rasûlüm!) Allatyave Ahiret Günü'ne...» Bu Ayetlerin Tefsiri

Mücadele Suresi'nin 22. ayeti bazı rivayetlere göre Hz. Ebu­bekir Sıddık hakkında nazil olmuştur. Zira İbn'ul-Munzir, İbn Cü-reyc'ten şöyle rivayet ediyor: Ebu Kuhafe, (Ebubekir'in babası) müslüman olmazdan önce Rasûl-ü Ekrem'e küfretti. Ebubekir ona bir yumruk vurdu ve o yere düştü. O gidip. Rasûl-ü Ekrem'e bu dununu arzedince: «Ey Ebubekir! Sen bu işi yaptın mı?» diye sordu. Onun «evet, yaptım» şeklinde cevap vermesi üzerine: «O halde, ikinci kez bunu yapma» dedi. Ebubekir: «Allah'a yemin ede­rim, eğer yanımda kılıç olsaydı onu vururdum» dedi. Bir rivayette «O'nu öldürürdüm» dedi. İşte bunun üzerine bu ayet inmiştir.

Bazılarına göre bu ayet Ebu Ubeyde bin Abdullah bin Cerrah hakkında nazil olmuştur. Zira îbn Ebi Hatim, Tabarani, Ebu Nu-aym ve Beyhaki İbn Abbas'tan ve Abdullah bin Şevzab'ten böyle rivayet etmişlerdir.

Ayet Rasûlullah'a veya hitaba elverişli olan herkese hitap et­mektedir. Keşşaf, «Bu kelam tehyil babındandır. Yani insana, iman eden bir kavimde müşriklerden herhangi birisine karşı sev­gi olduğunu görmeyi hayal etmek dahi muhal ve mumtenidir! Ga­ye, mümin bir kimse için bunun uygun olmamasıdır» der.

Bazı kimseler «Kâfire karşı sevgi, imanı kâmil olan hiçbir ka­vimde görülmez ve görülmemelidir, demektir» demiştir. Müşrik­leri sevmekten maksat, onlara yardımcı olmak, arka çıkmaktır. «Allah ve Rasülü'ne karşı gelenler»den maksat, kâfirlerdir. Bazı rivayetlerde fasıklar da buna dahil edilmişlerdir. Rivayetlerde açık­ça «Fasık kimselerin yardımcısı olmak, onlara arka çıkmak, müş­riklere yardim etmek ve arka çıkmak gibi haramdır» denilmek­tedir.

Ayette sevgi gösterilmesini zikredilenlerden maksat, sadece babası, kardeşi değildir. Yani yakınlarının tamamı buna dahildir. Kendisiyle alâkası olan herhangi yakını böyle olursa müslümanın onları terketmesi gerekir! [12]

MÜCADELE SURESİNİN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/23.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/24-26.

[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/26-29.

[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/31.

[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/32-34.

[6] Alusi, Ruh'ukMeanî, cilt: 28, sh: 28-29

[7] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/34-36.

[8] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/38.

[9] Kurtubi, Ahkam'ul-Kur'an, cilt: 17, sh: 303

[10] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/39-42.

[11] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/43.

[12] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/44-45.